noTlaR - Infovet Dergi
Transkript
noTlaR - Infovet Dergi
AYLIK HAYVAN SAĞLIĞI SEKTÖRÜ DERGİSİ OCAK 2015 133 gıda madde üretimini etkileyen faktörler Yapılan nüfus tahminleri ve gelişen ekonomiler, 2050’li yıllarda daha fazla hayvansal ürün talebi olacağı yönündeki varsayımları destekler nitelikte EDİTÖR İNFOVET OCAK SAYI 133 YAYIN TÜRÜ SÜRELİ YEREL SAHİBİ Mat Medya Tanıtım Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. MEHMET AKTOP GENEL KOORDİNATÖR Barış Kolgu [email protected] ADRES: İ.KARAOĞLANOĞLU CAD. YAYINCILAR SOK. NO: 10/4 34418 SEYRANTEPE / İSTANBUL TEL: 0212 324 50 56 0212 324 50 59 FAX: 0212 324 50 06 www.infovetdergi.com [email protected] Genel yayın yönetmeni Veteriner Hekim Yağmur Ağcaoğlu [email protected] Yazı işleri sorumlusu Veteriner Hekim Ayça Üvez [email protected] KATKIDA BULUNANLAR Prof. Dr. Erol Şengör Prof. Dr. Yavuz Öztürkler Prof. Dr. Tayfun Çarlı ART DİREKTÖR EBRU DERELİ [email protected] GRAFİK TASARIM EMEL VURAL [email protected] SOSYAL MEDYA SORUMLUSU BANU SAYINÇ [email protected] DANIŞMA KURULU PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ Prof. DR. AHMET ERGÜN Prof. Dr. Sezgin Şentürk PROF. DR. EROL ŞENGÖR Prof. Dr. Murat Fındık Prof. Dr. İsmail Bayram Prof. Dr. Tolga Güvenç Prof. Dr. Necmettin Ceylan Prof. Dr. Doğa Temizsoylu Doç. Dr. Süleyman BacINOĞLU Yrd. Doç. Dr. Seval Çetİn DR. SAİT KOCA SÜLEYMAN ÖZTÜRK RENK AYRIMI ve BASKI Gezegen Basım San. Ve Tic. Ltd. Şti. 100 YIL MAHallesi MASSİT MATBAACILAR SİTESİ 2. CADDE GEZEGEN BİNASI NO: 202/A BAĞCILAR/ İST Sertifika No: 12002 Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. İnfovet Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz sektörel bir yayındır. İNFOVET 02-03 GIDA TALEBİNİ KARŞILAMAYA NE KADAR HAZIRIZ Hızla artan nüfus, iklim değişiklikleri, kolay ve hızlı gıda ulaşımını sağlayacak altyapıların eksiklikleri, mevcut tarım arazilerinin gün geçtikçe azalması, tarımsal üretim için gerekli su kaynaklarının kısıtlılığı insanlığın varoluşunun devamı için gerekli gıda maddesi üretimin ekonomik ve sürdürülebilir bir şekilde devam etmesinin önünü kapamakta. Yapılan nüfus tahminleri ve gelişen ekonomiler de, 2050’li yıllarda daha fazla hayvansal ürün talebi olacağı yönündeki varsayımları destekler nitelikte… Bireysel, ulusal ve uluslararası bazda işbirliği sağlanmadığı sürece, nüfus artışına bağlı artan gıda talebini karşılama konusunda ileride büyük sorunlar yaşanacak gibi gözüküyor. Siz okurlarımız için bu sayımızda 2050 yılında dair nüfus artış tahminlerine, ülkelerin ortak çabalarının neler olması gerektiğine, enerji ve su ihtiyacını karşılayabilmek için ne gibi yeni sistemlere yönelmek gerektiğine dair bir konu işledik. Bunun yanında, kanatlı ve büyükbaş sektöründe, 2015’in ilk günlerinde gerçekleştirilen birçok önemli etkinliği de sizlerle paylaştık. Kanatlı Tanıtım Grubu’nun gerçekleştirdiği toplantı ile Afrika, Uzakdoğu, Avrupa, Ortadoğu ve Körfez Ülkeleri’nden ithalat yapan birçok firma ve katılımcı bir araya geldi ve sektöre dair sorunları tartıştı. Bir başka toplantıda 50 ilin veteriner hekim oda başkanları bir araya gelerek Türk Veteriner Hekimler Birliği’nin 2015 çalışmaları ile ilgili görüşmeler yaparak önemli kararlar aldılar. Yine firmalar kendi bünyelerinde birçok etkinliğe imza attı. Tüm bunların yanı sıra dünyadan ve ülkemizden birçok güncel haberi, duyuruyu ve hayvan sağlığına dair konuları da sizlerle paylaştık. Umuyorum yeni yılın ilk günleri sağlık ve esenlikle birlikte gelmiştir. Sevgiyle kalın! Veteriner Hekim Gizem Kutun VetERİNER Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU Kanatlı Tanıtım Grubu firma temsilcilerini ağırladı Kanatlı Tanıtım Grubu, 13-16 Ocak 2015 tarihleri arasında, 50 firma ve 75 katılımcı ile Alım Heyeti Programları kapsamında bir toplantı gerçekleştirdi. SAYFA 90 VetERİNER Hekim Ayça Üvez Newcastle: Broylerlerin Aşılama ile Korunması Newcastle hastalığı gibi solunum yolu enfeksiyonları, antibiyoterapi olanağı sağlamadığı için önemli ekonomik kayıplara yol açmaya devam etmektedir. SAYFA 56 İÇİNDEKİLER 40 > İnkübasyon sorunlarının çözümü 72 > Süt inekleri için kış hazırlık çalışmaları Kuluçkahanelerde, beklentiler altındaki çıkım sonuçlarıyla ilgili gözlem yapılabilmek, ancak referans olarak kullanılabilecek bir verinin varlığı durumunda mümkün olabilmektedir. Kışın kısa ve soğuk geçen günlerini, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları nedeniyle unutmuştuk. Ancak dondurucu soğukların ve yağışların kapımıza gelmesiyle birlikte yapılan hazırlıkların yinelenmesinin vakti geldi çattı gibi gözüküyor. 42 > ANC, ürün, servis ve çözümleriyle birlikte 10 yıldır yanınızda SAYFA 56 Kanatlılarda antibiyotik tedavisine olanak sağlamayan Newcastle Hastalığı’ndan korunma yolları ve aşılama Strateji ve çalışmalarını “Optimum kanatlı sağlığı ve performansının temeli barsak bütünlüğünün sağlanmasıdır.” düşüncesi ile yönlendiren ANC, buradan hareketle, 2015 yılı süresince kanatlı sağlığı sektöründeki tecrübelerini ve deneyimlerini İnfovet ile paylaştı. 46 > Kalite, ihracattaki başarının sırrı Sektörün önde gelen firmalarından Ercanlar Yumurta A.Ş.’nin önemli isimleri ile firmanın kuruluşundan günümüze dair sıcak bir sohbet gerçekleştirmenin yanında Türk Kanatlı Sektörü’nün şimdisini ve geleceğini konuştuk. SAYFA 90 Kanatlı Tanıtım Grubu Başkanı Müjdat Sezer birçok firmanın ve satın alımcının bir araya geldiği toplantıda önemli bilgiler aktardı. 50 > 2014 yılı kanatlı sektörü değerlendirmesi Prof. Dr. Erol Şengör, istatistiki verilere dayanarak, geride bıraktığımız 2014 yılı kanatlı eti ve yumurta üretimi ile ihracat rakamları değerlendirmesini siz İnfovet okurları ile değerlendirdi. 56 > Newcastle: Broylerlerin Aşılama ile Korunması Newcastle hastalığı gibi solunum yolu enfeksiyonları, antibiyoterapi olanağı sağlamadığı için önemli ekonomik kayıplara yol açmaya devam etmektedir. 64 > Erken gebelik için potansiyel çözümler SAYFA 106 Gıda kontaminasyonlarına neden olan Campylobacter jejuni profilaksisi hakkında bilinmesi gerekenler İNFOVET 04-05 Doğurganlığı arttırmak, embriyonal ve fötal ölümlerin önüne geçmek hayvan üretici işletmelerdeki verimliliği ve sürdürülebilirliği en yüksek seviyelere taşımaya yardımcı olur. Bu nedenle erken gebelik sorunlarının önüne geçmek için neler yapılabilir? 80 > 2050 yılı gıda maddesi üretimini etkileyen faktörler Siz okurlarımız için bu sayımızda 2050 yılında dair nüfus artış tahminlerine, ülkelerin ortak çabalarının neler olması gerektiğine, enerji ve su ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ne gibi yeni sistemlere yönelmek gerektiğine dair bir konu işledik. 90 > Kanatlı Tanıtım Grubu firma temsilcilerini ağırladı Kanatlı Tanıtım Grubu, 13-16 Ocak 2015 tarihleri arasında, 50 firma ve 75 katılımcı ile Alım Heyeti Programları kapsamında bir toplantı gerçekleştirdi. 100 > Veteriner hekimin güvenlik rehberi Her mesleğin iş sağlığı ve iş güvenliği hususunda alması gereken önlemler vardır fakat bazı meslekler için bu konular daha fazla hayati öneme sahiptir. Bu mesleklerden biri de veteriner hekimliktir. 106 > Kümeslerde Campylobacter ile savaş Kanatlı işletmelerinde büyük çapta hasara neden olmasıyla atfedilen, başlıca gastrointestinal sistem hastalığı campylobacteriosistir. Kontaminasyonlarla mücadele ise ancak sınırlamalarla ve koruma çalışmalarıyla mümkün olabilecek gibi gözükmektedir. 120 > Monogliseridlerin sindirim üzerine etkileri Yapılan araştırmalar, kanatlı gelişimi ve sağlığı üzerine önemli etkileri olduğu bilinen sindirim kanalı mikroflorasının, rasyona katılan monogliseridler ile iyileştirilebileceğini gösteriyor. NOTLAR Keskinoğlu Ravika ile, Anadolu Markaları Ödül Töreni’nde “Büyük İşletmeler Tarım-İmalat” kategorisinde ikincilik ödülüne layık görüldü. Rusya 2014’te kümes hayvancılığında büyüdü 2014’un ilk 11 ayı boyunca, Rusya’da üretilen kanatlı hayvan etinde % 7 artış görülürken, sağlanan yumurta satışı aynı düzeyde kaldı. 2014 yılı kasım sonu itibariyle Rusya’da 3,5 milyon ton kanatlı hayvan üretimi sağlandı. 2020 hedeflerini kapsayan kalkınma programına göre; Rusya 2014 yılında 4 milyon ton kanatlı hayvan eti üretmeli ve bu da her yıl % 12 büyüme hedefini göstermektedir fakat uzmanlara göre bu pek erişilebilir bir hedef değil çünkü birçok öngörüye göre bu büyüme % 7 - 8’i geçmeyecektir. Ravika, ismini Anadolu Markaları arasına yazdırdı Keskinoğlu Şirketler Grubu’nun kurucusu İsmail Keskinoğlu’nun anısına 2005 yılında butik olarak üretilmeye başlanan Ravika; Capital ve Ekonomist dergileri ile Türkiye Finans Katılım Bankası’nın işbirliğiyle düzenlenen Anadolu Markaları yarışması için 9 Aralık 2014 tarihinde İstanbul Marriott Hotel’de gerçekleştirilen ödül töreninde, “Büyük İşletmeler Tarım-İmalat” kategorisinde 2.’lik ödülünü kazandı. Anadolu’nun birçok ilinden toplam 192 markanın başvuru yaptığı yarışmada, 15 marka ödüle layık görüldü. Keskinoğlu Şirketler Grubu adına törene katılan Yönetim Kurulu Üyesi ve Pazarlama Grup Başkanı Keskin Keskinoğlu, Ravika’ya verilen 2.’lik ödülünü, Ekonomist Dergisi Yayın Yönetmeni Talat Yeşiloğlu’ndan aldı. Anadolu, bünyesinde yüzlerce kaliteli marka barındırıyor Bu ödülü daha önce 2 defa Keskinoğlu markası ve şimdi de Ravika markası için almaktan büyük gurur duyduklarını belirten Keskin Keskinoğlu, “Bu ödülde, belki de asırlara sığabilecek başarıları, yarım asra sığdırmamızı sağlayan şirketimizin kurucusu ve ebedi başkanı merhum İsmail Keskinoğlu’nun çok büyük emeği var. Bugün, rahmet ve şükranla andığımız dedem, biz İNFOVET 08-09 daha çocukken her yere zeytin ağacı diker ve “kıymetini ileride anlayacaksınız” derdi. Bu bereketli zeytinlerin özü olan Ravika’yı da, 63 yaşında şirketimizi kuran dedem İsmail Keskinoğlu’nun anısını yaşatmak ve belki de ona olan vefa borcumuzu bir nebze olsun ödeyebilmek için üretmeye başladık. Sekiz yıl önce, yolculuğuna Anadolu’dan başlayan ve toplam zeytinyağı ihracatındaki payını yüzde 7’ye ulaştıran Ravika, bugün dünyanın 75 ülkesinde Türkiye’yi temsil eder hale geldi. Bu nedenle de, Türk iş ve basın dünyasından değerli isimlerin yer aldığı böyle bir jürinin takdiriyle daha da değerlenen bu anlamlı ödüle layık görülmekten büyük mutluluk duyduk. Anadolu, global pazara ürün sunabilecek kalitede yüzlerce marka barındırıyor. Özellikle son yıllarda gelişen teşvik ve desteklerin de katkısıyla, Türk markaları uluslararası pazarlarda sesini daha çok duyurmaya başladı. İzlenilen politika ve stratejiler sayesinde; ülke olarak dünya ölçeğindeki başarılarımızın daha da büyüyeceğine inanıyorum. Türk girişimcilere sundukları bu cesaret verici destekten dolayı; Capital ve Ekonomist Dergisi ile Türkiye Finans Katılım Bankası’na teşekkürlerimi sunuyorum.” dedi. NOTLAR T avsan Yönetim Kurulu Başkanı Cemalettin Bilgin, Tavsan CEO’su Hilmi Bilgin ve yönetim kadrosunun yerli bayilerle buluştuğu bayi toplantısında, açılış konuşmasını Yurtiçi Satış Müdürü Serdal Bilgici yaptı. Bayilere katkılarından ve katılımlarından dolayı teşekkür ederek sözlerine başlayan Bilgici, Tavsan’ın 2014 yılı hedeflerini yakaladığını ve bunun yerli ve yabancı bayileri ile birlikte, kalite standartları çerçevesinde yürütülen disiplinli çalışma ile başarıldığını belirtti. Bayi yapılanmasının önemine vurgu yapan sunumu ile Tavsan’ın büyümesinde bayilerin başarılı çalışmalarının katkısına da dikkat çekti. Bodrum Voyage Otel’de gerçekleşen toplantıda; Tavsan Kalite, Planlama, Finans, Ar-Ge ve Teknik Destek Müdürleri sunumlar eşliğinde, ayrı ayrı konuşmalar yaptı. İki gün süren toplantıda bayiler, 2015 yılı hedefleri, üretim ve satış stratejileri konusunda bilgilendirildiler. Türkiye’nin farklı bölgelerinde görev yapan ve eksiksiz katılım sağlayan Tavsan bayileri, toplantının soru-cevap bölümünde yıl içinde yaşadıkları sorunları aktardılar. 2015 yılında hedeflere ulaşmak için uygulanacak stratejiler masaya yatırıldı. Başarıyı ilkeli ve gayretli çalışmalara borçluyuz Bayiler ile birebir ilgilenen Cemalettin Bilgin, toplantıda yaptığı konuşmada; “1975 yılında başlayan serüvenimizde bugüne kadar büyük başarılar yakaladık. Bu başarıları tesadüflere değil, yönetim ve üretim ekibimizle, siz değerli bayilerimizden oluşan Tavsan Ailesi’nin ilkeli ve gayretli çalışmalarına borçluyuz. Yurtiçi ve yurtdışında, güven veren deneyimlerimizle, ürün ve hizmet kalitemizle elde ettiğimiz yeri, şimdi daha yukarılara taşımalıyız. 2014 yılı içerisinde gerçekleştirilen başarılı çalışmalar için herkese teşekkür ediyorum.” dedi. Konuşmasında 2015 yılında bayilerin desteğiyle İNFOVET 10-11 Tavsan Grup 2015’e yüksek hedeflerle giriyor 19-21 Aralık tarihleri arasında Bodrum’da gerçekleşen bayi toplantısında 18 adet yurt içi bayisi ile buluşan Tavsan, 2014 yılının değerlendirmesini yaptı ve 2015 yılı hedeflerini paylaştı. Tavsan’ın büyüme ve başarı grafiğinin daha da yükseleceğini dile getiren Hilmi Bilgin, 2014 yılı içerisinde kırılan satış rekorundan duyduğu memnuniyeti belirterek, bayilere teşekkür etti. Tavsan’ın önümüzdeki yılda da başarısını arttıracağını dile getirdi. Topluca yenen akşam yemekleri ve bodrum gezisi ile verimli olması yanı sıra keyifli de geçen bayi toplantısı, Tavsan CEO’su Hilmi Bilgin’in bayilere teşekkür konuşması ile tamamlandı. Toplantıdan yüksek motivasyonla ve Tavsan ailesinin üyesi olmaktan duydukları gururla ayrılan bayiler, 2015 hedeflerini de başarıyla gerçekleştirecek kararlılıkta görünüyordu. Tavsan CEO’su Hilmi Bilgin, Tavsan’ın 2015 yılında bayilerin desteği ile büyüme ve başarı grafiğinin daha da yükseleceğini dile getirdi. NOTLAR Kuluçka aşılamalarında yapılan yenilikler 2009 yılında Ceva Hatchery Immunisation Control Keys Program ya da kısaca C.H.I.C.K. Programı uygulamaya koyan ve vermiş olduğu bu kuluçka servis hizmeti ile kuluçkada aşılamanın kalitesini geliştirmek için eksiksiz bir hizmet sunan Ceva Hayvan Sağlığı AŞ. kuluçka personellerini İstanbul’da buluşturdu. C eva Hayvan Sağlığı A.Ş., sektörel gelişime katkıda bulunacak yenilikler yapmaya, çok önemli ilkler gerçekleştirmeye devam ediyor. Bu kapsamda Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş., 19 Aralık 2014’te İstanbul’da “Kuluçka Aşılamalarında Yenilikler” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi ve bu toplantı ile sektörel bir farklılığa, yeniliğe ve ilke imza attı. Toplantıda sektörün kuluçka sorumlularını buluşturan Ceva, değerli bilgilerin paylaşımına olanak sağlamış oldu. Kanatlı sektöründe sıklıkla düzenlenen teknik toplantı ve organizasyonlarda genel olarak kuluçka personeline odaklanılmazken, Ceva kuluçkanın öneİNFOVET 12-13 mine vurgu yapmak amacıyla gerçekleştirdiği bu toplantıda sektörün kuluçka alanındaki idari ve teknik kadrolarını bir araya getirerek onlara kuluçka uygulamalarındaki yenilikleri, dünyadaki aşılama trendlerini, yeni ekipmanları, kuluçka aşılamalarındaki gelişmeleri ve güncel durumu içeren bilgi bir paylaşımda bulundu. Türkiye’nin farklı kentlerinden 43 kuluçka sorumlusunun katılımı ile gerçekleştirilen ve bilgi paylaşımının yanı sıra sektörel iletişime de büyük bir katkıda bulunan toplantıda Ceva Türkiye Kanatlı İş birimi Direktörü Bülent Çakan ‘Dünyada Aşılama Trendleri’ başlıklı bir konuşma yaptı ve ardından Teknik Müdür Dr. Erhan Bayraktar söz alarak “Kuluçka Aşılamalarının Önemi” ni anlattı. Toplantıya Ceva Desvac Fransa’dan katılan Teknik Müdür William Boyer ise; “Kuluçka Aşılamalarında Yenilikler” başlıklı bir sunum yaparak katılımcıların kendi firmalarındaki kuluçka bi- rimlerinin ilerlemesini olumlu etkileyecek değerli bilgiler aktardı. Toplantı sonrası katılımcılar ile birlikte Ceva Kanatlı Ekibi, Günay Restoran’da Aşkın Nur Yengi ve Selami Şahin ile yılın yorgunluğu atarak eğlenceli bir İstanbul gecesi geçirdiler. NOTLAR Elanco ve Novartis Hayvan Sağlığı Birimi birleşmesi Lilly’nin Hayvan Sağlığı Birimi Elanco, hayvan sağlığı sektöründe daha fazla değer yaratmaya ve yenilikçiliğe odaklı yeni bir global lider yaratma hedefine yönelik olarak, Novartis Hayvan Sağlığı biriminin satın alma sürecinin tamamlandığını açıkladı. Elanco’nun Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Direktörü Dr. Ignacio Lanza N isan ayında açıklanan bu satın alma, 2014 başında Elanco’nun Lohmann Hayvan Sağlığı şirketini satın almasından kısa bir süre sonra gerçekleşmişti. Her iki stratejik yatırımla Elanco, ürün çeşitliliğinin ve yetkinliklerin artırılması noktasında güç kazanmıştır. Bu birleşme ile Elanco, lider markaların yanı sıra; tedavi ürünleri, aşılar, anti-paraziterler, anti-mikrobiyaller, cerrahide ve gıda güvenliğinde kullanılan ürünler, enzimler ve daha fazlasını kapsayan yaklaşık 300 markadan oluşan geniş bir portföyü hizmete sunuyor olacak. Elanco’nun Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Direktörü Dr. Ignacio Lanza; “Elanco’nun Novartis Hayvan Sağlığı’nı satın alması, müşteriye hizmet konusunda tutkulu iki güçlü şirketi bir araya getirmiştir” dedi. Lanza, müşterilerin güvendiği ürünleri temin etmeye devam ederken, henüz karşılanmamış ihtiyaçlar için yeni çözümler geliştirecek önemli yatırımlar yapacaklarını da sözlerine ekledi. Bununla birlikte, Elanco araştırmageliştirme konusunda yatırımlarını ciddi İNFOVET 14-15 ölçüde artırarak, güçlü üretim hattını daha da geliştirecektir. Yeni Elanco, 100’den fazla ürün geliştirme projesi ile daha fazla yetkinlik ve uzmanlığa ulaşarak şu konulara odaklanacaktır: > Hastalıkları önleyerek ve parazitlere karşı koruyarak pet hayvanlarının bakımını geliştirme ve yaşam kalitesini artırma, > Çiftlik hayvanlarını hastalık ve parazitlerden koruma, hayvan refahını geliştirme ve çiftlik hayvanı üretiminin çevresel etkilerini azaltma, > Enzimler, diagnostik, su ürünleri ve aşılar gibi yeni alanlarda daha geniş çözümler sunma. Pet hayvanlarının fiziksel, sosyal ve duygusal yararları olduğu bilindiğinden, pet hayvan sahibi olanların sayısı giderek artmaktadır. Elanco, pet hayvanlarının daha uzun ve sağlıklı yaşaması için çalışan veteriner hekimlere yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Elanco, daha az kaynakla daha fazla gıda üreterek hem artan hayvansal protein talebini karşılamayı hem de yeryüzünün ve hayvanların refahını koruyan tüm üreticilere yardımcı olmayı görev edinmiştir. “Müşterilerimize destek olabilecek yenilikçi yöntemleri araştırmaya devam edeceğiz.”diyen Dr.Lanza sözlerine şunları ekledi; “Analiz ve değerlendirme metodlarımızla saha desteğini birleştiren gelişmiş teknik hizmetlerimiz sayesinde, işlerinde fark yaratacak yenilikçi çözümler arayan müşterilerimize daha fazla destek sağlayabileceğiz.” Entegrasyon sürecinde, ürün siparişi ve müşteri destek gibi fonksiyonlar herhangi bir aksama yaşanmadan devam edecektir. Ürün tedariği ve erişimi kesintisiz bir şekilde sürdürülecektir. Bu satınalma hakkında daha fazla bilgi için, www.elanco.com web sitesini ziyaret edilebilirsiniz. Elanco Hakkında Elanco, hayvan sağlığı, çiftlik hayvanları üretimi ve pet hayvanları sağlığına yönelik ürünler geliştiren ve yaklaşık 70 ülkede pazarlayan; inovasyon odaklı global bir şirkettir. Öncü ilaç şirketlerinden Eli Lilly and Company’nin hayvan sağlığı birimi olan Elanco’nun dünya çapında yaklaşık 7.000 çalışanı ve 40’tan fazla ülkede yerleşik ofisi bulunmaktadır. Elanco hakkında daha detaylı bilgi için www.elanco.com sitesini ziyaret edebilirsiniz. NOTLAR Kolostrum ve kolostral peynir altı suyu hakkında yapılan araştırma sonuçları umut vaat edici gözüküyor. Kolostrum ve kolostral peynir altı suyunun TB kontrolünde rolü var Karabulut: “En durgun ayları yaşıyoruz. Haziran dolaylarına kadar kadar et fiyatlarında değişiklik olmaz.” Et fiyatları en durgun aylarını yaşıyor Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkan Yardımcısı Nazif Karabulut, et fiyatlarının en durgun dönemini yaşadığını belirtti. Karabulut, yaz aylarında bir miktar yükselse de fiyatların artık rayına oturduğunu söyledi. İthalatı gerektirecek olağandışı bir durum görmediklerini ifade eden Karabulut, haziran ayına kadar fiyatların normal seyrinde devam etmesini beklediklerini vurguladı. Bosna Hersek Cumhuriyeti menşeli maddeler için açılan tarife kontenjanı için dönem sonunun 1 yıl uzatılarak 31 Aralık 2015 sonuna ertelenmesinin bir anlam ifade etmediğini dile getiren Karabulut, yeterli hayvan potansiyeli bulunmadığını aktardı. Karabulut, “Bu aylar en durgun aylar ve ithalat yapılması söz konusu olamaz. Fiyat artışları yükselirse dengelemek için ithalat yaparlar fakat bu defa üretici elindeki hayvanı kesime verdikten sonra yerine hayvan almaz.” dedi. Avustralya’da bulunan Adelaide Üniversitesi’ndeki araştırmacılara göre kolostrum ve kolostral peynir altı suyunun İngiltere’deki sığır tüberkülozu ve eradikasyonunda önemli rolleri var. Araştırmacılar Veterinary Record’a yazdıkları mektupta, yürüttükleri araştırmalar için yüksek tanısal duyarlılığı olan testlere ihtiyaç duyduklarının altını çizdiler ve alpakalar (tüylü lama) için olan yeni bir testin sığırlarda da uygulama olanağı olabileceğini söylediler. Son zamanlarda yapılan çoklu TB immünolojik testler gösteriyor ki alpakalara uygulanan intradermal test ile bahsi geçen test karşılaştırıldığında çok daha üstün bir hassasiyete sahip. Yine aşılanmış koyunlarda Johne Hastalığı ile ilgili yapılan son araştırmalar da; kolostrum veya kolostral peynir altı suyu kullanıldığında antikor ELISA duyarlılığında belirgin bir artış olduğu gösteriyor. Araştırmacılar; “Biz, İngiltere’deki sığır TB hastalığı veya Johne Hastalığı’nda kullanılan, antikor deneylerinin parametreleştirilmesi hakkındaki ve tanı duyarlılıklarını arttırmak adına örneklerin potansiyallerine dikkat çekmek için kullanılan kolostrum ve kolostral peynir altı suyu hakkındaki son dönem araştırmalardan haberdar değiliz.” açıklamasında bulundular. Kuduzla mücadelede düzenlemelere gidildi Kuduzla mücadele ve korunmaya yönelik uygulamaları, 2001 yılında çıkarılan “Kuduz Korunma ve Kontrol Yönergesi” çerçevesinde yürüten Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bilimsel gelişmeleri dikkate alarak yeni düzenlemeler getirdi. Söz konusu yönerge yürürlükten kaldırılarak sağlık çalışanlarına yönelik “Kuduz Saha Rehberi” hazırlandı. Yanı sıra riskli temas vaka inceleme formu, riskli temas aylık izlem formu, aşı takip kartı ve kuduz bilgilendirme formu ilgili birimlere iletildi. Genelgede kuduzda, özellikle klinik belirtiler geliştikten sonra dramatik bir şekilde ölümle sonuçlanmasının hastalığın önemini ortaya koyduğu belirtildi. Bu sebeple gerek riskli temas öncesi, gerekse sonrası doğru korunma uygulamalarının ortaya konmasının elzem olduğuna işaret edildi. İNFOVET 16-17 NOTLAR İstanbul, “8. Asya Manda Kongresi” için kapılarını açıyor Asya Manda Birliği tarafından desteklenen ve 21-25 Nisan 2015 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan “8. Asya Manda Kongresi (8th Asian Buffalo Congress)” katılımcılarını bekliyor. Doğu ve batı kültürleri arasında bir köprü olması beklenen kongrede, manda üretimi ile ilgili önemli konular tartışılacak, ulusal ve uluslararası araştırmacılar, bilim toplulukları, politi- kacılar ve tüketici örgütleri bir araya gelecek. ABC 2015’in teması, “Küresel ekonomik dünyada sürdürülebilir üretim” olarak belirlendi. Kongrede, sektördeki sorunların incelenmesi ve tartışılması, teknik ve bilimsel gelişmelerin geniş kitlelere aktarılması, araştırmacı, işletmeci, firma temsilcisi ve yönetici çevrelerin aynı platformda buluşturularak yakın bir iletişimin sağlanması amaçlanıyor. Kişi ve kuruluşlar arası bağlantılar sağlanırken teknik ve tarihi geziler ile ülkeler arası dostluklara kapıların açılması, pekiştirilmesi ve yararlı sonuçlar çıkarılması hedefleniyor. Ana kongreye ek olarak, 19-20 Nisan 2015 tarihleri arasında “Manda Ürem Biyoteknolojisi” konulu bir çalıştay da düzenlenecek. Detaylı bilgi ve başvuru için www. abc2015.org sitesi ziyaret edilebilir. Projelerin kentlerdeki yerine örnek olacak Afyonkarahisar’da sütle ilgili Türkiye’de örnek bir çalışma gerçekleştirildi. Soğuk zincir oluşturularak tüm üretim paydaşları standartlara bağlandı. 500 bin ton sütün üretildiği kentte 50 kuruş olan kilogram fiyatı, 1 lira 20 kuruşlara kadar çıkarıldı. Öte yandan Afyonkarahisar’ın tarımsal ihracat rakamları her geçen yıl artıyor. 2011 yılında 118 milyon dolar olan tarımsal ihracatı şu an 156 milyon dolara ulaştı. Afyonkarahisar’ın tarımsal üretimde ülke ekonomisine olan katkısı 2012 yılında 3,2 milyar lira iken, şimdilerde bu rakam 3,7 milyar liraya yükseldi. Et ve et ürünleri sektöründe işletmelerin % 60’ının modernizasyonu gerçekleştirildi, işletmelere kamera sistemleri takıldı. Okul sütü ikinci kısım ihalesi gerçekleşti Okul sütü ihalesinde ikinci kısım için en düşük teklifi 0,46 lira birim fiyat ile Aynes Gıda verdi. Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Burhan Demirok başkanlığında yapılan ihale, Bakanlık Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Başkan Demirok, ihale kapsamında Panagro Tarım Hayvancılık Gıda, Dimes Gıda-Pınar Süt İş Ortaklığı, Oğuz Gıda, Meysu Gıda ile Aynes Gıda tarafından 5 teklif geldiğini söyledi. Demirok, ikinci turun başında ihalede yaklaşık maliyetin 54 milyon 261 bin 965 lira 70 kuruş, birim fiyat maliyetinin ise 0,5882 lira olduğunu bildirdi. Okul sütü ihalesinde ikinci kısım için en düşük teklifi 0,46 liralık birim fiyat ve toplamda 42 milyon 438 bin 886 lira 8 kuruş ile Aynes Gıda verdi. Rusya’ya et ihracatı katlandı Rusya’nın ağustos ayından bu yana Türkiye’den yaptığı et ve et ürünleri ithalatının altıya katlandığı belirtildi. Aynı dönemde balık ürünleri ithalatı da ikiye katlandı. Rusya’nın Ankara’daki ticaret temsilcisi Tofik Melikov’a göre, Türkiye’den ağustos ayından bu yana 52,2 milyon dolar tutarında balık ürünleri ve 14,4 milyon dolar tutarında et ve et ürünleri ithal edildi. NOTLAR Brezilya, Rusya’nın et ambargosundan yararlanmaya hazırlanıyor Ege Vet Genel Müdürü Prof. Dr. Tahir S. Yavuz gerçekleştirdiği sunumda değerli bilgilerini katılımcılarla paylaştı. Aydın’da “Sürü yönetimi” ele alındı Aydın’da, 13 Aralık 2014 tarihinde “Sütçü Sığır İşletmelerinde Sürü Yönetimi” konulu bir toplantı düzenlendi. Veteriner hekimlerin, sürü sahiplerinin ve çiftlik yöneticilerinin katıldığı toplantıda konuşmacı Tahir S.Yavuz toplam dört saat süren bir sunum gerçekleştirdi. Aydın veteriner hekimlerinden Murat Nezafeti tarafından düzenlenen toplantıya, Aydın Veteriner Hekimler Odası Başkanı Muharrem Uçmaklıoğlu da katıldı. Organizasyonu düzenleyen Murat Nezafeti’nin açılış konuşmasının ardından sunuma başlayan Tahir S.Yavuz, sütçü sığır işletmelerinin temeli olan sürü yönetiminin temel ilkelerinden söz etti. Dört temel ilke olan “kuru – temiz, iyi kayıt – iyi gözlem” konularını ayrıntılarıyla açıklayan Yavuz, stres ve stresle baş etme yöntemlerini de anlattı. Toplantıya katılanların sorularını yanıtlayan Yavuz, toplantının sonunda, “Sürü Yönetiminde Sıklıkla Yanıt Aranacak Sorular” başlıklı 14 sorudan oluşan bir listeyi dinleyicilere dağıtarak; “Bu soruların doğru yanıtlarını verebildiğinizde işletmenizde işlerin yolunda gittiğini düşünebilirsiniz. Eğer yanıtlarınızda eksik ve tereddüt varsa, o zaman düzeltme yönünde adımlar atmanızın gerekliliği ortaya çıkacak, çareleri aramak durumunda kalacaksınız.” dedi. Bloomberg’in raporuna göre, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin arasındaki Ukrayna üzerinden artan gerginlikler, Brezilya kesimhane ve et işletmelerini Rusya pazarına yönlendirdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Avrupa’nın tarımsal ihracatlarını durdurarak karşı atak yapmasından sonra, Rus yetkililer Brezilya’nın da içinde bulunduğu birçok ülkeye gıda ihracatlarını arttırmak için resmi olarak teklifte bulunmuş- tu. Quesnell A.Ş., Andbanc A.Ş., Marfrig A.Ş.ve Minevra’ya göre, zaten sığır eti için Brezilya’nın en büyük ikinci pazarı olan Rusya’ya gönderileri arttırmak için Rusya’nın ithal yasaklarından yararlanabilir. Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, 7 Ağustos tarihinde, sığır eti, balık, meyve ve peynir gibi tarımsal ürünlerin ithalatını kısıtladıklarını açıklamıştı ve geçen yıl, ülkede ithalatı durdurulmuş 25 milyar dolarlık ürünün söz konusunu olduğu bildirmişti. Global pazarda Brezilya’nın yeri gittikçe büyüyor. ScrapIe, zoonotik olabilir Bilim adamları, Scrapie’nin zoonotik olabileceğini keşfettiler. Hastalığın, Bovine Spongiform Encephalopathy (BSE-deli dana hastalığı) ile benzer olduğu ve patojen prion proteinlerinden kaynaklandığı biliniyor. BSE ile insanlardaki Creutzfeldt-Jakob Hastalığı arasında bir bağlantı olsa da, daha önce yapılan epidemiyolojik araştırmalar Scrapie ve insan prion hastalıkları ile ilgili bir bağlantı kurmayı mümkün kılmamıştı. Olivier Andreoletti; “Scrapie’nin insanlara bulaşma riski, türler arası prion yayılmasını engelleyen doğal bariyerler nedeniyle göz ardı edildi.” şeklinde konuştu. Bilim adamları ise, Scrapie’den sorumlu bazı patojenlerin insanları enfekte edebilecek karakterde olduğunu keşfettiler ve patojenlerin CJD’nin sporadik formuna neden olan prionlarla ayırt edilmez olduğunu açıkladılar. Nature Communications Dergisi de, zoonotik riskin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, aksi takdirde insan sağlığı açısından önemli bir tehdit oluşturacağını vurguladılar. İNFOVET 20-21 NOTLAR Araştırmacılar Salmonella’nın zayıf noktasını buldu OhIo State Üniversitesi’nden araştırmacılar, PLOS Pathogens Dergisi’nde yayınlanan makalede değindikleri üzere, Salmonella ile mücadale için “zayıf nokta” nın bilinmesinin etki bir hedef olduğuna inanıyorlar. Etken, maksimum etkiyi göstermek için fruktoz-asparagin, şeker ve amino asit karışımına ihtiyaç duyuyor. Üniversitedeki araştırmacılar, tek bir besin kaynağının, Salmonella etkeninin neden olduğu hastalığın şiddeti noktasında 1,000 kat daha az etkili olduğunu keşfettiler. Araştırmaya göre, fruktoz-asparaginsiz şeker ve amino asit karşımı Salmonella için uygun ortam yaratıyor ve bu nedenle etkenin beş üreme evresinden birinin aktivasyonunu engellemek amacıyla Salmonella hücrelerine fruktoz-asparagin nakletmek mücadele için yeni bir yol olarak görülüyor. Ohio Üniversitesi mikrobiyoloji ve enfeksiyöz hastalıklar profesörü Brain Ahmer; “Salmonella gerçekten bu sözü geçen besinlere ihtiyaç duyuyor ve bunlardan biri ortamda bulunmazsa, oldukça kötü bir hastalık tablosu karşımıza çıkıyor.” diyor. Ahmer ve arkadaşları fruktoz-asparagini, hastalık bağırsaklarda irinli enfeksiyona neden olurken ve hayatta kalmasi için gerekli olan gastroenteritisin aktif fazındayken yaptıkları bir araştırmada keşfettiler. Alman imalatçılar GDO’suz yemlere geçiş yapıyorlar Almanya’nın en büyük kanatlı imalatçısı Wiesenhoff, 1 Ocak’ta yayımlanan yeni raporunda GDO’suz hayvan yemlerine geçiş aşamasında olduklarını doğruladı. Alman Tavukçuluk Derneği (German Poultry Association) ve perakendecilerden gelen talepler doğrultusunda böyle bir değişime karar verdiklerini; süt ve sığır eti dahil olmak üzere tüm protein segmentlerinde GDO’suz yemler kullanacaklarını açıkladı. Wiesenhoff, Almanya’da 6 kuluçkahane, 11 mezbaha, işleme tesisleri ve kanatlı sosis üretim tesisleri işletmektedir. Şirketin Polonya’daki işletmelerinde 1 kuluçkahane, 2 mezbaha ve kanatlı sosis fabrikaları bulunmaktadır. Başvuru için [email protected] adresine özgeçmiş gönderilebilir. Keskinoğlu’ndan 2015 yılında 400 yeni istihdaM Sektörde 52. yılına giren Keskinoğlu, 2015’te 300’ü mavi 100’ü de beyaz yaka olmak üzere toplam 400 kişiye daha istihdam sağlayacak ve yeni açılan kadroların yaklaşık % 25’ini de yeni mezunlardan oluşturulacak. Türkiye’de 50 bini aşkın noktada, dünyada ise 75 ülkede tüketiciyle buluşan sektörünün lider markası Keskinoğlu, var olan 4000 kişilik şirket kadrosunu bu yıl 4400’e ulaştırmayı hedefliyor. İç pazardaki ve ihracattaki taleplerin yükselmesi nedeniyle, 2015’te piliç etinden yumurtaya, zeytinyağından lojistiğe kadar faaliyet gösterdiği birçok alanda yüzde 10’lara varan kapasite artışını tamamlayacak olan Keskinoğlu’nun 2015 istihdam planında yeni mezunlar da unutulmadı. 2015 istihdamının yüzde 25’lik kısmını yeni mezunlara ayıran Keskinoğlu, ilerleyen yıllardaki yönetici kadrolarını da bu yıl şirkete taze kan getirecek gençlerden sağlamayı planlıyor. Ege Bölgesi’nin en büyük istihdam sağlayıcılarının başında gelen Keskinoğlu, Manisa Akhisar’da bulunan şirket merkezi ve üretim tesislerine ulaşım için çalışanlarına İzmir’den de servis imkanı sunuyor. Farklı şehirlerden başvuru yapıp şirkete dahil olan yeni çalışanların yaşam düzenlerini kolay kurabilmesini de gözeten Keskinoğlu, şirket lojmanında süresi 3 aya kadar uzatılabilen konaklama olanağı da sağlıyor. NOTLAR İNFOVET 24-25 NOTLAR Keskinoğlu, yeni bir ihracat pazarı açmaya hazırlanıyor Yumurta üretimi 17,5 milyar adede ulaştı Türkiye’nin 2006 yılında 8,4 milyar adet gerçekleşen yumurta üretimi, geçen sürede iki kat artarak 2014’te 17,5 milyarı aştı. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) verilerinden derlenen bilgiye göre, sektör üretimindeki yükseliş çizgisi bu yıl da devam etti. 2006 yılında 8 milyar 401 milyon adet olarak gerçekleşen yumurta üretimi, 2007’de 10 milyar 515 milyon, 2008’de 11 milyar 258 milyon, 2009’da 11 milyar 920 milyon, 2010’da 12 milyar 737 milyon, 2011’de 13 milyar 980 milyon, 2012’de 15 milyar 677 milyon, 2013’te de 16 milyar 707 milyon adede çıktı. YUM-BİR Genel Sekreteri Hüseyin Sungur, sektörün geçen yıl da sağlıklı sürülerden, güvenilir yumurta üretmeye devam ettiğini ifade ederek şöyle devam etti: “Fiyatlar, her zaman olduğu gibi inişli çıkışlı seyir izledi, üreticinin yumurtasını zararına sattığı günler oldu. Geçen yıla göre maliyetlerde % 12-13’lük, yumurta fiyatlarında ise % 18’lik artış yaşandı. Üretici, yumurtayı ortalama 19-20 kuruşa mal ederken, ortalama 21 kuruşa satabildi. 2014 yılında tüketici ise yumurtanın tanesine 35-38 kuruş ödedi. Diyebiliriz ki; yumurta üreticisi, 2014 yılını, 2013’e göre biraz daha rahat geçirmiştir.” Keskinoğlu, piliç etinde Rusya’dan sonra yeni hedeflerinin 60 milyon dolarlık Filipinler olduğunu açıkladı. 75 ülkeye gerçekleştirdiği ihracatla sektörünün ihracat lideri olan ve beyaz et sektörünün toplam ihracatının % 10’unu tek başına karşılayan Keskinoğlu, Türkiye için yeni bir pazarın daha kapısını aralamaya hazırlanıyor. Daha önce Almanya, Yunanistan, Singapur, Malezya gibi ülkelere ihracatı başlatarak sektörün önünü açan Keskinoğlu, son 3 yıldır 60 milyon dolar potansiyel taşıyan Filipinler’e ihracat yapabilmek için sürecin son onay aşamasına geldiğini açıkladı. Konuyla ilgili son olarak Filipinler Türkiye Konsolosluğu Ticaret Ateşesi Cezmi Beşoğul ve Filipinler Tarım Bakanlığı Müşteşarı Jose C. Reano ile temaslarda bulunduklarının altını çizen Keskin Keskinoğlu, “Son 3 yıldır Filipinler’e ihracat yapabilmek için çalışmalar yürütüyoruz. Üretim kalitemizi yerinde görebilmeleri için yetkilileri Türkiye’ye davet ettik. Filipinler Tarım Bakanlığı Veterinerleri, 2015’in ilk çeyreğinde Akhisar’daki tesislerimizi ziyaret edecekler. Türkiye’ye gelecek ekip tesisleri inceleyecek ve arkasından da ihracat için onay süreci başlayacak. İkinci çeyrekte ise ihracatın başlamasını hedefliyoruz. Filipinler’in 2013 yılındaki piliç eti üretimi 827 bin ton, ithalatı ise 147 bin ton. Beklentimiz ilk aşamada Türkiye’den Filipinler’e 30 bin ton ihracat yapmak. İlk etapta bütün piliç, kanat ve baget ihracatına başlayacağımızı öngörüyorum. Bu ihracatın ticari değeri ise 60 milyon doları bulacak. Keskinoğlu olarak biz bu ihracatın 20 milyon dolarlık kısmını tek başımıza karşılamayı hedefliyoruz. Zaten pazarı tanıyoruz, çünkü 5 yıldır ülkeye zeytinyağı ihraç ediyoruz.” dedi. Kanatlı yemlerinde mısıra alternatif: Sorgum Sorgum bitkisi, hayvanların damaklarında tatlı bir tat bırakır. İNFOVET 26-27 Nijerya’da etlik tavuk çiftçileri, araştırmacılar ve kamu görevlilerin de içinde bulunduğu bir grup, kanatlı yemlerinde sorgum uygunluğunu kanıtlayan, broylerler için yem formülasyonunda sorgum kullanımı ile ilgili yem çalışmaları yürüttü ve kanatlı beslemesinde yem olarak kullanılan mısır yerine, alternatif olan sorgum -süpürge darısı- denilen yemin kullanılabileceği belirtildi. Kanatlı yemlerinin içeriği olarak sorgum, mısır ile karşılaştırıldığında beslenme kalitesinin yanı sıra havaya olan yüksek toleransı da eklenince daha verimli olabilecek gibi gözüküyor; ayrıca Nijerya’da iklim şartlarının uygunluğunun da, yetiştirme açısından uygun ortam hazırladığı, mısırın ithal edilmesiyle kıyaslandığında ekonomik açıdan büyük avantaja sahip olduğu belirtiliyor. Yetkililer de konuyla ilgili üretime destek vereceklerinin mesajını veriyorlar. TOPLANTI Vetakademi Kampüs Vetakademi Kampüs ile toplantılara devam Vetaş 2014 Kasım ayında gerçekleştirdiği Vetakademi Kampüs lokal toplantıları ile 2015 yılında farklı bölgelerde lokal toplantılarla devam edeceği haberini verdi. V etaş, 2014 yılında hayata geçirmiş olduğu Vetakademi Kampüs ile toplantılarına tüm hızıyla devam ediyor. Son olarak kasım ayı içerisinde gerçekleştirilen toplantılar ile yıl içerisinde 11 yerel ve 1 genel olmak üzere toplamda 12 toplantı ile çok sayıda veteriner hekime ulaşan Vetaş, bilimsel ihtiyaçların karşılanmasında köprü olmaya devam ediyor. Hayvancılıkta büyük öneme sahip infertilite problemlerine, Adana, Gaziantep, Antalya ve Muğla’da düzenlenen lokal toplantılarda değinen Vetaş’ın bir sonraki durağı İzmit’ti. Vetaş Ürün Müdürü İrem Dindar “Senkronizasyon Denince” başlıklı sunumunda; Türkiye’de ilk ve tek hormon üretim hattı GMP belgesi olan ve en yüksek kalite standartlarında üretilen yeni nesil PGF2-a analoğu Senkrodin (D-Kloprostenol) ve GnRH analoğu Lecibreed (Lesirelin asetat)’in sahip olduğu üstün özelliklere değinerek sözü Prof. Dr. İ. Kamuran İleri’ye bıraktı. Toplantıda ineklerde görülen infertilite problemlerini ve çözüm yaklaşımlarını konu alan Prof.Dr. İNFOVET 28-29 İ. Kamuran İleri, yapmış olduğu çalışmalarını ve tecrübelerini bölgedeki hekimlerle paylaştı. Solunum yolu hastalıklarında: MarbIotIc % 10 Sığırların solunum yolu hastalıkları, tüm mevcut sistem hastalıkları içerisinde en çok karşılaşılan ve bu nedenle de önemli ekonomik kayıplara neden olan sorunların başında gelmektedir. Bu doğrultuda Bursa, Kayseri, Tokat, Amasya ve Samsun illerinde gerçekleştirilen toplantılarda hedef; solunum sistemi hastalıkları ve tedaviyi etkileyen faktörlerdi. Toplantılara konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Sezgin Şentürk, solunum sistemi hastalıkları bulgularına sahip hayvanlara klinik yaklaşımın önemine ve özellikle enfektif pnömonilerde doğru antibiyotik seçiminin tedaviyi etkileyici çok önemli bir faktör olduğuna değindi. Sonrasında Vetaş Ürün Müdürü Serkan Yeniay sunumunda, Vetaş’ın 2014 yılının son çeyreğinde pazara verdiği yeni ürünü MarbIotIc % 10 (100 mg marbofloksasin) Enjeksiyonluk Çözelti’nin GMP belgeli üretim tesisinde üretilmiş olmasının getirdiği üstün özelliklerinden ve özellikle solunum yolu enfeksiyonlarında neden tercih edilmesi gerektiğinden bahsetti. Katılımın yüksek olduğu toplantıların sonunda veteriner hekimler gerek bilimsel içerik, gerekse organizasyon bakımından Vetaş ekibine memnu- niyetlerini bildirdiler. Vetaş, 2015 yılında da Vetakademi Kampüs ile ihtiyaç duyulan farklı bölgelerde yerel toplantılar yapmaya devam edecek. Vetakademi Kampüs 2015 genel toplantısının ise yurt dışında yapılması planlanırken şimdiden ilginin yoğun olduğu görülüyor. NOTLAR türk Kanatlı sektörü, Rusya’daki ruble krizinden avantajlı çıkacak durumu avantaja çevirebilir. Rusya’nın ABD ve AB ürünBize uygun koşullarda kota lerine yönelik ambargo kararısağlanırsa biz de elimizden nın ardından heyecanlanan ve geleni yaparız.” dedi. ihracatını hızla artıran beyaz Sektörün Rusya ile ABD et sektörü, rublenin düşüşünarasındaki restleşmeden den etkilenmedi. Rusya’nın de beklentisi büyük. Ege Su özellikle gıda fiyatlarının speÜrünleri ve Hayvansal Mamulkülatif etkilerle artmasından ler İhracatçıları Birliği Başkanı çekindiği için boşluğu hızlı Sinan Kızıltan ise özellikle şekilde Türkiye’den ithalatla yılbaşından sonra Rusya’ya doldurmak istediği belirtiliyor. yapılan ihracatın artacağını Rusya’ya uygun fiyatlı tavuk dile getirdi. kıyması ihraç Türkiye’nin ettiklerini, sipaRusya’ya olan rişlerde herhangi ihracatının bir iptal ya da artarak deazalma olmadığını vam ettiğini dile getiren Beyaz kaydeden Et Sanayicileri Kızıltan, ve Damızlıkçıları “Rusya’nın Birliği DerneABD’ye koyduği (BESD-BİR) Sait Koca ğu ambargo Başkanı Sait Koca, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR) Başkanı sonrası, 150 “Biz ihracatımıza bin tonluk kodevam ediyoruz. tayı Türkiye’ye Henüz bizi etkilekaydırmasını bekliyoruz.” yen bir durum yok. Hatta 2015 dedi. Mudurnu Yönetim Kurulu hedeflerimizi de tutturacağıBaşkanı Zuhal Daştan ise; mızı düşünüyoruz.” dedi. Rus Rusya’nın bu sıkıntılı dönemintüketicilerin, pazarın sıkıntıya de Türkiye’nin katma değeri girmesiyle birlikte harcamayüksek ürün satmasının zor larını da kısacağını ve ucuz olduğunu ancak hali hazırda olan ürünlere kayacaklarını devam eden 1,5-2 liralık tavuk belirten Koca, “Bu noktada kıyması ihracatını devam Türkiye’den ihraç edilen ettireceğini, bunda bir sıkıntı uygun fiyatlı ürünler daha yaşanmayacağını söyledi. çok talep edilebilir. Sektör bu İNFOVET 30-31 Tavuklarda, kinolon dirençli E. coli vakaları artıyor Norveç Veteriner Enstitüsü tarafından bu yıl yapılan izleme programının ön sonuçları, tavuk filetolarındaki kinolon dirençli E.coli görülme sıklığının yüzde 70’in altında olduğunu göstermektedir. Tavuklarda bu oran, hindi filetolarıyla karşılaştırıldığında daha yüksek çıkmıştır. Ancak, direncin karakter özellik tayinleri tamamlanmamakla birlikte; enstitü, bu güne kadarki direnç özelliklerinin net olmadığını ve birden fazla direnç mekanizması ile bileşik bir görüntü ortaya çıktığını söylüyor. Araştırmacılar, bu dirençli bakterilerin Nor- veç’teki kanatlı popülasyonunun içine nasıl girdiği bilmediklerini belirtiyor ve 2000 yılında kurulan izleme programlarıyla yapılan gözlemlerden elde edilen geçmiş verilerin, kinolon direncinin sabit düzeyde kaldığını gösterdiğini ekliyor. Raporlar taze örneklerden izole edilebildiği için geçmiş yıllara ait kayıtlı olmayan verilere ulaşmanın mümkün olmayacağını söylüyor. Enstitüt, antibiyotik dirençli E. coli ve Campylobacter enfeksiyonlarını önlemek için, mutfak hijyeni ve iyi pişirme konularında da genel tavsiyeler veriyor. Direnç oluşturmayan yeni bir etken madde: TeIxobactIn Northeastern Üniversitesi, saptanabilir bir dirençle karşılaşılmadan patojenleri yok eden bir antibiyotik keşfetti. Bilim adamları üzerine çalışmalarının amaçlarının tüberküloz ve metisilin dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) gibi kronik enfeksiyonların sağaltımını mümkün kılmak için olduğunu söylüyorlar. Teixobactin olarak adlandırılan bu antibiyotik, antimikrobiyal materyallerin rutin taramaları sırasında tespit edilmiş olup, araştırma ekibi, ileride ilaç olarak geliştirebilme ihtimali üzerinde heyecanlandıklarını belirtiyorlar. NOTLAR İnterhas’tan kısraklarda suni tohumla kursu Bilimin ve bilginin olduğu yerde İnterhas Hayvan Sağlığı her zaman olduğu gibi yerini aldı ve 8-12 Aralık 2014 tarihleri arasında Eskişehir’de 3.sü düzenlenen “Kısraklarda Suni Tohumlama Kursu” ile veteriner hekimlere piyasaya yeni çıkan at ürünlerini anlattı. İnterhas Hayvan Sağlığı A.Ş. ilaç ve aşılarları ile ilgili at hekimleri ile paylaşımda bulundu. bulduklarını dergimize açıklayan İnterhas A.Ş. Pazarlama Müdürü Gürcan Öner, piyasaya yeni verilen hem agonist hem de antagonist etkili opioid analjezik BUTOMİDOR (Butorfanol)’un atlarda tek başına güçlü analjezi sağlayıp, solunum ve dolaşım zaafiyetine sebep olmadan güvenli sedasyon oluşturduğunu, doz güvenlik aralığının geniş olduğunu, bağımlılık ve yoksunluk sendromu oluşturmadığını belirtti. i nterhas Hayvan Sağlığı Pazarlama Müdürü Gürcan Öner ve Eskişehir-Bilecik-Afyon Bölge Sorumlusu Hüseyin Arıkan, İnterhas ürün tanıtım standında İnterhas A.Ş.’nin atlara özel ilaç ve aşılarının tanıtımını yaptılar. Türkiye’nin çeşitli illerinden gelerek kursa katılan veteriner hekimler kurs sonunda, “Atlarda Suni Tohumlama Sertifikası” almaya hak kazandılar. Gıda, Tarım İNFOVET 32-33 ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan Veteriner Hekim Sedat Menge’nin gözetmenliğini yaptığı kursun hocalığını, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Suni Tohumlama ve Dölerme Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. M. Borga Tırpan yaptı. İnterhas Hayvan Sağlığı’nın Avrupa’dan ithal ettiği orijinal moleküllü ilaç ve aşıları bu kurs sırasında at hekimliği yapan veteriner hekimlere tanıtma fırsatı BUTOMIDOR’un geniş kullanım alanı İnterhas Pazarlama Müdürü Gürcan Öner, BUTOMİDOR’un atlarda tek başına kullanıldığında çok etkili bir analjezik ve sedatif bir ürün olduğunu, ksilazin ve diğer α2–adrenoreseptör agonistleri ile kombine kullanımı ile de additif ve sinerjistik etki sonucunda derin ve ağrısız bir sedasyon sağladığını söyledi. BUTOMİDOR’un anestezinin bir parçası olarak ketamin ve diğer anasteziklerle birlikte kullanılabildiğini, sedatif, preanestezik ve anestezik ilaçlar ile kombine kullanım durumlarında ise hem BUTOMİDOR’un hem de kombine edildiği diğer ilaçların doz miktarlarının daha az olacağını, oluşacak sedasyon ve anestezinin ise sinerjik etki sayesinde derin, ağrısız ve güvenli bir şekilde gerçekleşeceğini sözlerine ekledi ve ayrıca BUTOMİDOR’un, ksilazin ve diğer α2–adrenoseptör agonistleri ile kombinasyonuyla, ayakta yapılacak her türlü küçük ameliyatlar ve müdahalelerin (diş törpüleme, diş çekme, nallama, hatalı nallama problemlerinin giderilmesi vb.) etkin, güvenli ve ağrısız bir şekilde yapılabileceğinin, kolay kontrol edilemeyen hayvanların muayene ve tedavi işlemlerinde de sakinleştirici olarak kullanılabileceğinin altını çizdi. Ağrı yönetiminde bir ayrıcalık BUTOMİDOR’un atların yanı sıra köpek ve kedilerde de güçlü ve güvenli bir analjezik olarak her türlü ağrılı olguda tek başına kullanılarak, yangılı anal kese temizleme, tırnak kesme, traş, banyo, sonda, branül ya da yakalık takma vb. tüm işlemler ile travmaya maruz kalmış hayvanlar ve agresif hayvanların tetkik, teşhis ve uygulamalarının, hasta sahibi ve veteriner hekim için güvenli, hasta hayvan açısından ise sükunet ve konfor içinde yapılmasının BUTOMİDOR ile mümkün olacağını söyleyen İnterhas Pazarlama Müdürü Gürcan Öner; her türlü ameliyat sürecinde oluşacak ağrının, beyinde record edilmesini önlemek için ameliyat öncesinde BUTOMİDOR’un preanesteziklerle kombine edilmesinin önerildiğini, operasyon sonrasında iyileşme sürecinde ağrının yeterli düzeyde giderilmesi için anestezinin sonlanmasından 15 dakika önce BUTOMİDOR’un uygulanabileceğini, kombine kullanım detayları için ise ürün prospektüsünün incelenebileceğini belirtti ve BUTOMİDOR’un semptomları maskelemediğini, bu nedenle travmaya maruz kalmış ağrılı, huzursuz ve saldırgan hayvanlar ile agresif mizaçlı hayvanlara yapılacak her türlü işlemlerde BUTOMİDOR kullanımının bir ayrıcalık olacağını sözlerine ekledi. NOTLAR Brezilya’nın Rusya’ya kanatlı ihracatı artış gösteriyor Brezilya’nın Rusya’ya kanatlı eti ihracatı hızla artmaya devam ediyor. Brazilian Animal Protein Association’un verilerine göre, bu büyümenin Ekim ayına göre % 60 daha fazla artış göstererek 33,610 tona ulaştığı gözlendi. Yine aynı şekilde 2013 Ekim ayına göre değerlendirildiğinde de % 455 artış olduğu belirlendi. Bir diğer veri de, Ekim ayının kanatlı eti ihracat değeri 75,1 milyon $ olarak belirlenirken, geçen aya göre % 46,3, geçen yıla göre ise % 111 arttığı belirtildi. Yönetim Kurulu Başkanı Francisco Turra, bu yıl ka- natlı et ihracatı için Rusya’nın en iyi fırsatlardan biri haline geldiğini ve tahminlerine göre Ekim ayı performansının Kasım ayında da tekrarlanacağını öngördüklerini söyledi. Aynı zamanda Venezuela’nın da iyi bir pazar olduğunu ve satışların Eylül ayında 1.870 ton artarak 20,260 bin tona ulaştığını da ekledi. Brezilya’nın global kanatlı eti ihracatının geçen senenin Kasım ayı ile karşılaştırıldığında % 1,9 değer kazandığı görüldü. Ancak mevcut %9’luk değer artışının 742,38 $ denk olduğu belirlendi. Güney Afrika’daki zayıf talep yumurta üreticilerine darbe vurdu Güney Afrika’da yumurta üreticilerinin sayısı geçen yıla göre azalmaya devam ederken bu durumun ilerleyen zamanlarda da devam edeceği tahmin ediliyor. Bunun, artan işçilik masrafı ve değişken yem giderlerine karşılık, tüketici talebinin zayıflamasından ileri geldiği düşünülüyor. South African Poultry Association tarafından yılın ortasında açıklanan verilere göre 2013 yılında üretim 402,011 iken, bu yıl üretimin haftada %5,5 azalarak 380,000’e gerilediği görüldü. 2005-2006 yıllarında Güney Afrika’daki yumurta sektörü yüksek potansiyele İNFOVET 34-35 sahipti. Tüketici talebinin artışıyla yüksek fiyatta yumurta satışı gerçekleşiyorken şimdilerde bu durum olumsuz yönde etkilendi. 2006’nın yarısından sonra yumurta fiyatları düşmeye başladı. Ekonomi zayıflarken, yumurta sektörü ihtiyaçtan daha fazla üretim ile sıkıntı çekmeye başladı. 2010 ve 2011 yıllarında zayıf pazara rağmen yumurta üretimi arttı. Yem ve diğer ihtiyaç alanlarında masrafın artışı ile eş zamanda yaşanılan bu durumda, yumurta sektörü fiyatlarda yükselişe gitse de dengenin kurulamaması başarısızlığı beraberinde getirdi. Hong Kong’dan Hollanda ve İngiltere’ye ambargo Hong Kong, Hollanda’da ortaya çıkan kuş gribi salgınlarının devam etmesini takiben kanatlı eti ve ürünlerine (yumurta da dahil) ambargo koyduğunu açıkladı. Gıda Güvenliği Merkezi (CSF) sözcüsü; “Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü aracılığıyla, ülkedeki kuş gribi salgınlarıyla ilgili son gelişmeleri yakından izlemeye devam edeceğiz.” dedi. Gıda Güvenliği Merkezi, daha önce de ortaya çıkan salgınlar karşısın- 2005-2006 yıllarında Güney Afrika’daki yumurta sektörü imrenilecek bir potansiyele sahipti. da salgının şekillendiği bölgelere yasaklar koymuş, salgın oranları ülke çapında artış gösterdiğinde, söz konusu ülkenin tamamını kapsayan ambargolar uygulamıştı. CSF sözcüsü geçen yıl Hollanda’dan ithal edilen etin 18,000 ton civarında olduğunu bellirti. Ayrıca CSF, bu ayın başlarında Hong Kong’un İngiltere’nin Yokshire bölgesinde görülen kuş gribi nedeniyle kümes hayvanları ihracatını durdurduğunu da açıkladı. NOTLAR Konferansla ilgili daha detaylı bilgi için www.efsaexpo2015.eu web sitesi ziyaret edilebilir. Kazak i kanatl stan ı ihtiyac eti ı Yeni bir Kazakis rapora göre tan’da ülkenin sektör en can lerinde lı n b ir hayvan ı ve işle i olan kümes m pazard e sektö a a r ta n r talebi k leri, iç için ac arşılam il olara ak k mode ihtiyaç rnizasy duyuyo ona r.Kazak Tarım S istan D ervisi iç ış in hazır bir kaz la anç rap nan orunda Zharm ,Z agamb etova’y hamal 2020 y a göre, ılına ka dar ülk natlı et enin ka i sektö rünün gerekli gelişim olan bir i iç in plan ya Kazakis yınladı. ta n m e vcut ür larını g etim ala enişlet nmek ve yeniler bunlar ini ekle a m ek için devlet çeşitli destek leriyle ları yar üretim atmakt alanadır. KışIN kümeslerin ısıtılmasında en etkili yöntem Kış aylarında ısı derecelerinin düşmesi ve nem oranının artması ile kanatlı üreticileri hava kalitesini daha yakından takip etmek durumundalar. Temiz ve rahat havayı sabitlemek ve karbondioksit ile amonyaktan mümkün olduğunca uzak olmayı sağlamak İNFOVET 36-37 birincil meseledir. Kuluçka şartlarını tam olarak sağlamak her şeyden önemlidir. Lpg’den biomass teknolojisine kadar yer altı ısıtmaları ile birçok ısıtma sistemi mevcuttur. Hava sıcaklığın düşmesi sonucu ortama giren hava ortam ısısında çok hızlı değişikliklere yol açmaktadır. Bu sebeple kış aylarında havalandırma ve ısıtma sistemleri hayati önem taşımaktadır. Ayrıca kümeslerin dışına kağıt üzerine yem ve içecek koyarak, rastgele seçilen tavukları yemlenmesi sağlanarak yeni doğan civcivlere örnek olması verimli olabilir. Gıda güvenliğinin adresi: World Expo 2015 Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (The European Food Safety Authority-EFSA) Ekim 2015’te İtalya’nın Milano şehrinde “Birlikte gıda güvenliği geleceğine yön vermek” temasıyla ikinci bilimsel konferansını gerçekleştirecek. Ana teması gıda olan World Expo 2015, bilimsel ve risk değerlendirme komitelerinin temsilcilerinin yanı sıra 14-16 Ekim 2015 tarihleri arasında EXPO alanında yapılacak bilimsel bir kongre olan EFSA’ya katkı sağlamak amacıyla Avrupa ve Avrupa dışından davetli risk yöneticileri ile gerçekleştirilecek. Konferans, zorluklar ve fırsatlar çerçevesi dahilinde iki ana tema üzerinde odaklanılarak yapılacak. Konferans esnasında ve konferans aralarında, bilim adamlarının kendi ilgi alanlarındaki konuları sergilemek için oturumlar düzenlenecek. Etkinliği, EFSA’nın ilk başarılı bilimsel konferansı olan “Risk değerlendirme ve tecrübelerin paylaşılması” takip edecek. Kayıtlar ve özet sunumlar Ocak 2015’te başlayacak. NOTLAR İtalya’dan da yüksek patojeniteli kuş gribi haberi Yüksek patojeniteli H5N8 kuş gribi suşu, Hollanda ve Almanya’dan sonra 16 Aralık 2014 tarihinde İtalya ve Amerika’dan da bildirildi. Her iki ülkedeki vaka raporları, aynı tarihte Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE)’ne bildirildi. İtalya’da salgın, Veneto ve Porto Viro dolaylarında görüldü ve 32 bin kuşun risk altında olduğu kaydedildi. Amerika’da ise, Whatcom Country, Washington dolaylarındaki yaban kuşlarında, WashIngton’DA kuş gribi salgını ABD’nin Washington eyaletinden yapılan açıklamada, H5 kuş gribi virüsünün Benton şehri yakınındaki kanatlı köy sürülerinde tespit edildiği bildirildi. The Washington State Department of Agriculture (WSDA), Benton şehri yakınlarındaki, evcil kuşlara yüksek oranda patojenite riski olan H5 kuş gribi için harekete geçerek bölümlere ayrıldı. H5 kuş gribi virüsü, Washington State Üniversitesi, Washington Hayvan Hastalıkları Teşhis Laboratuvarı tarafından tespit edildi. Virüs, Benton şehri yakınlarında köylerdeki sürü tavukçuluğunda bulundu. Sürüde yaklaşık olarak 150 evcil kuşun, su kuşları ile kontamine olduğu biliniyor. Bu bölgede göçmen kuşların gelip uğrayabileceği bir gölet de olduğu belirlendi. Geçen hafta 50 kuşunu kaybeden hayvan sahibi, WSDA ile temas haline geçti. Virüsün geçen aylarda başka yerlerden bildirilen virüs ile aynı olması üzerine ülkede geniş kapsamlı önlemler alındı. Konuyla ilgili yetkili veteriner hekimlerin yaptığı açıklamada halk sağlığı açısından, kanatlı eti ve yumurta tüketiminin çok büyük bir tehlike olmadığı, ticari üretim yapılan yerlerin denetlemelerinin artırıldığı ve virüsün Washington ya da Amerika Birleşik Devletleri’nde ticari kümes hayvanlarında bulunmadığı da bildirildi. İNFOVET 38-39 hem H5N8 hem de H5N2 suşları görüldü. Daha önce, Kanada’da avcılar tarafından beslenen nesli tükenmekte olan bir ak doğan türü kuşta H5N8 suşu; bir kıl kuyruk ördeğinde ise eş zamanlı H5N2 suşu görülmüştü. Her iki vakaya da, geçtiğimiz haftalarda Kanada’nın British Columbia dolaylarındaki kanatlı çiftliklerinde rastlanmıştı. Rapor, ABD’deki başka kanatlı işletmelerinde grip suşuna rastlanmadığını gösteriyor. Ekim ayı sonundan bu yana rapor edilen salgın vakaları hızla artış göstermeye devam ediyor. Kanada’da kuş gribi salgını büyüyor Kanada’nın British Colombia eyaletine bağlı Fraser Valley bölgesindeki iki çiftlikte başlayan kuş gribi vakası yayılmaya devam ediyor. Bölgede H5N2 virüsü ile enfekte olan çiftlik sayısı 9’a yükseldi. Kasım ayı başında başlayan salgın, bölgedeki diğer çiftlikleri de tehdit ediyor. Bölgede yürütülen denetleme çalışmaları sonucu, virüsün 7 çiftliğe daha sıçradığı açıklandı. Ajans, şu ana kadar 181 bin tavuk ve hindinin itlaf edileceğini duyurdu. Öte yandan kuş gribi virüsü nedeniyle on binlerce hayvan itlaf edilirken, Hong Kong hükümetinin ardından 7 ülke daha Kanada’dan kümes hayvanı ve ürünlerinin ithalatını durdurma kararı aldı. Hong Kong’un yanı sıra ABD, Meksika, Güney Afrika, Japonya, Tayvan ve Güney Kore de Kanada’dan yaptıkları hindi, tavuk ve ürünleri ile yumurta ithalatını, salgın ortadan kalkıncaya kadar durdurduklarını açık- ladılar. Sadece Hong Kong, bu yılbaşından Ekim ayı sonuna kadar Kanada’dan toplam 7 bin ton dondurulmuş tavuk ile 170 bin yumurta ithal etmişti. İthalatı durduran 8 ülkeye ihraç edilen kümes hayvanı ürünlerinin tamamı Fraser Valley Bölgesi’ndeki çiftliklerden yapılıyordu. BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ İnkübasyon sorunlarının çözüm protokolü Kuluçkahanelerde, beklentiler altındaki çıkım sonuçlarıyla ilgili gözlem yapabilmek, ancak referans olarak kullanılabilecek bir verinin varlığı durumunda mümkün olabilmektedir. E n iyi şekilde yönetilen bir kuluçkahanede dahi çıkım sonuçları kimi zaman beklentilerin altında ve hatta moral bozucu olabilir. Beklentilerin altındaki bu sonuçlarla ilgili bir gözlem yapılabilmesi, ancak referans olarak kullanılabilecek bir verinin mevcut olması durumunda mümkün olur. Bu gibi bir referans veri, bölüme ait bilgiden ve günlük toplanan inkübasyon sonuçlarından alınır. Bu bilgi ister kayıt formları şeklinde, istenirse de bilgisayar verileri olarak elde edilebilir. Modern kuluçkahaneler ise, yönetim ve referans verileri toplamak için bu bilgileri kullanacaktır. Kuluçkahaneye spesifik olan referans verilerin toplanmasında kullanılan metotlar, kuluçkahaneden kuluçkahaneye değişkenlik gösterebilir. Bazı kuluçkahane müdürleri, sürü yaşı başına İNFOVET 40-41 genel ortalama hesap yaparken, diğerleri, yumurta saklama süresinin uzunluğu ve sürü yaşının inkübasyon sonuçları üzerindeki baskın etkilerini de hesaba katarlar. İnkübasyon sonuçlarının yetersiz olduğu ilk defa olarak, genellikle kuluçkahane personeli civciv kalitesinin yetersiz olduğunu ve çıkım olmamış yumurtaların bulunduğunu fark ettiğinde ortaya çıkar. Bu gibi bir durumda, yüzeysel gözlemlere ve acele şekilde toplanmış olan eksik verilere dayalı olan, hatalı kararların çıkarılma riski de yüksektir. Kuluçkahanelerdeki protokol basamakları Civcivin toplanması sırasında yetersiz sonuçlarla karşılaştırıldığında, yetkili kişi derhal, durumun tespit edildiği aynı gün ne olduğunu bulmaktan sorumlu olan, kuluçkahane müdürüne bilgi verir. Bu gibi bir durumda, telaşla yanlış kararların alınma riskinden kaçınmak için, şu protokol basamaklarını takip etmek mantıklı olacaktır: İlk ve en önemli basamak, sorunla ilgili mümkün olduğunca, detaylı bir açıklama sağlanmasıdır. Bu durum, konunun çözülmesi için, hem dahili, hem de dışarıdan olan danışman veya üçüncü kişilerle olan haberleşme açısından da gereklidir. Cevaplanması gereken ilk sorular ise, sorunun spesifik bir gelişim makinesine bağlı münferit bir olaydan mı yoksa yüklenen yumurtalardan mı kaynaklandığının bilinmesi ve bu sorunun çalışan personel tarafından neden fark edilmemiş olduğudur. Belirtilen verileri kısaca bir gözden geçirerek, kuluçkahane müdürleri bunu hızlı bir şekilde ortaya çıkarabilir. Sorun, münferit bir olay değilse, verilerle ilgili, daha detaylı, spesifik bir analize ihtiyaç duyulur. Bu durum, ortalamaların basit bir genel karşılaştırılmasından öteye gitmelidir: en azından, sürü yaşı ve saklama süresinin uzunluğunun neden olduğu temel etkiler de dahil edilmelidir. Tavsiyeler > Kuluçkahane veri kayıt formlarının her zaman tamamen doldurulması sağlanmalıdır. Sorunun tanımlanması ve çözülmesi için en hızlı yol budur. > Sorun tanımlanmalıdır: Çıkım standardın altında mı kaldı? Civciv kalitesi standartlarının altında mı kaldı? Çıkım ve civciv kalitesi standardın altında mı kaldı? > Sorunun düzenli olarak mı yoksa bir seferlik mi oluştuğu tanımlanmalıdır. > Yetersiz çıkım tesadüfen olmuşsa dikkate alınmamalıdır ancak, bir sonraki çıkım sonuçlarına dikkat edilmelidir. > Sorunun sürüden mi, yumurta elleçlemesinden mi yoksa inkübatörle mi ilgili olduğunu tanımlanmalıdır: - Sürü ile ilgili ise; damızlık müdürü ile iletişim haline geçerek sorun çözülmeye çalışılmalıdır. - Yumurta elleçlemesi ile ilgili ise; çiftlikteki, nakliye sırasındaki ve kuluçkahanedeki, yumurta elleçleme protokolleri değerlendirilmeli ve gözden geçirilmelidir (dezenfeksiyon dahil). - İnkübatörle ilgili ise; inkübatörün bakımı ve inkübasyon programları prosedürleri gözden geçirilmelidir. > Bulgulara göre önlem alınmalı ve çıkım sonuçları ile ilgili alınan düzeltici faaliyetler değerlendirilmelidir. rta Biyogüvenlik, sigo dbirli te ni poliçesi gibidir, ya a zıd Ya r. bir yatırımdı ıdır. al nm la gu kalmamalı, uy Saygılarımızla, REFARM A.Ş. www.refarm.com.tr m.tr rm.co biyoguvenlik@refa işimiz Biyogüvenlik bizim ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ anc, ürün, servis ve çözümleriyle 10 yıldır yanınızda ANC olarak, strateji ve çalışmalarımızı “Optimum kanatlı sağlığı ve performansının temeli barsak bütünlüğünün sağlanmasıdır.” düşüncesi ile yönlendiriyoruz. Buradan hareketle, 2015 yılı süresince kanatlı sağlığı sektöründeki tecrübelerimizi, İnfovet aracılığıyla sizlerle paylaşacak ve uzmanı olduğumuz alanlardaki deneyimlerimizi aktaracağız. ANC A.Ş olarak 2015’in bu ilk sayısında sizlerle bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Geride bıraktığımız 2014 yılı, bizim açımızdan son derece anlamlıydı. 2004 yılında başladığımız hizmet yolculuğumuzda 10 yıllık tecrübeyi geride bıraktık. Bu anlamda yıl boyunca 10. yıl dönümümüze özel aktivitelerde bulunduk. En ses getiren etkinliklerimizden biri de “Ülkemizin Gelişen Hayvancılığı, Verimli Toprakları ve Çiftliğim” temalı Ulusal Fotoğraf Yarışması’ydı ve ülke çapında büyük ilgi görerek, 2014 yılının en başarılı fotoğraf yarışmalarından biri oldu. Bununla birlikte, 2014’de uzmanı olduğumuz alanlarda teknik servislerimizi geliştirmek, uygun ürünleri sektörümüzün kullanımına sunmak, eğitim programlarımızı uygulamak ve sizlere optimum desteği vermek için gayret sarf ettik. GÜVENİLİR ÇÖZÜM ORTAĞINIZ Beyaz et sektörümüz; çarpıcı gelişimi ile nüfusu yaklaşık 80 milyona ulaşan ülkemizin, yeterli ve güvenilir protein ihtiyacının karşılanmasında kritik bir rol üstleniyor. Bununla birlikte üretim ve ihracatın İNFOVET 42-43 sürdürülebilirliği için yapılması gerekenler hepimizin üzerine önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu kadar büyük bir üretimi, sürdürülebilir ve sağlıklı biçimde gerçekleştirebilen, yılların deneyimine sahip kanatlı işletmelerimiz var. Bu işletmelerde, planlama, üretim, kalite kontrol, satış, pazarlama vb. son derece karmaşık süreçleri yöneten yüzlerce, binlerce deneyimli çalışan, karşımıza çıkan çeşitli sorunları her gün başarıyla çözüyor. Ancak çözüm aşamalarında sektörün kendisi kadar, ANC gibi çözüm ortaklarına düşen önemli sorumluluklar da var. ANC’nin stratejik uzmanlık alanı “KANATLI BARSAK SAĞLIĞI”dır. Tüm teknik çalışmalarımızı, ürün geliştirme programlarımızı ve çözümlerimizi bu stratejik hedefimizi göz önünde tutarak gerçekleştiririz. Bu doğrultuda 10. yılımızda da ülkemiz kanatlı sektörünün artan gereksinimlerini karşılamak için çaba sarf ediyor ve her gün yenilenen bilimsel gelişmeler doğrultusunda etkili ve güncel çözümler sunmak için kendimizi geliştiriyoruz. 2004 yılında başladığımız çalışmalarımızı; profesyonel ekibimiz, yenilikçi ürünlerimiz, uluslararası partnerlerimiz ve tüm Türkiye’ye ulaşan servis ağımız ile artırarak, kanatlı beslenmesi ve sağlığı alanında sektörün önemli oyuncularından biri haline geldik. ANC A.Ş olarak “Koksidiyostatlar, performans artırıcılar, enzimler, organik mineraller, ilaçlar, spesifik ürünler ve hijyen ürünleri” segmentlerinde stratejik ürünlerimizi yıllara dayalı tecrübemizle sektörün gereksinimleri doğrultusunda özenle seçiyoruz. 2015 yılında bu çalışmalarımızı daha da artırarak sürdüreceğiz. ODAK NOKTAMIZ: BARSAK SAĞLIĞI Kanatlı performansı ve sağlığı denildiğinde üzerinde en fazla durulması gereken 3 ana sistem var; 1 Sindirim sistemi: Sindirim sisteminin bütünlüğü sağlandığında genel kanatlı sağlığı ve performansı da büyük ölçüde garanti altına alınmış oluyor. Bu konuyu köşemizin ileriki bölümlerinde daha geniş biçimde incelemeye çalışacağız. Sindirim sistemi sağlığını bu köşede daha çok “barsak sağlığı” olarak isimlendireceğiz. 2 Solunum sistemi: Kanatlı solunum sistemi son derece hassas, kolayca etkilenen ve etkilendiği durumlarda, zaman zaman büyük zararlar oluşmasına neden olan bir sistemdir. Kapalı alanlarda yüksek popülasyon, enfeksiyöz hastalıklar, kümesin kötü yönetilmesi gibi durumlarda önemli kayıplar ve yoğun antibiyotik kullanımı söz konusu olabiliyor. 3 Lokomotor sistem (hareket organları): Sindirim ve solunum sisteminden sonra en önemli üçüncü sistem olup, önemini giderek artırmaktadır. Genetik gelişmelerin sonucunda kısa zamanda daha da ağırlaşan broiler piliçlerdeki bu hızlı gelişmeye paralel olarak kemik gelişimini sağlamak, her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Bu sistemin gelişimi ve sağlığı konusu, ANC’nin barsak sağlığından sonra gelen stratejik uzmanlık alanıdır. Neden Barsak Sağlığı? > Barsak sağlığı konusunda sağlayacağımız başarı, genel kanatlı sağlığına en büyük etkiyi yapar. Kanatlılardaki performans kayıplarının en büyük nedeni barsaklardaki yangısal reaksiyonlardır (%10-30 kayıptan sorumlu). > Barsak sağlığı konusunda sağlayacağımız başarı, kanatlılarda performans artışına en büyük katkıyı sağlar. > Barsak sağlığı konusunda sağlayacağımız başarı, antibiyotik kullanımının azaltılmasına ve gıda güvenliğine en büyük etkiyi yapar. > Sindirim sistemi, kanatlı sağlığı ve performansına kötü etki yapacak mikroorganizmalar ve dış etkenlerle sürekli temas halindedir. Bu kötü etkileri en aza indirebilmek için barsak bütünlüğünü sağlamak önemlidir. > Kanatlı tarafından tüketilen toplam enerjinin %20’si barsak mikroflorası ile ilgilidir. > Toplam protein döngüsünün %70’i barsaklarda gerçekleşir. > Kanatlılarda toplam bağışıklık hücrelerinin %70’inden fazlası barsaklarda yer almaktadır. > Sindirim sistemindeki bakterilerin sayısı, bir tavuğun diğer tüm hücrelerinin toplamından 10 kat daha fazladır. Üretim performansı açısından bu kadar önemli bir sistemin sağlığının devamı için, barsak mikroflorası ve yangı konusunun iyi bilinmesi gereklidir. Kanatlı bağışıklık sistemi, hastalıklardan korunmada ve optimum verimliliğin sağlanmasına en önemli görevi üstlenir. Bu anlamda, kanatlı sağlığı programlarını, bağışıklık sisteminden maksimum ölçüde yarar sağlayacak şekilde oluşturmalıyız. Bu sağlık programlarını oluştururken en çok başvurulan iki enstrüman; aşılama ve antibiyotik kullanımıdır. Antibiyotiklerin yanlış veya aşırı kullanımı kanatlı barsaklarında bulunan normal mikroflora dengesini bozabilir, bu da barsak sağlığını ve besin emilimini kötü etkiler. Barsak bütünlüğünü bozan başlıca faktörler; yangısal prosesler, beslenme, çevre şartları, yaş, metabolik faktörler, komplement ve interferon’dur. YANGI YETİŞTİRİCİLİKTE EN BÜYÜK MALİYETTİR! Yangı tüm canlılarda normal olarak oluşan bir bağışıklık siste- mi reaksiyonudur. Vücut yabancı ajanlardan, özellikle de enfeksiyöz etmenlerden bu yolla korunur. Akut yangısal reaksiyonlarda bölgede ağrı, kızarıklık, ısı artışı, ödem ve fonksiyon kaybı gözlenir. Bu doğru zamanda ve doğru bölgede gerçekleştiğinde, iyileşme prosesinin normal bir parçasıdır. Ancak sürekli stres veya yabancı ajanlarla temas sonucu bağışıklık sisteminin dengesi bozulur ve aşırı yangısal reaksiyonlar görülür. Kanatlılarda sürekli tek tip beslenme sonucunda barsaklarda yangısal reaksiyonların bir ölçüde gelişmesi beklenmelidir. Ancak buna yoğun besleme, kalabalık, yem ve içme suyunda yetersizlik, sıcak gibi çeşitli stres faktörlerinin eklenmesi ile yangısal reaksiyonlar kronik hale gelir. Sonuçta bu durum genellikle enteritis ve kardiyo-pulmoner bozukluklarla sonuçlanır. Yanı sıra, yangısal reaksiyonların normalden şiddetli ve sürekli olması genel kanatlı sağlığını bozar, yangı bölgesinde fazla enerji gereksinimi yaratır ve bunun sonucunda verimlilik (et ve yumurta) için kullanılması gereken enerji boşa harcanır. Yangı kanatlı verimliliğini azaltan en önemli faktördür. Çalışmalar aşırı ve kronik yangısal reaksiyonların broiler performansını %10-30 oranında düşürdüğünü ortaya koymaktadır. NELER YAPABİLİRİZ? Kanatlı üretiminde sağlık programlarının en önemli iki enstrümanının aşılama ve antibiyotik kullanımı olduğundan bahsetmiştik. Özellikle “Büyütme Faktörü Antibiyotikler” kanatlı barsak sağlığının korunmasında çok uzun yıllar sub-terapötik dozlarda ve kanatlı yemlerine sürekli katılarak kullanıldı. Etkilerini barsakta bulunan patojen mikroorganizmaların üremesini baskılayarak gösterdikleri düşünüldü. Hayvanlarda bu çeşit yoğun kullanılan antibiyotiklerin, antibiyotiklere direnç oluşumunda rol oynadığından yola çıkarak Avrupa Birliği ülkelerinde kullanımları tamamen yasaklandı. ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ Hayvan sağlığı tarihindeki en önemli tartışmaların yaşandığı bu dönemde; Avilamycin, Avoparcin, Virginiamycin, Flavophospholipol, Zinc Bacitracin gibi antibiyotiklerin kullanımı son buldu. Bu gelişme, kanatlı barsak sağlığı yönetiminde alternatiflerin arandığı yoğun araştırmalara yol açtı. Son araştırmalar, yangı hücreleri olan makrofajlar içinde birikme özelliği olan antibiyotiklerin büyütme faktörü olarak kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Bu özelliğe sahip olmayan antibiyotikler, büyütme faktörü olarak kullanıma uygun değildir. Bu durumda antibiyotik olmayan ancak buna karşın makrofajlar içinde birikme özelliğine sahip doğal bir ürün bulunabilmesi ile açığın kapatılabileceği düşünüldü. Viyana Üniversitesi tarafından 1990’lı yılların başlarında yapılan ve Avrupa fonları ile desteklenen çalışmalarda, protopin ve benzophenanthridine alkaloidlerinin bu özelliğe sahip olduğu ve yangıyı kontrol altına aldığı belirlendi. Birçok bilimsel ödül de kazanan bu projede geliştirilen ürün (Sangrovit®) yıllardır doğal büyütme faktörü olarak başarıyla kullanılmaktadır. Antibiyotik Büyütme Faktörlerine doğal alternatifler nelerdir? Kanatlı sağlığında antibiyotiklere alternatif olarak kullanılan doğal ürünler; bitkisel ekstraktlar, probiyotikler, prebiyotikler ve organik asitlerdir. Son yıllarda bitkisel ekstraktlar, üzerinde en çok çalışılan segment olmasına karşın, standart ürün haline getirilmelerinde karşılaşılan sorunlardan dolayı, alınan performans sonuçları farklılık göstermektedir. Doğal alternatiflerle ilgili genel algı aşağıdaki gibidir ve bu genelde doğrudur; > Doğal ürünler standart değildir ve standardize edilemezler! > Doğal ürünlerin etki mekanizmaları tam olarak belli değildir! > Doğal ürünlerle sağlanan performans sonuçları sürekli ve tekrarlanabilir değildir! > Doğal ürünlerin doğru ve hassas analizi (final üründe, premiks ve yem içinde) mümkün değildir! > Doğal ürünlerin ruhsatlandırılmaları ve patentleri ile ilgili sorunlar vardır! > Doğal ürünlerle ilgili yapılan çalışmalar yetersizdir! > Doğal ürünler hiçbir zaman antibiyotiklerin yerini alamazlar! Öte yandan SANGROVIT®; > Standart bir üründür ve %1,5 oranında sanguinarium içerir. > Etki mekanizması yapılan yüzlerce bilimsel çalışmayla tam olarak belirlenmiştir. > Sangrovit® kullanımıyla elde edilen performans sonuçları sürekli ve tekrarlanabilirdir. > Sangrovit®’in doğru ve hassas analizi (son üründe, premiks ve yem içinde) HPLC metodu ile mümkündür. > AB’de ve tüm dünyada ruhsatlı ve patentlidir. > Sangrovit®, hakkında en fazla bilimsel ve saha çalışması yapılan ürünlerden birisidir. > Sangrovit®, antibiyotik büyütme faktörlerinin yerine başarıyla kullanılabilir. Birçok karşılaştırmalı çalışmada antibiyotiklerle eşit veya çoğu zaman daha iyi sonuçlar vermiştir. Kanatlı Barsak Sağlığı ve Sangrovit ® hakkında daha fazla bilgi almak için lütfen ANC Teknik Servisi ile iletişime geçiniz! [email protected] www.ancnutrition.com Tel: +90 216 442 98 12 İNFOVET 44-45 ANTİ YANGISAL SÜREÇ endo ve ekzotoksinler patojenler travma Doku yaralanması ve aktivasyon kas katabolizması sitokinler lökosit aktivasyonu Makrofajlarpolimorf nükleositler kemikiliği lökopoesis hipotalamus ateş anoreksia hepatosit akut faz proteinleri Antibiyotik büyütme faktörü alternatifi olan ürünler yukarıdaki anti-yangısal etkiyi göstermelidir. Sangrovit® yangı üzerindeki etkisini, makrofajlardan sitokin salınımını bloke ederek gösterir. Yangıya farklı bir yaklaşım Kanatlılarda patojenik etkenler dışındaki yangı nedeninin net bir şekilde anlaşılması önemlidir. Yetiştiricilikte kanatlı üzerinde etki yaratan tüm stres etmenleri sentral sinir sistemi aracılığıyla hipotalamusu etkileyerek kortikotropin salgılatıcı faktör salınımına neden olur. Bu durumda ön hipofizden ACTH (Adrenokortikotropik hormon) salınımı ile adrenal bezden kortizol ve katekolaminlerin salınımı uyarılır. Stres durumlarında kortizol başta olmak üzere glukokortikoid sekresyonundaki artış normalde organizma- nın enerji substratlarını mobilize etmesine ve nonvital süreçleri durdurmasına yardımcı olmaktadır. Fakat araştırmacılar yapılan son çalışmalarda kronik stresin bağışıklık hücrelerinin gen aktivitesinde değişikliğe neden olduğunu ve bunun da yangının artışına önderlik ettiğini ortaya koymaktadırlar. Sonuçta NK (doğal öldürücü hücreler) hücreleri, makrofajlar, T ve B hücrelerindeki aktivasyonun önüne geçilememekte ve yangıyı başlatan sitokinlerin (proinflamatuar ve inflamatuar) salınımı gerçekleşmektedir. RÖPORTAJ ERCANLAR YUMURTA A.Ş. Kalite, ihracattaki başarının sırrı Sektörün önde gelen firmalarından Ercanlar Yumurta A.Ş.’nin önemli isimleri ile firmanın kuruluşundan günümüze dair sıcak bir sohbet gerçekleştirmenin yanında Türk Kanatlı Sektörü’nün şimdisini ve geleceğini konuştuk. E rcanlar Yumurta A.Ş. Onursal Başkanı Sedat Ercan, Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Levent Ercan ve Genel Müdürü Savaş Doğan’la gerçekleştirdiğimiz sohbeti, siz İnfovet Dergi okurlarıyla paylaştık. 50 yılı aşkın süredir kanatlı sektörüne önemli katkılarınız oldu. Okurlarımızla sektöre giriş hikayenizi paylaşır mısınız? Sedat Ercan: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, benim gibi doktor olan eşimle birlikte bir süre Erzincan ve Bilecik’te devlette görev aldık. 1973 yılında İzmir’e kulak, burun, boğaz uzmanlığı yapmak için geri döndük ve bir devlet hastanesinde başhekim yardımcısı olarak göreve başladım. Bu arada, 1972 yılında Menderes’te bir yer aldık ve 3 sene broyler üretimi yaptık. O sıralarda yumurtacılık sektörüne girmeyi düşündüm ve yine Menderes’in Şaşal Köyü’nde 6,500 başlık bir California tipi kümes yaptık. Civcivimizi kendimiz aldık, yetiştirdik. Neden diye sorarsanız; ziraatı ve hayvancılığı seviyordum. O yıllarda düşüncem şuydu: “Cerrahlığı belli bir yaşa kadar yapabilirim; sonrasında bana bir meşgale olur.” 60 yaşında emekli oldum ve 16 senedir serbest olarak bu işle uğraşıyorum. Peki, günümüz ile karşılaştırıldığında yumurta tüketimiyle ilgili zorluklar ya da avantajlar nelerdi? Sektördeki büyüme sürecini nasıl yorumlarsınız? Sedat Ercan: O dönem mevsimsel zorluklar yaşanıyordu. Eylül-mart arası tüketim artar, marttan yaz sonuna kadar da tüketim azalır ve köy yumur- tası revaçtaydı. Fiyatlar düşer ve zarar ederdik; fakat yine de kazancımız vardı ki bu yatırımları yapabildik. Sonra sektör değişti, genç kuşaklar işin içine girdi ve ihracatlar başladı. Bizim sektöre başladığımız ilk yıllarda büyüme çok sınırlıydı. Aktörlerin ve çiftliklerin sayısı azdı. Düşünün ki, Şaşal Köyü’ndeki 40 bin başlık çiftliğimiz o dönem İzmir’in en büyük çiftliğiydi. İnsanlar 5 bin tavukla aile tipi ziraat yapıyorlardı. Sektör sonradan büyümeye başladı. 2005 yılında kuş gribi salgınıyla birlikte bir milat yaşandı. Hayvanların telef olmasıyla ciddi bir düşüş yaşandı ve devlet destekleriyle sektör büyümeye başladı ama son zamanlarda sermayesi olan kanatlı sektörüne girebiliyor. Mevcut durumunuza göre üretim ve ihracat rakamlarınızdan bahseder misiniz? Savaş Doğan: Ercanlar Yumurta A.Ş. şu anda üç çiftlikte yaklaşık 900.000’lik aktif kapasite ile faaliyetlerini sürdürmektedir. Bunun yanında 250.000’lik civciv büyütme potansiyeli vardır. Ercanlar Yumurta projemize destek veren Vimar A.Ş. yetkililerine teşekkür ederiz. İNFOVET 46-47 Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Levent Ercan, tavukçulukta başarılı olmanın sırlarını ve sektöre yönelik bilgileri paylaştı. Asıl mesleği hekimlik olan Ercanlar Yumurta A.Ş. Onursal Başkanı Sedat Ercan, ziraatı ve hayvancılığı her zaman gönülden sevmiş olduğundan bahsetti. Ercanlar Yumurta A.Ş. Genel Müdürü Savaş Doğan, sektöre ve ihracat pazarlarına yönelik yararlı bilgiler aktardı. Üretimimizin %40’ını ihracata, %30’unu İzmir ve çevre illerine, kalan %30’luk kısmını ise Marmara Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’ne göndermekteyiz. Önümüzdeki süreç için 500.000’lik kapasite arttırma konusu gündemde ve bunu Haziran 2016 itibariyle devreye sokmuş olmayı planlıyoruz. Asıl hedefimiz bu projeyi Aralık 2015’te hayata geçirmekti fakat bu günlerde ülkemizde ciddi sorun yaratan hayvansal atık değerlendirme konusunda, diğer üreticiler gibi biz de Çevre Etki Değerlendirme Kurulu (ÇET) ile kanuni olarak sıkıntılar yaşamaktayız. Bu nedenle kapasite arttırma projesini askıya alarak, yaklaşık 2,5 milyon TL’lik bir yatırımla, Ağustos 2015’te devreye sokacağımız bir gübre işleme tesisinin yapımına başladık. Bu tesisteki amacımız günde yaklaşık 100 ton gübre işlemek, bu gübreyi biyolojik gübre haline getirip, iç pazarda alıcı ile buluşturmaktır. Fakat bunu yapmaktaki asıl amacımız çevreye verildiği düşünülen zararları ortadan kaldırmaktır. Bu yatırım, özellikle İzmir Bölgesi’ni baz alarak konuştuğumuzda, işletme bazlı büyük bir yatırımdır. Önemli ihracat pazarlarınız nerelerdir? Bize rakamlar eşliğinde anlatır mısınız? Savaş Doğan: Türkiye ürettiği yumurtanın % 90’ını Irak pazarına ihraç etmektedir. Bu % 90’lık kısmın da yaklaşık % 60-65’i Erbil ve Süleymaniye’ye, %20-25’i ise Bağdat civarına gitmektedir. Fakat son iki senedir Türkiye’de üretici birliklerinin olmamasın- dan kaynaklı, Irak pazarında ciddi bir Türk yumurtası rekabeti başladı. Irak tarafında alıcı sayısı arttı, Türkiye tarafında ise satıcı sayısı arttı. Devlet teşvikleriyle birlikte de ihracat ve iç piyasaya eş değer hal aldı. Hatta devlet, teşviklerini kaldıracak olsa Irak halkı Türk halkından daha ucuza yumurta yiyecek pozisyona gelebilir diyebilirim. Çünkü biz, teşvikler neticesinde iç piyasayla bir fiyat dengelemesi yapıyoruz. Hal böyleyken, Ercanlar Yumurta A.Ş. ailesi olarak biz de alternatif pazarlara yöneldik. 2014’ün sonundan itibaren Dubai’den, İsrail’den, Suudi Arabistan’dan, Katar’dan ve Cidde’den siparişler almaya başladık. İsrail’e yaptığımız ihracat genel ihracatımızın %30’u diyebiliriz. Devlet destekleri ve sektör dayanışması hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? STK’lar yeteri kadar üzerlerine düşen görevleri yapıyorlar mı? Savaş Doğan: 2007 yılından itibaren Türkiye için ciddi bir ihracat potansiyeli oluştu ve ihracata dayalı bir büyüme başladı. 2005 yılından beri sektörle yakınen ilişkilerim olmasına dayanarak söyleyebilirim ki; Türk yumurtasının kalitesinin yükselmesinde ve Ortadoğu pazarında rağbet gören bir ürün olmasında Hastavuk Genel Müdürü Şahin Aydemir’in katkıları çok büyüktür. Son dönemlerde Kanatlı Tanıtım Grubu (KTG) ile sektörde birliktelik sağlanmış ve handikapların önüne geçmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. 2005 kuş gribinden sonra 2007’de ihracata RÖPORTAJ ERCANLAR YUMURTA A.Ş. İŞİMİ HEP SEVDİM işletme tesadüflerle büyüdü. Menemen’de satılık bir yer vardı ve rahmetli Erhan Uslu’nun vesilesiyle satın aldık. Orada başladı iş. Arkasından yem fabrikası, yem ilaveleri ve işletmelerin revizyonları geldi. Kümes yenileme, çoğaltma gibi… Bu süreçte oğlum okudu, inşaat mühendisi oldu ve şu anda bu işi Genel Müdürümüz Savaş Bey ile birlikte yürütüyorlar. Yükseliş anekdotları derseniz; ben öncelikle dürüst çalışıp, kaliteli mal üretmektir. Ama işin esası çok çalışmak. Bu işe ilk atıldığımda, kafesleri ben kurdum, civcivleri ben büyüttüm, gagalarını ben kestim, aşılarını ben yaptım, anahtar buydu. Onursal Başkan Sedat Ercan: “Bir sene öncesine kadar istisnasız her cumartesi günümü çiftlikte çalışarak geçirdim.” İNFOVET 48-49 hızlı bir giriş yapıldı ve ihracat kapasitesi arttı. Kendimizi görmek istediğimiz noktadayız fakat asıl soru gelecekte kendimizi nerede görmek istiyoruz? Daha iyi yerlerde göreceğiz fakat önümüzde handikaplar var. Resimlere ülke bazında bakıldığında benzer bir tabloyu İran da yaşadı. 2009 yılında ciddi bir kuş gribi salgınının ardından bir toparlanma sürecine girdi ve şu anda önümüzdeki 3 -5 yıllık dilim için Ortadoğu’daki en güçlü rakibimiz pozisyonunda. İran 2009’da Türkiye’den damızlık ithalatı yapan bir ülkeyken, şu anda damızlık ihracatına başlamış durumda. Bu nedenle Türkiye’nin alternatif pazarlar yaratması gerekmektedir. Fakat alternatif pazarlar yaratırken günümüzü iyi anlamak gerekmektedir. İşte bu noktada KTG, Türk kanatlı yumurtasını çok iyi lanse ediyor. Vedat Bey, bize şirketteki görevlerinizden biraz bahseder misiniz? Gelecek projeksiyonu kapsamında yeni kafes yatırımlarınız olduğunu duyduk. Yatırımlarınız ve hedefleriniz nelerdir? Vedat Levent Ercan: En başta şunu söyleyebilirim; biz sürpriz yumurta değiliz. Neyi söylüyorsak ve öngörüyorsak o çıkıyor. Museviler’in çalışma prensiplerini severim. Çünkü işlerine özen gösterirler. Örneğin bu insanlar, bir anlaşmamızdan sonra sevkiyat başlamadan önce 5 saat için İsrail’den İzmir’e geldiler. Havaalanından iner inmez, “Kümeslerinizi, tasnif makinelerinizi, bakslarınızı göreceğiz.” dediler ve beş saat sonra İsrail’e geri Savaş Doğan: Euro Kafes, Ercanlar Yumurta A.Ş. iştiraki ile hayata gözlerini açmış bir firma. Sedat Bey’in ve Vedat Bey’in destekleri ve çabaları ile hayata geçirildi ve faaliyetlerine bir çatının altında devam ediyor. Üretim yaparken, dışarıdan satın almış olduğunuz hizmetler en büyük giderlerinizden bir tanesi halini alıyor. Bu nedenle yaklaşık 2,5 milyon dolarlık yatırım yaparak 2014 yılının Mayıs ayında Euro Kafes firmasıyla, kafes imalatını hayata geçirdik. Euro Kafes ile şu ana kadar, gerek Ercanlar Yumurta A.Ş.’ye, gerekse Konya’daki, Afyon’daki, Manisa’daki birçok firmaya zenginleştirilmiş kafes kurulumu gerçekleştirdi. Bununla birlikte Suudi Arabistan, Kostarika ve İran’a da projeler yapmaktadır. Hedefimiz her zaman Avrupa Standartlarında iş yapmaktır. Bu standartları yakalayarak Euro Kafes bünyesinde 160 kişiye istihdam sağladık ve bu 8 ay gibi kısa bir zaman diliminde oldu. Vedat Levent Ercan: Ercanlar Yumurta A.Ş. bir aile şirketi. Fakat kurumsallaşması gerektiğinin bilincinde olan bir şirket. 1991 yılında mezun olduğum inşaat mühendisliği fakültesinden sonra, yaklaşık 3 sene kadar mühendis olarak çalıştım ve sonrasında bu şirkette devam etmeye başladım. Aile şirketi olsa da, iş bölümleri söz konusu. Bu işe ilk atıldığımda Sedat Bey, işin % 80’ini üstleniyorken, biraz da yaşı gereği yer değiştirdik diyebiliriz. Tavukçulukta cevval olmak gerekiyor, toprağı, hayvanı sevmek gerekiyor. Müşteri gözüyle baktığınız zaman Ercanlar Yumurta’nın tercih edilme nedenleri nelerdir diyebiliriz? döndüler. Fakat mal gitti; gittikten sonra ikinci parti mal istiyoruz diye repetesi geldi. Keza, Dubai’de öyle. Dubai’de de sözü geçen bir aracı yetkili var. Bu aracı kişi gelip, tesisi inceledi ve bir telefonla, “Bana güvenin, bu mal alınır.” dedi. Dışarıdan yumurta alınarak ihracat yapılmıyor. Yani kısacası, anahtarımız kalite. Savaş Doğan: Yurtdışından tercih edilmemizdeki en büyük faktör de zaten bu olmalı. Çünkü Türkiye’de hemen hemen 10 ihracatçı firmadan 9’u dışarıdan yumurta toplayıp, kendi markasını basarak ihracat yapıyor. Yani al-sat usulü. Ama Ercanlar Yumurta A.Ş. kendi üretimi haricinde herhangi bir yumurtayı paketleyip ihracata sevk etmiyor. Tamamen kendi üretimi. Kanatlı sektöründeki son 5 yıllık büyümeyi nasıl yorumluyorsunuz? Sizce bu planlı bir büyüme miydi? Vedat Levent Ercan: Hayır, kesinlikle planlı bir büyüme değil. Genel ticarette giderek kar marjları düşüyor.Son 10 senede tek bir gelişme oldu; faiz oranları düştü. Bu işe atıldığımda aylık vade farkı % 8-9 iken, % 1’e indi. Bunun haricinde ticarette hiçbir gelişme olmadı. Üretimler artıyor ama ne kadar sağlıklı arttığı tartışılır. Kanatlı sektörü için konuşursak, büyüme yine KATEDİLECEK DAHA ÇOK YOLUMUZ VAR Sektöre girdiğimde ortalama senelik kişi başı tüketim 110 yumurta iken, şu an tüketimin 200’lere dayandığı söyleniyor. Bu rakam alışkanlıklara bağlı Japonya’da 340’lara çıkıyor. Fakat bu alışkanlıkları kırmak zor. Kabuklu standart sofralık yumurta üretimi, hem nüfus artışı hem de en ucuz gıda olmasıyla birlikte artıyor ama üretimdeki artış hızıyla paralel bir artış değil. Bu durum da, kar marjlarının gittikçe düşmesine, zararlara ve ekonomik sıkıntılara sebep oluyor. Ercanlar Yumurta A.Ş. Genel Müdürü Savaş Doğn Vimar Yetkilileri ile bir arada planlı bir büyüme değil. % 90 Irak’a bağlı bir büyüme. Son bir senedir görüyoruz ki, Irak pazarı, pazar olmaktan çıktı. Şu an için bu pazara sadece piyasadaki şişkinliği hafifletmek için fazlalık yumurtalarla yönelebilirsiniz. Çünkü Türkiye’de, tek bir kümesi olan vatandaşın da Irak’ta bir telefonu var. Örneğin; geçen günlerde aldığımız bir mail üzerine verdiğimiz teklife, fiyatlarımızın 1 dolar yüksek olduğunu, artı nakliyeyle birlikte 2,5 dolarlık bir fiyat farkımız olduğu şeklinde bir cevap aldık. Neden diye sorulduğunda; bulabilecekleri en kaliteli yumurtayı alabilecekleri cevabını verdik. Üstelik sipariş üzerine çalışıyoruz. Stoğumuzda tutup, müşteri çıktığında yollamıyoruz. Tüm bunların üzerine aldığımız cevap: “Sizinle çalışmak zorundayım.” oldu. Şuna bağlayabilir miyiz: Irak pazarını Türk üreticileri kendileri bitiriyor. Savaş Doğan: Kesinlikle Türkiye’deki üreticiler bitiriyor. Türk yumurta üreticileri birlik içinde, tek bir ağızdan konuşmadığı için, kendi kendimize rekabete girerek pazarı içeriden bitiriyoruz. Ayrıca Vedat Bey’in bahsettiği gibi, siz ne kadar kaliteli mal üretirseniz üretin, Irak pazarında buna bir değer yaratamıyorsunuz; artı 2 – 3 Dolar ile satamıyorsunuz. Onlar için mal maldır; yumurta da yumurta. Bir farkı yok. O nedenle daha önce bahsettiğimiz gibi yavaş yavaş başka pazarlara yöneldik. Levent Ercan: Bir malı satmak için farklılık yaratmanız gerekmektedir. Farklılığı nerede yaratırsınız? Ya malın öz kalitesinde ya fiyatta ya da serviste yaratabilirsiniz. Kalite noktasında, A plus kalitede mal yolluyoruz. Servis noktasında, siparişle aynı günde tırı çıkarıyoruz. Geriye fiyat konusu kalıyor. Eğer alıcı kaliteli noktalara satış yapıp fiyat farkını alabiliyorsa, belli bir seviyeye kadar yarım dolarlık, bir dolarlık fiyat farklarını tolere edebiliyor. Ama bu bize de yetmiyor. O nedenle alternatif pazarlara yöneliyoruz. Dışarıdan satın alınan hizmetler en büyük giderlerdir. Bu nedenle 2,5 milyon dolarlık bir yatırımla 2014 yılının Mayıs ayında Euro Kafes firmasıyla, kafes imalatını hayata geçirdik. Örneğin, İsrail’e ihracat yapıyoruz. İsrail her zaman Irak’tan 3 dolar daha pahalıya yumurta alıyor ama en yüksek kalitede kusursuz yumurta ve tam gününde sevkiyat istiyor. Buradan tasnifli mal yollasak bile, orada tekrar tasnife sokuyorlar. Dolayısıyla bu prosedürde çalıştığı için 3 dolar pahalıya alabiliyor. Bizde de doğal olarak İsrail’e ihracat yaparım algısı oluşuyor. Aradaki fark bu. KANATLI 2014 yılı kanatlı sektörü değerlendirmesi Prof. Dr. Erol Şengör, istatistiki verilere dayanarak, geride bıraktığımız 2014 yılı kanatlı eti ve yumurta üretimi ile ihracat rakamlarını değerlendirdi. K anatlı sektörü olarak 2014 yılını da geride bıraktık. Bu yıl içinde sektör kârlılık bakımından büyük zorluklar yaşamış olmakla birlikte hayatiyetini devam ettirebilmiştir. Sektörün sıkıntıları sadece kârlılıkla ilgili olmamış, geçmiş yıllarda olduğu gibi sağdan soldan duyduğu yanlış bilgilerle fikir sahibi olduğunu zanneden ve biyokimyasal bilgilerden yoksun bir kanser doktorunun medyada yer bularak halkı yanlış bilgilendirmesiyle de uğraşmak ve doğruları halka anlatmak zorunda kalınmıştır. Kanatlı eti ve yumurta üretiminde en büyük darboğaz yine geçen yıl olduğu gibi biyogüvenlik uygulamalarında yeterli özenin gösterilmemesi oldu. Maalesef ölümlerin yüksek olması sektörün zaten çok dar olan kâr marjını daha da dayanılmaz hale getirmiştir. Kanatlı Eti Üretimi TÜİK istatistiklerine göre 2013 yılı tavuk eti üretimi 1.756.715 ton ve hindi eti üretimi de 39.836 ton olmak üzere toplam kanatlı eti üretimi 1.796.551 ton olarak bildirilmiştir. Bu rakam 2014 yılı için Aralık ayı üretimi 11 ayın ortalaması olarak tahmin edilmek koşuluyla tavuk eti için 1.883.973 ton ve hindi eti için 47.920 ton olmak üzere toplam kanatlı eti üretimi yaklaşık olarak 1.931.894 ton olarak hesaplanabilir. Pişmeye hazır standardında broiler eti üretimi konusunİNFOVET 50-51 da ABD Tarım Bakanlığı FSIS Departmanı’nın Ekim 2014 tarihli değerlendirmelerine göre, 2013 yılı için 1.745.000 ton ve 2014 yılı için de 1.755.000 ton üretimle Türkiye dünyadaki en büyük üretici ülkeler arasında 9’uncu sırada gösterilmektedir. Aynı kaynağın verilerine göre, Türkiye’nin 2015 yılı üretimi 1.800.000 ton olarak tahmin edilmektedir. BESD-BİR tarafından yayınlanmış olan 2014 yılı sektör raporunda, 2013 yılı piliç eti üretiminin 1.791.000 ton, hindi eti üretiminin 44.000 ton, çıkma tavuk, köy tavuğu ve diğer kanatlı etleri üretiminin de 88.500 ton olduğu belirtilmiştir. Bu durumda kanatlı eti üretiminin 2013 yılında toplam olarak 1.923.500 ton olarak gerçekleştiği görülmektedir. BESD-BİR tarafından yapılan 2014 yılı üretim tahmininde, piliç eti 1.887.000 ton, hindi eti üretimi 46.900 ton, diğer kanatlı etleri toplamı 95.600 ton ve toplam kanatlı eti üretimi de 2.029.500 ton olarak belirtilmiştir. Eğer bu tahmin gerçekleşmişse 2013 yılında üretim artışı 2012 yılına göre % 5,11 ve 2014 üretimi de 2013 yılına göre % 5,51 olmuş demektir (Tablo-1). Yumurta Üretimi Yumurta sektörü, 2012 yılında bir önceki yıla göre % 12 gibi bir büyüme göstermiştir. Büyüme hızı 2013 yılında yarı yarıya düşmüş (% 6,57) ve bu düşüş 2014 yılında da (% 4,00) devam etmiştir. Bu gelişmeler ile YUM-BİR Prof. Dr. Erol Şengör geçtiğimiz yılı değerlendirerek, 2015 ile ilgili öngörülerini paylaştı. Tablo 1 - Kanatlı Eti Üretimi (ton) ve Üretim Artışı (%) Piliç eti Hindi eti Diğer kanatlı eti Toplam % artış 2007 1.024.000 33.000 55.000 1.112.000 6,61 2008 1.162.000 35.000 57.000 1.254.000 12,77 2009 1.184.000 28.000 60.000 1.272.000 1,44 2010 1.423.000 33.000 62.000 1.518.000 19,34 2011 1.626.000 31.200 72.000 1.729.000 13,91 2012 1.714.000 45.400 80.000 1.839.400 6,37 2013 1.791.000 44.000 88.500 1.923.500 4,57 2014 1.887.000 46.900 95.600 2.029.500 5,51 BESD-BİR kayıtları KANATLI Tablo 2 - Yumurta üretimi ve üretim artış yüzdesi Yumurta Üretimi (milyon adet) TÜİK % artış YUM-BİR 2007 12.725 10.515 25,16 2008 13.191 11.258 7,07 2009 13.833 11.920 5,88 2010 11.840 12.737 6,85 2011 12.955 13.980 9,76 2012 14.735 15.677 12,14 2013 16.496 16.707 6,57 2014 17.087 *17.376 4,00 (*) YUM-BİR kayıtları tahmini ABD Tarım Bakanlığı tahminlerine göre; Türkiye 2015 yılında 420 bin ton ihracatla, sıralamada 2014’teki dünya altıncılığını koruyacak. verilerine göre yumurta üretimi 2012 yılında 15.677.103.673, 2013 yılında 16.707.432.334 adet ve 2014 yılında da 17.376.027.776 adet olmuştur (Tablo-2). Kanatlı Eti İhracatı Kanatlı eti ihracatı konusunda ABD Tarım Bakanlığı FSIS Departmanı’nın Ekim 2014 tarihli değerlendirmelerine göre, 2014 yılı için Türkiye dünyadaki en büyük ihracatçılar arasındaki yerini (6.’lık) korumuştur. Ülkemizin dışından yapılan bu tespitin yansız bir tespit olması dolayısıyla oldukça önemlidir. Amerikan Tarım Bakanlığı’na göre dünyadaki en büyük ihracatçı ülkeler 2014 yılında sırasıyla Brezilya, ABD, AB-27, Tayland, Çin, Türkiye, Arjantin ve Ukrayna olmuştur. Söz konusu kaynağa göre Türkiye’nin 2014 yılı kanatlı eti ihracatı 360 bin ton olmuştur. Aynı kaynağın tahminlerine göre 2015 yılında da 420 bin ton ihracatla Türkiye dünya altıncılığını koruyacaktır. Bu sıralamada AB, 27 üyesi ile tek bir ülke olarak yer almaktadır. İNFOVET 52-53 Aynı raporda geleneksel ihracatçı ülkeler dışındaki gelişmekte olan ihracatçı ülkeler olarak Arjantin, Çin, Tayland, Türkiye ve Ukrayna sayılmaktadır. Bu ülkelerin ihracatlarıyla geleneksel ihracatçılar olan Brezilya, ABD ve AB’yi zorlamakta oldukları vurgulanmaktadır. Yine aynı raporda, Türkiye 2006 yılında Irak pazarında hiç mevcut değilken, bugün ABD ve Brezilya’nın pazar paylarının aleyhine kendi pazar payını coğrafi avantajları nedeniyle özellikle helal ve bütün piliç olarak % 30’lara çıkardığı belirtilmektedir. 2014 yılında 2013 yılına göre ihracat miktarındaki artış % 8,81 ve ihracat gelirindeki artış oranı da % 6,68 civarında gerçekleşmiştir. Türkiye’nin kendi verilerine göre kanatlı eti ihracatı (Tablo-3)’de görülmektedir. İhraç edilen 430.544 ton kanatlı eti üretim miktarından düşülmek koşuluyla 2014 yılı nüfusumuzun 76.667.864 olduğu kabulüyle fert başı tüketim rakamının 20,86 kg’a ulaştığı Tablo 3 - Tüm kanatlı eti ihracatı / 2005 - 2013 (ayak dahil) Miktar (Ton) Artış (%) Gelir (Dolar) Miktar Gelir 2005 46.409 34.182.750 2006 38.124 27.597.877 -17,85 -19,26 2007 51.758 44.410.983 35,76 60,92 2008 79.852 87.269.441 54,28 96,50 2009 115.096 152.573.290 44,14 74,83 2010 140.373 206.838.520 21,96 35,57 2011 247.861 409.516.604 76,57 97,99 2012 326.249 566.847.899 31,63 38,42 2013 395.694 655.780.735 21,29 15,69 2014 430.544 699.558.404 8,81 6,68 Ege İhracatçı Birlikleri verileri Tablo 4 - Kanatlı etinde toplam gelir olarak (ayak hariç) 2014 yılındaki en büyük ilk 10 ihraç pazarımız Ülke Irak Miktar (ton) Birim fiyat ($) Toplam gelir ($) 226.734 1.950 443.078.481 Kongo (Tüm) 20.975 1.180 24.742.425 Rusya 20.537 1.140 23.344.004 Suriye 20.405 1.110 22.701.030 Libya 11.674 1.870 21.835.651 Gürcistan 11.343 1.070 12.171.051 Tacikistan 20.833 560 11.697.087 AzerbNahçıvan 5.454 2.140 11.680.708 Angola 7.987 1.220 9.723.036 Laos 2.857 1.480 4.236.954 Ege İhracatçı Birlikleri verileri KANATLI Tablo 5 - Yıllar itibariyle ayak ihracatı (ton ve $) Türkiye, lojistik avantajlarının ve helal sertifikalı üretim yeteneğinin yanında esas olarak, kalitesi ile Ortadoğu pazarından tercih görmektedir. YIL Miktar 2005 15.767 2006 20.298 29 11.135.506 27 549 -1 2007 26.175 29 21.382.279 92 817 49 2008 30.660 17 26.752.470 25 873 7 2009 32.511 6 30.330.417 13 933 7 2010 35.232 8 38.377.126 27 1.089 17 2011 36.633 4 39.262.615 2 1.072 -2 2012 31.159 -15 21.964.137 -44 705 -34 2013 42.039 35 35.159.627 60 836 19 2014 45.464 8 55.251.233 57 1.215 45 hesaplanabilir. Kanatlı eti ihracatında Türkiye’nin en büyük pazarı her zaman olduğu gibi kesin olarak Irak’tır. 2014 yılında Irak’a ayak hariç toplam 226.734 ton kanatlı eti ihraç edilmiş, birim ihraç fiyatı 1.950 $/ton olmuş ve toplam 443.078.481 $ ihracat geliri elde edilmiştir. Tavuk-ayağı ihracatı hariç tutulduğunda miktar bazında en çok ihracat yapılan ilk 10 ülke sıralamasındaki sonuçlar Tablo-4’de görülmektedir. Bu ihracat rakamlarını birlikte yorumladığımız zaman bütün piliç ihracatı konusunda geçen yıl da olduğu gibi Irak pazarının yine de en iyi pazar olma özelliğini koruduğu ortaya çıkmaktadır. Ton başına ortalama 1.950 $ ihracat fiyatı dünya ortalamalarının üzerinde bir fiyattır. ABD Tarım Bakanlığı FSIS Departmanı’nın da belirttiğine göre Türkiye lojistik avantajları ve helal sertifikalı üretim yapabilme yetenekleri ile Ortadoğu pazarlarında bu düzeyde bir tercih görebilmektedir. Biz bu noktada kendi görüşümüzü de belirtmeliyiz. Eğer Türkiye’nin piliç eti üretim kalitesi yüksek olmasaydı kimse lojistik avantaj ve helal sertifikaya para vermezdi. İNFOVET 54-55 Yumurta İhracatı 2014 yılında 2013’e oranla miktar olarak sofralık yumurta ihracatı % 4 oranında artmış fakat birim ihraç fiyatında çok az bir düşme meydana gelmiştir (Tablo-6). Sofralık yumurta ihracatının miktar olarak büyüklüğü bakımından sıraladığımız zaman, en büyük pazarımızın yine Irak olduğu görülmektedir (Tablo-7). Irak’ı, % 92 oranında daha düşük olmak üzere Suriye izlemektedir. İhracatta ikinci büyük ihraç pazarımız da Suriye olmuştur. Yumurta ihracatında dikkat çekici olan durum ihraç fiyatlarının ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösteriyor olmasıdır. Yumurta başına en düşük ihraç fiyatı 0,077 Cent, en yüksek ise 0,095 Cent olmuştur. Yumurta ihracatında önümüzdeki günlerde de Irak, Suriye ve İsrail potansiyel olarak önemli pazarlar olma niteliğini koruyacaktır. Gelir ($) Artış % Birim Değer ($) 8.774.885 Artış % 557 Ege İhracatçı Birlikleri verileri Tablo 6 - Sofralık yumurta ihracatı / 2006-2014 (adet) Yıl Ayak ihracatında geçen yıla göre dikkat çeken husus, miktarın % 8 ve birim satış fiyatının % 45 oranında artmış olduğudur. Tavuk ayağı ihracatında pazarımız eskiden olduğu gibi yine Uzakdoğu’dur (Tablo-5). Artış % Miktar Gelir ($) Artış Oranı % Birim Satış Fiyatı ($) 2006 156.843.017 11.106.643 0,07 2007 648.473.450 49.609.298 313 0,08 2008 1.241.585.661 99.134.257 91 0,08 2009 1.002.571.283 73.889.172 -19 0,07 2010 2.136.491.533 142.656.473 113 0,07 2011 3.548.022.954 259.551.848 66 0,07 2012 4.203.685.482 338.550.610 18 0,08 2013 4.308.288.520 356.120.451 2 0,08 2014 4.480.183.025 348.051.558 4 0,078 Ege İhracatçı Birlikleri verileri Tablo 7 - 2014 yılı sofralık yumurta ihracatı ülke sıralaması ÜLKE Irak Miktar (adet) İhracat Geliri ($) Adet Fiyatı ($) 3.881.883.009 299.341.040 0,077 Suriye 322.474.400 24.597.136 0,076 İsrail 209.544.896 18.616.148 0,089 Katar 4.190.352 356.392 0,085 Serbest Bölge 4.168.928 394.640 0,095 Türkmenistan 3.568.464 333.064 0,093 Libya 3.284.176 277.127 0,084 Ege İhracatçı Birlikleri verileri KANATLI Newcastle Hastalığı aşılama ile koruma Dünyada ve ülkemizde tavuk yetiştiriciliği işletmelerinde karşılaşılan Newcastle hastalığı (ND) gibi solunum yolu enfeksiyonları, antibiyoterapi olanağı sağlamadığı için bütün biyogüvenlik ve aşılama çabalarına rağmen önemli ekonomik kayıplara yol açmaya devam etmektedir. Dünyada ve ülkemizde tavuk yetiştiriciliği işletmelerinde yaşanan Newcastle Hastalığı İNFOVET 56-57 N ewcastle Hastalığı (ND), Enfeksiyöz Bronşitis (IB), Metapneumovirus enfeksiyonları gibi virüslere bağlı ortaya çıkan solunum yolu enfeksiyonları, bakteriyel kökenli enfeksiyonlar gibi antibiyoterapi seçeneklerine olanak tanımadıkları için, ancak aşılama ve daha yüksek biyogüvenlik tedbirleriyle kontrol altına alınabilirler. Türkiye’de geçen 5 yıl içerisinde gözlenen ve aşılamalara rağmen IB vakalarının devam etmesi dikkat çekmiş ve tüm dünya- da olduğu gibi, Türkiye’de de yürütülen “Tübitak” destekli bir Avrupa Birliği projesi kapsamında ülkemizdeki sorunların, hemen hemen tümüyle patojenik bir IB genotipi veya bir varyantı tarafından oluşturulduğu ortaya çıkarılmıştır. Güncel olarak, bu genotipe yönelik aşıların ithali ve bu aşıların ülkemizde uygulamaya sokulması ile sorunlar yıllar içinde tedrici bir biçimde seyrelmeye başlamıştır. Bu durum, çalışmalarımız açısından onur verici olmuş ve diğer taraftan sektörün ve ülkemizin ekonomik kayıplarının önlenmesi yönüyle de yerini bulmuştur. Ülkemizde önemli bir başka Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji AbD Üyesi Prof. Dr. Tayfun Çarlı: “Broylerlerde inaktif aşıların kullanımı ve aşı sonrası takiplerinin yapılmasının, immünolojik perspektiften bakıldığında, sahada şu anda ND salgınları veya sorunlarının üstesinden gelmek adına en bilimsel seçenek olduğu görüşündeyim.” solunum yolu enfeksiyonu olan ND sorunlarının, klinik olarak bazen yaygın biçimde, bazen şiddetli ve bazen ise orta düzeyde problemlerle devam ettiği bilinmektedir. Ülkemizde ND konusunda yapılan çalışmalar genellikle Bornova Veteriner Araştırma Enstitüsü araştırıcısı Dr. Fethiye Çöven ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. ÜLKEMİZDEKİ NEWCASTLE HASTALIĞI ARAŞTIRMA VERİLERİ 1993-1996 yılları verileri 1988-1991 yılları arasında yapılan bir çalışmada, Ege Bölgesi’ndeki çeşitli tavuk çiftliklerinde görülen ND salgınlarında; 7 tavuk, 1 hindi ve 1 güvercin olmak üzere toplam 9 virüs izolasyonu yapılmış ve izole edilen virüsler viscerotropik velojenik ND virüsleri (NDV) olarak gruplandırılmışlardır. Güney Marmara Bölgesi’nde 1991 - 1993 yılları arasında yapılan bir çalışmada, ND’nın problem olduğu işletmelerde, köy tavukları ve güvercinlerden NDV’leri izole edilmiş ve tüm izolatların velojenik virüsler olduğu yapılan patojenite testleri ile ortaya konulmuştur. Yapılan ileri karakterizasyon testlerinde, bu izolatların 1991-1995 yılları arasında Portekiz’de ortaya çıkan salgınlardan izole edilen virüslerle çok benzer olduğu tespit edilmiştir. İki ülke arasında coğrafik / epidemiyolojik bir ilişki olduğu bilinmemesine rağmen, aynı antijenik karakterde olan bu virüsün Türkiye’ye nasıl geldiği bilinmemektedir. Türkiye’de yaşanan yoğun Enfeksiyöz Bursal Hastalığı salgınları sırasında, 1990-1995 yılları arasında bu hastalık ile ilgili yapılan çalışmalarda; hastalığın görüldüğü sürülerin bir kısmında bacaklarda felç ile karakterize sinirsel semptomların varlığı da dikkati çekmiş ve bu sürülerin % 49,4’ünde Enfeksiyöz Bursal Hastalığı virüsünün yanı sıra, HA aktivitesi olan virüslerin varlığı da tespit edilmiş ve yapılan identifikasyon çalışmalarında bu virüserin NDV’leri olduğu ortaya konmuştur. İzmir ve Manisa yöresinde 1993-1996 yılları arasında evcil ve yabani güvercinlerde çok sık görülen ve ND’nin sinirsel formuna benzeyen hastalık olgularında, İzmir ve Manisa illeri ve çevresinde bulunan, hastalık semptomu gösteren 8, sağlıklı görünümde olan 1 evcil güvercin sürüsünden ve ölü olarak bulunan 3 kumrudan alınan organ materyallerinden virüs izolasyonu yapılmış ve HA aktivitesi ol- Newcastle Hastalığı Virüsü’nün en karakteristik özelliklerinden biri; farklı suşlarının patojenitelerinde gözlenen büyük değişikliklerdir. duğu saptanan izolatların PMV1’e karşı hazırlanan antiserumlar kullanılarak yapılan HI testlerinde inhibe oldukları saptanmıştır. Weybridge Merkez Araştırma Laboratuvarı’nda monoklonal antikorlar kullanılarak yapılan ileri karakterizasyon testlerinde 5 güvercin ve 2 kumru izolatının PMV-1’in bir varyantı olan ve ”güvercin suşu” olarak adlandırılan PPMV-1 (PPMV-1) olduğu ortaya konmuştur. 1993-1996 yılları arasında yumurtacı ve broyler sürülerde yapılan bir çalışma, ND şüphesinin olduğu Manisa, İzmir, Bursa, Ankara ve Konya illeri ve çevresinde toplam 15 mihrakta yürütülmüştür. Bu sürülerden alınan örneklerden izole edilen virüsler, Avian Paramyxovirus-1 olarak identifiye edilmiş ve yapılan patojenite testlerinde izolatların mezojenik ve velojenik karakterde suşlar olduğu ortaya konulmuştur. Bu izolatlar arasından seçilen 3 örnek AI / ND konusunda AB / OIE / FAO Referans Laboratuvarı olarak görev yapan, İngiltere Weybridge Merkez Veteriner Laboratuvarı’nda monoklonal antikorlar kullanılarak yapılan ileri identifikasyon KANATLI beklenen bağışıklık (immunite) düzeylerindeki bir şekildeki yetersizlikler nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. NEWCASTLE HASTALIĞI TANIMI Aşılama sürüde özgün ve kaliteli bir immun düzeyin oluşumu ile klinik hastalığın en aza indirgenmesi açısından majör bir gerekliliktir. çalışmalarında, 1 izolatın ”güvercin tipi” PPMV-1, diğer iki izolatın ise velojenik karakterde PMV-1 olduğu tespit edilmiştir. 1997-2012 yılları verileri İzmir yöresinde 1997 yılında yapılan bir çalışmada, evcil güvercinlerde PMV-1 enfeksiyonu seroepidemiyolojik olarak çalışılmış, alınan kan serumlarının % 80,3’ünde PMV-1’e ait antikor titresi saptanmıştır. Aynı zamanda bu güvercin sürülerinde klinik olarak da ND’a özgü tipik semptomların bulunduğu bildirilmiştir. 1999 yılında güvercinlerde PPMV-1 salgını konfirme edilmiştir. 2010-2012 yılları arasında, Türkiye’nin değişik bölgelerinden güvercin ve köy tavuklarında görülen vakalardan izole edilen ve mezojenik / velojenik karakterde olan NDV suşlarından 3 tanesinin PPMV-1 olduğu tespit edilmiştir. Bunlardan ikisi güvercinden, 1 tanesi ise köy tavuklarından izole edilmiştir. 2012 yılında yapılan bir çalışmada, NDV genotip 5a Konya, İzmir, Erzurum, Muğla, Malatya ve Adana’da köy tavuklarında salgınları belirtilmiştir. İNFOVET 58-59 ANTİKORLARIN FONKSİYONLARI Antikorlar iki şekilde fonksiyon gösterirler: Virüs partiküllerine bağlanarak, virüsün yeni konak hücrelerine yapışmasını (adezyonunu) önler; buna “virüs nötralizasyonu” denir. Virüs ile enfekte hücreye bağlanarak o hücrenin total eliminasyonuna neden olurlar. Bu duruma ise “antikora bağımlı hücre aracığıyla hücre sitotoksisitesi” denir. NDV’larında immuniteyi çok önemli olarak aşabilecek IB gibi farklı genotipler / serotipler / protektotipler söz konusu değildir. Bununla beraber ND vakalarının aşılamalara rağmen sahada gözlenmesinin hastalığın etkeni olan velojenik NDV’larının muhtemelen epidemiyolojik genotipik bazı farklılıklarına ve/veya bunlara karşı aşılamalarla elde edilmesi ND Paramyxoviridae ailesinin, Paramyxovirinae alt-ailesinde yer alan Avulavirus cinsi (genusu) içinde bulunan avian paramyxovirus tip 1 (APMV1)’in virulent suşları tarafından oluşturulan viral bir hastalıktır. NDV segmentsiz bir 15Kb büyüklüğünde RNA içerir. Virüs temel olarak, Nükleoprotein (NP), Fosfoprotein (P), Polimeraz (L), Matrix (M), Füzyon (F), Hemaglutinin (HN) ve P bölgesinde bir “frameshift” değişimiyle oluşan V proteinlerini içerir. NDV’unun en karakteristik özelliklerinden biri farklı suşlarının patojenitelerinde gözlenen büyük değişikliklerdir. NDV’ları bu bağlamda 5 patotipe (patolojik tipe) ayrılır: Viscerotropik velojenik, nörotropik velojenik, mezojenik, lentojenik veya solunumla ilgil ve asemptomatik Birçok kuş türü (yaklaşık 250 tür) yüksek ve düşük virülensli APMV-1 enfeksiyonuna duyarlıdır. Ancak bu kuş türlerinde klinik semptomlar çok değişkendir ve bu klinik tablo virüs, konakçı türü, konakçı yaşı, diğer organizmalarla enfeksiyon, çevresel stres ve immun durum gibi farklı faktörlere bağlıdır. Bazı durumlarda, olağanüstü virülent virüsler, hiç bir semptom gözleyemeden yaşanan ani ölümlere neden olurlar. Bundan dolayı, klinik belirtiler çok değişkendir ve diğer birçok faktörden etkilenir. Bu sebeple klinik semptomlar patognomonik tanısal bir değer bir değer taşımaz. Duyarlı kuşlar da bile NDV’leri çok farklı klinik tablolar oluşturur. Bu nedenle ND hastalığı net olarak günümüzde, Avrupa Birliği tüm üye ülkelerinde, Avrupa Ülkeleri Komisyonu’nun Direktif 92 / 66 / ECC’inde tanımlanmaktadır. OIE (Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisi) bir ND salgını için bu direktifi kabul etmektedir. Bu direktif şu şeklidedir: ND vakasından izole edilen virüsün günlük civcivlerdeki (Gallusgallus) intracranial patojenite indeksi (ICPI)’nin 0,7 veya daha yukarı olması veya virüsün F1 (füzyon proteini)’nin N-terminalinde rezidü 117’de fenilalanin amino asidi bulunuşu ve F2 proteininin C-terminalinde çoklu (multiple) temel amino asitlerin gösterilmesi sayesinde ND tanısı konur. Bunun için ilk önce M geni, daha sonra M geni pozitif örneklerdeki virüsün füzyon genine yönelik bir “reverse transriptase polymerase chain reaction” (RT-PCR) ve PCR ürününün dizilemesi ile C-terminaldeki çoklu amino asit patterni belirlenebilir. Çoklu temel amino asitten kasıt residü 113 - 116 arasında en az 3 arjinin veya lizin bulunmalı anlamına gelir. Bu karakteristik amino asit patternini göstermeyen virüsün mutlaka ICPI testi ile değerlendirilmesi gerekir. NDV SINIFLANDIRILMASI Dünyada farklı coğrafyalarda NDV’unun (veya APMV-1) farklı ND ile mücadelede aşılamanın yanı sıra biyogüvenlik çalışmaları da önem teşkil eder. Yumurtacılar ve damızlıklar için canlı aşılarla başlamak ve inaktif aşılarla booster şeklinde devam etmek NDV’nin yayılmasına karşı alınacak en etkili metoddur. genotipleri dolaşmaktadır. Diğer bir deyişle, NDV her ne kadar birer APMV-1’seler de, antijenik ve genetik farklılıkları tanımlanmış durumdadır. NDV’larının sınıflandırılmasında 2 sistem kullanılmaktadır. Bunlardan hangisinin daha uygun olduğu konusunda bir uzlaşma da sağlanamamıştır. Bunlardan ilkinde, NDV 6 kökene (lineage, soy) ve 13 alt kökene ayrılmaktadır. Sonradan bunlara 3 ek alt köken daha eklenmiştir. İkinci bir sistem ise NDV’ünü iki büyük bölüme ayrır: Sınıf I ve Sınıf II (Class I ve Class II). Sınıf I kendi içinde 9 genotipe, Sınıf II ise 10 genotipe ayrılır. İki sistemin de sınıflama temelinde genomik enformasyon olduğu için aralarındaki bazı farkların pek önemi yoktur. Bu yazıda, ikinci sınıflamayı kullanılacak. APMV-1 virüsleri (veya NDV’ları) en az 3 farklı genom uzunluğuna sahiptir; 15186, 15192 ve 15198 nükleotid. Sınıf I virüsler tavuklar için avirülenttir (bir adet virülent istina saptanmıştır.) ve su kuşları (Anatidae) ve yağmur kuşlarında saptanmıştır. 9 genotipte bulunan bu virüslerin genom uzunluğu 15198 olup, yabanıl kuşlar ve kuş marketlerinde yaygın olarak tüm dünyada mevcutturlar. Sınıf II virüsler daha detaylı bir biçimde incelenmişlerdir ve 10 genotipe (I-X) ayrılırlar. Eski (early, 19301960 yılları arası) genotipler olarak düşünülen I, II, III, IV ve IX 15186 nukleotid uzunluğunda genoma sahiptir. Geç (late, 1960 sonrası) virüsler V, VI, VII, VIII ve X 15192 nukleotidlik bir genoma sahiptir ve 1998 - 2000 yıllarında Avustralya’daki salgın haricindeki Sınıf II genotip I virüsleri düşük virulenslidir ve bazıları canlı aşı olarak kullanılırlar (chicken/Australia/QV4/1966 ve chicken/N. Ireland/Ulster/1967). Sınıf II genotip II tüm dünyada düşük virulensli aşı virüslerini barındırır (LaSota, VH, B1 ve VG/GA). Bu genotipte bir de nörotropik virülent bir chicken/U.S. (TX) GB/1948 izolatı bulunur ve ABD’de ND ticari aşılarının etkinlik denemelerinde “challenge” suşu olarak kullanılmaktadır. Genotip III virüsler çoğunlukla 1960 öncesinde Japonya’da izole edilmiş, daha sonra 1969 ve 1985’de Taiwan’da ve 1990’da Zimbabwe’de saptanmışlardır. Genotip IV, 1970 öncesi Avrupa’da predominant virüs olarak bilinmektedir. Genotip V, VI, VII ve VIII şu anda tüm dünyada dolaşan predominant ve sadece virulent suşları içerir. Genotip V, 1970’de Güney ve Orta Amerika’da ve Avrupa’da salgınlara neden olduktan sonra, 1971 ve 1993’te Florida’da ve 1971 ve 2002’de California’da sorunlar oluşturmuştur. Bu virüsler şu anda Mexico’da hala sirküle etmektedir. Genotip VI, 1960’larda ortaya çıkmış ve 1985’te genotip VII daha sık gözlenmeye başlayana KANATLI devam etmektedir. Genotip IX ile 1948’li yıllarda Çin’de ilk virülent bir salgın yaşanmış ve bu genotipin suşları yine Çin’de ara sıra izole edilebilmektedir. Genotip X virüsler 1969 ve 1981’de en üst düzeyde izole edilmişlerdir. Tüm epidemiyolojik çalışmaların sonuçlarına baktığımızda, birçok genotipin aynı anda dolaşım gösterebildiğini söyleyebiliriz. 1989’dan beri Genbanka verisi girilmeyen Genotip IV haricindeki tüm genotiplerin günümüzde hala mevcut olduğu görülmektedir. Etken konjuktiva, akciğer ve sindirim kanalından girdiği için ND aşıları sprey, aerosol, göze damlatma ve içme suyuna katma tarzında uygulanabilir. dek salgınlar oluşturmuştur. Genotip VI, VIa-VIg arasında birçok altgruba sahiptir. VIb daha çok güvercinlerde bulunur. Genotip VII başlangıçta, 1990’larda Uzakdoğu’dan başlayarak Avrupa ve Asya’ya yayılan virüsleri içeren VIIa ve Uzak Doğu ve Güney Afrika Aşılamanın başarısını anlayabilmek için serolojik takipler düzenli olarak yapılmalıdır. İNFOVET 60-61 virüslerini kapsayan VIIb alt tiplerini barındırmıştır. Bu iki VII alt-genotipine daha sonra Çin, Kazakistan ve Güney Afrilka’da VIIc, d ve e grupları, Afrika’daki VIIf, g, h genotipleri eklenmiştir. Genotip VIII 1960’lardan beri Güney Afrika’da mevcuttur ve Güneydoğu Asya’da dolaşmaya NEWCASTLE HASTALIĞINDA İMMUNİTE VE AŞILAMA Aşılama birçok enfeksiyöz kanatlı hastalıklarında olduğu gibi ND’da da korunmanın kaçınılmaz ana unsurudur. Tabi ki hastalıkla mücadelede genel kapsamda biyogüvenliğin son derece önemli olduğunu söylemek kaçınılmazdır. Ancak kümes düşünüldüğünde, aşılama bireylerde ve dolayısıyla sürüde özgün ve kaliteli bir immun düzeyin oluşumu ile klinik hastalığın en aza indirgenmesi açısından majör bir gerekliliktir. ND aşılaması sonrası tavuklar, aşının tipine bağlı olarak hücresel ve/veya humoral immunite ile birlikte uyarılır. Hastalıktan korunmada en önemli etkin immunite elemanı spesifik antikorlardır. Antikorlar aşılı anaçlardan pasif olarak yumurta yoluyla kazanılan maternal antikorlar olabilir veya aşı ile aktif olarak üretilmiş olabilirler. Aşılama yollarının etki şekilleri Pasif şekilde yumurta yoluyla (maternal olarak) anaçlardan civcivlerin kazandığı NDV-antikor izotipleri IgY’dir. Aktif olarak üretilen (yani ya bir enfeksiyon yaşanırken, ya da aşılama sonrası) antikorlar ilkin IgM tipindeyken 1-2 gün içinde IgY üretimine dönüşüm olur ve sistemik olarak kan dolaşımında aylar ve yıllarca gözlenir. IgY tavuklarda, memelilerde ve insanlardaki IgG antikorunun yerindedir. Subkutan veya kas içi uygulanan inaktif aşılamalar sonrası durum bu şekildedir. Canlı aşılar ise genellikle parenteral uygulanmazlar. Bunlar hastalığın etkeninin hedef giriş dokusuna verilirler. NDV’nin giriş bölgeleri göz-konjuktiva, trachea ve akciğerler ve sindirim kanalı olduğu için, ND canlı aşıları bu dokulara sprey, aerosol, göze damlatma ve içme suyuna uygulama tarzında verilirler. Aşı NDV’ları bu dokuların epitellerinde replike olarak submukozadaki ilgili immünolojik dokulara aktarılırlar. Barsak submukozasında GALT, Trakea submukozasında (TALT veya solunum yollarında genelolarak RALT) ve gözde (Harderian Gland)’da B lenfositleri tarafından IgA tipi antikorlar üretilerek, bunlar solunum ve sindirim mukoz membranları yüzeylerine verilirler. Bu IgA tipi antikorlar olası patojenik (hastalık oluşturan) NDV’larını bağlayarak mukozal hücrelerdeki kontağını önlerler (Virüs Nötralizasyon). IgA üretimi yanı sıra, bir süre sonra sistemik IgY üretimi de canlı aşı uygulamalarında sonra meydana gelir. Fakat canlı aşılarla kazanılan IgY miktarı (düzeyi) hiçbir zaman inaktif (ölü) KANATLI Çalışmalarda birçok genotipin dünyanın farklı yerlerinde dolaşım gösterdiği anlaşılır. Tüm epidemiyolojik çalışmaların sonuçlarına baktığımızda, birçok genotipin aynı anda dolaşım gösterebildiğini söyleyebiliriz. aşıların uygulamasıyla kazanılan düzeye çıkamaz. Bununla beraber canlı aşı uygulamaları sonu, hücreye bağımlı immunite de indüklenir ve NDV-enfekte hücrelerin total olarak eliminasyonu hedeflenir. Ayrıca, canlı aşıların ve rekombinant canlı vektör aşılarının NDV’unun saçılımını azalttığı rapor edilmiştir. Bu aşıların uygulanması bundan dolayı, damızlıklar, yumurtacı tavuklar gibi uzun hayat süreçlerine sahip hayvanlar için fizibl gözükmektedir. İnaktif aşılar maternal antikorlardan etkilenmedikleri için civcivlerde çok erken dönemde uygulanabilirler. Yine inaktif aşıların yan etkileri bulunmamaktadır. Bu nedenle broyler tavukların kısa hayat süreçleri göz önünde bulundurulduğunda bu hayvanlarda kullanımları daha anlamlı ve bilimsel durmaktadır. Mycoplasmagallisepticum (MG) ve Mycoplasmasynoviae (MS) ile subklinik enfekte sürülere uygulandığında bu enfeksiyonların klinik şekle geçmesini sağlamaz. Buna karşın ND canlı İNFOVET 62-63 aşılarının solunum sisteminde civcivlerin sağlık durumuna bağlı olarak yan etkileri bulunur. Sürüde yukarıda sözü geçen MG ve MS gibi subklinik enfeksiyon etkenleri varsa, ND canlı aşıları uygulması bu mevcut klinik solunum yolu hastalıklarını ortaya çıkarır. Bundan dolayı canlı aşılama yapılmadan önce MG ve MS subklinik enfeksiyonların sürülerde olmamasına özen gösterilmelidir. Aşılama sonrası serolojik takibin önemi Etkin bir ND aşılamasının yapıldığını anlamak için veya aşılamanın ne düzeyde bir etkinlik sağladığını gözlemek için serolojik takip şarttır. Serolojik takip sonucunda aşılamalardan sonra beklenen düzeyin üzerinde bir antikor miktarının yaratılmasıdır; buna protektif (koruyucu) antikor titresi denir. Serolojik takip aşılamalardan sonra genellikle Hemaglutinasyon Inhibisyon (HI) ve ELISA ile yapılır. Bazı durumlarda aşılamalardan etkin bir sonuç alınamayabilir. Bunun aşı ve aşılama metodundaki aksaklıklarla ilgisi olabileceği gibi, NDV’unun saha genotipleriyle, aşı genotiplerinin uygunluğu veya immunosupresif bazı etkenlerin mevcudiyeti gibi faktörlerle de bağlantısı olabilir. Ne olursa olsun serolojik takip aşılama sonrası toplam aşı işleminin etkinliğinin görüntülenmesi için kaçınılmazdır. Humoral antikorların oluşumu ile korunmanın önemli olduğu ND gibi hastalıklarda antikor titresinin sürüde homojen (üniform) dağılımı (düşük CV değeri) ve hiperimmünizasyon dediğimiz normalin üstünde antikor titrelerinin oluşturulması bilhassa yüksek virulensli “Velojenik Viscerotropik yeni NDV” salgınlarının önlenmesinde kritik bir nokta olarak durmaktadır. Yerel suşların (genotip spesifik) inaktif aşıların kullanımı broyler sürülerinde bu bağlamda uygun bir alternatif olarak gözükmektedir. Yumurtacı sürüler ve damızlıklar için canlı aşılarla başlanan ve inaktif aşılarla booster şeklinde hiperimmünizasyon protokollleri hastalıktan korunma ve NDV’nun yayılmasının önlemine karşı en etkin metoddur. Diğer taraftan inaktif aşılar önceden de değinildiği yüksek antikor titrelerine neden olur ve maternal antikorlar tarafından nötralize olmazlar. Çok yüksek antikor titrelerinin oluşumunu indükleyerek, kısa hayat süresine sahip broylerlerin kan serumlarında bulunan antikorlar, broylerler enfekte olsa dahi virüsün sistemik vücut dağılımını önlediği için klinik tablo gelişimini önlerler; hastalık semptomlarını ve lezyonlarını oluşamaz. Bu bağlamda, broylerlerde inaktif aşıların kullanımı ve aşı sonrası takiplerinin yapılması immünolojik perspektiften sahada şu anda ND salgınları veya sorunlarının üstesinden gelmenin en bilimsel seçeneği olduğu görüşündeyim. BÜYÜKBAŞ Erken gebelik Erken gebelik, zigotun ovidukt içerisindeki fertilizasyonundan, gebeliğin başlaması ve uterus içerisindeki implantasyonuna kadar geçen süreyi ifade etmektedir. Hayvanların tohumlanmaları; embriyonik veya fötal ölümlerle sonuçlanabilmektedir. D oğurganlık, tek bir döllenmedeki gebelik oranlarını tanımlar. Bu tanıma bağlı kalarak doğurganlık; koyunlarda % 85, besi sığırlarında % 45, sağmal ineklerde % 35 (yüksek süt verimli ineklerde bu oran daha düşüktür) ve insanlarda % 25 oranındadır. Sonuç olarak infertilite ve subfertilite, insanlarda olduğu gibi evcil hayvanlarda da başlıca problemdir. Embriyonik ölümlerin çoğu, döllenme sonrası ve gebeliğin ilk 2. ve 3. haftaları esnasında görülür. Azalmış fertilite oranları sığırlarda embriyonik ölümlerin doğrudan etkileri arasındadır. İNFOVET 64-65 Son 50 yılda selekte hayvanların artan süt verimlerinin erken embriyonik ölümlerin artışına neden olması ile birlikte, sağmal ineklerdeki gebelik oranları düşmüştür (Şekil-1). Hayvancılıkta kullanılan yeni yönetim araçları, genel sürü doğurganlığı, üreme ve üretkenlik ile hayvancılık işletmelerinin sürdürülebilirliğine yardım edeceği için embriyonik ölümlerde azalmalara ve gebelik oranlarındaki artışlara gereksinim duymamaktadır. Önemli noktalarıyla erken gebelik şunları kapsamaktadır: > Hayvancılık işletmelerinde erken gebelik başarısı, üretim ve ekonomik iyileşmeler noktasında ana konudur. > Ruminantlarda embriyo kaybı çoğunlukla gebeliğin ilk ikinci ve üçüncü haftaları içinde meydana gelmektedir. > Beslenme, hastalıklar, çevresel değişkenler ve genetik etkenler erken gebelik başarısındaki önemli belirleyicilerdir. > Genomik teknolojiler, gebelik ve gebeliğin erken dönemlerindeki embriyo ölümlerinin azalması gibi konularda, altta yatan karmaşık biyolojik süreçleri anlamak için hayvan üreticilerine yararlar sağlar. > Doğurganlığı arttırmak, hayvan üretici işletmelerdeki verimliliği ve sürdürüleblirliği en yüksek seviyelere taşımaya yardımcı olur. Gebelik başarısının birincil belirleyileri; beslenme, hastalıklar, çevresel değişenler ve hayvanın genetik yapısıdır. Tüm bu bileşenler yönetim stratejilerinden etkilebilir (Şekil-2). Doğurganlık oranını arttımak için genetik seleksiyon yapmak ve önemli ırkları seçmek; özellikle sığırlarda uzun vadede başarıya ulaşmanın anahtarıdır. Genel olarak, fertilite özellikleri kompleks ve polijeniktir. Yüksek verimli DNA sekanslama ve genomik teknolojiler, ruminantlarda embriyonun hayatta kalması BÜYÜKBAŞ Ruminantlarda embriyo kaybı çoğunlukla gebeliğin ilk ikinci ve üçüncü haftaları içinde meydana gelmektedir. Çevrenin etkisi Erken gebeliklerde sığır, çevreye bağlı stres yaşadığı zaman gebelik tehlikeye girebilir. Örneğin, döllenmeden önce ve hemen sonrasında sığırın yaşadığı ısı stresi, oosit kalitesinde ve erken embriyonun gelişiminde yaşananlara benzer olarak, erken gebelik kayıplarına neden olabilir. Nitekim, embriyo transferi (ET), inekler subfertil iken (ısı stresi altında olan veya tekrar damızlığa alınan ineklerde) doğurganlığı arttırır. Ancak, in vivo ya da in vitro ortamda üretilen embriyoların transferi sağmal ineklerin süt verimini ve doğurganlığını arttırmaz. Araştırmacılar, bunun ısı stresinin fertilizasyon üzerine olan etkisinden kaynaklandığını düşünmektedir. için gerekli sorumlu genleri identifiye etme konusunda oldukça fayda sağlayacaktır. Hayvancılık yönetimine genetik teknolojiler konusunun eklenmesi kuşkusuz, doğurganlık özellikleri konusunda genetik ilerlemenin hızlanmasına ön ayak olacak; dolayısıyla işletmelerin beklediği ekonomik iyileşmeleri ve sürdürülebilirliği arttıracaktır. Bu derlemenin amacı da sığırlarda; erken gebeliğe, erken embriyonik ölümlerin biyolojisine ve erken gebeliklerdeki ölümlere genel bir bakış atmaktır. Erken gebelik tanısından kullanılan yöntemler Gebelik tanısı amacıyla başvurulan güvenilir yöntemler vardır: Rektal palpasyon, hormon seviyesi tayini, gebelikle ilişkili erken protein tayini ve ultrason muaye- Gebelik teşhis teknikleri Teknik Erken tanı + tanı doğruluğu tanı doğruluğu Rektal palpasyon + +++ ++++ Transrektal USG muayenesi ++ ++++ ++++ Süt progesteron seviyesi +++ ++ +++ Erken gebeik faktörü ++++ + + İNFOVET 66-67 nesi en iyi tanı yöntemleridir. Rektal palpasyonun avantajı, hekimi erken teşhise götürmesi ve gebe olmayan ineğin tekrar tohumlanmasını hızlandırmasıdır. % 95 oranında güvenilirdir. 35.- 65. günler arasında yapılır. Hormon seviyesi tayini, tohumlamayı takiben 18.-24. günler arasında süt veya plazmadaki progesteron hormonunun tayini ile yapılır. Süt progesteron testinin ineklerde doğruluğu % 93’tür. Ancak bununla birlikte spesifite % 40’tır ve gebe olmayan birçok ineğe gebe tanısı konulmasına yol açabilir. Bir diğer yöntem, erken gebelik proteininin tayinidir. Tohumlamayı takip eden 48 saat içerisinde hayvanın kan örneklerinden erken gebelik faktörü ve gebelik glikoproteini belirlenebilir. Erken gebelik proteininin tayini, rektal ve ultrasonografik muayene ile kesinlikle desteklenmelidir. En güvenilir yöntem ise % 99 doğruluk oranı ile ultrasonografik görüntülemedir. Gebeliğin 26. gününden itibaren gebelik teşhisi yapılabilir. Hekimin tecrübesi ve hayvanın zaptı raptı ile muayane hızlandırılabilir; rektal muayenede olduğu kadar hızlı tanı konulabilir. Başlıca avantaj ise, rektal palpasyona göre daha erken tanı konulabilmesidir. Rahmin yeteneğini belirleyen genleri tanımlamak, erken gebelik kayıpları konularını açıklığa kavuşturur. ERKEN GEBELİK BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER Hayancılıkta erken gebeliğin başarısını etkileyen birden çok faktör vardır. Bunlar; beslenme, hastalıklar, çevre ve genetik faktörlerdir. Beslenmenin etkileri Doğum sonrasında, doğal negatif enerji dengesinin (NEB) bir sonucu olarak artan laktasyon nedeniyle süt ineklerinde besin ihtiyacı dramatik bir yükseliş yaşamaktadır. Bu dönemde, artan laktasyon ve vücudun genel ihtiyaçları doğrultusunda, vücut rezervleri mobilize edilmeye başlar. Son on yıldır, süt verimi için yapılan yoğun genetik seleksiyonlar, yem alım potansiyeli ve süt verim potansiyeli arasındaki farkı arttırmıştır. Bu durum, sağmal inekler için vücut BÜYÜKBAŞ rezervlerini ve NEB’lerini mobillize etmeleri açısından bir predispoziyon oluşturmaktadır. Bu predispoziyon yüksek verimli sağmal ineklerde üretim performansını; özellikle de negatif enerji dengesini sağlamaya çalışan ineklerde üreme performansını düşürür. Gebelik oranı açısından, ovulatuvar östrus döngüsünden önce yapılan tohumlamaların birçoğu, sonradan gerçekleştirilenlere göre daha başarılıdır; ayrıca çok sayıda çalışma sonucunda laktasyonun Hastalık etkileri Sağmal ineklerde ve diğer hayvanlarda hastalıkların, erken emriyonik ölüme neden olması gibi birçok önemli etkisi vardır. Mastitis, doğum sonrası plasentanın atılmaması, metritis, uterus enfeksiyonu, abomasum deplasmanları, klinik laminitis gibi hastalıkları geçiren sağmal ineklerde fertilite oranları düşer. En yaygın olarak karşılaştığımız hastalık metritislerdir ve doğumu takiben ilk bir hafta içinde sağİNFOVET 68-69 Genetik faktörlerin etkileri Genetik nedenlerden meydana gelen embriyonik ölümler; kromozomal kusurları, bireysel ŞEKİL-1: Süt verimi ile embriyonik yaşam başarısı ilişkisi 30,000 32 25,000 28 20,000 24 15,000 20 10,000 1950 1960 1970 1980 1990 2000 Daughter Pregnancy Rate (%) ilk 3.- 4. haftalarındaki NEB ile ilk post partum ovulasyonun zamanlaması arasındaki bağlantı kesin olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, sağmal ineklerden buzağılamayı takiben ilk 4 hafta içerisinde yumurtlamaları beklenebilir. Bu nedenle, embriyonal yaşam oranını attırabilmek için, buzağılama sonrası dönemde hızlı bir şekilde yem alımını maksimize edip, NEB oranını minimize etmek gerekmektedir. mal ineklerin % 40’ında karşımıza çıkar. Sürüde klinik semptomları belirgin olarak gördüğümüz 36 hayvan gözlem altına alınmış ve % 50’sinin hastalık seyri ile ilgili veriler toplanarak büyük bir araştıma konusu haline getirilmiştir. Bu hayvanların % 18,5 ila 21’i ateşli sistemik metritis semptomları göstermektedir. Bununla birlikte hayvanların % 15 ila 20’si doğumu takiben 3 hafta içinde semptomların açığa çıktığı persistent hastalık (endometritis) yaşamakla birlikte; % 30’u klinik semptom olmaksızın rahim yangısı (subklinik endometritis) yaşamaktadır. Genel olarak, kötü bir doğumu takiben yaşanan negatif enerji dengesi uzun süreli rahim iltihapları ile bağlantılıdır. Negatif enerji dengesi, genital sistem yangılarının önemli bir bileşeni olan immun disfonksiyonlarına da neden olmaktadır. Bu yangılar, oosit kalitesi, fertilizasyonu ve erken embryogenezle birlikte sperm geçirgenliği ve embriyo yaşamı için gerekli rahim ortamında defektlere neden olarak embriyonun yaşamını tehlikeye atarlar. Süt üretim (Ibs) Rasyona yağ takviyesinin üreme üzerine etkileri, ineklerde ilk postpartum ovulasyon aralığını kısaltarak kendini göstermektedir. Genetik seleksiyonlar ve önemli ırkların seçimi, uzun vadede gebelik başarısına ulaşmanın yoludur. 2010 Yıl Süt üretim oranı Dişi gebelik oranı ŞEKİL-2: gebelik başarısının birincil belirleyicileri hastalık genetik çevre Gebelik başarı şansı beslenme İşletmelerindeki etkinlik, karlılık ve sürdürülebilirlik BÜYÜKBAŞ genleri ve genetik etkileşimleri içerir. Sağmal sığırlarda ve besi sığırlarında, resesif genler embriyonal-fötal yaşamı olumsuz yönde etkiler. Son zamanlarda, yüksek verimli tek nükleotid polimorfizm genotiplemesi ve yeni nesil dizilemeler, holsteinlarda nadir olarak görülen Brachyspina Sendromu’na neden olan FANCI genini ortadan kaldırmayı başarmıştır. Brachyspina Sendromu’nun çok düşük insidansı olmasına rağmen (<1/100,000), holstein ırkı ineklerde taşıyıcı frekansı % 7,4 gibi yüksek bir orandır. Jersey ırkı sığırlarda ise bu gen yeni tanımlanmıştır. Homozigot resesif genlerin yokluğu, nedeniyle embroyik ölümlere neden olmuş, buna bağlı üreme etkinliğinde azalmalar şekillenmiş, spontan abortuslarla karşılaşılmıştır. Yeterli araştırmalara dayanmasa da genler, yetersiz konseptüs uzaması ve gebelik tanıma sinyallerinin üretiminin azalması nedeniyle erken gebelik kayıplarından sorumlu tutulmaktadır. SIĞIRLARDA ERKEN GEBELİK KAYIPLARINA POTANSİYEL ÇÖZÜMLER Beslenmenin etkileri Süt ineklerinde buzağılama sonrası dönemde, negatif enerji dengesini minimize etmek ve yem alımını maksimize etmek ve laktasyon döneminde sağmal ineklerin embriyolarının yüksek yaşam oranlarını devam ettirebilmek için beslenme en önemli konulardan biridir. Bazı görüşlere göre, ineklerin üreme oranlarını genellikle iyileştiren lipidlerin arttırılarak, rasyondaki kalori yoğunluğunun yükseltilmesinin hedeflenmesi süt verimi için önem teşkil etmektedir. Ancak, süt üretimi kayıpları ve canlı ağırlık kayıpları yağ takviyesi ile iyileşme gösterse dahi; üreme üzerine pozitif etkileri her zaman görülememektedir. Rasyona yağ takviyesinin üreme üzerine etkileri, ineklerde ilk postpartum ovulasyon aralığını kısaltarak kendini gösterir. Bununla birlikte, İNFOVET 70-71 Genetik faktörlerin etkileri Fonksiyonel boyutta iyileştirme için kullanılan konvensiyonel genetik yaklaşımları gerçekleştirmek çoğunlukla zordur; çünkü birçok gen ürününün kalıtsal yolla geçişi karmaşık bir yapıya sahiptir. ısı stresinde, vücut kondisiyon kaybında ve hastalıklarda olduğu gibi, işletmelerdeki genetik değişkenlikler de üreme özellikleri açısından önemlidir. En önemlisi moleküler genetik -genotipleme platformaları ve üretim-ırk anlayışındaki son gelişmeler, genomik düzenlemeleri tanımlamak için benzersiz bir fırsat sunmaktadır. östrus siklusunun luteal fazı sırasında P4 konsantrasyonunu yükseltir ve oosit, embriyo kalitesini ve bunların gelişim yeteneğini arttırır. Yağların bazı etkileri, yağ asidinin tipine bağlı olarak değişmektedir. n-6 ve n-3 ailesinden çoklu doymamış yağ asitlerinin, sığırların üreme sistemi üzerine dikkat çekici etkileri ve görevleri vardır. Bu nedenle, nutrisyonel yaklaşımlar üremeyi, bağışıklığı ve sağlığı iyileştirmek ve gebelik başarısını arttırmak için bir yönetim aracı olarak yarar sağlayabilir. Progesteronun etkisi Tohumlamadan önceki dönemde, tohumlamayı takiben Embriyonal yaşamı attırabilmek için, buzağılama sonrası yem alımını arttırıp, NEB oranını azaltmak gerekmektedir. erken luteal faz esnasında olduğu gibi, P4’ün dolaşımdaki konsantrasyonunun bağlanma özelliği olduğu ile ilgili muhtemel kanıtlar bulunmaktadır. Bir önceki östrus döngüsündeki düşük P4 konsantrasyonundaki olası mekanizma, oosit kalitesini ve ovidukt ile uterus ortamındaki değişimin etkilerini de içeren, üreme şansını ve embriyonun yaşama şansını azaltır. P4’ün düşük konsantrasyonunun; embriyonun yaşamı, döllenme sonrası normal embriyo gelişiminin devam etmesi ve pre-matur oosit olgunlaşması gibi daha birçok şey üzerine etkileri vardır. Gebelik için rahim yeteneği seleksiyonu Yönetim uygulamaları gebelik oranlarını ortalama % 20 arttırsa da; maternal doğuranlık, genetik seçimleri hızlı bir şekilde değiştiren en önemli polijenik kalıtsal faktördür. Erken gebelik oranlarındaki doğal varyasyonların etkileri; besin, çevre, hastalık ve diğer yönetimsel faktörlerden bağımsız olarak gözlenmiş; rahmin yeteneğini belirleyen gerekli genleri ve yolları tanımlamak, erken gebelik kayıpları ve başarıları için ana faktör olmuştur. BÜYÜKBAŞ Süt inekleri için kışa hazırlık Kışın kısa ve soğuk geçen günlerini, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları nedeniyle unutmuştuk. Ancak dondurucu soğukların ve yağışların gelmesiyle birlikte yapılan hazırlıkların yinelenmesinin vakti geldi çattı. H asara uğramış su borularındaki ya da dondurucu hava sıcaklıklarına karşı kullanılan yalaklardaki problemlerin tespiti ve tamiri, boruların patlak vermesinden sonra meydana gelen hasarı düzeltmekten çok daha kolay bir yoldur. Hayvanların bulunduğu alanlara çakıl serpilmesi, alanların çamurla bulaşık hale gelmesinin önüne geçmeye yardımcı olacaktır. Bunu takiben hayvan bakımı ve tesislerin bakımı konularını da kışa hazırlık listesine eklemek, sütçü inekleri kısa, soğuk ve nemli kış günlerinden korumaya yardımcı olacaktır. Dış parazitler Rahatsızlık verici olan dış parazitler, günlük hava sıcakları düşüş gösterdiği vakit kendilerine yeni bir konak ararlar. Sonbahar ve kış ayları, bitlerin sığır ve buzağılara istila etmesi açısından en elverişli ayladır. Bazı çalışmalar, soğuk havada gelişim gösteren ve hızlı yayılım gösteren önemli enfestasyon kaynaklarının tespit edilmesinin zor olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte küçük enfes- İNFOVET 72-73 tesyon kaynaklarının iritasyona neden olmasının yanında, sağmal ineklerin süt verimi üzerine ve düvelerin büyümeleri üzerinde olumsuz etkileriyle karşılaşılmaktadır. Ekonomik kayıplara neden olmadan önce bu asalakları püskürtme yoluyla kullanılan onaylı ürünler ile yok etmek mümkündür. Az miktarda ya da hiç kimyasal ürün kullanmadan yapılacak iyi bir sanitasyon işlemiyle altlıkların temizlenerek parazitlerin bulaşmasının önüne geçilebilir. Tırnak sağlığı Birçok sağmal ineğin sonbahar ve kış aylarında rasyonlarında değişikliğe gidilir. Mısır hasat edilir ve hayvan beslemesi için hazır hale getirilir. İyi bir üretim ve sağlıklı bir sindirim sistemi için, bu aylarda düzenli bir rasyon hazırlanması gerekmektedir. Depolanan yemler ve diğer yemler üzerinde analizler yapmak ve rasyonları iyileştirmek için beslenme uzmanı ile işbirliği içinde olmak, vitamin ve mineraller de dahil olmak üzere tüm besin maddelerinin soğuk kış aylarında temin edilmesini ve yararlılığını arttıracaktır. Özellikle sınırlı alanlarda tutulan hayvanların tırnak sağlıkları için yem katkı maddelerinin kullanılması üzerine düşünülmelidir. Tırnak sorunlarının önüne geçmek için zeminler ve yüzeyler mümkün olduğunca temiz ve kuru tutulmalı; ayak banyoları ile de ayak hastalıklarının proflaksisi sağlanmalıdır. Ayak banyosu için kullanılan kimyasallar çevre ile dost olmalıdır; bakır gibi toprakta biriken ve zamanla bitki büyüme sorunlarına neden olan ajanlardan kaçınılmalıdır. Hava sirkülasyonunu sağlamanın en pratik yolu, 15 dakikada bir alanın havalandırılması olacaktır. Isı deteksiyonu Amerika Bileşik Devletleri, östrus belirleme hesaplarındaki başarısızlıklar nedeniyle, yılda yaklaşık 300 milyon dolarlık bir zarar yaşamaktadır. Kısa geçen günler ve kötü hava koşulları da yetersiz ısı deteksiyonunun olumsuz etkilerini arttırmaktadır. Hayvanların kolay ve doğru bir şekilde izlenebileceği ahır ve ahır dışı aydınlatmaları sağlanmalıdır. Hava koşullarının kötü gittiği dönemlerde sığırların gözlemlenmesi için küçük korunaklı BÜYÜKBAŞ Su temini Suyun uygun sıcaklıkta tutulup sabit bir kaynaktan alınması sağmal inekler için çok önemlidir. Donmuş ya da patlamış borular, yetersiz ısıtılan sular işe yaramazlar; bu nedenle sonbaharda su hatlarının ve su tanklarının su temini sırasında yıllık değerlendirmeleri yapılmalıdır. İneklerin, yaz aylarında serinlemeleri için kullanılan suların, boru hatlarından tahliye edilmesi unutulmamalıdır. Boruların düşük seviyede seyrettiği yerlerdeki sular donabilir ve boru malzemesine zarar verebilir. Bu, yılın her hangi bir zamanında soğuk suyun bulunduğu bir dönemde boruları yeniden boyutlandırmak ve yalıtmak için iyi bir bahane olabilir. Yalıtılmış su olukları uzun süre temiz kalır. Tüm bunların sonrasında, su ısıtıcıları ve su kazanlarındaki su sıcaklığının test edilmesi gerekir. Ayrıca ana hatlardaki basınç değişimleri de sürpriz sonuçlara yol açabilir. alanlar sağlayarak hayvanların davranışlarını izlemeye vakit ayırmak gerekmektedir. Bununla birlikte yağmur ve rüzgardan uzak tutulup sıcak alanlarda bulundurulan hayvanların gözlemlenmesi için de işletme çalışanlarının vakit harcaması önem teşkil etmektedir. Kötü altlık, zayıf ısı algılanmasına neden olmaktadır ve çoğunlukla kış ayları hayvanlar için zor geçmektedir. Egzersizin sürdürülmesi ve yem yolu üzerindeki hayvan trafiği hayvanları olumsuz yönde etkileyebilir. İNFOVET 74-75 Tırnak sorunlarının önüne geçmek için zeminler kuru tutulmalı, ayak banyoları ile proflaksisi sağlanmalıdır. Somatik hücre sayısı Kış aylarında (veya herhangi bir ayda) mastitis kontrolünün temeli temiz ve kuru memelerden geçer. Mastitis her zaman bir tehdittir çünkü kış aylarında inekleri temiz tutmak zordur ve mastitise neden olan patojenlerin büyümesini ve hayatta kalmasını destekleyen nemi ayarlayabilme başarısı çok düşüktür. Bu nedenle her zaman olduğu gibi, açık ağıllarda ve alanlarda temiz altlık sağlamak önemlidir. Açık alanların yeterli su tahliyesi yapılmalı; yağmurlar başlamadan önce bölmeler ve alanlar, kil gibi “yeterli” ana taban malzemesi ile doldurulmalıdır. Açık ağıllardaki ıslak bölmeler ve açık alanlar çamur birikintileri ile kontamine olduğunda, etkenler memelerden içeri alınacaktır. Doldurulmuş ve kapatılmış delikler kuru olduğunda, altlıkları tüm kış korur ve dolayısıyla temiz memeleri ve arka ayak sağlığını destekler. Düzenli aralıklarla, bölmelerdeki atlıklar yatay hizada düzeylemeli ve çeki düzen verilmelidir. Meme etrafındaki kıllar kısaltılmalı, böylece memelerin olası toprak ve gübre birikimiyle zarar görmesinin önüne geçilmelidir. Sonbahar meme etrafındaki kılların kesimi için uygun mevsimdir. Mastitis proflaksisi tüm yıl boyunca, mevsimlik olarak bu işlemin tekrarlanması gerekmektedir. Ağıl dışını doldurmak Çakıllı yollar çamurlandığı zaman, kuruyana kadar düzgün ve kademeli bir şekilde çamuru temizlemek zorlaşmaktadır. Bu nedenle, açık ağılların ve alanların doldurulması dışında, buraya giden yolların yeniden inşa edilmesi ve kışın ıslak günlerinde trafiğin yoğunlaştığı bölgelerin yollarının düzeltilmesi gerekmektedir. Çakıl yığınlarından toprağı ayırmak için taban malzemesinin üzeri geotekstil Kış aylarında ineklerin memelerini temiz tutmak zordur ve bu durum mastitise neden olan patojenlerin memede yaşama şansını arttırır. yapı malzemesi ile kaplanır. Bu, ıslah için en iyi yöntemdir. Geotekstil malzemesi aynı zamanda, araç yükünün toprak yol boyunca daha eşit bir şekilde yayılmasını sağlar. Sonrasında, kaba agrega yapının üzerine serpilir ve merdane yardımı ile sıkıştırılır. En son olarak bir kat daha agrega serpilir. Silolar ve diğer yem depolama araçlarının da bakımı unutulmamalıdır. Gübreleme Gübre yönetimi özellikle kış aylarında olmak üzere her zaman riskli bir iştir. Gübreyi, mümkün olduğunca sonbaharın erken dönemlerinde pompayla boşaltmak ya da depolandıkları yerlerden taşımak gerekir. Tarımsal anlamda kış bitkilerine yetecek kadar gübre tarlaya serpilir. Çiftlik içinde ve çiftlik dışındaki (göletler ve lagünler) temiz su kaynaklarını gözden geçirmek için de bu dönem en uygun dönemdir. Çatı oluklarını ve derivasyon hendeklerini kullanarak temiz su mevcut yerinden alınır. Eğer kaynak, gübre ile kontamine olmamışsa, üretici bütün bir kış boyunca saklamak istemeyebilir. Genellikle hendekler, yağmurlar başlamadan önce BÜYÜKBAŞ basit bir onarıma ve temizliğe ihtiyaç duyarlar. Acil depolama ve gübre uygulama planı yapılıp yapılmadığına emin olmak gerekmektedir. Gübreyi serpmek için lagünlerin elverişli bir hal alması beklenmemelidir. Birçok alana, yılın büyük bir bölümünde bitkilerin büyümesini sağlayabilecek gübre yayılabilir. Sadece ıslak topraktan ve muhtemel yağışlardan kaçınmak gerekmektedir. Havalandırma Büyük açık alanlar, daha fazla miktarda taze hava anlamına gelir. Kapalı alanlarda hava değişimi, amonyak, karbondioksit, hidrojen sülfür ve nem oranını azaltır, patojenik mikroorganizmaların etkisini hafifletir, böylece hayvanlar hastalıklarla daha kolay savaşabilir hale gelir. Aynı zamanda hayvanların konforunu sağlamak amacıyla çevre sıcaklığını düşürür. Sığırlar ve sağmal inekler, kışın kapalı alanlarda tutulmak durumundadır; o nedenle temiz hava sağlamanın bizim işimiz olduğunu unutmamak gerekir. Kapalı alanlarda hava sirkülasyonunu sağlamanın en iyi pratik yolu, her 15 dakikada bir alanın havalandırılması olacaktır. Örneğin, eğer buzağı ahırlarının genişliği 25 metre, uzunluğu 35 metre ve yüksekliği 3 metre ise, alanda toplam 2625 m3 hava bulunuyor anlamına gelmektedir. Bu durumda her 15 dakikada bir binanın ya da 2625 m3‘lük alanın her dakika başı sabit bir hızla havalandırılması gerekmektedir. Birçok yanları açık yapıda bu sirkülasyonu dengeli olarak sağlamak zor değildir aksine sınırlı hava giriş çıkışları ya da küçük mekanik fanlarla, iş daha da zora sokulur. Soğuk binalar tolere edilir ancak ne yazık ki ıslak binalar tolere edilemez. Yeterli havalandırma hayvan sağlığının stabil kalmasına yardımcı olur, bina bakım ve onarım gereksinimini azaltır. Eğer bina içinde, biriken çok miktarda nem veya amonyak fark edilirse, bir profesyonelden yardım alınması doğru olacaktır. İNFOVET 76-77 Sınırlı alanlarda tutulan hayvanların tırnak sağlıkları için yem katkı maddelerinin kullanılması üzerine düşünülmelidir. Sıcaklık giderek düşüş gösteriyorsa, yüksek enerjili kış beslemesine geçmenin yanı sıra, rasyona yem katkı takviyeleri de yapılmalıdır. Beslenme ile ilgili ipuçları Sağmal inekler ve diğer ruminantlar süt ve et üretimde bulunurken otlama dönemine muhteşem bir adaptasyon yeteneği gösterirler. Bu yetenekleri gıda olarak tüketilmeleri konusunda inekleri yüzyıllardır en değerli noktada tutmuştur. İnekler çayırlarda otlayarak yaşamlarını sürdürebilir hale geldiklerinden beri, küçük insan müdahaleleri ve arazi talebinde bulunan birçok insanın desteğiyle otlama planları yapılmış ve ek mineraller yardımıyla sağlıklı hayvan oranları arttırılmıştır. Bakıcıların özellikle kendi kendine besleme programı hazırlayacak deneyimleri yoksa, soğuk kış günleri süt ineklerinde büyük problemler yaratacaktır. Kış beslemesi Ohio Devlet Üniversitesi Gıda, Tarım ve Çevre Bilimleri uzmanlarına göre yüksek enerji, sert kış koşullarına uyum sağlayabilmenin en önemli gereksinimidir ve dolayısıyla hayvanların daha fazla enerji veren yemlerle beslenmesi gerekmektedir. Yine Ohio Devlet Üniversitesi Tarım ve Doğal Kaynaklar uzmanı Rory Lewandowski’ye göre, üreticilerin hayvanlarını kış için yeterli olacak enerjili yemlerle besleyip beslemediklerini anlayabilmeleri için yem örneklerini rutin bir şekilde toplayıp, test için bir laboratuvara yollamaları uygun olacaktır. Düşük hava sıcaklıkları, düşük rüzgar soğutmaları, soğuk yağışlar ve nemli-çamurlu çevre şartları hayvanın fizyolojik aktivitelerini sürdürmesi için gerekli ısıyı sağlamak için gerekli olan enerji ihtiyacını önemli ölçüde arttırır. Ve geviş getiren besi hayvanlarının bulunduğu noktada, beslenmenin önemli bir bölümü alışa geldik şekilde yem BÜYÜKBAŞ bulunan hayvanlar için enerji alımı, düşen her derece için % 1 oranında arttırılmalıdır. Yem besin içeriği, hasat olgunluğu, içerik kompozisyonu, hasat sırasındaki nem ve hasat – depolama sırasındaki işlemler gibi çok sayıda faktörden olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu nedenle yem örneklerinin kalitesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için örneklerin nasıl toplandığının bilinmesi gerekmektedir. Lewandowski bu noktada; “Örnekler arasında değişkenlik potansiyeli fazla olduğu için uygun örneklemelerin yapılması çok önemlidir. Örneklemenin doğru yapılmaması durumunda, test sonuçları güvenilir olmayacaktır.” diyor. Düşük ve kritik sıcaklıklarda bulunan hayvanlar için enerji alımı, düşen her derece içi % 1 oranında arttırılmalıdır. Soğuklarda hayvanlar fizyolojik durumlarına göre gruplara ayrılıp, koordinasyon skorları her gün yakından gözlemlenmelidir. maddelerini oluşturur. Ancak Lewandowski; kışa hazırlık için gerekli rasyon dengelemesini yapmak adına kullanılabilecek tüm yem maddelerinin kalite ve maliyet bakımından birbirinin aynısı olmadığına da değiniyor. Üreticilerin yemlerdeki olası birçok değişkenliği farketmeleri gerektiğini, dolayısıyla yemlerdeki gerçek besin ve enerji değeri hakkında fikir edinmek istiyorlarsa onları test etmeleri gerektiğini sözlerine ekliyor: “Yem örneklerinin test edilmesi, rasyonların birbirleriyle karşılaştırılması için başvurulacak tek yöntemdir. Kuralına uygun örneklemeler de, testlerin sonuçlarının doğruluğunu ve İNFOVET 78-79 güvenirliliğini arttıracaktır.” Lewadowski; eğer çevre sıcaklığı gittikçe düşüyorsa üreticinin, hayvanın enerji ihtiyacını karşılayabilmek için verilen yüksek enerjili kış rasyonunun yeterli olmayacağını bilmesi gerektiğini, bu nedenle yem katkı takviyeleri ile hayvanın beslenmesinin desteklenmesinin uygun olacağını söylüyor. Kritik düşük sıcaklık - LCT Hayvanlar termanötral bir bölgeye sahiptirler. Bu termanötral bölge, hayvanlar ısı stresi altında değilken, onların daha rahat hissetmelerini sağlayan bir sıcaklık aralığıdır ve vücut bakımı, sağlığı ve performansı için optimum olarak kabul edilir. Ancak, hayvancılık uygulamaları soğuk stresi nedeniyle bu aralığın alt sınırının altına düşerse, daha düşük ve kritik olan sıcaklıklara ulaşır (lower critical temperature – LCT) ve hayvanları sıcak tutmak için metabolizmalarının arttırılması gerekir. Vücut ısısını korumak için hayvanların metabolizmalarını arttırmaları, genellikle kendilerini titreterek gerçekleşir. Yani titreme, soğuk stresi ile baş etmenin bir yoludur. Hayvanın bu yolla vücut ısısını koruması için de depo yağların sağladığı enerji dışında ek bir enerji kaynağına ihtiyaç duyarlar. Genellikle düşük ve kritik sıcaklıklarda Alınması gereken diğer önlemler > Üreticiler hayvanlarını nemli, soğuk ve ıslak hava koşullarından korumalıdır. > Hayvanların yem gereksinimleri yeniden belirlenmelidir. > Kış beslemesinden bahar beslemesine geçiş kademe kademe gerçekleştirilmelidir. > İçme sularının donmaması için gerekli ve yeterli önemler sonbahar aylarından itibaren alınmaya başlanmalıdır. > İşletmede yeterli miktarda kaliteli kaba yem kullanılmıyorsa rasyona vitamin A takviyeleri yapılması gerekmektedir. > Kış aylarında hayvanlar kapalı alanlarda daha uzun vakit geçirdikleri için rasyona vitamin D takviyesi yapılmalıdır. > Mevcut kaba yemlerin analizlerinin yapılıp, rasyona ne miktarda kesif yem katılacağı incelikle hesaplanmalıdır. > Sonbaharda sakat ve verimsiz hayvanlar ayıklanmalıdır. > Hayvanların günlük aktiviteleri ve kondisyon skorları her gün yakından gözlemlenmelidir. > Hayvanlar fizyolojik durumlarına göre gruplara ayrılıp, uzun kış gecelerinde birkaç defa kontrol edilmelidirler. > Uzun kış gecelerinde yem tüketimini teşvik edici bir aydınlatma yapılmalıdır. KAPAK Dünyanın 2050 yılındaki gıda maddesi üretimini etkileyen faktörler Günümüzde, tüketicilerin yıllık gıda talebi ile dünyanın yıllık gıda maddesi üretimi rölatif olarak birbirine eşittir. Ancak dağılım ve tüketimin eşit olmaması, bazı az gelişmiş ülkelerde açlığa ve gelişmiş olarak adlandırılan pek çok ülkede de aşırı tüketim ve obeziteye yol açmıştır. Ortalama değerler düzeyinde çoğunlukla gerçekte olduğundan daha düşük olarak tahmin edilen dünya nüfusu tahminleri ve ekonomiler geliştikçe daha fazla hayvansal ürün tüketileceği yönündeki mevcut varsayım kullanıldığında, 2050 yılı itibariyle tahıl üretiminin iki kattan daha fazla artması ve hayvan üretiminin büyük oranda artış göstermesi gerekli olacaktır. Gıda maddelerinin ekonomik olarak üretilebildiği her yerin kullanılması gerekecektir. Ancak bunun gerçekleşmesi halinde, ülkeler ve nitelikli personel arasındaki işbirliği arttırılarak tutumlarda değişiklikler yapılması ve uzun dönemde teknolojilerin gıda maddesi üretimlerini arttırma İNFOVET 80-81 potansiyeline sahip olan ülkelerde yerleşmesi gerekli olacaktır. Uygun arazi eksikliğinin yanı sıra, sürdürülebilir uygun temiz su kaynakları da, üretimin artması ya da sınırlı hale gelmesi açısından önemli bir faktör olacaktır. Enerji gereksinimlerinin artacağı, ancak bunun gıda maddesi üretimi açısından önemli bir kısıtlama oluşturmayacağı düşünülmektedir. Karbon ayak izleri ve sera gazı (GHG) üretiminin çeşitli yöntemlerle hesaplandığı ve gıda maddesi üretimindeki artışın sıklıkla hesaba katılmadığı görülmektedir. Muhtemelen öngörülen hayvan kökenli gıda talebinin karşılanması ile neden olabileceği potansiyel çevre hasarı arasında uzlaşı sağlanması gerekli olacaktır. de k i bölg e için a ın a d a y e a nım a la n ll B ir ülk u k l e m ın, t e n gıç t o p r a k la r sı g e re k li d ir. Başla a e d ir. m göre ay rıl rım la r ön e r ilme k t y a o la r a k şu aTarım ve gıda maddesi üretimi alanları aRekreasyon ve çevre alanları aYerleşim alanları aEndüstri /sermaye alanları KAPAK Makalede üzerinde durulan gelecekle ilgili bazı varsayımlar > Günümüze kadar, birbirini tamamlayan ve gıda maddesi üretiminin talebe ayak uydurmasını sağlayan tarımsal ve endüstriyel gelişmeler yaşanmıştır. > Yirminci yüzyılda dünya nüfusu, sürekli olarak öne sürülen resmi rakamlardan daha hızlı bir artış göstermiştir. > Nüfus artışı ya da nasıl kontrol edilmesi gerektiği konusunda konuşan insan/kuruluş sayısı düşük düzeyde kalmıştır. > Ulusal (Çin) ya da kişisel (Hindistan) aile düzenlemeleri, sağlıksız doğan erkek çocukların ağırlıkta olması dolayısıyla dengesiz popülasyonlara yol açmıştır. > Avrupa Birliği’nde, 2050 yılında nüfusun azalacağı ve bunun da gıda ihracatına olanak sağlayacağı tahmin edilmektedir. > Dünyada nüfusun daha da artacağı öngörülmektedir ve gıda maddesi üretimine ağırlık verme ya da ithalata güvenme konusunda kararlar alınması gerekli olacaktır. > Enerji, su, gübre, otlak ve hayvan yemi gibi doğal kaynakların daha verimli bir biçimde kullanılması konusundaki baskılar nedeniyle, değişmeyen ya da muhtemelen küçülen bir arazide daha fazla gıda maddesi üretilmesi yönünde bir küresel talep ortaya çıkacaktır. > Tarıma uygun arazi ve gıda maddesi üretimi için önemli bir artış sağlaması ve başka benzer ilerlemeler sağlaması koşuluyla, nitrojen gübre üretimine olanak sağlayan haber prosesi gerekli olacaktır. > Ekonomik başarının yeniden değerlendirilmesi gerekli olabilir. > Enerji gereksinimindeki artış, nükleer enerji gibi rağbet görmeyen kaynakların yeniden değerlendirilmesi ve tüm enerji kaynaklarının daha iyi kullanılması anlamına gelecektir. > Doğru kararlar alınması ve yeniliklerin benimsenmesi halinde, dünya nüfusuna daha doksan milyar yıl boyunca gıda sağlamak mümkün olmalıdır. > Dünya popülasyona, temel gıda temin edilmesi için hala yeterli arazi mevcuttur. > Gıda güvenliği, başarılı hayvan tedavisi ve yüksek refah standartlarıyla sağlıklı hayvan üretimi ve sağlıklı bir çevre sağlamanın ayrılmaz bir parçası olmayı benimseyebilmeleri ve bunu unutmamaları durumunda, gelecekte çiftlik hayvanı veteriner hekimleri çok fazla sorumluluk üstlenecektir. 2050’de gıda maddesi üretimini etkileyecek üstü örtülü önemli sorunlardan bazılarına değinmeyi uygun bulduk. En önemlileri dünya popülasyonunun hız kesmeden artması; bununla pozitif korelasyonlu olarak enerji ihtiyaçlarının ve su kaynaklarına olan talebin İNFOVET 82-83 hızla artması karşımıza çıkacak olan en önemli problemler arasında bulunmaktadır. Dünya nüfusu hız kesmeden artacak Bu makalenin konusu dünyaya gıda sağlanması olmakla birlikte, nüfus artışı da göz ardı edilemez. Yazar daha önce, nüfusun sürekli olarak gerçekte olduğundan daha düşük hesaplandığını ileri sürmüştür. 2011 yılının ortalarında ilk makalesini yazdığı sırada, 2050 yılındaki nüfusun 9 milyar (7.6 ila 10.6 milyar) olacağı tahmin ediliyordu; ancak 2013 tarihli Birleşmiş Milletler raporunda, nüfusun 9.6 milyara çıkacağı öngörülmüştür. Genel fikir birliği, ülkeler geliştikçe, popülasyon modellerinin aşağıdakileri içerecek şekilde gelişme eğilimi gösterdiği yönündedir > Büyük aile, açlık ve hastalık, yüksek mortalite ve değişmeyen ya da yavaşça artan nüfus (Afrika). > Büyük aile, yeterli beslenme ve sağlık ile nüfusta büyük artış (Asya). > Küçük, iyi beslenen, sağlık durumu ve uzun yaşam açısından iyi durumda olan aile ve değişmeyen nüfus (Japonya, Avrupa, Kuzey Amerika). Birinci modelden 3. modele geçiş için aşamalı bir akış söz konusudur; ancak bu geçiş değişkendir, sapma gösterebilmektedir ve başarıyla tamamlanması en az 50 yıl sürmektedir. Dini inanç, hastalık ve gelişen sağlık kontrolü, genel eğitim ve doğum kontrolü de dahil olmak üzere, etki gösteren başka faktörler de vardır. Yine de, 2013 tarihli bir Birleşmiş Milletler raporu, yukarıda belirtilmiş olan gelişmiş ülkelerdeki nüfusun neredeyse değişmeden kalacağı, ancak az gelişmiş 49 ülkede nüfusun iki katına çıkacağı yönündeki düşünceyle uyumludur. Artışın büyük bölümü Nijerya gibi Sahra Altı Afrika bölgesinde ve Asya’nın çeşitli ülkelerinde (Afganistan; Doğu Timor) gerçekleşecektir. Bu ilgili ülkelerden bazıları, doğru şekilde yönetilmesi ve dağıtım lojistiğinin üzerinde durulması halinde, kendi gıda maddesi üretimlerini arttırma kapasitesine sahiptir. Ancak çeşitli az gelişmiş ülkelerde bunun gerçekleştirilmesi muhtemelen olanaksızdır. Belirtilen olasılıklar, engelleyici politikalar uygulanmadığı takdirde, herkes için dehşet verici olmasa da, üzücü bir tablo oluşturmalıdır. Yazarın görüşü, nüfus artışının iklim değişikliği kadar önemli olduğu ve bu ikisinin muhtemelen birbiriyle bağlantılı olduğu yönündedir. Her ikisinin de, gereken gıda maddesi üretimi üzerinde büyük etkileri vardır. Tüm ülkelerin, ekonomik ve sürdürülebilir ki e kırs a ld a m a k d r le e lk ü iş la A z g e lişm il eşt ir ilme s in i s ağ le r in iy ü ın r a in iç lk e k oşu ll z a lt m a k a i lıdır ? in ğ e t n a sıl o lm a a v e göç is b a ç k a ği o r t gös t e re c e aAz gelişmiş ülkelerin koşullarını iyileştirme aŞehir yayılımı yerine dikey inşaalar aİstihdam için STK işbirlikleri aSürdürülebilir yerel plan üretmek KAPAK bir şekilde mümkün olduğunca fazla miktarda kendi gıda maddelerini üretmeleri amaçlanmalıdır İdeal bir dünyada, her ülke sürdürülebilir bir şekilde yeterli gıda maddesi üretecektir. Düzensiz bölgeler ve ülkelerde, köyden kasaba ve şehirlere sürekli bir insan göçü söz konusudur. Diğer bölgelerde ise, daha çok savaş ve karışıklık nedeniyle insan göçü devam etmekte ve artmaktadır ve bunların bir kısmı giderek daha büyük bir oranda açlık ya da yoksulluğun altta yatan nedeni haline gelmektedir. İnsanların refah düzeyi daha yüksek olan bölgeleri çekici bulmaları durumunda, söz konusu bölgelerin çoğunlukla gıda maddesi üretimi için kullanılan alanları içermesi nedeniyle, bu insan göçü gıda maddesi üretimi için potansiyel bir tehlikedir. Topraklar genişlememektedir ve insanların verimli gıda maddesi üretim alanlarında yaşamaya başlamaları halinde, bu alanlarda artık gıda maddesi üretilemeyecektir. Bunun basit bir çözümü yoktur; ancak insan sayısı arttıkça ve iklim değişikliklerinin de devam etmesi halinde, verimli topraklarda gıda maddesi üretimini sürdürmek için, tehlikenin en yüksek olduğu bölgelerde, söz konusu alanların yerel şehirler ve kasabalar içinde kalmasına olanak sağlayacak yöntemler bulunması gerekecektir. Bunun gerçekleşmesi için binaların uygun şekilde, temel olarak dikey biçimde yerleşiminin planlanması ve şehir yayılımının engellenmesi gerekli olacaktır. Ayrıca şehirde yaşayan insanların yaşamını kazanmasına olanak sağlayacak çalışma biçimleri sunulması da gerekecektir. Bir ülke ya da bölgede, hem içeride hem de dışarıda kolay ve hızlı gıda ulaşımını sağlayacak bir altyapının gerekli olması da önemlidir. Ülkelerin ortak çabası anahtar görev görüyor Az gelişmiş ülkelerdeki koşulların iyileştirilmesini sağlamak ve dolayısıyla göç isteğini ya da ihtiyacını azaltmak için pek çok ülkenin ortak çaba göstermesi gerekecektir. Bu açıdan bakıldığında, pek çok ülkede potansiyel olarak olumlu bir eğilim, kırsal bölgelerden göçün diğer tarım arazisi bölgelerinden çok kentleşmiş bölgelere kaymasıdır. Dolayısıyla insanların şehrin yayılımı yerine binaların dikey olarak geliştirilmesi yoluyla yeterli bir şekilde yerleştirilmesi ve bunların mental ve fiziksel açıdan uygun şekilde memnuniyet verici olması halinde, tarım arazileri üzerindeki tehdit minimum düzeye indirilebilecektir. İnsan yapısı göz önünde bulundurulduğunda, bu uygulaİNFOVET 84-85 manın başarıya ulaşması son derece güç olacak, çok büyük bir uluslararası işbirliği ve çok fazla kaynak gerektirecektir. Belki de, yerel popülasyonlarla yan yana ve birlikte çalışacak sivil “ordular” gerekli olacaktır. Bu, istihdam oluşturacak özel şirketlerle deniz aşırı gönüllü kuruluşların bir karışımıyla, ancak geniş bir ölçekte ve bir ülkede ya da bölgede uzun süre yaşayanların ücret bazında katılımıyla gerçekleştirilebilir. Hedeflenen bölgeler ya da ülkeler gıda kıtlığı açısından “risk altında” olmalı ve ideal olarak, sorunlar ortaya çıkmadan yardım sağlanmalıdır. Bunun bir ölçüde zaten gerçekleştiği ileri sürülebilse de, küçük bir gruptan daha fazlasını içerdiğinde, sistem son derece bürokratik, savurgan ve sıklıkla ilgi ve kaynak açısından organizasyonlarla rekabet eder hale gelmektedir. Bu model, herhangi bir “yardımcının” ayrılmasından sonra uzun süre devam edebilecek olan uygun, sürdürülebilir yerel planlar hazırlanarak oluşturulmalıdır. Yeni sistemlere açık olmak Dünyanın tarıma uygun olan bölgelerinin çoğunda zaten belirli bir formda üretim yapılmaktadır. Amazon yağmur ormanları gibi kullanılmayan alanlar ve bölgeler ve bunların yok edilmesi, çevre üzerinde dolaylı etkiler göstermektedir. Dünyanın pek çok bölgesinde, mevcut tarım arazileri daha karlı ve verimli bir şekilde kullanılabilmektedir. Başka amaçlara (endüstriyel ya da yerleşim) yönelik olarak kullanılan çoğu arazinin gıda maddesi üretimi için geri kazanımı güç olduğundan, tarımsal arazilerin saldırıdan korunması için büyük gayret gösterilmesi gerekecektir. İklim değişikliği devam ettiğinden, muhtemelen bazı alanlardaki üretimin ayarlanması gerekecek ve bazı alanlar da kullanılamayacaktır; ancak yasalara uygun su kullanımının bu üretim kayıplarını kısmen ya da tamamen azaltabilmesi mümkündür. Bazı bölgelerde su mevcut olması daha şimdiden İsrail ve Suudi Arabistan gibi bazı Orta Doğu ülkelerinde bir ölçüde gerçekleştiği gibi, kıraç arazilerin verimli arazilere dönüşmesine yardımcı olabilmektedir. Bazı ülkelerde önceden gıda maddesi üretilebilen alanların, verimliliği arttıracak şekilde daha iyi yönetilmesi gerekecektir. Bu durum özellikle Afrika, Asya ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde geçerlidir. Binalarda hidroponiklerin (topraksız bitki yetiştirme sistemi) kullanımı, bazı gıda tiplerinin yanı sıra gıdaya yönelik hayvan yetiştiriciliği için yem bitkilerinin yoğun üretimini sağlayabilmektedir. Enerji ve suyun bir araya getirilmesini gerektirmesine karşın, le n mu h t e me a d a y gıd a n Değişme ye r a z ide d a h a f a z la e l a re s ir küçüle n b önün de kü y i s e m il t re m a dde s i ü a n e t k e n le r: t ur ş lu t a le p o aEnerji gereksinimi aGübre ve su kaynakları ihtiyacı aHayvan yemi üretimi ihtiyacı aOtlak ve mera ihtiyacı KAPAK bazı atık ürünlerin geri dönüşüm potansiyelini taşıyan bu uygulama ekonomik bir şekilde yapılabilmektedir. Bu binalar çok katlı olarak yapılabilmekte ve dolayısıyla arazinin verimli kullanımını sağlayabilmektedir. Enerji talepleri artacaktır Genel olarak enerji, gıda maddesi üretimindeki sınırlılıklar arasında kısıtlayıcılığı en düşük olan faktör olabilir. Kısa bir süre önce, dünyanın bazı bölgelerinde hidrolik kırılma gibi teknolojiler enerji fiyatını değiştirmiştir: bu nedenle, örneğin ABD, açık bir ithalatçıdan çok, bir enerji ihracatçısı haline gelmiştir. Ancak bu ve diğer pek çok kaynak hala yenilenebilir kaynaklar değildir. Fosil tipi yakıtlar enerji karışımının önemli bir parçası olmaya devam edeceğinden, söz konusu bitimli enerji kaynaklarının ve bunların oluşturabildiği yan ürünlerinin ekstraksiyonu ve kullanımının verimliliğini arttırmak için araştırmalar yapılması gereklidir. Enerji üretmenin belki de en kolay ve muhtemelen oldukça ekonomik bir yöntemi, jeolojisi stabil olan bölgelerde nükleer güç kullanımıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmakta, ancak savunucuları tarafından her derde deva olduğu öne sürülen bir çözüm olmadığı görülmektedir. Yine de, bunları daha verimli hale getirmek için yapılan araştırmalar sürdürülmelidir. Dalga gücü gibi bazı teorik sabit enerji olasılıklarının, büyük ölçekte şu anda uygulanamaz durumda olduğu görülmektedir. İklim değişikliği ve lokal değişiklik beklentisi, doğru yerlerde güneş, rüzgar ya da hidroelektrik yoluyla enerji üretimine yardımcı olabilmektedir. Bu tür yenilenebilir enerjilerin tümü için daha yüksek bir maliyet etkinliği sağlanmalıdır. Biyoyakıtların kullanımı da ekonomik olmalı ya da yan ürünlerden elde edilmelidir; ancak kullanılan arazi bir karbon deposu olarak işlev gördüğünden, bu biyoyakıt kaynakları verimli gıda maddesi üretimi yapılabilen arazilerde yetiştirilmemelidir. Hayvan çiftliklerinde, çiftliğe yönelik enerji üretimi ya da daha geniş kapsamlı gereksinimler için anaerobik sindirim (AD) yapan bitkiler ve insinerasyon üniteleri kullanılabilmektedir. Mümkün olan her durumda, atıklar çöp sahasına gönderilmemeli, bunun yerine geri kazanılmalı ya da insinerasyon için kullanılmalıdır. Genellikle, kentsel atıkların daha etkili bir şekilde insinerasyonu yerel enerji ya da ısınma sağlamak için ve bazı durumlarda daha geniş bir ölçekte kullanılabilmektedir. Su talebi büyük ölçüde artacaktır Su, muhtemelen gelecekteki tarımsal üretim için en büyük kısıtlılığı oluşturan ve İNFOVET 86-87 nüfus hareketini etkileyen kaynak olacaktır. Dünya yüzeyinin %70’ten fazlası deniz suyu ile kaplıdır ve tüm deniz sularının %97’si çoğunlukla okyanuslarda bulunmaktadır. Toplam suyun %1’den düşük bir bölümü tatlı su olarak mevcuttur ve yaklaşık %2 oranındaki ek bir bölüm de, kar ya da buz olarak donmuş durumdadır. Bu oranlar, söz konusu yaşamsal kaynağın riskli bir yapısı olduğunu göstermektedir. Mevcut olan suyun büyük bir bölümü, sis, yağmur ya da kar gibi yağışlardan elde edilmektedir. Bu nedenle, suyun elde edilmesi ve depolanması için daha etkili yöntemler oluşturulmalıdır. Elde edildiğinde, tatlı suyun uygun sulama sistemleri ya da hidroponikler yoluyla tutumlu bir şekilde kullanılması gerekecektir. Aynı şekilde araştırma yapılması ve aynı zamanda zaten mevcut olan teknolojinin de kullanılması gereklidir. Dünyanın pek çok bölgesinde, hatta Britanya’da, suyun etkili bir şekilde dağıtılması için şebekelere gereksinim duyulmaktadır. Bu tesisler ve şebekelerin bazıları enerji üretimi için de kullanılabilmektedir. Aynı şekilde iklim değişikliği ve buna ilişkin beklenti, suyun etkili bir şekilde elde edilmesi, depolanması ve dağıtımını sağlamak için kullanılabilmektedir. Su, şu anda kum barajları gibi teknolojilerin kullanıldığı yerlerde, özellikle de Afrika’da, küçük ölçekli ve büyük ölçekli olarak elde edilebilmektedir. Orta Doğu ve Avrupa (İspanya) gibi bazı bölgelerde tuz arıtma işlemi kullanılmaktadır. Bununla birlikte, Çin, Hindistan ve ABD’de bu işlemin az uygulanması şaşırtıcıdır. Daha ekonomik hale getirilmesi ve proses içinde enerjinin daha verimli kullanılması amacıyla, tuz arıtma yöntemlerinin daha kapsamlı bir şekilde araştırılması gerekecektir. Dolayısıyla, başka amaçlar için üretilen enerji fazlasının kullanımı bu sorunun üstesinden gelmenin bir yöntemidir ve bu yöntem kojenerasyon (birleşik üretim) olarak adlandırılmaktadır. Tuz arıtma tesislerinin çoğu kıyı bölgelerde kurulduğundan, yine etkili su taşıma yöntemlerinin mevcut olması gerekecektir. Tatlı su tarım amacıyla ve başka amaçlar için kullanıldığında, bu durumda etkili atık su işleme ve tekrar kullanma sistemlerinin kurulması gereklidir. Bu, yerleşim bölgeleri ve endüstriyel bölgeler kadar, ekilebilir araziler ve hayvan çiftlikleri için de önemlidir. Sera gazı Yalnızca karbon dioksit (CO2) içeren karbon ayak izleri yerine sera gazı (GHG) ayak izlerini incelemenin daha önemli olduğu kabul edilmektedir. Bir dereceye kadar ölçülebilmeleri nedeniyle, bu ayak izleri politik olarak kullanılma eğilimi göstermektedir. ik li k lo k a l değiş e v i ğ li ik ek İk li m değiş t tığı g e le c a r a y in in me k için b e k le n t is n e g eçe b il ü n ö ın ın k aygıs a la r: c e k ça lışm e il b a ıl p a y aSera gazı ayak izlerinin incelenmesi aHidroelektrik yoluyla enerji üretimi aUygun yerlerde rüzgardan yararlanmak aGüneş enerjisini kinetiğe çevirmek KAPAK Çoğumuz bu kavramdan haberdar olmakla birlikte, gıda maddesi üretimi üzerindeki etkileri, pek çok veteriner hekim tarafından yeterince dikkate alınmayabilmektedir. Enerji üretimi ve kullanımı göz önünde bulundurulduğunda, GHG’lerin üretimi ve yönetimi önemli ve değerlidir; bununla birlikte, bunların hesaplanması için birkaç farklı yöntem olduğu görülmekte ve bunların, gıda maddesi üretimine katkıları, özellikle de hayvanlar açısından önemli ölçüde değişiklik gösterebilmektedir. Pek çok hesaplamanın, hayvan ya da gıda maddesi üretiminin bileşenlerini ayrı ayrı daha fazla incelemek yerine, tüketime hazır ürünle ilgili karbon ya da GHG maliyetlerini ortaya koyduğu görülmektedir. İnsan GHG ayak izinin büyük olduğu kabul edilmektedir; ağırlıklı olarak etle beslenme eğiliminde olmaları nedeniyle, köpekler ve kediler gibi evcil hayvanlar için de aynı durum geçerlidir. DEFRA, 2013 yılında Birleşik Krallık’daki tarım ve ormancılık faaliyetlerinin ulusal GHG emisyonlarının %7’sinden sorumlu olduğunu hesaplamıştır. Dünyanın bazı bölgelerinde, mera tarımının bazı toprakları kullanmanın en verimli yöntemi olduğu her zaman dikkate alınmamaktadır; ayrıca, arazi kullanımının karbon tutma açısından yararlı etkiler gösterdiği de tam olarak göz önünde bulundurulmamaktadır. Günümüzde, hayvan yetiştiriciliğinde karbon ve GHG üretiminin bir ölçüde nasıl azaltılabileceğini gösterecek bazı çalışmalar yapılmaktadır; ancak bu tür çalışmalarda, mevcut hesaplamaların doğru olduğu varsayılmakta ve daha geniş bir çerçevede gıda maddesi üretiminin yararları gerçek anlamda kabul edilmemektedir. Bunun muhtemelen bazı çiftlik hayvanı ve evcil hayvan veteriner hekimlerinin, hesaplamaların dayandığı temel ilkeleri dikkatle ve derinlemesine incelemesi gereken bir alan olduğu görülmektedir. Tablo 1’de gösterildiği üzere, hesaplamalarda antropojenik sera gazı üretimi temel alınmıştır. Ancak hesaplamalar, volkanik patlamalar, jeotermal alanlar gibi doğal olarak ortaya çıkan fenomenleri içermemekte ya da bunların bir karşılaştırması yapılmamaktadır. Ayrıca doğal flora ve faunanın karbon ya da GHG ayak izleri açısından bedeli nedir? Hayvanlardan elde edilen besinlerin kabul edilebilir olup olmadığı ve çevreye maliyetinin ne olduğu konusunda muhtemelen tartışmalar yapılması ve kararlar alınması gerekeceği görülmektedir. Varılan sonuç Yukarıda bazı temel sorunlara ve gıda ve hayvan üretimi için gereken kaynaklara yer verilmektedir. Bunlara verilecek yanıtlar, 2050 yılında dünyanın ne kadar iyi idare edilebileceğini belirleyecektir. Bireysel, ulusal ve uluslararası bazda farklı insanlar arasında önemli ölçüde daha fazla işbirliği olmadığı ve mümkün olduğunca az tıkanıklık yaşanmadığı takdirde, durumun iç açıcı olmadığı görülmektedir. Nüfus artışı sorunuyla mücadele edilmediğinde dahi, biraz beceri ve yaratıcılıkla, besin gereksinimlerinin karşılanmasını ve etkili dağıtımını sağlamak için zaten çok şey yapılabilmektedir. Mevcut sera gazı değerlendirme sisteminin kullanımına devam edilmesi halinde, vejetaryenlere yönelik olanlar dışında gıda maddesi üretiminin nasıl mümkün olabileceği konusunda görüşmeler yapılması gerekli olacaktır. Tablo 1. Hayvancılığın global antropojenik sera gazı emisyonlarına katkı oranı (Livestock’s Long Shadow: Food and Agriculture Report, 2006). Çiftlik hayvanlarının aşağıdaki parametrelere katkısı CO2 eşdeğerleri oranı (%)* Enerji endüstri, atık, arazi kullanımı değişikliği, ormancılık ve tarım %18 Arazi kullanımı değişikliği, ormancılık ve tarım > %50 Tarım < %80 Karbon dioksit (CO2) %9 Metan (CH4) %35-40 Nitröz oksit (N2O) %65 Amonyak (NH4) %64 * Direkt 100 yıllık küresel ısınma potansiyeli. 1 olarak kabul edilen karbon dioksit (CO2) ile karşılaştırıldığında, metan (CH4) 23 ve nitröz oksit (N2O) 296’dır. İNFOVET 88-89 için s a l üre t im v e ım r a t i k t u rac a k G e le c e k t e ıt lılığı o luş e c e k s u ıs k k ü y ü en b t k il e y e k e t in i e r: nüf u s h a r n a b il e c e k ön le m le lı a a d h a k kın aSuyun depolanması için yöntemler üretmek aTatlı suya kullanım alanı yaratmak aAtık su işleme tesisleri kurmak aKaliteli arıtma tesisleri kurmak TOPLANTI Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu Kanatlı Tanıtım Grubu firma temsilcilerini ağırladı Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu 13-16 Ocak 2015 tarihleri arasında, Afrika, Uzakdoğu, Avrupa, Ortadoğu ve Körfez Ülkeleri’nden ithalat gerçekleştiren 50 firma ve 75 katılımcı ile Alım Heyeti Programları kapsamında bir toplantı gerçekleştirdi. Kanatlı Tanıtım Grubu Yönetim Kurulu üyeleri ve basın mensuplarının katılımıyla kanatlı sektörünün 2014 ihracatı hakkında bir basın toplantısı gerçekleştirildi. T avuk ve yumurta ihracatında yeni pazarlar arayan Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu (KTG) 2015 yılına hızlı girdi. Dünyanın en önemli 53 firma temsilcisini İstanbul’da ağırlayan KTG, 600 milyon dolarlık ihracatın kapısını açtı. Aralarında Keskinoğlu, Beypiliç, Erpiliç, Şenpiliç, Banvit, Bolca Hindi, CP, Gedik Piliç’in de bulunduğu 30 Türk markasıyla bir araya gelen 53 firma temsilcisi, önemli bir işbirliğine imza attı. Türkiye’de katma değeri yüksek ihracatın öncülerinden olan su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü, uluslararası 53 büyük firmayı Türk şirketleriyle İstanbul’da buluşturdu. 2015 yılına hızlı giren KTG, yılda 3 milyar dolarlık alım yapan bu firmalara % 20 seviyesinde satış yapmayı hedefliyor. Rusya, Çin, Avusturya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, BAE, Tayland, Gana, Nijerya, Danimarka, İngiltere gibi birçok ülkeden alıcı firmalarla Keskinoğlu, Beypiliç, Erpiliç, Şenpiliç, Banvit, Bolca Hindi, CP, Gedik Piliç’in de aralarında bulunduğu 30 Türk firması KTG’nin girişimleriyle bir araya geldi. Piliç, sofralık yumurta, tavuk ayağı, hindi, hen ve ileri işlenmiş ürünlerin ihracatı için VIP seviyesinde ikili görüşmeler yapan firma temsilcileri ihracat için ilk adımı attı. İNFOVET 90-91 TOPLANTI Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu Kanatlı Tanıtım Grubu Başkanı Müjdat Sezer, Rusya ile ihracat konusunda yöneltilen bir soruya sabırlı olunması gerektiğini vurgulayarak cevap verdi. nedenlerden dolayı insan sağlığı açısından ve ekonomik açıdan en uygun ve yüksek kaliteli gıda olan kanatlı ürünlerinin basın mensupları tarafından desteklenmesinin en büyük istekleri olduğunu; bu konuda bilimsel gerçeklere ters düşen geçersiz yayınlara medya ortamında yer vermemelerini insan mutluluğu açısından rica ettiklerini belirten Sezer, açlığın olduğu ve barışın olmadığı bir dünyada, mutlu olmanın mümkün olmayacağını vurgulayarak toplantıyı basın mensuplarının sorularına bıraktı. Düzenli ihracat artışının nedeni; iç ve dış piyasalarda artan talep doğrultusunda, aynı kalitede artan bir üretim yapılması ve Türkiye’nin ihracat pazarlarına lojistik yakınlığıdır. Açlığın olmadığı barışçıl bir dünyaya Uluslararası Ticaret Heyeti mensuplarını, KTG Yönetim Kurulu Üyeleri’ni ve basın mensuplarını selamlayarak sözlerine başlayan KTG Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer; “2011 yılı başında kurulan, 350 ihracatçı üyeden oluşan KTG, Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne bağlı İstanbul, Ege ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçılar Birlikleri’nin ortak bir oluşumu olup Türkiye Ekonomi Bakanlığı’nın kontrolü altında çalışmaktadır. Türkiye’de 2013 yılı itibariyle üretilen: 16,5 milyar adet yemeklik yumurtanın 4,5 İNFOVET 92-93 milyar adedi ve 2 milyon ton kanatlı et ürününün 0,4 milyon tonu ihraç edilmektedir. Bu düzenli ihracat artışının nedeni; iç ve dış piyasaların her ikisinde de artan talep doğrultusunda, aynı yüksek kalitede artan bir üretim yapması ve Türkiye’nin ihracat pazarlarına lojistik yakınlığıdır. Ayrıca kanatlı ürünlerinin bilimsel olarak insan sağlığı açısından en kaliteli ve en ucuz protein kaynağı olduğu bilim adamları tarafından onaylanmaktadır. Her geçen gün dünya nüfusunun artışına paralel olarak ne yazık ki, ne gıda üretimi, ne de insanların çoğunluğunun alım gücü artamamaktadır.” dedi. Tüm bu Sabırlı olmalıyız Müjdat Sezer’in konuşmasından sonra basın mensuplarıyla soru-cevap kısmına geçildi. Rusya’nın Avrupa Birliği’ne kanatlı ürün ihracat yasağı koymasının akıbetine ve ambargo yumuşamasının mümkün olup olmayacağına yönelik sorulan bir soruya Sezer; “Rusya pazarında son yıllarda % 100 ihracat artışı var. Özellikle su ürünleri ihracatı arttı. Fakat dış politika çok değişik bir mekanizma ile işlemekte. Avrupa Birliği ve Rusya’nın arası zamanla yumuşayacaktır. Bizim yapmamız gereken bu süreci iyi değerlendirip, bu pazarda yayılmaktır. Son ambargonun ardından hacimsel olarak ihracat yaklaşık 3 katına çıkmış olsa da, bizim için önemli olan ürünlerimizin tanılır olmasıdır. Bu da uzun vadede olacak bir iştir. Yani Rusya pazarında ve bu pazarda tutunabilirlik konusunda sabırlı olmalıyız. Komşumuz olan bir ülke ve bu nedenle insanlar sempati ile yaklaşıyorlar. Tüm bu olumlu hava içinde başarılı olabileceğimizi düşünüyoruz.” şeklinde cevap verdi. Sezer, sabırlı olunması gere- Uzun vadede daha da ileride olacağız Müjdat Sezer Kanatlı Tanıtım Grubu Başkanı Uluslararası arena, uzun vadede yoğun çalışmalar gerektiren bir arenadır. Başarıya ulaşmak bir günde ya da bir senede gerçekleşecek bir iş değildir. İhracat artışları ve yükselen grafikler gösteriyor ki; gerçekte iyiye doğru gitmekteyiz. Bu nedenle uzun vadede Türk kanatlı sektörünün çok daha ileri seviyeye taşınacağına inanıyorum. ken sürecin neler ifade ettiğini soran bir başka basın mensubunun sorusuna ise; “Kanatlı ihracatı konusunda, örneğin Brezilya ile rekabet çok zor. Yine alışkanlıklardan dolayı ABD ile rekabet de oldukça zor. Bizim yapacağımız, hızla iç üretimi arttırmaktır. Fakat Rusya tercihen en ucuz ürünleri ithal etme politikasını izliyor ve Türkiye’nin fiyatları makul düzeyde. Bu nedenle Türkiye Kanatlı Sektörü, Rusya’nın çok da fazla hedefinde bulunmamaktadır. Bizim hedefimiz daha kaliteli ve fiyat bakımından da iyi ürünler üretebilmektir.” yaklaşımı ile cevapladı. 2023 yılı ihracat hedefimiz 5 milyar dolar Basın mensubu sorularından sonra sözü alan İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tuncay Sagun, 2015 yılında Türkiye ekonomisi TOPLANTI Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu Katılımcıların ve Kanatlı Tanıtım Grubu mensuplarının ortak kanısı, başarının sağlanması için gerçekleşen toplantılarının devamının gelmesi yönündeydi. yılında sektörümüzün kendisi için belirlediği 2,5 milyar dolar ihracat hedefini, 2023 yılı ihracat hedefini bu istikrarlı büyümesi ile çok önceden gerçekleştirebileceğinin sinyallerini vermiş ve 2023 yılı ihracat hedefini 5 milyar dolar olarak revize etmiş bulunmaktayız.“ dedi. 2015 yılında Euro Bölgesi ekonomisinin % 1,1 mertebelerinde büyüyeceği göz önüne alındığında, bu büyümenin bizim için talep artışı anlamına geleceği düşünülebilir. ile ilgili öngörü ve beklentilerini açıkladı. “Ülkemizin son 10 yıllık ekonomik göstergelerine baktığımızda ekonomik gelişiminin geldiği boyut hepimizin malumudur. Günümüz global dünya şartlarında, ülkemiz ekonomisini dünyanın ekonomik gerçekliğinden ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Küresel ekonominin gelişim seyri ile ülkemizin ekonomik gelişim verilerini beraber inceleyecek olursak; konu ile ilgili olarak Dünya Bankası’nın Küresel Beklentiler Çalışması’nda da ifade edildiği gibi, bizim de beklentimiz ülkemizin 2015 yılı tahmini dünya büyüme ortalaması olan % 2,4 büyüme oranının üzerinde % 4 seviyelerinde ekonomik büyüme gerçekleştirebilmektir. Ülkemiz ekonomisinin göstermiş olduğu gelişim performansının, ihracat artışına dayanıyor olması ve ihracatın ülkemiz ekonomisinin gelişiminde temel güç olduğunu göz önüne aldığımızda ihracat pazarlarımızın durumu ülke ekonomimizin gelişimi için büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede ihracat pazarlarımızda yaşanan gelişmeler bizim için büyük önem arz etmekte olup, klasik ihracat pazarımız durumunda olan Euro Bölgesi ekonomisinin krizden çıkıyor olması ve Dünya Bankası Raporu’na göre 2015 yılında Euro Bölgesi ekonomisinin % 1,1 mertebelerinde büyüyeceği de göz önüne alındığında, bu büyümenin bizim için talep artışı anlamına geleceği düşünülebilir. Ayrıca Ortadoğu coğrafyasında yaşanan siyasi krizlerin de 2015 yılında stabil ve kontrol edilebilir duruma gelmesi ile birlikte ihracat artışımızın katlanarak devam edeceğini düşünüyorum. Bu çerçevede, Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller sektörünü, 2023 yılı ihracat hedefi çerçevesinde değerlendirdiğimizde; ilk defa 2008 Sektörün başarısının devamı için toplantılarA devam 2015 yılında sektörün büyüme hedefleri Sözlerine ihracat verileri ışığında devam eden Sagun, “2014 yılında, bir önceki yıla göre % 12,7 oranında artış ile 2 milyar 277 milyon dolar ihracat gerçekleştirilmiş olması, sektörün ihracat artış oranının geçtiğimiz son 4 yılda ortalama % 24 seviyelerinde gerçekleştiği de göz önüne alındığında, sektörde yer alan firmalarımızın yıllar itibari ile gerçekleştirdikleri yatırım Bedri Girit Ege İhracatçılar Birliği Bşk. Yrd. Kanatlı Tanıtım Grubu Toplantısı diğerlerinden farklı bir noktadaydı. Genelde biz bu tür organizasyonlara dahil oluyorduk fakat bu defa kendi düzenlediğimiz bir organizasyonda değerli ithalatçılarımızı ağırlama fırsatı yakaladık. İşte bu bakımdan farklı bir toplantıydı. Bu yıl, oldukça büyük bir rakam olan 1 milyar dolarlık kritik kütleyi aştığımız için, bu başarıyı korumak adına yapılacak toplantıların devamının gelmesi tüm kanatlı sektörü açısından önem teşkil etmektedir. İNFOVET 94-95 TOPLANTI Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu girişimcilik ruhu ile uluslararası pazarlarda rakip konumunda olan ülkeleri çok gerilerde bıraktıklarını, rakiplerinin gıpta ile baktığı bir konuma geldiklerini; bu anlamda, sektör olarak ülkeye döviz kazandırıcı faaliyetleri arttırarak devam edeceklerini belirtti. Türk yumurtasının kalitesinin yükselmesinde ve sektörün ileri taşınmasında çok büyük katkıları bulunan Hastavuk Genel Müdürü Şahin Aydemir’e katkılarından dolayı hediye takdim edildi. hamleleri ile devam eden başarılı çizginin 2015 yılında da artarak devam edebileceğini söyleyebiliriz. Sektörümüzün genel gelişimine baktığımızda yıllar itibari ile daima çift haneli rakamlarda ihracat artışı sağlandığı görülmektedir. Geçtiğimiz yıl bir önceki yıla göre % 12,7’lik artış sağlayarak 2 milyar 277 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiği de göz önüne alındığında 2015 yılında 2,5 milyar dolar ihracat hedefimizin üzerine çıkacağımızı belirtebilirim.” şeklinde devam etti. İhracat hedeflerimizin gerçekleşebilmesi sektörün sahip olduğu üretim hacmini yukarılara taşıyabilmesi ve bu manada uluslararası piyasalarda sahip olduğu rekabet gücünü koruyabilmesi adına sektörün sahip olduğu yatırım hacmini geliştirerek sürdüreceğini belirtmekten mutluluk duyduğunu söyleyen Sagun; sektör olarak sahip olunan teknik, bilimsel alt yapı ve Türk insanının mayasında olan İhracatta ciddi bir ivme kazandık Bütün emeğim Türkiye için Ahmet Tuncay Sagun’un konuşmasından sonra Türkiye KTG Başkanı Şahin Aydemir’i kürsüye davet etti. 2011 yılında KTG’ nin kurulmasına ön ayak olan Şahin Aydemir; kürsüye davet edilmesinin sürpriz olduğunu söyleyerek sözlerine devam etti. “11 yıldır tavukçuluk sektöründeyim. Kanatlı sektörüne girmek için adım attığımda bana ne yapacağımı sordular. Fakat bütün çabam ve emeğim Türkiye için, çocuklarımızın geleceği için. Biz hala amatör ruhun heyecanı ile çalışan insanlarız. Elimizden geleni değerli başkanımızın ve yönetim kurulu üyelerinin desteği ile yaptık. Fakat bu başarı öncelikli olarak sektörün başarısıdır. Türkiye şu anda en kaliteli beyaz eti ve yumurtayı üretiyor. Göğsümüzü gere gere çocuklarımıza ve dünyaya bu ürünleri verebiliriz.” Rus ve Çin pazarı için büyük fırsat Tavukçuluk sektörünü her platformda tanıtmaya çalışan KTG, öncelikli hedefleri arasında yer alan Rusya ve Çin pazarına girmek için fırsat kollayan sektör, düzenlenen alım heyetiyle bu yönde önemli bir fırsat yakaladı. İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği ve aynı zamanda Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tuncay Sagun, Şahin Aydemir: “Elimizden geleni değerli başkanımızın ve yönetim kurulu üyelerinin desteği ile yaptık. Fakat bu başarı öncelikli olarak sektörün başarısıdır.” Nezih Gençer CP Türkiye Başkan Yardımcısı Türkiye’de kanatlı sektörü her sene büyümeye devam ediyor. Büyümeyle birlikte hem tavuk eti hem de yumurtacılık anlamında son 3-4 yılda ihracatta da ciddi bir ivme kazandı. Teknoloji ve üretim verimliliği bakımından oldukça iyi bir noktada ve sektöre hakim girişimciler bu ivmeyi arttırmak için uğraş veriyorlar. Bu sektör, hem komşu ülkeler hem de Türkiye açısından çok büyük bir potansiyel içeriyor. Dolayısıyla inancım sektörün daha da büyüyeceği yönünde. İNFOVET 96-97 TOPLANTI Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu özellikle Rusya pazarına ihracat artışının devam ettiğine dikkat çekerek, “Rusya’nın AB ile olan politikalardan dolayı aralarındaki ambargonun ilerleyen süreçte yumuşayacağını sanıyoruz. Önemli olan şu an bizim bu pazarda yer alabilmemiz, talep görüyor hale gelmemiz. Çok sabırlı olmalıyız. Bu ürünlerimizi tanıtabilmek için reyonlarda olmamız çok önemli. Su ürünlerinde örneğin 55 milyon dolar olan Rusya’ya ihracatımız geçen yıl 100 milyon dolara yükseldi. Bu yıl bunu iki katına çıkarmayı hedefliyoruz. Kanatlıda da her sene ihracatımızı katlayarak sürdürmeyi planlıyoruz” dedi. KTG Başkanı Müjdat Sezer de en büyük rakiplerinin Brezilya olduğunu hatırlatarak, “Rusya’nın genellikle en ucuz ürünleri ithal etmek gibi alışkanlığı var. Biz daha çok ileri işlenmiş ve fiyat olarak daha yüksek ürünleri pazarlamak istiyoruz. Böylece katma değerimizi de artırarak bu ülkede yer almayı planlıyoruz. Şu anki etkinliğimiz de bunun için önemli bir fırsat” diye konuştu. 2014 yılı kanatlı ürünleri ihracat değerlendirmesi 2013 yılı ihracatı 1,032,993,935 USD olarak gerçekleşen Kanatlı Ürünleri Sektörü’nün 2014 yılı ihracatını % 3,98 artarak 61 farklı ülkeye 1,074,073,243 USD olarak gerçekleştirmiştir. 2014 yılında kanatlı etlerinde Afrika ülkeleri başta olmak üzere 9 yeni ülke; yumurtada ise 5 yeni ülke pazarı açan kanatlı ürünleri sektörü dünyada global fiyat sert düşüşlerine rağmen 2013 yılında ortalama birim satış fiyatını 1,63 USD/Ton’dan olan fiyatını 1,60 TÜRKİYE KANATLI ETİ İHRACAT PROJEKSİYONU / TON YILLAR TAVUK HİNDİ DİĞER AYAK İŞLENMİŞ TOPLAM 2015 400.000 3.500 1.000 51.856 22.500 478.856 2016 450.000 4.000 1.000 54.337 25.000 534.337 2017 500.000 4.500 1.000 57.314 27.500 590.314 2018 550.000 5.000 1.000 59.795 30.000 645.795 2019 600.000 5.500 1.000 63.021 32.500 702.021 2020 650.000 6.000 1.000 65.502 35.000 757.502 2021 700.000 6.500 1.000 68.727 37.500 813.727 2022 750.000 7.000 1.000 71.456 40.000 869.456 2023 800.000 7.500 1.000 74.186 42.500 925.186 2024 850.000 8.000 1.000 76.915 45.000 980.915 2025 900.000 8.500 1.000 79.644 47.500 1.036.644 USD/Ton’larda korumuştur. 027 Kodlu kanatlı etlerinde 2014 yılında 609 milyon USD olarak gerçekleşen ihracat 2014 yılında % 7,09 artarak 61 ayrı ülkeye 653,2 milyon USD’ye ulaşmıştır. Kanatlı etleri pazarında özellikle Afrika Ülkeleri, Körfez Ülkeleri ve Ortadoğu’ya ihracatımız bir önceki yıllara göre artarken Beyaz Rusya, Gambiya, Kamerun, Maldiv Adaları, Mauiritus Orta Afrika Seyşel Adaları, Tanzanya ve Türkmenistan 2014 yılında Türk pilici ile tanışma fırsatı yakalamıştır. Yumurta ürünlerinde ise ülkemiz yine Körfez Ülkeleri’ne ihracını arttırırken, Arnavutluk, Kırgızistan, Rusya ve Kosova yeni pazarlar olarak eklemiştir. Kanatlı etlerinde 2013 yılında toplam ihracat içinde % 70 oranında paya sahip olan Irak’ta tüketim artmaya devam ederken toplam kanatlı etleri ihracat içindeki payı 2014 yılında % 70,6 olarak gerçekleşmiştir. 2015’te hedef 2.5 milyar dolar Su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörü 2014’te 2 milyar 277 milyon dolarlık ihracata imza atarken, KTG de bunun % 50’sine yakın dış satış gerçekleştirmişti. Turizmin ardından % 24’lük büyümeyle en fazla artış hızına ulaşan sektör, büyümesini 2015’te de aynı şekilde sürdürerek 2.5 milyar dolarlık dış satışa ulaşmayı öngörüyor. 2023 vizyonu çerçevesinde de 5 milyar dolarlık ihracat planlayan sektör, organize ettiği alım heyetleriyle bu hedefine odaklandı. Sektörün önde gelen değerli isimlerinden Anahit Bozacıyan ve Derya Pala da Kanatlı Tanıtım Grubu Toplantısı’na katılımda bulundurlar. Türk Tavukçuluk Sektörü’nün gücünü gösterdik Şahin Aydemir Hastavuk Genel Müdürü Sektör olarak, icraatlarımızı toplumla paylaşamamak hali hazırda en büyük sorunlarımızdan biri olduğu için; bilgi aktarabilmek ve sesimize ses olmak adına yapılan bu tür toplantılar bizim için büyük önem teşkil etmektedir. Çünkü önemli olan çok şey başarmak değil, bunları insanların hizmetine nasıl sunduğunuz ve onlara nasıl ilettiğinizdir. Gerçekleştirdiğimiz basın toplantısında da bunu gerçekleştirmeye çalıştık. Sadece sektörden değil, sektörü destekleyen yaklaşık 30 ülke ve 77 yabancı alıcıyla birlikte Türk Tavukçuluk Sektörü’nün gücünü gösterme şansı bulduk. İNFOVET 98-99 GÜNCEL n i m i k e h r Veterine hberi e r k i l n e v gü Bakanlık tarafından hekimler için, güvenlik rehberi niteliğinde, başuçlarında bulundurabilecekleri kitapçıklar hazırlanmalıdır. Her mesleğin iş sağlığı ve iş güvenliği hususunda alması gereken önlemler vardır. Fakat bazı meslekler için bu konular daha hayati öneme sahiptir. Bu mesleklerden biri de veteriner hekimliktir. V eteriner hekimler “tam zamanlı” değil, “tüm zamanlı” çalışan bir meslek grubuna mensup olduklarından iş güvenliği veteriner hekimler için daha fazla önem taşımaktadır. Veteriner hekimler geceleri, uzakta çalışırlar. Genellikle işlerini yalnız icra ederler. Saha şartları altında çoğu zaman veteriner hekimler kendilerini güvensiz hissedebilirler. Güvenliklerinin risk altında olduğu zamanlar birçok meslekle karşılaştırıldığında daha fazla olabilmektedir. Ülkemiz koşullarında muhatap oldukları kitle genelde stres altında çalışan İNFOVET 100-101 veya kırsal alanda yaşayan insanlardan oluşmaktadır. Aşağıda belirtilen ön tedbirleri ve güvenlik önlemlerini sıralayarak amacımız; veteriner hekimleri paranoya yapmak değil, sadece desti kırılmadan önce bazı tavsiyelerde bulunmak ve daha tedbirli olmalarına katkıda bulunmaktır. Anadolu’da bir söz vardır: “Biz önümüzü kış tutalım da; güz gelirse bahtımıza...” Ancak bu tedbirlerden önce söylenmesi gereken ilk söz şudur: “Her şeyden önce veteriner hekimler önce mesleki sorumluluklarının bilincinde olmalı ve gerekli yükümlülükleri yerine getirmelidir. Olası bir tatsız olayda veteriner hekim vicdani ve yasal yönden haklı durumda olmalıdır.” Genel giriş İş güvenliği ve iş yasası kapsamında veteriner hekimlerin iş güvenliğini sağlamak için tüm uygulanabilir adımların atılması gerekmektedir. Veteriner hekimleri çalışma hayatında bekleyen tehlikeler saptanarak, tehlikenin çeşidine göre elimine, izole veya minimize edecek bir takım tedbirler alınmalıdır. Mevzuatta sadece veteriner hekimin güvenliğini değil sağlığını da göz önünde bulunduracak şekilde adımlar atılmalıdır. Çıkarılacak yasalar sadece veteriner hekimi değil, veteriner hekimlerle birlikte çalışan yardımcı personeli de kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. İlk iş olarak tüm veteriner hekimler iş sağlığı ve güvenliklerini kapsayacak mevzuatların çıkması için çalışmalıdırlar. Bunun için veteriner hekimler mesleki aidiyet duygusunu geliştirmeli, mesleki sorunlarda bilinçlenmeli, meslek örgütlerini harekete geçirmek için baskı kurmalı ve birçok sorunlarında olduğu gibi bu hususta da kamuoyu oluşturmalıdırlar. Veteriner hekimlerin çalıştığı kurum ve kuruluşlardaki sorumlu müdürler veya yöneticiler fiziksel saldırı ya da silahlı soygun GÜNCEL gibi acil durumlarda veteriner hekimlerin nasıl davranacakları konusunda eğitimli ve hazırlıklı olup olmadıklarından emin olmalıdırlar. Yeni atanmış veya yeni görevlendirilmiş bir veteriner hekim hemen sahaya gönderilmemelidir. Meslek içi veya hizmet içi eğitimlerden geçirildikten sonra veteriner hekimler göreve çıkarılmalıdır. Özellikle et kombinaları, belediyeler, kırsal alan vb. gibi yerlerde çalışan veteriner hekimler kendilerini beklemekte olan risklere karşı hazırlıklı olmalıdırlar. Veteriner hekimlerin ve yardımcı personelinin risklerini en aza indirecek ve güvensiz ortamlarda veteriner hekimlerin kendilerini sağlama alacaklarını ve sağduyulu davranmalarını sağlayacak bir dizi önlemler mutlaka alınmalıdır. Klinikte, sahada, çiftlikte ve tanımadıkları hasta sahiplerinin çağrılarına gidildiğinde ortaya çıkabilecek durumlarla başa çıkmak için bazı öneriler ve personele verilebilecek bazı tavsiyeler vardır. Veteriner hekimin güvenliğini sağlamak için de risk yönetimi uygulanmalıdır. Oluşabilecek risklere karşı uygun bir risk yönetimi yaklaşımı belirlemek risk düzeyine uygun önlemlerin alınması için birtakım Saha şartları altında çoğu zaman veteriner hekimler kendilerini güvensiz hissedebilirler. Yeterli güvenli ve sağlıklı ortam oluşmamışsa veteriner hekim müdahaleyi ya olumlu koşullar gerçekleşinceye kadar geciktirmeli ya da müdahaleden vazgeçmelidir. prosedürlerin uygulanması gerekmektedir. Bu prosedürler ve kurallar manzumesine her veteriner hekim uymalıdır. Veteriner hekimlere gerekirse iş güvenliği ve sağlığı konusunda fakültelerde veya mezuniyet sonrası eğitim verilmelidir. Veteriner hekimler için profesyonel davranış kuralları Veteriner hekimlerin güvenliklerini ve ehemmiyetlerini garantiye almak için gelişmiş ülkelerde, “Profesyonel Davranış Kuralları” çıkarılmıştır. Veteriner hekimlerin can ve mal güvenliğini sağlayacak yönde benimsenen “Profesyonel Davranış Kuralları” şunlardır: Genel çalışma güvenliği 4 Veteriner hekimler, yanlarında daima hızlı ve acil temas kurabilecek operasyonel cep telefonları taşımalıdırlar. 4 Özel itina veya ilgi isteyen çok titiz veya huysuz hasta sahipleri olabilir. Hastaya çağrılan veteriner hekim, çağıran kişiden veya içinde bulunduğu koşullardan hoşnut değilse yanında başka bir personelle birlikte çağrılan yere gitmelidir. Eğer gittiği yerden çok emin değilse gideceği yeri yakınlarına ve klinik personeline bildirmelidir. 4 Özellikle acil vakalara giden veya müdahale eden veteriner hekimler kendi sağlığı ve güvenliğini korumak zorundadırlar. HASTA SAHİBİNİ TANIMAK ÖNEMLİDİR Küçük hayvanlar için evden yapılan geç vakit aramalarında, eğer çağıran kişiler tanınmıyorsa hemen harekete geçilmemelidir. Veteriner hekimler, çağıran kişi güvenilir ve tanınan biri değilse hayvanın kliniğe getirilmesi yönünde ısrar etmelidir. Geç saatlerde yapılan çağrılarda çağıran kişiye güvenilse bile çağrının yapıldığı yerin önceden aile fertlerine ve klinik personeline bildirilmesi önerilir. İNFOVET 102-103 Veteriner hekimlikler mesleklerini icra ederken birtakım riskleri göz önünde bulundurmalı ve bu riskleri yönetmelidir. Genelde veteriner hekimlerin kendi sağlığı ve güvenliğini korumanın dışında bir şey düşünmediği algısı vardır. Oysa veteriner hekimler kendi güvenliği ve sağlığını korumakla mükellef oldukları kadar yardımcı personelin de güvenliğini ve sağlığını korumak zorundadırlar. Bu aynı zamanda vicdani ve etik bir sorumluluk olarak veteriner hekimlerin içselleştirdiği bir durumdur. Özellikle nöbetçi iken acil vakalara katılmak zorunda olan veteriner hekimler müdahale etmeden evvel güvenlik ve sağlık açısından tüm tedbirlerin alındığına emin olmalı ve ondan sonra harekete geçmelidir. İş güvenliğini ve sağlıklı çalışma ortamını oluşturmak için gerekirse hayvan sahibinden destek alınmalıdır. Eğer hayvan gelebilecek veya getirilebilecek durumda ise hasta hayvana başka bir yerde müdahale edilmesi olanağı oluşturulmalıdır. Ancak tüm bunları yapmak için hayvan sahibi ile doğru iletişim kurmak önemlidir. 4 Kliniğe araçtan gidiş mesafesi personelin güvenliğini sağlayacak şekilde aydınlatılmış GÜNCEL ve ışıklar kişilere duyarlı sensörlerle donatılmış olmalıdır. 4 Eğer mümkünse kliniğin olduğu yerin park alanı içine giriş ve çıkışların karta bağlı olduğu alanlar olması tercih edilmelidir. Kliniğin ve aracın bulunduğu alanlar özel güvenlik görevlilerinin bulunduğu yerlere yakın olursa çok daha güvenli olacaktır. Veteriner hekimlerin kendilerini güvende hissetmedikleri durum ve zamanlarda geceleri yalnız çıkılmamalı, gerekirse özel güvenlik şirketlerinden personel desteği sağlanmalıdır. 4 Hekim ziyaretleri genellikle telefonla düzenlenmeli, sürpriz ziyaretlerin önüne geçilmelidir. Şüpheli ve güvensiz olma ihtimali olan ziyaretlerde veteriner hekimler yalnız olmamalıdır. 4 Geceleri bahçe ve dış giriş kapıları sadece personelin giriş yaptığı sürece açık olmalıdır. Hasta sahipleri içeri alınmadan önce mutlaka nezaket kuralları çerçevesinde ön kontrolden geçirilmeli, bunun için önceden tedbir alınmalıdır. Kliniğe giriş yapan kişiler danışma elemanı, şef, başka bir veteriner hekim veya acil çağrı sistemiyle operasyonel olarak donatılmış başka bir personel tarafından önceden karşılanmalıdır. Eğer hasta hayvana kalabalık bir grup eşlik ediyorsa yalnızca bir kişi içeri alınmalı ve kapı kilitlenerek başka birinin içeriye girmesine izin verilmemelidir. 4 Ortamın durumuna göre, izlenebilen ve personele takılabilen ve personeli uyarabilen “panik butonları” ve uzaktan kumanda aygıtları kullanılmalı ve güvenlik personelini uyaracak şekilde devreye sokulmalıdır. 4 Geceleyin sorunlu bir kişinin hekimden para, ilaç vb. şeyler istemesi durumunda, istenen şey verilmeli ama vakit kaybetmeden polise haber verilmelidir. Ayrıca fail hakkında tüm detayların kaydedilmesi oldukça önemlidir. Araba Güvenliği 4 Arabadaki değerli eşyalarınız ve ilaçlarınız göz önünde İNFOVET 104-105 Veteriner hekim, ciddi kaygı duyduğu herhangi bir durumda 155 veya 156‘ya çağrı yaparak polis veya jandarmayı haberdar edip yardım istemelidir. değil, gizli bir yerde tutulmalıdır. Tüm anahtarlarınız valiz veya çantalarınızda bulundurulmamalı, çalınma riskine karşı ayrı bir yerde muhafaza edilmelidir. 4 Arabalar her zaman kilitli durumda tutulmalıdır. 4 Araba anahtarı arabaya yaklaştığınızda elinizde olmalı arabanın yanına gelir gelmez beklenmeden arabanın içine çabucak bir defada girilebilmelidir. Anahtarların üzerinde kesinlikle etiket olmamalıdır. 4 Başka bir sürücü başı dertte görünüyorsa, bu tür durumlarda durdurarak doğrudan destek vermek yerine, yardım için telefon etmek veya sorunu en yakın işlek istasyona bildirmek tercih edilmelidir. 4 Yakıt deposu en az yarıya kadar dolu tutulmalıdır. 4 Yolda otostop yapan kişiler arabaya alınmamalıdır. 4 Mola vermek veya park etmek için işlek ve aydınlık istasyonlar tercih edilmelidir. Güvenlik alarmları Hareketli nesnelere duyarlı, hareket halinde olan veya yaklaşmakta olan nesneler karşısında devreye giren sensörler veya cam kırılması- SÜRÜCÜ ÖNLEMLERİ Bir arıza durumunda, arabanın kaputu açık şekilde yükseltildikten sonra, sürücü arabanın içine girmeli kapılar ve pencereler kilitlenmeli yanıp sönen tehlike ışıkları ile (mümkün ve uygunsa) araba içinde beklenmelidir. Yaklaşan yabancılara pencereler açılmamalıdır. na karşı hassas dedektörler çeşitli güvenlik düzeylerinde kullanılabilir. Bankalar, döviz büroları veya kuyumcu gibi yerlerde kullanılan operasyonel alarm sistemleri kliniklerde de kullanılabilir. Gelişmiş kameralı ve alarmlı güvenlik sistemlerini kurdurmak mümkündür. Profesyonel güvenlik şirketlerinden yardım ve destek talep edilerek kliniğin veya çalışma yerinin güvenlik raporu istenmelidir. Güvenlik şirketlerinin vereceği rapora göre zayıf güvenlik noktaları güçlendirilmelidir. Kliniğin bulunduğu yere göre gerekirse devriye veya güvenlik görevlisi istihdam edilmelidir. KANATLI Campylobacter, kolaylıkla kolonize olduğu için yoğun populasyonlu hayvancılık sektörü için hızla yayılım gösteren bir fizyolojiye sahiptir. Campylo- bacter İşletmelerde büyük çapta hasara neden olmasıyla atfedilen, başlıca gastrointestinal sistem hastalıklardan biri campylobacteriosistir. Kontaminasyonlarla mücadele ise sınırlamalarla mümkün olabilecek gibi gözükmektedir. C ampylobacter, dünya çapında insanlarda en yaygın olarak bildirilen gıda kaynaklı gastrointestinal sistem hastalığıdır. Avrupa Birliği’nde her yıl tahmini 9 milyon campylobacteriosis vakası görüldüğü düşünülmektedir. Campylobacter aynı anda, birden çok yerde görülen İNFOVET 106-107 bir bakteridir; sıklıkla broyler sürülerinde kontaminasyonla kendini göstermektedir. Moleküler ve epidemiyolojik çalışmalar, broyler tavukların insanlardaki Campylobacter enfeksiyonlarının en önemli kaynağı olduğunu göstermektedir. Campylobacter ile enfekte olmuş broyler tavuklar bağırsaklarında bu bakteri- leri yüksek oranda barındırırlar ve kesim esnasında karkasın kontaminasyonuna neden olan birincil kaynaktırlar. Broyler etinin ambalajlanması, hazırlanması ve tüketimi aşamalarındaki kontaminasyonlar insanlarda görülen Campylobacter ile enfeksiyon vakalarının % 20 - % 30’unun başlıca nedenidir. Kanatlılarda Campylobacter enfeksiyonlarına genel bakış Campylobacteriosis, Campylobacter jejuni ile kontamine olmuş, az pişmiş kanatlı etlerinin tüketimi yoluyla insanlarda enterokolite neden olan önemli bir hastalıktır. Gelişmekte olan ülkelerde bakteri kaynaklı sporadik enteritislerin başlıca nedenidir. KANATLI Klinik bulgular ve lezyonlar Birçok civciv yaşamlarının erken dönemlerinde hiçbir klinik ya da patolojik belirti göstermeksizin Campylobacter ile enfekte olur. Birçok enfekte civcivde ise herhangi bir lezyon görülmez. Bazı çalışmalar etkilenen civcivlerde, jejunum distansiyonu ve yaygın hemorajik enteretis görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bazı durumlarda ise, fokal hepatik nekrozla karşılaşılmıştır. Enfekte civcivlerin illeum ve sekum mukozasında ödem görülür. Bağırsak lümeninde mukus, eritrosit, mononüklear – polimorfonüklear hücre birikimi ile birlikte submukozada mononüklear hücre infiltrasyonu ve villus atrofisi görülür. Ancak nadiren de olsa, yemden yararlanma oranı düşebilir; mortalite oranları yükseliş gösterebilir. Çalışmalarda sıklıkla hiçbir lezyon görülmediği için civcivlerde görülen hastalık belirtilerinin doğru klinik semptomlar olup olmadığı bilinememektedir. Hayvanlarda Campylobacter kaynaklı enterit vakalarında en iyi örnek rektal svabla alınır. Uzak mesafeler için mutlaka transport besi yerleri kullanılmaldır. Serbest köy tavukçuluğunun yanı sıra aynı zamanda, diyareyik hayvanlardan ve kontamine sulardan da bulaşma şekillenebilir. Organizma; tavukların, hindilerin ve su kuşlarının bağırsaklarında kolonize olur ve genellikle kuşlarda patojenik değildir. Ancak C. jejuni’nin bazı suşlarının, yumurtadan yeni çıkmış civcivlerde ve piliçlerde enteritise ve ölüme neden olduğu bildirilmiş olsa da; uzmanların daha önceden “Avian Vibroic Hepatitis” sendromu olarak adlandırdıkları bu hastalıkta, Avrupa’nın kuzeyindeki ülkelerde prevalansın düşük olması (% 10 - % 30) coğrafik faktörlerin etkili olduğunu göstermektedir. C. jejuni’yi üretmenin mümkün olmadığı görülmüştür. Ticari kanatlılar ve serbest yaşayan kuşlar, termofilik Campylobacterler’in (C. jejuni, C. coli ve C. lari) yetersiz tanımlanmış türlerinin doğal rezervuarlarıdır. Sezona bağlı olarak bakteri sonbahar ve kış mevsimlerinde düşüş; yaz aylarında yükseliş gösterir bakterinin görülme sıklığı % 0’dan % 100’e kadar değişkenlik gösterse de, ticari broylerlerin yarısından fazlasının C. jejuni taşıdığı tahmin edilmektedir. C. jejuni, ticari kanatlı üretiminin yapıldığı tüm alanlarda görülmektedir. Organizma izolasyonunun başarısı, yapılacak sürveyansın başarısına ve laboratuvar görevlisinin bakteriyi üretme ve identifiye edebilme yeteneğine bağlıdır. Etiyoloji ve epidemiyoloji C. jejuni, kanatlıların neden olduğu gıda kaynaklı enfeksiyonlarda görülen en baskın türdür. Bununla birlikte, C. coli ve C. lari de kanatlıların sindirim sistemlerinde karşılaşılan ve gıda kaynaklı enfeksiyonlarla iişkilendirilen türlerdir. Çevresel kontaminantlar, civcivler, piliçler ve ördekler için muhtemel en yaygın enfeksiyon kaynaklarıdır. Etken dışkıda, % 10’un altında nem oranı ve nötral pH koşulları sağlandığında uzun süre enfektif karakterini koruyabilir. Enfeksiyona maruz kalmış civcivler ve piliçlerde etken kolonize olur ve hayvanlar ömürleri boyunca C. jejuni’yi saçmaya devam ederler. Kirli su ve su seviyesi düşük olan barajlardan elde edilen klorsuz sular kanatlı sürülerine enfeksiyonu taşıyan olası kaynak olarak kabul görürler. Sıçanlar, fareler, yabani kuşlar sürüyü enfekte edebilirler. Dışkı ile kontamine olmuş ekipmanlar ve ayakkabılar da bulaşmada rol oynayabilir. C. jejuni çevrede görüldükten sonra, ticari et ya da kümesli işletmelerinde yüksek oranda kolonizasyonla sürünün içinde hızlı bir bulaşma şekillenir. Campylobacter’in bazı suşları vertikal yolla bulaşma gösterirken, bazı suşlar yumurta yüzeyinden ya da transovarial iletim yoluyla bulaşırlar. Etken, tavukların ve horozların üreme organlarından izole edilir. Campylobacter teşhisi Laboratuvara atık fetus, kotiledonlar ve plasenta getirilebilir. Serolojik testler içinse kan getirilmesi uygundur. Enteritis vakaları için en iyi yöntem rektal svab alınmasıdır. Uzak mesafelerde mutlaka transport besiyerlerinden yararlanılmalıdır. İNFOVET 108-109 KANATLI Campylobacter jejuni ve aşılama Mevcut bir aşılaması olmayan Campylobacterle savaş konusunda araştırmacılar olası bir aşılamanın üzerine bir dizi araştırma yapmışlardır ve broylerler de immunojenik olan 21 farklı protein izole etmişlerdir. Bu proteinlerin, kümes hayvanlarında Campylobacter kolonizasyonunu azaltmak üzere yapılacak bir çalışmada aşı üretmek için kullanabileceğini düşünmüşlerdir. Buna ek olarak, bu protein sayesinde, üretim esnasında kümeslerdeki Campylobacter kolonizasyonlarının izlenebilir kılınabileceğini savunmuşlardır. Proteinin pratik kullanımı ve etkinliğini belirlemek için ileri düzey in – ovo çalışmalar devam etmektedir. Campylobacter teşhisinde en iyi strateji, alınan örneklere değişik metotların kombinasyonlarını uygulamaktır. Organizmanın epidemiyolojisi ve kontrolü geniş bir araştırma konusu olsa da, pratik kontrol önlemleri açısından yapılacaklar oldukça nettir. Fötal membranlardan, plasentadan ve vaginal akıntılardan yapılan bakteriyoskobinin tanıda fazla bir önemi yoktur. Kültür, hayvan deneyi, serolojik testler ve moleküler yöntemlerle tanıya gitmek daha uygundur. Kültür: Aborte fetusun mide sıvısı, akciğeri, kalp kanı, amniyon sıvısı, kotiledonları, vagina akıntılarınından ve erkeğin sperması ile prepusyum sıvısından uygun besi yerlerine ekim yapılır. Dışkı ve diğer maddelerden de aynı işlemler uygulanarak ekim yapmak mümkündür. Hayvan deneyi: Atıklarla ilgili çalışmalarda, izole edilen etİNFOVET 110-111 kenler gebe kobaylara intraperitoneal yolla verilerek abortus meydana gelip gelmediği izlenir. Etken izolasyonuna gidilir. Serolojik testler: Komplement fikzasyon, vaginal mukus aglutinasyon, ELISA, Fluoresan Antikor Tekniği, indirek hemaglutinasyon testleri kullanılan başlıca serolojik testlerdir. Moleküler teknikler: Campylobacter’in identifikasyonunda lectin aglütinasyon, hücresel yağ asit profili, pyrolisis mass spectrometri, protein profili, nükleik asit probları ve PZR gibi ileri teknikleri kullanılmaktadır. Bütün Campylobacter türlerinin identifikasyonu için ideal bir metot olmamasına rağmen en iyi strateji, değişik metotların kombinasyonlarının sinerjik olarak kullanılmasıdır. Koruma ve kontrol C. jejuni ticari koşullar altında spesifik bir patojen olarak karşımıza çıkmadığı için, kanatlı sürülerinin tedavisi önem teşkil etmez. Etken kanatlı kafesleri ve egzotik türlerin bir problemi olarak kabul edilip; eritromisin gibi antibiyotikler içme suları içine tatbik edilebilir. Tavukgiller birbirini takip eden 4 gün içinde, hergün 10 - 30 mg/kg eritromi- sin almalıdır. Florokinonlar ve eritromisinler aynı zamanda insanlardaki campylobacteriosis tedavilerinde de kullanılan antimikrobiyal sınıflarıdır. Zoonotik risk, C. jejuni ve C. jejuni’ye karşı hızla gelişen antibiyotik dirençleriyle birlikte karşımıza çıktığı için antibiyotikler kuşlarda dikkatle kullanılmalıdır. Ticari hayvanlarda görülen Campylobacter enfeksiyonlarının önlenmesi konusunda salgın öncesi sıkı biyogüvenlik önlemlerinin alınması en önemli konudur. İçme sularını 2 ppm oranında klorlamak enfeksiyon prevalansını azaltmaya yardımcı olur. Amerika Bileşik Devletleri’nde ticari ürün kapsamında, toprak zeminli konutların kullanıldığı ve geri dönüşümün yapıldığı yerlerde C. jejuni’nin kontrolü pratik değildir. Koruma konusunda yenilikçi yöntemler (rekabetçi dışlama, bakteriyofaj terapi, aşı kullanımı) yoğun bir araştırma altındadır. Broylerlerin ve hindilerin yemlemelerinin, kesimden en az 12 saat önce kısıtlanması, kümeslere ulaşım esnasında yaşanan kontaminasyonları önlemek ve fekal kontaminasyonu azaltmak için kapsamlı modüller şekillendirmek koruma ve kontrol adına önem teşkil etmektedir. KANATLI %10’un altında nem oranı ve nötral pH koşulları sağlandığında, etken dışkıda uzun süre enfektif karakterini koruyabilir. Zoonotik risk, C. jejuni’ye karşı hızla gelişen antibiyotik dirençleriyle birlikte karşımıza çıktığı için antibiyotikler kanatlılarda dikkatle kullanılmalıdır. Zoonoz risk C. jejuni, insanlarda görülen gıda kaynaklı enteritlerin başlıca nedenidir. Kontamine, az pişmiş kümes hayvanlarının etleri, enterit vakalarının % 50 gibi bir kısmından sorumlu tutulmaktadır. Bu durum 1970’li yılların ortasında farkedilmiş olup; organizmanın asıl önemi, izolasyon ve identifikasyon yöntemlerinin geliştirilmesi ile belirgin hale gelmiştir. Klorlanmamış yeraltı suları, pastörize edilmemiş sütler, genç ishal hayvanlar ve kontamine sığır etleri insanlarda enfeksiyonların sorumlularıdır. İşleme tesislerinde kanatlı karkaslarının, klor, hidrojen peroksit ve hidrojen peroksitli perasetik asit gibi kimyasal dezenfektanlarla; trisodyum fosfat, glutaraldehit ve süksinik asit gibi kimyasallarla ve laktik asit, asetik asit gibi organik bileşiklerle muamelesi, C. jejuni’nin etkisini azaltabilir. Bazı araştırmalar bakteriyofajların ve bakteriyosinlerin de yararlı olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, işleme tesislerindeki kimyasal ve biyolojik sanitizerlere ilişkin düzenlemeler de yarar sağlamaktadır. 1 - 3 kGy seviyelerinde Gama ışınlaması, kanatlı karkası ve kanatlı ürünlerinde C. jejuni’yi etkin bir şekilde ortadan kaldırır. Işınlama uluslararası sağlık kuruluşları tarafından onay görmüş olsa da; Amerika’daki tüketicilerin ışınlama ile ilgili yaşadıkları endişeler nedeniyle, gıdalarda yaygın kullanım şansı bulamamıştır. Gıda kaynaklı C. jejuni enfeksiyonu riskini azaltmak için kümes hayvanlarının, 74 0C’de bir dakika boyunca pişirilmesi yoluna başvurulabilir. Eş zamanlı olarak hijyenik bir depolama, taşıma ve hazırlama; hazır gıdaların, çalışma yüzeylerinin, mutfak eşyalarının, kanatlı ve diğer hayvan etleriyle kontaminasyonun önlenmesi gerekmektedir. Prevalanstaki değişkenlikler Geride bıraktığımız 10 yılda, birçok ülke Campylobacter’in sürveyans çalışmalarını üstlenmektedir. Bu çalışmalar açıkça gösteriyor ki, sürüler her geçen gün Campylobacter ile kontamine olmakta ve kesim esnasında % 18 ile % 90 arasında pozitiflik şekillenmektedir. Sürülerdeki pozitiflikler ülkeden ülkeye büyük ölçüde farklılık göstermektedir. Genel olarak, Finlandiya, İsveç, Norveç gibi Avrupa’nın kuzeyinde bulunan ülkelerde prevalansın düşük olması (% 10 - % 30), coğrafik faktörlerin muhtemel önemli olduğunu gösteriyor olmakla birlikte; broyler işletmelerinin yönetim uygulamalarındaki potansiyel değişikliklerin de önemini vurgulamaktadır. İzleme programları Son zamanlarda yapılan çalışmalar, Campylobacter’in özel olarak, besin zincirindeki tüm aşamalarını resmi izleme ve kontrol programları ile tanımlamak için yürütülmektedir. Bazı ülkeler, broyler üretiminde Kontaminasyon kaynaklarını anlamak Son 20 yıldır yürütülen çalışmalar, karkas kontaminasyon riskini en aza indirmek için kontaminasyon kaynağını ve broyler sürülerindeki kolonizasyon yollarını anlamaya odaklanmıştır. Tavuk çiftliklikleri ve kanatlı mezbaha ortamları ile kümes hayvanları üretimi ve işlemesiyle ilgili yönetim pratiklerinin; üretim zincirindeki değişkenlikler de göz önünde bulundurulduğunda Campylobacter kontaminasyonları ile büyük oranda ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Bu faktörler, Campylobacter’in broyler sürülerinde tam anlamıyla anlaşılmasının önünü kesen karmaşık epidemiyolojik özellikler ile bağlantılıdır. İNFOVET 112-113 KANATLI AB ülkelerinde kolonize campylobacter görülme sıklığı 2008 yılında düzenlenen AB temel verileri, Avrupa Birliği’ndeki broylerlerde, kolonize Campylobacter görülme sıklığının % 71 olduğunu, Campylobacter ile kontamine karkasların ise % 76 oranında olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Avrupa Birliği üye ülkelerinde görülen kolonize Campylobacter görülme sıklığında (% 5 – 100), ciddi düzeyde bir değişkenlik söz konusu olduğunu sergilemektedir. Broyler karkaslarının Campylobacter ile kontamine olma düzeyleri de, ülkeden ülkeye ve bu ülkelerdeki kesimhanelerden kesimhanelere geniş bir değişkenlik göstermektedir. Campylobacter izleme programları kurmuştur. Bu programların örnekleme ve test düzenleri ülkeden ülkeye değişiklik gösterip, elde edilen veriler direkt olarak karşılaştırılamasa da, ülkeler bu izleme programlarını kullanmaktadırlar. Campylobacter’e karşı aksiyon planları; Danimarka, Norveç, İzlanda, Birleşik Krallık ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde uygulanmaktadır. Kontrol stratejilerinin ana odak alanı çiftlik biyogüvenliğidir. Bu biyogüvenlik önlemleri, broylerlerdeki kolonizasyonu azaltmayı; bu yolla piliç eti üzerindeki Campylobacter sayısını azaltıp tüketicilerin patojen etkenlerden etkilenmesini en aza indirgemeyi amaçlar. Campylobacter için performans hedefleri, Yeni Zelanda ve İngiltere gibi ülkelerde kabul görmüştür. Bu organizmanın epidemiyolojisi ve kontrolü geniş bir araştırma konusu olsa da, pratik kontrol önlemleri açısından yapılacaklar oldukça nettir. Özellikle AB’deki için, kümeslerdeki Campylobacter epidemiyolojisi konusundaki mevcut bilgi bellidir. Campylobacter’e karşı laurik arginatın antimikrobiyal etkisi Mississippi State Üniversite’den Chander Shekhar Sharma ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışmada, laurik arginatın C. jejuni’ye (tavuk suyu ve tavuk göğsü filetosu üzerine) ve bozulma mikroorganizmalarına (tavuk göğsü filetosu üzerine) karşı antimikrobiyal etkisi olduğunu İNFOVET 114-115 ortaya koyuyor. LAE’nin in-vitro antimikrobiyal etkisi 2 saat süreyle 4 0C’de, her bir litresinde 0 (kontrol), 50, 100 ve 200 mg LAE bulunan solüsyonla muamele etmek suretiyle anlaşılabilir. C. jejuni ile aşılanmış tavuk örnekleri, etlerdeki C. jejuni’ye karşı LAE etkisini görmek için, kilogram başına 0, 200 ve 400 mg LAE ile muamele edilip, ambalajlanıp, bir hafta boyunca 4 0C’de depolanmıştır. C. jejuni ile aşılanmamış, soyulmuş tavuk göğsü örnekleri ise; kilogram başına 0, 200 ve 400 mg LAE ile muamele edilerek, 0., 3., 9. ve 14. günlerde 4 0C’de depolanıp, LAE ile muamelenin mezofilik ve psikotrofik organizmaların büyümesi üzerine etkileri analiz edilmiştir. Çalışmada laurik arginatın in vitro ortamda C. jejuni üzerine önemli etkileri olduğu görülmüştür. 200 ve 400 mg/kg’lık laurik arginat muamelesi, tavuk göğsü filetosundaki C. jejuni oranında belirgin bir düşüş (P≤0.05) sağlamıştır. Litre başına 400 mg olarak kullanılan laurik arginat, koloni oluşturan birimlerde maksimum bir azalmaya (C. jejuni’nin gr başına yaklaşık 1,5 log oranında) ön ayak olmuştur; bu işlem 7 gün boyunca, 4 0C’de, etlerde hiçbir pH değişikliği yapılmaksızın uygulanmıştır. 0. günde depolanan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, LAE ile muamele edilmiş tavuk göğsü filetolarında bulunan psikrofil organizmalarda (P≥0,05), gram başına yaklaşık 2,3 log oranında azalma gözlenmiştir. Ancak 3 gün sonra örnekler, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, aynı orandaki LAE’nin tavuk göğsü filetolarında psikofil üremesi üzerine (P≥0,05) her hangi değişik bir etkisi olduğu görülmemiştir. Bununla birlikte LAE muamelesinin mezofilik organizmalar üzerinde bir etkisi olduğu (P≥0,05) gözlenmemiştir. Bu çalışmalar sonucunda Sharma LAE’nin, tavuk göğsü filetolarında oranı azaltmada etkili olduğu sonucuna varmışlardır. Mississippi State Üniversitesi araştırmacıları; laurik arginatın (LAE), tavuk göğsü filetosu üzerinde C. jejuni oranını azaltmada etkili olduğunu ortaya koyuyor. Ambalajlanma ve tüketime sunulma esnasında yaşanan kontaminasyonlardan etkilenen insan oranı % 20 - % 30 civarındadır. ADVERTORIAL C ampylobacteriosis mücadelesinde en önemli engellerden birisi Campylobacter’lerin sağlıklı kanatlı hayvanların sindirim sisteminde kommensal bir mikroorganizma gibi davranarak herhangi bir klinik belirtiye sebep olmamasıdır. Sekumdaki mukus katmanında bağırsak hücrelerine penetre olmadan yaşamlarına devam ederler. Ancak gastrointestinal mikrofloradaki bakteri kompozisyonunu ve metabolik aktivitelerinin olumsuz yönde etkilendiği durumlar, normal şartlarda çok düşük düzeyde bulunan patojenlerin miktarında ciddi artışların gözlenmesine ve konak canlının sağlık durumunu etkilenmesine sebep olabilir (Disbiosis). Probiyotikler kanatlı beslemede, eubiosis halinin (konakçı ve gastrointestinal kanal mikoflorasının karşılıklı yarar sağladığı birliktelik) oluşturulması ve korunması maksadıyla yararlı bir araç olarak kullanılmaktadırlar. Genel olarak probiyotikler; > Yaşam alanı, intestinal tutunma noktaları ve besin için patojen bakterilerle rekabet ederek > İnce bağırsakta ortam şartlarını değiştirerek (uçucu yağ asitleri ve laktik asit üretimi ile ortam pH seviyesini düşürürler) > Antimikrobiyal maddeler üreterek (laktoferrin, lizozim, bakteriyosinler v.b.) > İntestinal bağışıklık reaksiyonlarını modüle ederek etkilerini gösterdikleri kabul edilmektedir. Probiyotikler hayvanlar tarafından tüketildiğinde, zararlı mikroorganizmaları baskılayıp yararlı mikroorganizmaların lehine çalışan ve nihayetinde bağırsak sağlığını geliştiren bir mikroekoloji oluşumuyla sonuçlanmaktadır. Kanatlı hayvanlar için probiyotikler Kanatlı hayvanların gastrointestinal kanalında çok fazla miktarda ve türde bakteri popülasyonu mevcut olup bunlardan çoğu konak hayvanla simbiyotik bir ilişki içinde yaşarlar İNFOVET 116-117 Campylobacter ile mücadelede probiyotiklerin rolü Ticari kanatlılarda probiyotikler, enterik bakterilere karşı bağışıklık sisteminin geliştirilmesine yardımcı olur, kanatlı etlerindeki bakteriyel yükü azaltır ve antibiyotik kullanımı yerine alternatif ve etkili bir strateji olarak tercih edilebilirler. (Eubiosis). Bu bakterilerin konak hayvanın sağlık durumu üzerinde çok önemli etkileri bulunmakla birlikte bakteri kompozisyonu ve metabolik aktiviteleri beslenme başta olmak üzere birçok faktör tarafından olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Beslenmenin bu kritik etkisinden dolayı rasyon formülasyonlarının hedeflerinden birisi de gastrointestinal mikroflorayı olumlu yönde etkilemek olmalıdır. Ticari kanatlı işletmelerinde enterik patojenlerin kontrolü amacıyla antibiyotikler, aşılar, organik asitler, fitojenler, prebiyotikler ve probiyotikler gibi farklı çözümlere başvurulmaktadır. Fakat antibiyotik büyütme faktörlerinin hayvan yemlerinde kullanımının birçok ülkede yasaklanması ve tüketicilerin kontrolsüz antibiyotik kullanımına karşı oluşan kaygıları sonucu ticari kanatlı üretiminde antibiyotiklere alternatif olabilecek ürünler daha cazip hale gelmiştir. Tüm bu sebeplerden dolayı kanatlı üretiminde kullanılmak için iyi tanımlanmış ve güvenli türlerden oluşan bir probiyotik ürün geliştirmek amacıyla Avrupa Birliği tarafından yürütülen çok uluslu bir projede beş adet ticari ve üç adet araştırma biriminden oluşan ortak çalışma grubu bir araya getirilmiştir. Bu proje kapsamında sağlıklı hayvanların bağırsaklarından çok sayıda bakteri izole edildikten sonra morfolojik, fizyolojik ve genotipik metodlar yardımıyla karakteristik özellikleri detaylı bir şekilde tespit edilmiştir. Yapılan incelemeler sonunda kanatlı gastrointestinal kanalında kolonize olma ve patojen bakterilerin inhibasyonu gibi probiyotikler açısından önemli olan kriterler yönünde en yetenekli olan ve güvenli bakteri türleri değerlendirilmeye alınmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Enterococcus, Pediococcus, Lactobacillus ve Bifidobacterium türlerine ait suşlardan oluşan bir ürün (PoultryStar®, BIOMIN GmbH) tasarlanmıştır. PoultryStar®, probiyotik etkili bakterilerin yanında prebiyotik (fruktooligosakkarit) içermesinden dolayı simbiyotik bir üründür. Bu probiyotik türlerinin, in vitro şartlarda Camphylobacter jejuni’nin (insanlarda gözlenen Camphylobacter kaynaklı gıda zehirlenmelerinin temel sebebi) gelişimini engelleyebildikleri tespit edildikten sonra PoultryStar®’ın Camphylobacter jejuni üzerine olan etkinliği deneysel olarak enfekte edilen etlik piliçlerde değerlendirilmiştir. PoultryStar ve etlik piliçlerde Campylobacter kontrolü CESAC (Centre de Sanitat Avicola de Catalunya i Arago) tarafından yapılan, deneysel olarak enfekte edilmiş etlik piliçlerin kullanıldığı birbirinden bağımsız iki farklı çalışmanın sonuçlarında kanatlıya özel, birden fazla probiyotik tür içeren PoultryStar®’ın, profilaksi amaçlı kullanıldığında sekal içerikte bulunan Campylobacter jejuni miktarında belirgin bir düşüş sağladığı gösterilmiştir. Bu çalışmalar kapsamında, ticari bir kuluçkahaneden orijin ve sağlık sertifikaları ile bir günlük ticari etlik civcivler temin edilmiştir. Denemede kullanılacak civcivlerin Campylobacter negatif olduğundan emin olmak için aralarından rastgele seçilen 10 adet civcivin sekumları Campylobacter türlerinin varlığı yönünde incelenmiştir. Kalan civcivlerin kanatları etiketlenerek yem ve suyun ad libitum olarak sağlandığı talaş altlıklı kafeslere ayrı ayrı yerleştirilmişlerdir. Civcivler ilaç içermeyen, mısır-soya bazlı standart başlangıç yemi ile beslenmişler. Deney 1 Çalışmada kullanılan bütün civcivlere 1’inci günde 105 cfu/ ml Campylobacter jejuni saha suşunu içeren 0,1 ml solüsyon ile oral gavaj uygulanmıştır. 44 adet 1 günlük civciv rastgele olarak 2 gruba Tablo 1. Deney 1: Birinci günde 105 cfu/ml Campylobacter jejuni saha suşu ile enfekte edilen civcivlerin sekizinci ve on beşinci günlerde sekum içeriğinde bulunan Campylobacter miktarı Log cfu/gr). Pozitif Kontrol Civciv no PoultryStar® 2mg / civciv /gün Pozitif Kontrol 8’inci Gün PoultryStar® 2mg / civciv/gün 15’inci Gün 1 7,92 <3 >8 3,59 2 7,74 3,00 >8 3,72 3 3,90 <3 >8 4,10 4 6,45 4,38 >8 3,30 5 4,85 <3 >8 <2 6 7,53 <3 >8 2,78 7 6,79 <3 >8 <2 8 7,86 <3 >8 <2 9 7,51 <3 >8 4,18 10 5,18 <3 >8 <2 11 >8 <3 >8 <2 12 <3 <3 >8 <2 Ortalama 6,67 4,10 >8 3,82 ADVERTORIAL PoultryStar® antibakteriyel etkisi ile Campylobacter jejuni’nin sekal kolonizasyonunu azaltmaktadır. grubundaki piliçlerin tamamında Campylobacter miktarı 8 log cfu/ g’ın üzerinde tespit edilmiştir. Buna rağmen PoultryStar® sol grubunda piliçlerin yarısında < 2 log cfu/gr miktarında Campylobacter tespit edilmiştir ve tespit edilen en yüksek Campylobacter miktarının bile belirgin bir şekilde 4,10 log cfu/ gr’a düştüğü gözlenmiştir. (P=0,001), (Tablo 1). Deney 2 Yapılan deneylere göre, PoultryStar® probiyotik ve prebiyotiklerin sinerjik kombinasyonu yoluyla kanatlılara faydalı bir mikroflora sağlamaktadır. ayrılmıştır. İlk gruba herhangi bir tedavi uygulanmamış (poztif kontrol grubu), diğer gruba ise PoultryStar® sol 2mg/civciv/ gün dozunda içme suyu ile uygulanmıştır. Sonuç: PoultryStar® sol 2mg/ civciv/gün dozunda içme suyu ile uygulandığında Campylobacter jejuni’nin sekal kolonizasyonunu belirgin derecede azalttığı tespit edilmiştir (P=0,001). 8’inci günde: PoultryStar® sol grubundaki 12 civcivden 10 adetin’de Campylobacter miktarı < 3 log cfu/gr olarak tespit edilmiştir ki bu sonuç pozitif kontrol grubunda tespit edilen ortalama 6,67 log cfu/gr değerine göre belirgin derecede düşük bir miktardır (P=0,001). 15’inci günde: Pozitif kontrol İNFOVET 118-119 1’nci günde her gruptan seçilen 4 civciv, içeriğinde 105 cfu/ml Campylobacter jejuni saha suşu bulunan 0,1 ml solüsyon ile oral gavaj uygulanarak taşıyıcı hale getirilmiştir. Bu 4 civciv vasıtasıyla gruptaki diğer civcivlerin Campylobacter jejuni ile enfekte edilmeleri sağlanmıştır. 78 adet 1 günlük civciv rastgele olarak 3 gruba ayrılmıştır. İlk gruba herhangi bir tedavi uygulanmamış (poztif kontrol grubu), ikinci gruba PoultryStar® sol 2mg/civciv/ gün dozunda üçüncü gruba ise PoultryStar®sol 20mg/civciv/gün içme suyu ile uygulanmıştır. İki deneyde de 8’inci ve 15’inci günlerde her gruptan 10 piliç uyutulmuş ve sekumları bireysel olarak Campylobacter miktarı yönünden incelenmiştir. Sonuç: PoultryStar®sol’ün hem 2mg/civciv/gün dozunda hem de 20mg/civciv/gün dozunda içme suyu ile uygulandığında Campylobacter jejuni’nin sekal kolonizasyonunu belirgin derecede azalttığı tespit edilmiştir (P=0,001), (Tablo 2a ve 2b). Kontrol grupları ile karşılaştırıldığında PoultryStar®sol uygulanan gruplar Campylobacter jejuni’nin sekal kolonizasyonunda 6 log’luk bir düşüşe neden olduklarını göstermişlerdir. Hatta düşük dozlarda bile PoultryStar®, Campylobacter miktarının azaltılmasında etkili olmuştur. Bağışıklığın geliştirilmesi Bu çalışmaların sonuçları ticari kanatlılarda probiyotiklerin, enterik bakterilere karşı bağışıklık sisteminin geliştirilme- sine yardım ettiği ve antibiyotik kullanımı yerine alternatif ve etkili bir strateji olarak kullanılabileceklerini, bunun sonucunda da kanatlı etlerindeki bakteriyel yükün azaldığını göstermektedir. Birden fazla probiyotik tür içeren simbiyotik PoultryStar® uygulandığında belirgin antibakteriyel etkisi ile etlik piliçlerde, Camphylobacter jejuni’nin sekal kolonizasyonunu azaltmaktadır. Bu da, PoultryStar®’ın kanatlılarda Camphylobacter miktarını azaltmaya ve dolaylı olarak da insanlarda oluşabilecek Campylobacter kaynaklı gıda zehirlenmelerinin insidansının azaltılmasına yönelik yararlı etkileri olduğunu göstermektedir. Tablo 2a. Deney 2: Birinci günde 105 cfu/ml Campylobacter jejuni saha suşu ile enfekte edilen civcivlerin sekizinci günde sekum içeriğinde bulunan Campylobacter miktarı Log cfu/gr). Civciv no Pozitif Kontrol PoultryStar® 2mg/civciv/gün PoultryStar® 20mg/civciv/gün 1 8,52 <2 <2 2 7,78 <2 <2 3 8,15 <2 <2 4 6,48 <2 <2 5 6,30 <2 <2 6 9,02 <2 <2 7 7,60 <2 <2 8 9,60 <2 <2 9 8,38 <2 <2 10 6,30 <2 <2 Ortalama 7,81 <2 <2 Tablo 2b. Deney 2: Birinci günde 105 cfu/ml Campylobacter jejuni saha suşu ile enfekte edilen civcivlerin on beşinci günde sekum içeriğinde bulunan Campylobacter miktarı Log cfu/gr). Civciv no Pozitif Kontrol PoultryStar® 2mg/civciv/gün PoultryStar® 20mg/civciv/gün 1 8,00 <2 <2 2 7,78 <2 <2 3 7,85 <2 <2 4 7,00 <2 <2 5 7,48 <2 <2 6 8,77 <2 <2 7 7,30 <2 <2 8 8,11 <2 <2 9 8,20 <2 <2 10 8,00 <2 <2 Ortalama 7,85 <2 <2 ADVERTORIAL Monogliseridlerin kanatlı sindirim sistemindeki olumlu etkileri Yapılan araştırmalar, kanatlı gelişimi ve sağlığı üzerine önemli etkileri olduğu bilinen sindirim kanalı mikroflorasının, rasyona katılan monogliseridler ile iyileştirilebileceğini gösteriyor. K anatlı hayvanların yemlerinde antibiyotik kullanımına getirilen kısıtlamalar ve yasaklar yoğun şekilde üretilen yemlerde bu hayvanların patojenlere maruz kalma riskini azaltmak için besleme ve yetiştirme koşullarında değişikliklere sebep olmuştur. Beslenme ve sağlık açısından sindirim sistemi mikroorganizmalarının rolünün anlaşılması, gelecekte tüketicinin sağlığı, üretim sistemleri ve kanatlı hayvanlar için yararlı ve İNFOVET 120-121 sağlıklı bir beslenme gereksinimi ortaya çıkarmıştır. Sağlık açısından sindirim sistemi mikroorganizmalarının rolünün anlaşılması, gelecekte tüketicinin sağlığı, üretim sistemleri ve kanatlı hayvanlar için yararlı ve sağlıklı bir mikrofloraya izin verecektir. Antibiyotiklerin kullanımının kaldırılması sindirim kanalı mikroflorasının daha iyi bilinmesine ve daha etkin büyütme faktörleri alternatiflerini aramaya olan gerekliliği artırmıştır. Yem hammaddeleri ve karma yemin yapısı, sindirim kanalı bakteri topluluğunun en güçlü belirleyicisidir. Sindirim kanalı mikroflorasının, kanatlıların gelişimi ve sağlığı üzerine önemli bir etkiye sahip olduğu ve rasyon değişimleriyle bu mikrofloranın değiştirilebileceği kabul edilmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar monogliseridlerin gelecekte önemli bir rol oynayacağını belirtmektedir. Monogliserid içeren FRA AC34 nasıl çalışır? Gliserid molekülünün alfa konumunda bir yağ asidi ile esterlenmesi ile bir monogliserid molekülü üretilir. Monogliseridin antibakteriyel özelliliği, üretildiği organik asidinkinden çok daha fazladır; yapılan araştırmalar monogliseridlerin 27 kat daha fazla etkili olduğunu göstermiştir. Sen Tarım ve Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı N.Serdar Paçalı, sektörde üretim seviyelerini düşüren bazı sorunlara değindi. Monogliseridler, nötr pH’lı moleküllerdir ve ayrıca anti-patojenik özellikleri de pH yönünden bağımsızdır. Bu, monogliseridlerin tüm sindirim kanalında aktif oldukları anlamına gelmektedir. Asit ortamda yalnızca antibakteriyel etkiye sahip olan geleneksel organik asitlerin aksine, monogliseridler tüm sindirim sisteminde etkilidirler. Geleneksel organik asitler yüksek pH’lı ortamlarda ayrışır ve bunun neticesinde etki alanları kısıtlanır. Monogliseridler ise aksine tüm sindirim sisteminde etkilidir ve kan dolaşımına katılırlar. FRA AC34’de bulunan monobütrin ve monopropion, gram-negatif bakteriler üzerinde önleyici bir etkiye sahiptirler. E. coli ve Salmonella gibi patojenlere kaşı güçlü bir önleyici etkiye sahip olan AC34 monobütrin ve monopropion temelli bir üründür. Bu monogliseridler kan dolaşımına alınır. Yapılan testlerde monobütrin ve monopropionin temelini oluşturan bütrik ve propiyonik asitten 27 kat daha etkili olduğu anlaşılmıştır. İyi tarım uygulamaları ve antibiyotiklere getirilen kısıtlamalar günümüzde de bu tip destekleyici ürünlerin kullanımı ön plana çıkartacaktır. Kaynaklar: Tavukçuluk Araştırma Dergisi 9 (1): 34-40, 2010 SÖYLEŞİ Avrupa’daki salgınlar fırsata çevrilebilir YUM-BİR Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Konya; başta Almanya ve Hollanda olmak üzere, bazı Avrupa ülkelerinde görülen kuş gribi vakalarının, ihracatta bu ülkelerle yarışan Türkiye’deki yumurta üreticileri için fırsat olabileceği belirtildi. 2006’dan bu yana ihracatta 23 kat artış oldu Hasan Konya: “Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde yumurta ihracatında Hollanda ile ilk sırayı paylaşabiliriz.” B azı Avrupa ülkelerindeki tavuklarda görülen kuş gribi vakalarının, ihracatta Türk yumurta üreticileri için önemli fırsat oluşturabileceği bildirildi. Dünya ihracatında Hollanda’dan sonra ikinci sırada yer alan Türkiye’de üreticiler, mevcut pazarı genişletmek ve yeni ülkelere satış yapabilmek için gözünü Avrupa ülkelerinin ihracat yaptığı yerlere çevirmiş durumda. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Konya, yaptığı açıklamada, bu yıl ekim ayı itiba- İNFOVET 122-123 rıyla 14 milyar yumurta üretildiğini, yıl sonunda bu rakamın 18 milyara kadar çıkabileceğini söyledi. Yumurta üretiminin yüzde 20’sinin ihraç edildiğini bildiren Konya, Irak, Suriye, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan ve Gürcistan gibi ülkelere satış yaptıklarını ifade etti. Nijerya ve Angola başta olmak üzere Afrika’ya yeni yeni ihracata başladıklarını dile getiren Konya, son bir ay içerisinde bazı Avrupa ülkelerinde görülen kuş gribi vakalarının Türk yumurta üreticileri için fırsat olabileceğini vurguladı. Konya, Avrupa’daki bu gelişmeyi yakından takip ettiklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Hastalığın başlangıcı Hollanda’da oldu. Arkasından Almanya, Belçika ve İngiltere’de görüldü. Ciddi anlamda hayvan itlafı yapıldı. Son bir ayda Avrupa ülkelerinde yaşanan kuş gribi vakaları belki bizim açımızdan bir fırsat olacak. Onların gönderdiği yerlere biz yumurta göndermeye başlayacağız. Kuş gribi vakasından dolayı bu ülkelerin yumurta üretimlerinde birkaç ay azalma olacak ya da ihracat yapamaz duruma düşecekler. Bunu fırsata dönüştürebilirsek onların açığını Türkiye olarak tamamlamış olacağız.” İhracatta Hollanda ilk, Türkiye ikinci sırada Başta Hollanda olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinin Ortadoğu’ya ve Afrika’nın birçok ülkesine yüksek miktarda yumurta ihracatı yaptıklarına işaret eden Konya, “Bunlar arasında bizim henüz giremediğimiz ya da zayıf olduğumuz ülkeler var. Üretimde sürekli artış trendi bulunduğunu vurgulayan Konya, 2006 yılında 32 milyon olan tavuk adedinin bu yıl 85 milyona çıktığını ifade etti. Hem üretim hem de ihracatın arttığını dile getiren Konya, “2006 yılında 18 milyon dolar olan yumurta ihracatımız 2013 yılında 407 milyon dolara çıktı. Yaklaşık 23 katı kadar bir artış gerçekleşti.” şeklinde konuştu. Onların ihracat yaptığı ülkelerdeki eksikliklerini fırsata çevirme imkanımız doğacak.” dedi. Konya, Avrupa ülkelerinin pazarı olan bazı yerlere yumurta göndermeye başladıklarını dile getirerek, şöyle devam etti: “Arnavutluk’a yumurta gönderdik. Libya, Katar’dan talep var. Bu ülkelere önceden Hollanda gönderiyordu. Yumurta ihracatında Hollanda birinci, Türkiye ikinci sırada. Birkaç yıl içinde birinci olmamız zor ama uzun soluklu düşündüğümüzde, 5-10 yıl içinde ciddi bir yumurta ihracatı artışı olacak. Belki de Hollanda ile ilk sırayı paylaşacağız.” KANATLI dız erkeklerde, 9,55’lik dereceyle Sezai Karakoç Ortaokulu’ndan Azad Karasu kazandı. 1997-2000 doğumluların katıldığı 3 km’lik genç kızlar kategorisinde, İnegöl Meslek ve Teknik Lisesi’nden Esra Özgül, 10,34’lük dereceyle birinci oldu. 5000 metre genç erkeklerde ise Spor Lisesi’nden Hamza Taş, 16,11’lik dereceyle finişe ilk ulaşan isim oldu. “Başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenlerindir.” Çocukların spor aşkı hepimize örnek Bu yıl 8. Gerçekleştirilen Uludağ Rotary İlköğretim Okulları Arası Kros Şampiyonası’nda, 432 öğrenci dereceye girme mücadelesi verirken, ilk 3’e giren öğrenciler hediyelerle ödüllendirildi. U ludağ Rotary, İlköğretim Okulları Arası Kros Şampiyonası yine nefes kesti. Organizasyona katılım, ilgi beklenenin üzerinde olurken; öğrenciler kürsüye çıkmak için büyük mücadele verdi. Botanik Park’ta HasTavuk ana sponsorluğunda gerçekleştirilen organizasyonda 432 sporcu mücadele ederken, öğrenciler, küçük, yıldız ve gençler kategorilerinde ter döktüler. İNFOVET 124 Öğrenciler birincilik için parkurlarda ter döktü 6 dalda gerçekleşen yarışmalarda; küçük erkekler, küçük kızlar, yıldız erkekler, yıldız kızlar, genç erkekler ve genç kızlar kategorilerinde yarışıldı. Nefes kesen yarışlar sonunda 2003-2004 doğumlu sporcuların katıldığı ve 1500 m’lik parkurda yapılan yarışta küçük kızlar kategorisinde; Fatih Sultan Mehmet Ortaokulu’ndan 6,04 dereceyle Merve Ataç birinci oldu. 2000 m’lik parkurda yapılan yarışta küçük erkekler kategorisinde, yine Fatih Sultan Mehmet Ortaokulu’ndan Mehmet Enes Yürek; 7,14 dereceyle birincilik kürsüsüne çıktı. 2001-2001 doğumluların mücadele ettiği yıldız kızlarda 2000 m’lik parkuru, 7,00 dereceyle birinci İnegöl İstaş Kentaş Ortaokulu’ndan Eslem Gezen olurken; 3000 m’lik parkuru yıl- Yarışlar sonunda Uludağ Rotary Kulübü tarafından, yarışlarda ilk 3’e giren öğrencilere burs, eşofman ve çeşitli hediyeler takdim edildi. Uludağ Rotary Kulübü Başkanı Ahmet Ünal yaptığı açıklamada amaçlarını şöyle sıraladı: > Gençleri spora yönelterek sağlıklarına katkıda bulunmak > Kuralları içinde yarışıp gayretle hedefe ulaşmayı aşılamak > Çocukları sokaklardan, kötü alışkanlıklardan uzak tutmak > Gençleri spor bursu ve çeşitli hediyeler ile ödüllendirmeye çalışmak amaçlarımızın arasında bulunmaktadır. Atatürk’ün; “Başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenlerindir” sözünü genç nesile anlatmak çabasındayız. Yeni şampiyonlar yetiştirmek yolunda gayret sarf etmeliyiz.” dedi. Uludağ Rotary Kulübü Üyesi Nejat Sezer “Bugün burada gerçekleşen organizasyon, son yılların en kalabalık yarışmalarından biriydi. Öncelikle çocuklara sporu sevdiren okullara, spor hocalarına, çocuklarına destek veren ailelere, yarışmaya katılarak spora gönül veren yarışmacı çocuklarımıza ve destek veren sponsorumuz Hastavuk’a teşekkür ediyorum” dedi. Nejat Sezer konuşmasını, “Çocuklarımızın bedensel ve beyinsel gelişimi için sağlıklı beslenme kadar spor yapmak da önemlidir. Umuyorum çocukların spor aşkı hepimize örnek olur.” sözleriyle tamamladı.
Benzer belgeler
notlar - Infovet Dergi
PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER
PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ
Prof. DR. AHMET ERGÜN
Prof. Dr. Sezgin Şentürk
PROF. DR. EROL ŞENGÖR
Prof. Dr. Murat Fındık
Prof. Dr. İsmail Bayram
Prof. Dr. Tolga Güvenç
Pr...
kanatlı - Infovet Dergi
PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER
PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ
Prof. DR. AHMET ERGÜN
Prof. Dr. Sezgin Şentürk
PROF. DR. EROL ŞENGÖR
Prof. Dr. Murat Fındık
Prof. Dr. İsmail Bayram
Prof. Dr. Tolga Güvenç
Pr...