Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları
Transkript
Amire ve mafevka fiilen taarruz edenlerin cezaları 1 Madde 91 - 1. Amire veya mafevka fiilen taarruz eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hallerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur. 2. Taarruz veya taarruza teşebbüs silahlı olarak veya bir hizmet esnasında veya toplu asker karşısında veyahut silâh ve tehlikeli bir âlet ile yapılmış ise beş seneden, az vahim hallerde bir seneden aşağı olmamak üzere suçluya hapis cezası verilir. 3. (Değişik: 22.1.2004- 5078 S.Kn) Taarruz, amirin veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis, eğer ölümü mucip olmuşsa müebbet ağır hapis, az vahim hâllerde yirmidört seneden otuz seneye kadar ağır hapis cezası verilir. 4. (Değişik: 22.1.2004- 5078 S.Kn) Taarruz veya taarruza teşebbüs seferberlikte yapılmışsa yirmi seneden, az vahim hâllerde onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis, eylem amir veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa müebbet ağır hapis, ölümü mucip olmuş ise ölüm cezası verilir. NOT: Bu maddeye göre verilen cezalar tecil edilemez: As. C.K. 47/A - Özel ceza kanunları ile ceza içeren kanunlarda öngörülen "ağır hapis" cezaları, "hapis" cezasına dönüştürülmüştür: 5252 S.K. 6 - Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez: Any. 38/10 - Maddede yazılı suçlar hakkında TCK.nun 50 inci maddesinde düzenlenmiş olan “kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” ve 75 inci Bu Sayfadaki açıklama ve dosyalar, (E.) HÂKİM ALBAY ORHAN ÇELEN tarafından yayınlanmış olan "En son içtihatlı, notlu, açıklamalı, ek ve örnekli TSK. İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği, Askeri Ceza Kanunu, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, TSK. Personel Kanunu, Ankara 2010, 1.Baskı, 1635 sayfa" isimli kitaptan alınmıştır. Buraya yapılan alıntılar için YAZARIN AÇIK İZNİ MEVCUTTUR. Burada yer alan tüm dosya ve açıklamalardan alıntı yapmak için, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir : “En son içtihatlı, notlu, açıklamalı, ek ve örnekli TSK. İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği, Askeri Ceza Kanunu, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, TSK. Personel Kanunu, Ankara 2010, 1.Baskı " isimli Kitaptan alıntı yapılan ve askerihukuk.net isimli internet sitesine konulan bu dosya ve açıklamaların tüm hakları anılan kitabın yazarı (E.) Hak.Alb. Orhan ÇELEN'e aittir." Bu ibare eklenmek şartıyla, buradaki dosyalardan Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının açık izni olmaksızın açıklama ve dosyanın tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz. 1 1 maddesinde düzenlenmiş olan “ön ödeme” hükümleri uygulanmaz: As.C.K.nun Ek 8/2. maddesine bkz. - As.C.K.nun Ek 8/1. maddesine bkz. AÇIKLAMA: Amir veya üste karşı yapılan fiili taarruzlarda, o'nun vücudu üzerinde saldırı kastıyla haksız ve doğrudan doğruya yapılmış bir eylem mevcuttur. Bu fiil sonucunda, o'nun vücudunda herhangi bir yaralanma veya tahribat oluşup oluşmaması önemli değildir. Failin fiili taarruz arzu ve niyetiyle hareket etmesi yeterlidir. Fiili taarruzlarda üst veya amire karşı düşmanca karşı bir niyetle hareket edilmiş olması şart değildir. O'nu, hizmete ait bir fiili terketmeye zorlamak amacıyla yapılan fiili taarruzlar da, As.C.K.nun 91 nci madde kapsamına girer. Ancak hiç bir taarruz yapılmıyarak ve yalnız o'na karşı gelerek sabit bir halde kalmak veya sıvışmak gibi fiiller, As.C.K.nun 90 ncı maddesinde yazılı mukavemet suçunu teşkil eder.2 "Fiilen taarruza teşebbüs" üst veya amire yönelen bir müessir fiile teşebbüs etmek demektir; yapılmış bir müessir bir fiilin varlığı halinde artık "fiilen taarruza teşebbüs" sözkonusu olamaz. Fiili taarruz kasdı, teşebbüs halinde de gereklidir. Taarruza teşebbüste fiili bir hareket vardır ancak müessir fiil mevcut değildir. Askeri disiplinin korunması ve amirlik otoritesinin sağlanması yönünden fiili taarruız ile fiili taarruza teşebbüs arasında bir fark gözetilmemiştir. Fiili taarruza teşebbüs edenlerde fiil tamam olmuşcasına aynı ceza ile cezalandırılmışlardır.3 İkinci fıkrada, fiili taarruzun veya buna teşebbüsün silahlı (Bkz: As.C.K.11) olarak veya bir hizmet esnasında (Bkz: As.C.K.12, İç Hz.K. 6) veya toplu asker karşısında (Bkz: As.C.K.14) veyahut silah ve tehlikeli alet ile yapılması durumunda bu haller ağırlatıcı sebep olarak kabul edilmiştir. İkinci fıkranın birinci cümlesinde yer alan hapis cezasının T.C.K.nun 15 nci maddesinde yazılı 5 senelik özel tavanı, azami haddinin ise 20 senelik genel tavanı 2 3 Taşkın, Rifat: A.g.e., s.171 Taşkın, Rifat: A.g.e., s.172; Erman, Sahir: A.g.e., s.167 2 kapsamakta olduğuna içtihatların birleştirilmesi suretiyle Askeri Yargıtayca karar verilmiştir. (Bkz: As.Yrg.İçt.Brl.Krl., 8.1.1969, E.3, K.1). İkinci fıkrada yazılı fiili taarruzun "hizmet esnasında" yapıldığının kabulü, ve bu şekilde uygulama yapılması için; a. Tarafların her ikisinin de filhal hizmette bulunmaları, b. Aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmesi, c. Fiilin hizmet gereklerinden doğmuş olması gerekeceğine içtihatların birleştirilmesi yoluyla Askeri Yargıtayca karar verilmiştir. (Bkz: As.Yrg.İçt.Brl.Krl., 12.3.1969, E.4, K.4). Diğer yandan "silahlı" olarak fiili taarruz hali ile fiilin "silah ve tehlikeli alet" ile yapılmış bulunması farklıdır. "Silahlı" tabirinden maksat; hizmetin icabı olan silahı taşıyor bulunmak veya silahının başında olarak bir amirin kumandası veya nezaretiyle hizmete başlanılmış olmak halidir. (As.C.K.nun 11 nci maddesinin açıklamasına bkz.) Bu durumda silahın fiili taarruzda kullanılmış olup olmaması önemli değildir. Fiili taarruzun "silah ve tehlikeli bir alet ile yapılması" ise, fiili taarruz esnasında üst'ün veya âmirin vücudunda yaralanmaya veya tahribata yol açacak silah veya buna elverişli tehlikeli bir aletin kullanılmasıdır. T.C.K.nun 3506 Sayılı Kanunla Mülga 189 ncu maddesinde "silah ve tehlikeli alet"in neler olduğu gösterilmiştir. Askeri Yargıtay; silahın ateş kudretinden veya üzerinde takılı kasaturasından istifade edilmedikçe bunun mücerret bir darp aleti olarak kullanılmış olmasının, suçun silahla işlenmiş olduğunu kabule cevaz vermiyeceğini içtihat etmiştir. (Bkz: As.Yrg.1.D, 12.3.1957, E.633, K.907) Diğer yandan, Askeri Yargıtay, bıçak, çakı bıçağı, kasatura, çekiç gibi aletleri bu meyanda kabul etmektedir. Maddenin dördüncü fıkrasında belirlenen "amirin veya üstünün vücudunda tahribatı mucip olmak" terimi, T.C.K.nun 456 ncı (5237 S.K. 87) maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen "devamlı zaaf" ve "uzuv tatili" anlamlarını taşır. (Bkz: As.Yrg.2.D., 14.7.1965, E.673, K.675) Üstün vücudunda "devamlı zaaf" veya "uzuv tatili" oluşturmayan yaralanmalarda, As.C.K.nun 91/1 nci maddesi veya unsurlarının varlığı halinde 91/2 nci maddesinin tatbiki gerekir. 5237 sayılı TCK.nun 87 inci maddesinin 1.a fıkrasında; kasden yaralama fiili mağdurunun “duyularından 3 veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olunmuşsa” (devamlı zaaf) cezanın bir kat artırılacak verileceği öngörülmüştür. Aynı maddenin 2/a fıkrasında ise “duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine” (uzuv tatili) neden olunmuşsa verilecek cezanın iki kat artırılacağı açıklanmıştır. Maddenin fıkralarında belirtilen "az vahim hal"in As.C.K.da bir tanımı bulunmamaktadır. Ayrıca kanunda, hangi durumların varlığı halinde bu hükmün uygulanacağı hususunda bir açıklama da yoktur. Bunun takdiri hakime aittir. Hakim, zamana ve mekana, fiilin işleniş şekline, failin amacına, kastın yoğunluğuna yahut neticenin ağırlığına veya hafifliğine göre "az vahim hal"in uygulanıp uygulanmayacağını takdir edecektir. Ancak, bu takdir hakkının, objektif ölçülere dayanacağı, haklı ve makul bir gerekçeye dayanacağı muhakkaktır. AS. YARGITAY KARARLARI: As.C.K.nun 91/4 üncü maddesi kast ve taammüdün tafsiline gitmemiştir. Taammüd sözkonusu olduğunda TCK. hükümlerine başvurulmalıdır. (As.Yrg.İçt. Brl.Krl., 20.3.1945, E.5246, K.1945)4 Üste fiilen taarruz neticesi vâki ölüm olaylarında taammüt unsurunu aramağa lüzum yoktur. (As.Yrg.İçt.Brl.Krl., 28.12.1945, E.3864, K.6100) Askeri Ceza Kanunun 91 inci maddesindeki "Teşebbüs" teriminin; T.C.K.nun 61 ve 62 nci maddelerinde yazılı hukuki manada olmayıp, fiili manada kabulü iktiza eder. (As.Yrg.İçt.Brl.Krl., 8.5.1959, E. 58/1861, K.41) As.C.K.nun 91/2 nci maddesinin (..taarruz veya taarruza teşebbüs silahlı veya bir hizmet esnasında veya toplu asker karşısında veyahut silah ve tehlikeli bir aletle yapılmış ise 5 seneden ...aşağı olmamak üzere suçluya hapis cezası verilir) hükmündeki hapis cezasının; asgari haddinin T.C.K.nun 15 inci maddesinde yazılı 5 senelik özel tavanı, azami haddinin de 20 senelik genel tavanı kapsamakta olduğunun kabulüne ve mevcut içtihat aykırılığının bu suretle giderilmesine ...oyçokluğuyla karar verildi. (As.Yrg.İçt.Brl.Krl., 8.1.1969, E.3, K.1) Bkz: As.Yrg.Kr.Der., İçt.Brl.Krl. Kararları (1933-1996), S.11, Y.1997, s.50-51; (Not: 20 Mart 1945 tarihli ve 5246/1375 esas ve karar sayılı İçt.Brl.Krl. kararı, bir sonraki 28.12.1945 tarihli ve 3864/100 esas ve karar sayılı İçt.Brl.Krl. kararı ile düzeltilmiştir. Böylece As.C.K.nun 91/4 ncü maddesine göre, taammüd unsuru aranmayacak TCK. hükümleri uygulanmayacaktır.) 4 4 As.C.K.nun 91 inci maddesinin 2 nci fıkrasında yazılı, fiilen taarruzun "hizmet esnasında" yapıldığının kabulü ve bu şekilde uygulama yapılması için: 1. Tarafların her ikisinin de filhal hizmette bulunmaları 2. Aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmesi, 3. Fiilin hizmet gereklerinden doğmuş olması, icabettiğine ve bu konudaki içtihatların bu şekilde birleştirilmesine..oyçokluğu ile karar verildi. (As.Yrg.İçt. Brl.Krl., 12.3.1969, E.4, K.4) As.C.K.nun 91 nci maddesinin tatbikatında, az vahim halin kabulü, 92 inci madde delâletiyle T.C.K.nun 51 inci maddesinin tatbikine mâni değildir. (As.Yrg.2.D., 20.8.1946, E.3344, K.3373) Askerî Ceza Kanununun 91 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında; teşebbüs ahkâmının tatbikine cevaz bulunmadığı gibi, T.C.K.nun kasten katil ve taammüt unsurlarını da aramağa mahal yoktur. (As.Yrg.Gen.Krl., 29.12.1950, E.1855, K.2420) Diş kırılması, tatili uzuv ve devamlı zaafı mucip bir hal olmadığından, As.C.K.nun 91 inci maddesinin 4 üncü fıkrası ile tecziye olunamaz. (As.Yrg.2.D., 13.1.1954, E.53/3610, K.1) Üste fiilen taarruz, tüfeği ateşlemek suretiyle olmayıp, dipçik ile vâki olduğuna göre suç As.C.K.nun 91/1 inci maddesine uyar. (As.Yrg.2.D., 10.1.1957, E.56/4488, K.83) Askerî Ceza Kanununun 91/4 inci maddesinde yazılı fiili taarruz neticesi üstün veya âmirin ölümüne sebebiyet vermek suçunda ayrıca öldürmek kastı aranmaz. Sanık ile mağdur arasında astlık, üstlük veya âmiriyet münasebeti kâfi olup, hizmet halinin mevcudiyeti de şart değildir. (As.Yrg.1.D., 2.3.1957, E.56/4467, K.748) İçinde mermi bulunan tabancanın üste tevcihi, üste fiilen taarruz suçunu teşkil eder. (As.Yrg.1.D., 30.6.1959, E.2006, K.3398) Bıçakla işlenen üste fiilen taaruz suçu hakkında As.C.K.nun 91/2 nci maddesiyle tatbikat yapılması icap eder. (As.Yrg.1.D., 3.5.1960, E.1915, K.2143) 5 Çakı bıçağı; T.C.K.nun 189 ncu maddesinde yazılı kesici ve delici bir âlet olması itibariyle silâhtan madut bulunduğu gibi, aynı zamanda As.C.K.nun 91/2 nci maddesinde zikredilen tehlikeli bir âlet vasfındadır. (As.Yrg.Drl.Krl., 6.12.1963, E.2098, K.110) Sanığın üstüne fiilen taarruz esnasında sarfettiği kabul olunan "bırakın beni, onu öldüreceğim" şeklindeki sözlerinin, bu suçun bünyesinde mütalâa edilmemesi gerekirken, T.C.K.nun 191 nci maddesine mümas müstakil bir fiil vasfında kabulü yolsuzdur. (As.Yrg.1.D., 11.5.1964, E.476, K.509) As.C.K.nun 91 inci maddesinin 1 nci fıkrasına göre ceza tayin edilirken az vahim halin kabul ediliş sebebinin gösterilmesi şarttır. Aksi hâl bozmayı muciptir. (As.Yrg.1.D., 29.3.1965, E.263, K.247) Sanığın, elinde bulunan silâhı üstü ve âmiri olan yüzbaşıya tevcih ederek ayaklarının yanına ateş etmek suretiyle vâki taarruzu, tehdit suçunun hudutlarını aşkın olup, As.C.K.nun 91 inci maddesinin 2 nci fıkrasına uyar. (As.Yrg.3.D., 25.5.1965, E.444, K.438) Nöbetçilik görevi gibi bir "hizmet" verilmesi sebebiyle As.C.K.nun 106 ncı maddesi gereğince âmirlik sıfatını ihraz eden ere karşı işlenen üste fiilen taarruz suçunun, ayrıca birde "Hizmet esnasında" işlendiğinden bahisle cezanın arttırılması yoluna gidilmesi yolsuzdur. (As.Yrg.Drl.Krl., 17.12.1965, E.146, K.154) Ustura T.C.K.nun 189 uncu maddesinin 3 üncü bendinin kapsamına giren nitelikte bir silâhtır. (As.Yrg.3.D., 23.5.1967, E.228.K.231) Taarruz veya taarruza teşebbüsün "bir hizmet esnasında" yapıldığının kabulü ve As.C.K.nun 91/2. maddesine göre uygulama yapılabilmesi için; tarafların her ikisinin filhal hizmette bulunmaları, aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmiş olması ve bahis konusu cezai fiilin hizmet gereklerinden doğmuş bulunması icap etmektedir. Sanık Er H.Ç.nin, nöbete girme safhasında ve henüz nöbet hizmetine başlamadan evvel nöbetçi onbaşı Y.Ş.ye taarruz eylediği anlaşildığına göre mümaileyh hakkında As.C.K.nun 91/1. Maddesi ile uygulama yapılması gerekir. (As.Yrg.3.D., 13.1.1970, E.11, K.7) 6 Nöbetçi onbaşı tarafından nöbet mahalline götürülürken yolda üstü olan onbaşıya taarruz eden nöbetçi erin, henüz nöbet mahalline gitmeden, başka bir deyimle verilen görevi ifaya başlamadan bu suçu işlenmiş olması karşısında suçun "hizmet halinde" işlendiği kabul edilemez. (As.Yrg.2.D., 2.4.1970, E.156, K.155) As.C.K.nun 91/4. maddesi mütecavizde özel kasıt aramadığına ve olayın sureti vukuuna göre sanık er'in üst'ü olan maktûl onbaşıya hâmili bulunduğu piyade tüfeği ile yakın mesafeden ateş ettiği ve hastaneye kaldırılan onbaşının damar harabiyeti sonucunda dış kanamadan öldüğü sübuta erdiğine göre; As.C.K.nun 91/4. maddesi ile uygulama yapılması gerekirken T.C.K.nun 448. maddesine dayanılarak ceza tayini cihetine gidilmesi kanuna aykırıdır. (As.Yrg.1.D., 27.4.1970, E.136, K.229) Üst'ü Onb. R.O.yü kasten bıçakla yaralayıp ölümüne sebebiyet veren Er A.Ü. hakkında As.C.K.nun 91/4. maddesine tevfikan yapılan uygulamada kanunî isabet görülmüştür. (As.Yrg.4.D., 2.7.1970, E.258, K.378) Üstünün yakasından yapışan astın hareketi, üste fiiilen taarruz suçuna teşebbüstür. (As.Yrg.Drl.Krl., 15.1.1971, E.3, K.4) Amir veya üst'e fiilen taarruz suçunun "hizmet esnasında" işlendiğinin kabulü ve As.C.K. 91/2. maddesi ile uygulama yapılabilmesi için; tarafların her ikisinin de filhal hizmette bulunmaları, aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmiş olması ve fiilin hizmet gereklerinden doğmuş bulunması icap etmektedir. (As.Yrg.Drl.Krl., 3.9.1971, E.55, K.54) Sanık erin berber usturası ile üst'ü kıta çavuşu (..)'na taarruz ederek (yüzünde estetiği bozacak, sabit eser bırakacak, on gün iş ve gücünden alıkoyacak ve yirmi günde şifa bulacak şekilde) yaraladığı anlaşılmakta ise de iş bu yara vücutta tahribat niteliğinde olmadığı, tahribatın, vücudun harap olan kısmının biyolojik görevlerini yapamamayı kapsadığı, yargıtay içtihatları ile de, örneğin dişlerin kâffesinin dökülmesine sebebiyet verilmesi, vücutta tahribat olarak nitelendirilmediği cihetle, suçun tehlikeli bir aletle işlenmiş olduğu nazarı itibara alınarak As.C.K.nun 91/2 nci maddesi ile uygulama yapılması gerekirken mezkûr kanunun 91/4 ncü maddesine dayanılarak sanığın mahkûmiyeti cihetine gidilmesi kanuna aykırıdır. (As.Yrg.4.D., 12.12.1972, E.420, K.410) 7 Askeri Ceza Kanunu, bazı suçlar için "az vahim hal" kabul etmesine ve bu ahvalde daha az ceza tertip etmiş olmasına rağmen, bu deyimin bir tanımını yapmadığı gibi hangi durumların varlığında kanunun bu haline ilişkin cezanın uygulanacağı hususunda hâkime bir direktif vermemiştir. Şu halde, zaman ve mekâna, eylemin işleniş tarzına ve gayesine yahut suçtan doğan neticenin ağırlığına veya hafifliğine göre "az vahim" halin uygulanıp uygulanmıyacağını hakim takdir edecektir. Diğer bir ifade ile kanunda uygulama koşulları gösterilmemiş bulunan "az vahim hal"in uygulanması hâkimin genel takdirine bırakılmıştır. Bu nedenlerle dir ki, bütün takdir haklarının kontrolünde olduğu gibi bununda kontrolü yapılacak ve bu kontrolda ancak, takdirin objektif kıstaslara dayanıp dayanmadığına, makul ve mantıki olup olmadığına, takdirde herhangi bir zaafa düşülüp düşülmediğine ilişkin olacaktır. Olayın cereyan tarzına göre As.C.K.nun 91 nci maddesinin "az vahim hal" fıkrasının uygulanması gerekirken, "aslolan ceza vahim haldir" görüşü ile verilen direnme kararında isabet yoktur. (As.Yrg.Drl.Krl., 29.4.1977, E.44, K.37) Süngüleşme eğitimi yaptırmakla ve bunu öğretmekle görevli çavuş'un, bu hareketleri öğrenmekle görevli sanık er'e hareketleri iyi yapmaması nedeni ilehakaret etmesi ve müessir fiilde bulunması ve sanığın da mukabele etmesi eylemi hizmet esnasında ve hizmetin gereklerinden doğmaktadır. Binaenaleyh çavuşun bidayette sanık ere hakaret etmesi ve müessir fiilde bulunması sebebi ile hizmetin sona erdiği ve hizmet dışına çıkıldığı görüşüyle sanığın eyleminin, As.C.K.nun 91 nci maddesinin 1 nci fıkrasındaki suçu oluşturacağını kabul etmek, askerlik hizmetinin tabiatına uymadığı gibi anılan maddenin tedvin gayesine de aykırı düşer. (As.Yrg. Drl.Krl., 3.6.1977, E.53, K.50) Nöbet çizelgesine göre mağdur erin 6 nolu subay gazinosu nöbetçisi olduğunun anlaşılmasına, nöbet çizelgesinin altında da özel direktifler bulunmasına, silâh ile nöbet hizmetini ifa ettiğinin anlaşılmasına binaen mezkûr nöbetçi er, taarruz eden askerlere karşı âmir durumunda olup taarruz edenin As.C.K.nun 91 nci maddesi uyarınca tecziyesi gerekir. (As.Yrg.Drl.Krl., 2.12.1977, E.98, K.91) Askeri Yargıtay'ın müstekâr içtihatlarına müsteniden; silâhtan madut olan kasaturanın ancak silâh amacıyla kullanılması 8 halinde As.C.K.nun 91/2. maddesindeki suçun teşekkül edebileceğini, silah amacı dışında sopa niyetiyle kullanılan ahvalde ise eylemin anılan Kanunun 91/1. maddesinde yazılı suçu oluşturacağı belirlenmiş bulunmaktadır. Olay sırasında üzerindeki battaniyelerden birisinin alınmasına karşı koyan sanık Onb.nın bu karşı koymasına kızan nöbetçi Çvş.nun elindeki palaskasının demir kısmı ile sanığın kafasına vurması sonucu, bu darbeden canı yanan sanık onbaşının kendini savunmak amacı ile eline geçirdiği kasaturası ile Çvş.a hücum ettiği ve akabinde de karşılıklı olarak yumruklaştıkları vakıadır. Mevcut duruma göre sanık Onb.nın asıl kastı müessir fiile maruz kalması sonucu mağdur Çvş.a yumrukla mukabelede bulunmasıdır. Sanık tarafından olay sırasında çekildiği ifade edilen kasaturanın silâh olarak kullanıldığı hususunda olay tanıkları ile mağdur Çvş.un bir beyanları da mevcut değildir. Bu durum muvacehesinde, müsnet fiilin As.C.K. 91/1. maddesi hükmüne girdiğini kabul eden ve T.C.K. 51, 59. maddelerini uygulamak suretiyle hüküm tesis eden mahal mahkemesi kararını onayan 2. Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, aksi görüşü içeren Başsavcılık itirazı varit ve kabule değer nitelikte görülmemiştir. (As.Yrg.Drl.Krl., 11.5.1978, E.35, K.39) Üste fiilen taarruz eyleminde kullanılan "çekiç", bereletici vasfı itibarile T.C.K.nun 189 ncu maddesinde yazılı silâhtan madut olduğu gibi; anılan vasfı itibarile As.C.K.nun 91/2 nci maddesindeki "tehlikeli alet" ten sayılmasıda gerekir. (As.Yrg. Drl.Krl., 6.11.1984, E.222, K.213) Sabah içtiması bittikten sonra içtima yerine çağırtılmış olan sanığın geldiği sırada, bölüğün erleri içtima yerinin civarında gruplar halinde dağılmış ve nişancılık eğitimine başlamış olmalarına rağmen olayın cereyan ettiği yer ile nişancılık eğitimi için gruplar halinde dağılmış olan erlerle arasındaki mesafe karşısında, sanığın suçunu toplu erat karşısında işlediğini kabule deliller elverişli olmadığı gibi, sabah sporunda koşuyu terk ettiğinden çağırtılan sanığın haksız ve gereksiz yere Atğm.ler tarafından dövülmeye başlanmış olması karşısında olayda hizmet halinin varlığı hususu da ortadan kalktığına; keza, sanığın kendisinin bir defa sopa gibi salladığı tüfeğe rağmen kendi üzerine her iki Atğm.nin de yürümesi sebebi ile ikisine karşı tek eylemle ve tek fiille taarruzda bulunduğu aşikar olduğundan sanığın tek eyleminin ve tek kastının taaddüdü de söz konusu olmadığına nazaran; bu suçu ile ilgili olan 9 hükme yönelmiş bulunan sanığın, nezdinde mahkeme kurulan Komutanın ve Askeri Savcının temyiz itirazları ile sanık hakkında T.C.K.nun 80 inci maddesinin uygulanması gerekeceğine mütedair Başsavcılığın görüşü varit ve kabulu değer görülmediğinden..reddine,..hükmün onanmasına karar verildi. (As.Yrg.4.D., 8.4.1986, E.118, K.91) Kasatura ile ika edilen üste fiilen taarruz suçu, As.C.K.nun 91 nci maddesinin 1 inci değil, 2 nci fıkrasına girer. (As.Yrg.3.D., 17.2.1987, E.96, K.70) Nöbeti esnasında uyurken nöbetçi çavuşu tarafından görülüp dövülen sanık nöbetçi er'in, nöbetçi çavuşuna karşı ika ettiği müessir fiilin, hizmet esnasında işlenmiş üste fiilen taarruz suçu olarak değerlendirilmesi gerekir. (As.Yrg.Drl.Krl., 14.5.1987, E.108, K.94) Tüfek şarjörü, mutat olarak tecavüz ve müdafaada kullanılan bir alet olmadığından, T.C.K.nun 189 uncu maddesinde yazılı "tehlikeli alet" olarak kabul edilmez. (As.Yrg.5.D., 11.11.1987, E.679, K.670) Olay tanıklarının sanık er'in, Çvş.....'ın tekme ve yumruk darbelerine maruz kalması karşısında arkadan gelecek darbelerden kendisini korumak için çavuşun beline sarıldığı ve birlikte düştüklerine dair tanıklıkları nazarı dikkate alındığında, sanığın eyleminin üste fiilen taarruz olarak değerlendirilmesinde isabet görülmemiştir. (As.Yrg.4.D., 8.3.1988, E.162, K.158) Falçata ile işlenen üste taarruz suçu tehlikeli aletle ika edilmiş sayılır. (As.Yrg. 1.D., 9.3.1988, E.229, K.212) Jiletle işlenen üste fiilen taarruz suçu tehlikeli aletle işlenmiş sayılır. (As.Yrg. 1.D., 16.3.1988, E.137, K.221) Üstü bulunan çavuşun hakaret ve darbına maruz kalan sanığın kapıldığı ağır tahrik sonucu mukabele edip, üstünün kulağını ısırması, üste fiilen taarruz suçunu teşkil eder. (As.Yrg.2.D., 1.6.1988, E.391, K.421) Sanığın elinde tüfek olduğu halde bunu kullanmayarak eline geçirdiği bir sopa ile üstü olan maktul çavuşun kafasına vurması sonucu maktulün beyin 10 kanamasından ölmesine sebebiyet vermesi olayı, As.C.K.nun 91/4 maddesine uyan bir suçtur. (As.Yrg.5.D., 8.6.1988, E.367, K.447) Mevzuatın cevaz vermediği ahvalde bir er'in TSK. İç Hizmet K. ve Yönetmeliğine göre gelişigüzel şifahi bir emirle amir olarak görevlendirilmesine yasal olanak bulunmadığından, olay günü amirinin şifahi bir emriyle motor kademe çavuşluğu görevi verilen mağdur ere müessir fiil ika eden sanığın eyleminin müessir fiil olacağı gözetilmeden, As.C.K.nun 91 nci maddesi ile hüküm tesisi kanuna aykırıdır. (As.Yrg.2.D., 8.6.1988, E.458, K.447) Sanık er'in silâhlı garaj nöbetçisi iken onbaşı A.Y.'nin vaki haksız tahrikinin etkisi sonucu hamili bulunduğu piyade tüfeği ile çavuşa silâhla ateş ettiği sabit ise de, aynı saatlerde koğuş nöbetçi onbaşısı olup, İç hizmet Yönetmeliğinin 379/5 nci maddesi hükmü gereğince nöbetçileri değiştirmekle görevli olan, dolayısiyle nöbetçi heyetine dahil bulunan nöbetçi onbaşısının mağdurun sanığın âmiri durumunda olduğu gözetilmeden eylemin asta müessir fiil olarak kabulü yerine üste fiilen taarruz şeklinde değerlendirilmesinde isabet görülmemiştir. (As.Yrg.5.D., 1.2.1989, E.57, K.51) Sanığın kendisini ikinci defa uyandırmak isteyen nöbetçi çavuşuna önce kendisini idare etmesini söylediği, nöbetçi çavuşunun kaldırmakta israrı üzerine adı geçeni göğsünden itmesi sonucu mağdurun kafasının ranzaya çarparak bir hafta iş ve gücünden kalmasına, 15 günde iyileşecek şekilde yaralanmasına sebebiyet vermesi olayı; üste mukavemet hududlarını aşıp, üste fiilen taarruz mahiyetine dönüştüğü cihetle, hükmün bu nedenle vasıf noktasından bozulmasına karar verildi. (As.Yrg.5.D., 1.2.1989, E.71, K.57) Eline geçirdiği sopa ile üstü olan maktülün başına vurup, beyin kanaması neticesi ölümüne sebebiyet veren sanığın hareketinin As.C.K.nun 91/4 ncü maddesi içerisinde değerlendirilmesi gerekir. (As.Yrg.5.D., 29.3.1989, E.114, K.178) Bölükte onbaşı yokluğu sebebi ile onbaşılık görevi verilmiş olan değiştirici nöbetçi onbaşısının (er); nöbetin başlama saatinden makul bir süre önce nöbetçileri nöbete hazırlamak bakımından değiştirme işlemlerine başlaması görevinin gereği olup, bu saatte dahi onbaşılık görev ve sıfatının devam etmesi tabii olduğundan, 11 içtima mahalline geç gelen nöbetçi er tarafından uğradığı taarruzun üste taarruz (As.C.K. 91) olarak kabulü gerekir. (As.Yrg.Drl.Krl., 15.6.1989, E.170, K.162) Sanığın âmirini, kapıldığı ve ağır ve haksız tahrikin etkisiyle mutfaktan aldığı ekmek bıçağı ile karnından ve sırtından bıçaklayarak öldürmesi eylemi, As.C.K.nun 91/4 ncü maddesinde tarif edilen âmire fiilen taarruz neticesi onun ölümüne sebebiyet vermek olup, suçun T.C.K.nun 450/4 ncü maddesine temas ettiğine dair temyiz itirazında isabet görülmemiştir. (As.Yrg.5.D., 6.12.1989, E.460, K.612) Silahlı nöbetçi iken kendisini kontrola gelen devriye onbaşılarını ortada hiç bir sebep bulunmamasına rağmen dolduruş yaptığı tüfeğini tevcih ederek onları yerde süründüren, bunlardan birine silahının kasaturası ile dürten sanığın her iki mağdura karşı silahla üste fiilen taarruz suçunu işlediğinin kabulü gerekir. (As.Yrg.3.D., 9.1.1990, E.16, K.9) Hazır kıt'a subayı Atğm. tarafından nöbet yerlerini kontrol etmekle görevlendirilen sanık er'in, daha önce temin ettiği bir subay şapkasını giyip kendisine subay süsü vererek kontrol ettiği silahlı nöbetçiye "tekmili niçin yavaş veriyorsun" diyerek tokatla vurması amire fiilen taarruz suçunu teşkil eder. (As.Yrg.3.D., 5.6.1990, E.331, K.316) As.İnzibat erlerinin diğer erbaş ve erlerin üstü sayılabilmelerinin ancak karakol sıfatını haiz olmaları, bunun ise silahlı bulunmaları halinde mümkün olduğu; olay günü silahsız olarak görev yaptıkları sırada şehirde alkollü olarak dolaşan mağdur çavuş ve onbaşıya müessir fiil ika eden inzibat erlerinin üste fiilen taarruz suçunu işlediklerinin kabulü gerektiği.. (As.Yrg.Drl.Krl., 11.4.1991, E.88, K.77) T.S.K.lerinde çalışan bir sivil memurun bir ast gibi cezalandırılabilmesi için kendisinin veya amirinin hizmet halinde olması veya fiilinin hizmet gereklerinden doğması şarttır. Olayın, maktülün muayenehanesinde sohbet edilip içki içildiği sırada çıkan tartışma sonucunda meydana geldiği, hizmet, dolayısıyla amir-madun ilişkisinin geçerli olabileceği bir ortamın söz konusu olmadığı dosya kapsamından anlaşıldığından sanığın eylemi kasten adam öldürme niteliğindedir. As.C.K.nun 12 91/4 üncü maddesinin uygulanma kabiliyeti yoktur. (As.Yrg.3.D., 3.12.1991, E.508, K.620; Drl.Krl., 26.12.1991, E.169, K.166) Üstün ölümü veya vücudunda tahribat sonucu doğuran veya bu sonuçlar meydana gelmemekle birlikte cismani bütünlüğüne yönelik her türlü fiili taarruzda taamüt, kasten öldürme veya kasten yaralama kastı aranmaz. Üste fiilen taarruz kastıyla hareket edilmesi yeterlidir. (As.Yrg.Drl.Krl., 17.6.1993, E.56, K.55) Sanığın olay günü çavuşun kendilerine topluca küfür etmesi sonucu kapıldığı ağır ve haksız tahrikin etkisiyle mağdur çavuşa yumrukla vurduğu anlaşıldığından yerel mahkemenin bu doğrultudaki kabulünde ve suçu üste fiilen taarruz olarak nitelendirmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, maddenin az vahim hal fıkrası ve cezanın alt sınırından yapmış olduğu uygulamada ve sanığın suçu ağır tahrik altında işlediğini gözönüne alarak TCK.nun 51/3 ncü maddesi uyarınca cezadan 2/3 oranında indirim yapmasında, keza, takdiri tahfif sebeplerini nazara alarak TCK.nun 59 ncu maddesini uygulamasında yasaya aykırı bir cihet bulunmamıştır. (As.Yrg.4.D., 3.10.1995, E.684, K.681) Yapılan incelemede; 11.6.1994 günü öğle yemeği sırasında yemek duasını beklemeden yemeğe başlayan sanığa mağdur çavuşun müdahale edip önce bu sebeple tartıştıkları, bilahare mağdurun sanığa saldırıp boğazını sıkması ve vurması üzerine, sanığın da ona yumrukla vurup yaraladığı, böylece müsnet üste fiilen taarruzda bulunmak suçunun tüm unsurları itibariyle gerçekleştiği; ceza uygulaması yapılırken, mağdur çavuşun sanığın boğazını sıkıp ona vurması eyleminin tahrik hali kabul edilerek cezada indirim yapıldığı, tesis edilen mahkumiyet hükmünde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.(As.Yrg. 3.D., 10.10.1995, E.716, K.713) Dosyada mevcut deliller, sanık ve mağdurun anlatımı birlikte değerlendirildiğinde askeri mahkemenin ve Dairenin kabul ettiği gibi olayın cerayan ettiği 6.11.193 günü mevzilere yemek götürülmesi konusunda sanıkla mağdur arasında meydana gelen tartışmanın üzerine mağdur onbaşının sanığa küfür edip yumrukla ona saldırdığı, sanığında kendisini bu saldırıdan korumak amacıyla üstü bulunan mağdur onbaşıyı iteklediği bunu taarruz kastıyla yapmadığı bir itekleme 13 sonucu mağdurun; ayağı kayıp yere düşerken başını yemekhane kapısına çarpıp yaralandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu olayda sanığın üste fiilen taarruz kastıyla hareket etmediğini kabul ederek beraetine karar veren askeri mahkemenin bu kararında ve bu kararı aynı gerekçe ile onayan Askeri Yargıtay 3. Daire kararında herhangi bir isabetsizlik ve yasaya aykırılık bulunmadığı hk..(As.Yrg. Drl.Krl.7.12.1995, E. 123, K. 122) Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 25.9.1995 günlü mütalasına göre mağdur çavuş S.F.’nın yüzündeki yara TCK.nun 456/2 nci maddesi kapsamında çehrede sabit eser niteliğinde olup, ancak çehrede daimi değişiklik niteliğinde görülmemiştir. Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin 12.12.1972 gün ve 1972/420-410, 2 nci Dairesinin 14.7.1965 gün ve 1965/673-675 sayılı ilamlarında da açıkça vurgulandığı gibi tahribat vücudun harap olan noktasının doğal görevini yapamamak halini kapsamaktadır. Mağdur Çvş. S.F.’nın yüzündeki yara sabit eser niteliğinde olmakla beraber tahribat olarak kabul edilmesi mümkün olmadığından sanığın eylemi tehlikeli aletle üste fiilen taarruz suçunu oluşturmakta olup As.C.K.nun 91/2 nci maddesi uyarınca uygulama yapılması yerine aynı Kanunun 91/4 ncü maddesi uyarınca uygulama yapılması kanuna aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir. (As.Yrg.5.D., 13.3.1996, E.146, K.144) As.C.K.nun 91. maddesinde tanımlanan "Üste fiilen taarruz" suçu sırf askeri suç niteliğinde olduğundan, As.C.K.nun 47 ve 647 S.K.nun 4/son maddeleri gereğince, bu suçtan hükmolunan özgürlüğü bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi ve ertelenmesi olanaksızdır. (As.Yrg.3.D., 2.7.1996, E. 393, K. 392) 30.10.1995 günü nöbet listesine göre nöbetçi çavuşu olan Dz. Er M.D.'in gemiye ikmal gelmesi üzerine sanığa ikmal taşımasına gitmesini söylediği halde sanığın gitmemesi üzerine aralarında çıkan tartışma sonunda sanığın nöbetçi çavuşu olan Dz. Er M.D.'e yumrukla vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan As.C.K.nun 91/1 (az vahim hal cümlesi) ve T.C.K.nun 59/2 maddeleri gereğince Beş Ay Hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; İç Hz.Yönt.liğinin 399/1, 485, 486 ncı maddesi hükümleri karşısında, Er M.D.'e nöbetçi çavuşluğu görevinin verilmesi mümkün olmadığı gibi adı geçen erin 14 mevzuat hükümlerinden doğmayan bir yetkinin kullanılmasından dolayı amir sayılması da mümkün değildir. Bu itibarla, sanığın, M.D.'e karşı işlediği müessir fiil eyleminin üste fiilen taarruz suçunu değil, T.C.K.nun 456 ncı maddesinde tarif edilen müessir fiil suçunu oluşturduğu anlaşılmakla usulüne uygun şikayet bulunmadığı dikkate alınarak sanığın eylemi ile ilgili olarak düşme kararı verilmesi gerekirken yazılı biçimde mahkumiyet kararı verilmiş olması kanuna aykırı görülmüştür. (As.Yrg.2.D., 27.11.1996, E.760, K.758) Bilindiği üzere, üste fiilen taarruz suçu, kasti suçlardan olup, bir eylem sonucu bu suçun oluşabilmesi için maddi unsur yanında, manevi unsurun, yani üste fiilen taarruz kastının da bulunması gereklidir. Gerek sanığın, gerekse mağdur ve tanıkların baştan sona kadar özellikle komutanlıkça alınan ifadeleri dahil olmak üzere her aşamadaki anlatımları gözönüne alınıp değerlendirildiğinde yaralama olgusunun kasten olmadığı çok açık bir biçimde belirlenmektedir. Mağdur P.Onb. N.U.'un sol göğsünde doktor raporuyla saptanan kesinin 2 mm. derinliğinde ve 1 cm. uzunluğunda yüzeysel nitelikte olması da, bir saldırı fiilinin bulunmadığını ve özel bir kuvvet ve gayret sarfedilmediğini ortaya koymaktadır. Bu veriler karşısında, yaralamanın tamamen şakalaşma sırasında taksirle meydana geldiği sonuç ve kanısına varılmaktadır. Bu nedenle, yerel askeri mahkemenin sanığın eyleminin tedbirsizlik dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu şeklindeki kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemektedir. (As.Yrg.5.D., 27.11.1996, E.730, K.725) Sanığın, 13.5.1996 tarihinde istirahat sırasında P.Onb. S.K.'ın kendisine "boyun uzun yakışırsın alaya, bu akıl sende iken s...mi gidersin sılaya" demesi üzerine maruz kaldığı ağır ve haksız tahrikin etkisiyle Onb. S.K.'a tokatla vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediğinin kabulüyle eylemine uyan As.C.K.nun 91/1 (az vahim hal cümlesi) ve TCK.nun 51/son maddeleri gereğince iki ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olmasında herhangibir isabetsizlik görülmediği.. (As.Yrg.2.D., 25.12.1996, E.818, K.814) Sanığın olay günü 1 nolu mevzi nöbetçisi olduğu sırada nöbet yerini terk etmesi nedeni ile nöbet yerine geçmesi (gitmesi) için önce bir er ile haber gönderen, 15 bilahare kendisi giden Tabur Nizam Karakolu Nöbetçi Subayı Mağdur Atğm. (..)'a karşı tüfeğini tam dolduruş haline getirerek ve tevcih ederek mağduru yüzü yere gelecek şekilde yere yatırdığı, olayı uzaktan gören ve olay mahalline gelen tanık erlerin müdahalesi ile sanığın tüfeğinin elinden alınıp mağdurun yerden kaldırıldığı şeklinde cereyan ettiği anlaşılan dava konusu olay nedeni ile sanığın eyleminin sabit görülüp cereyan tarzı ve sonucu itibarı ile silahla üste fiilen taarruza teşebbüs suçu olarak nitelenmesinde kanuna aykırılık bulunmadığı hk.. (As.Yrg.2.D., 15.1.1997, E.26, K.23) Ceza yargılamasında maddi olayın kesin şekilde, nasıl oluştuğunun tesbiti gerekmektedir. Sanıkların olay sırasındaki eylemlerinin tam olarak ortaya konması için mağdurla sanıklar arasında ne gibi olayların cereyan ettiği, sanıkların mağdura vurup vurmadıkları, vurma olmadığı takdirde vurmak için teşebbüs edip etmedikleri, sanıkların konumları ve davranışlarının açıkça ortaya konulmasından sonra hüküm kurulması gerekirken, yapılmadan mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olup, hükmün noksan soruşturma yönünden (oyçokluğu ile) bozulması gerekmiştir. (As.Yrg.5.D., 19.3.1997, E.185, K.183) Disiplin ceza ve tutukevinde gardiyan olarak görevli olan sanıkların, onbaşı olduğunu bildikleri mağdura, müessir fiil niteliğindeki eylemlerinin, As.C.K.nun 91 nci maddesinde düzenlenen üst'e fiilen taarruz suçunu oluşturacağı hk..(As.Yrg.3.D., 1.4.1997, E.189, K.188) As.C.K.nun 91/4 ncü maddesinde yazılı suç netice suçu olup, yerleşmiş Askeri Yargıtay İçtihatlarına göre, öldürme kasdedilmese bile amirine fiilen taarruz sonucu ölümün meydana gelmesi halinde sözü geçen maddede yazılı suç oluşacaktır.(As. Yrg.1.D., 7.5.1997, E.216, K.326) Dikimevi müdürlüğünün yazısına göre, yemeklerin mutfaktan alınıp, yemekhaneye getirilmesi faaliyetinin tamamen askeri hizmete yönelik ve dikimevi müdürünün emri ile malum ve muayyen hale getirilmiş bir askeri hizmet olduğu kuşkusuzdur. Ancak olay sırasında mağdur Onb. H.T.B.den taşımaya yardım talep eden sanığın mağdurun “taşımıyorum lan a….koydumun çocuğu” şeklideki ortaya çıkan haksız ve suç teşkil eden eylemi ile askeri hizmet kesildiğinden sanık hakkında 16 As.C.K.nun 91/1 nci maddesinin uygulanması gerekir. (As.Yrg.Drl.Krl., 24.04.1998, E.1998/57, K.1998/56) Kalorifer tesisatında kullanılan demir su borusu, bereleyici niteliği itibariyle, TCK.nun 189 uncu maddesinde tanımlanan silah veya en azından As.C.K.nun 91/2 nci madde ve fıkrası yönünden daha geniş anlam ifade eden “tehlikeli” alet sayılır. (As.Yrg.Drl.Krl., 17.12.1998, E.1998/180, K.1998/173) Sanığın olay esnasında mağdurun, kendisinden bir yıl kıdemli olduğunu yani üstü olduğunu bilmediği, en azından bilip bilmediği hususunun şüpheli kaldığı şeklindeki Dairenin değerlendirmesinde ve kabulünde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varıldığından, aksi düşünceye dayalı itirazın reddine karar verilmiştir. (As.Yrg.Drl.Krl., 17.12.1998, E.1998/171, K.1998/172) Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 20.3.1977 gün ve 1977/44-37, 25.10.1990 gün ve 1990/124-118, 20.3.1997 gün ve 1997/47-47 esas ve karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere, As.C.K.nun bazı suçlar için, az vahim hal kabul etmesine ve bu ahvalde daha az ceza tertip etmiş olmasına rağmen; bu deyimin bir tanımını yapmadığı gibi hangi durumların varlığında kanunun bu haline ilişkin cezanın uygulanacağı hususunda hakime bir direktif de vermemiştir. Ancak kanunun “az vahim hal” e işaret ettiği hallerde de suç unsurları aynı olduğuna göre, bu halin tamamen şahsa bağlı olan “takdiri tahfif” sebebi olmadığı açık ve seçiktir. Şu halde, zaman ve mekana, eylemin işleniş tarzına ve gayesine yahut suçtan doğan neticenin ağırlığına veya hafifliğine göre “az vahim” halin uygulanıp uygulanmayacağını hakim takdir edecektir. Diğer bir ifade ile kanunda uygulama koşulları gösterilmemiş bulunan “az vahim hal” in uygulanması hakimin genel takdir haklarına ilişkin bir cihettir. Bu nedenledir ki, bütün takdir haklarının kontrolünde olduğu gibi, bunun da kontrolü ancak, takdirin objektif kıstaslara dayanıp dayanmadığı, makul ve mantiki olup olmadığına, takdirde herhangi bir zaafa düşülüp düşülmediğine ilişkin olabilecektir.(As.Yrg.1.D., 17.3.1999, E.1999/121, K.1999/119) Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 12.3.1969 Gün ve 1969/4-4 sayılı kararında çok açık şekilde dile getirildiği gibi eylemin hizmet esnasında 17 yapıldığının kabulü için tarafların her ikisinin de filhal hizmette bulunmaları, aralarında hizmet münasebetinin teessüs etmesi, fiilin hizmet gereklerinden doğmuş olması gerekmekte olup tüm tanık beyanlarına göre Onb. N.Y.’ın çalışan erlere istirahat verdiği, istirahat sona erip hizmet başlamadan önce Onbaşının sanığa küfür edip sopa ile vurmasından sonra sanığın da üste fiilen taarruz suçunu işlediği anlaşılmakla tarafların her ikisinin de hizmet halinde bulunmaları şartı gerçekleşmediğinden (hizmet hali unsuru ortadan kalktığından) askeri savcı ile sanığın bu konudaki temyiz itirazları yerinde görülerek sanığın As.C.K. 91/1 maddesi yerine aynı kanunun 91/2 maddesi uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmünde isabet bulunmadığından hükmün vasıf yönünden bozulmasına karar verilmiştir. (As.Yrg.5.D., 22.12.1999, E.1999/799, K.1999/796) Sanığın, üst’ü olan Ütğm. Ü.’ı tehlikeli alet olan jiletle yaralamış olması sebebiyle hakkında As.C.K.nun 91/2 nci maddesinden uygulama yapılması gerekirken 91/1 nci maddeden ceza tertip edilmiş olmasının kanuna aykırı bulunmadığı hk.(As.Yrg.2.D., 12.1.2000, E.2000/5, K.2000/) Sanığın, belirtilen olayda tartışma ve hakaretin devamında mağdur silahlı nöbetçinin elinden tüfeğini zorla aldığı ve tüfeğin dipçik kısmı ile mağdura vurmaya çalıştığı, ancak oraya gelenler ve orada bulunanlar tarafından vurmasına mani olunduğu, dolayısıyla sanığın amire fiilen taarruza teşebbüs suçunu işlediği, bu durumda tüfeğin silah gibi kullanıldığının söylenmesinin mümkün olmadığı, yine Askeri Mahkemenin kabûl ettiği şekilde bu olayda bu tüfeğin tehlikeli bir alet gibi kullanıldığının söylenmesinin de mümkün olmadığı, zira tüfeğin dipçik kısmı ile mağdura vurulmak istenmesinin akabinde isabetin nereye olacağı ve ne şiddette bu darbenin meydana geleceği kesinlikle ortaya konamadığı sürece, bu tüfeğin sopa gibi kullanılmak istendiğinin kabulünün daha gerçekçi ve hakkaniyete uygun bulunacağı, dolayısıyla suçun tehlikeli aletle işlendiğinin Askeri Mahkemece kabûlünde isabet bulunmadığı sonucuna varılarak, sanığın mücerret temyizine atfen sanık hakkında As.C.K.nun 91/1 maddesi yerine 91/2 maddesi uyarınca uygulama yapılması isabetsiz ve yasaya aykırı olduğundan, amire tehlikeli aletle fiilen taarruza teşebbüs suçu ile ilgili olarak kurulan mahkûmiyet hükmünün bozulması yoluna gidilmiştir.(As.Yrg.1.D., 9.2.2000, E.2000/76, K.2000/74). 18 26.5.1998 günü saat 00.30 ile 02.30 arasında alarm kapı nöbetçisi olan sanığın, devriye Onbaşısı olan M.Ö. tarafından erken uyandırıldığı gerekçesiyle aralarında çıkan münakaşanın doldur-boşalt istasyonuna giderken de devam ettiği ve Onbaşının kendisine sarfettiği “seni süründürürüm, askerliğini yakarım” sözleri üzerine ona vurarak müsnet suçu işlediği iddiası ile kamu davası açıldığı ve mahalli mahkemece suçun oluştuğu kabul olunarak As.C.K.nun 91/1 (az vahim hal fıkrası) ve T.C.K.nun 51/1, 59/2 nci maddelerine göre neticeten 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmıştır. Dosya içeriğine göre sanığın nöbet yerine giderken Onb. M.Ö.’in yukarıda belirtilen sözleri sarfetmesi nedeniyle hafif tahrik altında ona vurarak üst’e fiilen taarruz suçunu işlediği tanıklar ile mağdurun birbirini teyit eden ifadeleriyle sabit olduğundan sanığın sebep belirtmeksizin yaptığı temyiz istemi redolunarak hükmün onanması cihetine gidilmiştir.(As.Yrg.2.D., 29.3.2000, E.2000/179, K.2000/176) Hopa Ilçe Jandarma Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olan sanığın, 23.6.1998 günü saat 07.00 sıralarında, kendisini bölük komutanının odasında televizyon seyretmekte iken gören Uzm.J.Çvş. M.. tarafından tokatla dövülüp, içtimaya gönderildiği, ancak sanığın içtimaya çıkmadığını anlayınca, Uzman J.Çvş. M..’ın bizzat koğuşa gelerek emrini tekrarladığı, biraz önce meydana gelen tokatlama olayına sinirlenmiş olan sanığın bunun üzerine üstü uzman çavuşa yumrukla vurarak üste fiilen taarruz suçunu işlediği dosya kapsamından anlaşılıp subut bulmuş olduğundan, yerel Askeri Mahkemenin bu doğrultudaki kabulüyle, takdir ve uygulamasında yasaya aykırı bir cihet görülmediğinden sanığın temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.(As.Yrg.4.D., 12.4.2000, E.2000/265, K.2000/263) Jiletle işlenen üste fiilen taarruz suçunun tehlikeli aletle işlenmiş sayılacağında tereddüt olmayıp, yerleşmiş Askeri Yargıtay içtihatları da bu yöndedir.(As.Yrg.1.D.,17.5.2000, E.2000/339, K.2000/336) As.C.K.nun bazı maddelerinde geçen, örneğin 91 ve 117 nci maddelerde olduğu gibi, “az vahim hal” ifadelerinin herhangi bir tanımı bulunmamaktadır. Ancak, yargı kararlarıyla, “az vahim hal”, zamana, mekana, suçun işleniş şekline, 19 sanığın amacına, kastının yoğunluğuna, eylemin sonucunun ağırlığına veya hafifliğine göre belirlenmektedir.(…) As.C.K.nun 91/2 nci maddesinin birinci cümlesinde “vahim hal” şeklinde bir husus olmayıp, ikinci cümlesinde sadece “az vahim hal”den sözedilmektedir. Bu nedenle, “az vahim hal”in karşı anlamı, “vahim hal”dir, şeklindeki bir düşünceyle, anılan maddeye göre “vahim hal”den ceza tayin ve tesbit edilmesi yasal yönden mümkün değildir.(As.Yrg.5.D., 17.5.2000, E.2000/292, K.2000/289) Sanığın, 31.7.1999 tarihinde J.Uzm.Çvş.C.Ü.’nün kendisine vurması sonucunda üst’ü olan Uzman Çavuşa vurmak suretiyle hakkında mahkumiyet kararı verilen suçu işlediği mağdur, tanık anlatımları ve doktor raporu ile sabit bulunduğundan keza tanık M.B.’ın ifadesinde yer alan ve sanığın tekme salladığını belirten ifadesi dahi As.C.K.nun 91/1 nci maddesinden hüküm kurmaya yeterli bulunduğundan sanığın subuta yönelik itirazları yerinde bulunmadığı gibi söz konusu suçtan verilen cezaların para cezasına çevrilmesine, tecil edilmesine 647 S.K.nun 4/son, As.C.K.nun 47/A maddeleri imkan vermediğinden bu konulara yönelik itirazlarda yerinde görülmeyerek bozmayı gerektirecek mahiyette bir isabetsizlik bulunmayan hükmün onanmasına karar verilmiştir.(As.Yrg.4.D., 21.6.2000, E.2000/484, K.2000/482) 01.07.1999 günü aksam yemeğinden sonra gece eğitimine gitmek üzere sorumlu olduğu koldaki askerlere emir veren mağdur P.Onb. F.Ç.’ın emrinde yolda kol halinde giderken sanığın kendi kendisine söylendiği, mağdurun konuşmaması hususunda sanığı ikaz etmesi üzerine sanığın mağdur Onbaşıya karşı “konuşursam ne olur, ...sk.seni” dediği ve mağdura doğru yöneldiği, mağdurun sanığı eli ile iterek sıraya geçmesini söylediği, bunun üzerine sanığın tüfeğinin dipçiği ile mağdura vurduğu, sanığın böylece üste hakaret ve hafif haksız tahrik sonucu üste fiilen taarruz suçunu işlediği sabit görülerek As.C.K.nun 85/1, T.C.K.nun 59/2 ve As.C.K.nun 91/1 (az vahim hal cümlesi) T.C.K.nun 51/1, 59/2 nci maddeleri uygulanarak sonuç itibarı ile beş ay beş gün hapis cezası ile mahkumiyetine karar verilmiş ise de; Dava konusu olaydan 12 gün sonra hastaneye yatırılan, 16.07.1999 20 günü “iki ay sonra kıt’a anket formu ile beraber kontrole gönderilmek üzere 5 (beş) gün istirahatle birliğine taburcu” edilen sanığın hastanece istenen kıt’a anket formu ile hastaneye sevkinin yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonucunun ne olduğunun araştırılmadığı, dosyada bu konuda hiçbir bilgi ve belge bulunmadığı, Tabip bilirkişi incelemesi yapılır iken bu raporun göz önüne alınıp alınmadığının da dosyadan anlaşılamadığı, sonuç olarak sanığın ruhsal durumunun, suç tarihlerinde ve halen askerliğe elverişli olup olmadığının, cezai ehliyetinin tam olup olmadığının, ayrıca huzuren tesbit olunan 26.04.2000 tarihli sorgusunda da ısrarla kalbinden rahatsız olduğunu beyan eden sanığın bu savunması üzerinde de durulması gerekir iken durulmadığı ve araştırılmadığı anlaşıldığından sanık müdafiinin yerinde görülen noksan soruşturmaya ilişkin temyizine atfen ve re’sen her iki hükmünde açıklanan noksan soruşturma sebebleri ile bozulmasına karar verilmiştir.(As.Yrg.2.D., 13.9.2000, E.2000/501, K.2000/494) 21
Benzer belgeler
477 SAYILI DİS.MAH.K.1 Amir ve üste saygısızlık
Ankara 2010, 1.Baskı, 1635 sayfa" isimli kitaptan alınmıştır. Buraya yapılan alıntılar için
YAZARIN AÇIK İZNİ MEVCUTTUR.Burada yer alan tüm dosya ve açıklamalardan alıntı
yapmak için, alıntı yapıla...
Hakikata muhalif rapor, lâyiha, sair evrak tanzim ve ita edenler 1
sayfa" isimli kitaptan alınmıştır. Buraya yapılan alıntılar için YAZARIN AÇIK İZNİ MEVCUTTUR.
Burada yer alan tüm dosya ve açıklamalardan alıntı yapmak için, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare
e...
ASKERİ CEZA KANUNU Firar ve cezası Madde 66
alıntı yapılan ve askerihukuk.net isimli web sitesine konulan bu dosya ve
açıklamaların tüm hakları anılan kitabın yazarı (E.) Hak.Alb. Orhan ÇELEN'e aittir." Bu
ibare eklenmek şartıyla, buradaki d...
Mukavemet ve cezası1 Madde 90 - 1. Bir âmiri
sayfa" isimli kitaptan alınmıştır. Buraya yapılan alıntılar için YAZARIN AÇIK İZNİ MEVCUTTUR.
Burada yer alan tüm dosya ve açıklamalardan alıntı yapmak için, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare
e...
477 SAYILI DİS.MAH.K.1 Hizmete mahsus eşyanın
sayfa" isimli kitaptan alınmıştır. Buraya yapılan alıntılar için YAZARIN AÇIK İZNİ MEVCUTTUR.
Burada yer alan tüm dosya ve açıklamalardan alıntı yapmak için, alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare
e...