MehMet Gürs ve AnAdolu MutfAğı
Transkript
MehMet Gürs ve AnAdolu MutfAğı
PAXadvisor R E S TO R A N P R O F E S YO N E L L E R İ N İ N D A N I Ş M A N I YIL: 1 SAYI: 3 MAYIS 2016 Mehmet Gürs ve Anadolu Mutfağı Yeni menüsü ile Andoni Luis Aduriz ÜYE RESTORANLARA ÖZEL YAYINDIR 1 12015 11201 9 Her kışın bir baharı var… Z or bir kışı geride bıraktık. Terörün yarattığı lanetli hava önce bizim ülkemizi, sonra Avrupa’yı sardı. Acı, korku, hüzün ve adı henüz konmamış bir sürü hasar benliğimize yapıştı, kaldı. Eskisi gibi olabilmek zor, bu kadar acıdan sonra… Evlerimize kapandık. Daha az paylaştık. Daha az yaşadık hayatı. Daha az güldük, daha az buluştuk, konuştuk geçen kış. Sonra birden Nisan geldi; İstanbul’a en çok yakışan erguvanlar, mor salkımlar ve yeşilin binbir tonuyla. Boğaz hareketlendi, sahiller doldu, lokantalar canlandı. Seyyar satıcılar bile çoğaldı. Bütün kış yerle bir olmuş cirolar biraz kendine gelir gibi oldu. Erguvan rengi bir umut, İstanbul’u sardı. Adana Portakal Çiçeği, Alaçatı Ot Festivali derken bahar Ege ve Akdeniz’de de kutlandı. Şimdi Mayıs geliyor, Hıdırellez’le yeşili, doğayı kutsayacak, bolluk ve bereket dileyecek, doğanın döngüsünü baharın hevesleriyle karşılayacak, ateşlerden atlayacak ve güzel yarınlar için umut etmeye devam edeceğiz. Gastronomi sektörü hızla gelişiyor. Her açıdan. Çalışanlarımız daha meraklı, daha öğrenmeye açık. Yenilik yaratmak, doğruyu ve güzeli aramak, kayıp lezzetleri keşfetmek, yerel üreticiyi bulmak, kollamak ve daha güzel sunmak gayreti, geniş kitlelerde karşılık buluyor. Sadece sektörü yönlendirenler değil, izleyenler, yani tüketici de sunulan yemeğin, içeceğin kıymetini artık daha iyi biliyor. Toplumsal bir gelişme bu. Mutfağımız, geleneğimiz yaşıyor, gelişiyor. Turyid olarak kurulduğumuz andan itibaren misyon edindiğimiz ‘Gastronomi Turizmi’ kavramı bugün hem devlet, hem yerel yönetimler, hem de akademik çevreler tarafından referans kabul ediliyor. Turyid Yönetim Kurulu ve Turyid proje gruplarının yürüttüğü çalışmalarla farklı katmalarda nitelikli sonuçlar alınıyor. 2016 yılı sonuna doğru Turyid, uluslararası bir gastronomi zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Zirve, hiç şüphesiz ki turizm sektörüne ışık tutacak yeni anlayışların aktarıldığı, dünyada gastronomi turizmi konusunda yol almış ülkelerin başarı hikâyelerinin paylaşıldığı, benzersiz bir platform olacak. Gaziantep’in ‘Unesco Gastronomi Şehirleri’ kapsamına alınması hepimiz için büyük bir gurur kaynağı elbette. Unesco’nun, ‘insanlığın somut olmayan kültür mirası listesi’nde ise Keşkek, Mesir Macunu, Kahve Kültürü ve Geleneği daha önce yer almış, bize has değerler. Bunları çoğaltmak bizim elimizde, her bölgenin kendine has öyle farklı değerleri var ki, saymakla bitmiyor. Urfa’nın ‘sıra gecesi’ olarak bilinen derin müzik kültürü, bunu daha mı az hakediyor? Hayır! Sadece üzerine düşünmek, sahiplenmek ve yüceltmek gerekiyor. Gastronomi ve eğlence sektöründe dünyanın en iyileri arasındayız. Çok iyi restoranlarımız, harika şeflerimiz, kaynaklarımız var. Anadolu ve Trakya’nın tüm nimetleri bizim. Neşeyi, sevinci, coşkuyu, lezzeti yaşatmak görevimiz. Biliyoruz ki bu karanlık dünya, bize hiçbir şey yapamayacak. Baharın yeşiline, Ege’nin mavisine bulanacağız yeniden. Restoranlar yine dolacak, taşacak, kadehler kalkacak, güzel şarkılar çalınacak, balıklar boğazdan gelip geçecek… Ebru Köktürk Koralı Turyid Yönetim Kurulu Üyesi “Maliyetleri mi Düşürüyorsunuz, Yoksa Standartları mı?” S Atif Malik PaxAdvisor Genel Yayın Yönetmeni Leaders Club Turkey Başkanı Sizlere, Leaders Club Turkey tarafından düzenlenen, ilginç bir etkinliği bildirmek istiyorum. 26 Mayıs Perşembe günü, Leaders Club Turkey Uluslararası Bilgi Değişim günü. Facebook & Dünya Mutfak Zirvesinde, uluslararası konuşmacılarla, nadiren rastlanacak bir gün. Bu etkinlikte sınırlı yer olacak. Güncellemeler, detaylar ve kayıt için, lütfen www. leadersclubturkey.com adresini ziyaret ediniz. Diğer uluslararası etkinlikler ve güncellemeler içinse lütfen www.leadersclubinternational.com adresini ziyaret ediniz. 4 PAXadvisor on zamanlarda sıkça sektörden arkadaşlar işletmelerinin cirosal anlamda düşüşe geçtiğini söylüyor ve yapabilecekleri konusunda benim fikir ve önerilerimi soruyorlar. Genellikle yapılabilecekler arasında akıllara ilk gelen şey ise maliyetleri düşürmek oluyor. Peki, maliyetlerimizi düşürmeye çalışırken standartlarımızı düşürmemek için neler yapabiliriz? PaxAdvisor’un bu sayısında, sektörde geçirdiğim 20’den fazla yılda tecrübe kazanmış biri olarak, keşfetmiş olduğum bazı şeyleri olarak sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle böyle bir durumda kendimize soracağımız ilk soru şu olmalıdır: “Satışlara mı, kâra mı odaklanmalıyım?” Yanıt ortadadır; satış olmadan kâr olmaz. Ancak, işletmecilerin çoğunun, maliyetleri azaltarak kâra odaklandıklarını görmek, oldukça ilginçtir. Finans konusundaki dinamiklere geçmeden önce, daha belirgin noktalardan birisi ile başlayalım: Satışlarım neden düşüyor? Seçenekler neler? Müşteriler nerelere gidiyor? Müşterilerin bu gibi kriz anlarında verdikleri tepkileri anlayabilmek için gelin öncelikle segmentlerimize göz atalım. Sektörümüzde genel olarak üç ana segment bulunmaktadır: Fine Dining, Fast Casual ve Quick Service. Normalde, kriz durumunda her bir segmentten gelen konukların genellikle segment değiştirdiklerini ya da harcamalarında daha ihtiyatlı hale geldiklerini, ancak yine de aynı standartları sürdürmeyi istediklerini görüyoruz. Bu da ‘değer’ konusunu daha önemli hale getirmektedir. Sonuç olarak, rekabetçi olmak kaçınılmaz olsa da bu yalnızca daha ucuz fiyat politikası demek değildir. Finans konusuna gelecek olursak, öncelikle genel satış bileşiminin daha derinden incelenmesinin ve pahalı kalemlerin gözden geçirilmesinin gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu kalemlerin kriz durumlarında en az satan ve daha yüksek üretim maliyetlerine sahip olduklarını göreceksiniz. Mevcut stoğunuzda bu ürünlerin ihtiyaç duyduğunuzdan fazlasını tutmadığınızdan emin olun; söz konusu olan paradır ve boş yere beklemesi veya ziyan edilmemesi gereklidir. Satışları değerlendirirken yapılması gereken şeye gelince; marketteki benzer rakipleri de içeren bir liste oluşturup karşılaştırmalı bir değerlendirme yapın ve hepsini derecelendirin. En başarılı olanı belirledikten sonra nedenini düşünmeye başlayabiliriz. Önlem olarak hemen indirim planları önermeyeceğim, çünkü bu zamanla müşterilerde düzenli bir beklenti oluşturacaktır. Bunun yerine restorandaki müşterilere sunulan kompliman niteliğindeki jestlerin yapılmasını önereceğim. Biraz önce bahsettiğim gibi gereksiz pahalı menü kalemlerini çıkararak ‘değerlerinizin’ daha iyi idrak edilmesini sağlayın. Ekibinizi benzer ürünlerden tekrarlamalı satış yerine daha dostane olan önermeli satış konusunda yönlendirin. Bu şekilde kazandıkları bahşişleri ve fazlasını haketmelerine imkan verin! Ayrıca onlar için, kendi servis alanlarında fazladan yaptıkları satışlarından elde edilen, kârdan hesaplanmış bir ikramiye planlaması sistemi de önerebilirim! Ciro-satış azalmalarını ve kâr kayıplarını yaşadığımız zamanlar, hayati önem taşır! Bu gibi durumlarda sadece otomatik olarak maliyet kesintilerini ele almak yeterli değildir. Unutmayalım ki, öncelikli sorun satışlardaki düşüştür. Bir şeylerin yanlış gitmesini beklemeyin, önlemek için gerekeni yapın; en başarılı ve sürdürülebilir işletmeler, bunu her zaman yaparlar. 12 ülke için geliştirdiği 147 yazar kasa modeli ve uluslararası tecrübesiyle sektörünün lideri Profilo Ödeme Sistemleri, şimdi de Yeni Nesil Yazar Kasalar ile esnafımızın yüzünü güldürüyor. iSTER MASAÜSTÜ iSTER MOBiL Yeni Nesil Yazar Kasa Profilo YK-8200 Yeni Nesil Yazar Kasa POS Profilo Verifone VX680-E1 4 satır kullanıcı, 2 satır müşteri ekranı Kullanımı kolay 35 tuş ergonomik klavye EFT POS, 1D/2D barkod okuyucu terazi/yazıcı ve çekmece portu (3 seri, 2 USB) Uluslararası Vesa montaj standardı 6 kademeli kullanım açısı GPRS/PSTN (Opsiyonel) EFT POS’larla uyumlu 100.000 PLU 400 Mhz Güçlü CPU * Opsiyonel 2” Seiko Yazıcı Kullanıcı Dostu Yüksek Güvenlik Uzaktan Güncelleme 3,5” dokunmatik ekran Tüm kredi kartlarıyla uyumlu 19 Banka uygulamasını destekler NFC Temassız Kart Okuma EMV Level 1,2 güvenlik sistemi Geleceğe Hazır MSR, Smart Card PCI 3.X 10.000 PLU GPRS Terminal Yönetimi Sadakat Uygulamaları* Ethernet NFC* PAXadvisor D E S T E Ğ İ Y L E PİH Tasarım Mühendislik ve Üretim Danışmanlığı Tic. Ltd. Şti. adına İmtiyaz Sahibi & Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ceyhun C. Canbazoğlu [email protected] Genel Yayın Yönetmeni Atif Malik Katkıda bulunanlar Yaz Yazıcıoğlu Editör Şebnem Soral Tamer Yayın Kurulu Yaz Yazıcıoğlu, Gürkan Ergüneş, Pelin Gönül Şahin, Eda Günaydın, Lale Moshiri Bağış, Doruk Kasoğlu Özel Projeler Direktörü Eda Günaydın [email protected] Marka İletişimi Direktörü Lale Moshiri Bağış [email protected] Reklam [email protected] Yönetim Yeri Cihangir Mah. Kazancı Yokuşu, Sağıroğlu Sk. No: 14/4 34433 Beyoğlu +90 (212) 243 79 96 www.paxadvisor.com [email protected] YAPIM noema c r e a t i v e & c o n t e n t w w w . n o e m a . c o m . t r Ajans Direktörü Doğa Özkan [email protected] Sanat Yönetmeni Erdi Bozkurt [email protected] Redaktör Seyit Göktepe Fotoğraflar Necdet Kösedağ Yeryüzü Görsel İletişim Merkezi www.yeryuzuiletisim.com Katkıda Bulunanlar Nesrin Conker, Serkan Şentürk Gülbahar Mahallesi Bozbey Sk. No: 4/1 Mecidiyeköy-İstanbul +90 (212) 264 00 92 [email protected] BASKI Uniprint Basım Sanayi ve Ticaret A.Ş. Ömerli Köyü, Hadımköy, İstanbul Cad. No: 159 34555 İstanbul Telefon 0 212 798 28 40 pbx Faks 0 212 798 20 63 Reklamlar, reklam veren şirketlerin sorumluluğundadır. Dergimizde yayımlanan yazı ve fotoğraflar, yayıncının izni alınarak, kaynak belirtilerek, tam veya özet alıntı yapılarak kullanılabilir. Yayın Türü: Yerel süreli iki aylık dergi 6 PAXadvisor Cenk Baysan Pelin Gönül Şahin Defne Ertan Tüysüzoğlu Öğretim Görevlisi, Le Cordon Bleu Türkiye Direktörü Defne Ertan Tüysüzoğlu, 1993 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümünü bitirdikten sonra, lisans derecesini 1996’da Michigan State Universitesi, The School of Hospitality Business bölümünden aldı. Mesleki eğitim için Divan Oteli (İstanbul), Hilton Oteli (Ankara), Morels (Detroit, MI), Bistro 110(Chicago, IL) gibi farklı otel ve restoranlarda çalıştı. Scoozi (Chicago, İL) adlı İtalyan lokantasında müdürlük yaptıktan sonra Çırağan Palace Hotel Kempinski’de Laledan Restaurant’ın müdürlüğünü üstlendi. Hünal’s Brasserie yöneticiliğini yaptıktan sonra Darüşşafaka ve Parkorman’da The North Shield Pub açtı.2004 yılında bir grup girişimci ile birlikte Gruppo Turizm İşl. A.Ş.’yi kurdu. Gruppo bünyesinde Brusketta, Karadabalık ve ulusal bir zincir olan Kırkpınar Lokantası gibi farklı konseptler geliştirdi. Ertan Tüysüzoğlu, Şarap Dostları Derneği, Mutfak Dostları Derneği ve Chaine des Rotisseur Derneği üyesidir.Türkiye MSU Mezunlar Derneği’nin Başkan Yardımcılığı görevini yapmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde doğup, tüketim psikolojisi lisans derecesini Washington D.C.’de tamamlamış olan Yaz Yazıcıoğlu, ayrıca Amerikan Hava Kuvvetleri’nde uçuş mühendisliği eğitimi alarak, subaylık yapmıştır. Bankacılık, perakende, medya ve teknoloji sektörlerinde profesyonel yöneticilik yapmış olan Yazıcıoğlu, üniversite yıllarından beri F&B sektöründe TripAdvisor/TheFork hobi olarak çalışarak Ülke Müdürü deneyim kazanmıştır. 2000’li yıllardan itibaren Türkiye’de restorancılık sektörüne danışmanlık vermiş olan Yazıcıoğlu, uluslararası A+ tüketim dergisi “Elephant Life Style” isimli derginin yayıncısı olmuştur. Seyahat ve gastronomi tutkunu olan Yazıcıoğlu, fotoğrafçılıkla ilgilenmektedir. Tüketim psikolojisi alanındaki uzmanlığınla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Selin Ekim Dünyanın önde gelen aşçılık okullarından Le Cordon Bleu’den “Diplome de Cuisine” ile mezun oldu. Ardından Lyon’da Institut Paul Bocuse’de “Intensive Pastry” okudu. Gastronomiye ve farklı ülkelerin mutfaklarına duyduğu ilgi nedeniyle 25 yıldır seyahat ediyor. 80’den fazla ülke 400’e yakın şehire yolculuk etti. Şarap ile ilgili tüm dünyada geçerli “Wine & Sprit Education Trust” 2. seviye sertifika sahibi olup, “California Culinary Institute of America” da Yemek-Şarap uyumu programını tamamladı. Dünyanın önde gelen tüm şarap üretici ülkelerinde bağ bozumları ve tadımlara katıldı. Şarap ve yemekle ilgili seyahatlerine halen devam ediyor. 30 yıllık çalışma hayatında barmenlikten, genel müdürlüğe kadar hemen her pozisyonda görev alarak yükselen Cenk Baysan, eski milli basketbolcu ve film yönetmenidir. Boston’daki üniversite yıllarında ayrıca tiyatro eğitimi de almış olan Baysan, kendini farklı yönlerde geliştirmeye çalışmıştır. Yönetmenliği esnasında yaptığı filmler ile uluslararası başarılara imza atarken, son 3 yıldır ise dünyada eğlence ve yiyecek içecek sektöründe trendlere yön veren bir Türk markası olan 360 Entertainment Group’un genel müdürü olarak kariyer hayatına devam etmektedir. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra “Kalkınmanın Ekonomi Politiği” üzerine yüksek lisansını tamamlamak için gittiği İspanya’da sıkı bir gastronomi takipçisi olan Pelin Gönül Şahin, bu sayıda “Gastronomi Turizmi” dosyası ile Enrique Ruiz de Lera ve Luis Castellanos röportajlarına imza attı. Barcelona’da Avrupa Birliği projelerinde proje uzmanı olarak çalışan Pelin aynı zamanda sıkı bir TED hayranı olarak TEDxBarcelonaChange 2013’ü co-organize etti. Sosyal girişimcilere destek veren global platform MakeSense’in Barcelona chapter’ının kurucu ortağı oldu. İspanya startup ekosistemindeki deneyimlerinden sonra Türkiye’ye dönen Şahin, şu an girişim destekleme platformu StartersHub’ın çatısı altındaki global hızlandırma programı Startupbootcamp’in İstanbul ayağı olan Startupbootcamp İstanbul’da COO görevini yürütüyor. Dergimize uluslararası dosyalarda katkı sağlayan Şahin, gastronomi alanında güncel araştırmalar yapıyor. Luis Castellanos Felsefe üzerine doktora yapmış ve dille ilgili nöroloji bilimden etiğe kadar farklı teoriler üzerinde çalışmıştır. İnsan davranışlarının tahmini analizleri alanında uzmandır ve kurumsal şirketlere bunların yanı sıra dünyaca ünlü sporculara ve şeflere verdiği danışmanlıklarla tanınan Luis Castellanos, aynı zamanda El Jardin de Junio isimli nöroloji bilimi araştırmalarına öncülük eden ve bu araştırmaların yönetim, spor, eğitim ve gastronomi gibi sektörlere uygulanması üzerinde çalışan şirketin kurucusudur. Üst düzey yönetim danışmanlığı, konferans konuşmacılığı ve uygulamalı nöroloji bilimi üzerine de danışmanlık veren ve insanların duygu ve davranışlarını analiz ederek bunların sonuçlarını iyileştirmek için çalışan Castellanos’un birlikte çalıştığı isimler arasında dünyaca ünlü şefler Ferran Adria, David Muñoz ve Andoni Aduriz yer almaktadır. Özden İlhan Özyeğin Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Gastronomi ve Mutfak Sanatları Lisans Programı Araştırma Görevlisi/ Gıda Mühendisi Özden İlhan lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden 2011 yılında almıştır. Gıda Bilimi ve Güvenliği yüksek lisans derecesini, Jean Monnet Burs Programı kapsamında HeriotWatt Üniversitesinde 2012 yılında tamamlamıştır. Yüksek lisans tezi, “Türkiye’de Uygulanan Gıda Kontrol Sistemlerinin Etkinliğinin, Avrupa Birliği ve İngiltere ile Karşılaştırılarak İncelenmesi”dir. Halen Ankara Üniversitesi’nde “Gıda bileşenlerinin mikroenkapsülasyonu” konulu Doktora çalışmasına devam etmektedir. Güray Gültekin Güray Gültekin 1998 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlığı bölümünden mezun oldu. Üretim, Yiyecek & İçecek ve Sağlık & Sağlık Teknolojileri sektörlerinde; seçme ve yerleştirme, yetenek yönetimi, performans yönetimi, ücretlendirme ve yan haklar, bordrolama, eğitim ve gelişim, yetenek yönetimi vb. tüm İnsan Kaynakları süreçlerinin yurt içi ve yurt dışı organizasyonlarda tasarımı, geliştirilmesi ve uygulanması aşamalarında yönetici olarak görev aldı. Startup projeleri, şirket birleşmeleri, due diligence, re-organizasyon projelerinin İnsan Kaynakları alanlarının yönetiminin yanı sıra Eğitim ve Danışmanlık şirketlerinde uluslararası akreditasyonlarla “Eğitimci” ve “Ölçme ve Değerlendirme Danışmanı” olarak farklı sektörlere yönelik birçok projede görev aldı. Sağlık & Sağlık Teknolojileri, Ağırlama (otelcilik, yiyecek & içecek) sektörleri başta olmak üzere danışman ve eğitimci olarak çalışmaktadır. PAXadvisor 7 ÜYE LİSTESİ 8 PAXadvisor 1924 İSTANBUL 360 İSTANBUL 360 İSTANBUL EAST A’JIA ALANCHA ALCOHOLOCO ANJELIQUE BABYLON BANYAN BAR BAR ROSSA BY DİVAN BEBEK BALIKÇISI BEJ BEYAZ FIRIN BIG CHEFS BİG PLATE BORSA RESTAURANT BRASSERIE BRİDGE RESTAURANT CAFE 40 CAFE DU LEVANT BY DİVAN CAFE ZONE CAKES&BAKES CANTINERY CARLOTTA CAVIAR HOUSE & PRUNIER CENTO PER CENTO COLONIE CURCUNA ÇUBUKLU 29 DA MARIO DELİ CATESSEN DİLEK TERZİOĞLU DAVET ORG. DİVAN BRASSERİE DİVAN FENERBAHÇE FARUK ILGAZ DİVAN LOKANTA DİVAN PUB DRAGON EMPORIO ARMANI RISTORANTE ESCALE ESPRESSO LAB FAR EAST RESTAURANT FENIX FERAH FEZA FISH CLUB FRANKIE ISTANBUL GINA GO MESO GO MONGO GRAM HAİ SUSHİ - DİVAN HALAS RESTAURANT HALAT BY DİVAN HAPPY MOON’S HAYAL KAHVESİ HÜNKAR LOKANTASI İNCİRLİ ŞARAPHANE İOKİ RESTAURANT İSTANBUL GOURMET İSTANBUL MODERN CAFE İSTİKAMET KARAKÖY JAMIE’S ITALIAN JANJAN by 360 KAFE Pİ KALAMATA KANTİN KANTİN KASTAMONU UĞURLU KONAKLARI KIRINTI KIRKPINAR LOKANTASI KITCHENETTE KIYI RESTAURANT KİVA KÖŞEBAŞI KULİS KYDONIA LA MANCHA LACİVERT LE PAIN QUODITIEN LE PATİTE MAİSON www.1924rejans.com/ www.360istanbul.com www.360istanbuleast.com.tr www.ajiahotel.com www.tr.alancha.com www.alcoholoco.com.tr www.anjelique.com.tr www.babylon.com.tr www.banyanrestaurant.com www.divan.com.tr www.bebekbalikci.net www.beyazfirin.com www.bigchefs.com.tr www.bigplate.com.tr www.borsarestaurants.com www.dinesty.com www.bridgerestaurant.com www.eksenistanbul.com www.divan.com.tr www.cafezone.com.tr www.bta.com.tr www.cantinery.com www.d-ream.com.tr www.eksenistanbul.com www.colonie.com.tr www.kafepi.com www.cubuklu29.com www.damario.com.tr www.delicatessenistanbul.com www.dilekterzioglu.com www.divan.com.tr www.divan.com.tr www.divan.com.tr www.divan.com.tr www.dragonrestaurant.com.tr www.armaniristorante.com www.espressolab.com.tr www.fareast.com.tr www.fenixistanbul.com www.ferahfeza-ist.com www.eksenistanbul.com www.frankieistanbul.com www.gina.com.tr www.gomeso.com.tr www.gomongo.com.tr www.grampera.com www.divan.com.tr www.divan.com.tr www.happymoons.com.tr www.hayalkahvesi.com.tr www.hunkar1950.com www.incirlisaraphane.com www.ioki.com.tr www.istanbulgourmet.com www.istanbulmodern.com www.istikametkarakoy.com www.jamieoliver.com www.kafepi.com www.eksenistanbul.com www.bta.com.tr www.kantin.biz www.kastamonukonakları.com.tr www.kirinti.com.tr www.kirkpinarlokantasi.com.tr www.kitchenette.com.tr www.kiyi.com.tr www.galatakivahan.com www.kosebasi.com www.kydonia.com.tr www.lamancha.com.tr www.lacivertrestaurant.com www.lepainquotidien.com.tr www.lpmistanbul.com.tr LES OTTOMANS HOTEL LEZZET-CO LİMONCELLO LOKANTA MAYA LOKMA LUCCA MAÇAKIZI HOTEL MANA MAROMİ MASA RESTAURANT MAVİ BALIK MEZZALUNA MIA MENSA MIDPOINT MİKLA MORİNİ RESTAURANT MSA MÜREKKEP NAR LOKANTASI NEOLOKAL NICOLE NİŞANTAŞI BRASSERİE NOMADS NU TERAS NUM NUM OPS PASSAGE OPSCAFE KARAKÖY PAPARAZZİ PAPERMOON PARK ŞAMDAN PARK ŞAMDAN & THE BAR PARK ZİRVE ZAİMOĞLU PARKFORA PARLE PINKBERRY PİLAKA PİM KARAKÖY PİOLA ISTANBUL PORTAXE RAİKA REİNA RUDOLF KARAKÖY S&S MUSIC MAKER SALOMANJE SARDUNYA KARAKÖY YALI SERAFİNA SHAKE SHACK SKY BAR SORTIE SOSA SOSYETİK KÖFTE EKMEK SUADA SUDA KEBAP SUNSET GRILL BAR SUPPER CLUB SUSHI-CO SÜTİŞ ŞAMDAN ŞANS RESTAURANT TADINDA ANADOLU TARİHİ KARAKÖY BALIKÇISI TEKTEKÇİ THE BARLEY THEBOSNJAKMUTFAK TICKERZADE TOPAZ RESTAURANT TRATTORIA ENZO TRİLYE RESTAURANT ULUS 29 VENGE VIEW POİNT RESTAURANT VİNO STEAK HOUSE VOGUE RESTAURANT WAFFLESTOP WELL DONE BY MIDPOINT ZANZİBAR ZARİFİ ZUMA www.lesottomans.com www.lezzetco.com.tr www.eksenistanbul.com www.lokantamaya.com www.lokma.om.tr www.luccastyle.com www.macakizi.com www.karakoymana.com www.divan.com.tr www.masarestaurantcafe.com www.mavibalik.com www.mezzaluna.com.tr www.miamensa.com www.midpoint.com.tr www.miklarestaurant.com www.istanbulmorini.com.tr www.msa.com.tr www.kafepi.com www.narlokanta.com www.neolokal.com www.nicole.com www.nisantasibrasserie.com www.nomads.nl/istanbul www.nupera.com.tr www.numnum.com.tr www.opspassage.com www.opscafekarakoy.com www.paparazzi.com.tr www.papermoon.com.tr www.parksamdan.com www.parksamdan.com www.parkzirve.com.tr www.parkfora.com www.parleistanbul.com www.pinkberry.com.tr www.kafepi.com www.pimkarakoy.com www.portaxe.net www.raika.com.tr www.reina.com.tr www.rudolfkarakoy.com.tr www.ssmusicmaker.com www.eksenistanbul.com www.sardunyakarakoyyali.com www.dinesty.com www.shakeshack.com www.eksenistanbul.com www.eksenistanbul.com www.sosa.com.tr www.sosyetikköfteekmek.com.tr www.suadaclub.com.tr www.sudakebap.com www.sunsetgrillbar.com www.supperclub.com www.sushico.com.tr www.sutis.com.tr www.etilersamdan.com www.sansrestaurant.com www.bta.com.tr www.tarihikarakoybalıkcisi.com www.tektekci.com.tr trend Haberler MEHMET GÜRS: Türkİye’nİn gastronomİ turİzmİnde potansİyelİ var, kapsamlı ve uzun vadelİ planı yok! Tabak üzerİnde sanat: Andoni Luis Aduriz CENK BAYSAn Nerden nereye… www.thebosnjakmutfak.com www.bta.com.tr www.topazistanbul.com www.trattoriaenzo.com.tr www.trilye.com.tr www.group-29.com www.venge.com.tr www.pointhotel.com www.vinosteak.com.tr www.d-ream.com.tr www.waflestop.net www.midpoint.com.tr www.cafezanzibar.com www.zarifi.com.tr www.d-ream.com.tr PAXadvisor 9 Ev dışı tüketİm sektörünün güçlü tedarikçisi g2m, 23-26 Mart tarihlerinde 4. Ev Dışı Tüketim- Gıda Ürünleri, Sarf Malzemeleri, Ekipmanları, Üreticileri ve Tedarikçileri (EDT Expo) Fuarı’na kendi markaları ve güçlü iş ortakları ile birlikte katıldı. g2m standındaki yerli ve yabancı şeflerin mutfak şovları, fuarda yine odak noktası oldu. Taze meyve ve sebze ürünlerinde ‘Cater Fresh’, taze kırmızı et ürünlerinde de ‘Lokum Et’ markalarının tanıtımını yapan firma, mutfak profesyonellerini ürünleri hakkında bilgilendirdi. g2m, EDT Expo Fuarı’ndaki standında yeni e-ticaret sitesinin müjdesini de verdi. g2m müşterileri, artık www. g2m.com.tr e-ticaret sitesinde sunulan zengin ürün çeşitlerini, ödeme kolaylığı ve internete özel kampanya avantajlarıyla, hızlı ve kolay yoldan sipariş edebilecekler. Ayrıca sistem altyapısı sayesinde sunulan raporlama olanakları ile işletmeler, maliyetlerini güncel olarak takip edip kontrol altında tutabilecekler. g2m’de online satış dönemİ başlıyor! Geleceğİmİz ‘parlak’! 1994 yılında, dünyanın takip ettiği yenilikleri, kolaylıkları ve teknolojileri Türk tüketicisine sunmayı hedefleyerek kurulan Serp Dış Ticaret, dünyanın önde gelen aydınlatma sistemleri markalarını tüketiciyle buluşturuyor. İnovatif aydınlatmanın en seçkin ürünlerini çatısı altında toplayan firma, Imagilights, Lumisky ve 21st gibi, gelişmiş LED sistemiyle markaların kreasyonlarını, kurumsal ve tekil alıcıların beğenisine sunuyor. Bulunduğu yerde rengarenk bir ambiyans yaratmak için dizayn edilen ImagiLights aydınlatma ürünleri, en iyi LED teknolojisini sunarken şık tasarımıyla da göz dolduruyor. Kapalı alanlarda, açık havada veya suyun içinde kullanılabilen ürünler, yeni bir dekorasyon anlayışına kapı aralıyor. Marsilya’dan tüm dünyaya yayılmış bir Fransız markası olan Lumisky ise yine aynı LED teknolojisiyle yaratılmış, içten aydınlatmalı buz kovaları, servis sehpaları, oturma grupları ve daha pek çok yenilikçi ürünle göz doldurmakta. TURYİD “Geleceğİn Restoranları” eğİtİm etkİnlİğİ, Peter Firth’ü ağırladı! CocaCola desteğiyle, TURYİD üye işletmeleri yöneticilerine özel olarak İstanbul’da düzenlenen “Restaurant Futures” etkiliği, 25 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirildi. The Future Laboratory’den Peter Firth, Brandseers davetiyle programda yerini alarak geleceğin restoran trendlerine ilişkin bir sunum gerçekleştirdi. Özel eğitim etkinliğinde, geleceğin yiyecek, mutfak, servis, restoran mimarisi ve tüketici eğilimi trendleri sunuldu. Peter Firth, dışarıda yemenin yaygınlaşmasıyla, daha yenilikçi ve deneyimsel restoran konseptleriyle karşılaşılacağını ve restoranların geleceğinin, özellikle ‘Y Kuşağı’ olarak tabir edilen ‘Millennials’ tarafından belirleneceğini belirtti. Firth, alım gücü yükselen ve kısa süre içerisinde fine-dining müşterisi haline gelecek olan Y Kuşağı’nın yeni tatlar, menüler ve restoran konseptlerinde belirleyici unsur olacağının altını çizdi. Etkinlik, TURYİD yönetim kurulu ve üye restoran yöneticilerinin geniş katılımıyla gerçekleşti. IWSA alkollü İçecek sektör eğİtİmİ, Mayıs’ta başlıyor! Mey/Diageo Türkİye tarafından kurulan International Wine & Spirits Academy, alkollü içecek sektörü çalışanlarının kariyer ve kişisel gelişim yolculuklarında profesyonel başarı için öncü bir kuruluş olmayı hedefliyor. Fermente ve distile içecekler hakkında aranılan her türlü bilginin bulunabileceği bir eğitim ve uygulama merkezi olarak Türkiye gastronomi sektörü için büyük bir açığı da kapamayı hedefleyen merkez, bütünsel bir yeme-içme eğitimine destek oluyor. IWSA tarafından paylaşılan programda yer alan etkinlikler ise şu şekilde: 10 Mayıs 2016 “İnci Özay Hatipoğlu ile Doğa, Orman, Toprak” 12 Mayıs 2016 “Ertan Engin ile Kokteyl Atölyesi” 17 Mayıs 2016 “İsa Bal ile Sıradışı Chardonnay’ler” 25 Mayıs 2016 “Nilhan Aras ile Türkiye’nin Coğrafi İşaretli Lezzetleri” 26 Mayıs 2016 “Sanatatak Sessions @IWSA” 26 Mayıs tarihinde yapılacak son etkinlik kapsamında, Ayşegül Sönmez’in “Bir Sanat Eleştirmeninin Ajanda Notları” isimli söyleşisi de yer alacak. 10 PAXadvisor PAXadvisor 11 Restonet Business İle tek fatura dönemİ Multinet Up, Restonet Business hizmeti ile çalışanların firmaları adına yapacakları temsil ve ağırlama ihtiyaçlarını hızlı, kolay ve güvenli bir şekilde karşılıyor. 21.000’e yaklaşan kurumsal müşterisi ve 1.000.000’dan fazla kart kullanıcısı ile akıllı çözümlerde Türkiye’nin lider şirketi Multinet Up, Restonet Business ile misafirlerini ağırlayan firmaların harcamalarını tek fatura ile muhasebeleştirebiliyor. Geliştirilen bu sistemle kurumlar, misafirlerin ağırlanması sürecinde yaşanan gereksiz operasyonel yüklerden kurtuluyor. Dünyada ve Türkiye’de, “Akıllı Hizmet Çözümleri”ni kurumsal harcamalar ve maaş dışı ödemeler alanında kullanan ilk şirket olan Multinet Up, zengin ürün ve hizmet yelpazesi ile sektördeki liderliğini pekiştiriyor. Firmanın en çok tercih edilen çözüm ürünleri arasında kurumsal yemek ve akaryakıt ödemeleri, hediye kartları, sadakat ve ortak tedarik sistemleri, seyahat ve konaklama çözümleri, uzun dönemli araç kiralama ve çevrimiçi ödeme hizmetleri bulunuyor. Profİlo, yenİ nesİl yazar kasada bol seçenek sunuyor! Yenİlİkçİ ve teknoloji lideri ürünleriyle, Türkiye’de sektörünün öncüsü olan Profilo Ödeme Sistemleri, Farex, Profilo ve Telestar markaları ile onay aldıkları üç yeni modelin eklenmesiyle, yeni nesil yazar kasalarda beş farklı model alternatifi sunuyor. Profilo Ödeme Sistemleri’nin Yönetim Kurulu Başkanı Veli Tan Kirtiş, “Dünya çapında en çok yazar kasa onayı alan ve satan Türk firması olarak, kendi geliştirdiğimiz ileri teknolojiyle yüksek performansı, kolay kullanımı ve şık tasarımı bir arada sunan bu üç yeni modeli mükelleflere ulaştırırken; cihazların bağlandığı P-TSM (Profilo-Trusted Service Manager ) Güvenli Servis Sağlayıcı, Sadakat Uygulama Hizmetleri, Uzaktan Yönetim ve Üçüncü Parti Uygulama Platformu gibi pek çok farklı katma değerli hizmetleri de sunarak fark yaratıyoruz. Uzaktan erişim teknolojisi sayesinde, Maliye Bakanlığı herhangi bir değişiklik talep ettiğinde, mükellefin işini durdurmadan, ekstra maliyet yaratmadan, kolay bir şekilde cihaz üzerinde ilgili güncellemeyi yapabiliyoruz,” açıklamasında bulundu. 12 PAXadvisor Kapsüllü Türk Kahvesİ: Selamlique Türkiye’nİn inovasyon alanındaki lider şirketi Arçelik, geleneksel lezzet ve farklı aromalarda üstün kaliteli Türk kahveleri üreten Selamlique ile yepyeni bir işbirliğine imza atarak, Türk kahvesi alışkanlığına farklı bir boyut katıyor. Selamlique markasının Türk kahvesi alanındaki eşsiz birikim ve deneyimi ile Arçelik’in Ar-Ge ve teknoloji gücü, Arçelik/Selamlique Kapsüllü Türk Kahvesi Makinesi’nde buluşuyor. Artık tek tuş ile mükemmel lezzette, geleneksel Türk kahvesini saniyeler içinde hazırlamak mümkün! Üstelik her seferinde aynı kalite, her seferinde aynı lezzet, aynı deneyim. Tek kullanımlık Selamlique kapsüller, Türk kahvesinin eşsiz tadının her zaman taze kalmasını sağlıyor. En kaliteli Arabica kahve çekirdeklerinin ustalıkla işlenmesiyle hazırlanan kapsüller; geleneksel, kakuleli, çikolatalı, tarçınlı, okkalı, kafeinsiz, ve Ege damla sakızlı gibi farklı aroma seçenekleriyle tüketicinin beğenisine sunuluyor. Selamlique kapsüllerinden herhangi birinin makineye yerleştirilmesi, köpüğü tam kıvamında, tadı ve aroması iyi korunmuş, kusursuz biçimde hazırlanmış bir Türk kahvesinin en pratik yoldan içilmesini garanti ediyor. Gıda 360’dan Antalya’ya büyük yatırım BTA bünyesİnde yer alan ev dışı tüketim sektörünün yenilikçi şirketi Gıda 360, hizmet ağını genişletmeye devam ediyor. Hedefi sürdürülebilir büyümeyle Türkiye’nin pek çok noktasına 360 derece hizmet sunmak olan firma, yeni yatırımını turizmin kalbinin attığı Antalya’ya yaptı. Antalya’da 3 bin metrekare kapalı alana sahip bir depo kuran Gıda 360, bölgedeki oteller, kafe ve restoranlar, catering firmaları gibi ev dışı tüketim sektöründe hizmet gösteren markalara, tedarikten lojistiğe, hammaddeden tüketiciye sunulan servise, tüm süreçlerde tek bir noktadan ulaşma kolaylığı sunuyor. Antalya’nın, sayısız otel zinciri ve zengin müşteri profiliyle ev dışı tüketim sektörünün öncü illerinden biri olduğunu belirten Gıda 360 Genel Müdürü Deniz Cebeci, yatırımları hakkında şunları söyledi: “Ev dışı tüketim pazarından en çok payı alan iller sıralamasında İstanbul’dan sonra ikinci sırada yüzde 17 ile Antalya yer alıyor. Yaşanan olumsuzluklara rağmen, sürdürülebilir ve geleceğe odaklanmış bir yapıyla yatırım yapma kararı aldık. 2014 Ocak ayında İstanbul’da başlayan faaliyetimizi, 2016 Mart başında Antalya ve İzmir’e de taşıyarak ülke genelinde kapsama alanımızı yüzde 73’e çıkardık.” PAXadvisor 13 Zwilling, Akmerkez’de! Zwilling J.A. Henckels, İstinyepark’tan sonra ikinci mağazasını Nisan ayında, Akmerkez’de açtı. 1731’den beri Alman kalitesini mutfaklarla buluşturan firma, çok geniş bir bıçak reyonuna sahip olan yeni mağazasında, sınırlı sayıda üretilen Bob Kramer bıçakları ve Japon Miyabi bıçakları haricinde, en özel Zwilling dövme bıçaklarını da satışa sunuyor. Zwilling’in paslanmas çelik ürünleriyle birlikte, rengârenk Staub döküm tencere ve tavalar, Schott Zwiesel bardaklar, Demeyere Belçika yapımı, yedi katmanlı tencereler de en özel mutfaklar için Akmerkez’de olacak. Mağaza içinde yer alan canlı mutfaktaysa aktiviteler düzenlenip yemek pişirilmesi planlanıyor. ‘Şapkadan Lezzet Çıkaran Şefler’ İstanbul’da sahne aldı Unilever Food Solutions, ev dışı tüketim sektöründe müşterilerinin işlerini geliştiren ve operasyonlarını daha verimli hale getiren çözümlerini, ‘Şapkadan Lezzet Çıkaran Şefler Buluşması’ konsepti ile bu yıl Sheraton İstanbul Ataşehir Hotel’de düzenlenen etkinlikte sundu. Etkinliklerin sürpriz konuğu ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Demet Akbağ, Unilever Food Solutions mutfağına girerek şeflerin eğlenceli bir gün geçirmesine katkı sağladı. Ana sponsorluğunu Unilever Food Solutions’ın üstlendiği, Aşçılar Derneği - Geleneksel Aşçılar ve Tedarikçiler Buluşması’nda Türkiye’nin farklı şehirlerinden binlerce şef bir araya geldi. Knorr, Lipton, Hellmann’s, Carte d’Or, Calve, Rama, Sana ve Becel’i bünyesinde bulunduran Unilever Food Solutions’ın şeflerin hayatını kolaylaştıran ürünleri ve hizmetleri, etkinliğe katılan şefler ve sektör temsilcileriyle paylaşıldı. Şeflerin günlük hayatta yaşadıkları zorlukları hafifletmek, zaman ve maliyet yönetimi ile birlikte müşteri memnuniyetine yönelik sıkıntılarına çözüm sunmak odaklı geliştirilen Unilever Food Solutions hizmetleri için eğlenceli sunumlar yapıldı. 14 PAXadvisor Taze servİste Vidacasa farkı Serp Dış Tİcaret, dünyada ısı kontrolünü etkin ve uzun biçimde yapabilen, kablosuz ortamda 8 saat sıfırın altı bir ısı yaratan tek marka olan Vidacasa ürünlerini sunuyor. Harici bir güce ihtiyacı olmadan, 300 defadan fazla şarj edilip tekrar kullanılabilen ve kablosuz oluşuyla kolaylık sağlayan Vidacasa ürünleri, yenilikçi şeflere ve catering şirketlerine mükemmel servis yapma imkânı tanıyor. Vidacasa servis setleri ve ısı kontrol üniteleri ile her ortamda, kablosuz, taşınabilir ve değiştirilebilir C1 ile 8 saat boyunca, 0 derece altında bir ortam yaratabilirsiniz. H1’le ise 3 saat boyunca 90-100 derecelik bir ısıda yemeklerinizi saklama ve servise devam olanağı bulabilirsiniz. ‘MSA ProChef Eğİtİmİ’ İle sektör deneyİmİnİzİ tasdİkleyİn! Sektörün öncüsü MSA, kendi alanında usta mutfak profesyonellerini, ProChef eğitimi ile dünya çapında geçerliliği olan akreditasyonlarla sertifikalandırıyor. Sektörde çalışan, 3 yıl ve üzeri deneyime sahip aşçılara uluslararası temel aşçılık konularını profesyonel bir anlayışla aktarmak için tasarlanan ProChef eğitimi ile öğrenciler; 12 hafta boyunca, haftada 1 gün, 8 saat ders görerek bıçak kullanma tekniklerinden breze ve yahni tekniğine, gıda ve iş güvenliğinden, maliyet hesaplama ve tabak sunumuna kadar farklı başlıklarda, bire bir uygulamalı eğitim alacaklar. Katılımcılar bu eğitimle birlikte bugüne kadar sektörde sahip oldukları tecrübeyi uluslararası düzeydeki bir eğitim programıyla ileriye taşıyarak, uluslararası geçerliliği olan bir sertifikanın sahibi olacaklar. ProChef’te farklı başlıklar altında toplanan mutfak bilgilerini, uluslararası mutfak okullarında eğitim almış, otel, restoran ve işletmelerde çalışarak tecrübe kazanmış, konularında uzman profesyoneller paylaşacak. Eğitimini başarı ile tamamlayan adaylar, T.C. MEB onaylı sertifika ile uluslararası Confederation of Tourism & Hospitality sertifikası almaya da hak kazanacak. PAXadvisor 15 The World’s 50 Best Restaurant List’te ilk 100 içerisine giren Mikla dâhil olmak üzere Numnum, Trattoria Enzo, Kronotrop, Terra Kitchen’ın şefi ve ortağı olan Mehmet Gürs ile Türkiye’nin gastronomi turizminde kat etmesi gereken yolu konuştuk. İşletmesinde tam zamanlı bir antropolojist çalıştıran Gürs, toprağın gerçek sahipleriyle şehirlerdeki şefler arasında kurmak istediği köprü için Anadolu’daki araştırmaları sonrasında kaleme aldığı “Yeni Anadolu Mutfağı” manifestosunu da anlattı. Ceyhun C. Canbazoğlu Mehmet Gürs: Türkİye’nİn gastronomİ turİzmİnde potansİyelİ var, kapsamlı ve uzun vadelİ planı yok! 16 PAXadvisor Gastronomi turizmiyle ilgili Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli nasıl görüyorsunuz? Sürekli bir gastronomi turizminden bahsediliyor, herkesin gündeminde. Ancak İspanya örneğine, Kuzey’e veya başka ülkelere baktığımız zaman görebiliyoruz; gastronomi turizmi sonradan gelen bir hikâye. Hep örnek olarak gösterilen İspanya lokantalarında, gastronomi turizmi nispeten yeni oluştu. Yiyip içenler öncelikle yerel müşteriler. Dış dünyaya sonradan açıldı. Kaç sene sonra! Kendilerine sordular: “Burada yemek yiyen, öncelikli kitle kim?” Öncelikle yerel halk yemek yiyor. Yerel belediye de diyor ki; “Bu sokağı şu an için kapatayım, insanlar sokağa çıksın, sokakta yiyip içsin, sokakta içli dışlı olsun lokantalarla, hayat sokağa dökülsün”. Pop-up barlar, lokantalar açılıyor her yerde. Çünkü lokantalar veya gastronomi, şehre hayat getiriyor. Ama bunu, yabancıları öncelikli kılarak yapmıyorlar. Bu yaz Stockholm’ün göbeğinde sokak kapanıyor. Şehirliler hayatı sokakta yaşasın diye. Ziyaretçilerin yüzde 5’i bile turist olmaz… Önce yerel müşteri, yerel tüketiciye yapılan bir hikâye bu. Aslında onları tüketici olarak da algılamıyorlar, hayatın bir parçası olarak algılıyorlar. Zannediyorum ki en büyük sıkıntımız bu farkı görmemek. Potansiyel tabii ki var ama “Ben yabancıyı buraya getireyim ve cebinden 3-5 Euro daha alayım, öyle yaparım, şöyle yaparım”la pek bir yere varılmaz. Senin yerli tüketicin Anadolu’daki hammaddeyi kullanıyor mu? Küçük çiftçinin malını alıyor mu? Bu teşvik ediliyor mu? Ürünlerin arasındaki farkı biliyor mu? Lokantaların bunu yapıyor mu? Lokantaların Fransa’dan, Japonya’dan gelen ya da endüstriyel koşullarda hazırlanmış bir hammaddeyi öne çıkarmaya çalışıyorsa, turist oralara niye gelsin ki? Kısacası bu, öyle göründüğü kadar kolay bir iş değil. Bir senede üç-beş tane şeyi değiştirerek ya da reklam parası harcayarak da olacak bir hikâye değil. Uzun ve planlı bir çalışma olmadan, bir-iki münferit başarı dışında sağlam bir sonuç alınamaz. Herkesin yöntemi farklı, Türkiye’ninki ne olmalı? İspanya, Kuzey ülkeleri, Amerika ve İngiltere gibi örneklere baktığımız zaman, yıllar süren bir hazırlık süreci olduğunu görüyoruz ve hiç durmadan sürüyor. Öyle bir an durup da “Haydi, bu sene bilmem ne yılı olsun…” diye yapılan, yalandan bir iş değil bu. Her sene, tekrar tekrar, hem iç pazara hem de dışarıdan gelenlere yönelik, yazara-çizere yönelik, araştırmaya yönelik yapılıyor. Ülkeler araştırma yapıyor ve hammaddeyi koruyor. İsveç, (yakın olduğum için oradan örnek veriyorum) çiftçiyle lokantacıyı bir araya getirebilmek için devletin sponsor olduğu bir program yaratıyor mesela ve devlet buna tam sponsorluk veriyor. Yalandan milliyetçi, popülist bir yaklaşım değil bu. İşin gerçek uzmanlarına danışarak, onlarla planlayarak yapılan bir işten bahsediyorum. Programın temeli şu şekilde Türkçeleştirilebilir: “Mükemmel hammaddeyi aşçıyla nasıl buluşturabiliriz?” Türkiye’de, geçmişten gelen bağlar gittikçe koparılmaya çalışılıyor. Balıkçıdan balık almak neredeyse imkânsız… Halin ya da toptancının üzerinden gelmesi lâzım. İyi ilişkiyi, doğru ve hakkaniyetli fiyatlandırmayı nasıl kurabilirim ki bu yapıda? Aynısı küçük çiftçiler için de geçerli. Bu durumda çiftçinin yaşaması zaten mümkün değil. Sistem bütünüyle geri kalmış! Birinin çıkıp da, “Gastronomi turizmi çok önemli, evet, ona odaklanmamız lâzım, reklam yapmamız lâzım!” demesi kolaya kaçmak oluyor. “Ya, işte, yeteri kadar tanıtım yapmıyoruz.” Yeteri kadar tanıtım yapsan da adam buraya geldiği zaman neyi yiyecek? Hep bir tanıtım, tanıtım, tanıtım… Tamam da mesele tanıtım değil. Temelin doğru mu? PAXadvisor 17 Potansiyel var mı? Müthiş bir potansiyel var, dipsiz kuyu! Ama kendimizi de dev aynasında görmeyelim çoğu yerde gördüğümüz gibi... Şapkayı önümüze koyup önümüzdeki 10 yılın planını çizmemiz gerekir. Planı 5, 10, 15, 20 yıllık segmentler halinde hazırlayıp, “Ben önümüzdeki 5 yıl içerisinde neyi başaracağım?” sorusuna yanıt aramalıyız. Deli gibi debelenen şarap firmaları var, müthiş başarılı olan firmalar bunlar ama resmen iş yapmasınlar diye önlem geliyor. O zaman, bütün bunlar böyle olduktan sonra, gerçekçi olalım, gastronomi turizmi falan olmaz. Negatif gibi gelecek ama olmaz. 15 sene önce, Ebru Köktürk’le birlikte, ‘Gastronomi İstanbul’ adında, sağlam bir proje çıkarmıştık. Hem konferans, hem okullarla işbirliği, hem çiftçiler… Müthiş bir projeydi. Hatta o zamanın Bakanı Ertuğrul Günay’a anlatmıştık. Küçük bir toplantı yaptık. İstanbul Turizm Masası’na falan da anlatmıştım o zamanlar, belediye başkanlarına, vs. O zaman söylediğimiz proje rakamı 15-20 milyon TL civarındaydı ve hikâyeyi çok başka bir noktaya getirecekti konuştuğumuz zaman, yani bundan on küsur yıl önce. “İyi, güzel,” dediler ama o zamanlar bırakın turizmini, gastronomi de kimsenin pek umurunda değildi. “2015 yılı İtİbarIylA kayıtlı çİftçİ sayısı İlk defa bİr mİlyonun altına düştü” 15 sene önce de söylüyordum, hâlâ aynı şeyi söylüyorum: Devletin, bir yiyecek-içecek politikası olması lâzım; aşçılık eğitiminden tutun, ortaokulda ve liselerde verilecek ‘evde yemek pişirme dersi’ne kadar… Bütün gelişmiş ülkelerde var, ‘home economics’ diye geçer. Ondan sonra da tarım için bir düzenleme gelmeli. Özellikle küçük çiftçiyi, hatta balıkçıyı ve diğerlerini de içine alan bir düzenleme. Tüm bu hammaddeler yok oldukça senin Türk mutfağın da yok olacak. Bu bölgenin mutfağı da yok olacak. Senin hammadden yoksa çiftçin yoksa balıkçın yoksa neyle yemek pişireceksin? O zaman, o kadar böbürlendiğimiz mutfakta neyi pişireceksin? 2015 yılı itibariyle kayıtlı çiftçi sayısı ilk defa bir milyonun altına düştü. Bu, iki nedenle olabilir: Çiftçiler gittikçe yok oluyor. Sadece Samsun’da yüzde 19 düşüş yaşandı örneğin, hem de bir senede! Evet, millet köyü, toprağı terk ediyor. İkinci neden de kayıt dışına çıkılması. Şaşırmamak lâzım çünkü imkân ve ihtimal yok; küçük çiftçi ve köylü yaşayamıyor! Böyle bir yerde bütün bunlar olurken toplumun ve çiftçinin gelişmesini bekleyemeyiz. Yok eğitim, yok yemek kalitesi diyerek kendi içimizde eğleniyoruz o zaman. Boş laflar ediyoruz aramızda. Gelelim araştırma konusuna: Kaç tane kitap yazılıyor gastronomi üzerine? Kaç devlet üniversitesinde gastronomi bölümü var? Kaçında bu alanda gerçek araştırma yapılıyor ve fonlanıyor? Okul açmakla da olmuyor, içini de doldurmak gerekiyor. Yok, hâlâ yok! O zaman neyin gastronomi turizminden bahsediyorsunuz? Ancak geçmişin kalıntılarıyla onları yakalayabilen üç-beş kişi onlardan yararlanıyor. Bir furya olur, evet, üç-beş gazeteci gelir, yazar, çizer, harika olur. Gelir, iki-üç yer görür ve sonra ülkesine döner. 18 PAXadvisor “MUTFAĞIMIZIN ÇEŞİTLİLİĞİNİ DÜNYAYA TANITMAK İSTEDİK” Anadolu mutfağını anlatmak için yurtdışında beş kıtaya gittik, gitmeye de devam ediyoruz. Hem yemek yaptık hem de konferans düzenledik. O süreçte bazen yemek götürmemiz gerekiyordu yurtdışına ve gümrüğe takıldığı oluyordu. Mesela en son İsveç’e bir yemek yapmaya gittik; İsveç’in en iyi lokantalarından birinde yemek yaptık. Ve gümrüğe takıldı mallar… İstanbul’dan ekip malzemeyi bavullara doldurdu ve gümrükten dua ederek geçti. Avusturalya’ya hammadde göndereceğiz; hem Sydney’in en sağlam lokantasında yemek yapacağız hem de konferansta binlerce kişiye Anadolu’yu anlatacağız. Turizm Bakanlığı’ndan destek istedik çünkü biliyoruz ki, Avustralya gümrük açısından çok zor. “Diplomatik kurye ile gönderelim, siz destek olun,” dedik, “Olmaz!” dendi. Dışişleri Bakanlığı’na da gittik, onlar cevap dahi vermedi. Sonunda biz kendimiz gönderdik, nasıl diye sormayın… Kültür değiş tokuşu için birkaç okulla anlaşma yaptık. Amerika’da gittiğim okul ile bir anlaşma yapmıştık. Her dönem iki öğrenci buraya gelecek ve dönem boyunca bizimle çalışacaktı. Çalışırken de Anadolu’da muhtelif bölgeleri gezeceklerdi. Bütün bunları öğrenip sonra memleketlere gideceklerdi. Aynı şekilde dünyanın önde gelen aşçılık okulu Basque Culinary Center, Mikla ile bir işbirliğine başlamak istedi. Anlaşmalar yapıldı, her şey tamam ama öğrenciler vize alamıyor! Johnson & Wales University’den iki tane Amerikalı kız gelecekti, bir tanesi Uzakdoğu asıllı diğeri Rusya asıllı. Avukat tuttuk, elimizden ne geliyorsa yaptık ancak vize alamadık. Ülkeye ve mutfağımıza yurtdışında tanıtım katkısı sağlama amacı güderken, kaçak insan getiriyormuşçasına muamele gördük. Yabancı stajyerleri çok daha fazla kullanabilmek isterdim. Kültürü dışa yaymak için ihtiyacımız var ama sevgili yasalarımız buna engel oluyor. Şöyle bir örnek vereyim: İsveç’te 10 milyon kişi yaşıyor aşağı yukarı. Sadece ev için hamur işleri dergisi 114 bin satıyor, her ay. Başka bir yemek dergisi yarım milyon satıyor. İsveç böyle bir yer; okuyor, araştırıyor, öğrenmek istiyor, neyin ne olduğunu ve nasıl olduğunu öğrenmek istiyor. Bu örneğe bakınca görüyorsunuz ki, daha çok ama çok yolumuz var. ‘En iyi sucuk bilmem nereden’ diyoruz ama o sucuğun ne olduğunu dahi bilmiyoruz. Sadece o sucuk orada iyidir, bunu biliyoruz. Şimdi, gastronomi veya üst segmentten bahsetmiyoruz, zaten asıl kuvvetli olduğumuz nokta da o değil… Bence en büyük potansiyel yüksek gastronomide değil, esnaf lokantalarında, ocakbaşlarında ve meyhanelerde! Ama düzgün, doğru, lezzetli ve dürüst yemek yapanlar. Kaleme aldığınız ve güçlü bir şekilde savunduğunuz ‘Yeni Anadolu Mutfağı Manifestosu’nun amacı neydi? Uzun zaman önce eşim Asena ile birlikte hammadde bulma peşinde giderken bunlar oluşmaya başladı kafamızda: Daha iyi hammadde için ne yapabiliriz? Tamamen bencil bir yaklaşımdan yola çıktık: “Nasıl daha iyi yemek yaparım?” İyi hammadde olmadan iyi yemek yapmak mümkün değil. O yüzden de zaten çiftçi yoksa yemek yok. Yemek yoksa da gelecek yok. Son derece basit. Yola çıktığımız zaman oraya gittik, buraya gittik, hammaddeyi öğrendik ürünlere geldik, ürünleri öğrendikçe üreticileri tanıdık, teknikleri gördük... Öğrendikçe ne kadar az şey bildiğimizi görüyorduk ve on sene daha araştırmaya devam etsek yine aynı şeyi hissediyor olacağız. Çünkü özellikle de böyle bölgelerde katman katman kültürler var. Değişik dinler, değişik çağlar ve zaman dilimleri var. Toplumlar gelmiş ve herkes bir iz bırakmış… Ben tarihçi değilim. Geçmişte de yaşamıyorum. Kültür dediğimiz şey hikâye, zaten en çok da ona takıldık. Yazarken belki de en çok odaklandığımız nokta, kültürün çok değişken bir yapı oluşuydu. Sonuçta dün bugünden farklı, yarın da bugünden farklı olacak. Bu, binlerce yıl böyle olmuştur. Geriye gitmeyeceğiz. Bazıları orta çağda yaşasa bile bugünün temelinde, normal insanın gelişiminde hep bir adım sonrasına geçmek var. Kültür dediğin şeyin bir parçası bu. Böyle olmasaydı bugün ne jazz, ne rock, ne pop ne de klasik müzik olurdu. Hiçbir şey olmazdı. Yemek için de aynı şey geçerli. Yemekler de bununla birlikte değişiyor. O zaman niye ileri doğru bakamıyoruz? Niye ille de hep örf ve adet bağnazlığı ile takılalım? “Bizim değerlerimiz öyle, bizim örf ve adetlerimiz böyle”. Bu laf, Türkiye’yi batıran laf zaten; mutfağı da yerin dibine sokan laf! Hepimizin çok hoşuna gidiyor geleneksel yemek yemek, bayılıyoruz. Eski anneanne yemekleri, babaanne yemekleri, bayılıyorum… Ama orada kalacaksın diye bir şey de yok! Manifesto aslında kendimize, kendimiz için yazdığımız bir şeydi, başkasına yazılmış bir hikâye değildi. Biz onu yazdık, hiç kimseye söylemedik. Tamamen kendi içimizde tuttuk. Bize bir yol haritası olsun diye. Yaptığımız işte o kadar çok şeyle karşılaşıyoruz ve o kadar yaratıcı kafalar sağa, sola gidiyor ve dağılıyoruz ki… İşte, o manifesto, “Bir dakika, dur, senin bir hedefin var, bir yol çizelim ve ondan ayrılarak sağa, sola çıkmayalım,” diyebilmemiz için yararlı oldu. Tabii ki manifestoda değişiklikler olacaktır. Daha çok yeni bir olgu çünkü. Bundan beş sene sonra geriye dönüp, “Vay be, neler yazmışız!” diyeceğiz. Allahtan öyle! Eğer değilse vah halimize! Sabit kafalı bir şey oluruz o zaman… Kendi yazdığımızı bozabiliriz, bunun bir ayıbı yok. Yeter ki bunun bilincinde olalım diyoruz. “Yeni Anadolu Mutfağı Manifestosu” Bir gün, geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu topraklardan dünyanın büyük mutfaklarından biri çıkabileceği inancı ile yazıldı… • Geleneksel alışkanlıklara, ürünlere ve tekniklere yeni ve taze bir bakış açısı ile bakma cesaretinde ol. • Bölgedeki zengin ürün çeşitliliğini kullanarak yemeklere mikro klimaları ve mevsimleri yansıt. • İleri bakarken, Anadolu’nun geleneksel olan “doğal mutfağını” muhafaza etmeye özen göster. Derin kökleri olan mutfağın ve çok katmanlı kültürlerin farkında ol. • Geçmişteki ahenkli doğu-batı ilişkisini bugüne uyarla ve pişirme yöntemlerine yansıt. • Bölgeyi özel kılan kültürel farklılıkları benimseyerek, “zengin, ateşli, çarpıcı ve canlı” karakterini yemeklerine yansıt. • “Çiftçi olmadan yemek, yemek olmadan gelecek yok” kavramını samimi olarak benimse. Toprağa, denize, dağlara ve hayvanlara saygı gösteren üreticileri destekle. • İleriye bak! Bilimi kullan. Geleneksel, yoğun lezzetleri yaratmaya çalışırken güncel yemek alışkanlıklarını göz önünde bulundur. • Milli, dinî ve etnik bariyerlerden arın. Mutfaklar, yenen yemekler ve içilen içeceklerle, bir bölgenin kimliğini, insanların yaşamını ve kişiliklerini yansıtır. Mutfağı doğru tanımlayarak bölgeyi ve içerdiği insanları da doğru tanımlamış oluruz. PAXadvisor 19 “Talep etme gücünü terk etmemelİyİz!” Yeni Anadolu Mutfağı’nı tartışırken ve oluştururken geleneklere bakmanın çok yararlı olacağına inandık ama aynı zamanda da her birini tartışmaya açabilmek istedik. “Yaşlı heyetine saygı duy ve dinle ama altında ezilme, yeniyi yorumlamaktan çekinme!” mottosu bu noktada çok önemli. Köklü kültürlerde yaygın olan bariyerlerin yıkılması kolay değil ama başarılı olabilmek ve güncel değişime ayak uydurabilmek için de şart. Geleneksel ürünler ile yeni kullanım alanlarının araştırılması ve denenmesi bu akımda ilk adımımız oldu. Yöntemler kadar malzemenin çeşitliliği, erozyona uğrayan ve yok olmaya yüz tutmuş zengin kaynağı yeniden canlandırmak da bu akımda çok önemli. Eskiden olduğu gibi yabani ot, çiçek ve mantarı mutfağında kullanan kaç kişi var bugün? Kaç çeşit yenilebilir ot, çiçek, sebze ve hayvan kaldı? Denizde, havada, karada? Ne kadarı biliniyor ve ne kadar dengeli kullanılıyor? Sadece lezzet meselesi değil, doğanın dengesi ve doğal üretim yapan köylünün sağlamlığı da vazgeçilmez. Bunlar olmazsa herhangi bir mutfak kalamaz. Bugün kaçımız halen köylüye dokunabiliyor? Tükettiği ürünlerin kökünü hissedebiliyor? Nereden geldiğini sorgulayabiliyor? ‘Semt pazarı’ kavramının devamı ve iyileştirilmesi için çaba göstermek gitgide daha da önem kazanmakta. GDO’lardan arı ürün ve toprakları talep etmek ve üreticiden doğrudan satışın teşvik edilmesini desteklemek, esasında halen biz tüketicilerin elinde. Talep etme gücünü terk etmemeliyiz! “ÇEŞİTLİLİĞİN FARKINA VARMALIYIZ” ‘El değmeden üretim’ ibaresi, bir gelişmişlik işareti değil. Aksine, toplu tüketim çarkına kapılarak sentetikleşen, ticari çıkar üzerine kurulmuş, tehlikeli bir dünyayı temsil etmekte. Bugün medeni ülkelerde tekrar doğaya ve doğal üretim ile üretilen ürünlere dönüş akımları çok daha ileri boyutlarda görülmektedir. Geleneksel tarımın zayıflaması sadece sosyo-ekonomik faciaya yol açmakla kalmaz, aynı zaman Anadolu halklarının yüzlerce senelik kimliklerinin yok olmasına da neden olur. Muazzam bir doğadan ve kültürel zenginlikten kaynaklanan çeşitliliğin farkına varmamız gerekiyor. Bu çeşitlerin kullanımı giderek azaldığında monotonlaşan mutfaklar söz konusu. Bilinçli olarak tükettiğimiz malzemenin doğruluğu ve çeşitliliğini zenginleştirmemiz gerekmekte. Ancak o zaman ürün çeşitliliği kitaplardan çıkıp tekrar sofralarda hayat bulabilir. Anadolu’nun emsalsiz bir coğrafi ve kültürel konumu var. Taze ve ferah Ege’den, verimli ve yoğun Karadeniz’den, hararetli ve heyecanlı Güneydoğu’ya kadar… Çok soğuk ve uzun kışlar, yüksek dağlar, akarsular, farklı ısı ve tuz oranları olan 20 PAXadvisor denizlerle çevirili. Nispeten ufak bir alana yayılmış çok farklı coğrafi şartlar mevcut. Bu farklılık, çoğunluk tarafından bilinmeyen, muazzam bir ürün çeşitliliği yaratıyor. Eşsiz ürünlerin eşsizliğini koruyabilmek ve devam ettirebilmek için bölgesel sertifikasyonun kesinlikle oluşturulması gerekiyor. Anadolu Mutfağı, sadece Türk Mutfağı ya da Osmanlı Mutfağı ile kısıtlı değildir. Osmanlı’nın öncesi ve sonrasına, yani çok daha uzun bir zaman dilimine yayılmış kültürlerin beşiği olan Anadolu’da, farklı etnik kökenlerden ve dinlerden çıkanların tümü, bu bölgenin mutfağını oluşturur. Doğuşu bu bölgede olan şarap, Yeni Anadolu Mutfağı’nın ayrılmaz parçası bizim için. Tüm geçmişi, zengin ve doğal kaynakları koruma ve canlandırmanın yanında, ‘Yeni Anadolu Mutfağı’ şapkası altından geleceğe bakmak da büyük önem taşımakta. İleriye bakabilme becerisi ve bilimi kullanabilmek, kim olduğunu unutmadan kendini yenileyebilmek, geliştirebilmek ve bu iki dünya arasında denge kurabilmek bizim için müthiş bir heyecan ve esas hedefimiz esasında. Yeni Anadolu Mutfağı dış dünyaya kapalı değil, aksine, küresel gelişimlere açık olan ve sürekli gelişen bir mutfak. Daha çok yeni bir kavram ve bu mutfağın şarap gibi nefes alması lâzım… Kısacası, bugün yaptığımızı birkaç sene sonra daha farklı yapmamız gerekebilir ve bunun bir sakıncası yok. Hebras de txangurro helado Röportaj: Pelin G. Şahin Andoni Luis Aduriz, 1998 yılında solo kariyerine başlamasıyla birlikte açtığı Mugaritz ile “Haute cuisine”’in (yüksek mutfak) en önemli temsilcilerinden biri olarak gösterilmektedir. İki Michelin yılıdızı olan Şef Andoni Luis Aduriz, Mugaritz’den önce Ferran Adriá ve El Bulli’de çalışmış ve birçok ödül almıştır. “Mugaritz: A Natural Science of Cooking” isimli kitabın da yazarı olan ve sunumlarındaki şaşırtıcı, estetik yaklaşımıyla gastronomi dünyasını büyüleyen Aduriz, PaxAdvisor Dergisi’ne verdiği özel röportajda 2016 menüsünün fotoğraflarını da paylaştı! Ünlü şefle mutfakta nasıl fark yarattığını konuştuk. (Andoni Luis Aduriz fotoğrafları: Alex Iturralde) (Tabak Fotoğrafları: José Luis López de Zubiría) Tabak üzerİnde sanat: Andoni Luis Aduriz “Dünyanın En İyi 50 Restoranı” listesinde, yemek tarzınızı “Tekno-duygusal İspanyol” olarak tanımlıyorsunuz. Bu tanımın geçmişi ve felsefesi nedir? İspanya’da, tüm gazeteciler, foodie’ler ve profesyonellerin dikkatini çeken, mutfağa yönelik yeni hareketi isimlendirmeyle ilgili büyük bir tartışma vardı. “Yeni mutfak” tanımı, tüm zümrelerdeki gerçekliğe yanıt vermiyordu ve nihayet gazeteci Pau Arenós tarafından öne sürülen tanımlama baskın çıktı; ‘techno-emotional’ yani teknik ve duygusal mutfak. Kendisi bu tanımla yeni deneyimler yaratıp onları tecrübe edenlerin duygularını canlandırmak adına çalışmalar yaparken, ortaya çıkmakta olan teknik ve yenilikleri de kullanarak bu alandaki modernizasyon ve gelişmeleri açıklamıştır. 22 PAXadvisor Andoni Luis Aduriz’in, Mugaritz’e 2 Michelin yıldızı getiren, mutfak ve hizmet kalitesindeki sırrı nedir? Objektif olmak gerekirse, hepsinin bir karışımı ama her şeyden öte, aslında net bir vizyon ve yaratıcılıkla kritik düşünmenin farkında olma. Mugaritz 18 yaşında; bugüne dek, yaptıklarıyla her zaman anlaşılabilir bir restoran olmayışına ve basit öneriler sunmayışına rağmen, zaman içinde kendisini korumayı ve sürdürmeyi başarmıştır. Mugaritz’in müşterilerine yaşattığı eşsiz gastronomik deneyim tasarımının arkasında, bugün elimizde olandan daha sıra dışı ve çok daha ötesinde bir şeyin arayışında olan Andoni Luis Aduriz’in dehasını görüyoruz. Yarattığınız bu deneyimlerde nörogastronomi yöntemlerinden yararlanıyor musunuz? Amacınızı gerçekleştirmek üzere yaptığınız çalışmalar ve araştırmalarınız neler? Kullandığınız teknik ve stratejiniz hakkında bize daha fazla bilgi verebilir misiniz? Geçtiğimiz on yıldaki başarımızın ekseninde, bilim, sanat, sağlık ve inovasyon ile olan yakın ilişkimiz ve birçok disiplinle birlikte hareket ederek yaratıcı bir dil paylaşmış olmamız oturmaktadır. Açıkça görüldüğü üzere, mutfağımızı geliştirmek için yaratıcı teknikler kullanıyoruz ve bu ruhu, Mugaritz’de yemek yiyenlerin, sadece birer izleyici olmaktan çıkıp, yaşamak istedikleri deneyimin aktif bir parçası olmalarına yönelik çalışmalar yaparak, müşterilerimizle de paylaşıp orijinal olmaya çalışıyoruz. Nube de guisantes lágrimas Tabağın tat ve imajı arasındaki farklılık, bir sanatçının izleyenleri tarafından anlaşılmayı bekleyen tablosuna oldukça benziyor. Bu perspektiften bakarak, yemek deneyiminin, sadece müşterilere sunulan “yemek” olduğunu söyleyebilir misiniz? Tabaklarınızda, müşterilerinize vermek istediğiniz mesaj nedir? Duyusal bir deneyim olarak yemek, yüksek bir yaratıcılığı dâhil edebildiğimizde, birçok soyutlamaya sahip olur. Yaşadığınız ve bildiğiniz arasındaki mesafe daha da tanımlanamaz hale gelir. Bunun farkında olarak, Mugaritz’de masaya oturan müşterilere bilgi iletiyoruz. Zaman zaman dünyayı dolaşarak yemek yiyoruz ve araştırma için binlerce saatimizi harcıyoruz; sorular soruyoruz, üreticilerle konuşuyoruz, yeni teknikler deniyoruz ve elde ettiğimiz sonuçları, gastronomi anlayışımızın süzgecinden geçiriyoruz. Bütün bunlar bir menü şeklinde harmanlanıyor ve böylece bizleri ziyaret edenlere derin bir bilgi ve birikim temin ediyoruz. Hojas aliñadas con cochino Bir şef olarak, ‘İnovasyonun 10 Felsefi Emri’ görüşünüz var; başarınızı bu maddeler mi tanımlıyor? Başarınızdan ilham almaları için bu emirleri diğer şeflere de önerir misiniz? Bu 10 kural, zaman içerisinde değişti; dolayısıyla ben olsam bilgi yolu ile kusursuzluğa, yüksek dozda şahsiyete ve azme odaklanırdım. Paté caliente Yeni Mugaritz menüsünde, gastronomi dünyasını şaşırtacak ne tür yenilikler yaptınız? Bu menüyü hangi felsefe ve tekniklerle oluşturdunuz? Kendi başlarına zaten şaşırtabilecek olan teknik veya ürünlerin ötesinde, menüyü oluşturmak için doğru yöntemleri kullandığımızı vurgulamak isterim; tabakların aranjmanında, ortodoksiye dayalı kalmadık. Başlangıçlar, balıklar, etler ve benzeri diğer ürünleri, bir anlatı sırası içerisinde yer almak üzere ve onların sahip olduğu bazı özelliklere dayalı olarak menümüzü oluşturduk. Bu da bizim esas menü anlayışımız. Tuétanos de col asados Limón ostra Gastronominin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Gastronominin geleceğini çoğulcu ve sizden “alan” isteyen yeteneklerle dolu görüyorum. Basit ya da sofistike olsun, bir mutfağın kaliteli olması, en önemli özellik olarak ortaya çıkacak. Her defasında daha fazla müşteri olacak, daha bilgili hale gelecek ve daha yüksek dozlarda talepleri olacak. Bunu anlayan da daha iyisini yapacak ve müşterilere daha çok hitap edecek. PAXadvisor 23 PAXTREND CENK BAYSAn Nerden nereye… 1 360 Grubu olarak en son açtığımız ‘1924 İstanbul’ adlı mekân, kısa sürede İstanbul’un en popüler beş mekânından biri haline geldi. Çok araştırdık, çok çalıştık, çok hata yaptık, hatalarımızdan doğruyu bulduk ve sonuçta, zannediyorum, ortaya güzel bir ürün ve yeni bir trend çıktı. 24 PAXadvisor 986 yılı, ilk defa Türkiye’den Boston’a gittiğim yıl... Hatırlayanlar bilir, o dönemlerde Türkiye’de pek bir şey yoktu. Ne Adidas lastik spor ayakkabı, ne de bir Mc Donalds! O zaman maddi durumlar iyi değildi tabii ki. Hem çalışıp, hem okumam gerekiyordu. Ben de Kenan Demirel’in sahibi olduğu Angora Coffee Shop’ta çalışmaya başladım. Bu arada Kenan Abi, nereden bulduysa Angora’da ‘frozen yogurt’ satmaya başlamıştı bile! Ama bizim bildiğimiz yoğurt gibi değildi ve çileğinden muzuna, şeftalisinden mint şekerine, neredeyse 100’e yakın çeşit ile bunu taze olarak sunuyorduk. Boston Üniversitesi’nin hemen karşısında olmamızın avantajı ile hafta sonları neredeyse 50 metreye varan kuyruklar oluşturan insanlar, bu yoğurt için sıra bekliyordu. Sonuçta frozen yogurt, o dönem çalıştığım sektörde trend idi ve bir trendin öncüsü olmanın önemini ilk defa canlı canlı görmüş, yaşamıştım. 2011’de gene Boston’a tatile gittiğimde Angora’nın sahibinin değişmesine rağmen en önemli ürünlerinin hâlâ frozen yogurt olduğunu söylemem lâzım. Belki 30 sene önceki kuyruklar yoktu ama bunun yanında Angora’daki ürün segmentlerinin de daha sağlıklı ve organik olduğunu görmüştüm. Yıllar sonra çocukluk arkadaşım Hakan Arat ile kader bizi Boston’da buluşturmuştu. Boston’da en sevdiğimiz mutfak, Meksika mutfağı olduğundan, aklımıza hep, “Bunu niye Türkiye’de açmıyoruz?” sorusu geliyordu. Sonunda, 1993 yılında Bodrum’a gelip Picante’yi açtık. İki ay gibi kısa bir zamanda Bodrum’un en popüler mekânlarından birisi haline gelmişti. Ancak bu, o kadar da kolay olmadı; “Bodrum’a iki Amerikalı geldi ve Meksika restoranı açtı” diyerek insanlar bizimle biraz da alay ettiler. “Ya kardeşim, Bodrum’da Meksika yemeği yenmez ve ayrıca rakıdan başka bir şey de içilmez,” dediler. Biz de Hakan ile radikal bir karar aldık ve rakıyı menüden çıkardık. Bara gelen misafirlere, “Rakı yok, frozen margarita var” dedik. İstemeyene ise bedava servis ettik. İçen bir daha istedi. Böylece Picante çok kısa zamanda adını tüm Bodrum’a duyurdu ve kapısında kuyruklar oluşmaya başladı. Kendi yarattığımız ürünün trend olmasının keyfini sürüyorduk artık! Ardından seneler geçti, İstanbul’a gelmeye karar verdim. İş başvurularım içerisinde İstanbul’da Hyatt Regency’de yer alan Harry’s Jazz Bar da vardı. Burada müdür olarak otelcilik hayatıma başladım. Harry’s Jazz Bar, o dönemlerde İstanbul’un en önemli gece kulübü/barı olmuştu desem abartmış sayılmam; dekoru, menüsü, barı ve yurtdışından getirdiğimiz Rock grupları ile efsane bir yer haline gelmişti. Fakat otelcilik yine de benim için o kadar kolay olmamıştı. O dönemde patronum Hyatt’ın yiyecek-içecek müdürü Martin Jones’du. Martin, bir detay hastasıydı. Devamlı yeni trendlerden, yeni teknolojilerden bahsedip bizim de bunları yakından takip ederek uygulamamızı istiyordu. Bu konuda bizleri sonuna kadar zorluyor, biraz ağlayarak ve biraz da şikâyet ederek bunları sonuçta bizlerden almasını biliyordu. Yıllar sonra 360 Entertainment Group’a başlama nedenlerimden birisi de, sektörde trendler yaratmış, başarıları sadece Türkiye’de değil, tüm dünyaya duyulmuş, yaratıcı bir grupla çalışma fikrinin bana çok cazip gelmesiydi. Ama artık trend olmak eskisi kadar kolay değil. Bunu başarmak için artık birçok farklılığı bir araya getirmeniz gerekiyor. Eskisi gibi iyi bir yemek yapmak, sunmak yeterli değil. Şimdilerde pek çok beklenti daha beraberinde geliyor: Nasıl bir yemek yiyeceğim? Fiyat - kalite oranı nedir? Organik ürünler kullanılıyor mu? Rezervasyon sistemi olarak ne kullanacağım? Hangi tabak ve bardaklar kullanılacak? Tabaklarda sanatsal bakış açısı var mı? Servis yapan personel ürünü iyi tanıyor mu? Personel İngilizce konuşabiliyor mu? Mekânın hikâyesi var mı? Vereceğiniz yemek türünün dünyada en iyi örnekleri nereler? Sosyal medyayı etkiler mi? Bunlar gibi binlerce sorunun cevaplarına en iyi şekilde hazırlıklı olsanız dahi başarılı olacağınızın garantisi yok. 360 Grubu olarak en son açtığımız ‘1924 İstanbul’ adlı mekânı da bu soruları yan yana koyup, teker teker cevaplayarak açtık. Ve kısa sürede İstanbul’un en popüler beş mekânından biri haline geldi. Çok araştırdık, çok çalıştık, çok hata yaptık, hatalarımızdan doğruyu bulduk ve sonuçta, zannediyorum, ortaya güzel bir ürün ve yeni bir trend çıktı. 1986’dan bu zamana, otuz senede yiyecekiçeceğin Türkiye’de ve dünyada geldiği nokta, inanılmaz boyutlara ulaştı. Picante’yi Bodrum’da açtığımız zaman önce ‘salsa’yı yapamadık. Çünkü o dönem Türkiye’de taze kişniş yoktu. Hakan ile bahçeye kendimiz ektik ve yetiştirdik. Bugün ise dünyanın her kıtasından Türkiye’ye gelen ve bazılarının da artık Türkiye’de yetiştiği pek çok ürünle inanılmaz bir değişim görüyoruz. On sene önce, “Kinoa nedir?”diye sorsak, herhalde, “Bir balık çeşidi mi?” diye cevaplanabilirdi. Ancak New York’ta başlayan bu trend, Türkiye’ye çok kısa zamanda geldi ve her tarafımız kinoa salatası ile doldu. Artık aklıma gelebilecek herhangi bir yemeği, YouTube kanalıyla öğrenerek akşama yapabiliyorum. Evet, aradan tam otuz yıl geçmiş ve nereden nereye…. endüstri Restoranların geleceğİ: ‘Y Kuşağı’! Müşterİnİzİ ne kadar tanıyorsunuz? Gelenekten Geleceğe Lezzet Pınar’ı: Ünİversİtelİ Şefler yarışıyor! MUTFAKTA MALİYET YÖNETİMİ KöŞebaŞı, Yurtdışındakİ Gastronomİ Büyükelçİlİğİ Krİz mİ? FIRSAT MI? İşletmenİzde yapılan müzİk yayını yasal mı? PAXadvisor 25 Peki, restoranların yakın bir gelecekte ana müşteri profilini oluşturacak olan ‘Y Kuşağı’ için siz ne yapabilirsiniz? Bu sorunu cevabını, 500 bin civarında restoranın üye olduğu The National Restaurant Association (NRA), aşağıda sıralanan önerilerle sunuyor: Restoranların geleceğİ: ‘Y Kuşağı’! 1 Müşterİnİzİ ne kadar tanıyorsunuz? Y Kuşağı veya bir diğer adıyla Millennials, tüm dünyada pazarlamacıların odağında. Sebebi ise 1976 ile 1990 yılları arasında doğan ve restoranları seven bu tüketici grubunun sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 1,3 Trilyon USD satın alma gücü olması… Yemeği ‘eğlence ve kişisel ifade aracı’ olarak tanımlayan Millennials, geleceğin gıda ve yeme-içme endüstrisindeki belirleyici müşteri! Ceyhun C. Canbazoğlu İ nternet üzerinde Y ve Z (1990 sonrası doğan) kuşağı ile ilgili kısa bir araştırma yaptığınızda, birçok araştırma şirketi, üniversite ve F&B danışmanlık firması tarafından, bu tüketici profiline ilişkin hazırlanan raporları bulabilmeniz mümkün. Gösterilen ilginin nedeniyse kuşkusuz şu an 40’lı yaşlarında olan ‘X Kuşağı’ ve hatta ondan da önce gelen ‘Baby Boomers Kuşağı’na kıyasla ‘Y Kuşağı’nın daha fazla para harcıyor oluşu… RBC ve NPD Group araştırmasına göre Y Kuşağı’nın sadece Amerika Birleşik Devletleri’ndeki satın alma gücü 1,3 Trilyon USD! Fransa odaklı hazırlanan F&B verilerine bakıldığındaysa yaşlı Millennials’ların 32,10 Euro, genç olanlarınsa 43,45 Euro ortalama hesap ödediği görülüyor. Restoranların ay içerisinde ziyaret sıklıkları ise 1 ile 6 arasında değişiyor. Casual-dining’i ağırlıklı olarak tercih eden Millennials’ın Amerika genelinde ‘upscale casual-dining’ restoranlara ziyaret oranı ise %42. Şu an 60 yaş ve üzeri kuşağın oranı ise %24. Günün sonunda Millennials, iyi bir yeme-içme müşterisi! Peki neden? 26 PAXadvisor 2 3 “A Taste of Generation Yum: How the Millennial Generation’s Love for Organic Fare, Celebrity Chefs, and Microbrews Will Make or Break the Future of Food” kitabının yazarı Eve Turow’a göre Millennials’ların saplantı derecesinde yemeğe düşkün olmalarının nedeni sosyal medya. Yazar, sosyal medya kullanıcıları tarafından üretilen yemeiçme içeriğinin, diğer içeriklere göre gözle görülür şekilde baskın olduğunu belirtiyor. Özellikle Instagram ve Pinterest paylaşımlarını örnek gösteriyor. Millennials, akıllı telefon, internet ve sosyal medya ile yoğun zaman geçiren bir tüketici profilini temsil ettiğinden, yemek sadece yemek değil; aynı zamanda bir sosyalleşme faaliyeti. Yapılan araştırmalarda Millennials’ların yemeği ‘eğlence ve bir kişisel ifade aracı’ olarak betimlemesi de bunu tezi ispatlar nitelikte. Dahası, kalabalık yerlerde yemek yemekten hoşlanan Millennials’ların %40’ı her defasında farklı bir yemek sipariş ediyor. Genelde öğle yemekleri için dışarı çıkmayı tercih eden bu önemli müşteri kitlesi, bu tercihi yaparken iş arkadaşlarıyla sosyalleşmek amacını taşıyor. Ancak hafta içi ve sonundaysa sadık bir casual-dining müşterisi olan grup, düşük frekansta fine-dining restoranlara gitmeyi de ihmal ediyor. Öyle ki, “Harcamak için para kazan!” mottosuyla yaşayan Millennials’lar, indirimleri yakından takip ediyor. Sertifikalı organik ürünlerin servis edildiği yerleri seçenlerin oranı %30 iken, yediği yemeğin içeriğini, tedarik kanalı ve yetiştirilme sürecine kadar öğrenmek isteyenler ise %80’lik bir çoğunluğu temsil ediyor. Sosyal medya üzerinden arkadaşlarının gittikleri restoranlardaki deneyimlerini dikkate alarak karar verenlerin oranı ise %68! Millennials’ın an itibariyle önemli bir müşteri grubu olmasının yanı sıra, geleceğin gıda ve yeme-içme endüstrilerini şekillendireceği gerçeğiyle ilgili birçok çalışma yürütülüyor. Hatta bizler henüz ‘Y Kuşağı’nı incelerken, şimdiden ‘Z Kuşağı’ üzerine araştırmalar başlamış durumda! 4 5 6 Tavsİye Verdİrmek Millennials, arkadaşlarının tavsiyelerine çok önem verir. Bu yüzden yeni müşteriler için büyük pazarlama bütçeleri harcamak yerine mevcut müşterilerinizden Millennials grubuna girenleri mutlu etmeye çalışın. Böylelikle diğer Millennials profili olan müşterilere ulaşabilirsiniz. Aktİf Sosyal Medya Kullanımı Millennials, sosyal medyayı çok sık takip ettiğinden tüm promosyonlarınızı Facebook, Twitter ve Instagram gibi ağlardan duyurun. Bu platformlardaki müşterilerinizle birebir, çok daha sık ve hızlı ilgilenin. Sosyal Sorumluluk Millennials, sosyal sorumluluğa önem veren bir müşteri grubu. Sakın “yeşil” veya “geri dönüşüm” gibi konuları ön plana çıkarmayın. Çünkü Millennials, bu başlıkları zaten olması gereken başlangıç olarak görmektedir. ‘Hormonsuz’, ‘yerel tedarikçiden alım’ veya ‘organik’ gibi kelimeler daha fazla ilgilerini çekecektir. Sosyal sorumluluk projelerine katılım sağlayıp, bunları da duyurmalısınız. Tam Dİjİtal Entegrasyon Öncelikle restoranınızda ücretsiz wifi erişimi sağlayın. Web sitenize erişimi masa üzerine koyacağınız dik kartlarda (table tenth) sunacağınız QR kod ile verin. Check-in veya promosyon gibi konularda markanızla sosyal medya üzerinde Millennials’ın etkileşime girebilmesini sağlayacak uygulamalar gerçekleştirin. Yenİlİkler Sunmak Millennials yeni fikirleri, tasarımları sever. Bu nedenle onlara yenilikler sunun. Ayrıca yeni ürünlerinizle ilgili onlara tadım yaptırın. Fikirlerini alın. Sıcak İletİşİm Tonu Millennials ile açık ve direkt iletişim kurun. Bu iletişim sıcak ve kişisel bir ton ile olmalı. Bu dili ve iletişimin kurgusunu, aynı kuşaktan olup işletmenizde çalışanlarla geliştirebilirsiniz. Yukarıda verilen tavsiyeler, kuşkusuz ki Millennials müşterileri edinme ve koruma konusunda pazarlama stratejisi kapsamında sunulan önerilerden ibaret. Ancak Millennials ile ilgili paylaştığımız istatistiklerde de görüldüğü gibi, sosyal sorumluluk çerçevesinde yerel üreticiye saygılı, yerel organik ürünleri tercih eden, dondurulmuş ve işlenmiş gıdaları tercih etmeyen bu yeni müşteri grubunun restoranları dönüşüme zorlaması öngörülüyor. Mevcut müşteri portföyü içerisinde, kârlılığı en kolay yükseltelebilir görünen Millennials için NRA önerilerinin dikkate alınmasını tavsiye ederiz. PAXadvisor 27 Gelenekten Geleceğe Lezzet Pınar’ı: Ünİversİtelİ Şefler yarışıyor! T üketicilerle kurulan güven bağını ev dışı tüketim kanalında, Pınar Profesyonel çatısı altında şeflere ulaştırmayı hedefleyen Pınar, sadece günümüzün şeflerini değil, önümüzdeki günlerde ülkemizin gastronomi kültürünün gelişimine etki edecek “Geleceğin Şefleri”ni de desteklemeye devam ediyor. Gelenekten Geleceğe Lezzet Pınar’ı yarışma konsepti ile Pınar ailesi, geleceğin şeflerine Anadolu topraklarının zengin tariflerini devam ettirmeyi, yerel ürün çeşitliliğini daha iyi anlatabilmeyi, farkındalık yaratarak yaratıcılıklarını ve yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyor. EDT Fuarı’nın son günü olan 26 Mart Cumartesi gerçekleşen, ana sponsorluğunu Pınar Profesyonel’in üstlendiği, Gökmen Sözen, Öztiryakiler Endüstriyel Mutfak, Se-Plus, CNR Holding ve Etüder sponsorluğunda gerçekleşen “Gelenekten Geleceğe Lezzet Pınar’ı: Üniversiteli Şefler Yarışıyor” yarışması, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinin gastronomi ve mutfak sanatları öğrencilerini bir araya getirdi. Okan Üniversitesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Nişantaşı Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, İstanbul Gelişim Üniversitesi, Arel Üniversitesi, Atılım Başlangıç, ana yemek ve tatlı olmak üzere üç kategoride yapılan yarışmada Nişantaşı Üniversitesi’nin hazırladığı tabaklar birinci oldu. 28 PAXadvisor Nişantaşı Üniversitesi Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nin aralarında yer aldığı, toplam on katılımcı okuldan 4’er kişilik takımların yarıştığı platformda, Anıl İlter’in sunumu ile dinamik ve eğlenceli anlar yaşandı. Oldukça neşeli ve yorucu geçen yarışmada, gastronomi öğrencileri Pınar ürünleri ile geleneksel tatların modernize edildiği tabakları; başlangıç, ana yemek ve tatlı olmak üzere üç kategoride hazırladı. Jüri başkanlığını Dream Grup Başkanı Mehmet Gök’ün yaptığı yarışmada dereceye giren üniversiteliler, Savaş Aydemir, Doğu Akdeniz Üniversitesi Murat Aslan, Maximillian Thomae, Hüseyin Ceylan, Sebastiano Spriveri, Aydın Demir, Fikret Özdemir, Rafet İnce, Üryan Doğmuş, Gürcan Gülmez, İlhan Onay, Yücel Dereyayla, İlker Çiftçi, Uğur Alparslan, Adnan Öztürk, Zeki Kara, Rıza Belenkaya, Serkan Bozkurt, Nejat Çuhadar, Mehmet Soykan, Eyüp Sabri Yunusoğlu, Levent Şahin, Şenol Demirtaş ve Mustafa Otar’ın yer aldığı, yirmi beş değerli jüri üyesi tarafından belirlendi. Puanlamalar sonrası üçüncülük ödülünün sahibi Doğu Akdeniz Üniversitesi, ikincilik ödülünün sahibi Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, birincilik ödülünün sahibi ise Nişantaşı Üniversitesi oldu. PAXadvisor 29 30 PAXadvisor PAXadvisor 31 KöSebaSı Yurtdışındakİ Gastronomİ Büyükelçİlİğİ Türkiye’nin gastronomi envanterinde en çok bilinen, beğeni alan ürün olan kebapta, yerel ve uluslararası başarılarıyla 3 kıtada, 9 ülkede ve 30 şube ile yılda iki milyon misafire hizmet veren Köşebaşı, 20 yılı geride bıraktı. Türkiye’nin gastronomi turizmine de katkı sağlayan köklü işletme ile özellikle yurtdışındaki operasyonlarını ve kebapta yarattıkları farkın sırlarını Köşebaşı’ndaki ikinci kuşak yöneticilerinden Hasan Yeşilyurt ile konuştuk. Yeşilyurt, 2017’de kebap eğitimi verecek bir akademi kurmayı planladıklarını da PaxAdvisor Dergisi ile paylaştı. 32 PAXadvisor Gastronomi turizmi bağlamında Türkiye’yi yurtiçi ve yurtdışında en iyi temsil eden işletmelerden birisiniz. Özellikle Körfez bölgesinde şube yoğunlaşmanız var. Yurtdışına açılım öykünüz nasıl başladı? Teklif, bölge ortağınız Azadea Group’tan mı geldi? Evet, teklif Azadea Group’tan geldi. Dubai merkezli Azadea Group, bölgenin en büyük perakende şirketlerinden birisi. 105 tane markanın temsilciliğine sahipler. Bu markaların 8-10 kadarı da yiyecek içecek sektöründe. Azadea Group ile 2010 yılında çalışmaya başladık. O dönemde Arap turistlerin sayısı her geçen gün artıyordu. 2005-2010 yılları arasında çok ciddi anlamda Arap misafirimiz oldu. Azadea Group, 2010 yılından şu ana kadar 15 tane şube açtı ve açmaya devam ediyor. Köşebaşı’ndaki ciro ve misafir rakamlarını öğrenebilir miyiz? 2014’te 40 milyon dolar ciromuz ve 1,5 milyon dolayında misafirimiz vardı. Tüm şubelerde. 2015’teki ciromuz ise 37 milyon dolar civarında, ancak misafir sayımız 2 milyona yakın. Yerli ve yabancı olarak değerlendirildiğinde müşteri profili kırılımı nasıl? Ciromuzun yarısı yurtdışındaki işletmelerden geliyor. Şu an Türkiye’de 12 şubemiz var. Geri kalan 18 şubemiz ise yurtdışında. Baktığımız zaman, misafir sayısının da yarı yarıya olduğunu söyleyebilirim. Yurtdışına açılım sürecinde ne gibi zorluklarla karşılaştınız? En büyük sıkıntımız bölgeyle ilgili et tedariği oldu. Buradan oraya et götürmek de ayrıca çok ciddi bir maliyet. Sorun mevzuattan mı kaynaklanıyor? Mevzuattan kaynaklanmıyor ama tabii ki mevzuat da önemli etkenlerden biri… Yurtdışına gıda tedariği sağlamak çok zor. Avrupa Birliği de Körfez ülkeleri de pekçok kısıtlayıcı maddeler sunuyor. Baharat gönderemiyorsunuz; ambalajlı olmak zorunda. Testlerden geçmek zorunda. Et de çok çabuk mikrop üretebilen bir ürün ve kısıtlamalar haricinde de çok ciddi maliyeti var. Zaten ülkemizde et çok pahalı. Bunun maliyetlerini misafire yansıtamazsınız. Dolayısıyla alternatif olarak bütün Körfez Bölgesi, Yeni Zelanda, Avustralya’dan etini alıyor. Daha az maliyetli. Böyle bir lezzet farkımız var. Etten kaynaklanan bir lezzet farkı. Bu lezzet farkı ile ilgili müşterilerin geri dönüşleri nasıl oluyor? Biz sürekli kontrollerimizi yapıyoruz. Gerek Tripadvisor’dan gerekse lokal bazlı, bütün şubelerde anketler yaparak, misafir geri dönüşlerini alıyoruz. Bizim Körfez Bölgeleri’ndeki memnuniyet oranımız yüzde 90’ın üzerinde. Çok memnun ayrılıyorlar. Memnuniyetini sağlayamadığımız sadece Türk misafirler oluyor. Çünkü onların bir kıyas yapma şansları var. Aynı lezzeti bulamıyoruz diyorlar. Ancak olabildiğince aynı tadı sağlamaya çalışıyoruz. İstanbul içinde iki lokasyonda da aynı lezzeti bulamayabilirsiniz: Sonuçta bir diğer mutfaktaki şefin eli büyüktür, daha fazla tuz atar, diğerinin eli küçüktür, daha az tuz atar. Bu bile lezzeti değiştirir. Yurtdışında şubeleşme ile birlikte standardizasyon, reçeteler, eğitim ve kontrol söz konusu oluyor. Sizin bu konudaki deneyim ve edindiğiniz tecrübe nasıl oldu? Kuruluşumuzdan bugüne, ilk dükkândan son dükkâna kadar bütün şubeleri biz kontrol ediyoruz. Kurucu bir ekibimiz var. O ekip gidiyor. Oradan ekip buraya geliyor, eğitim görüyorlar. Sürekli denetliyoruz, bütün reçetelerimiz, her şeyimiz yazılı halde onlarda mevcut. Videolara kadar. Hangi ürünün nasıl yapılacağına dair detaylı bilgi içeriyor. Onlar da bu işi gayet iyi götürüyorlar. Şubeye girdiğinizde Filipinli birini et keserken, Sri Lankalı birini kebap saklarken, Tunuslu birini de et pişirirken görebilirsiniz... Makedonyalı da servis yapıyor, böyle bir karma bir yapı var orada. Şeflerini dönem dönem burada ağırlıyoruz, bazen de biz gidiyoruz. Azadea Group’la çalışmamızın şubeleşme anlamında sağladığı ciddi katkının yanı sıra bilinirlik anlamında da büyük avantajı oldu. Hatta artık o bölgede yaşayıp Türkiye’ye gelenler, Köşebaşı’nı adres gösterip geliyor, “Köşebaşı’na gideceğim” diyorlar. Köşebaşı’nın geçmişte Avrupa ve Güney Amerika’da da franchise modeli ile şubeleşmesi oldu. Gelecekte Avrupa ve diğer bölgelerle ilgili planlarınız var mı? Yunanistan’da Köşebaşı açtığımız dönemde, İstanbul’a gelen Yunan müşterilerden çok ciddi bir geri dönüş aldık. Brezilya ve Hollanda gibi şube açtığımız ülkelerin yerel halkı, tıpkı Arap misafirlerimiz gibi Köşebaşı’nı listeye yazarak İstanbul’a gelmeye başladılar. Bu bizim için çok önemli bir şey oldu. Tercih noktası haline geldik. Bizim misafire ulaşma gibi bir ihtiyacımız olmadı dolayısıyla. Bu bölgelerde bütün işletmeler çok ciddi cirolar, çok ciddi işler yaptılar. Ancak farklı iş kollarında faaliyet gösteren ortakların kendi yaşadıkları konjonktürel sorunlar nedeniyle kapatmak zorunda kaldık. Önümüzdeki dönemler için de Azadea Group, bizim için çok önemli bir örnek oldu. Kişilerle, küçük şirketlerle, bölgesel tek şubelik anlaşmalar yerine master franchise anlaşmalarıyla büyüme hedefimiz var. Ancak her şeyden önce kendi olanaklarımızla, kendi yatırım imkânlarımızla Avrupa’da bize vitrin oluşturacak bir şube açma hedefimiz var: Avrupa’nın en önemli şehri olan, TripAdvisor’da da bir numara olan Londra’da bir şube açmak istiyoruz. Londra’da açacağımız bir şube ile Avrupa’ya Köşebaşı’nı daha iyi anlatma şansımız olacak. Bu sayede birçok yatırımcıya da imkân sağlamış olacağız diye düşünüyorum. Soracağım bir başka soru da şu:‘Ne olacak bu kebabın hali’? Turistlerin bir kısmı Türkiye’de kötü kebap deneyiminden muzdarip… Kebap yapmayı bilmiyor muyuz? Türkiye’de kebap yapmasını çok iyi bilen insanlar, maalesef maliyetleri göz önünde bulundurarak, kaliteden ödün vermek durumunda kalıyor. Maliyetler kebabı çok iyi yapmalarına engel oluyor. Öyle diyeyim… Türkiye’de kebap yapmasını çok iyi bilen insanlar, maalesef maliyetleri göz önünde bulundurarak, kaliteden ödün vermek durumunda kalıyor. Maliyetler kebabı çok iyi yapmalarına engel oluyor. Öyle diyeyim… Çünkü kebabı hakkıyla yaparsanız, karşınıza ciddi bir maliyet çıkıyor. Bunun üzerine kira, vergi, personel maliyeti gibi diğer şeyleri de eklediğinizde kebap pahalı bir ürün haline geliyor. PAXadvisor 33 Çünkü kebabı hakkıyla yaparsanız, karşınıza ciddi bir maliyet çıkıyor. Bunun üzerine kira, vergi, personel maliyeti gibi diğer şeyleri de eklediğinizde kebap pahalı bir ürün haline geliyor. Önce, hammadde fiyatını, yani et fiyatını ucuz hale getirmemiz lâzım. Ayrıca işletme kiraları ve vergi kalemi çok yüksek, bunların da makul rakamlara inebiliyor olması lâzım. Maliyetlerimizi aşağı çektiğimiz takdirde bütün işletmeler kebabı hakkıyla sunabilirler, ben böyle düşünüyorum. Maliyet haricinde kötü kebap için başka bir neden olabilir mi? Bir tarafta da işin eğitim tarafı var. Kebabın yapımı çok kolay gözükebilir ama mutfak tarafında gerçekten çok uğraş gerektiren bir ürün. Zırhtan geçirmek, eti ayıklamak, saatlerce o büyük zırhı elle çevirmek ciddi emek gerektiren şeyler. Ayrıca etin hangi kısımlarını kullanmanız, ne kalitede et kullanmanız gerektiğini biliyor olmanız lâzım… Yani söylediğim gibi, bu işin bir de eğitim tarafı var. Köşebaşı çok büyüdüğü için biz bu konuda bir çalışma yapıyoruz şu anda; ‘Köşebaşı Akademi’ adıyla bir eğitim merkezi hayata geçirmeyi düşünüyoruz. Gelecekte şube sayımızın artacağını öngörüyoruz, planlarımız o doğrultuda. Ancak kalifiye eleman bulmak büyük bir problem haline geldi. İstanbul’da çok ciddi mutfak eğitimleri veren kuruluşlar var ama onlar daha çok dünya mutfağı ağırlıklı. Kebapla ilgili böyle bir açık var. Kuracağımız akademi ile hem mevcut personelimizi eğitmek istiyoruz, hem de yurtdışındaki şubelerde çalışanlarımızı. İşin sadece mutfak tarafını, sadece kebap tarafını değil; mezeyi, salatayı, diğer ürünleri de öğrenecekler. Aldıkları sebzenin, meyvenin kalitesini de öğrenecekler. Ürünleri saklama koşulları, gıda kalitesi, hijyen… Bunların hepsini öğreteceğiz. Salon personelimiz yabancı dil eğitimi de alacak burada; en az bir, hatta iki yabancı dil öğrenecek. Böylece servisi daha iyi hale getirecek, sunduğu ürünün içeriğini, arka planını çok iyi bilecek, hangi ürünün hangi içecekle iyi gideceğini bilecek. Şarabı çok iyi anlayacak, rakıyı çok iyi anlayacak, meşrubattan çok iyi anlayacak personel yetiştirmek istiyoruz. Her şey yolunda giderse, zannediyorum 2017’nin ilk yarısında biz bu kurumu hayata geçirmiş olacağız. 34 PAXadvisor Köşebaşı’nın kebaptakİ başarısının sırrı sİzce nedİr? Nasıl fark yaratmayı başardı? Köşebaşı’nın kuruluşu sırasında ortakların et tedariki, kesimi, dinlendirilmesi ve bazı özel marinasyon tarifleriyle ilgili önemli çalışmaları oldu. Bu çalışmalar neticesinde kalitesi ve lezzeti en üst seviyede, mideyi rahatsız etmeyen ürünler ortaya çıktı. O dönemde hizmet sunan kebap restoranları, masa örtüleri, şık dekorasyonları ile misafirlerini ağırlarken Köşebaşı’nda örtüsüz masalar, sade dekorasyon ve sunum ile bir ilki gerçekleştirdi. Böyle bir başlangıç serüveni var. Köşebaşı’nı popülerleştiren tamamen müşterileri ve onların konuşmaları; ‘word of mouth’ ile Köşebaşı çok popüler hale geliyor. Köşebaşı’nın alamet-i farikası nedir? İnovasyon mu? Kebapta inovasyon yapmak çok mümkün değil. Bizim 20 yıldır sunduğumuz ürün listesi en fazla yüzde 30-35 oranında değişmiştir. Biz hep aynı ürünleri sunduk. Bizim başarılı olmamızın asıl nedeni de aynı ürünleri 1995 yılında nasıl sunuyorsak, 2016 yılında da aynı kalitede, aynı şekilde sunuyor olmamızdır. Öngörülebilirlik yani? Evet. Biz standardımızı bozmadık. Kaliteyi çok yüksek bir yere oturttuk ve o kaliteyi sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz. Ürünlerimiz kaliteliyken servisimizi de olabildiğince iyi noktaya çekmeye çalışıyoruz. Şimdi Köşebalık adında bir segmentasyonunuz da var. Balıkta nasıl bir fark yaratmayı planlıyorsunuz? Asıl isteğimiz gelecekte kendi yiyecek-içecek grubumuzu oluşturabilmek. Köşebaşı gibi bir markanın sahibiyken, bu işte bu kadar deneyimliyken bunu da yapabilecek potansiyelimiz olduğunu düşündük. Bağdat Caddesi, Göztepe’deki mekânımız buna uygun olduğundan, Köşebalık’ın ilk şubesini burada açtık. Buradaki amacımız da Köşebaşı ilk kurulduğu zamanlarda amaçladıklarımızla aynı; misafirlerimize en kaliteli, en taze, mevsiminde olan balıkları sunmak istiyoruz. Burada sabit bir menümüz yok. İçeride kara tahtalar var. Günlük olarak o kara tahtalar değişiyor. Mezatta, balık halinde taze olan hangi ürünse ustalarımız sadece o balıkları alıyor. Hamsi eğer taze değilse o gün hamsi yok… Ayrıca Ege ve Akdeniz’de çok bilinmeyen, farklı ürünleri de misafirlerimize sunmak istiyoruz. C M Y CM MY CY CMY K Krİz mİ Öncelikle A.B.D. ile ilgili bazı rakamsal figürleri belirtmekte yarar var: A.B.D.’de bulunan yaklaşık 1 milyon restoran, toplam 14,4 milyon sektör çalışanı ile faaliyet göstermektedir. Bu restoranların 2016 cirosunun ise 782,7 milyar USD olarak gerçekleşeceği öngörülmektedir. Bunun 536,2 milyar dolarlık kısmı restoranlara aittir. Yapılan araştırmalarda, restoran müşterilerinin %50’si dışarıda yemek yemenin, yaşam tarzının bir parçası olduğunu belirtmiştir. Müşteri profilindeki etnik çeşitlilik nedeniyle birçok farklı mutfak ve servis konsepti söz konusu olmasına karşın, her işletme gibi en önemli konuyu kârlılık teşkil etmektedir. Bu nedenle şu an Amerikan pazarında dahi yöntemleri tartışma konusu olan sorunun, Türkiye’deki işletmeler tarafından da uygulanabilir olan, olası cevaplarının peşine düştük. fırsat mı? Türkiye’deki ekonomik, siyasi ve sosyal konjonktürden her sektör gibi hızla etkilenen yeme-içme sektöründe, müşteri sayısı sabit olan belli sayıdaki işletme haricinde, keyifler pek yerinde görünmüyor. AVM’lerdeki yüksek dükkân kiraları başta olmak üzere gittikçe artan giderler, yeni açılan mekânlarla ortaya çıkan yoğun rekabet ve öngörülemez hale gelmeye başlayan, satın alma gücüne bağlı olarak değişkenlik arz eden tüketici eğilimleri gibi nedenlerle, sektörde birçok restoranın kapanma haberi peşi sıra geliyor. Bu durum, işletmeler için nasıl bir fırsat haline dönüşebilir? Menünüzde yer alan ürünlerin üretiminin reçetelerle standardize edilmesi ve sipariş esasında maliyet kontrolünün bir prosedürle tanımlanması önem arz ediyor. Amerika’da, iyi yönetilen bir üretim süreciyle, ürün maliyeti %28 civarında. Bunun için idareci, satın alma ve mutfak personelinin eğitimi çok önemli. Maliyetleri düşürmek için tedarik konusunda da doğal, sağlıklı ve taze seçenekler için tedarikin planlamasına önem veriliyor. 2. Ürünün doğru fİyatlandırılması Sunduğunuz menüde yer alan ürünlerin muhakkak ki restoranınızın hedef kitlesi, alım gücü ve rekabet analizinizle ile ilintisi var. Ancak menünüzde yer alan ürünlerin dağılımında kâr marjı düşük ve yüksek olanlar arasındaki optimizasyonu fiyatlandırma ile yaparak, müşteri sipariş ortalamasını öngörülebilir kârlılık için tasarlanmanız gerekmekte. Bu denge için önceki siparişlere yönelik veri analizi tavsiye ediliyor. En çok satılan ve ona eşlik eden ürünler arasında bir denge kurulmasının, ortalama hesap tutarı için kullanılan bir yöntem olduğu belirtiliyor. 3. Spesİyalİnİz olsun Eğer karlılığınızı yükseltmek ve müşteri sadakati edinmek istiyorsanız, mutlaka restoranınıza özel bir spesiyal sunun. Bu tür ürünlerdeki fiyatlandırma esnekliği, kârlılığınızı artırmaya yardımcı olabilir. Ayrıca mezeler, tatlılar, çorbalar, salatalar ve yan yemeklerin genelde kâr marjı yüksek ve hazırlanması kolaydır. İyi hazırlanarak menünüzde yer alabilecek bu ürünlerin çalışanlarınız tarafından doğru tanıtılması, müşteri memnuniyeti sağlayabileceği gibi beraberinde kârlılığı da getirebilir. Y eme-içme sektörü dikeyinde, lokasyon, konsept, müşteri profili, mutfak/servis türü ve fiyatlama gibi başlıklar altında büyük değişkenlik arz etmesine karşın, işletmelerin çoğunda genel bir “keyifsizlik” gözlemleniyor. Özellikle içinde bulunduğumuz yılın Mart ayında İstanbul’da gerçekleşen menfur bombalı terör eylemi sonrasında güvenlik endişesi nedeniyle yabancı turist sayısındaki düşüş ve İstanbul’daki yemeiçme sektörü müşterisinin de aynı nedenle -bir süreliğine de olsa- “hissedilir” şekilde geri çekilmesiyle bazı işletmelerin faaliyetlerine son verdiği haberlerini aldığımız bir dönem oldu. Faaliyetlerini durduran işletme sayısı, yemeiçme sektöründe bir resesyonu işaret etmese de artan giderler karşında işletmelerin kârlılıklarını artırma konusundaki arayışları her zamanki gibi sürüyor. Bu durumu menüde yer alan ürünlere zam olarak yansıtmak işlevsel görünmese de bu konuda nasıl bir yöntem izlenebileceğini, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki örnekleri inceleyerek, PaxAdvisor Dergisi okurları için derledik. Türkiye’de ne yazık ki, yeme-içme sektörü ile ilgili erişilebilir, net veriler bulunmamakta. Derlediğimiz yazıda vurgulayacağımız üzere, “ölçümlememe” nedeniyle yaşanan kayıpları da değerlendirmenize sunacağız. 1. Malİyet kontrolü 4. Müşterİ sadakatİ sağlama Kârlılık nasıl sağlanır? Amerikan yeme-içme sektör profesyonelliği içerik kaynaklarındaki raporların neredeyse tümünde karşımıza çıkan sihirli sözcük “retention”, yani müşteriyi elde tutma, yani sadakatini sağlama oldu. Frederick F. Reichheld’in 1996 yılında yayımladığı, müşteri sadakati konusunu irdeleyişiyle büyük yankı uyandıran “The Loyalty Effect” kitabında belirttiği gibi, şirketler, her 5 yıl içerisinde müşterilerinin %50’sini kaybediyor! Öte yandan, müşteri tutma (retention) konusunda %5’lik bir artış sağlama; yıllık kâr artışını %100’e çıkarabilir! Peki, kâğıt üzerinde harika duran bu cümlede belirtilen hedef nasıl gerçekleştirilebilir? Kuşkusuz, işletmelerin kârlılıklarını yükseltmesindeki tek seçenek müşteri sadakati değil… İşte sizin için derlediğimiz başlıklar: Başlangıçta da belirttiğimiz gibi, müşteri sadakati sağlamak, yeni müşteri edinmekten kolay ve daha ucuz bir operasyondur. Bu konuda iyi yemek, iyi servis ve müşterinin teknolojik imkânlarla sipariş türü, sepet fiyatı, ziyaret frekansı verileri elde edildiğinde; kişiye özel menü yenlikleri duyurusu, özel indirim gibi seçeneklerle ziyaret frekansı düşen müşteriler canlandırılabilir. Bu takiple işletmenizin müşterileri ile aranızdaki bağı güçlendirebilirsiniz. Ayrıca kârlılığınızı da yükseltebilirsiniz. 5. Garson komİsyonu Restoranınızdaki gerçek satıcının garson olduğunu unutmayın. Garsonlar için geliştirebileceğiniz komisyon programları ile satışınızı artırabilirsiniz. Küçük komisyonlar, fark edilir ciro ve kâr artışı sağlayabilir. Genellikle ‘müşterinin aldığının üzerine satış yaptırma’ olarak bilinen (upsell) modelinde, yaygın olarak tercih edilen bir teşvik yöntemidir. PAXadvisor 37 Fırsat nerede? 6. Online pazarlama Sosyal medya üzerinde markanızın ve menünüz içerisindeki ürünlerin, etkin ve düzen arz eden bir biçimde görünürlüğünün sağlanması önemlidir. Sosyal medyada “influencer” olarak tanımlanan, etki gücü yüksek sosyal medya şahsiyetlerinin paylaşımları arasına girmek, kurumsal hesaplara gelen yorum, öneri ve sorulara uygun bir ton ile cevap vermek ve müşterilerinizle bu alandaki etkileşimi artırmak, orta ve uzun vadede yeni müşteri edinme potansiyeli sağladığı gibi mevcut müşterilerinizin sadakatini korumak için de etkili bir yöntemdir. 7. Menü tasarımı Menü, bir restoran için en önemli satış aracıdır. Bu nedenle grafik tasarımı, uygulandığı materyal ve sahip olduğu forma kadar, içeriği çok önemlidir. Ürünün adı ve tanımlamasının yanı sıra, içeriğinin özenli bir şekilde kaleme alınması satışlarınızı artırabilir. Birçok restoranda yapılan araştırmada sadece ürün adı ve fiyatının yazılı olmasının başarılı sonuç vermediği gözlemlenmiştir. 8. Satış hedeflerİ belİrleme Vardiya öncesinde, özellikle garsonlar için yapılacak bir hedef toplantısı satışınızı artırabilir. Bu noktada, başta da belirtildiği üzere, menüde yer alan ve kârlılığı yüksek ürünlerle ilgili, mutfak üretim kapasitesi ile orantılı hedeflerin belirlenmesi çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki, çok yüksek satış potansiyeli olan restoranlar, menüdeki ürünleri iyi sunma ve satma konusunda zayıf kalan garsonlar yüzünden batabilir! 9. Ölçümleme Restoranınızla ilgili tüm metriklerin istatistiklerini tutmalısınız. Her gün ağırladığınız müşteri sayısı, müşteri-sipariş esasındaki tahsilatınız, gelir-gider oranı, müşteri-tahsilat saatleriniz, üretim maliyetleriniz gibi veriler, işletmenizle ilgili ileriye dönük işgücü, kapasite, menü tasarımı, fiyatlandırma politikası gibi konularda optimizasyon yapabilme fırsatı sağlayabilir. 10. Uygulama planı hazırlama Yukarıda başlıkları derlenmiş olan, işletmenizde ciro ve kâr artışı sağlayabilecek konularla ilgili mutlaka bir plan geliştirin. Bu planın sürdürülebilir halde olması, işletmenizin işgücüne delege edilerek, düzenli bir şekilde uygulanması, planla ilgili kontrolün sağlanması ve sonuçların rutin toplantılarla değerlendirilmesi başarı sağlayabilir. 38 PAXadvisor Birçok restoran ve işletme tarafından uygulanan, sektör profesyonellerinin büyük çoğunluğu tarafından iyi bilinen, PaxAdvisor Dergisi olarak, Amerika’da olduğu gibi Türkiye’de de uygulanabilir olduğunu değerlendirdiğimiz ve on madde ile sunduğumuz bu araştırma-analiz, farklı bir noktaya işaret etmeyi amaçlıyor: ‘Best practice’ üzerinden bilimsel metodolojilerle araştırılmakta olan ‘işletmeciliğin’, restorancılıkta nasıl uygulanabileceğine dair bir perspektif oluşturmak. Örneğin, dünyada restorancılık sektörü, RevPASH (Revenue Per Available Seat Hour) ve ComPASH (Contribution Margin per Available Seat Hour) optimizasyonu için büyük bir yatırım ve araştırmaanaliz çalışması yürütmektedir. Bu çalışma kapsamında, bir müşterinin restorana girdiği andan hesabı ödediği zamana kadar, tüm sürecin tasarımı yapılmakta. Öyle ki, ‘table turnover’ olarak nitelendirilen boş masa üretimi için, müşteriye ne zaman menünün sunulacağı, karar verme için ne kadar zaman tanınacağı ve hesabın ne zaman getirileceği bile yapılan hesaplamalar arasında… Tüm bu kriterlerin, ‘konuksever mekân’ imajını zedelemeyecek şekilde tasarlanması, saygın üniversitelerin ilgili bölümlerinde hararetli araştırma konularına dönüşmüştür. Elbette restoran türü, müşteri profili ve hatta bulunduğu ülkenin kültürüne bağlı olarak, müşteri beklenti ve davranışları farklılık gösterebilmektedir. Ancak müşteri ve restoranın sağladığı fayda, dünyanın her yerinde aynı... Tıpkı her restoranın ticari bir işletme olarak kârlılığını yükseltme hedefi gibi! Konjonktürel olarak, restorancılık sektörü için keyifli bir dönem geçirmiyor olabilir. Ancak kimilerince ‘kriz’ olarak tanımlanan bu süreçte, iş geliştirme adına ‘fırsat’ arayabiliriz. İkonik markaları dışarıda bırakırsak, müşteri beğenisini ‘konsept’ arayışı ile sağlama eğiliminde olan girişimciler veya yeni işletmeler açısından ‘fırsat’; değişen müşteri profilinin (örneğin Y Kuşağı) tüketim eğilimleri ve beklentilerini saptama, rekabet analizi yapabilme, müşteri edinme, tutma ve kârlılık için kapsamlı bir operasyonel optimizasyonun yapılabilmesine bağlı görünüyor. Özellikle ölçümlemenin çok önemli olduğu günümüzde, restoranınızın müşteri sayısı, gün ve saat kırılımları, yeni müşteri edinme girişimleri, mevcut müşterilerin profillendirilmesi ve kârlılıklarının artırılması için daha detaylı öneriler edinmek isterseniz, [email protected] adresine e-mail gönderebilirsiniz. Bol kazançlar dileriz. C M Y CM MY CY CMY K www.theforkmanager.com.tr tüm Rezervasyon yönetimi yazılımınız rezervasyonlarınızı tek merkezde toplayın Tüm rezervasyonlarınız, açık ve okunaklı bir şekilde, tek ve aynı araçta tekrar gruplandırılır. TheFork Manager; telefon, e-posta, internet veya gelen müşteriden alınan bir rezervasyonda karşılaşılan karalamaları ortadan kaldırarak her şeyi tek bakışta görmenizi sağlar. Zamandan tasarruf edin ve yeni bir rezervasyon geldiğinde haber alın. TheFork Manager rezervasyon yönetimi yazılımı, restoranınızı doldurma oranınızı ve masalarınızın doluluk seviyesini optimize etmenizi sağlar. Rezervasyonlarınızı tek bir merkezden yönetir, hizmetlerinizi gerçek zamanlı olarak kontrol edersiniz. Bu yazılım, iş ortağı restoranlarımızla temas halinde oluşturulmuştur; her restoranın ihtiyaçlarına uygun kılınması amacıyla da her gün gelişmeye devam etmektedir. + O PR rezervasyon yönetiminde restoran sahibi kişi TheFork Manager kullanmaktadır %30 oranında 32.000 zaman tasarrufu + + O PR THEFORK MANAGER’IN AVANTAJLARI O PR Tüm rezervasyonlarınızın İhtiyaçlarınıza tek merkezde toplanması göre kişiselleştirme Hizmetlerin gerçek zamanlı organizasyonu + O PR Ciro artışı 40 PAXadvisor Her yerden ve her zaman erişilebilir ihtiyaçlarınıza uygun bir araç kullanın Tüm rezervasyon yollarını kuruluşunuzda kullandığınız bilgileri ekleyecek şekilde kişiselleştirin: Rezervasyon defterinizde görmek istediğiniz bilgileri toplayın ve ekleyin (sütun sayısı, masa numarası, sıra, menü tipi...), Salon planınızı restoranınızın imajına göre yapılandırın; Mesajları (e-posta ve SMS) restoranınızın tarzına göre ve istediğiniz ses tonunda düzenleyin. servislerinizin + O PR doluluk düzenlenmesinde zaman kazanın Geciken müşterileri, gelen müşterileri ve ayrılmaya hazırlananları gerçek zamanlı olarak takip edin. İş paylaşımı gerçekleştirin Tek göz atışla, müşterilerinizin özel taleplerinin tamamını görün: Bebek sandalyesi? Özel bir diyet? Evlilik yıldönümü sürprizi? Aksiliklerden uzak bir hizmet sunacaksınız. oranınızı ve cironuzu artırın Bildiğiniz gibi, gün içinde satışı yapılamayan bir masa kaçıp giden bir kâr fırsatıdır. TheFork Manager yazılımınız size doluluk oranınızı ve dolayısıyla gelirinizi artırmanızda yardımcı oluyor. Bunun için yapabilecekleriniz: Müşterilerinizi yoğun saatlere çekin Restoranınızın doluluk oranını servislere göre ayarlayın. + O PR restoranınızı gerçek zamanlı olarak istediğiniz yerden takip edin TheFork Manager elektronik rezervasyon defterinize herhangi bir bilgisayardan, akıllı telefonunuzdan veya tabletinizden ulaşabilirsiniz. Kullanıcı erişimiyle herkes rezervasyon defterine ulaşabilir. Ayrıca, rezervasyonlarınız üzerinde gerçekleştirilen hareketleri kontrol etmek ve kullanıcılara göre farklı erişimler belirlemek de mümkün. Daha fazla bilgi için: www.theforkmanager.com.tr - [email protected] - +90 212 987 36 75 İşletmenİzde yapılan müzİk yayını yasal mı? Restoran işletmelerindeki müzik yayını, beraberinde bazı sorumluluklar getiriyor. SMG Yönetim Kurulu Başkanı Gül Gürer Alimgil ile ticari müzik yayınının yasal boyutunu ve sunulan çözümleri görüştük. Restoranlarda çalınan müzikler (Spotify, CD, vb.) hangi kapsamda telife tabiidir? Sadece restoranlar değil halka açık her işletmenin, Türkçe ya da yabancı popüler şarkılar yayınlaması durumunda, müzik meslek birliklerine yıllık olarak telif bedellerini ödemesi gerekir. Müzik meslek birliklerinin, sektöre, bulunduğu ile ve mekânların metrekarelerine göre değişkenlik gösteren tarifeleri var. Telif bedelleri ödendiği zaman popüler şarkılar yayınlayabilme izni alınmış oluyor. Spotify bireysel kullanımlar içindir, firmaların kullanımına uygun değildir. Firmalar, telif ödendikten sonra, bandrollü CD alıp yayınlayabilir ya da müzik yayınını bizim gibi bir profesyonel firmaya emanet edebilirler. Bu konuda restoranların üzerine düşen yasal yükümlülükler nelerdir? Eğer müzik meslek birlikleri koruması altında olan popüler şarkılar, telif ödemeden yayınlanırsa sanatçıların hakları ödenmemiş, yani yasal yayın gerçekleşmemiş olur. Çalacakları eserlerin teliflerinin ödenmiş olduğuna dikkat etmeleri gerekir. Telifleri yurt dışına direkt ödenen eserleri tercih etmeleri durumunda da yayınların merkezden ve kontrollü iletilmesi gerekir. Yasal ve cezai yaptırımlar nelerdir? Müzik meslek birlikleri tespit yapabilirler. Yayınlanan eserlerin teliflerinin ödenmediği tespit edilirse yıllık telif bedelinin ödenmesini talep edebilirler ya da ceza kesebilirler. 42 PAXadvisor Restoranlara bu konuda ne tavsiye edersiniz? Restoranlar kendi imkânlarıyla müzik çalmak isterlerse, mutlaka müzik meslek birliklerine telif ödemelidir. Meşhur olmayan eserleri yayınlamak istediklerindeyse müziği ileten ekip çok önemlidir. Yayınların yasal olarak denetlenip, kontrol edilip listelenerek, tek merkezden ve kontrollü olarak iletildiğinden emin olmaları gerekir. öneri YENİ MEKÂN GREY ANDREA KARAKÖY PASTAYI YENİDEN KEŞFETMEK... Sokak lezzetlerİnde çekİm noktası: Vİetnam SELİN EKİM: BANA “GURME” DEMEYİN! Sizin sunduğunuz çözüm nedir? SMG olarak, Türkiye’de halka açık mekânlarda kapalı devre müzik, anons ve reklam yayınları yapmaktayız. Yayınları, kendi bünyemizde geliştirdiğimiz özel yazılım aracılığıyla, firmaların kendi bilgisayarları veya SMG Music Box üzerinden, depola-çal yöntemiyle gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde yayın yapan tek şirket olup sektöründe lider konumda yer almaktayız. Firmaların faaliyet alanlarına ve günün farklı saatlerine göre listeler hazırlıyoruz. Firmaların tüm şubelerinde aynı anda aynı yayını yapabildiğimiz gibi tüm şubelerinde farklı yayın da yapabiliyoruz. Yasal altyapının sağlanıp sağlanmadığını mutlaka kontrol ediyoruz. Telif bedelleri konusunda daha ekonomik çözümler arayan müşterilerimize teliflerini yurt dışına doğrudan ödediğimiz kataloglardan içerik sağlayabiliyoruz. Çok kaliteli ama meşhur olmayan eserlerin yayınlanmasını tercih eden restoranlar, telifleri SMG tarafından yurt dışına doğrudan ödenen kataloğumuzu kullanabilirler. PAXadvisor 43 GREY Nişantaşı’nda yeni açılan ve büyük övgü toplayan Grey Food & Drinks’i, bağlı olduğu Jupiter Group’un Yönetim Kurulu Başkanı A. Tayfun Topal ile konuştuk. 44 PAXadvisor Tayfun Bey, Grey’in kuruluş öyküsünü sizden dinlemek isteriz… Mekânın lokasyonuna karar verişinizden mimari tasarıma kadar, kuruluş sürecinde yaşadıklarınızdan söz edebilir misiniz? Burası bizden önce farklı bir mekândı, kapkaranlık bir yerdi açıkçası… Zaten restoranın neredeyse yarısını kullanmıyorlardı, çok küçük bir alan müşteriye açıktı. Herkes dükkânı çok küçük zannediyordu. Kuruluştan önceki altı ay, sürekli bu sokağa geldim. Sürekli gezdim, gözlemledim ve ne yapılması gerektiğini tahlil ettim. Bu işin duayen ağabeyleri, Yeni Mekân: Grey Food & Drinks Lokasyon: Nişantaşı İşletmeci: Fatih Topal İç Mimar: Belgin Açıkalın Mutfak Türü: Dünya, Akdeniz Servis: Sabah/Öğle/Akşam Adres: Teşvikiye Mahallesi, Şakayık Sokak, No 19/B, Nişantaşı/Şişli, İstanbul bana çok nasihat verdiler, çevre mekanlardan örnekler verip onlara benzer bir yer yapmam gerektiği söyleyenler oldu. Onları dinliyordum ama gözlemlerim farklıydı. Şöyle ki, bu sokaktan bir sonrakine geçene dek dokuz tane kadın kuaförü saydım. Kapının önünde oturup, izledim; sokaktan 30 kişi geçiyorsa bunun 28’i kadındı… Buradaki müşteri kitlesi kadın ağırlıklı ve çok kreatif insanlardan oluşuyor. Çevrenize şöyle bir bakın; modacı, blogger, müdür, sunucu, spiker, oyuncu… Asla sıradan insanlar değil ve hepsinin yaratıcı dehası bulunuyor. Uzunca bir süre çevreyi izledikten sonra buraya naif bir mekânın gerektiğine karar verdim. Akşam geldiklerinde güzel bir şarap da içebileceklerdi, güzel bir yemek de yiyebileceklerdi. Rahatça sohbet edebilecekleri, nefes alabilecekleri bir yer gerekiyordu. Fakat en önemlisi, bu mekân kadınlara hitap etmeliydi çünkü açıkça görüldüğü gibi hedef kitlemiz kadınlardı. Bu tespit, Grey’in başlangıç noktası oldu. Mekânı açarken bir sıkıntı da yaşamadık açıkçası. İki ay gibi çok kısa bir sürede açtık ve açtığımız ilk gün, sanıyorum en çok yemeği yaptığımız gündü. Bir cumartesi günüydü ve adım atılacak yer kalmamıştı, tamamen doluydu. Açılış hazırlıkları yaparken gazetecilerin ya da çevrenin ilgiyle takip ettiğinin farkındaydık ancak bu kadarını biz de tahmin etmiyorduk. Peki, mutfak ekibini kurma süreciniz nasıl oldu? Şefiniz Asım Yıldız’la yollarınız nasıl kesişti? Asım Bey de bilir, ben aslında çok aşçıyla görüştüm… Şunu söylemem lazım; ben yemek konusunda çok gelenekçi, lezzetçi biriyim. Bence iyi bir yemek söz konusu olduğunda, nasıl verildiğinin çok büyük önemi yok. Elbette sunum çok önemli, yemeğin vitrinini oluşturuyor ama mümkünse tabağın her yerinden de bir şey çıkmasın! En büyük gösteriş, yemeğin kendi lezzetinde saklı olmalı. Asım Usta’nın da bu bakış açısına sahip olduğu anladım, açılışa bir hafta kala kendisiyle tanıştım ve daha ilk görüşmemizde kendisine, “Hayırlı olsun!” dedim. Bu çağın sunum tekniklerinden şikâyetçi gibi görünüyorsunuz biraz… Bu konudaki genel görüşümü şöyle özetleyeyim: Yeni nesil, genç aşçıları çok seviyoruz fakat biraz geriye dönüp bakmalı, geleneksel olandan tamamen kopmamalılar! Sonuç olarak, ‘Füzyon Mutfağı’ dediğimiz şey, dünyanın hiçbir yerinde kalmadı artık. Michelin yıldızlı aşçılar bile normal aşçılığa geri dönüyorlar çünkü insanlar artık yemek ve doymak istiyorlar. Çok soslu yemeklerden de bıktılar. Daha düzgün sunulan, lezzetiyle ön planda olan yemekleri arıyorlar artık. Tabii bunları bir gurme yazar olarak da dile getiriyorsunuz… Elbette, bir yazar olarak da aynen bunları söylüyorum. Örneğin İspanya’yı düşünelim; Galacia bölgesine gidin ve bir tapas yiyin. Adamlar yapıyor ve çok da doğru yapıyor. Yemeğe gelenekçi bakıyor ve yeniden yorumlamıyorlar. Bizdeyse mutlaka bir soğan koyuluyor, bir yerden havuç giriyor, bir yerden domates çıkıyor… Bunu neden yapıyorsunuz ki? Yapmayın! Bunu söylüyorsun, saatlerce konuşuyorsun ama arkanı döndüğün an, o soğan yine o yemeğe giriyor. Hastalık gibi bir şey bu… Açıkçası ben bunları gözlemleyebilecek kadar iyi bir tüketiciyim. Önemli olan da bu zaten; ben restorancı olmaktan önce, iyi bir tüketiciyim. İyi bir restorancı olmanın kuralı da bence budur. Çok iyi yerlerde yemek yemiş, doğru yemekleri yemişseniz müşterinin ne istediğini tahmin edebilirsiniz. Grey’de ‘yok’ diye bir şey yok, böyle de olması lazım! Olmazsa insanların size gelmeleri için bir sebep bırakmamış olursunuz. Sonuç olarak İstanbul, yeme-içme konusunda alım gücü yüksek bir şehir. İnsanların altında arabaları, arabalarını kullanan şoförleri, çok sayıda yardımcısı var. Özellikle bu bölgede. İstedikleri malzemeyi, istedikleri kalitede ve çok hızlı bir şekilde temin edebilme gücüne sahipler ama onlar bu mekâna gelmeyi tercih ediyorlar. Hem lezzet hem de sosyalleşmek için seçtikleri bir yere geliyorlar. Burada dondurulmuş ürünlerden hazırlanan, beşinci sınıf bir yemek yemeyeceklerini biliyorlar. Bu da işin devamlılığı ve sunulan yemeğin kalitesini ölçebileceğiniz, ciddi bir işaret. En önemli kriter, dışarıya, dünyaya dönük olmanız. Bunu yapmadığınızda sunduğunuz yemekte sorun varsa bile, “Ama bu en iyisi,” deyip, müşteriyi geçiştirirsiniz. Restorancılıkta yapabileceğiniz bundan büyük bir hata yoktur, bunun bilinmesi gerek! Bir sektör profesyoneli ve gurme olarak Türkiye’deki mutfak trendlerine baktığınızda ne görüyorsunuz? Sizce Türkiye’de gastronomi nereye gidiyor? Bence eskiye, geleneğe döneceğiz. Son zamanlarda kültür turlarının artmasındaki tek sebep, bizim büyük şehirlerde kaybettiğimiz zevki, küçük yerlerde bulabiliyor olmamız. Bence müşteri var ama bazen mekâncı, müşterinin damak zevkindeki değişim hızına yetişemiyor. Bu tür bir durumda da mekân sahipleri hep kaybediyor çünkü geride kalıyorlar. Bitmek zorunda ve bitiyor da zaten. Bu durumun üstesinden gelmek için müşterinin yanında olmalı, isteklerini iyi anlamalı ve kendinizi sürekli yenilemelisiniz. Aksi halde yüzlerce mekanın bitişine sebep olan malum sonla yüzleşirsiniz. PAXadvisor 45 Yeni Mekân: Andrea Karaköy Lokasyon: Karaköy İşletmeci: Ali Alyamaç İç Mimar: Ali Alyamaç Mutfak Türü: Dünya Servis: Öğle/Akşam Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mahallesi, Mumhane Caddesi, No 39/B Karaköy/Beyoğlu Web: www.andreakarakoy.com Andrea Karaköy, Aya Andrea Kilisesi Konukevi’ne açıldı. Bu mekânı tercih etmenizin nedeni neydi? İş başlangıcına kadar geçen süreçte yaşadığınız deneyimi paylaşabilir misiniz? Andrea Kilisesi ile olan dostane bağ sayesinde bu mekân hayata geçmiştir. Daha önce kilisenin konuk evi olarak kullanılan bu mekân, tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de yine aynı misafirperverlikle müşterilerinin hizmetine devam etmektedir. Andrea Karakoy Karaköy’de Aya Andrea Kilisesi Konukevi’nde yeni açılan Andrea’nın işletmecisi Ali Alyamaç’la mekânın öyküsünü ve Karaköy’ü konuştuk. Karaköy’de yükselen bir gastronomi trendi, diğer taraftan da yoğun bir rekabet var. Öncelikle Karaköy’deki bu yüksek arz ve talep durumuyla ilgili değerlendirmeniz nedir? Karaköy’de bu güne kadar yapılan üç ya da dört konseptte, birbirini tekrar eden mekânlar olduğunu gördük. Biz bu bağlamda Andrea’yı yaparken farklılık yaratabilmeyi amaçladık. Hangi hedef müşteri profiline, nasıl bir fark yaratmayı amaçladınız? Andrea’yı her zaman kültürlerin buluşma noktası olarak değerlendirdik. Bu nedenle de Andrea için menüden servise, müziğe varana kadar, özenle ve sevgiyle, dostlarımız ve tüm çevremizle istişarede bulunarak bir kurgu oluşturduk. Yerli ve yabancı tarihe, yemeğe, müziğe ve servise, kısacası sıcak bir ev ortamına ilgi duyan herkese kucak açtık. 46 PAXadvisor İç mimarınız kimdir? İç mimariyi ben ve arkadaşlarım ortak zevklerimize dayanarak ve mekânın atmosferini bozmadan renove edip, tasarladık. Mekâna dair her parça bu mekânın ruhunu yansıtması için özenle seçilmiştir. İşletmemizin iç mimarı, aynı zamanda işletme sahibi olan Ali Alyamaç’tır. Kendisi tarihe ve antik eşyalara düşkünlüğü ile binanın dokusuna ve orijinalliğine uygun olarak, 19 aylık bir tasarım ve hassas çalışma süreci sonrasında Andrea Karaköy’ü yaratmıştır. Şefinizin kim olduğunu öğrenebilir miyiz? Mekânınızdaki mutfak türünü tanımlayabilir misiniz? Bir de menünüzde hangi spesiyallerin olduğunu merak ediyoruz… Şefimiz Murat Arslan. Mutfak türümüzü tanımlamak gerekirse, Dünya Mutfağı’ndan lezzetleri birleştirerek bir menü hazırladık diyebilirim. Şefimiz Murat, meslek hayatına İstanbul’un en ünlü restoranlarında başlayıp özellikle İtalyan mutfağı konusunda önde gelen şeflerden birisidir. Deneyimleri de sadece Türkiye ile sınırlı değil, Avrupa ve Azerbaycan’da danışmanlığını ve kurulumunu yaptığı birçok restoran bulunmaktadır. Andrea’nın menüsünü oluştururken binanın kendi tarihi dokusunu, kültürünü, hitap etmek istediğimiz misafir profilini de düşünerek, kendisiyle birlikte özel lezzetler seçerek ve yaratarak oluşturduk. Sunduğunuz ürünler, servis, fiyatlamanız ve yaşattığınız sosyal deneyimle ilgili müşterilerinizden aldığınız geri bildirimler nasıl? Her şeyden önce Andrea konseptini oluştururken burayı bir restoran, kafe ya da bar olarak değil de bir yaşam alanı olarak misafirlerimizle paylaşmak istedik. Aynı zamanda bu tarihi mekânın bir işletmeden önce, kültürel bir yapı olduğunu göz önünde bulundurarak, tüm misafirlere açık bir politika oluşturmaya çalıştık. Bu nedenle her türlü bütçeye uygun ve günün 18 saati hizmet veren bir çalışma sistemi benimsedik. Fiyat ve kalite politikamız üzerinden de olumlu geri dönüşler almaktayız. PAXadvisor 47 Pastayı yenİden keşfetmek... 1270 yılında Paris’te kurulan ‘Pastacılar Birliği’nin 1789’daki Fransız Devrimi’ne kadar halka özel günler hariç pasta satması yasaktı. Pasta, 19.yy’da Amerika’da popülerleşmeye başladı. Türkiye’deki pastacılık ise uzun süre pastanelerde az çeşitle sıkışıp kaldı. İçlerinden bir kısmının uzun yıllardır yüksek kalite ürünler sunmasına rağmen... Gittikçe popülerleşen butik pastacılık, fine dining restoranlardan artık sokağa iniyor. Sunset Grill&Bar’da uzun yıllarını Patisserie Chef olarak geçiren Şef Yücel Elbir ile pastacılığı görüştük. Şu an Muğla’da Bonibon isimli pastanesiyle butik pastacılık yapan Şef Elbir, Cupcake, Brownie, Panna Cotta, Tiramisu, Ekler, Trileçe ve Kruvasan’ı yorumlayarak, hem dükkânı hem de sahibi olduğu dağıtım ağı ile tüm Muğla bölgesine sunuyor. Sunset Grill&Bar gibi Türkiye’nin en iyi restoranlarından birinin 20 yıla yakın pasta şefliğini yapmış bir profesyonel olarak Türkiye’de uzun süre pastanelere sıkışıp kalmış, sonrasında ise butik olarak bol çeşitle üretilmeye başlayan pastacılığın baş döndürücü gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sunset Grill&Bar’da çalışmak benim için çok büyük bir şans ve iyi bir deneyim oldu ve kendimi yetiştirmem de faydalı oldu. Birçok yabancı şef ile çalışma fırsatım oldu bu benim için bir avantajdı. Restoranda tatlıcı olmak sürekli değişebilmeyi, yenilikçi olmayı ve butik çalışmayı gerektirir. Fine-dining başta olmak üzere restorancılıkta tatlının önemi nedir? Spesiyal tatlıların müşteri sadakati sağlayabileceğine katılıyor musunuz? Evet, özel spesiyal tatlının müşteri sadakatindeki rolü büyüktür. Müşterinin tatlı konusunda butik pastanelerde sunulan, yaygın olmayan farklı tatlara yoğun ilgisi olduğunu görüyoruz. Şu anda genel ortalamayı esas alırsak, tatlıda Türkiye trendleri nedir? Yeniliğe oldukça açık bir milletiz. Genç nüfusumuz çok fazla olduğu için ve teknoloji çağında olduğumuz için gençler artık her şeyi çok hızlı tecrübe edebiliyor ve bir tuşla beğenip paylaşabiliyor. Hal böyle olunca bazen bizim bile bilmediğimiz tatlıları bilen müşterilerimiz oluyor. Türkiye’de son dönemlerde Cheesecake çok revaçta, hemen hemen her restoranda ve kafede bulmak mümkün. Müşterilerinse genel olarak olarak daha hafif, kalorisi düşük tatlıları tercih ettiklerini görüyoruz. İstanbul’dan ayrılıp, Muğla’da Bonibon adında bir pastane açtınız. Finedining restoran kalitesinde, dünya tatlıları da sunuyorsunuz. Hangi ürünleri sunuyorsunuz? Dünya mutfaklarından farklı tatlar sunuyoruz ama bizim de kendimize özel tatlılarımız var. Balkabaklı Cheesecake, Tiramisu, Muis, Opera gibi... Bu müşterilerinize nasıl bir deneyim yaşattı? Müşterilerinizin ürünlerinizle ilgili değerlendirmesi nasıl oldu? Müşterilerimizden çok güzel yanıtlar alıyoruz. Bizi özel spesiyallerimiz sayesinde tanıyorlar. www.bonibonpasta.com 48 PAXadvisor Şef Önerİsİ Starter Eren Kesimer Kimdir? Bijan Catering’te Operations Director, Noodle Factory’de Joint CEO, Ulus 29’de Chef de Partie, Rudolf Karaköy’de Chef de Cuisine, Cadaro Brasserie’de Corporate Executive Chef ve şimdi Veranda Pera’da Executive Chef görevini yürütmektedir. Öneri: Ceviche, Peru’nun başkenti Lima’ya özgü bir lezzettir. Lima’nın popüler sokak lezzetlerinin başında gelir. Türk damak zevkine çok yakındır. İçeriğindeki asidite ve acı, yemek öncesinde daha fazla iştah açar. Şarap ile de eşleştirilebilecek bir mezedir. Türkiye’den örnek vermek gerekirse, Levrek Marine gibidir. Eren Kesİmer Veranda Pera - Executive Chef Yeni nesil meyhane konseptinin başarılı bir temsilcisi olan ve mezeleriyle ünlenen Veranda Pera’nın Executive Chef’i Eren Kesimer, yaklaşan yaz sezonuna uyum sağlayacak “Levrek Ceviche” tarifini paylaştı. Kesimer, tedarik tercihleri ve gastronomi trendlerini takiple ilgili görüşlerini de PaxAdvisor Dergisi’ne aktardı. Levrek Ceviche Malzemeler: l Levrek (150 gr) l Lime (50 gr) Limon (60 gr) l Portakal (20 gr) l Nar ekşisi (10 gr) l Sriracha (10 gr) l Tabasco (5 gr) l Salatalık (30 gr) l Kırmızı soğan (20 gr) l Meksika biberi (10 gr) l Zeytinyağı (50 ml) l Kişniş (5 gr) l Nasıl Hazırlanır? Levrek, çiğden konur. Narenciye suları ve zeytinyağındaki asitle pişer. Azami 10 dakika yeterlidir. Sushi’den daha çok pişmiş bir üründür. Tabii ki tek malzemesi balık ve narenciye suları değildir. İçerisinde bulunan zencefil, Meksika biberi, kırmızı soğan, kişniş, nar ekşisi ve acı biber sosu da ekstra bir lezzet vermektedir. Garnitür olarak ev yapımı salatalık turşusu ile servis edilir. Levrek Ceviche Mutfak tedarikini nereden sağlıyor? Mutfak alışverişlerini butik gerçekleştiriyor. Antakya’dan biber salçası, nar ekşisi, Mersin’den limon alıyor. Zeytinyağını Ayvalık’tan alıyor. Süt kuzu kokoreç ve salamura yaprağını ise Manisa’dan getirtiyor. Balığı Eminönü’ndeki Taze Balıkçılık’tan alıyor. Dondurulmuş ürün kullanmıyor. Günlük ve taze alım yaparak, mutfakta hemen işleyip servis etmeyi tercih ediyor. Bunun kaliteyi beraberinde getirdiğini belirtiyor. Gastronomi trendlerini nasıl takip ediyor? Yurtdışında ve Türkiye’de gastronomi destinasyonlarına seyahat ediyor. Nisan ayı sonuna doğru Venedik ve Floransa’ya gidiyor. Venedik’te Michelin yıldızlı bir restorana rezervasyon yaptırmış. Seyahati sırasında sokak lezzetlerini de tadabilmek için kendine bir gastronomi rotası belirlemiş. Mutfağında uyguladığı yenilikler neler? ‘Yeni Meyhane Konsepti’nde özellikle yoğunluk arz eden kadın müşterilere yönelik meze konusunda inovatif çalışmalar yürütüyor. Örneğin, fırınlanmış pancar, kaymak, Antep fıstığı ve bal ile hazırladığı meze, müşterilerinden görsel ve tat olarak büyük beğeni toplamış. Yufkadan yaptığı kıtır mantı, çok satan ürünlerin başında gelen yaprak ciğer ve süt kuzu kokoreç, yorumladığı diğer spesiyaller arasında yer alıyor. Yorumlarına Anadolu’nun yerel lezzetlerini mutlaka yansıtmaya çalışıyor. Servis için özel çinili tabaklar yaptırıyor. Şef Önerİsİ Main Course Asım Yıldız GREY Food and Drink - Executive Chef Nişantaşı, Topağacı mevkiinde yaklaşık dört ay önce açılış yapan GREY, çok kısa bir süre içinde İstanbul gastronomi hayatında bir fenomene dönüştü. Jupiter Group Yönetim Kurulu Başkanı ve tanınmış gurme yazar A. Tayfun Topal’ın yatırımıyla kurulan mekân, günün her saatine ayak uyduran menüsü, Belgin Açıkalın tarafından özenle hazırlanmış şık dekorasyonu, güler yüzlü, samimi hizmetiyle çok sayıda yerli ve yabancı misafir ağırlıyor. Bu başarıda büyük pay sahibi olan Executive Chef Asım Yıldız’la mutfak prensiplerinden konuşup, ana yemek menüsünden Izgara Somon’un yapılışı hakkında bilgi aldık. Mutfak tedarikini nereden sağlıyor? Yerel üretimi destekleyen Asım Yıldız, muhtelif bölgelerden seçtiği zeytinyağı, nar ekşisi ve diğer özel malzemeleri üreticisinden alıyor. Yemeklerde kullandığı Avrupa menşeili ürünleri de yine yerinden ve üreticisinden temin ediyor. Mutfağını her gün ziyaret edenlerin başındaysa günlük ve taze sebzeleri, meyveleriyle manavı geliyor. Asım Yıldız Kimdir? 1988 yılında Şişli Terakki Lisesi’nde yaşıtlarına yemek pişirerek başlayan mutfak hayatı, Park Şamdan’da yardımcı şef olarak göreve gelmesiyle yükselişe geçmiştir. Damario’da yedi yıl Chef de Cuisine olarak çalışan Asım Yıldız, takip eden yıllarda La Pergola, D.ream Group, Gourmet Garage ve BVS Group’ta Executive Chef görevlerini üstlenmiştir. 2016 Ocak ayı itibariyle aynı görevi GREY Food&Drink’te sürdürmektedir. 52 PAXadvisor Izgara Somon Gastronomi trendlerini nasıl takip ediyor? Sektör içinde, aynı görevi paylaştığı dostlarıyla paylaşımlarına çok değer veriyor. Okuduğu kitaplar, takip ettiği yabancı yayınlar ve nabzı anlık olarak ölçebildiği sosyal medyanın yanında dostlarıyla yaptığı bilgi alışverişini, zamanın hızına ayak uydurmanın önemli bir parçası olarak görüyor. Mutfağında uyguladığı yenilikler neler? Asım Gündüz’ün mutfağında derin dondurucu ve mikrodalga fırın bulunmuyor. Sebebini de şu sözlerle açıklıyor: “Bu makinelerden biri malzemeyi dondurur ve sonraya saklar, diğeri ise dondurulmuş ürünün hızla çözülmesine yarar. Günlük ve taze malzemelerle, mevsimindeki meyve sebzeyle yemek pişen mutfakta bu iki alete ihtiyaç yoktur. Ben de ihtiyaç duymadığım için mutfağımızda bulunmuyorlar.” Nasıl Hazırlanır? Öneri: Hafif, besleyici ve lezzetli bir ana yemek için akla gelen ilk alternatif balıktır. GREY’in misafirleri balık tüketmeyi çok seviyor. Balığı ızgara sebzeler ve hem lezzetli hem de sağlıklı bir salatayla servise sunarak bu talebe karşılık veriyoruz. Somon, taze baharatlar ve zeytinyağıyla marine edilir. Deniz tuzuyla çeşnilendirilmesinin ardından ızgarada pişirilir. Renkli biberler, kabak ve havuç ızgarayla hazırlanan karışık kinoa salatası, taze semizotu ve nar ekşisiyle servis edilir. Malzemeler: Bir porsiyon taze somon Biberiye l Kekik l Fesleğen l Kişniş l Sızma zeytinyağı l Deniz tuzu l l Garnitür için; l Haşlanmış beyaz kinoa l Sarı ve kırmızı taze biber l Kabak l Havuç l Semizotu l Nar ekşisi Şef Önerİsİ Dİlaver Göktaş Serafina - Executive Chef Vitoro Assaf ve Fabio Granato tarafından ilk şubesini 1995 yılında, Amerika’da açıp, bugün Türkiye de dâhil olmak üzere19 ülkede hizmet veren Serafina, İtalyan mutfağının en seçkin yemeklerini misafirlerine sunuyor. İki yıl önce Dinesty Group girişimi olarak Akmerkez’de açılış yapıp hemen ardından iş, siyaset ve sanat dünyasının en popüler mekânlarından biri haline gelen Serafina’yı ve yaza özel hazırlanan yeni tatlıları ‘Mousse di Mango e Cioccolata Bianca’yı, Executive Chef Dilaver Göktaş ile konuştuk. Dessert Dilaver Göktaş Kimdir? Amerika ve Avrupa’da pek çok ünlü şefle birlikte çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen Dilaver Göktaş, ülkenin en önemli beş yıldızlı otellerinin mutfağını kurduktan sonra zincir restoran devlerinin de mutfaklarını ve menülerini yönetmiştir. Bir yıl önce Dinesty Group’la anlaşan Göktaş, grubun mutfak koordinatörü ve Serafina’nın Executive Chef’i olarak görevini sürdürüyor. Dünyanın pek çok yerinden, çok sayıda sektör profesyoneliyle arkadaşlığı bulunan şefin hayranlık duyduğu isimler arasındaysa Mehmet Gürs ve Gordon Ramsay yer alıyor. 54 PAXadvisor Mousse di Mango e Cioccolata Bianca Nasıl Hazırlanır? Öneri: Yaza hazırlanırken yemesi keyif veren, hafif bir tatlıdır. En önemli özelliği, hafifliği yanında lezzetine dolgun, tatların ve dokuların birbirini dengelediği, Akdeniz geleneğini iyi şekilde yansıtabilen bir tatlı oluşudur. Tatlının en alt katmanı, panna cotta gibi düşünebileceğimiz, beyaz çikolatalı bir mousse’tan oluşur. Onun üzerine de şekerli ve güzel mangodan yapılmış bir mousse koyulur. Tüm bunların yanında, tadı dengelemesi için limon sorbe kullanılır. Dağ meyveleriyle servise sunulur. Malzemeler: Mango püresi l Krema l Süt Yaprak jelâtin l Beyaz çikolata l Çubuk vanilya l Dağ meyveleri l Esmer şeker l Limon sorbe l Nane l l Gastronomi trendlerini nasıl takip ediyor? Hem müşteriyi hem de değişen trendleri, değişim hızına ayak uydurabilecek tek mecra olarak gördüğü sosyal medyadan takip ediyor. Yemeklerinin başarısını ölçümlediği tek alan ise zaman zaman ‘gizlice aralarına karıştığı’ müşterileri… Misafirlerinin yemekten aldığı ikinci kaşıkla yemek hakkındaki izlenimlerini gözlemleyebiliyor, fakat en önemli kriterin çöpe giden yemek artıklarına bakmak olduğunu düşünüyor. Türkiye’deki gastronomik trend hareketliliğini ise şu sözlerle özetliyor: “Özümüze dönebilecek miyiz, bilinmez ama en azından ‘önümüze’ dönebiliriz... Yerli üreticilerimizin sunduğu kaliteli ve taze hammaddenin hakkını vermeliyiz artık!” Mutfağında uyguladığı yenilikler neler? Serafina mutfağından çıkan tüm yemeklerin ve tatlıların reçetelerini Amerika’dan alıyor ve harfiyen uyguluyor. Yöresel mutfağın önemli olduğuna inansa da bir başka geleneği, yani kendine has İtalyan mutfağını revize etmeye çalışırken bozmaktan, aslı dışına çıkmaktan kaçınıyor. Sokak lezzetlerinde çekim noktası: Vietnam Bir ülkenin mutfağını keşfetmeye başlamanın en iyi yolu, sokak yemeklerini tatmaktan geçer. ‘Sokak Yemekleri’ dendiğinde aklıma ilk gelen ülkelerden biri Vietnam’dır. Öyle ki; Vietnam’da sokak yemeği demek aslında yaşamın kendisi demektir. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kaldırımlara minik tabure ve masalar koyulmaya başlar. Bu sadece tek bir şehirde ya da belirli sokaklarda olan bir şey değildir üstelik. Tüm ülkede, hemen her sokakta, birbirinden lezzetli yemekleri çok uygun fiyatlara yiyebilirsiniz. Günün her saati hiç boş kalmayan bu tabureler gecenin geç saatlerine kadar iştahlı Vietnamlılar ile doludur. 56 PAXadvisor S Selin Ekim okak yemekleri, sunumları, masasandalyenin kırık döküklüğü nedeniyle bu yemekler bazı gezginlere cazip gelmeyebiliyor. Le Cordon Bleu’de ilk derslerimiz hep hijyen ile ilgiliydi. Mutfak hijyeninin ne denli önemli olduğunu, küçük hataların ölümcül sonuçları olabileceğini o günlerde öğrendim. Sık sık yazılı ve görsel medyada korkunç durumdaki mutfaklarda çekilen görüntülere şahit oluyoruz. En şık restoranda bile olsak kapalı kapıların ardındaki mutfağın temizliğinden emin olamıyoruz. İşte tam da bu sebeple, dünyanın her köşesinde gözümün önünde pişen ve servis edilen yemekler bana hep cazip geliyor. Vietnam’da kalabalık sokaklarda, yemek yiyen kalabalıkların arasında yürürken tabaklardaki yemeklerden gözümü alamıyordum. Hepsini tek tek denemek ve hatta orada aşçı ile birlikte pişirmek istiyordum. Uzakdoğu’nun en zengin ve lezzetli mutfaklarından biri olan Vietnam, yemekleriyle beni oldum olası etkilemiştir. Vietnam mutfağı ekşi, acı, tatlı, tuzlu temel tatlar ve taze baharatlar üzerine kurulmuştur. Bu beş temel bileşen ile birlikte; balık sosları, karides ezmesi, soya sosu, pirinç, meyveler ve sebzeler, Vietnam mutfağının temelini oluşturur. Reçetelerde en sık karşılaşılan lezzetlendiriciler, lemongras (limon otu), nane, kişniş ve fesleğen yapraklarıdır. Protein ihtiyaçlarını ise genellikle balık, tavuk, domuz, sığır eti ve çeşitli deniz mahsulleriyle karşılıyorlar. Ancak Budizm etkisinden ötürü ülkede sıkı bir vejetaryen beslenme şeklini benimseyenler çoğunlukta. Ying&Yang felsefesi, Vietnam mutfağında yemekler servis edilirken gözetilen bir ritüel. Malzemelerin sezonunda kullanılması, yazın soğuk servis edilen etin kışın sıcak servis edilmesi, acının ekşi ile dengelenmesi gibi… Vietnam’da mutfak gelenekleri bölgeden bölgeye değişse de bazı kurallara her bölge sıkı sıkıya bağlı. Yemeğin sadece malzeme açısından tazeliği değil, pişme zamanı da çok önemli. Her şey o an tüketilecek şekilde hazırlanıyor; burada temel amaç, kokuyu ve rengi kaybetmemek. Sebzeler çoğunlukla çiğ tüketiliyor; illa ki pişirilecekse ya haşlıyor ya da vog tavada soteleniyor. Sonuçta yemeklerin alabildiğine renkli ve çeşnili olması ise ortak bir görüntü olarak Vietnam mutfağının ana karakterini oluşturuyor. Vİetnam mutfağının en bİlİnen yemeklerİnden bazıları: Pho Çorbası: Geleneksel olarak sabah kahvaltısında tüketilen; et suyu, pirinç noodle, ince dilimlenmiş dana eti bazlı, taze otlarla çeşnilendirilen doyurucu bir çorba. Bahn Mi: Fransız kolonyal dönemin mutfakta bıraktığı izlerden biridir. Bahn Mi, sandviç baget ekmeği içine et, turşu ve yeşillikler eklenerek hazırlanır. Goi Cuon (Spring Rolls): Pirinç unuyla hazırlanan ince ve şeffaf yufkalara, karides ve yeşillikler eklenerek yapılan bir çeşit dürümdür. Goi: Mango veya papaya ile hazırlanan salata. Çoğunlukla karides ve yer fıstığı içerir. Hot Vit Lon: Embriyo halinde haşlanmış ördek yumurtası. Ördeğin yumurta içinde yeni oluşan embriyosu, bizler için hiç çekici olamasa da Vietnamlılar tarafından sevilen bir yiyecektir. Geleneksel Vietnam mutfağında tazelİk ve dİrİlİk her zaman ön plandadır; yağ İse mİnİmal düzeyde kullanılır. Hal böyle olunca doğal olarak ülke mutfağı, dünyanın en sağlıklı mutfaklarından bİrİ olarak kabul edİlİyor. Elbette Vietnam Mutfağı sadece sokak yiyeceklerinden ibaret değil. Son yıllarda Hanoi ve Ho Chi Minh City başta olmak üzere birçok kaliteli restoranda yenilikçi Vietnam yemekleri, şık sofralarda, uygun şarap eşleşmeleri ile birlikte müşterilere sunulmakta. Son Vietnam seyahatimde Hanoi Sofitel Otel’in restoranı Spice Garden’da yediğim yemek, buna en güzel örneklerden biriydi. On yedi yıldır aynı mutfakta çalışan Şef Van’ın özenle hazırladığı geleneksel Pho çorbası, baharatlı barbekü gibi taze sebze, ot ve baharatlar kullanarak hazırladığı egzotik yemekler unutulmazdı. Şık sunum ve zarif servisle geleneksel Vietnam yemeklerini deneyimlemek, en az sokak yemekleri kadar etkileyici bir tecrübeydi. PAXadvisor 57 PAXÖNERİ Selin Ekim S Bana “gurme” demeyİn! on zamanlarda yeme-içme konusunun geçtiği her yerde ilk duyduğumuz kelime “gurme” olmaya başladı. Marketteki salam, sucuk raflarından tutun, eş, dost, sosyal medya dâhil tüm çevremiz gurmelerle sarıldı. Peki, gurme nedir ve nasıl gurme olunur, gerçekten biliyor muyuz? Kulağa hoş gelen, insanı yemek konusunda statü sahibi(ymiş) gibi gösteren Fransızca kökenli kelimeye gelin birlikte yakından bakalım. Gurme kelimesinin sözlükteki karşılığı, yemek ve içki konularında uzmanlık derecesinde bilgi sahibi, seçkin yaşamdan zevk alan kişidir. “Evet, tam da böyle birini tanıyorum!” diyorsanız, şunları da bilmenizde yarar var: Öncelikle “seçkin yaşamdan zevk alan” cümlesinde kast edilen, her gün “Foie Gras” yiyip, “Sauterness” içmek değildir. Burada anlatılmak istenen yumurta kırıp yiyecekseniz bile yumurtanın, tereyağının hatta tuzun kalitesi, tazeliği sizin için önemli olmalı. Nasıl bir tavada, hangi ısıda pişireceğinizi önemsiyor olmalısınız. Okulum Institut Paul Bocuse’de “Intensive Pastry Gourmet Expression” dersleri aldığım Chef Jerome Langillier, “Gurme doğulmaz, gurme olunur” cümlesiyle konuyu en basit şekliyle açıklıyordu. Gurme olmanın ilk şartı yeme-içme tecrübesidir. Elbette bu deneyim sadece şık restoranlarda, zarif sunumlu, çekici yemekler yiyerek edinilmiyor. Gurmeler ön yargısız ve her yemeği denemeye açık olmalıdır. Peru’da fare şiş, Kenya’da ızgara timsah, Çin’de akrep tatmanız istendiğinde, “Asla! Ben gurmeyim, bunları yemem!” dememelisiniz. Farklı coğrafyalarda yenen, bir toplumun temel beslenme piramidinde yer alan her yiyecek, gastronomik anlamda değer taşır. Her ne kadar fikren bize ters de gelse, görüntüsü ve içeriği bizi cezbetmese de tadılmayı, değerlendirmeyi hak eder. “Peki, ben her şeyi yerim, galiba gurmeyim” diyorsanız geçelim diğer maddelere... “Gurme” kişi, dünya mutfakları, pişirme teknikleri, temel mutfak terimleri, tanımları, reçetelerini bilmeli, şarap ve diğer alkollü içecekler konusunda teorik ve pratik bilgiye sahip olmalıdır. Yani bu ne demek? Üç tane, üç Michelin yıldızlı restoranda yemek yemiş olmak sizi en fazla görgü sahibi yapar, “gurme” olmak içinse “bilgi, uzun yıllara yayılmış tecrübe gerekir” demek! 58 PAXadvisor Ama bunlar da yeterli sanmayın. Şarapla ve alkollü içkiler ile ilgili teknik bilgiyle birlikte, damak tecrübesine de sahip olmalı; önde gelen tüm üretici ülke ve bölgelerde tadımlar yapmış olmalısınız. Ayrıca yemek yapabilmeli ve pişirdiğiniz malzemeyi iyi tanımalısınız. “Hangi ayda hangi balık çıkar, kaz ne zaman kesilir, enginarın, süt kuzusunun zamanı nedir?” gibi soruların yanıtlarını, yani malzeme ve mevsim ilişkisini de bilmeniz gerekir. Restoranların, şeflerin, tüm mutfak ve servis çalışanların ilerleyebilmesi, yemek ve hizmet kalitesinin süreklilik sağlayabilmesi, müşteri memnuniyetinin üst düzeyde tutulabilmesi için uzman eleştirileri şarttır. Ne var ki son yıllarda, başta sosyal medyada olmak üzere, herkes kendinde bu hakkı bulur oldu. Bir restoranı veya şefi profesyonel anlamda eleştirirken kişisel zevk ve tercihler anlamlı değildir. Yukarıda söz ettiğimiz eğitim ve birikimleri olmayan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan ‘klavye gurmeleri’ tarafından yapılan kritikler, işletmelere ciddi zarar verir. Restoran sahiplerinin sosyal medya aracılığıyla reklam yaparken buna özellikle dikkat etmeleri gerekir. Örneğin şef ve gezgin Anthony Bourdain’in deneyimlediklerini paylaşırken verdiği güven, her iki taraf -restoran sahipleri ve müşteriler- için de çok değerli. Bourdain’in önerdiği bir kafe ya da restoranın önünde dünyanın pek çok farklı ülkesinden gelen yüzlerce insan sıraya giriyor. Bu da gastro seyahatlerin tüm dünyada son derece popüler olduğu bugünlerde, doğru kişiler tarafından yapılan olumlu bir eleştirinin, bir işletmenin kaderini bir günde nasıl değiştirebileceğini gösteriyor. Ülkemizde yıllardır televizyonlarda izlediğimiz, gazete ve dergilerde yazılarını zevkle okuduğumuz çok değerli gurmeler var. Birçoğunun bilgi ve birikimlerine saygı duyuyorum. Ancak artık onların bu değerli tecrübelerinden farklı şekilde faydalanmayı umuyorum. Kitap yazmaları, web sayfalarını aktif kullanarak bilgilerini gelecek nesillere bu ve benzer şekilde aktarmaları gerektiğini düşünüyorum. Biliyorum ki benim gibi sizler de yıllardır aynı insanları izlemekten sıkıldınız. Tecrübeli gurmeler gençlere, dünya gastronomisini yakından izleyip gelişmeleri takip eden, bilgili, eğitimli, donanımlı kişilere yerlerini teslim ettiklerinde; döner-kebap döngüsünden uzaklaşıp mutfağımızın zenginliklerini dünyaya tanıtmalarına izin verildiğinde Türk gastronomisi için önemli bir adım atılmış olacağına inanıyorum. operasyon Profesyonel Mutfaklarda Gıda Güvenlİğİ Pozİtİf dİl bİlİmİ: Seçtİğİmİz kelİmeler bİzİ nasıl değİştİrİr? DEFNE TÜYSÜZOĞLU: “You Don’t Bank the Percentages, You Bank the Money” (Bankaya yüzdeleri değil, parayı yatırırsın) PAXadvisor 59 1 Güvenİlİr tedarİkçİ seçİmİ Mutfaklarınızda en yüksek hijyen standartları ile üretim yapsanız bile, hammaddeniz içinde insan sağlığına zarar verebilecek bir etmen bulunması restoranınızda servis edilen ürünlerin güvenliği konusunda emin olmanızı engelleyecektir. Kullanılan hammaddeler resmi yönetmeliklere uygun şekilde üretilmiş, uygun koşullarda nakliye edilmiş ve kontrol edilerek işletmeye kabul edilmiş olmalıdır. HACCP, ISO22000, BRC gibi gıda güvenliği kontrol sistemlerine sahip olduğunu belgeleyen firmaların tedarikçi olarak seçilmesi, hammaddelerden kaynaklanabilecek riskleri azaltacaktır. Özellikle et, tavuk, balık, deniz ürünleri, süt ve süt ürünleri, donuk ürünler gibi çabuk bozulabilecek gıdaların soğuk zincir ile taşınması ve en kısa zamanda işletmeye kabul edilerek uygun koşullarda depolanması çok önemlidir. Soğuk zincir ile taşınması gereken gıdaların maksimum 5°C, sıcak tutulması gereken gıdaların ise minimum 60°C sıcaklıkta işletmeye kabul edilmesi gerekmektedir. 2 Profesyonel Mutfaklarda Gıda Güvenliği Özden İlhan / Gıda Mühendisi Gıda Güvenliği, Dünya Sağlık Örgütü Codex Alimentarius Uzmanlar Komisyonu tarafından, “Sağlıklı ve kusursuz gıda üretimini sağlamak amacıyla gıdaların; üretim, işleme, muhafaza ve dağıtımları sırasında gerekli kurallara uyulması ve önlemlerin alınması” olarak tanımlanmaktadır. Restoranlarda gıda güvenliği ve hijyenin sağlanması yasal bir gereklilik olmakla birlikte, gıda güvenliğinin sağlanmadığı durumlarda ortaya çıkabilecek ve tüketicilerin sağlığına zarar veren durumlar, işletmelerin doğrudan veya dolaylı olarak büyük kayıplara uğramalarına neden olabilir. 60 PAXadvisor Ç oğu kaynak, restoranın atmosferi ve menüsünün, müşterilerin restoran seçimlerini etkileyen en önemli faktörler arasında olduğunu ileri sürmektedir. Ancak yakın zamanda piyasa değeri 20 milyar doları aşan, ABD hızlı yemek devlerinden Chipotle Mexican Grill’in Boston şubesinde yaşanan gıda zehirlenmesi, gıda güvenliğinin restoranlar için olan önemini bir kez daha ortaya koydu. Taze ve sağlıklı yiyecekler sunması ile tanınan restoran zincirinin dördüncü çeyrek kâr oranlarının geçen seneye göre %44 düşmesi, müşterilerin sağlığına zarar veren bir durumun tüketici seçimlerini doğrudan etkileyeceğini göstermekte. Potansiyel bir gıda zehirlenmesi olayının yol açacağı maddi kayıplara ek olarak restoranın imajının zarar görmesinden kaynaklanacak dolaylı kayıplar da düşünüldüğünde, güvenli gıda üretimi için alınacak önlemler ve uygulamaların ne kadar önemli olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Profesyonel mutfaklarda güvenli gıda üretimi için ilk adım doğru altyapının sağlanmasıdır. Zemin, duvar, yüzey ve ekipmanlar temizliğe elverişli olmalı, dolaplar ve tezgâhların tabanları ile zemin arasında en az 15 cm boşluk bulunmalıdır. Mutfaklarda gıda hazırlığı için kullanılanlardan ayrı, sadece el yıkama için tasarlanmış evyeler bulunması ise kişisel hijyen sağlama açısından önemlidir. Yeterli depo alanının bulunmaması da çoğu restoranın yaşadığı bir problemdir. Tasarım aşamasında alan gereksinimlerinin doğru belirlenmesi ile bu durumun üstesinden gelinmesi mümkündür. Gerekli altyapıya sahip restoranlarda ise gıda güvenliği ile ilgili sorunların kaynağı dört ana neden altında toplanabilir. Gıdaların doğru pİşİrİlmemesİ Hayvansal kaynaklı gıdalar, doğal olarak yüzeylerinde yüksek miktarlarda mikroorganizma barındırır. Gözle görülemeyen bu canlıların bir kısmı çeşitli hastalıklara yol açar ve patojen olarak adlandırılır. Patojen mikroorganizmalar ortam sıcaklığına oldukça duyarlıdır. Hayvansal kaynaklı gıdaların önerilen iç sıcaklık değerlerine kadar pişirilmesi, patojenlerin etkisiz hale getirilmesi için yeterlidir. Tekrar ısıtılan yemeklerin ise orta-iç kısım sıcaklığının en az 75°C’ye ulaşması gerekmektedir. Pİşİrme sırasında ulaşılması gereken mİnİmum İç sıcaklıklar PAXadvisor 61 3 Gıdaların yanlış sıcaklıklarda tutulması Gıdalarda bulunan mikroorganizmalar uygun koşullarda hızla çoğalırlar. Özellikle 5°C ve 60°C arasındaki sıcaklıklar mikroorganizmaların çoğalması için elverişlidir. Bu nedenle su oranı yüksek, çabuk bozulabilecek gıdaların sıcaklık tehlike bölgesi olan 5 - 60°C arasında bekletilmemesi gerekir. Soğukta muhafazası gereken gıda maddelerinin hazırlanması, işlenmesi ve müşterilere servisine kadar hiçbir aşamada soğuk zincir kesintiye uğramamalıdır. Donmuş gıdalar ise buzdolabında veya soğuk su akışı altında çözdürülmeli ve zaman geçmeden kullanılmalıdır. Su oranı fazla olan, hazırlığı sırasında fazla el işçiliği gereken, tamamı veya bir kısmı ısıl işlem görmemiş gıdalardan oluşan yiyecekler, uygun olmayan sıcaklıklarda bekletilmeye daha fazla duyarlıdır. Mezeler, zeytinyağlılar, hazırlanmış salatalar, kremalı ve çiğ yumurta içeren tatlılar içinde bulunan bakteri miktarı, bu yiyecekler 5 ila 60˚C (tehlikeli sıcaklık bölgesi) arasında bekletildiğinde hızla artar ve bu yiyeceklerin tüketilmesi gıda zehirlenmelerine yol açabilir. Basit bir kural olarak soğukta bekletilmesi gereken gıdaların, tehlikeli sıcaklık bölgesinde iki saatten fazla tutulmaması, bu durumun önlenmesini sağlar. Türkiye’de bulunan otel ve restoran mutfaklarında sıklıkla karşılaşılan bir hata ise pişirilmiş pilavın oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesi ve tekrar ısıtılırken orta kısım iç sıcaklığının 75°C’ye kadar yükseltilmemesidir. Bu koşullar pilav gibi yüksek nişasta içeren gıdalarda bulunan ve tüketiminden kısa süre sonra gıda zehirlenmelerine yol açan ‘bacillus cereus’ bakterisinin çoğalması için uygun ortam oluşturur. Hazırlanmış yemeklerin hızlı soğutucular kullanılarak veya daha küçük parçalara ayrılarak en kısa sürede sıcaklığının düşürülmesi, hem kaliteyi arttıracak hem de olası gıda zehirlenmelerinin önüne geçilmesini sağlayacaktır. 62 PAXadvisor 4 Yetersİz temİzlİk ve kİşİsel hİjyen Profesyonel mutfaklarda aynı anda birçok farklı gıda maddesinin hazırlanması, çoğu yemeğin farklı besin gruplarında bulunan gıdaları bir arada içermesi ve tüketicilerin yemeklerinin bir an önce servis edilmesini istemesi, yiyeceklerin hazırlık ve sunum aşamasında çapraz bulaşıya maruz kalması riskini artırmaktadır. Çapraz bulaşı, zararlı mikroorganizmaların yüzeyler, eller veya işlem görmemiş gıdalarla temas yoluyla yiyecek maddelerine geçmesidir. Aynı kesme tahtası ve ekipmanın, çiğ ve tüketime hazır gıdalar için kullanılması, Kesme tahtalarının doğru şekilde temizlenmesi yerine sadece durulanması veya dezenfektan sıkılarak silinmesi, Kesme tahtalarının altına akan çiğ gıda sularının diğer gıdalara bulaşması, Çiğ gıdalardan sonra eller yıkanmadan hazır gıdalara dokunulması, Termometrelerin pişmemiş gıdalar için kullanıldıktan sonra, tüketime hazır gıdalar için kullanılması veya temizlenmeden geri kaldırılması, Kirli yüzeylerle temas etmiş gıda paketlerinin tezgâhlara konulması, Tüketime hazır gıdaların, soğutucularda çiğ gıdaların altında olan raflarda depolanması ve çiğ gıdalardan akan sular tarafından kontamine edilmesi, Ellerin yıkanmasından sonra kirli önlüklerin veya torşonların elleri kurulama amacıyla kullanılması, profesyonel mutfaklarda çapraz bulaşıya yol açan hatalardan bazılarıdır. Hijyenik gıda üretimini sağlamak için tüm yüzeyler ve ekipman önce deterjan ile temizlenmeli, durulanmalı ve uygun dezenfektan ile sanite edilmelidir. Son yıllarda restoran kaynaklı gıda zehirlenmesi vakalarının çoğunun arkasındaki nedenin yetersiz kişisel hijyen olduğu görülmektedir. Personelin işe başlamadan önce ellerini yıkamaması karşılaşılan en büyük sorunlardandır. El yıkama için prosedürler oluşturulması ve tüm personelin bu prosedürlere uymasının sağlanması ile bu sorun ortadan kaldırılabilir. Servis ve mutfak personelinin bulaşıcı hastalık, ishal ve deri enfeksiyonları geçirmesi durumunda çalışmasına izin verilmemelidir. Hasta personelin çalıştırılması, toplum sağlığını tehlikeye atacaktır. Tüm personelin sorumluluk sahibi olması, işletme yöneticilerinin eğitime ve takibe verdiği önem ile profesyonel mutfaklarda güvenli gıda üretimi ve tam müşteri memnuniyeti sağlanabilir. Luis Castellanos Pozİtİf dİl bİlİmİ: Seçtİğİmİz kelİmeler bİzİ nasıl değİştİrİr? Yaşama karşı yönelim ve tutumumuzu belirleyen sözcükler hep karşıma çıkmıştır. Bunlardan biri “evet” kelimesi. “Evet”, hayallerinize kapı açan, harika bir sestir... Pozitif dil biliminin ana tezi, kelimelerin, hayallerimizin gerçekleşmesini sağlayan somut planlar olduğudur. Pozitif dil bilimi, sözcüklerin, somut planların bir fabrikasıdır; sözcükler, hayallerimizdeki geleceğin yaratılmasına yönelik olarak eğitilebilirler. Gerçeğe dönüştürülecek büyük hayaller, vizyonlar, sözcükler ve stratejiler de öyle. Kendimizden daha büyük hayal ne olabilir ki! P ozitif dil biliminin önerisi, sözcüklerin iyi olmasıdır. Ama aslında, bundan çok daha fazlası da var. Dilimizin iyi durumda olması, yaşamımızın da iyi olmasıdır ve bu da yaşam isteğimizin ardındaki sebeptir. “Evet”, kapıları, geleceği açan harika bir sözcüktür. Yaşamıma eşlik etmesi için seçtiğim ilk sözcüktür. Hayallerime “evet”, arkadaşlarıma “evet”, aileme “evet”, “Çocuklarımla olmak için daha az çalışacağım, evet!”, başkalarının hayallerine “evet”… “Evet”, ümitle dolu, neşeli bir kelimedir. Neşe bir “evet”tir. Pozitif duyguları, yine pozitif ve yüksek düzeyde canlandırıcı bir biçimde dile getirdiğimizde; “neşeli”, “mutlu”, “enerjik”, “canlı”, “heyecanlı”, “coşkulu” gibi sözcükleri ifade ettiğimizde, sağlığımızın ve yaşamımızın çok daha iyi olacağına dair bilimsel bulgular vardır. Her birimiz, korkularımızın, umutlarımızın, başarısızlıklarımızın ya da hayallerimizin öncelik kazanması konusunda karar verebiliriz. Pozitif dil, yaşamlarımızdaki hatırı sayılır her bir sözcüğü teker teker seçme yeteneğidir. Kullandığınız sözcükler önemlidir. Kullandığımız sözcükler beynimizi değiştirebilir ve daha uzun, daha iyi yaşamamızı sağlayabilir. Pozitif dil biliminde, buna yönelik rehberlik ve uygulamalar veriyorum. Ne tür sözcükler yaşamımızdaki en önemli sözcüklerdir? Hayallerİnİzİ gerçekleştİrmeye yönelİk stratejİler nelerdİr? Konuştuğumuz sözcükler, yaşamımızın garantisi olabileceği gibi kendimize karşı ölümcül de olabilir; “İmkânsız!”, “Deneme bile!”, “Ben buyum!” “Her 64 PAXadvisor şeye alışılır…”, “Sonunda beni anlayacaksın…”, “Göreceğiz!”,“Ne yapabiliriz ki?” türünden, içimizin karanlık tarafından gelen ifadeler, kendi Darth Vader’ımızdır. Oysa ki, “Evet”, “Sanırım yapabilirim!”, “Neyse ki…”, “Gülümse!” gibi sözcüklere yönelik merakımız, bizi imkânlar dünyasına taşıyabilir. Pozitif dille gerçekleştirdiğimiz, mümkün olmanın sanatıdır. “Ve tabii ki en önemlisi, hepimiz geçmişimiz ile ilgiliyiz. Bu mazinin harika bir öyküsü ve saygıdeğer bir kahramanı olmasını her şeyden daha çok isteriz.” -Daniel Kahneman Yaşam bir anlatımdır ve burada en iyi öyküyü sağlamalıyız: Bence, hayallerimi gerçekleştirmek üzere somut planlar yapabilirim. Yaşamımın yöneticisi olmak istiyorsam, önce sözcüklerimi yönetmek isterim çünkü o ancak zaman, bedenimi, zihnimi ve yaşamımı yönetmiş olurum. Yani sözcükler, yaşamlarımızı baştan sona daha iyi hale büründürecek ve hayatımızı güzel bir öykü haline getirecek hayallerin ilhamını vermektedir. Pozitif dil bilimi, dilimize özen gösterirsek, onun da bize özen göstereceğini anlatmaktadır ve bu özen bulaşıcıdır. Pozitif dilin en büyüleyici ve harika özelliklerinden birisi de koruyucu olmasıdır. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının enerjisini korur. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının hayallerini korur. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının zamanını korur. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının geleceğini korur. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının hayatını korur. Pozitif sözcükler, sizin ve başkalarının mutluluğunu korur. POZİTİF DİL BİLİMİ VE GASTRONOMİ “Sözcüklerle yapılacak en yüce şey, yaratmaktır.” -Dario Villanueva, İspanyol Kraliyet Akademisi Direktörü Yeni mutfağın asıl hedefi, akışa yönelik hislerin kışkırtılması, deneyimler oluşturulması ve sadece yemeklerin değil, içindeki duyguların da dile getirilmesidir. Pozitif dil bilimi ile büyük şeflerle çalıştığımızda en çok ilgi çeken, kelimesi kelimesine, insandan insana yemek yiyenleri heyecanlandıracak anlatıyı nasıl inşa ettiğimiz oldu. Bizim işimiz, yeni tabakların yaratıcı sürecinde ortaya çıkan tutkuyu hangi sözcüklerin harekete geçirdiğini bulmaktır. Sözcüklerin seçimi, bir restoranda bizi benzersiz ve tekrarlanamaz nitelikteki öykülere yönlendirecek sihirli bir sırdır. Pekİ, bunu nasıl yaparız? Tattığımız her yeni üründe, duyular vasıtasıyla oluşan tüm duygular bir araya gelir; dokusuna, nasıl koktuğuna bakarız; ona dokunur, tadar ve bu yeni ürünün sırlarını keşfederiz. Geriye sadece, hissettiğimiz bu duyguların her birinin düzenlenmesi ve sözcüklere aktarılması kalır. O eşsiz tabağı ‘nihayet’ hazırlayana kadar, yeni teknikler deneyerek ve tekrar tadarak tecrübe etmeye devam ederiz. Yeni bir yaratı, yazmayı başarabildiğimiz hisler ve duygularla çevrilidir. Tecrübe ettiğimiz ve sözcüklerle harekete geçirebildiğimiz duyguların yarattığı dünyanın fısıltısıyla, yemek tabağı oluşana kadar, tüm mutfak malzemelerini harekete geçiririz. Bu nedenle, sözcüklerle yapabildiğimiz en yüce şey, yine sözcüklerle ifade edilen, hatırlanmaya değer öyküler ve anılar yaratmaktır. Sözcüklerin tadı, dokusu ve kokusu vardır… Onlar hayattır! Sözcüklerin birebir ifadesi olan diyalogları tadarız; tek tek, tüm kelimelerin ritmini algılayabilmek gibi. Sözcüklerin kalitesi, deneyimin kalitesine de katkıda bulunur. Sözcüklerin kalitesi, sağlıktır. Konuklarımızla paylaştığımız iyi bir gastronomik öykü üzerine büyüleyici bir anlatı inşa edilmesi, pozitif dil bilimi ve sözcükler sayesinde tecrübe edilen bir bilgi paylaşımıdır. Bir masa etrafında sarfedilmiş sözcükler ve hatırlanmaya değer konuşmalar, yeni ve heyecan verici deneyimler oluşturabilecek kapasitededir. Gastronominin dili her geçen gün gelişmekte, masa etrafında samimi deneyimler ve anılar oluşturacak yeni sohbetler, eşsiz öyküler oluşturmaktadır. Ne kadar güzel! Ne harika bir gelecek! Bana pozitif dilin ne olduğunu sorarsanız, sözcüklerin, hayallerimizi gerçekleştirmeye yönelik somut planlar olduğunu söylerim. Pozitif sözcüklerimizle, hayallerimizdeki geleceği yaratabiliriz! DEFNE TÜYSÜZOĞLU PAXOPERASYON Le Cordon Bleu Türkİye Dİrektörü “You Don’t Bank the Percentages, You Bank yüzdeleri değil, the Money” (Bankaya parayı yatırırsın) 1 995’de staj yapmakta olduğum Unique Restaurant Corporation’ın yönetim binasındayım. Stajyerlerin bile kurumsal eğitime katıldığı -olması gerektiği gibi- farklı konseptlerden oluşan bir zincirin Morels isimli restoranında ‘management trainee’yim. Ciddiyetle, biraz da genç ve ‘yabancı’ olmanın verdiği tedirginlikle dersi dinliyorum. Ders notları önceden elimize tutuşturulmuş; o zamanlarda da inek bir öğrenci olduğum için elbette okumuşum. Matt Prentice, şirketin sahibi, genç Amerikalı Musevi girişimci, bana soruyor: “Dafniii, söyle bakalım, et mi satmalıyım, tavuk mu?” Doğru cevabın et olduğunu biliyorum çünkü cevaplara baktım ama doğru cevabın neden et olduğunu bilmiyorum. Matt’e dönüyorum ve “Sana et demem gerektiğini biliyorum ama maliyet yüzdesi tavuktan daha fazla olan eti neden seçmem gerektiğini anlamıyorum,” diyorum. Matt, patron, bana sabırla anlatıyor: “You don’t bank the percentages, you bank the money.” (Bankaya yüzdeleri değil, parayı yatırırsın) Ve o gün ‘contribution margin’ terimini, yani brüt kârı öğreniyorum. Cevap basit… Ufak bir tablo ile anlatmaya çalışacağım. Tavuk Şnitzel Biberli Bonfile 66 PAXadvisor Standart Maliyet Satış Fiyatı Maliyet % Brüt Kar 8 20 24 45 33% 44% 16 25 Tavuk Şnitzel’in maliyet yüzdesi 33, biberli bonfilenin ise 44. Bu durumda hızlı cevap, ‘Maliyeti düşük olanı satayım’ olmalı. Ama o ürünü üretmek için aynı aşçıyı, satmak için aynı garsonu çalıştırıyoruz, aynı kirayı ödüyoruz. O zaman hangisinden daha fazla kasamıza para girecekse onu satmak gerekiyor. Ben kasama 16TL yerine 25TL koymayı tercih ederim. Peki, bunun için ne gerekiyor? Standart reçeteler: Aşçıbaşılarının yapmaktan en nefret ettiği iş. Size tavsiyem, bir tane çırak alın -bence staja yeni başlamış bir öğrenci en iyi tercih olur- ve aşçıbaşınızın yanına katın, “Hasan şefim, sen aklına geldiği gibi yap, Ahmet yazsın, ilim irfan öğrensin” deyin. Ardından da o reçete gerçekten işliyor mu diye dömi şefinizi alın; “Mehmet yap, Hasan şefim sen de bak doğru mu yapıyor diye” deyin ve hata varsa düzelttirin. Çok mu iş? Çoook iş. Çok mu sıkıcı? Çooook sıkıcı. Gerekli mi? Maalesef gerekli. Bundan sonra bu reçeteleri bilgisayara işleyip maliyetlerini çıkarmak neyse ki 25 sene önceki gibi sıkıntılı değil; bir bilgisayar sistemine biraz yatırım yapmak yetiyor. İş bitti mi? Hayır. Artık menünüzün reçeteleri olduğuna göre brüt kârı yüksek ürünleri daha iyi biliyorsunuz. Bu bilgiyi müdürlerinizle paylaşmanız gerekiyor. Müdürleriniz de pre-shift meeting’de (servis öncesi toplantı) garsonlara hedef verecek; “Neslihan, bugün senden 15 tane biberli bonfile satmanı bekliyorum. Kerem, sen 12 tane antrikot satmaz isen yanıma yaklaşma,” diyecek. Önererek satış yapma teknikleri ise başka bir yazı konusu… Bitirmeden şunu da ekleyeyim: Şefin yanına katacağınız, reçeteleri yazacak, sıkıcı maliyet hesaplarını bilgisayara girecek, “Bu reçete doğru mu? Yap bakayım, sen yapabiliyor musun?” diyebileceğiniz, üstüne bir de onları fotoğraflayacak bir stajyer öğrenci arıyorsanız biz de çok var ve aslında bu işleri yapmak için yanıp tutuşuyorlar… Bana bir e-mail yazın, özgeçmişleri göndereyim! Bol kazançlı, bol lezzetli günler. arka plan Restoran mİmarİ konseptİ nasıl belİrlenmelİ? Başarıda İnsan kaynakları yönetİmİnİn rolü PAXadvisor 67 Restoran mİmarİ konseptİ Sortie, Salomanje, LimonCello, Kalamata, FishClub, Desibel, Cafe40 ve son olarak da Grey’in iç mimarı olarak karşımıza çıkan Belgin Açıkalın (www.studio-planb.com), restorancılık sektöründeki global ve yerel trendleri konuştuk. İç mimari haricinde mekânlardaki mobilyalardan menü tasarımına, tabakbardak seçiminden kurumsal kimliğe kadar geniş bir yelpazede marka ve konsept danışmanlığı da sunan Açıkalın, başarılı konseptlerin yaratılma süreçleri için işletmecilere önerilerini paylaştı. Türkiye’de fine dining ve casual dining kategorisindeki mekânların iç mimarisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi işlerinizle ilgili farkı nasıl yaratıyorsunuz? Ben son dönemde özellikle birçok mekânın birbirine benzemeye başladığını düşünüyorum. Genel anlamda dekorasyondan çok dekor yaptıklarını düşünüyorum. Ben kendi çalıştığım mekânlarda fonksiyona, dekordan daha çok önem veriyorum. Çünkü misafirlerin o mekânda kendini evinde gibi hissetmesi, rahat etmeleri önemli. Örneğin sandalye rahat olmalı, masa da ona uyum sağlamalı. Sadece görsel olarak iyi değil, kullanılabilir bir mekân olmalı. Bunu ister mobilya ile isterseniz atmosfer sağlamak için renkler, materyallerle sağlanabilmeniz için birçok yol var. Bu şekilde yaklaşılan bir mekânın diğerlerinden farklı olarak ön plana çıkabildiğini düşünüyorum. Referans işleriniz incelendiğinde birbirine hiç benzemeyen tasarımlar görüyoruz… Her birinin farklı bir konsepti ve 68 PAXadvisor hedef kitlesi var. Her mekânın kendi şahsiyeti olmalı. Tıpkı insanlar gibi. Ben bir iç mimar olarak kendimi mekâna yansıttığımı düşünüyorum. Eklektik tarzı çok seven bir insanım. Bu bir üslup değil, benim açımdan bir davranış biçimi. Birçok şeyi birleştirip, onu kendi içinde uyumlu bir hale getirebiliyorsunuz. nasıl belİrlenmelİ? Bir mekânın yaratım sürecinde tasarım öncesi nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Reklamcılık eğitimi de aldığım için iletişimimin iyi olduğunu düşünüyorum. Öncelikle mekân sahibi ile çalışarak işe başlıyorum. Bu süreçte orada çalışacak olan şef, garson ve barmenden bilgi alıyorum. Herkesle birlikte çalıştığınızda sorunsuz bir mekân ortaya çıkıyor. Dünyadaki iç mimari trendi nereye gidiyor sizce? Sadeleşiyor ve minimalizme doğru gidiyor. Bizde de minimalizme doğru bir yönelme olduğunu görüyorum. Bu trendlerle ilgili müşteri beklentisi oluşuyor. Çünkü mekânın müşterileri, fiziken gitmeseler bile internet üzerinden çok fazla alternatif görüyorlar, bir kısmı yurtdışında başarılı örnekleri ziyaret ediyor. Öyle ki, iç mimariden garsonun servisine hatta kıyafetine kadar yorum yapabiliyor. Mukayese edebiliyor. Konsept yaratım sürecinde işletmecilerin en sık yaptığı hatalarla ilgili tespitleriniz nedir? İşletme sahipleri mekân açmaya karar verdiğinde bir yeri önceden beğenmiş oluyorlar. Ardından ‘şurası bunu yapmış, biz de şunu yapalım’ gibi öneriler sunabiliyorlar. Bunu genelleme yaparak söylemiyorum. Ancak sıklıkla bu sektörde olan bir durum. Tabii ki, ne istediğini çok iyi bilen, işini bilerek yapan birçok profesyonel de var. Ancak ‘şurası zeminde karo kullanmış, duvarda doğal taş veya tuğla kullanalım’ önerisi getirenler de var. Bu beraberinden birbirine çok benzeyen mekânları ortaya çıkarıyor. Peki, işletme sahibi bir iç mimarla konsept yaratımı için nasıl çalışılmalı? Öncelikle doğru bir brief vermeleri çok önemli. Bu da ne istediğinizi bilmekten geçiyor. O mekana kimin gelmesini bekliyorsunuz? Orada nasıl bir hizmet vermeyi planlıyorsunuz? Bunu çok net kurmaları lâzım. ‘Mekânı açtıktan sonra bakalım’ yaklaşımı ile başarılı olmak çok zor. Mekânın konumu, çevresinde yaşayan insanların profili, yaya trafiği, yemek ve gezme alışkanlıklarının hepsi birer faktör. Bu konularda işletme sahiplerinin, onları doğru yönlendirebilecek mimarlarına kulak vermesini ve bir noktaya kadar dikkate almasını öneririm. PAXadvisor 69 Başarıda İnsan kaynakları yönetİmİnİn rolü Restorancılık sektöründeki iş gücü ihtiyacı ve sorunları her geçen gün artmakta... Bununla beraber birçok işletme, profesyonel insan kaynakları uzmanlarıyla çözüm üretmeye çalışıyor. Konuyu Türkiye’nin yeme-içme sektöründeki ilk insan kaynakları yöneticilerinden biri olan ve halen eğitim, danışmanlık hizmetleri veren Güray Gültekin ile görüştük. İyi tasarlanmamış iş gücü planlamasının işletmelere ek maliyetler yüklediğini belirten Gültekin, sektör profesyonelleri için önerilerini paylaştı. Restorancılık sektörünün en önemli sorunu olarak tanımlanan insan kaynakları konusunda Türkiye’deki mevcut iş gücü profilini, iş gücü sağlayan kaynakların durumunu ve sektörün yaşadığı İK sorununu nasıl değerlendiriyorsunuz? Restorancılık ya da daha genel tabiriyle yiyecek-içecek sektöründe, mevcut iş gücünün üç ayrı kategoride değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mutfak, servis ve özellikle şubeleşme veya grup restoran boyutuyla beraber yönetim kategorisi olarak düşünülebilir. Üç kategorideki işgücü profilinde de Türkiye’deki eğitim sisteminin genel yansımasını görebiliriz aslında. Ancak bunlardan mutfak kısmını biraz ayırmak ve hakkını teslim etmek gerekir. 70 PAXadvisor Şöyle ki; genel olarak ülkemizde mesleki standartlar ve eğitimler konusunda problemlerimizin olduğu tartışılmaz. Sektörel bazda ihtiyaç duyulan işgücünü yetiştirmek için (üretim sektöründeki ara eleman ihtiyacı gibi) gerekli sistematik henüz kurulmuş değil. Ülke olarak genç nüfus konusunda belirgin bir avantajımız olmasına karşın servis tarafında eğitim verebilecek ciddi bir kurum yok maalesef. Turizm meslek liseleri ile bunun sağlanması düşünülmüş. Ancak hızla büyüyen sektöre yeterli ve nitelikli işgücünü sağlamaktan uzak bir yapıdalar ve üstelik buralardan mezun olanların büyük bir kısmı bu alanda çalışmıyor. Bu nedenle ‘garson’ diye adlandırılan servis çalışanları, genel olarak bu konuda eğitim geçmişi olmayan bireylerden oluşuyor. Üstelik bu işi bir meslek olarak kabul etmek yerine daha iyi bir iş bulana kadar geçici bir süre yapma eğilimindeler. Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun “Ulusal Meslek Standardı” belirleme çalışmalarında henüz servis tarafındaki pozisyonlarla ilgili çalışmaları tamamlamadıklarını da biliyorum. Bu nedenle bu pozisyonlardaki profil, genel olarak sektörün içindeki eğitim ve deneyimlerle şekilleniyor ve maalesef yetkinlikler anlamında yeterli değil. Mutfak tarafı servis tarafına göre daha şanslı. “Aşçılık” artık tam anlamıyla bir meslek olarak kabul görüyor. Üstelik henüz batı standartlarına kavuşmasa da, meslek liseleri dışında eğitim veren üniversite ve özel sektör meslek kurslarıyla da destekleniyor. İnsan kaynakları alanında çalışmaya başladığım günlerden bu yana, sektörde daha eğitimli bir profilin hızla arttığına şahit oldum. Son olarak yönetici profiline bakacak olursak; ülkemizde bu pozisyonları yürüten büyük bir kesim, genel servis çalışanları profili içinde görece iyi eğitimli, servis kökenli ya da farklı sektörlerden geçiş yapmış kişilerden oluşuyor. Genel yönetim becerilerinde desteklenmesi gereken alanlar dışında, işletmenin finansal olarak yönetilmesi konusundaki gelişim göze çarpıyor. Yeme-içme sektöründeki ilk İK yöneticilerinden birisiniz. Sektörün bu konuda uzman bir kişiyi işe almasının temel nedeni neydi ve çalıştığınız kuruma nasıl bir katkı sağladı? Ben 2007 yılında, İstanbul Doors Restaurant Group’ta İK Direktörü olarak işe başlamıştım. Doors Group, ciddi büyüme hedefleri koymuş bir gruptu ve bunun için insan kaynakları uygulamalarının profesyonelce yürütülmesi gerektiğine dair bir vizyonları vardı. Benim başlamam da bu hedefler doğrultusundaydı. Öncelikli işimiz insan kaynakları departmanını ve sistemsel altyapısını kurmak, insan kaynakları konusu altında sıralanacak tüm alanlarda kurumun büyüme stratejisine destek vermekti. Doğal olarak temelden başladık: Yönetmelikler, prosedürler ve görev tanımlarının belirlenmesi, kayıt sistematiğinin kurulması, işe alım, oryantasyon ve eğitim süreçlerinin tanımlanması… 2011 yılı sonunda görevimden ayrılana kadar, çalışan sayısı 200’den 1.200’lere çıkmıştı. Grup, mevcut restoranlarındaki süreçleri iyileştirmiş, Gina, Carlotta gibi yeni fine dining restoranlara sahip olmuş, Zuma gibi uluslararası bir markayı Türkiye’ye getirmiş, Kitchenette şubelerini -yurtdışı dâhil olmak üzere- açmış durumdaydı. Ayrıca hisselerinin belirli kısmını, bir finans kuruluşuna satarak büyümesine katkı bulmuş ve Londra’da restoran satın almıştı. Doors Akademi’nin kuruluşu gerçekleşiyordu. Bütün bu süreçlerde diğer herkes gibi, insan kaynakları departmanı olarak biz de üstümüze düşenleri yaptık diye düşünüyorum. Restorancılık sektöründeki İK yöneticisi hangi zorluklarla yüzleşmekte? İlk zorluk, sektörün ve dinamiklerinin anlaşılmasında yatıyor diye düşünüyorum. Ben bireysel olarak öğrenciliğimden itibaren bir şekilde sektör içinde deneyimlerimle bu süreci hızlı atlattım. Sonrasında en büyük problemlerden biri de insan kaynaklarının ne olduğunu ve bir işletmeye ne gibi katkıları olabileceğini üst yönetime anlatabilmek. Yetişmiş ve nitelikli kaynak bulabilmenin zorlukları bir tarafa, çalışanlarla ilişkilerin yönetilmesi de diğer önemli konu. Hizmet sektörünün doğası gereği eğitimler için zaman baskısı ve yeterli kaynağın olmamasını da sıralayabilirim. İşe alım süreçlerinde adayları hangi kriterlerle değerlendirmekteydiniz ve beyanları nasıl kontrol ediyordunuz? Özellikle referansları? Öncelikli göreviniz pozisyon gereklilikleri ve yetkinliklerini tanımlamak. Tanımlanmamış kriterlere göre rastgele, ‘bir şekilde uyar’ anlayışıyla yola çıkamazsınız… İşe alım süreçlerimiz iki aşamadan oluşuyordu. Adayın eğitim, deneyim süreleri, sürekliliği, kurumu temsil kapasitesi ve kişilik özellikleri gibi alanlarda karar veren insan kaynakları oluyordu. Mesleki yetkinliklerin ölçümlenmesi ise ilgili departman (mutfak ya da servis) yöneticisi tarafından yapılıyordu. Kimlerin işe alınacağı, ortak kararla belirleniyordu. Referans araştırmaları da mutlaka yapılıyordu. Elbette adayın beyanı önemli, ancak araştırılması ve teyit edilmesi de gerçekten önemli bir konu. Öncesinde çalışmış olduğu işletmelerdeki İK profesyonelleri, mutfak veya servis yöneticileri ile bir şekilde temas kurulup gerekli referanslar alınıyordu. İşe alımın haricinde, iş gücü planlaması ve görev tanımlarının eksik yapılması işletmelere neler kaybettiriyor? Bunlarla ilgili işletmelere tavsiyeleriniz ne olur? İş gücü planlaması, restoranın tasarımıyla beraber başlar. Tasarımda mutfaktaki iş akışını, servisin şeklini, mutfaktan servis alanına uzaklık ve buna benzer kriterleri düşünmezseniz, bu size daha fazla iş gücüne ihtiyaç ve sonucunda maliyet olarak geri döner. Ayrıca fast casual bir konseptte geleneksel fine dining organizasyon yapısıyla var olmaya çalışırsanız bunun da bir maliyeti olacaktır. Benim önerim, öncelikli olarak tıpkı mimari projede, menü tasarımında olduğu gibi insan kaynakları alanında da yetkin profesyonellerle çalışmaları. Yeme-içme sektöründe, mevcut İK çalışanları ve işverenler açısından durum nedir? Yeni açılan lisans programları ile nitelikli işgücü sağladığında sorunlar çözülecek mi? Başlarken anlatmaya çalıştığım gibi ben mutfak tarafını, bazı eksikliklerine rağmen, servis tarafından daha şanslı buluyorum. Eğitim veren kurumlar artmaya başladı ve bu iyi bir gelişme. Servis tarafı için sorunlar maalesef büyük ölçüde devam ediyor. Genç nüfus oranı düşünüldüğünde aslında iyi bir kaynağımız var. Sadece eğitim tarafı ile desteklenmek zorunda. Eğitim veren kurumların sayısı arttıkça bu ihtiyaç çözülür. O güne kadar işletmelerin kendi öz kaynaklarına yönelmesi zorunlu. Eğitimli ve nitelikli kaynak bulamıyorsanız kendiniz yetiştirmek ve geliştirmek veya bu desteği sağlamak zorundasınız. Bunun için de iyi kurgulanmış bir insan kaynakları departmanına ve eğitim sistemine ihtiyacınız bulunmakta. PAXadvisor 71 Tavsİye edİlen advisor tedarİkçİler PAX PINAR SMG|music for business EVİNOKS Donİpa Gıda Pınar Krema, mutfak ustalarının lezzet tutkularını paylaşıp, onların hikâyeleri dinleyerek şefler için yeni formül ile yenilendi. Sıcak, soğuk ve asitli uygulamalarda kesilmeyen, yanmayan, tavanızda tortu bırakmayan, akışkanlığı, ideal kıvamı ve mukavemeti ile sunumunuzu benzersiz kılan Pınar Krema ile mutfakta yepyeni lezzetler yaratabilirsiniz. Çorbalarınızda, soslarınızda, et ve balık yemeklerinizde ve tatlılarda kullanabilirsiniz. 2009 yılında kurulan SMG, Türkiye’de halka açık mekânlarda kapalı devrede yasal müzik, anons ve reklam yayınları yapmaktadır. Yayınları, geliştirdikleri yazılımla internet üzerinden değil, depola-çal yöntemiyle gerçekleştiren SMG, bu şekilde yayın yapan ilk ve tek şirket olup sektöründe lider konumda yer almaktadır. Uzman kadrosuyla 250’nin üzerinde firmaya, 4000’e yakın noktada hizmet vermektedir. Panjurlu kolayca kayan kilitli kapak ile ürünler güvenli bir şekilde saklanır. Ekstra yan tamponlar duvarların çizilmesini önlerken üründe yer alan 5. orta tekerlek, kullanıcıya az güç harcatarak rahatça itmesini sağlar. Teleskopik raylı çekmecelerde ürünler istediğiniz gibi sınıflandırılır. Otel servis ekipmanları konusunda Türkiye pazarının lideri Evinoks’un sunduğu ürün, yangına dayanıklı Alubond ve MDF lam gövde seçenekleri ile satışa sunulmuştur. DONİPA GIDA, 2003 yılında dondurulmuş ürünlerle ilgili HORECA müşterilerine hizmet vermek üzere kurulmuştur. Kuruluşunun ilk yıllarında sadece 5 yıldızlı otel müşterilerine hizmet veren DONİPA GIDA yıllar içerisinde dondurulmuş birçok ürünü İstanbul genelinde tüm HORECA müşterilerine ulaştırmıştır. Frozen Foodservice, yani tüm dondurulmuş ürünlerin müşterilere uygun depolama ve dağıtım koşulları içinde ulaştırılması ana hedefidir. Sektör: Ev Dışı Tüketim Ürün/Hizmet: Pınar Krema Yetkili: Murat Kalender Tel: +90 (232) 436 20 00 Web: www.pinarprofesyonel.com Email: [email protected] Pak Gıda Pakmaya makaron miski, yoğun badem tadına sahip, çıtır çıtır ve ağızda dağılan kıvamdadır. Kullanımı kolaydır, sadece su eklenerek hazırlanır. İstenilen renkte hazırlanabilen ve standart formunu uzun süre koruyan makaron üretimi sağlar. 1 ve 5 kg’lık ambalaj çeşitleri mevcuttur. Ürün hem profesyonel pasta ustalarına hem de evde yapıma yöneliktir. Sektör: Gıda Ürün/Hizmet: Pakmaya makaron miksi Yetkili: Elif Serpil Tokgöz Karadağ Tel: +90 (212) 274 07 51 / Dâhili: 2215 Web:Pakmaya.com Email: [email protected] Sektör: Dijital servisler Ürün/Hizmet: Yasal müzik yayını Yetkili: Gül Gürer Alimgil Tel: +90 (212) 352 16 62 Web: www.smg.com.tr Email: [email protected] GÜRAL PORSELEN Zeelandia Türkİye UKGS Güral Porselen olarak, şeffaf, dayanıklı, ışık geçirgen ve son derece zarif krem rengi porseleni bu topraklarda ilk kez 2006 yılında üretmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Yüksek üretim kapasitemizle, üstün teknolojilerimiz ve hızlı çözümlerimizle, sürdürülebilir ve zengin alternatifler sunan koleksiyonlarımızla; otel, restaurant, catering ve gastronomi sektörünün ihtiyaç duyduğu her şey Güral Porselen’de… Ülkemize hayırlı olsun! Zeelandia, Hollanda merkezli bir aile şirketidir. 1900 yılında kurulan şirket, yüzyılı aşkın süredir, yaratıcı ürünleri ve pazarlama yöntemleri ile ekmekçilik ve pastacılık sektörünün gelişiminde önemli rol oynamaktadır. 2003 yılında Hayrabolu’da kendi tesisini kurarak üretime başlayan Zeelandia Türkiye’nin ürün portföyünde ekmekçilik, pastacılık ve tava ayırıcı yağlar olmak üzere üç kategori bulundurmaktadır. UKGS, tüm dünyadaki güçlü iş ortakları ile hava kurye taşımacılığı alanında 220’den fazla ülkede servis vererek, tüm gönderilerinizi güven ve hızla taşımaktadır. Ortak satın alma gücümüzü kullanarak, tüketicinin global firmalardan alması imkansız fiyatları sağlıyoruz. Bazı firmalar gıda taşımaz, bazıları sıvı / kimyasal taşımaz, bazıları şahsi eşya taşımaz. UKGS hepsini taşır! Sektör: Porselen Ürün/Hizmet: Sofra ve mutfak eşyaları Yetkili: Güral Porselen İstanbul Bölge Müdürlüğü Tel: + 90 (212) 653 05 05 Web: www.guralporselen.com.tr Email: [email protected] REBUL RULOPAK An-ka 1895’ten bu yana kokularıyla bir tarihe imza atan ve kendi efsanesini yaratan Rebul Kozmetik; ürünleri, kalitesi ve çevreye duyarlılığı ile bu mirası günden güne zenginleştirmektedir. Rebul Kolonyalı Mendilleri, antiseptik özelliği ve kalıcı kokusu sayesinde her an, her yerde, güvenle, günlük kullanıma uygun şekilde tasarlanmıştır. Havlu tipi yumuşak dokusu ile ıslaklık hissi bırakmaz. Antibakteriyel, antistatik, yüksek kalite ABS plastikten üretilmiş Rulopak Sensörlü Hijyenik Klozet Kapağı, sağladığı %100 hijyenik oturum sayesinde tuvaletlerden bulaşabilecek hastalıklardan korurken konfor ve sağlığı bir arada sunar. Ömür boyu garantili olan bu ürüne İstanbul, Ankara ve İzmir’de ücretsiz kurulum desteği verilmektedir. An-ka Analiz ve Kalite Kontrol Cihazları San. Tic. Ltd. Şti., 25 yıldan uzun bir süredir gıda sektörüne yönelik analiz ve kalite kontrol test cihazları ile mutfağınızda yer alan gıdalara yönelik test ve ölçü aletleri satışını üstlenmektedir. Bu cihazlara örnek olarak, hassas teraziler, pH metreler, tuzluluk ölçerler, yağ kalite ölçüm cihazları, datalogger’lar verilebilir. 72 PAXadvisor Sektör: Kozmetik Ürün/Hizmet: Kolonya, Kolonyalı Mendil, Otel Ürünleri, Parfüm, Deodorant, SPA vb. Özel Markalı Kişisel Bakım Kozmetik Ürünleri ve Konseptleri Yetkili: Aykut Bıltır Tel: +90 (212) 229 97 90 - 229 97 99 Web: www.rebul.com E-mail: [email protected] Ürün Adı: Yeni Minibar Arabası Efes Serisi Sektör: Otel Ekipmanları Ürün/Hizmet: Açık Büfe, Banket Ekipmanları, Servis Arabaları Yetkili: Deniz Gülen Tel: +90 (224) 262 14 00 Web: www.evinoks.com Email: [email protected] Sektör: ENDUSTRİYEL HİJYEN Ürün/Hizmet: TEMİZLİK VE HİJYEN ÜRÜNLERİ Yetkili: BURAKCAN KARAMAN Tel: + 90 (212) 876 90 90 Web: www.rulopak.com Email: [email protected] Sektör: Gıda Ürün/Hizmet: Ekmekçilik, Pastacılık ve Tava Ayırıcı Yağlar Yetkili: Ertuğrul İşler (Genel Müdür) Tel: +90 (216) 527 60 30 Web: www.zeelandia.com.tr Email: [email protected] Sektör: Gıda Ürün/Hizmet: Dondurulmuş Gıda Yetkili: Hakan İsen Tel: +90 (216) 592 06 00 Web: www.donipa.com.tr Email: [email protected] Sektör: Ulaştırma Ürün/Hizmet: Lojistik Yetkili: Ersoy TUTAR Tel: +90 (850) 300 8547 Web: www.ukgs.net Mail: [email protected] PAXadvisor Sektör: Gıda Ürün/Hizmet: Gıda Analiz Cihazları Yetkili: Emre Ali Bağış (Genel Müdür Yardımcısı) Tel: +90 (212) 274 97 10 Web: www.an-ka.com Email: [email protected] Tavsİye Edİlen TedarİkçİLer sayfalarımız restorancılık sektörüne hİzmet eden tedarİkçİ fİrmaları İşletme sahİbİ, şef ve dİğer Horeca profesyoneli okurlarımıza sunmak İçİn oluşturulmuştur. Bu sayfada yer almak İçİn lütfen bİzİmle bağlantıya geçİnİz. Eda Günaydın ([email protected]) Lale Moshiri Bağış ([email protected]) (0212) 243 79 96 Neden TURYİD üyesi olmalısınız? Türkiye’nin farklı bölgelerinde gittikçe büyümekte olan yeme-içme sektöründe yatırımcı ve işletmeciler arasında önemli bir sinerji yaratan, sektörün sorunlarına çözüm üretmek için hedef gruplar nezdinde güç odağı oluşturan ve PaxAdvisor Dergisi’nin size ulaşmasını sağlayan TURYİD (Turizm Restoran Yatırımcıları ve İşletmeleri Derneği), 2003 yılında kuruldu. TURYİD ne yapar? Sektörün bağlı olduğu regülasyon düzenleyicileri nezdinde sektörün sorunlarına ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalar yürütür. Diğer yandan da üyeleri arasında etkin iletişim ve çıkarlarını koruyarak, sektörün gelişimi için eğitim başta olmak üzere sektöre değer katacak önemli etkinlikleri hayata geçirir. Tüm gerçekleştirdiği katkı ve etkinlikleri Paxadvisor yayını aracılığıyla sunar. TURYİD’in kurumsal ve üyelerinin yararına yönelik belirlediği hedef ilkeleri şöyledir: • Gerekli hedef grupları nezdinde güç odağı olma, • Sektör problemlerinin tespit ve çözümü, • Sektörün kendi iç sorunlarında hakem görevi görme, • Sektörde standartları tespit etme ve otokontrol mekanizması kurma, • Gastronomiyi turizm arzında bir ürün olarak konumlama ve geliştirme, • Sektör bilgilerini yöneterek trendleri takip edip yön verme, • Sektörle ilgili olumlu bakış ve itibar inşa etme, • Lobi faaliyetleri ile geleceğimize yön verme, • Sektörde kalifiye insan kaynağı gelişimine katkı sağlama, • Farklı STK’lar ile işbirliği yaparak sektörün nabzını daha yakından takip etme, • Sektöre girmek isteyen yerli ve yabancı yatırımcılara danışma merkezi görevi yapmak hedefleriyle hareket etmektedir. Bu hedefler için kullandığı yöntemler ise aşağıdaki şekilde icra edilir: - Üyelik kriterlerini ve etik kodlarını belirleme, - Üye ihtiyaç ve beklentilerine hizmet verme, - Güçlü bir genel sekreterlik kurumu oluşturarak, yönetim kurul ve çalışma grupları raporlarını üyelerle toplu veya bire bir paylaşma, - Üyeleri ve çalışanları kapsayan eğitim programları oluşturma, - Üyeler arasında güçlü bir iletişim ağı oluşturma ve işbirliğini geliştirme, - Üye kuruluşların kamuoyunda olumlu algılaması için gerekli stratejik çalışmaları yürütme başlıkları altında çalışma programının ana hatlarını belirlemiştir. Yeme-içme sektöründe artık bir tanıdıgınız var! Özgeçmişinizi Paxadvisor ile paylaşın, sektörden gelen talepleri size iletelim!* İşletme müdürü, executive chef, sous chef, chief de rand, demi chief, somalier, trancheaur, head waiter, captain, barista, chief steward, steward, komi, garson, kasiyer, host/hostes , paket kurye, temizlik elemanı, halkla ilişkiler ve diğer pozisyonlardaki sektör çalışanları, özgeçmişlerini aşağıdaki e-posta adresi gönderebilirler. [email protected] (*) Açıklama: Gönderilen tüm özgeçmişler gizlilik içinde saklanacaktır. Dergimize iletilecek insan kaynağı ihtiyaçlarında, tasniflenen pozisyonla ilgili özgeçmiş sahiplerine e-posta ile açık olan pozisyonun bulunduğu işletme, yetkili kişi ismi, iletişim adresi ve beyan edilen şartlar gönderilecektir. İşverene özgeçmiş sahibi bilgileri gönderilmez. Özgeçmiş sahibi kendisine bilgisi verilen pozisyona başvurur. Amacımız açık pozisyonlarla ilgili bilgilendirmeyi, doğru özgeçmiş sahiplerine yapmaktır. Vizyonu, yeme-içme sektörünün etkin ve verimli kurumsallaşarak büyümesidir. Nasıl üye olunur? Eğer siz de TURYİD’in hedef ilkeleri çatısı altında yer almayı düşünen bir işletme veya işletmeciyseniz www.paxadvisor.com/turyid.doc dosyasından çıktı alarak, (0212) 241 75 42 no’lu faksa veya TURYİD Konaklar Mah. Org. İzzet Aksalur Cad. 2. Blok B Kapısı No:4 D:5 4. Levent, Beşiktaş-İstanbul adresine kargo ile gönderebilirsiniz. 74 PAXadvisor PAXadvisor 75 ’dan daha fazla müşteri edinmek ister misiniz? müşterİlerİnİzden daha fazla yorum alabİlmek İçİn TripAdvisor’IN TÜRKİYE’DEKİ TEK YETKİLİ MATBAASINDAN ONLINE AMERİKAN SERVİSİ SİPARİŞİ VERİN... masamat com BASILI YORUM TOPLAMA ÇÖZÜMLERİ TripAdvisor’da zirveye oynamak parmaklarınızın ucunda! Restoranınız için TripAdvisor üye sticker’ınızı da masamat.com’dan talep edebilirsiniz.
Benzer belgeler
ÇAĞI
Sanat Yönetmeni
Erdi Bozkurt
[email protected]
Redaktör
Seyit Göktepe
Fotoğraflar
Necdet Kösedağ
Yeryüzü Görsel İletişim Merkezi
www.yeryuzuiletisim.com
Katkıda Bulunanlar
Nesrin Conker, Se...