AYLIK HAYVAN SAĞLIĞI SEKTÖRÜ DERGİSİ OCAK 2016
Transkript
AYLIK HAYVAN SAĞLIĞI SEKTÖRÜ DERGİSİ OCAK 2016
AYLIK HAYVAN SAĞLIĞI SEKTÖRÜ DERGİSİ OCAK 2016 3.092km 410 Edirne’den Hakkari’ye, Sinop’tan Hatay’a Türkiye’nin dört bir köşesine yaptığımız ziyaretlerde, hayvancılık ile ilgili gelişmeleri, uygulamaları ve sektörün gidişatını siz okurlarımıza sunduk. 211 126 Hayvancılık sektörüne desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen firmaların etkinliklerine yer vermeyi unutmadık. Araştırmacı kadromuzla, en yeni ve güncel teknik makalelere dergimizde yer verdik ve bilimin ışığında ilerleyen okuyucularımıza rehber olmayı görev bildik. 48 146 Türkiye’de ses getirmiş olan eğitici ve bilimsel mesleki kongrelerdeki yerimizi aldık. Dünyadan ve ülkemizden haber ve gelişmelerle sektörü yakından izledik. Sektörde söz sahibi firma sahipleri, yetiştiriciler ve veteriner hekim meslektaşlarımız ile ortak bir masa etrafında toplanıp, Türkiye’deki ve dünyadaki hayvancılık uygulamaları üzerine sohbetler gerçekleştirdik. 186 s 145 Geleneksel medya organlarından uzak yöntemlerin de, artık gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğu gerçeği ile 2015 yılı başında dergimizin web sitesini hayata geçirdik. Kısa bir süre içerisinde 3.412 destekçi üye sayısına ulaştık ve 2016 yılında da ziyaretçi sayımızın artmasını hedefliyoruz. Gerek dünyanın ve ülkemizin boğuşuyor olduğu hastalıklar, gerekse global sektörel değerlendirmeler anlamında, tüm güncel dosyaları en ince detayına kadar araştırmanın ve siz okuyucularımızla paylaşmanın öneminin her daim farkındalığı ile hareket ettik. DOKUZ Yurtdışı etkinliklerinde edindiğimiz değerli mesleki bilgiler sayesinde, dergimizin içeriğini siz okuyucularımıza layık bir kalitede hazırladık. Yabancı ziyaretçilerle paylaştığımız dergilerle ise Türkiye’yi tanıtma fırsatı bulduk. 3BiN421 EDİTÖR İNFOVET OCAK SAYI 145 YAYIN TÜRÜ Süreli Yerel SAHİBİ Mat Medya Tanıtım Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Mehmet Aktop BİR YILI DAHA GERİDE BIRAKMANIN HEYECANIYLA... Geride bıraktığımız yıl, İnfovet ekibi olarak sizlere en iyiyi ve en günceli sunma gayesiyle yolları aşındırdık; sayısız büyükbaş-kanatlı çiftliği, işletme, veteriner hekim, firma ziyaret ettik; ortak bir masa etrafında toplandık, yapılanmalarını, beklentilerini ve sorunları dinledik; bir olduk, çözüm aradık ve her daim “şeffaflıkla” paylaşımda bulunduk. Araştırmacı kadromuzla, en yeni ve güncel teknik makalelere dergimizde yer verdik ve bilimin ışığında sizlere rehber olmayı görev edinerek, bu bilinçle hareket ettik. Destekçilerimizin ve sponsorlarımızın katkılarıyla yer aldığımız yurtdışı etkinliklerinde edindiğimiz değerli mesleki bilgiler sayesinde, dergimizin içeriğini siz okuyucularımıza layık bir kalitede hazırladık. Yabancı ziyaretçilerle paylaştığımız dergilerle de Türkiye’yi ve Türk hayvancılığın tanıtma fırsatı bulduk. Global anlamda sektörel değerlendirmeler yaptık; tüm güncel dosyaları en ince detayına kadar araştırmanın ve paylaşmanın önemi bilerek hareket ettik. Yani; iyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride bıraktık. Ekip olarak bir araya gelip, geride bıraktığımız 2015’i değerlendirmemizin ardından ise; siz okuyucularımızın karşısına yeni yılda görsel anlamda da yeniliklerle çıkmamız gerektiği konusunda hem fikir olduk. Her yeni gelen yıl, tazelik demek, iyinin çoğalması demek; yeni başlangıçlar demek. Yepyeni tasarımımız ve içeriğimizle 2016’da da sektörün ve meslektaşlarımızın yanındayız. Umarım keyifle okuyacağınız bir sayı olur. Getireceği güzelliklerin tüm kötülükleri sileceği, başarıların tüm başarısızlıkları bertaraf edeceği yeni bir yıl dileğiyle… Sevgiyle kalın! Veteriner Hekim Gizem Kutun GENEL KOORDİNATÖR Barış Kolgu [email protected] ADRES: İ. Karaoğlanoğlu Caddesi Yayıncılar Sokak No: 10/4 34418 Seyrantepe / İstanbul Tel: 0212 324 50 56 - 0212 324 50 59 Faks: 0212 324 50 06 www.infovetdergi.com [email protected] Yazı işleri sorumlusu Veteriner Hekim Gizem Kutun [email protected] KATKIDA BULUNANLAR Prof. Dr. Adem Şenünver Prof. Dr. Yavuz Öztürkler Veteriner Hekim Enikö Kiraly Avcı ART DİREKTÖR Ebru Dereli [email protected] GRAFİK TASARIM Emel Vural [email protected] SOSYAL MEDYA SORUMLUSU Banu Sayınç [email protected] DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Şakir Doğan Tuncer Prof. Dr. U. Tansel Şireli Prof. Dr. Ahmet Ergün Prof. Dr. Sezgin Şentürk Prof. Dr. Erol Şengör Prof. Dr. Murat Fındık Prof. Dr. İsmail Bayram Prof. Dr. Tolga Güvenç Prof. Dr. Necmettin Ceylan Prof. Dr. Doğa Temizsoylu Doç. Dr. Süleyman Bacınoğlu Yrd. Doç. Dr. Seval Çetin Dr. Sait Koca Süleyman Öztürk RENK AYRIMI ve BASKI Gezegen Basım Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi 100 Yıl Mahallesi Massit Matbaacılar Sitesi 2. Cadde Gezegen Binası No: 202 / A Bağcılar - İstanbul Sertifika No: 12002 Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. İnfovet Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz sektörel bir yayındır. İNFOVET 4-5 İÇİNDEKİLER 60 42 84 124 30 LIANOL® İLE UNIFORM SÜRÜLERDEN MAKSİMUM VERİM GARANTİ 34 Üretimde mükemmellik, tedarikte devamlılık; SÜRDüRüLEBİLİR BAŞARI İÇİN VAZGEÇİLMEZ İKİLİ 38 Cargill, İZMİR’DE yeni BİR HAYVAN BESLENMESİ teknoloji uygulama merkezi AÇIYOR 42 İneğe bağlı infertilite olguları ve çözümleri İNFOVET 6-7 50 Etçi ve süt sığırlarında viral, bakteriyel ve solunum hastalıkları 56 Broylerlerde nekrotik enterit patogenezi-1: HASTALIĞIN PATOGENEZİ ÜZERİNE GÜNCEL BİR İNCELEME 60 Yumurta sektörü sorunları ve çözüm önerileri; OLASI ÇÖZÜMLERİN BAŞLIKLARI IŞIĞINDA İLERLEYEREK SEKTÖR GELİŞİMİNE KATKIDA BULUNMAK 120 66 84 Sen Tarım ve Promois Holding işbirliği TÜRKİYE’DE Şap hastalığı kontrol politikaları TEKRAR gözden geçirilmeli kanatlılarda Gangrenöz dermatitin kontrol altına alınması 100 124 68 DÜNYADA AVIAN INFLUENZA salgınLARI VE alınan dersler 74 EFSA: AVRUPA BİRLİĞİ’NDE Campylobacter ve Listeria olguları gittikçe artıyor 78 Kanatlı yemleri hammaddelerinin besin madde kompozisyonları KANATLI İŞLETMELERİNDE Kötü suluk yönetimi nelere mal oluyor? 110 Pasteurella pneumonisi ve koyunlara etkileri 116 ÜLKEMİZDE Koyunculuk ihmal edilİYOR MU? Brezilya kanatlı endüstrisi gerçeği 126 Yatırımlarımız, doğaya, insana ve geleceğe 128 Serbest tavuk yetiştiriciliğinde verimlilik özellikleri NOTLAR Yumurtada yeni döneme girildi Bakanlıkça nazırlanan Türk Gıda Kodeksi Yumurta Tebliği yürürlüğe girdi. Tebliğ’e göre, kümes ve işletme numarası ile yumurtlama tarihi üzerinde yazılmamış olan A sınıfı yumurtalar toptan veya perakende olarak satışa sunulmayacak ve doğal renk-kokusunu kaybetmiş, çürümüş, kuluçka işlemi uygulanmış yumurta doğrudan tüketime sunulamayacak. Tebliğ’e göre, kırık yumurtadan gıda maddelerinin üretiminde yararlanılamayacak. Ayrıca, katkı maddeleri, bulaşanlar, pestisit ve ilaç kalıntıları, hijyen, ambalajlama, etiketleme ve işaretleme konularında ilgili mevzuata uygunluk şartı aranacak. Ayrıca A sınıfı yumurtada işletme ve kümes numarası ile yumurtlama tarihi kolayca görülebilir ve en az 2 milimetre yükseklikte olacak şekilde yumurta kabuğu üzerine damgalanacak. Fransa’da yeni kuş gribi vakaları Tarım Bakanlığı, kuş gribi vakalarından ilkinin, Toulouse kenti yakınlarındaki LafitteVigordane kasabasında yaklaşık 10 bin tavuk ve 7 bin ördek yetiştirilen bir çiftlikte tespit edildiğini açıkladı. İkinci kuş gribi vakası ise Pirene Atlantik bölgesi yakınlarındaki Orin kasabasında 1.280 ördeğin yetiştirildiği bir çiftlikte görüldü. Fransa’da 2007 yılından bu yana görülmeyen kuş gribi, kasım ayı sonunda ilk kez Dordogne bölgesinde tespit edilmişti. Tarım Bakanlığı, kuş gribi virüsünün yeniden ortaya çıktığı 69 çiftliğin bulunduğu sekiz bölgeyi “tahditli alan” ilan etmişti. Kuş gribi vakalarının yeniden ortaya çıkmasının ardından dünyanın en büyük kaz ciğeri ithalatçısı Japonya da içinde olmak üzere yaklaşık 20 ülke, Fransa’dan kümes hayvanı ve ürünü satın alınmasına kısıtlama getirmişti. Türkiye, 88.720.729 yumurta tavuğu ve 17.145.389 bin adet tavuk yumurtası varlığı ile parlayan bir yıldız Türkiye, 2013 yılında UN Comtrade Statistic verilerine göre, 406.161 bin dolar ile dünya yumurta ihracatında Hollanda ve ABD’yi takip ederek üçüncülüğe yerleşmeyi başardı. İNFOVET 8-9 NOTLAR Afyon, 2015 yılı yumurta ihracat şampiyonu Afyonkarahisar, 2014 yılında 248 olan ihracatçı firma sayısını geçen yıl 273’e çıkardığını bildirdi ve 2015 yılında en fazla ihracat yapan firma Afyon Yumurta oldu. Afyonkarahisar Ticaret Sanayi Odası’ndan (TSO) yapılan yazılı açıklamada, 2015 yılı ihraç kayıtlı satışların 57 milyon 656 bin dolar olduğu belirtildi. 2014 yılında bu rakamın 77 milyon 613 bin olduğu belirtilen açıklamada, “İlimiz 2015 yılında ihracat sıralamasında en çok ihracat yapan 81 il içerisinde 28. sırada yer almıştır. Afyon’da 2015 yılında 123 ülke ve 6 serbest bölgeye ihracat yapılmıştır. Bunların en başında Irak, ABD, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve Avustralya gelmektedir” ifadeleri kullanıldı. EFSA, glisofat için bilim adamları ile ters düştü AB’nin gıda güvenliği gözlemcisi tarım ilacı olarak kullanılan glisofat bileşeninin güvenliğini eleştiren 100’e yakın bilim insanının görüşlerine şiddetle karşı çıktı ve glisofatın kansere neden olmadığını açıkladı. Bu değerlendirm Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu’nun görüşüyle çelişti, çevreciler arasında tepkiye yol açtı ve bilim camiasını ikiye böldü. Avrupa Sağlık Delegesi Vytenis Andriukaitis’un AB yetkililerine gönderdiği mektupta, “sizin ve Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa’nın sağlık ve çevre politikasını oluştururken EFSA’nın glifosatla ilgili hatalı bulgusunu dikkate almamanızı istiyoruz” ifadesi yer aldı. Yemde KDV % 1’e indirildi Hükumet paketinde yer alan yem ve gübrede KDV oranının % 1’e indirilmesi 1 Ocak 2016 tarihi ile uygulamaya girdi. Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, yemde % 8, gübrede % 18 olan KDV oranı % 1’e indirildi. Bu kararla birlikte çiftçi ve besicinin üzerinden büyük bir yükün kalkması ve tarım üretiminde de artışın olması bekleniyor. 01.01.2016 tarihinde 3065 sayılı KDV kanunun mallara uygulanacak KDV oranlarının tespitine ilişkin karar sonucu, KDV’si % 8 olan küspe, kepek, razmol, balık unu, et unu, kan unu, tapyoka, sorgum, her türlü karma yemler, saman, yonca vs. (mısır gulten yemi ve ddgs hariç) ve Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı’ndan tescil edilen gübreler ile gübre üreticilerine bu ürünlerin içeriğinde bulunan ham maddelerin KDV’si % 1’e indirildi. İNFOVET 10-11 NOTLAR Gübre üretimi ve satışına belge zorunluluğu geliyor Gübre satışı yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilere, her bir satış noktası için ‘Gübre Dağıtcılık Belgesi’ alma zorunluluğu getiriliyor. Bakanlığın yazılı açıklamasına göre, yönetmelik Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik tarafından imzalanarak Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi. Yönetmelik ile gerek gübrelerin suç ve terör örgütlerince patlayıcılarda kullanılmasının önlenmesi ve vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması, gerekse tarım sektöründe gübrelere ilişkin “ürün güvenliğinin” temin edilebilmesi için gübre hareketlerinin izlenmesinde, piyasada kontrol ve denetimin güçlendirilmesi ve piyasanın kayıt altına alınmasında ek tedbirler getirilecek. Hayvanlar, nakil bekleyen insanlar için umut olacak Ulusal Sağlık Enstitüsü bilim insanlarıyla ortak bir çalışmayla, hayvanları kullanarak organ nakli bekleyen insanlara umut olacak yeni bir proje geliştirdi. Proje kapsamında hayvanların DNA’ları insan dokusu üretmek üzere değiştiriliyor. Ardından hayvanların embriyosuna insan kök hücreleri enjekte ediliyor. Uzmanlar, enjekte edilen kök hücreleri organlara dönüştürerek nakil bekleyen hastalara umut olmasını hedefliyor. The Times gazetesinde yer alan habere göre, İngiltere hükümetinin hayvan araştırma danışmanları yeni projenin ülkede yasal hale getirilmesi için çalışmalara başladı. Çin’de, yılda 100 bin hayvan klonlanacak Boyalife Genomics adlı şirket, Çin’in Tianjjin şehrinde yılda 100 bin sığır klonlamak üzere bir fabrika kuruyor. Çinli bilim insanlarının buradaki hedefleri yılda 1 milyon sığır, şampiyon yarış atı ve uyuşturucu koklama becerisi olan köpekler üretmek. 2 milyar dolarlık bir yatırımla bu şirketi kurmuş ve CEO’luğunu üstlenmiş olan şirketin başı Xiao-Chun Xu, aynı zamanda Peking Üniversitesi’nde moleküler tıp alanında yardımcı profesör. Kendisi, bu seri üretim hayvan klonlamayla geleceği değiştirebileceğini umut ediyor. İNFOVET 12-13 NOTLAR Uruguay’dan İzmir’e büyükbaş hayvan ithalatı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verdiği izinle Türkiye’ye besi amacıyla ithal edilen büyükbaş hayvanlar, İzmir Limanı’na getirildi. Gemiden kamyonlara alınan 4 bin 861 büyükbaş hayvan, ithalatçı firmalara götürüldü. Burada yaklaşık 7 ay beslenecek hayvanlar daha sonra kesilip kırmızı et olarak piyasaya sürülecek. Türkiye’de sık sık fiyatı, giderek üretimi azaldığı için yetersiz kaldığı yönünde tartışmaların yaşandığı kırmızı et piyasasında, talebi karşılamak için canlı hayvan ithalatına izin verildi. AB’den 19 bin ton et alınacak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, geçtiğimiz günlerde, süt sanayicilerini kabul etti. Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çelik, et fiyatlarına ilişkin bir soru üzerine, son dönemde hava koşullarından kaynaklanan ulaşım sıkıntılarından dolayı karkas et fiyatlarında 1 liralık artışın söz konusu olduğunu ifade etti. Avrupa Birliği’nden 19 bin ton et alımı için lisans başvurusunu yaptıklarını belirten Çelik, “Bosna ile de 10 bin ton civarında bir anlaşmamız var” dedi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik Veteriner Dairesi’nden, et ve süt ürünleri ile ilgili iddialara yanıt Veteriner Dairesi, ithal et ve süt ürünlerinin ülkeye son kullanma tarihleri geçmek üzereyken getirildiği ve sürelerinin uzatıldığı yönündeki iddiaları yanıtladı. Veteriner Dairesi’nden yapılan açıklamada, ülkeye ithal edilen hayvansal ürünlerin dairenin denetiminde olduğu ve Veteriner Dairesi onayı olmadan ülkeye giremeyeceği belirtildi. Yapılan denetimlerde, imal tarihinin üçte birini aşmış ürünlerinin girişine izin verilmediği kaydedilen açıklamada, son kullanım tarihi yaklaşmış ürünlerin getirilerek yeni etiketlerle sunulduğu yönündeki iddiaların gerçekleri yansıtmadığı vurgulandı. İNFOVET 14-15 NOTLAR Sudan Tarım Bakanı Atafen’I ziyaret etti TARTEK Tarım Teknolojisi Programı kapsamında ülkemize gelen Sudan Tarım, Orman ve Sulama Bakanı Dr. Abdalla Suliman Abdalla ile beraberindeki heyet Ata Fen tesislerini ziyaret etti. Bakana İSTÖP Genel Başkanı Mehmet Aydoğan ve Platform Tarım Başdanışmanı Tuncer Beybağ eşlik ettiler. Programın ilk bölümünde Tahir S. Yavuz heyetin kaldığı Çeşme’deki otelde önemli hayvan hastalıkları ve korunma yöntemleri ile ilgili bir sunum gerçekleştirdi. Yavuz, sunum sonrası katılımcılardan gelen soruları da cevapladı. İzmir Gıda Tarım Hayvancılık İl Müdürü’nü makamında ziyaret eden Sudan Grubu, daha sonra Ege Vet Boğa İstasyonu ve Ata Fen Aşı Üretim tesislerini ziyaret ettiler. Önce Boğa İstasyonu ve Sperma Üretim Laboratuvarı’ndan, sonra Ata Fen tesislerinde Ahmet Gedik’ten bilgi alan Sudan Tarım Heyetinin, işbirliği kurabilecekleri diğer işletmeleri de ziyaret edecekleri öğrenildi. İran, Rusya’ya süt ürünleri ihracatına başlıyor Rusya Tarım Kontrol Servisi (Rosselhoznadzor), 19 Ocak’tan itibaren İran’ın Rusya’ya süt ürünlerini ihraç edebileceğini açıkladı. Rosselhoznadzor’dan yapılan açıklamaya göre dört İran şirketine izin verilirken, Rusya’ya ihraç edilecek ürünlerin veteriner sağlık sertifikası ile düzenlenmesi ve onaylanması şartı koşuldu. Fars Pegah Pasteurized Milk (N IR 3003), Golpayegan Pegah Dairy (N IR 3004), Kalleh Dairyproduction (N IR 3002) ve Tehran Pegah Pasteurized Milk (N IR 3001) adlı şirketlere 2015 yılının başında da ihracat izni çıkmıştı; ancak teslimat şartlarını öngören protokolün imzalanması için karar ertelenmişti. Protokolün Aralık 2015 tarihinde imzalanmasının ardından 19 Ocak 2016 tarihinde İran şirketlerine resmen izin verilmiş oldu. Ayrıca iki İran şirketi de Rusya’ya beyaz et ihraç etme izni aldı. Beyaz et ihracatının ise 15 Şubat’tan itibaren yapılacağı belirtildi. İNFOVET 16-17 NOTLAR 2015 Yıl Sonu Toplantısı’nda İnterhas’ın 20. yıl coşkusu Sektördeki faaliyetlerinin başlangıcından bugüne kadar, doğru çözümler üretme ilke ve çabalarını, daima ticari kaygılarının önünde tutan İnterhas Hayvan Sağlığı, çalışanlarıyla birlikte 20. yılını kutladı. yirminci hizmet yılına ulaşmanın haklı gururunu taşıyan İnterhas Hayvan Sağlığı, 2015 Yıl Sonu Değerlendirme Toplantısı’nı 23-26 Aralık tarihleri arasında Kızılcahamam Termal Çam Otel’de gerçekleştirdi. Tüm saha ve merkez kadronun katılımıyla başlayan toplantı 4 gün boyunca devam etti. Toplantının ilk bölümünde 2015 yılı performans ve pazar değerlendirmeleri yapılarak, 2016 hedefleri belirlendi. İkinci bölümde ise Pazarlama Müdürü Gürcan Öner’in yönetiminde satış temsilcilerinden oluşturulan workshop gruplarında rekabete karşı ürün stratejileri geliştirildi. Ardından Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamercan Morkoç tarafından hepsi GMP’li İnterhas ürünlerinin genel değerlendirmesi yapıldı. Yoğun geçen toplantı programının yanı sıra, Kızılcahamam Termal Çam Otel’de tabu oynayarak eğlenme ve güzel Tüm saha ve merkez termal tesiste dinlenerek motive olma kadronun katılımıyla imkanı bulan çalışanlar, 2016 hedefleri başlayan toplantı 4 gün için söz vererek bölgelerine döndüler. boyunca devam etti. İNFOVET 18-19 ‘Ruminant Hayvan Refahı Ödülü’ için ilk adım atıldı Alman ilaç firması Boehrınger ıngelheım ve Dünya BuıatrI Kurumu (WAB), ruminant hayvanlarda hayvan refahını geliştirmek için uzun süreli bir işbirliği anlaşması imzaladı. Boehrınger IngelheIm Hayvan Sağlığı ve Dünya Buiatri Kurumu, ruminant hayvanlarda refah veya ağrı/acının değerlendirilmesi ve anlaşılmasındaki gelişimlerin farkına varılmasını hedefleyen Ruminant Hayvan Refahı Ödülü’nün duyurusunu yaptı. Ödüle başvuracaklardan, çiftliklerdeki büyükbaş hayvan refahını yükseltmek için yöntemler/stratejiler geliştirmeleri (veya doğrulamaları) bekleniyor. Ruminant hayvanların uygun şekilde idaresini sağlamak için değişen insan davranışları ve merak edilen konular hakkında farkındalık yaratma odaklı başvurular da değerlendirmeye kabul edilecek. Başvuru değerlendirmeleri, Barcelona Üniversitesi Uygulamalı Etoloji Bölümü Profesörü ve Çiftlik Hayvanı Sağlık Eğitim Merkezi’nin kurucusu Xavier Manteca’nın gözetimindeki bağımsız bir uzman grup tarafından yapılacak. Ödül 15 bin Euro “Ruminant Hayvan Refahı Ödülü”nü kazanan 15 bin Euro para ödülünün sahibi olacak ve dünyanın farklı yerlerinde ruminant hayvanlar alanında çalışan veteriner hekimlerin İNFOVET 20-21 bir arada olacağı Dünya Buiatri Kongresi’nde ödülünü alacak. Ödül başvurularıyla ilgili tüm detaylar çok yakında www.buiatrics.com sitesinde açıklanacak. Boehrınger Ingelheım Hayvan Sağlığı Hakkında Boehringer Ingelheim Hayvan Sağlığı, hayvan hastalıklarını önlemek, tedavi etmek ve iyileştirmek için en iyi çözümleri sunmak amacıyla çalışmaktadır. Her yıl net satışların %10’undan fazlası hayvan sağlığı konusunda en üst seviyede araştırmalar yapmak için yatırım olarak kullanılmaktadır. Boehringer Ingelheim Hayvan Sağlığı’nda hasta hayvanları sağlıklı tutmak için yeni ilaçlar, prosedürler geliştirmek ve araştırmalar gerçekleştirmek amacıyla dünya çapında 3 bin 500’den fazla çalışan görev almaktadır. Odak noktası, insanlığın sağlıklı geleceğinin ayrılmaz bir parçası olan hayvan sağlığını geliştirme isteğidir. * Dünya Buıatri Kurumu Dünya Buiatri Kurumu (WAB) bağımsız uluslararası bir kuruluş olup, hedefi buiatri konusundaki araştırma çalışması sonuçları ve diğer pratik uygulamaların sonuçlarını raporlamak için ruminant (büyükbaş) hayvan hastalıkları ve yetiştiriciliği üzerine toplantılar düzenlemek, böylece hem bilim hem de uygulama alanında buiatrinin tüm yönlerini uluslararası bir forumda tartışarak desteklemektir. WAB yukarıda belirtilen konulardaki materyaller de dahil olacak şekilde duruma bağlı ve düzenli yayınlar yapmaktadır. Kurum, büyükbaş hayvanlar üzerine uluslararası araştırmaları destekler, veteriner hekimler ve tüm ilgilenen tarım ve hayvancılık uzmanlarını dünya çapında elde edilen sonuçlardan haberdar eder. Daha fazla ilgi için www.buiatrics.com adresini ziyaret edebilirsiniz. NOTLAR Dünyanın gözü İzmir’de Orion Fuarcılık tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin en köklü ihtisas fuarlarından biri olan Agroexpo Eurasia 11 Şubat günü yeni fuar alanı “Fuar İzmir”de açılıyor. * Tarımın başkenti; İzmir Tarım fuarına tam destek 11-14 Şubat tarihlerinde düzenlenecek, 11. Uluslararası Tarım, Sera ve Hayvancılık Fuarı tanıtım yemeği, İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal, Tarım İlçe Müdürleri, İlçe Ziraat Odası Başkanları, Oda ve Birlik başkanlarının katılımı ile Orion Fuarcılık ev sahipliğinde Kaya Prestige Otel’de gerçekleşti. Fuar; Ege, Akdeniz bölgeleri başta olmak üzere tarım sektörünün A’dan Z’ye tüm sektör temsilcilerini, paydaşlarını bir araya getirirken, uluslararası platformda dünya devlerini de İzmir’de ağırlamaya hazırlanıyor. İNFOVET 22-23 Dev buluşma öncesi yapılan tüm çalışmalar ve etkinlik rehberi yoğun katılımla Kaya Prestige Otel’de gerçekleşen tanıtım toplantısında anlatıldı. Tanıtım toplantısına; İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ahmet Güldal başta olmak üzere; 9 şube müdürü, 26 ilçe müdürü, 14 ziraat odası başkanı ile İzmir Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ferdan Çiftçi, İzmir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Gökhan Özdemir, Arisüd Başkanı Melih Kırkpınar, İzmir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Müdürü Feridun Azeroğlu, Tagyad Başkanı İsmail Uğural ve çok sayıda birlik ve oda başkanı katıldı. Orion Fuarcılık adına konuşma yapan Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Tan, Türkiye ekonomisinin her yıl gelişen gücü tarım sektörünün, en kapsamlı ve uluslararası tarım ihtisas fuarı Agroexpo Eurasia ile her yönüyle temsil edildiğini belirterek, “Avrupa ve Balkan ülkelerinden Ortadoğu’ya çok geniş bir coğrafyada Türk üreticilerin, iş adamlarının ticari işbirliklerine imza atmasını bekliyoruz” dedi. Düzenlenecek olan etkinlikleri de değinen Tan, “paneller, gösteriler ve yarışmalar dünya standartlarında hazırlandı. Etkinliklerimiz için fuarın A4 holünde 5000 metre karelik alan oluşturduk” dedi. Toplantıda söz alan Tarım İl Müdürü Ahmet Güldal, “İzmir tarımın başkenti, bu unvanın altını dolduran iddialı tarım fuarının düzenlenmesi üreticinin yeni teknolojiler ile buluşması açısından bir fırsat. Yurt dışında düzenlenen fuarlara imrenerek bakardık. Artık biz de Türkiye olarak, fuarcılık alanında iyi bir noktadayız. Ancak katılımcıları cezbedecek etkinlikler yaratmak organizasyon şirketlerinin öncelikli görevi olmalı” dedi. En büyük ve en verimli ticari platform olarak dikkat çeken Agroexpo Eurasia’da 49 yabancı ülkeden 134 katılımcı yer alacak. 14 Şubat gününe kadar açık kalacak olan fuarda Sera ve Teknolojileri, Tarım Teknolojileri ve Ekipmanları, Sulama Sistemleri, Tohumculuk, Fidecilik, Bitki Besleme ve Koruma, Biyolojik Mücadele, Tarımsal Makine ve Ekipmanları ile ilgili ulusal ve uluslararası söz sahibi ürün ve hizmetler yer alıyor. Fuar alanını 230 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. agroexpo eurasıa’da, A’dan Z’ye tüm sektör temsilcileri, paydaşlar ve uluslararası platformdaki dünya devleri bir araya gelme fırsatı yakalayacak. Yerinizi şimdiden ayırmakta fayda var. NOTLAR Kıyasıya mücadele Uludağ Rotary Kulübü tarafından organize edilen ve HasTavuk sponsorluğunda gerçekleştirilen kros yarışmasına, soğuk havaya rağmen öğrencilerin göstermiş oldukları ilgi büyüktü. HasTavuk sponsorluğunda, Bursa Botanik Park’ta 22 Aralık günü Uludağ Rotary Kulübü tarafından kros yarışması düzenlendi. Bursa il, ilçe ve köy ilköğretim okulları arasında düzenlenen, soğuk havaya aldırmadan kıran kırana yarışan öğrenciler, birincilik için kıyasıya mücadele ettiler. Uludağ Rotary Kulübü tarafından 9. kez organize edilen okullar arası kros yarışması çekişmeli anlara sahne oldu. 600 öğrenci, 6 kategoride yarıştı Yarışlarda büyük çekişme yaşanırken, dereceye girmek için çaba sarf eden İNFOVET 24-25 öğrencilerden bazılarının, bitiş çizgisinde koşunun etkisiyle bağırarak stres atmaya çalışmaları, istedikleri dereceyi yapamayan çocukların gözyaşları, dikkatlerden kaçmadı. Koşuların ardından dereceye giren öğrencilere kupaları takdim edilirken, ilk üçe girenlere ise çeşitli hediyeler verildi. Organizasyonun sponsorluğunu üstlenen HasTavuk A.Ş. firması Yönetim Kurulu Üyesi Nejat Sezer, “Çocukların beyinsel ve zihinsel gelişimi için proteinin, doğru beslenmenin ve bunların yanında sporun önemi büyük. Bu konulara dikkat çekmek için bugün buradayız. Geleceğimizin mi- marları olacak çocuklara HasTavuk olarak destek veriyoruz, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz” dedi. Yapılan kros yarışmasında dereceye giren öğrenciler, okulları temsil etmelerinden duydukları memnuniyeti dile getirirken, Bursa Uludağ Rotary Kulübü Başkanı Sinan Bubik, “Soğuk havaya rağmen öğrencilerin göstermiş olduğu ilgi ve performanstan çok memnun olduk. Dereceye giren öğrencilerimize burs destekleri sağlanacak olup, bu çocuklarımız umarım ilerleyen zamanlarda daha yüksek derecelere girmeyi hak ederler” dedi. NOTLAR * Huvepharma® Başkanı ve sahibi KIrIl DomuschIev Huvepharma® 5 kıtada ve 90’dan fazla ülkede varlığını başarıyla sürdürmektedir Huvepharma®’dan flaş hamle İnsan ve hayvan sağlığı sektörünün gelişimine odaklanarak global varlığını günden güne güçlendiren Huvepharma®, global hayvan sağlığı firmaları arasında hızla yükselmeye devam ediyor. Global İnsan ve Hayvan Sağlığı Şirketi Huvepharma®, Zoetis LLC’nin ürünleri ve bu ürünlere ait üç üretim tesisinin de dahil olduğu belirli varlıkları satın aldığını duyurdu. Bu anlaşmaya dahil olan varlıklar, bazı ürünler ile Zoetis’in biri kiralık olmak üzere Amerika’da sahip olduğu toplamda üç üretim sahasını içeriyor. Varlıklar Albac® (ABD pazarı hariç) ve Bio-Cox® / Salinomax® gibi uluslararası ilaçlı yem katkılarını ve Inovocox®EM1 gibi broyler için lider koksidiyoz aşısını kapsıyor. Huvepharma® bu ürünlerle birlikte; Amerika Birleşik Devletleri’nde Kuzey Carolina Laurinburg ve Arkansas Van Buren’de bulunan üretim tesislerini de satın alıp, bünyesine katacak. Satın almaya dahil diğer varlıklar, R-Pen®, Oxytet®, Sul –Q-Nox, CTC, Lincomycin, Poultry Sulfa ve Neo-Sol® gibi suda çözünebilen veteriner ürünleri İNFOVET 26-27 markaları ve Kolorado, Longmonth da bulunan formülasyon tesisidir. İlave olarak Lincocin Forte®, Stockade®, Bacivet®, Combiotic® ve Quadrisol® gibi ağırlıklı olarak Avrupa’da satılan farmasötik varlıkları da satın aldı. Her üç üretim tesisi çalışanları da Huvepharma®’ya transfer edildi. Kilit pazarlardaki pozisyonumuzu güçlendiriyoruz Bu önemli gelişme ile ilgili açıklama yapan Huvepharma® Başkanı ve sahibi Kiril Domuschiev, “AB ve ABD yerleşik tesislerde üretilen, çiftlik hayvanları için yüksek kaliteli ürünleri sunmada müşterilerimize karşı sorumluluklarımız üzerine inşa edilmiş bu satın alma bizi çok heyecanlandırmıştır. Huvepharma®, küresel müşterilerine dünya çapında hizmetler sunmak için 2015 Mart ayında Türk Hayvan Sağlığı Sektörü’nün önde gelen firmalarından ANC A.Ş.’yi de bünyesine katan Huvepharma®, merkezi SofyaBulgaristan olan, mülkiyeti özel sektörde bulunan, kanatlı sektörüne odaklı, bununla birlikte sığır ve domuz üretiminde kullanılan ürün portföyünü markalaştıran global hayvan sağlığı firmasıdır. Kendini hayvan üretimi yapan müşterileri için değeri artırılmış çözümler üzerinde durarak birinci sınıf ürünler geliştirmeye ve üretmeye adayan Huvepharma®, AB ve ABD’deki üretim tesisleri de dahil olmak üzere bağlı ortaklıklarıyla beraber, küresel bazlı ve büyük çapta çiftlik hayvanı üretiminin olduğu bölgelerde 90’dan fazla ülkede varlık göstermektedir. tamamen entegre olmuş kurum yapısını yaratan stratejisine adanmışlığını devam ettirmektedir. Bu varlıklarla ilişkili güçlü markaların kilit pazarlardaki pozisyonumuzu güçlendirmesi ve büyüme potansiyelimizi desteklemesi bizi tatmin etmektedir” dedi. Huvepharma®, ABD’nin Başkanı Glen Wilkinson ise “Bu satın alma Huvepharma®’nın pazardaki stratejisini ileriye taşıyacaktır ve ürün portföyünü güçlendirecektir. Bu firmamız için diğer bir kilometre taşıdır ve bu ürünlerin ve tesislerinin entegrasyonunu sabırsızlıkla bekliyoruz. Böylece bu ilavelerin Huvepharma® ve müşterilerimiz için üreteceği değeri gerçekleştirebiliriz” açıklamasında bulundu. Ürünlerin, Huvepharma® tarafından 1 Şubat tarihinden itibaren pazara verilmesi hedefleniyor. NOTLAR WHO, ketamin sınıflandırmasını değiştirmedi Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2006 yılından bu yana ketaminin yeniden sınıflandırılması konusunu dördüncü kez reddetti. WHO konu ile ilgili en son kritikleri gözden geçirdiği toplantıda; ketamin suistimalinin küresel anlamda halk sağlığı için bir tehdit olmadığı, öte yandan uygulanacak aşırı denetimin ise dünyanın gelişmekte olan bölgeleri için ulaşılabilir tek anestezik olan bu ilaca erişimi sınırlayabileceği sonucuna vardı. Veterinerlerin ketamine ulaşımı ile ilgili bir değişiklik ise yapılmayacak. Ketaminin tıbbi faydalarının, farklı kullanımına bağlı gelişebilecek zararlarından fazla olduğunu ifade eden WHO yetkilileri, ketamin kontrolünün, alternatif ilaçlara ekonomik açıdan ulaşımı mümkün olmayan ülkelerde, temel cerrahi girişimlerin uygulanması noktasında bir sınırlama getireceğini ifade etmekte. Arı ölümlerinin nedeni mide enfeksiyonu Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Aydın, arı ölümlerine ilişkin, “Arılardaki mide enfeksiyonunun yaygın bir şekilde devam ediyor. Bu sene de kolonilerde hızlı bir düşüş olabilir ve arı ölümleri bu yıl da devam edebilir” dedi. Aydın, Bursa Veteriner Hekimler Odası’nda düzenlenen basın toplantısında, Türkiye’de geçen yıl arılarda görülen “Noseme Ceranae” hastalığının ciddi boyutta ergin arı kayıplarına yol açtığı belirtti. Aydın, 2014’ün kış mevsimi başlangıcında Türkiye’nin farklı yerlerinden ergin arı kayıplarına ilişkin şikayetler gelmeye başladığını ifade etti. Kırmızı et ürünlerine ‘sakatat’ düzenlemesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının “Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Karkas etinden hazırlanan et ürünlerine sakatat katılması yasağı mevcut tebliğle yürürlükteydi. Bugün yayımlanan değişiklikle söz konusu yasağa tabi ürünler açıkça belirtildi. Dilli salam hariç olmak üzere fermente sucuk, ısıl işlem görmüş sucuk, pastırma, kavurma, jambon, köfte, kanatlı köfte, döner, kanatlı döner ve emülsifiye et ürünleri gibi karkas etinden üretilen et ürünlerine sakatat katılamayacak. Sakatattan hazırlanan et ürünlerine ise karkas eti katılabilecek. İNFOVET 28-29 TOPLANTI ANC HAYVAN SAĞLIĞI LIANOL ile uniform sürülerden maksimum verim garanti ® Hayvan Sağlığı Sektörü’ne sunduğu inovatif ürünlere bir yenisini daha ekleyen ANC A.Ş, kanatlılarda üniformiteyi optimal hale getiren ve daha verimli bir yetiştiriciliği garantileyen üstün fermantasyon ürünü LIANOL® ile Bolu, Konya ve Gaziantep’te Lansman toplantıları gerçekleştirdi. Bolu’da gerçekleştirilen toplantıda, Lianol®‘ün broiler, yumurtacı ve broiler/yumurtacı damızlıklar üzerinde yapılan birçok saha ve üniversite çalışması ile kanıtlanmış faydaları misafirler ile paylaşıldı. İNFOVET 30-31 Yenilikçi ürünleriyle Türkiye hayvan sağlığı sektörüne önemli katkılar sağlayan ANC A.Ş, 18 Aralık’ta Bolu Gazelle Otel, 20 Ocak’ta Konya Hilton Garden Inn ve 22 Ocak’ta Gaziantep Şirehan Otel’de, Türkiye’de broiler, yumurtacı ve broiler/ yumurtacı damızlık sektörünün önde gelen firmaların temsilcilerinin yoğun ilgi gösterdiği bir dizi toplantıya imza attı. Geçmişten geleceğe gelen uzmanlık ile üretilen özel bir ürün Fermantasyon uzmanı Huvepharma® tarafından üretilen Lianol®’ün; broiler, yumurtacı ve broiler/yumurtacı damızlıklarda kullanımı ile elde edilen, birçok saha ve üniversite çalışması ile kanıtlanmış faydaları misafirlerin ürüne olan ilgisini daha da artırdı. Türkiye kanatlı sektörünün önde gelen firmalarının katılım sağladığı toplantıların açılış konuşmaları ANC Genel Müdürü İsmail Özdemir tarafından gerçekleştirildi. İlk olarak ANC’nin kuruluşu ve 10 yıllık geçmişinin ardından Huvepharma® tarafından satın alma sürecine açıklık getiren İsmail Özdemir, kurulduğu günden bu yana faaliyetlerinin odak noktasına kanatlı sağlığını koyan ANC’nin 2015 yılı Mart ayında Huvepharma® bünyesine geçmesinde bu sektörel eğilimin ne denli önemli olduğundan bahsetti. Fermantasyon konusunda geçmişten gelen uzmanlığını günümüz teknolojisi ile üst seviyelere taşıyan Huvepharma®’nın, bugün Avrupa ve Amerika’daki birçok firma için ilaç etken maddesi ürettiğini ve Avrupa’daki başlıca 3 fermantasyon tesisinden birine sahip olduğunu dile getiren İsmail Özdemir, Lianol®’ün de aynı teknolojiyle üretilen özel bir ürün olduğunun altını çizdi. Huvepharma®’nın kurulduğu 1954 yılından ANC Genel Müdürü İsmail Özdemir Konya’da gerçekleştirmiş olduğu açılış konuşmasında, Huvepharma®’nın kanatlı sağlığı ürünleri üretiminde aşılar hariç dünyada 2. sırada yer aldığını belirtti. günümüze, gerçekleştirdiği akılcı ve başarılı satın almalarla şu anda 5 kıtada 90’dan fazla ülkede varlığını sürdürdüğünü söyleyen ANC Genel Müdürü, katılımcılara geçtiğimiz haftalarda Zoetis’in Amerika’daki 3 tesisinin ve 80’in üzerinde ruhsatlı ürününün satın alınması sürecinden bahsetti. Huvepharma®’nın kanatlı sağlığı ürünleri üretiminde aşılar hariç dünyada 2. sırada yer aldığı bilgisini veren İsmail Özdemir, firmanın kalite odaklı faaliyet gösterdiğini, Bulgaristan’daki üretim tesislerinin her yıl 50’den fazla denetim geçirdiğini, tüm tesislerinin FDA’in de dahil olduğu birçok kurum tarafından verilen GMP belgelerine ve ISO standartlarına sahip olduğunu sözlerine ekledi. Koksidiyostatları ile ön plana çıkan Huvepharma®’nın aynı zamanda global hay- van sağlığında hem ksilanaz hem de fitaz enzimleri ile büyük bir atak yaptığını ve şu anda global enzim satışlarında %20 pazar payına sahip olduğunu dile getirdi. Huvepharma’nın suda çözünen instant enzimlerinin özellikle sıvı enzimlerin stabilite dezavantajını ortadan kaldıracağını işaret ederek, bu inovatif ürünlerin yem fabrikalarında uygulama açısından avantajlarını sıraladı. ANC Genel Müdürü İsmail Özdemir son olarak ANC’nin yıl içerisinde ürün portföyüne katacağı ilaçlar ve yem katkıları hakkında da bilgi verdi. Üniform sürü elde etmenin önemi İsmail Özdemir’in ardından, ANC Teknik Müdürü Veteriner Hekim İbrahim Arpacı kanatlılarda endokrin sistem ve performansa etkileri konulu bir sunum gerçekleştirdi. ANC Teknik Müdürü Veteriner Hekim İbrahim Arpacı, yetiştiricilikte en önemli unsurlardan birinin üniform bir sürü elde etmek olduğu söyleyerek, endokrin sistem ve büyüme arasındaki hormonal ilişkiden bahsetti. Canlıda homeostazisin sağlanmasında hormonların işlevinden bahseden deneyimli teknik müdür, ilk olarak endokrin sistemde görev alan bezlerden ve işlevlerinden bahsetti. Endokrin sistem ve büyüme arasındaki hormonal ilişki hakkında bilgi veren İbrahim Arpacı, büyüme hormonu (GH), insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1), insülin, triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4)’in büyümeden sorumlu başlıca hormonlar olduğunu dile getirdi. Büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme faktörü-1’in arasındaki etkileşimin büyüme, kas ve bağışıklık sisteminin gelişimi ve diğer verim parametreleri üzerine nasıl etki gösterdiğini gözler önüne sererek, yetiştirmenin her döneminde farklı bir stres etmeni ile karşı karşıya kalan kanatlılarda bu fonksiyonların nasıl etkilendiğini vurguladı. Yetiştiricilikte en önemli unsurlardan birinin üniform bir sürü elde etmek olduğunun altını çizen Arpacı, stresin üniformitenin önüne geçen en önemli etmenlerden biri olduğunu söyledi. Büyüme hormonu ve IGF-I’in ilişkisine vurgu yapan İbrahim Arpacı, hayvanlar stres altında olduğunda birbiriyle ilişkili bu iki sistemin İNFOVET 32-33 bozulduğunu ve büyüme, kas ve üreme organları gelişimi, kemik büyümesi, bağışıklık sistemi gelişiminin azaldığını belirtti. Sektörde tek olan Lianol®’ün yetiştiricilikteki etkileri ANC Teknik Müdürü İbrahim Arpacı’nın sunumunun ardından Huvepharma® Lianol® Global Ürün Müdürü Stefaan Bekaert, Lianol®’ün kanatlılarda kullanımı ve broiler, yumurtacı ve damızlıklarda yararları üzerine bir sunum verdi. Lianol®’ün insanlarda yapılan araştırmalar sonucunda hücrelerde büyümeye yol açan bir ekstraktın bulunmasının ve bu ekstraktın vücut geliştirme ve follikülogenezis’de kullanılmasının ardından hayvanlarda da aynı etkiye neden olması neticesinde ortaya çıktığını ifade etti. Büyüme hormonunun karaciğerdeki reseptörlere bağlanarak IGF-I (İnsülin benzeri büyüme faktörü- I) salınımına neden olduğu ve IGF-I’in de kanatlılarda göğüs eti gelişimi, follikülogenezis, immun sistemin gelişimi gibi daha birçok verim parametresi üzerinde etkisi bulunduğunu belirtti. Lianol® Global Ürün Müdürü Stefaan Bekaert, Lianol®’ün kanatlılarda kullanımı sonucunda elde edilen etkileri hem dünyanın farklı ülkelerinde yapılan birçok saha çalışması hem de üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmalarla gösterdi. Sektörde tek olan Lianol®’ün yetiştiricilikteki etkileri her üç ilde toplantılara katılan sektör yetkilileri tarafından ilgi ile karşılandı. RÖPORTAJ GÜNEŞLİ AŞI BURÇAK ZORLU Üretimde mükemmellik, tedarikte devamlılık Sürdürülebilir başarı için vazgeçilmez ikili güneşli a.ş yönetim kurulu başkanı burçak zorlu’dan, sektörün en önemli güncel problemi olan aşı tedariki konusundaki görüşlerini dinledik. YAZI: VETERİNER HEKİM GİZEM KUTUN FOTOĞRAF: GARO MİLOŞYAN değişikliği, ürün akışını yavaşlatabilecek bir risk olarak değerlendirmeli ve risk yönetimini müşterimizin negatif yönde etkilenmesini engelleyecek şekilde belirli bir iş planı çerçevesinde oluşturmalıyız. İfade ettiğim değişimin sağlıkla yürütülebilmesi için bizler hem üretim noktalarımız, hem tedarik kanallarımız hem de müşterilerimizle beraber süreçlere odaklanıyoruz ve optimum çözümü kararlılık ile uyguluyoruz. Bu kararlılık ve hassas planlama, şirketlerimizi farklılaştıran en önemli unsurlardır. STRATEJİK KANATLI AŞILARI Özellikle Veteriner Biyolojik Ürünleri sektöründe faaliyet gösteren firmaların son dönemde hayata geçen gerek üretim standartları, gerek dağıtım ve saklama koşullarına yönelik mevzuatların, Avrupa müktesebatına uygun şekilde tekrar yapılandırılması sektördeki tüm oyuncuların yeni bir sürece, yeni yönetim ve uygulama kriterlerlerine geçişini mecbur kıldı. Bu geçişi sistemsel olarak tekrar yapılandır- İNFOVET 34-35 mak, sadece üretimi değil aynı zamanda ürün tedarik süreçlerinin de tekrar ele alınması ve uyuma yönelik revize edilmesini gerektirdi. Bizler, kanatlı sağlığının en önemli yapı taşları olarak sektör ihtiyaçlarına cevap verebilmemiz için bu süreçleri çok önceden planlamak ve geçişi eksiksiz olarak gerçekleştirmekle mükellefiz. Örnek vermek gerekirse, üretimden tedarik noktasına kadar olan prosedürlerdeki en küçük Ülkemizde faal olan tüm Veteriner Biyolojik Ürün sağlayıcıları gibi Güneşli’nin de çok önemli sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların en önce gelenlerinden biri de stratejik önem arz eden bazı aşıların asla ve asla kesintiye uğramadan devamlı surette erişilebilir ve sektör ihtiyacına cevap verebilir bir stok yönetimi ile arzı devamlılığıdır. Örnek vermek gerekirse, kanatlı koksidiyozu ve salmonella gibi çok önemli kanatlı hastalıklarına karşı stratejik önem taşıyan ürünlerimizin kesintiye uğrama risklerine karşı öncelikli tedarik planları hayata geçirilmiş, müşterilerimiz ile uzun süreli ihtiyacın planları yapılmış ve ürün arzı riski sıfıra indirilmiş şekilde hareket etmekteyiz. Bu çalışmanın yapılıyor olması, Güneşli A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Burçak Zorlu, “faal, geniş ve orta ölçek tüm kanatlı işletmelerine hizmet ve ürün sağlıyor olmanın önemli bilincindeyiz” sadece şirketimizin ticari yapısından değil, aynı zamanda sektöre 30 yılı aşkın hizmet vermiş olmanın getirdiği sorumluluklardan dolayı oluşmuş şirket geleneğidir. GMP AKREDİTASYONLARI VE ÇOK YÖNLÜ TEDARİK Güneşli, bildiğiniz gibi bir çok ülke ve bir çok üretim tesisi ile Türkiye’nin en geniş kanatlı aşı portföylerinden bir tanesini oluşturmuş ve uzun yıllardan beri temsil etmektedir. Firmamız İtalya’da iki tane, Çek Cumhuriyeti’nde bir tane ve Güney Kore’de bir tane olmak üzere 4 ayrı üretim noktasında Veteriner Biyolojik Ürünleri üretim yapıp Türkiye’de dağıtım kanallarına bu ürünleri sunmaktadır. Özellikle PIC’s standartlarına uyum ve ülkemiz otoritelerinin denetim mekanizmaları ile gerçekleştirilen denetimler sonucunda İtalya’da bulunan Fatro S.p.A’ ya ait iki tesisimize Bakanlığımızın GMP sertifikaları alınmıştır. Çek Cumhuriyeti’nde bulunan Biopharm Research Institute PIC’s üyesi olması ve Avrupa Birliği referans enstitüsü olmasından dolayı mevcut GMP sertifikamız PIC’s uyumludur. Güney Kore’de bulunan KMP International tesisimiz içinse, genişleyen global kapasitemiz ve lojistik alanında kapasite artışı sebebiyle Bakanlık denetim sürecimizi 2016 yılının ilk çeyreğinde gerçekleştirmek üzere karar almış bulunuyoruz. Bu pasif sürecin sektör paydaşlarımız ve müşterilerimiz tarafında herhangi mağduriyet oluşturmaması için yüksek stok seviyemiz ile ihtiyaca çok uzun süre cevap verebilecek noktadayız. Özellikle müşterilerimiz ile pro-aktif bir iletişim içinde olmamız, ülke ihtiyacını iyi belirliyor olmamız ve risk noktalarını tanımlamış olmamız şirketimizi böylesine hassas dönemlerde daha elastik ve her ihtiyaca cevap verebilir konuma getiriyor. Bu noktada üretimden tedarike olan süreçlerin planlanmasında çok önemli olan müşterilerimizin zamanında ve istenilen hızda bilgi akıtması, ihtiyaçlarını planlayabiliyor olmaları ve bu noktada paylaşımcı olmaları, bizlerin daha başarılı bir üretim ve tedarik süreci planlayabilmemizi sağlıyor. GMP AKREDİTASYONLARI VE ÇOK YÖNLÜ TEDARİK Çağımızın başına kadar gelenekçi bakış açısıyla tedarik dendiğinde üretim emrinden ithalata, ithalattan satışa kadar olan süreçler akla geliyordu; ancak zamanımız geleneksel yönetim modellerinin ötesinde bir çok değişkenin var olduğuna, kompleks istatiksel yaklaşımların gerçekleştiğine, sistemsel olguların klasik yönetim “Özellikle mevzuata yönelik alt yapı değişikliklerinde yüksek esneme kabiliyeti olan organizasyonlar daha hızlı sisteme adapte oluyor. Tedarik zincirimizin devamlılığı bizim yaşam modelimiz.” * SEKTÖRÜN İÇİ RAHAT OLSUN mekanizmalarını etkileyemediğine, hatta kararların yöneticiler tarafından verilmediğine, sistemlerin kendi karar mekanizmaları olduğuna şahit oluyoruz. Özellikle Bakanlığımızın sistemsel ve mevzuata yönelik değişikliklerinin sıklığı, her yeni yaklaşımın firmalar içinde bir çok sistemi kökten değiştirebilir yetide olması, yaşayan sistemlerin her an değişebilir ve bir yeni versiyonu ile hiç ara vermeden devam edebilir olmasını gerektiriyor. Bu gereklilik şirketimiz gibi çok üretim noktalı organizasyonlarda daha da hassas ve çok dikkatle takip edilmesi gereken unsurlar gerektiriyor. Bu unsurların kalitesel olarak yenilenmesi belki sistemin finansal gücüne bağlı olduğu olgusunu öne çıkarıyor olabilir ancak bence insan kaynaklarının yapısı, vizyon sahibi olması ve yeni sistemlere uyum gösterebilir olması da ayrıca bir firma kültürü olarak algılanmalı. Güneşli’nin insan kaynakları yönünden genç ve dinamik olması, yenilenen sistemlere hemen uyum gösteriyor olması ayrıca biz yöneticiler için çok büyük bir şans ve gurur verici bir değer. Gerek GMP denetimler, gerek çok yönlü tedarik planları açısından, sistemin birbiriyle yüzde yüz uyumlu çalışıyor oluşu müşterilerimizin ihtiyacına cevap vermekte çok önemli değerler katıyor. VETERİNER BİYOLOJİK ÜRÜNLERİ ve RAF ÖMRÜ Şirketimizin en önemli prensiplerinden bir tanesi de ülkemize ithal ettiğimiz ve pazarlama izni sahibi olduğumuz ürünlere ait her seri numarasının maksimum raf ömrüne sahip olarak ithal edilmesidir. Bu prensip her ne kadar tarif olarak kolay bir yaklaşım gibi görülse de, bu sistemi yaşatıyor olmak çok ince ve çok hassas bir planlama gerektirmek- İNFOVET 36-37 tedir. Bilindiği üzere, ülkemize ithal edilen her seri Bornova Araştırma Enstitüsü’nde çeşitli kalite testlerine tabi tutulmakta, bu testlerin sonuçlarına bağlı olarak satış iznine kavuşmaktadır. Üretim süreçleri, sevkiyat, analiz süresi düşünüldüğünde ilgili ürüne ait raf ömrünün belirli bir kısmının satış öncesi süreçlerde geçtiği ve bu süreninde kısa süreli raf ömrü olan ürünlerde önemli bir zaman kaybına sebep olduğu malumdur. Bu süreçleri ve hele ki daha önce üretilmiş bir ürünün ülkemize ithalatı gerçekleştiği düşünülürse çok kısa raf ömrü olan ürünlerin sahaya arz edilebilecek olma ihtimali yüksektir. Böylesi durumların kanatlı aşılarımızda yaşanmaması için firmamız üretimden ülkemiz tedarik kanallarına kadar geçecek süreyi planlayarak her üretimin Türkiye’ye spesifik yapılmasını, ülke sınırlarımıza ulaşan ürünün raf ömrünün prospektüs maksimum raf ömrü limitlerine çok yakın olarak ulaşmasını genel prensip olarak kabul etmiştir. Bu kuralın işletiliyor olması için ileriye dönük üretim planlamalarını çok hassas yaptığımızı ifade etmek isterim. “Üretimde mükemmellik, uluslar arası kabul edilmiş standartlar ile reel sektörün dinamiklerini birleştirdiğiniz zaman kusursuz bir tedarik zincirine dönüşebiliyor” Pazarlama İzni sahibi olduğumuz 40’a yakın farklı Veteriner Biyolojik Ürünleri, her ürüne ait birçok prezantasyon ve ambalaj boyu düşünüldüğünde bu geniş portföyü azami stok seviyesinde yüksek standartlarda saklamak, dağıtmak ve satış sonrası desteğini vermeye yönelik faaliyetleri başarılı bir insan kaynakları ve personel yapısı ile yönetebiliyor olmak çok mutluluk verici. Sahip olduğumuz tecrübe ve hizmet kalitesi müşterilerimizde önemli bir güven, devamlılık ve tercih duygusu oluşturuyor. Her ne kadar geçiş süreçleri sektörümüzde faal olan tüm şirketleri çeşitli yönlerde önemli değişiklikler ve yeni yapılanma şartları getirmiş olsa da; biz Güneşli olarak bu değişikliklerin gereksinimlerini zamanında ve eksiksiz olarak gerçekleştirmiş, hatta bir adım öteye geçerek yakın gelecekte gerçekleşmesi muhtemel tüm yenileme çalışmalarını planlamış durumdayız. Sektörümüzde faal, geniş ve orta ölçek tüm kanatlı işletmelerine hizmet ve ürün sağlıyor olmanın önemli bilincinde olarak, şirketimizin ürün tedarik sisteminde hiç bir eksiklik olmadığı gibi çok yakın dönemlerde kanatlı sağlığına hizmet vermeye devam ediyoruz. Bu sebeple müşterilerimizin içinin rahat olması gerektiğini, şirketimizin sorumluluklarını harfiyen yerine getirdiğini ifade etmek isterim. ADVERTORIAL EKOL GIDA Cargill, İzmir’de yeni bir hayvan beslenmesi teknoloji uygulama merkezi açıyor 2 milyon ABD Doları yatırım sayesinde Orta Doğu, Türkiye ve Afrika’daki müşterilerin küresel teknolojiden faydalanması ve bu teknolojileri uygulamaları sağlanacak. YAZI: Ekol Gıda Tarım ve Hayvancılık Pazarlama Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi Hayvan sağlığını ve refahını korurken çiftlikteki verimliliğin artırılması tüm dünyada hayvan yetiştiricilerinin ortak hedefidir. Ancak bu amaca ulaşmaya çalışırken, farklı bölgelerde farklı zorluklarla karşılaşılmaktadır. Cargill bu nedenle Ortadoğu, Türkiye ve Afrika’daki süt ve süt ürünleri üreticileri ve kanatlı hayvan yetiştiricilerine işlerini büyütme olanağı sağlayacak yem teknolojileri sunabilmek için İzmir, Yakapınar’da yeni bir Teknoloji Uygulama Merkezi kurdu. Bu yeni Teknoloji Uygulama Merkezi, 2015 yılında Türkiye’nin önde gelen premiks ve yem katkı maddeleri şirketi Ekol Gıda’nın çoğunluk hissesini satın alan Cargill’in bölgedeki varlığını daha da güçlendirecek. Özel ihtiyaçlara uygun yeni ürün ve hizmetler Cargill’in Hayvan Beslenmesi Birimi Global Stratejik Pazarlama ve Teknoloji Direktörü Scott Ainslie şunları söyledi: “Zorlu iklim koşulları ve hammadde bulunurluğu Orta Doğu, Türkiye ve Afrika’daki süt ve süt ürünleri ile kümes hayvanları üreticilerinin karşı karşıya olduğu başlıca zorluklar arasında yer alıyor. Yeni kurulan Teknoloji Uygulama Merkezi, Cargill Hayvan Beslenmesi Ar-Ge ve uygulama ekiplerinin, küresel Cargill teknolojilerini sıcaklık stresi gibi yerel koşullarda test edip değerlendirmesine olanak tanıyacak. Bunun sonucunda da Teknoloji Uygulama Merkezimiz, müşterilerimizin kendi lokasyonlarındaki özel ihtiyaçlarına uygun yeni ürün ve hizmetlerimizi Provimi markası altında piyasaya daha hızlı sunabilmemizi sağlayacak.” Yeni Teknoloji Uygulama Merkezi, halihazırda faaliyet gösteren ticari bir süt ve süt ürünleri çiftliği olan Egesay Gıda Tarım Hayvancılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile işbirliği içinde geliştirildi. 2 milyon ABD doları yatırımla gerçekleştirilen proje ilk aşa- İNFOVET 38-39 mada geviş getiren hayvanlarla ilgili çözümler üzerine odaklanacak. 2017 yılı sonuna kadar ise bir kanatlı havyan merkezinin inşa edilmesi ve faaliyete geçmesi planlanıyor. Kanatlı hayvanlar merkezinde 2.000 etlik ve 2.000 yumurtalık tavuk bulunacak Cargill Hayvan Beslenmesi Birimi Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Bölge Direktörü Guillaume Smeets konuyla ilgili olarak şunları belirtti: “Egesay Türkiye pazarının büyük bir kısmını temsil eden tipik bir aile çiftliği, bu nedenle uygulamaya dönük saha denemelerinin yapılması için ideal bir işletme. Çiftlikteki 150 baş süt ineğine erişimimiz, yerel olarak üretilen farklı hammaddelerin farklı üretim aşamalarında havyan yemlerine ne şekilde eklenmesi gerektiğini ve sıcaklık stresinin etkilerini değerlendirebilmemizi sağlayacaktır. Ayrıca, silaj ve kaba yemler farklı kalitelerde olabilir, bu yüzden yerel olarak üretilen bileşenlerin hayvanlara yönelik besin değerinin değerlendirilmesi önem arz ediyor.” Öte yandan Teknoloji Uygulama Merkezi, Provimi’nin Rupromin™ mineral çeşitleri ve buzağı süt ikamesi ürünlerinin yerel koşullarda performansını müşterilere göstermek amacıyla da kullanılacak. Kanatlı hayvanlar merkezi tamamlandığında ise kümes hayvanlarının bağırsak sağlığı da Teknoloji Uygulama Merkezi’nde yapılan araştırmalar kapsamına alınacak, üretim verimliliğinin yerel yem bileşenleri kullanılarak en üst seviyeye çıkarılması yönünde çalışmalar gerçekleştirilecek. Kanatlı hayvanlar merkezinde 2.000 etlik ve 2.000 yumurtalık tavuk bulunacak. Müşterilerimizin en iyi çözümlere ulaşmalarını sağlayacağız Smeets şunları da ekledi: “Bölgede süt ürünleri ve kümes hayvanları tüketici pazar- ları büyümeye devam ediyor, bu talebi karşılamak için üreticiler profesyonelleşiyor ve işletmelerini büyütüyorlar. İzmir’de kurduğumuz Teknoloji Uygulama Merkezi Cargill’in tüm dünyada yer alan beş Ar-Ge İnovasyon Merkezi ve 12 Teknoloji Uygulama Merkezinden elde ettiği bilgi birikiminden yararlanarak müşterilerimizin en iyi çözümlere ulaşmalarını sağlayacaktır.” Cargill Türkiye Cargill, Tükiye’de 1960 yılında yerli ortaklık sözleşmesi ile faaliyet göstermeye başladı. Cargill olarak ticarete ise 1986 yılında başlandı. Şirketin Türkiye’de İstanbul, Bursa, Balıkesir, İzmit, Adana ve Ankara olmak üzere altı farklı ilde 400’den fazla çalışanı bulunuyor. Cargill’in Türkiye’deki merkez ofisi 1992 yılında açılmış olup İstanbul’da bulunmaktadır. Cargill’in faaliyet gösterdiği başlıca sektörler ise gıda, tahıl & yağlı tohumlar ile endüstriyel & bioendüstriyel ürünlerdir. www.cargill.com.tr Cargill Hayvan Beslenmesi Cargill Hayvan Beslenmesi, 37 ülkede 250’den fazla tesis, 17.000’in üzerinde çalışanı ile dünya genelinde yem üreticileri, hayvan üreticileri ve yem tedarikçilerine ürün ve hizmetler sunmaktadır. 2011 yılında, premiks ve hayvan beslenmesi çözümleri alanında global bir lider olan Provimi™ markasını satın alan Cargill, hayvan beslenmesi portföyüne Provimi™ ürünlerini de ekledi. Bugün Cargill Hayvan Beslenmesi, müşterilerine benzersiz şekilde yem bileşimleri, yem katkıları, tedarik zinciri ve risk yönetimi çözümleri, software araçları ve hayvan beslenmesi uzmanlığını endüstrinin hizmetine sunmaktadır. Cargill Hayvan Beslenmesi hakkında daha fazla bilgi için http://www.cargill.com/feed infertilite İneklerde bazı infertilite olguları bireysel görülmekle beraber, özellikle epidemik enfeksiyonlara, bakım ve beslenme şartlarına bağlı olanlar bir sürü sorunu olarak ortaya çıkabilir. Yazı: Prof. Dr. Adem Şenünver infertilite sığır yetiştiriciliğinin başta gelen sorunlarından bir tanesidir. Etyolojisinin çok karışık olması nedeniyle infertilite olgularında, spermatogenesis ve oogenesisten başlanarak, postpartum döneme kadar uzanan tüm reproduktif olayların incelenmesi gerekir. Bunların yanı sıra, hayvanların yaşam refahlarının da sağlanması gerekir. Barındırma, bakım ve besleme şekillerinin fertilite yönünden önemi gözden uzak tutulmalıdır. Bazı infertilite olguları bireysel İnfertilite sorunu görülmekle birlikte, özelliksürü çapında le epidemik enfeksiyonlara, gözden geçirilerek bakım ve beslenme şartlaele alınmalıdır. İNFOVET 42-43 rına bağlı olanlar bir sürü sorunu olarak ortaya çıkabilirler. İnfertilite sorunu sürü çapında gözden geçirilerek ele alınırsa bazı parametreler bu konu hakkında bir fikir verebilir. Fertilitesi normal bir sürüde ortalama olarak; > İki doğum arası süre yaklaşık olarak 365400 gündür, > Doğumla östrus arası yaklaşık olarak 30-35 gündür, > Doğumla yeniden gebelik arası yaklaşık 60-90 gündür, > İlk tohumlama veya aşımla sonrası gebelik oranı yaklaşık olarak % 60-65 oranındadır. Sürü fertilitesini korumak ve ekonomik kayıplardan kaçınmak için; > Doğum sonrası 60 gün geçtiği halde östrus göstermeyen, > Seksüel siklusları düzensiz olan inekler, > Normal dışı akıntı gösteren, > Güç doğum veya puerperal bir enfeksiyon geçiren hayvanların muayene ve tedavilerinin acilen yapılması, > Abortus yapan ineklerin gözden geçirilerek muayenelerinin yapılmasını sağlamak, > İnfertilite nedeni olan birçok doğmasal ve edinsel anatomik bozukluğun sağıtımı yoktur. Bunlardan doğmasal olanlar agenesis, hipolazik ovaryumlar, freemartinusmus, BÜYÜKBAŞ BESLENME * FONKSİYONEL İNFERTİLİTE Çoğu anöstrus olgularından korunmak ve sağıltımda başarı sağlamak için öncelikle besleme ve barındırma şartlarının düzeltilmesi başlıca koşuldur. beyaz düve hastalığı, hermafrodismus veya oviductun aplazisi olarak sayılabilir. Edinsel olanlar ise, yaygın ova-bursal yapışmalar, uterusun barsak omentum ve karın duvarına yapışmaları ve ender olmakla beraber ovaryum tümörleri görülebilir. İnekler poliöstrik hayvanlar olup, infantil çağ, gebelik ve patolojik durumlar dışında 18-22 günlük (ortalama 21 gün) seksüel siklus gösterirler. Siklusun östrus evresi tohumlamanın yapıldığı veya boğayı kabul ettiği ve gebe kalma şansının bulunduğu dönem olup, 12-24 saat (ortalama 18 saat) sürer. Ovulasyon ise östrus bitiminden 5-15 saat (ortalama 10 saat) sonra şekillenir. Ovulasyondan sonra şekillenen corpus luteumun büyüklüğü ve ağırlığı siklusun 3-12 günleri arasında artar; 16-18 günlerinde sabit kalır ve bu günlerden itibaren uterus kaynaklı “luteolysin”in luteolitik etkisi hızla regrese olarak küçülür ve siklusun folliküler evresi tekrar başlar. Hayvan gebe kalmadıkça ve patolojik bir durum ortaya çıkmadıkça, seksüel siklusu periyodik olarak devam eder. Seksüel siklusun bu düzeni, periferal kan-süt örneklerinde, başta steroidler olmak üzere hormon düzeylerini ölçülmesi ile izlenebilir. Gebelik ve doğumu takiben ilk östrus ortalama 3 hafta sonra şekil- İNFOVET 44-45 lenir. Ancak bu ilk östrus belirtileri ineklerin ancak % 20’sinde belirgindir. Doğum sonrasında ovaryumların fonksiyonlarını olumlu veya olumsuz şekilde etkiliyen birçok faktör vardır. Özellikle bakım ve beslenme koşullarının bozuk olduğu sürülerde çok sayıda hayvanda birden görülebilir. Yetersiz ve dengesiz beslenen, vitamin ve mineral madde noksanlığı çeken yetiştirmelerde anösturus olgusu birçok hayvanda birden ortaya çıkabilir. Buna karşılık süt ineklerinden daha fazla verim alabilmek için yapılan kesif yemleme ve entansif bakım zorlamaları kistik ovaryum ihtimallerini artırmaktır. Fonksiyonel bozukluklar, özellikle hipofiz bezi ile ovaryumlar arasındaki karşılıklı etkileşmelerin aksamasına bağlı olarak ortaya çıkarlar. ANÖSTRUS Anöstrus seksüel siklusların şekillenmemesi ve buna bağlı olarak östurusun görülmemesi sorunudur. Normalde infantil düvelerde, gebe ve erken puerperiumdaki ineklerde fizyolojik bir anöstrus görülür. Bunların dışında seksüel siklusların kesilmesi veya östrus belirtilerinin görülmemesi olguları bir infertilite sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Anöstrus, tohumlama öncesinde ve sonrasında olmak üzere iki dönemde incelenebilir: İlk gruptakiler, beklenen aşım tarihine kadar östrus belirtisi göstermeyenlerdir. Postpartum evredeki ineklerin yanı sıra, düveler de bu grupta sayılabilirler. İkinci gruba ise, tohumlama sırasında gebe kalmadığı halde östrus göstermeyen inekler girer. Bu hayvanlar aşımı izleyen 36 gün veya daha sonrasında yeniden östrus gösterirler veya yapılan Abortus yapan ineklerin gözden gebelik muayenesinde gebe olgeçirilerek her madıkları ortaya çıkar. Yapılan türlü muayeneleri çalışmalara göre aşım sonrası yapılmalıdır. gebelik olmadıkça ve patolojik bir durum şekillenmedikçe, seksüel siklus devam eder. bu düzen periferal kan-sütte hormon ölçülmesi ile izlenebilmektedir. BÜYÜKBAŞ BESLENME anöstrus sorununa, öncekine kıyasla daha fazla rastlanılabilir. Anöstrus, gebe kalma yönünden gecikmelere, doğumlar arasındaki sürenin uzamasına ve dolayısıyla verim kaybına neden olan bir sorundur. Her postpartum anöstrus olgusunda, en az 30 günlük bir kayıp ortaya çıkmaktadır. Tohumlamayı izleyen anöstrus olgularında ise, en az iki siklus, diğer bir deyişle 42 günlük bir kayıp göz önünde tutulmalıdır. Yetiştirici tarafından, östrusun beklenen zamanda görülmemesi şikayeti ile sunulan ineklerde, bu olgu aslında iki türlü ortaya çıkabilir. Hayvanda ya siklik fonksiyon durmuştur ve dolayısıyla östrus belirtileri yoktur; ya da siklik işlevler devam etmektedir, ancak östrus belirtileri izlenememektir (suböstrus). Uterus endometriyumundan luteolizin salgısını engelleyen Kronik purulent endometritis gibi yangısal durumlarda anöstrus görülmektedir. Anöstrusun çeşitli nedenleri vardır: İlk ve ikinci yavrusunu yapan ineklerde, daha yaşlılara nazaran inaktif ovaryumlara bağlı hakiki anöstrus olguları daha sık görülmektedir. Buna karşılık, 5 yaşından büyük olan ineklerde postpartum anöstrus dönemi daha uzun olmaktadır. İnek ve düvelerde beslenme düzeyinin ve özellikle enerji alımının östruslar üzerinde, ovaryum fonksiyonlarını etkilemesi nedeniyle önemli etkisi bulunmaktadır. Yapılan çalışma larda, güç doğumlardan sonra yüksek verimli ineklerin, düşük verimli olanlara kıyasla siklik fonksiyonlara daha geç başladığını ortaya konmuştur. Buna karşılık, kötü bakım ve besleme nedeniyle az süt veren hayvanlarda da anöstrus olaylarına sık rastlanmaktadır. Yavrusunu emziren ineklerde, emzirmeyenlere kıyasla siklik faaliyetler daha geç başlamaktadır. Anöstrus daha çok kış, erken ilkbahar, yaz sonu ve sonbahar aylarında beslenme yetersizliği ve ineklerin izlenme güçlüğü nedeniyle daha sık görülmektedir. Ovaryumların luteal kistleri ile bazı foliküler kist olgularında anöstrusa rastlanmaktadır. Uterus endometriyumundan luteolizin salgısını engelleyen çeşitli yangısal durumlar- İNFOVET 46-47 da da anöstrus görülmektedir. Kronik purulent endometritis (pyometra) olguları buna örnek olarak verilebilir. Nadir olmakla beraber, ovaryumlardaki foliküler dokunun doğmasal eksikliği de anöstrus ile seyreder. Hayvana acı, ağrı veren ve yem yemesini engelleyen bazı genel hastalıklar ile aşırı soğuk ve sıcaklar da östral siklusların devamlılığını engelleyen diğer önemli bir dizi faktörlerdir. Sürünün büyüklüğü ve barındırma şartlarına bağlı olarakta da anöstrus bulguları farklı seyirler gösterir. Özet olarak söylemek gerekirse, ineklerdeki anöstrüs sebeblerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: > Yaş > Beslenme durumu > Süt verimi > Emzirme > Mevsim etkisi > Kistik ovaryumlar > Uterusun patolojik durumu > Genetik faktörler > Kronik hastalıklar > Östrusun iyi gözlenmemesi Anösturus, ovaryumların ve tubular genital kanalın rektal yolla muayenesi ve siklik fonksiyonlarının devamlılığının, imkanlar elverdiğince süt-progesteron düzeylerinin ölçümü ile Anöstrus, gebe kalma yönünden anlaşılır. Ovaryumdaki corpus gecikmelere neden luteumun siklik yada patolojik olabilen önemli olup olmadığını araştırmak bir sorundur. * Ovaryum atrofisinin görüldüğü olgularda hormon ejeksiyonları etkisizdir ve hatta zararlı olabilir. Hakiki anöstrus olguları için çeşitli hormon tedavileri önerilse de ancak bunlardan hiç biri tek başına kesin etkili değildir. Sağlıklı bir sürü yetiştirmek istiyorsak en önemlisi çiftlik yönetimini en iyi şekilde yerine getirmemizdir. Buradaki en büyük sorumluluğun çiftlik veteriner hekimine düştüğü unutulmamalıdır.. BÜYÜKBAŞ BESLENME 30 Postpartum anöstrus olgularında yaşanan kaybedilen gün sayısı için gerektiğinde 10 gün sonra rektal muayenenin yapılması gerekir. Rektal muayeneden sonra ovaryumlarda corpus luteum bulunup bulunmadığına göre, anöstrüslu hayvanları iki gruba ayırmakta yarar vardır. A. Hayvanın ovaryumlarında fonksiyonel bir corpus luteumun bulunduğu olgular > Gebelik > Suböstrus > Siklusun 6-8. günleri > Luteal kist yanlışlıkla copus luteum olarak yorumlanabilmektedir > Patolojik bir durumuna bağlı kalıcı corpus luteum oluşması > Pyometra, mumifye veya masere fötus > Uterusta patolojik bir durum bulunmaksızın şekillenen kalıcı corpus luteum B. Hayvanın ovaryumlarında fonksiyonel bir corpus luteumun bulunmadığı olgular > Hakiki anöstrus; inaktif ovaryum > Suböstrus; siklusun 19. gününden sonra 5. gününe kadar > Follüküler kist > Diğer durumlar hipoplazik ovaryum, freemartinusmus, tümörler Suböstrus olgularında, genital organlardaki siklik işlevler devam ettiği için ovaryumlarda çoğunlukla corpus luteuma rastlanır ya da genital kanalda hayvanın östrusa yakın (proöst- İNFOVET 48-49 rus), östrusta veya hemen sonrasında olduğuna dair tipik değişiklikler palpe edilebilir. İnaktif durumlara bağlı hakiki anöstrüs olgularında ise, her iki ovaryum da küçüktür ve üzerlerinde siklik faaliyetlere ait belirti bulunmaz. Ovaryumlarda corpus luteum yer almadığı gibi, uterus küçük ve yumuşaktır. Uterusa bağlı gebelik, pyometra, mumifiye-masere fötus, doğmasal anomaliler gibi durumlarda ise tanın konulması şarttır. Anöstrus sağaltımında tanının konulması çok önemlidir. Çoğu anöstrus olgularından korunmak ve sağıltımda başarı sağlamak için öncelikle besleme ve barındırma şartlarının düzeltilmesi başlıca koşuldur. Freemartinusmus, beyaz düve hastalığı, bileteral hipoplazi ile diğer doğmasal anomalilerin sağaltımı mümkün değildir. Buna karşılık pyometra ve mumifiye fötus olguları çoğunlukla sağaltılabilir. Keza, kistik ovaryumlar için de uygun sağaltım yöntemleri mevcuttur. Düvelerdeki ovaryum atrofileri başta enerji ve protein noksanlığı gibi beslenme bozukluklarına bağlı olup, öncelikle fosfor olmak üzere, mineral ve iz elementlerin noksanlığı araştırmalıdır. Yine genç ineklerde, laktasyonun en yüksek olduğu dönemlerde ovaryum atrofisi görülebilir. Rasyonun Sağlıklı bir sürü yetiştirmek istiyorsak düzeltilmesi ve mineral en önemlisi çiftlik madde ile iz element ilavesi yönetimini en iyi şekilde gayet etkilidir. yerine getirmemizdir. Bir çiftlikteki management problemleri > Östrus tespitinin yetersiz olduğu durumlar > Yanlış zamanda tohumlama (çok erken östrus dönemi, çok geç östrus dönemi, östrusda olmayış, erken PP dönem) > Yanlış senkronizasyonresenkronizasyon programları > Spermanın kalite, sayı, depo ve muhafazasında yapılan hatalar > Uygun olmayan tohumlama > İmmunolojik faktörler, antisperm antikor, inbreeding > İnek konforunun yetersizliği > Geçiş döneminin kötü planlanmış olması > Yanlış besleme; fazla ya da yetersiz protein > Yemdeki mikro besin elementlerinin noksanlığı > Mastitis ve topallıklar > Çevresel faktörler - Sıcaklık stresi - Prostoglandin ve kortikostreoid, östrojen - Fertilizasyon her zaman etkilenmek zorunda değildir. - Foliküler dinamik bozulur; steroidojenik kapasite azalır. - Uterusa kan akımı azalır, uterus ısısı yükselir, besin maddeleri giderek azalır, atık ürünler artar. REFARM BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ Etçi ve süt sığırlarında viral, bakteriyel ve solunum hastalıkları Bu çalışmada, sığırlar için yüksek önem teşkil eden hastalıklardan ve ‘doğal’ yem katkılarıyla sağlanabilecek korumadan bahsedilmektedir. Sığırlar yoğun bir şekilde birçok dış ve iç parazite maruz kalmaktadır. İNFOVET 50-51 Sığırlar, birçok ülke için en önemli besi ve süt hayvanı türü ve önemli bir ekonomik getiri kaynağıdır. Dünyadaki sığır varlığının 1.5 milyar olduğu tahmin edilmektedir. Bunların bir milyardan fazlası tropik ve subtropik bölgelerde yaşamaktadır. Yaşadıkları bölgelerde bu hayvanlar yoğun olarak birçok dış ve iç parazite maruz kalmaktadır. Bu parazitler sığırların hem sağlıklarını, hem de verimlerini önemli derecede etkilemektedir. Enfeksiyöz hastalıklar da önemli bir ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Bu çalışmada, önemli hastalıklardan ve ‘doğal’ yem katkılarıyla sağlanabilecek korumadan bahsedilmektedir. Enfeksiyöz Hastalıklar Sığırlar, başta bakteriyel ve viral enfeksiyonlar olmak üzere, çeşitli solunum ve bağırsak hastalıklarına duyarlıdır. Solunum Hastalıkları Sığırlarda, solunum yolu hastalıklarına yol açan bakteriyel etkenlerin başında pastörella ve mikoplazmalar gelmektedir. Pasteurella multocida ve P. haemolytica’nın yer aldığı pnömonik pastörelloz, “shipping fever/nakliye humması” adıyla da bilinmektedir. Mikoplazmalar, Avrupa, Asya ve Afrika’da enzootik olarak seyreden bulaşıcı sığır plöropnömonisine neden olmaktadır. Sığırların enfeksiyöz rinotrakeiti (IBR) de sığırlarda yaygın görülen bir hastalıktır. Başta genç besi hayvanları olmak üzere, hemen her yaşta görülebilir. Bağırsak Hastalıkları Sığır sürülerindeki ekonomik kayıpların başında gelmektedir. Besicilik giderek daha yoğun olarak yapılmakta olduğundan, gelecekte daha da önemli hale gelecektir. Bağırsak enfeksiyonları, yeni doğan hayvanların yanı sıra, yetişkinlerde de görülmektedir. Escherichia coli, yeni doğanların en önemli patojeni olarak kabul edilmektedir. Özellikle 2-10 günlük buzağılarda ishale neden olmaktadır. Clostridium perfringens danalarda ishal ve enterite neden olur. Salmonelloz, sığırlarda ciddi ve süregelen bir problemdir. Bunun nedeni, Salmonella türlerinin (S. dublin, S. enteriditis, S. typhimirium) sığır vücudunda yerleşmeye meyilli olması ve taşıyıcı hayvanlarda önemli bir enfeksiyon kaynağı olmasıdır. Rotavirüs de, yeni doğanlarda toplu enterit Bağırsak enfeksiyonları, yeni vakalarına yol açan yaygın doğan hayvanların yanı bir patojendir. Sığırların visıra, yetişkinlerde de rüslü ishali (BVD-mukozal görülmektedir. hastalık), sığırlarda akut erozyonlu stomatit, gastroenterit ve ishal ile seyreden bir enfeksiyöz hastalık olup, her yaşta görülebilmektedir. Mastit Aslında bakteriyel bir hastalık olup, mikoplazmalar, mantarlar ya da algler de bu hastalıktan sorumludur. Meme bezlerinin enfeksiyonu sonucu gelişir. Subklinik mastit en yaygın formdur. Klinik mastitten çok daha yaygın olarak görülür. Memede yangı belirtilerine ve sütte değişikliklere rastlanmaz. Süt verimi ve kalitesi düşer. Etkenler: Streptococcus agalactiae, Staphylococcus aureus, Mikoplazma ve Pastörella başta gelir. Çevresel mastit, Escherichia coli, Micrococcus sp., Enterobacter sp., Nocardia, Citrobacter, Proteus, Pseudomonas, Serratia sp. ve Klebsiella sp. gibi koliformlar tarafından oluşturulur. Maya ve mantarlar da memeyi sıkça enfekte edebilir. Yine, Staphylococcus aureus mastiti düvelerde, doğum öncesi yaygın olarak görülür. Mastit nedeniyle oluşan kayıplar 1. Süt verimindeki düşüş, subklinik ya da klinik mastite bağlıdır. Mastite bağlı giderlerin %70’i süt verimindeki azalma nedeniyledir. 2. Antibiyotik kalıntısı nedeniyle atılan süt mastitin maliyetlerinin başında gelir. Atılan süt ve süt verimindeki azalma, mastitin yol açtığı * Malıgn ödem Clostridium septicum; C. chauvoei, C. perfringens, C. sordellii ve C. novyi ile birlikte malign ödem oluşturur. Malign ödem yaraların toprakla kontaminasyonu sonucu gelişir. Derin yaralar, kastrasyon yaraları ve doğum sırasında oluşan yaralanmalar yüksek risk taşımaktadır. Enfeksiyon, yeni doğanlarda, göbeğin enfekte olması sonucu ve asepsinin sağlanmadığı enjeksiyonlar da gelişebilir. Vücuda giriş bölgesinde toksin üretilir. Bu toksinler aşırı derecede terlemeye, kan ya da berrak sıvı toplanmasına ve gangrene bağlı doku ölümüne yol açar. Toksinler kana karışarak ateş, güçsüzlük titreme ve ölüme neden olur. REFARM BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ kayıpların %85’i; > ilaç ücretleri, > İşçilik ücretleri, > Iskartaya çıkarma ve ölümlere bağlı şekillenen kayıplar, > Süt kalitesindeki düşüş, artan somatik hücre sayısı, meme içi enfeksiyona bağlı süt yağı oranında azalma ve meme içi enfeksiyona bağlı süt proteinindeki azalma nedeniyledir. Mastit kontrol programlarının uygulanması bazen zordur; çünkü kayıpların %70’i besici tarafından fark edilmemektedir. Sığırlarda Paratüberküloz (John’s Disease) Mycobacterium paratuberculosis adlı bakteri tarafından oluşturulur. Bu bakteri lenf nodüllerine yerleşir. Önü alınamayan ishal nedeniyle hastalık, diğer hayvanlara da bulaşır. Bu enfeksiyon, uzun süre fark edilememesi ve ishal başladıktan sonra da geç kalınmış olması nedeniyle, genellikle ölümcüldür. Birçok ülkede, ihbarı mecburi bir hastalık olup, hasta hayvanlar kesime sevk edilir. Sığırlardaki Klostridiyal Enfeksiyonlar Clostridium cinsinden bakteriler tarafından oluşturulur. Klostridiyumlar çevrede yaygın olarak bulunur ve normalde toprak ve dışkıda mevcutturlar. Dış ortamda uzun süre canlı kalabilen sporlar oluştururlar. Gastrointestinal kanalda ve sporlar halinde sağlıklı hayvanların dokularında da bulunurlar. Hastalık, bu bakterilerin (yara, bere, yutulma ile) vücuda girmesiyle başlar. Vücut kondüsyonuna bağlı olarak da, bakteriler çoğalır ve/veya toksin oluşturur. Tetanoz Genellikle, derin yaraların kontamine olması sonucu gelişir. Kastrasyon ve boynuz kesimi ve hatta doğum sırasında oluşabilecek yaralar da risk oluşturmaktadır. Clostridium tetani bu yaralarda çoğalır ve sinir sistemini etkileyen bir toksin salgılar. Bu durumda başlı olarak, iskelet kasları kasılır. Solunumun durmasına bağlı olarak da ölüm gerçekleşir. Yanıkara 6 aylıktan 2 yaşa kadarki genç hayvanlarda görülür. Aşırı derecede beslenen gelişmekte olan hayvanlarda daha sık rastlanır. Clostridium chauvoei sporları İNFOVET 52-53 sağlıklı hayvanların kas dokularında latent olarak yaşamaktadır. Enterotoksemi (Yumuşak Böbrek Hastalığı) Enterotoksemiye yol açan mikroorganizmalar bağırsağın normal florasından olup, burada düşük sayılarda bulunurlar. Bunlar az miktarda toksin üretebilir ve normal koşullarda da bağırsak hareketleri ile atılır ya da antikorlar tarafından inaktive edilir. Yemdeki ani değişiklikler, aşırı besleme, hızlı yeşeren meralar ya da genç tahıl ürünleri ve dane ağırlıklı yemle besleme bakterilerin hızla çoğalmasına yol açar. Toksemi, besinlerin bağırsaklardan geçişi yavaşladığında ya da mikroorganizmaların çoğalıp daha hızlı toksin üretmeleri söz konusu olduğunda gerçekleşir. Enterotoksemi, D tipi Clostridium perfringens‘in proliferasyonu ve bağırsakta toksin üretimi sonucu ortaya çıkar. Bir dizi toksin üretilir. Bunların en önemlisi kan damarlarını ve sinir sistemini tahrip eder. Hastalık daha çok, iyi kondisyondaki genç, çabuk gelişen ve zengin içerikli yemle beslenen hayvanlarda görülür. Hastalığın belirtileri ishal, böğürme, düşkünlük ya da durgunluk, körlük, konvülziyonlar ve ölümdür. Hayvanlar bir belirti göstermeksizin ölmüş olarak bulunabilirler. Kara Hastalık Karaciğer tahribatı sonrasında gelişir (göç eden karaciğer kelebeklerinin Clostridium novyi‘nin çoğalıp, toksin üretmesine yol açması gibi). Toksinler ciddi karaciğer hasarı ve ölüme neden olur. Botulizm: Clostridium botulinum çürümekte olan hayvan ve bitkilerde bulunur. Bu çürüyen maddelerde Clostridium botulinum tarafından toksin oluşturulur. Hayvanlar toksini yutarak hastalığa yakala- Klostridiyumlar çevrede yaygın olarak bulunur; normalde toprak ve dışkıda mevcuttur. uzun süre canlı kalabilen sporlar oluştururlar. nırlar. Toksinin en yaygın kaynağı, fare ve kuş karkaslarıyla kontamine olmuş yem ya da kemiklerin çiğnenmesidir. Botulinum toksini yumuşak bir paralize neden olur. Hayvan çiğneyemez ya da yutamaz; salyası akar. Solunum kaslarının paralizi sonucu ölüm gerçekleşir. Leptospiroz Leptospira bakterileri tarafından oluşturulan bulaşıcı bir hastalıktır. 200’den fazla Leprospira suşu bulunmaktadır. Daha çok sıcak ve nemli bölgelerde görülür. Leptospiroz dış ortamla temasta olan ya da sığırlarla çalışan çiftçi, besici, veteriner hekim, mezbaha çalışanları, kanalizasyon çalışanları gibi insanlarda görülen bir meslek hastalığıdır. Sütçü ve etçi besi sığırlarından sıklıkla izole edilen iki Leptospira suşu bulunmaktadır; Leptospira hardjobovis ve Leptospira pomona. Ekonomik kayıp: Leptospiroz aşağıdaki nedenlerden dolayı ciddi ekonomik kayıplara neden olabilir: > Mastit vakalarında artış ve süt veriminde belirgin azalma > Sütçü ve etçi sürülerde abortlara bağlı olarak buzağılama yüzdesinde azalma ve danalarda yüksek mortalite oranları > Besicinin hastalıkla enfekte olması. Besicinin işten uzak kalması ve tedavisi için yapılan masraflar Vibriyoz (Sığırların Veneral Kampilobakteriyozu/BVC) Sığırların önemli bir enfeksiyöz veneral enfeksiyonudur. İnfertilite ve abortların ana nedenlerindendir. Tüm dünyada yaygındır. Besi sığırlarının % 40’ından fazlasında vibriyoza bağlı infertilite görülür. Verim etkinliğinin, besi sığırlarında önemli bir ekonomik faktör olması nedeniyle, vibriyoza bağlı buzağı kayıpları başarı ve başarısızlık arasındaki farkı oluşturur. Vibriyoz, Campylobacter fetus tarafından oluşturulur ve enfekte boğaların şüpheli inek ve düvelerle çiftleşmesi ile yayılır. Boğalarda bağışıklık kolay kolay gelişmez ve bu hayvanlar bir belirti göstermeksizin uzun süre enfekte kalabilirler. Vibriyoza bağlı ekonomik kayıplar: Bunlar, enfekte besi ve süt sığırı sürülerinde verim düşüklüğü şeklinde değerlendirilebilir. Özellikle enfeksiyonun ilk yılında büyük * Buzağı İshali çaplı ekonomik kayıplara neden olabilir. Etçi sığırlarda ilk yılın bürüt kârı % 65 kadar düşebilir. Bruselloz (Bang Hastalığı) Sığırların reprodüktif sisteminin bir enfeksiyonudur. Nedeni, Brucella abortus‘tur. Bu bakterinin meme, uterus, lenf bezleri, testisler ve yardımcı seks bezlerine afinitesi vardır. Uterusa olan affinitesi nedeniyle, abortlar hastalığın normal semptomudur. Süt veriminde düşüş ve canlı ağırlık artışında azalma da sık görülür. Boğalardaki en önemli bulgu, epididimittir. Bruselloz şüpheli hayvanlara öncelikli olarak, enfekte hayvanların temasıyla bulaşır. Temelde enfekte bir sığır, hastalığı sadece doğum ya da abort zamanında/sırasında bulaştırabilir. Atılan fetüs, plesenta zarları-sıvıları ve enfekte bir sığırın doğum ya da düşük yapması sonrasında uzun süre kalıcı olabilen, vaginal akıntılarda bol miktarda bulunan virülant Brusella mikroorganizması bulunur. Bunlar, diğer hayvanlarla enfekte hayvanların akıntılarıyla ve bulaşık ortamlarda bulunan hayvanlar aracılığıyla bulaşır. Enfekte hayvanlardan elde edilen süt ve kolostrum, buzağılar ve insanlar için hazır bir enfeksiyon kaynağıdır. Bir hayvan ya da sürünün teste sokulup, enfeksiyon taşımadığı belirlense bile, bazı hayvanlarda enfeksiyon inkübasyon döneminde olabilir. Brusella ile enfekte anneden doğan buzağıların küçük bir yüzdesi düve olana kadar hastalığı vücudunda taşıyacaktır. Düvenin gelişimi süresinde serolojik testler negatif çıkabilir. Yine de, düve gebe kaldığında abort yapabilir ya da doğum sırasında seropozitif olabilir ve enfeksiyon kaynağı haline gelebilir. Bu nedenle, besicinin satın aldığı ve serolojik olarak negatif olan düveler aslında latent bir enfeksiyon taşıyor olabilir. Antraks Akut, enfeksiyöz bir bakteriyel hastalıktır. Tüm yaş ve sınıftaki hayvanlarda ölümlere neden olabilir. Nedeni Bacillus anthracis‘tir. Havayla temas ettiklerinde çok dayanıklı sporlar oluşturur. Bu sporlar toprakta yıllarca kalabilir ve antrakslı bir karkasın çevresindeki alanı bulaşık hale getirebilir. Merada otlayan hayvanlar tarafından ağız ya da burun yoluyla alındıktan sonra yutulur ve vücutta açılırlar. Vücutta hızla çoğalarak kan dolaşımına geçerler ve ateş ve ani ölümlere neden olurlar. Antraksın insidansı azalmaktadır. Yine de, hastalığın doğası nedeniyle, salgın ihtimali her zaman mevcuttur. Antraksın ne zaman görüleceğini tahmin etmek zordur. Bununla birlikte, İshalin nedeni ne olursa olsun, bağırsak bazı ipuçları söz konuyüzeyi tahrip olur ve sudur. Anızlı otlaklarda önemli miktarlarda sıvı görülebilse de, gür çayırlı kaybı gerçekleşir. Buzağılardaki en yaygın hastalık semptomudur ve genellikle doğumdan sonraki ilk ayda görülür. Dışkı beyaz, sarı, gri ya da kanlı olabilir ve genellikle kötü kokuludur. İshale birçok mikroorganizma neden olabilir ve bu etkenlerden birkaçı hayvan vücudunda mevcut olabilir. Rota gibi virüsler buzağı ishallerinin en yaygın nedeni olmakla birlikte, kriptosporidiya ve koksidiya gibi protozoalar ve Salmonella ve E. coli gibi bakteriler de sorun oluşturabilir. İç parazitler daha yaşlı danalarda sorun oluşturur. İshalin nedeni ne olursa olsun, bağırsak yüzeyi tahrip olur ve önemli miktarlarda sıvı kaybı gerçekleşir. Sonuçta da, buzağı kısa sürede dehidrate olur; elektrolit dengesi bozulur; enerji rezervleri tükenir ve hayvanlar şoka girip ölebilirler. Bruselloz hastalığında, bir hayvan ya da sürünün teste sokulup, enfeksiyon taşımadığı belirlense bile, bazı hayvanlarda enfeksiyonun inkübasyon döneminde olabilir. REFARM BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ * Şişkinlik Taze, bol yeşillikli ve özellikle de legimünöz içeriği fazla olan meralarda otlarken görülebilen bir risktir. Ruminantlar normal sindirim işlemi sırasında yüksek miktarlarda gaz üretir. Bu gaz ya ağızdan atılır ya da gastrointestinal sisteme iner. Rumenden gaz geçişini engelleyen bir durumda şişkinlik oluşur. İlerlemiş vakalarda hayvan yatar. Bu aşamada ani ölüm gerçekleşir. Bunun nedeni şişkin rumenin akciğerlere basınç yapması, solunumu ve dokulara oksijen gidişini etkilemesi ve kan dolaşımını engellemesidir. Grofarm® ve Vitalfarm®’ın birlikte kullanımı diğer viral ve bakteriyel patojenleri uzaklaştıracaktır. meralarda da ortaya çıkabilir. Yaz ve sonbahar aylarında daha sık rastlanmaktadır. Yine de, yağışlı havaları takiben de ortaya çıkar. Hastalığın ortaya çıkabileceği zamanla ilgili bu belirsizlikler, meradaki hayvanlarda görülen ani ölümlerde antraks şüphesini akla getirmelidir. Enterotoksemi ve Şişkinlik Şişkinlik ve enterotoksemi tamamen farklı olmakla birlikte, aynı meralarda otlamaya bağlı olarak, genellikle birlikte görülür. Sığırların Solunum Yolu Hastalığı Bakteriler, virüsler tarafından tahrip edilmiş solunum yolu epitel hücrelerine kolayca tutunabilir ve immün sistem akut yangı geliştirerek bu duruma tepki verir. İNFOVET 54-55 Hastalığın semptomları bazen neredeyse fark edilemezken, bazen hayvanlar ölü olarak bulunabilir. Hastalığın şiddetine göre hayvanlar yem yemez; ateş, öksürük, burun akıntısı, depresyon ve solunum güçlüğü vardır. Stres önemli bir predispoze faktördür. Besi hayvanlarında yeme geçtikten sonraki ilk 4 haftada görülür. Başta sığırların enfeksiyöz rinotrakeit (IBR) virüsü ve pestvirüsü olmak üzere virüsler ve pastörella ve hemafilus gibi bakteriler hastalığı bir başlarına ya da birlikte oluşturabilirler. Antibiyotikler virüslere etkili değildir; fakat, viral enfeksiyonlar sıkça sekonder bakteriyel enfeksiyonlarla komplike olur. Her ihtimale karşı, geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanılması yarar sağlayabilir. Besiciler için mevcut seçenekler > Virüslere etkili ilaç yok > Geniş spektrumlu antibiyotik gerekliliği > Antibiyotikler bakteriyel, mikoplazmal, klostridiyal ve solunum problemlerini çözebilmeli Tedavide, destekleyici uygulamalar ve pnömoni (Clostridia, Haemophilus, Pasteurella, Streptococcus, Salmonella, Listeria, solunum yolu korona virüsleri), ishal (Salmonella, E. coli) ve Chlamydia gibi sekonder enfeksiyonlara karşı antimikrobiyal kullanılması gerekmektedir. Mevcut seçeneklerle ilgili sorunlar/ Antibiyotiklere direnç Antibiyotiklerle tedavi, suşların duyarlılığının istikrarlı olmaması nedeniyle oldukça zordur. Yukarıda bahsedilen sekonder enfeksiyonlar antibiyotiklere kolayca direnç kazanabilmektedir. Ayrıca, enfeksiyonların tedavi edilebilmesi için tüm sekonder enfeksiyonlarla aynı anda mücadele edilmesi gerekir. Antibiyotiklerin çoğu bu çoklu patojenlere karşı etkili değildir. Veteriner hekimlerin de, yukarıdaki sorunlara karşı antibiyotik seçimleri oldukça zordur. Belki de, böyle tam bir seçenek mevcut değildir. Vitalfarm® bitkisel ürünlerden oluşan doğal bir yem katkısıdır. Yukarıda bahsedilen Mycoplasma, Pasteurella, Haemophilus, Strep- tococcus, Actinobacillus, Staphylococcus, Listeria ve Bordetella ile Clostridia ve Salmonella gibi enterik sorunların tümüne etkilidir. İmmünite parametreleri/Konak hayvan ve patojen arasındaki mücadele Hayvanlar bakteriyel ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı iyi bir doğal savunma mekanizmasına sahiptir. Havadaki büyük partiküller burun boşluğunda ve üst solunum yolunda tutulurken, küçük partiküller alt dolunum yoluna dağılır. Bu partiküller solunum yolundaki yapışkan mukus tarafından tutulur ve solunum yolundaki tüycükler kanalıyla geri süpürülür. Makrofajlar patojenleri hapsederek öldürür. Bunun dışında, solunum sistemi esansiyal yağ asitleri gibi birçok madde ile kaplıdır. Bu maddelerin bakterisit etkileri vardır. Yine de, virüsler ve bazı bakteri ve mantar sporları alt solunum yolunun daha da derinlerine doğrudan inebilmektedir. Çalışmalar, bakterilerin, virüsler tarafından tahrip edilmiş solunum yolu epitel hücrelerine kolayca tutunabildiğini göstermektedir. Vücudun immün sistemi akut yangı geliştirerek bu duruma tepki verir. Bu tepki yetersiz kalırsa, patojenler kan dolaşımına geçerek tüm vücuda ulaşırlar. Solunum sisteminin bağışıklığı ve imnnümosupresyon Daha önce bahsedilen ve spesifik olmayan savunma mekanizmalarından başka solunum sistemi boyunca lokal lenf dokusu bulunur. Bu, patojenin yok ederek solunum sistemini korur ve genel immün sistemi uyarır. Lokal olarak salgılanıp kana salınan antikorlarla birlikte, immün sistem elemanlarından doğal hücre yok ediciler, interferonlar ve makrofajlar da immün yanıtın verilmesinde görev alır. Çeşitli immünosupresif ajanlar (virüs, mikotoksin, kimyasallar, antibiyotikler, vb.) vücudun immün sistem mekanizmasını bozarak hayvanları solunum ve bağırsak sistemi tehditlerine oldukça hassas hale getirir. İmmün sistemi baskılanan hayvanlar, çeşitli hastalıklara karşı yapılan aşılamalara da tam bir bağışıklık yanıtı oluşturamazlar. Yapılması gerekenler nelerdir? Yukarıdaki analiz doğrultusunda, sığırlarda bakteriyel ve solunum sistemi sorunlarınla mücadele aşağıdaki şekillerde olmalıdır: > Hastalığın ortaya çıkışını engellemek amacıyla bağışıklığın gelişimi, > Sekonder enfeksiyonlarla mücadele ve sekonder enfeksiyonlarda ortaya çıkan değişikliklerin ortadan kaldırılması, > Hastalık ortaya çıkmışsa, ortadan kaldırılması Antibiyotikler, yukarıdaki 3 maddeye müdahale edebilirken, ilk ve ikinci maddeler üzerinde etkisiz oldukları gibi, birçok vakada immünosupresyona neden olurlar. Aşılar da, 1. maddede etkili olabilirken, 2. ve 3. maddeler üzerinde etkisizdir. Vitalfarm® aynı dozlarda kullanılarak (Mycobacterium paratuberculosis, Campylobacter, Listeria, Clostridia, Mycoplasma, Pasteurella, Bordetella bronchiseptica, Haemophilus, Actinobacillus, Salmonella; Leptospiroz’da in vitro olarak 45 dakikada eliminasyon) diğer birçok önemli patojeni elimine etme etkisi araştırılmıştır. Bu nedenle Vitalfarm bakteriyel solunum ve enterik hastalıklarda geniş spektrumlu bir antibakteriyel olarak kullanılabilir. Grofarm® geniş spektrumlu viral etkisi olan, immün sistem güçlendiricisi ve etkili bir toksin gidericidir. Grofarm®’ın, başta rotavirüs olmak üzere, çeşitli virüsler üzerindeki antiviral etkisi birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Grofarm® uygulanan hayvanlarda titrelerin iyileşmesi ve TLC, Hemoglobin ve PCV gibi diğer parametreler yükselmesi Grofarm®’ın önemli bir immün modulatör olduğunu göstermektedir. Grofarm® uygulaması ile bağışıklık sistemi sağlıklı kalmakta; virüslerin hücre duvarlarına penetrasyonu önlenmektedir. Grofarm®, okratoksin, aflatoksin, T2 toksinleri, ergot zehirlenmesi, klostridiya toksinleri ile yem ve ilaç kaynaklı toksinlerin etkilerini nötralize eder. Bu nedenle, Grofarm® antiviral, immün sistem güçlendiricisi ve toksin giderici olarak kullanılabilir. Şu da bilinmektedir ki, virüsler ister immün yönden isterse çeşitli enfeksiyonlar nedeniyle güçten düşmüş hayvanlarda kolayca çoğalabilmektedir. Vitalfarm®, bu nedenle (Grofarm® ile birlikte), immünosupresyona bağlı olarak gelişen enfeksiyonların ortadan kaldırılmasında ve patojen bakterileri yok ederek de solunum sisteminin sağlıklı tutulmasında etkilidir. Virüslerin yalnız başlarına ya da diğer patojen bakterilerle birlikte oluşturacağı sorunların etkileri ortadan kaldırılacak ya da en aza indirgenecektir. Grofarm® ve Vitalfarm®’ın birlikte kullanımı diğer çeşitli patojenleri uzaklaştıracaktır. Bu iki ürün hayvanlarda sitokin seviyelerinin arttırılmasında; dolayısı ile bağışıklık hücrelerinin artırılmasında rol oynar. Bu antikorlar açıklanmış olan mastit, vibriyoz, şişkinlik ve diğer hastalıklara neden olan antijenleri nötralize etmektedir. UYGULAMA ŞEKLİ Koruma Vitalfarm® 60 mg ve Grofarm® 60 mg /kg canlı ağırlık /gün. Ve/veya Vitalfarm® sıvı 2 mL ve Grofarm® Sıvı 4 mL /10 kg canlı ağırlık. Bilinen vakalar Vitalfarm® 80-100 mg ve Grofarm® 80-100 mg /kg canlı ağırlık /gün. Ve/veya Vitalfarm® sıvı 4mL ve Grofarm® Sıvı 8 mL /10 kg canlı ağırlık. Uygulamaya gerektiği kadar devam edilir. Sonrasında koruyucu uygulamaya geçilir. Not: Vakanın şiddetine göre, önerilen bu dozlar artırılabilir. Herhangi bir doz aşımı sorunu yoktur. Ürünlerin refarans çalışmaları mevcut olup talep edildiğinde paylaşılacaktır. orta poliçesi Biyogüvenlik, sig dbirli ni gibidir, ya te zıda bir yatırımdır. Ya malıdır. an gul uy ı, al am kalm RM A.Ş. Saygılarımızla, REFA .tr www.refarm.com m.tr rm.co biyoguvenlik@refa işimiz Biyogüvenlik bizim KANATLI SAĞLIĞI KÖŞESİ GÜNEŞLİ AŞI Broylerlerde nekrotik enterit: Hastalığın patogenezi üzerine güncel bir inceleme-1 Enterik hastalıklar, yol açtıkları üretim kayıpları, mortalite artışı, kanatlı refahının azalması ve beşeri tüketime yönelik kanatlı ürünlerinde kontaminasyon riskinin artması sebebiyle, kanatlı sektöründe önemli bir endişe kaynağıdır. Yazı: L. Timbermont*, F. Haesebrouck, R. Ducatelle ve F. Van Immerseel Veteriner Fakültesi, Bakteriyoloji ve Kanatlı Hastalıkları Bölümü, Veteriner Halk Sağlığı ve Zoonoz Araştırma Grubu, Veteriner Fakültesi, Ghent Üniversitesi, Salisburylaan 133, B-9820, Merelbeke, Belçika Bu inceleme yazısı iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın devamına Şubat sayımızdan ulaşabilirsiniz. İNFOVET 56-57 www.gunesliasi.com.tr ClostrIdIum perfrIngens’lerin yol açtığı nekrotik enterit ve ilgili subklinik hastalık, broyler sektöründe ekonomik açıdan önemli bir problem haline gelmektedir. Neyse ki, bu konuya duyulan bilimsel ilgide de artış yaşanmaktadır; yeni C. perfringens virülans faktörleri keşfedilmiş ve nekrotik enteritin patogenezi hakkında yeni bilgiler elde edilmiştir. Uzunca bir süre başlıca virülans faktörü olduğu düşünülen alfa toksinin hastalığın gelişmesi için zaruri olmadığı görülmüştür. Ayrıca, artık sadece bazı C. perfringens suşlarının, hastalığa yatkın olan belirli koşullar altında nekrotik enteriti indükleyebildiği ve bunların sağlıklı kanatlıların sindirim kanalında sadece azınlık teşkil ettiği açıkça belirlenmiştir. Bu virülan kanatlı C. perfringens suşlarında, yeni bir gözenek oluşturucu toksin olan NetB tespit edilmiştir. Gen nakavt mutantı kullanılarak, NetB’nin broylerlerde nekrotik enteritin patogenezinde kritik bir virülans faktörü olduğu görülmektedir. Toksin üretimine ek olarak, bazı C. perfringens suşlarının broylerlerde nekrotik enterite yol açma kabiliyetine katkıda bulunan diğer faktörler de açıklanmıştır. Enterositlerin lateral kısmı ve bazal membran ilk seviyede etkilendiğinden, proteolitik enzimlerin nekrotik enteritin ilk evrelerinde önemli bir rol oynadığı öne sürülmektedir. Sahada görülen nekrotik enterit salgınlarında, sağlıklı kanatlıların bağırsaklarında farklı C. perfringens suşlarının karışımı izole edilebilmekteyken, hastalıktan etkilenen tüm kanatlıların bağırsaklarında tek bir C. perfringens klonu baskındır. Nekrotik enterit vakalarında tek bir suşun baskın olmasından bakteriyosin üretiminin sorumlu olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca, virülan suşların, hücre dışı matriks moleküllerine, virülan olmayan suşlardan daha iyi yapışabildikleri görülmektedir. Hastalığın patogenezi hakkındaki mevcut bilgiler, bu kısa incelemede özetlenmiştir. lam küresel ekonomik zararın, yılda 2 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir (Van der Sluis, 2000a,b). Nekrotik enterite yol açan ajan, spor oluşturan Gram pozitif bir anaerob olan Clostridium perfringens’dir. Avrupa Birliği’nde büyümeyi destekleyici antibiyotikler, hayvan yemlerinden yasaklanmıştır; dünya genelinde ise, antimikrobiyal büyümeyi destekleyici ürünlerin kullanımı, antimikrobiyal direncin yayılmasından duyulan endişe nedeniyle azalmaktadır. Bu durum, nekrotik enterit gibi ekonomik açından önem arz eden hastalıkların prevalansının artmasına katkıda bulunmaktadır (Van Immerseel ve ark., 2009). Giriş Clostridium perfringens enfeksiyonunun subklinik formu: Son birkaç yılda, hastalığın subklinik bir formu daha yaygın hale gelmiştir. Bu nekrotik enterit formunda, açık klinik belirtiler bulunmamaktadır ve genellikle pik mortalite yoktur. Bağırsak mukozasındaki kronik hasar; kötü sindirim ve emilim, ağırlık artışında azalma ve yemden yararlanma oranında artış gibi faktörler sebebiyle üretim zararlarına yol açar (Elwinger ve ark, 1992; Kaldhusdal ve ark., 2001). Subklinik enfeksiyon sırasında, ortaya çıkan bağırsak hasarı, bakterinin safra kanalına ve portal kan akımına ulaşmasına izin verebilir. Karaciğerde çok sayıda C. perfringens kolonizasyonu, kolanjiyohepatite yol açar. Hastalığa yakalanan karaciğerler büyür ve kırmızı veya beyaz fokal alanların olduğu soluk bir görünüm alır (Onderka ve ark., 1990; Løvland ve Kaldhusdal, 1999; Sasaki ve ark., 2000). Çoğu zaman sürüde herhangi bir klinik hastalık belirtisi görülmediği halde, kesim sırasında yapılan et denetiminde karaciğer lezyonları görülür. Bu durum, işleme sırasında yaşanan el koyma işlemlerinin sayısında artışa yol açar. Bu hususlar birlikte ele alındığında; klinik nekrotik enterit salgınlarının yüksek mortalite seviyelerine yol açabilmesine rağmen, hastalığın subklinik formu, broyler sürülerinde açık klinik göstergeler sergilemeksizin sürebildiğinden, hastalığın Enterik hastalıklar, yol açtıkları üretim kayıpları, mortalite artışı, kanatlı refahının azalması ve beşeri tüketime yönelik kanatlı ürünlerinde kontaminasyon riskinin artması sebebiyle, kanatlı sektöründe önemli bir endişe kaynağıdır. Nekrotik enterit ilk olarak Parish tarafından tanımlanmıştır (1961). Broylerlerde yaygın olarak görülen bu hastalık, dünya genelinde kanatlı sektörü üzerinde ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Broyler çiftliklerinde nekrotik enterit salgınları sonucu meydana gelen top- Broyler çiftliklerinde nekrotik enterit salgınları sonucu toplam küresel ekonomik zararın, yılda 2 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilmektedir * Klinik belirtiler ve lezyonlar Nekrotik enterit, broylerlerde genellikle kuluçkadan çıktıktan yaklaşık 4 hafta sonra ortaya çıkmakta olup, dünya üzerinde kanatlı üretimi yapılan tüm bölgelerde görülmektedir (Long, 1973; Dahiya ve ark., 2006). Akut klinik hastalık veya subklinik bir rahatsızlık şeklinde görülebilmektedir. * Klinik nekrotik enterit Hastalığın klasik akut klinik formu, sürüde mortalite oranında yaşanan ani artışla karakterizedir; ıslak altlık zaman zaman hastalığın erken göstergelerinden biri olmakla birlikte, çoğunlukla herhangi bir uyarıcı belirti olmamaktadır. Hastalığın seyri çoğu zaman perakut olup, 1 ila 2 saat içerisinde ölüm meydana gelebilmektedir. Mortalite oranları zaman zaman %50’lere kadar çıkabilmektedir (Helmboldt ve Bryant, 1971; Wijewanta ve Senevirtna, 1971; Kohler, 1973; Riddell ve Kong, 1992). KANATLI SAĞLIĞI KÖŞESİ GÜNEŞLİ AŞI subklinik formunun klinik formundan daha önemli olduğuna dair genel bir görüş söz konusudur. Hastalık tespit edilemediğinden ve kanatlılara herhangi bir tedavi uygulanmadığından, kanatlı sektöründe en büyük zararlara subklinik nekroz yol açmaktadır (Kaldhusdal ve Hofshagen, 1992; Dahiya ve ark., 2006). Bağırsak patolojisi: Gözle görülebilen lezyonlar genellikle ince bağırsakla sınırlıdır ancak karaciğer ve böbrek gibi diğer organlarda da lezyonlar oluşabilmektedir. Nekropsi yapıldığında, genellikle duodenum, jejunum ve ileum duvarında kalınlaşma olduğu ve içlerinin gazla dolu olduğu görülmektedir. Klinik nekrotik enterit; ince bağırsağın önemli kısımlarında, sarı-kahverengi veya saframsı bir yalancı zarla kaplı, bitişik mukozal nekrozla karakterizedir (Şekil 1a) (Helmboldt ve Bryant, 1971; Long ve ark., 1974; Broussard ve ark., 1986; Olkowski ve ark., 2006). Tipik subklinik vakalarda, mukoza yüzeyinde depresyon şeklinde ülserler ile birlikte mukoza yüzeyine yapışan soluk, şekilsiz bir madde görülür (Şekil 1b) (Kaldhusdal ve Hofshagen, 1992). Nekrotik enteritin ilk evrelerinde mikroskopla yapılan incelemede C. perfringens’e karşı güçlü inflamatuar reaksiyonlar görülmektedir. Lamina propria hiperemiktir ve heterofil granülositler başta olmak üzere, çok sayıda inflamatuar hücre infiltrasyonu mevcuttur. Önemli erken değişikliklerin çoğu, lamina propria ile enterositlerin bazal alanının ara yüzeyinde görülür. Bu alanlar aşırı derecede ödemlidir; bu durum, lamina propria ile enterositler arasındaki yapısal bütünlüğün önemli ölçüde bozulmasına yol açar (Olkowski ve ark., 2006). Nekrotik enterit lezyonlarının sonraki aşamalarında yapılan mikroskopik incelemede, mukozada, mukozanın lüminal yüzeyinin üçte biri ila yarısını kapsayan yayılmış ve ciddi koagülatif nekroz görülür. Bu alanlarda, enterositlerin nekrozu villuslar üzerinde açıkça görülmektedir. Nekrotik ile canlı doku arasında net bir sınır ve birleşme yerinde heterofil granülosit birikmesi görülür. Eğer varsa, yalancı zar, kütleler halindeki doku parçacıkları, nekrotik hücreler, ölü hücre kalıntıları ve mukus içerisinde asılı duran çok sayıda bakteriyel koloniden oluşur. Lamina propriada ve alt mukozada kan damarlarında tıkanma görülür. Büyük, İNFOVET 58-59 gram-pozitif çomaklar nekroz alanlarıyla ilişkilendirilir; ancak lümende doku debrisinde büyük çapta bulunmalarına rağmen, epitelyumu istila etmezler veya canlı mukozal epitelyal hücrelere bağlı halde bulunmazlar (Helmboldt ve Bryant, 1971; Long ve ark., 1974; Al-Sheikhly & Al-Saieg, 1980; Broussard ve ark., 1986; Olkowski ve ark., 2006). HASTALIĞA YATKINLIĞI ARTIRAN FAKTÖRLER Beslenme: Nekrotik enteritin gelişiminde başlıca risk faktörü, C. perfringens üremesine uygun bir bağırsak ortamıdır. Beslenme düzeninin niteliği, nekrotik enterit insidansını etkileyen önemli bir bakteriyel olmayan faktördür. Yüksek seviyelerde gözle görülen lezyonlar genellikle ince bağırsakla sınırlıdır; ancak karaciğer ve böbrek gibi diğer organlarda da lezyonlar oluşabilmektedir. sindirimi güç, suda çözünen, nişasta olmayan polisakkaridler içeren beslenme düzenleri nekrotik enterite yatkınlığı artırmaktadır. Dolayısıyla, buğday, çavdar, yulaf ve arpa nekrotik enterit için risk faktörleriyken; darı ise risk faktörü değildir (Branton ve ark., 1987; Hofshagen ve Kaldhusdal, 1992; Kaldhusdal ve Hofshagen, 1992; Kaldhusdal ve Skjerve, 1996; Riddell ve Kong, 1992; Craven, 2000; Jia ve ark., 2009). Bu etkilerin bazıları, sindirilen besinin viskozitesindeki farklılıklarla, besin maddesinin sindirilebilirliğinin azalmasıyla ve bağırsaktan geçiş süresinin artmasıyla ilgili olabilir (Choct ve ark., 1996). Balık unu gibi yüksek konsantrasyonlarda hayvansal protein içeren beslenme düzenlerinin de nekrotik enterit insidansını artırdığı bildirilmiştir (Truscott ve Al-Sheikhly, 1977; Drew ve ark., 2004; Gholamiandehkordi ve ark., 2007). Genel olarak, nispeten yüksek konsantrasyonlarda sindirimi zor proteinler içeren protein açısından zengin diyetler, gastrointestinal kanalda yüksek protein konsantrasyonlarına yol açarak, bakteriler için substrat görevi görmektedir. Besinsel yağ kaynağı da C. perfringens popülasyonu üzerinde etki sahibi olabilmektedir. Hayvansal yağ, bitkisel yağa oranla, C. www.gunesliasi.com.tr ŞEKİL 1 perfringens sayımını artırmaktadır (Knarreborg ve ark., 2002). Yemin fiziksel formu bile, nekrotik enterit insidansını etkileyebilmektedir. Bazı büyük boyutlu ve çok sayıda küçük boyutlu parçacıklar içeren yemler; boyut bakımından birörnek parçacıklar içeren yemlere kıyasla, nekrotik enterite yatkınlığı artırmaktadır (Branton ve ark., 1987; Engberg ve ark., 2002). Koksidiyoz: Nekrotik enterite yatkınlığı artıran faktörler arasında en bilineni koksidiyal patojenlerin neden olduğu mukoza hasarıdır (Williams, 2005). Sahadaki nekrotik enterit salgınları öncesinde veya bu salgınlarla eş zamanlı olarak genellikle koksidiyoz görülmektedir (Long, 1973; Broussard ve ark., 1986; Gazdzinski ve Julian, 1992; Porter, 1998). Üstelik, deneysel enfeksiyon çalışmalarında, C. perfringens ile Eimeria spp.’nin sinerjik etki göstererek nekrotik enterit lezyonlarını indükledikleri görülmektedir. C. perfringens ve Eimeria oositleriye eş zamanlı enfeksiyon veya atenüe Eimeria suşları içeren ticari koksidiyoz aşılarının aşırı dozda uygulanması, kanatlılarda, lezyonlarla veya sadece Eimeria ya da sadece C.perfringens alan kanatlılara kıyasla daha yüksek mortalite oranlarıyla sonuçlanmaktadır.(Al-Sheikhly & Al- Saieg, 1980; Shane ve ark., 1985; Baba ve ark., 1997; Gholamiandehkordi ve ark., 2007; Park ve ark., 2008; Pedersen ve ark., 2008). Eimeria parazitleri ince bağırsakta kolonize olarak, yaşam döngülerinin intraselüler evreleri sonucunda epitelyal hücreleri öldürürler (Williams, 2005). Plazma proteinler, bağırsak lümeninin epitel astarında ortaya çıkan açıklıklardan bağırsak lümenine sızar ve C. perfringens suşları tarafından üreme substratı olarak kullanılabilir (Van Immerseel ve ark., 2004). Ayrıca, koksidiyal enfeksiyon, T hücresi aracılı inflamatuar yanıtı indükleyerek bağırsakta mukus oluşumunu artırır. Bu artan musin üretimi, mukusu substrat olarak kullanabilme özelliğine sahip olan C. perfringens’e üreme avantajı sağlar (Collier ve ark., 2008). Kanatlılar için patojen olan C. perfringens suşlarının varlığı: Nekrotik enterit bulunan kanatlıların bağırsağında, 1 gr bağırsak içerisinde 106 ila 108 koloni oluşturucu birim şeklinde, çok sayıda C. perfringens organizması bulunurken, sağlıklı broylerlerde 1 gr bağırsak içerisinde 0 ila 105 arası koloni oluşturucu birim sayımları normaldir (Long ve ark., 1974; Baba ve ark., 1997; Si ve ark., 2007). Bununla birlikte, broy- 1a: Bitişik jejunum nekrozu 1b: Fokal jejunum nekrozu * Stres lerlerin bağırsak kanalında, yüksek miktarda olsa dahi, C. perfringens bulunması nekrotik enterit oluşumu için yeterli değildir (Long ve Truscott, 1976; Cowen ve ark., 1987, Kaldhusdal ve ark., 1999; Craven, 2000; Nauerby ve ark., 2003; Pedersen ve ark., 2003). Dolayısıyla, C. perfringens hücresi sayımı tek başına doğrudan nekrotik enteritle ilişkilendirilmektedir. Hatta, bütün C. perfringens suşları nekrotik enteriti indükleyememektedir; kanatlılarda patojenik olmaları için konağa özgü olan bazı virülans faktörlerine sahip olmaları gerekmektedir. C. perfringens’in 13 amino asit için oksotrofik (belirli üreme faktörlerine gereksinme duyan) olduğunu belirtmekte de yarar vardır (Shimizu ve ark., 2002; Myers ve ark., 2006). Dolayısıyla mevcut besin maddelerinde artış olması, C. perfringens’in aşırı bir şekilde çoğalmasına imkan vererek, bağırsaktaki toksin seviyelerinin artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, lezyonu indükleyici koşulların mevcut olduğu durumlarda, bakteri sayısının yüksek olmasının daha ciddi lezyonlarla sonuçlanabileceği ancak bu durumun sadece kanatlılar için patojenik suşlar mevcut olduğunda söz konusu olduğu ileri sürülebilir. Dolayısıyla hastalığa yatkınlığı artıran Nekrotik enteritin faktörler önemlidir; ancak gelişiminde başlıca risk faktörü, C. hastalığa yol açacak, kanatperfringens üremesine lılar için patojenik olan bir uygun bir bağırsak suşun bulunması şarttır. ortamıdır. Yem haricinde, broylerlerde strese yol açan her faktör, bu hayvanları nekrotik enterite yatkın hale getirebilmektedir; çünkü stres, bağırsak ortamını nekrotik enteriti indükleme riski artacak şekilde değiştirebilmektedir (McDevitt ve ark., 2006). Yem verme rejiminde yapılan programlı değişiklikler (başlangıç diyetlerinden büyüme diyetlerine geçiş) sıklıkla nekrotik enteritle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca, chicken anemia, Gumboro veya Marek hastalığı virüsleri gibi bağışıklık sistemini baskılayıcı ajanlar, bağırsak enfeksiyonlarına direnci azaltmaktadır ve hastalığın şiddetini artırabilmektedir. Bunların yanı sıra, sürü yoğunluğundaki artışlar da nekrotik enterite yatkınlık sağlamaktadır (McDevitt ve ark., 2006). Bununla birlikte, Avrupa Birliği’nde sürü yoğunluğu mevzuat gereği 33 kg/m2 şeklinde sınırlandırılmış olup, bazı koşullar altında, 42 kg/m2 olabilmektedir (2007/43/EG sayılı Yönerge). Yumurta sektörü; sorunlar ve çözüm önerileri Türk yumurta tavukçuluğunun genel sorunlarını ve olası çözümlerini başlıklar altında toplamak ve bu başlıklar ışığında ilerlemek, sektör gelişimi için en doğru yoldur. İNFOVET 60-61 Hayvancılık Sektör Toplantısı’nda söz olan YUM-BİR Başkanı Hasan Konya, YUM-BİR’in kuruluşundan bu yana yaptığı faaliyetlerinden söz ederek 5200 sayılı yasanın güncellenmesini, salma tavukçuluk adıyla yaygınlaşan kayıt dışı tavukçuluğun önlenmesini ve yumurtaların üzerine yumurtalama tarihinin yazılmasının iptal edilmesini söyleyerek, yumurta sektörünün sorunları ve çözüm önerilerini içeren sektör raporunu Bakan Çelik’e sundu. Sürdürülebilir yapıdaki Türk yumurta sektörü Türkiye’de ticari tavukçuluk faaliyetleri 1970’li yıllardan sonra gelişmeye başlamış, ancak bugünkü modern, dünya ile rekabet edilebilir ve sürdürülebilir üretim yapısına 1990’lı yıllardan sonra kavuşmuştur. Türkiye, üretim alt yapısını sürekli geliştirerek ve kalitesini yükselterek dünya yumurta üretiminde önemli bir konuma sahiptir. Sürdürülebilir bir yapıya sahip Türk yumurta sektörü, hem kendi hayvansal protein ihtiyacını karşılamakta, hem de birçok ülkeye yaptığı ihracat ile insanlığın beslenmesine katkı sunmaktadır. Öte yandan yumurta üreticileri kendilerinin hak ve menfaatlerini koruyan ve Türk kanatlı sektörüne öncülük eden hem yerel hem de ulusal düzeyde giderek güçlenen bir üretici örgütüne sahiptir. Dünyada hayvancılığın tüm üretim dallarında bir endüstrileşme süreci yaşanırken, Türkiye’de sadece kanatlı sektörü bu gelişime ayak uydurabilmiş ve hayvancılık sektörünün diğer dallarına göre daha hızlı bir gelişim göstermiştir. Tavukçuluk, üretiminden tüketime kadar değişik alanları ON Yumurta üretiminde dünya sıralamasındaki yerimiz ilgilendiren bir endüstri koludur. Genetik, ıslah, yem üretimi, aşı ve ilaç kullanımı, pazarlama ve yetiştirme teknikleri sektörün iç içe olduğu konulardır. SORUNLAR Sektörler ilgili bu kısa değerlendirmeden sonra sorunlarını kısaca şu başlıklar altında toplayabiliriz: 1 2 3 Üretici birliklerinin yeterince güçlü ve etkin olmaması, 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Yasası’nın yetersizliği, Yumurta pazarlama ağının zayıflığı nedeniyle oluşan üretici/tüketici fiyat farkı ve olumsuz etkilenen tüketim, Enfeksiyöz salgın hastalıkların oluşturduğu ekonomik kayıplar ve ihbari mecburi hastalıkların tarım sigortası kapsamı dışında tutulması, Tavuk gübresinin değerlendirilmesine dönük alt yapı yetersizliği ve gübrelerin oluşturduğu çevre kirliliği, Üretim maliyetlerinin yüksekliği, damızlık, yem ham maddeleri, aşı ve ilaçta dışa bağımlılık, Damızlık ve kuluçka işletmelerinin etrafındaki diğer yapıların oluşturduğu biyogüvenlik riski, Yumurtanın tüketiminin artırılmasına dönük ulusal düzeyde bilimsel ve planlı kampanyaların yetersizliği, Yetkisiz kişilerin gıdalara ve yumurtaya dönük kamuoyunda yarattığı olumsuz algı ve önü alınamayan bilgi kirliliği, 4 5 6 7 8 ÇÖZÜM ÖNERİLERİ 1 Üretici birliklerinin, üreticiler üzerinde etkinliğini sağlamak için 5200 sayılı yasada yeni düzenlemelerin yapılması; birliklere İNFOVET 62-63 yaptırım gücü sağlanması, tarım politikalarının belirlenmesi ve uygulanması aşamasında aktif katılımının sağlanması, Birliklerin cazip hale getirilmesi için, birliklere üye üreticilere kredi kullanımında, tarımsal ve ihracat desteklerinde ve TMO’nun ham madde temininde pozitif ayrımcılık sağlanması, Üretim kapasite artışlarının, yumurta tüketimi ve ihracat miktarlarına paralel bir seyir izlemesi ve arz fazlası oluşmaması için üretim planlaması yapılması. Üretim planlaması yapılırken yumurta sektörünün geliştiği ülkelerdeki modellerin incelenerek benzer planlamaların uygulanması yurt dışı damızlık girişlerinin bu planlamaya paralel hale getirilmesi, başka bir deyişle yeni üretim tesislerinin kurulmasının kontrollü olması. Üretim planlamasının yapılabilmesi için kanatlı işletmelerinin Bakanlık tarafından ruhsatlandırılması aşamasında birliklerden görüş alınması, 2 3 4 Türkiye yumurta üretimi 2006-2014 yılları arası % 109 büyümüş ve kişi başı üretim 226, tüketim ise 194 adet olMUŞTUR. * birliğin görevi Birlikler 5200 sayılı TÜBY’ye göre bazı görevler üstlenir. Üyelerinin ürettikleri ürünlerle ilgili piyasa araştırmaları yapmak ve yaptırmak; üyelerinin ürünlerine pazar bulmak, ürünlerin pazara arzını düzenlemek; üyelerine üretim teknikleri, hasat, depolama, paketleme konularında teknik destek sağlamak; üyelerine girdi temininde yönlendirici yardımlarda bulunmak; iç pazara ve ihracata uygun çeşitlerin üretilmesini sağlamak; eğitim ve yayım hizmeti vermek, danışman hizmeti sağlamak; ürün kalitesini iyileştirici tedbirler almak ve ürün standartlarını uygulamak; çiftlik düzeyinde yapılan tarımsal uygulamaları izlemek, kayıtlarını tutmak ve belge düzenlemek; paket ve ambalajlarla ilgili standartların uygulanmasını sağlamak; çevreyle uyumlu üretim tekniklerini yaygınlaştırmak; üyeleri adına ürün depolanmasına, gerektiğinde bu amaçla depo kiralanmasına yardımcı olmak. * Tavukçuluk her bölgede yapılmakla birlikte Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgesinde özellikle Ankara, Afyonkarahisar, Balıkesir, Konya, Karaman, Kayseri, Çorum, İzmir illerinde yoğunluk arz etmektedir. 2014 yılı verilerine göre ülkemizde kayıtlı 1046 ticari yumurta işletmesi, 3141 kümes bulunmaktadır. Dünya yumurta üretiminde 10-11. sıralarda bulunan ülkemiz 2014 yılında 17.6 milyar adet yumurta üretimi ve 400 milyon doları aşan ihracat gerçekleştirilmiştir. İNFOVET 64-65 5 11 6 12 7 13 İşletmelerde biyogüvenlik tedbirlerinin en üst düzeyde uygulanması için bilinçlendirme çalışmalarının yapılması ve denetimlerin etkin hale getirilmesi, Biyogüvenlik talimatının etkin uygulanması, mezbaha dışına tavuk satışının kanatlı nakil araçlarının kayır altına alınması için İl ve İlçe Müdürlüklerinin gerekli hassasiyeti göstermesi, Kanatlı hayvan sağlığı ve gıda güvenliği açısından önem arz eden önemli girdilerimizden olan, aşı, ilaç ve yem güvenliğinin sağlanması, İhbari mecburi ve ihracat kısıtlamalarına neden olan hastalıklar ile etkin mücadele edilerek ülke düzeyinde ariliğin sağlanmasına ve salgın hastalıkların tarım sigortası kapsamına alınması, Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği ve Yumurta Tebliği hükümlerine aykırı bir biçimde yapılan tüketiciyi yanıltan satışların engellenmesi, Yumurta Tebliği’nde bazı önemli değişiklikler yapılarak üretilen yumurtaların üzerine gıda güvenliğine hiçbir şekilde katkısı olmayan yumurtlama tarihinin yazılması uygulamasına son verilmesi ve bu yumurtaların üzerine ait oldukları işletme numarasına ilave olarak yetiştirme kodunun da ek olarak yazılması, 8 9 10 Üretim kapasite artışlarının, yumurta tüketimi ve ihracat miktarlarına paralel bir seyir izlemesi ve arz fazlası oluşmaması için kamu-sektör işbirliğinde bir üretim planlaması yapılmasının teşviki, Yumurta dış pazarının istikrarlı hale getirilmesi ve yeni pazar bulmada sektöre yardımcı olunması, ihracata verilen desteklerin artırılması, Kanatlı hayvan dışkılarının ve kümes atıklarının enerji ya da gübre üretiminde kullanılma imkanlarının geliştirilmesi, gerekli desteklerin sağlanması. Bu konuda yerel yönetimlere gerekli sorumlulukların verilmesi, Yıl sonunda yasaklanması düşünülen rendering ürünlerinin (işlenmiş mezbaha ürünleri) kanatlı hayvan yemlerinde kullanımına getirilen yasaklamanın iptal edilmesi, Yumurta sektörüne verilecek teşvik ve desteklerin kapasite artışlarına değil, modernizasyon, gübre işleme, güneş ve rüzgar enerjisinden yararlanma, paketleme yatırımlarına yönlendirilmesi, Yumurtaya ve diğer gıdalara dönük yanlış beyanlara karşı Bakanlığın hukuki tedbirler alması. 14 15 16 Kaynak: YUM-BİR Yumurta Bülteni, Ocak 2016 | Sayı:30 RÖPORTAJ SEN TARIM Kanatlı sektöründe Sen Tarım ve Promois Holding İşbirliği 25 yıllık tecrübesi ile kanatlı ve büyükbaş sektörüne en iyisini vermeyi hedefleyen Sen Tarım, 2 yıl önce başlattıkları Nutrıcentrum Anımal Feedıng projeleri ve yeni geliştirdikleri ürünleri ile üreticilerin yanında olmaya devam ediyor. Yaptıkları uzun süreçli görüşmelerden sonra, kanatlı sektörü için birleşme kararı alan Sen Tarım Sanayi A.Ş. ve Promois Holding işbirliğini, Sen Tarım Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serdar Paçalı’ya sorduk. Promois’ i biraz anlatabilirsiniz? Sen Tarım olarak Promois Holding’le yaptığımız 8 aylık fikir alışverişinden sonra güçlerimizi kanatlı sektörü için birleştirmeye karar verdik. Promois uluslararası bir holding olup, bankacılıktan kâğıt üretimine, kozmetikten madenciliğe, kimya sektöründen yem katkı ürünleri üretime ait birçok şirketi bünyesinde bulundurmaktadır. Promois, dünya çapındaki 5300 çalışanıyla, yem katkı ürünlerini 100’e yakın ülkeye pazarlamaktadır. Birlikte olmaya karar verdikten sonra çalışmalarımızı hızlandırdık ve yaklaşık 1 yıldır Promois’in aminoasit grubundaki ürünleri Türkiye pazarına veriyoruz. 2016 Yılı hedefleriniz nedir? 2 yıl önce başlattığımız Nutricentrum Animal Feeding projemiz ile büyük mesafeler İNFOVET 66-67 katettik ve yeni markamızı Türkiye pazarına tanıttık. Bu seneki başka bir projemiz olan, “sıvı vitamin üretimi için gerekli yatırımlarımızı yaptık ve şubat ayı itibariyle içme suyuna katılan tüm ürünlerimiz NUTRİ® markamızla piyasaya sunulacaktır. Hedefimiz içme suyuna katılan ürünlerde de pazar payı elde etmektir. 2016 hedeflerimizden bir tanesi de yem katkı pazar payımızı genişletmek olacaktır. 2016 yılı için hedeflerimizi önümüze koyduk, bunu başarmak içinde var gücümüzle çalışacağız. Fiili olarak 1991 yılında kurulan Sen Tarım, 1997’de yem katkı üretimine başlamıştır. Bizler sektörde 25 yıllık tecrübeye sahip bir firmayız. Türkiye de şirketlerin yaşam süresinin ortalama 12 yıl olduğu düşünürsek aslında hiç de küçümsenmeyecek bir rakam çıkmıyor karşımıza. Hedeflerimiz her sene daha iyisini üreterek, kanatlı ve büyükbaş sektörüne en iyisini vermektir. Rakiplerimiz büyük ama biz de Sen Tarım ailesi olarak Yaklaşık 5300 çalışanı bulunan Promois, elimizden gelenin en iyisini yem katkı ürünlerini yaparak, büyüklerin yanın100’e yakın ülkeye daki yerimizi alacağız. pazarlamaktadır . * Çalışmalarınız hangi ürünleri kapsıyor? Promois’in aminoasit grubunu pazarlıyoruz, bunlar; > ProAmino-M® (DL-Methionine %99) > ProAmino-L® (L-Lysine %98,5) > ProAmino-T® (L-Threonine %98,5) Üretimler Japonya’daki fabrikalarında yapılıyor ve oradan tüm dünya pazarlarına dağıtılıyor. Promois, uluslararası güçlü bir şirketler kuruluşu; amacımız pazarımızda var olan aminoasit markalarının yanında bir de ProAmino®’yu yerleştirmek. Tüm çabamız sektörümüze yararlı olabilmek ve bir şeyler katabilmektir. Geçen ay Konya’da yaptığımız tanıtım toplantımızla aslında start vermiş olduk. 2016 yılı içinde hedefimiz Türk kanatlı sektörünün önemli merkezlerinde ProAmino® ve kendi ürünlerimizle ilgili tanıtım toplantıları düzenleyip, bu ürünleri üretici dostlarımıza daha yakından tanıtmak olacaktır. Hedefimiz bu yıl, Promois holding’in de gücünü arkamıza alarak, türk kanatlı sektörüne daha kaliteli ürünler sunmak ve üreticilerimize yararlı olmaktır. HPAI salgını &alınan dersler Doğrulanmış olan son H5N2 yüksek derecede patojenik kanatlı influenzası (HPAI) olgusuna, 17 Haziran tarihinde Iowa’daki bir ticari yumurta tavuğu kompleksinde tanı konmuştur. Şimdi tüm dünya için bu salgınlardan sonuç çıkarma zamanıdır. Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı Hayvan ve Bitki Sağlığı Denetleme Genel Müdürlüğü (USDA-APHIS), olguların kontrolü ve elden çıkarılmasındaki ilerlemeye ilişkin düzenli haftalık raporlar yayınlamıştır. APHIS tarafından kullanılan yaklaşımda, düzenleyici kurumlar tarafından kullanıldığı gibi, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) önerilerine uygun olan konvansiyonel sıralama takip edilmiştir. Bu yaklaşım olası tanının hızla konması (antijen yakalama immünoassay), derhal karantinaya alma, kanatlı influenzasına yönelik yapılandırılmış gözetim yoluyla enfekte bölgeler ve kontrol altına alınacak çevre bölgelerin belirlenmesi, tanının doğrulanması (PCR) ve hastalığın daha fazla yayılmasını önlemek için sürülere yakma ya da toprağa gömme yoluyla azaltma ve imhayı içeren ötanazi uygulanması, dekontaminasyon, test ve son olarak sürünün yenilenmesini içermektedir. Geriye dönüp bakıldığında çıkarılacak başlıca sonuç, mevcut prosedürlerin krizlerle başa çıkmak için yeterli olmadığı ve ayrıntılı şekilde yeniden düşünülmesi gerektiği gerçeğidir. USDA Veteriner Hizmetleri Şefi Dr. John Clifford ve Doğu Kanatlı Araştırma Laboratuvarı (SEPRL) Direktörü Dr. David Swayne, 7 Temmuz tarihinde ABD Senatosu Tarım, Beslenme ve Ormancılık Komitesi tarafından davet edildikleri oturumda bilgi vermiş ve hastalığın epidemiyolojisi, moleküler biyolojisi ve kontrolüne ilişkin soruları yanıtlayarak, gelecekteki olaylara ilişkin tahminlerini sunmuştur. Hindi ve yumurta üretimi endüstrisi temsilcileri ve tarım ekonomisti olan Dr. Thomas Elam da, salgına ilişkin perspektif sunmuştur. Prosedürlerdeki eksiklikler Yapısal ve operasyonel bir biyogüvenlik standardına uygun olarak faaliyet gösteren ABD kanatlı endüstrisi, yüksek derecede patojenik bir virüsün sürülerine girişini önleye- Ekonomik Etki 2015 HPAI salgınının maliyetine ilişkin ilk tahminler, etkilenen segmente göre sınıflandırılabilmektedir. Entegratörler, bireysel çiftçiler ve bağımsız tesisleri içeren sürü sahiplerinin uğradığı kayıplar, yumurta üreticileri için 1 milyar ABD doları, hindiler için 500 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. Bu maliyetler, sürü kaybını ve bu nedenle ödenecek olan yaklaşık 300 milyon ABD doları tutarındaki tazminatı, temizlik 2015 ABD salgınından ve dezenfeksiyon giderlerini alınan derslerin çoğu, diğer ülkeler ve daha ve popülasyonun azaltılmasonraki salgınlar için sından önceki gelir kaybını kullanılabilecektir. - , Büyük komplekslerin mantıksız yogunlasması ve yüksek patojenik influenzasının ülkeye girisini , takiben kayıpları sürekli olarak arttırmıstır. , memektedir. Finansal beklentiye ve en düşük maliyetli üretime dayanan ve çok yakındaki sayıları beş milyona varan tavuğu içeren büyük komplekslerin mantıksız bir şekilde yoğunlaşması, geçerli biyogüvenlik kavramı ilkeleriyle karşıtlık oluşturmuş ve yüksek derecede patojenik kanatlı influenzasının ülkeye girişini takiben kayıpları sürekli olarak arttırmıştır. Kanatlı sayısının 20.000’e ulaştığı hindi çiftlikleri söz konusu olduğunda dahi, sınırlı bölgelerde birimlerin birbirine yakınlığı, komşu çiftliklerin ortak mülkiyeti ve biyogüvenlikteki açıkça görülen eksiklikler, çiftlikler arasındaki yayılmaya katkıda bulunmuştur. APHIS tarafından yapılan güncellenmiş bir epidemiyolojik araştırmaya göre, bu yıl ABD’de H5N2 yüksek derecede patojenik kanatlı influenzasından etkilenen hindi çiftliklerinin çoğunda biyogüvenlik uygulanmış, ancak protokoller uygun şekilde denetlenmemiştir. Olguların görüldüğü çiftliklerin yalnızca %43’ü uygun şekilde denetlenmiştir. Araştırma bildiriminde şu ifadeye yer verilmiştir: “Çoğu durumda yük kamyonları, canlı hayvan yükleyiciler, ön yükleyiciler ve diğer malzemelerin birkaç çiftlik tarafından paylaşıldığı görülmüştür. Çiftliklerin %35’inde, hastalığın yayılması için bir diğer olası yolu oluşturan yabanıl kanatlıların barınakların içinde olduğu gözlenmiştir”. 2015 ABD salgınından alınan derslerin çoğu, diğer ülkeler ve daha sonraki salgınlar için kullanılabilecektir. Yüksek derecede patojenik kanatlı influenzası, hem yerli endüstriler hem de ticaret açısından gösterdiği etkiler nedeniyle şu anda bir dünya sorunudur. Dolayısıyla yıkıcı mortalite ve ticaret ambargolarının zararlı sonuçlarını önlemek için geçerli bilimsel ve epidemiyolojik ilkelere uyulmalıdır. Ticari üretim için bölgeselleşme ve damızlık sürü için bölümleşmenin uygulanması yeniden değerlendirilmeli ve gerçekleştirilmelidir. DIVA yaklaşımını kapsayan bir aşı uygulamasının benimsenmesi, bir önleme ve kontrol bileşeni olarak kabul edilmelidir. Nisan ayının başından Haziran ayı ortalarına kadar yayılan üst Ortabatı’daki ticari sürülerde ortaya çıkan salgın, USDA tarafından şimdiye kadar karşılaşılan en ciddi ve en pahalıya mal olan hayvan sağlığı krizi olarak kabul edilmektedir. Toplam 211 ticari çiftlik etkilenmiştir. Çoğunluğunu kesim zamanı yakın olan büyüme dönemindeki kanatlıların oluşturduğu yaklaşık 7,5 milyon hindi itlaf edilmiştir. Toplam 38,5 milyon tavuk kaydedilmiştir ve bu rakam ABD envanterinin %10’una karşılık gelmektedir. Bu kanatlıların yaklaşık olarak %85’ini endüstrinin yumurta kırma segmentine ayrılmış olan kanatlılar oluşturmuştur ve bu da, likit yumurta varlığı ve fiyatı üzerinde çok büyük bir etkiye yol açmıştır. Aynı zamanda 3,5 milyon replasman pilici de etkilenmiş ve bu durum, yumurta üreticilerinin uğradığı kaybı arttırmıştır. Enfeksiyonun büyük bir bölümü Mississippi uçuş rotasının kuzey ayağında ortaya çıktığından, Minnesota, Iowa, Güney Dakota, Nebraska ve Wisconsin en fazla etkilenen eyaletler olmuştur. Büyüme dönemindeki hindiler, H5N2 HPAI’ye maruz kaldıklarında ciddi ölçüde etkilenmistir. , Sürülerde kısa süreli bir morbidite dönemi ve ardından akut mortalite görülmüstür. , Kanatlı influenzasının neden olduğu yıkım içermiştir. Etkilenen hayvanlar arasında piliçlerin yer alması ve plasmanlar için gereken süreye ek olarak piliçleri yetiştirmek için 18 ay gibi uzun bir sürenin gerekli olabilmesi, dolayısıyla bu durumun gelecekteki nakit akışını ciddi biçimde etkilemesi nedeniyle, yumurta üreten sürülerde kayıplar daha geniş kapsamlı olmuştur. Hindi ve yumurta endüstrilerine ve topluluklara yönelik tedarikçilerin uğradığı finansal kayıpları etkileyen faktör tesislerin kapanması ve işten çıkarmalar olmuştur ve kayıp 500 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. Kamu sektörünün (APHIS ve eyaletler) maruz kaldığı hastalık kontrol masrafları, tazminat ödemelerine ek olarak harcanacak olan 600 milyon ABD doları düzeyine ulaşacak ve hatta buAmerika düzeyi aşacaktır. yumurta BirleşikYumurta Devletlerive Tarım Bakanlığı ürünleri besinDenetleme fiyatlarındaki artışın soHayvan veiçeren Bitki Sağlığı Genel Müdürnucu olarak tüketicilerin karşı karşıya lüğü (USDA-APHIS), olguların kontrolü vekalacağı elden maliyetin, bu yüksek fiyatların çıkarılmasındaki ilerlemeye ilişkindevam düzenliedeceği haftalık döneme bağlı olarak APHIS 2 ila 3 milyar ABDkullanılan doları raporlar yayınlamıştır. tarafından olması beklenmektedir. yaklaşımda, düzenleyici kurumlar tarafından kulSonuncu son dereceSağlığı önemli olarak, tam lanıldığı gibi,ama Dünya Hayvan Örgütü (OIE) olarak etkilenmemiş olmalarına karşın, Dünya önerilerine uygun olan konvansiyonel sıralama Hayvan SağlığıBu Örgütü’nün (OIE) bölgeselleştakip edilmiştir. yaklaşım olası tanının hızla me ilkesine karşıtlık oluşturacak şekilde,derhal bazı konması (antijen yakalama immünoassay), ülkelerin tüm ABD ürünlerine ticari yönelik ambargo karantinaya alma, kanatlı influenzasına uygulaması sonucunda, broyler üreticilerinin yapılandırılmış gözetim yoluyla enfekte bölgeler ve ihracat gelirinde 1,2 milyon ABD doları gibi kontrol altına alınacak çevre bölgelerin belirlenmebüyük birdoğrulanması kayıp söz konusudur. si, tanının (PCR) ve hastalığın daha fazla yayılmasını önlemek için sürülere yakma ya da toprağa gömme yoluyla azaltma ve imhayı içeSalgının epidemiyolojisi renAPHIS ötanazitarafından uygulanması, dekontaminasyon, Land Grant üniversi-test ve son olarak sürününetkilenen yenilenmesini içermektedir. teleri ile birlikte, eyaletlerde bir dönüp bakıldığında çıkarılacak başlıca önGeriye epidemiyolojik araştırma yapılmıştır. İlk sonuç,noktasını, mevcut prosedürlerin krizlerle başa çıkmak odak Minnesota’da etkilenmiş için yeterli olmadığı ve ayrıntılı şekilde yeniden olan yaklaşık 50 bireysel hindi çiftliği oluşturdüşünülmesi gerçeğidir. USDA Veteriner muştur. Bunagerektiği ek olarak yumurta tavuklarının Hizmetleri Şefi Dr. Johnbirkaç Cliffordbüyük ve Doğu Kanatlı bulunduğu Iowa’daki kompleks Araştırma Laboratuvarı (SEPRL) Dr. de incelenmiştir. Yaygın görüş,Direktörü enfeksiyonun David Swayne, 7 Temmuzyüksek tarihinde ABD Senatosu kanatlı yoğunluğunun olduğu bölTarım, Beslenme vekuşları Ormancılık Komitesi taragelere göçmen su aracılığıyla girdiği fından davet edildikleri oturumdaeksiklikler, bilgi vermiş ve yönündedir. Biyogüvenlikteki hastalığınhindi epidemiyolojisi, moleküler biyolojisi ve virüsün çiftliklerine ve daha sonra da üç kontrolüne soruları yanıtlayarak, gelecekteki milyon gibiilişkin yüksek sayıda tavuğun bulunduğu olaylara ilişkin tahminlerini sunmuştur. Hindi ve yumurta üretim komplekslerine girmesine yumurtasağlamıştır. üretimi endüstrisi temsilcileri ve tarım olanak İzolatların moleküler ekonomisti olan biyogüvenlik Dr. Thomas Elam da, salgına analizi, yapısal eksikliğine ve viilişkin perspektif sunmuştur. rüsün çiftlikler arasında yayılmasına yol açan operasyonel biyogüvenlik boşluklarına bağlı Prosedürlerdeki eksiklikler olduğu kabul edilen enfeksiyon kümelerini Yapısal ve operasyonel bir biyogüvenlik göstermiştir. Büyük kompleksler söz konusu standardına uygun olarak gösteren ABD olduğunda, virüsün havafaaliyet hareketleri yoluyla kanatlı yüksek derecede patojenik bir en az 1 endüstrisi, km boyunca yayılabildiğine ilişkin kavirüsünmevcuttur. sürülerine girişini nıtlar Bu gözlem, daha önce Birleşik Krallık’ta Ötanazi ve tavukların belgelenmiş olan velojenik yoğunluğu yüksek olan kafeslerden Newcastle hastalığı yayıçıkarılması, elle yapılan lımıyla tutarlıdır. Kanatlı yorucu bir işlemdir. Mevcut salgınla edinilen deneyime ve H5 virüslerinin göçmen su kuşları aracılığıyla girişinin anlaşılması dolayısıyla, 2015 yılı sonbahar mevsiminde salgının tekrar ortaya çıkmasına ilişkin endişe söz konusudur. Buna ek olarak, 2016 yılı ilkbahar mevsiminde su kuşlarının kuzey göçü yoluyla H5N2 virüsü ya da bazı yeni reassortant virüslerin gelebilme olasılığı vardır. APHIS, orta Atlantik eyaletlerini ve güneydoğuyu kapsayan Atlantik uçuş rotasına virüs girebilmesini içeren bir ‘kıyamet günü senaryosu’ hazırlamıştır. Bu bölge ABD’deki yumurta, broyler ve hindi üretiminin büyük bir bölümünü karşılamaktadır. En kötü durum senaryosunda, etkilenen 500 çiftlik ve kontrol için 3 milyar ABD dolarını aşan bir harcama öngörülmektedir. Yumurta endüstrisi de, gelecekteki enfeksiyonları, dolayısıyla üretim düzeyi üzerindeki ekonomik etkisinin hafifletilebilmesine olanak sağlayan Federal destekli sigorta programı olasılığını tartışmaktadır. Geriye dönüp bakıldıgında çıkarılacak baslıca , sonuç, uygulamadaki- mevcutprosedürlerin yasanacak olası krizlerle basa , , çıkmak için yeterli olmadıgı gerçegidir. Geleceğe yönelik dersler influenzası varyantı H5N2, sürüleri etkileyen baskın durumdaki virüstür ve Mississippi uçuş rotasında yoğunlaşmıştır. Yaklaşık olarak 68 izolat incelenmiş ve tanımlanmıştır. Buna ek olarak laboratuvar ölçeğinde yapılan enfeksiyon araştırmalarında, hindiler ve tavuklardaki duyarlılığın eşit düzeyde olduğu göstermiştir. Virüslerin tüm genomda benzer (%99 ya da daha fazla) olduğu saptanmıştır. Iowa, Minnesota, Kuzey Dakota, Güney Dakota ve Wisconsin’deki hindilerden izole edilen H5N2 virüslerinde, HA1 proteininde (antijenik bölge) değişiklikler olduğu gösterilmiştir ve bu değişikliğin virülans artışına katkıda bulunmuş olması mümkündür. Saptanan amino asit substitüsyonları, kanatlı sürülerini etkileyen küçük virüs popülasyonlarında devam edebilmekte, ancak bu değişikliklerin sahada devam edip etmeyeceği bilinmemektedir. HPAI kontrolü Senato oturumunda ve endüstri konferanslarında sunulmuş olan salgın öyküsüne dayanarak, Nisan ayı ve Mayıs ayının başına ait çok sayıdaki APHIS kaynağına göre, Nebraska’nın izlediği Minnesota ve Iowa’daki enfeksiyonların insidans oranı, aynı doğrultudaki etkilenen yumurta kırma komplekslerinin boyutuyla uyumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. İlgili endüstriler ve federal ve eyalet kurumlarının işbirliğini içeren sistematik bir müdahale ve inovasyon yoluyla hastalık kontrol programları yoğunlaştırılmış ve daha etkili hale getirilmiştir. Elle yapılan yorucu bir işlem olması nedeniyle, tavukların çok kademeli kafes sistemleri içeren kümeslerden taşınması ve ötanazi uygulanmasında önemli ölçüde güçlük yaşanmıştır. Karkasların elden çıkarılması APHIS’nin karşılaştığı ikinci güçlük olmuştur. İlk olarak çevre mevzuatı ve yasal sorumluluk sorunları, toprağa gömme uygulamasını kısıtlamıştır. Tarım Sekreterliği ve etkilenen eyalet valilerinin girişimini takiben yargı anlaşmazlıkları çözümlenmiş, acil durum mevzuatı uygulamaya sokulmuş ve elden çıkarma işlemi etkili bir biçimde ilerlemiştir. Yumurta ve hindi endüstrisi temsilcileri, APHIS’nin tazminat ödemeleriyle ilgili müdahalesini eleştirmiştir. Enfeksiyondan kaynaklanan mortalite çok hızlı gerçekleşmiş ve dolayısıyla, olası tanı ile sürü değerinin değerlendirilmesi arasındaki herhangi bir gecikme, ötanazi uygulanan kanatlılar için yapılacak ödemeyi belirgin bir biçimde azaltmıştır. Bu sorun haftalar içinde çözülmüştür. Salgının boyutuna uygun alternatif prosedürler geliştirilmiş, telafi ayarlanmıştır ve Nisan AI, hem yerli endüstriler ve Mayıs aylarındaki olgular hem de ticaret açısından gösterdiği için geriye dönük olarak etkiler nedeniyle bir incelenecektir. dünya sorunudur. EFSA: Avrupa Birliği’nde Campylobacter ve Listeria olguları artıyor İnsanlardaki listeriyozis ve kampilobakteriyozis olguları, 2008 yılında başlayan artış eğilimini sürdürerek, 2014 yılında bir kez daha arttı. Salmonellozis olguları, 2008 yılından bu yana ilk kez hafif bir artış gösterdi. Bu yazıda, EFSA ve ECDC’nin Avrupa Birliği’ndeki zoonozlar ve besin kaynaklı salgınlara ilişkin son yıllık raporunda yer alan başlıca bulgular sunulmaktadır. Besin kaynaklı hastalıklar İnsanlarda bildirilen listeriyozis enfeksiyonları, 2013 yılına kıyasla %16 oranında artmıştır: 2014 yılında doğrulanmış 2.161 olgu bildirilmiştir. Bu sayı rölatif olarak düşük olmakla birlikte, söz konusu enfeksiyonlar için yapılan İNFOVET 74-75 gözetimin hastalığın şiddetli formları üzerinde odaklanması ve özellikle yaşlılarda ve immün sistemi zayıf olan hastalarda ölüm oranlarının diğer besin kaynaklı hastalıklara kıyasla daha yüksek olması nedeniyle, bildirilen listeriyozis olgularının artması endişe oluşturmaktadır. Bununla birlikte Listeria monocytogenes (insanlar ve hayvanlardaki listeriyozise neden olan bakteri), insan enfeksiyonlarının en yaygın besin kaynağı olan tüketime hazır besinlerde nadiren yasal güvenlilik sınırlarının üzerine çıkmıştır. Kampilobakteriyozis, 2005 yılından bu yana olduğu gibi, AB’de en yaygın bilinen gıda kaynaklı hastalık olmaya devam etmekte. enfeksiyonların hala artıyor olması ise endişe verici, GÜNCEL DÜNYADAN YÜZDE 44 2008’den bu yana olgulardaki artış oranı * Kampilobakteriyozis olgularında %10 oranında artış Kampilobakteriyozis, 2005 yılından bu yana olduğu gibi, Avrupa Birliği’nde en yaygın olarak bildirilen besin kaynaklı hastalık olmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği’nde 2014 yılında doğrulanan olgu sayısı 236.851’dir ve 2013 yılına kıyasla %10 oranında (22.067 olgu) artış görülmüştür. AB Üyesi Devletlerin çoğunda, 2014 yılında kampilobakteriyozis olgularının sayısında artış olduğu bildirilmiş ve bu durum, son yılarda çeşitli Üye Devletlerde kampilobakteriyozis için gözetim sisteminin geliştirilmesiyle ve/veya tanı yöntemlerinin gelişmesiyle kısmen açıklanabilmektedir. Kampilobakter, besinlerde en sık olarak tavuklarda saptanmaktadır. Durum endişe verici ECDC’nin sorumlu uzmanı Mike Catchpole bu konuda şunları söylemiştir: “Avrupa Birliği’nde Kampilobakter ve Listeria enfeksiyonlarının hala artıyor olması endişe verici. Bu durum, şu anda ECDC ve EFSA tarafından geliştirilmiş olan moleküler tiplendirme yoluyla listeriyozis gözetimini arttırmanın ve AB düzeyinde Kampilobakter kontrol önlemlerini arttırmanın önemini vurguluyor.” EFSA Biyolojik Tehlikeler ve Kontaminantlar Bölümü Başkanı Marta Huges ise, düşüncelerini “Besin zincirindeki tüm önemli İNFOVET 76-77 faktörlerin, AB düzeyinde izleme faaliyetlerinin arttırılması için birlikte hareket etmesi gerekiyor. Böyle bir işbirliği, Avrupa›da bu iki hastalığın oluşturduğu yükü azaltmak için çok önemli”, sözleriyle özetlemektedir. Başarılı Salmonella kontrol programları 2014 yılında, kısmen Üye Devletlerin bildirim sayısındaki değişiklikler nedeniyle, salmonellozis olguları, 2008-2014 dönemine kıyasla ilk kez hafif bir artış göstermiştir. Bununla birlikte, 2008-2014 arasındaki yedi yıllık dönemde, salmonellozis olgularında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş eğilimi gözlenmiştir. Bu durum temel olarak, AB Üyesi Devletler ve Avrupa Komisyonu tarafından uygulanmaya başlanan başarılı Salmonella kontrol programlarından kaynaklanmaktadır. Avrupa Birliği’nde bildirilen Salmonella salgınlarının sayısı, 2008 yılından bu yana %44 oranında artmıştır. EFSA-ECDC raporu, 14 zoonoz ve besin kaynaklı hastalık salgını içermektedir. Söz konusu rapor, 32 Avrupa ülkesi (28 Üye Devlet ve üye olmayan 4 devlet) tarafından toplanan verilere dayanmakta ve Avrupa Komisyonu ve AB Üyesi Devletlerin zoonotik hastalıkları izlemesine, Bildirilen Salmonella salgınlarının sayısı, kontrol altına almasına 2008 yılından bu ve önlemesine yardımcı yana %44 oranında olmaktadır. artmıştır. Kampilobakteriyozisin, ortalama olarak inkubasyon süresi etkenin alımını izleyen 1-7 gündür. Çoğu kampilobakter infeksiyonu zoonotiktir. Campylobacter fetus koyun-keçi ve sığırlarda yavru atma ve kısırlık ile kendini belli eder. Genç hayvanlarda enterit ve koyunlarda abortus etkeni olan Campylobacter jejuni ve Campylobacter coli insanların bakteriyel enteritislerinin önemli bir bölümünden sorumludur. Campylobacter jejuni, Kampilobakter enfeksiyonlarının ortalama % 90 gibi büyük bir kısmından sorumludur ve insanlarda gastroenteritisin yanı sıra bakteriyemi, meningoensefalitis, akut prulent artritis, GuillianBarre sendromu ve Reiter sendromu oluşturur. ADVERTORIAL EVONİK Evonik Türkiye ekibi olarak her sene olduğu gibi bu sene de yıl içinde kanatlı sektörüne sağladığımız analiz sonuçlarının istatistiklerini yıllık analiz programımıza katılan/ katılmayan tüm müşterilerimizin, akademisyenlerin, danışmanların, ilgili diğer meslektaşların kısaca tüm sektör paydaşlarının istifadesine sunuyoruz. 2015 yılı Aralık Ay’ına kadar İstanbul laboratuvarımızda yaptığımız toplam 903 adet NIR ve Almanya Hanau’daki merkez laboratuvarda yapılan 35 adet yaş kimya analiz sonucuna dayanarak hazırladığımız besin maddeleri tablolarının bazılarını aşağıda sunuyoruz. 2015 yılı boyunca ülkemizde kanatlı yemlerinde kullanılan bazı hammaddelerin besin madde kompozisyonları müsterilerle oluşturduğu sıkı işbirliği ile Türk pazarı gereksinimlerine uygun ürünler ve çözümler sunan evonik türkiye, 938 analiz sonucuna dayanarak hazırladığı besin maddeleri tablolarını sunuyor. YAZI: Barış YAVUZ TechnIcal Sales Manager Evonik İNFOVET 78-79 n= 17 arpa Ortalama KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % 88,16 9,21 0,15 0,19 0,35 0,33 0,30 0,11 0,45 0,31 0,61 0,44 CV% 1,1% 6,3% 5,6% 5,7% 4,8% 5,2% 5,8% 6,1% 5,2% 6,5% 6,2% 6,2% Güv.Marjı µ-0.5 σ 87,65 8,91 0,14 0,19 0,34 0,32 0,29 0,11 0,44 0,30 0,59 0,43 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 2,45 4,57 2,57 54,34 5,57 17,66 1,83 3.003 1.652 2.776 CV% 6,2% 6,8% 4,8% 1,9% 4,6% 2,9% 20,3% 6,8% 6,8% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 2,37 4,42 2,50 53,82 5,45 17,41 1,65 2.901 1.596 2.776 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 87,31 7,23 0,15 0,16 0,32 0,23 0,26 0,06 0,36 0,24 0,85 0,34 CV% 1,2% 6,8% 6,3% 5,3% 5,4% 6,3% 6,5% 4,9% 6,5% 7,4% 8,5% 6,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 86,79 6,99 0,15 0,16 0,31 0,22 0,25 0,06 0,34 0,24 0,81 0,33 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg 3,57 2,02 1,16 64,61 2,57 9,54 1,59 2.127 1.595 3.300 n= 15 mısır n= 152 n=144 Ortalama CV% 6,1% 11,6% 6,8% 1,6% 7,0% 7,2% 10,7% 7,1% 7,1% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 3,46 1,90 1,12 64,10 2,48 9,19 1,50 2.052 1.539 3.300 mısır gluteni n= 33 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 90,28 60,45 1,53 1,09 2,63 1,09 2,04 0,33 1,99 2,35 9,49 2,75 CV% 0,9% 9,1% 8,6% 7,1% 8,1% 9,2% 8,8% 10,2% 8,6% 10,8% 11,7% 8,3% Güv.Marjı µ-0.5 σ 89,86 57,70 1,47 1,05 2,52 1,04 1,95 0,32 1,90 2,23 8,94 2,64 n= 18 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 3,86 0,71 3,07 14,60 5,72 7,84 0,57 6.094 4.875 3.215 CV% 30,8% 28,1% 37,1% 23,2% 37,8% 23,4% 28,2% 24,7% 24,7% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 3,26 0,61 2,50 12,90 4,64 6,92 0,49 5.341 4.273 3.215 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 95,72 59,38 1,07 0,73 1,80 3,21 2,16 0,51 4,00 2,11 3,85 2,67 CV% 2,1% 13,0% 15,7% 25,9% 12,9% 16,7% 13,5% 14,1% 13,5% 13,7% 13,7% 13,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 94,73 55,51 0,99 0,63 1,68 2,95 2,01 0,48 3,73 1,97 3,59 2,49 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 16,96 - 16,74 - - - - 22.507 - 3.130 CV% 13,1% - 18,1% - - - - 20,4% - 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 15,86 - 15,23 - - - - 20.209 - 3.130 tavuk unu n= 27 n= 27 ADVERTORIAL EVONİK tavuk unu, tüyce zengin n= 51 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 94,54 62,78 0,83 1,99 2,77 2,60 2,61 0,54 4,15 2,57 4,70 3,65 CV% 1,8% 10,9% 13,4% 27,7% 17,9% 13,3% 13,9% 16,1% 11,1% 14,7% 15,9% 19,1% Güv.Marjı µ-0.5 σ 93,69 59,36 0,77 1,71 2,52 2,43 2,42 0,49 3,92 2,38 4,33 3,30 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 17,81 - 10,57 - - - - 15.819 - 3.263 CV% 27,5% - 49,4% - - - - 47,4% - 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 15,35 - 7,96 - - - - 12.066 - 3.263 MET % CYS % M+C % LEU % VAL % n= 36 n= 9 tüy unu KM % HP % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % Ortalama 93,34 71,65 0,70 3,59 4,06 2,39 3,29 0,59 4,89 3,25 5,76 4,80 CV% 2,2% 14,1% 15,7% 13,6% 15,1% 28,0% 15,0% 17,5% 13,8% 15,1% 16,6% 16,5% Güv.Marjı µ-0.5 σ 92,31 66,60 0,64 3,35 3,76 2,06 3,04 0,54 4,55 3,00 5,28 4,41 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 10,45 - 3,59 - - - - 4.218 - 3.279 CV% 35,9% - 43,1% - - - - 32,4% - 0,0% 8,57 - 2,81 - - - - 3.534 - 3.279 KM % HP % MET % CYS % LYS % M+C % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 90,51 35,54 0,49 0,58 1,07 2,24 1,38 0,48 2,63 1,57 2,67 1,67 CV% 2,2% 5,3% 4,0% 8,0% 4,2% 4,8% 4,3% 4,2% 5,4% 5,5% 5,0% 4,8% Güv.Marjı µ-0.5 σ 89,52 34,60 0,48 0,56 1,05 2,19 1,35 0,47 2,56 1,53 2,60 1,63 n= 8 Güv.Marjı µ-0.5 σ tam yağlı soya n= 169 n=153 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P% Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 20,55 5,72 5,17 4,44 8,35 10,46 8,62 5.435 3.261 3.363 CV% 5,6% 15,0% 4,7% 13,4% 8,3% 22,9% 9,8% 15,9% 15,9% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 19,98 5,29 5,05 4,14 8,01 9,26 8,20 5.004 3.002 3.363 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % 92,87 43,17 0,60 0,68 1,28 2,71 1,67 0,59 3,19 1,91 3,22 2,03 yarım yağlı soya n= 15 Ortalama CV% 1,2% 4,4% 3,7% 3,9% 4,5% 4,6% 4,7% 4,2% 5,2% 4,9% 4,8% 4,8% Güv.Marjı µ-0.5 σ 92,32 42,22 0,59 0,67 1,25 2,65 1,63 0,57 3,11 1,87 3,14 1,98 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 10,04 4,71 6,10 5,47 7,54 9,81 10,46 6.133 3.680 2.750 CV% 11,8% 6,5% 3,7% 8,2% 5,0% 19,0% 4,5% 15,2% 15,2% 0,0% 9,45 4,56 5,99 5,25 7,35 8,88 10,23 5.668 3.401 2.750 n= 14 Güv.Marjı µ-0.5 σ İNFOVET 80-81 soya küspesi n= 163 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 88,50 47,22 0,65 0,72 1,37 2,93 1,83 0,65 3,46 2,14 3,58 2,24 CV% 1,0% 2,6% 2,6% 7,0% 3,8% 4,4% 2,7% 2,6% 3,5% 3,5% 2,9% 2,8% Güv.Marjı µ-0.5 σ 88,06 46,61 0,64 0,70 1,35 2,87 1,81 0,64 3,40 2,10 3,52 2,20 HY % HS HK Niş ADF NDF Şeker P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 1,68 3,98 6,63 5,22 5,58 8,84 10,58 6.266 3.760 2.317 CV% 27,6% 17,4% 3,6% 7,9% 16,5% 32,9% 9,4% 11,5% 11,5% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 1,45 3,63 6,51 5,01 5,12 7,39 10,08 5.905 3.543 2.317 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 90,76 35,13 0,78 0,56 1,33 1,24 1,28 0,47 2,81 1,40 2,19 1,71 CV% 1,3% 9,4% 11,1% 10,5% 11,7% 12,6% 10,2% 10,4% 11,9% 10,2% 9,6% 10,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 90,19 33,48 0,74 0,53 1,25 1,16 1,21 0,45 2,64 1,33 2,09 1,62 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 2,15 17,72 6,77 - 20,79 29,79 6,81 11.620 9.877 1.561 CV% 71,3% 16,6% 5,0% - 15,7% 15,4% 12,7% 13,3% 13,3% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 1,38 16,25 6,61 - 19,16 27,50 6,38 10.848 9.221 1.561 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 88,21 11,01 0,17 0,25 0,42 0,30 0,31 0,14 0,50 0,36 0,72 0,46 CV% 1,1% 11,8% 10,3% 9,9% 9,9% 8,2% 10,0% 6,7% 11,3% 12,2% 11,5% 10,6% Güv.Marjı µ-0.5 σ 87,74 10,36 0,16 0,24 0,40 0,29 0,30 0,13 0,48 0,34 0,68 0,44 Güv.Marjı µ-1.0 σ 87,27 9,70 0,15 0,23 0,38 0,28 0,28 0,13 0,45 0,32 0,64 0,42 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/kg Fitik P mg/kg ME* kcal/kg Ortalama 1,99 2,43 1,72 61,12 3,14 12,33 2,06 2.507 1.630 3.095 CV% 6,4% 12,7% 6,5% 1,8% 10,1% 6,3% 19,7% 9,5% 9,5% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 1,93 2,28 1,66 60,57 2,98 11,94 1,86 2.388 1.552 3.095 Güv.Marjı µ-1.0 σ 1,86 2,12 1,61 60,02 2,82 11,55 1,66 2.269 1.475 3.095 n=162 ayçiçeği küspesi n= 93 n= 81 buğday n=99 n=97 bonkalit n= 27 KM % HP % MET % CYS % M+C % LYS % THR % TRP % ARG % ILE % LEU % VAL % Ortalama 88,09 12,38 0,19 0,26 0,46 0,37 0,36 0,15 0,62 0,41 0,81 0,53 CV% 1,3% 14,9% 14,5% 10,2% 12,1% 24,3% 17,4% 11,1% 25,6% 14,3% 14,1% 16,9% Güv.Marjı µ-0.5 σ 87,51 11,46 0,18 0,25 0,43 0,33 0,33 0,14 0,54 0,38 0,75 0,49 HY % HS % HK % Niş % ADF % NDF % Şeker % P mg/ kg Fitik P mg/ kg ME* kcal/ kg Ortalama 1,87 2,36 1,68 60,50 3,05 12,44 2,11 2.624 1.705 3.065 CV% 7,4% 23,8% 12,8% 1,9% 20,1% 9,1% 26,3% 12,8% 12,8% 0,0% Güv.Marjı µ-0.5 σ 1,80 2,08 1,57 59,94 2,74 11,87 1,84 2.456 1.596 3.065 n= 15 ADVERTORIAL EVONİK σ = standart sapma µ= ortalama %50 > µ - 0.5 σ - ∞ µ 0.5 σ %67 > µ µ ∞ + - 0.5 σ Tablo değerlerindeki ortalamalardan yarım standart sapma düşmek suretiyle kullanılacak matriks değeri ile, hammadde popülasyonunun %67’sinin en az bu değer ve üstünde besin maddesi içermesi sağlanabilir. Buradaki sonuçlar referans tablo değerleri ile (AMINODat® 4.0) karşılaştırıldığında kendi analiz sonuçlarımızın, bu tablo değerlerine nazaran daha düşük varyasyon katsayılarına sahip oldukları hemen dikkati çekecektir. Her ne kadar AminoDat® 4.0 şu an için dünyadaki en güncel ve kapsamlı amino asit veri tabanı olsa da dünyanın her yanından gelen hammaddelere ait verileri içerdiğinden işletmenin ya da ülkenin kendi hammadde profiline göre daha yüksek varyasyon göstermesi kaçınılmazdır. Bu ise formülasyonda tablo değerleri kullanılarak varsayılan matriks değerlerin kendi gerçekliğimizi temsil etme kabiliyetini azaltarak formülasyonun isabet ve kesinliğini düşürür. Hayvan beslemeciler bu durumun hayvan performansı üzerine olumsuz etkilerini azaltabilmek için daha yüksek güvenlik marjları kullanmak zorunda kalırlar. Hâlbuki işletmede kendi analiz değerlerimizin kullanılması daha düşük güvenlik marjı kullanmayı ve böylece daha ucuz ve isabetli formülasyonu mümkün kılar. Evonik’in AMINOProx® ve AMINONIR® servisleri, temel besin maddeleri ile amino asit analizlerini NIR kullanarak yüksek bir isabet ve hızla yaparak bu avantajları kullanıcılarına sağlar. Bu istatistikler formülasyon programının matriksine nasıl aktarılmalıdır? Varyasyon katsayısı (CV%) %5’ten düşük olan besin maddeleri için ortalama değerler doğrudan kullanılabilir. %5-10 arasında olanlar için duruma göre fakat %10’dan büyük olan besin maddeleri için mutlaka bir güvenlik marjı kullanılması genel olarak tavsiye edilmektedir. Bu da ortalama değerin bir miktar altında bir değeri matrikse tanımlamak şeklinde yapılır. Ne kadar güvenlik marjı uygulamalıyız? Bu sorunun cevabı yine yukarıdaki tablolarda verilmiştir. Her bir besin maddesi için yarım standart sapma kadar güvenlik marjı uygulanmış değerler en alt satırlarda meslektaşlarımız için hesaplanmıştır. Herhangi bir besin maddesi için ortalamadan yarım standart sapma kadar geriye gelip, matrikse ortalama yerine hesaplanacak bu yeni değerin girilmesi, hammadde popülasyonunun %69’unda en az bu oranda besin maddesi bulunmasını temin eder. Bu pratik üretim koşullarında yeterlidir. İNFOVET 82-83 KANATLI ANC HAYVAN SAĞLIĞI l o r t kon arı l a k i polit gözden i l e m il r i ç e g Yaşanan şap salgını ile ilgili Türk Veteriner Hekimleri Birliği, 56 veteriner hekimleri odası 22 bin üyesi ve 6 bin serbest veteriner hekimiyle her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu bildiriyor. Şap salgını nedeniyle, hayvancılığımız risk altında, yetiştiricimiz ise darboğazda… Hastalık çok önemli verim kayıplarına neden olurken, genç ve ithal hayvanlarda ölümler şekillenmektedir. Çok hızlı yayılma özelliğine sahip olan hastalık, verim kayıpları da dikkate alındığında, ülkemizdeki en önemli salgın hastalıkların başında gelmektedir. Şap, bir kaç senede bir, değişik virüs tipleri ile ülkemizde bu tür salgınları yaşanmasını kaçınılmaz kılmakta, hastalık nedeniyle, ağız ve ayaklarda oluşan yaralar, yem yemeyi engellediği için hayvanlarda % 50’ye varan verim kayıpları oluşmakta, genç hayvanlarda da virüs doğrudan kalbi etkileyerek ölümlere neden olmaktadır. Hastalık insan sağlığı açısından risk oluşturmamakta, bu nedenle, et ve sütün tüketilmesinde de herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak bu salgınlar için önemli nokta, verim kayıpları ve hayvan ölümleri nedeniyle yaşanan önemli miktardaki ekonomik kayıplar ve hastalık nedeniyle, tüm tarımsal ürünlerin ihracatına getirilen yasaklar ve bu yasakların yaşanan ekonomik kayıpları önemli boyutlara ulaştırmasıdır. Bu nedenle, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, salgın hastalıklarla mücadele çalışmalarında, bütçe imkanlarını artırma çareleri bulmalı, hızlı karar alabilen ve uygulayabilen yetkili birimler oluşturmalı, bu çalışmaların içinde serbest veteriner hekimleri entegre etmeli ve yetkilerini artırmalıdır. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Talat Gözet Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Şapla nasıl mücadele edilir? Şap hastalığı ile yapılacak mücadele çalışmalarının en önemli ayağından biri tazminat olmalıdır. Yetiştirici zararının karşılanacağını bilir ise hayvanını hiç bir yere götürmeden hastalığı ihbar eder. İNFOVET 86-87 Şap hastalığı ile mücadele, salgın hastalıklar içinde mücadelesi en zor hastalıklardan birisidir. Hastalığa karşı aşı geliştirilmiş olmasına rağmen, hastalığın birçok alt tipi, bunların da birçok değişik suşlarının olması nedeniyle, yapılan aşılama çalışmalarından istenilen başarı elde edilememektedir. Yıllarca aşı yapılarak hastalığı kontrol altına aldım derken, değişik bir suşla ortaya yeni bir salgın çıkıyor ve her şeye sil baştan başlamak zorunda kalıyorsun. Hastalık kuş, köpek, diğer hayvanlar, rüzgar, yem gibi her türlü dış etmenle taşınabiliyor ve çok hızlı yayılma eğilimi gösteriyor. Bunun yanında, ülkemiz, hastalık mücadelesi yapılamayan ve sınır kontrolü sağlanamayan komşu ülkelere sahiptir. Şap salgınlarının filyasyonu araştırıldığında, hemen tamamı bu komşu ülkeler kaynaklıdır. Ancak; daha acı olan, bu ülkelerden sınır illerimize bulaştırılan hastalık, çok kısa süre içerisinde hemen ülkenin tamamına yayılmaktadır. Buradan da hayvan hareketlerini iyi kontrol edemediğimiz ortaya çıkmaktadır. Salgın hastalıklarda hedef, hastalığın ilk çıktığı bölgede kontrol altına alınmasıdır. Bunun için sahanın sürekli izlenmesi ve en küçük bir şüphede karantina tedbirlerinin uygulaması gerekir. Bu tedbirlerin hızlı bir şekilde alınması ve eksiksiz uygulanması çok önemlidir. En küçük bir ihmal hastalığın süratle yayılmasına neden olacaktır ve bugün ülkemizde yaşanan olay da budur; zamanında alınmayan tedbirler ve hayvan hareketlerinin kontrol edilemeyişidir. Hastalık nedeniyle ortaya çıkan verim kayıpları ve ölümler, önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bunun yanında, salgın nedeniyle tarımsal ürünlere ithalat yasağı getirilmektedir. Bu da ülkenin ekonomik kaybını büyük oranda artırmaktadır. Ancak; en büyük ekonomik kaybı yetiştirici yaşamaktadır ve yetiştiricinin yaşadığı bu kayıp hastalığın hızla yayılmasının en büyük nedenidir. İşletmesinde şap hastalığını gören yetiştirici, verim kaybını en az seviyede atlatmak için hayvanlarını elden çıkarmanın yollarını arar ve hayvanları kaçak yollarla kesime götürür. Bu da hastalığın hızla yayılması demektir. Bu nedenle, şap hastalığı ile yapılacak mücadele çalışmalarının en önemli ayağından biri tazminat olmalıdır. Yetiştirici zararının karşılanacağını bilir ise, hastalığı ihbar eder. Salgın hastalıklarla mücadelede yetiştiricinin bilinçlendirilmesi Salgın hastalıklarla mücadelede, biyogüvenlik ve karantina tedbirleri kuşkusuz çok önemlidir. Daha önce yaşadığımız kuş gribi salgınlarında, yeterli biyogüvenlik önlemi alan entegre işletmelere hastalık bulaşmamış ve çok büyük kayıplar yaşanması önlenmişti. Bu nedenle, salgın hastalıklarla mücadelede yetiştiricinin bilinçlendirilmesi bu anlamda önemlidir. Bilinçli yetiştirici gerekli biyogüvenlik önlemlerini alır ve hastalığın işletmesine bulaşmasını önler. Hayvan hastalıkları ile mücadele çalışmaları Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sorumluluğunda yürütülmektedir. Sorumlu meslek de veteriner hekimliktir. Ülkemizdeki aktif olarak çalışan veteriner hekim sayısı 25 bine ulaşmıştır ve bu sayı AB ülkelerinden fazladır. Bakanlıkta görev alan veteriner hekimler dışında, serbest muayenehane çalıştıran 6 bin veteriner hekim hayvan sağlığı alanında görev yapmaktadır. Bu kadar veteriner hekim, tüm hayvancılık işletmelerinin sürekli denetimini sağlayabilir. Ancak; hem Bakanlıktaki hem de serbest hekimlerden, hayvan hastalıkları ile mücadele amacı doğrultusunda yeterince yararlanılmamaktadır. Hastalıklarla mücadelenin bazı temel kuralları vardır. Birinci öncelik koruyucu hekimliktir. İkincisi; hastalık tespit edildiğinde, yayılmayı önlemek için süratli karar alabilecek yetkili otoriteye ihtiyaç vardır. Bakanlık ve taşra teşkilatı bu özelliklere sahip değildir. Bakanlık, salgın hastalıklarla mücadele çalışmalarında, bütçe imkanlarını arttırmalı ve hızlı karar alabilen yetkili birimler oluşturmalı, serbest hekimleri bu çalışmalara yetki vererek entegre etmelidir. Türkiye, şap hastalığı yanında, halk sağlığını da tehdit eden diğer hastalıkları da eradike etmek zorundadır. Bu hastalıklar ülkemize yakışmıyor. TVHB, 56 veteriner hekimleri odası 22 bin üyesi ve 6 bin serbest Hastalıklarla mücadelenin bazı veteriner hekimiyle temel kuralları her türlü sorumluluğu vardır. Birinci öncelik üstlenmeye hazırdır. koruyucu hekimliktir. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Prof. Dr. Murat Arslan İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Ciddi sonuçlarla karşılaşma riski söz konusu Şap salgını nedeniyle üreticiler tedirgin tüketiciler ise bilgi eksiliği nedeniyle korku yaşamaktadırlar. İNFOVET 88-89 Ülkemizde bir kez daha şap bir salgın olarak görüldü. Salgın nedeniyle hayvan hareketleri durdu, hayvan pazarları geçici olarak kapandı, belli bölgelerde karantina uygulaması başlatıldı. Hastalık ilk olarak ülkemizin en doğusunda görüldü ve salgın giderek en batıya kadar yayıldı. Hastalığın, önce doğuda görülmesi kaçak hayvan girişleri nedeniyle olduğu fikrini akla getirdi ve Bakanlıktan yapılan açıklamada bu virüsün ülkemizde ilk kez görülen Nepal tipi olduğu tespit edildi. Bilindiği üzere, şap hastalığı oldukça bulaşıcı, doğrudan temas ile hasta hayvanın vücut sıvılarıyla temas, saman ve yemler, bakıcıların ve kullanılan alet ve makinaların aracılık etmesiyle, et ve süt ürünleri aracılığıyla veya havadan rüzgar etkisiyle yayılmaktadır. Başta yavru atma olmak üzere; et, süt ve diğer verimlerde kayba ve yaşça küçük hayvanlarda ölümlere yol açmaktadır. Ülke hayvancılığı açısından hem hayvan varlığı hem de ekonomik sonuçları açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle uluslararası ticaret kanunları gereği hastalık görülen ülkelerden canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin ticaretine izin verilmez. Ayrıca hastalıkla mücadele için yapılan harcamalar önemli kayıplar olarak görülmektedir. Türkiye’de çiftçiye tazminat ödeyecek kamu kaynağı yetersiz Üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinde şap hastalığı neredeyse hiç görülmemektedir. Ülkemizde ise çok sık aralıklarla hastalık görülmektedir. Bunun en önemli nedeni, Avrupa Birliği ülkelerinde hastalıklarla mücadelenin sürekli olarak yapılması, önlemlerin alınması ve denetlemenin çok sıkı yapılmasıdır. Şap mücadelesi ülkelerin ekonomik imkanlarına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Türkiye’de çiftçiye tazminat ödeyecek kamu kaynağı yetersiz olduğu için, aşılama yöntemi ile mücadele ediliyor. Mücadele şekli daha çok hastalık görülen bölgelere yakın çevredeki hayvanların aşılanması ve karantina uygulamalarını kapsamaktadır. Şap salgını nedeniyle üreticiler tedirgin AB’de şap hastalığı tüketiciler ise bilgi görüldüğünde hastalık eksiliği nedeniyle görülen işletmedeki korku yaşamaktadırlar. hayvanlar yanında bütün süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, karkas, deri ve post, yün, embriyo, yumurta, sulu atık, gübre stokları, hayvan yemi ve tesisteki çöpler bile imha ediliyor. Ayrıca dinamik ve hızlı hareket edebilen veteriner teşkilatları sayesinde oldukça etkili mücadele yapılabilmektedir. AB katılım yolunda şap ile mücadele önemli bir kriter olarak görülmektedir. Üyeliğin gerçekleşebilmesi için ülkemiz şap açısından ari bölge haline gelmelidir. Ülkemizde önümüzdeki yıllarda da önemli bir sorun olarak kendisini hissettireceği görülen hastalığa karşı çok ciddi bir mücadele yürütülmesi kaçınılmazdır. Bu amaçla; şapın kontrolü ve eradikasyonu için, ulusal, il ve ilçe düzeyinde kontrol merkezleri oluşturulmalı, küçükbaş hayvanlara da işaretleme yapılmalı, küpelenmemiş ve kayıt altına alınmamış hayvanların hareketinin önlenmesi için çok sıkı denetim yapılmalıdır. Ayrıca salgın hastalıklarla mücadele için veteriner hekimlik teşkilatı yeniden yapılandırılmalıdır. Sonuç olarak, hayvan hastalıkları ile etkin mücadele için kamu kaynakları mutlaka birkaç kat artırılmalı, uzun vadeli mücadele bütçesi hazırlanmalıdır. Ancak, bu şekilde hayvancılığımız, ekonomimiz ve toplum sağlığı için önemli tehlike olan salgın hastalıklarla etkin bir mücadele yürütülebilir. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Mahmut Çetinkaya Derviş Kara Samsun - Sinop Veteriner Hekimler Odası Başkanı Giresun Veteriner Hekimler Odası Başkanı Yaşananlardan alınacak derslerin önemi Son günlerde basından da takip ettiğiniz üzere yaklaşık 40 ilde şap hastalığı nedeniyle karantina önlemlerine geçilmiş bulunmaktadır. Ülkemizde daha önce görülmeyen A Nep 84 alt serotipi, 29 Eylül 2015 tarihinde ilk olarak Van’da görülmüş ve 19 Kasım 2015 tarihinde ilimiz Vezirköprü ilçelerine sirayet etmiştir. Aynı zamanda; Amasya, Çorum, Sinop ve Tokat illerinde de hastalığının yaygın olarak seyretmesi ve ilimizde görülen mihrakların kontrol altına alınarak yayılmasının ertelenmesi amacıyla Samsun İl Hayvan Sağlığı Zabıtası Komisyonu toplanarak 01.12.2015 tarihi itibariyle İlimiz genelindeki tüm havyan pazarlarının kapatılmasına, mihrak bölgelerindeki canlı hayvan hareketlerinin durdurulmasına ve tüm il genelinde yeni alt serotipe karşı üretilen aşının uygulanmasına karar vermiş bulunmaktadır. Yeni serotipe karşı aşılamalar yapılmalı Samsun ilinde on ilçede olmak üzere yirmi dört adet mihrakta şap hastalığı çıkmış İNFOVET 90-91 bulunmakta olup, 50.667 adet büyükbaş hayvan şap hastalığına karşı aşılanmıştır. Boyabat ilçesinde bir mihrakta şap hastalığı çıkmış olup, 3.000 adet hayvan hastalığa karşı aşılanmıştır.Farklı bir serotip olduğu için daha önce yapılan şap aşıları sınırlı koruma sağladığından, bununla birlikte yüksek ateş çok sık görülmemekte ve genç hayvanlarda ölümle sonuçlanma riski fazla olmaktadır. Bu nedenle yetiştiricilerimiz “nasıl olsa daha önce şap aşısı yaptırdık” düşüncesiyle yeni aşının yapılmaması gerektiği gibi bir düşünceye kapılmadan, İl ve İlçe Müdürlüğü ekiple rinin aşılamalarına kolaylık sağlamalıdır. Kamuda görev alan ve serbest hekim olarak çalışan meslektaşlarımızın bulaşmanın engellenmesi için tüm tedbirleri alarak, tedavi ve aşılama sürecinde başarılı olacaklarına inanıyor, yaşanan olumsuz durumdan ders alarak hayvan hareketlerinin sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekliliğini tekrar hatırlatıyor ve en kısa sürede bu sıkıntılı dönemin geçeceğini ümit ediyoruz. Hayvan pazarları kontrol altına alınmalı Türkiye’de yapılan incelemelerde, hastalığın en yaygın bulaşma yolunun direkt bulaşma olduğu bildirilmiştir. Bu bulaşma şeklinde genellikle hayvan hareketleri ve pazarlarının önemli rolü olduğu düşünülmektedir. Pazarların kapatılması ve kontrolsüz hayvan hareketlerinin önlenmesi hastalıktan korunmada en etkili yoldur. Bulaşıcı hayvan hastalıklarının ülkeye verdiği kaybın telafisi için Bakanlığın teşkilat yapısı ve hastalıklarla mücadele stratejisi gözden geçirilerek bağımsız bir veteriner otoritesinin yer aldığı yeni bir yapılanmaya gidilmelidir. Ülkemizde bulunan hayvan pazarlarının büyük bir bölümü ruhsatsız ve yetiştiriciler tarafından kurulan kontrolsüz alanlarda yer almaktadır. Mevcut teşkilat yapısı ile bu pazarların kontrolü mümkün değildir. Her ilde pazar kurulan alanlar belirlenmeli, dezenfekte edilebilir projeli ve ruhsatlı pazar yerleri kurularak hayvan alım satımı kontrol altına alınmalıdır. Ulaştırma Bakanlığı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı arasında yapılacak bir protokolle yol denetim istasyonlarında kurulacak birimler aracılığı ile hayvan ve hayvansal ürün taşıyan nakil vasıtalarının kontrolü ve dezenfeksiyonu yapılmalıdır. İmha ve itlaf işlemleri için yeterli ödenek ayrılmalıdır Hastalıktan korunmanın yolu, hayvanların altı ay aralıkla yılda iki kez aşılanmasıdır. Ayrıca işletmelerde, temizlik ve dezenfeksiyon gibi önlemler ile dışarıdan yeni satın alınan hayvanlara aşı yapılıp yapılmadığına dikkat edilmelidir. Kayıt altına alınmış her hayvanın aşı kaydı Türkvet sistemi üzerinden takip edilip hayvanını aşılatmayan yetiştiricilere kanuni yaptırım uygulanmalıdır. Hasta hayvanların tazminatlı olarak imha edilmesi de eradikasyon için oldukça önemlidir. İmha ve itlaf işlemleri için yeterli ödenek ayrılmalıdır. Günden güne azalan hayvan varlığımız, bir de şap gibi bulaşıcı hastalıklar nedeniyle zarar görmeye devam ederse karkas et fiyatlarındaki artış tırmanmaya devam edecek ve tüketici olumsuz etkilenecektir. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI H. Gökhan Özdemir Özgür Y. Pehlivan İzmir Veteriner Hekimler Odası Başkanı Amasya Veteriner Hekimler Odası Başkanı Kurumlar arası iletişim ile başarı sağlanır Resmi otorite bu konuda çok hassas davranmalı Ülkemiz hayvancılığı gündemine giren şap hastalığı, ne yazık ki bu kez ilimizi de birinci derecede etkilemiştir. İzmir Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Hayvan Sağlığı ve Yetiştiriciliği Şube Müdürlüğü tarafından gerekli tüm önlemler ivedilikle alınmıştır. Bu aşamada önemli olan hastalığın çıkış noktaları olan Menderes, Bornova ve Çiğli ilçelerinde yayılmasının ve diğer ilçelerde de görülmesinin engellenmesidir. Bu amaçla yoğun aşılama çalışmaları yürütülmektedir. Ayrıca üreticilerimizin bilinçlenmesi ve kendi hayvanlarına da hastalığın bulaşmaması için gerekli önlemleri almalarına ilişkin bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. Veteriner hekimler olarak teknik bilgi ve donanımımızı sektör ile paylaşma aşamasında güçlü yapıda olmamız, işte bu tip vakalar açısından çok önemlidir. Veteriner hekimlik uygulamaları desteklenmeli Yetiştiricilerin ve ülke hayvancılığımızın en az zararla bu hastalıktan kurtulması için İNFOVET 92-93 özellikle hayvan hareketleri konusunun sürekli gündemde olması gerekmektedir. Koruyucu hekimlikte yalnızca veteriner hekimlik bilgilerinin aktif kullanımı yeterli değildir. Teşkilat yapılanmasının, denetim ve kontrol aşamasında da veteriner hekimlik uygulamalarını desteklemesi gerektiği unutulmamalıdır. Hayvan nüfusuna yönelik kontroller tek bir idare tarafından bütünüyle ele alınmalıdır. Hayvan hareketlerinin kontrolü de, hayvan sağlığına dair koruyucu hekimlik faaliyetlerinin önemli bir parçasıdır. Bu aşamalarda mülki amirler tarafından kolluk kuvvetlerinin de aktif olarak çalışmalara destek olması sağlanmalıdır. Kanunlara göre pek çok farklı kurum hayvan nüfusuna ilişkin düzenlemelerde görevlidir. Bu durum işleyiş açısından gerçekten sıkıntı yaratmaktadır. Ancak ilimizde, kurumlar arası koordinasyon ikili ilişkilerle, odamız ve meslektaşlarımız tarafından çok sağlam bir şekilde yürütülmektedir. Buna dayanarak en kısa sürede bu hastalıkla ilgili sorunların çözüleceğine inanıyoruz. Hepimizin bildiği üzere özellikle kurban bayramı sonrası A tipi (Nepal 2015) şap virüsü tüm ülke hayvancılığını tehdit eder boyutta hızlı bir şekilde yayılım göstermiş ve Van’dan sonra ilk olarak Amasya’da görülmüştür. Şap Enstitüsü uzmanları tarafından ilimizde çalışma yapılmış ve 3 hafta gibi kısa bir sürede suşu içeren aşılar bölgemize sevk edilmiştir. Şap salgını nedeniyle, hayvancılığımız risk altında, yetiştiricimiz de darboğazdadır. Hastalık çok önemli verim kayıplarına neden olurken, bölgemizde ciddi ölümlerle birlikte büyük ekonomik kayıplara neden olmuştur. Özellikle kontrolsüz hayvan hareketlerinin bu hastalığın yayılmasındaki en büyük etkenlerden biri olduğu kanıksanamaz bir gerçektir. Resmi otorite bu konuda çok hassas olmalı, hayvan hareketlerinde kontrolü mutlaka sağlamalıdır. Veteriner hekimlerin ciddi fedakarlıkları ile bu salgının üstesinden geleceğiz Şap hastalığı ile mücadelenin temel kuralları vardır. Birinci öncelik koruyucu hekimliktir. Bununla ilgili iyi bir alt yapı oluşturulması gerekir. Gerek kamuda görevli veteriner hekimlerden gerekse muayenehane sahibi veteriner hekimlerden azami şekilde faydalanılmalı ve bunu sağlayacak bir sistem üzerinde çalışılmalıdır. Tabi bu altyapıyı oluştururken hastalık tespit edildiğinde, yayılmayı önlemek için çok süratli karar alabilecek ve hareket edebilecek yetkili otoriteye ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır. Geçmişte ülke hayvancılığının yaşadıkları bunun kanıtıdır. 1980 ortalarında kapatılan Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü ve bu Genel Müdürlüğe bağlı İl Veteriner İşleri Müdürlükleri ve İlçe Veteriner Hekimlikleri sahada süratle alınan kararlarla ciddi fedakarlıklarla at vebası, sığır vebası gibi bulaşıcı hayvan hastalıklarını eradike etmeyi başarmışlardır. Yeni bir yapılanmanın ve tüm bileşenlerin entegre edildiği yeni bir sistemin artık ülkemize yakışmayan bu tip salgınların önüne geçeceğine yürekten inanıyoruz. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Oytun Okan Şenel Doç. Dr. Fatih. M. Birdane Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Afyonkarahisar Veteriner Hekimler Odası Başkanı, Afyon Kocatepe Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Eldeki tüm olanaklar kararlılıkla kullanılmaya devam edilmeli Kaçak hayvan geçişi tek faktörmüş gibi gösterilmemeli İlk olarak Van’ın İpekyolu ilçesinde belirlenen antijenik değişikliğe sahip şap virusu, kısa sürede ellinin üzerinde ilde hastalığın çıkmasına neden olmuş ve Ankara Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası’nın sorumluluk bölgesinde bulunan Ankara, Çankırı ve Kırıkkale illerinde de etkisini göstermiştir. Bu süreçte Ankara’da 16, Çankırı’da 15, Kırıkkale’de 3 mihrakta şap hastalığı belirlenmiştir. Hastalık çıkışı ile hayvan hareketleri durdurulmuş, pazarlar kapatılmış, ticaret kısıtlanmıştır. Yetiştiriciler, şap hastalığından ari ülkelerden getirmiş oldukları damızlık ve besilik yeni doğan hayvanlarının ölümleri ile sarsılmış; et, süt ve performans kayıplarının yanı sıra hayvan ve hayvansal ürünlere İNFOVET 94-95 getirilen kısıtlamalarla önemli kayıplar yaşamıştır. İşletme sahipleri ile görüşmelerde hastalığın hayvan alım-satımı yapan ve ilden ile dolaşan hayvan satıcıları tarafından Kars, Ardahan, Erzurum gibi hayvancılığın yoğun yapıldığı illerden besi amaçlı hayvanların alınıp getirilmesinden kaynaklandığı bilgisi alınmıştır. Bakanlıkla yapılan görüşmelerde sahada yeni sirküle olan virusa karşı A-NEP-84 aşısı üretildiği, üretilen aşıların ülke geneline uygulanmak üzere il müdürlüklerine gönderildiği, mihrak ve çevre aşılaması, kordon, karantina, temizlik, dezenfeksiyon, eğitim çalışmaları ile hastalığı kontrol altına almak üzere tüm olanakların kullanıldığı ve kullanılmaya devam edileceği bilgisi alınmıştır. Afyonkarahisar’da 09.12.2015 tarihinden itibaren şap salgınları görülmeye başlanmış; 14.12.2015 tarihinde ise pazar kapatılarak hayvan sevkleri durdurulmuştur. Aşılmama çalışmaları, 20.12.2015 tarihinde başlamış olup halen devam etmektedir. Bir kaç ilçede ve merkeze bağlı kasabalarda, özellikle bir yaş altı hayvanlarda ölümler olduğu bilinmekle beraber il/ilçe müdürlüğünde resmi bildirim bulunmamaktadır. İşletmelerin çoğu, il dışından hayvan getirenler olmakla beraber sadece doğu illeri değil, ağırlıklı olarak Orta Anadolu ve Ege Bölgesi’nden getirilen hayvanlarda da şap görülmüştür. Bakanlığın açıklamasında, şap salgının ilk kez Van’da görüldüğü söylense de, 10-15 günlük ara ile Manisa ve çevre illerde de hastalık görülmüştür. Kayıt sistemi sağlıklı çalışmadıkça, hastalık bildirimleri düzenli yapılmadıkça (artık sahadaki veteriner hekimlerin bile haberi olmamakta), şap çıkan yerlerde sevkiyat devam ettikçe ve yeni suş derhal üretilip (enstitü başarılı ancak ilk aşılarda sadece yeni suş için monovalan üretmek yerine trivalan-bivalan üretmeye çalışmamalı) sahaya verilmedikçe bu sıkıntı ile savaşılamaz. Her salgında kaçak hayvan tek faktörmüş gibi gösterilmemeli. Aynı zamanda, koyun ve kuzularda farklı bilgiler geliyor olduğu için, şap hastalığı salgınları ektima ile karıştırılmadan takip edilmelidir. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Vargın Boy Tekin Keçeci Kars - Ardahan - Iğdır Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Nevşehir Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı İşletmelerde karantina uygulanması Ülkeler arası etkin mücadelenin önemi İlimiz, sınır olması nedeniyle hastalığın görülme olasılığı yüksek illerden birisidir ve batıdaki besi işletmelerine besi materyali sağlamaktadır. Bu durum ilimizde yoğun bir hayvan hareketi olduğu anlamına gelmektedir. Bu nedenle bölgemizde ortaya çıkan bir hastalığın diğer illere bulaşmasını önlemek zordur. Son birkaç yıldır, İl Müdürlüğü ekiplerince yoğun bir aşılama yürütülmesi neticesinde hastalığa ilimizde rastlanılmamıştı. Ancak bu sene farklı bir tip suş görülmesi nedeniyle yapılan aşılardan istenilen neticeler alınamamıştır. Peki ne yapmalıyız? > Bölgede sadece şap hastalığı ile ilgilenen bir yapılanmanın oluşturulması. Burada çalışan uzmanlar komşu ülkelerde görülen hastalıkları araştırarak ona göre şap enstitüsünün aşı üretimini sağlayacak. > Sadece karantina uygulanan işletmelerden hayvan çıkışı yapılabilmeli. > Kamu veteriner hekimlerinin sadece hayvan sağlığı ve halk sağlığını korumakla uğraşmalı. > İşletme sahiplerinin eğitim düzeyi artırılmalı. Hastalık çıktığında saklamak yerine ihbar etmesi gerektiği iyi anlatılmalı. Ülkemizde yıllardır görülen hastalık büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Mücadele etkin aşılama, koruma yöntemleri ve hayvan hareketlerinin kontrol altına alınması ile mümkün olacaktır. Aşılamada değişik tiplere karşı bağışıklığın sağlanması için ülkemizde görülen suşların yanı sıra komşu ülkelerde görülen suşların da rutin aşılamaya dahil edilmesi sürprizlerle karşılaşmamızı önleyecektir. Ayrıca Brucella ve kuduz hastalığı ile mücadelede yapılan uygulamaya benzer aşılama tipleri hastalıkla mücadeleyi kolaylaştıracaktır. Diğer yandan nakillerin kontrolü için ana geçiş güzergahları üzerine, Ulaştırma Bakanlığı’nın kontrol noktaları oluşturulması ve bu noktalara Bakanlık biriminin eklenmesi hayvan hareketlerinin kontrolünde etkili olacaktır. Hastalıkla mücadelede aşılama sonrası anafilaktik şoktan ölen hayvanlara verilen tazminatın abort yapan hayvanlara da genişletilmesi aşılama sayısını artıracak, aşılamaya karşı önyargıyı ortadan kaldıracaktır. Mahalli idarelerin ciddi sorumlulukları var Bülent Polat Erzurum Veteriner Hekimler Odası Başkanı İNFOVET 96-97 Odamıza bağlı bulunan Erzurum ve Ağrı illerinin büyükbaş hayvan varlığı toplamı, ülkemizin ilk sıralarında yer almaktadır. Ayrıca bölgemizden yoğun bir şekilde canlı hayvan sevkinin yapılması hayvan hastalıklarının yayılması açısından önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Şap hastalığının kontrolünde, ülkemizin hastalık kontrol politikalarının tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle sınır illerindeki hay- van hareketlerinin kontrolünde sadece Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Teşkilatları değil aynı zamanda mahalli idareler ve kolluk kuvvetlerinin de ciddi bir şekilde sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir. Özellikle ülkemizin jeopolitik yapısı nedeniyle, bu tür salgınların görülmesi durumunda, eradikasyon için ek bütçeler oluşturulmalıdır. 2015 yılında hala şap hastalığını konuşmamız sanırım en büyük sorun. BÜYÜKBAŞ ŞAP HASTALIĞI Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Sinan Sağlam, Eylül ayında Van’da görülen ve Türkiye’nin birçok iline sıçrayan şap hastalığının besicileri endişelendirdiğini belirterek, hastalığın tamamen kontrol altına alınamaması halinde hayvancılık sektöründe büyük çaplı zararın oluşabileceğini söyledi. Sağlam, hastalığın daha fazla alana yayılmasını önlemek için önlemlerin daha da sıkılaştırılmasını istedi. Başkan Sinan Sağlam, yaptığı açıklamada koyun-keçi ve sığır gibi çift tırnaklı hayvanlarda görülen şap hastalığının, sektör için risk oluşturan en önemli hastalıkların başında geldiğini belirterek, Nepal tipi şap virüsünün alınan tüm önlemlere rağmen birçok ile yayılarak hayvancılık sektöründe endişe ve paniğe yol açtığını kaydetti. Sinan Sağlam Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hızla yayılan şap hastalığı hayvancılık açısından tehdit Bursa Veteriner ekimler Odası Başkanı Sinan sağlam yurtdışı kaynaklı virüsün, besicileri kaygılandırdığını söyledi. İNFOVET 98-99 Aşı geliştirildi Hastalığa karşı aşı geliştirildiğini, aşılama çalışmalarının tüm hızıyla devam ettiğini ifade eden Başkan Sağlam, buna rağmen hastalığın Van’dan sonra Kars, Çorum, Kırşehir, Aksaray, Samsun, Kırıkkale, Burdur, Bursa ve Samsun’da da görüldüğünü hatırlattı. Bu illerin yanı sıra Erzurum, Balıkesir, Manisa, Sakarya ve Konya’da ise hayvan pazarlarının kapatıldığına dikkat çeken Sağlam, “Türkiye son yıllardaki en büyük şap salgını ile karşı karşıya. Virüsün yurt dışı kaynaklı olması, hastalığın bulaşma yollarının daha çok doğrudan temasla gerçekleştiğinin tespit edilmesi, yeterince kontrol yapılmadığını gösteriyor. Yeni bir virüs ve buna karşı aşı geliştirilmiş. Aşılama çalışmaları devam ediyor. Birçok noktada hastalık söndürülmüş, ancak hala hastalığın kontrol altına alınamadığı bölgelerin sayısı yabana atılmayacak kadar fazla. Bu durum besicilerde derin kaygılar oluşturuyor ve şap hastalığı Acilen TARSİM Sigorta kapsamına alınmalıdır“ dedi. Ekonomik kayba yol açıyor BVHO Başkanı Sinan Sağlam, şap hastalığının sektörde oluşturabileceği zararlara da değindiği açıklamasında, hastalığın yayılmasını engellemek amacıyla alınan karantina önlemlerinin sektörde ciddi oranda maddi kayıplara yol açtığını söyledi. Hastalığın aşılama ve antibiyotik tedavisi nedeniyle besicilere ciddi bir tedavi masrafı getirdiğinin altını çizen Sağlam, virüsün hayvanlarda et ve süt verimini düşürdüğünü, üreme fonksiyonlarını olumsuz etkilediğini, gebe hayvanlarda yavru atma ve buzağılarda ölümlere yol açtığını kaydetti. Pazarların kapatılmasıyla içerde ve dışardaki hayvan hareketlerine getirilen kısıtlamaların ticareti olumsuz etkilediğini dile getiren Sağlam, “Buzağı ölümleri ve hastalığa yakalanan hayvanlardaki gelişimin durması, hayvan hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle sektör sıkıntı yaşıyor. Hastalığın biran önce söndürülmemesi halinde zaten darboğazda olan Türk hayvancılığı çok büyük darbe yer” dedi. Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Sinan Sağlam, şap hastalığının hayvanlardan insanlara da geçtiğine dikkat çekerek; hayvan yetiştiricilerini de kişisel önlemler almaya çağırdı. Hastalıklı hayvanın et ve sütünün tüketilmemesini isteyen Sağlam, “Öncelikle hastalığın görüldüğü bölgenin 20 kilometre çevresindeki tüm hayvanlar aşılanmalı. Virüs taşıyan hayvanlarla sağlıklı hayvanlar aynı ortamlarda olmamalı. Sağlıklı hayvanlar, virüs bulaşmış meralarda otlatılmamalı. Sütü sağılan hayvanların meme temizliğine dikkat edilmeli, şap hastalığının söndürülmesinin Şap, besicilerde derin kaygılar oluşturuyor ardından tüm ahırlar ve şap hastalığı acilen kireç ile boyanmalıdır” TARSİM Sigorta şeklinde konuştu. kapsamına alınmalıdır. KANATLI TEKNİK Kötü suluk yönetimi nelere mal oluyor? Doğru suluk yönetimi, uygun bir ortamda optimal kanatlı büyümesinin sağlanması açısından anahtar bir rol oynar. Peki bu konuda neler yapabiliriz? Yazarlar: DennIs Brothers, Jess Campbell, JIm Donald ve Gene SImpson İNFOVET 88-88 Kış mevsiminde havalandırmanın başlıca amacının sıcaklık yönetimi değil, hava kalitesinin kontrolü olduğu iyi bilinmektedir: genel altlık nemini azaltmak için bağıl nem takip edilerek havalandırma uygun şekilde ayarlanır. Bu uygulama altlık neminin düşük düzeyde tutulmasını sağlar. Altlık neminin kontrol altında tutulmazsa, amonyak düzeyleri artarak kanatlı sağlığının kötüleşmesi, ayak sağlığının bozulması ve sürü performansında genel bir düşüş ortaya çıkması gibi çok sayıda soruna neden olabilir. Sahada sık gördüğümüz havalandırmayı güçleştiren – ve maliyetini yükselten – bir faktör kötü suluk yönetimidir. Kanatlılara içmeleri için su verilir; ancak suluklarımız herhangi bir nedenden dolayı suyun boşa harcanmasına, kanatlılar yerine altlığa gitmesine neden oluyorsa, hem sürü performansının düşmesi nedeniyle hem de işletme maliyetlerinin artışı dolayısıyla para kaybederiz. Akan su, ancak havalandırmanın arttırılması ya da daha sonra altlık makinesi yoluyla kümesten uzaklaştırılabilir. İyi yönetilen bir kanatlı çiftliğinde dahi, uzaklaştırılması gereken nem miktarı şaşırtıcı düzeyde olabilir. Kanatlıların, uygun ve verimli bir şekilde büyümek için bol suya ihtiyacı vardır; ancak genellikle, suluk hatları aracılığıyla pompaladığımız binlerce Kötü havalandırma yönetimi sonucunda galon suyun yalnızca sürü performansında yaklaşık üçte biri gerçekten genel bir düşüş ortaya kanatlı canlı ağırlığı olarak çıkması kaçınılmazdır. KANATLI TEKNİK * kötü suluk yönetiminden kaynaklanan nem fazlalığını minimum düzeye indirmenin basit, maliyetsiz ve etkin yöntemleri vardır. kümesi terk eder. Bu nemin diğer bölümü altlıkta kalır ya da havalandırma yoluyla kümesin dışına pompalanır. Kuşkusuz, su içmeyi kanatlılar için güçleştiren ya da daha az su kullanımına yol açan bir şey yapmak istemeyiz. İstediğimiz şey, altlığı kuru tutmak ve havalandırma sisteminin çalışma derecesini azaltmaktır. Ve bu makalenin konusunu da, kötü suluk yönetiminden kaynaklanan nem fazlalığını minimum düzeye indirmenin basit ve maliyet-etkin yöntemleri oluşturuyor. Kümeste kalan nem miktarını azaltabilirseniz, genel hava kalitesine zarar vermeden havalandırma miktarını da uygun oranda azaltabilirsiniz. Hava kalitesine zarar vermeden havalandırmayı azaltabilirseniz, aynı zamanda yakıt maliyetinden de tasarruf edebilirsiniz -işte bir kazan-kazan-kazan durumu. Vereceğimiz bir örnek, 49 günde 6,25 pound ağırlığında broylerlerin yetiştirildiği Güneydoğu bölgesindeki gerçek kanatlı işletmelerinden İNFOVET 102-103 alınan rakamlarla modern bir kanatlı kümesine giren su miktarını gösteriyor. Kırk dokuz günde, kümese giren toplam su miktarı 182.324 litre ya da 414.934 pound düzeyindeydi. Bu da 207 ton suya eşit. Söz konusu kümeste yetiştirilen kanatlıların çiftlikten ayrılmaları sırasındaki toplam ağırlığı ise yalnızca 182.200 litreydi. Dolayısıyla bu durumda, giren toplam su miktarının yalnızca yüzde 33’ü satılabilir vücut ağırlığı şeklinde kümesi terk etti. Peki suyun geriye kalan yüzde 67’si ya da 139 ton su nereye gitti? Altlıkta birikti ya da fanlar aracılığıyla dışarıya atıldı. Görebileceğiniz gibi, büyük miktarda su kanatlılar tarafından satılabilir ağırlığa dönüştürülmeden atılıyor. Genel olarak, kümese giren suyun yaklaşık % 65-75’inin kümes sakinleri dışındaki başka yollarla uzaklaştırılması gerektiği kabul ediliyor. Yalnızca iki seçenek var: havalandırma ya da altlık makinesi – ve tercih edilen yöntem de havalandırma. Yukarıda verdiğimiz örnekte, kötü suluk yönetiminin giren toplam su miktarında yalnızca yüzde 2 oranında artışa neden olması halinde, sürünün yetiştirildiği süre boyunca uzaklaştırılacak olan su miktarı yaklaşık olarak 3785 litre daha fazla olabilir. Su kuybındaki her % 2 oranındaki Bu da, nemi uzaklaştırmak artışın, maliyeti için gereken havalandırmayüzlerce dolar artırdığı nın aynı oranda artmasına unutulmamalıdır. Yüksekliğe çok benzer şekilde, hat basıncının da sürünün yetiştirildiği dönem boyunca sık olarak ayarlanması gereklidir. Günlük ayarlamalar yapılması zorunlu olmayabilir, ancak teşvik edilen bir uygulamadır. Pek çok sürü için, çoğunlukla basıncın haftada bir kez ayarlanması yeterlidir. Bununla birlikte kanatlılar pazara sunulma çağına yaklaştıkça, hat basınçları ile daha sık ilgilenilmesi gereklidir. Genel Kanatlıların yaşı büyüdükçe, hat basınçları arttırılmalıdır. 3bin 785 LiTRE Suluk yönetimi ile kullanılan sudan tasarruf miktarı KANATLI TEKNİK * Çok yüksek basınç, su israfına ve nipellerin sızıntı yapmasına neden olur. Çok yüksek basınç, nipelden su akışının kesilmesini de güçleştirir. Ayarlanan basıncın suluk sistemi uzunluğuna uygun olmasını sağlamak için, her bir hattın sonundaki gösterge tüpü bilyelerinin dikkatle izlenmesi gereklidir. Tüp içindeki gösterge bilyelerinin aynı yükseklikte olmaması halinde, bu durum bir basınç sorununu ya da bir düzlük sorununu gösterebilir. İNFOVET 104-105 yol açar. Dışarıdaki ortalama sıcaklık 4 derece C, galon başına LP 1,75 dolar olduğunda ve yüzde 2 oranında daha fazla suyun, havalandırma oranını eşit derecede (yani yüzde 2 oranında) arttırmamıza neden olduğu varsayıldığında, bu artış, her sürü için kümes başına yakıt maliyetinin yaklaşık 110 dolar yükselmesine neden olacaktır. Fazla gibi görünmese de, bu maliyet artışını önlemek için yapmamız gereken tek şeyin suluk sistemlerimizin yönetimine biraz özen göstermek olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, söz konusu rakam “kolayca” sağlanabilecek bir tasarruf haline geliyor; üstelik, daha iyi bir suluk yönetiminin sağlayacağı, genel performansı aynı oranda arttıran ayak kalitesi artışı ve daha iyi amonyak kontrolü gibi yararlar da buna ekleniyor. Bunun yanı sıra, kötü suluk yönetimi ve bakımının yüzde 2 israftan çok daha fazlasına yol açabildiğini ve kanatlılar yerine altlığa giderek boşa harcanan su miktarında yüzde 2 oranındaki her artışın, maliyeti muhtemelen yüzlerce dolar ya da daha fazla arttırdığını da unutmamalısınız. Peki suyun boşa harcanmasını önlemek için, yetiştiriciler ve yöneticilerin suluk yönetiminde büyük dikkat göstermesi gereken konular nelerdir? En sık karşılaşılan üç sorun olduğu görülüyor: > Suluk nipellerinden gerçekleşen sızıntı > Hat yüksekliğinin doğru ayarlanmaması > Hat basıncının doğru ayarlanmaması Nipel yönetimi Nipel yönetimi, muhtemelen sahada en sık gördüğümüz sorunu oluşturuyor. Modern suluk sistemlerinin çoğunda, yeni olduğunda ya da doğru şekilde temizlendiğinde ve bakım yapıldığında sızıntıyı minimum düzeyde tutan uygun bir nipel vardır. Ancak modern bir kanatlı kümesindeki sorunların suluk sistemini etkilemesi pek uzun sürmez. Suluk hatlarında ve er geç nipellerde oluşan biyofilmler ve kontaminantlar, sonuçta nipelin uygun miktarda su sağlama ve bir kanatlı tarafından aktive edilmediğinde akışı tamamen durdurma kapasitesini azaltacaktır. Bu sorunla mücadele etmenin en iyi yöntemi, suluk sisteminin sürekli olarak yıkanması ve temizlenmesidir. Suluk sistemleri, her sürü arasında yıkanmalı ve uygun bir temizleyici kullanılarak temizlenmelidir. Spesifik suluk sisteminiz için literatüre başvurabilir ya da spesifik sisteminize uygun olan temizleyiciler için şirket temsilcisiyle iletişim kurabilirsiniz. Neredeyse tüm sistemler için uygun olan birkaç temizleyici vardır. Etkili olduğu kanıtlanmış olan en yaygın temizleyici/dezenfektanlardan biri, kanatlı sarf malzemesi tedarikçilerinin Modern bir kanatlı kümesindeki çoğunda bulunabilen yüzsorunların suluk de 35 hidrojen peroksittir. sistemini etkilemesi Yetiştirici bir medikatör uzun sürmez. KANATLI TEKNİK * suluk hattının yüksekliği sistemi kullanabilir ve medikatör aracılığıyla suluk sistemine bir galon su başına 1 ons oranında yüzde 35 peroksit pompalayabilir. Suluk hatları, hattın sonunda köpüklü su görülünceye kadar bu karışımla yıkanmalı ve daha sonra karışım en az birkaç saat süreyle bekletilmelidir. Temizleyici ajan sistemde bekletilirken her nipelin manuel olarak aktive edilmesi iyi bir yöntemdir. Bu işlem, nipellerin temiz tutulmasına yardımcı olacaktır. Daha sonra suluk hattının akış portu ucundan temiz su dışında başka hiçbir şey gelmeyinceye kadar temiz su ile durulanmalıdır. Suluk hatlarının yetiştirme döneminde hat başına en az 20 dakika süreyle en az iki kez temiz su ile yıkanması da iyi bir uygulamadır. Bu işlem biyofilmler ve kontaminantların minimum düzeyde tutulmasına ve ‘sürüler arasında’ yapılan temizliğin daha etkili hale getirilmesine yardımcı olur. Suluk sisteminde biyofilmden kaynaklanan ağır bir kontaminasyon varsa ve nipellerde kötü bir sızıntı varsa, bu basit hidrojen peroksitle yıka- İNFOVET 106-107 ma işleminin, muhtemelen sistemi optimum çalışma durumuna geri döndürmek için yeterli olmayacağı belirtilmelidir. Böyle bir durumda, son derece kirli olan bir sistemin nasıl temizleneceğine ilişkin talimatları öğrenmek üzere, yetiştiricinin, kullandığı spesifik suluk sisteminin temsilcisi ile iletişim kurması önerilir. Suluk sisteminden vitaminler ya da iyot gibi diğer katkılar geçirildiğinde de dikkatli davranılmalıdır. Bu katkılardan bazıları suluk hatlarında birikime neden olabilir ve sızıntı sorunlarına katkıda bulunabilir. Bazıları, özellikle de şekerli maddeler, suluk hattında biyofilm oluşumunu arttırabilir. Bu biyofilmler basınç sorunlarına ve nipellerde sızıntıya neden olabilir ve kanatlılar için sağlık sorunlarına neden olabilir. Sistemden herhangi bir katkının geçirilmesinden sonra suluk hatlarının Etkisi kanıtlanmış olan en yaygın temiz suyla yıkanması bu dezenfektanlardan sorunların önlenmesibiri % 35 hidrojen ne yardımcı olacaktır. peroksittir. Farklı sistemlerdeki nipeller farklı şekilde harekete geçirilebilir ve bu, gereken hat yüksekliğinin çeşitli yaşlardaki kanatlılara göre değişmesine yol açacaktır. Yetiştiriciler, integratörün servis temsilcisine danışmalı ve suluk sistemi nipellerinin nasıl çalıştığını ve kanatlının yaşına ne kadar uygun olduğunu bildiklerinden emin olmalıdır. Suluk hatlarının çok yüksek ya da çok alçak olması, kanatlıların içtiği su miktarının yanı sıra, kanatlıların boşa harcadığı su miktarını da etkileyecektir. En sık rastlanan sorun, yetiştiricilerin uygun ayarlamaları zamanında yapmamasıdır. Suluk hatlarının yetiştirme döneminde hat başına en az 20 dakika süreyle ve en az iki kez temiz su ile yıkanması yapılabilecek en iyi uygulamadır. KANATLI TEKNİK * Suluk sistemi nipelleri, kümeste uzun bir süre kullanımdan sonra yıpranma nedeniyle de su sızdırabilir. Suluk sistemi nipellerinin çoğu, 5-10 yıl kullanımdan sonra değişiklik ya da onarım gerektirir. Şu anda kullanılan modern sistemlerin çoğunda, tüm hattı ya da sistemi değiştirmeden tek tek değiştirilebilen nipeller vardır. Bazı suluk sistemlerinde nipeller yenilenebilir. Her iki şekilde de, sisteminizi 5-10 yıl ya da daha uzun bir süre kullandıysanız ve nipelleriniz sızdırma eğilimi gösteriyorsa, bunları yeni ya da yenilenmiş nipellerle değiştirmeyi düşünmenin zamanı gelmiş demektir. Bunların temizlenmesi, kullanım süresi ve yıpranma sorunları için çözüm sağlamayacaktır. Nipel yönetimi kategorisinde olmasa da, kesin olarak nipel performansını etkileme potansiyeli olan bir faktör de, uygun suluk sistemi filtre yönetimidir. Filtreler düzenli olarak, tercihen her sürüden sonra değiştirilmelidir. Yetiştiricinin su kaynağı kontaminantlarla kirlenme eğilimi gösteriyorsa, bir sürünün yetiştirilmesi sırasında da filtrenin değiştirilmesi gerekebilir. İlgi gösterilmez ve kontaminantlarla kaplanırsa, filtreler yalnızca su akışını İNFOVET 108-109 kısıtlamakla kalmayıp, bazı kontaminantları geçirmeye başlayarak suluk regülatörlerinin tıkanmasına ve nipellerin açık kalarak altlığa su sızdırmasına da neden olabilir. Sonuç Uygun suluk yönetimi, çok az bir ek zaman gerektirir, ancak pek çok yarar sağlar. Konservatif örneğimizde gösterilen 110 dolar tutarındaki yakıt maliyeti artışına ek olarak, fanın çalıştırıldığı ek sürenin ve ilave kesekleşmeyi ortadan kaldırmanın da bir maliyeti vardır. Yetersiz suluk yönetiminden kaynaklanan performans kayıpları da çok pahalıya mal olabilir. Uygun ortam koşulları, broyler yetiştiriciliğinde daima önemli bir faktör olacaktır ve suluk yönetimi, uygun bir ortamda optimal kanatlı büyümesinin sağlanması açısından anahtar bir rol oynar. Kötü suluk yönetiminden vazgeçmemeniz, sizi havalandırma oranlarını arttırmak zorunda bırakır, kesekleşmeyi ortadan Suluk yönetimi, kaldırma süresini uzatır ve optimal kanatlı kış mevsiminde sürülerinibüyümesinin zin genel maliyetinde daha sağlanması açısından anahtar rol oynar. büyük bir artış oluşturur. Suluk sistemi yüksekliğinin her gün ayarlanması gereklidir. Yetiştirici ayarlama yapmadan suluk yüksekliğini bir hafta aynı şekilde sürdürürse, bu yükseklik, optimal suluk yüksekliğinin birkaç inç altında kalabilir. Bu durum yalnızca su israfına yol açmakla kalmayıp, kanatlı performansını da etkileyecektir. Nipeli uygun şekilde aktive etmek yerine yalnızca gagalayabilmeleri nedeniyle, su içmek için çok yukarıya uzanmaları kanatlıların daha fazla su harcamasına neden olacaktır. BES ON Suluk sistemleri nipellerinin değişiklik ya da onarım yılı aralığı RUMİNANT SAĞLIK Pasteurella pneumonisi ve koyunlarda sıklıkla görülen etkileri Koyunların en önemli bulaşıcı hastalıklarından biri olan Pasteurella pnömonileri, genellikle koyun üst solunum yollarında doğal olarak yaşam süren Pasteurella haemolytica tarafından meydana getirilir. Aktive olmasındaki en önemli faktör stresi olan P. haemolytica’nın neden olduğu fırsatçı enfeksiyonlara yol açar. Bu tür fırsatçı enfeksiyonlar, bakterilerin yüksek derecede patojenik ve bulaşıcı hale geldiği anlamına gelir. Pasteurella ve Mannheimia mikroorganizmaları beta Koyunların pasteurellozisi; akut, hemolitik, gram subakut ve kronik seyir negatif, aerobik, spor gösteren, ateşli oluşturmayan, hareketsiz, bir hastalıktır. İNFOVET 110-111 Pasteurellaceae ailesine dahil kokobasillerdir. Bu aile sindirim, solunum ve memelilerin genital sistem mukozal yüzeylerinde yaşama eğilimindedir. Birçoğu fırsatçı sekonder işgalciler olarak bilinir. Bazı türler özel yüzeyler ve konakları tercih ettiklerini göstermektedir. Filogenetik verilerin son güncellenmesi gen sekans analizine dayalı yeniden adlandırma ile sonuçlandırıldı. Sonuç olarak, Pasteurella haemolytica biyotipleri A ve T, Mannheimia haemolytica (biyotip A) ve Pasteurella trehalosi (biyotip T) olarak yeniden sınıflandırılmıştır. Her izole M. haemolytica ve P. trehalosi bir biyotip ve serotip ile belirlenmiştir. A6, A13 ve Ant Hemen hemen bütün ülkelerde görülen (daha çok rutubetli ve sıcak ortamlarda) pasteurellanın büyük ekonomik zararlara neden olduğu, birçok üreticinin hastalığı deneyimlemesi ile bilinmektedir. bu etkenler tarafından oluşturulan hastalıklar her yaştan koyun ve keçide yaygındır. M. haemolytica, P. trehalosi ve P. multocida sağlıklı koyun ve keçilerin tonsil ve nazofarenkslerinde bulunan ortak komensal organizmalardır. Bu organizmalar nedeniyle meydana gelen enfeksiyonlar; sıcaklık, aşırı kalabalık, sert havaya maruz kalma, kötü havalandırma ve yolculuğu da içeren çeşitli kombine stres faktörleri, koyun ve keçileri viral solunum yolu hastalığı için duyarlı kılar. Parainfluenza 3, Adenovirüs tip 6, Respiratuar sinsityal virus, muhtemelen Sığır Adenovirus Tip 2, Ovine Adenovirüs Tip 1 ve 5 ve Reovirus Tip 1 primer solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur, nadir olarak yaşamı tehdit etmekle birlikte sekonder M.haemolytica enfeksiyonlarına predispozisyon oluşturur. Mycoplasma ovipneumoniae ve Bordetella parapertussis ile meydana gelen solunum yolu enfeksiyonlarının da sekonder M. haemolytica enfeksiyonları ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Stres faktörleri ve primer enfeksiyonların bir arada bulunması durumunda alt solunum yolunun bütünlüğünü sağlayan mukozal bariyerin ortadan kalktığı ve M. haemolytica’nın kolonizasyonu, proliferasyonu ve belirgin doku hasarı oluşumu için uygun bir ortamın oluştuğu düşünülür. M. haemolytica ve P. trehalosi’nin virulansı; endotoksin, lökotoksin ve bakterinin konak bağışıklığı üzerinde avantajlı olmasına olanak veren kapsüler polisakkaritin dahil olduğu çeşitli faktörlerin etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Ruminantların akciğerlerinde ve pleural yüzeylerde Stres faktörü, P. haemolytica’nın neden olduğu fırsatçı enfeksiyonlara yol açar. koyunlarda ve Ant keçilerde rapor edilmiş olmasına karşın, M. haemolytica A2, koyun ve keçi solunum yollarından izole edilen en yaygın pasteurellosis suşudur. M. haemolytica A2, koyunlardaki mastitis vakalarında rutin olarak bildirilmiştir. P trehalosi, T3, T4 ve T10, sıklıkla kuzuları etkileyen pasteurellozis’in sistemik veya septisemik formu ile ilişkilidir. Pasteurella multocida da koyun ve keçilerde pnömonik pasteurellozis’in bir nedeni olarak bildirilmiştir. Prevalans ve serotipler farklılık gösterse de; bu etkenler tarafından oluşturulan hastalıklar her yaşta koyun ve keçide yaygın olarak görülür. Fırsatçı enfeksiyonların en önemli nedeni stres M. haemolytica ve P. trehalosi tüm dünyada yaygın olarak görülmektedir. Prevalans ve serotipleri bölge ve sürülere göre farklılık gösterse de * PASTEURELLA VE ANTİBİYOTİKLER Hastalığın etkeni antibiyotik tedavisine cevap vermektedir. Ancak tedavide kullanılacak antibiyotiğin tespit edilmesi için bir veteriner hekimin hastalığı tam olarak tespit edip buna uygun bir antibiyotik tercihi yapması daha uygun olacaktır. Aksi takdirde, bu tür bir tedavinin yarım kalması ya da yanlış tedavi edilmesi hastalığın daha sonra tekrarlamasına, diğer hayvanlara bulaşmasına sebep olacak ve ciddi kayıplara neden İNFOVET 112-113 RUMİNANT SAĞLIK İzolatların yaklaşık % 5’i tetrasikline direnç gösterebilirse de amoksisilin- klavulinik asit, ceftiofur ve florfenikol izolatlar üzerinde iyi etkiye sahiptir. Hastalık sürecinde, endotoksin salınımı ve akciğer hasarının hızla ilerlemesi nedeniyle, tedavi genellikle memnuniyet vermemektedir. Parenteral sıvı ve antiinflamatuar ajanlar, antibiyotik tedavisinin önemli yardımcılarıdır. Septisemik pasteurellozis, olumlu antimikrobiyal duyarlılığa sahip olmasına rağmen, tedaviye yanıt genellikle hayal kırıklığı yaratmaktadır. fibrin birikimine neden olan lökositler için özellikle toksik olduğundan, lökotoksin patogenezisde ayrıca önem taşır. Lipopolisakkarit endotoksini akciğerlerdeki advers reaksiyonlara katkı sağlar ve sistemik dolaşım yetmezliği ve şoka öncülük eder. Kapsüler polisakkarit; bakterinin alveoler epitel yüzeye tutunmasını ve fagositozu engeller. Pnömonik pasteurellozis’in akut fazının devamlılığı, alt solunum yolunda hasar ve akciğer tutulumunun uzamasına bağlıdır. Kronik solunum yolu hastalıkları; akciğerde %20’nin üzerinde hasar oluştuğunda, kilo alımı etkinliği ve akciğer kapasitesi düştüğünde dahi iyileşebilirler. Aşılama vazgeçilmezlerden Koruma her türlü uygulamadan daha büyük önem taşır Pasteurellozis’in solunum sistemi hastalıklarının diğer nedenlerinden ayrılması yüksek mortalite ve ölümün hızlı bir şekilde meydana gelmesine dayanmaktadır. Pasteurellozis’in pnömonik ve septisemik formlarının tanısı otopsi, makroskobik ve histopatolojik bulgular ve çeşitli dokulardan organizmaların izolasyonuna dayanmaktadır. Lezyonlar: subkutan hemoraji; dil, farenks, özefagus’un veya bazen abomasum ve barsakların epitelyal nekrozu; retrofaringeal lenf nodülleri ve tonsillerin genişlemesi; akciğer ve karaciğerde perakut, multifokal, embolik, nekroze olmuş lezyonlar şeklinde ortaya çıkar. M. haemolytica ve Pasteurelladan korunmak için P. trehalosi’nin hayvanların aşılanması antimikrobiyal duyarlılık yapılan çalışmalarda şekilleri iyidir. önemli bir yere sahiptir. * HASTALIK TARİHÇESİ Hastalık koyunlarda Fransız Alplerinde 1889-1890 yılları arasında Galtier tarafından görülmüştür. Sonraları Lineaux, Belçika’da koyun pasteurellozis olaylarından bipolar mikroorganizmalar izole etmiştir. Conte (1897) ve Culle (1898), Fransa’da, koyun hastalık olaylarından benzer etken ayırmışlardır. İNFOVET 114-115 sıcaklık, kalabalık ve kötü havalandırmayı içeren çeşitli stres faktörleri, hayvanları viral hastalıklara duyarlı kılar. Pasteurelladan korunmak için hayvanların aşılanması oldukça önemli bir yere sahiptir. Hastalık hava yoluyla bulaşabildiği için hayvanların stressiz, havadar yerlerde barındırılması, aşırı soğuktan ve sıcaktan korunması kesinlikle çok önemlidir. Hastalığın hızla yayılarak seyir gösterdiği hasta sürülerde, o günlerde yapılan aşılamadan sonuç alınması mümkün değildir. Aşılama, hasta olan hayvanlarla sağlıklı olan hayvanların ayrılıp, sadece sağlıklı hayvanların aşılanmasının yapılması ile gerçekleştirilmelidir. Ticari aşıların tamamının sağlıklı hayvanlarda kullanılmak üzere üretildiği unutulmamalıdır. Aşılar deri altı uygulayıp 2-4 hafta sonra tekrar ederek korunma sağlayabilirsiniz. KONU KOYUNCULUK Koyunculuk ihmal edilmemeli Kuzu eti kaliteli protein, demir, çinko, bakır, manganez, selenyum, B12 ve tiamin kaynağıdır. Öte yandan yurtdışında yapılan birtakım yöntemlerle yağ oranı düşürülerek sağlığa olan zararları önemli oranda azaltılmaktadır. YAZI: Prof. Dr. Yavuz Öztürkler, Kafkas Üni. Vet. Fak., Dölerme ve Suni Tohumlama Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Türkiye, meraları geniş bir ülke olmasına rağmen fakir, verimsiz ve ıslah yönünden yetersiz meraları da olan bir ülkedir. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine çok uygun olan ülkemizde, koyun ve keçi varlığının yıllara göre artan bir seyir gösterdiği söylenemez. Oysa karların erimesinden kışın bastırmasına kadar fakir meralardan yararlanabilen koyun ve keçi, ülkemizin kırmızı et açığının kapatılmasında önemli bir hayvancılık materyalidir. Özellikle Koyunculuk gözden uzak tutulan bir husus son yıllarda Avrupa’da olmamalı, önemli ve asıl baş gösteren kırmızı et bir hayvancılık kolu olarak açığı, dünya hayvancılık değerlendirilmelidir. İNFOVET 116-117 atlaslarında bir koyun ve keçi ülkesi olarak tanımlanan Türkiye için dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur. Türkiye’nin dış pazarda önemli bir fırsat yakalayabilmesi için koyun ve keçi üretiminde ve küçükbaş kaynaklı hayvansal verimde artış kaydeden bir seyir içerisine girilmelidir. TUİK Hayvan İstatisitikleri veri tabanına göre 1991 yılında 841.847 adedi merinos olmak üzere ülkemizde yaklaşık 40 milyon baş koyun, yaklaşık 11 milyon civarında ise keçi bulunduğu görülmektedir. 2015 yılına gelindiğinde koyun sayısı yaklaşık 31 milyona düşerken, keçi sayısında bir değişiklik olmamıştır. Oysa 1990 yılında toplam yaklaşık 57 milyon olan Küçükbaş sektörüne girmek isteyen genç girişimcilere damızlık ve kredi sağlanmasıyla ve aile işletmeleri oluşturulması yönünde teşviklerle çözüm üretilebilir. 31 milyon KONU KOYUNCULUK Türkiye’deki mevcut koyun sayısı Türkiye nüfusunun, 2015 yılına gelindiğinde 78 milyona yaklaştığını, 25 yılda 20 milyona yakın bir artış şekillendiğini görmekteyiz. Küçükbaş hayvan sayısındaki artışla nüfus arasında düz bir kıyaslama yapıldığında mevcut küçükbaş hayvan varlığının yeterli olduğu söylenemez. Gerek dünya ölçeğinde, gerekse dünya genel nüfus artışı bazında bakıldığında her geçen gün artan gıda açığından ülkemiz de nasibini almaktadır. Dünyada genel olarak artış trendi Kırmızı et açığı, koyun ve keçi ülkesi olarak tanımlanan Türkiye için dikkatle izlenmesi gereken önemli bir sorundur. gösteren küresel kuraklık ve iklim değişiklikleri bu açığı daha da artırmaktadır. Dünyayı ve ülkemizi gelecekte bekleyen gıda açığı için şimdiden önlemler alınması gerektiği su götürmez bir gerçektir. Bu durumda küçükbaş hayvancılığının önemi daha fazla artmaktadır. Son 25-30 yılda ihmal edilerek önemli bir miktarda düşüş meydana gelen küçükbaş hayvan hayvancılığı geliştirmek için bazı öneriler sunulabilir: Koyun ve keçi etinin tüketilmesinin zararla- İNFOVET 118-119 rından bahsedilerek olumsuz yönde haberlerin yapılmaması: Her üründe olduğu gibi bilinçli bir şekilde tüketildiğinde koyun ve keçi etinin deortaya çıkan faydalarından bahsedilmesi daha doğru olacaktır. Sadece zararları öne çıkarılmamalıdır. Örneğin kuzu etinin kaliteli protein, önemli bir demir, çinko, bakır, manganez, selenyum, B12 ve tiamin kaynağı olduğu da vurgulanmalıdır. Öte yandan yurtdışında yapılan birtakım yöntemlerle kuzu etindeki yağ oranı düşürülerek sağlığa olan zararları önemli oranda azaltılmaktadır. Ayrıca toplum bilgilendirilirken “koyun eti zararlıdır” yaygarası yerine haftada ne kadar tüketilmesi ve nasıl tüketilmesi iyi anlatılmalıdır. Kuzu etinde bulunan kolesterol; karides, havyar, tavuk ciğeri, sığır ciğeri ,beyin, böbrek ve yumurta sarısından çok daha azdır. Örneğin, dünyada en çok tüketilen et çeşitlerinden ızgara domuz bonfilesinde bulunan kolesterol, yağı oranında azaltılmış kuzu inciği ve butundan daha fazladır. Kuzu eti ile dana eti arasında kolesterol miktarı bakımından neredeyse fark yoktur. Kuşkusuz hergün bir kuzuyu mangalda yağlı sade bir şekilde tüketirseniz kalp damar ve sindirim sistemi hastalıklarına davetiye çıkarabilirsiniz. Ama kişi başına düşen et miktarının gelişmiş ülkelerin çok gerisinde olan bir ülkede “küçükbaş eti tüketmeyin” algısı Meraların ıslahı ve etkin yaratacak şekilde haberlerle kullanımları fayda yerine ancak bu topluma büyük bir önem zarar vermiş olursunuz. taşımaktadır. Çözüm olarak, koyun ve keçi kesimlerini yapıp işleyen orta büyüklükteki et kombinalarının kurularak doğu illerinden hayvan sevkiyatları yerine ürünlerin sevkedilmesi; koyun ve keçi yetiştiriciliğini özendirecek teşviklerin artırılması; yöresine uyum sağlamış ırkların kendi içinde ıslahının yapılarak verim özelliklerinin artırılması gerekir. Köyden kente göçün önlenmesi için kırsal kesimde hayvancılığın geliştirilmesinden ve sorunlarının çözülmesinden başka çözüm gözükmemektedir. Koyunculuk, hayvancılığın geliştirilmesi sürecinde gözden uzak tutulan bir husus olmamalı, önemli bir hayvancılık kolu olarak değerlendirilmelidir. Gangrenöz dermatitin kontrol altına alınması Hastalığın altında yatan etyolojiye ilişkin bilgiler fazla olmasına karşın, ticari koşullardaki dermatitin patogenezi konusunda çok az bilgi mevcuttur. Gangrenöz dermatit (GD), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ticari broyler işletmeleri için önemli bir sorun oluşturmaya devam etmektedir. Bu hastalık, yüksek mortaliteye ek olarak, yüksek maliyetli karkas imhalarına yol açmaktadır. Hastalığın altında yatan etyolojiye ilişkin bilgiler fazla olmasına karşın, ticari koşullardaki dermatitin patogenezi konusunda çok az bilgi mevcuttur. Gerçekten de, yapılan varsayımların çoğu, büyük oranda anekdotal saha gözlemlerine dayanmaktadır. Günümüzde gangrenöz dermatite yol açan etmen patojenlerin Clostridium septicum ve C. perfringens olduğu, ancak başka faktörlerin rol oynadığı kabul edilmektedir. Delaware’deki bir ticari broyler çiftliğinde yetiştirilen 34 günlük İNFOVET 120-121 broylerlerdeki gangeroz dermatit salgınının incelenmesine dayanan bir USDA araştırmasında, gangrenöz dermatite yakalanan broylerlerin bakteri kültürlerinde yapılan polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) testi ile C. septicum ve C. perfringens’in genomik dizilmleri belirlenmiştir. Bununla birlikte araştırmacılar, gangrenöz dermatitten etkilenen tavuklar ve aynı kümesteki klinik açıdan sağlıklı kanatlılardan alınan serumların tümünde, Eimeria, tavuk anemi virüsü ve enfeksiyöz bursa hastalığı virüsü gibi patojenlere karşı gelişen antikor titrelerinin Hastalık yüksek mortaliteye ek olarak, yüksek olduğunu saptamışyüksek maliyetli tır. USDA araştırmasında, karkas imhalarına gangrenöz dermatit yol açmaktadır. * PEK ÇOK FAKTÖR SÖZ KONUSU Yüksek sürü yoğunluğu, düşük kaliteli yem, altlık neminin artışı, ırk ve geç koksidiya döngüsü gibi pek çok faktörün, broylerlerin GD enfeksiyona karşı yatkın hale gelmesinden sorumlu olduğu düşünülmüştür. KANATLI SAĞLIK olmayan broylerlerle karşılaştırıldığında, gangrenöz dermatit olan kanatlılardaki immün yanıtların anormal olduğu da gösterilmiştir. Yüksek sürü yoğunluğu, düşük kaliteli yem, altlık neminin artışı, kanatlı ırkı ve geç koksidiya döngüsü gibi pek çok başka faktörün de, broylerlerin gangrenöz dermatit enfeksiyona karşı yatkın hale gelmesinden sorumlu olduğu düşünülmüştür. USDA araştırmacıları, yaptıkları çalışmaya dayanarak GD’nin karmaşık bir konakçı-patojen etkileşimi içerdiğini belirtmiştir. Bu araştırmacıların bulguları, broylerlerdeki gangrenöz dermatit salgınlarının “hem C. septicum hem de C. perfringens, lokal enfeksiyonun neden olduğu bağırsak hasarına sekonder yanıt olarak hedef dokulara (deri gibi) göç ettiğinde” ortaya çıkabilmesi olasılığını desteklemektedir. GD ve iyonoforlar GD ile bağlantılı-ve tam olarak anlaşılmayanbir diğer faktör, koksidiyozisi önlemek için iyonoforların kullanımıdır. Bu ajanların bağırsakta gangrenöz dermatit ile bağlantılı klostridya proliferasyonu için olumlu bir ortam oluşturabildiği yönünde oldukça ikna edici kanıtlar mevcuttur. Büyütme döneminde iyonoforlar yemden çıkarılarak intestinal mikroflorayı değiştirmeyen etkili bir başka antikoksidiyal kimyasalla değiştirildiğinde ya da koksidiyozis yönetimi için koksidiyozis aşısı kullanıldığında, dermatit insidansı tipik olarak oldukça hızlı bir şekilde azalmaktadır. İyonoforlar değiştirildiğinde GD insidansında ortaya çıkan azalma, dermatitin intestinal bir bozukluk olarak ortaya çıktığı, ancak hastalıkta tipik olan gangrenöz deri, şiddetli sellülit, karaciğer ve dalak lezyonları ve mortaliteyle kendini gösterdiği yönündeki teoriyi doğrulamaktadır. Çözümler İyi bir antikoksidiyal rotasyon stratejisi uygulayan yetiştiriciler açısından- ve koksidiyal duyarlılık sorun oluşturmadığında-antikoksidiyal kimyasal dekokuinatın, GD enfeksiyonu olan sürülerde bir iyonoforun yerine kullanım için iyi bir seçenek olduğunu saptadık. Genellikle bir dermatit artışı gözlenmeyecektir ve gözlemler, koksidiyal döngünün azalması nedeniyle düzelen bağırsak sağlığına sekonder olabilecek performans artışları olduğunu göstermektedir. Hastalığın altında yatan etyolojiye ilişkin bilgiler fazla olmasına karşın, ticari koşullardaki dermatitin patogenezi konusunda çok az bilgi mevcuttur. * Dekokuinatlar, hava sıcaklığının yüksek olduğu aylarda dahi performans üzerinde herhangi bir olumsuz etki ortaya çıkmaksızın büyütme dönemi boyunca sürekli olarak kullanılabildiğinden, kullanıcılara büyük bir esneklik de sağlamaktadır. Buna ek olarak ve shuttle programı kullanım yöntemi göz önünde bulundurulmaksızın, diğer antikoksiyallerle olumsuz bir etkileşimi olmadığı görülmektedir. * Maliyetle ya da yıllık koksidiyal rotasyon programı kapsamında fazla kullanımı nedeniyle koksidiyal direnç gelişimiyle ilgili sorun ortaya çıkması durumunda yetiştiriciler, dekokuinat kullanımını, dermatitin tipik olarak görüldüğü orta ve daha sonraki büyütme dönemleriyle sınırlı tutabilmektedir. İNFOVET 122-123 KANATLI ANC HAYVAN SAĞLIĞI Devam eden grevler, ürünlerin ihracata zamanında sevk edilmesi için büyük bir sorun oluşturur. Brezilya kanatlı endüstrisi gerçeği Yaklaşık 20 yıl önce, birden bire ihracat pazarında kendini gösteren Brezilya kanatlı endüstrisi, batmasına izin verilmeyecek kadar büyük mü? Farklı büyük gruplar, ABD dolarları ya da Avrolar karşılığında Brezilya kanatlı şirketlerini satın alıyor. Bunlar kanatlı üretimiyle sınırlı kalmıyor ve tüm dünyadaki domuz ve kırmızı et şirketlerini de kapıyor. Bunların tümü birbirine eklenirse ve yalnızca bir yıl devam ederse, milyarlarca ABD $’ına ulaşıyor. Yanıtı açık olmayan soru da burada: bu alımları kim finanse ediyor? Brezilya’nın yalnızca bu alımla- İNFOVET 124-125 rın karşılığını ödemek için değil, aynı zamanda çok daha fazla gerekli olan kanatlı üretim tesislerinin modernizasyonu ve otomasyonu için de kesinlikle ihracata ihtiyacı var. Giderek artan üretim maliyetleriyle baş edebilmek için gereken yeni teknikler ve otomasyon bedelleri muhtemelen ABD $ ya da Avro ile ödeniyor. Üretim maliyeti pek çok nedenden dolayı çok büyük bir hızla yükseliyor. Çalışanların ücretlerinde önemli artışlar yapıldığını, kar üzerindeki vergi yükünün daha yüksek olduğunu görüyoruz. Nakliye sistemi ve ihracatın gerçekleştiği limanda devam eden grevler, ürünlerin ihracata zamanında sevk edilmesi için büyük bir sorun oluşturuyor. Ancak, endüstrinin sık elektrik kesintileri ve su sıkıntısıyla mücadele etmesi gerektiği ve hammadde maliyetlerinin artarak canlı broyler maliyeti üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğu da unutulmamalıdır. Bu para birimiyle ne kadar ilerleyebilirler? Yaklaşık 20 yıl önce, Brezilya birden bire ihracat pazarında kendini gösterdi. Bu durum ülkenin para birimin realde yapılan ilk büyük devalüasyon sayesinde gerçekleşmişti. 1995 yılında, 1 ABD $’ı almak için 0,961 Brezilya realine ihtiyacınız vardı; bugün ise 1 ABD $ almak için 3,898 real ödemeniz gerekiyor ve dolayısıyla yalnızca bu yıl %32,50 oranında kayıpları var. * Bir müdahaleyle kurtulabilirler! BABD’deki kanatlı influenzasından ve Rusya ile Avrupa arasındaki politik sorunlardan kazançlı çıkan ülkenin kanatlı ihracatı arttı. Ancak yine bir soru çıkıyor ortaya: “Brezilya kanatlı endüstrisi batmasına izin verilemeyecek kadar büyük mü?” Ve öyleyse, bunu kim üstlenecek? Avrupa mı? Bu pek mümkün değil. Peki ya Çin, Rusya, Ukrayna? Arjantin, düşük maliyetle ve hatta Brezilya’dan daha düşük maliyetle üretim kapasitesine ve olanaklarına sahip olabilirdi; ancak dünyadaki kanatlı ithalatçıları, Arjantin’in zamanında sevkiyat gerçekleştirme kapasitesine inanmıyor ve güvenmiyor. KANATLI ANC HAYVAN SAĞLIĞI HasTavuk’u farklı yapan, bu firmada işe başlamanın şartının fidan dikmek olması * Sağlıklı yaşam sağlıklı çevre Yatırımlarımız doğaya, insana ve geleceğe Dünyanın akciğerleri olan ağaçlar ve ormanlar için bugüne kadar desteklerini esirgemeyen HasTavuk A.Ş.’nin tesis ağaçlandırma ve yeşillendirme projesi büyük takdir topladı. Türkiye genelinde ormanlara verilen değerin artırılması için kamu kurumları ve STK’lar çalışmalarını sürdürürken, Bursa’da faaliyet gösteren HasTavuk firmasının projesi herkesin dikkatini çekiyor. Merkezi Bursa’da olan HasTavuk, Türkiye’de 43 noktada bulunan üretim tesislerinin olduğu bölgeleri yeşillendiriyor, ağaçlandırıyor ve İNFOVET 126-127 bu tür projelere destek veriyor. HasTavuk’u farklı yapan ise, bu firmada işe başlamanın şartının fidan dikmek olması. Bugüne değin gerek işe alımlarla, gerek ağaçlandırma projelerine verdikleri desteklerle 10.000’in üzerinde ağaç diktiklerini belirten HasTavuk A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Bircan Özkan, proje sahibinin şirket Genel Müdürü Şahin Büyükorhan Kaymakamı Murat Karaloğlu, İlçe Jandarma Komutanı Sezai Metin, Belediye Başkanı Hasan Taş, Bursa Perder Başkanı Haşim Kılıç, destek veren kuruluşların yöneticileri törende yer aldı. Bircan Özkan son olarak, “Bizim bütün yatırımlarımız, doğaya, insana ve geleceğe. HasTavuk olarak sağlıklı tavuk eti üreten bir firmayız. Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre için gerekli olan her konuda da firma olarak çok hassasız” dedi. Aydemir olduğunu, şirket yönetiminin doğaya, insana ve geleceğe yatırım yaptığını, bu tarz projelere önem verdiğini ifade etti. Geçtiğimiz günlerde Bursa Perder’in, Büyükorhan ilçesinde oluşturduğu “Hatıra Ormanı” fidan dikim projesine de hiç düşünmeden destek verdiklerini belirten Özkan, gerçekleştirilen törende teşekkür plaketi aldı. KANATLI BESLENME İNTESTİNAL MİKrOFLOrA KANATLILArIN SAğLIğI İçİN öNEMLİdİr. YArArLI BAKTErİLEr ArASINdAKİ İMBALANS, KANATLI SAğLIğINI OLuMSuz ETKİLEMEKTEdİr. rASYONLArINA prOBİYOTİK KATKI MAddELErİ EKLEYErEK, ELVErİşLİ MİKrOFLOrANIN ürEMESİ SAğLANMALIdIr. Mikrobiyel mikroflora, yaşamın ilk günü itibariyle oluşmaya başlar. 4 günlük civcivlerin bağırsaklarında ki bakteri sayısında artış gözlenmeye başlar. Bu bakteriyel büyüme, 2 haftalıkken stabilize olur. Ortamdan kaynaklanan önemli zorluklar kararsız mikroflora oluşumuna neden olabilir. Kanatlı entegrelerinde antibiyotik direncini önlemek için uygulanan yöntem antibiyotiği bir başka ilaç ile değiştirmektir Büyümeyi desteklemek için kullanılan antibiyotiklerin sub-terapötik şekilde kullanılması halkın sağlık için endişe duymasına sebep olmaktadır. Çünkü normalde kanatlıların Simbiyotikler, artan patojen sayısına karşılık olarak, immun tepkiyi tetikleyebilecek kabiliyettedir. Simbiyotikler İNFOVET 128-129 * bakteriler, antibiyotiklere karşı varlıklarını sürdürebilmek için büyük enerji harcarlar. Gastrointestinal alandaki istenmeyen bakteriler besin lerin absorbsiyonunu arttır, mukosal kalınlığı ve besinlerin sindirilme oranını azaltır. dışkılarında bulunan pek çok mikroorganizmadan, gelişen antibiyotik direnci transfer olabilmektedir. Bakteriler, antibiyotiklere karşı varlıklarını sürdürebilmek amacıyla çok büyük miktarda enerji harcarlar. Direnci önlemek için kanatlı entegrelerinde en sık uygulanan yöntem antibiyotiği bir başka ilaç ile değiştirmektir. Ancak bu yöntem bakterileri aynı anda birden fazla ilaca direnç gösterecek şekilde gelişmelerini sağlayarak, problemin büyümesine de yol açmaktadır. İntestİnal dİsbİyozİs E.coli, clostridium, staphylococcus, blastomices, pseudomonas, ve salmonella barsak İNFOVET 130-131 Probiyotik ve Prebiyotik etkileşimleri florasında istenmeyen bakterilerdir. Disbiyosis, intestinal mikrofloranın imbalansı yani dengesizliğidir. Mikroorganizmaların sayısındaki bu değişiklik, uzun süre susuz kalma, hızlı besleme, stres, bakteriyel enfeksiyonlar, viral enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonları veya protozoal enfeksiyonlar nedeni ile olabilmektedir. Ve istenmeyen bu mikroorganizmalar proliferasyona başlar. Gastrointestinal alandaki istenmeyen bu mikroorganizma hareketleri, besin maddelerinin absorbsiyonunu arttır, mukosal kalınlığı ve besinlerin sindirim oranını azaltır. Konakçıların artan besin ihtiyacı ve enterositezisin tersine dönüşü, mukozadaki villusların boylarının ve kript derinliklerinin artmasına yol açmaktadır. Rekabetçilerin ayrışması Gastrointestinal lümende, sindirim prosesindeki beş karbonlular, amino asitler, yağ asitleri ve diğer besinler için rekabet başlar. Disbiyozisin sebep olduğu bu dengesizlik, intestinal sağlığı olumsuz etkileyen ve mukozal yapılara hayli zarar veren biyojenik aminlerin (cadaverin, histamin vb.), amonyak ve gazların oluşmasına sebep olur. Lactobacillus ve Enterococcus gibi mik- Simbiyotik hareket, intestinal çevreyi stabilize eder ve yararlı bakterilerin laktik asit salınımını arttırır. probiyotik bakteriler ve prebiyotikler uygulanana kadar, patojenlerin proliferasyonu öbiyozis ve intestinal bütünlük ile önlenir. Simbiyotikler, artan patojen sayısı ve hareketlerine karşılık immun tepkiyi tetikleyebilecek kabiliyettedir. Simbiyotiklerin bu immun cevabı tetikleme özelliği, genel non-spesifik immuniteden sorumlu ve en önemli organ olan intestinumun sağlıklı gelişmesinde, kanatlılar için esansiyel özelliktedir. bakteriyel büyüme yaşamın 4. gününden 15. gününe kadar büyüme gösterir. roorganizmaların, intestinal peristaltik hareketle elimine edilebileceğinden çok daha hızlı üremeye başlaması ve gastrointestinal epitelyuma yerleşen mikroorganizmalar sebebiyle doğal flora artık inatçı ve baskın hale gelir. Doğal, istenen flora intestinal lümende mukozaya saldırmadan da bulunabilir. İntestinal dokunun bütünlüğü Enteropatojenik mikroorganizmalarca oluşan enfeksiyona karşı esas savunma sistemi bütünlüğü bozulmamış bir mukozadır. Sağlıklı bir mukoza gerçek bir bariyer oluşturur; immun sistemin ve intestinal epitelyuma adheze olmuş probiyotik popülasyonunun aktif olarak çalışmasını sağlar ve patojenlerin kolonizasyonuna engel olur. Sindirim alanın da mikroorganizmalar tarafından oluşan hasarın en yaygın mekanizmalarından biri, intestinal duvarda bakteri ve epitel hücrelerinin spesifik etkileşimidir. Bu mekanizma, yüzeyi fimbriyalar (pili) ile kaplı olarak tanınan Gram-negatif bakterilere (örn: Salmonella) karakteristiktir. Bu yapılar lektinlerin yüzeyindeki ve epitelyum içindeki reseptörlerin arasında kurulan bağlantıyı desteklemektedir. Farklı bakteriler Farklı adhezyon mekanizmasına sahiptirler. Örneğin lactobasiller hücre için hayati önem taşır.Bu da, intestinumdaki peristaltik hareket ile floradan uzaklaşmalarını sağlar.Barsaklarda kolonize olmuş bu zararlı mikroorganizmaları ortamdan uzaklaştırmanın bir yolu, en yüksek probiyotik ile bu epitel dokulardaki reseptörleri beslemektir. Farklı bakteriler farklı adhezyon mekanizmasına sahiptirler. Örneğin Lactobasiller hücre duvarlarındaki protein ve glikokaliksler ile emilim sağlar. Probiyotikler; çoğu hayvanın barsaklarında üreyerek çoğalan ve hemen adapte olabilen, istenmeyen bakterilere karşı savaşan mikroorganizmalardır. Gastrointestinal alanların korunması gerekli midir? Gastrointestinal sistemdeki mikroorganizmalar arası bu hassas denge istenmeyen patojenlere karşı gereken korumayı sağlayamayabilir. Miroorganizmalar ve konakçılar arasındaki simbiyotik ilişkinin yararı için, bir savunma stratejisi olmalıdır. Yumurtadan yeni çıkan endüstriyel civcivler, intestinal mikrofloraları, patojenlerle savaşabilecek döneme kadar; anne tavuklar ile temas ettirilmemeli, temiz ve sterilize edilmiş bir ortama konulmalılardır. Clostridium, Salmonella veya E.Coli ile kontamine olma ihtimali bulunan altlıklar, civcivlerin ilk günlerinde bu patojenlerle karşılaşma riskinin en yüksek olduğu yerlerdir. Probiyotik katkı maddeleri bu aşamada en önemli koruyuculardır. Uygun olmayan koşullar ve ötrofik barsak florasının yetersiz olduğu durumlarda, zararlı mikroorganizmalar kısa sürede Gastrointestinal sahada üreme gösterir, böylece civcivlerin sağlığı olumsuz yönde etkilenmiş olur. Probiyotikler, Gastrointestinal sistemde yararlı bakteriler ile beraber çoğaldıkça, zararlı patojenlerin üremeleri ve bu mikroorganizmaların sebep oldukları hasarı kontrol altına alırlar. Özellikle, kanatlı hayvanların yoğun bir şekilde stres altında bulunduğu ortamlarda, rasyonlarında yapılan önemli değişikliklerde, perhizde, değişken ortam sıcaklığı ve ısı koşullarında, mikrobiyatadaki bakteriyel/viral orijinli rahatsızlıklarda veya gıdalardaki
Benzer belgeler
Şap hastalığı mücadele el kitabı için lütfen tıklayınız.
ve vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması,
gerekse tarım sektöründe gübrelere ilişkin “ürün
güvenliğinin” temin edilebilmesi için gübre hareketlerinin
izlenmesinde, piyasada kontrol ve de...