TCK 21 maddesi hakkındaki YARGITAY KARARLARI 5237 sayılı
Transkript
TCK 21 maddesi hakkındaki YARGITAY KARARLARI 5237 sayılı
TCK 21 maddesi hakkındaki YARGITAY KARARLARI 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 1. fikrasında; kast, suçun yasal tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanmış, öğretide d e , genel kabul gören düşünceye göre, suçun yasal tanımında yer alan objektif unsurların bilinmesi ve istenmesi biçiminde tarif edilmiştir. Görüldüğü gibi kast, bilme ve isteme şeklinde ifade edilen iki unsurdan oluşmaktadır. Fail, hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyor ve bunu istiyorsa kasten hareket ettiği kabul edilmelidir, ancak failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmelidir. Olası kast ise anılan Yasanın 21. maddesinin 2. fıkrasında; "kişinin, öngörmesine rağ men, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmış, bu kast türü ile ilgili başkaca ayırıcı bir unsura yer verilmemiş, 5237 sayılı Yasanın 22. maddesinin 2. fıkrasında bilinçli taksirin; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" şeklinde tanımlanması nedeniyle, bu kast türünün bilinçli taksirle karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiştir. Yasa koyucu da, madde metninde yer vermediği "kabul lenme" ölçüsüne, madde gerekçesinde; "olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir . Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüye gelince, buradaki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur . Fail hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle he deflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilme lidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısında da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran ölçüt, suçun yasal tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanık ile katılanın suç tarihinden 1 yıl önce ailelerinin rızası ile gayri resmi olarak evlendiği, birlikte yaşadıkları dönem içerisinde geçimsizliklerinin olduğu, olaydan iki gün öncede sanık ile katılanın tartıştığı, tartışma sırasında sanığın katılanı darp ettiği, bu olaydan sonra katılanın ailesinin evine gittiği, olay günü maktül Mustafa K .....'ın katılan Öz gül'ü hastaneye götürmek üzere köy meydanında bulunan minibüse bindiği sırada sanık ile karşılaştığı, maktülün sanığa "kızımın koluna neden vurdun, kanı bozuk, şerefsiz" dediği, sanığın da "eşimi nereye götürüyorsun" şeklinde cevap vermesi üzerine maktulün "bunu sana yar etmeyeceğim Sandıklı'ya götürüyorum, orada satacağım" şeklinde yanıt verdiği, maktül ile sanık arasındaki tartışmanın minibüste bulunan yolcular tarafından yatıştırıldığı , tartışma sona erdikten sonra sanığın minibüsün yanından ayrıldığı , koşarak evine gidip ruhsatsız av tüfeğini alarak minibüsün geçiş güzergahında bulunan ilkokulun bahçe duvarı nın arkasında beklemeye başladığı, köy meydanından hareket edip yolcu alabilmek için düşük hızla seyreden minibüsünün ilkokulun yanından geçtiği sırada sanığın, maktül ve katılanın minibüste oturduğu koltuklara doğru 6-7 metre mesafeden hedef gözeterek av tüfeği ile 3 el ateş ettiği, sanığın gerçekleştirdiği eylem sonucu cam kenarında oturan katı lan ve yanında oturan babasının yaralandığı, yaralı Mustafa K .....'ın kaldırıldığı hastanede öldüğü tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Katılan ve maktülün içinde bulunduğu minibüsün geçişi sırasında sanığın 67 metrelik mesafeden cam kenarında oturan katılan ile yanında oturan maktülü hedef alarak av tüfe ğiyle ardı ardına 3 el ateş etmesi, maktülün sol omuz ve kol bölgesinden, katılanın boyun bölgesinden yaralanması , olayda kullanılan av tüfeğinin öldürmeye elverişli silah olması, av tüfeğinden atılan fişeklerin maktülün otopsi raporunda belirtildiği üzere saçma ile sıkıştırılmış bilye içerikli özel yapım fişekler olması, maktülde ölüm sonucunu oluşturan yaralanmaların d okuz gülle tabir edilen bilyelerin isabeti sonucu oluşması, katılana rastlantı sonucu bilye isabet etmemekle beraber hayati organlarının bulunduğu boyun bölgesine saçmaların isabet etmesi, sanığın cam kenarında oturan katılanı gördüğü halde eylemini gerçekleştirmesi, soruşturma aşamasında katılan ve maktulün bulunduğu bölgeye doğru ateş ettiğini açıkça ifade etmesi ve sanığın eylemi nedeniyle katılana göre daha iç bölgede oturan babası Mustafa K ....'ın öldüğü gerçeği karşısında, sanığın eylemini zorunlu ve kaçı nılmaz sonuçlarını bilerek gerçekleştirdiğinin ve olay sırasında öldürme kastıyla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, yerel mahkemece sanığın katılan Özgül'e yönelik eylemi nedeniyle kasten öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. CGK. 22.5.2012, 2011/1-480-2012/207 Uyuşmazlık konularında sağlıklı bir hukuksal çözüme ulaşılabilmesi bakımından kast ve suça teşebbüs kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar görülmektedir. 5237 sayılı TCY'nın 2111. maddesinin ikinci cümlesinde kast; "suçun kanuni tanımın daki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi " şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin ikinci fıkrasında ise; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" denilmek suretiyle de "olası kast" tanımına yer verilmiştir. Kasten işlenebilen suçlarda failin cezalandırılabilmesinin temel şartı, eylemin iradi olarak gerçekleştirilmesidir. Suç niteliğinin belirlenebilmesi, sanığın kastının saptanması ile mümkündür. Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde , dışa yansıyan, olay öncesi, olay sırası ve sonrasındaki davranışları ölçü olarak alınmalıdır. Yerleşik yarg sal kararlarda kast, hareket ve netice ile fail arasındaki ruhsal bağ olarak tanımlanmakta; kasten öldürmeye kalkışma ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçütler ise mağdur ile fail arasındaki husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve sayıları , hedef seçme olanağı olup olmadığı, olayın akışı ve nedeni , failin işlemeyi kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında bir engel bulu nup bulunmadığı şeklinde sıralanmaktadır. Tüm bu olgular olaysal olarak değerlendirilip sanığın kastı belirlenmelidir. TCY'nın 35/1. maddesinde ; "kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşeb büsten dolayı sorumlu tutulur" şeklinde tanımlanan suça teşebbüsün varlığından söz edebilmek için; kasıtlı bir suçu işleme kararı bulunmalı, elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, failin elinde olmayan nedenlerle suç tamamlanmamalı ya da sonuç gerçekleşmemelidir . Bu açıklamalardan sonra kasten öldürme ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yara lama suçlarının da incelenmesi gerekmektedir. TCY'nın "Kasten Öldürme" başlıklı 81. maddesi; "bir insanı kasten öldüren kişi , müebbet hapis cezası ile cezalandırılır,"Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama" başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise; "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hiillerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hiillerde ise oniki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur," Şeklinde hükümler içermektedir. TCY'nın 87. maddesinin gerekçesinde ; "Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucun da ölüm meydana gelmiş olması haline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hallerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, genel hükümler kitabında yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir" açıklamasına yer verilmiştir. 765 sayılı TCY'nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı Yasada objektif sorumluluk esası benim senmemiştir. Suçu, "yasada tanımımlanmış haksızlık" olarak öngören yeni suç teorisinde bir hareketi yapan kişi , bu harek etin tüm sonuçlarından her koşulda sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla kusursuz sorumluluk terkedilmiş olmaktadır. 765 sayılı Yasadaki objektif sorumluluk esasının yerine, 5237 sayılı TCY 'nda haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kasttaksir kombinasyonuna , yani neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle ilk uyuşmazlığın çözümü için 5237 sayılı TCY 'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu , yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı TCY'nın "Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç" başlıklı 23. maddesi; "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde , kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilme si için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesind en taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır. Öğretid e de, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şekli bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi ile kastettiğinden daha ağır bir netice meydana gelmekte olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin , yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka , niteliği farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması , görü nüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Prof. Dr. Nur Centel, Doç. Dr. Hamide Zafer, Doç. Dr. Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 6. Bası, s. 410; Prof . D r. Mehmet Emin Artuk , Prof. Dr. Ahmet Gökcen, Doç. Dr. A. Caner Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2009, C. 1, s. 495) 5237 sayılı TCY 'nın 23. maddesinde düzenlenmiş olan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın , özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başın da gelen TCY 'nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi aynı Yasanın 86. maddesinin bir veya üçüncü fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonu cunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak koşuluyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Bu durum karşısında kasten yaralama neticesinde mağdurun ölmesine ilişkin olarak TCY'nın 87/4. maddesinin uygulanabilmesi için; a-Failin yaralama kastı ile hareket etmesi , b-Mağdurun TCY'nın 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması, c-Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, Koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil ölme sini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise kasten öldürmeden; mağdurun ölebileceğini öngör mesine karşın olursa olsun diyerek bu sonucu göze almış ve kabullenıniş ise, bu durumda da neticesi sebebiyle ağırlaşan suçtan değil, olası kastla öldürmeden sorumlu tutulacaktır. O halde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu ara sındaki ayırıcı ölçütlerden en önemlisi manevi unsur farklılığıdır. Bu durum karşısında eylem vasıflandırılmadan önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğudur. Türk Ceza Yasasının 21/1. maddesine göre, suçun yasal tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.07.2012 gün ve 407-262, 31.03.2009 gün ve 248- 82, 08.07.2008 gün ve 88184 ile 30.09.2003 gün ve 226229 sayılı kararları ile de; suç nedeni, kullanılan aletin cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet, hedef seçme olanağının bulu nup bulunmadığı, mağdurdaki yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmak suretiyle kastın saptanması gerektiği belirtilmiş olup, kastın belirlenmesi açısından her bir olay da kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Sanıkların olay tarihinden önce maktul ve mağdurun ikamet etmekte olduğu mahallede bir kavgaya karıştıkları, olayın yargıya intikal ettiği ve ilgililer hakkında kamu davası açıl dığı, ancak yerel mahkemece getirtilip incelenen evraklara göre mağdur ve maktulün bu olayla herhangi bir ilgilerinin bulunmadığı, olay gecesi sanıkların, tanıklarla birlikte bir aracın içinde alkol almakta olan mağdur ve maktulü gördükleri ve önceki olayı bahane ederek mağdur ve maktule sataştıkları, tanıkların ve kolluğun müdahalesi üzerine olayın büyümesinin önlendiği , aynı gece aradan kısa süre geçtikten sonra sanıkların, yeniden mak tul, mağdur ve tanıkların bulundukları yere geldikleri , sanık Fatih K ... 'ın ele geçirileme yen, ancak sanık savunmaları ve tanık beyanları doğrultusunda yerel mahkemece odun olduğu ve silahtan sayıldığı kabul edilen sopayla önce maktulün kafasının arka bölgesine vurarak maktulü yere düşürdüğü, daha sonra da aynı sopayla maktulün kardeşi olan katıla nın kafasına vurduğu, diğer sanıkların da aynı nitelikteki sopalarla mağdurun kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurdukları, mağdur ve maktulün yere düşmesi üzerine olay yerinden ayrıldıkları, tanıkların, mağdur ve maktulü evlerine götürdükleri, mağdur ve mak tulün ertesi gün ailesi tarafından hastaneye kaldırıldıkları, maktulün olaydan onyedi gün sonra öldüğü, ölü muayene ve otopsi ile adli raporlar doğrultusunda, maktulün künt kafa travması sonucu öldüğü, kafatası iç yüzeyinde oksipital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foremen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık battı görüldüğü ve sanı ğın eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu , mağdurun ise kafasına aldığı darbe sonucu bayati tehlike geçirecek ve vücudunda yaşam fonksiyonlarını ikinci derecede etki leyecek nitelikte kemik kırılmasına neden olacak şekilde yaralandığı sabit olup, sanıkların ilk tartışma olayının polislerce yatıştırılmasından kısa süre soma, olay yerinden uzaklaşmak yerine, olayda kullanılan ve öldürücü nitelikte olduklarında kuşku bulunmayan sopalarla inşaat alanı olan, yakınında yerleşim yeri olmayan ve mağdur ile maktulün yardım isteme lerine olanak bulunmayan olay mahalline gelmeleri, mağdur ve maktule vurarak yere dü şürmeleri, yerde de vurmaya devam etmeleri, akabinde de olay yerinden kaçmaları, hedef alınan vücut bölgeleri, kullandıkları vasıta ve yaralanmaların nitelikleri ile darbelerin şiddeti birlikte değerlendirildiğinde, sanık Fatih K.'ın maktule yönelik eyleminin kasten öldürme, her üç sanığın katılana yönelik eylemlerinin de kasten öldürme suçuna teşebbüsü oluşturduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla, Özel Daire bozma karan yerinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün suç niteliğinin yanılgılı belirlenmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. CGK. 18.9.2012, 2012/1-941-2012/1780 Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlen mesi gereken uyuşmazlık; suçun hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Olay yeri krokisine göre; bulunan mermilere ait iki kovan ile maktulün olduğu yer arasındaki mesafenin 1210 cm olduğu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre; maktulün ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı, medulla spinalis ve büyük damar harabiyeti ile kanamadan ileri geldiği, vücudunda bir adet mermi çekirdeği giriş ve çıkış deliği bulunduğu; kanında, idrarında ve iç organ parçalarında aranan gruplara ait uyutucu, uyuşturucu madde ile toksik maddelere rastlanılmadığı, kanında alkol tespit edilmediği, (Tanıkların ... beyanda bulundukları anlaşılmaktadır.) Esasen somut olayımızın; "Antalya Emniyet Müdürlüğünde, Motosiklet Timler Amirliğine bağlı iki kişilik timde sürücü polis memuru olarak görev yapan sanık ve arkadaşı Ahmet Ü.'ün, olay günü saat 15.00 sıralarında, Antalya Yeşildere Mahallesine giriş yap tıkları sokakta, karşıdan gelmekte olan maktulün yönetimindeki motosikletin yanlarından geçtiği esnada, hızlanarak yol aldığını fark etmeleri üzerine durumlarından şüphelenerek geriye dönüp maktulün yönetimindeki motosikleti takibe aldıkları, yapılan uyanlara rağmen maktulün arkasında arkadaşı olduğu halde hızla kaçmaya devam ettiği, bir süre sonra yakalanacağını anlayınca durduğu, polis memurlarının ve maktulün arkadaşının motorlarından inmesini takiben, motordan inmeyen maktulün yeniden kaçmaya devam etmesi üzerine sanığın "dur" şeklinde bağırarak, iki el ateş ettiği ve maktul Çağdaş G.'in de boyun sağ arka orta kısmına aldığı bir adet ateşli silah yaralaması sonucu hayatını kaybettiği" şeklinde gerçekleştiği hususunda Özel Daire ve yerel mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; suçun hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. Diğer bir anlatımla, sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa meydana gelen ölüm neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu mu oluşturacağıdır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından; kast, olası kast, taksir, bilinçli taksir ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kavramlarının incelenerek karşılaştırılması gerekmektedir. 765 sayılı TCY'nda tanımlanmamış bulunmasına karşın, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde kast; "suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin 2. fıkrasında ise; "kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" denilmek suretiyle "olası kast" tanımı na yer verilmiştir . Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesini gerektirir. Ancak , failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir. Öğreti ve uygulamada "dolaylı kast," "belirli olmayan kast," "gayrimuayyen kast," "olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan olası kast, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmıştır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçütteki en belirgin unsurlar, doğrudan kasttaki bilme ve isteme unsurlarıdır. Fail hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini biliyorsa ve bunu da istiyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilm elidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin , günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açı sında da, doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı, doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt ise; suçun yasal tanımındaki unsurla rın gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda, bu ihtimalin gerçekleşmesini kabullenerek, olursa olsun düşüncesi ile ve ona katlanmayı da göze alarak hareket etmekte ve muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için de önlem almamaktadır . Taksirdeki düzenlemeye bakıldığında; kural olarak suç, ancak kastla işlenebilir, fakat, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. Taksir, 5237 sayılı TCY'nın 22/2. maddesinde ; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Öte yandan , olası kastın, başka bir ayırıcı unsura yer verilmemesi nedeniyle, anılan Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılabileceği hususu öğretide dile getirilmiş ise de, yasa koyucu, madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçütüne, madde gerekçesinde; "olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabul lenmektedir" şeklinde açıklama yapmak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçütü ortaya koymuştur. Olası kast ve bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçütleri, yargısal kararlar ve bilimsel gö rüşlerden de yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek olanaklıdır . Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip , sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken , bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeye ceği inancıyla hareket etmektedir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ise, Yasanın 23/ 1. maddesinde; "Bir fiilin, kastedi lenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" biçiminde düzenlenmiştir. Burada fail, yaralama suçuna kastetmekte, fakat eylem ölümle sonuçlanmaktadır. Bir başka deyişle, failin kastettiğinden daha farklı bir netice meydana gelmektedir. Failin, meydana gelen fakat kastetmediği bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için; netice açısından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Kişi bu neticenin meydana gelmesin den taksirle de sorumlu tutulamıyorsa , sadece nedensellik bağının bulunmuş olması, o kişiyi neticeden sorumlu tutmamız için yeterli olmayacaktır. 5237 sayılı TCY'nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan kast-taksir kombinasyonunun, özel hükümler arasında işlerlik kazandığı maddelerin başında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu düzenleyen 87. madde gelmektedir. 86. maddenin 1. veya 3. fıkra sına uyan bir eylemi kasten işleyen fail, bu fiilinin neticesi olarak ölümün meydana geldiği hallerde, 87. maddenin 4. fıkrası uyarınca sorumlu tutulacaktır. Diğer taraftan; failin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sorumlu tutulabilmesi için açıkça yaralamaya dönük bir eylemde bulunması şart olmayıp, olayın olağan seyri ve gelişmesi sonucu yaralamanın meydana gelebileceğini öngörebilir durumda olmasına rağmen, hareketine devam etmesi ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana gelmesi de yeterlidir . Bu açıklamalara göre; muhakkak görünen neticenin failce bilinmesi ve istenmesi halinde doğrudan kast, öngörülen olası neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması du rumunda olası kast, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet verilmesi halinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmek suretiyle neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir, öngörülebilir neticenin objektif özen yükümlülüğüne aykırı hareket edilmiş olması nedeniyle öngörülemediği hallerde ise basit taksir söz konusu olacaktır . Öte yandan , uyuşmazlığın çözümü için polisin hangi hallerde silah kullanma yetkisinin bulunduğunun da üzerinde durulmalıdır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının "Zor ve Silah Kullanma" başlıklı 16. maddesi; "Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak ama cıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet , maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan; Bedeni kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedeni gücü, Maddi güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedeni kuvvetin dışın da kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak , direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulun durularak , ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir . Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda , zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis; Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında , Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde 'dur' çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir . Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zo r veya silah kullanma yetkisini kullanırken , kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir" şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, polisin silah kullanma yetkisi ancak, yasanın sınırlarını çizdiği çerçevede, kademeli, ölçülülük ilkesine uygun ve son çare olarak mümkün olabilmektedir. Somut olay, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanığın, yerleşim alanın olduğu cadde üzerinde "dur" ihtarına uymayarak, motosikleti ile uzaklaşmakta olan maktulün arkasından , durdurmak gayesiyle önce havaya, sonra maktulün bulunduğu istikamete olmak üzere toplam iki kez ateş ettiği sırada, kurşunlardan birisinin isabet etmesi sonucu maktulün ölümüne neden olduğunda kuşku bulunmayan olayda, sanığın eyleminde, maktulü öldürme kastı ile hedef olarak ateş ettiğine, diğer bir anlatımla sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğine dair yeterli kanıtın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının 16. maddesinde belirtilen "silah kullanma" koşullarının gerçekleşmediğinde herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı olayda, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, atış mesafesi, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda; kaçmak isteyen maktulü durdurmak amacıyla hareket eden sanığın, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktulün kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda, mermilerden birinin maktule isabet edebileceğini ve eyleminin yaralanmayla sonuçlanabileceğini öngördüğü, ancak buna rağmen hareketine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana geldiği görülmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 04.05.201 O gün ve 249-108 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu nedenle, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCY'nın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" suçunu oluşturduğunun ve dolayısıyla Özel Daire bozma kararının isabetli olduğunun kabulü gerekmektedir . Ayrıca, "5237 sayılı TCY'nın 53. maddesinin 1. fıkrasında sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle suçun işlenmesi" koşulu gerçekleşmediği halde, sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesi ile de uygulama yapılmasında isabet bulunmamaktadır . Bu itibarla direnme hükmünün suçun hukuki niteliğindeki yanılgı ve TCY 'nın 53/5. maddesinin uygulanması isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir. CGK. 5.6.2012, 2011/1840- 2012/214 Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin olası kastla öldünne suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle öldünne suçunu mu oluşturacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğine göre; Olay gecesi sanık İbrahim A. ile incelemeye konu olmayan sanık Fırat Ç.'ın, bir otelde düğünde karşılaştıkları, aralarında Fırat Ç.'ın ağabeyi ile İbrahim A. arasındaki bir bilgisa yar ve bilezik meselesi yüzünden tartışma çıktığı , sanık İbrahim A. 'un düğünü terk ederek Diyarbakır Caddesi ile Üniversite Caddesi ' nin kesiştiği yerde bulunan Meydan Çayevi isimli kahvehaneye geldiği, saat 22.45 sıralarında Fırat Ç.'ın da aynı çayevinin önüne geldiği, İbrahim A. ile Fırat Ç.'ın, çayevinin önünde üzerlerinde bulunan tabancaları ile ateş ettikleri, ancak birbirlerine doğru ateş ettiklerine ilişkin dosyada kesin bir delil bulunamadığı, olay yerine 6070 metre mesafede bulunan ve sanık İbrahim A.'un da oturduğu Bele diye Lojmanları 4. Kat, 13 numaralı, Mehmet Şafi B. isimli şahsa ait evde beyaz eşya tamiri ile uğraşan maktul Veysi Cihet O.' un, silah seslerini duyarak pencereden bakmak istediği sırada, İbrahim A . 'un silahından çıkan kurşunun , evin camını kırmak suretiyle maktulün kafa bölgesine isabet ederek, ölü muayene ve otopsi tutanağına göre; ateşli silah yarasına bağlı beyin harabiyeti sonucu gelişen beyin kanaması neticesi ölümüne neden olduğu, Sanığın kullanmış olduğu tabancanın , CZ marka ve 9 milimetre çapında olduğu ve her iki sanığa ait tabancaların ruhsatının bulunmadığı, Olay yerinde beş adet boş kovan ele geçirildiği ve ekspertiz raporuna göre, üç adet kovanın sanık Fırat Ç.'ın tabancasından, iki adet kovanın ise sanık İbrahim A. 'un tabancasından çıktığı, Ölü muayene ve otopsi işlemi sırasında maktulün kafa bölgesinden çıkartılan mermi çekirdeği parçasının ise, İbrahim A. 'a ait silahtan atılmış olduğu, Sanıkların tartıştıkları yerde konumları gereği ; Fırat Ç.'ın silahından çıkan bir kurşu nun, o sırada cadde üzerinde seyir halinde bulunan bir araca isabet ettiği, Fırat Ç.'ın olaydan hemen sonra yakalandığı , kaçan İbrahim A. 'un ise d aha sonra kendiliğinden suç aleti ile birlikte teslim olduğu , Anlaşılmaktadır. (. ...) Somut olayın bu şekildeki oluşumunda ve sanığın, doğrudan öldürme kastı ile hareket etmediğinde Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu, yoksa bilinçli taksirle öldürme suçunu mu oluşturacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından ; kast , olası kast ve taksir kavramlarının incelenerek karşılaştırılması gerekmektedir . 765 sayılı TCY'nda tanımlanmamış bulunmasına karşın, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde kast; "suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmış, aynı Yasa maddesinin 2. fıkrasında ise; "kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır" denilmek suretiyle "olası kast" tanımına yer verilmiştir . Doğrudan kast, failin hareketinin yasal tipi gerçekleştireceğini bilme si ve istemesini gerektirir. Ancak , failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanısıra , hareketinin zorunlu sonuçlan ya da kaçınılmaz yan sonuçlan da, açık bir isteme olmasa dahi doğrudan kast kapsamında değerlendirilmelidir . Öğreti ve uygulamada "dolaylı kast," "belirli olmayan kast," "gayrimuayyen kast," "olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan olası kast, 5237 sayılı TCY'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; "öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanmıştır. Taksir ise, 5237 sayılı TCY'nın 22/2. maddesinde; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Başka bir ayırıcı unsura yer verilmemesi nedeniyle , aynı Yasanın 22 . maddesinin 2. fıkrasında; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" şeklinde tanımlanan bilinçli taksirle karıştırılabileceği hususu öğretide dile getirilmiş , yasa koyucu madde metninde yer vennediği "kabullenme" ölçüsüne, madde gerekçesinde; "olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklama yapmak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur. Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kural larına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunlulu ğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir . Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Fail , tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme olanak ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.2007 gün ve 192-221; 09.10.2001 gün ve 181204; 21.10.1997 gün ve 99-202; 13.12.1993 gün ve 221-317; 08.07.2008 gün ve 1/99-185 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2-Hareketin iradiliği, 3-Neticenin iradi olmaması, 4-Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, 5-Neticenin öngörülebilir olması, şeklinde kabul edilmektedir. Bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da hareket ile sonuç arasında bir neden sellik bağının varlığı cezalandırmanın koşuludur. Taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir etkenin sonuca tek başına neden olmaması gerekir . Sonucun tamamen mağdurun kusurlu hareketinden kaynaklanması halin de bir başkasını bu sonuçtan sorumlu tutına olanağı bulunmamaktadır. Olası kast ve bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüleri, yargısal kararlar ve bilimsel gö rüşlerden de yararlanmak suretiyle şu şekilde belirlemek olanaklıdır . Gerek olası kast, gerekse bilinçli taksirde netice fail tarafından öngörülmektedir. Bilinçli taksirde, öngörülen neticenin gerçekleşmeyeceği ümit edilmekte, olası kastta ise bu netice fail tarafından göze alınmakta ve kabullenilmektedir. Olası kastta fail öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken , bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere, hatta kendi bilgi veya becerisine güvenerek öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Oluşu hususunda Özel Daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmayan so mut olay, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanığın, şehir merkezinde , iki caddenin kesiştiği yerde bulunan çayevinin önünde tabanca ile i k i el havaya ateş ettiği ve maktulün de, sanığın tabancasından çıkan merminin isabeti sonucu öldüğü hususunda bir kuşku bulunmamasına karşın, sanığın; maktulü doğrudan hedef aldığına ilişkin yeterli kanıt bulunmamaktadır. Buna göre atış mesafesi, kullanılan silahın niteliği , elverişliliği ve etki alam, tanık an latımları ve dosyadaki kanıtlar gözönünde bulundurulduğunda; tartıştığı diğer sanığı korku tarak olay yerinden kaçırmak gayesiyle hareket eden ve kimseyi özelikle hedef almayan sanığın, doğrudan öldürme veya yaralama kastı ile hareket etmediği, ancak elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde kendisinin de ohırduğu ve maktulün öldüğü apart man da dahil olmak üzere çok sayıda yüksek katlı ev bulunan şehir merkezinde havaya doğru iki el ateş etmesi sonucunda , mermilerden birinin herhangi birisine isabet edebileceğini öngördüğü, buna rağmen ateş etmek suretiyle öngördüğü neticeyi göze aldığı ve kabullendiği, bunun sonucunda d a maktulün ölümüne neden olduğu olayda, eyleminin, "olası kastla öldürme" suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla; suç vasfının belirlenmesi yönünden isabetsiz bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ile bir kısım Kurul Üyesi ise; "sanığın öldürme ve yaralama kastıyla hareket etmediği, dolayısıyla eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturacağı" görüşüyle karşıoy kullanmışlardır. Açıklanan nedenlerle; Batman Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 gün ve 31-78 sayılı direnme hükmünün, suç vasfının belirlenmesindeki yanılgı nedeniyle BOZULMASINA, Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. CGK. 7.6.2011, 2011/1-54 - 2011/120 Kural olarak suç, ancak kastla işlenebilir. Ancak, yasada açıkça gösterilen hallerde suçlar taksirle de işlenebilir. 5237 sayılı TCY'nın 2212. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Yasanın 22. maddesinin 3. fıkrasında ise, bilinçli taksir düzenlenmiştir. Buna göre; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır". Olası kast ise, 21. maddenin 2. fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki un surların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen , fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde yer almıştır. Yasanın 23/l . maddesinde de; "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticeni n oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" biçiminde, neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama suçuna yer verilmiştir. Bu bağlamda; 765 sayılı TCY'nın 452/ l.maddesinde düzenlenmiş bulunan "kastı aşan adam öldürme" suçu ile 5237 sayılı TCY'nın 87/4.maddesinde yer verilen "meydana gelen ölüm neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu" arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Burada fail, yaralama suçuna kastetmekte , fakat eylem ölümle sonuçlanmaktadır. Bir başka deyişle, failin kastettiğinden daha farklı bir netice meydana gelmektedir. Failin, meydana gelen fakat kastetmediği bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için; netice açısından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekmektedir. Kişi bu neticenin meydana gelmesin den taksirle de sorumlu tutulamıyorsa, sadece nedensellik bağının bulunmuş olması, o kişi yi neticeden sorumlu tutmamız için yeterli olmayacaktır. 5237 sayılı TCY'nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan kasttaksir kombinasyonu nun , özel hükümler arasında işlerlik kazandığı maddelerin başında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu düzenleyen 87. madde gelmektedir. 86. maddenin 1. veya 3. fıkrasına uyan bir eylemi kasten işleyen fail, bu fiilinin neticesi olarak ölümün meydana geldiği hallerde, 87. maddenin 4. fıkrası uyarınca sorumlu tutulacaktır. Öte yandan; failin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sorumlu tutulabilmesi için açıkça yaralamaya dönük bir eylemde bulunması şart olmayıp, olayın olağan seyri ve olağan gelişmesi sonucu yaralamanın meydana gelebileceğini öngörebilir durumda olmasına rağmen hareketine devam etmesi ve ölümün bu harekete bağlı olarak m eydana gelmesi d e yeterlidir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kendisine ait işyerinde bulunan hurda demirlerin çalınmasından duyduğu infialle, maktûlv e arkadaşlarının bulunduğu yere gelerek, at arabalarıyla kaçmakta olan maktül ve arkadaşlarını korkutarak durdurmak gayesiyle önce havaya, sonra sürekli aynı istikamette olmak üzere at arabalarının tekerleklerine ve yere doğru birden çok kez ateş ettiği sırada, asfalttan seken kurşunlardan birisinin isabet etmesi sonucu maktülün ölümüne neden olan sanığın eyleminin; kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarını oluşturacağı söylenemese de, gerçekleştirilen eylemin yaralamayla sonuçlanabileceğinin öngörülmüş, buna karşılık "ölüm" neticesının öngörülememiş olması karşısında, Ceza Genel Kurulunun 22.12.1986/364613, 05.10.1987/229440, 22.03.2005 /21935 ve 20.04.2004 /47101 gün ve sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 765 sayılı TCY'nın 452/1. maddesinde yer alan "kastın aşılması suretiyle adam öldürıne" suçunun, 5237 sayılı TCY'ndaki karşılığını oluşturan ve b u Yasanın 87/4. maddesinde düzenlenmiş bulunan "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" suçunu oluşturduğunun ve bu nedenle Özel Daire bozma kararının isabetli olduğunun kabulü gerekir. CGK. 4.5.2010, 2009/1-249 - 2010/108 Sanık Salih A.'ın mağdurlar Ayşe, Hasan, Mehmet ve Doğan'ı olası kastla silahla yaralama suçları nedeniyle kurulan hükümlerde ceza tayin edilirken, Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre, suçun olası kastla işlenınesi dolayısıyla TCK .nun 2112.maddesirıin TCK.nun 86/3-e. maddesinden sonra ,mağdur Bünyamin'i silahla olası kast ile yaralama suçunda ise TCK'nun 87/3 maddesinden sonra TCK'nun 21/2 maddesinin uygulanınaması yasaya aykırı ise de, sonuç ceza miktarı değişmeyeceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır. 1.CD. 11.12.2012, 5203/9319 Sanığın topluluğa karşı silah tevcih ettiği, bunun üzerine mağdur Deniz K. 'nın ve arkadaşlarının silahı sanığın elinden almak istedikleri ve sanığın elini tuttukları, bu arada silahın ateş alarak mağduru elinden yaraladığı anlaşılmakla TCK'nın 21.maddesinde belirtilen olası kast hükümlerinin uygulama alanının değerlendirilmemesi, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 5.12.2012, 2011/10732 - 2012/41383 Sanık Ahmet hakkında tasarlayarak olası kastla öldürmeye azmettirme suçundan kurulan hüküm yönünden; Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık Ahmet'in, eniştesi olan maktul ile ortak olarak oto yıkama işi yaptıkları, sanığın işyerine geç gelmesi ve eniştesi maktulün yıkanan araçların sayısını az gösterdiğinden bahisle maktule karşı husumet beslediği ve eniştesinden bunun hesabını sormayı planladığı bu amaçla diğer sanık Ali ile anlaştığı ve sanık Ali'ye "maktulü iyice döv, gerekirse öldür" dediği ancak sanık Ali'nin "adam öldürmekle benim işim olmaz" demesi üzerine "o zaman döv, gözünü korkut" dediği ve maktulün dövülmesi konusunda anlaştıkları , olay günü de maktulü takip eden sanık Ali 'nin, maktulün hayati bölgelerini hedef alarak künt cisimle darp etmek suretiyle, künt kafa travmaya bağlı kafa kemik kırıklarıyla beraber beyin kanaması sonucu ölümüne neden olduğu olayda ; Sanık Ahmet'in maktulün dövülmesini ve gerekirse öldürülmesini istediği, sanık Ali' nin ise öldürmek istemediğini beyan etmesi üzerine maktulün dövülmesi ve gözünün korkutulması konusunda anlaştıkları ancak olay esnasında sanık Ali'nin istek dışına çıkarak maktûlün hayati bölgelerine künt cisimle vurması sonucu ölümün meydana geldiği göz önüne alındığında, sanık Ahmet'in anlaşma konusu nedeniyle oluşan sonuçtan sorumlu tutulması gerektiği, bu nedenle olayın oluş şekli ve suçun işlenmesindeki özellikler göz önüne alınarak TCK.nun 61.maddesi uyarınca teşdiden TCK.nun 38.maddesi yollamasıyla 87/4. maddesinin ikinci cümlesi gereğince cezalandırılması gerektiğinin düşünülmemesi , bozmayı gerektirmiştir . 1.CD. 5.12.2012, 4586/9095 Maktulün, sanığa yönelik herhangi bir haksız hareketinin bulunmadığı gibi olası kastla gerçekleştirilen eylem bakımından tahrik hükmünün uygulanamayacağı da gözetilmeksizin haksız tahrik hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 4.12.2012, 2651/9006 Sanık Mesut'un, mağdurlar Aydın , Cevdet ve Fazlı’yı silahla yaralama suçuna teşebbüsten, mağdur Metin'i olası kastla yaralama suçundan mahkûmiyetine dair kurulan hükümler yönünden; Olay gün ve saatine karşılık gelen günlerin ve olay sırasındaki hava koşullarının Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ile Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden sorulması, bildirilen gün ve saatte mağdurlar Metin, Aydın, Cevdet ve Fazlı ile olay yeri inceleme raporunu düzenleyen kolluk görevlileri de hazır edilerek, uzman bilirkişi marifetiyle, denetime olanak verecek biçimde temsili ve tatbiki keşif yapılarak, mağdurların bulunduğu konum, işyerinin giriş kapısının metal dış kaplamasında bulunan iki adet delik ve atış mesafesi değerlendirilmek suretiyle, atış sırasında sanık Mesut'un mağdurları görüp teşhis etme olanağının bulunup bulunmadığı da belirlenerek, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden, eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 4.12.2012, 3630 - 2012/8892 34 TA 6... plakalı araca doğru tehdit kastıyla ateş ederken aracın içinde bulunanların isabet alarak yaralanabileceğini öngörebilecek durumda olan sanığın yaptığı atışlar sırasın da mağdur Murat'ın isabet alarak yaralanması karşısında eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK.nun 86/2-3e, 2112 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine, kasten silahla yaralama suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 8.11.2012, 2009/9177-2012/8006 Sanığın kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarıyla ilgili olarak; Sanığın tartıştığı mağdur Aykut'a yanında bulunan kişi ya da kişilerin isabet alıp yaralanabilecekleri ya da ölebileceklerini öngörmesine karşın ateş ettiği sırada olay yerinde bulunan maktul Volkan'ın isabet alarak öldüğü olayda; sanığın maktule yönelik eyleminden dolayı TCK.nun 8111, 21/2, 62, 53 maddeleri uyarınca olası kastla öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi, Sanığın hedef alarak tabancayla ateş ettiği Aykut'un olay nedeniyle isabet almadığı anlaşılmakla, teşebbüs nedeniyle 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören TCK.nun 35. maddesi uygulanırken, ceza adaletinin temini açısından alt sınıra yakın ceza tayin edilmesi gerekirken, yazılı şekilde 12 yıl hapis cezası tayin edilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 12.11.2012, 4734/8039 Mağdurlar Serdar ve Ergin'e yönelik eylemler yönünden; sanıklar, tüfekle etkili mesafeden mağdur Engin'e ateş ettikleri sırada, mağdur Engin'in yanında bulunmakta olan mağdurlar Serdar ve Ergin'in de isabet alıp ölebilecekleri veya yaralanabileceklerini öngörebilecek durumda olduklarından, olası kastla hareket ettiklerinin kabulüyle, olası kastla işlenen suçlarda meydana gelen sonuca göre eylemin nitelendirmesi gerektiğinden, sanıkların mağdurlar Serdar ve Ergin'e yönelik eylemlerinin olası kastla yaralama kabul edilerek, mağdur Serdar'a yönelik eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK. nun 8611, 86/3-e, 21/2. maddeleri, mağdur Ergin'e yönelik eylemlerine uyan aynı yasanın TCK. nun 86/2, 86/3-e, 21/2. Maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde olası kastla insan öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmalarına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 21.11.2012, 1872/8562 Dosya kapsamı, oluşa ve mahkemenin gösterdiği gerekçeye göre, olaydan önce av tüfeği satın alarak inşaata saklayan ve olay gecesi misafirliğe giden babası maktul ile annesinin ne zaman döneceğini öğrenmek için üç kez annesini arayarak, dönüş saatini öğrenip, dönüş yolu üzerinde pusu kurup av tüfeği ile maktulü vuran sanığın eylemini tasarlayarak öldürme olarak nitelendiren mahkemenin uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki tasarlamanın oluşmadığı gerekçesiyle bozma içeren düşünce benimsenmemiştir. 1.CD. 27.11.2012, 2011 - 2012/8733 Oluşa ve dosya içeriğine göre; kendisiyle arkadaşlığını bitiren ve tekrar birlikte olma isteğine olumsuz cevap veren mağdur Ayşegül'ü cezalandırmak isteyen sanığın, olay tarihinde cadde üzerinde beraber yürümekte olan Ayşegül ve yanındaki arkadaşı mağdur katılan Münevver'in arkalarından yaklaşarak aracıyla hızlı bir şekilde çarptığı, aracın altında kalan Münevver'in yaklaşık 20-30 metre sürüklendiği, grafilerinde dirsek çıkığı, sağ pupiş kolu kırığı ve sağ ayak 4. parmak proksimal f al an k kırıkları tespit edilen katılanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek ve kemik kırığının hayat fonksiyonlarını orta (3) derecede etkileyecek nitelikte yaralandığı olayda; suçta kullanılan vasıta, sanığın hızlanarak mağdur Ayşegül ve yanında yürüyen katılana çarpması , yaklaşık 20-30 metre kadar aracın altında sürüklemesi ve meydana gelen yaralanmanın niteliği dikkate alındığında kastın bölünemeyeceği de gözetilerek sanığın kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekirken, olası kastla yaralama suçundan hüküm kurulmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 26.11.2012, 2011/4225 - 2012/8670 Oluş ve dosya içeriğine göre; 15 yaşındaki kızı İnci'nin, kütüphanede tanıştığı 20 ya şındaki maktulle rızaen cinsel ilişkiye girdiğini olay tarihinden iki gün önce öğrenen sanığın, olay günü İnci'ye, maktulle buluşmalarını temin etmek için cep telefonundan mesaj çektirdikten sonra, İnci ile birlikte bagajında av tüfeği bulunan kendisine ait araçla buluşma yerine gittikleri, İnci'nin olay yerinde, sanığın ise biraz ileride, aracının içinde maktülü bekledikleri, bir süre sonra maktulün olay yerine geldiğini gördüğünde ise aracını hızla sürerek, maktulün yakınında durdurduktan sonra, maktulle arasında herhangi bir konuşma geçmeksizin, av tüfeği ile üç el ateş etmek suretiyle onu öldürdüğü ve sanık tarafından öldürme kararının ne zaman verildiğinin anlaşılmadığı somut olayda; Sanığın, maktulü öldürme konusunda önceden bir karar verip bir plan yaptığına , bu kararında sebat ve ısrar gösterip, makul bir süre geçmesine rağmen dönmediğine ve olay günü maktulü bu plan gereği öldürdüğüne ilişkin yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı halde, tasarlama şartlarının oluşmadığı gözetilmeden, kasten öldürme yerine yazılı şekilde tasarlayarak öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması bozmayı gerektirmiştir. (1. CD 26.11.2012,910/8630) Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; tasarlama halinin kabulü için, sanığın önceden koşula bağlı olmaksızın öldürme kararı vermesi, kararla eylem arasında tasarlamayı kabule elverişli makul bir sürenin geçmesi, bu süre içinde verdiği kararda sebat ve ısrar ederek, maktulü öldürmesi gerekmekte olup, maktulden sanığa yönelik haksız tahriki gerektiren eylemlerin ve tekerrür halinin olay gününe kadar devam ettiği somut olayda sanığın ne zaman öldürme kararı verdiği kesin olarak saptanamadığından ve tasarlamanın koşulları bulunmadığından, sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek tasarlayarak öldürme suçundan yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 19.11.2012, 2357/8395 Sanıklar Osman ve Murat'ın, Abdullah sahte ismini kullanan mağdur Mahmut'u hedef alarak ateş ettikleri ve eylemlerini doğrudan kastla gerçekleştirdikleri anlaşıldığı h a l d e , kasten yaralama suçundan cezalandırılmaları yerine, olası kast hükmü uygulanarak eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 1.CD. 13.11.2012, 3145/8183 Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanık Ercan'ın, mağduru tabancayla ateş ederek karın bölgesinden isabetle ince bağırsağında delinme meydana getirecek ve yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralaması eylemi, kullanılan silahın niteliği ve hedef alınan vücut bölgesi dikkate alındığında niteliği itibariyle öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturmakla birlikte; sanığın, mağdurun tedavisi için hastaneye götürülmesini sağlamak suretiyle neticenin gerçekleşmesini önlediği ve bu nedenle hakkında "gönüllü vazgeçme" hükümlerini düzenleyen 5237 sayılı TCK.nun 36. maddesi yollamasıyla kasten yaralama suçundan hüküm kurulması gerektiği düşünülmeksizin, eylemin doğrudan kasten yaralama olarak nitelendirilmesi, sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır. 1.CD. 12.11.2012, 690/8095 Oluşa ve dosya kapsamına göre, sanığın etkili mesafede bulunduğu halde öldürmeye elverişli tabancayla mağdurlar Tolga ve Koray'a doğru rastgele iki kez ateş ettiği olayda, eyleme bağlı kastının silahla tehdite yön elik olup TCK.nun 106/2-a ve 43'ncü maddeleri gereğince ceza verilmesi gerektiği halde suç vasfında hataya düşülerek iki ayrı mağdura karşı yaralamaya teşebbüs suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 18.11.2012, 1204/7784 Suç tarihinde mağdur Günay Sivri'nin sanık ve tanıklar Özgür Z., Zafer Ö. ve Nafiz Ö. olduğu halde gölete gezmeye gittikleri, birlikte alkol aldıkları, müştekinin kullandığı araçla geri dönerken arka koltukta oturan sanığın çantasından çıkardığı tabancayı şaka ile mağdurun kafasına dayayarak "arabayı sağa çek yoksa seni vururum" dediği mağdurun ikaz etmesine rağmen sanığın tabancayı mağdurun kafasına dayamaya devam ettiği bu sırada silahın ateş alması sonucu mağdurun başından hayati tehlike geçirecek ve hayat fonksiyonlarını 4 (Ağır) derecede etkileyecek şekilde yaralandığının anlaşılmasına göre, sanığın, gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek fişek yatağında mermi bulunan ve mandal emniyeti açık olan silahını şaka amaçlı mağdura yönelttiği , silahın her an ateş alabileceğini öngörmesi gerektiği, ancak tetiğin iradi olarak çekildiğini gösteren kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, eylemin "bilinçli taksirle yaralama" suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde "olası kastla yaralama" suçundan hüküm kurulması , bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 7.11.2012, 2010/17209 - 2012/37092 Sanık Serhat S.'in, olay esnasında elinde bulunan ve adli emanetin 2006/ 191 sırasına kayıtlı bıçak ile kardeşi Serhan S.'e saldırdığı esnada, kavgayı ayırmak için müdahalede bulunan mağdur Behiye S.'in bıçak darbesi ile yaralandığı, bu konuda iddianame anlatımında açıkça eylemin olası kastla gerçekleştiğinin iddia edildiği ve soruşturma ve kovuşturma aşamalarında dinlenen mağdur Behiye ve Serhan S.'in anlatımları yine kovuşturma aşamasında dinlenen Süleyman S.'in anlatımlarında, Serhat ile Serhan'ın kavga ettikleri sırada kavgayı ayırmak için araya giren mağdure Behiye'nin, Serhat'ın bıçak darbesi ile yaralandığını belirtmelerine karşın, hüküm tesisinde TCK'nın.21/1 'de düzenlenen olası kast tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi, 3.CD. 5.11.2012, 2011/20038 2012/36503 Oluşa ve dosya kapsamına göre, olay günü köyde yapılan düğün törenine sanığın da katıldığı , eğimli patika yolda düğün alayı şeklinde kalabalık grup halinde gelin evine gidildiği sırada sanığın, kalabalık düğün töreninde olay yerinde bulunan kişi veya kişilerin isabet alıp yaralanabileceklerini ya da ölebileceklerini öngörebilecek durumda olduğu halde, üzerinde bulunan tabancayı bel hizasında tutarak rastgele ateş etmeye başladığı, bu ateş sonucu mermilerden birinin, sanığın 3 metre önünde bulunan yeğeni maktul Raşit'e isabet ettiği, batın sol yandan girerek ince barsak , kalın barsak ve alt ana toplardamardan yaralanan maktulün, iç organ yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu yaşamını kaybettiği olayda; sanığın olası kastla hareket ettiği kabul edilerek, olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulması yerine yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 5.11.2012, 4085/7867 5237 sayılı TCK'nin 61/4 maddesi gereğince "bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda temel cezada önce arttırma sonra indirme yapılır" kuralı gereğince olası kasta ilişkin indiriminde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan sonra uygulanması gerekmektedir. Sanık Malik hakkında 5237 sayılı TCK'nin 86/l maddesiyle tayin edilen hapis cezası belirlendik ten sonra silahtan sayılan taş ile mağduru yaralayıp yaşamsal tehlike geçirmesi nedeniyle 86/3-e ve 87/ld-son maddeleri gereğince ceza miktarı 5 yıl hapis cezasına çıkarıldıktan sonra olası kast nedeniyle 21/2 maddesi uygulanıp cezada indirim yapılması yerine yazılı şekilde fazla ceza tayini, Kabule göre, 5237 sayılı TCK'nin 44. maddesi gereğince işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşması halinde TCK'nin 86/l, 87/l-d-son maddelerinin uygulanması ile yetinilmesi gerekirken ayrıca 87/3 maddesinin uygulanması suretiyle sanığa fazla ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 2.11.2012, 2011/10669 - 2012/36206 Mağdur Süleyman O.'nın aşamalarda istikrarlı olarak sanığın elindeki bıçağı alırken elinden yaralandığını belirtmesi, sanığın savunmaları ve katılan Ahmet Ç.'nın beyanları da dikkate alındığında, sanığın mağdur Süleyman O.'ya yönelik eyleminde taksirle yaralama veya olası kast hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışmasız bırakılması, boz mayı gerektirmiştir. 3.CD. 1.11.2012, 2011/17867 - 2012/36153 Sanığın, havaya ateş etmeye başladığı, bu sırada mağdurun, sanığın ateş etmesini en gellemek amacıyla elinden tuttuğu sırada yaralandığı olayda, sanığın mağdura karşı kastının doğrudan kastla yaralama olduğu gözetilmeyerek olası kasıtla hareket ettiğinden bahisle TCK.nun 21/2. maddesi uygulanarak eksik ceza tayini, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. 1.CD. 18.10.2012, 2011/1412 - 2012/7778 sayılı kararı) Sanığın gönüllü köy korucusu olduğu ve ruhsat süresi dolmuş olan kalaşnikof marka tüfeğinin bulunduğu, olay günü ikamet ettiği köyde yapılan düğü n merasimi sırasında üzerinde bulunan tüfek ile havaya ateş ettiği, yapılan ateş sonucu mermilerden birisinin düğün konvoyunda bulunan maktulü, batın sol üst kadrandan girerek dalak, mide, kalın barsak ve akciğerinden yaraladığı, bu yaralanma sonucu maktulün iç organ yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu yaşamını kaybettiği olayda; sanığın, öldürme suçunun yasal tanımındaki unsurlarının gerçekleşmesini öngörmesine karşın eylemi gerçekleştirdiği, dolayısıyla olası kastla öldürme suçundan ceza verilmesi gerekirken yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 18.10.2012, 4268/7745 Minibüsü ile yolcu taşımacılığı yapan sanık Kenan'ın yanında muavini olan sanık Volkan ile birlikte seyir ettikleri sırada yol üstünde bulunan maktulün el hareketi ile hakaret etmesi üzerine, sanık Kenan'ın araçtan aşağı inerek maktulle tartıştığı ve maktulün kafa atması ile sanık Kenan'ın burnunun kanadığı, bunun üzerine sanık Kenan'ın aracına döndüğü, eline levye alarak diğer sanık Volkan'la birlikte maktulün peşinden gittikleri, maktulün, sanıklar Kenan ve Volkan'ın kendisine doğru levye ile geldiklerini görmesinden dolayı, yayaya kapalı olan ve trafiğin işlek ve yoğun olduğu karayolunun orta refüjüne ve sonra da yolun karşı tarafına kaçtığı anda, karşı şeritten gelen Evrim'in kullandığı aracın çarpması sonucu öldüğü olayda; sanıklar Kenan ve Volkan'ın, maktule, karşı saldırıları nedeniyle trafiğin işlek olduğu karayolunda, ölümlü neticenin meydana geleceğini öngörmelerine rağmen, sonucu istemedikleri ancak neticenin gerçekleştiği olayda, sanıklar Kenan ve Vol kan'ın eylemlerinin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi, 1.CD. 16.10.2012, 2011/2228 - 2012/7661 Olay günü taraflar arasında arazide hayvan otlatılması nedeniyle tartışma sonrası sanık Mehmet Y.'ın görme engelli eşi Ayten'in mağdur Hatice ve oğlu sanık Sami tarafından dövül düğü, bu olayı gören ve evden av tüfeğini alarak olay yerine gelen sanık Mehmet Y.'ın, 11- 12 metreden sanık Sami'ye tüfeği doğrultarak ateş ettiği sırada, aniden oğlunun önüne geçen mağdur Hatice'nin isabet aldığı, mağdurun göğüs boşluğundan kot kırıkları, hemopnömothraks oluşturacak ve hayati tehlike meydana getirecek şekilde yaralandığı olayda; Sanığın, hedef seçtiği Sami'ye ateş ettiği sırada, olay yerinde olan mağdur Ayten'in isabet alıp yaralanabileceğini yada ölebileceğini öngörerek ateş edip, mağdur Hatice'yi yaralaması eyleminde; olası kastla hareket ettiği anlaşılmakla, olası kastla işlenen suçlarda kastı sonuç belirler kuralı gereğince, sanık Mehmet Y.'ın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğunun kabulü ile, bu kabule uygun şekilde meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı da dikkate alınarak, olası kastla yaralama suçundan cezalandırılması gerektiği ve olası kastla işlenen suçlarda teşebbüse ilişkin hükümlerin uygulanamayacağı düşünülmeksizin TCK'nun 81, 35, 21, 62.maddeleri uyarınca hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 16.10.2012, 2009/4213 2012/7613 Sanığın maktulü öldürmeye önceden karar verdiği, bu amaçla olay günü maktulün geçeceği, evine giden yol üzerinde olayda kullandığı tüfek ile beklediği, ancak öldürme kararını ne zaman aldığının, ruhsal dinginliğe ulaşıldığının kabulüne elverişle makul bir süre geçmesine rağmen eylem kararlılığından dönülmediğinin belli olmadığı olayda, tasarlamanın koşullarının oluşmadığı ( ...anlaşılmaktadır.) 1.CD. 11.10.2012, 117/7416 Sanığın yoğunlaşan husumet nedeniyle kahveden dışarı çıkarak tabancasını çekip atışa hazır hale getirmesi, tetik hakimiyetini bırakmadan maktulün elinde bulunan silaha m üdahalesi için bileğini tutmasına rağmen hayati bölge olan karın bölgesine silahını ateşlemiş olması karşısında kastının maktulü öldürmeye yönelik olduğu ve haksız tahrik altında kasten insan öldürme suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde olası kastla insan öldürme suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 10.10.2012, 2010/6803 - 2012/7412 Sanık ve mağdurların birbirlerine olan mesafeleri ve konumları itibarı ile yapılan atış lar sonucu mağdur Abdullah A.'in yanında mağdur Abdullah T.'ın da isabet almasının öngörülebilir bir netice olduğu ve sanığın bu neticeyi kabullenerek ateş ettiğinin anlaşılması karşısında, "olası kastla yaralama" suçundan, TCK.nun 8611, 86/3e, 87/1d, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca, aynı Kanunun 61. maddesine göre, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikelinin ağırlığı gibi hususlar da gözönünde bulundurularak, üst sınırdan hüküm kurulması yerine, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek, yazılı biçimde uygulama olanağı bulunmayan "olası kastla öldürmeye teşebbüs"ten aynı Kanunun 81, 35, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 9.10.2012, 2010/5846- 2012/735 Sanığın av tüfeğiyle aracın sürücü bölümüne ateş edip, ön camları kıran saçmaların mağduru göğsünden yaralaması biçimindeki eylemde F ikri içtima nedeniyle sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulmasıyla yetinilmesi gerekirken, ayrıca olası kastla mala zarar verme suçundan da hüküm kurularak TCK. nun 44 maddesine aykırı davranılması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 7.10.2012, 274117698 Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre; tasarlama halinin kabulü için, öldürme kararının şarta bağlı olmadan alınması, ruhsal dinginliğe ulaşıldığını kabule elverişli makul bir süre geçmesine rağmen eylem kararlılığından dönülmemesi, belli bir hazırlıkta sebat ve ısrar tahtında öldürme fiilinin gerçekleştirilmesi gerekmekte olup, dosya içeriği delillere göre, sanığın maktuleyi öldürme nedeni ve öldürme kararını ne zaman aldığı kesin olarak tespit edilemediğinden, tebliğnamedeki suçun tasarlanarak töre saikiyle işlendiğine dair bozma düşüncesi benimsenmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede, haksız tahrikin derecesine, TCK'nun 82/l-d maddesinin unsurlarının oluşmadığına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Oluşa ve dosya içeriğine göre; maktule Hediye'nin fuhuş yaparak geçimini sağladığı, olay tarihinden önce sanık Abdulvahap'ın ablası olan maktuleyle sürekli görüştüğü, evine giderek oturduğu, ablasından harçlık aldığı, olay tarihinde tespit edilemeyen bir nedenle ruhsatsız tabancasıyla başına bir el ateş ederek maktuleyi öldürdüğü olayda; maktuleden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturan söz ve hareket bulunmadığı halde, yetersiz gerekçe ile sanık lehine tahrik hükmü uygulanarak eksik ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 1.10.2012, 4552/7032 Sanığın, mağdur Serdar'ı bıçakla yaralaması olayı sırasında, olaya engel olmaya çalışan, mağdur Zekiye'yi, sağ diz iç yüzde 3 cm, dış yüzde 1 cm yüzeysel olarak kesici alet ile doğrudan hedef alarak, basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaraladığı olayda, doğrudan kast nedeniyle kasten yaralama suçundan hüküm kurulması gerekirken vasıfta hataya düşülerek yazılı şekilde (TCK.nun 86/2, 86/3-e, 2 l/2, 62/l maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına) karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 18.10.2012, 2012/1335, 2012/7789 Oluşa ve dosya kapsamına göre; Bir başka kadınla evli ve 3 çocuklu olan sanığın, mağdurun kızı Yasemin ile birlikte birkaç defa Antalya iline birlikte kaçmış olmasından dolayı mağdurla sanık arasında husumet oluştuğu, olay günü mağdurun, sanığın minibüsü ne binmiş olan kızı Yasemin'in sanıkla gitmesini engellemek amacıyla minibüsün geçeceği yola, minibüsün önüne doğru çıktığı, sanığın da olayın işlenişi itibariyle silahtan sayılan minibüsü durdurmayıp zaten gitmekte olduğu güzergahta devam etmek suretiyle orta şerit üzerinde bulunan mağdura çarptığı bunun sonucunda, mağdurda subaraknoidal kanamaya, hayati fonksiyonlarına etkisi orta (3) derece niteliğinde sağ frontalde lineer kemik kırığına, radius distal uç parçalı kırığı ve sağ iliak kanat kırığına, sol üst ekstremitedeki fonksiyonel kaybın organlarından birinin işlevinin yitirilmesine ve yaşamsal tehlikeye sebebiyet verdiği olayda; yoldan çekilmemesi halinde mağdura çarpma ihtimalinin doğduğu halde bu sonucu kabullenerek minibüsü aynı güzergahta sürmeye devam etmesi eyleminin çarpma ile sonuçlanması halinde sanığın sorumluluğunun neticeye göre belirlenmesi gerektiğinden, mağdurun yaralanmasına neden olan sanığın olası kastla yaralama suçunu işlediği kabul edilerek hakkında TCK 61. maddesi uyarınca suçun işleniş şekli, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte gözetilmek suretiyle TCK.nun 86/1 maddesi uyarınca temel cezanın üst sınırdan tayin edilip akabinde aynı yasanın 86/3-e, 87/2-b, 21/2, 62. maddeleri uyarınca uygulama yapılması yerine, yazılı şekilde yargısal içtihatlara da aykırı olarak olası kastla öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması , bozmayı gerektirmiştir. 1.CD.17.10.2012, 2009/3857-2012/7680 Sanık hakkında taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; daha önce alkollü araç kullanmaktan sürücü belgesi alınmış olan sanığın olay günü 227.41 promil alkollü olarak ve araç içinde alkol almaya devanı ederek araç kullandığı, kontrol noktasında bekleyen polisleri görüp, durmak yerine hızlanarak polislerin üzerine aracını sürdüğü, polis memurlarının nitelikli şekilde yaralanmasına neden olduğu iddia olunduğundan, sanığın eylemini sonuçlarını öngörmesine rağmen sürdürerek gerçekleştirdiği, olayda olası kastın sübut bulduğu gözetilmeden, yazılı şekilde taksirle yaralama olarak kabulü, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 9.10.2012, 2011/2668-2012/33654 Katılanın tüm aşamalarda sanığın idaresindeki aracın kapı kolunu tuttuğunu sanığın aracını buna rağmen hareket ettirdiği ve mağdurun yerde sürüklenip yaralandığı, soruştur ma aşamasında sanığın mağdurun aracın kapı koluna yapıştığı yönündeki savunmasına ve dosya içeriğine göre ,sanığın olası kast hükümlerine göre üzerine atılı suçu işlediği anlaşıldığından mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 9.10.2012, 2011/4955 - 2012/33607 Sanığın müşteki Alaaddin 'i hedef alarak ateş ettiğine dair kabule göre, evinin önünde oyun oynayan ve sanığın ateş etmesi ile yaralanan mağdur Yaşar'ın yaralanması eyleminin olası kastla işlenmiş olabileceğinin değerlendirilmemesi , bozmayı gerektirmiştir. 3.CD.9.10.2012, 2011/2667 - 2012/33674 Sanık Mehmet M.'nun katılan Ahmet'e karşı işlediği kasten yaralama suçunun olası kastla işlendiğinin anlaşılması karşısında, mağdurun şahsından kaynaklanan artırım nedenlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden 5237 sayılı TCK'nin 86/3-e maddesi yerine 86/3c,e ve sanık Mehmet S.'nun katılan Ahmet'e kafası ile vurup yaraladığının, silah kullanmadığının anlaşılmasına karşın , 5237 sayılı TCK'nin 86/3-c yerine, 86/3-c, e maddeleri uyarınca yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 9.10.2012, 5237/33507 Sanık Mustafa S.... hakkında maktule yönelik olası kastla öldürme, mağdur Musa'ya yönelik öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümler yönünden; Oluşa ve dosya içeriğine göre; mağdur Abdulkerim'in olay tarihinde yanında diğer mağdur Musa ve tanıklar ile birlikte aralarındaki alacak meselesini konuşmak amacıyla maktülün işyerine gittiği, işyerinin önünde konuştukları sırada, aralarında tartışma çıktığı, bunun üzerine maktülün oğlu olan sanık Mustafa S...'in, işyerinin üst katına çıkıp camı kırdıktan sonra, "baba oradan çekil" diye bağırarak, üzerinde bulunan tabanca ile mağdurlar ve tanıklara doğru ateş etmeye başladığı, mermilerden birisinin maktüle isabet ederek maktülün ölümüne sebebiyet verdiği, mağdur Musa'nın da sırt bölgesinden almış olduğu iki mermi isabetiyle yaralandığı olayda; 5237 sayılı TCK.nun 30. maddesinde hedefte hataya yer verilmediği gözetilerek anılan yasa uyarınca sanığın eyleminin maktule karşı olası kasıtla öldürme, mağdur Musa'ya karşı ise kasten insan öldünneye teşebbüs suçlarını oluşturduğu , 765 sayılı TCK. yönünden ise, eyleminin 765 Sayılı TCK'nun 52. ve 79. maddeleri yollamasıyla 448, 51/1, 59, 31, 33 maddeleri kapsamında tahrik altında kasten adam öldürme suçunu oluşturacağı ve 765 sayılı TCK.na göre yapılacak uygulamanın açıkça sanık lehine olduğu gözetilmeksizin, sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 82/ 1-d, 21/2, 62 ve 53 maddeleri, mağdur Musa'ya yönelik eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 81/l , 35/ 12, 29, 62 ve 53. Maddeleri uyarınca yazılı şekilde karar verilerek fazla ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 26.9.2012, 4147/6897 Oluş ve dosya içeriğine göre; olay günü olan 07112/2010 günü saat 17.30 sıralarında, sürücü belgesi bulunmayan sanık Hakan'ın, olay sırasında farları açık olmayan 35 AN 87.. plaka sayılı otomobili ile Seferihisar İlçe Merkezi istikametinden İzmir'e doğru devam eden bölünmüş yol üzerinde seyir halinde olduğu, yeminli tanık Ahmet L.'in anlatımlarına göre, hakkında beraat kararı verilen diğer sanık Hüseyin'in kullandığı 35 EA 07.. plaka sayılı otomobil ile yarışır vaziyette tampon tampona sol şeritten hareket ettikleri, tanık Ahmet L.'in aracını solladıktan sonra sanık Hakan'ın sol; sanık Hüseyin'in ise sağ şeritte yan yana ve birbirlerini sıkıştırarak süratli bir şekilde yol almaya devam ettikleri , aşamalarda dinle nen tanıkların birbirleri ile örtüşen yeminli beyanlarına göre, olay mahallinde bulunan oto büs durağı ve yaya geçidine geldiklerinde; uyarıcı levha ve işaretlere rağmen hızlarını kes meden birbirleri ile yarışarak ilerledikleri, sanıkların istikametlerine göre yolun sağında bulunan otobüs durağında okul servisinden inen yaşı küçük maktul Firdevs ve küçük kardeşi tanık Gülben'in yolun sağından yaya geçidini kullanarak karşıdan karşıya geçtikleri sırada, maktulü ve tanığı sağ şerit içerisinde gören sanık Hüseyin'in, maktul ve tanığa çarpmamak için yavaşlayarak direksiyonunu sağ bankete doğru kırdığı ve buradan da sol şeride geçerek kaza yapmadan yoluna devam ettiği; sanık Hakan'ın ise diğer sanık Hüseyin ile eş zamanlı olarak yaya geçidine yaklaştığı halde , yavaşlamayarak yaya geçidi üzerinde yol çizgileri hizasından sol şeride geçmek üzere olan ve iki aracın arasında kalan maktul Firdevs'e aracının sağ ön kısmı ile süratle çarparak, durmaksızın yoluna devam ettiği, maktulün çarpmanın etkisi ile havaya fırlayarak sağ şeritte yaya geçidinin biraz ilerisinde yere düştüğü ve kaldırıldığı hastanede trafik kazası nedeniyle oluşan genel beden travması sonucu hayatını kaybettiği olayda ; Sürücü belgesi bulunmayan ve meskun mahalde havanın kararmasına rağmen far devresini kullanmadığı anlaşılan sanığın, olay yerinde otobüs durağı ile uyarı levhası ve çizgilerle belirli yaya geçidi bulunmasına rağmen, hızını yasal sınırlar içerisinde tutmayıp , ölenin de aralarında bulunduğu birden fazla yayayı fark ettiği halde, mevcut hızıyla ve diğer sanık Hüseyin ile yarışır vaziyette yaya geçidine yaklaşarak , ilk geçiş hakkına sahip yayalara yol vermeksizin, sağdan yola giren maktul Firdevs'e çarpmak suretiyle kazaya neden olduğu ve sonrasında olay yerinden hızla uzaklaştığı hususları birlikte dikkate alındığında ; eylemi neticesinde birilerinin ölebileceğini öngören, ancak buna rağmen, eylemine devam etmek suretiyle neticeyi kabullendiğini gösteren sanığın olası kastla hareket ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık hakkında, maktulün de çocuk olması nedeniyle TCK.nun 82/1e, 2112. maddeleri uyarınca olası kastla nitelikli öldürme suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, vasıfta hataya düşülerek yazılı şekilde TCK.nun 85/ 1, 22/3. maddeleri uyarınca hüküm kurulmak suretiyle eksik ceza verilmesi, 1.CD. 19.9.2012, 2655/6688 TCK'nin 2112 ve 61/2. maddeleri uyarıca olası kast nedeniyle yapılacak indirimin, temel ceza üzerinden yapılması gerektiğinin gözetilmeyerek, TCK'nin 86/1 ve 87/3. maddelerine göre tayin edilen hapis cezası üzerinden yapılması, sonuç cezanın doğru olması nedeni ile bozma nedeni yapılmamıştır. 3.CD. 19.9.2012, 2010/13378 - 2012/30304 Sanığın sarhoş şekilde iki tabanca ile düğün yerinde ve kalabalık bir ortamda emniyet aksanının bozuk olduğunu bildiği tabanca ile rasgele ateş ettiği, bu arada tabancanın hakimiyetini kaybederek elinden düşürdüğü, bu bozukluk nedeniyle tabancanın yere düştükten sonra yerde seri atışa devam ettiği, yakınında bulunan maktül Ahmet'i göbeğinin üst kısmında, karaciğer üzerinden yaraladığı, bu yaralanma sonucunda maktulün omur kemiği kırığı, kalın barsak ve batın aortu delinmelerinden gelişen i ç ve dış kanama sonucu yaşamını kaybettiği olayda; sanığın, öldürme suçunun yasal tanımındaki unsurlarının gerçekleşmesini öngörmesine karşın eylemi gerçekleştirdiği, dolayısıyla olası kastla insan öldürme suçundan ceza verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurularak eksik ceza tayini , bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 14.9.2012, 2009/5150 - 2012/6494 Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık Turan ile sanık Yalçın arasında daha önceden çay taşıma işi nedeniyle husumet bulunduğu , olay tarihinde Pazar ilçe merkezinde karşılaşan sanıklar arasında bu nedenle silahlı çatışma çıktığı, sanıklardan Hayrettin, Serdar ve Adil'in sanık Yalçın'ın yanında, diğer sanıklar Murat, Altay ve Adnan'ın ise sanık Turan'ın yanında silahları ile çatışmaya katıldıkları , bu sırada olay mahallinin yakınında bulunan mağdur Oğuzhan'ın kimin silahından atıldığı belli olmayan bir kurşun sıyrığı nedeniyle kalçasından basit bir tıbbi tedavi ile giderilebilecek nitelikte, 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaralandığı olayda, sanıklara isnat edilen suçun öldürmeye teşebbüs kapsamın da olmayıp, 5237 Sayılı TCK'nun 86/2 ve 21/2 maddeleri kapsamında olası kastla yaralama ve 765 Sayılı TCK'nun 456/4. maddesi kapsamında kasten yaralama suçu niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. 1.CD. 13.9.2012, 6470/3086 Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanığın, mağdurlara ait büyükbaş hayvanın başı boş bırakılması nedeniyle mercimek tarlasına girmesine sinirlenip hayvanı aracının arkasına bağlayarak köy meydanına götürdüğü, mağdur Ahmet'in bu durumu görerek tepki göstermesi üzerine ise aracından aldığı bıçakla mağduru biri toraksa nafiz olup akciğer yaralanmasına, diğeri sol skapula üstte cilt, cilt altı kesiye neden olacak ve yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralayarak, mağdurun babasının araya girmesi nedeniyle eylemlerini tamamlayamadığı olayda ; kullanılan vasıtanın elverişliliği , hedef alınan vücut bölgeleri , yara yerleri ve nitelikleri ile sanığın eylemine engel durum nedeniyle devam edememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüsten hüküm kurulması gerekirken, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde (5237 Sayılı TCK. nun 86/13e, 87/ 1dson, 29, 62/1, 53/13, 86/23e, 29, 6211, 52/ 14, 54) hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 13.9.2012, 2010/2877 - 2012/6485 Dosya kapsamına göre; sanığın mağdurun batın bölgesine bıçakla şiddetli bir darbe vurduktan sonra tanık Sadettin E.'in ve mağdurun müdahalesiyle eylemine son verdiği ve aldığı bıçak darbesi nedeniyle mağdurun mide ve karaciğer yaralanmasına bağlı olarak hayati tehlike geçirdiği olayda; hedef alınan bölge, meydana gelen yaranın niteliği ve yeri ile engel halin varlığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu anlaşıldığı halde, sanık hakkında kasten öldürmeye teşebbüs yerine, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde kasten yaralama suçundan hüküm kurulması, 1.CD. 13.9.2012, 2011/1057-2012/6488 Olay tarihinde maktul İbrahim ve kardeşi Umut'un araçları ile geriye doğru hareketleri sırasında yoldan geçmekte olan sanık Bekir'in "bizi ezecek misin" diye uyarısı üzerine, maktul ve kardeşi ile sanık arasında tartışma çıktığı, tartışmanın itişmeye dönüşmesi üzerine maktulün araçtan aldığı sopa ile sanığa vurduğu, sanığında üzerinde taşıdığı bıçak ile sol uyluk arka dış bölgeden maktulü bıçakla yaraladığı, maktulün kardeşi Umut'un müdahale etmek istemesi üzerine sanığın Umut'a da bıçakla hamle yaptığı, bu sırada maktulün tekrar sopa ile sanığa vurması üzerine sanığın bıçakla maktu l ü sol meme alt bölgeden kalp ve sol akciğerde yaralanmaya neden olacak şekilde yaraladığı , maktulün iç organ hasarına bağlı olarak gelişen iç kanama sonucu hayatını kaybettiği olayda; Sanığın olayda kullandığı aletin niteliği, hedef alınan bölge, darbe sayısı ve darbenin niteliği dikkate alındığında sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğu ve sanığın kasten öldürme suçundan TCK.nun 81/1, 29, 62 maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği düşünülmeden, yazılı şekilde kastın aşılması ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olmak suçundan hüküm kurularak sanığa eksik ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 17.9.2012, 1215/6542 1-Gerekçede; "sanığın , mağdurlar Ayşe D., Seval D., İbrahim D. ve Gülsüm D.' e si lahla ateş edip, amacının mağdur İbrahim D.' i öldürmek olduğu, bu ateş sonucu Ayşe D.'in sol koluna gelen saçma taneleri sonucu yaralanması nedeniyle eyleminin olası kastla insan öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu, mağdurlar İbrahim, Seval ve Gülsüm'e yönelik eyleminin ise 765 sayılı TCK nun 456/4, 457/1. maddelerinde düzenlenen basit yaralama suçunu oluşturduğu, bu mağdurların basit yaralanmaları nedeniyle açılan kamu davalarının dava zamanaşımı nedeniyle oıtadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği" açıklandığı ve bu mağdurlara yönelik eylem nedeniyle açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği, uyulmasına karar verilen bozma ilamı doğrultusunda mağdur Ayşe'ye yönelik eylem nedeniyle 765 sayılı TCK.nun hükümleri ile 5237 sayılı TCK.nun olayla ilgili hükümlerinin somut olarak karşılaştırıldıktan sonra lehe yasanın tespiti ve ona göre hüküm kurulması gerekirken "Gülsüm'e karşı işlemiş olduğu eylemin olası kastla insan öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu" kabul edilerek hükmün karıştırılması , 2-Kabule göre; sanığın mağdureye yönelik eylemi olası kastla gerçekleştirdiğinin ka bul edilmesi karşısında; olası kastla işlenen suçlarda sanığın sorumluluğunun neticeye göre belirlenmesi gerektiğinden , sanığın olası kastla yaralama suçundan cezalandırılması gerekirken, olası kastla öldürmeye teşebbüs suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 9.7.2012, 2712/5595 Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanığın tabancayla maktul Ahmet Y....'ı hedef alarak birden fazla el ateş ettiği sırada onun yakınında bulunan ve otopark içinde maktulle birlikte araca binmek üzere olan kişilerin de isabet alarak ölebileceğini ya da yaralanabileceğini öngörmesine rağmen atışına d evam etmesi üzerine mağdur Elifin sol ayak iç yüzünden isabet alarak basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte yaralandığı olayda, sanığın b u eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 21/2. maddesi kapsamında olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu düşünülmeden,kasten yaralama suçundan hüküm kurulması, 1.CD. 5.7.2012, 2033/5537 Olay tarihinde sanığın, arkadaşı olan Yener Ç.....'ın çocuklarının sünnet düğününe gittiği, ikinci katta erkeklerin, üçüncü katta ise bayanların toplanmış olduğu, sanığın alkol alarak sokakta eğlenceyi izlerken, eğlencenin coşkusuyla balkondan ruhsatsız tabancayla üç el havaya ateş etmesi ve üst katta sokağı izleyen 1946 doğumlu Sultan Ö....'e isabet eden kurşun yaralanması sonucu ölenin hayatını kaybettiği olayda sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi kanuna aykırıdır. 12.CD. 4.7.2012, 1810/16926 Sanık hakkında maktul Ender'i öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; Sanığın tartıştığı ve asıl hedefi olan Gazi'ye etkin ve elverişli silah olan bıçakla saldırdığı sırada, salladığı bıçağın Gazi'nin hemen solunda bulunan maktul Ender'e isabet ederek yaralanabileceğini, ölebileceğini öngörebilir durumda bulunması nedeniyle, müdahil Gazi'nin geri çekilmesi sonucu bıçağın maktule isabet ettiği olayda, olası kastla hareket ettiğinin kabul edilmesi gerektiği gözetilmeden kasten adam öldürme suçundan hüküm kurulması, Kabule göre; maktulden kaynaklanan sanığa yönelik haksız söz ve eylemlerin bulunmadığı ve olası kast altında işlenen suçlarda, tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı düşünülmeden, sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulurken , tahrik nedeniyle indirime gidilmesi, bozmayı gerektirmiştir . 1.CD. 4.7.2012, 2011/5078 - 2012/5527 sayılı kararı Katılan, müşteki ve tanık anlatımları ile dosya evrakı kapsamından ve mahkeme kabulüne göre, sanığın katılan Yılmaz ile tartışırken Yılmaz'ı hedefleyerek attığı taşın dükkanın kapısına çarpıp oradan sekerek mağdur Hatice'nin sol kaşına çarpmasının belirlenmesi karşısında, sanığın mağdurun yaralanabileceğini öngörmesine rağmen elindeki taşı fırlatması eyleminde olası kastın oluşup oluşmadığı karar yerinde tartışılmadan yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 3.7.2012, 2010/8335 - 2012/28124 Olayla ilgisi bulunmayan mağdurun , sanığın tartıştığı kişilere ateş ettiği restoran içinde yaralanması şeklinde meydana gelen olayda, sanığın mağduru yaralama eylemini olası kastla gerçekleştirdiği gözetilmeden , yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 3.7.2012, 2010/12400 - 2012/28014 Suça sürüklenen çocuğun olay tarihinde mağdurla şakalaşırken, mağdurun yaralanabileceğini öngörmesine rağmen elindeki bıçağı mağdura doğru sorumsuzca salladığı ve bıçakla mağduru yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaraladığı anlaşılmakla, sanığın eylemi nin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu halde eylemi taksirle gerçekleştirildiğinden bahisle şikayetten vazgeçme nedeniyle yazılı şekilde hüküm tesisi , bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 3.7.2012, 2010/9923 - 2012/28181 Olası kast nedeniyle yapılacak indirimin, temel ceza üzerinden yapılması gerektiğinin gözetilmeyerek TCK'nin 61/2. maddesine aykırı davranılması, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 4.7.2012, 2011116874 -2012/28343 Sanığın mağdur Özcan'a karşı eyleminde; mağdur Özcan'ın aşamalarda değişmeyen beyanına göre; sanık ile diğer mağdur Aydın'ı ayırmak ve ellerindeki bıçağı almak isterken yaralandığını beyanı diğer mağdur ve sanığında bunu doğrulaması karşısında sanığın mağdur Özcan'a karşı eyleminin olası kast ile gerçekleştirdiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 27.6.2012, 16508 - 2012/27177 Sanık İsmail'in mağdur katılan Musa'ya av tüfeğiyle yaptığı atışlar sırasında kavgayı ayırmaya çalışan mağdur katılan Remziye'nin de isabet alıp yaralanabileceğini öngörmesi gerektiğinden, mağdur katılan Remziye'ye yönelik eyleminden dolayı olası kast ile yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçeyle beraatına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 25.6.2012, 25/5152 Oluşa ve dosya içeriğine göre; mağdure Sakine'nin sanık Hasan'ın eşi, mağdur Eyyüp'ün ise kız kardeşi olduğu, olay tarihinde sanık Hasan ile mağdure Sakine'nin müşterek ikametlerinde tartıştıkları, sanığın kendisine ait av tüfeğini alarak mağdureyi yaralamak için rastgele ateş etmek istediği sırada, tüfeğin namlusunu tutmaya çalışan mağdur Eyyüp'ün sol klavikula altından giriş deliği oluşturacak şekilde yaralandığı, mağdurenin ise isabet almadığı olayda; sanık Hasan'ın mağdure Sakine'yi yaralama kastıyla ateş ederken, yanında bulunan Eyyüp'ün de isabet alarak yaralanabileceğini öngörmesine rağmen eylemine devam ettiği anlaşılmakla, eylemine uyan eşi olan mağdure Sakine'yi silahla yaralamaya teşebbüs ve mağdur Eyyüp'ü olası kastla yaralama suçlarından cezalandırılması gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükünı kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 25.6.2012, 2010/5170 - 2012/5158 Oluşa ve dosya içeriğine göre; mağdur Fadime'nin maktulün gelini, mağdur Hatun'un ise maktulün gayri resmi eşi olduğu, maktulün kendi evi ile sanığın evi arasındaki yola, sınırı belirlemek üzere çaktığı kazığı sanığın sökmesi nedeniyle, maktulün sanığa küfür ettiği, bunun üzerine sinirlenen sanığın av tüfeği ile yanında mağdurların bulunduğu sırada maktulün bacaklarına doğru bilerek ve isteyerek 10 metre mesafeden ateş ederek mağdurları basit tıbbi müdahale ile giderilemez şekilde yaraladığı, maktulün de yaralanarak yere oturduğu, devamında 6-7 metre mesafeden maktule bir el daha ateş ederek öldürdüğü olayda, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kumlu'nun 23.11.2010, 2010/1-171 esas, 232 karar sayılı kararında belirtildiği üzere mağdurların da isabet almasının günlük hayat tecrübelerine göre muhakkak olması karşısında, diğer bazı sonuçlar açısından da doğrudan kast ile hareket ettiğinin kabulü gerekeceğinden, mahkemenin 5237 sayılı TCK.nun 2112 maddesini uygulamamasında isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamede sanık hakkında mağdurları yaralama suçlarının olası kastla işlendiği yönünde bozma öneren dü şünce benimsenmemiştir. 1.CD. 21.6.2012, 2011/5428 - 2012/5130 Oluşa ve dosya içeriğine göre, sanığın bıçağı karısı Azize'ye vurmaya çalıştığı sırada araya giren mağdur Ahmet'in elini uzattığı ve bu şekilde elinden yaralandığının kabul edilmesi karşısında fiilin olası kast altında işlendiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 19.6.2012, 2011/6359 -2012/25565 Sanığın olay tarihinde, av tüfeği ile cadde üzerinde insanların bulunduğu ortamda çevreye rastgele ateş etmeye başlaması üzerine, sanığın babası mağdur Seyit A.'nin sanığın insanlara zarar vermesini engellemek için elinden av tüfeğini almaya çalıştığı, sanığın mağdurun yaralanabileceğini öngörmesine rağmen sorumsuzca ateş etmeye devam ettiği ve mağduru yaraladığı anlaşılmakla, sanığın eylemi olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu halde suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 12.6.2012, 11861/24242 Sanığın soruşturma aşamasındaki anlatımına , mağdurun aşamalardaki anlatımına ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın olay tarihinde mağdurla şakalaşırken, mağdurun yaralanabileceğini öngörmesine rağmen elindeki bıçağı mağdura doğru salladığı ve bıçakla mağduru yaraladığı anlaşılmakla, sanığın eyleminin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu halde suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi, bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 5.6.2012, 2011/30597 - 2012/23184 Sanığın maktulden kaynaklanan tahrik altında aracı tanıyarak ve kasten çarparak ey lemini gerçekleştirdiği anlaşılmakla, sanık hakkında kardeşini kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK.nun 82/1-d, 29, 62 ve 53.maddeleri uyarınca hüküm kurulması gerekirken kardeşini olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulması , bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 31.5.2012, 2638 - 2012/4478 Sanığın kızı Emine K ....'a fırlattığı çöp kovasının mağdur eşi Esma A ....'a çarparak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda sanığın mağdur eşini olası kastla yaraladığı ve bu suçun kovuşturmasının şikayete tabi olmadığı anlaşılmakla sanık hakkında taksirle yaralama suçundan şikayet yokluğu nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi, 12.CD. 24.5.2012, 2011/2115/13116 Oluşa ve dosya kapsamına göre, olay günü sanığın köy merkezinde icra edilen asker uğurlama eğlencesinde çok sayıda insanın bulunduğu bir ortamda birbirleri ile uyumlu bir kısım tanık beyanlarına göre arkadaşına ait dolu silahla eğlencede bulunan dansöze silahını doğrultup üzerine yürüyerek "sıkayım mı" şeklinde beyanlarda bulunması ve akabinde dansözün olay yerinden kaçması üzerine ateş alan silahtan çıkan merminin o esnada eğlencede bulunan maktüle isabet etmesi sonucu ölümüne neden olduğu olayda, sanığın tetik hakimiyetini sağlamadan ve hiç bir önlem almadan tetiğe basınç uygulayarak ateşlediği ve topluluğun içinde bulunan maktülün ölümüne neden olduğu, sanığın öldürme sonucunun meydana gelebileceğini öngörmesine karşın ve daha öncesinde olay yerinde silahla havaya ateş edilmemesi yönündeki uyanlara rağmen eyleminden vazgeçmeyerek eylemini sürdürdüğü olayda, suçun sübutu halinde eyleminin olası kast ile öldürme suçunu oluşturup oluş turmayacağının ve delilleri değerlendirme yetkisinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş , Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 12. maddesi hükmüne göre Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu da gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, 12.CD. 23.5.2012, 13645/12854 Mağdur Burhan ile tanıklar Mustafa, Kevser ve Pınar'ın anlatımlarına göre, mağdur Burhan'ın kızı Pınar'a saldıran sanığın elinden bıçağı almak için sanığın beline sarıldığı sırada, sanığın mağdunın yaralanabileceğini öngörmesine rağmen elindeki bıçağı bırakma yıp bıçak olan elini kurtarmaya çalışırken mağduru elinden yaraladığı anlaşılmakla , sanığın eylemi olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu halde suç vasfında hataya düşülüp yazılı şekilde hüküm tesisi , bozmayı gerektirmiştir. 3.CD. 22.5.2012, 2011/22756 - 2012/20766 Arkadaş olan sanık ile mağdurun alkollü oldukları, olay günü sanığın idaresindeki araç ile mağdurun idaresindeki aracın seyir esnasında birbirlerine yakın şekilde geçip durmaları üzerine, araçtan indiklerinde sanığın tabanca ile iki el ateş ederek mağdur Hüseyin'i batın bölgesinden mide ve pankreas yaralanması meydana getirerek, yaşamsal tehlike geçirtecek şekilde vurduğu, akabinde mağduru kendi aracına alarak Tosya yolu kavşağında bulunan tekel bayiine kadar götürüp bayide bulunanlara "yaralı var, ambulans çağırın" diye söylediği, mağdurun hastanede acil ameliyata alınarak kurtarıldığı, bu şekilde sanığın aktif bir davranışta bulunarak sonucun gerçekleşmesini engellediği anlaşılmakla, sanığın aslında kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturan eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 36. maddesinde düzenlenen gönüllü vazgeçme hükmü uyarınca kasten yaralama olarak değerlendirilmesi gerekirken, TCK.nun 36. maddesi tartışılmaksızın doğrudan kasten yaralama olarak vasıflandırılmış olması netice ceza ve belirlenen nitelendirme değişmeyeceğinden bozma yapıl mamıştır. 1.CD. 21.5.2012, 2011/1961 - 2012/4048 Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanıkların aralarında daha önceden husumet bulunan mağdur Tekin'i öldürmek amacıyla iki araçla mağdur Tekin ve mağdurlar Yalçın, Süleyman ve Yüksel'in bulunduğu, mağdur Yalçın'a ait 4x9 metre büyüklüğündeki ayakkabıcı dükkanının önüne geldikleri, yaklaşık 9 metre mesafeden mağdur Tekin'e yönelik olarak sanık Tamer'in av tüfeği ile sanık Tuna'nın tabanca ile çok sayıda ateş ederek mağdurlar Tekin, Süleyman ve Yüksel'i yaraladıkları olayda; Sanıkların, dükkanda bulunan diğer mağdurların isabet alarak yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngördükleri halde, atışlarına devam etmeleri sonucunda, mağdurlar Süleyman ve Yüksel'in yaralandığı, mağdur Yalçın'ın ise yere yatması sonucu isabet almadığı, dolayısı ile sanıkların eylemleri mağdurlar Süleyman ve Yüksel'i olası kasıtla yaralama suçu kapsamında kaldığı, olası kasıtta ise meydana gelen neticeye göre ceza tayini gerekeceğinden, olayda Yalçın'ın isabet almaması nedeniyle sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiği halde hükmün gerekçesinde, "sanıkların mağdurlar Süleyman, Yalçın ve Yüksel'e yönelik eylemlerinde olası kast altında hareket ettikleri, öğreti ve uygulamada ise olası kastta teşebbüsün mümkün olmadığının kabul edildiği, bu duruma göre sanıkların eylem lerinin kasten yaralama kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığından" söz edilerek kasten yaralama suçlarından yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerek tirmiştir. 1.CD. 16.5.2012, 1139 - 2012/3987 Oluşa ve dosya içeriğine göre; Taşkın ve Özyolcu aileleri arasında meydana gelen silahlı çatışmaya müdahale eden polis memurlarının olayı kontrol altına aldıktan sonra, olay yerine gelen Taşkın ailesinden Alpaslan'ın havaya doğru tabancayla ateş ettiği, polis memurlarının hemen Alpaslan'a müdahale ederek kendisini etkisiz hale getirdikleri, olay yerine gelen sanık Ali Rıza'nın, Alpaslan'ı etkisiz hale getiren ve olaya müdahale eden polis memurlarının bulunduğu yere doğru tabancayla ateş etmeye başladığı, polis memurlarının "dur ateş etme polis" diye uyarıda bulunmalarına rağmen "siz kim oluyorsunuz diye küfür ederek" ateş etmeye devam ettiği, yaptığı atışlar sonunda polis memuru maktul Bülent'in sağ göğüs bölgesinden isabet alarak öldüğü; sanığın maktulü doğrudan hedef almadığı, ancak maktulünde içinde bulunduğu polis memurlarına doğru ateş ettiği sırada olay yerinde bulunan görevli polis memurlarından birinin isabet alarak yaralanabileceğini yada ölebileceğini öngörmesine rağmen atışlarına devam ederek maktul Bülent'i vurup öldürdüğü olay da; sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile 765 sayılı TCK nun 450/11, 59 maddele ri ile verilebilecek ceza miktarına göre sanık lehine sonuç doğuran kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle olası kastla öldürme suçundan 5237 sayılı TCK nun 82/1-g, 21/2, 62 ve 53. maddeleri ile hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, doğrudan kastla öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, 1.CD. 21.5.2012, 2012/541 - 2012/4089 Oluşa ve dosya kapsamına göre; sanık Ferit ile temyiz dışı sanık Mehmet'in katılan Murat'a ait Diva Restorant isimli işyerinin üst katını kiraladıkları, kira bedelini ödememeleri nedeni ile katılan Murat'ın, işyerinin tahliyesini istediği, bu nedenle aralarında husumet oluştuğu, olay günü gece saat 03.00 sıralarında sanık Ferit'in katılan Murat'ın işlettiği bar kısmına girerek av tüfeğinin namlusunu sahneye doğrultup birden fazla ateş ettiği, ilk atışta garson Hüseyin'in sağ meme bölgesinden ve sağ kol omuz hizasından aldığı toplam 3 adet saçma isabeti sonucu öldüğü olayda; maktulün konumu ve sanığın ateş etme şekline göre av tüfeğinden çıkan ve dağılarak ilerleyen saçma tanelerinin bulunduğu mesafede , mağdura isabet etmesinin mutlak ve kaçınılmaz olduğunu bilerek hareket eden sanığın, doğrudan kastla öldürme yerine olası kast ile öldürme suçundan cezalandırılması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. 1.CD. 25.4.2012, 2011/1715-2012/3227 Sanık Serkan'ın mağdur İnanç A. 'i yaralama suçu yönünden; sanık savunması, mağdur beyanı ve dosya kapsamına göre; sanık Serkan'ın kavga ettiği karşı grupta yer alan mağdur Cabbar'a doğru ateş ettiği sırada, olayla ilgisi bulunmayan ve yoldan geçmekte olan mağdur İnanç A. 'in isabet alarak yaralandığı olayda, sanık Serkan ve mağdur Cabbar'ın olay sırasındaki konumları da değerlendirilerek 5237 sayılı TCK.nun 44.maddesi nazara alınmak suretiyle değerlendirme yapılması ve sanığın hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerekirken, sanık hakkında yerinde olmayan gerekçe ile "mağdur İnanç Ahmet'i" doğrudan kastla yaralama suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 18.4.2012, 2011/4411 2012/3021 Dosya kapsamına göre; sanık Ahmet , maktuller Şerif ve Eyyüp , tanıklar Fırat ve Ci han'ın arkadaş olup olay akşamı birlikte alkol aldıktan sonra ayrıldıkları, daha sonra telefon görüşmelerinde sanık Ahmet ile maktul ve arkadaşları arasında alkolün de etkisiyle tartışma yaşandığı, maktuller Şerif ve Eyyüp'ün tanıklarla birlikte sanığın evinin önüne geldikleri, hepsinin araçtan inerek evinin önüne elinde av tüfeği ile çıkan sanık Ahmet'le tartışmaya başladıkları , bu esnada maktul Eyyüp'ün geldikleri araca binip direksiyona geçtiği, maktul Şerifin de ön sağ koltuğa oturduğu, maktul Eyyüp'ün hızlı bir şekilde aracı sanık Ahmet'in üzerine sürmesi nedeniyle sanığın elindeki av tüfeği ile yakın mesafeden birden fazla ateş etmesi sonucu otomobilin şoför mahalinde yan yana oturmakta olan maktullerin öldüğü olayda; sanığın olaya bağlı olarak ortaya çıkan kastının her iki maktul yönünden de doğrudan kasten öldünneye yönelik olduğu anlaşıldığı halde, suç niteliğinde hataya düşülerek maktul Şerif yönünden olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulmak suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini, 1.CD. 11.4.2012, 2010/4383 -2012/2795 Sanık Eyüp'ün maktul Serkan ve Engin'in bulunduğu aracı hedef alarak birlikte ateş ettikleri ve maktul Serkan'ın öldürülmesinde sanık Vedat ile fikir ve irade birliği içerisinde hareket ederek eylem üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla; sanık Eyüp'ün TCK.nun 37. maddesi uyarınca doğrudan kasten insan öldürme suçundan cezalandırılması yerine kasten insan öldürmeye kalkışma suçundan hüküm kurularak eksik ceza tayini, boz mayı gerektirıniştir . 1.CD. 29.2.2012, 2011/8025 - 2012/1290 Sanığın 200 promil alkollü olarak sevk ve idaresindeki araçla kaldırımda yürüyen maktüle çarpması sonucu meydana gelen olayda, asli kusurlu bulunan sanık hakkında tanık arkadaşları Halil ve Kerim'in benzer mahiyetteki beyanlarına göre sanığın kaza öncesi süratli bir şekilde fren yaparak tehlikeli şekilde zigzaglar çizerek araç kullandığının, başka bir kamyona çarpmak üzere kaza tehlikesi atlattığının, uyarıları dikkate almayarak araç kul lanmaya devam ettiğinin, meskun mahalde hız sınırını aştığının, fren tedbirine başvurmadığının ve maktüle çarptığı söylenmesine rağmen durmayarak "ölürse ölsün boşverin " gibi sözler sarfederek aldırmaz bir şekilde olay yerinden kaçtığının iddia oltmması karşısında , eyleminin olası kastla insan öldürme suçunu oluşturabileceği, bu suç için öngörülen cezanın türü ve süresi bakımından inceleme yapmanın, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesinin görevine girdiği, bu nedenle de görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden , yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurul ması, kanuna aykırıdır. 12.CD. 18.11.2011, 2138 - 2011/5469 Oluşa, kabule ve dosya içeriğine göre; Maktulün ablası olan ve ailesinin sıcak bakmamasına rağmen 2005 yılında sanık Cemil ile evlenen tanık Müşerrefin, olay günü annesi Neziha'nın evine gittiği, ailesel nedenlerle annesi ile arasında tartışma çıktığı, annesinin kendisini dövmesi üzerine telefonla çağırdığı eşi sanığın Müşerrefi alarak çalıştığı işyerine götürdüğü, evde yaşanan kavgayı öğrenen maktul Ramazan'ın ablası Müşerrefi arayarak nerede olduğunu ve ne zaman eve geleceğini sorduğu, telefona çıkan sanığa "sizin ikinizi de öldüreceğim" diyerek tehdit ettiği, sanığın saat 17.00 sıralarında eşini de alarak çalıştığı şirkete ait kamyon ile eve dönmek üzere yola çıktığı, köy girişindeki yolda elinde kazma sapı ve belinde bıçakla beklemekte olan maktulün, sanığın kullandığı kamyonu durdurduğu, bu sırada olay yerine gelen tanık Sinan'ın maktulün elindeki sopayı alıp yere atarak onu sakinleştirmeye çalıştığı, maktulün sopayı tekrar alıp sanık ve yanındakilere küfür ettikten sonra "eve gidiyorum gününüzü göreceksiniz" diyerek evlerin bulunduğu yöne doğru koş maya başladığı , bunu gören sanığın olaydan birkaç yıl önce maktul ve kardeşi tarafından evinin yakılmış olması nedeniyle korkuya kapılıp "bu bize pislik yapacak , evimi yakacak, ondan önce eve gitmem lazım" diyerek kamyona binip hızlı bir kalkışla hareket ettiği, yaklaşık 200 m. ilerideki mezarlık kavşağında virajı döndükten sonra maktulün tekrar kamyonun önüne çıkarak sopayla vurmaya çalıştığı, sanığın yaklaşık 3 m. fren yaparak hızını azalttığı, maktulün şoför mahallindeki kapıya asıldığı , kapının açılmasıyla yere düşüp kamyon altında kalarak, genel beden travmasına bağlı kafatası ve femur kırıklarıyla birlikte beyin doku harabiyeti, beyin kanaması ve iç organ yaralanması sonucu öldüğü olayda; Olayın başından itibaren maktulün saldırgan davranışları nedeniyle hep meşru savunma konumunda kalan sanığın, kastla yada olası kastla hareket ettiğini gösteren kanıt bulunmadığı, ancak maktulün asıldığı kapıdan yere düşmesi üzerine, öngördüğü sonucu istememesine karşın, maktulün kamyonun altında kalmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermediği anlaşıldığı halde, bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan TCK.nun 8511, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine , olası kastla öldürme suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, 1.CD. 20.7.2011, 2010/06 - 2011/4887 Sanık hakkında olası kastla insan öldürme ve mağdur Şahin'e yönelik kasten yaralama suçundan kurulan hükümler yönünden; oluşa ve dosya içeriğine göre; eşinin mağdur Meryem tarafından para karşılığı başka erkeklere fuhuş için pazarlandığını düşünen sanığın, mağdur Meryem'i öldürmek amacıyla tabancayla hazırlıklı olarak mağdurun evine geldiği, içeri girdiğinde tabancayı çıkarınca maktul Hidayet'in sanığın üzerine doğru gelip "ne oluyor" demesi üzerine maktulün başına doğru tabancayla ateş ettiği, mağdur Meryem'in kaçmaya çalıştığı, atışlarına devam eden sanığın, mağdur Şahin'in de ayaklarına doğru ateş ederek sağ ve sol bacak ile sağ ayak bileğinden hayati tehlike geçirmeyecek ancak basit tıbbi müdahale ile giderilıneyecek ve sağ tibiada 5.derecede kırık oluşturacak şekilde yaraladığı olayda; Mağdur Şahin'de meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş şekli, kastının yo ğunluğu, yara adedi dikkate alınarak TCK.nun 61 .maddesi uyarınca temel cezanın alt ve üst sınırlar arasında makul bir oranda tayini yerine alt sınırdan belirlenmesi suretiyle eksik ceza verilmesi, Mağdur Meryem 'i öldürmek için gelen sanığın , üzerine doğru gelen maktule doğrudan ateş ederek öldürmesi nedeniyle kasten insan öldürme yerine olası kastla insan öldürme suçundan hüküm kurulması , bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 19.7.2011, 2010/6929,2011/49861 Ol uşa ve dosya içeriğine göre; sanığın tabancayla maktul Yılmaz'ı hedef alarak birden fazla el ateş ettiği sırada onun yakınında bulunan kişilerinde isabet alarak ölebileceğini ya da yaralanabileceğini öngörmesine rağmen atışına devam etmesi üzerine mağdur Uğur'un sol uyluk bölgesinden isabet alarak basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte yaralandığı olayda, sanığın 5237 sayılı TCK.nun 2112 maddesi kapsamında olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile olası kastla yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, kasten yaralama suçundan yazılı şekilde hüküm kurulınası , bozmayı gerektirmiştir.1.CD. 12.7.2011, 2010/4903 - 2011/4418 Dosya kapsamına göre; olay sabahı mağdur Köksal ve Mehmet Ç.'ın, arabasını yıkamakta olan maktul Cenk ile sohbet ederlerken sanığın karşı kaldırımdan nedeni tespit edilemeyen bir şekilde ruhsatsız silahı ile maktul ile yanında bulunanları hedef alacak şekilde önündeki Telekom kutusunu kendine siper ederek tabancasındaki bütün mermiler bitinceye kadar ateşleyip maktulün ölümüne, mağdur Köksal ile olayla bir ilgisi bulunmayan ve sokakta kömür indirme işiyle uğraşan mağdur Ömer'in yaralanmasına neden olduğu olayda; sanığın cadde üzerinde ve yerleşim yeri olan olay yerinde yapacağı atışlardan üçüncü şahısların da yaralanıp ölebileceğini öngörmesine rağmen atışlarına devam etmesi sonucu mağdurun yaralandığı olayda; sanık hakkında olası kastla yaralama suçundan hüküm kurulması gerekirken kasten yaralama suçundan yazılı şekilde hüküm tesisi , bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 5.7.2011, 2009/6154 - 2011/4269 Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanığın tabancayla mağdure Banu'ya hedef alarak ateş ettiği sırada, onun yakınında bulunan kişi ya da kişilerin de isabet alıp yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörınesine rağmen atışlarına devam etmesi üzerine kendi kardeşi Adnan 'ın da yaralandığı olayda, sanığın olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile sanığın meydana gelen sonuçtan sorumlu tutularak eylemine uyan Olası Kastla Yaralama suçundan 5237 sayılı Kanunun 86/1, 86/3-e, 2 112, 62 ve 53. maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, Olası Kastla Öldürmeye Teşebbüs suçundan yazılı şekilde karar verilmesi, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 7.6.2011, 2009/4513 -2011/3639 Sanık hakkında olası kastla yaralama suçundan ceza tayin edilirken, Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre suçun olası kastla işlenmesi nedeniyle TCK.nun 86/ 1, 86/3-e maddelerinin uygulanması ile bulunacak somut ceza üzerinden olası kast nedeniyle TCK.nun 21/2 maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, sonuç ceza miktarı değişmeyeceğinden bozma nedeni yapılmamıştır. 1.CD. 30.5.2011, 1588/3441 Sanığın, hasmı olan ve hedefi konumundaki maktul Tufan'a ateş ederken onun yakınında bulunan kişi ya da kişilerin isabet alıp yaralanabileceğini ya da ölebileceğini öngörmesine rağmen, çekinmeden atışına devam ederek mağdur Engin'i de yaraladığı olayda, eylemin olası kastla yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, kasten insan öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 11.5.2011, 1103/3034 Sanıkların, aralarında husumet bulunan maktul Hüseyin F ... .'a yönelik olarak yaptıkları müteaddit atışlar sırasında , aynı kahvehanede bulunan ve aralarında herhangi bir husumet bulunınayan maktul İbrahim D....'ın da isabet alıp ölebileceğini öngörmelerine rağmen atışlarına devam ederek maktul İbrahim D . ....'ı öldürdükleri olayda; yerleşmiş uygulamalara göre eylemler olası kastla adam öldürme suçunu oluşturduğundan, 5237 sayılı TCK.nun 81, 21/2, 62, 53. maddeleri ile 765 sayılı TCK.nun 448, 59, 31 ve 33. maddelerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde uygulanması, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması, lehe olan hükmün belirlenmesi ve uygulamanın ona göre yapılması gerekirken, lehe yasa karşılaştırması yapılmadan yazılı şekilde 765 sayılı TCK.nun 448, 59, 31 ve 33 maddeleri uyarınca hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir. 1.CD. 11.5.2011, 890/3026 ÖZET: İçinde maktullerin de bulunduğu A... kişiler ile jandarma görevlilerinin yeraldığı gruba sanığın kullanmış olduğu kamyonetle fren yapmaksızın hızlıca daldığı, bu çarpmanın etkisi ile grupta yer alan maktullerin öldüğü, bir jandarma eri ile bazı kişilerin yaralandığı anlaşılmakla; bu grupta bulunan maktullerin sanığa veya sanığın yakınlarına yönelik herhangi bir haksız fiillerinin olmaması, hatta bu husususun sanık tarafından dahi iddia edilmemesi karşısında, sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, itirazın kabulüne ve Özel Daire bozma kararının haksız tahrikin uygulanması gerektiğine ilişkin bölümünün çıkartılmasına karar verilmelidir. (5237 S. K. m. 21, 29, 62, 81) (5271 S. K. m. 308) Dava: Kasten öldürme suçundan sanık M.'ın 5237 sayılı TCK'nun TCK'nun 81, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 20 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Burhaniye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.12.2009 gün ve 111-366 sayılı resen temyize tabi olan hükmün sanık müdafii ile katılanlar vekilleri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.12.2011 gün ve 5102-8664 sayı ile; ...B) Sanık M. hakkında maktuller E. ve O.'u olası kastla öldürme suçlarından kurulan hükümlerin incelemesinde; Olay tarihinde öğlen saatlerinde Altınova Beldesinde yaşayan E., K. ve H. ile Altınova Beldesine sonradan yerleşen sanık M.'ın akrabaları olan A., A. ve N. arasında yüksek sesle müzik dinleme yüzünden çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine E., K. ve H.'in olay yerinden kaçtıkları, bu olayın Altınova'lı gençlerin, beldeye sonradan yerleşen kişilerce darp edildiği şeklinde söylentiye dönüşmesi nedeniyle beldeye sonradan yerleşen kişilere karşı tepki oluşmaya başladığı, aralarında maktullerin de bulunduğu Altınova'lılar grubu ile beldeye sonradan yerleşen karşı grubun saat 16:00 sıralarında İnönü Caddesi üzerinde toplanmaya başladıkları ve her iki grubun da taşlı sopalı olarak birbirlerine saldırdıkları, olaya Jandarma görevlileri tarafından müdahale edilerek olayların kısmen yatıştırıldığı, bu sırada maktullerin grubunda bulunan sanık E.'ın şeklindeki tahriki üzerine grupların karşılıklı olarak tekrar birbirlerine saldırdıkları, Jandarma görevlilerinin tekrar müdahalesi ile grupların kısmen aralarında mesafe olacak şekilde ayrılmalarının sağlandığı sırada sanık M.'ın kullandığı kamyonet ile cadde üzerinde bulunan karşı gruptaki maktullerin ve yanındakilerin üzerine hızlı bir şekilde kamyoneti sürerek grubun içine fren yapmaksızın girdiği, maktuller E. ve O.'a çarpması sonucu, maktul O.'un kaburga kırıklarına bağlı iç organ hasarı nedeniyle gelişen iç kanama, maktul E.'in kafatası kırılmasına bağlı beyin kanaması sonucu hayatlarını kaybettikleri olayda; a) Sanık savunması, otopsi raporları, olay yeri inceleme raporu, olay yeri tespit tutanağı, görevli jandarma personelinin tanık olarak anlatımları ve diğer tanık beyanları dikkate alındığında; iki grup arasında devam eden kavga olayı sırasında sanık M.'ın kullandığı kamyonet ile hızlı bir şekilde ve karşı grupta bulunan maktulleri görmesine rağmen frene basmaksızın maktullere kasten çarpması dikkate alındığında, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının maktulleri öldürmeye yönelik olduğu bu nedenle maktuller E. ve O.'u kasten öldürme suçundan ayrı ayrı cezalandırılması yerine olası kastla öldürme suçundan (iki kez) hüküm kurulması suretiyle sanığa eksik ceza tayini, b) Sanık ve maktullerin ait olduğu sosyal gruplar arasındaki çatışmayı önce hangi tarafın başlattığının tespit edilememiş olması karşısında, kurulan hükümlerde sanık hakkında tahrik nedeniyle TCK 29 madde gereğince asgari hadden indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay C.Başsavcılığı ise 12.02.2012 gün ve 8085 sayı ile; diyerek kışkırtması üzerine, her iki grubun birbirlerine karşılıklı olarak taş attıkları ve ellerindeki cisimlerle saldırdıkları, yakınları ve akrabalarının kavga ettiğini öğrenen sanık M.'ın sevk ve idaresindeki ............ plakalı kamyoneti hızlı bir şekilde kendi yakınları ile kavga eden ve jandarmanın müdahalesi ile aralanmış durumunda bulunan Balıkesir İli nüfusuna kayıtlı şahıslardan oluşan grubun içine doğru sürerek O. ve E.'e çarpıp ölümlerine sebebiyet verdiği olayda; sanığın, içerisinde kendi akraba ve yakınları bulunmayan Balıkesir İli nüfusuna kayıtlı kişilerden oluşan gruptakileri doğrudan hedef alarak kamyoneti üzerlerine sürmesi ve O. ile E.'in ölümüne sebebiyet vermesi eyleminde; maktullerin Balıkesir İli nüfusuna kayıtlı gurupta yer almaktan başkaca sanığa, sanığın yakınlarına yönelik icrai veya ihmali davranışla gerçekleştirilmiş haksız bir fiillerinin bulunmaması karşında; sanık lehine tahrik nedeniyle indirim yapılmasına yönelik bozma nedeninin hukuka aykırı olduğu görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma ilamından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin bölümün çıkartılması isteminde bulunmuştur. Karar: CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.12.2012 gün ve 4383-9040 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında maktuller E. ve O.'u kasten öldürme suçlarında haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; 2008 yılı Ramazan Bayramının birinci günü olan 30.09.2008 tarihinde Balıkesir İli Altınova Beldesinde, bu belde sakini olan E., K. ve H. isimli kişilerin öğle saatlerinde dolaştıkları sırada, daha önceden çeşitli nedenlerle sorun yaşadıkları Güneydoğu kökenli olup, beldede ikamet eden bir grupla aralarında önce sözlü tartışma meydana geldiği, bu tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüştüğü, küçük çaplı bu basit asayiş olayının kulaktan kulağa beldede dedikodusu şeklinde yayıldığı, bu söylentiler nedeniyle beldede yaşayan kişilerde Güneydoğu kökenli kişilere karşı bir tepki oluştuğu, biriken çeşitli grupların o güne kadar herhangi bir sorun olmadan birlikte yaşadıkları Güneydoğu kökenli olup, Altınova'da yaşayan kişilere ve bu kişilerin evlerine saldırmaya başladıkları, karşı grubun da aynı şekilde karşılık vermesi üzerine beldede zaman zaman taşlı sopalı kavgaların yaşandığı, saat 17.00 sıralarında ziyarete gittiği Ayvalık İlçesinden yaşamakta olduğu Altınova Beldesine yeni dönmüş olan sanık M. A.'nun kullandığı ve içinde arkadaşları M. ve Y.'in bulunduğu A. adına kayıtlı ..........plakalı Ford Transit marka arkası açık kamyonetin önünün bir grup tarafından kesilerek durdurulduğu, bu olayın büyümesinin olay yerine gelen jandarma timi tarafından engellendiği, görevlilerin sanığa yoluna devam etmesini söylediği, bunun üzerine sanığın kamyoneti ile oradan ayrıldığı, bu sıralarda Güneydoğu kökenli kişilere ait A. Mağazasının önünde oluşan bir kalabalığın gittikçe büyüdüğü, karşı grupta yer alan Güneydoğu kökenli kişilerin de burada toplanmaya başladığı, bu gruplar arasında kavganın başladığı, bu haberi alan jandarma görevlilerinin hemen olay yerine intikal ederek olaya müdahale ettiği, grupları birbirinden ayırarak kavgayı önemli ölçüde önlediği, her iki grubu, bir grup caddenin bir tarafında diğer grup diğer tarafında kalacak şekilde araladıkları, bu sırada itiraza konu olmayan sanık E. isimli, Altınova'lı grup içerisinde bulunan kişinin çevresindekileri galeyana getirecek şekilde; şeklindeki sözlerle yanında bulunanları kışkırttığı, bu sırada sanık M.'ın kullandığı araç ile olay yerine geldiği, aracın hızını azaltmaksızın ve frene basmaksızın Altınovalı kişilerin bulunduğu grubun içerisine daldığı, grupları ayırmaya çalışan jandarma erlerinin kendilerini sağa sola atarak kurtulduğu, mağdur jandarma er A.'in hafif şekilde yaralandığı, sanığın aracıyla çarptığı kişilerden O.'un kaburga kemiklerinin kırılması sonucu iç organlarda meydana gelen hasar, E.'in ise kafatası kemiği kırılması sonucu meydana gelen beyin harabiyetinden hayatlarını kaybettikleri, Jandarma görevlileri tarafından düzenlenen 30.09.2008 günlü olay yeri tespit tutanağında; gibi kışkırtıcı şekilde konuşmalar yaptığı duyuldu. Bu arada H. elindeki sopa ile, orada bulunan siyah ..........plakalı Renault Megan marka arabaya vurarak araca hasar verdiği, diğer şahıslar da dükkanların camlarına taş attıkları, çevreden kavga olayını duyup olay yerine intikal eden diğer vatandaşların da katılımı ile söz konusu iki grup da kalabalıklaşmaya başladı. Bu şekilde kalabalıklaşan ve birbirinden ayrılan grupların içinde bazı şahısların daha da ateşli bir şekilde kavga olayını devam ettirmeye çalıştıkları görüldü. Her iki gruptan olay yerinde kavgaya karışan veya birbirlerine taşlı sopalı saldıran yaklaşık 250-300 kadar şahsın toplandığı esnada M. isimli şahsın yönetiminde bulunan amcasına ait .............plakalı Ford Transit marka beyaz renkli kamyonet ile kavga etmekte olan fakat gruplaşan ve aralarında mesafe bulunan gruplardan Altınova yerlisi şahısların bulunduğu tarafa doğru ve grubun içine süratle aracıyla kasıtlı olarak girdiği görüldü. Jandarma personelinden bazıları da son anda aracın önünden kenara atlamak suretiyle kurtuldu. M.'ın araç ile girmesi neticesinde olay yerinde kavga eden gruplar arasında bulunan O. ile E.'e çarptığı, çarptıktan sonra bu şahısların olay yerinde bulunan vatandaşlar ve görevli jandarma personelince olayda kullanılan minübüsün altından çıkartılarak sivil bir otomobille Ayvalık Devlet Hastanesine sevk edildi. Çarpma esnasında yine yukarıda adları geçen H., E., M., M., E., A. isimli şahıslar ile görevli Jandarma devriyesindeki J.Eri A.'ın da aracın çarpması sonucu çeşitli yerlerinden hafif şekilde yaralandıkları, çarpma esnasında kamyonet içinde sürücü olarak bulunan M. haricinde M. ve Y. isimli şahısların da bulunduğu görüldü. Araç sürücüsü M.'ın aracı çarpması sonrası bulunduğu yerde çalışır vaziyette bırakarak kaçtığı ve sığınmak amacıyla jandarma karakoluna doğru giderken olay yerine intikal halindeki takviye kuvvetlerimizce yakalandığı, olay yerine araçla gelen M. isimli şahsın elinden Bursa çakısı diye tabir edilen küçük bir bıçak ve bir adet bir metre boyunda tahta sopa, olay yerinde kavgaya karışan şahıslardan A. isimli şahsın elinden beyaz renkli daha önce kullanılmamış kazma sapı şeklindeki tahta sopa, M. isimli şahsın elinden 90 cm boyunda kazma sapına benzer tahta sopa, A. isimli şahsın elinden 80 cm uzunluğunda tahta sopa, M. isimli şahsın elinden 80 cm uzunluğunda ıstaka sopası görevli jandarma personelince alınarak devriye müdahale aracına muhafaza altına bırakıldı şeklinde olduğu, Ayvalık Jandarma Komutanlığının 30.09.2008 günlü olay yeri inceleme raporunda, olay yerinde fren izi olmadığının belirlendiği, Anlaşılmaktadır. Tanık Astsubay K. özetle; haberi alınca A. Mağazasının önüne gittiklerini, 20-30 kişinin iki grup halinde kavga ettiklerini, grupları birbirinden ayırmaya çalıştıklarını, büyük oranda ayırmayı başardıklarını, ancak hala birbirleriyle kavga edenlerin olduğunu, Merkez Mahallesi istikametinden ford transit bir kamyonetin halen kavga eden grubun arasına tahminen 60 km hızla daldığını, kasasında ve içinde sürücü dışında kimse olup olmadığını görmediğini, bu olaydan yaklaşık 5-10 dk kadar önce merkez mahallesinde bir grubun sanık M.'ın aracını durdurduğunu ve aralarında tartıştıklarını görerek müdahale edip M.'ı oradan uzaklaştırdıklarını, Tanık j.Er A. özetle; sanığı ilk kez Merkez Mahallesinde kalabalık içinde gördüğünde kasasında kimsenin olmadığını, A. Mağazası önünde arkasının dönük olduğu için aracın kasasında kimsenin olup olmadığını görmediğini, sanığın kendisinin de sol ayağına çarparak yaralanmasına sebep olduğunu, arkasından kendisini takip eden bir aracın olmadığını, M.'ı kalabalık içinden kurtardıkları yer ile A. mabilyanın önü arasındaki mesafenin araçla 1-2 dk olduğunu, her iki olay arasında ise yaklaşık 10-15 dk zaman bulunduğunu, Tanık j.Er Ö. özetle; M.'ı ilk kez Merkez Mahallesinde kalabalık içinde gördüğünde kasasında kimsenin olmadığını, A. Mağazası önünde kasasında 5-6 kişinin bulunduğunu, çarpma sonrası bu kişilerin kasadan indiklerini, arkasından kendisini takip eden ya da sıkıştıran bir aracın olmadığını, M.'ı kalabalık içinden kurtardıkları yer ile A. mobilya önü arasındaki mesafenin araçla 1 dk olduğunu, her iki olay arasında ise yaklaşık 5-10 dk olduğunu, M.'ın aracını merkez yönünden kasıtlı ve hızlı bir şekilde Altınova'lı grubun üzerine sürdüğünü, Tanık j.Er D. özetle; M.'ı ilk kez merkez mahallesinde kalabalık içinde gördüğünde kasasında kimsenin olmadığını, A. Mağazası önünde kasasında kimsenin olup olmadığını hatırlamadığını, arkasından kendisini takip eden bir araç görmediğini, M.'ın aracını merkez yönünden kasıtlı ve hızlı bir şekilde Altınova'lı grubun üzerine sürdüğünü, Tanık j.Er A. özetle; M.'ı ilk kez Merkez Mahallesinde kalabalık içinde gördüğünde kasasında kimsenin olmadığını, A. mağazası önünde üzerlerine çok hızlı geldiği için kendisini kenara doğru attığını, ancak kasasında kimse olup olmadığını görmediğini, arkasından kendisini takip eden bir aracın olmadığını, M.'ı kalabalık içinden kurtardıkları yer ile A. mobilya önü arasındaki mesafenin araçla 1-2 dk mesafe olduğunu, her iki olay arasında ise yaklaşık 10 dk bulunduğunu, M.'ın aracını merkez yönünden kasıtlı ve hızlı bir şekilde Altınova'lı grubun üzerine sürdüğünü, Olay sırasında sanığın kullandığı araçta bulunan tanık Y. özetle; M. ve M. ile Altınova'ya döndüklerinde yolu kesip M.'ı araçtan indirmeye çalıştıklarını, jandarmanın yetişip kendilerini kurtardığını ve dediklerini, yola çıkınca arkalarına iki aracın takıldığını, korkarak hızlandıklarını, virajdan İnönü Caddesine döndükleri sırada kalabalığı görüp şok olduklarını, diye arabaya saldırdıklarını, ondan sonra şoka girdiğini, M.'ın direksiyona vurarak diye bağırdığını, araba kalabalığa çarptıktan sonra oradan kaçtıklarını, aracın kasasında kimsenin olmadığını, Olay sırasında sanığın kullandığı araçta bulunan M. özetle; Ayvalık'tan Altınova'ya geldiklerinde kalabalık bir grubun önlerini kestiğini, aracın kapısını açıp aracı kullanan M.'ın elini tuttuklarını, ellerinde sopalar olduğunu, tam o sırada gelen jandarma ekibinin kendilerini kurtardığını, uzaklaşırken beyaz hyundai marka bir aracın kendilerini takip etmeye başladığını, takip edildiklerinden dolayı hızlandıklarını, en yakın akrabalarına gitme gayesi ile parkın bitiş noktasından İnönü Caddesine girdiklerini, tam o sırada diğer kalabalığın karşılarına çıktığını, duraksayıp virajı dönünce kalabalığın tekrar üzerlerine gelmeye başladığını, arkalarından araç takip ettiğinden dolayı şokun etkisi ile M.'ın hız kesmediğini ve çarptığını, kendisinin araçtan inerek internet kafeye sığındığını ve olayların bitmesini beklediğini, araçta Y. ve M.tan başka kimsenin olmadığını, Beyan etmişler, Sanık M. sorguda özetle; M. ve Y. ile kullandığı kamyonetle Ayvalık'tan Altınova'ya geldiklerini, caddenin ortasında 3-4 araba ve 150-200 kişilik bir grubun kendilerini durdurduklarını, kendisini arabadan indirdiklerini, jandarmanın gelerek kendilerini olay yerinden uzaklaştırdığını, arkalarından beyaz renkli hundai marka bir aracın kendilerini takip ettiğini, bu araçtakilerin linç edeceğini düşünerek aracı hızlı kullandığını, bir anda kalabalığın önüne çıktığını, kavga ettikleri için dengesiz bir şekilde önüne çıktıklarını, frene bastığını ama yine de birkaç kişiye çarptığını, kasten çarpmadığını, olaya karışan kişilerle arasında önceye dayalı husumet olmadığını, olayın temelinde ne olduğu ve halkın neden bu şekilde galeyana gelip iki kişinin ölümü ile sonuçlanan olayların meydana geldiği hususunda bilgisinin bulunmadığını, kavgaya karışanları ve ölenleri tanımadığını ancak son anda kalabalığın içinde amcasının oğlu E. ve M.'i gördüğünü, aracının kasasında kimsenin olmadığını, mahkemede özetle; arkasından beyaz reno broadway marka aracın takip ettiğini, pvc işi yapan Fırat adli bir kişiye ait ...........plakalı olduğunu ve içinde 4 kişi bulunduğunu, ölen O.'un canı gibi sevdiği yakın arkadaşı olduğunu, onun evine gittiğini, onun da kendi evlerine geldiğini, hatta geçen yılbaşını birlikte geçirdiklerini, orada kalabalık olduğunu bilmesi halinde oradan geçmeyeceğini, süratinin en fazla 40-50 km olduğunu, arkasından gelenlere baktığı esnada çarpma olayı olduğunu, o nedenle frene dahi basmaya fırsat bulamadığını, ne yaptığını zaten bilmediğini, Savunmuştur. 5237 sayılı TCK'nun başlıklı 29. maddesinde yer alan; şeklindeki düzenleme ile kişiye haksız fiilin etkisi altında işlediği suçtan ötürü verilecek cezadan belli bir oranda indirim yapılması öngörülmüştür. Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil olmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhi durumun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden fiil, mağdurdan sadır olmalıdır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız tahrikin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Öğretide yer alan görüşlere göre de; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddetin etkisi altında bir suç işlemesi halinde kusur yeteneğindeki azalmayı ifade eden haksız tahrik, bu yönüyle, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan menfi bir nedendir. Başka bir deyişle, bu halde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte ve böylece, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği, önemli ölçüde zayıflamış bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 2008 yılının Ramazan Bayramının birinci gününde öğle saatlerinde başlayan bir tartışmanın Altınova Beldesinde Güneydoğu kökenli olup bu beldede ikamet eden kişilerle Altınovalı kişiler arasında karşılıklı yaygın şiddet olaylarına dönüştüğü, bu kapsamda saat 17.00 sıralarında Alfemo Mağazası önünde toplanan ve karşılıklı kavga eden grupların jandarma görevlilerinin yerinde müdahalesi ile büyük oranda ayrıldığı, olayların bu şekilde yatışmaya başladığı, bu sırada içinde maktullerin de bulunduğu Altınovalı kişiler ile jandarma görevlilerinin yer aldığı gruba sanığın kullanmış olduğu Ford Transit marka kamyonetle fren yapmaksızın hızlıca daldığı, bu çarpmanın etkisi ile grupta yer alan maktullerin öldüğü, bir jandarma eri ile bazı kişilerin yaralandığı anlaşılmakla; bu grupta bulunan maktullerin sanığa veya sanığın yakınlarına yönelik herhangi bir haksız fiillerinin olmaması, hatta bu husususun sanık tarafından dahi iddia edilmemesi karşısında, sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, itirazın kabulüne ve Özel Daire bozma kararının haksız tahrikin uygulanması gerektiğine ilişkin bölümünün çıkartılmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Genel Kurul Üyesi; düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Sonuç: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.12.2011 gün ve 5102-8664 sayılı bozma ilamından sanık M. A. hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin bölümünün ÇIKARTILMASINA, 3-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. YARGITAY Ceza Genel Kurulu 2013/1-272013/29, Karar Tarihi: 11.06.2013 Dava ve Karar: Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak; Geregi görüsülüp düsünüldü; 1) Sanık hakkında müsteki H.'e yönelik kasten yaralama suçuna iliskin verilen hüküm açısından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde; Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda olusan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanıgın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 2) Sanık hakkında müsteki I.'e yönelik kasten yaralama suçuna iliskin verilen hüküm açısından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sanık ve müstekilerin beyanlarından, sanıgın müsteki H.'e demir çubukla vurmaya çalısırken H.'in egilmesi nedeniyle demir çubugun, araya giren müsteki I.'e isabet ettigi, sanıgın I.'e yönelik kastının bulunmadıgı, ancak H.'e vurmaya çalıstıgı sırada, kavgayı ayırmaya çalısan I.'in oldugunu düşünüp onun da yaralanabilecegini öngören sanık hakkında olası kasta iliskin 5237 sayılı TCK'nin 21/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacagının tartışılmaması, Sonuç: Bozmayı gerektirmis, sanıgın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüs olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 09.10.2013 gününde oybirligi ile karar verildi. 3.CD Esas No: 2012/27409 Karar No: 2013/34868 Karar Tarihi: 09.10.2013 Dava: Olası kastla öldürme suçundan sanıklar C. ve F.'in 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 21/2 ve 62. maddeleri uyarınca 18 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2010 gün ve 205-496 sayılı resen temyize tabi olan hükmün sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.11.2012 gün ve 6830-7929 sayı ile; ...3- Dosya kapsamına göre, sanık S. ile mağdur M. R. arasında çekişme bulunduğu, olay günü S.'in arkadaşları olan sanıklar C. ve F.'le buluştuğu, kendilerine tedbir olarak birer adet tabanca verdiği, akabinde saat 12.00 sıralarında hep birlikte sokakta kardeşi mağdur İ. ile sohbet eden M. R.'nin yanına yaklaştıkları, ardından S.'in M. R.'ye kafasıyla vurduğu, F.'in de İ.'i bacağından bıçaklayarak yaraladığı, bunun üzerine M. R.'in kaçarak bir bakkal dükkanına sığındığı, F. ve C.'in de peşinden gelerek M. R.'in bulunduğu dükkanın içine girmeye çalıştıkları, ancak dükkan sahibi olan S. ile o sırada dükkanda müşteri olarak bulunan maktul tarafından engellendikleri, bunun üzerine sanıkların dükkanın camlarını kırmaları üzerine, S. ile maktulün tekrar dükkana girdikleri, akabinde de sanıkların işyerinin içine doğru, dışarıdan ve yaklaşık altı-yedi metre mesafeden ateş etmeye başladıkları, açılan ateş sonucu tezgahın altına saklanan M. R.'in herhangi bir isabet almadığı, maktulün ise göğsüne aldığı ve kimin tabancasından atıldığı tespit olunamayan tek mermi isabeti sonucu öldüğü, olay yerinde bulunan dört adet kovanın F.'in, bir adedinin de C.'in kullandığı tabancadan atıldığının tespit edildiği olayda, Sanıkların ateş ettikleri sırada maktul ve mağdurun duruş pozisyonları ve dükkanın büyüklüğü gibi hususlar gözetilmek suretiyle, maktulün de mağdurla birlikte sanıkların hedef alanı içinde olup olmadığının tespiti bakımından keşif yapılması ve maktule yönelik eylemlerin keşifteki bulgu ve tespitler de dikkate alınarak nitelendirilmesi yerine, eksik soruşturmayla maktule yönelik eylem nedeniyle 'olası kastla öldürme' suçundan hüküm kurulmuş olması, aleyhe temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamış; her iki sanığın fiil üzerinde birlikte hakimiyet kurdukları olay nedeniyle TCK'nun 37. maddesi uyarınca 'fail' sıfatı ile cezalandırılmalarında da bir isabetsizlik görülmemiş ve bu nedenle tebliğnamenin, hangi sanığın eylemi ile maktulün öldüğünün belirlenmesinden sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin edilmesi gerektiğine ilişkin bozma öneren düşüncesi benimsenmemiştir. 4- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık F.'in 'öldürmeye teşebbüs', 'olası kastla öldürme', 'kasten yaralama'; sanık C.'in 'öldürmeye teşebbüs', 'olası kastla öldürme' ve sanık S.'in '6136 sayılı Kanuna muhalefet' suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, cezayı azaltıcı takdiri indirim nedeninin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştiri nedeni saklı kalmak kaydı ile bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar F., C. ve S. müdafilerinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, Sanık S. suç tarihinde TCK'nun 6/1-b maddesi kapsamında 'çocuk' olduğu halde hakkında TCK'nun 53/1 maddesinin uygulandığı, ancak bu hususun yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği görülmekle, Hüküm fıkrasından (2) numaralı bendinde yer alan TCK'nun 53. maddesinin uygulanması ile ilgili ibarenin çıkartılmasına karar verilmek sureti ile düzeltilen, kısmen resen de temyize tabi hükümlerin kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına> karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.12.2012 gün ve 165075 sayı ile; Dükkan dışından içeri doğru, sanık F. K'nın dört el, sanık C. B.'nin da bir el ateş ettikleri sabittir. Ancak ölene isabet eden merminin kimin tabancasından atıldığı belirlenememiştir. Sanıklardan kimin ölümden sorumlu tutulabileceğinin belirlenebilmesi için isabet eden merminin hangi silahtan atıldığının ortaya çıkarılmasında zorunluluk bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK'nun 37/1. maddesinde doğrudan birlikte hareket ederek suçu işleme halinin düzenlendiği, başka anlatımla 37. maddenin uygulanabilmesi için sanıkların sonucu elde etme iradesini birlikte taşımaları ve bu sonucu elde etmek için birlikte hareket etmeleri gerektiği, maddenin ancak doğrudan kasıtla işlenen suçlara uygulanabileceği açıktır. Asıl hedef seçilen M. R. A'ya yönelik kasıt birliği ve ortak fiili hakimiyet, olası kastla isabet alan ölene teşmil edilemez. Zira ölen açısından belirlenen ve istenen bir hedef söz konusu olmadığı gibi, ortak fiili hakimiyetten de söz etmek mümkün değildir. Konuyu değişik olasılıklara ve sonuca göre örnekleyerek açıklamak gerekirse; A ve B, yanlarında destek amacıyla bulunan ve yardım eden sıfatında bulunan C ve D olduğu halde, Z'yi öldürmek amacıyla ve fiili ortak hakimiyet kurarak ateş ederken hedef seçilmeyen (olası kastla) (Y adlı bir kişi daha yanında bulunduğu halde) X'in bir isabet alarak ölümü halinde, doğaldır ki A ve B'nin Z'ye karşı eylemi insan öldürmeye kalkışma suçunu oluşturacak, X'in A'nın silahından çıkan kurşunla öldüğü belirlenebiliyorsa olası kastın niteliği gereği sonuçtan sorumlu tutma ve faillik unsurları gözetilerek A olası kastla insan öldürme suçundan sorumlu tutulacak, B, C ve D ise beraat edeceklerdir. Dikkat edilirse ortak ve fiili hakimiyet asıl istenen hedef açısından önem taşımakta, sonucu istenmeyen ölen açısından ise önem taşımamaktadır. Her iki sanık bağımsız fail gibi değerlendirilerek yalnızca isabet ettirene ceza uygulanacaktır. Gerek isabet ettirmeyen B, gerekse C ve D'ye olası kastla öldürülen X açısından her hangi bir sorumluluk yüklenemeyecektir. İsabet bulunmayan Y'ye yönelikte her hangi bir suç oluşmayacaktır. Aynı örnekte bu kez, her iki sanığın ölene isabet ettirdiği belirlenebiliyor ve her birinin oluşturduğu yara ölümcül nitelikteyse her iki sanık birbirinden bağımsız olarak olası kastla insan öldürme suçundan sorumlu tutulacak, C ve D ise beraat edeceklerdir. Aynı şekilde Y'ye karşı bir suç ta oluşmayacaktır. Aynı örneğe devamla, X'e ölüm sonucu yaratacak atışın A tarafından yapıldığı, ölümcül olmayan yaralamaya neden olan atışın B tarafından yapıldığı belirlenebiliyorsa doğaldır ki, A'nın olası kastla insan öldürme, B'nin ise yaralama suçundan sorumlu tutulması gerekecektir. C ve D beraat edecekleri gibi, Y'ye karşı bir suç ta oluşmayacaktır. Somut olayda olduğu gibi, A ve B'nin ateşinden X'in isabet alarak öldüğü ve fakat kimin ateşinin isabet ettiğinin belirlenemediği bir durumda, X'in ölümü açısından her failin kendi eyleminden sorumlu tutulabileceği ilkesinden ve faillik kavramından hareketle sanıklara cezai sorumluluk yüklemek mümkün olamayacaktır. Ortak fiili hakimiyet şeklindeki aksi yorum, örneklerde açıklanan haliyle, tüm örnek şekillerinde A ve B'nin, X'in ölümünden sorumlu tutulması, ortak fiili hakimiyet nedeniyle sorumluluğun yardım eden sıfatındaki C ve D'ye teşmil edilmesi ve ayrıca isabet almayan Y'ye yönelik uygulanması sonucunu yaratır ki, bu durum faillik kavramına, subjektif sorumluluğun benimsendiği, objektif sorumluluk ilkesinin terk edildiği, çağdaş ceza hukukunun esas alındığı 5237 sayılı TCK'na aykırı olacaktır. Yukarıda açıklanan ve tebliğnamede belirtilen nedenlerle, gerçek ve bağımsız failin belirlenebilmesi için öncelikle, tek mermi isabeti alan A. B.'nin hangi sanığın ateşiyle öldüğünün belirlenebilmesi açısından sanıkların ve ölenin konumuna göre hangi sanığın öldürme eylemini gerçekleştirmiş olabileceği belirlenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tesbiti ve bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, olası kastla işlenen insan öldürme suçunda tek mermi isabeti nedeniyle yeri olmadığı halde her iki sanığın mahkumiyetine hükmeden mahkeme kararının onanması yasaya aykırıdır> görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.12.2012 gün ve 6085-9768 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık C. ve F. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bilye şeklinde tek bir mermi çekirdeğinin vücuduna isabet etmesi sonucu ölen A. B.'nin olası kastla öldürülmesinden her iki sanığın da sorumlu tutulmalarının mümkün olup olmadığı, bu bağlamda sanıklar hakkında olası kastla öldürmek suçundan eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; sanıkların öldürme eylemini doğrudan kastla mı, yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde keşif yapılmasının gerekip gerekmediği hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya içeriğinden; Karar: Olay tarihinden önce inceleme dışı olan sanık S. D. ile mağdur M. R. A. ve akrabaları arasında yargıya intikal etmeyen bir kavganın meydana geldiği, olay günü M. R. A. ve kardeşi İsmail A.'nın Vitamin isimli marketin önünde öğlen saatlerinde beklerken, mağdurları gören S. D.'nın yanlarına gelip M. R.'e vurduğu, sanıklar C. ve F. ile kimliği belirlenemeyen kişilerin hep birlikte M. R'yi darp etmeye başladığı, şahısların daha sonra M. R.'yi kovalayarak ara sokağa girdikleri, bir süre sonra kalabalık grubun M. R.'yi darp ederek ana caddeye çıkardıkları, M. R.'in bu şahısların elinden kaçarak Vitamin isimli markete girdiği, kalabalık grubun da markete girmeye çalıştığı, ancak market sahibi ve markette müşteri olarak bulunan A. B.'nin buna engel oldukları, daha sonra kalabalık grup içerisinde bulunan sanıklar C. ve F.'in olayın başlangıcında sanık S.'ten aldıkları tabancalar ile marketin içerisinde bulunan M. R.'ye doğru öldürmek kastıyla ateş ettikleri, market içerisinde bulunan ve saklanmaya çalışan A. B.'nin vücuduna isabet eden bilye şeklindeki tek bir mermi çekirdeği nedeniyle göğsünden yaralandığı ve tedavi gördüğü hastanede 7 gün sonra hayatını kaybettiği, Otopsi raporunda A. B.'nin ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ yaralanmalarından gelişen iç kanama sonucu öldüğünün bildirildiği, 28.02.2010 tarihli olay yeri inceleme ve tespit tutanağında; market ön vitrin camının kırık, giriş kapısı camında bir adet mermi isabet izi, girişe göre sağ tarafta kasa önünde kan birikintisi olduğu, marketin önünde beş adet kurusıkı tabancadan dönme, ibaresiz, bilye atar kovanın bulunduğu açıklamasına yer verildiği, 18.03.2010 tarih ve 1211 sayılı Kriminal Polis Laboratuvarı Ekspertiz raporunda; olay yerinde bulunan 5 adet kovandan 4 tanesinin 'T738540' seri numaralı, 8 mm. çapında ses ve gaz fişeği atan Ekol Voltran marka yarı otomatik tabancadan, 1 tanesinin ise '130287' seri numaralı, 8 mm. çapında ses ve gaz fişeği atan Blow Mını marka yarı otomatik tabancadan atıldıklarının, maktulün sol göğüs kısmından çıkartılan 1 adet 4.87 mm. çapında metal bilyenin 8-9 mm. çapında ses fişeklerinin uç kısımlarına takılarak bu fişekleri yasak niteliği haiz ateşli silah fişeği haline dönüştürdükleri, metal bilyenin üzerinde bir silah tarafından istimal olduğunu gösterir nitelikte herhangi bir bulguya rastlanılmadığının bildirildiği, Aynı tarih ve 1381 sayılı Kriminal Polis Laboratuvarı Ekspertiz raporunda; suçta kullanılan iki adet tabancanın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak nitelikte tabanca olduklarının belirtildiği, Sanıklar C. ve F.'in her ikisinin de savunmalarında ateş ettiklerini kabul ettikleri, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından; kast ve olası kast kavramlarının incelenerek karşılaştırılması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 21. maddesinin 1. fıkrasında; suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlanmış olan kast, öğretide de genel kabul gören düşünceye göre; suçun kanuni tanımında yer alan objektif unsurların bilinmesi ve istenmesi biçiminde tarif edilmiştir. Görüldüğü gibi kast, bilme ve isteme şeklinde ifade edilen iki unsurdan oluşmaktadır. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyor ve bunu istiyorsa kasten hareket ettiği kabul edilmelidir, ancak failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçları da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmelidir. Olası kast ise aynı kanunun 21. maddesinin 2. fıkrasında; öngörmesine rağmen fiili işlemesi> şeklinde tanımlanmış, bu kast türü ile ilgili başkaca ayırıcı bir unsura yer verilmemiş, 5237 sayılı Kanunun 22. maddesinin 2. fıkrasında bilinçli taksirin; şeklinde tanımlanması nedeniyle, bu kast türünün bilinçli taksirle karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da, madde metninde yer vermediği ölçüsüne, madde gerekçesinde; şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak ölçüyü ortaya koymuştur. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki ayırıcı ölçüye gelince, buradaki en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bazı sonuçları da doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısında da doğrudan hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran ölçüt, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanıkların olayın başlangıcında sanık S.'ten aldıkları tabancalar ile Vitamin isimli market içerisine kaçan mağdur M. R.'ye doğru öldürmek kastıyla ateş ettikleri, market içerisinde müşteri olarak bulunan ve saklanmaya çalışan A. B.'nin sanıklarca yapılan atışlar nedeniyle vücuduna isabet eden bilye şeklindeki tek bir mermi çekirdeği nedeniyle göğsünden yaralandığı ve tedavi gördüğü hastanede 7 gün sonra hayatını kaybettiği sabit olan olayda, failin hareketiyle hedeflediği doğrudan sonuçların yanı sıra, hareketinin zorunlu sonuçları ya da kaçınılmaz yan sonuçlarının da, açık bir isteme olamasa dahi kast kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü karşısında, market içerisinde saklanan A. B'nin yaralanarak ölmesinin, aynı marketin içerisinde bulunan mağdur M. R'ye doğru öldürmek kastıyla ateş eden sanıkların eylemlerinin zorunlu ya da kaçınılmaz sonucu olup olmadığı, dolayısıyla sanıkların öldürme eylemini doğrudan kastla mı, yoksa olası kastla mı gerçekleştirdiklerinin belirlenmesi amacıyla, maktul A. ve mağdur M. R.'nin duruş pozisyonları, maktulün de mağdurla birlikte sanıkların hedef alanı içinde olup olmadığı ve dükkanın büyüklüğü gibi hususlar gözetilmek suretiyle, mahallinde keşif yapılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının sanıklar C. ve F. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden kaldırılmasına ve yerel mahkeme kararının sanıklar C. ve F. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Sonuç: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 07.11.2012 gün ve 68307929 sayılı onama kararının sanıklar C. ve F. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden KALDIRILMASINA, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.12.2010 gün ve 205496 sayılı kararının sanıklar C. ve F. hakkında olası kastla öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2013 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi. Ceza Genel Kurulu 2013/1-78,2013/136 Karar Tarihi: 09.04.2013
Benzer belgeler
HUKUK DERGISI 2.indd
ve anlama geri aktarılmak zorundadır...” [Gadamer]. Diğer bir ifadeyle,
hermenötik, “doğru sözün” (full speech) veya rasyonel yazarın kendisel
mevcudiyeti (self-presence) ya da metnin geçerli (vali...