kanatlı - Infovet Dergi
Transkript
kanatlı - Infovet Dergi
EDİTÖR İNFOVET ŞUBAT SAYI 134 YAYIN TÜRÜ SÜRELİ YEREL SAHİBİ Mat Medya Tanıtım Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. MEHMET AKTOP GENEL KOORDİNATÖR Barış Kolgu [email protected] ADRES: İ.KARAOĞLANOĞLU CAD. YAYINCILAR SOK. NO: 10/4 34418 SEYRANTEPE / İSTANBUL TEL: 0212 324 50 56 0212 324 50 59 FAX: 0212 324 50 06 www.infovetdergi.com [email protected] Genel yayın yönetmeni Veteriner Hekim Yağmur Ağcaoğlu [email protected] Yazı işleri sorumlusu Veteriner Hekim Ayça Üvez [email protected] KATKIDA BULUNANLAR Prof. Dr. Tansel Şireli Prof. Dr. Ender Yarsan ART DİREKTÖR EBRU DERELİ [email protected] GRAFİK TASARIM EMEL VURAL [email protected] SOSYAL MEDYA SORUMLUSU BANU SAYINÇ [email protected] DANIŞMA KURULU PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ Prof. DR. AHMET ERGÜN Prof. Dr. Sezgin Şentürk PROF. DR. EROL ŞENGÖR Prof. Dr. Murat Fındık Prof. Dr. İsmail Bayram Prof. Dr. Tolga Güvenç Prof. Dr. Necmettin Ceylan Prof. Dr. Doğa Temizsoylu Doç. Dr. Süleyman BacINOĞLU Yrd. Doç. Dr. Seval Çetİn DR. SAİT KOCA SÜLEYMAN ÖZTÜRK RENK AYRIMI ve BASKI Gezegen Basım San. Ve Tic. Ltd. Şti. 100 YIL MAHallesi MASSİT MATBAACILAR SİTESİ 2. CADDE GEZEGEN BİNASI NO: 202/A BAĞCILAR/İST Sertifika No: 12002 Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. İnfovet Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz sektörel bir yayındır. İNFOVET 02-03 ETKİNLİKLERLE DOLU BİR AYI daha GERİDE BIRAKTIK Aşılama kümeste uygulanabilecekken neden bu uygulamayı kuluçkada yapma kararı alıyoruz? Neden halihazırda birçok uygulamaya tabi tutulan civcivlere cinsiyet ayrımı, sınıflandırma, kutulara yerleştirme gibi ek işlemler uyguluyoruz ve sevkiyatı daha da geciktiriyoruz? Uygulaması ve kontrolü oldukça zor olan içme suyu aşılaması ve spreylemenin doğru zamanda ve doğru yöntemlerle uygulanması etkinlik açısından ne kadar önem taşıyor? Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş. bu sayımıza desteklerini sunarak kuluçkada aşılamaya ve önemine değindi; aynı zamanda müşterilerine verdikleri kuluçka servis programlarıyla çözüm ortaklığı noktasında neler sunduklarını paylaştı. Bunun yanında siz okurlarımız için kaliteden ödün vermeksizin çalışan ve kısa sürede portföyünü genişleten Ege Ecza Deposu’nun yetkili isimleriyle ve dünya çapında yenilikçi ürünleriyle yakaladığı başarıyı, deneyimli kadrosu ile 2014 yılında Türkiye’de ve komşu ülkelerde kurduğu XVET EAST ile sürdürmeyi planlayan XVET’in Türkiye oluşumunda rol alan Dilek Barlas ve Eylem Akkaya ile faaliyetleri ve gelecek planları üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajı paylaştık. Yine her sayımızda olduğu gibi sektörün önemli etkinliklerini, dünyadan ve ülkemizden güncel haberleri ve veteriner hekimler için yararlı olacağını düşündüğümüz araştırmaları, teknik makaleleri ve en yeni-yenilikçi haberleri sizlere sunduk. Her şey bir yana, kara bir hüzün çığ gibi üzerimize düştü. Geldiğimiz noktada iyice anladık ki, her gün isimlerini bile bilmediğimiz nice kadın cehaletin ve vahşetin kurbanı oluyor. Nefret ve öfke nidalarını bir köşeye bırakıp, evrensel sevginin ve etiğin tohumlarını çiçeklendirmenin zamanı; yolumuz açık olsun Sevgiyle kalın! Veteriner Hekim Gizem Kutun VetERİNER Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU Ukrayna kanatlı sektörü gereksinimleri Şu sıralar, Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı kanatlı ihracatı durmuş durumda ve sektörün geleceği yeni ihracat yapılacak bölgelere bağlı. SAYFA 72 VetERİNER Hekim Ayça Üvez Su kalitesinin performansı üzerine etkileri Kanatlıların kaliteli su kaynaklarından yararlanması ve günlük su alımlarının izlenmesi ile yaşanabilecek problemlerin önüne rahatlıkla geçilebilir. SAYFA 126 İÇİNDEKİLER SAYFA 56 Araştırmalar kanser ile süt arasında bir ilişki saptamamakta; koruyucu etkisini ortaya koymaktadır. SAYFA 76 Mevcut yöntemlerle yumurta kırmak dışında kaliteli yumurtalar üretmek için alternatif çözümler mevcuttur. 30 > İnkübasyon öncesi depolama ve SPIDES 52 > Oda başkanlarının büyük buluşması İnkübasyon öncesi, depolanan yumurtaların depolanma hatalarının üstesinden gelinebilmesi için yeni yaklaşımlar denemektedirler. Veteriner hekim odaları arasında uygulama birlikteliği sağlamak adına her yıl Ocak ayında yapılan “Oda Başkanları Toplantısı” gerçekleştirildi. 32 > Yangıyla mücadelenin etkin yolu 54 > Tavukları güvende tutmak için altı adım Yangının oluşumu, performans ve kar kayıplarına yönelik zararlarının daha iyi anlaşılması stratejilerin geliştirilmesinde temel rolü oynayacaktır. Amerika’daki bir gıda firmasına göre, arka bahçe değişimine katılmak, kendi yumurtlayan tavuklarını yetiştirmek için altı adım mevcut. 38 > Kuluçka aşılaması ve aşılamanın önemi 56 > hepimiz Sütten özür dileyeceğiz Uygulaması zor olan içme suyu aşılaması ve spreylemenin doğru zamanda uygulanması etkinlik açısından önem taşımaktadır. Son zamanlarda kanser vakaları ile bağdaştırılmaya çalışılan süt ve süt ürünleri hakkındaki verileri Prof. Dr. Tansel Şireli açıklıyor. 42 > XVET ruhu ve fikri şimdi Türkiye’de 72 > Ukrayna kanatlı sektörü gereksinimleri Dünya çapında yenilikçi ürünleriyle yakaladığı başarıyı XVET EAST ile sürdürmeyi planlayan XVET’in gelecek planları üzerine konuştuk. Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı kanatlı ihracatı durmuş durumda ve sektörün geleceği yeni ihracat yapılacak bölgelere bağlı. 44 > Dr. Sait Koca yeniden besd-Bir başkanı BESD-BİR 17. Olağan Genel Kurul Toplantısı 28 Ocak günü sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. 46 > prof. dr. Paolo Moroni yeniden Türkiye’de Paolo Moroni, Hipra’nın tüm dünyada yürüt bir proje ile geçtiğimiz ay Türkiye’ye geldi. 48 > FAO’dan Türkiye’ye uluslararası alanda katkı SAYFA 106 Kanatlı endüstrisini 2019 yılına kadarki süreçte neler bekliyor ve ne gibi fırsatlar karşımıza çıkacak? İNFOVET 04-05 Yuriko Shoji’nin katılımıyla gerçekleştirilen işbirliği protokolünde, FAO’nun ülkeler arasında bir köprü olduğunun vurgusu yapıldı. 50 > Bavet saha ekibi gücüne güç kattı 22-26 Aralık tarihleri arasında Bavet İlaç’ın saha elemanlarına yönelik organize ettiği yılsonu eğitim toplantısı başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. 76 > Yumurta paketlemede alternatif çözümler Yenilikçi bakış açısını benimseyen tüketiciler, yüksek kalitede yumurta talebinde bulunmakta ve bu nedenle paketleme fabrikaları bunu gözetmektedir. 80 > zenginleştirilmiş kafes avantajları Yeni yürürlüğe giren bir yasayla birlikte, AB dışındaki ülkelerde zemin kazanacağı düşünülen yeni bir barındırma sistemi ile yetiştiriciliğin önü açılıyor. 82 > Birlikte başarıya, başarıyı paylaşmaya Kaliteden ödün vermeksizin çalışan ve kısa sürede müşteri portföyünü genişleten Acar Grup’a bağlı Ege Ecza Deposu’nu ziyaret ve siz okurlarımız için bir röportaj gerçekleştirdik. 92 > Kuluçkada aşılama Aşılama kümeste uygulanabilecekken neden kuluçkada yapma kararı alıyoruz? Neden, halihazırda birçok uygulamaya tabi tutulan civcivlere ek işlem uyguluyoruz? 98 > Animalexpo sektöre damgasını vurdu Hayvancılık sektörünün en iyi firmalarını bir araya getiren Animalexpo Fuar’ı bu yıl da 700’e yakın firmayı bir araya getirdi. 106 > Hayvan sağlığında dünya trendleri Pazarın değeri 2013 yılında, 23 milyar $ idi. 2019 yılında ise 43 milyar $ olması bekleniyor. Bu süreçte neler fırsat doğuracak? 112 > Salmonella lubbock keşfedilirken Salmonella lubbock birçok antibiyotiğe direnç gösterir nitelikte. İnsanların ise bu suşa karşı bir duyarlılıklarının olup olmadığı henüz bilmiyor. 114 > akılcı antibiyotik kullanımı hakkında Antimikrobiyal direnci önleme noktasında yapılabilecek çalışmalar neler? Uzun süreli mücadelenin nasıl yürütülecek? 124 > Katı hal fermentasyonu ile üretilen enzimler SSF teknolojisinin kullanılması, yem endüstrisinde önemli değişimlere öncülük edecektir. 126 > Su kalitesinin performansA etkisi Kanatlıların kaliteli su kaynaklarından yararlanması, günlük su alımlarının izlenmesi ve su hatlarına temizleme ve bakım programları uygulanması ile yaşanabilecek problemlerin önüne geçilebilir. 136 > Animalia İstanbul Fuarı 12. kez kapılarını açtı Hayvancılık sektörünün buluşma adresi Animalia İstanbul, 5-8 Şubat 2015 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde yurtiçinden ve yurtdışından gelen ziyaretçilerini ağırladı. NOTLAR Bayer, İzmir Agroexpo’daydı Bayer Hayvan Sağlığı, bu sene 10.’su gerçekleştirilen İzmir Agroexpo Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nda sektörün tüm paydaşları ile bir araya gelerek birikimlerini aktarmanın yanı sıra, üreticilerden aldıkları geri bildirimler ile stratejilerini belirleme fırsatı buldu. B u sene 10.’su gerçekleşen İzmir Agroexpo Tarım ve Hayvancılık Fuarı 12-15 Şubat tarihleri arasında düzenlendi. Bu sene de geçtiğimiz senelerde olduğu gibi eş zamanlı gerçekleştirilen Agroexpo ve Animalexpo fuarları yoğun bir katılıma sahne oldu. Bayer Hayvan Sağlığı açtığı stand ile üreticilerle buluşarak tamamlayıcı yem grubu ürünlerini ve çevre sağlığında kullanılan ürünlerini tanıttı. Fuarın en çok ziyaret edilen noktalarından biri olan Bayer standında, karasinek ve rodentlerle mücadele konusunda bilgiler aktarıldı. Bununla birlikte buzağı sağlığı ve kolostrumun önemi konularında sohbet edildi ve vitamin-mineral takviyesinin önemine değinildi. ÜLKE HAYVANcılığına DESTEK VERMEYE DEVAM Daha karlı hayvancılık yapabilmeleri amacıyla üreticilere destek vermeye devam ettiklerini söyleyen Bayer Hayvan Sağlığı Ürün Müdürü Engin Tamur, “Böyle organizasyonlar bizlere üreticilerimizle yüz yüze konuşup, onların sorunlarına daha hızlı ve efektif çözümler bulma şansını vermekte. Hem ülkemiz hayvancılığının gelişmesi hem de üreticilerimizin hayvansal verimliliğini artırarak daha karlı hayvancılık yapabilmeleri için sektörü oluşturan tüm paydaşların bir araya gelerek birikimlerini aktarmaları gerektiğini düşünüyoruz. Biz de Bayer Hayvan Sağlığı olarak bu sorumluluğumuzun bilinciyle ülkemiz hayvancılığına destek vermeye devam edeceğiz. Umarım bu organizasyon üreticilerimiz için de yararlı geçmiştir ve kendileri için önemli noktaları, kafalarındaki soruları çözüme kavuşturarak buradan ayrılmaktadırlar. Bizler ise üreticilerimizden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda stratejilerimizi yeniden biçimlendirerek onların karşılarına çıkmaya devam edeceğiz.” dedi. Fuar sadece İzmir Bölgesi’nden değil diğer bölgelerden de yoğun ilgi görürken hayvancılığa verilen önemi gözler önüne serdi. Bununla birlikte katılımcı sayısının 170.000’in üzerinde olmasıyla, fuara katılan firmalar da sektördeki deneyimlerini üreticilerle paylaşma fırsatı yakaladı. İNFOVET 08-09 NOTLAR Bavet İlaç, Animalia Fuarı’nın en renkli katılımcılarındandı 05 – 08 Şubat 2015 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde 12. Uluslararası Hayvancılık Teknolojileri ve Hayvansal Ürünleri İhtisas Fuarı, yurtiçinden ve dışından gelen ziyaretçileri ağırladı. Bavet İlaç, merkez kadrosunda bulunan Pazarlama Müdürü Cemal Kaya, Teknik Müdür Dr. Demir Özdemir ve saha personellerinin katılımıyla ürünlerini sergileyen ve sunan firmalar arasında yer aldı. Fuarda, Bavet İlaç’ın geniş ürün yelpazesinde yer alan; çiftlik hayvanları, pet, at, kanatlı, çevre sağlığı ve arı ürünlerinin yanında ithal etmiş olduğu Vetinov pet beslenme ürünleri, diş sağlığı, bahçe koruyucu, üriner sağlık, Easypill kolay tablet yutturma, Smectite yeşil kil toksin bağlayıcı, Joint Support bitkisel antinflamatuar ürünlerinin ziyaretçilere tanıtımlarını gerçekleştirildi. Her yıl büyümeyi ve büyümeye dayalı hizmet kalitesini arttırmayı hedefleyen Bavet İlaç, hızla değişen pazar koşullarına ayak uydurarak bulunduğu sektöre katkı sağlayacağını ekledi. Cemal Kaya: “Bavet ilaç her yıl olduğu gibi kongre, fuar ve toplantılarında yer almaya devam edecektir. 32 kişilik saha kadrosu ile hayvan ve çevre sağlığının her segmentinde geniş ürün yelpazesi ile sektöre değer katmaya devam edecektir.“ dedi. Brezilya kanatlı ihracatı düşüşTe Brezilya kanatlı ihracatı (ABPA), Rusya, Çin, Güney Afrika ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yaptığı güçlü satışlara rağmen ocak ayında % 9 düşüş kaydetti. Çin 18,900 ton ile % 16.3’den fazla, Güney Afrika 16,300 ton ile % 32’den fazla, Birleşik Arap Emirlikleri ise 22,900 ton ile % 11,3’den fazla Brezilya’dan alımı arttırdı. Bu arada, Suudi Arabistan, Hong Kong ve AB ihracatları düştü. İNFOVET 10-11 En prestijli İnsan Kaynakları ödülleri, 11 Şubat 2015 tarihinde İstanbul Lütfü Kırdar’da yapılan törenle dağıtıldı ve HasTavuk ödüle layık görüldü. İnsana Saygı Ödülü Hastavuk’a Her yıl İnsan Kaynakları uzmanları tarafından merakla beklenen “İnsana Saygı Ödülleri” bu yıl da sahiplerini buldu. Kariyer.net ana sponsorluğunda düzenlenen İnsana Saygı Ödül töreninde; > Türkiye genelinde en çok tercih edilen, > En çok başvuru yapılan, > Adayların başvurularını en kısa sürede yanıtlayan, > En çok istihdam yaratan firmalar ödül almaya hak kazandı. İnsana Saygı Ödülleri kapsamındaki bu kriterlere uyan firmalar, Aralık ayının son gününe kadar yapılan değerlendirmeler sonucunda belirlendi ve 11 Şubat 2015 Çarşamba akşamı İstanbul Lütfü Kırdar Kongre merkezinde gerçekleşen törenle sahiplerini buldu. Yıl içerisinde yoğun çalışma ortamında süreçlerini başarıyla yürüten HasTavuk A.Ş., bu kriterleri en çok yerine getiren firma olarak ödüle layık görüldü. > Bir yılda HasTavuk’a yapılan 18.388 iş başvurusu > Başvuru yapan adaylara ortalama 21 günde geri dönüşün olması; ancak HasTavuk’ta 2 gün içinde yapılması > HasTavuk’ta %100 geri bildirim oranının olması > Bir yıl içinde en az 10 işe alımın, HasTavuk idari noktasında 16 olup, toplam istihdamın 1400 kişi olması, HasTavuk’a ödüllerin en değerlisi olan “İnsana Saygı Ödülü”nü beraberinde getirdi. HasTavuk A.Ş. adına İnsan Kaynakları Müdürü Miraç Polatlı ve İnsan Kaynakları Uzmanı Aydan Sucuoğlu ödülü teslim aldı. HasTavuk İK Müdürü Miraç Polatlı, tören sonrasında yaptığı açıklamada; “Günümüzde ve gelecekte işletmelerin başarıları büyük oranda insan kaynaklarına yapacakları yatırım ve insan kaynaklarının çalışma koşullarını olabildiğince onların isteklerini karşılayacak şekilde oluşturabilmeleri ile gerçekleşecektir. Bunları gerçekleştiremeyen işletmelerin uzun vadede başarılı olabileceklerini söylemek oldukça zordur. HasTavuk olarak, çalışanlarının memnuniyeti, aidiyet duygusu, severek ve isteyerek işlerini yapmaları hem motivasyon hem iş verimliliği, hem de kalitemiz için çok önemli. Çalışanlarımız kadar, şirketimize başvuran adaylarımızın da bizden beklentilerini ve memnuniyetleri önemsiyoruz. Başarımızın da sırrı bu olsa gerek.” dedi. NOTLAR Görkemli ev sahipliğine davetlisiniz Dünya Veteriner Hekimleri Birliği’nin 32. Dünya Veteriner Hekimliği Kongresi, 13-17 Eylül tarihleri arasında ilk kez Türkiye’de, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek. Sektörün bu önemli kongresinin ev sahipliğini Türk Veteriner Hekimleri Birliği yapacak. TVHB Başkanı Talat Gözet 13-17 Eylül’de gerçekleşecek sektörün en önemli kongresi olan Dünya Veteriner Hekimliği Kongresi’nin ev sahipliğini ilk kez Türkiye yapacak. Kongre, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı desteğiyle gerçekleşiyor Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın desteğiyle gerçekleşecek olan kongreye, dünyanın farklı ülkelerinden 3000’e yakın katılım bekleniyor. Katılımcılar arasında veteriner hekimleri, bilim insanları, sektöre hizmet veren ulusal ve uluslararası firmaların üst düzey temsilcileri yer alacak. Ayrıca WVA (Dünya Veteriner Hekimleri Birliği), OIE (Dünya Salgın Hastalıklar Ofisi), FAO (Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü), WHO (Dünya Sağlık Teşkilatı), EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı) ve FVE (Avrupa Veteriner Federasyonu) gibi uluslararası kuruluşlardan da üst düzey katılım gerçekleşecek. Çiftlik hayvanları, kanatlı sektörü, su ürünleri, pet hayvanları yetiştiriciliği, hayvan sağlığı ve refahı, aşı-serum ve biyolojik maddelerin yanı sıra yem ve yem katkı maddeleri ile hayvansal ürünler ve teknolojilerinin gıda güvenliği açısından önemi kongre kapsamında tartışılacak konular arasında yer alıyor. TVHB, ülkemiz ve veteriner hekimliği için çok büyük öneme sahip olan kongreye değerli meslektaşlarını, mesleki paylaşımlarıyla birlikte hayvansal üretim yapan üreticileri aralarında görmekten mutluluk duyacaklarını belirtiyor. Alltech’İN “RebelatIon Week” ev sahipliği Alltech’in Lexington, 17-21 Mayıs tarihleri arasında Kentucky’de düzenleyeceği innovasyon, ilham ve dünyayı değiştiren fikir haftası “Rebelation” için takviminizde şimdiden işaretleyin. Alltech, 2015’in getirdiği bir yenilik çerçevesinde sene içinde çeşitli sempozyumlar gerçekleştirmek yerine tüm global etkinliklerini tek bir haftada toplayacak. Dünyanın dört bir yanından uzmanlar ve endüstri liderleri iş dünyası ve tarımı dönüştürecek stratejileri masaya yatırmak üzere Kentucky’nin Blugrass Bölgesi’nde toplanaİNFOVET 14-15 cak. 2100’e gelindiğinde 11 milyara ulaşacağı öngörülen nüfus ve beraberinde global bir “kötü beslenme” salgını, çocuklarımız için dünyanın doğal kaynaklarını koruma zorunluluğu doğuracağı için bu yılın temasını ilham, inovasyon ve dünyayı değiştiren fikirler olarak belirleyen Alltech; “Geleneksel düşünceye karşı ayaklanarak, iyi olanı alıp onu dönüştüreceğimiz, bir aydınlanma yılı” olacak diyor. Kayıtlar 16 Şubat’ta başlayacak. Daha fazla bilgi için alltech.com/ rebelation sitesini ziyaret edebilirsiniz. Ege Vet-Ata Fen Grubu 27. yaşını kutladı Ege Vet–Ata Fen ve Sürü Yönetimi Grubu, Ege Vet’in 27. kuruluş yıldönümünde bir araya geldi. İzmir‘de 14 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirilen baloda, Tahir S. Yavuz grupta 5., 10. ve 20. yıllarını dolduran personele plaket vererek, onları kutladı. Ayrıca; satışın çeşitli kategorilerinde birincilik ödülü alanlar birer kupa ile ödüllendirildi. Baloya İspanya’dan Hayvan Besleme Uzmanı Dr. Rodrigo Garcia da katıldı. Baloda pastayı geleneksel olarak en eski çalışan Hakan Bel ve en yeni eleman Levent Erdoğan, Tahir S. Yavuz ile birlikte kestiler. Türkiye’nin her yerinden gelen Ata Fen ve Sürü Yönetimi şirketlerinin çalışanları birlikte eğlenceli bir gece geçirdiler. Tavuklar kendi gübreleri ile ısınacak Irak’a yumurta ve beyaz et satışındaki sorunlar bitiyor Irak’a özellikle yumurta ve beyaz et ihracatında sorun yaşayan Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) başkanları Bağdat’tan umutlu döndü. Kimyevi maddeler ile tavuk ve yumurta ihracatlarında yaşanan sıkıntıları yerinde çözmek için Irak’a giden ve Irak Tarım Bakanı Izz Al-Din Al-Dola’yı ziyaret eden AKİB başkanları istediklerini aldı. Yaşanan tüm sorunların çözümü için taahhütler alan başkanlar önümüzdeki süreçte bölgeye ihracatın daha da artacağı görüşünde. Irak dönüşü açıklama yapan Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Alican Yamanyılmaz, Irak’a özelikle yumurta ve tavuk eti ihracatında sorunlar yaşandığını söyledi. Diğer ülkelerin Irak’a gönderdiği yumurtalarda 45 gün sınırı bulunurken, Türkiye’den giden yumurtalarda bu sınırın 20 gün olması noktasında sorun yaşandığını bildiren Yamanyılmaz, yaptıkları görüşme sonrasında 20 gün sınırının diğer ülkelerle aynı süreye çekilmesi konusunu görüştüklerini anlattı. Yumurtayla ilgili bir diğer sorun menşe sorunu olduğunu belirten Alican Yamanyılmaz, “Irak’a ihracatında kota sorunu yaşanan tavuk eti ihracatı konusu da Irak Tarım Bakanı’na iletildi ve bu sorunun da en kısa sürede çözüleceğinin sözü alındı.” ifadelerini kullandı. Yamanyılmaz, “Sorunları yerinde çözmezsek ihracatçımız çok mağdur olacaktı.” değerlendirmesini de yaptı. Kanatlı hayvan yetiştiriciliğinin yoğunlaştığı Balıkesir’de tavuk gübrelerinin geri kazanımına yönelik yeni bir proje hayata geçirilecek. Kurulacak tesiste, kümeslerde dönem sonunda oluşan gübre-altlık karışımları işlendikten sonra kümeslerin ısırılmasında kullanılacak. Proje için yaklaşık 1 milyon liralık yatırımla gübre geri kazanım tesisi kurulacak. Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre, kü- meslerde dönem sonunda oluşan gübre-altlık karışımı, Karesi’de kurulacak tesise getirilecek. Gübre-altlık karışımı yüksek sıcaklıkta kurutulacak. Gübreler kurutma ve diğer işlemlerin ardından kümeslere nakledilecek ve kümeslerin ısıtılmasında yakıt olarak kullanılacak. Tesisin, 21 bin 500 m2’lik yüzölçümlü alan üzerinde 3 bin 920 m2’lik kapalı alanda 90 ton/gün kapasiteyle faaliyet göstermesi ön görülüyor. Tavuk etleri doymamış yağ asitleri ile zenginleştiriliyor Ağırlıklı olarak keten tohumunda bulunan uzun zincirli omega-3 doymamış yağ asitleri (PUFA)’nin tüketim aşamasındaki nütrisyonel avantajları iyi bilinmektedir. Bu omega-3 doymamış yağ asitleri kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve bazı kanser türlerinden korunma ve tedavide önemli potansiyallere sahiptir. Bu nedenle, insan sağlığı konusu göz önüne alındığında etlerin omega-3 yağ asitleri ile zenginleştirilmesi önemlidir. Zenginleştirme için en iyi yöntem, yenilebilir dokulardaki içeriğe yönelik çalışmaktadır. Karkas yapısını öngörebilmenin öneminin yanında, tavuk diyetlerindeki yağ asitlerinin düzeyinin de hesaplanması gereklidir. Bu amaçla, yağ asidi bağlanım analizindeki matematiksel modeller ile bağımsız değişkenlerin değerleri tahmin edilir. Bu nedenle omega-3 yağ asitli diyetlerle broylerlerin yenilebilir dokularının zenginleştirilmesi olası çözümler içindedir. İNFOVET 16-17 NOTLAR Kanada’da H5N1 virüsünün varlığı ilk kez British Columbia’da bir kanatlı sürüsünde tespit edildi. Alltech Genç Bilim Adamı 10.yılını kutluyor 2015 yılının genç bilim adamlarını keşfetmek üzere arayışların başlaması ile Alltech, tarım ve hayvancılık alanında, bilimsel inovasyon ve deneysel araştırmayı ödüllendiren üniversite düzeyindeki global yarışmasının 2015-2016 kayıt dönemini başlatmış bulunuyor. Alltech’in kurucusu ve başkanı Dr. Pearse Lyons konu hakkında şöyle konuştu: “Son 10 senede, et ve kanatlıda salmonellanın tespit edilmesinden CO2 ile zenginleştirilmiş buğday tanesi proteinine kadar uzanan geniş çaplı konuları araştıran ve dünyanın dört bir köşesinden katılan öğrencilere şahit olduk. Bu parlak genç beyinler endüstrimizin zorluklara yaklaşımında köklü değişikliklere imza atıyorlar ve Alltech bu genç liderleri bilimsel çalışmalarında desteklemek- ten gurur duyuyor”. Bölgesel çapta kazananlar nakit para ödülü alacak ve sekiz finalist Alltech’in Mayıs 2016’da ABD’de gerçekleştireceği Uluslararası İnovasyon Konferansı sırasında en büyük ödül için yarışacak. Mezunlar kategorisinde ödül $10.000, üniversite öğrencisi kategorisinde ise $5.000 değerinde. Öğrenciler hayvan bilimi, bitki bilimi, gıda bilimi, çevre bilimi, gıda üretim ekonomisi ve su ürünleri gibi birçok konuda bilimsel makaleler sunabilecek. Makaleler endüstri profesyonellerinden meydana gelen bir panel tarafından değerlendirilecek. Kayıt ve makale teslimi 31 Aralık 2015 tarihine kadar sürecek. Daha fazla bilgi ve Alltech Genç Bilim Adamı programına kayıt olmak için, AlltechYoungScientist.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Kanada’da H5N1 ve H5N2 geniş bir bölgeyi kuşattı Kanada Gıda Denetim Ajansı (CFIA), kuş gribi salgını için soruşturmaların British Columbia Fraser Valley (BC)‘de devam ettiğini söyledi. Ayrıca CFIA Chilliwack, ticari olmayan bir çiftlikte de yüksek patojenik H5N1 kuş gribi virüsünün varlığını da doğruladı. Virüslü olan bölgelerdeki çiftlikler karantina altına alındıktan sonra bölgenin titizlikle dezenfekte çalışmalarının yapıldığı belirtildi. Bölgede ayrıca kanatlı itlafları da gerçekleştirildi. Daha önce birkaç çiftlikte de H5N2 suşu ile enfekte olmuş vakalar bildirilmişti ve bu bölgelerde karantina altına alınıp virüs eradike edildikten sonra kaldırılmıştı. H5N1 suşu Ocak 2015 yılında Washington State yabani kuşlarda bulunduğu daha önce bildirilmişti. Tüm kuş sahipleri ve ticari işletmelerin enfeksiyondan sürülerini korumak için biyogüvenlik tedbirlerine sahip olmaları ve gerekli önlemleri almalarının gerektiği belirtildi. Ayrıca virüs görülen işletme ve çiftliklerin çevreleri dahil 90 gün boyunca karantina altına alınıp sıkı denetimlerin yapılacağı belirtildi. Kuş gribi ile ilgili kısıtlamalar yavaş yavaş kalkıyor Tarım Washington Dışişleri Bakanlığı (WSDA)’nca kuş gribi nedeniyle karantina altına alınan Clallam County bölgelerinde yasaklar devam ederken, Benton ve Franklin bölgelerinde yasaklar kaldırıldı. Bakanlık geçtiğimiz ay, karantina yürürlükten kaldırılmasına karar verilene kadar, acil durum verilen bölgelerde yumurta, kümes hayvanı ve kanatlı ürünlerinin hareketini durdurulduğu bildirilmişti. Yapılan denetlemelerde belirtilen bölgelerde herhangi bir kuş gribi riski kalmadığı, ihracatların devam etmesinde hiçbir sakınca görülmediği belirtildi. NOTLAR Çin, taze süt denetimlerini arttırıyor Çin’de, üretimin artırılmasının yanında denetimlerin titizlikle, yeterli oranda yapılamaması sonucu, kaliteli ve insan sağlığına uygun olmayan sütlerin piyasada bulunduğu tespit edildi. Ülke, günlük ürünlerindeki güvenlik ve kaliteyi güvenceye almak için taze süt endüstrisindeki denetimleri arttırmaya hazırlanıyor. Şu anda süthaneler yerel otoritelerin denetimi altında, bakanlığa göre artık taze sütün içerisine yasak maddelerin ilave edilmesini önlemek için rastgele gözetimler uygulanacak. Denetimde çocuk ve bebekler için üretilen süt formüllerine yoğunlaşılacak. Çin günlük ürünler endüstrisi, 2008 yılında, sütün içerisine protein miktarını zengin gösteren melamin denilen bir tür kimyasalın ilave edildiğinin ortaya çıkmasıyla oldukça büyük zarar görmüştü. Scrapie vakaları artış gösterdi Veteriner hekimler ve hayvan sahipleri tarafından birçok sürüde varlığı bildirilen Scrapie tekrar gündeme geldi. Yetiştiriciler her yıl yaklaşık 200 civarı hayvanın bu hastalıktan dolayı öldüğü iddiasıyla ilgili bakanlığa bildirimde bulundular. Hayvanlarda tespit edilen LSD Hastalığı konusunda Veteriner Dairesi aşılama işlemlerine başlarken, daha tehlikeli olduğu savunulan, koyun ve keçilerde sentral sinir sisteminde bozukluklar yapan, kaşıntı ve koordinasyon bozuklukları ile seyreden Scrapie Hastalığı da uzmanları düşündürtüyor. Hayvan refahını sağlayabilmek adına onların duygu durumlarını anlamak mühimdir. Duygular onların ruhsal refahlarında başrolü oynar. İNFOVET 20-21 İnekler kulaklarını kullanarak duygularını gösteriyorlar İneklerin duygusal durumlarını ölçmek için yapılan yeni bir araştırma, kulaklarının konumundan neler hissettiklerini anlayabileceğimizi gösteriyor. Aynı zamanda, evcil hayvanlar gibi, inekler de okşandıklarında memnuniyet belirtileri gösteriyor. Dünya Hayvanları Koruma Derneği’nde (World Animal Protection) hayvan refahı üzerine çalışan bilim adamları 13 inek üzerinde yaklaşık 400 gözlem yaptı. Çalışma; ineklerin beş dakika boyunca okşanması durumda sakin ve rahat bir ruh haline girdiğini gösteriyor. Aynı zamanda kulakların geriye doğru dik veya gevşek bir pozisyonda asılı duruşu da aynı rahat ruh halini ifade ediyor. Bu durum, başın ileriye veya geriye doğru okşanmadan önce ve sonra kulakların duruşunun birbirinin aksi olduğunu gösteriyor. Geçmişte yapılan çalışmalar, kulağın pozisyonunun koyunların da nasıl hissettiği hakkında ipucu verebileceğini ortaya koymuştu ancak bu çalışma ineklerin de benzer özellikler sergileyip sergilemediğini gösteren ilk çalışma. Dünya Hayvanları Koruma Derneği (World Animal Protection)’nden Helen Proctor; “Elde ettiğimiz sonuçlar, farklı uyaranlar kullanılarak daha fazla doğrulanmaya ihtiyaç duysalar da, hayvanların kulak duruşlarının, sağmal ineklerin duygu durumlarının değerlendirilmesi için hızlı ve düşük maliyetli bir yol olarak gözüküyor. NOTLAR Avrupa’nın en büyük endişesini, yüksek maliyetli bandrol ve yükleme maliyetleri oluşturuyor. Amerika - AB sıcak ilişkileri ülkeler arası ticareti güçlendirebilir Avrupa Tarım Organizasyonu Copa-Cogeca Genel Sekreteri Pekka Pesonen’e göre, Amerikan tüketicilerinin kaliteli AB tarımsal ürünlerine ilgisi artıyor ancak Amerika ve AB arasındaki ticareti zorlaştıran kırmızı bant engelinin ortadan kalkması gerekiyor. Brüksel’de konuşan Pesonen; “Potansiyel anlaşmalarda başarıya ulaşmak için hem fırsatlar hem de zorluklar bulunmaktadır. Amerika tarım ürünlerinde bizim en önemli satış kaynağımız ama daha fazla gelişim sağlanabilir. Ürünlerin ihracatında en büyük endişemiz kırmızı bant ve lojis- tik konusunda yüksek maliyetli bandrol ve yükleme kuralları. Tarifi güç engelleri kaldırmamız iki tarafa da büyük fayda sağlayacaktır.” dedi. Genel Sekreteri Pekka Pesonen şöyle devam etti; “Mesela, tarım ürünleri sebze ve meyvelerdeki gümrük işlemlerinde üretici maliyetlerini arttıran uzun süren bürokratik süreçler yaşanmaktadır. AB peynirleri de bandrol formatları aynı olmadığı için Amerika pazarına giriş yapamamaktadır. Amerikan otoritelerinin geçen sene ithalata izin vermelerine karşın henüz AB etinin Amerika’ya girişi sağlanamamıştır.” Yetiştirici Birliği’nden arıcılara müjde Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB) Başkanı Bahri Yılmaz, İNFOVET 22-23 Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB) Başkanı Bahri Yılmaz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, birliklere üye arıcılara destek amacıyla bu yıl 58 milyon liralık ödeme yapılacağını söyledi. Yılmaz, “Destekleme ödemesinin % 25’ini bu iki birliğimiz dağıtmaktadır. Ödemeler kovan başına 10 lira üzerinden yapılacaktır.” dedi. Bavet’ten 3. İstanbul Arıcılık ve Arı Ürünleri Fuarı Üçüncüsü düzenlenen fuar organizasyonu bu yıl 30-31 Ocak - 01 Şubat 2015 tarihlerinde Feshane’de gerçekleştirildi. Bu sene yapılan etkinlikler de göz önüne alınarak fuar niteliği kazandı. Katılımın oldukça yüksek düzeyde gerçekleştiği organizasyona, arıcılık ürünleri satan veteriner hekimler de ilgi gösterdi. Arıcılık işletmeleri verim arttırmak, organik ve kalıntısız bal üretmek, kalitelerini arttırmak, verimliliklerini üst seviyelere çıkarmak için yeniliklerinin peşinde koşmaktadırlar. İnsan gıdası olarak vazgeçilmez olan balın, insan sağlığında önemli bir yer tuttuğu ve önemli bir rol oynadığı ispat edilmiştir. Arıcılık- ta arı hastalıklarıyla ilgili birçok problem yaşandığı görülmektedir. Bu nedenle arılarla ilgili bazı hastalıkların tedavisinde arıcıların kulaktan dolma bilgilerle balda kalıntı bırakan kanserojen etkili ilaçlarla ürettikleri balların insan sağlığını tehdit ettiği bir gerçektir. Arı hastalıklarında etkili ve güvenli ilaçların temini açısından sektörde bir boşluk olduğunu gören Bavet, arılarda büyük tahribata neden olan Varroa gibi hastalıklar hakkında bilgi vermiş; petek güvesini önleyici B 401 ve Oğul çekici SWARM, Avrupa yavru çürüğü test kiti gibi ürünleri veteriner hekimlerin ve arı yetiştiricilerinin hizmetine sunmuştur. NOTLAR İran, Rusya’ya gıda ihracatına başlıyor Ata Fen, ispanya - Barselona’da çiftlik ziyaretleri gerçekleştirdİ Ata Fen A.Ş. satış örgütü temsilcileri 30 Ocak-01 Şubat tarihleri arasında Mesut Kemal Aslan, Mehmet Cülhacı, Gürsel Karabaş, Yusuf Ziya Soydabaş, Barış Terzi ve Satış Direktörü Mete Üre ile birlikte Barselona seyahatine katıldılar. Özel destek ürünleri ve besleme teknikleri uzmanı ABD Techmix firmasının Barselona Şubesi tarafından davet edilen Ata Fen satış örgütünden bir grup İspanya’da çiftlik ziyaretleri yaparak teknik bilgi aldılar. Tarihi 500 yıl geriye giden, aynı zaman- da eğitim merkezi olarak da kullanılan çiftlikte sürü yönetimi, besleme teknikleri, doğru sağım, buzağı bakımı gibi konularda eğitim alan yetkililer ayrıca, Barselona’nın tarihi ve turistik yerlerini ziyaret etme olanağını da buldular. Son gün, Nou Camp Stadı’nda Barselona - Villarreal futbol karşılaşmasını izleyen Ata Fen grubu bol miktarda teknik bilgi ve güzel hatıralarla birlikte yurda döndüler. Grubun başında bulunan Ata Fen Satış Direktörü Mete Üre, “Öğrendiklerimizi bura- daki meslektaşlarımızla ve çiftçi dostlarımızla paylaşacağız. İyi bakım ve beslemeyle, kullanılan boğa tohumlarının kalitesi birleşince çiftlik ortalamasının 40 litre olabileceğini gördük. Ülkemizde de sürü yönetimi konusundaki gelişmeler ve kaliteli boğa spermalarıyla bu seviyeye doğru ilerleyeceğiz.” dedi. Ata Fen’den yılda iki kez Techmix işbirliğiyle Barselona’ya teknik ve sosyal gezi düzenleneceği ve Ata Fen satış örgütünün en yeni uygulamaları yerinde izleyeceği öğrenildi. Kırmızı ette üretim 1 milyon tonu geçti Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kırmızı ette üretim artışının devam ettiğini, üretimin ilk kez 1 milyon tonu geçtiğini bildirerek, “Kırmızı et üretimi, 2014 yılında % 1,2 artarak 1 milyon 8 bin 272 tona ulaştı.” dedi. Bayraktar, 2014 yılında kırmızı et kaynakları içinde en fazla artış oranı % 43,7 ile manda etinde görülürken, keçi eti üretiminin % 13,7, sığır eti üretiminin % 1,5 arttığını, koyun eti üretiminin ise % 3,9 gerilediğini bildirdi. Bayraktar aynı zamanda, TZOB olarak et ithalatına karşı olduklarını, ana hedefin ette ithalatın ülke gündeminden tamamıyla çıkarılması olması gerektiğini belirtti. İNFOVET 24-25 Ukrayna krizi nedeni ile yaptırım uygulayan batılı ülkelerden gıda alımını durduran Rusya, alternatif gıda alımı yapabileceği ülkeleri arttırarak, İran’dan da gıda alımına başlıyor. Rusya Federal Bitki Koruma ve Karantina Servisi (Rosselhoznadzor) Başkanı Danışmanı Aleksey Alekseyenko, İran’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yaptığı açıklamada; gerekli incelemeleri yaptıklarını ve ilk sevkiyatın başlayacağını söyledi. İran ve Rus delegasyonunun iş çevreleri ile birlikte yaptıkları toplantıda, ürün kalitesi konusunda anlaşma sağladıklarını ifade eden Alekseyenko; “Biz özellikle İran’dan gelecek ürünlerin yüksek kalitede olmasını ve sağlık standartlarını karşılamasını istedik. Taze sütten peynire kadar tüm standartlar belirlendi. Balık, deniz ürünleri, yaş meyve ve sebze de listede yer alıyor.” dedi. Rusya’nın 20’den fazla şirkete deniz ürünü ihraç izni verdiğini ifade eden Alekseyenko, “Yüksek kalitede 20 bin ton alabalık ve 4 bin ton karides ilk aşamada ithal edeceğiz.” bilgisini verdi. İranlı şirketlerle alımın dolar üzerinden olmayacağını belirtti. NOTLAR FAO dünyada gıda fiyatlarının, Aralık ayında yeniden inişe geçeceğini gösteriyor. Aşılama virüsleri daha tehlikeli hale getirir mi? Uluslararası Üretim ve İşleme Fuarı (IPPE)’ında yeni aşılama yöntemleri, aşılamaların hangi durumlarda yararlı, hangi durumlarda zararlı olabileceği konusunda bilgiler verildi. Fuardan hemen önceki bilimsel bir toplantıda, önde gelen aşılama otoritelerinden biri virüsleri daha öldürücü hale getiren aşılama yöntemlerini açıkladı. Pennsylvania Devlet Üniversitesi’nden Dr.Andrew Read, kanatlı hayvanlardaki Marek hastalığını örneklendirerek, bazı aşıların ölümcül patojenler yarattığını söyledi. Diğer konuşmacılardan Dr.Franco Mussini, dinleyicilere Hayat Döngüsü Analizi’nin konseptini ve kanatlı hayvan üretimi gibi özel bir aktivite üzerindeki çevre etkisi tahminlerinin rolünü açıkladı. Pakistan’da kanatlı ürünlerinde keskin düşüşler yaşanıyor Pazardaki talep fazlası, ülkenin stabil olmayan politik durumu ve yüksek enerji maliyetlerinin etkisiyle kanatlı hayvan eti ve yumurta fiyatlarında keskin bir düşüş yaşanıyor. Tavuk etinin kilogram başına fiyatı, başkente yakın yerlerde 140 PKR’ye gerilerken, bazı büyük outlet marketlerde 155 PKR civarında seyrediyor. Aynı şekilde, yumurta fiyatları da son 10 gün için 100 PKR olarak açıklansa da perakendeciler çok daha ucuza satış yapıyorlar. Market kaynakları son altı ayda canlı tavuğun piyasa kilogram başı satış fiyatının ortalama 115 PKR olduğunu belirtmekle beraber, çiftçinin üretim maliyetlerinin 130 PKR olduğu, tavuk başına 15 PKR kayıp olduğunu söylemekte. İNFOVET 26-27 Küresel gıda fiyatları % 3.7 oranında düştü Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Gıda Fiyatları Endeksi verilerine göre, tahıllar ve süt ürünlerindeki keskin düşüşlere karşılık, etteki yükselişin etkisiyle, ortalama gıda fiyatları 2014 yılında % 3.7 geriledi. Özellikle tahıllarda art arda yaşanan rekolte artışlarına bağlı rekor stok artışlarının etkisiyle fiyatların % 12.5 gibi yüksek oranda düştüğüne dikkat çekilen açıklamada, et fiyatlarında ise % 8.1 ile tarihin en yüksek yıllık artış yaşandığı vurgulandı. FAO Gıda Fiyatları Endeksi’nin, uluslararası emtia borsalarında işlem gören beş önemli gıda ürününün işlem ağırlıklı fiyatlarından derlendiğine işaret edilen açıklamada, bu ürünlerin tahıllar, et, süt ürünleri, bitkisel yağ ve şeker olduğu anımsatıldı. FAO’nun açıkladığı Gıda Fiyatları Endeksi verileri, dünyada gıda fiyatlarının, Ekim ve Kasım’daki duraksamanın ardından, Aralık ayında yeniden inişe geçtiğini gösterdi. FAO Gıda Fiyatları Endeksi Aralık ayında, % 1.7’ye karşılık gelen 3.2 puan düşüşle 188.6 puana geriledi. FAO Gıda Fiyatları Endeksi, geçen yıl Mart ve Eylül ayları arası kesintisiz düştükten sonra Ekim ve Kasım aylarında yatay seyir izlemişti. En yüksek yıllık fiyat düşüşü % 12.5 ile tahıllarda gerçekleşirken, süt ürünlerindeki düşüş % 7.7, bitkisel yağlarda % 6.2 ve şekerde % 3.8 olurken et fiyatları % 8.1 arttı. TOPLANTI Gedik Piliç, ilk bayi toplantısını Kıbrıs’ta gerçekleştirdi Üretimde, lezzeti tüm doğallığı ile tüketiciye sunarak, üstün hizmet anlayışlarını her daim bir adım ileriye götürmeyi misyon edinen Gedik Piliç, 23-25 Ocak 2015 tarihleri arasında 1. bayi toplantısını Kıbrıs’ta düzenledi. i nsana ve çevreye duyarlı bir kuruluş olmak için her gün var gücüyle çalışan, piliçlerini gıda güvenliği ilkelerine uygun şekilde yetiştirip toplumsal fayda sağlama vizyonuyla yola çıkan Gedik Piliç, 23–25 Ocak 2015 tarihleri arasında 1. Bayi Toplantısı’nı Kıbrıs’ta düzenledi. Gedik Piliç Yönetim Kurulu Başkanı Osman Gedik’in açılış konuşması ile başlayan bayi toplantısı, Muhasebe Müdürü Müfit Erten ve Bilgi Teknolojileri İNFOVET 28-29 Uzmanı Özgür Kaya’nın sunumu ile devam etti. Toplantıda Gedik Piliç’in 2015 yılı hedefleri açıklandı. Sipariş otomasyonları, konuşan kod sistemi, e-fatura, e-defter, e-arşiv, prim sistemi, anlık bilgilendirme, ürün izlenebilirlik ve bayi şikayet yönetimi gibi yeni sistemlerin yanında, yeni yatırımlara da detaylı olarak değinildi. Bu yatırımlarla beraber üretim kapasitesi arttırılarak, Gedik Piliç’in kanatlı sektöründe lider markalar ara- sına gireceği müjdesi de verildi. Ayrıca marka bilinirliği arttırmak için gerçekleştirilecek çalışmalara hız verileceği açıklandı. Sahip oldukları misyon ve vizyon sayesinde, gelecekte birçok ülkeye yapacakları ihracatla Amerika ve Brezilya şirketlerini geride bırakıp, dünya devi bir marka olacaklarına inanan Gedik Piliç’in düzenlendiği bayi toplantısı, Terminal İletişim Müşteri İlişkileri Direktörü Ufuk Satar’ın konuşması ile son buldu. Hedef ve ilkeler 1968’den beri “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır.” ilkesiyle hareket eden Gedik Piliç, geçmişin bilgi ve deneyimleriyle geleceğe yön verip, sektörün öncü markası olmak için özverili ve bir şekilde çalışmakta ve kalitede asla taviz vermemektedir. Sağlık, doğallık ve lezzet denilince akla ilk gelen marka olmak için üstün kalite ve hizmet inancıyla çalışan dinamik ve yaratıcı ekibe sahip olan firma, dünyadaki tüm yeniklikleri takip ediyor ve kalitelerini her geçen gün geliştiriyor. Toplumun değişen gereksinimlerini göz önünde bulundurarak müşteri ve tüketici memnuniyetini sağlamak temel hedefiyle, gıda güvenliği ilkelerine uygun şekilde piliç eti üretimi yaparak yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlıyor. BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ İnkübasyon öncesi depolama ve SPIDES*: Yeni prosedürler *Yumurta Depolama Sırasındaki Kısa Süreli İnkübasyon (Short Periods of Incubation During Egg Storage) Yazı: Pas Reform Ar&Ge ve Akademi Direktörü Dr. Marleen Boerjan Kuluçkahane yöneticileri, İnkübasyon öncesi, depolanan yumurtaların depolanma hatalarının üstesinden gelebilmek için yumurta idarelerine dair yeni yaklaşımlar denemektedirler. İ nkübasyon öncesinde, çıkım olacak yumurtaların birkaç gün boyunca depolanması yaygın şekilde yapılan bir uygulamadır. Eğer depolama odalarındaki sıcaklık (18-20°C; 64.5-70 °F) ve nem (75%) düzgün bir şekilde kontrol edilirse, yumurtalar, çıkım yüzdesinde veya civciv kalitesinde herhangi bir azalmaya neden olmaksızın, bir hafta boyunca saklanabilir. Daha uzun İNFOVET 30-31 süreli olan depolamalar, erken ve geç embriyonik mortalite artışına, çıkımda ve civciv kalitesinde azalmaya neden olur (Fasenko, 2007; Dymond, 2013). Bunun üstesinden gelinebilmesi için, kuluçkahane yöneticileri, yumurta depolama idaresi ile ilgili yeni yaklaşımlar denemektedir. 1950 ve 1960’lı yıllarda, Kosin (1956) ve Coleman ve Siegel (1966), yumurtaların, depolama öncesinde, kısa sürelerle inkübe edilmesiyle, çıkım yüzdelerinin arttığını göstermişlerdir. 2000’li yılların başında ise, Fasenko (Fasenko ve ark. 2001; Fasenko ve ark. 2007) 6 saatlik bir depolama öncesi inkübasyondan sonra, civciv embriyolarının, embriyonik gelişiminin saklamaya daha dayanıklı bir endoderm basamağına eriştiklerini göstermiştir. Yumurtacı civciv üreten kuluç- kahanelerde yapılan, 3-6 saatlik depolama öncesi inkübasyon, 11 günden fazla depolanan yumurtalardan, %3-7 oranında daha fazla dişi çıktığını göstermiştir (Lohmann Tierzucht, Hatchery Management Guide). Broyler endüstrisinde, depolama öncesi inkübasyon sırasındaki, embriyonik sıcaklık stimülasyonu, çoklu stimülasyon sürelerinin temin edilmesi için Depolama öncesi inkübasyonunun civciv kalitesinde ve çıkım yüzdesinde iyileşmeler sağladığı gözlemlenmiştir. halen adapte edilmektedir. Dymond ve arkadaşları (2013) 3-4 defa yapılan, ‘Short Periods of Incubation During Egg Storage’– veya ‘SPIDES’ kısaltmasıyla tabir edilen, “Yumurta Depolama Sırasındaki Kısa Süreli İnkübasyon” 21 günlük benzer süreyle depolanan yumurtaların (kontroller) çıkım yüzdesi ve çıkım süreleri ile karşılaştırıldığında, 21 günlük çıkım yüzdesinde artış ve çıkım süresinde azalma olduğunu göstermiştir. SPIDES, Aviagen tarafından tanıtılmış olup, şirketin, “NASIL YAPILIR? No.9: “Yumurta Depolama Sırasındaki Kısa Süreli İnkübasyon ile Çıkım Yüzdesinin Geliştirilmesi” (SPIDES) tavsiye edilmektedir. SPIDES uygulanırken, yumurtalar, kabuk ısıları maksimum 32°C (90°F) geldiğinde, depolama odasından, daha önceden ısıtılmış veya çalışan ve daha sonra depolama sıcaklığına soğutulan bir inkübatöre nakledilir. 32°C (90°F) ulaşılması için gereken zaman, inkübatörün tipine bağlı olarak değişmekle birlikte, genellikle 37.8-38 °C (100.0-100.4 °F)’de, 3-6 saatlik inkübasyonun ardından olur. Embriyoların, depolamaya dayanıklı safhanın ötesinde gelişmelerinin engellenmesi için, tam veya çoklu SPIDES uygulamaları sırasında dikkat edilmesi gereken unsur, yumurta kabuk ısılarının 32°C (90°F)’nin üzerine çıktığı toplam sürenin 12 saati aşmamasıdır (Detaylar için, Bkz. NASIL YAPILIR? No.) SONUÇ Bir defa uygulanan depolama öncesi inkübasyonun veya çoklu uygulamaların/SPIDES, yumurtaların 7 veya daha fazla gün depolanması halinde, çıkım yüzdesi ve civciv kalitesinde iyileştirme sağladığı gösterilmiştir. İnkübasyon uygulamaları arasındaki süre genellikle, 5-6 gündür. Depolama öncesi inkübasyon ve SPIDES, kuluçkahanedeki depolama idaresini önemli ölçüde değiştirir ancak, bu durum çıkım yüzdelerindeki iyileşmelerle, ekonomik olarak telafi edilebilir. SPIDES idari protokollerinin ve pratiklerinin, herbir kuluçkahane ekipmanı için özel tasarlanması gereklidir. Kuluçkahaneye özel SPIDES protokolü tasarlanmasındaki ana esaslar > SPIDES idaresinin karlı olup olmadığının belirlenmesi için bir kar-zarar analizinin yapılması, > Yumurtaların, inkübatör içinde eşit şekilde ön ısıtma ve soğutmasıyla, çıkım aralıklarındaki artışın engellenmesi, > Spesifik kuluçkahane ve yumurta tipi için depolama sırasında, optimum zamanlama ve inkübasyon uygulama sürelerinin düzenlenmesi, > SPIDES’ın, sadece tüm yumurtalar, 25°C’de ön ısıtma işlemi yapıldığında başlatılması, > SPIDES uygulamasının, inkübasyon sırasında birörnek yumurta sıcaklığının temin edilmesi için, sadece yumurtalar gelişim tepsilerine yerleştirildiklerinde yapılması, SPIDES’ın kağıt tepsi ile uygulanması mümkün değildir. > İnkübatördeki yumurtalar, yumurta kabuğu sıcaklığı 32 °C (90 °F)’ye ulaşır ulaşmaz ve yumurtalar depolama odasına geri konmadan önce soğutulur. rta Biyogüvenlik, sigo dbirli te ni poliçesi gibidir, ya a zıd Ya r. bir yatırımdı ıdır. al nm la gu kalmamalı, uy Saygılarımızla, REFARM A.Ş. www.refarm.com.tr m.tr rm.co biyoguvenlik@refa işimiz Biyogüvenlik bizim ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ YANGIYLA MÜCADELENİN ETKİN YOLU Y angı, bir savunma mekanizması olarak doğal bağışıklık sisteminin çok önemli bir parçasıdır. Enfeksiyondan sonra dakikalar içerisinde ortaya çıkar. Primer aktif makrofajları desteklemek için etkili hücre ve moleküllerin ortama temin edilmesini sağlar ve patojenler tarafından işgal edilen dokuları sağlıklı dokulardan ayırarak fiziksel bir bariyer oluşumunu sağlar. Deri, barsak İNFOVET 32-33 mukozası ve solunum sistemi gibi vücudun doğal fiziksel bariyerleri, çevre ve dolayısıyla çeşitli antijenler ile gün boyunca sürekli biçimde temas halindedir. SONSUZ UYARAN İLE KARŞI KARŞIYA Yangı, dolaylı olarak stres nedeniyle meydana gelebileceği gibi, doğrudan doku hasarı veya virüs, bakteri ve parazitlerin de içerisinde yer aldığı patojenler vasıtasıyla da oluşabilir. Yanı sıra yem içeriğindeki yabancı maddeler de yangıyı başlatabilir ve sürekli kılabilir. Belçika Leuven Üniversitesi Kanatlı Beslenmesi Departmanı’ndan Prof. Theo A. Niewold (2012), sindirim sisteminde görülen metabolik yangıdan, “normal bir tokluk sonrası eylemi” olarak bahseder. Bağışıklık sistemi mikroorganizmalar ile yüz yüze geldiğinde bunları tolere etmek veya onlarla mücadele etmek arasında karar vermek durumunda kalır. Bu durum barsak mukozası gibi dışarıyla temas alanlarını etkiye daha açık ve hassas hale getirir. Dış etkinin sürekli devam etmesi durumunda, bağışıklık sistemi yangıyı regüle etmekte artık sorun yaşar ve sürekli kronik yangı ile karşı karşıya kalınır. Olması gereken, bağışıklık sisteminin dış etkilere maruz kaldıkça yangı regülasyonunu normal olarak “Toplam Barsak Sağlığı Yönetimi” köşemizde bu ay kanatlılarda yangı konusuna devam ediyoruz. Yangının oluşum mekanizmaları, performans ve kar kayıplarına yönelik zararlarının daha iyi anlaşılması, gelecekte kanatlı sağlığı ve performansı ile ilgili uygulayacağımız stratejilerin geliştirilmesinde temel rolü oynayacakTIR. Köşemizde yangı ile etkili mücadele yöntemlerine de değinMEKTEYiz. sağlamasıdır. Ancak intensif kanatlı yetiştiriciliğinde dış etkiler (stres, tek tip besleme, sürekli patojenlere maruz kalma gibi) yangı prosesini de sürekli kılar ve bunun regülasyonu artık etkin biçimde mümkün olmayabilir. Regüle edilmeyen yangı demek; bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonu, bunun için sürekli enerji harcanması, ileri aşamalarda doku yıkımı (verimlilik kaybı) ve performans kayıpları demektir. NELER OLUP BİTİYOR? Enfeksiyon alanında yangı, makrofajların patojenlere veya doku hasarına (araşidonik asit oksidasyonu) verdiği yanıt ile başlatır. Sitokinler, makrofajlar tarafından salgılanır ve yangı prosesine, enfekte bölgeye daha fazla hücreyi yönlendirmede görevli haberci moleküller olarak katkıda bulunur. Nötrofillerin birikimi, enzimlerin salgılanması ve oksijen radikalleri (ROS) yangısal reaksiyonu artırır. Çoğunlukla yangıya adanmış temel semptomlar, ağrı, sıcaklık, kızarıklık ve fonksiyon kaybıdır. Tanımlanan belirtiler; genişlemiş kan damarları ve dolayısıyla artan kan akışı; dolaşımdaki lökositlerin bağlanmasını destekleyen adezyon moleküllerini ifade eden, kan damarları çeperindeki aktive edilmiş endotelyal hücreler; artan damar geçirgenliği ve dokularda sıvı ve proteinlerin bölgesel birikimi yani ödem olarak açıklanabilir (Janeway, Travers ve Walport, 2001). KÖTÜYE GİDEN KISIR BİR DÖNGÜDÜR YANGI Yangı, ilk bakışta vücudun yabancı etkenlere karşı kendini korumak amacıyla yaptığı normal bir eylem olsa da, aynı zamanda kalıcı doku hasarına yol açan yıkıcı mekanizmaları da başlatmaktadır. Barsak ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ duvarında oluşan nekrozis, hücre fonksiyonlarının yanı sıra emilim mekanizmaları ile bölgesel doku bütünlüğünü de azaltabilir. Ancak yangısal süreçler, geri dönüşü olmayan bir etki meydana gelmeden önce dahi; kas yıkımı, hipotalamus tarafından regüle edilen iştah azalması ve yem tüketiminde azalma, ateş, karaciğerde akut faz proteinlerinin (APP) üretimi, kemik iliğinde lökosit üretimi ve barsaklara ilişkin dokuların hızlandırılmış yıkımı gibi sitokinle bağlantılı aktiviteler ile açıklanabilen birtakım performans kayıplarına neden olur. İNFOVET 34-35 azalan performansın hızla daha da azalmaya devam etmesine neden olur. Yangı ölçüm metotları Yangının tanısında kullanılan metotlar içerisinde, spesifik yangı markırları ile yapılan kan analizleri, hayvanlarda devam eden yangı prosesine dair net bir tablo verebilir. Genel kan sayımı yanında, haptoglobin, serum amiloid A, C reaktif proteinleri gibi APP (akut faz proteinleri) sistemik yangı tanısında önemli bir rol oynarlar. Hayvanların o anki sağlık durumunun ortaya konulabilmesi için tür ve yaş Bakteri Clostridium Salmonella Lawsonia Toksinler Peroksitler Mikotoksinler Endotoksinler Sangrovit® ürün hattının güçlü anti-yangısal etkileri birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Belçika Leuven Üniversitesi’nde, Prof. Theo Niewold liderliğinde yapılan bir in-vivo çalışmada; Sangrovit® WS (suda çözünen formu) ve Oksitetrasiklin (OTC)’nin, 1 günlük yaştan itibaren aynı şartlarda yetiştirilmiş 900 adet erkek broiler piliçteki yangının (Ross 308) durumu üzerine etkisi incelenmiştir. 35. günde alınan serum örneklerinde immunodifüzyon kiti ile a 1-AG plazma seviyelerine bakılmış ve Sangrovit® WS’nin OTC’ye kıyasla yangı durumunu anlamlı derecede azalttığı ortaya konmuştur. Bağışıklık Hücreleri Makrofajlar Nötrofiller T lenfositler Virüs Rotavirüs Coronavirüs Beslenme Doymuş yağ Omega 6 Nişastalar Parazitler Askarit Koksidiya Strongylus Yangı Reaksiyonu Mukoza tahribatı İştah azalması Besin maddesi gereksinimi Kas kaybı Deskuamasyon Diare Sitokinler 1. günden itibaren tavukların içme suyuna farklı dozlarda (25, 50, 100 mg/l) Sangrovit® WS ve yemlerine OTC (200 mg/kg) eklenip, sonuçlar ölçülmüştür. 700 Kanda a1-asit glikoprotein µg/ml Yangı enerji kayıplarına neden olur! Bağışıklık mekanizmasının enerji ve besin ihtiyacı ile ilgili çok sayıda çalışma vardır. Lochmiller ve Deerenberg (2000) tarafından özetlendiği gibi, sepsis veya yangı vücudun var olan enerjisinin %30’undan daha fazlasına ihtiyaç duyulmasını sağlar. Yanı sıra aşılama ve bir endotoksinle mücadele durumu da benzer bir şekilde enerji ihtiyacının artmasına neden olabilir. Klasing (1988) tarafından belirtildiği gibi, protein ve iz mineral gereksinimi yangı aşamalarında değişmekte ve belirgin bir şekilde artmaktadır. Bu, yem dönüşüm oranında (FCR) yükseliş ve canlı ağırlık artışının düşmesi veya yumurta veriminin azalması anlamına gelmektedir. Barsak yangısı sadece hayvanların metabolizmasında değişikliğe neden olmaz, aynı zamanda barsak ortamını da değiştirebilir. Barsağın besin emilimi kapasitesindeki azalma ve yangılı/ hasarlı dokudaki kan akışı artışı nedeniyle, bakterilerin kullandığı besin maddeleri miktarında artış meydana gelir. Mikrobiyota, salmonella gibi yangıdan fayda sağlayan özel patojenlerin ve toksin üretiminin artışına neden olan disbiyotik ortama dönüşür. Bu dönüşüm; diareye, hücreler arası sıkı bağların genişlemesi ile barsak bütünlüğünün bozulmasına ve kısır bir döngü şeklinde 600 500 659 648 510 545 505 400 300 200 100 0 Kontrol Sangrovit® WS (25 mg/1) Sangrovit® WS (50 mg/1) Sangrovit® WS (100 mg/1) OTC Kontrol grubuna (p<0.01) karşın Sangrovit® WS’nin lineer etkisi. Kontrol grubuna karşın OTC’nin etkisi. ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ Barsak yangısı Barsak mukozası harabiyeti Besin maddeleri emiliminde azalma Barsak bakterilerinin kullandığı besin maddesi miktarında artış Sanguinarium’un insan ve hayvanların yangıyla mücadelesinde kullanımı, 21. yüzyılın “yeni” veya “yeniden hayata geçirilmiş” en önemli yaklaşımlarından biridir. dikkate alınarak farklı parametreler seçilebilir. Belirli parametreler için çiftliklerde uygulanabilecek birçok test kiti zaten mevcuttur. Son yıllarda kümes hayvanları ve özellikle broiler piliçlerin akut faz reaksiyonlarına daha az duyarlı hale geldiği tespit edilmiştir. Bu nedenle artık yangı tespitinde her parametre kullanılmamaktadır. Bu lipopolisakkarit duyarlılığının azaltılması ve performansa yönelik yetiştirmenin bir yan etkisi olarak yorumlanabilir. Yangı ile mücadele stratejileri Yangı ile savaşta birçok strateji uygulanabilir. Yaygın bir alternatif, nonsteroid antienflamatuar ilaçların kullanımıdır (NSAIDs). Bu bileşiklerin birçoğu spesifik olmayan bir yolla (Cox1+Cox2 inhibisyonu) yangı sürecinin önemli enzimlerini inhibe eder. Çok sık kullanıldıklarında genellikle negatif yan etkilere sahiplerdir. Bu grubun en iyi bilinen ürünlerden biri asetilsalisilik asittir. Aynı zamanda bazı antibiyotiklerin düzenli bir şekilde büyütme faktörü olarak kullanıldıklarında, yangı hücreleri içerisinde birikerek yangısal cevabı inhibe etmeleri dolayısıyla İNFOVET 36-37 da anti yangısal bir etkiye sahip oldukları belirlenmiştir (Niewold, 2007). Yem katkı maddesi olarak geliştirilmiş sanguinarium gibi bazı bitkisel kaynaklı ürünler uzun yıllardır anti yangısal etkileriyle bilinmektedir ve bu yangıyla mücadelede 21. yy’ın “yeni” veya “yeniden hayata geçirilmiş” yaklaşımlarından biridir. SANGROVİT®’in yangı üzerine etkisi çalışmalarla kanıtlanmıştır! Etken maddesi (Sanguinarium) çok geniş biyolojik etki spektrumuna sahip olan Sangrovit®’in bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış en önemli özelliklerinden biri anti yangısal etkinliğidir. Buna göre; > Sangrovit® direkt anti-yangısal özelliğe sahiptir. > Anti-yangısal aktiviteden Sangrovit®’in etken maddesi olan bitkisel alkaloidler (Sanguinarium, Chelaritrine...) sorumludur. > Sangrovit®’in etken maddesi “Sanguinarium” makrofajlar içinde birikmekte ve bu şekilde yangıyı regüle etmektedir. (Bu yönüyle Büyütme Faktörü Antibiyotiklerle -AGP- benzer etki mekanizmasına sahiptir). Bakteri sayısının aşırı artışı ve bakterilerin ölümü sonucunda toksin düzeylerinde artış Diare ve devam eden yangı Sangrovit®’in yangısal süreçte nitrit üretimi üzerine etkisi Sangrovit® (ppm) (N) Nitrit Üretimi (mM) 0 5 2.60 ± 0.38a 5 5 1.75 ± 0.34ab 10 5 1.93 ± 0.38 a 25 5 0.82 ± 0.34 b P-Değeri 0002 Amerika Kuzey Karolina Üniversitesi’nde M. Quereshi tarafından yapılan bir çalışmada, yangısal reaksiyonun (nitrit üretiminin) Sangrovit® kullanımındaki doz artışına bağlı olarak azaldığı görülmektedir. “Nitrik Oksit” düzeyi üzerine belirgin etki! Nitrik oksit (NO) yangının patogenezinde haberci bir molekül olarak kilit rol oynamaktadır. Normal fizyolojik şartlar altında anti-enflamatuar etkiye sahiptir. Diğer yandan, anormal koşullarda fazla üretimi nedeniyle yangıyı tetikleyen pro-enflamatuar medyatör olarak kabul edilir. Makrofajların nitrit üretimi yangı süreci için bir göstergedir. Yangısal reaksiyonda artan makrofaj yoğunluğuna bağlı olarak, bu makrofajların ürettiği nitrit miktarı da artar. Nitrit üretimi ne kadar fazla ise yangısal reaksiyon da o denli şiddetlidir. Daha az yangı, daha sağlıklı bir mukoza ve aynı zamanda besinlerin, vitaminlerin ve diğer aktif besin içeriklerinin daha iyi emilimi anlamına gelir. CEVA HAYVAN SAĞLIĞI CEVA TECRÜBESİ İLE KULUÇKADA AŞILAMA GÜVEN ALTINDA Yenilikçilik en önemli kurumsal değerlerimizdendir. Gerek Dünya çapında, gerekse Türkiye’de yeni teknoloji aşılar, ekipman ve aşılama servislerinde önemli yol aldık. Yeni teknoloji ile üretilen aşılarımız, ekipmanlarımız, güvenli ve etkili aşılama için vermiş olduğumuz kuluçka servis hizmetimiz ile sektör ortaklarımıza çözüm sunmaktayız. Geliştirdiğimiz ve sunduğumuz çözümler ile verimli ve etkili kanatlı üretimine destek olmayı hedeflemekteyiz. Yenilikçiliğe ve hizmete verdiğimiz önem başarımızın gerçek sırrıdır Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş. olarak, ülkemiz hayvancılığına en iyi şekilde hizmet etmeyi kendimize ilke edinmiş bulunmaktayız. Son yıllarda önemli bir değişim sürecine giren firmamızın en önemli hedeflerinden biri meslektaşlarımıza sunduğumuz hizmet ağının kalitesini her geçen gün arttırmaktır. Uluslararası ve yerel İNFOVET 38-39 bilimsel ve teknik tecrübeden doğan işbirliği, ticari faaliyetlerimizin temelini oluşturmaktadır. Yenilikçilik en önemli kurumsal değerlerimizdendir. Gerek Dünya çapında, gerekse Türkiye’de yeni teknoloji aşılar, ekipman ve aşılama servislerinde önemli yol aldık. Yeni teknoloji ile üretilen aşılarımız, ekipmanlarımız, güvenli ve etkili aşılama için vermiş olduğumuz kuluçka servis hizmetimiz ile sektör ortaklarımıza çözüm sunmaktayız. Geliştirdiğimiz ve sunduğumuz çözümler ile verimli ve etkili kanatlı üretimine destek olmayı hedeflemekteyiz. Aşı uygulamaları ile ilgili inandığımız gerçeği bir kez daha vurgulamak isteriz; en iyi aşılar bile ancak kanatlıya veya yumurtaya uygun koşullarda, doğru yere, doğru dozda, doğru şekilde uygulanırsa fayda sağlamaktadır. Aşı değil aşılama korur. Bu nedenle vermiş olduğumuz kuluçka servis hizmetlerimiz oldukça önem ve değer taşımaktadır. Sektör ortaklarımıza aşılama programlarında katkıda bulunan tam bir organizasyon kurduk. Tüm Türkiye’yi kapsayan ve müşterilerimizle yakın temas ve iletişim içerisinde olan etkin ve tecrübeli bir satış, pazarlama ve teknik ekip sayesinde hizmet odaklı çalışmaktayız. Geçen yıllar içerisinde portföyümüzde kuluçka kullanımına yönelik yenilikçi ürünlerin artmasıyla bizlerde kuluçkalara sunmuş olduğumuz servis faaliyetlerini artırdık. Ürünlerimizin kuluçkalarda uygun biçimde ve doğru kullanımı müşterilere olan bir taahhüdümüz haline geldi. Müşterilerimizin üretimi alanlarının bir parçası olan kuluçkalarda yürütülen bu faaliyetler tam bir işbirliği ve uyum içerisinde, planlanarak yapılmaktadır. Geleneksel aşılama yöntemleri olan içme suyu aşılama ve sprey aşılama maalesef hataya açık uygulamalardır ve kontrolü oldukça zordur. Aşının saklanması, hazırlanması, uygulanması dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır. Bülent ÇAKAN Ceva Hayvan Sağlığı Kanatlı İş Birimi Direktörü Füsun GÜNGÖR Ceva Hayvan Sağlığı Kanatlı Pazarlama Müdürü Kuluçkada yapılan aşılamanın avantajları Lojistik avantajlar > Sevkiyat kolaylığı: Yüzlerce üretici yerine birkaç kuluçkaya sevkiyat. > Soğuk zincirin garanti altına alınması: Kuluçkalarda jeneratör destekli özel soğutma alanları veya ekipmanları sürekli kayıtlarla kontrol altında tutabilirken, çiftliklerdeki soğuk zincir koşulları çok daha olumsuz koşullara maruz kalmaktadır. > Yeni yasal düzenlemelere uygunluk sağlamaktadır. Aşılama kalitesindeki avantajlar > Bireysel aşılamaya bağlı yüksek aşılama oranı (%98 ve üzeri) iken saha aşılamaları değişken aşılama oranına sahiptir (0-80%). > Kuluçka aşılamalarında doğru dozun uygulanması (%95 ve üzeri) saha uygulamalarına göre çok daha iyidir (%10-%300 değişkenliği). > Aşıya uygun çevresel koşullar: Kuluçka uygulamalarında aşı çok daha güvenli ve kontrollü çevresel koşullara maruz kalırken, saha aşılamalarında içme suyu kalitesi, suluk hattının durumu, ortam ısısı, ortamdaki biyolojik ve kimyasal kontaminasyonlar gibi birçok olumsuz faktörün tehdidi altındadır. > Aşılama kalitesindeki insan faktörü: Kuluçka aşılamalarında kuluçka gibi belirli noktalarda, bu işe özel az sayıda kişiden oluşan aşılama ekibinin sürekli eğitimi ve kontrolü yapılabilirken, sahada çok sayıda, dağınık coğrafyada, farklı görevleri olan üreticinin değişken zamanlardaki aşı uygulamalarının kontrolü mümkün değildir (iş kalitesindeki kontrolsüzlük). Aşı, kuluçkada kontrollü çevre koşulları altındayken, sahada olumsuz faktörlere maruz kalır. Kuluçka aşılamaları çok sayıda avantaj sağlıyorsa neden daha önce hayata geçmemiştir? Bize göre bunun 2 temel nedeni vardır: 1. Bu konsepte özel ürünler son 15-20 yılda geliştirilmeye başlandı. 2. Söz konusu ürünlerin kuluçkadaki kullanım süreçleri için kontrol standartları; yani C.H.I.C.K. Program oluşturuldu. Kuluçka aşılama konseptine uygun özel ürünler nelerdir? Bu konseptin içerisinde yer alacak aşıların yeni bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bunlardan biri maternal antikorlardan etkilenmemesi diğeri de embriyo yada civcive zarar vermemesidir. Civcivlere damızlıklardan CEVA HAYVAN SAĞLIĞI C.H.I.C.K. Program servis paketi, aşılama aşamasında sürekliliği sağlayarak en üst kalitede hizmet vermeyi amaçlar. geçen maternal antikorlar canlı aşılar başta olmak üzere tüm geleneksel aşıların oluşturacağı bağışıklığı göreceli olarak sekteye uğratır. Dolayısıyla aşıların erken uygulanmasını, yani kuluçkada uygulanmasını güçleştirir. Yenilikçi aşılarda bu fenomenin olumsuzluklarından kaçınmak için ya antijenin etrafı kaplanarak maternal antikorlar ile oluşan olumsuz etkileşim engellenir ya da antijen sentezleyen genler hücre içi yaşam sürdüren bir taşıyıcıya (vektör) yerleştirilir. Bizler her iki teknolojiyi de kullanan aşılar sunmaktayız; Kuluçkada uygulanabilen güvenli ürünler sınıfına giren ve uygulandıktan sonraki süreçte istenmeyen aşırı aşı reaksiyonları oluşturmayan diğer aşılarda solunum yolları hastalıklarına karşı üretilen yenilikçi aşılardır. Yukarıda bahsedilen tüm özellikleri taşıyan ürünlerin yenilikçi sıfatını alabilmesinin sebebi endüstrinin geleneksel ürünlere rağmen oluşan beklentilere cevap verebilmesidir. C.H.I.C.K. Program nedir? C.H.I.C.K. (CEVA Hatchery Injection Control Keys) programı komple bir kuluçka servis paketidir. Kuluçka aşılaması olarak adlandırdığımız süreçlerin en üst kalitede gerçekleştirilmesi ve bu kalitenin sürekliliği için vermiş olduğumuz hizmetlerdir. C.H.I.C.K. Program müşterilerimize çözüm ortaklığı sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Bizler bu süreçlerde ihtiyaç duyulan ve müşterilerimizin koşullarına uygun çeşitli ekipmanları sağlamaktayız. Bu ekipmanlar: > Desvac sprey kabini > Dovac tek enjeksiyon > Dovac çift enjeksiyon > Autovac > In-ovo İNFOVET 40-41 Bu ekipmanların sürekli ilk günkü kalitede çalışabilmesi için, yedek parça ve bakım hizmeti sunmaktayız. Diğer bir önemli nokta da, bu ekipmanlar ile ilgili operatörlere verilen eğitimlerdir. Eğitimlerde aşılamanın ve ekipmanın genel prensipleri, ekipmanın işleyişi, görülebilecek aksaklıkların giderilmesi, enjeksiyon ayarlarının yapılması, ekipmanın temizlik ve bakımı ile ilgili sözlü, yazılı ve uygulamalı olarak bilgilendirmeler yapılmasıdır. Şu ana kadar bahsetmiş olduğumuz tüm bu hizmetleri Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş. olarak kurduğumuz “Kuluçka Servis Hizmetleri” birimi ile gerçekleştirmekteyiz. C.H.I.C.K. Program’da adı geçen C.H.I.C.K. APP uygulamasından bahseder misiniz? C.H.I.C.K. App ile veriyi çok daha iyi yönetmemizi sağlayan yeni bir teknoloji ile tanıştık. Servisimiz, müşterilere, aşılama süreçleri hakkında daha hızlı ve doğru bilgi veren daha AKILCI bir hale geldi. C.H.I.C.K. Program Kuluçka Servisimiz neden daha akılcı? C.H.I.C.K. Programı kapsamında, ekipmanlarla ilgili geniş çaplı eğitimler verilmektedir. C.H.I.C.K. Program içerisindeki diğer bir önemli konu aşıların hazırlanmasıdır. Oldukça basit olarak algılanan bu sürecin, detaylandırıldığı zaman aslında çok kritik kontrol noktalarına sahip olduğu görülmektedir. Özellikle Marek aşılarının hazırlanmasında süreç kalitesinin iyileştirilmesine yönelik hizmetlerde öncülük etmekteyiz. 1. Aşılama sürecini ve sonuçlarının geliştirilmesini sağlamaktadır Uygulama ve merkezi veri tabanı (Quickbase) tarafından sağlanan güçlü analitik sayesinde, zaman içinde aşılama işleminin bireysel olarak aşılama ekibinin, tüm önemli göstergeler ile ilgili performansını gösterebilir, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi gereken konular ile ilgili kuluçka yöneticileri ile işbirliği içerisinde aksiyon alınır. C.H.I.C.K. App’nin güçlü analitiği sayesinde kuluçka yöneticileri ile işbirliği içerisinde aksiyon alınmaktadır. Basit olarak algılanan aşı hazırlama sürecinin kalitesinin iyileştirilmesine yönelik hizmetler sunulmaktadır. Bu eğilimler Ceva ve müşterilerimizin birlikte çalıştığı “Sürekli İyileştirme Planı’nın” temelini oluşturmaktadır. 2. Müşterilerimiz için aşılama süreci hakkında gerçek zamanlı göstergeler sağlamaktadır. Kuluçka Servis Hizmetleri ile müşterilere için aşılama süreci hakkında gerçek zamanlı göstergeler sağlanmaktadır. Mobil cihazlarına yüklü aplikasyon sayesinde, C.H.I.C.K. Program kuluçka servis teknisyenlerimiz, kuluçkahane yöneticilerine gerçek zamanlı olarak servis ziyaretlerinin sonuçlarını gösterebiliyorlar. Daha sonra bu sonuçlar, aşılama süreci ile ilgili önemli göstergeleri içeren denetim raporu olarak entegrasyonun tüm ilgili birimlerine düzenli olarak sunulmaktadır. 3. Kuluçka aşılama teknisyenlerinden oluşan özel bir ekip tarafından desteklenir Bu yeni bilgi teknolojileri platformu, ekibimizin müşterilerimiz ile birlikte tüm aşılama süreci ile ilgili iş kalitesini arttırmak için son teknolojiyi sunmaktadır. Bu konuda yaptığınız yatırımlar nelerdir? Yaptımız yatırımları insan kaynaklarına ve aşılama ekipmanlarına yapılan yatırımlar olarak ikiye ayırabiliriz. İnsan faktörüne duyulan ihtiyaç iş hacmi büyüdükçe artmaktadır ve iş kalitesinin devamlılığı için denetim ve eğitimin sürekliliği gerekmektedir. Yarın da bugünki gibi, bu konuda Türkiye’nin en büyük ve deneyimli ekibine sahip olmayı planlıyoruz. Bugün gelmiş olduğumuz noktada yürüttüğümüz işbirliği çerçevesinde emeği olan herkese teşekkür ederiz. RÖPORTAJ X-VET XVET ruhu ve fikri Türkiye’de Dünya çapında yenilikçi ürünleriyle yakaladığı başarıyı, deneyimli kadrosu ile 2014’te Türkiye’de ve komşu ülkelerde kurduğu XVET EAST ile sürdürmeyi planlayan XVET’in faaliyetleri ve gelecek planları üzerine konuştuk. B ugün 60’ın üzerinde ürünü, 40’ın üzerinde ülkede kabul gören; ürünlerini dünya çapındaki müşterilerinin geri bildirimleri ile geliştirmekte olan; onların taleplerine uygun çözümü sunmayı hedef edinmiş; kaliteli, güvenli ve geniş ürün yelpazesi ile zamanında ve şeffaf bilgi aktararak başarıyı yakalamış İNFOVET 42-43 olan XVET EAST ile Türkiye’deki hedefleri, faaliyetleri ve uzun vadedeki planları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. XVET nerede ve ne zaman kuruldu? Global faaliyetlerinizden bahseder misiniz? 2002 yılında kurulan XVET Germany, o tarihten beri Almanya’dan dünyadaki pek çok ülkeye ihracat yapmaktadır. Dünya çapında 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirmiştir. 66 tane distribütör ile çalışmaktadır. Hali hazırda XVET ürünleri 4 kıtada Avrupa, Asya, Amerika ve Afrika’da satılmaktadır. XVET’in dünyadaki amacı ve hedefi; kaliteli ve inovatif ürünler sağlayarak ve müşterilerine gereken desteği vererek satış ve ihracat bölgelerini genişletmek, spesifik pazar ve alanların ihtiyaçlarını karşılayacak yenilikçi ürün portföyünü arttırarak dünyadaki ağını genişletmektir. Bu düşünceden hareketle; Türkiye’deki operasyon, 2014 Ekim ayı itibariyle faaliyete geçerek XVET East İstanbul’da kurulmuştur ve kendi ofisinde faaliyet göstermeye başlamıştır. XVET başarısının nedenleri > Ürünlerimizde kalite, güvenlik ve doğru bilgi en fazla önem verdiğimiz konulardır. > Zamanında ve şeffaf bilgi sunuyoruz. > Şeffaf, dürüst ve esnek bir firmayız. > Dünyanın her yerindeki müşterilerimizle iletişimde nezaket ve saygı konusunda açık fikirliyiz. XVET Almanya dünya çapında inovatif ürünleriyle yakaladığı başarıyı; Türkiye’de ve komşu ülkelerde, yılların deneyimine sahip kadrosu ile 2014 yılında kurulan XVET EAST ile sürdürmeyi hedeflemektedir. Eylem Akkaya Ziraat Mühendisi XVET’in Gücü > Güncel teknoloji takibi > Esneklik ve hızlı hareket edebilme kabiliyeti > Etkin kurumsal pazarlama > Dürüst çalışma anlayışı > Çözüm odaklı yaklaşım > Yaratıcı zihniyet > Nitelikli insan gücünden oluşur. XVET’in Değerleri > Çevre dostu > Çalışanlara saygı > Kanunlara saygı > Ahlaki değerlere saygı > Bilime saygı > Güvenilirlik > Açık görüşlülük > Müşteri odaklılık > Liderlik karar verdik. Yılların deneyimine sahip kadrosu tarafından 2014 yılında kurulan XVET East, XVET Gmbh’nin dünya çapında inovatif ürünleriyle yakaladığı başarıyı; Türkiye’de ve komşu ülkelerde sürdürmeyi hedeflemektedir. XVET East de kendi sahip olduğu ilke, değer ve prensipler ve XVET East’in vizyonel birikimi ile hedeflerine ulaşmayı amaçlamaktadır. “Hayvan Besleme ve Sağlığı” konusunda müşteri odaklı çözüm ve ürünleriyle geniş bir portföye sahip olmanın avantajıyla, aynı zamanda “tailor made” çözümler sunabilen spesifik ve inovatif ürünlerle hizmet vermeye başlamıştır. XVET Türkiye nasıl oluştu? Nasıl bir ortaklık yapısı var? Türkiye’deki hedefleriniz nelerdir? Çalışma alanlarınızı nasıl belirliyorsunuz? Yıllardır farklı firmalarda kazandığımız deneyimlerimizi, kazandığımız değerlerimizle kendi firmamız çatısı altında toplamaya XVET Gmbh; geliştirmiş olduğu değişik hayvan gruplarındaki geniş ve inovatif ürün seçenekleriyle dünya çapında hizmet Dilek Barlas Ziraat Mühendisi vermektedir. XVET East olarak biz de buradan feyz alarak ve kendi bilgi birikimimizle, öncelikli olarak kanatlı sektöründe faaliyet göstermeye başladık. Ruminant ve balıkçılık sektöründeki faaliyetlerimizi zamana yayarak, bölge bayilikleri aracılığıyla gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Çalışma alanlarımızı, deneyimlerimize paralel olarak belirliyoruz. Şirket ortağı olarak, birikimlerimizi aynı alanda topladığımız bir geçmişe sahibiz. Aynı alanda ilerlemenin bize manevi olarak katmış olduğu çok büyük değerler var. XVET’ Eastin Türkiye oluşumunda Dilek Barlas ve Eylem Akkaya olarak bir araya gelmemizin yarattığı sinerji “bir kelebeğin kanatlarının yaratacağı etki” gibi olacaktır. Kelebeklerin naif bedenleriyle bu koca dünyada çırptıkları kanat küçükmüş gibi görünse de, arka arkaya çırpılan kanatlar güçlü rüzgârları ve fırtınaları birlikte doğurur. Biz de büyük oluşumları doğuracağımıza yürekten inanıyoruz. Kısa ve uzun vadede planlarınız nelerdir? XVET EAST orta vadede Türkiye’de Gmp(+) üretim tesisini kurarak ve yeni molekülde ürünler üreterek Ortadoğu’ya sevkiyatlarını gerçekleştirecektir. Hali hazırda tüm ürünlerimizin formülasyonları XVET’e ait olup; patentleri alınmıştır. İki bayanın zarafeti ve titizliği ile sektöre hizmet verirken öncelikleriniz neler olacaktır? İki bayanın ve özellikle iki titiz bayanın olması; çok daha disiplinli bir sistemi ve çok farklı açılardan bakabilme avantajını beraberinde getiriyor. İkimizin de işe yaklaşımlarımızla ilgili çok özel, ayrı ayrı özellikleri ve bakış açılarımız var. Farklılıkları ortaya koymadaki ayrıcalığımızı bu yönlerimizle sektör dostlarımıza göstereceğimize inanıyoruz. TOPLANTI Dr. Sait Koca yeniden başkan Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’nin (BESD-BİR) 17. Olağan Genel Kurul Toplantısı 28 Ocak Çarşamba günü Ankara Sheraton Otel’de BESD-BİR üyelerinin ve sektörün üst düzey temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. BESD-BİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sait Koca ikinci defa yönetim kurulu başkanı seçildi. eti üretiminin 3.48 milyon ton, hindi eti üretiminin ise 100 bin tona ulaşmasını hedefliyoruz. Y önetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri’nin belirlendiği toplantıda Dr. Sait Koca ikinci kez başkan seçildi. Seçim sonucuna göre; Başkan Yardımcılığı görevi Süleyman Öztürk’ün, Saymanlık görevi ise İpek Üstündağ’ın oldu. Ömer Görener, Mehmet Keskinoğlu, K. Nezih Gencer ve Ender Abalıoğlu ise yönetim kurulu üyeleri olarak belirlendi. BESD-BİR Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sait Koca’nın açılış konuşmasıyla başlayan toplantıda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil, Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit, Bursa Milletvekili ve Meclis Plan Bütçe Komisyonu Üyesi Önder Matlı ve Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş da konuşma yaptı. Genel Kurul Toplantısı’nda sektör değerlendirmesi yapan Dr. Sait Koca, Türkiye’nin piliç eti üretiminde 2013 yılı itibariyle dünyada 8. sıraya yerleştiğini ve Türk Kanatlı Sektörü’nün ülke ekonomisine katma değer sağlayan önemli sektörlerden biri olduğunu söyledi. İNFOVET 44-45 “2025 yılı kanatlı eti ihracat hedefi 2,4 milyar dolar” Dr. Sait Koca, 2014 yılı kanatlı eti ihracatının 431 bin ton ve 700 milyon $ olarak gerçekleştiğini kaydetti ve sözlerine devam etti: “Türkiye, Dünya piliç eti ticaretinde 4. sırada ve % 4.1’lik bir paya sahip. Hedef, ABD ve Brezilya’nın ardından üçüncülüğü elde etmek. Kanatlı eti ihracatımız özellikle 2008’den bu yana ciddi oranda artarak devam ediyor. En büyük pazarımız Irak’a bu ihracatın 227 bin tonluk kısmını gerçekleştirdik. Suriye de bizim için son 2 yılda 20-25 bin tonluk ihracat gerçekleştirdiğimiz önemli bir pazar konumunda. 2025 yılı kanatlı eti ihracat hedefimiz 1 milyon 300 bin ton ile 2,4 milyar $.” dedi. “2025 yılında 3.48 milyon tona ulaşmasını hedefliyoruz” Üretimle ilgili rakamlar veren Dr. Sait Koca “İlk verilere göre 2014 yılı piliç eti üretimi, 2013 yılına göre %9,2 artış göstererek 1.956.000 tona ulaştı. 2005’ten sonra gerilemeye başlayan hindi eti üretimi son yıllarda tekrar artmaya başladı ve 2014 yılında 53 bin tona ulaştı.2025 yılında piliç “2014 yılı Türkiye büyüme oranında, Kanatlı Sektörü’nün başarısı tartışılmaz” 15 bin adet kayıtlı kümes ile birlikte 2,4 milyon kişinin sektörden geçimini sağladığının altını çizen Dr. Sait Koca: “Türkiye‘nin 2014 yılı büyümesi %3,5 olarak gerçekleşmiştir. Bu sürece kanatlı sektörünün üretim ve ihracat artışının olumlu katkısı olmuştur. Dünyada, 2000 yılında 58,8 milyon ton olan tavuk eti üretimi % 59 artışla 2013 yılında 93,1 milyon tona ulaştı. Sektörün 2014 yılı itibariyle yıllık cirosu ise 5,25 milyar $ olarak gerçekleşti” dedi. Dr. Sait Koca, kümes yetersizliği, atık yönetimi, ham madde temini ve yasal düzenlemeler konularındaki sektör sorunlarının altını çizdi ve yaşanan sorunların çözümü için yoğun çalışmalar sürdürdüklerini ifade etti. Genel Kurul Toplantısına katılan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Pakdil ise kanunlarla ilgili yaşanan sıkıntılara değinerek, gerekli düzenlemelerin yapılması durumunda ülke ihtiyaçlarını karşılayan mevzuatın gerçekleşeceğini söyledi. Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit ise, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’nin çalışmalarını yakından takip ettiklerini ve bu çalışmaların sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü ifade etti. Bursa Milletvekili ve Meclis Plan Bütçe Komisyonu Üyesi Önder Matlı, kanatlı sektörünün Türkiye için önemli bir sektör olduğuna dikkat çekerek, sektörün 12 yıldır sürekli büyüdüğünü ve yakın coğrafyayı da beslediğini söyledi. Matlı, sektörün sıkıntılarını takip ettiklerini, Sayın Bakan’ın da sorunlarla ilgili gerekli adımlar atılacağı yönünde çalışmalarının olduğunu söyledi. GÜNCEL Hipra personeli ile birlikte süt kalitesi üzerine teknik hizmetler veren Prof. Dr. Paolo Moroni çiflikleri ziyaret etti. Paolo Moroni yeniden Türkiye’de Cornell QMPS (Quality Milk Production Services) direktörü Prof. Dr. Paolo Moroni, Hipra’nın tüm dünyada, Cornell Üniversitesi Veteriner Fakültesi ile ortak yürüttüğü bir proje kapsamında geçtiğimiz ay yeniden Türkiye’yi ziyaret etti. P roje kapsamında yılda iki veya üç kez ülkemize gelerek Startvac kullanan büyük kapasiteli süt işletmelerine Hipra Türkiye personeli ile birlikte teknik hizmetler veren Prof. Dr. Paolo Moroni son ziyaretinde, Hipra Türkiye Teknik ve Pazarlama Müdürü Gökhan İlhan ile birlikte süt kalitesi üzerine teknik hizmetler veren yoğun bir çiftlik çalışma İNFOVET 46-47 programı gerçekleştirdi. Startvac kullanan sütçü işletmelerde, süt kalitesi ve meme sağlığı üzerine yoğunlaşan ziyaretler çerçevesinde sağım rutinleri, yataklık yönetimi, süt kalitesine yönelik yönetimsel yaklaşımlar da analiz edilerek; azalan klinik ve sub-klinik mastitis insidansı, meme enfeksiyon vakalarının sayısında azalma, enfeksiyon şiddetinde azalma, tedaviye kolay ve ekonomik yanıt, elden çıkarılan (satılan veya kesime sevk edilen) hayvanların sayısındaki düşüşler çerçevesinde Startvac kullanan işletmelerin ekonomik kazançları da değerlendirildi. Önceki ziyaretlerine kıyasla Türkiye’de özellikle yönetim açısından süt kalitesine yönelik göze çarpan gelişmeler olduğunu belirten Prof. Dr. Paolo Moroni “Analitik değerlendirilmeler açısından eskiden çok zor ulaşabildiğimiz verilere anında ulaşmak gelişimin en önemli göstergelerinden biri.” dedi. Bazı işletmelerde, yönetimin bireysel somatik hücre sayılarının tespit edilebilmesi için yatırım araştırmalarında bulunduğunu belirten Paolo Moroni ‘’Bugün için dünya standartlarında değerlendirme kapsamına girebilecek ve örnek işletme olarak sayılabilecek birçok işletmeniz var ve bu sayının her geçen gün hızla artması ülkeniz açısından heyecan verici.’’ dedi. Güncel yaklaşımları sahaya entegre etmeye çalışıyoruz Hipra Türkiye Teknik ve Pazarlama Müdürü Gökhan İlhan, Dr. Paolo Moroni’nin ziyaretlerini dergimize değerlendirdi: Paolo Moroni ile yaptığımız ziyaretlerde özellikle meme sağlığı ve süt kalitesine yönelik güncel yaklaşımları öğreniyor ve bunları ülkemizde hızlı bir şekilde sahaya entegre etmeye çalışıyoruz. Yine çiftliğin geçmiş ve güncel kayıtlarını karşılaştırmalı olarak analiz ediyoruz ve Startvac’ı kullanan işletmelerde yapılan yatırımın, paraya dönüşümünü çok rahatlıkla ölçümleyebiliyoruz. Bu, işletme yönetimi ve işletme sahipleri açısından oldukça memnuniyet verici olduğu gibi ayrıca işletmede çalışan veteriner hekimlerin ne kadar doğru bir karar verdiklerinin algılanması açısından çok önemli. Startvac içeriğinde bulunan antijenler yönünden vaka sayılarında istatistiksel olarak ciddi azalmalar gözlemledik. Yine S.aureus kökenli kronik mastitis vakalarında çok belirgin azalmalar ve işletme süt üretiminde buna bağlı artışlar önemli avantajların başında geliyor. Dolaylı olarak da enfeksiyon şiddetinde azalma, işletme antibiyotik tüketimlerinde azalmalar söz konusu. Yine mastitis nedeniyle kesime sevk edilen hayvanların oranında % 50’lerin üzerinde düşüşler görüyoruz. Bir süt ineğinin 4-5 bin dolar civarında maliyetinin olduğu düşünüldüğünde kesime ayrılan hayvan sayısında azalma işletmeye ciddi bir gelir olarak dönüyor. Startvac kullanımına bağlı kayıpların azalmasından kaynaklı kazanımları görmek memnuniyet verici. Bu tür olumlu gelişmeleri kesin veriler ile tespit etmek, üst düzey teknik hizmetlerimizi devam ettiren en önemli motivasyon kaynağımız. TOPLANTI FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji; özel sektör, STK’lar, üniversiteler ve çiftçilerle işbirliği içinde olduklarını belirtti. i FAO’dan Türkiye’ye uluslararası alanda katkı İstanbul Aydın Üniversitesi Gıda Mühendisliği ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) arasında işbirliği protokolü imzalandı. FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji’nin katılımıyla gerçekleştirilen protokolün, FAO’nun ülkeler arasında bir köprü olduğunun vurgusu yapıldı. İNFOVET 48-49 stanbul Aydın Üniversitesi Gıda Mühendisliği ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) arasında, 16 Aralık 2014 tarihinde bir işbirliği protokolü imzalandı. İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, “FAO, gıda alanında dünyada büyük hizmetlere imza atan bir kuruluş olarak öne çıkmaktadır. Gıda alanına katkıda bulunmayı arz eden üniversitemizin, FAO’nun yaptığı çalışmalarda yer almasından sevinç duyarız.” ifadelerinde bulundu. Gıda Mühendisliği Bölümü’nün ciddi yatırımlar yaptığına ve bu alandaki araştırmalarına son hızla devam ettiğine dikkat İzmirli, “Derslerin teorik kısmını hocalarımızla yürütürken uygulamaya ve araştırmaya yönelik çalışmalarımızı laboratuvarlarımızda geliştireceğiz. FAO’nun şimdiye kadarki tecrübesi ve yapmış olduğu çalışmalar yeni üretilecek ortak projeler kapsamında Türkiye’ye uluslararası alanda katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu. FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji ise yaptığı konuşmada; gıda güvenliğinin hala bir sorun olduğunu, bunun küresel bir çabayla ulusal, uluslararası, kamu, özel sektörler, üniversiteler ve gönüllü kuruluşların katkısıyla çözülebileceğini vurguladı. Yuriko Shoji, “FAO’nun çalışmaları içinde; bilginin toplanması, istatistiki verilerin analiz edilmesi, çeşitli araçlar ve rehberlerin geliştirilmesi ile bunları üye ülkelerin yararına kullanmak yer almaktadır. Ama tüm bunların üzerinde yer alan küresel amacı ise insanların daha iyi yaşamasını sağlamaktadır. Şu an sizin içinde bulunduğunuz sektörü geliştirmek adına FAO ulusal ve uluslararası aktörlerle iş birliği yapmaktadır. FAO burada bir köprü görevindedir. Burada karşılaşılan zorluklardan biri de üniversite bilgisinin anlaşılması ve onun gerçek kırsal hayata aktarılmasının sağlanmasıdır.” sözleriyle FAO’nun amacını aktardı. FAO’dan iki önemli rapor FAO’nun Gıda Güvenliği konusunda son yaptığı çalışmalara da değinen Yuriko Shoji; “FAO şu an, gıda güvenliği açısından iki tane doküman üretmiş durumda. Bunlardan bir tanesi Dünya Tarım ve Gıda Raporu’dur. Bu rapor gıda ve tarım alanındaki mevcut gelişmeleri analiz edip değerlendirir. Bir diğer rapor da aile çiftçiliğiyle ilgili olarak da basılan, dünyadaki gıda güvencesizliğini inceleyen, değerlendiren, ayrıca açlığın nasıl azaltılacağını analiz eden bir rapordur.” diyerek; bu raporların politik, yasal alt yapı, ekonomik kaynaklar, mobilizasyon ve mevcut işbirlikleri açısından da değerlendirilebileceğinin altını çizdi. TOPLANTI Saha ekibi gücüne güç kattı 22 – 26 Aralık tarihleri arasında Ramada Plaza Asia Airport’ta Bavet İlaç’ın organize ettiği yılsonu eğitim ve değerlendirme toplantısı başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. B avet İlaç’ın saha elemanları için düzenlemiş olduğu, 2014 yıl sonu toplantısının ilk iki gününde satış eğitimi verilerek, elemanların mevcut satış becerilerini bir üst seviyeye taşımaları sağlandı. Pazarlama Müdürü Cemal Kaya yönetimindeki toplantıda, tecrübeli saha ekibi, geçmiş yıllarda edinmiş oldukları teknik eğitim bilgilerini, almış oldukları satış eğitimi ile tamamlama ve bunu daha etkin bir şekilde kullanabilme becerisine ulaşmış oldu. Misyonu ve vizyonu gereği her yıl bir önceki yıla oranla büyümeyi hedefleyen Bavet İlaç, hızla değişen pazar koşullarında rekabet üstünlüğünün devamını sağlamak için, inovasyon yapmanın yadsınamaz bir gerçek olduğunun bilincinde, İNFOVET 50-51 çalışmalarını hızla yürütmeye devam ediyor. Toplantıda Teknik Müdür Dr. Demir Özdemir, ithal edilmiş olan Vetinov-pet beslenme ürünleri, diş sağlığı, bahçe koruyucu, üriner sistem sağlığı, Easypillkolay tablet yutturma, Smectiteyeşil kil toksin bağlayıcı, Joint Support-bitkisel antinflamatuar, eklem sağlığı-Joint Flex, karaciğer fonksiyonlarını destekleyici-Liver Support, deri ve tüy sağlığı-Skin, L-lysine ürünlerinin sunumlarını gerçekleştirdi. Bavet İlaç, düzenli olarak vermeyi sürdürdüğü CRM eğitimlerine devam ederek, proaktif düşünebilen bir saha ekibi oluşturmak adına gerekeni fazlasıyla yaptığını göstermiş oldu. Toplantı, Cemal Kaya ve Özgür Özdemir’in, 2014 yılında gerçekleştirilmiş ve 2015 yılında gerçekleştirilmesi planlanan kampanyaların değerlendirilmesi, sunumu ve bunların ışığında saha ekibiyle gerçekleştirilen beyin fırtınası ile yeni dönem stratejilerinin ve kampanyalarının belirlenmesiyle devam etti. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın VTÜHY’ye yönelik yapmış olduğu değişiklikleri içeren sunum, Ruhsatlandırma Müdürü Fatma Cinbat tarafından gerçekleştirildi ve saha ekibi bu konuda da aydınlatıldı. Arion İşletme Müdürü Yiğit Altav da toplantıdaydı Arion İşletme Müdürü Yiğit Altav da toplantıya dahil olarak, satış sorumlusu arkadaşlarımızla GMP üretim uygulamaları hakkında bilgilerini paylaştı. Toplantıda gerçekleştirilen grup aktiviteleri, ekip ruhunun oluşmasında oldukça etkili oldu. Bavet İlaç’ın ciro bazında büyümesini, yıllar bazında değerlendiren Cemal Kaya, 2015, 2016, 2017, 2018 yıllarına ait büyümeye dayalı ciro hedeflerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi. 2014 yılında çok iyi büyüme ivmesi yakalayan Bavet’e, en yüksek performansı sağlayan Marmara Bölgesi Bölge Müdürü Hasan Ocak nezdinde tebrik edildi. Bavet İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Nergiz Bey’in kapanış konuşması ile toplantı sona erdi. Toplantı sonrası düzenlenen gala gecesinde Bavet İlaç çalışanları, yılın yorgunluğunu, diledikleri gibi eğlenerek, stres atarak geride bıraktılar ve yeni yıla merhaba dediler. toplantı Oda başkanlarının büyük buluşması Veteriner hekim odaları arasında uygulama birlikteliği sağlamak adına her yıl Ocak ayında yapılan “Oda Başkanları Toplantısı” 23-25 Ocak 2015 tarihleri arasında Kızılcahamam’da yapıldı. T oplantıya 50 veteriner hekim odası başkanı, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Hayvan Sağlığı ve Karantina Daire Başkanı Dr. Nahit Yazıcıoğlu’nun ve Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim Özcan’ın katılımıyla yararlı bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıda; Dr. Nahit Yazıcıoğlu ve Dr. İbrahim Özcan, bakanlığın serbest veteriner hekimlerin ça- İNFOVET 52-53 lışmalarını kapsayan konularında detaylı bilgi aktarımı yaptılar. Türk Veteriner Hekimleri Birliği’nin 2015 yılı çalışmaları ile ilgili kararlar > 2015 yılında kamu dışında çalışacak veteriner hekimlerin aylık asgari ücretleri belirlendi. > Türk Veteriner Hekimleri Birliği bünyesinde oluşturulacak komisyonlar ve oluşturulan komisyonun üyeleri belirlendi. > Hizmet içi eğitim programlarının, eğitim komisyonu tarafından belirlenmesi kararlaştırıldı. > Veteriner hekimlik mesleğinin çalışma alanına giren konularda yapılacak hukuka aykırı düzenlemelerle ilgili olarak gerekli hukuki mücadelelerin kararlılıkla yürütülmesi kararlaştırıldı. > Veteriner tıbbi ürünler piyasasında oluşan ve gereksiz ilaç kullanımını arttıran spot piyasanın engellenmesi konusunda bakanlığın da katkılarının alınması sağlanarak etkili bir mücadele yapılması kararlaştırıldı. > Kamuda çalışan veteriner hekimlerin özlük haklarının, aynı kurumlarda çalışan diğer meslek çalışanlarından daha düşük olması (Ek ödeme nedeniyle döner sermaya ücretlerinin kesilmesi) çalışma barışını engellediği için bu konuda bakanlığın bilgilendirilerek, gerekli girişimlerin yapılması kararlaştırıldı. > Yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin taşeron marifetiyle istihdamı ile ilgili hukuki müca- deleye devam edilmesi yönünde karar alındı. > Toplantıların yıl içerisinde üçer aylık dönemler halinde bölge odalarında yapılması ve bölgede görev yapan veteriner hekimlerin de katılım sağlaması kararlaştırılarak, ilk toplantının mayıs ayının ilk haftasında Trabzon’da yapılması kararlaştırılmıştır. > Ayrıca, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Yönetim kurulu üyeleri, Merkez Konseyi ve bazı oda başkanlarımızın katılımı ile gerçekleştirilen toplantıda, yaşanan sorunların çözümü için oluşturulacak komisyon marifetiyle bir çerçeve protokol hazırlanması ve her iki kurum yetkililerince imzalanarak yürürlüğe konması için çalışma başlatılması kararlaştırılmıştır. TVHB Merkez Konsey Başkanı Talat Gözet, toplantıya katılımlarıyla katkı sağlayan tüm meslektaşlarına şükranlarına sundu ve alınan kararların TVHB’nin 2015 yılı çalışmaları için hayırlı olmasını diledi. KANATLI Uzun vadeli beslenme planları yaratın Sağlıklı tam büyümüş bir tavuğa ulaşmak, civcivin yumurtadan çıktığı günden itibaren başlar. Bu nedenle civcive dengeli başlangıç diyeti sağlamayı unutmayın. Yeni civciler gelmeden önce büyüme Bu süreçte ortam havasını temiz tutmaya özen gösterin. Civcivler çok hassas oldukları için tüm materyalleri kullanmadan önce mutlaka iyice dezenfekte edin. Dr.Ballam; “Dezenfektanları doğru ve güvenli kullanmak için güvenlik yönlendirmelerini okuyun.” diyor. İtibarlı bir civciv tedarikçisi araştırın Civcivlerinizi Amerikan pullarom ve tifo temiz belgeli çiftliklerden satın alin. Potansiyel hastalıkları önlemek için Marek Hastalığı ve coccidiosis aşılı hayvanları tercih edin. Tavukları güvende tutmak için... Amerika’daki bir gıda firmasına göre, arka bahçe değişimine katılmak, kendi yumurtlayan tavuklarını yetiştirmek ve verimlerini arttırmada başarı sağlamak için altı adım mevcut. Civciv büyütme makinenizi hazırlayın Civcivlerinizi civciv büyütme makinesi denilen bebek civcivleri sıcak tutacak ortamda tutun. Civciv büyütme makinesi, taban yüzeyiyle tamamen bitişik olmalı ve bir döşeme ile çevrilmiş olmalı. İçerisinde bir ısıtıcı lamba yer almalı. Dr. Ballam şöyle bir tavsiyede bulunuyor; “Her civciv ilk 6 hafta için 2-3 alan boşluğuna ihtiyaç duyar. Civciv büyütme makinesi ile hava sıcaklığını ilk hafta 90oF’ye ayarlayın ve 55oF’ye ulaşana kadar her hafta 5oF’er düşürün. İNFOVET 54-55 Sizin için doğru olan türü seçin Kanatlı hayvan türleri çeşitli şekil, boy ve renklerden oluşur. Hayvanınızdan ne istediğinize karar verin. Eğer taze yumurtalar istiyorsanız, Beyaz Leghorn Melezleri (beyaz yumurta), Plymouth Barred Rocks (kahverengi yumurta), Rhode Island Reds (kahverengi yumurta), Blue Andalusians (beyaz yumurta) veya Ameraucanas / Easter Eggers (mavi yumurta) türlerini tercih edebilirsiniz. Cornish Cross tavukları daha çabuk büyür ve et üretimi için idealdir. Hem yumurta hem et üretimi düşünüyorsanız, Plymouth Barred Rock, Sussex ya da Buff Orpingtons gibi iki yönlü türleri düşünebilirsiniz. Egzotik türler sadece şov için veya evcil hayvan olarak kullanılabilir. Tavukların sayısına karar verin Sürünüzdeki kanatlı hayvanların sayısı ve cinsiyeti yerel kanunlara veya sürüden beklentinize göre değişebilir. Dr.Ballam şöyle açıklıyor; “Sürünüz için zaman ve sürünüzün barınma yerleri için bütçe yaratın. Yumurtaları nasıl toplayıp kullanacağınızı ve yumurtlamayı sonlandıran tavuklarla ilgili ne yapacağınıza dair bir plan yapın. Başlangıçta küçük adetlerle (4-6 tavukla) sürünüzü oluşturun.” BÜYÜKBAŞ Araştırmalar kanser insidansı ile süt tüketimi arasında bir ilişki saptamamakta; aksine koruyucu etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Sütten özür dileyeceĞiz Son zamanlarda kanser vakaları ile bağdaştırılmaya çalışılan ve medyada çoğu zaman spekülasyonlara neden olan süt ve süt ürünlerinin somut verilerle desteklenmeden kanser vakaları ile ilişkilendirilmesi doğru mu? YAZI: PROF. DR. U. Tansel Şireli Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi İNFOVET 56-57 S üt, insanların beslenmesinde vazgeçilmez öneme sahip bir besin maddesidir. Bebeklerin ve çocukların beslenmesinde özellikle içerdiği yeterli ve dengeli protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller nedeniyle temel besin maddeleri açısından öne çıkmaktadır. Sütün bileşiminde emülsiyon şeklinde yağ globülleri, koloidal şekilde dağılmış proteinler ve çözelti halinde laktoz ve çözünür proteinler bulunmaktadır. Ayrıca süt; kalsiyum, vitamin D, konjugelinoleik asit ve sfingolipidler gibi birçok potansiyel aktif komponentten de oldukça zengindir. Bu nedenle süt ve ürünleri iyi bir yağ, protein ve karbonhidrat kaynağıdır. IDF verilerine göre, süt tüketiminde Türkiye 8. sırada IDF (International Dairy Federation) tarafından Japonya’da 2013 yılında düzenlenen dünya süt zirvesinde, 2012 yılında 7,1 milyar olarak kabul edilen dünya nüfusuna göre ortalama kişi başı süt tüketimi 109,1 litre olarak kabul edilmiş ve geçtiğimiz 7 yıla oranla süt üretimi % 8 (7,6 kg) düzeyinde artış göstermiştir. Bu verilere göre toplam süt tüketiminin % 41’ini oluşturan Asya en önemli tüketim bölgesiyken, bunu % 27 ile Avrupa kıtası takip etmiştir. Bu üretim oranına rağmen kişi başı tüketim açısından Asya gelişmiş ülkelerin önemli bir kısmını içine alan Avrupa ve Kuzey Amerika kıtasındaki insanlardan daha az süt tüketmektedir. Asya’da kişi başı tüketim 73 kg iken, Avrupa’da 280 kg ve İnek sütü üretiminde, 16 milyon tonla Türkiye 8. sırada gelmektedir. BÜYÜKBAŞ Kuzey Amerika’da 274 kg’a ulaşmıştır. Ulusal Süt Konseyi’nin 2013 İstatistiki Raporu’nda dünyada en fazla inek sütü üreten ülkelerin ilk beş sırasında Avrupa Birliği (Üye 27 ülke toplamı) 152 milyon tonla başı çekerken, bunu sırası ile 90,9’ la ABD, 60,1’le Hindistan, 37,4’ le Çin ve 33,7 milyon ton ile de Brezilya takip etmektedir. Türkiye ise 16 milyon tonla 8. sırada gelmektedir. Türkiye’de 2013 yılı içme sütü tüketimi 1.323.942 tondur. Bunun 1.128.678 tonu (%85) UHT, geri kalan kısmı pastörize olarak tüketilmektedir. Türkiye’de (2013 yılı) kişi başı içme sütü tüketimi ise ortalama 37,3 kg’dır. Bu istatistiksel verileri sunmamın nedeni, son zamanlarda sütün kanser yaptığıyla ilgili bilimsel dayanakları yeterli olmayan haberlerin çıkmasıdır. Zira süt ve süt ürünleri kansere neden oluyorsa süt üretim ve tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde de bazı kanser türleri ve süt tüketimi verileri arasında da doğru bir oranın olabileceğini düşünülmesidir. En sık görülen kanser türleri ve nedenleri Uluslararası Kanser Ajansı’nın 2012 yılı verilerine bakıldığında dünya kanser vakalarını kayıt altına alan 184 ülkede, 28 kanser tipi öne çıkmaktadır. GLOBOCAN 2012 verilerine göre dünyada 14,1 milyon yeni kanser vakası kayıt edilmiş ve 8,2 milyon kansere bağlı ölüm şekillenmiştir. Dünya’da en çok tanı konulan kanser tiplerinin; akciğer (%13,0), meme (%11,9) ve kolon (%9,7) kanserleri olduğu belirlenmiştir. Kanserden ölen hastaların ise en çok akciğer (%19,4), karaciğer (%9,1) ve mide (%8,8) kanser hastaları olduğu belirtilmiştir (Tablo 1-2 ). Genel olarak bakıldığında her yıl yaklaşık 76 milyon insan kanser veya kanserin yol açtığı etkilere bağlı hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Yine genel olarak uzmanlar tüm kanser olgularında genetik faktörlerin sadece %5-10 etkili olduğunu belirtirken, kansere neden olan diğer faktörler arasında özellikle, yeme, sigara ve alkol alışkanlıkları, yetersiz egzersizler, güneş ve diğer çevresel faktörlerin önemli olduğunu belirtmişlerdir, kanser olgularının %30-40’nın düzensiz yemek ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimler sonucunda ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Somut verilerle desteklenmeyen açıklamalar kaosa neden olacaktır Uluslararası Kanser Ajansı tarafından yapılan açıklamalara göre kanser artış hızının bu hızla devam etmesi durumunda dünya nüfusunun artışına ve nüfustaki yaşlanmaya bağlı olarak 2025 yılında toplam 19,3 milyon yeni kanser vakası olacağı ön görülmektedir. İNFOVET 58-59 Süt karsinojenitesi somut verilerle desteklenmezse, toplumda kaos yaratmaktan öteye geçilemez. Yetişkinler için günde 2-3 porsiyon süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerektiği Amerika, Kanada, Avusturalya ve Birleşik Devletler gibi ülkelerde hazırlanan beslenme rehberlerinde yerini almaktadır. Ajans ayrıca %56,8 olan kanser vakaları ile %64,9 olan bu hastalıklara bağlı ölümlerin %50’sinden fazlasının az gelişmiş ülkelerde görüldüğü belirtilmektedir. Bu bağlamda, son zamanlarda kanser vakaları ile ilişkilendirilmeye çalışılan ve medyada çoğu zaman spekülasyonlara neden olan süt ve süt ürünlerinin kanser vakaları ile ilişkilendirilmesi doğru ve bilimsel kaynaklara dayanarak yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede öncelikle uluslararası epidemiyolojik verilere dayanan araştırmalar incelenmeli ve sütün karsinojenitesi somut verilerle desteklenmelidir. Aksi takdirde yapılan açıklamalar insan beslenmesinde önemli bir yere sahip olan sütün kirletilmesinden, toplum sağlığı ile oynamaktan ve yapılan yorumların kaosa neden olmasında ileri gitmeyecektir. Genel olarak yapılan savlarda süt unsurları içerisinde yer alan bazı madde ya da bileşiklerin farklı kanser türlerini tetiklediklerini savunurken, bazı araştırıcıların çalışmalarında Tablo 1. Uluslararası Kanser Ajansı (IARC) tarafından yayınlanan Globocan 2012 verilerine göre erkeklerde en sık görülen ilk beş kanser türünün dağılımı Türkiye* Dünya IARC’a üye 24 ülke AB (28 ülke) ABD Akciğer Akciğer Prostat Prostat Prostat Prostat Prostat Akciğer Akciğer Akciğer Mesane Kolorektal Kolorektal Kolorektal Kolorektal Kolorektal Mide Mide Mesane Mesane Mide Karaciğer Mesane Böbrek Böbrek * Türkiye Birleşik Veri Tabanı, 2009 BÜYÜKBAŞ Süt yağı globünomembranı, doğal olarak çiğ sütten elde edilir ve bu madde kolon kanseri riskini azaltır. kanser insidansı ile süt tüketimi ilişkisi Prostat, kolon, rektum, pankreas, lösemi, tiroid kanserlerinin bulunduğu 25 kanser tipine sahip 15,914 kanser hastasının 11 yıl 6 ay süresince gözlemlendiği bir çalışmada, katılımcıların günlük tükettikleri süt miktarı, yaş grupları, cinsiyetleri gibi faktörleri göz önüne alınan hastaların kanserli hücreleri değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kanser insidansı ile süt tüketimi arasında istatiksel olarak bir ilişki saptanamamısının yanı sıra fermente süt ürünleri tüketiminin kanserlere karşı koruyucu etkisinin olabileceği saptanmıştır. ise başta kalsiyum ve D vitamini olmak üzere birçok kanser türüne karşı antikarsinojenik özelliklerinden dolayı sütün organizmayı koruduğu belirtilmektedir. Bu nedenle de çelişki oluşturabilen sorunlara cevap olarak da biz bu derlemede bilimsel verilerin incelenmesini daha doğru bularak araştırma sonuçlarını yansıtmaya çalıştık. Sütün kolorektal kanserler üzerine koruyucu etkisi var Kolorektal (CRC) kanserler tüm kanser türleri içinde %9.7 oranında rastlanan ve her yıl yaklaşık 1.2 milyon kişide yeni olgu olarak görülen kanser türüdür. Kolorektal kanserler 2008 yılında CRC’in erkeklerde %10 oranıyla üçüncü, bayanlarda %9.4 oranıyla ise ikinci sırada yer alırken, dünyada en fazla teşhis edilen kanser türlerinden olduğu da bildirilmiştir. Süt ve süt ürünlerinin kolorektal kanser üzerinde koruyucu etki gösteren, Tablo 2. Uluslararası Kanser Ajansı (IARC) tarafından yayınlanan Globocan 2012 verilerine göre kadınlarda en sık görülen ilk beş kanser türünün dağılımı Türkiye* Dünya IARC’a üye 24 ülke AB (28 ülke) ABD Meme Meme Meme Meme Meme Tiroid Kolorektal Kolorektal Kolorektal Akciğer Kolorektal Uterusserviksi Akciğer Akciğer Kolorektal Uteruskorpusu Akciğer Uterusserviksi Uteruskorpusu Tiroid Akciğer Uteruskorpusu Uteruskorpusu Uterusserviksi Uterus * Türkiye Birleşik Veri Tabanı, 2009 İNFOVET 60-61 Prostat kanserlerinde Vitamin D’nin koruyucu etkisi olduğunu ve bu etkinin birçok epidemiyolojik araştırmada ileri sürüldüğünü belirtmektedirler. önemli beslenme öğeleri olduğu birçok epidemiyolojik çalışmalarla belirlenmiştir. Bu etkiyi süt yağı globülmembranı (MFGM)’nı, süt yağı globüllerini ve bunların kimyasal-fiziksel kompozisyon yapılarını koruyan, başlıca glikolipid, fosfolipid ve proteinlerinden oluşan yüzey aktif materyaller sağlamaktadır. Bu nedenle de araştırmalarda MFGM doğal olarak çiğ sütten elde edilerek, bu maddenin kolon kanseri hücreleri (HT-29) üzerine antikarsinojenik etkileri araştırılmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarında Lipopolisakkaritlerin (LPS) lenfositlerin üzerine önemli derecede inflamatuar etkisi olduğu belirtilmiştir. MFGM’nin elde edilmesi sırasında gram negatif mikroorganizmaların gelişimi üzerine büyük etkisi olan lipopolisakkaritlerin MFGM ile kontaminasyonunun önlenmesi için de gerekli önlemler alınmıştır. Ayrıca çalışmalarda LPS’nin bağırsak epitel hücreleri vasıtasıyla sitokin IL-8 sekresyonunu stimule ettiği görülmüştür. Yine nötrofilleri ve diğer immun sistem hücrelerini aktive eden IL-8, kemotaktik bir peptiddir. HT-29 hücreleri üzerinde BÜYÜKBAŞ Laktoz ve paratiroid hormon ilişkisi Laktoz ve yağdan zengin gıdaların sağlık üzerinde zararlı etkileri olduğu belirtilirken; kalsiyum ve vitamin D bakımından zengin gıdalarla beslenildiğinde ise paratriod hormonunun salgılanmasının azalacağı, dolaylı olarak hücre proliferasyonundada azalma olacağı ve böylece bu gıdaların sağlık üzerinde yararlı olabileceği savunulmaktadır. Sürekli olarak kalsiyum tüketiminin nüks eden adenomatöz poliplerde azalmaya neden olduğu vurgulanmaktadır. Sütle ilgili çelişki oluşturabilen sorunlara cevap bulabilmek için bilim insanları araştırmalarına devam etmektedir. 100 ng/ml değere ulaşan doza bağımlı etki görüldüğüde belirtilmektedir. Sonuç olarak çiğ sütten doğal olarak elde edilen MFGM’nin, HT-29 kolorektal karsinoma hücreleri üzerine potansiyel antikarsinojenik etkilerinin olduğu belirlenmiştir. MFGM’nin antikarsinojenik etkisinin ticari antikarsinojenik ajanlar olarak bilinen ajanlarla (0.1mM melfalan ve 20 µM N-asetil-D-sfingosin) benzer veya bunlardan daha güçlü etki gösterdiği belirlenmiştir. 1 µg/ml MFGM’nin hücre bölünmesini aktive ettiği yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Kolorektal kanser oluşumları üzerine süt tüketiminin etkisinin araştırıldığı bir çalışmada 4992 denek üzerinde 250 g’dan fazla süt tüketen bireylerde 70 g’dan az tüketenlere göre kansere yakalanma riskinin % 15 daha az olduğunu ileri sürmüşlerdir. Diğer taraftan süt ve diyetle alınan kalsiyumun kolorektal kanser hücreleri üzerine gelişmeyi önleyici etkisinin olduğu vurgulanırken, aynı zamanda süt tüketiminin insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-I)’i arttırdığı bildirilmektedir. IGF-I’in, IGF bağlayan protein-3 (IGFBP-3)’e oranının yüksek olması kolorektal Başta kalsiyum ve D vitamini olmak üzere birçok kanser türüne karşı antikarsinojenik özelliklerinden dolayı sütün organizmayı koruduğu belirtilmektedir. kanser riskinin artmasına yol açabildiği belirtilmektedir. Süt ve diyetteki kalsiyumun kolorektal kanserlere karşı koruyucu etkisinin olduğu, kolorektal epitelyum hücrelerine karşı toksik etkisi bulunan yağ asitleri ve safra asitlerinin çökelmesi sonucunda gerçekleşebileceği düşünülmektedir. Az yağlı sütler antikarsinojenik maddelerden zengin Beslenme alışkanlığı olarak günde 500 ml ve üzeri tam yağlı süt tüketme alışkanlığı olanların tüketmeyenlere oranla %13 oranında kanser riski azalttığını belirtmişlerdir. Yapılan bu çalışmalarla, yetişkinler için günde 2-3 porsiyon süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi gerektiği Amerika, Kanada, Avusturalya ve Birleşik Devletler için hazırlanan beslenme rehberlerinde yerini almaktadır. Beslenmede önemli olan süt proteinleri, tüm esansiyel (vücutta sentezlenemeyen) amino asitlerin önemli bir kaynağıdır ve bu amino asitleri dengeli bir düzeyde içerir. Bu özelliği nedeni ile bebekler için en iyi protein kaynaklarından olan süt, IGF-I ve büyüme üzerinde büyük etkisi olan aminoasitler bakımından oldukça zengindir. İnek sütünün içerdiği IGF-I yapısal olarak insan IGF-I’i ile benzerlik göstermektedir. IGF-I, midedeki proteolitik enzimler tarafından parçalanacağı için, oral olarak alındığında biyolojik aktivitesini sürdüremediği düşüncesi hakimdir. Fakat ratlar üzerinde yapılan, IGF antikorları ve kazeinin işaretlendiği in vivo çalışmalarda, yetişkin rat gastrointestinal sisteminde IGF’nin yıkımlanmadığı ortaya konmuştur. Bu arada IGF-I seviyeleri üzerine süt ve süt ürünlerinin pozitif etkisi olmasına BÜYÜKBAŞ Testiküler kanser ve süt tüketimi rağmen, yüksek IGF-I/IGFBP-3 oranına sahip erkeklerde diyetle alınan kalsiyumun kolorektal kanser insidansı üzerine etkili olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Sonuç olarak, süt ve süt ürünlerinin CRC riskiyle negatif yönde ilişkili olduğu yapılan birçok bilimsel araştırma sonucunda kanıtlanmıştır. Süt ve süt ürünlerinin koruyucu etkisinin ise riboflavin, kalsiyum, vitamin B12 ve vitamin D ve diğer komponentlerden ileri geldiği belirtilmektedir. Aynı zamanda bu besin gruplarının içerdikleri bütirik asit, linoleik asit, sfingomyelin ve probiyotikler gibi diğer koruyucu öğeleri ile kanser oluşum riskini azaltabildikleri bildirilmektedir. Ayrıca süt ve CRC arasındaki ilişkide yağ içeriğinin etkili olduğu ve özellikle az yağlı sütlerin içerdiği antikanserojenik maddelerden zenginliği nedeni ile CRC riskini azaltıcı etkisi olduğu belirtilmektedir. Bu sonuçlar ışığında Amerikan Kanser Derneği (ACS), kanser araştırma- ları için ilk olarak 2006 yılında beslenme ve fiziksel aktivite rehberi yayınlamıştır. 2012 yılında bu rehber için yayınlanan güncellemede beslenmede temel oluşturması gereken beş temel kaynaktan bahsedilmiş, bu beş kaynaktan birinde ise süt ve süt ürünlerinin az yağlı olanlarının seçilmesi gerektiği önemle vurgulanmıştır. Kalsiyum kolon kanseri riskini azaltıyor Hayvanlar üzerindeki deneysel çalışmalarda, günlük diyete ek olarak alınan kalsiyumun ve süt tüketiminin kolon epitelyum hiperplazisini inhibe etmesinin; safra ve yağ asitleri, enterik rezeksiyon veya besinsel stres tarafından gerçekleştiği bildirilmektedir. Aynı zamanda kalsiyum ve az yağlı süt tüketiminin tümör oluşumunu teşvik edici enzim ornitin dekarboksilaz üretimini suprese ettiği ve azoksimethan ve/veya 1,2-dimetilhidrazin tarafından deneysel olarak kolon karsinogenezisini inhibe ettiği bildirilmektedir. Birçok çalışma tarafından diyete ek olarak alınan kalsiyumun insan kolon hücrelerinde epitelyal hücre proliferasyonunu inhibe Beslenme alışkanlığı olarak günde 500 ml ve tam yağlı süt tüketme alışkanlığı olanların tüketmeyenlere oranla %13 oranında kanser risklerinin azaldığı gözlenmiştir. Testiküler kanserler ve süt tüketimi arasındaki ilişkinin araştırıldığı 3 yıl süren bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmada bireylerin yaşları, süt tüketimleri, boy ve kiloları gibi faktörler esas alınmıştır. Çalışmaya göre, süt tüketimi non-epitelyal kanser gelişimi ile ilgili olsa bile, sütün buradaki teşvik edici faktörlerden biri olabileceği, insidanstaki değişimin gelişim süreci sırasında rol oynayan başlatıcı faktördeki değişimlerden kaynaklanabileceği bildirilmektedir. Burada süt tüketimi testiküler kanserin bir sebebi olarak gösterilememiştir. ettiği belirtilmektedir. Aynı zamanda, az yağlı süt ürünlerinin yüksek oranda tüketiminin (günlük kalsiyum tüketimi 1200 mg) kolon epitelyal hücre proliferasyonunu inhibe ettiği belirtilmektedir. Dahası, sürekli olarak kalsiyum tüketiminin nüks eden adenomatöz poliplerde azalmaya neden olduğu vurgulanmaktadır. Yeni Zellanda’da çocuklarda günlük 250 ml süt içmenin içerdiği kalsiyumdan dolayı kolon kanserine koruyucu etki gösterdiği belirtilirken, okul sütü uygulamalarının bu kansere yakalanma oranını %2,1 azalttığı belirtilmiştir. Sütün başlıca demir bağlayıcı proteini olan laktoferrinin kolon kanser hücreleri HCT-166’nin proliferasyonunu inhibe edici özelliği belirlenmiştir. Deve sütünden elde edilen laktoferrinin ise antioksidan özelliğe sahip olduğu ve DNA hasarını inhibe edici özelliği yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Deve sütü laktoferrini 5 mg/ml dozunda kullanıldığında kolon kanser hücrelerinin gelişimini %50’den daha fazla oranda inhibe ettiği belirlenmiştir. Süt ve süt ürünlerinin ovaryum kanserleri üzerine etkileri Süt ve süt ürünleri tüketiminin prostat, menopoz sonrası endometrial kanser ve BÜYÜKBAŞ ovaryum kanserleri gibi hormonlarla ilişkili kanserlerle ilişkisi birçok araştırıcı tarafından araştırılmıştır. Bu kanserler arasında ovaryum kanserleri dünyada kadınlarda en çok ölüme neden olan kanser tiplerinden biridir. Ovaryum kanserlerinin dünya sıklıkla rastlanması, uzmanlar arasında bu kanser tipi ile beslenme alışkanlıkları arasında bir ilişki olup olmadığını akla getirmiştir. Sonuç olarak bu kanser ile D vitamini alınımı arasında bir bağlantı olduğu ve bu maddenin in vitro çalışmalarda kanserli hücreleri küçülttüğü belirtilmiştir. Bu çerçevede de uzmanlar Kalsiyum ve D vitaminin kaynağı olan süt ve ürünlerinin yumurtalık kanseri riskini önleyebileceğini belirtmektedirler. Yine kaynağı sadece süt olan laktoz, beslenme fizyolojisi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü laktoz, doğal bağırsak florasının çalışmasını önemli yönde etkiler ve kan şekeri düzeyinin hızlı yükselmesini önler. Ayrıca laktozun parçalanma ürünü olan laktik asit, bağırsakta kalsiyum ve magnezyumun emilmesini arttırır; karaciğerde yağ birikimini azaltır. Fakat araştırmacılar laktozun bu olumlu etkilerine karşın laktaz persistansının ovaryum kanseri insidansıyla pozitif bir kor- Fermente süt ürünlerinin göğüs kanseri üzerine koruyucu etkisi olmasının kanıtı olarak laktik asit bakterilerinin enterohepatik sirkülasyonla ilişkisi gösteriliyor. relasyona sahip olup olmadığı veya ovaryum karsinogenezisinde süt ve süt ürünlerinin tüketiminin potansiyel rolünün etkisinin ne olduğunuda araştırılmak istenmişlerdir. Bu çerçevede yapılan bir çalışmada galaktoz ve laktozun oositler üzerine toksik etkili olabileceği ve gonadotropinlerin olması gerektiği zamanda salgılanmamasına neden olabileceği, fare/rat modelleri ile deneysel olarak ortaya koymuşlardır. Bu araştırma da deney hayvanları yüksek laktoza sahip gıdalarla beslenmiş, hayvanlarda ovülasyon bozuklukları ve hipogonadizm gözlenmiştir. Sonuç olarak araştırmada bahsedilen ürünlerin ovaryum kanserleriyle ilişkisi olmadığı istatiksel verilerle kanıtlanmıştır. Süt ürünleri ve bunların komponenetleri İNFOVET 66-67 Hepatoselüler karsinomda sütün rolü Fransa Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından desteklenen bir çalışmada dünyada geniş yayılım gösteren ve 6. sırada yer alan karaciğer kanserlerinin ilişkilendirilmesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda bazı süt ürünlerinin alımıyla karaciğer kanser riski arasında bir ilişkili bulunmuş olmasına rağmen araştırıcılar bulguların çoğu zaman tutarsız olduğunu belirtmişlerdir. Buna göre de şu anda, hepatoselüler karsinom (HCC) gelişiminde süt ve süt ürünleri alımının rolünün net olmadığı, ancak, dolaşım IGF-I seviyelerinin önemli bir rol oynayabileceği belirtilmiştir. (laktoz, kalsiyum ve vitamin D)’nin ovaryum kanserleri üzerine etkilerinin araştırıldığı bir başka araştırmada, az yağlı ya da yağsız süt tüketimi ve düzeyi ile ovaryum kanserleri arasında negatif yönde bir ilişki saptanmıştır. Bu arada, yüksek miktarlarda tam yağlı süt tüketiminin ovaryum kanseri riskini yağ düzeyindeki artıştan dolayı arttırabileceği belirtilmektedir. Araştırmada total kalsiyum ve vitamin D tüketiminin koruyucu etkisinin diğer süt komponentlerinden daha güçlü olduğu belirtilmiştir. Çalışmanın 50 yaş altındaki katılımcılarında laktoz tüketiminin kontrol grubuna göre ovaryum kanseri riskinin daha fazla olduğu belirtilirken, 50 yaş ve üstü katılımcılarında ovaryum kanseri riski ve laktoz tüketimi arasında istatiksel olarak bir ilişki saptanamamıştır (Merritt ve ark., 2013). Araştırmacılar ovaryum kanserleri arasında ters bir ilişki olduğunu belirtmekte, buna neden olan etkilerin birden fazla mekanizmasının bulunduğunu ve konunun tam olarak açıklığa kavuşturulmadığını belirtmektedirler. Süt ürünleri ve prostat kanseri ilişkilendirilmesi Prostat kanseriyle ilgili yapılan çalışmalardan elde edilen verilere göre, süt ürünleriyle prostat kanserinin ilişkilendirilmesine yönelik dört farklı mekanizmadan bahsedilmiştir: 1 Az yağlı ya da yağsız süt kalsiyumun en önemli kaynaklarındandır ve yüksek miktarda yağsız süt tüketimi hücre içi 1,25 dihidroksikolekalsiferol konsantrasyonu düşüşünü sağlayarak prostat karsinogenezisinde azalma sağlayabilmektedir. BÜYÜKBAŞ 2 Bir diğer açıklamaki bağlantı, -metilasilCoA rasemazın salgılanmasını regüle eden fitanik asit ile bağdaştırılabilinmektedir. α-metilasil-CoA rasemazın prostat kanseri için moleküler bir marker olduğu yapılan çalışmalarla belirlenmiştir. 3 Bir diğer ilişki mekanizması, fosfatın etkisi doğrultusunda gerçekleştiğidir. Bu açıklamada süt ürünleriyle birlikte alınan yüksek miktardaki fosfatın prostat kanserini teşvik edebileceği şeklindedir. Bunun nedeni olarak ise, plazma fosfat konsantrasyonunun 1,25 dihidroksikolekalsiferol konsantrasyonunu etkileyebildiğinden kaynaklandığıdır. Fermente süt ürünlerinin göğüs kanseri üzerine koruyucu etkisi olduğu deneysel çalışmalarla ortaya konmuştur. 4 Süt ürünlerinin insülin benzeri büyüme faktörü-I konsantrasyonunda artışa sebep olabilmesi de yine bir diğer ilişki mekanizması olarak bildirilmektedir. Bu mekanizmalar dahi yeterli somut veriler ile kanıtlanmamış ve üzerinde araştırmaların sürdürülmesi gerektiği belirtilmektedir. Yoğurdun özellikle bağırsak kanserini önlediği bildirilmektedir. Görülen antikarsinojenik etki, bakteriyel enzimlerin baskılanması ile bağdaştırılmaktadır. Prostat kanserleri erkeklerde en sıklıkla rastlanan ikinci derecede önemli olan kanser tipidir. Prostat kanserlerinde Vitamin D’nin koruyucu etkisi olduğunu ve bu etkinin birçok epidemiyolojik araştırmada ileri sürüldüğünü belirtmektedirler. Süt ile prostat kanseri arasındaki ilişkiyi süt yağının oranı ve obezite, hiperinsülinemi gibi diğer faktörler etkileyebilmektedir. Tam yağlı süt, yağsız süte göre yaklaşık kırk kat daha fazla doymuş yağ içermektedir. Doymuş yağ oranı miktarının farkı, 237 ml tam yağlı süt ve yağsız sütün yaklaşık %20 ’si günlük ortalama tüketim miktarı kadardır. Yüksek yağlı süt ürünleri, pankreas kanseriyle ilişkin C-peptid konsantrasyonlarıyla pozitif korrelasyon göstermektedir. Sonuç olarak araştırma bulgularına sonucunda yapılan ilişkilendirmelere göre prostat kanseri ile sütün ilişkilendirilmesi için yeterli düzeyde somut veri olmadığı ve İNFOVET 68-69 prostat kanserleri ile süt arasında doğrudan bir ilişkinin olmadığı belirtilmektedir. Ayrıca çalışma bulgularına göre az yağlı süt ve süt ürünlerinin kolorektal kanserlerinde içinde bulunduğu birçok hastalık için yararlı etki gösterdiği belirtilmektedir. Fermente süt ürünleri göğüs kanseri riskini azaltıyor Amerika Birleşik Devletleri Kanser Araştırma Merkezi tarafından yapılan, 133 göğüs kanseri vakası ve 289 kontrol grubundan oluşan vaka-kontrol çalışmasında fermente süt ürünlerinin kanser vakalarıyla ilişkisi gözlemlenmiştir. Araştırmanın sonucunda, göğüs kanseri ile süt tüketimi arasında belirgin bir istatiksel ilişki saptanamamasının yanı sıra, fermente süt ürünleri tüketiminin göğüs kanserine karşı koruyucu etkisinin olabileceği saptanmıştır. Fermente süt ürünlerinin göğüs kanseri üzerine koruyucu etkisi olmasının biyolojik kanıtı olarak ise laktik asit bakterilerinin enterohepatik Lenfoma ve doymuş yağ ilişkisi Yapılan çalışmalarda gıda tüketiminin çeşitli hastalıklarla bağlantısı araştırılmıştır. Çalışmalarda doymuş yağların lenfomaların etiyolojisini oluşturan temel etkenler oldukları ortaya konmuştur. Süt ve süt ürünleri de doymuş yağ bakımından zengin gıdalar oldukları için lenfomalarla ilişkileri araştırılmıştır. Lenfomaid neoplasmlar; Hodgkin olmayan lenfoma (NHL), myeloma (MM) ve lenfoid lösemi (LL)’leri içermektedir. NHL’lerin etiyolojisinin temelini ise immunsupresyon oluşturmaktadır, protein ve yağların immun sistem üzerinde etkili oldukları bilinmektedir. BÜYÜKBAŞ sirkülasyonla ilişkisi ve immunolojik aktiviteyi stimüle etmesi gösterilmektedir. Laktik asit bakterilerinin intestinal mikroflora ve immun sistem üzerine etkileri deneysel çalışmalarla ortaya konmuştur. Göğüs kanserinin en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilen östrojenik hormonların süt tüketimiyle vücuda alınıp göğüs kanserine neden olup olmayacağını sorgulayan bir çalışmada, süt ve süt ürünlerinin göğüs kanseriyle ilişkisi incelenmiştir. Süt ineklerinin ve yemlerinin genetik modifikasyonu ile birlikte, batılı devletler tarafından tüketime sunulan sütlerin çoğunlukla gebe inekler tarafından üretilmesi sonucu süt ürünlerinde saptanan östrojen ve progesteron seviyeleri artış göstermektedir. Östrojenik hormonların öncelikli olarak yağda bulunması nedeniyle dişilik hormonu seviyeleri az yağlı ya da yağsız sütlerde daha düşük seviyelerde bulunmaktadır. Çalışma sonucunda süt ürünleri- Bebeklerin ve çocukların beslenmesinde özellikle içerdiği dengeli protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller nedeniyle temel besin maddeleri açısından öne çıkmaktadır. 50 yaş ve üzeri kadınlarla yapılan çalışmalarda, ovaryum kanseri ve laktoz tüketimi arasında ters bir ilişki görülmüştür. nin tüketimi ve göğüs kanserinin tekrarlaması ya da oluşması arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Yağ oranı yüksek süt ürünlerinin tüketimi ve östrojen seviyeleri arasındaki ilişki belirlenememiştir. Amerika ve Afrika kıtalarına ait 17 eyaletten, 21-69 yaşları arasındaki 59,027 kadın üzerinde yapılan ve 12 yılda tamamlanan bir çalışmada, kadınlarda göğüs kanseri ile diyetle alınan süt ve süt ürünleri arasında bir ilişkinin olup olmadığı araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda menopoz öncesi ve sonrası göğüs kanseri vakaları ile diyetle alınan süt ve süt ürünleri, kalsiyum ve vitamin D arasında istatiksel olarak bir ilişki belirlenememiştir. Uzun yaşamanın sırrı: Süt Sonuç olarak, beslenme açısından oldukça büyük öneme sahip olan süt hakkında kamuoyunda çıkan çoğu haberin bilimsel bir veriye dayandırılmadığı görülmektedir. Sütün kanser yaptığıyla ilgili çıkan haberlerin aksine, sütün önemli düzeyde antikarsinojenik etkileri bulunmaktadır. Hatta doğu kültürlerinde uzun yaşamanın sırları arasında süt ve süt ürünlerinin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Kanser ile ilişkilendirilmeye çalışılan sadece sütün yağı olabilir ki, süt yağının da besinsel açıdan sağladığı yararlar göz ardı edilemez ve süt yağı bilindiği gibi tam yağlı sütte yalnızca %3,5 oranında bulunur. Ayrıca kanserle ilgili yapılan çalışmalarda süt ve süt ürünlerinin doğrudan bir etki oluşturmadıkları ve yapılan savlarda ise yeteri düzeylerde somut veri bulunmadığı araştırıcılar tarafından belirtilirken, bu konu- mesane kanserinde antikanserojenik proteinler Mesane kanserleri genital sistemde sıkça görülen tümörlerdir. Mesane kanserleri ölüm oranları açısından dünyada 9. sırada yer almaktadır. Vakaların %70-80’i süperfisial ve kas invaziv olmayan mesane kanserleri (NMIBCs)’ni oluşturmaktadır. özellikle az yağlı veya yağsız süt tüketiminin mesane kanserlerini önleyici etkileri olduğu belirtilmekte olup, bu etkininde özellikle mevcut antikanserojenik proteinlerden kaynaklandığı belirtilmektedir. ların açıklığa kavuşturulması ile ilgili yapılan çalışmaların yeterli olmadığı daha detaylı ve ölçülebilir değerlere dayanan araştırmaların yapılması gerektiği ortak uzman görüşleri olarak verilmiştir. Bu bağlamda, insan beslenmesinde önemli bir yere sahip olan ve doğanın bize bahşettiği süte gereken önem verilmelidir. Bu konuda yazılı ve görsel basınında sorumluluk bilinci içerisinde hareket etmesi, bilimsel temellere dayanmayan bilgilerin kaos yaratabileceğinin bilinmesi ve insan sağlığını ilgilendiren konular hakkında daha duyarlı davranılması gerekmektedir. KANATLI Ş u sıralar, Ukrayna’nın Rusya’ya yaptığı kanatlı ihracatı durdu; eş zamanlı olarak diğer önemli alıcılardan olan, Kazakistan ve Özbekistan’daki kanatlı eti geçişlerine de yasaklar getirildi. Nedeni, bilindiği üzere Doğu Ukrayna’daki anlaşmazlıklar sonucu yaşanan bölünmelerdir. Bu anlaşmazlıklar; Rusya ve Ukrayna arasında ticari ilişkilerin kötüleşmesine sebep oldu. Ukrayna’da büyük ihracatlara imza atan şirketlerin temsilcileri, bu yasakların kaldırılması durumlarında bile, Rusya pazarına tedarikte bulunma konusunda emin olamamakta, pazarı oldukça riskli bulmakta ve mantığa sığmayan derece fahiş olan kısıtlamalardan dolayı yasakların kalkmasına yanaşmamaktalar. Verilere göre 2013 yılında Ukrayna, geçen yılla karşılaştırıldığında % 7 artışla toplamda 732 bin ton hayvansal ürün ihraç etti ve bunun 150 bin tonu yine % 80 artış oranıyla kanatlı ürünleri oldu. Ukrayna kanatlı sektörü kendi kendini idare edebilecek yapıda olduğu için ileriye dönük büyüme planları ihracatın artması ile neticelenecektir. 2014’ün ilk 7 ayında Ukrayna, 86 bin ton kanatlı ihracatı gerçekleştirmiş; ki bu, geçtiğimiz yılın aynı dönemi Gümrük Birliği’ne üye ülkelerin yaptığı ihracatla karşılaştırıldığında %10’dan fazla bir rakamdır. (Gümrük Birliği’ne üye ülkelerin yılın aynı döneminde, ihracat rakamları 31,600 tona Ukrayna kanatlı sektörünü neler bekliyor? Ukrayna’daki kanatlı endüstrisinin gelişimi ve geleceği, yeni ihracat yapılacak bölgelere bağlı. Bu noktada öncelikli olarak Avrupa, Ortadoğu ve Asya, Gümrük Birliği’ne dahil olan ülkelerden daha büyük bir role sahip. İNFOVET 72-73 düşmüştür.) Son zamanlardaki ihracat olanaklarındaki düşüş, özellikle Ukrayna kanatlı sektörü için önem teşkil etmekte; nedeni ise, Ukrayna hayvan pazarında olumsuz etkiler yaratan yeni zorlukların artışıdır. Ukrayna hayvan pazarındaki yeni zorluklar Ukrayna’daki kanatlı pazarında yaşanan zorluklar, ülkedeki kanatlı üreticilerine zarar verecek bir poziyon yaratmakta. Bu zorluklardan biri, para biriminin döviz kurunda düşüş yaşaması nedeniyle, iç pazar tüketicilerine yapılan kanatlı ve kanatlı ürünlerinin kar marjının düşmesidir. 2014 Kasım ayında 1 Dolar 8 Ukrayna Grivnası (UAH) iken, 15,5 UAH’ye yükselerek değer kaybetmiştir. Bu indeks kısmen, kanatlı fiyatlarındaki artışı telafi edecektir. Esas olarak tüketicilerin ucuz olan kanatlı etini, daha pahalı olan sığır etine tercih etmesiyle, kanatlı etine olan talebin yılbaşına kadar % 27 oranında artması beklenmektedir. Ancak yine de, bu yöndeki işleyişin, büyük kanatlı üreticilerin kar marjı üzerine olan olumsuz etkilerini yılbaşına kadar tamamen azaltacağı düşünülemez. Aynı zamanda, IMF’nin talebi üzerine, ülkenin kabine bakanlarının sektördeki vergi muafiyetlerini kaldırması Ukrayna kanatlı üreticileri için daha ciddi bir sorun halini almıştır. Böyle bir girişimin kabul edilmesinden sonra tavuk üreticileri, son yıllarda karlılık oranlarını yüksek seviyelerde tutmak için yapılan devlet desteklerinden milyonlarca dolar kaybetmiştir. Ukrayna Tarım ve Hayvancılık Müdürü Volodymyr Lapa’ya göre; katma değer vergisi ödemelerinin durdurulması durumunda, ülkedeki hayvancılık sektörünün gelişimi duracaktır ve aslında özel vergi rejimi, tarım üreticileri için devlet desteğinin en etkili şeklidir. Lapa sözlerine şöyle devam ediyor: “Katma değer vergisi muafiyetlerinin kaldırılması hayvancılık sektörü için, KANATLI Ukrayna Tarım ve Hayvancılık Müdürü Volodymyr Lapa: “Katma değer vergisi ödemelerinin durdurulması durumunda, ülkedeki hayvancılık sektörünün gelişimi duracaktır.” tercihli vergi muafiyeti tarihinden bu yana yaşanacak en büyük darbe olacaktır. Önceden katma değer vergisinin muafiyeti, endüstrideki bütün sermaye yatırımlarını tedarik ediyordu. Vergi indirimden gelen para, sermaye yatırımlarını finanse ederken; şirketlerin kazançları ise işletme faaliyetlerini finanse ederdi.“ şeklinde konuştu. Aynı 2014 yılının ilk yedi ayında Hollanda’ya 8,500 ton kanatlı ithal edilmiş ve Ukrayna, Irak’tan sonra ikinci büyük kanatlı ithalatçısı olmuştur. zamanda Lapa’ya göre; Ukrayna’daki tarımsal faaliyetlere ayrılan doğrudan bütçe desteği oldukça düşük ve AB çiftçileri yıllık 50 milyar dolar, Rusya 3,5 milyar dolar ve Belarus 9 milyar dolar destek görürken, Ukraynalı çiftçileri için bu rakam sadece 100 milyon doları bulmakta diyerek, sözlerini Ukrayna’nın tarım sektörünün gelişiminin büyük ölçüde vergilendirme tercihlerine bağlı olduğuyla sonlandırdı. İNFOVET 74-75 Yeni ihracat yolları Ülkede yaşanan ekonomik problemlere, ülkenin doğusundaki silahlı çatışmalara ve Rusya’yla olan ilişkilerin kötüye gitmesine rağmen; Ukrayna kanatlı sektörü güçlü bir büyüme sergiliyor. Ülke yıl sonu itibariyle, yıllık bazda %10’luk bir artış ile 810,000 ton kümes hayvanı üretebilir pozisyona gelebilir. Zaten bu yıl AB’ye kanatlı ihracatı izni almış ve ilki hali hazırda başarıyla gerçekleşmiştir. Örneğin; 2014 yılının ilk yedi ayında Hollanda’ya 8,500 ton kanatlı ithal edilmiş ve Ukrayna, Irak’tan sonra ikinci büyük kanatlı ithalatçısı olmuştur. Irak ise ilk yedi ayda 220,000 ton alım yaparak, bir önceki yılın aynı dönemine göre ithalatı 2,5 kat arttırmıştır. Ukrayna Kanatlı Üreticileri Birliği Başkanı Aleksandr Bakumenko; “Suudi Arabistan ile temaslarımız var ve gözlem için bizim üretim tesislerimizi ziyaret edeceklerini umuyoruz. Aynı zamanda Çin ve Güney Afrika ile de çalışmalara başladık ve ürünlerimiz adına bu ülkelerde ciddi fırsatların bizi beklediğini düşünüyoruz. Avrupa Birliği’ne ihracat konusuna gelirsek; bu konuda bazı teknik problemler söz konusu ama bu sorunları çözmeye çalışıyoruz. 2013 yılında Avrupa’nın 16,000 tonluk kanatlı eti ihracat kotasından sonra, 12,000 tonluk bir rakam için sözleşme yaptık.” diye konuştu. Aynı zamanda, Avrupa pazarında % 12-20 ortalamanın üstünde Ukrayna Kanatlı Üreticileri Birliği Başkanı Aleksandr Bakumenko: “Umut verici olan AB pazarı ile ihracat konusunda teknik problemler söz konusu ama bu sorunları çözmeye çalışıyoruz.” dışa yönelim Ukrayna kanatlı sektörü, yabancı ülkelerin pazarlarındaki potansiyelini ortaya çıkarmaya başlıyor. Suudi Arabistan Ukrayna’ya kanatlı ihracatını devam ettirmek için görüşmeleri sürdürürken; ülkedeki kanatlı üreticileri Avrupa Birliği’nin, kanatlı eti talebi üzerine olan ihracat kotalarını arttırmasını bekliyorlar. olan yumurta fiyatlarının, Ukrayna kanatlı çiftçileri için umut verici olduğunu ekledi. Ancak, AB’nin Ukrayna’dan talep ettiği yumurta ürünleri için gümrüksüzlük kotasının düşük olduğunu ve yılda 300 ton miktarını bulduğunu belirtti. İhracat kotaları Bakumenko aynı zamanda, AB’ye Ukrayna kanatlı eti gönderimi için, 2015 yılı ihracat kotalarının, mevcut olana göre yedi kat arttırarak, 80 bin-100 bin tona çıkmasını beklediklerini söyledi. Bakumenko’ya göre bu yükseliş, yerli kanatlı sektörünün gelişimini ve ülkenin ana tavuk üreticilerinin marjını arttıracak. Ancak herkes Bakumenko ile aynı görüşte değil; Art Capital Yatırım Şirketi Analisti Andrew Patioty, önümüzdeki yıl kota yükseliş olasılığının düşük olacağını ve kota yükselişi AB’nin arz-talep oranı terazisinden yorumlandığında, yerli üreticiyi korumak için çok hassas bir konu olduğunu belirtiyor. Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması’nın ekonomik kısmının tamamen uygulayarak, 2016 yılında AB’ye tarım ve hayvansal ürün arzının olmayacağını ekliyor. Bakumenko, kanatlı eti ihracatının 20 bin-25 bin tona yükseleceğini, yumurta ihracatının ise 100-125 milyon rakamlarına ulaşacağını tahmin ediyor. Aynı zamanda, 2013 yılı ile karşılaştırıldığında, 2014 yılındaki yumurta üretim hacminin 19,28-19,38 milyar yumurta rakamına ulaşarak, %1,5-2 oranında bir yükseliş göstereceğini ön görüyor. KANATLI K ırık ya da kırık olmayan yumurtalar... Birçok paketleme fabrikasının, yumurtalarının işletmelere teslimi sırasında karşı karşıya kaldığı en önemli sorun budur. Buna ek olarak, bu yumurtaların fiyatlarında görülen dalgalanmalar ve sınırlı bir ihracat imkanı bulması, sorunun baş edilebilmesini zorlaştırmaktadır. Yumurtaların kırılgan doğaları, paketleme esnasında kullanılan ekipmanlarla ilgili bir sanitasyon problemi doğurmaktadır. Aynı zamanda çapraz kontaminasyon riski de artmaktadır. Kartonlama ve kartonları paletleme sırasında kırılan yumurtalar; haşaratlar ve böcekler açısından potansiyel bir kaynak oluşturmaktadır. Bu tür yumurtalar saplanma-sıkışma problemi ile karşı karşıya kalmaktadır. Neticede işleme fabrikaları durumdan rahatsız olmakta, daha makul fiyatlar ya da fiyat indirimleri istemekte; hatta bazen yumurtaları paketleme istasyonlarına iade etmektedirler. Entegre çözümler nelerdir? Paketleme tesislerinde ve yumurta kırma tesislerinde, kırma ekipmanlarının olduğu yerlere transport esnasında yaşanan ürün kayıpları tahmini % 4 ile % 7 arasındadır. Bu kayıplar, kırma tesislerindeki makinelerin işlemediği süreçlerle, paketleme materyal Yumurta ürünleri pazarı, yumurta pazar payının büyük bir kısmını sırtlayıp götürmektedir. İNFOVET 76-77 Yumurtaların paketlemesinde alternatif çözümler Yenilikçi bakış açısını benimsemiş tüketiciler, yüksek kalitede yumurta talebinde bulunmaktadır. Bu nedenle, paketleme fabrikaları perakende satış yerlerine bu tür yumurtalar sağlamak zorundadır. atıklarıyla ve temizlik bileşenleri faktörleriyle bir araya gelince; ciddi bir etki oluşturmaktadır. Bu durumda; hassas yapıdaki yumurtalar nasıl işlenebilir? Birçok paketleme fabrikası, büyük-kompleks kırma ve işleme fabrikalarının verimliliğini düzenlemek için yatırımlarda bulunmaktadır. Ancak mevcut yöntemler dışında, sanitasyon proseslerinin nasıl işlediğini görmek ve geniş çeşitlilikte, yüksek kaliteli yumurtalar üretmek için alternatif çözümler mevcuttur. Yüksek kalitede üretim için gerekli entegre çözümler; önceden monte edilmiş paslanmaz çelikten çerçevelerin içinde, yumurtaların fabrikaya tesliminden birkaç gün önce hayata geçirilmiş olmalıdır. Paketleme istasyonlarında, ana işletmeye bitişik bir odada, bir bant ya da konveyör bant eşliğinde sınıflandırma işlemi yapılabilir. Yumurta kırıcı, yumurtayı alır ve kırma işlemini yapar; ardından yumurtanın homojen hale getirilmesi için karışım tankına götürülür. Ürünler tanktan süzülür ve homojenize edilip paketlenir. Bahsi geçen proses için gerekli olan süre yirmi dakikadan daha kısa bir süredir. KANATLI Yumurtalar günlük olarak ambalajlanmalıdır; greyder ile ayırıcı işleme tabi tutulmalıdır. Asgari düzeyde ambalajlama Sıvı yumurta ürünleri; kutu içi torbalarını, pallekon kutuları, kovaları ve sivri çatı tipinde paketleri kapsayan, geniş yelpazede ambalaj malzemeleri ile paketlenebilir. Neticede, yumurtaların taze kalması gerekmektedir ve bu sistem; yumurta ürünleri için yüksek kalitede geniş bir raf ömrüne olanak sağlar; ya da diğer işletmelere satılan, minimal düzeyde işlenmiş sıvı ürünlerin üretimine izin verir. Ayrıca, yaşlı tavuklardan yumurta almak gibi zor işlemlerin yanı sıra, sezonsal yaşanan yumurta fiyat dalgalanmaları gibi ekonomik sorunların da önüne geçmede bu sistemler önemli bir yere sahiptir. Tamamen entegre olan bu tesisler sadece işletme ekipmanları değil, tüm destek ekipmanlarını da (ısıtma /soğutma ekipmanları) kapsar. İNFOVET 78-79 Yatırım karlılığı Bu tür sistemlerin, dolaylı yararlarının yanında, geniş çapta doğrudan etkileri de vardır. İşletmenin yatırım karlılığı göz önünde bulundurulduğunda; paketleme, taşıma, depolama ve teslimat maliyetlerini hesaplamak oldukça kolaydır. İkinci kalite yumurta fiyatı, dökme pastörize sıvı yumurta fiyatı, genişletilmiş raf ömrü olan yumurta ürünlerinin fiyatları ve işlenecek yumurta miktarı yatırım karlılığını etkileyen değişkenlerdir. Vereceğimiz örnekte aşağıdaki fiyatlar dikkate alınacaktır: > İkinci kalite yumurtaların ortalama fiyatları: 1,28 TL/kg > Endüstriyel yumurtaların ortalama fiyatları: 1,71 TL/kg > Pastörize yumurtaların ortalama fiyatları: 2,85 TL/kg > Genişletilmiş raf ömürlü biyo-yumurtaların ortalama fiyatları: 4,27 TL/kg İşleme tabi tutulmuş yumurtaların tutarını hesaplamak için, öncelikli olarak işletmede saatte 118 bin yumurta üretildiğini; üretilen bu yumurtaların ortalama % 4’ünün ikinci kalite ürünler olduğunu düşüneceğiz. Bu durumda; İşletmedeki 8 saatlik mesai sonucunda, 38,016 ikinci kalite yumurta üretmek ve dakikada ortalama 2,281 kg yumurta üretmek demek; nihayetinde, 2,932 bin TL kazanç sağlamak anlamına gelmektedir. Değerlendirme için, yumurta işleme tesisine yapılan nakliye ve paketleme istasyonunda yumurtaların işlenmesi konularında iki senaryo dikkate alınacaktır. Tahmini iki senaryo Endüstride, nakliye esnasındaki değişkenlikler nedeniyle yaşanan kayıp ortalama %4 = %7’dir (Ortalama kayıp %5,5). Bu da, her bir kilo yumurtayı üretmek için, % 5,5 oranında fazladan yumurtaya ihtiyaç olduğu anlamına gelmektedir. İşletmede, ortalama %82 oranında, ikinci kalitede yumurtadan elde edilmiş sıvı yumurta ürünleri olduğu var Mevcut yöntemlerle yumurta kırmak dışında; geniş çeşitlilikte, kaliteli yumurtalar üretmek için alternatif çözümler mevcuttur. sayılırsa; 1 kg orta kalite sıvı yumurta elde etmek için ortalama maliyet 1,65 TL’dir Buna karşılık, derecelendirme makinelerinde yapılan çalışmalar, ulaşımda hiçbir kayıp olmadan %85’lik sıvı yumurta geri kazanımı olduğunu göstermektedir. Bunun anlamı, ambalajlama istasyonları için üretilen her bir kilogram yüksek kalite sıvı için gereken yumurta maliyetinin 1,51 TL olduğudur. İşletme maliyetlerinden bağımsız düşünüldüğünde, ambalajlama istasyonları kırma istasyonları ile karşılaştırılırsa, ambalajlama istasyonları 0,14 TL/kg avantajlı durumdadır ve her bir kilogram pastörize tam yumurtanın tahmini fiyatının 2,85 TL olduğu kabul edilirse; yıllık bazda, brüt kar marjının 674,000 TL olduğunu göreceğiz. Ek olarak, kompleks bir kırma tesisiyle entegre bir sistem karşılaştırıldığında, maliyetler çok daha düşük olacağı için, fiyat avantajı standart bir yumurta kırma tesisine kıyasla 0,14 TL’yi iki katına katlayarak kilogram başına 1,28 TL’ye çıkacaktır. Diğer yararlar Son 20 yılda, yumurta ürünleri pazarının, yumurta pazar payının büyük bir oranını sırtlayıp götürdüğünü görmekteyiz. Entegre sistemlere yatırımda bulunmak, müşterilerine taze, kaliteli sıvı ya da dondurulmuş yumurta ürünleri sunmanın önünü açıp müşterilerini korumaya yardım edecektir. Yumurtalar günlük olarak ambalajlanmalı; greyder ile ayırıcı işleme tabi tutulmalı, ikinci kalitedeki yumurtalar için depolama alanı açılmalıdır. Sıvı ve dondurulmuş yumurta ürünleri kabuğun yaklaşık yarısını işgal ettiği için, izole pallekonlarda ya da büyük yalıtık kutu içinde poşet sistemiyle paketlenmelidir. KANATLI Yumurtacı tavuklarda zenginleştirilmiş kafes avantajları Yeni yürürlüğe giren bir yasayla birlikte, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde zemin kazanacağı düşünülen yeni bir barındırma sistemi ile daha yüksek refah ve verim seviyesinde yetiştiriciliğin önü açılıyor. Sarfiyat Pilli kafeslerdeki tavuklar, sıkıntıdan ötürü daha fazla yem tüketerek israfa neden olurlar Yumurta tavuklarında beklendiği üzere, daha iştahlı ve canlı ağırlığı yüksek olan tavukların gelişimi söz konusu olur. Zenginleştirilmiş kafeslerde bir arada bulunmaları bir sorun oluşturmazken, bu sistemin yeni oluşu ve yemliklerin dizaynındaki hataların beslenme üzerine olumsuz etkiler yaratması beklenebilir. Ekipman üreticileri, ürünleri tasarlanırken bunu dikkate almaktadır. Verimlilik Verilere göre zenginleştirilmiş kafeslerdeki tavukların, %2-3 puanlık daha fazla verime ulaştıkları görülmektedir. Bu durumun sağlık durumun iyileştirilmesi ve refahın artmasıyla bağlantılı olduğu düşünülse de bu konuda yapılan çalışmalar yeterli değildir. Burada önemli olan pik noktada yapılan beslemenin çok erken kesilmemesidir. Herhangi yeni bir barındırma sistemine geçişte yeni bir verim eğrisinin oluşabilmesi için yemleme konusunda biraz daha cömert olunmasi gerekmektedir. Canlı ağırlık D r. Ioannis Mavromichalis yaptığı araştırmada, zenginleştirilmiş kafeslerdeki yumurta tavukları için daha fazla serbest alanın yer aldığını; böylelikle birbirleriyle ve çevreyle daha fazla iletişim kurduklarını gözlemledi. Çalışmasında, bu durumun bir sonucu olarak artan enerji artışının verim üzerine olumsuz bir etkisi olmadığını da belirtti. Bu araştırmaya göre elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde karşımıza şu sonuçlar çıkmaktadır: İNFOVET 80-81 Hareket ve alan kısıtlaması olmadan beslenen yumurtacı tavuklarının verimlerinde ve performanslarında %2-3 oranında artışı gözlenmektedir. Aktivite Yumurtacı tavuklar, zenginleştirilmiş kafeslerde daha fazla özgürdür ve gezinme alanlarına sahiptir. Bu avantajın sonucu olarak da kafes tasarımı ve alan tahsisine göre enerji gereksiniminin %5-15 oranında artması beklenmiştir. Besin alımı pil kafeslerden öncesi değerlendirilerek hesaplandığında, bu yeni enerji kullanımı için başlangıçta %10 ekstra yem ilavesi yapılması yerinde olacaktır. Canlı ağırlık ve yaş tasarlanan hedefler içinde kaldığı sürece bu oranı değiştirmeye gerek yoktur. Haftalık olarak canlı ağırlık kontrollerinin yapılması hedeflenen seviyenin korunmasında faydalı olacaktır. Eğer değişimler gözleniyorsa total besin alımında gereken düzenlemelerin hızlı bir şekilde yapılması gerekir. Hala yüksek üretimli modern yumurta tavukçuluğunda son derece düşük canlı ağırlıkta ve az yem tüketen tavuklar yer almaktadır. Bu durum, pilli kafeslerden zenginleştirilmiş kafeslere geçişte tavukların yeme ilgisinin nasıl arttırılacağı konusunda düşündürücü olabilir. Bu soru daha yüksek yoğunlukta besinlerin kullanılması şeklinde cevaplanabilir. Ancak daha güçlü genotiplere geçerek bu durumun üstesinden gelinebilir. Genetik birimlerinin önümüzdeki senelerde bu konu üzerine daha fazla ilgileneceği ön görülmektedir. RÖPORTAJ EGE ECZA DEPOSU Birlikte başarıya, başarıyı paylaşmaya 13 Şubat 2015 günü, kaliteden ödün vermeksizin çalışan ve kısa sürede müşteri portföyünü genişleten Acar Grup’a bağlı Ege Ecza Deposu’nu ziyaret ettik ve siz okurlarımız için bir röportaj gerçekleştirdik. M üşterilerine en üst seviyede hizmet vermek, hizmet kalitesini her geçen gün arttırmak ve çağın yeniliklerini müşterilerine yansıtmak vizyonuyla yola çıkan Ege Ecza Deposu Genel Müdürü Fatih Taş ile bugüne kadarki gelişim ve büyüme sürecini, yenilikçi, genç ve deneyimli ekibini, kalite ilkelerini ve geleceğe yönelik hedeflerini konuştuk. 1999 yılından bugüne kadar geçen süreci anlatır mısınız? Nasıl bir büyüme gerçekleşti? Ege Ecza Deposu Genel Müdürü Fatih Taş güvenin, tercih edilme sebeplerinin başında geldiğini belirtti. Ege Ecza Deposu, Acar Grubu’na Acar Ecza Deposu ve Seyhan Ecza Deposu’ndan sonra 1999 yılında adım atmış, ilk etapta ruminant ürünleriyle hizmet vermeye başlamıştır. Kuruluşundan itibaren geride bıraktığımız 15 yılda her geçen gün, hem hizmet götürdüğü bölge ve müşteri sayısını hem de iş ortaklarının çeşitliliğini arttırırken, cirosal anlamda da ciddi büyüme kat ederek gelişmeye devam etmiştir. Ege Ecza Deposu olarak, veteriner sağlığına ruminant, kanatlı, biyolojik ürünler, sperma, medikal ve pet ürünleri olmak üzere dört farklı departman ile hizmete devam ederek, müşterilerimizden ve iş ortaklarımızdan aldığımız güç ve güvenle bundan sonraki dönemlerde de büyümekte ve gelişmekte olan hayvan sağlığına yatırım yaparak, istikrarlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Ege Veteriner Ecza Deposu’nun hizmet verdiği bölgelerden bahseder misiniz? Ege Ecza Deposu İzmir, Manisa, Aydın, Muğla, Antalya, Isparta, Burdur, Denizli, Uşak, Afyonkarahisar, Eskişehir, Kütahya, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve İstanbul olmak üzere 19 şehirde faal olarak hizmet vermektedir. İNFOVET 82-83 RÖPORTAJ EGE ECZA DEPOSU iş ortağı ile hayvan sağlığına hizmet ettiğimizi unutmadan, doğru zamanda, doğru ürünü, güvenli bir şekilde, uygun fiyat politikasıyla müşterilerimize ulaştırmaktayız. Ege Ecza Deposu her durumda müşterilerine “Güven Depolar” vizyonu ile dürüst ve güvenilir yaklaşımı ilke edinmiş, müşterilerine her zaman akılcı çözümler üretmek için gayret göstermiştir. Ege Veteriner Ecza Deposu’nun kalite ilkelerinden bahseder misiniz? Mobil araç hizmeti ile yapılan bir sperma çalışması Kurumsal yapınızdan bahseder misiniz? Saha ekibi hakkında bilgi verir misiniz? Ege Ecza Deposu, biyolojik ürün güvenliğini daha da yukarılara çekmek için mobil araçlı hizmet ile yollarda Ege Ecza Deposu, sektördeki konumunu yükselterek, müşterilerinin her ihtiyacını en fazla ürün çeşidiyle, en yüksek hizmet kalitesi ve en güvenilir şekilde karşılamaktadır. İNFOVET 84-85 Bölgesinde sektörün köklü ve öncü kurumlarının başında gelen Ege Ecza Deposu, kurum ve kurumsallaşma kültürüne önem veren, sürekli gelişim gösteren, başarma arzusu yüksek, genç ve dinamik bir ekiptir. 15’i merkezde olmak üzere toplam 32 kişilik bir kadro yapılanması mevcuttur. Saha satış takımında ruminant, kanatlı, biyolojik ürünler, sperma, medikal ürünler ve pet ürünlerinde çalışan 16 bölge satış sorumlusu kadromuz, 1 kilit müşteri yöneticisimiz ve 2 departman müdürümüz ile müşterilerimize hizmet sağlamaktayız. Şirket sloganımız: ‘’Birlikte başarıya, başarıyı paylaşmaya!’’ Hizmet verdiğiniz bölgede tercih edilme sebepleriniz nelerdir, bahseder misiniz? Ege Ecza Deposu’nun tercih edilme sebeplerini birçok başlıkta sıralayabiliriz: Başlıca sebepler, aktif ziyaret götürdüğümüz ve ticaret yaptığımız 1500’den fazla müşterinin bize olan güvenidir. Ayrıca profesyonel bölge satış sorumlusu arkadaşlarımız ve çalıştığımız 30’dan fazla Acar Grup kültüründe de olduğu gibi her departmanımızda “Toplam Kalite Yönetimi” bizim vazgeçilmez ilkemizdir. Güvenli ilaç ve biyolojik ürünler dağıtım zincirinde, uluslararası depolama ve dağıtım kurallarını uygulayarak, yenilikçi bir anlayışla, veteriner sağlığına sürdürülebilir hizmet sağlamaya ve personelinin gelişimine yatırım yapmaya devam etmekteyiz. Kısa ve uzun vadede projeleriniz nelerdir? Kısa vadede, “Geçen yıllara göre daha iyi neler yapabiliriz?” sorusunu her zaman kendimize sorarak; daha proaktif olmayı, çalıştığımız müşterilerimizdeki payımızı ve yeni müşteri grupları ile pazar payımızı arttırarak bölgemizin lokomotif ecza deposu olmaya doğru kararlılıkla yürümeyi hedeflemekteyiz. Uzun vadedeyse, hem ülkemize hem de sektörümüze katkı sağlayacak, yenilikçi, bilimsel, sosyal ve kültürel konularda öncü olmak; güvenli ilaç ve biyolojik ürünler dağıtım zincirinde örnek kurum olmak hedefimizdir. KALİTE ANLAYIŞIMIZI ORTAYA KOYAN ÇALIŞMALAR GERÇEKLEŞTİRDİK Ege Ecza Deposu Genel Müdür’ü Fatih Taş ile sohbetimizden sonra Sorumlu Müdür ve Kanatlı Ürünleri Yöneticisi Veteriner Hekim Ebru Özümit ile departmanının hizmet ağları ve kalite anlayışı üzerine konuştuk. RÖPORTAJ EGE ECZA DEPOSU Ege Veteriner Ecza Deposu’nun kanatlı sağlığı ürünleri departmanından bahseder misiniz? Ege Veteriner Ecza Deposu, 1999 yılından bu yana, artan bir güçle ve giderek daha da kurumsallaşarak, hayvan sağlığı sektöründe varlığını sürdürüyor. Departmanlaşma anlamında, 2012 yılı sonu itibariyle kurulmuş olan Kanatlı Departmanı, bünyesine kattığı yeni firmalarla, bu gücün içindeki yerini hissettiriyor. 2013 yılı için temel hedefimiz, pazarı koklamak, ruminant sektöründe olduğu gibi, kanatlı sektöründe de Ege Ecza Deposu’nun bilinirliğini arttırmak ve kurumsal depo imajımızı daha da yerleştirmekti. Bu anlamda biz ne kadar “bebek adımları” attığımızı söylesek de, kanatlı sektörüne hissedilir ve hatrı sayılır bir giriş yaptığımız aşikar. 2014 yılında; ruminant sektöründen çok farklı olan kanatlı sektörünün iç dinamikleri, hekim ve entegrasyon portföyü, sektörün görünen ve görünmeyen ihtiyaçları, rekabet anlayışı, hizmet sağladığımız illerin bölgesel yapısı, sosyo-ekonomik özellikleri ve birbirinden tamamen bağımsız olan ürün ihtiyaçları konusunda, marka değerimizi ve kalite anlayışımızı ortaya koyan çalışmalar gerçekleştirdik. 2015 yılında da yine bunların uzantısı olarak; kanatlı sağlığı adına bir veteriner hekimin sanatını icra etmek için ihtiyaç duyabileceği tüm etken madde ve formülasyonların, doğru zamanda ve en hızlı şekli ile tedariğini sağlamak, kalite politikamızın bilinirliğini daha da arttırmak temel hedeflerimizdir. Bölge ve iller bazında hizmet ağınızdan bahseder misiniz? Kanatlı Departmanı olarak, İstanbul ve Güney Marmara’dan başlayarak, Ege Bölgesi, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi’nin büyük kısmına hizmet götürüyoruz. Entegrasyon yoğunluğu ve yumurtacı, etçi ve damızlık hayvan kapasitesi nedeniyle, İNFOVET 86-87 özellikle İzmir, Manisa, Balıkesir, Denizli, Uşak, Afyonkarahisar, Bursa ve Antalya’da daha yoğun hizmet sağlamaktayız. Kanatlı sağlığı ürünleri bölümünün kalite anlayışından bahseder misiniz? İlaç, veteriner hekimin mesleğini uygulaması sırasında yararlandığı en önemli unsurlardan biridir. Dolayısıyla hekim, kullanacağı ilaçla ilgili kapsamlı bilgiye sahip olmanın yanında; bu ilaca en hızlı ve en doğru şekilde ulaşabiliyor olmalıdır. Burada “doğru şekil” tanımı, ürünün menşeinin; üretim, satış, depolama yeri ve şeklinin; bekleme süresi ve şeklinin; sevkiyat süresi ve şeklinin; yine tüm bu süreçler dahilinde ürünün maruz kaldığı ısı ve nem değerlerinin açıkça takip edilebildiği, geniş kapsamlı bir tanımlama olarak kabul edilmelidir. Diğer taraftan, kullanacağı ilaç için mevcut hazır preparatların hızlı ulaşılabilirliği, hekim için son derce önemli olduğu kadar; hayvan ve hayvan sahipleri için de hayati öneme sahiptir. Bunun yanında; bir veteriner hekim sanatını gerçekleştirirken, kullanacağı preparat konusunda tüm seçeneklere rahatça ulaşabilir durumda olmalıdır. Sorumlu Müdür & Kanatlı Ürünleri Yöneticisi Veteriner Hekim Ebru Özümit, kanatlı sektörüne hissedilir ve hatrı sayılır bir giriş yaptıklarından bahsetti. Depoların kanatlı departmanları, kanatlı sahasında bir veteriner hekimin ihtiyaç duyabileceği tüm etken maddeleri ve çeşitli formülasyonları bünyesinde bulundurmalıdır. RÖPORTAJ EGE ECZA DEPOSU Bu anlamda (yasal mevzuatlar, hayvan ve insan sağlığı, gıda güvenliği açısından olması gereken kısıtlamalar haricinde), hekimliğini yapabilmesi açısından, hiçbir kısıtlamaya maruz kalmamalıdır. Bu sebeple de, veteriner hekimin sınırlı sayıda etken madde veya farmasötik forma bağlı kalması, kesinlikle bir mecburiyet olmamalı, ancak tecrübeye dayalı bir tercih olabilmelidir. Etken madde bazında seçeneklerin farklılığı ve fazlalığı, hekimin hayvanı yaşatma, tedavi etme ve/veya koruma imkanlarını arttır; hekime daha rahat ve hızlı hareket edebileceği bir alan sağlar. Bu noktadan hareketle; Ege Ecza Deposu Kanatlı Departmanı, kanatlı sahasında bir veteriner hekimin ihtiyaç duyabileceği tüm etken maddeleri ve uygulama yolu çeşitliliği sağlayan tüm formülasyonları bünyesinde bulundurarak, firma zenginliği ile ön plana çıkar. Aynı zamanda da hızlı ve doğru hizmet sağlamanın, yasal mevzuatlara bağlılığının, hayvan ve insan sağlığı yanında, gıda güvenliğinin de koruyucusu olmanın haklı gururunu yaşamaktadır. Aşı, Sperma ve Medikal Bölüm Müdürü Ozan Yetkin Hazar; ”güvenli ürün tedariği ile hem bölge hem ülke hayvancılığına artı değer katmaya çalışıyoruz.” BİZLER “GÜVEN DEPOLAR” IZ Veteriner Hekim Ebru Özümit ile kanatlı departmanı üzerine yaptığımız sohbetin ardından, Aşı, Sperma, Medikal Bölüm Müdürü Veteriner Hekim Ozan Yetkin Hazar ile biyolojik ürünler departmanının faaliyetleri ve biyolojik ürünlerin tedariği, saklanması ve teslimatındaki hassas süreçleri konuştuk. Koruyucu hekimliğin en önemli alanlarından biri olan biyolojik ürünler bölümünüzün faaliyetlerinden bizlere bahseder misiniz? Bizler, Ege Ecza Deposu olarak hizmet verdiğimiz ilaç ve aşı skalamıza medikal ürünleri ve spermayı da ekleyerek sektördeki lider pozisyonumuzu daha da güçlendirmiş bulunmaktayız. Burada en büyük hedefimiz; çalıştığımız yaklaşık 1500 müşİNFOVET 88-89 terimizin, ilaç ve aşıda verdiğimiz kaliteli, uygun fiyatlı, güvenli ve istikrarlı hizmet anlayışımızdan gerek sperma gerekse medikal ürünlerde de faydalanmalarını sağlamaktır. Sperma, biyolojik ve medikal ürünler sizlerin de bildiği üzere güvene dayalı ilişkiler sonucu kullanılan ürünlerdir. Bizler her daim şunu düşünmekteyiz; değerli hekimlerimizin kullanımına sunduğumuz ürünlerimizi bizler güvenle kendimiz de kulla- nabilir miyiz? Emin olunmalıdır ki; kendimizin kullanmaktan imtina edeceği hiçbir ürünü hekimlerimizin kullanımına sunmamaktayız. Acar Ecza Grup olarak da vizyonumuz ve misyonumuz; her daim kaliteli, uygun fiyatlı ve güvenli ürün tedariği ile hem bölge hem de ülke hayvancılığına katkıda bulunmak ve sektörümüz için artı değer yaratmaktır.Unutulmamalıdır ki; bizler ‘’Güven Depolar’’ız. Biyolojik ürün teslimatı gibi hassas bir süreçte uygulanan prosedürlerden biraz bahseder misiniz? Öncelikle bu soruyu sorduğunuz için sizlere teşekkür ederim. Evet, biyolojik ürünlerin tedariği, saklanması ve teslimatı sektörümüzün en hassas konularının başında gelmektedir. Depomuz Ege Ecza Deposu ve Acar Ecza Grup’a dahil diğer ecza depolarımız için güvenliğinden asla RÖPORTAJ EGE ECZA DEPOSU aracımız; Balıkesir, Çanakkale, Bursa, İzmir, Manisa, Aydın, Muğla Denizli, Isparta, Burdur, Antalya illerimizde hizmet vermekte. Mart ayında Trakya’da da yeni aracımızla hizmet vermeye başlayacağız. Tekirdağ, Kırklareli, Edirne illerimizi de sperma, medikal ve biyolojik ürünler alanında; kaliteli, uygun fiyatlı ve en önemlisi yüksek güvenlikli hizmet politikamızla tanıştırıp, Trakya Bölgesi’nde hizmet veren hekimlerimize katkı sağlamaya başlayacağız. Sonrasında Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illerimizde aracımız devreye girecek. Böylece interlandımızda bulunan tüm bölgelerde aktif hizmet anlayışımızı oturtmuş olacağız. Ege Ecza Deposu, sürekli gelişim gösteren, başarma arzusu yüksek, genç ve dinamik bir ekiptir. Ege Ecza Deposu müşterilerinde var olan paylarını ve yeni müşteri grupları ile de pazar paylarını artırarak bölgenin lokomotif ecza deposu olmayı hedefliyor. taviz verilmeyecek konuların en başında gelmektedir. Depomuz olarak bizler gerek firmalardan tedarik sürecimizde, gerekse saklama ve sevkiyat süreçlerimizde, soğuk zincir olarak tabir ettiğimiz zincirimizin kırılmasına izin vermeyiz. Depo bölümümüz de çalışan arkadaşlarımıza bu konuda çeşitli İNFOVET 90-91 zamanlarda bilgi hatırlatması ve gelişim maksadıyla eğitimler vermekte, çalışanlarımızı da bir hekim gibi düşünmeye yönelterek hassasiyetle konuya yaklaşmalarını sağlamaktayız. Firmalara verdiğimiz biyolojik ürün siparişlerimizin depomuza kabulü sırasında muhakkak ambalaj içinde indikatör istemek- teyiz. Bununla da yetinmeyip kendi yöntemlerimizle ambalaj içi sıcaklığı teslim alım anında ölçerek, durum tespitini mümkün olan en güvenli noktaya çekerek, zincirimizde soru işaretli nokta bırakmamaktayız. Biyolojik ürün bizim soğuk hava depomuza güvenle girdikten sonra ne yapıyoruz? Var olan siparişlerin hazırlanması sırasında da maksimum güvenlik ön planda tutularak, uygun koşullarda strafor içinde, buz aküleri ve indikatörle, biyolojik ürün hazırlama eğitimini almış depo sorumlusu arkadaşlarımız tarafından sipariş hazırlanır ve gerekli uyarılar üzerine yazılarak hekimlerimizin kullanımı için ürün sevk edilir. Elbette bu konuda kendimizi geliştirmeye devam ediyoruz. Üst düzeyde olan biyolojik ürün güvenliğimizi daha da yukarılara çekmek için aşı taşıma araçlarımızla yollardayız. Bu araçlarımız sahada gerek kliniklerimizi gerekse çiftliklerimizi ziyaret ederek, hekimlerimizin biyolojik ürün, sperma ve medikal ürün ihtiyaçlarını anında ve daha da güvenilir olarak tedarik etmekte. Hizmet ağımızda bulunan illerde, peyder pey bu araçlarımızı da çıkarıp hizmet kalitemizi çok daha yukarılara çekiyoruz. Şimdilik 4 Sperma konusunda önemli projeleriniz var; sizce sektörde ses getirecek mi? Ne mutlu bize ki, yapmayı planladığımız projelerimiz sektörde duyulmuş ve konuşulur hale gelmiş. Sperma konusu grubumuz tarafından çok fazla önemsenmekte. Hayvan ıslahı, hayvancılık ekonomimizin gelişmesine ve dolayısıyla ülke kalkınmasına katkıda bulunan en önemli konudur. Bunun yüksek düzeyde bilincindeyiz. Ege Ecza Deposu’nda görevime başladığım günden bugüne, gerek Şirket Müdürümüz Sn. Fatih Taş ile gerekse genel koordinatörümüz Sn. Abdullah Baytaz ve Acar Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Mustafa Acar ile yaptığımız görüşmelerde her daim “Ülke hayvancılığına daha fazla nasıl katkı sağlarız?” konusunda fikir alışverişlerinde bulunuyoruz. Bu düşünceler ışığında genetik konusunda da Acar Grup olarak bir girişimde bulunmayı, iyi genetikli boğalarla, uygun fiyatlara, hayvancılığın gelişimine katkıda bulunmayı istiyoruz. Dolayısıyla 2016 yılına hazırlık maksadıyla bu düşüncelerimizin ilk aşamasında seçmiş olduğumuz üç boğayı birkaç ay içinde ithal etmiş ve hekimlerimizin, teknisyenlerimizin, teknikerlerimizin kullanımına sunmuş olmayı planlıyoruz. CEVA HAYVAN SAĞLIĞI Kuluçkada aşılama Aşılama kümeste uygulanabilecekken neden bu uygulamayı kuluçkada yapma kararı alıyoruz? Neden, halihazırda birçok uygulamaya tabi tutulan civcivlere (cinsiyet ayrımı, sınıflandırma, kutulara yerleştirme gibi) ek işlem uyguluyoruz ve sevkiyatı daha da geciktiriyoruz? 1. NEDEN KULUÇKADA AŞILAMA? Kuluçkada aşılama yapmanın dezavantajlarından daha ağır basan birçok avantajı bulunmaktadır. 1.1. Epidemiyolojik Geçmiş Sahada gelişen yüksek enfeksiyon baskısı, civcivlerin mümkün olan en kısa sürede aşılanmasını gerektirir. Bunun için de saha viruslarına karşı saat ya da gün kazanmak İNFOVET 92-93 için aşılama çıkım sonrası ya da daha öncesinde yapılır. Aşı virusları sahadaki viruslardan genellikle daha yavaş çoğaldığı için genç hayvanın immunitesini uyarmada daha fazla zamana ihtiyaç duyar, örneğin Marek hastalığına karşı aşılama (Sharma, 1982). 1.2. Sağlık Durumu Sağlık kontrolleri, personel eğitimi ve denetim kuluçkada kümesten daha sıkı tedbirleri gerektirir. Kuluçkada, havalandırma, sıcaklık ve relatif nem kontrol edilmektedir. Hijyen kümestekinden daha iyidir: temiz eller, bone ve maske giyilmesi ve hatta in-ovo aşılamalarda her enjeksiyon arasında iğnenin dezenfekte edilmesi. Ayrıca aşı uygulayıcısı için çalışma ve aydınlatma koşulları kuluçkada kümesten daha iyidir: bu durum kümeste işlerin kontrolünü zorlaştırır. 1.3. Kalitatif Koşullar Enfeksiyöz bursal hastalığa karşı bir aşının kuluçkada enjeksiyonu (örneğin; immun kompleks aşı), her bir civcive uygulanan uygun aşı dozu ve maternal antikor düzeyine göre aşı virusunun bireysel salınımından dolayı iki kat daha fazla avantaja sahiptir. Bu, aşılama zamanının hesaplanması ihtiyacını ortadan kaldırır ve kümes aşılamasının başarısını tehlikeye atan aşı suyundaki dezenfektan ya da metal iyonlarının varlığı, çok uzun ya da çok kısa süre susuz bırakma, aşı solüsyonunun miktarının yanlış hesaplanması, yanlış aşı uygulama zamanı, aşının kümeste saklanması ve taşınması sırasındaki soğuk zincirin bozulması, aşının donması, kırılmış flakonlar, son kullanma tarihi geçmiş aşılar, metalik konteyner ya da fırçaların kullanımı gibi risklerin bertaraf edilmesine olanak verir. Kuluçkadaki aşı uygulama makinelerinde, bir defada beş aşıya kadar uygulama yapmak mümkündür bu nedenle her bir civcivin yakalanmasındaki stres en düşük düzeyde tutulur. Buna bağlı olarak da civcivler büyütme kümeslerinde yaşayacakları enjeksiyon stresi ve susuz bırakma riskinden kurtarılmış olur. Bunun yanında kanatlı hayvanlara tekli aşı uygulanması kadar çoklu aşı uygulamalarının da yanıtları yüksektir. İmmun sisteme “saturasyon” etkisi yoktur. 1.4 Finansal ve İnsani Bakış ve Halk İmajı Kuluçka, müşterilerine kaliteli aşılama yapıldığından emin olduğu civcivleri sunabilecektir. Bu durum müşterisine kaliteli civciv sunduğu için artı kazandıracaktır. İmmunkompleks aşılarla enfeksiyöz bursal hastalık aşılamasında, seroloji maliyetini ve civciv zaiyatını önleyecektir. Üretici bir ya da daha fazla sabahını aşılama için harcamayacaktır. Bu avantajlar, kuluçkanın ürünün değerini arttırmak ve rekabette önde olmak için kullanılabileceğini göstermektedir. 2. KULUÇKAYA UYGUN AŞILAMALAR Kuluçka aşılamasında üç zorlukla karşılaşılır: > Maternal antikorlarla interferans: damızlıklar civcive onu yaşamının ilk haftalarında koruyacak çok miktarda antikor aktarır. Bu antikorlar saha viruslarına karşı koruyacaktır, ancak aynı zamanda canlı aşılardaki virusları da nötralize edecektir bu nedenle bunların replikasyonunu dolayısıyla immunitenin uyarılmasını engelleyecektir. Aktarılan antikorlar genel dolaşımda ve az çok da okül, nazal, trakeobronşial mukoz membranlarda lokal düzeyde bulunacaktır. Sprey şeklinde canlı aşı kullanımı ile bu durumdan avantaj sağlanacaktır (enfeksiyöz bronşitis ve Newcastle hastalığı): bunlar mukoz membranlarda replike olurlar böylelikle lokal bağışıklık uyarılır (Russel & Koch, 1993). Bu mukoz membranlar saha viruslarının ana griş kapıları oldukları için lokal bağışıklık civciv için ilk savunma hattı olacaktır. Bununla birlikte lokal bağışıklık giriş kapısı sindirim sistemi olan virus tiplerine karşı zayıf etkilidir (örneğin, enfeksiyöz bursal hastalık virusu). > Kuluçka aşılaması ilk aşı uygulaması olduğu için, kullanılan suşların etkinlik ve güvenlikleri arasında bir uzlaşma olmak zorundadır: bunların kanatlı hayvanda iyi bir immuniteyi uyarmak için yeterli düzeyde immunojenik olması aynı zamanda da herhangi bir yan etki yaratmaması gerekmektedir. Aşı suşunun seçimi ve bu suşun attenüasyon düzeyi, yetiştirme koşullarını ve civcivin sağlık durumunu engellememelidir: Mycoplasma taşıyan kanatlı hayvanlar için yüksek düzey attenüe edilmiş aşılama seçilmekte ya da komplikasyon riskini düşük düzeyde tutmak için kümeste hazırlanmış özel bölümler gerekmektedir. Desvac Kuluçka Sprey Kabini Sprey aşılama ile ilgili olarak kanatlı hayvanların kasalarda olmasını ve aşının optimal dağılımını garanti etmek için kapalı kutularda ‘’Kabin Pulverizatör’’ kullanılmaktadır. CEVA HAYVAN SAĞLIĞI > Aynı zamanda birden fazla aşılama yapıldığı için bunlar arasında etkileşim olmaması için önlem alınmalıdır ya da her bir uygulama bu etkileşimi azaltma yönünde yapılmalıdır. Örneğin, yapısal biyolojik farklılıktan dolayı enfeksiyöz bronşitis virusu (IBV) Newcastle hastalık virusundan (NDV) daha hızlı replike olur: Sırasıyla her siklusta 24-48 saate karşı 4-5 gün. Bundan otuz yıl önce, NDV (HB1) aşısının deneysel Newcastle enfeksiyonuna karşı kombine NDV/enfeksiyöz bronşitis aşısından daha iyi koruma sağladığı kanıt- Sahadaki viral baskının değişkenliği ve virusların biyolojik farklılıkları nedeniyle etkinliği ve güvenliği sağlamak için uygun aşılama yöntemlerinin seçilmesi gerekmektedir. olumsuz bir etkisi yoktur. Saha virus baskısı yüksek olduğunda inaktif aşı (La Sota suşu genellikle) ya da vektör aşı enjeksiyonu (deri altı yolla) sprey şeklinde uygulanan canlı aşılara eklenmelidir. Kuluçka aşılamasını, bir ya da birkaç kez La Sota suşu gibi az attenüe edilmiş canlı aşılar kullanılarak kümesteki tekrar aşılamaları takip etmelidir. lanmıştır (HB1 ve H120 aşılarının rastgele karışımı). Sahada viral baskı yüksek olduğunda iki aşılamanın birer hafta ara ile yapılması ve önce yüksek risk taşıyanın (genellikle ND) yapılması tavsiye edilir. 2.1 Enfeksiyöz Bursal Hastalık (Gumboro) Maternal antikorlar (MA’lar) yüksek düzeyde nötralize edici güce sahiptir (Solano, Giambrone, Williams, 1986) ve kuluçkada geleneksel aşı suşlarının kullanımı tek şekilde mümkündür: eğer civcivler maternal antikorlara sahip değilse; zayıf tipte, yüksey düzeyde attenüe edilmiş aşı suşu tercih edilecektir. Bu durumla pratikte nerdeyse hiç karşılaşılmaz. Aslında civcivlerin büyük bir çoğunluğuna aşı virusunu nötralize edecek maternal antikorlar aktarılmıştır. Maternal antikorlardan gelişen engeller ancak aşı virusunu saran ve antikorlardan koruyan yeni tip intermediate plus aşı geliştirilerek bertaraf edilebilir (monospesifik serum). Bu yeni tip aşı immun-kompleks aşı olarak adlandırılır (Whitfill ve ark.,1995). Bu nedenle, virüs maternal kaynaklı antikor düzeyi belirgin bir seviyeye düşünceye kadar pasifize edilmiştir ve sonra replikasyonu başlatmak ve bağışıklığı uyarmak için serbest kalır. Bu aşı tipinin ikinci bir avantajı, her civcivin maternal antikor düzeyine otomatik olarak adapte olabilen kapasitesidir: aşı virusu, az sayıda maternal antikora sahip İNFOVET 94-95 Ceva Autovac: çift iğneli enjektör ve sprey civcivlerde erken, yüksek düzeyli civcivde geç serbest kalacaktır. Sonuçta civciv her zaman uygun zamanda aşılanmış olacaktır. Bu tip aşılama, kümeste yeniden aşılamayı gereksiz kılacaktır. İmmun kompleks aşılar bir günlükken ya da in-ovo enjekte edilebilir. 2.2 Newcastle Sprey şeklinde uygulanan canlı aşılar genellikle Hitchner B1 hafif düzeyde patojenik suşları (replikasyon zamanlarına göre “lentojenik” olarak adlandırılır) ya da hatta Phy.LMV.42 suşu gibi patojenik olmayan suşları (temel replikasyon bölgeleri bağırsak olduğu ve aşılama reaksiyonu olmadığı için “apatojenik enterotropik” olarak adlandırılır) içerir. Lentojenik suşlar öncelikle trakeal mukozda replike olur ve sekonder enfeksiyonlara neden olur. Apatojenik enterotropik suşlar tercih edilmesinin sebebi, virusu trakeada reaksiyon gelişmeden oluşan replikasyonundan sonra, bağırsaklarda replike olmasıdır. Bu bağırsaktaki replikasyonun gelişime 2.3 Enfeksiyöz Bronşitis Kullanılan suşlar Massachussets tipi (örneğin H120, Connecticut, Ma5), canlı attenüe ve sprey ile uygulama şeklindedir. H52 gibi daha az attenüe suşların kullanımı bırakılmıştır. Kümeste aşılama genellikle aynı suş ya da varyant kullanılarak 15-20. günler arasında tekrar edilmelidir. 2.4 Marek Marek hastalığına karşı aşılama genellikle uzun ömürlü ırklar (örneğin yarkalar, broylerler, renkli ya da lokal ırklar) ya da kısa ömürlü ırklarda (ABD ya da Brezilya’daki broylerler) uygulanmaktadır ve üç tip aşı virusu kullanılmaktadır: ilki 1969 yılından beri kullanılan, hindilerden izole edilmiştir (HVT, Hindi Herpes Virus) ve tavuklar için onkojenik değildir. Bu Marek hastalığının virulent formlarına (virulent için ‘’v’’ kullanılmıştır) hücreye bağlı dondurulmuş aşıdır. 1978 yılında tavuklardan orijin olan SB-1 adlı diğer bir suş ortaya çıkarılmıştır. Sıvı azotta dondurulmuş hücreye bağlı ilkine eklenerek sunulmuştur. Bu kombinasyon Marek hastalığının çok virulent (‘’vv’’) formlarına karşı etkindir. CEVA HAYVAN SAĞLIĞI 1995 yılında tavuklardan orijin alan ve daha etkili olan üçüncü bir aşı geliştirilmiştir. Bu aşı sadece hücreye bağlı formda dondurulmuş olarak bulunmaktadır (Rispens). Hastalığın vv+ (çok virulent +) formları ile mücadele için geliştirilmiştir. Hücreye bağlı dondurulmuş aşılar çok hassastır; çözdürme ve dilüe etme işlemleri sırasında titiz bir protokolün uygulanmasını gerektirmektedir. Marek hastalığı aşıları boyun deri altından enjekte edilmektedir. Bunlar in ovo olarak da uygulanabilmektedir. Özel olarak tasarlanmış ürün ve ekipmanlardan yardım alınarak iyi bir şekilde kontrol edilen kuluçka aşılama uygulamasıyla aşı etkileşimlerinin önüne kolaylıkla geçilebilir. 2.5 Koksidiyozis Aşılama, sınırlı sayıda virulent canlı koksidia ya da attenüe koksidia verilmesi şeklindedir. Bunların bazıları, saha suşlarından daha az sayıda ve daha hızlı ürediği için erken gelişen suşlar olarak adlandırılmıştır (aslında bu koksidialar yaşam sikluslarında gelişim fazını kaybetmiştir). Uygun bir sprey ile bir günlükken uygulanan aşı solüsyonu civciv üzerinde aşağı doğru damlayacak ve civcivler tüylerin üzerindeki damlacıkları gagalayarak aşıyı alacaktır (bu uygulama aşı solüsyonuna bir boya eklenerek geliştirilebilir). Saha suşundan daha hızlı çoğalmak suretiyle aşı koksidiozu, sindirim sisteminde temel bir hasar oluşturmaksızın erken immuniteyi uyarır (düşük kapasiteli çoğalma lezyona neden olacaktır). Diğer metotlar embriyolu yumurtlarda pasajlanarak koksidia attenüasyonunu (tavuk embriyolarının korioallantoik membranında çoğalma) ya da sınırlı sayıda saha suşunun verilmesini kapsar. Kuluçkada koksidioz aşılaması, kümeste herhangi bir tekrar aşı uygulamasını gerektirmez. 2.6 İnfluenza Bir günlükken İnfluenza aşılaması sadece inaktif aşıların kullanıldığı yüksek virus baskısının olduğu yerlerde yapılmaktadır. Aşılamanın kuluçkada kullanılması nadirdir ve çoğunlukla kümeste 3-4 haftalık piliçlerde ve broylerlerin aşılandıİNFOVET 96-97 ğı ülkelerde 7 ya da 10 günlükken kullanılır. Yeni geliştirilen vektör aşılar kuluçkada başarıyla kullanılabilmektedir. 2.7 Tavuk Çiçeği Tavuk çiçeğine karşı aşılama kuluçkada yapılabilir. Tavuk çiçeği virusu bir vektör olarak kullanıldığında, kuluçkada uygulanması daha yararlı olabilir (bir günlükken enjeksiyon ya da in-ovo): diğer virusların yüzey proteinlerini kodlayan genler (örneğin; larengotrakeit ya da Newcastle hastalığı viruslarının yüzey proteinleri), Tavuk çiçeği aşı virusunun genomuna aktarılmıştır böylelikle bunlar hem tavuk çiçeğine hem de genleri aktarılan hastalıklarına karşı koruma sağlayacaktır. 3. AŞI ETKİLEŞİMLERİNİN YÖNETİMİ 3.1 Canlı viruslar arasında Enfeksiyöz bronşitis virüsü, henüz tam olarak anlaşılmayan bir mekanizma ile Newcastle hastalık virusunun replikasyonunu bozar. Bu durumun bertaraf edilme stratejisi, iki farklı yerde replike olan suşların kullanılmasıdır (örneğin; trakea ve bağırsak kanalı). 3.2 Canlı ve inaktif viruslar arasında Newcastle hastalık baskısının yüksek olduğu ülkelerde, canlı aşı, inaktif veya vektör aşı kombinedir. Bu kombinasyon sinerjik etki yaratır: canlı aşı lokal interferon üretimini uyarır ve kanatlı hayvanda sadece In-ovo enjeksiyon birkaç saat içinde saha virus saldırısına karşı dirençli kılar. Sonra canlı aşı birkaç gün içerisinde lokal antikor üretimini uyarır ve virusun giriş yolunu bloke eder. Maternal antikorlara karşı hassas olmayan inaktif aşı yaklaşık olarak iki hafta sonra genel bağışıklığı uyarır maternal antikorların düşüşü kompanse olur (Bennejean 1978). 4. SONUÇ İyi bir şekilde kontrol edilen kuluçka aşılamasının avantajları ve etkinliği sadece epidemiyolojik açıdan değil aynı zamanda hijyen, kalitatif ve finansal bakış açılarında kanıtlanmıştır. Sonuç olarak firmalar bu süreci artan bir şekilde uygulamaktadır ve bu nedenle bu segment için özel olarak tasarlanmış ürün ve ekipmalar mevcuttur. FUAR ANIMALEXPO Animalexpo Eurosia 2015 sektöre damgasını vurdu Hayvancılık sektörünün en iyi firmalarını bir araya getiren, hızla gelişen sektörde yeni ürünlerin tanıtılmasını, yeni ticari ilişkilerin kurulmasını, pazar payının arttırılmasını ve geleceğe dönük akılcı yatırımların yapılmasını sağlayacak Animalexpo Fuar’ı bu yıl da 700’e yakın firmayı bir araya getirdi. K apılarını 12 Şubat Perşembe günü ziyaretçilere açan ve 15 Şubat Pazar günü saat 17:00’de kapatan AGROEXPO EURASIA 2015, 10. Uluslararası Tarım, Sera ve Hayvancılık Fuarı ile ANIMALEXPO 2015 6. Uluslararası Hayvancılık Teknolojileri ve Süt Endüstrisi Fuarı yoğun ilgi sona erdi. 12 Şubat Perşembe günü Saat 11:00’de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Vali Yardımcısı Hüseyin İçten, Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdür Vekili Selami Turan, IFAJ (Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu )Başkanı Markus Rediger, CHP Milletvekili Aleattin Yüksel, Ulusal Kırmızı Et Konseyi Başkanı Mustafa Bılıkçı, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Cemalettin Özden, Türkiye Koyun Keçi Yetişticileri Birlik Başkanı Özer Türer, ARISUD Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Melih Kırkpınar, Orion Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Tan ve çok sayıda protokol üyelerinin katılımıyla açılış töreni gerçekleştirildi. Fuarda toplam 198.716 ziyaretçi ağırlandı Bu büyük organizasyona ev sahipliği yapan tarım ve hayvancılık şehri başta Ege olmak üzere, tüm Türkiye’deki çiftçi, çiftlik sahipleri ve sektör profesyoneli tarafından büyük ilgi gördü. Orion Fuarcılık tarafından gerçekleştirilen 1500 otobüs organizasyonuyla birlikte, toplam 198.716 kişi tarafından gezilen fuar, sektöre damgasını vurdu. Toplam 45.000 m2’lik sergi alanında gerçekleştirilen fuarın katılımcılarını ise, traktör ve yan sanayi, seracılık, tohum, fide, fidan, gübre, ilaç sanayi, sulama ve plastik sektörü, hayvancılık, hayvansal üretim makinaları, veterinerlik hizmetleri ve hayvan sağlığı firmalarından oluşan 708 firma ve temsilcilikleri oluşturdu. İNFOVET 98-99 FUAR ANIMALEXPO Orion Fuarcılık tarafından eş zamanlı olarak düzenlenen Agroexpo Uluslararası Tarım, Sera ve Hayvancılık Fuarı süresince birçok ülkeden gelen alım heyetleri fuar katılımcı ve profesyonel ziyaretçiler ile iş olanağı sağlama fırsatı buldu. Fuarda ayrıca 16 ülkeden 28 yabancı katılımcı firma yer aldı ve 52 ülkeden 5400 yabancı kişi tarafından ziyaret edildi. Altın Çan’ın sahibi güzel inek ‘Sultan’ seçildi Türkiye’nin en seçkin hayvan çiftliklerinden seçilen, ari ve onay belgeli büyükbaş hayvanların arasında yapılan yarışmada, veteriner hekimlerden oluşan heyetin oylaması sonucu “SulİNFOVET 100-101 tan” isimli inek 2015 Altın Çan inek güzellik yarışmasının galibi, İsviçre’de özel olarak dizayn edilen Altın Çan’ın ve 11.000 TL’lik ödülün de sahibi oldu. Türkiye’nin ilk canlı hayvan açık arttırması yapıldı Altın Çan yarışmasına katılan ari ve onay belgeli büyükbaş hayvanlar, Altın Çan yarışmasından sonra açık arttırma ile satışa sunuldu. Düzenlenen güzellik yarışmalarında birinci seçilen Sultan adındaki inek, kıran kırana geçen açık arttırma sonucu 11.000 TL’ye Menderes Yeniköy’de yetiştiricilik yapan Ahmet Cansever tarafından satın alındı. Ahmet Cansever, yarışmada üçüncü seçilen Mira adlı ineğe de 9.250 TL karşılığında sahip olurken; yarışmada ikinci seçilen Zeynep, açık arttırmaya Selçuk’tan katılan Şadiye Aytar’a 9.000 TL’ye satıldı. En sağlıklı ve anaç damızlıklar yeni evlerine ulaştılar Tarım ve hayvancılık sektörünün en büyük isimlerini İzmir’de bir araya getiren 10. Agro-Expo Tarım ve Hayvancılık Fuarı, düzenlenen açık arttırma usulü ile hayvan satışlarıyla hastalıklardan ari çiftliklerden gelen en sağlıklı ve anaç hayvanları yetiştiriciyle buluşturdu. 4 gün süren ve toplam 198.716 kişi tarafından gezilen FUAR ANIMALEXPO Dünya standartlarında en modern padok alanlarının oluşturulduğu fuarda, büyükbaşın yanı sıra çeşitli kategorilerde koyun-keçi güzellik yarışmaları ve kırkım şovları düzenlendi, dereceye giren yetiştiricilere hediyeler verildi. Agroexpo Eurasia 2015 10. Uluslararası Tarım, Sera ve Hayvancılık Fuarı ile Animalexpo 2015 6. Uluslararası Hayvancılık Teknolojileri ve Süt Endüstrisi Fuarı sektöre damgasını vururken; açık arttırma usulüyle düzenlenen büyükbaş hayvan satışları hastalıklardan ari çiftlik belgesi almış işletmelerden gelen en İNFOVET 102-103 sağlıklı ve damızlık hayvanları yetiştiriciyle buluşturdu. Kırkpınar: “Yoğun ilgiye karşılık vermekte zorlandık” Fuar’ın büyükbaş hayvan yarışmaları ve hayvan tedarikinde öne çıkan ARİSÜD Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Melih Kırkpınar, açık arttırma öncesi ve sonrasında yetiştiricilerden olumlu geri bildirimler aldıklarını söyledi. Organizasyonun Ege tarım ve hayvancılığına artı değer kazandırdığını kaydeden Kırkpınar, dernek üyelerinin çiftliklerindeki en iyi ve yüksek verime sahip hayvanlarını Animal Expo Eurasia Fuarı’na getirdiğini belirterek, amaçlarının bilgi, tecrübe ve hayvan varlığı ile küçük üreticiyi desteklemek olduğunu ifade etti. Fuara önemli isimler de geldi İzmir Kırmızı Et Yetiştiricileri Birliği destekleriyle düzenlenen boğa gösterisinde 1,5 tona yaklaşan hayvanlar fuara ağırlıklarını koydu. 13 Şubat Cuma günü düzenlenen etkinliklerle FUAR ANIMALEXPO Kapsamlı canlı hayvan sergisinin de kurulduğu fuarda, genetik ıslah çalışmalarını ön plana çıkaran tarım makineleri inovasyon yarışması, süt sağım eğiticileri ve katılımcı firmaların eğitici programları etkinlikleri gerçekleştirildi. yine ilgi odağı olan fuar 60 litre günlük süt veren ineklerin sağımı eğitimleriyle ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. Ayrıca Ege Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlenen Tarım Makinaları Yenilikçi Canlı Sunumları’nda Gaspardo Maschio, Fimaks ve Adrimak Tarım Makinaları yeni icatlarını izleyicilerin beğenisine sundu. Fuarda şovların yanı sıra paneller de yer aldı. “Sığır Yetiştiriciliğinde İNFOVET 104-105 Karlılık”, “Tarım Makinelerinde Son Gelişmeler”, “Yaş Sebze Meyve Ticareti ve İhracatında Son Gelişmeler “, “Kırmızı Et Sektöründeki Son Gelişmeler” ve “Arıcılık Sektörü Konuşuyor”, “Süt Sektöründe Son Gelişmeler”, “Küçük Aile Çiftçiliği ve Kooperatifçilik” konulu paneller TAGYAD derneği başkanı Sn. İsmail Uğural tarafından sunuldu. Fuarın üçüncü gününe ilk ola- rak koyun ve keçiler damgasını vurdu. 100’ü aşkın koyun ve keçi güzellik yarışmaları, İzmir Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği desteği ile düzenlendi ve “Altın Çan” ile ödüllendirildi. Ayrıca birlik tarafından oğlak dolması yeme yarışması ziyaretçilere eğlenceli dakikalar yaşattı. Dört gün süren fuar; 12-14 Şubat tarihlerinde 10.00-18.00 saatleri arasında, 15 Şubat günü ise 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaretçiye açık kaldı. Orion Fuarcılık, uluslararası platformdaki fuara her geçen yıl daha fazla destek veren, katılım gösteren ve ziyaret eden tüm yerli ve yabancı firma yetkililerine ve sektör temsilcilerine teşekkür edip, 2016 yılında 110.000 m2’lik yeni fuar alanında İzmir Tarım ve Hayvancılık Fuar’ında tekrar birlikte olmayı ümit ettiklerini belirtti. ARAŞTIRMA Hayvan sağlığında dünya trendleri ve fırsatlar Dünyada, 20 milyar tavuk, 1.4 milyar buzağı, 1 milyar koyun ve 100 milyar pet yaşamaktadır. Pazarın değeri 2013 yılında, 23 milyar $ idi. 2019 yılının sonunda ise 43 milyar $ olması bekleniyor. Bu süreçte neler sektöre engel olacak ve neler fırsat doğuracak? i nsanlar ve pet hayvanları ile gıda amaçlı üretilen hayvanlar arasındaki dengenin hızla değiştiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu çerçevede, hayvan sağlığı hakkında 8 ana trendin altı çiziliyor. Değişen diyet modelleri ve artan gıda tüketim ihtiyacı Dünya nüfusu ve kişi başına düşen milli gelirin artması ile gıda ve tarım örgütleri, 2050 yılında beklenen gıda ihtiyacını karşılayabilmek için projelerini İNFOVET 106-107 %70 oranında arttırmıştır. 1960 yılından bu yana insanların tüketimleri beslenme modellerine bağlı olarak daha fazla et ve balık ağırlıklı hale gelmiştir. Değişen gıda üretim sistemleri Süt ürünleri sektörü, gıda tarım ve hayvancılık kolunun en hızlı büyüyen sektörü halindedir. Bu nedenle en çok yatırımı alan, gıda üretimine katkıda bulunan ve kırsal gelir kaynağını arttıran sektör halini de almaktadır. Verimlilik için teknoloji tabanlı çalışmalar önem kazanıyor Artan popülasyonun daha az tarım alanı içerisinde üretilmesi gerekliliği gözle görülür bir gerçektir. İhtiyaçlarımızı karşılayabilmek için, tarımsal inovasyon ve alınan verimler %70 oranında artış göstermiştir. Gıda ürünleri ithalatı artıyor Zorluklarının azalmasıyla birlikte tarım ve hayvancılık ürünleri ithalatı artış göstermiştir. Kanatlı ürünleri ihracatı son 20 yılda %207-%520 arasında artış göstermiştir. Aynı trend süt ürünleri ve et ihracatı içinde geçerli olmuştur. Hayvan sağlığı ve gıda güvenliği ile ilgili farkındalık ve standartların artış göstermesi Tüketiciler ve tabii ki hükümetler daha sağlıklı ve güvenli gıda tüketimi talep ettikleri için, çiftçiler ve veterinerler eskisinden ARAŞTIRMA Çalışmalar sağlıklı hayvanların gıda güvenliğinde ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Dünya Hayvan Sağlığı Endüstrisi daha fazla bilimsel tabanlı standartlardan faydalanıyor. Bulaşıcı hastalıkların dirençlerinin artış göstermesi ve sayıca artması Artan bulaşıcı hastalıklar, ciddi sonuçları olan salgınları ortaya çıkaracaktır. Görülen her 4 salgın hastalıktan 3’ü hayvanlardan insanlara ve sonrasında insandan insana geçebilir özelliktedir. Patojenlerin döngülerinin erken teşhis edilebilmesi sağlığının öncelikli konularındandır. İklim değişikliğine bağlı, vektör aracılı hastalıkların artması Bu yıl yaklaşık olarak keneler, sivrisinek ve diğer taşıyıcı vektörlere bağlı olarak 1 milyon insan malaria, sarıhumma ve kene kaynaklı ensefalitten ölmüştür. İNFOVET 108-109 Doğal kaynaklarımız azalıyor Tarım arazisi bulmak, su kullanımı ve deniz balıkçılığı yapabilmek için gerekli kaynaklarımız ile ilgili tüm dünya rekabet halindedir. Kaynaklarımızın tükenmesi, gıda üretiminin az kaynakla elde edilmesi gereksinimini ortaya çıkarmış durumda. İnsanlara arkadaşlık etmesi için alınan pet hayvanlarının sayısı artış göstermiştir Pet hayvanlarının evde bakılma oranının artması daha fazla protein ihtiyacına sebep olduğu gibi zoonoz hastalıkların bulaşma riskini de arttırmış durumdadır. Endüstri Nasıl Çözüm Ve Değer Sağlar? Oluşan yeni küresel trendler, hükümetler ve firmalar için Dünyada şimdilik, 20 milyar tavuk, 1.4 milyar buzağı, 1 milyar koyun, 1 milyar domuz ve 100+ milyar pet hayvanı ve yanı sıra diğer hayvanlar yaşamaktadır. Tıpkı insanlar gibi hayvanlarda hastalanıyor ve ilaca ihtiyaç duyuyor. Kaç adet olduğuna bakılmaksızın yüksek teknolojiye sahip üretim çiftlikleri, dışarıda otlatılan sığırlar ve en az hayvanlar kadar insanlar da, veteriner hekimliğin tıbbından fayda sağlamaktadır. Hayvan sağlığı pazarının değeri 2013 yılında 23 milyar dolardı. Ülkelere göre farklılıklar göstermekle beraber dünyada bu pazarın %60’ını çiftlik hayvanları oluşturmaktadır. Dünyadaki satış payları kabaca %47 ile Kuzey Amerika, %31 ile Avrupa ve %23 de diğer ülkeler olarak ayrılabilir. Dünya’da 11 büyük şirket, hayvan sağlığı ile ilgili ürünlerin satışının %80’ini gerçekleştirmektedir. hem zorlukları hem de fırsatları beraberinde getiriyor. Sağlıklı hayvansal gıda üretimi için sürdürülebilir bir verim artışı nasıl sağlanabilir? Bu noktada hayvan sağlığı endüstrisine önemli roller düşüyor. Bunlardan biri, hayvan sağlığı için kullanılan ilaçlar ile gıda üretimine sadece sağlıklı hayvanların girmesini sağlamaktır. Hayvan sağlığı ürünleri güvenilir olmayan gıdalara karşı gıda tedarikine engel olmaya yardımcı faktörlerden biridir. Gıdalardaki besin değerlerini artırabilmek de önemli bir konudur. Hayvan sağlığı endüstrisi, hayvansal kaynaklı gıda miktarının artmasına de yardımcı olan bir sektördür. Protein tüketimi her geçen gün artan orta sınıfa yeterli miktarda hayvansal kaynaklı gıda sağlamak için hayvan sağlığını koruyan alet ve ekipmanlar sunarak da destek olur. Sağlıklı olmayan hayvanlar, Veteriner hekimlerin ve işletme sahiplerinin yeni teknolojileri kabul etmeleri, ruhsatlandırma ile ilgili gereken teknik ihtiyaçlara uyum sağlamaları oldukça önemlidir. daha fazla kaynak tüketimine sebep oldukları gibi, onlardan sağlayabileceğimiz besin değeri miktarı da daha az olmaktadır. Bu ekonomik koşullar altında hayvancılık sektörüne yapılacak yatırımların altını çizmeliyiz. Sektördeki Zorluklar ve Engeller Hayvan sağlığı sektörü bugün veteriner hekimlere ve çiftlik sahiplerine sunulması gereken inovatif çözümler üzerinde 5 büyük engelle karşı karşıyadır. ARAŞTIRMA lasyon artışı ile beraber daha fazla hayvansal kaynaklı gıda ihtiyacı olacaktır. Gıda üretim teknolojileri gelişecek hayvan sağlığı standartları ile ilgili farkındalık ve bilinç artacaktır. Bunlara karşılık vektör kaynaklı hayvansal ve zoonoz hastalık sayısı da hayvan sayısı ile beraber artış gösterecektir. Doğal kaynaklarımız azalmaya devam ettikçe artan hayvan ve insan nüfusuna yetebilmek için yeni teknolojiler kullanılacaktır. 2 Birincisi, ruhsatlandırma ile ilgili gereken teknik ihtiyaçların ve yönetmeliklere uyum sağlanmasındaki eksikliklerdir. Endüstri, titizlikle ve orantılı olarak hazırlanmış, bilimsel tabanlı yönetmelikleri desteklemektedir fakat bu kuralların ihtiyaçlar doğrultusunda, uygulanabilir ve küresel anlamda sektörü geliştirir nitelikte olması gerekir. İkincisi, toplumun yeni teknolojileri kabul etmemesi engelidir. Biyoteknolojinin kullanılması dahil hayvan sağlığı ürünlerinde tüketicilerin güvenini sağlamak için bilime dayalı olarak alınan kararların daha şeffaf olması gereklidir. Üçüncüsü, ticaretin artış göstermesidir. Gıda ticareti, var olan kaynaklarla artan gıda tüketimi ihtiyacını karşılayacak miktarda verimli üretim yaparken ve bunun sürdürülebilir olmasını sağlarken, gıda güvenliğini sağlama noktasında kilit rol oynamaktadır. Dördüncüsü, antibiyotik direnci hakkındaki endişelerdir. Hayvan sağlığı sektörü, kendi ürünleri için her fırsatta ‘ihtiyaç olduğu miktarda ve mümkün olduğunca az’ sloganını kullanarak, konu ile ilgili sorumluluk almıştır. Antibiyotikler veteriner hekimlerin malzeme çantalarındaki vazgeçilmez ürünlerdir ve hayvan sağlığını korumadaki öneminin, hem hayvanlar hem İNFOVET 110-111 Yapılan çalışmalar sağlıklı hayvanların gıda güvenliğinde ne kadar önemli olduğunu ve hasta hayvanların gıda güvenliğinde ne denli risk oluşturduğunu göstermiştir. de insanlar açısından göz ardı edilmemesi gereklidir. Beşincisi, hazırlanan yönetmelikleri uygulama noktasına gelindiğinde insan ve hayvan ilaçlarının kullanım koşulları gibi çok büyük farklılıklar içerdiğinin unutulmamasıdır. Beşeri ilaçların aksine hayvan ilaçlarının masrafları hayvan sahipleri ve çiftlik sahiplerinin cebinden çıkmakta ve geri ödemeler yapılmamaktadır. Hayvan Sağlığının GeleceğindeKi Trendler Ve Fırsatlar Geleceğe yönelik bir dizi varsayımlar yapılmaktadır. Daha önce bahsettiğimiz trendler artarak devam edecektir. Tüketicinin takibine bağı olarak daha fazla popü- 1 Hastalıklarla mücadele ve gıda güvenliği konusundaki hassasiyet devam edecektir. Çiftlik hayvanlarının hastalıkları sonucu ortaya çıkan ekonomik kayıplar daha fazla dikkate alınacak, azalan kaynaklarla beraber tarımsal ve hayvansal verimliliği optimize edebilmek için inovatif çözümler bulanacaktır. 3 Hayvan sağlığı, insan sağlığı anlamına denk gelecek, böylelikle beşeri sektör ve hayvan sağlığı sektörü arasında yakın ilişkiler kurulmaya başlanacak. 4 Hayvan popülasyonu arttığı müddetçe hayvan sağlığı sektörünün de pazardaki büyümesi artış göstermeye devam edecektir. Son tahminlere göre 2018-19 yılları arasındaki global hayvan sağlığı pazarındaki büyüme oranı %7-8 civarında olacak ve tahmini değeri de 41-43 milyar doları bulacaktır. Son 20 yılda yatırımcı hayvan sağlığında sorunları çözebilecek yeni ürünlerin AR-GE ve üretimi için yatırımda bulunmuştur. 5 Artan hayvan sayısı ve onların sağlığı ile ilgili endişeler arttıkça çiftliklerdeki maliyet harcamaları artış göstermeye devam edecektir. 6 Evde beslenen pet hayvanlarına yapılan harcamalar, inovatif ürünlerle beraber ciddi artış gösterecektir. 7 İnovatif çözümlere olan ihtiyaçlar artacaktır. Hayvan sağlığı ürünlerinde, aşılar, antiparaziterler, anti-enfektif ajanlar ve yem katkı maddeleri daha çok göz önüne çıkacaktır. Hayvan hastalıkları kontrolü ve gıda kaynaklı hastalıklar ile ilgili hazırlanan düzenlemeler farklı fırsatlar oluşmasını sağlayacaktır. Bunlardan en önemlisi yeni aşıların geliştirilmesine ihtiyaç duyulacak olmasıdır. Önümüzdeki yıllarda aşı pazarı en hızlı büyüme gösterecek olan segment haline gelecektir. 8 Global hayvan sağlığı sektörü şu an birleşme ve satın almaların tam ortasındadır. Bunun yansıması olarak da hayvan sağlığı sektöründe büyük bir kendini yakından tanıma dönemi ortaya çıkacaktır. Çevreci regülasyonlar düzenlenecek, bölgesel ve ülkelere özgü firmalar oluşacak, sonuç olarak global pazarda rekabet artacaktır. KANATLI çalışmalar devam edecek Araştırmayı yürüten Prof. Bugarel, “Yapacağımız ilave araştırmalar, atipik bakteriyel floranın karakterini ve özellikle lubbock serotipini daha iyi ayrıntılamak adına yapılacak. En güncel iki suş da (Salmonella montevideo ve Salmonella mbandaka) Salmonella lubbock ile birlikte yeniden sınıflandırılacak.” Salmonella lubbock keşfedilirken Teksas Üniversitesi araştırmacıları tarafından keşfedilen yeni serotip Salmonella lubbock birçok antibiyotiğe direnç gösteriyor. İnsanların duyarlılıklarının olup olmadığı ise henüz bilmiyor. T eksas Teknik Üniversitesi, Zirai Bilimler ve Doğal Kaynaklar Fakültesi, Hayvan ve Gıda Bilimleri Anabilim Dalı araştırmacısı Prof. Marie Bugarel, Salmonella’nın yeni bir serotipini keşfetti. Yeni serotip, Salmonella için uluslararası bir referans merkezi olan Paris’teki Pasteur Institute tarafından doğrulandı. Yapılan resmi konferansın ardından bulunan yeni serotip, keşfedildiği şehrin ismini alarak Salmonella lubbock (resmi olarak Salmonella enterica subsp. enterica lubbock) olarak adlandırıldı. “Adlandırmadan daha öte önemli olan nokta, sığır popülasyonunda etkileşim halinde olan Salmonella üzerine çalışılması İNFOVET 112-113 ve keşfedilmesi gereken daha çok şeyin olduğudur.” diyen Gıda Güvenliği ve Halk Sağlığı Profesörü Guy Loneragan, bu anlayışla birlikte Salmonella’nın ekolojik döngüsünü kırmak ve sığır eti, domuz eti ve kanatlı ürünlerinde Salmonella kolonizasyonunu azalmak için nasıl bir bilinç geliştirilmesi gerektiği üzerine düşündüklerini sözlerine ekledi. Salmonella araştırmaları yapan Bugarel, Salmonella biyolojisini anlamak ve serotip ayrımlarına yeni yaklaşımlar getirebilmek için yeni araçlar geliştirme üzerine uzun yıllardır çalışmalar yapmaktaydı. Guy Loneragan ise, yüksek teknolojili biyo-bilimler araştırma şirketinden lisanslı bir patent başvurusuna ön ayak Buluş, bakterinin patojenitesi tespit edildiği sırada gıdalarda Salmonella’nın erken tespitine de yardımcı olacak. olmuştu. Loneragan’ın buluşu; Salmonella’nın spesifik suşlarını, bakterinin DNA’sının spesifik bir kombinasyonunu hedefleyerek aynı anda tespit etmeyi mümkün kılacak. Araştırmalar esnasında Salmonella’nın şiddeti azaldı Suşların ayırdı, serotipleme ile mümkün olur ve serotipleme bakterilerin yüzeyleri üzerindeki moleküllere dayanarak gerçekleştirilir. Her bir serotip, antijen olarak adlandırılan kendine has molekül yapısına sahiptir ve moleküller bir araya geldiklerinde tek bir moleküler görünüm sergilerler. Bu antijenler, özel olarak hazırlanmış, serum içerisinde bulunan ve serotipleri belirleyen bazı antikorlar ile etkileşim içindedir. Buradaki mekanizma, kan gruplarının meydana gelmesindeki mekanizma ile benzerdir. Bu prensibe bağlı kalarak Salmonella lubbock keşfedildi. Araştırmalar esnasında, Salmonella’nın gıdalardaki şiddeti azaldı ve halk sağlığı adına iyileşmeler başladı. Bugarel, genetik yapıyı da kapsayan Salmonella’nın biyolojik yapısını daha iyi anlamaya yönelik bir dizi çalışma yaptı ve bu yolla sığır popülasyonlarında Salmonella kontrolü ile ilgili çözümler üretmeye odaklandı. Bu yaklaşım sayesinde Bugarel, daha önce tanımlanmamış yeni bir suş keşfetti. Bugarel aynı zamanda doğru suş ismini bulabilmek için araştırmalarda bir adım ileri gidilmesi gerektiğine inanıyor. Bu nedenle, aslında S. montevideo ve S. mbandaka olan bazı suşlar şu anda S. lubbock olarak adlandırılıyor. Salmonella lubbock’un bazı suşları birçok antibiyotik grubuna geniş çapta direnç gösteren bir yapıya sahip olduğunu, gelecekte bu konu üzerine daha geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerektiğini de ekliyor. İnsanların ise, S. Lubbock suşuna karşı bir duyarlılığı olup olmadığı henüz bilinmiyor. Bugarel; “Gıda güvenliğini ve halk sağlığını iyileştirmek için gıda maddelerindeki patojenik mikroorganizma mevcudiyetinin keşfi, kimliklendirilmesi ve kontrolü için methodlar geliştirmeye devam edeceğiz.” diyerek araştırmaların devam edeceğinin müjdesini veriyor. GÜNCEL Veteri hekim ner likte akılcı antibi kullanyotik ımı Antim ikro önlem biyal direnc e i yapıla noktasında cak ça lışmala “Tek S içerisin ağlık Yaklaş r ım çünkü de ele alınm ı” sorun alıdır; kıs yaklaş ımla ç a vadeli bir ö zülebil niteli ec Dolayıs kte değildir. ek mücad ıyla uzun s üre e bir kar leyi hedef a li laca arlılı gerçek kla çalışma k la leştiril melidir r . “Tek sağlık yaklaşımı” kapsamında yürütülecek çalışmalar bir merkezde toplanarak koordinasyon sağlanmalıdır. İNFOVET 114-115 V eteriner hekimlikte kullanılan ilaçlar; hayvan sağlığı ve yetiştiriciliğinde hastalıkların sağaltımı, davranışların değiştirilmesi, gelişimin hızlandırılması, verimin artırılması ve gıda kalitesinin iyileştirilmesi amaçlarıyla farklı uygulama alanları bulurlar. Bu amaçları karşılayacak şekilde kullanılan ilaçlar, hedef niteliğindeki canlılarda yararlı ya da zararlı nitelikte iki yönlü etki oluştururlar. Yararlı etkiler olarak; hastalıklar iyileşebilir, hafifleyebilir; hastalıklarda koruyucu / önleyici etki oluşabilir ya da gelişimin hızlanması, verimin artması, gıda kalitesinin iyileşmesi sağlanabilir. Zararlı etkiler olarak ise şunlar ifade edilebilir: > Doku ve organlarda hasar > Bağışıklık sisteminin baskılanması / uyarılması > Dirençli suşlar (bakteri, parazit gibi) > Gıdalarda kalıntı riski Klinikte ilaç kullanan veya reçeteyi düzenleyen veteriner hekimlerin 2 önemli sorumluluğu vardır: Etkin tedavi ve gıda. Bu durum, veteriner ilaçlarının bilinçli ve güvenli kullanımıdır denilebilir. Son durum; ilaç reçetesinin yazılması, ilacın uygulanması, dağıtım ve kontrolü ile ilgili düzenlemelerin en önemli kısmını oluşturur. Burada hekim birçok durumu gözetmek zorundadır. Veteriner hekimin sorumlulukları (Bilinçli ve güvenli ilaç kullanımı-Akılcı ilaç kullanımı) > Hastalığın doğru tanısı, doğru ilaç kullanımı, ilacın zamanında kullanılması > İlacın zararlı etkilerinin olabileceğinin bilinci > Bireysel tedavi uygulaması > İlaç prospektüsüne uyulması > Kontrolsüz ve aşırı ilaç kullanımından kaçınılması > Koruyucu hekimlik, iyi bakımbesleme uygulamaları > Kalıntı riskini değerlendirme > Reçetenin uygun bir şekilde düzenlenmesi > Miadı dolmuş ilaçlar > Kullanılan antibiyotiğe ilişkin kayıt tutulması > İlacın uygun şekilde saklanması ve bertaraf edilmesi > Uygulayıcı personele yönelik riskin göz önünde bulundurulması Veteriner hekimlikte kullanılan ilaçların ve özellikle de antibiyotiklerin bilinçli kullanımı son derece önemlidir. Antibiyotikler; çeşitli mikroorganizma türleri tarafından sentezlenen ve diğer mikroorganizmaların gelişmesini önleyen ya da onları öldüren kimyasal maddelerdir. Veteriner hekimlikte antibiyotikler, bakteriyel hastalıklarının sağaltımı ve korunması veya metafilaksisinde kullanılmaktadır. Hayvanlarda bakteriyel hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanımı çeşitli nedenlerle gereklidir. Öncelikle hasta hayvanların tedavi edilmeleri gerektiği için antibiyotikler kullanılmalıdır. Diğer taraftan antibiyotikler, enfeksiyöz hastalıklarla mücadele etmekte ve bulaşıcı hastalıklarda bakteriyel etkenin yayılmasını önlemektedir. Zoonotik hastalıkların insanlara bulaşmasını en aza indirmek için de antibiyotikler kullanılmaktadır. Ayrıca yüksek kaliteli sağlıklı gıda için, sağlıklı hayvan popülasyonu oluşturulmasının kaçınılmaz olduğu da bir gerçektir. Veteriner hekimlikte antibiyotiklerin bilinçli kullanımı son derece önemlidir. Antibiyotik kullanımı geniş bir çerçevede ele alınmalı; hayvan ıslahı ve refahı, hijyen, besleme ve aşılama sistemlerinden ayrı olarak düşünülmemelidir. Antibiyotik gereksinimini azaltmak için hastalıklar sürekli kontrol edilmeli ve antibiyotik kullanımının yanı sıra bütüncül (holistik) yaklaşımlarda bulunulmalıdır. Hedef; Antibiyotiklerin sağaltıcı etkisini yükseltmek ve dirençli mikroorganizmaların oluşumunu en aza indirmek şeklinde olmalıdır. Antibiyotiklerin üretim ve kullanım miktarları hakkındaki en güvenilir bilgiler A.B.D ve A.B üyesi ülkelere aittir. ABD’de üretilen antibiyotiklerin (15-25 bin ton) % 70’i hayvan yetiştiriciliğinde tedavi dışı amaçlarla kullanılmak- Prof. Dr. Ender YARSAN Ankara Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi II. Başkanı BEŞERİ HEKİMLİKLE KARŞILAŞTIRMA Avusturya: İnsan hekimliği 45 ton - Veteriner hekimliği 60 ton (2011 yılı) Almanya: İnsan hekimliği 800 ton - Veteriner hekimliği 1734 ton (2011 yılı) Fransa: İnsan hekimliği 760 ton - Veteriner hekimliği 1.320 ton (2005 yılı) Çin: Antibiyotik üretim ve tüketim oranları dünyada en yüksek olan ülke Hindistan: Dünya toplam antibiyotik üretiminin 1/3’ü (2012 yılı) İngiltere: Gıda değeri olan hayvanlarda 2008 yılında 327 ton, 2009 yılında 349 ton, 2010 yılında 390 ton, 2012 yılında 349 ton tadır. ABD’de üretilen antibiyotiklerin % 6’sı hayvancılıkta tedavi amaçlı, % 9’u tıp alanında tedavi amaçlı ve % 15’i de diğer amaçlarla (bitkisel üretim alanında, temizlik malzemesi üretim alanı gibi) kullanılmaktadır. ABD’de hayvancılık alanında antibiyotik kullanımı, tıp alanındaki tüketimin 8 katıdır. Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü verilerine göre 2014 yılı Mart ayı itibariyle ruhsatlı toplam 2006 veteriner ilacının 908 adedi antibakteriyel ilaç niteliğindedir. Avrupa Birliğine üye 26 ülkeler antibiyotik kullanımı potansiyelini değerlendirmek için kısa adı ESVAC (The European Surveillance of Veterinary Antimicrobial Consumption) olan bir oluşum meydana getirmişlerdir. ESVAC genel olarak AB düzeyinde ve ülkeler düzeyinde hayvan sağlığı alanında antibiyotik kullanımına ilişkin kapsamlı değerlendirmeler yapmaktadır. 2012 yılı raporunda söz konusu 26 ülkede kullanılan antibiyotik grupları; tetrasiklinler %37; penisilinler %22 ve sülfonamidler %10 olarak gösterilmiştir. Danimarka İlaç İzleme Ajansı verilerine göre Danimarka’da insanlarda kullanılan antibiyotiklerin; insanlarda kullanılan miktarı, hayvancılıkta kullanılan miktarın sadece % 25’ine eşittir. Nature Dergisi’nde yayınlanan bir makalede 2010 ve 2011 yıllarında AB üyesi ülkelerde çiftlik hayvanlarında antibiyotik kullanımı değerlendirilmiş, buna göre GÜNCEL özellikle İspanya’da 2011 yılı için bir artış görülmüş, diğer ülkelerde ise azalma tespit edilmiştir. ANTİBİYOTİKLERİN BİLİNÇLİ KULLANIMI: TEMEL İLKELER 1. Doğru antibiyotik seçimi > Kesin tanı > Türe ve hastalığın belirtilerine göre onaylanmış bilinen ürünlerin kullanılması > Saha çalışmaları sonucu ilaç etkinliğinin değerlendirilmesi > Mikroorganizmalardaki ilaca duyarlılıklar > İlacın farmakokinetiği ve dokulardaki dağılımı > Bağışıklılık (immünokompetans) sisteminin durumu > Antibakteriyel etki spektrumu > Antibiyotik kombinasyonları 2. Doğru antibiyotik kullanılması > Dozu, süresi, reçetelendirme vb. Antibiyotiklerle yapılacak sağaltımda dikkat edilmesi gereken hususlar Hastanın bağışıklık sisteminin yetersiz veya bozuk olması, beyin zarı, kalp zarı, kemik-kemik iliği yangısı gibi ciddi hastalıklar (bunlarda bağışıklık sistemi de zayıflamıştır) bakterileri öldürerek etkiyen ilaçların kullanılmasını gerekli kılar. İNFOVET 116-117 Hastalıkların tanısı mümkün olduğunca erken yapılarak, en etkili ilaç şekliyle sağaltıma başlanmalıdır. Bakterilerin hızla çoğaldıkları döneme etkiyen ilaçlar yönünden olduğu kadar, hangi ilaca ne kadar duyarlı olduklarının belirlenmesi bakımından da tanı çok önemlidir. Bunun için, mümkünse bir antibiyogram yapılarak, hastalık etkeninin en fazla duyarlılık gösterdiği ilaçlar belirlenmelidir. Hastalık etkeninin belli bir türden olduğu anlaşılırsa, antibiyograma gerek kalmaksızın da sağaltım uygulamasına geçilebilir. Hastanın savunma sistemlerinin bozuk olduğu durumlarda, endokardit, osteomiyelit gibi hastalıklarda (bunlarda bağışıklık sistemi zaten yetersizdir), bağışıklık sistemi yetmezliği veya baskılandığı durumlarda öncelikle bakterileri öldürücü ilaçlar seçilmelidir. Bakterilerin tümünü veya önemli bir kısmını öldürebilecek ya da gelişmesini durdurabilecek ölçüde plazmada ilaç yoğunluğu sağlamak için başlangıçta ilaç yüksek (hücum) dozlarda verilmelidir. Antibiyotiklerle başlatılan sağaltımda 2-3 gün içinde hastanın durumunda iyileşme dikkati çekmezse, tanı ve sağal- Antibiyotiklerin % 6’sı hayvancılıkta tedavi amaçlı, % 9’u tıp alanında tedavi amaçlı, % 15’i ise diğer amaçlarla kullanılmaktadır. Sağaltımda 2-3 gün içerisinde hastanın durumunda iyileşme dikkati çekmezse, kullanılan ilaçlar gözden geçirilmelidir. Antibiyotiklerin kullanımından ileri gelen sakıncalar 1. Dirençli mikroorganizma suşları ortaya çıkabilir 2. Bağışıklık sistemi etkilenir 3. İlaçların doğrudan etkileri mevcuttur 5. İlaç alerjisi 6. Endotoksik şok tımda kullanılan ilaçlar gözden geçirilmelidir. İlacın verilme yolu ve ilaç şekli etkinin ortaya çıkış hızını önemli şekilde etkiler. Aynı bakterilerin sebep oldukları çeşitli hastalıkların sağaltımının mümkünse tek ilaçla yapılması; birçok bakterinin işe karıştığı olaylarda ya geniş spektrumlu ilaçların veya ilaç karışımlarının kullanılması tavsiye edilir. İn vitro etkili olan bir ilacın (mikoplazmalara karşı sülfonamidler, aminoglikozidler, kloramfenikolde; S.typhi’ye karşı aminoglikozidler, tetrasiklinler, sefalosporinlerde olduğu gibi) in vivo etkisiz kalması veya yeterince etkili olamaması da söz konusudur. Kullanılacak ilacın hastalığa etkisinin güçlü, konakçıya istenmeyen etkisinin az olması ve kullanılmaması gereken durumların iyi bilinmesi GÜNCEL WHO ve OIE koordinatörlüğünde direnç oluşumunu önlemek amaçlı geniş kapsamlı araştırmalar yürütülmektedir. Antibiyotik Kullanımını Etkileyen Faktörler gibi faktörler de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. ANTİBİYOTİKLERE DİRENÇ Patojen mikroorganizma veya suşun, antibakteriyel ilacın kullanıldığı doz aralığında serumda meydana getirdiği yoğunluk düzeyinde, ilaç tarafından etkilenmemesi direnç olarak tanımlanır. Antibiyotiklere dirençli bakterilerden kaynaklanacak şekilde A.B ülkelerinde her yıl 25000 insanda ölüm şekillenmektedir. Bununla birlikte Amerika Birleşik Devletlerinde de The Centers for Disease Control and Prevention (CDC) kayıtlarına göre bu sayının 23000 olduğu ifade edilmektedir. Antibiyotik direnci, ilk olarak kritik hastalıklar ve immun sistemi baskılanmış hastalarda, hastane kaynaklı enfeksiyonların artmasıyla ortaya çıkan bir problemken, bugün için teşhis ve tedavisi zor, ciddi hastalıklara neden olan bir toplum sorunu olmuştur. Antibiyotiklere dirençli bakteriler; bir yandan kendisine önceden etkili ilaçların etkinliğini ve sağaltımın yararlılığını azaltırken, bir yandan da hayvandan hayvana veya hayvandan insana İNFOVET 118-119 > Etkili kan yoğunluğu > Doku döküntüleri ve irin (Aminoglikozid, sülfonamid azalır. Penisilin, sefalosporin değişmez.) > Verilme yolu- emilme > Doğal engeller (Bağırsak engeli, seröz zarlar, plasenta, göz, kan-beyin engeli) > Atılma yolları > Ekolojik faktörler > Bağışıklık sistemi > Hücre içine yerleşen bakteriler geçen hastalıkların yaygınlaşmasına yol açarlar, bu yönden konu halk sağlığı bakımından da çok önemlidir. Antibiyotiklere karşı bakterilerde direnç oluşmasının hekimlik pratiği yönünden bazı sakıncaları vardır. Bunların en önemlisi alışılmış ilaçlarla yapılan tedavinin başarısız kalmasına neden olmasıdır. Ayrıca, bu durum öldürücü etkiyi de artırabilir. Alışılmış doz, etkin olmadığı için dozun artırılmasına ve tedavi süresinin uzamasına yol açabilir; sonuçta hastada yan etki olasılığı artabilir ve tedavinin parasal maliyeti yükselebilir. Henüz direnç oluşmamış, pahalı ve bazen de daha toksik olan yeni ilaçların veya kombine ilaç kullanılmasını gerektirebilir; bu da tedavinin maliyetinin artmasıyla sonuçlanabilir. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Dr. Brundland 2000 yılı raporunda insanlığın “antibiyotik öncesi çağa” dönüş riski altında olduğunu ve tüm mevcut mali ve bilimsel kaynakların bu tehlikenin önlenmesine harcanması gerektiğini ifade etmiştir. WHO 2001 yılında direnç sorunun kontrol altına alınabilmesi için ”Antimikrobiyal Direncin Kontrol Altına Alınması” konulu raporu yayınlamıştır. Direnç sorununun antibiyotiklerle sınırlı kalmadığı, antifungal, antiviral ilaçlara ve dezenfektanlara karşıda direncin oluştuğu açıklanmış; sorunun bireysel değil toplumsal olduğu, ülkesel değil küresel olduğu ve ancak ülkelerin ortak çalışmalarıyla kontrol altına alınabileceği açıklanarak, kontrol stratejilerinin esasları belirlenmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren insan sağlığı alanında yapılan çok çeşitli araştırmalar, hasta verilerinin analizi; düzenlenen toplantılar ve hazırlanan çok sayıda rapor sonucunda insanlarda “gizli bir tehdit”; bazı araştırıcılara göre de gizli ve tehlikeli bir epidemi boyutuna ulaşan antimikrobiyal direnç sorunu için yaygın ve bilinçsiz şekildeki antibiyotik kullanımı gösterilmiştir. SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALAR Günümüzde antimikrobiyal direncin küresel bir halk sağlığı sorunu olduğu; gizli bir salgının tüm dünya üzerine yayıldığı bütün Tıp ve Veteriner otoriteleri tarafından kabul edilmekte, başta A.B ve A.B.D olmak üzere tüm dünya devletleri, uluslararası insan ve hayvan sağlığı, gıdatarım kuruluşları, üniversiteler GÜNCEL ve toplum yararına çalışan organizasyonlar antimikrobiyal direnç sorununun yayılmasını önlemek ve oluşumunu yavaşlatmak için geniş kapsamlı çalışmalar yapmaktadırlar. WHO ve OIE koordinatörlüğünde yürütülen çalışmaların, ulusal ve uluslararası faaliyetleri mevcuttur. WHO tarafından 2001 yılında antimikrobiyal direncin önlenmesi için “Küresel Antimikrobiyal Direnç Önleme Stratejisi” çalışmaları başlatılmış, bu kapsamda raporlar hazırlanmış ve en son olarak 2014 yılı için de bu yönde kapsamlı bir değerlendirme yapılmıştır. Bu raporlara göre; sorunun çözümü için çok sektörlü bir yaklaşım oluşturulmalıdır. Her ülke aşağıda açıklanan önerileri planlamak ve koordine etmek üzere ulusal özel komiteler oluşturmalıdır. İnsanlar tarafından kullanılan antimikrobiyallerin neden olduğu direnç sorununu kontrol altın almak için WHO tarafından yapılan önerilerle birlikte OIE de 2006 yılında veteriner hekimlik alanında kullanılan antimikrobiyallerin sorumlu ve bilinçli kullanımı konusunda bir kılavuz geliştirmiştir. Kılavuzda, antimikrobiyallerin kullanımına izin veren ve denetleyen kuruluşların, veteriner ilaçları üreten sanayi kuruluşlarının, veteriner hekimlerin ve hayvan yetiştiricilerin antimikrobiyal direncin önlenmesindeki sorumlulukları detaylı olarak açıklanmıştır. Halen A.B, A.B.D ve Kanada’da insan ve hayvan orijinli gösterge bakteriler ile gıdalardan izole edilen zoonoz karakterli bakterilerdeki direnç özeliklerini belirlemek ve izlemek üzere 15 izleme programı mevcuttur. Bunların veteriner hekimlik alanında olanları: NARMS (A.B.D.), MARAN (Hollanda), DANMAP (Danimarka), GERM-VET (Almanya), CIPARS (Kanada), ITAVARM (İtalya)’dır. Uluslararası boyutuyla incelendiğinde, Antimikrobiyal direnç son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilmiştir. Gelişmiş ülkeler konuyu en üst makamlarıyla sahiplenmiş İNFOVET 120-121 İlaç uygulamadan önce hastalardan izole edilen bakteri ile duyarlılık testleri yapılarak, sonuca göre kullanılacak ilaç saptanmalıdır. ve çözüm yolları aramışlardır. Bu kapsamda A.B.D’de Eylül 2014 tarihinde doğrudan Beyaz Saraydan olacak şekilde “National Strategy For Combating Antibiotic Resistant Bacteria” başlıklı bir rapor yayınlanmıştır. Raporda mevcut durum ve yapılması gereken uygulamalar ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir. Antimirobiyal Direnç konusu multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Bunu ortaya koyacak şekilde 14 Kasım 2014 tarihinde FVE, tıp hekimleri ve diş hekimleri ortak bir deklarasyon ile antibiyotik direnci konusuna dikkat çekmişlerdir. Bu durum Tek Sağlık yaklaşı- mının da önemli bir çalışma alanıdır ve yapılacak çalışmalar bu kapsamda ele alınmalıdır. Ülkemizde de 2009 yılında Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Türk Tabipler Birliği arasında Tek Sağlık yaklaşımıyla ilgili “Ortak Deklarasyon” yayınlanmıştır. Veteriner hekimlik alanındaki çalışmalar tüm dünyada olduğu gibi antimikrobiyal direnç sorununun ülkemizde de gittikçe yayıldığını ve ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bu nedenle antimikrobiyal direnç probleminin kontrol altına alınması için ulusal bir strateji geliştirilmesi ve bunu farklı birimler altında değil ortak bir çatı altında toplayarak çalışmaların koordine edilmesi gerekir. Antimikrobiyal direnç konusunun önemine vurgu yapacak şekilde, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün 2012 yılı için teması “Antimikrobiyal Direnç” olarak seçilmiştir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji Derneği tarafından Dünya Veteriner Hekimleri Günü kutlamaları kapsamında hazırladığı “Veteriner Hekimlikte Antibiyotikler: Antibiyotiklere Direnç ve Direncin Çok Yönlü Etkileri” konulu broşür; Dünya Veteriner Antibiyotikler kısıtlı ve dönüşümlü olarak kullanılmalı, kullanımı ile ilgili eğitimler verilmelidir. GÜNCEL Yetkili makamların, antimikrobiyel kullanımını ve herhangi bir direnç gelişimini değerlendirmek için reçete verilerini doğru şekilde izlemesi gerekmektedir. Hekimleri Birliği ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü tarafından yapılan ortaklaşa değerlendirme sonucunda birinci seçilmiştir. Yine bu kapsamda “Bilinçli Antibiyotik Kullanımı ve Antimikrobiyal Direnç Sempozyumu” T.C. Sağlık Bakanlığı, T.C Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji (EKMUD), Türk Veteriner Hekimleri Birliği ve Veteriner Farmakoloji ve Toksikoloji Derneği İşbirliği ile 18-19 Ekim 2012’de Ankara’da düzenlenmiştir. ANTİBİYOTİK DİRENCİNİN KONTROL ALTINA ALINMASI Eğer enfeksiyon etkeni ilaca duyarlı ise veya duyarlı olacağına inanılıyorsa ilaç kullanılmalıdır. İlaç yeterli dozda ve mümkün olduğu kadar kısa bir süre uygulanmalıdır. Etkisiz dozda veya gerektiğinden daha uzun İNFOVET 122-123 bir süre ilaç verilmesi, bakterinin direnç kazanmasını kolaylaştırabilir. İlaç uygulamadan önce hastalardan izole edilen bakteri ile duyarlılık testleri yapılarak bu testlerin sonucuna göre, kullanılacak ilaç saptanmalıdır. Bölgedeki çeşitli bakterilerde direnç prevalansı iyi bilinmelidir; bu amaca yönelik araştırmalara önem verilmelidir. Mümkün olduğu kadar dar spektrumlu antibiyotikler kullanılmalıdır. Antibiyotik direncini kontrol altına almak için bazı stratejik konulara önem göstermek gerekir. Antibiyotik direncinin izlenmesi için, antibiyotik direnci aşamalarının ve eğilimlerinin belli coğrafik alanlarda belirlenmesi gereklidir. Antibiyotiklerin etkili kullanılmasında önemli hususlardan biri de reçeteye yazılmalarıdır. Antibiyotiklere direnç ile ilgili toplumda fazlaca bir bilgi birikimi söz konusu değildir. Bu amaçla toplumun ve bu konuyla ilgileneceklerin uzman kişiler tarafından bilgilendirilmesi önemlidir. Enfeksiyonların kontrolü antibiyotik direncini frenleyen çok önemli bir unsurdur. Antibiyotiklerin doğru kullanımı, antibiyotik dirençli bakterilerin Muayeneyi takiben antibiyotiklerin doğru dozajda reçete edilmesi, bu ajanların gelecekte etkisini koruması için önemli bir önlem olacaktır. yayılmasını ve ortaya çıkmasını azaltırken, enfeksiyon engelleme önlemleri bakterilerin (antibiyotik dirençli) yayılmasını kontrol altına almada ana etkendir. Veteriner hekimlikte kullanılan ilaçların ve özellikle de antibiyotiklerin bilinçli kullanımı son derece önemlidir. Antibiyotiklerin, bilinçli kullanıldıklarında enfeksiyonlarla mücadelede olağanüstü katkılar sağlayan, aksi durumda ise ağır yaralanmalara ve bazen de ölümlere yol açabilen silahlar oldukları kabul edilir. Antibiyotiklerin uygun kullanılmaları için bazı prensiplere dikkat edilmesi gerekir. Bunlardan başlıcaları; antibiyotikler kısıtlı ve dönüşümlü olarak kullanılmalı, antibiyotik kullanımı eğitimi verilmeli, ilaç firmaları denetlenmeli, antibiyogram yaparak doğru antibiyotik seçilmeli, antibiyotiklere karşı direnç durumu belirlenmelidir. Antibiyotiklere karşı direnç gelişiminin önlenmesinde alınması gereken önlemlerden biri de, bazı antibiyotiklerin rezerv olarak saklanmalarıdır. Sonuç olarak doğru ilaç kullanımı için sağlık mensuplarının eğitim kaliteleri artırılmalı, bilgileri periyodik hizmet içi eğitim programlarıyla güncelleştirilmeli ve bilgilendirmenin kontrolü de periyodik olarak yapılmalıdır. Bilinçsiz ve kontrolsüz ilaç kullanımı konusunda özellikle medya aracılığı ile toplumun da bilgilendirilmesi gerekir. Son söz olarak, Antimikrobiyal Direnci önleme noktasında yapılacak çalışmalar “Tek Sağlık Yaklaşımı” içerisinde ele alınmalıdır; bu konuda yürütülecek çalışmalar bir merkezde toplanarak “Koordinasyon” sağlanmalıdır; sorun kısa vadeli bir yaklaşımla çözülebilecek nitelikte değildir, dolayısıyla uzun süreli mücadeleyi hedef alacak bir “Kararlılıkla” çalışmalar gerçekleştirilmelidir. ADVERTORIAL Yem endüstrisinde bir devrim Katı hal fermentasyonu ile üretilen enzimler Hayvan yemlerinde yer alan hammaddelerin sindirilebilirliğini arttırmak için, alternatif olarak SSF (katı hal fermentasyonu) teknolojisinin kullanılması, yem endüstrisinde önemli değişimlere öncülük edecektir. Yazar: Dr. Keith Filer, Bilimsel Araştırma Proje Müdürü, Alltech Çeviri: Veteriner Hekim Gülşah Baykal H ayvansal üretim sistemlerindeki en büyük maliyet unsuru yem olduğu için karlılık, relatif maliyet ve kullanılan yem ham maddelerinin besleyici değerlerine bağlıdır. Ne yazık ki, genelde formülasyonu yapılan rasyonların etkinliğinde ve başta selüloz olmak üzere söz konusu ham maddelerin sindirilebilirliğinde hayvanın fizyolojisine bağlı çeşitli kısıtlamalar bulunmaktadır. Tek mideli hayvanlarda sindirim prosesi tipik olarak tamamlanmamaktadır. Yani tek mideli hayvanlar, yedikleri yemin bir kısmını sindiremeden vücuttan dışarı atarlar. Bu tür yetersizlikler, üreticilerin yüksek yem maliyet- İNFOVET 124-125 leriyle karşılaşmasına neden olur. Bu maliyetler, gıda firmalarına ve son tüketiciye de yansımaktadır. Yemden yararlanmayı arttırmanın kabul gören yöntemlerinden bir tanesi de, dışarıdan yemlere enzim ilavesi yapılmasıdır. Geleneksel olarak bu tür katkı maddeler, daldırma fermentasyon yöntemi veya sıvı fermentasyon yöntemiyle üretilirler. Son zamanlarda ise aslında antik bir fermentasyon tekniği olan, katı hal fermentasyonu (solid state fermentationSSF) eşsiz bazı özellikleri nedeniyle ilgi çekmektedir. SSF ile üretilen enzim ürünleri protein sindirilebilirliğini arttırır, selülozdaki enerjinin serbest kalmasını sağlar ve bitkilerde fosfor birikimi için kullanılan fitat bileşiğinden fosforun alınmasını sağlar. Bu eşsiz özellikler, kanatlı ve diğer tek mideli çiftlik hayvanı üretim endüstrilerinde önemli derecede maliyet azalması sağlamaktadır. Ticari enzim üretiminin tarihçesi: Daldırma fermentasyon yöntemi (SmF) Alexander Fleming’in tesadüfen 1928 yılında penisilini keşfetmesiyle birlikte, ticari enzim endüstrisi de hızlanmıştır ve büyük ölçekli üretim yapmak amacıyla daldırma fermentasyon yöntemi (SmF) geliştirilmiştir. Havalandırma ve çeşitli kontrol mekanizmalarına sahip olan aseptik sıvı fermentörler, besin maddesinden zengin sıvı ortamda, uygun ajitasyon, hava akımı, sıcaklık ve pH faktörleri ile mikroorganizmaların çoğalmasını sağlamaktadır. Bu şekilde SmF yöntemi ABD ve Avrupa’da başlıca enzim üretim teknolojisi haline gelmiştir. Modern biyoteknoloji, üretim sistemlerinin ilerlemesi, gen ifadesinin ölçümündeki ve gen manipulasyonundaki gelişmeler vasıtasıyla SmF enzim üretimini daha da ileri düzeye getirmiştir. Bu gün üreticiler, bakteri veya mantarları istenen enzimleri üretmek üzere genetik olarak modifiye etmekte ve sonra satışa yönelik olarak üretilen bu enzimleri saflaştırmaktadır. Saflaştırılan enzim ürünlerinin etkinliği, laboratuvarlarda saf substratlar kullanılarak kontrol edilmektedir. SmF teknolojisi bir çok endüstriyel uygulama için etkili olsa bile, hayvan yemi uygulamalarında, işin içine yem ham maddelerinin kompleks yapısı, sindirim kanalının farklı bölümlerindeki farklı pH ve sıcaklık dereceleri gibi unsurlar katılmaktadır. Bu unsurların laboratuvar ortamında taklit edilmesi çok zordur. Katı hal fermentasyon alternatifi Katı hal fermentasyonu, organik maddenin çürüyerek dünyadaki karbon döngüsünü tamamladığı, doğada gerçekleşen bir biyo-çevrim prosesidir. Genelde, serbest suyun bulunmadığı ortamda, suda çözünmeyen substrat üzerinde mikroorganizmaların çoğalması olarak tanımlanmaktadır. Bakteriler ve mayalar da katı substratlar üzerinde çoğalabilirler ancak filamentöz mantarlar fizyolojik kabiliyetleri nedeniyle, SSF’e en iyi şekilde uyum sağlarlar. Bu nedenle filamentöz mantarlar dünya üzerinde süre gelen SSF araştırmalarının odak noktası olmuştur (Şekil 1). Filamentöz mantar ile gerçekleşen SSF’in farklı aşamalarını göstermektedir). Katı hal fermentasyonu, pek çok ülkede, yüzyıllar boyunca gıda ve içki üretiminde kullanılmış olan bir yöntemdir. Mantar yetiştirme, küflü peynir yapımı, ekmek yapımı SSF kullanan en eski gıda işleme örneklerindendir ve hatta bunlardan bazıları İ.Ö. 2600 yıllarında Mısır Medeniyeti’nde kullanılmıştır. Çin’den köken aldığına inanılan Koji prosesi, 7. yüzyılda Japonya’ya geçmiştir. Buharda pişirilen bir tahılın, bir mantar ile (örn. Aspergillus oryzae) fermentasyonunu kapsayan bu proses, miso, sake, tempeh, soya sosu, shochu, ontjom, shao-hsing şarabı ve kaoliang (sorghum) likörü gibi pek çok geleneksel Asya yemek ve içkisinin temelini oluşturmaktadır (Şekil 2. Alltech’in Puebla - Meksika’da yer alan modern SSF üretim tesisinde işlenen Koji’nin resmini göstermektedir). Tam bir çözüm Hayvan yemlerinde kullanılacak olan enzimlerin üretiminde substratlar, buğday kepeği, DDGS, soya fasülyesi kabuğu veya pirinç kepeği gibi tarım endüstrisi kalıntılarıdır. Bu selülozlu kalıntı maddeler, daha yüksek besleyici değere sahip yem ham maddelerinin hasadı yapıldıktan sonra geriye kalanlardır. SSF’in güzelliği, filamentöz mantarların bu maddelerle karşılaştıktan sonra doğal olarak tasarlandıkları görevi yerine getirmeleridir. Aspergillus niger selüloz ve hemiselülozu basit şekerlere parçalar. Alltech’te Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Dr. Mark Lyons konuyla ilgili olarak şu yorumu yapmıştır: “Alltech’te üretmekte olduğumuz doğal enzim kompleksinde, tescili bize ait olan bir Aspergillus niger suşu kullanıyoruz ve bu mantar, tek mideli hayvanların sindirme imkanının olmadığı tarım endüstrisi kalıntı maddelerinde bulunan şeker, nişasta, protein ve selülozdaki kompleks matriksleri parçalama yeteneğine sahiptir.” Selüloz ve hemiselülozda kilitli kalmış olan enerji, yemden yararlanmayı arttırmak ve yem maliyetlerini düşürmek için çok büyük bir fırsat sunmaktadır. A. niger ayrıca proteinleri amino asitlere kadar parçalamaktadır ve fitat şeklinde bağlı olan fosforu da serbest bırakmaktadır, böylece yem ham maddesinin besleyici içeriğinden yararlanabilirlik yükselmektedir. Tek mideliler için fosforun serbest kalması özellikle önemlidir çünkü bu mineral kemik mineralizasyonu, bağışıklık, büyüme ve fertilite için gereklidir. Ne yazık ki, kanatlılar bitkisel kökenli yemlerdeki fosforun çoğunu sindiremez çünkü fosfor, bitkilerde fitik asit veya fitat yapısında bulunmaktadır. Ayrıca, yem ham maddelerinde bulunan kompleks matrisler, fosfor gibi besin maddelerini bağlayabilirler. Örneğin, fitat mineraller, nişasta ve proteinlerle kimyasal bileşikler oluşturma eğilimindedir. Bu tür problemleri önlemek için üreticiler, rasyonlara fosfat tuzları şeklinde fosfor ilavesi yapmaktadırlar. Nitekim tuz formundaki fosforun büyük kısmından sindirim sırasında faydalanılamaz ve vücuttan dışarı atılır böylece çevresel etki bakımından da sorun yaratabilir. Fakat kanatlı rasyonlarına SSF yöntemiyle üretilen enzimlerin ilavesi, bu sorunları aşar ve tam bir çözüm sunar. Gelecek Hayvan yemlerinde yer alan ham maddelerin sindirilebilirliğini arttırmak için SSF teknolojisinin bir alternatif olarak kullanılması, yem endüstrisinde önemli değişim gerçekleştirecektir. Dünya nüfusunun artması ve gelişmekte olan toplumların daha fazla proteine ihtiyaç duyması nedeniyle tahıllara talebin artması bakımından, bu tür enzimlerin kullanımı çok daha fazla önem kazanmaktadır. Doğal bir proses olan SSF’in kullanımı hayvanlarımızı daha verimli bir şekilde beslememizi, yem maliyetlerini düşürmemizi ve çevreyi korumaya katkıda bulunmamızı sağlayacaktır. SSF’in güzelliği, filamentöz mantarların bu maddelerle karşılaştıktan sonra doğal olarak tasarlandıkları görevi yerine getirmeleridir. Şekil 1. Katı hal fermentasyonunun aşamaları (Holker ve Lenz, 2005’ten uyarlanmıştır) n n en ile tile retil et ke Ür Ü Tü H2 O n ile et Ür Gaz fazı Antensi iplikcikler Gaz fazı Misel örtüsü Sıvı faz Acids Sıvı faz NH3 Kepek substrat yüzeyi ve porlar Katı Katı Katı H2O Sıvı faz pH Acids Hidrolitik enzimler Penetratif Ürünler (örn. fitaz, proteaz) Makromolekül Monomerler (mantar için besin maddeleri) Polimer Şekil 2. Alltech’in Meksika’daki SSF üretim tesisinde işlenen Koji KANATLI Tavuklarınızla aynı suyu tükettiğinizde kendinizi güvende hisseder misiniz? 20 yıl öncesine göre daha fazla su tüketen broylerlerin, kaliteli su kaynaklarından yararlanması, günlük su alımlarının izlenmesi ve su hatlarına temizleme ve bakım programları uygulanması ile yaşanabilecek problemlerin önüne geçilebilir. Su kalitesinin ve miktarının performans üzerine etkileri S u, kanatlı endüstrisinde performansı etkileyen en kritik, aynı zamanda en çok göz ardı edilen konudur. Bir kanatlı, yem olmadan haftalarca hayatta kalabilir fakat su olmadan birkaç gün dahi yaşayamaz. Suyun, sindirim sisteminde besinlerin geçişi ve besin maddelerinin taşınması (vitaminler, mineraller, amino asitler ve benzerleri) gibi vücut İNFOVET 126-127 fonksiyonları için pek çok önemli görevi vardır. Aynı zamanda birçok enzimatik ve kimyasal reaksiyonda, vücut ısısının regülasyonunda, eklem ve organların yağlanmasında ve vücuttan artıkların-toksinlerin atılmasında da suya ihtiyaç duyulur. Çoğu yetiştirici, suyun kalitesinden çok, kanatlı hayvanları için tedarik ettikleri suyun miktarı ve kullanılabilirliği hakkında en- dişe duymaktadır. Ancak suyun kalite değişkenliği ve kirlenme potansiyelinden dolayı, su kalitesi sürü performansı konusunda en önemli rolü oynamaktadır. Kaliteli su, sürü performansını arttırmasının yanında, besinlerin sindirimleri ve emilimlerinde de potansiyele sahiptir. Hidrojen bağlama yeteneğini nedeniyle su, evrensel bir çözücüdür. Yani sonuç itibariyle, pek çok çözün- müş minerali ve diğer bileşikleri de içerir. Aynı zamanda, tahrip edici kimyasal elementlerin hareketini ve mikroorganizmaların büyümesini engelleyici ideal bir ortam hazırlar. Kanatlıların su tüketimi kabaca yem alımının iki katı kadar olmalıdır. Ancak, aşırı ısı stresinin olduğu dönemlerde su alımı günlük yem alımının üç veya dört katına çıkabilir. Bu nedenle, verimli kanatlılar üretmek KANATLI için her zaman güvenli ve yeterli bir su kaynağının olması esastır. Su kalitesi Su kalitesini tanımlamanın birçok farklı yolu vardır: Tat, renk, koku, alkalinite, asidite, sertlik, bulanıklık (bulutluluk), pH, bakteri varlığı veya yokluğu, vb. Bu faktörler, sırayla, sürü sağlığını ve performansını etkileyebilir. Suyun bileşimi bölgenin coğrafi karakterine göre değişkenlik gösterecektir. Ayrıca, su kalitesi sel, kuraklık ve tarım uygulamaları gibi birçok mevsimse bağlı değişkenlerden etkilenebilir. Aynı zamanda, suda çözünmüş mineraller ekipman ile ilgili sorunlar da doğurabilmektedir. Bu ayrıntının piliçlerin ve piliç sürülerinin büyümeleri üzerine olumsuz etkileri olmasının yanı sıra, üremeleri ve ürettikleri yumurta sayıları üzerine de olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Mineral tortuları ile tıkanmış basınç regülatörleri ve su hatları, kanatlıların yararlanacağı suyun akışını kısıtlar. Soğutma hücresi pedleri de tıkanabilir; bu durum hava akışının azalmasına ve havalandırma sisteminin soğutma kapasitesinde düşüşlere neden olarak sürü sağlığını riske sokabilir (Fotoğraf 1). Suda çözünmüş minerallerden etkilenen ekipmanlar piliçlerin büyümeleri ve üremeleri üzerine olumsuz birçok etki yaratır. Temiz ve hiçbir kokusu, rengi ve tadı olmayan içme suyu her zaman ideal içme suyudur. Örneğin; kükürt ihtiva eden sularda çürük yumurta kokusu vardır. Yine yüksek demir ihtiva eden sular kırmızımsı-kahverengi renkte, yüksek bakır içeren sular ise mavi renktedirler. Demir sülfat veya manganez sülfatlar suya acı bir tat verir. Buna ek olarak, epsom tuzu elde etmek için magnezyumla birleştirilen yüksek konsantrasyonlardaki sülfatlar ya da laksatif etki elde etmek için sodyum ile birleştirilen sülfatlar ıslak altlık problemlerini beraberinde getirir. Yüksek konsantrasyonlu sodyum ve klor (tuz) su tüketimini arttırır ve ıslak altlık problemleri oluşturur. Sudaki yüksek tuz seviyesi, yemdeki tuz ile birleştiğinde toksisiteye neden olabilir. Yüksek seviyelerde kalsiyum, magnezyum ve sülfat (ya da kombinasyonları) su sistemlerinde kireç oluşumuna neden olabilir. Sudaki nitrat, bakteriyel kontaminasyonu gösterebilir. Nitrat varlığı, genellikle yakın çevredeki sanayi oluşumlarında açığa çıkan ticari kimyasal gübre veya hayvan gübrelerinin, yeraltı sularına sızmasının doğrudan sonuçlarından biridir. Su, berrak, kokusuz, renksiz ve tatsız görünse bile, güvenli olarak kabul edilmemelidir. Sudaki kontaminant maddeler, litre başına miligram ya da milyonda bir (ppm-parts per million) şeklinde ölçülür. 1 ppm, bir milyon galon suyun içinde çözünmüş 1 galon tuza eşdeğerdir ve verimli bir su 1 ppm tuz içerir. Ppm küçük bir miktar olsa da, kanatlılar yemlemeleri esnasında dengeli bir beslenme sağlanır ve herhangi ek mineral sağlık ve performans açısında zararlı olabilir. Suda yüksek düzeyde mineral bulunması kilo kaybına, yumurta sayısında ve yemden yararlanmada azalmaya neden olabilir. Aynı zamanda ıslak altlık problemleri de açığa çıkabilir. pH’ın etkisi pH, su kaynağının ne kadar asidik ya da alkalik olduğunu bize anlatır. pH skalasında 7, nötr Fotoğraf 1: Tuz birikimi nedeniyle tıkanmış soğutma hücresi pedleri Fotoğraf 2: Laboratuvar analizleri yapılmadan, kuyu sularının mineral ve bakteri düzeylerini bilmek mümkün değildir. Fotoğraf 3: Kuyudan çıkan 4 inçlik besleme hattı ile 1 inçlik ana hat (öndeki ve arkadaki suluklara ve soğutma sistemlerine giden) olarak kabul edilir. pH 7’nin aşağısı asidik, 7’den yukarısı bazik olarak kabul görür. Yüksek pH genellikle, yüksek seviyede kalsiyum ve magnezyum ile tanımlanır; zaman içinde açığa çıkar ve su sistemlerini tıkayabilir. Yüksek alkali olan bir su, ishal ve sindirim rahatsızlıklarıyla birlikte düşük yemden yararlanmaya ve su ve/veya yem alımında azalmaya neden olabilir. Yüksek mineral içeriği su hatlarında ve suluklarda tortulanmanın önünü açar; bu mineral birikimleri, nipellerde sızıntıya ve klor etkinliğinin azalmasıyla birlikte diğer hijyen ajanlarının etkinliğinin azalmasına sebebiyet verebilir. KONU toplantı Kanatlılar iyi performans yükseldiğinde, yem alımı dolayısıyla su tüketimi artacaktır. Toplam çözünmüş katılar (TDS) ve pH etkileri Kalsiyum, magnezyum ve sodyum, toplam çözünmüş katıların (TDS-total dissolved solids) en önemli bileşeni; suda çözünmüş inorganik tuzların ise bir ölçüsüdür. Yüksek seviyede çözünmüş mineral ihtiva eden sular genellikle “sert su” olarak ifade edilir. Sertlik, suyun sabun ve tortu formunu çökeltme yeteneğini gösterir. Su yumuşatıcıları sodyum içerir; sodyum, kalsiyum ve magnezyum ile yer değiştirerek suyun sertliğini azaltır. Ancak, tavuklar sodyuma karşı aşırı bir hassasiyete sahiptirler. Bu nedenle, birçok durumda, kanatlı su kaynaklarının sertliğini azaltmak için su yumuşatıcılarının kullanılması tavsiye edilmez. Eğer yumuşatıcı kullanılacaksa, sodyumun tolere edilemeyecek seviyelere ulaşmasını önlemek için düzenli olarak sodyum düzeylerinin izlenmesi gerekmektedir. Yüksek seviyede TDS, sulu dışkılama ve bunun gibi kanatlı üretimini olumsuz yönde etkileyen daha birçok zararlı etkiye yol açabilir. Genel olarak kanatlılar, asitliği (pH < 7) bazikliğe (ph > 7) nazaran daha iyi tolere ederler. 6,2-6,8 pH aralığı tavuklar için en ideal aralık olarak kabul edilir. Asitleme, suyun pH’ını düşürerek ve sürünün sağlığını ve performansını arttıran, su kalitesini iyileştiren bir yöntemdir. Birçok yetiştirici bunun farkındadır ve suyun pH değerini düşürmek için % 5’lik elma sirkesi kullanmaktadır. Sirke esas olarak asetik asittir; hidroklorik veya sülfürik asit gibi güçlü asitlere göre daha az tehlikeli olan zayıf bir asittir. Zayıf asitler pH’ı düşürmek için suya yavaş yavaş damlatılabilir ve birçok durumda bu işlem yeterli olur. Ancak, başlangıç pH’ı çok yüksekse, % 5’lik elma asidinden daha güçlü bir şey gerekli olabilir. Bu gibi durumlarda, güçlü bir sirke solüsyonu ya da sirkeden daha güçlü bir bileşik satın almak için bir kimyasal tedarikçisini ziyaret etmek gerekebilir. Asitlemenin faydaları şunlardır: > Mide-barsak sisteminin pH değerini düşürmek, patojenik organizmaların gelişimini azaltır. > Klor kullanılabilirliğini iyileştirir. > Sulama sistemlerindeki kireç oluşumunu önler. Tavuklarınızla aynı suyu içtiğinizde kendinizi güvende hisseder misiniz? İçme sularınızı daha önce hiç analiz ettirdiniz mi ve içerisinde neler olduğunu biliyor musunuz? Eğer cevabınız hayırsa, analiz için bir su örneği almayı düşünebilirsiniz. Barton (1996), broylerlerin ve hindilerin performanslarında su kalitesinin önemini farketmiş; üreticilere, suyun mineral içeriği ve bakteriyel kontaminasyonu açısından tavsiyelerde bulunmuştur. Suyun mineral düzeyi ve bakteriyel içeriğini saptamak amacıyla laboratuvar testleri yapılmazsa, suyun gerçek kalitesi bilinemez (Fotoğraf-2) Yayım hizmeti personelinin vereceği talimatlar, numune toplama ve analiz sonuçlarının yorumlanması konusunda size yardımcı olabilir. Örneğin; mineral analizi ve bakteriyel analiz için numune toplama ve numunenin transport yöntemleri farklıdır. Bakteri numuneleri soğukta (dondurarak değil) tutulur ve laboratuvara sevk işlemi gece yapılır. Mineral örneklerinin ise soğukta muhafaza edilmesi gerekmez ve sevk işlemi karayolu ile yapılabilir. Sert suları yumuşatmak için kullanılan yumuşatıcılarda bulunan sodyuma tavuklar aşırı hassasiyet gösterdikleri için tavsiye edilmez. Numune analizlerinde bir sorun varsa, bu sorunu gidermek için gerekli adımları atmaya hazır olmak gerekmektedir. Bunun anlamı, bir ya da birkaç su artıma seçeneğinin daha gözden geçirilmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Birçok yetiştirici, yüksek mineral içeriğine sahip suları kompanse etmek için su sistemine kum filtreleri eklemeyi tercih etmektedir. Asitleme işlemi (yukarıda da bahsettiğimiz gibi) su pH’ını düşürmek için gerçekleştirilebilir. Bir başka yöntem ise klorlamadır. Klorlama, bakteriyel kontaminasyonu ortadan kaldırmak için başvurulan en yaygın su arıtma yöntemidir. Klor, diğer dezenfektanlara nazaran daha ucuz olmasına rağmen, hidrojen peroksit ve klorin dioksit gibi diğer ürünler su arıtmada daha iyi çalışırlar. İşletmelerinde düşük pH’lı suları KANATLI olan bazı yetiştiriciler, kanatlı hayvanları kümeste iken, haftada bir defa, 24 saat boyunca hidrojen peroksit bazlı ürünleri (5 galon suya 8 ons) su hatları ile kanatlıların suluklarına verirler. Dezenfektanlar ve güçlü su hattı temizleyicileri, pas oluşumunu, mineral birikimlerini, yosun ve biyofilm (hücrelerin birbirine ve/veya bulundukları yüzeye yapıştıkları bir mikroorganizma kümesi) oluşmasını önlemek için kanatlı sürülerinde kullanılabilir. Su miktarı Yüksek kalitede, güvenli bir su tedariği konusu performansı yüksek sürüler elde etmek için çok önemlidir. Ancak su kalitesi kadar, suyun miktarı ve mevcudiyeti de önem taşımaktadır. Her ne kadar yüksek kalitede su tedarik edilse de, kanatlılar bu sudan yararlanamıyorlarsa, kaliteli suyun potansiyelinden de yararlanılamıyor anlamı çıkar. Bu sorun genellikle soğutma hücresi sistemleri kullanan eski çiftliklerde görülür. Bu tip çiftliklerde, örneğin mevcut soğutma hücrelerinin uzunluğu arttırıldığında ya da su tedarik kapasitesi arttırılmadan ana binaya ek olarak yeni binalar inşa edildiğinde karşımıza çıkar. Yaygın olarak karşımıza çıkan bir diğer sorun ise kanatlıların bulunduğu binaların içine, kuyulardan çekilen besleme hatlarının boru uzunluklarının ve genişliklerinin yetersiz olmasıdır. (Fotoğraf-3) Bunların yanı sıra, kanatlıların su talebinin arttığı durumlarda (ek soğutma hücre sistemlerinin ilave edilmesi, yeni binaların inşası, kanatlıların su taleplerini arttıran kanatlı canlı ağırlık artış çalışmaları, vb.) kuyu pompalarının dakikada pompaladığı miktarın yeterli olmayacağını akılda tutmak gerekmektedir. Eğer artan taleple birlikte su gereksinimi de artıyorsa, artan talebi karşılamak için kuyunun dibine büyük bir veya birden fazla pom- pa eklemek gerekebilir. Ayrıca artan su talebini karşılamak için, kümeslere çekilen besleme hattının boyunu arttırmak gerekebilir. Bazı yetiştiriciler, su talebinin en yüksek olduğu dönemlerde besleme suyuna ek olarak depo tanklar kullanmaktadır. Modern broyler işletmeleri son 20 yılda önemli ölçüde su girişlerini arttırdılar (Williams ve ark., 2013). Yıllar içinde yapılan genetik iyileştirmeler de kilo artış oranını, yem alımını ve yemden yararlanma oranını düzeltti. Ancak, bu gelişmelerin çoğu zaman broylerlerin su gereksinimlerini ve su alma modellerini nasıl etkilediği bilinmemektedir. Williams ve ark. (2013), 2010 2010-2011 yılları ile 2000-2001 yılları kanatlı su tüketimleri karşılaştırılırsa yıllar içerisinde % 34 oranında bir artış olduğu gözlenebilir. – 2011 yılları arasında broyler sürülerinin ortalama günlük su tüketimini, 10 ve 20 yıl öncesindeki oranlarla karşılaştırmışlar (Tablo); ve ortaya çıkan sonuç, 42 günlük süre içerisinde 1000 adet kanatlının toplam su tüketiminin % 34 arttığıdır (1000 kanatlı başına sırayla, 2,048 ve 1,525 galon). Tabloda görüldüğü üzere, kanatlıların yaşamlarının erken dönemlerinde su tüketimleri sonraki dönemlere göre daha fazladır ve erişkin kanatlılarda bu oran düşüş göstermiştir. 2010 – 2011 yılları ile 1991 yılı karşılaştırıldığında civcivler 2 günlük iken su tüketimleri % 160 artış (sırasıyla; 5,85 ve 2,26 galon – her 1000 kanatlı başına -), 42. günlük iken ise % 17,6 (sırasıyla; 84,34 ve 71,72 galon – her 1000 Tablo: 1991, 2000-2001 ve 2010-2011 yılları için etlik piliçlerinde karşılaştırmalı su tüketim tablosu (galon başına 1000 kanatlı) Sürüler halinde yetiştirilen kanatlılar Sürü yaşı (gün) 1991 1 0 0 0 2 2.25 3.16 5.85 3 4.96 5.56 7.81 4 6.23 8.06 11.10 5 6.87 9.97 13.39 6 8.15 11.60 15.30 7 10.75 13.17 17.67 8 10.87 15.41 21.03 9 13.02 17.70 22.57 10 15.10 19.91 24.88 11 16.89 21.48 27.73 12 17.00 23.70 28.96 13 21.05 25.29 32.23 14 21.88 27.55 34.80 15 24.61 29.63 35.96 16 24.89 31.50 38.17 17 27.39 32.97 40.55 18 28.98 34.66 42.87 19 29.21 36.49 45.99 20 31.89 38.29 47.90 21 36.03 40.27 50.22 22 39.65 41.36 52.21 23 39.37 43.39 53.65 24 41.80 46.31 56.77 25 41.96 49.01 58.94 26 44.00 50.67 60.28 27 47.56 52.28 61.46 28 49.02 54.41 63.51 29 48.34 57.30 66.16 30 52.29 56.97 70.59 31 55.92 61.16 70.73 32 58.47 65.25 72.10 33 56.77 64.10 75.17 34 61.63 67.07 73.31 35 62.08 69.14 75.79 36 63.90 70.97 75.64 37 62.99 73.05 80.38 38 63.79 74.70 82.77 39 66.83 77.87 82.91 40 67.04 77.75 82.47 41 71.85 78.18 84.44 42 71.72 80.14 84.34 William ve ark.’dan uyarlanmıştır. 2000 - 2001 2010 - 2011 KANATLI kanatlı başına) artış göstermiştir. Bu denli geniş kapsamlı bir kayıt yapılamıyorsa, günlük su tüketiminin kontrolü bir alışkanlık haline getirilmelidir. Artık birçok denetimci su sayaçları kullanmakta ve sürünün su tüketim geçmişini kaydetmektedir. Eğer tüketimleri öğleden sonraya kadar her 15 dakikada bir takip edilirse, günün sıcak saatleri boyunca tüketimin yükseliş sonrası bir noktadan sonra durağan bir noktaya ulaştığı görülür; bu durum da su talebine ayak uydurmak için yol göstericidir. Her kümesin su tüketimini dikkatlice izlemekle birlikte, yeterli su hacminin olup olmadığını ölçmek için nipel suluk sistemlerindeki dikey çıkış borularının dikkatlice izlenmesi gerekmektedir. Genel kural olarak, kanatlının kümese yerleştirilmesinden kesimine kadar su alımının günlük olarak arttırılması gerekmektedir. Eğer bir önceki güne göre tüketimde azalma görülürse, bir sorun olduğu akla getirilmelidir. Yem tüketiminin her zaman su tüketimini takip ettiği hatırlanmalıdır. Bu bilgiyi takiben, yem tüketim oranını belirlemek için üreticilerin yem ağırlıklarını ölçmelerine ihtiyaç duyulmamaktadır; yem tüketiminin azaldığı noktada, kanatlıların büyüme potansiyelleri de azalır. Eğer su alımı sürünün 7. ya da 10. gününde azalırsa ve gün ve Bazı yetiştiriciler, su talebinin yüksek olduğu dönemlerde besleme suyuna ek olarak depo tanklar kullanmaktadır. Eğer geniş kapsamlı bir kayıt yapılamıyorsa, günlük su tüketiminin kontrolü rutinde bir alışkanlık haline getirilmelidir. gün sürekli olarak artış sağlamada başarısız olunursa; sürülerin en iyi performansı göstermesi için gerekli su hacmi su sistemlerinden elde etmek mümkün olmayabilir. Besleme hatları ve kuyu pompaları (vb.) tüm çiftliğin taleplerine karşılık veremeyebilir. Bu durum genellikle, iki inçten daha kısa besleme hattı olan eski çiftliklerde ve/veya dakikada galon başına pompalama kapasitesi düşük olan eski çiftliklerde karşımıza çıkar. Yine bahsettiğimiz gibi, yem alımı su alımını takip eder. Kanatlılar en iyi performansı gösterdikleri zaman, yem alımı her gün artış gösterecektir. Makale özeti Su kalitesi ve su miktarı kanatlı sürülerinin en iyi performansı göstermeleri için dikkat edilmesi gereken en önemli konulardır. Su, kanatlı sürülerinin en yaşamsal besin kaynağı olsa da, yetiştiriciler sadece suyun varlığı hakkında endişe duymakta, suyun kalitesini göz ardı etmektedirler. Ancak yetiştiricilerin, güvenli ve temiz su temin etmelerinin sürü performansı üzerine olumlu etkileri olduğunu idrak etmeleri gerekmektedir. Yetiştiriciler, güvenli su temini yapıp yapamadıklarından endişe duyuyorlarsa, suların mikrobiyal ve mineral içeriklerini kontrol etmeleri yerinde olacaktır. Yılda bir defa yapılacak kontroller, suyun içeriği hakkında yetiştirici için uyarı niteliğinde olacaktır. Kanatlılar, 10–20 yıl öncesine göre daha fazla su tüketmektedirler. Bunu aklın bir köşesinde tutarak su dağıtım sistemlerinin kanatlıların artan taleplerini karşılamakta yeterli olup olmadığına emin olmak gerekmektedir. Ana hatların, besleme hatlarının ve pompa kapasitelerinin değerlendirmelerinin yapılması su tedarik sistemlerinde kısıtlayıcı bir durum olup olmadığı konusunda emin olmamızı sağlayacaktır. Su ile ilgili problemler performans kaybı ve kazanç kayıplarına neden olacaktır. Ancak, yetiştiriciler kendi kanatlılarının günlük su alımlarını ve aldıkları suyun kalitesini izleyerek, su hatlarına bakım ve temizleme programları uygulayarak bu tür problemlerin açığa çıkmasının önüne geçebilirler. Makale yazarları > Tom Tabler, Jessica Wells, Morgan Farnell-Mississippi Üniversitesi > Yi Liang, F. Dustan Clark-Arkansas Üni. > Jonathan R. Moyle-Maryland Extension Üniversitesi FUAR AnImalIa İstanbul Fuarı A çılışını T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, İstanbul İl Müdürü Hamit Aygül, İstanbul İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Onur Çilenk, Paksmith Group Başkanı Naveed Akhtar, Bakırköy İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Sinan Taşkır, HKF Fuarcılık Finans ve Satın Alma Kontrol Müdürü Bora Çakıcı ve Animalia İstanbul Fuar Müdürü Hande Biber’in yaptığı fuarda konuşma yapan HKF Fuarcılık İdari Müdürü Tülin Yeşilgonca senelerdir hayvancılık sektörüne hizmet veren bir ihtisas fuarı düzenlemekten dolayı ekip olarak gurur duyduklarını dile getirdi. Dünyanın dört bir yanından gelen firmalar katıldı Animalia İstanbul, her sene olduğu gibi bu sene de yerli katılımcılarının yanı sıra yabancı firmaları da ağırladı. En yeni ürün ve hizmetlerini fuarda sergilemek üzere Macaristan’dan Pakistan’a, Çin’den Yemen’e kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsayan firmalar fuar için İstanbul’a geldi. Yunanistan’dan Agromasters, Macaristan’dan Agrota-2L Kft, Polonya’dan Draminski S.A., Letonya’dan Eurasia Livestock SIA, Pakistan’dan Kurdson Industries, MLD Veterinary Supplies (PVT) Ltd, Paksmith Surgico, Swana Export Corporation, Çin’den Xuzhou Kaixin Electronic Instrument Co Ltd, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Zibal ve Yemen’den Janal Al fuarda ürün sergileyen firmalar arasında yerlerini aldılar. Animalia İstanbul 2015 ziyaretçi gruplarını ağırladı 5-8 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen fuara çeşitli ziyaretçi grupları da geldi. Bu grupların başında İran’dan gelen 22 kişilik alım heyeti yer aldı. Fuarın ilk iki günü katılımcı firmalar ile görüşmeler yapan İranlı heyet fuardan memnun ayrıldı. Bunun dışında Sakarya Akyazı Süt Üreticileri Birliği üyelerinden 205 kişi fuarı ziyaret etti. İstanbul Damızlık İNFOVET 136-137 Animalia İstanbul Fuarı 12. kez kapılarını açtı Hayvancılık sektörünün İstanbul’daki buluşma adresi Animalia İstanbul, 5-8 Şubat tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde yurtiçinden ve yurtdışından gelen ziyaretçilerini ağırladı. FUAR AnImalIa İstanbul Fuarı Manda Yetiştiricileri Birliği’nden 45 kişilik bir grup da Animalia İstanbul 2015 fuarını ziyaret edenler arasında yer aldı. Bolu Köylerini Kalkındırma ve Yaşatma Derneği ile Bolu Gıda Kontrol Laboratuvarı’ndan 30 kişilik bir grup da fuarı ziyaret etti. Silivri Tarım Kredi Kooperatifi 30 kişilik bir grupla fuara gelirken Silivri İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü ise 35 kişi ile fuarı ziyaret etti. TAGEM’den ‘Yerli Hayvan Genetik Kaynaklarımız Sergisi’ Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü TAGEM fuarda, ‘Yerli Hayvan Genetik Kaynaklarımız Sergisi’ ile yer aldı. Hayvan Irk Tescil Komitesi kararıyla 2004’ten 2009’a kadar tescil edilen 41 genotip ile ilgili temel verileri inceleme fırsatı bulan fuar ziyaretçileri, envanter çalışmalarına rehber olma niteliğinde olduğu belirtilen sergi kapsamında posterlerde, Türkiye’nin koyun, keçi, manda, arı, tavuk ırkları ile ipek böceği hatlarına ilişkin bilgiler alma fırsatı buldu. Fuarda çok yüzlü rasyon hazırlama yazılımı tanıtıldı Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Bilim ve Teknoloji Genel Müdürlüğü tarafından yüksek eğitimli ve nitelikli gençlerin teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini, katma değer ve nitelikli istihdam yaratma potansiyeli yüksek teşebbüslere dönüştürmelerini teşvik amacıyla verdiği iş fikri desteğini alan Çok Arayüzlü Rasyon Hazırlama Yazılımı projesinin, Animalia İstanbul 2015 kapsamında ziyaretçilere tanıtımı yapıldı. Kars’ın asırlık lezzetleri ‘Kars Köşesi’nde fuar ziyaretçilerine sunuldu Animalia İstanbul’un genişleyen katılımcı profili kapsamında “Hayvansal Yerel Ürünler” bölümünde ilk kez bu yıl, “Kars Köşesi” açıldı. Kars’ın 130 yılı İNFOVET 138-139 etkinlikleri ile göz doldurdu Sadece hayvancılık sektörüne yönelik olarak, İstanbul’da düzenlenen tek uluslararası ihtisas fuarı olan Animalia İstanbul dört gün boyunca hayvancılık sektörünün lider isimlerini ağırladı. 2015 senesinde fuar, genişleyen katılımcı profili ile ilgi çekti. Et ve süt ürünleri ile arıcılık özel bölümlerinin yer aldığı bu seneki fuar, düzenlenen yan etkinliklerle de göz doldurmayı başardı. aşkın süredir aile geleneği ile üretilen lezzetlerinin sergilendiği Kars Köşesi’nde, fuarın ziyaretçilerine kültürel değere sahip Kars’ın yerel lezzetlerinin hem nasıl pişirildiği gösterildi, hem de ziyaretçiler bu lezzetlerin tadına bakma fırsatı yakaladı. Peynir ve et üretimindeki birikimini, Kafkasya ve Anadolu’nun kültürel Yerli katılımcıların yanı sıra yabancı firmaların da ağırlandığı fuarda katılımcı firmalar en iyi ürün ve hizmetleri sergileme fırsatı buldu. zenginliği ve biyo çeşitliliği ile birleştiren Koçulu Peynircilik’in Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Koçulu, Animalia İstanbul Fuarı’nda 4 gün boyunca, Kars yaylalarındaki yaklaşık 1500 çiçekli bitki ile beslenmiş hayvanın eti, sütü, balı ve bunlardan ürettikleri doğal lezzetleri ziyaretçilere sundu. Erişte ve peynir yapımının inceliklerini gösteren firma, fuar ziyaretçilerini Kars’ın benzersiz lezzetleri ile tanıştırma fırsatı buldu. ANIMALIA İSTANBUL 2015 kapsamında arıcılık sektörü ile ilgili çeşitli seminerler de düzenlendi İstanbul Arı Yetiştiricileri Birliği Tarım Danışmanı, Ziraat Mühendisi Nuray Işık, Animalia İstanbul 2015 kapsamında arıcılık sektörüne yönelik olarak “Varroa Mücadelesinde Oksalik Asit Kullanımı” ve “Petek Güvesi ile Mücadele” başlıklarında iki seminer verdi. İstanbul Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Öğretim Üyesi FUAR AnImalIa İstanbul Fuarı Arı hastalıkları tedavisi ve zararlarından korumak amacıyla birçok yararlı oturum gerçekleştirildi. Arıcılık sektörü bir araya geldi Genişleyen katılımcı profili ile Animalia İstanbul’un arıcılık sektörü için ayrılan bölümünde; Türkiye’nin dört bir yanından gelen arı yetiştirici birlikleri ve arıcılık ekipmanları firmaları ürünlerini sergiledi. Animalia İstanbul 2015 Fuarı’nı destekleyen birliklerden biri olan İstanbul İli Arı Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Onur Çilenk, birlik olarak 1500 üreticisi ve 2000 kovanıyla yıllık 3000 ila 3500 ton arasında bal ve arı ürünleriyle sektöre destek verdiklerini ve Animalia İstanbul Fuarında dünya ülkeleriyle buluşarak daha başarılı bir çalışma sergilediklerini belirtti. Prof. Dr. Hayrettin Akkaya, Arıcılık Kulübü adına “Arıcılıkta Kalıntı Sorunu” başlıklı bir seminer verdi. Seminerde konuşan Akkaya, şu açıklamaları yaptı: “Bugünkü arıların bilinen en eski fosillerine rastlanıldığı 40 milyon yıllık geçmişleri süresince yaşlı dünyamızın her tarafına yayılmışlar ve insanlar için bir şifa olarak bilinen balı üretmişlerdir. Hatta insanlar arı sokması sayesinde -zehrin yan etki göstermediği kişiler- eklem ağrılarından kurtulabileceklerini de öğrenerek basit apiterapiyi uygulaya gelmişlerdir. Özellikle geçen yüzyılda Sanayi Devrimi’nin yaşandığı 1930’lu yıllardan ve özellikle de 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren pek çok etkene, özellikle de kimyasal etkenlere bağlı olarak çevresel kirlenme artmaya başlamıştır. Suların, havanın, toprağın, İNFOVET 140 bitkilerin ve besinlerin etkilenmeye başladığı bu yıllardan itibaren arıların ve arı ürünlerinin de etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Yıllarca devam eden bu kirlenme sonucu daha büyük bir sorun olan kalıntı sorunlarıyla karşı karşıya kalınmıştır. Bu süreç içinde arıların hastalıklarının tedavisi ve zararlılarından korumak amacıyla düzensiz ve kontrolsüz kullanılan kimyasal etkenler de rezidüel sorunları içinden çıkılamaz hale getirmiştir. Kirlenme ve kalıntı sorunu sadece arılar için değil aynı zamanda bitkilerde döllenmenin, habitatın, çevrenin ve dünyanın da genel sorunudur. Sorunun temeli, bilimsel programlar dahilinde topyekün entegre çalışmaların birey hedefli uygulamaya konulması çerçevesinde düşünülmelidir. Kalıntı sorunlarına karşı mücadelede, yukarıda bahsedilen kirletici ve kirlenicilerin düzelmesi, kontrol altına alınması ve uzman yetkililerin kontrolünde savunucu çalışmaların yapılması önemli bir uygulama olacaktır.” Sürdürülebilir hayvancılık ve Aichi hedefleri çerçevesinde bir oturum gerçekleştirildi Animalia İstanbul 2015 Fuar etkinlikleri kapsamında ‘Sürdürülebilir Hayvancılık ve Aichi Hedefleri Çerçevesinde Uluslararası ve Ülkesel Eğilimler’ başlıklı bir oturum gerçekleştirildi. Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü Biyometri ve Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. İhsan Soysal ve Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı ve Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan’ın büyük ve küçükbaş hayvancılık konusunda izleyicilere bilgi verdiği oturumda Profesör Ayhan, Türkiye’de küçükbaş hayvancılığın önemi, rakamsal verilerle küçükbaş hayvancılığın durumu, yerli koyun ve keçi ırklarımızın durumu ve yapılan ıslah çalışmaları, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından küçükbaş hayvancılığa verilen destekler, Ulusal Meslek standardında çobanlık ve sürü yönetimi elemanı benim projesi, küçükbaş hayvanlardan elde edilen ürünlerin pazarlanmasına yönelik çalışmalar, küçükbaş hayvancılığın örgütlenme bazında geçirdiği süreç ve mevcut durumu olmak üzere sektör hakkında geniş bilgiler verdi.
Benzer belgeler
infovet 142 - Infovet Dergi
PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER
PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ
Prof. DR. AHMET ERGÜN
Prof. Dr. Sezgin Şentürk
PROF. DR. EROL ŞENGÖR
Prof. Dr. Murat Fındık
Prof. Dr. İsmail Bayram
Prof. Dr. Tolga Güvenç
Pr...