ANKARA ÇİĞDEMİ
Transkript
ANKARA ÇİĞDEMİ
ANKARA ÇĐĞDEMĐ ANKARALI GEZGĐNLER BÜLTENĐ Sayı: 5, Sonbahar 2009 Çubuk Barajı’nda Gezinti Sinope’nin Çağrısına Kulak Verin Dünyadan Bazı Đlginç Gelenek ve Görenekler Türkiye’nin Popüler Tematik Rotaları Amsterdam’da Bir Ankara Resmi ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) EDĐTÖRDEN________________________________________________ Ankaralı Gezginlerde Nöbet Değişimi... Dört sene önce bir grup Ankaralı gezginle başlayan birlikteliğimiz zaman içinde büyüyerek dördüncü yıldönümümüzü kutladığımız bugün üye sayısı 400'e yaklaşan büyük bir aileye ulaştı. Aile sözcüğünü lafın gelişi seçmedim, biz bir aileyiz, çünkü; - Tüm yazışmalarda bir moderasyon denetimi uygulanmadığı halde grup konseptine bağlı kalan, posta kutularımızı geziyol-yolculuk ve Ankara teması dışında mesajların işgal etmediği özgün bir grup Ankaralı Gezginler... - Đlgilenenlerin kendilerini tanıtarak üye olduğu, takma isimlerin kullanılmadığı, zaman zaman cep telefonu vb özel bilgilerin hiç çekinilmeden mesajlarda yer aldığı bir grubuz... - Bir dernek veya vakıf gibi yasal bir statüye ihtiyaç duymadan dahi çeşitli sosyal ve kültürel etkinlikler gerçekleştirebilen bir model özelliği taşıyoruz... - Dört yılda gerçekleştirdiğimiz dört kitap, üç sergi hepimiz için övünç duyulabilecek başarılardır. - Grubumuz ayrıca giderek işlevini daha çok yerine getirmektedir, henüz her sorunun cevabını veremiyor olsak da artık daha çok soru ve daha çok yanıt alıyoruz, böyle gidersek zaman içinde Türkiye’nin ve dünyanın her tarafından en güvenilir ve pratik bilgileri alabiliyor olacağız... - Artık daha çok ve hepsini de keyifle okuduğumuz gezi yazıları geliyor... - Bir haksızlığa uğradığımız zaman (facebook’daki ikinci grup olayı gibi) bir çok üyemizden gelen destek mesajları da güzel bir aile reaksiyonu olarak dikkat çekmektedir... - Her gün yeni gezginlerle tanışıyoruz ve yeni rotalara açılıyoruz. Örneğin, Ankaralı Gezginler olmasaydı Đzmir’den ve Amerika’dan iki gezgin nasıl birbiriyle tanışıp, dünyanın bir başka köşesine aylar süren bir yolculuğa çıkabilirdi? - Yönetim modeli olarak da çok özgün bir gelenek oluşturduk ve sürdürüyoruz. Aramıza yeni katılanlar için hatırlatmak gerekirse her yönetici en çok iki yıl görev yaparken bir öncekilerle kademeli olarak değişmekte, böylece her yeni dönemde bir önceki dönemden devam eden yöneticiler deneyimlerini yeni arkadaşlarla paylaşmaktadırlar. Hep eleştirdiğimiz parti veya sendika başkanları gibi sürekli yönetimde kalmak yerine en başarılı olunduğu anda bile görevi yeni arkadaşlara devretmek grubumuzun yazılı olmayan bir kuralı olarak işlemektedir. Bunlar ve benzerleri daha bir çok özelliğimiz nedeniyle giderek daha çok ilgi gören ve takdir edilen bir grup oluyoruz. Ancak bütün bunlar kolay olmadı ve olmuyor, geldiğimiz aşama başta eski ve yeni tüm üyelerimizin ve değerli yöneticilerimizin eseridir. Kendi, yöneticilik dönemimden iyi biliyorum ki bu grupta yöneticilik yapmak zordur. Sabır ve fedakarlık ister. Bu vesileyle şimdiye kadar yöneticilik yapmış arkadaşlarımızın isimlerin anmak isterim. Grubumuzda çeşitli dönem ve sürelerde görev yapan Feyza Kelly, Belkıs Ceyla Çetinsoy, Pınar Şenel, Z.E.Deniz Oğuz, Hasan Berk Baysal ve Đmran Yüce çok yoruldular, çok yıprandılar ama çok güzel işler de yaptılar. Hepsine kendim ve sizler adına ayrı ayrı teşekkür ederken göreve devam eden Hasan Berk Baysal ile birlikte yeni yöneticilerimiz Necati Ekmekçioğlu ve Acar Şensoy’a en içten başarı dileklerimi sunuyorum. Đlerde sizlerle birlikte kutlayacağımız yeni yaş günlerinde tekrar tekrar birlikte olmak dileğiyle... Rijkmuseum’da bulunan ve yapılış tarihi ile ressamı bilinmeyen yağlı boya bu tablo Ankara’nın bilinen en eski resmi olma özelliğini taşıyor. Tahminen 300 yıl öncesinin Ankara panoraması olan bu resim 117 x 198 cm ebadında ve müze kayıtlarında “Ankara Manzarası” olarak geçiyor. Yakın zamana kadar Halep’e ait olduğu zannedilen bu resmin Ankara’ya ait olduğu 1970 yılında Prof. Dr. Semavi Eyice tarafından kanıtlanmış. Ankara Manzarası’nın üst tarafında; o zamanlar kentin merkezi olan Ankara Kalesi, alt tarafında ise 18. yy Ankara’sının ticaret hayatının esasını teşkil eden tiftik dokumacılığından sahneler görülüyor. Đçindekiler 4,5 - ÜYELERĐMĐZ Murat Özsoy, Rüştü Hatipoğlu 6 - ANKARA’DAN Çubuk Barajı 7 - GEZ/DĐNLE Hellas, Anthology of Greek Bouzouki 8 - TÜRKĐYE’DEN Sinop 9 - GEZ/OKU Her Yere Uzak Topraklar 10 - DÜNYADAN Đlginç Gelenek ve Göreneklerden Örnekler 12 - GEZGĐNCE Türkiye’nin Popüler Tematik Rotaları 13 - OBJEKTĐF Haluk Sargın 14 - ANKARA KÜTÜPHANESĐ 15 - ANKARA/ANKARA... 16 - DĐZELERDE ANKARA Ahmet Özer . ANKARA ÇĐĞDEMĐ ANKARALI GEZGĐNLER BÜLTENĐ Ankaralı Gezginler elektronik iletişim grubu tarafından yayınlanır. Ücretsizdir. Burada yayınlanan yazı, haber, fotoğraf, resim vb kaynak gösterilerek ve sahiplerinden izin alınarak kullanılabilir. Editör: Timur Özkan http://groups.yahoo.com/group/ankaraligezginler [email protected] 2 ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) KISA KISA _________________________________________________________ Geleceğin Ankaralı 3. Ankara Kale Festivalinden... gezginleriyle berberdik... Latin Amerika Portreleri Sergisi... Altındağ Belediyesi ile Ankara 8. Uluslararası Lösemili Çocuklar Kalesi Derneği’nin ortaklaşa Koordinatörlüğünü üyelerimizden Haftası kapsamında, 30 Mayıs düzenlediği geleneksel festivalin Berrin Cerrahoğlu’nun yaptığı ve 2009’da Kuğulu Park’ta üçüncüsü 11 - 14 Haziran tarihleri Nezih Danyal Karikatür Vakfı ile düzenlenen LÖSEV Şenliği ile 18 arasında gerçekleştirildi. Geçen Venezüella Bolivar Cumhuriyeti Haziran 2009’da Bilkent Doğu yıllara kıyasla bazı tanıtım Büyükelçiliği’nin ortaklaşa Kampüsü’nde düzenlenen ĐDV aksaklıklarının yaşandığı festival düzenlediği “Latin Amerika Özel Bilkent Đlköğretim Okulu’nun çerçevesinde düzenlenen çeşitli Portreleri” sergisi 15 Haziran 2009 Döner Günü’nde geleceğin konserler, imza günleri, halk tarihinde Çankaya Belediyesi gezginleriyle beraber olduk, oyunları, el sanatları, resim ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, onlara ve diğer katılımcılara fotoğraf sergileri, dans gösterileri, Venezüella ve Küba grubumuzu tanıttık. Kuğulu paneller vb etkinlikler arasında büyükelçileriyle birlikte birçok Park’taki standımızın sürpriz grubumuz üyelerinden yazar- üyemizin de katıldığı bir kokteylle ziyaretçisi kameralara böyle tarihçi Ömer Türkoğlu ile birlikte açıldı. yansıdı. (Foto: Nesrin Armağan) meslektaşı Kudret Emiroğlu’nun katıldığı “Đmparatorluktan Cumhuriyete Ankara” konulu bir söyleşi de yer aldı. 400. Üyemiz... binrota.com yazarlarına üçüncü defa kitap hediye etti... 5 Haziran 2005’de bir grup Ankaralı gezginle başlayan Kuruluşunun birinci yılında yolculuğumuz 26 Temmuz “binrota.com Yazarlarından 2009’da aramıza katılan 400. Dünya Kadar Bilgi” adıyla bir kitap üyemiz Özlen Tanyolaç ile devam yayımlayan ve yazarlarına sık sık ediyor. Kendisine katılacağı ilk kitap hediye eden bir internet etkinlikte üç ciltlik Ankaralı sitesi olarak dikkat çeken Gezginler kitap seti hediye binrota.com’a bir çok üyemiz de edeceğimiz yeni üyemize hoş yazıyor... geldin diyoruz. Değerli Ankaralı Gezginler, burada yayımlanmasını istediğiniz etkinlik haberlerinizi ve ayrıca ANKARA ÇĐĞDEMĐ hakkında her türlü görüş, eleştiri ve önerilerinizi ve de Ankara’dan, Türkiye’den Dünya’dan gezi yazılarınızı [email protected] adresine bekliyoruz. ANKARA ÇĐĞDEMĐ'nin önceki sayılarını; grubumuzun ana sayfasındaki Files'dan E-dergi "Ankara Çiğdemi" klasörünü veya http://groups.yahoo.com/group/ankaral igezginler/files/%20EDergi%20%20%22Ankara%20Cigdemi %22/ adresinden ilgilendiğiniz sayıyı tıklayarak okuyabilirsiniz. Eğer açılmıyorsa dosya adı üzerinde sağ klikle Yeni Pencerede Aç yapabilir, bilgisayarınıza indirmek için aynı şekilde sağ klikle Hedefi Farklı Kaydet, yazdırmak için ise Hedefi Yazdır fonksiyonlarını kullanabilirsiniz. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) ÜYELERĐMĐZ ____________________________________________________ Seçkin Gezgin; Rüştü Hatipoğlu “Geçkin Gezgin” kulağa esprili geliyor ama izninizle ben “Seçkin Gezgin” diyeceğim, önce sizi kısaca tanıyalım, Rüştü Hatipoğlu kimdir, ne iş yapar? Neden gezer? Sıra dışı gezilere çıkıyorsunuz, doğaya ilginiz nereden kaynaklanıyor? Everest Ana Kampı’na yolcuğunuzu kısaca anlatır mısınız? Böyle bir yolculukta rehberin vefatı çok beklenmedik bir durum, neler hissettiniz? Son olarak biraz da internet sitenizi tanıtır mısınız? Tüm gezilerinizi orada okuyabiliyor muyuz? Rüştü bir fanidir ki neredeyse bebekliğinden beri gezgindir… Ankara-Polatlı yolunda gördüğü çingene obaları ona bu virüsü aşılamıştır… 51’in bir Haziran gününde dünyamızı rahatsız etmeye başlamıştır… Gezmiş, tozmuş, okumuş ve sonunda gariban bir memur olmuştur… Bakmış ki memurluk onun harcı değil, başlamış kaçamaklara… Hafta sonları doğa yürüyüşleri ve sonunda bir dağ macerasına davet… Kaçkar’lar… Olağanüstü bir deneyim… O güne kadar kendisini sadece bir gezgin ve doğa fotoğrafçısı olarak gören Rüştü’yü Kaçkarlar’la sevişmeye başladıktan sonra delicesine bir dağ tutkusu sarmalamaya başlamış. Đşte bundan sonra artık onu durduracak bir şey yok gibi görünüyordu… Önce Emler (Toros’lar) – 3723 m, sonra Ağrı zirve denemesi (5.138m) [4.440m, çıkılan yükseklik], sonra en fazla çıkılan yükseklik, Annapurna Ana Kamp, 4.130 m. Annapurna zirve dünyanın en yüksek 14 zirvesinden biri. Sonra vatanına dönüyor ve bir ayda dört zirve yapıyor; KIZLAR SĐVRĐSĐ (3070 m), BEYDAĞLARI, Antalya (2122 Haziran 2008) KÜÇÜK HACET ZĐRVESĐ (2548 m), ILGAZ DAĞLARI, Çankırı (29 Haziran 2008) MEDETSĐZ ZĐRVESĐ (3524 m), BOLKARLAR, Niğde (12-13 Temmuz 2008) ESENCE ZĐRVESĐ (Keşiş Tepe) (3549 m), ESENCE DAĞLARI, Erzincan (18-20 Temmuz 2008) Artık bundan sonra daha büyük hedeflere yönelmek arzusu ile Everest’e tırmanmanın ilk aşamalarını yaşama duygusunu gerçekleştirmek için Everest Ana Kamp ve Island Peak yolculuğuna soyundu. Haziran 2008 tarihinden başlamak üzere bir birikim yaratmaya başladı. Zaten, eminim bütün gezginlerin en önemli sorunu bu… Ha, deyip çıkamıyorlar yola… Tabii, ezbere gitmek söz konusu değil, Katmandu’da bir önceki seneden tanıdığı ve işbirliği yaptığı bir seyahat acentesi ile temasa geçip seyahat programını hazırladı. Geçen sene yaptığı gibi yine bu işe solo olarak girişti… Nisan ortalarında gitti Nepal’e. Bunun artısı da vardı eksisi de… Artısı – çok kalabalık değildi yol (gerçi ona göre kalabalıktı ya…), eksisi ise – hava çok dengesizdi… Bir açıyor bir kapatıyordu ki bu da muhteşem dağların olağanüstü görüntülerine tanık olmasını engelliyordu. Ekspedisyonları, normal plana göre üç gün eksik oldu, zira hastalıklar ve bunun yarattığı sorunlar ekspedisyonun kısa kesilmesine neden oldu. Island Peak tırmanışı iptal oldu… Burada ilk defa bir dağdaşın gereksinimini yaşadı… Keşke bir dost olsaydı yanında… Normal koşullarda bu dağdaş senin rehberindir… Ama, nedendir bilemiyorum benim dağdaşımla bir türlü yıldızımız barışmadı. Sorunlar yaşaması gereken, ilerleme konusunda ağır ama güçlü ben iken tam aksine D.B. gittikçe güçten düşüyor. Ben zannediyorum ki benim yaşadığım tarzda benzer basit bir rahatsızlık yaşamakta… Fakat geçen her dakika onun gittikçe kötüleştiğini gösteriyor. Tüm ısrarlarıma rağmen bir türlü Hillary Hastanesine gitmeyi reddediyor. Artık gitmeyi kabul ettiğinde de iş işten geçmek üzereymiş ama ben bunun hiç farkında bile değildim… Son günlerde aramız hiç iyi değildi… Hep kavgalı ve gergindik… Ama hala bu tatsız sonun bunalımını yaşamaktayım… Bir türlü kabul edemiyorum… Çocuk çok gençti… Đnanılır gibi değil, dağ hastalığından ölen bir şerpa… Ve ben hala ayaktayım… Ve nasıl kızıyorum bu çocuğa inanamazsınız… Ona sinirimi boşaltmama dahi izin vermeden gitti bu dünyadan… Fotoğraflarına baktıkça, hala, keşke yanımda olsan be adam diye bağırıyorum… Zor, be dostum… Zor… Atamıyor insan bir yakınının ölümünü üstünden… (Ki, ne kadar kavgalı olsak ta o benim dağdaşım, bir yoldaşımdı…) Ben, web sitem var diye düşünürken dostlar bunun bir blog olduğunu söylediler ve ben hala bunun hesabını yeğenime soramadım. Bu blogun adresi: http://geckingezgin.atspace.com/ Buraya girdiğinizde benim tüm sabıkamı okuyabilirsiniz… Fotoğraflarımı görmeniz de sizin için artı bir kazanım olur… Sevgi ve doğa ile yaşa dostum… ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) ____________________________________________________________________ Gezgin, Rehber, Yazar; Murat Özsoy Murat Özsoy deyince aklımıza deneyimli bir gezi yazarı geliyor, ama önce Özsoy’u biraz yakından tanıyalım. Yazar, tur rehberi, öğretim görevlisi, Ankara ve edebiyat gönüllüsü Murat... Başka neler eklenebilir? Önce, Ankaralı Gezginleri sevgiyle kucaklıyorum. Yolları açık, kalemleri güçlü, fotoğrafları pırıl pırıl olsun... Bana gelince, “Inside Turkey” adlı Türkiye tanıtım filminde yapım sorumlusu olarak görev yaptığımı ekleyebilirim. Đsveççe’den kitap çevirileri de yapıyorum fırsat buldukça. Ateşin Gizi adlı roman yanı sıra, Đş Bankası kültür yayınlarından çıkan Matematiğin Anlamı, Kaya Taş ve Kum gibi bilim-teknik kitaplar da çevirdim Türkçe’mize... Bir süre, TRT Ankara Radyosu’nda dış yapımcı olarak konuklarımla iki saatlik söyleşiler yaptım. Fotoğraf çekmeye bayılıyorum bir de... Seyahatin sözcüklere ve görsellere dökülmesi bana öyle büyük bir özgürlük duygusu veriyor ki... Yazmak ve seyahat sanki aşka benziyor. Nasıl ki aşkı merakla bekleriz, aşk kapıyı çaldığında ise türlü çeşitli sıkıntılar yaşayabiliriz ve her şey olup bittikten sonra ise geçmişi özlemle anarız; seyahat ve yazmak da bu anlamda aşkı anımsatıyor. Seyahatte de, yazma sürecinde de sıkıntılar yaşanabiliyor, ama sonunda, karşılaşmış olduğunuz o nefes kesici manzara sözcüklerle, fotoğrafla kalıcı hale dönüşüveriyor... Böyle bir mutluluk pek az şeyde var... Gazete ve dergilerde sıkça rastladığımız gezi yazılarınız yanı sıra yayımlanmış kitaplarınız da var; bunlardan söz eder misiniz? Đsveç ve Filmin Đkinci Yarısı, kuzey ülkelerinin pek çok karakteristiğini içeren Đsveç’e ilişkin gözlemlerimle oluştu. Arabasıyla 110 km hız tahdidini aşıp 140 km yaparken yakalanması üzerine, kralın özür dilediği bir ülke Đsveç. Önceki demeçlerindeki sözcükleri tek tek cımbızla çekip, “yalan söylemeyi severim; politika sadece bir şovdan ibarettir; üç ayda sadece bir kez cinsel ilişkide bulunurum!..” şeklinde stüdyoda oluşturulmuş bir şakademeci başbakanın sesiyle radyodan, hem de devlet radyosundan milyonlarca radyo dinleyicisine duyuran ve yayının sonunda bunun bir şaka olduğunu bile belirtmeye gerek duymayan ilginç bir ülke... Đsveç’te yaşayan vatandaşlarımızdan zaman zaman kitapla ilgili değerlendirme mesajları alıyorum. Kitabı Đsveçlilerle birlikte okuduklarını, üzerinde düşündüklerini, kitaptaki gözlemlere hak verip kimi kez kahkahalarla güldüklerini yazıyorlar. Çok hoşuma gidiyor bu tür geri bildirimler... Turkuaz Günlüğü adıyla yayımlanan kitabım ise, 1990’da yapım sorumlusu olarak görev yaptığım Turkuaz adlı belgeselin güncesinden oluştu. Đran’dan Afganistan’a, Pakistan’dan Hindistan’a, Çin’den Moğolistan’a uzanan bir kültür köprüsü idi 12 bölümlük bu belgesel. Tarihi göç yollarını, Đpek Yolu üzerindeki Asya uygarlıklarının dününü ve bugününü anlatıyordu. Kentler ve Düşler kitabımda ise bu kez Đtalya’dan Avusturya’ya, Fransa’dan Đspanya’ya 11 ülke, 23 kentte yaşadıklarımı anlattım. Belgesel deyince gözümüzün önüne Đpek Yolu ve Turkuaz gelir; ilk yerli belgesel olarak niteleyebileceğimiz, 1990’da “En başarılı belgesel” ödülünü alan Turkuaz‘ın yapım ekibinde görev almak nasıl bir deneyim oldu sizin için? 90 günlük belgesel film çekimleri sırasında çılgınca şeylere tanık olduk. Tüm yaşadıklarımızı an be an not aldım. Heyelan oldu, araçlarımızın tepesine kayalar yuvarlandı, önümüz ardımız çığlarla kapandı. Uyuşturucunun vitamin gibi, hem de sokakta değil dükkanda satıldığı, makineli tüfek seslerinin göğü yırttığı, kalem tabancaların 7 dolara pazarlandığı, polo oyununda rakibi öldürmenin suç değil sanat olarak kabul gördüğü coğrafyalarda çekimler yaptık. Afganistan’daki çekimleri gerçekleştirebilmek için bir gerilla lideri ile temas edişimizi anımsıyorum; yanımızda geçen bir telefon konuşmasına tanık olmuştuk. Konuşmadan tek anlayabildiğim, çok sık tekrarlanan bir sözcüktü: Kalaşnikof... Birbirine sonuna kadar güvenen, dayanışmacı, aslan gibi sekiz kişilik bir ekipti Turkuaz. 90 günün uyku hariç her ânı belgesel filmin başarısı için mücadeleyle geçti. Son olarak “Yazarların Ankara’sı” ile karşımıza çıktınız, el yazılarıyla 60 yazarı bir araya getirmek gerçekten bir gönül işi... Sonuç nasıl oldu, bu projenin benzeri yeni çalışmalar söz konusu mu? Şair Ahmet Özer’den ilk Kültür bakanımız Talat Halman’a, gazeteci Emin Çölaşan’dan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden’e, öykücü Erendiz Atasü’den Ali Balkız, Ülkü Tamer ve Yaşar Seyman’a dek 60 yazarımızın Ankara’mıza ilişkin yapıt ve anıları bir araya geldi “Yazarların Ankara’sı”nda. Kitap basıldığında 13 yazarımız artık aramızda değildi. O iyi insanlar, o güzel atlara binmişler ve çok uzaklara gitmişlerdi. Işıklar içinde yatsınlar... El yazıları sonsuza dek kitabımızda yaşayacak... Şair Metin Altıok, 1993 Sivas cehenneminde yaşamını yitirmezden önce, sanki vasiyetini göndermişti bana o güzelim el yazısıyla. “Ölürsem senin toprağına gömülmek isterim...” diyordu... “Kapım ve yüreğim her zaman açık sana. Bunu bil, sakın unutma...” diyordu... “Şiirin gerçek başkenti sensin...” diyordu... Tüm bunları aziz kenti Ankara için söylüyordu... 60 yazarımızın el yazıları bir renk tufanı oldu, evimizin başköşesindeki sıcacık bir kilim gibi içimizi ısıttı. “Đzlemeye doyum olmayan zevkli bir kitap...” şeklinde basında çıkan değerlendirmeleri 60 yazarımız adına kabul etmek, doğrusu çok mutlu etti beni. Dileğim, Ankara’mızdan daha pek çok kültür insanını yapıtları ve el yazılarıyla yeni kitaplarda bir araya getirebilmek... [email protected] ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) ANKARA’DAN_____________________________ Necati Kazancı [email protected] ÇUBUK BARAJINDA GEZĐNTĐ Ankara’nın yakın yıllara kadar önemli dinlenme ve eğlence alanlarından biri Çubuk Barajı ve çevresidir. Baraj Cumhuriyetin kuruluş yıllarının ardından çok hızla gelişen Başkent Ankara’nın su gereksinimini sağlamak ve sulama amacıyla kurulmuştur. Öte yandan baraj yapımı aşamasına varana dek çabalar sürmüştür. Elmadağ yönünden gelen su hatlarına takviyeler yapılmış su toplama yapıları tesis edilmiştir. Ancak kesin bir çözüm için Çubuk Çayı üzerinde bir baraj düşünülmüştür. Çubuk Barajı Cumhuriyet yönetiminin ilk önemli bayındırlık projesi olarak nitelenebilir. Yapılan ilk barajdır. Baraj yapılırken çevresi düzenlenerek havuz, gazino, mesire alanları ile Ankara için bir yaşam alanı olmuştur. Çubuk Barajına olan ilgim nedeniyle birçok kez ziyaretine gittim. Bu ziyaretlerin özellikle son yıllarda yapılanları ise bir tükenişi izlemek gibiydi. Son olarak çok kurak geçen 2008 yılı yazında ise barajda artık su da kalmamıştı. Daha önce bir dergide çıkan söylediklerimi aşağı ya aktaralım: bir görüşmede ‘’Orta yaşlara yaklaşmış hatta çoktan geçmiş olanlar, okul anılarını şöyle bir yoklasalar, okul gezilerinde piknik için en sık gidilen mekanın Çubuk Barajı olduğunu hatırlarlar. Cumhuriyet döneminin önemli mühendislik eserlerinden biri olan Çubuk Barajı, uzunca bir dönem Ankaralı için sadece bir baraj değil önemli bir yaşam alanı olmuştur.’’ (Ankara Magazin, sayı 66, 2007). Baraj Ankara kent merkezine 12 km uzaklıkta Çubuk Çayı’nın dar bir vadi içinde aktığı bir noktada kurulmuştur. Baraja Esenboğa Havaalanı yolu izlenerek gidilmekte ancak dikkatli olmazsanız girişi kaçırabilirsiniz. Çok iyi görülemeyen bir tabela bulunuyor. Şu anda Ankara Büyükşehir Belediyesi denetimindeki mesire alanlarına giriş ücretli. Hem baraj alanı hem de baraj vadisi ağaçlar ile kaplı. Baraj vadisine girince hem vadinin dik ve derin yapısı hem de bitki örtüsünün yoğunluğu nedeniyle kendinizi hemen farklı bir ortamda hissediyorsunuz. Ankara’nın Başkent olup nüfusunun artmasıyla var olan su sıkıntısının artması yeni çarelerin aranmasına neden oluyor. Su sıkıntısına önceleri Ankara’nın mevcut su sistemine ekler yapılarak çözümler aranmıştır. Ardından ne yapalım diye düşünürken Elmadağ’dan gelen suya takviye etmek üzere bir yeraltı su toplama sistemi ilave ediliyor. Ama bunun çözüm olmayacağını da bilindiğinden, Çubuk Çayı’nın üzerinde bir baraj yapma düşüncesi tartışılmaya başlıyor. Çubuk Barajı yapımı için mühendislik çalışmaları 1927-1929 yılları arasında sürdürülüyor. Bu çalışmalar sonucunda baraj yeri olarak Ankara’ya 12 km uzaklıkta Çubuk Çayı’nın ovaya açılmadan önceki dik ve derin bir vadi seçiliyor. 1929 yılında temel atılıyor. 3 Kasım 1936’da da baraj ve içme suyunu sağlayacak, Dışkapı’da bulunan Süzgeç Tesisleri denilen su arıtma tesisleriyle birlikte açılıyor. Amaç tek başına içme suyu değil, ovadaki bir takım sulamada da bu suyu kullanmak. Yaklaşık 80 yıl önce yerli imkanlarla ortaya çıkarılan bu barajın yapımı, önce Almanya’da okumuş bir mühendis olan müteahhit Tahsin Đbrahim’e veriliyor. Barajın yapımı sırasında zeminde sorunlar çıkıyor. Bu sorun nedeniyle barajın düşünülenden daha yüksek bir bedele çıktığı biliniyor. Zemin sorunu nedeniyle daha derin kazılar yapılıyor. Böylece ödeneklerin yetmemesi gündeme geliyor. Sorunlar ek ödeneklerin çıkarılması ve 1933 yılında baraj yapım işinin, bir başka müteahhit devredilmesi ile aşılıyor. Đnşaat 1936 yılında da bitiyor. Baraj ilk önemli mühendislik eserlerindendir, bu nedenle tüm kamuoyu barajın yapımı süresince ilgi ile izlemiştir. Ayrıca, Cumhuriyetin kuruluş yılları göz önüne alındığında, inşaat teknolojisi ve yapımı olarak da önemli bir eser. O dönemde bu büyüklükte yapılmış başka bir yapı yok.’’ Barajın yapımını yerli müteahhitler gerçekleştiriyor ancak yapım sırasında işten anlayan bir grup Alman teknik eleman getiriliyor. Đşin özelliği çok büyük miktarlarda beton dökülmesini gerekli kıldığı için özel makineler kullanılıyor ve bunu taşıyacak donanımı kuruluyor. Çubuk Barajı’ndan suyun akış yönüne baktığımızda görebileceğimiz, sağ tarafta bulunan tepe Kaf Dağı ve şimdi bayrak dalgalanan tepe Alman tepesi olarak adlandırılır. Đnşaat sırasında bu iki tepe arasında teleferik benzeri havai bir taşıma sistemi kuruluyor. Đkisi arasında çelik telli bir sistemle beton kovalarla taşıma yapılıyor. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) Kamuoyunda baraj yapımının çok ilgi gördüğünden söz ettik. Barajın yapımı sırasında halk arasında merak edilen bir konu ‘’betonun suyu nasıl tutacağı’’tartışmaları oluyor. Zira Ankara geçmişinde seller görmüş bir kent. Ankaralı için beton suyu tutamazsa yine sel baskınları olur endişesi bulunuyor. Bu endişeler basında da yer alıyor. Göl hacmi 13.5 milyon metreküp olarak hesaplanmıştır. Barajın ön yüzünde zemin de bir kitabe yapısı oluşturulmuştur. Bu aslında baraj içinde sızan suların toplanması için yapılmış bir galerinin giriş kapısıdır. Bu kapı düzenlenerek her iki tarafında kitabeler yer alan kitabe yapısı oluşturulmuştur. Bu yapıda iki kitabe bulunmaktadır. Bunlar Atatürk Kitabesi ve Đnönü Kitabesi olarak adlandırılmaktadır. “Atatürk’ün Kitabesi‘’ diye anılan 1. Kitabe’nin öyküsü ise şöyle. Kitabe taslağı hazırlanır ve Ata’ya sunulur. Ata yazıyı uzun bulur ve beğenmez. Atatürk’ün kendisi tarafından değiştirilmiş kitabede şunlar yazıyor:‘ Bu Çubuk Bendi Türk Ulusu’nun ilk Cumhurreisi KEMAL ATATÜRK Devrinde Devlet Merkezi Ankara’nın Su Đhtiyacını Karşılamak Üzere Kurulmuştur. 1929-1936’ ‘Đnönü’nün Kitabesi’ diye anılan 2. Kitabe’de ise şunlar yer alıyor: ‘Bu Esere Büyük Başvekil Đsmet Đnönü zamanında 1929’da başlamış ve sırayla onun Nafia Vekillerinin devamlı çalışmaları ile 1936’da Ali Çetinkaya’nın vekilliğinde bitirilmiştir. Bu müddet zarfında Müsteşar olarak bulunmuş olan Arif Baytın’ın değerli emekleri geçmiştir. Eserin bütün masrafı devlet hazinesinden ödenmiştir. Proje ve inşası Türk Mühendisleri, Türk Müteahhit ve Đşçileri tarafından yapılmıştır. Cumhuriyet devrinin bu eserin kurulmasında fikirleriyle, emekleriyle, bedenleriyle hizmetleri geçenlerin cümlesine edebi şükran ve hürmet. 19291936’ Cumhuriyet devrinin iki önemli ismi barajla ilgili bunları kaleme almışlar. Barajın Başkentte oluşu, su ihtiyacını giderecek olması bütün devlet adamlarının ve halkın ilgisini buraya toplamış. Atatürk’ün birçok kere inşaat çalışmalarını izlemeye geldiğine ilişkin kayıtlar bilinmektedir. Baraj alanı içinde şimdilerde kapalı olan ama Atatürk’ün dinlenmesi için yaptırılan Atatürk Köşkü ve bir kayıkhane yapısı da var. Köşk şu an farklı amaçla kullanılıyor. Kayıkhane ise son ziyaretimde harap durumda idi. Baraj yapılırken çevresinin de ihmal edilmediğini belirtmeliyim. Đlk peyzaj düzenlemesinin kuruluş dönemine ait fotoğraflarda çok özenli olduğu görülüyor. Şimdilerde o küçücük ağaçların hepsi dev gibi, ama eskisi gibi özel bahçe düzenlemelerine rastlamak mümkün değil. Ankaralıların neredeyse 1980’lere kadar tüm bahar ve yaz mevsiminde uğradıkları bu mekan, bir dönem Ankara’ya dışarıdan gelen misafirlerin gezdirilmek için götürüldüğü birkaç yerden biriymiş. Đnsanların barajın bentlerinin üzerinde dolaşır, yeşilliğinin ve pikniğin tadını çıkarırlarmış. Özellikle barajdan salınan suyun serinletici etkisini eğlenerek gezinirlermiş. Şimdi yine piknikçiler hafta sonu buraya geliyorlar ama eski popülerliği artık görmek mümkün değil. Nereye baksanız kapalı. Hatta artık hayalet baraj bile denilebilir. Kapalı olan mekanlardan biri de bir zamanların en meşhur yeri olan ‘’Gazino’’. Barajın akış yönünde geniş bir havuz oluşturulmuştur. Bu havuzun bir kenarında da farklı mimari tarzda yapılmış Baraj Gazinosu bulunuyordu. Papyonlu, eldivenli garsonların hizmet ettiği, havuz ve yeşil bitki örtüsüne hakim manzaralı gazino, barajdan birkaç yıl sonra tamamlanmıştır. Baraj Gazinosu, açılışının ardından birdenbire Ankara’nın ‘şimdiki deyimle’ en sosyetik yeri olmuş. Đkinci Dünya Savaşı yıllarında anlatılanlara göre casusluk faaliyetlerinin olduğu bir merkezmiş. O dönemlerden hiç umulmayacak gösteriler, revüler, dans grupları burada sahne almış. Ankaralı aydınların uğrak yeri olmuş. Yine burası Ankaralılar için en prestijli mekanlardan biri olmuş. Buranın yıldızı da 1980’lerden sonra söndü. Zaten yaklaşık 10 yıldır barajdan su alınmıyor. Çubuk Barajı açıldığı günden bu yana parkı, havuzu ve gazinosuyla Ankaralılar için bir eğlenme ve dinlenme mekanı olmuş. Açılış davetiyesinde şöyle deniyor: ’’Çubuk Barajı Çubuk şosesi ve Filitre binasının 3-111936 tarihinde yapılacak olan açılma törenine mahsus davetiyedir. Davetiye şahsa mahsustur. Kıyafet serbesttir. Her davetlinin rozet takması rica olunur’’ Belgeler, barajın açılışının hemen ardından, belediye otobüsü seferleriyle ulaşım sorununa çözüm bulunduğunu gösteriyor. Hala Baraj-Ulus-Sıhhiye hattı üzerinde bir otobüs baraja yolcu taşıyor. Özellikle mezuniyet baloları için gazino ve baraj çevresi eski yıllarda çok önemliymiş. Ay ışığında sandal gezileri yapılırmış. Mesire alanı olarak uzun yıllar ailelerin geldiği yerin en önemli özelliği de şehre çok yakın olması. Hem aracı olanlar hem de aracı olmayanların otobüs seferleriyle geldiği mekan yaklaşık üç-dört yıl önce DSĐ’den Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğuna geçmiştir. Susuz Ankara için hem tarihi hem de doğası ve manzarasıyla önemli bir eser olan Çubuk Barajı, temizlenip eski saygınlığına kavuşturulursa Ankara için önemli bir cazibe merkezi olacak. Şehrin bu kadar yakınında, muhteşem ağaçlarıyla ve serinliğiyle özel bir mekanı Ankaralıların kaybetmemesi gerekiyor. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) TÜRKĐYE’DEN____________________________ Levent Boz [email protected] SĐNOPE’NĐN ÇAĞRISINA KULAK VERĐN... Soğuk savaş döneminde adı Amerikan radarıyla anılan, sonrasında nükleer santral kâbusuyla gündeme gelen ve son günlerde Parmaklıklar Ardında ve Zoraki Başkan dizileriyle hafızalarda yer eden, Anadolu’nun en kuzeyindeki, Amazonlar’ın, Diyojen’in ve hatta “Aldırma Gönül”ün şehri Sinop’a hoş geldiniz... Sinop adının Yunan mitolojisinde bir tanrıça olan Sinope’den geldiği düşünülmektedir. Efsaneye göre çapkınların çapkını, tanrıların tanrısı Zeus, ırmak tanrısı Asopus’un güzel kızı Sinope’yi görür görmez âşık olur. Zeus, Sinope’nin uğruna Olympos’tan bile vazgeçmeye hazırdır, fakat Sinope Zeus’tan kendisine dokunmamasını, kızoğlankız kalmak istediğini söyler. Zeus bu isteği saygı ile karşılar ve Sinope’yi Karadeniz’in en güzel ve en zor ulaşılan bölgesine yerleştirir. Bu güzel bölgenin adı da zamanla Sinop’a dönüşür. Sert rüzgârlara kapalı konumu ve sakin deniziyle Güney Karadeniz'in en önemli limanı olan Sinop, antik çağlardan başlayarak Bizans, Selçuklular, Candaroğulları ve Osmanlılar tarafından askeri bir üs olarak kullanılmıştır. Tarihimizde hüzünlü bir yeri olan Sinop Baskını sonrası şehir askeri anlamdaki önemini kaybeder. Bu kadar çok medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürel açıdan zengin bir şehri gezmeye elbette ki müzesinden başlanır. Sinop Müzesi, uzunca bir süre kapalı kalmasına rağmen, ziyaretçilerine olan hasreti ağır basmış ve yeniden hizmete girmiştir. Prehistorik, Erken Tunç, Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait güzide eserlerin pırıl pırıl bir ortamda teşhir edildiği bu müzenin bahçe düzeninin de en az kendisi kadar başarılı olduğunu belirtmek isterim. Size tavsiyem, hemen bir Müze Kart edinip burayı ziyaret etmeniz olacaktır. Sonrasında, fazla uzak olmayan Etnografya Müzesi’ni de gezip görerek müzeler turunu tamamlayabilirsiniz. Dini mimari turuna başladığınızda, dikdörtgen yapılı ve simetrik planlı olduğu bilinen bir Bizans eseri olan Balatlar Kilisesi kalıntısı, gün geçtikçe daha çok tahrip olan freskleri ile sorumlu bir sanat tarihçinin moralini feci şekilde bozabilir. O yüzden burada fazla oyalanmadan TürkĐslam mirasını gözlemlemek için Seyyit Bilal Türbesi ve Alaaddin Camii’ne uğramanızda fayda olabilir. Sonrasında biraz atıştırmak ve eşinize dostunuza hediyeler almak için Pervane Medresesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca, Sinop’un -bence- en dikkat çekici el sanatlarından biri olan kotra modellerinden mutlaka almanızı öneririm. Uzun zamandır müze olarak hizmet vermekte olan, ama Parmaklıklar Ardında dizisinden sonra orada olduğu ancak hatırlanan Tarihi Sinop Cezaevi’ne uğramadan dönmeyi sanırım düşünmüyorsunuzdur. Sabahattin Ali’nin Aldırma Gönül’ü ile hafızalarda yer etmiş olan Anadolu'nun Alkatraz’ını daha iyi anlayabilmek için tozlu sayfaları karıştırıp, Evliya Çelebi’nin anlatılarına bir göz atalım: “Büyük ve korkunç bir kaledir. Otuz demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından on adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” Canın boğazdan geldiğini çok iyi bilen bir millet olarak, duyduğunuz seslerin midenizden geldiğini eminim hemen anlamışsınızdır. Sakın telaşlanmayın. Hemen şehir merkezindeki lokantalardan birine yerleşip, kemikli kuzu etiyle pişirilmiş bir kâse mısır çorbası ve bildiğimiz mantının, üzerine sarımsaklı yoğurt yerine dövülmüş ceviz ve mis gibi tereyağı dökülen hali olan kulak hamurundan sipariş edip arkanıza yaslanın. Asla unutamayacağınız bir lezzet şöleni başlamak üzere... Daha fazlasını arayan gezginlerimiz, bir Sinop şaheseri olan üzümlü, cevizli veya kıymalı nokul ile hamsili ürünleri, özellikle de hamsi kayganayı kesinlikle kaçırmamalı. Şehir merkezinden yavaş yavaş uzaklaşıp, Karadeniz bölgesinin eşsiz doğal güzelliklerini gözlemlemeye başlayabiliriz. Oteller, tatil köyleri, bungalovlar, kamp alanları ve restoranlarıyla deniz/kum/güneş turizmini sevenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerin başında, adını simsiyah volkanik kumlarından alan Karakum gelmektedir. Karakum’da biraz yüzdükten sonra, 19. yüzyıl Osmanlı-Rus savaşları sırasında büyük acılara sahne olan ve bugün beslenme, dinlenme, eğlenme tesisi olarak hizmet veren Paşa Tabyaları’nı ziyaret edebilirsiniz. Daha sessiz, sakin bir kumsal arayanlara önerim, halk arasında Arkadeniz olarak adlandırılan bölge olacaktır. Kale surlarının arkasından devam edildiğinde kolaylıkla ulaşılabilecek bir kumsalı olan Arkadeniz, uzunca bir süre sığ devam edip sonrasında ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) aniden derinleştiği için dikkatli olmakta fayda var: “Karadeniz ile şaka olmaz.” Yerel halk tarafından fiyort olduğu iddia edilen ama aslında enteresan bir şekle ve muhteşem bitki örtüsüne sahip bir koy olan Hamsilos’un huzur veren dinginliğinde yüzmeden ve sonrasında piknik yapıp dinlenmek için 1 km mesafedeki Akliman’a uğramadan Sinop’tan dönmenin yasak olduğunu lütfen unutmayın. Coğrafya kitaplarından hatırladığımız meşhur Karadeniz ahşap ev mimarisi ile yeşilin, sarının, kahverenginin onlarca farklı tonunun kaynaşıp gittiği muhteşem bir manzaraya sahip Erfelek ilçesinden yaklaşık yarım saat mesafedeki Erfelek Tatlıca Şelaleleri, beton yorgunu büyükşehir insanlarının tamamen delirmesine ve istifa edip Sinop’a yerleşmesine sebep olabilir, önleminizi baştan almanızı tavsiye ederim. “Burada ne yapılır?” diye sorarsanız, üzerinde irili ufaklı yirmi sekiz şelalenin bulunduğu kanyonda bir aşağı bir yukarı dolaşabilir, açık bulduğunuz derme çatma büfe benzeri yerlerde hazırlanan yerel lezzetleri tadabilir veya suyun kaynağını merak edip, benim gibi gördüğünüz tüm irili ufaklı tepere tırmanmaya çalışarak kendinizi parçalayabilirsiniz. Alternatif bir eğlence olarak, kendine güvenenler suya girmeyi deneyebilir. Ne demek istediğimi parmağınızı suya batırdığınız an anlayacaksınız. Đnanılmaz bir doğa olayına şahit olmak için Sarıkum’a uğramayı sakın ihmal etmeyin. Orman, deniz, kumul ve göl ekosistemlerini bir arada barındıran bu doğa harikası, sizi tüm sıkıntılarınızdan uzaklaştırıp, şahane bir belgeselin başrolüne taşıyacağı konusunda garanti verebilirim. Onlarca farklı kuş türünün gözlemlenebildiği bu ekosistemde ördek, kaplumbağa, sincap, geyik gibi sevimli hayvanlara da rastlayabilirsiniz. Ayrıca gölden tutulan balıkların lezzetini anlata anlata bitiremeyen yerlilere kulak vermek faydalı olabilir. Bu arada, üşenmeyip Sarıkum Köyü’nü ziyaret ederseniz, belki de bize manda sütünden hazırladığı buz gibi ayranından ikram eden misafirperver Karadeniz köylüsüyle sizde karşılaşabilirsiniz. Hazır bu kadar yakındayken, Türkiye’nin en kuzey noktasını ziyaret etmeden dönmeyeceksiniz değil mi? Başlangıç noktası Sarıkum olan kısa bir araba yolculuğu sonrasında varacağınız Đnceburun’da sade bir mimariye sahip deniz feneri, bol miktarda volkanik kaya ve kuvvetli rüzgârlarlarla karşılaştıktan sonra edindiğiniz manevi hissiyatı, yakınlardaki Salar Köyü kaya mezarlarına uğrayarak perçinleyebilirsiniz. Buradan sonra tek başınasınız. Đhtiyaç duyanlar otele dönüp dinlenebilir, isteyenler Boyabat ve Gerze ilçelerinin güzelliklerini görmek için kısa yolculukları göze alabilir, bu önerilerimi beğenmeyenler ise Samsun üzerinden Karadeniz turuna devam edebilirler. Unutmadan... Güzel ülkemizin en kuzey ucundaki gizli cennetin el değmemiş kızı Sinope, memleketine nükleer bir elin değmesini önlemek için desteğinize ihtiyaç duyduğunu iletmemi istedi. * Katkıları için Sinop’un güzel gözlü kızı eşim Zeynep’e teşekkürlerimle... GEZ/DĐNLE Belkıs Ceyla Çetinsoy [email protected] Hellas Anthology Of Greek Bouzouki + multimedia 200 photos Yunanistan’dan aldığım bir CD kartın tanıtımını yapmak istiyorum. Zarfıyla birlikte postalanmak üzere tasarlanmış bir ürün aslında. Çoklu ortam özellikteki CD’nin içinde 200 fotoğraf ve 15 parçalık bir müzik albümü mevcut. CD player ile dinleyebileceğiniz gibi, bilgisayarınızda veya DVD player ile görsel ziyafeti izleyebilirsiniz. Tamamen enstrümantal parçalardan oluşuyor. Geleneksel Yunan çalgısı buzukinin tınıları eşliğinde Ege denizinin mavi sularında geziniyorsunuz sanki. Albüm Theodorakis’in Zorba müziğiyle açılıyor. Sinema sanatının klasikleri arasında unutulmaz yerini almış olan Zorba The Greek filminden, Anthony Quinn’in yaptığı sirtaki canlanıyor gözünüzde hemen. Art arda gelen diğer sirtakiler, hassapolar, hassaposervikolar (kasap havası) ve zeibekikolar (zeybek) ile Ege müziğinin gösterisi sürüyor. Anadolu kökenli zeybekiko, II. Dünya Savaşı esnasında Alman işgaline karşı direnişin sembolü haline gelmiş bir Yunan halk oyunudur. Kulağınıza tanıdık gelen sesler sizi gayrete getirir, yerinizde duramayıp oynamak isteyebilirsiniz. Đç içe geçen veya birbirinden etkilenen kültürlere iyi bir örnek oluşturur komşu ülkelerin kardeş halk müzikleri. Buzuki, bağlamaya benzer. Bozuk düzen çalındığı için, Anadolu’da bozuk saz olarak adlandırılan çalgının bir türüdür zaten. Karanlık kış günlerinin bir akşamıysa, yüreğim ancak dost sohbetiyle ferahlıyorsa, bir de üstüne üstlük güneşli günleri özlemişsem... Elim hep bu albüme uzanır. Sıcak bir maviliğin içinden Ege Denizi’nin kokusunu alır getirir bana. Müzik örneklerini dinleyebileceğiniz bir bağlantı mevcut, hem de CD kartın resmi web sayfasında: http://www.atpgroup.gr/en/cdcards1.htm ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) DÜNYADAN____________________________________________________________ Ankaralı Gezginlerin Notlarından DÜNYADAN BAZI ĐLGĐNÇ GELENEK VE GÖRENEKLER Semra Kadaifçioğlu [email protected] Emre Coşansel [email protected] Đtalya’nın Siena kentinde her yıl 2 Temmuz ve 16 Ağustos arası "Il Palio" (At Yarışı) olarak adlandırılan eğersiz at yarışı ve gösterileri yapılıyor. 'Contrade' olarak adlandırılan şehrin eski mahallelerinin sakinleri Palio (Bayrak/Sancak) için yarışıyorlar. Göz kamaştırıcı ortaçağ kostümleri giyen sürücüler, şehrin farklı mahallelerini temsil ediyor. Kazanan mahalle bir yıl boyunca sancağa sahip oluyor ve itibar görüyor. Siena'nın muhteşem denilebilecek ana meydanının (Piazza del Campo) çevresinde, vahşi bir ortamda, atların saçlarından tutarak ve tamamen gerçek bir at yarışındaymış gibi ciddi olarak rekabet ediyorlar. Java adasında evliliğe büyük önem veriliyor, günler öncesi hazırlıklar başlıyor. Endonezya dilinde de Arapçadan gecen “nikah” kelimesi aynen kullanılıyor, nikah davetiyeleri de çok özgün ve değişik tasarım arayanlar için tavsiye ederim. Davetliler batik desenli tiril tiril gömlekleri tercih ediyorlar başı açık olanlar var, olmayanlar var. En ilginç olan ise damat ile gelinin ufak bir farkla aynı elbiseleri giymeleri ve erkeğin yüzüne makyaj yaptırması (dudakların boyanması dahil) Fotoğraflarda bariz makyaj pek seçilmiyor ama öyle düğünler gördüm ki gelinle damadı ayırt etmek mümkün değil. Timur Özkan [email protected] B.Kağan Aktürk [email protected] Belaraus Cumhuriyeti’nden başlayarak Orta Asya ülkelerine kadar eski Sovyetler Birliği coğrafyası’nda yeni evli çiftlerin küçük bir arkadaş grubu eşliğinde kentin şehitlikleri başta olmak üzere tarihi ve turistik yerlerin gezmeleri ve fotoğraf çektirmeleri adettendir. Bir keresinde Minsk’in tarihi bölgesi Eski Şehir’deki Afgan Şehitleri için kilise-anıt önünde altı gelin ve damadı bir karede görüntülemiştik. Đsviçre’nin Appenzell Kantonu'nda başbakan ve başkan el kaldırılarak seçiliyor, Yılın belirlenen günlerinde her aileyi temsil eden erkekler bellerine kılıç kuşanarak kantonun başkenti olan kasabanın meydanında toplanıyorlar. Ailesinde erkek olmayan kadınlar bu alana girebilmek için silah taşımak zorundalar. Seçim sonrasında her köyün bayrağını ve geleneksel üniformasını taşıyan bayraktarlar ve muhafızları meydanda geçiş yapıyorlar. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) GEZ/OKU Belkıs Ceyla Çetinsoy [email protected] Yunanistan’ın Kos Adası’nda bastan ayağa simsiyah giyinmiş yaslı kadınlar. Ellerinden de tespih eksik olmaz. Ortodoks mezhebinin dindarları eşini kaybedince siyah giyer ve ölene kadar başka renk bilmezmiş. HER YERE UZAK TOPRAKLAR Ömer BOZKURT Okyanusbilim Gemisiyle Kerguelen Adaları’na Yolculuk Z.E.Deniz Oğuz [email protected] Tayland’da tapınaklar çevresinde özellikle dikkat edilen bir husus: Çocukların başını okşamak ya da ayakların altını göstermek hoş karşılanmıyor. Değişik bir gemi yolculuğu, Madagaskar’ın doğusundaki Reunion Adası’ndan kalkan Marion Dufresne’nin, çoğunluğu Fransızlardan oluşan 77 yolcusu asında üç Danimarkalı, bir Đtalyan ve bir Türk bulunuyor. “Her Yere Uzak Topraklar” Türkiye ve Orta Doğu Amme Đdaresi Enstitüsü’nde kamu yönetimi hocası olan ve mesleği dışında coğrafya ve yolculuk edebiyatıyla ilgilenen Ömer Bozkurt’un 1998 yılında gerçekleştirdiği 26 günlük yolculuğunu anlatıyor. Kerguelen Adaları, en yakın olduğu kara parçası olan Antarktika’ya 1285 deniz mili (2306 km) uzaklıkta bulunuyor ve 1772 yılında keşfedilmiş. Üzerinde kimsenin yaşamadığı ve yönetsel olarak Fransa’ya bağlı adalarda sadece geçici görevlerle gönderilen insanlar yaşıyor. Prof. Bozkurt bu geziye çıkmadan bir yıl önce Jean-Paul Kauffmann’ın “Kerguelen Adalarındaki Kemer” adlı kitabını Türkçeye çevirmiş ve daha sonra Fransa’ya giderek kitabın yazarıyla tanışmış. Çeşitli gezi dergilerinde yolculuk yazıları yayımlanan Ömer Bozkurt’un Yapı Kredi Yayınlarından çıkan iki çeviri kitabı daha bulunuyor. Claude Levi-Strauss’dan “Hüzünlü Dönenceler” 2000’de ve Kenneth White’dan “Mavi Yol” 2009’de yayımlanmış. Filiz Özsunar [email protected] Çin’de erkek bebeklere tuvalet alışkanlığını edindirmek için yazın altı yuvarlak açılmış, külot ya da tulum giydirip gezdiriyorlar. TÜBĐTAK Popüler Bilim Kitapları 2004, 181 Sayfa, (22x28) ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) GEZGĐNCE__________________________________ Timur Özkan [email protected] TÜRKĐYE’NĐN POPÜLER TEMATĐK ROTALARI Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir tema çerçevesinde yapılan geziler giderek daha çok ilgi görmektedir. Bazen yürüyerek bazen de kara, demir, deniz ve havayolları üzerinden yapılan bu geziler günübirlik veya birkaç günlük olabildiği gibi bazen de haftalarca sürmektedir. Likya Yolu Türkiye’nin ilk ve en bilinen rotası, Fethiye’de başlayıp Kalkan ve Finike üzerinden Antalya’da sona eren 509 km’lik Likya Yolu dünyanın en iyi 10 yürüyüş rotası arasında kabul ediliyor. Đngiliz asıllı Türkiye vatandaşı bir doğa gönüllüsü olan Kate Clow (Kardelen Karlı) tarafından oluşturulan ve Garanti Bankası’nın sponsorluğunda uluslararası standartlarda işaretlenen rotanın tamamı 23 etaptan oluşuyor. Xanthos, Patara, Olympus ve Phaselis gibi Likya Uygarlığı’nın en önemli antik kentlerinden de geçen yürüyüş parkuru kelimelerin tam anlamlarıyla bir doğa, kültür ve tarih şöleni. Kate tarafından oluşturulan bir diğer rotamız ve aynı zamanda Türkiye’nin ikinci uzun yürüyüş yolu olan St.Paul Yolu, Perge antik kentinden başlayıp Yazılı Kanyon Milli Parkı boyunca devam eder ve Eğirdir'de sona erer. Bu yolun bir kısmı zamanında Đsa’nın havarilerinden St.Paul tarafından da yüründüğü için rotaya onun adı verilmiştir. Toros Dağları üzerindeki rota beş günde yürünmektedir. Đstiklal Yolu 105 km uzunluğu ile Likya ve St.Paul’dan sonra Türkiye’nin en uzun üçüncü yürüyüş yolu olan bu rota tematik olarak diğerlerinden farklıdır. Kurtuluş Savaşı esnasında Rusya’dan ve Đstanbul’dan gemilerle getirilen cephanenin kağnılarla ve Anadolu kadının sırtında cepheye taşındığı rota Kastamonu’nun Đnebolu ilçesinde başlayıp Küre Dağları’nda devam etmekte ve Ilgaz Dağı’nda sona ermektedir. Uluslararası standartlarda işaretlenen Đstiklal Yolu yürüyüşçüler kadar bisikletçiler tarafından da ilgi görmektedir. Genellikle dört günde yürünen bu rotanın Çankırı üzerinden Ankara’ya kadar uzatılması da düşünülmektedir. Türkiye’deki yürüyüş rotalarından ve aynı zamanda dünyanın en ilginç coğrafyalarından olan Kapadokya bölgesinde düzenlenen yürüyüşler daha çok günübirlik olarak gerçekleştirilmektedir. Bu rotalar içinde en çok ilgi göreni ise 14 km’lik Ihlara Kanyonu boyunca yapılan ve 3-4 saat kadar süren yürüyüştür. Tamamen yürüyerek veya bisikletle gerçekleştirilen bu önemli rotalardan başka araba veya trenle yapılabilecek olanlar arasında tarihi yolculuklar ön plana çıkar. Mehmetçik Yolu Kurtuluş Savaşımızın en önemli aşamalarından olan Sakarya Meydan Savaşı’nın komuta ve destek merkezlerinden başlayıp cephe hattına uzanır. Alagöz köyünde bulunan başkomutanlık karargahı ve savaşta lojistik merkez olarak kullanılan Malıköy Tren Đstasyonu müze haline getirilmiştir. Rotanın devamında Polatlı’daki şehitlik ve Sakarya Şehitleri Anıtı ile düşmandan geri alınan ilk yerler olan Duatepe ve Kartaltepe ziyaret edilebilir. Ulusumuzun Viyana kapılarından başlayan 400 yıllık geri çekilme sürecinin sona erdiği ve 30 Ağustos 1921’de Đzmir’de sona erecek büyük takibin başladığı yerleri kapsayan bu rota Ankara’dan başlayacak günübirlik bir program dahilinde gerçekleştirilebilir. Makedonya Kralı Büyük Đskender tarihe önemli bir komutan olarak geçmiş ama zamanın koşulları dikkate alındığında ulaştığı yerler bugünün gezginlerini de kıskandıracak nitelikte. MÖ 323’te henüz 32 yaşında iken öldüğünde dünyanın o zamana kadar bilinen yerlerinin hemen hemen tamamını görmüş olan Đskender, Çanakkale’den başladığı Anadolu rotasını kendisinin kurduğu ve adını taşıyan Đskenderun’da tamamlamış. Büyük Đskender Yolu üzerinde Troya, Efes, Halikarnas, Gordion, Aspendos gibi pek çok önemli antik yer bulunuyor. Son zamanlarda oluşturulmaya çalışılan yeni bir rota da Hz. Đbrahim Yolu. Peygamberler şehri Şanlıurfa’nın Harran ilçesinden başlayan ve dötrbin yıl önce Hz.Đbrahim’in Suriye, Ürdün, Lübnan ve Đsrail üzerinden Filistin’deki El Halil şehrine vardığı rotanın Türkiye topraklarındaki 15 km’lik bölümü, bir yürüyüş yolu olarak lanse edilmeye ve bölge turizmine kazandırılmaya çalışılıyor. Hz.Đbrahim rotası henüz çok yeni ama Adıyaman, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa ve Gaziantep illerini kapsayan Trenle GAP turları neredeyse gelenekselleşmeye başladı. Bu turlarda; UNESCO listesindeki Nemrut Dağı, Ilısu Barajı’nın suları altında kalmak üzere olan Hasankeyf, kutsal kabul edilen balıkları ile ünlü Balıklıgöl, Zeugma’dan kurtarılan mozaikler ile birlikte GAP’ın en büyük iki eseri Atatürk Barajı ile Şanlıurfa Tünelleri gezilmektedir. Elbette Türkiye’nin rotaları bunlardan ibaret değil, doğa yürüyüşçülerinin en çok tercih ettiği yerlerden Kaçkarlar, Türkiye’nin en yüksek yeri Ağrı Dağı Zirvesi’ne yürüyüş ve yerli yabancı tüm gezginlerin vazgeçemediği Mavi Yolculuk gibi doğa rotalarına ilave olarak neden Hz. Mevlana Yolu (Bisikletçiler yapıyor; Kilis, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde, Karaman ve Konya) gibi kültürel veya Atatürk Yolu (Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara) gibi tarihi temalı rotalar da oluşturulmasın?.. Ve tabii, Đpek Yolu; belki de dünyanın en eski ve en iddialı rotası, bazı girişimler var ama henüz turizme kazandırıldığı söylenemez. Tematik rotalarda da yolculuğumuz hiç bitmesin... ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) OBJEKTĐF__________________________________________ Haluk Sargın [email protected] Türk Gastroenteroloji Vakfı 2.Ulusal Sağlık Çalışanları Fotoğraf Yarışması 2003 Özel Ödül TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Sahiplenemediğimiz Ankara 2002 Đkincilik Ödülü ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) ANKARA KÜTÜPHANESĐ_______________________ Timur Özkan [email protected] NE DEMEK ANKARA; BALGAT NĐYE BALGAT? Önder Şenyapılı 214 Sayfa (15x21) ODTÜ Yayıncılık, 2004 Ankuva, Ancyra, Engürü, Angora gibi pek çok isim değiştirdikten sonra bugünkü adını alan Ankara aslında oldukça yaşlıdır ama ihtiyar değildir. Genç cumhuriyetle birlikte serpilip gelişen Ankara, aslında Anadolu’da binlerce yıldır hüküm sürmüş çeşitli uygarlıkların, devletlerin ve toplumların; eski söylencelerin, destanların ve halk kültürünün etkilerini, hem isminde hem de cisminde yaşadığı evrimle yansıtmaktadır. Çeşitli konulardaki başka pek çok kitapla birlikte “Ne Demek Đstanbul; Bebek Niye Bebek? ! .” adlı kitabın da yazarı olan Önder Şenyapılı, bu kez “Ne Demek Ankara; Balgat Niye Balgat?” diye soruyor ve yanıtları, o bildik, akıcı ve samimi üslubuyla bu kitapta veriyor. (Arka kapaktan) KADIN ÖYKÜLERĐNDE ANKARA, Hazırlayan: Efnan Dervişoğlu 206 Sayfa (14x20) Sel Yayıncılık, 2008 Çocuklarını özenle büyüten Ankara, nice kadın yazarı da yetiştirmiştir. Bu seçkideki öyküler; Ankara'da doğan, Ankara'da yaşayan ya da yolu bu kentten geçen kadın yazarların öyküleri. Biri, Gençlik Parkı'nda bekleyen sevgiliyi hatırlattı; biri, bu kentte yitirdiklerimizi. Atatürk Bulvarı'ndan geçirdiler, Keklikpınarı'na yürüttüler. En çok da sokaklarını anlattılar; Menekşe'yi, Kumrular'ı, ışıklı caddelerini, kavaklarını, soğuğunu sokaklardaki yaşanmışlığı... Ankara da değişiyor hızla. Onu tanıyıp bilenlerin, sevenlerin yadırgadığı bir değişiklik bu, Kent her yöne genişlerken birçok güzelliğini de yitiriyor. Bunu da anlattılar... (Arka kapaktan) ARKADAŞIM ANKARA, Đpek ARMAN 193 Sayfa (14x21) Güven-Đpek Grup Yayınları, 2008 Hangi yönden gelinirse gelinsin, gülümseyerek bakar bu koca şehir insana. Öyle sıradan, günübirlik bir gülümseme de değildir üstelik. Ağız dolusu, yürek taşıran bir sevda gibidir kahkahası. Arkasından bıraktığı tarihe, yepyeni bir dönemin açılmasındaki rolüne bakar da keyiflenir böyle. Söz verdiği her şeyi yerine getirmiş bir insanın güvenilirliği vardır onda. Süse püse aldırmayan, cesur ve yaptıkları, ürettikleri ile anılan bir kadın ya da gözleri doğrudan karşısındakinin gözlerinin içine bakabilecek kadar yiğit bir adam gibidir o. Onu seven de sevmeyen de birdir gözünde, çünkü sorumluluğu vardır, ülkesine ve hatta tüm dünyaya karşı... Başkent olma nedenini hiç unutmadan azametle dikilir geçmişin karşısına ve geleceğin önüne. Üzerinde yürüyen, taşlarına basan kim olursa olsun, vatanseverliğin içine işlediği sokaklarıyla "Ben Ankara'yım, ben Kurtuluş Savaşı'yım" der. Böyle başlıyor Đpek Arman'ın "Arkadaşım Ankara" adlı kitabı. Arka planda Türkiye'nin sancılı yılları, 70'ler, 80'ler, ön planda Ankaralı idealist genç Erhan Taneri'nin yaşadıklarını konu alan bir öykü-roman Arkadaşım Ankara... Ankara bu kitabın hem adında hem içinde var. 1978'de Sıhhiye'de Toros Sokak’ta başlayan ve 2004'de Cebeci’de son bulan öykünün her sayfasında Ankara'yı ve aynı zamanda kendinizi bulacaksınız. SOKAKTAKĐ ADAMIN ANKARA ANILARI, Nejat AKGÜN 164 Sayfa (14x20) Çankaya Belediyesi, 2008 Nejat Akgün’ün 1996’da yayımlanan “Burası Ankara” adlı kitabından sonra ikinci kez Ankara’yı anlatıyor. Sokaktaki Adaman Ankara Anıları; “Kent Dokusundan Kesitler”, “Kentte Günlük Yaşam”, “Eğlence Yaşamı”, “Spor Etkinlikleri” adlı bölümlerden oluşuyor. Kitabı okurken bir çeşit zamana yolculuk yapıyoruz ve yazarın bizzat tanık olduğu “Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Kutlamaları” ve “Atatürk’ün Cenaze Töreni”nin de aralarında bulunduğu birçok ilginç Ankara anısı okuyoruz. Kitap, “Geleceğin Ankara’sına Đlişkin Görüşler” ve “1930, 1940’lı Yıllarla Đlgili Ankara Fotoğrafları”yla sona eriyor. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) ANKARA/ANKARA ... ______________________________________________________ AMSTERDAM’DA BĐR ANKARA RESMĐ Erman Tamur’un Kebikeç Dergisi’nin (*) 25. sayısında yayımlanan yazısından (Sayfa 390-391) ... Ankara Manzarası’nda tanıdık yapılar Ankara Manzarasında Bizans yapısı iç ve dış surlar ile 16.yüzyıl sonunda Celali saldırılarından korunmak amacıyla şehir halkınca inşa ettirilen üçüncü sur görünmektedir. Bu surun burçlarından Ankara’yı diğer şehirlere bağlayan yollara açılan kapılar da resimde belirgin olarak işlenmiştir. Şehirde minareleriyle kendini belli eden camiler, muhtelif kubbeli yapılar ve çok yoğun biçimde işlenmiş evler görülmektedir. Genel yerleşim içindeki konumları ve mimari özellikleriyle bazı yapıları teşhis etmek kolaydır. Büyüklüğü ve kubbeleriyle hemen dikkat çeken Bedesten’i, Julian Sütunu’nu, iki şerefeli minaresi ve L biçimindeki yapısıyla Hacı Bayram Camii’ni, hemen bitişiğindeki Augustus Anıtını tanımak hiç de güç değildir. Diğer camiler ve kubbeli yapılardan mümkün olduğunca çok sayıda yapıyı tanımak, dış surdan açılan şehir kapılarını doğru olarak adlandırmak, şehir manzarasını devamı olarak resmedilmiş kırlık alanda yer alan dereleri, bu dereler üzerinde bulunan köprüleri tanımlamak ise Prof. Eyice’nin işaret ettiği üzere bu yapılara yer veren eski haritalar ve diğer belgeler üzerinde karşılaştırmalı bir çalışmayı gerektirmektedir. (Eyice 1972:103) Biz çalışmamızı yaparken; öncelikle ve ağırlıklı olarak; 1. 2. 3. 1839 tarihi Von Vincke Planı’ndan, (orijinalinden temin etmek mümkün olmadığı için, Ankara Guide Touristique, Ernest Mamboury, 1933’de verilen planı 1:4000 ölçeğe büyütmek suretiyle) 1924 tarihli, 1:4000 ölçekli Ankara Şehir Haritası’ndan, (Müdafai Milliye Vekaleti harita dairesi Đstanbul Matbaasında tab olunmuştur. Sene 1340) 1944 tarihli, 1:8000 ölçekli, münhanili nkara Haritası’ndan (Harita Genel Müdürlüğünce, aerofotogrametrik olarak1:5000 ölçeğinde değerlendirilen haritadan dönüştürülmek suretiyle hazırlanan) yararlandık. Ayrıca çok sayıdaki eski Ankara kartpostal ve fotoğrafını bu plan ve haritalarla karşılaştırmalı bir değerlendirmeye tabi tuttuk. Bakış açısı Ankara Manzarası ile yaklaşık aynı olan, 1900 lü yılların başına ait bir kartpostaldan (Angora. Vue generale, Editör: Moughamian Freres) özellikle yararlandık. Bu çalışma sonucunda Ankara Manzarası’nda teşhis edebildiğimiz yada hakkında bir biçimde fikir yürütebildiğimiz yapıları numaralandırmak suretiyle bir liste düzenledik. Bu listede yer alan yapıların büyük çoğunluğu için Prof. Eyice ile teşhislerimiz aynıdır. Bununla birlikte teşhislerimizin farklı olduğu bir iki yapı vardır. Ayrıca Prof. Eyice tarafından teşhis edilememiş birkaç yapı için de belirli tespitlerde veya tahminlerde bulunduk. Listede sunulan açıklamaların genel olarak yeterli olduğu kanısıyla, burada yalnızca köprülerle ilgili kısa bir değerlendirmeyi yapacağız. Resimde ön planda şehir duvarlarının dışında biri solda diğeri sağda olmak üzere iki köprü görülmektedir. Eyice soldaki köprünün; Akköprü veya şehre daha yakın ve Akköprü’den küçük bir başka köprü olabileceğini söylemiştir. Eyice, kitabesi halen Etnoğrafya Müzesi’nde bulunan Çankırıkapı Köprüsü’nden söz ederken de, Ankara’yı yeterli derecede tanımadığı için bu köprünün yeri hakkında herhangi bir tahminde bulunamadığını, eğer tabloda soldaki köprü Akköprü ise müzedeki kitabenin diğer köprüye yani sağdakine ait olabileceğini veya kitabenin tabloda görülmeyen bir yerde mesela Bent Dersi’nin iç taraflarındaki bir köprüye ait olabileceğini belirtmiştir. Eyice resmin sağ tarafında yer alan ve üzerinden bir kervanın geçtiği köprüyle ilgili ayrıca bir tahminde bulunmamakla birlikte bu köprünün altından akan çayın Đncesu olduğunu ileri sürmüştür. (Eyice 1972:100) ... (*) KEBĐKEÇ Đnsan Bilimleri Đçin Kaynak Araştırmaları Dergisi, Sanat Kitabevi tarafından altı ayda bir yayınlanan ve her sayısı numaralı olarak 600 adet basılan çok özel bir dergi. Derginin sahibi Ahmet Yüksel Ankara’nın en eski kitapçılarından ve antika kitap meraklıları ile koleksiyonerlerin çok iyi tanıdığı bir isim. 14 yıldır yayınlanan Kebikeç daha önce; “Ankara” (9. sayı), “Demiryolları” (11. sayı), “Meçhul Şahıslar Ansiklopedisi” (16. sayı), “Anadolu’nun Nebatat ve Hayvanatı” (17. ve 18. sayılar) vb çeşitli konularda ilginç dosyalar yapmış. 25. sayının dosya konusu “Hollanda-Türkiye” ve bu dosya’nın en ilginç yazılarından birisi de yukarda bir bölümünü okuduğunuz yazıdır. Adını, mitolojide kitapları kötülüklerden koruduğuna inanılan bir melek veya el yazması kitapların birinci sayfasına yazıldığında onları haşarattan koruduğuna inanılan Süryanice kökenli tılsımlı bir sözcükten alan Kebikeç Dergisi, www.sanatkitabevi.com.tr adresinden veya Esat Cad ile Akay Yokuşu kavşağında bulunan Sanat Kitabevi’nden (Tel 425 93 76) temin edilebilir. ANKARA ÇĐĞDEMĐ (Sayı:5, Sonbahar 2009) DĐZELERDE ANKARA _ ________________________________________________________ BĐR ANKARA GÜNÜNDE buğu içinde ankara sanırsın bir saldır ankara kalesi karadenizde yolcu bekleyen. güneş sis içinde dökülüyor kentin yüzüne kavaklardan geçen bir rüzgar özlüyor eski istasyon evlerini ağır konuklar ağırlayan balkonlarını ve cepheye asker götüren trenleri. gençlik parkı / genç ankara’nın yakasında bir karanfildi her sabah güneşle sulanan o günden bu güne mavi göğün altında eski zaman evlerinin duvarlarında bir türkü söylenir notaları yürekten: ankara ankara güzel ankara ‘öküz ve tekerlek ölüleri’ bir köprüydü ta hititlerden günümüze akan nehirlere buğdayı ve toprağı bilmenin alfabesi insanlığa büyük sofra kuruvermişti kavalcının en gür soluğuna oturuyordu vivaldi badem ağaçları at kestaneleri bulvarı boylu boyunca adımlayan kolejli kızlar ucuz şarap tadında han odaları hatırlar mısınız bir zamanlar bu topraklardan geçen fillerle donatılmış ordularını timur’un boz kalpaklı süvarilerini kuvayi milliyecilerin ve ankara garı’nda karşılanışını ethem’in. yüzümü gökyüzüne dayayıp düşündüm ülkemin kanayan geçmişini yaşadım diyebilmek için gördüklerime dilimde dizelerle yürürdüm / şiirin ülkesine. Ahmet Özer (*) (*) Aşkın Taçyaprağı’ndan (1998) Desen: Yalçın Oğuz (1991)
Benzer belgeler
ankara çiğdem - Atılım Üniversitesi Ankara Digital Kent Arşivi
bilgilerin hiç çekinilmeden mesajlarda yer aldığı bir grubuz...
- Bir dernek veya vakıf gibi yasal bir statüye ihtiyaç duymadan dahi çeşitli sosyal ve kültürel etkinlikler gerçekleştirebilen
bir mo...