2 - Ankara Yelken Kulübü
Transkript
BOZKIR YELKENCİLERİ M A R T 2 0 1 2 , Y I L : 1 , S AY I : 5 BOZKIR YELKENCİLERİ Ankara Yelken Kulübü Üyeleri için haberleşme forumudur. İki ayda bir elektronik ortamda yayınlanır. Para ile satılmaz. Sahibi Ankara Yelken Kulübü adına Adnan Özaslan Tanıtım, Reklam, Sponsorluk Kurulu Sermurat KÜÇÜKGÜL (Başkan) Tanju AKTUĞ Hadi ATALAY Miray BAKIR Himmet BİROL Cenk CENKÇİ Mehmet ÖZÇETİN Murat ÖZDEN Seçgün ÖZTÜRK Yeşim TURAN GÜREL Zafer TÜRKYILMAZ Ali YETKİN Bülten Komisyonu Editör: Tanju Aktuğ Redaktör: Yeşim Turan Gürel Miray Bakır Mehmet Özçetin Seçgün Öztürk Ali Yetkin İçindekiler Zagun Ekibi ile söyleştik Bu sayıda Ankaralı yelken ekiplerinden Zagun teknesi ekibimiz misafirimiz oldular. 470 Olimpik yelken sınıflarından 470 sınıfını yakından tanıyoruz. 1/2 3/4 2012 Pirat yarışları Bu yıl Ankara ve kulübümüz önemli yelken yarışlarına ev sahipliği yapacak. Pirat sınıfı ile ilgili bu önemli gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedik. 5/6 Bir fotoğraf ve öyküsü - Bahar Bodrum'un erken baharı ve baharın bizlerde uyandırdıkları ile ilgili bir deneme 7/8/9/10 Ankara Yelkenden Kasım ayından, Şubat ayı sonuna dek kulübümüzdeki gelişmelerden, etkinliklerden bir demet sunuyoruz. 11/12 Havuzluğu nerede 2 Yelkenli yatları çeşitli yönleri ile tanıtmayı sürdürüyoruz. 13/14 Bulmaca Yine deniz ve yelken konusunda sözcük dağarcığımızı zorlayacağız. Yelken yarışçılığının temelleri Bölüm 5 Yarışçılık konusunda bilgilerimizi arttıran dizimiz sürüyor. Fenerler İç ışığınızın solmaması dileği ile dış ışık ile başka, geceleri bambaşka olan deniz fenerleri üzerine bir deneme 15 16/17 18/19/20 Editörden Ağır geçen bir kışın ardından ülkemiz bahara merhaba diyor. Ülkenin güneyi biraz daha erken baharı karşılarken, kuzey ve iç kesimlerde özlem biraz daha sürecek. Baharın sıcaklığı yalnızca bitkileri ve hayvanları etkilemiyor, bizler de parlak güneş, sıcak hava ve cıvıldayan doğanın etkisi ile yepyeni duygular ile canlanıyoruz. Bodrum'dan bizi kıskandıran fotoğrafları ve yazıları ile bültenimizi renklendiren Saner Gülsöken yine yapacağını yapıp, bize Bodrum'un erken baharından esintiler sunuyor. Klasik yelkenli sınıfları tanıtımı, yarışçılığın temel ilkeleri, bulmaca ve diğerleri bülteni oluştururken, sanki onlar da Ankara'nın geç gelen baharını selamlıyorlar. Lokalimizdeki etkinliklerden haberler, yeni üyelerimiz ve son dört aydan yelken sporu haberleri kulübümüzün baharının müjdecisi gibi bültendeki yerlerini alıyorlar. Bu sayıda değerli saymanımız sizlere seslenecek idi. Ancak kulübün planlanan atılımlar sonucu parasal açıdan geldiği nokta kendisini frenledi galiba. Yakında sayfalarımızı süsleyecek yeni gelişmeler için kaynak yaratma çabaları sonucu yazı için zaman bulamadılar. Gelecek sayılarda kendisini konuk etmek üzere bekliyoruz. Ankara kokan bir röportaj ile kulübümüzden sporcuların oluşturduğu bir yelken takımını tanıyoruz. Giderek sayısı artan Ankaralı sporculardan oluşan yelken takımları bizleri onurlandırıyor, sanki Ankara yelken sporunda da bir bahar yaşıyor. Bahar ile renklenen doğa gibi mutlu, canlı günler dileği ile gelecek sayıya dek hoşçakalın diyoruz. Tanju Aktuğ Zagun Ekibi İle Söyleştik Zafer Günel: Skipper Mustafa Özgüven: Dümenci Mesut Yalçın: Piyano Deniz Kurt: Piyano Yrd. Melih Çenesiz: Direk dibi Necip Erdil: Baş adamı Ferdi Çaylı: Genoa/Balon Vinç Erhan Fırat: Genoa/Balon Vinç Erman Kırımlı: Genoa/Balon Vinç Yelkene nasıl başladınız? Zafer Günel Yelkene Mustafa Özgüven ile birlikte yaz tatillerinde küçük katamaran ve laser kullanarak başladık. Daha sonra Mustafa 1987 yılında bacanağı ile birlikte para kazanmak amacıyla çizimlerini İngiltereden satın aldığı iki direkli Bruce Roberts tipi 12 metrelik Anatolia adını verdiği fiber tekneyi Karataş Köyünde basit bir atölyede imal etti. O zamanlar yürürlükte olan ithalat kısıtlamaları nedeniyle, imalat aşamasında avantaj gibi gözüken parasal konular tekne imalatı bitene kadar dezavantaja dönüştü ve tekne satılamadı. Bunun üzerine tekneyi yaz aylarında Marmaris – Göcek – Gökova körfezlerinde kullanmaya başladık. Bu arada Yükseliş Dalış Kulübü'nde dalış eğitimleri alan Mesut ve Melih'in gruba katılaması ile tekne ve dalış aktivitelerini birleştirerek hafta sonları ve ilave çalınan günlerde birlikte güzel bir atmosfer yakaladık. Mesut Yalçın Mustafa'nın o günün koşulları ve kısıtlı imkanlarıyla imal ettiği bu tekne, her türlü navigasyon eksiğine rağmen, gece ve gündüz seyrinde sadece fener, yıldız ve haritalarla çok güzel zaman geçirmemizi sağlıyordu.Uzun saatler sadece motorla k o y l a r ı g e z i y o r, t a m a m e n g ö r s e l navigasyonla seyir yapıyor, beğendiğimiz koylarda dalış antremanı yapıyorduk. Unutamadığınız anınız? M.Y Bir gün Knidos yakınlarındayız, çok güzel bir hava var, yelken açmak istedik, fakat iki direkli bir yelkenli için yeterli tecrübemizin olmadığını daha sonra anlayacaktık. Sırasıyla önce birinci, sonra ikinci, en sonda üçüncü yelkeni açtık. Orsa seyri yapıyoruz, rüzgar kuvvetli, tekne sancak tarafına yattıkça ve su güvertede akmaya başladıkça keyfimiz yerine geldi. Herkes rüzgar üstünde yerini aldı, ilk defa tam anlamı ile yelken yapıyor ve zevkini çıkarmaya çalışıyorduk, Bir an ne eksik diye düşündük, tabiki içkilerimiz, hemen servise başlandı. 1 Bende dümen tutmaya hep meraklı olduğum için dümene yapışmışım ama o güne kadarki tecrübem sadece motor seyrinde dümen tutmaktı. Bir yandan dümenle güreşirken diğer elimle bana uzatılan içkiyi almaya çalıştım,işte o anda olanlar oldu. Dümen birden elimden kaçtı, teknenin broşa girmesi ile birlikte rüzgar üstüne olanların tümü bir anda iskeleden sancak tarafına savruldu. Tarzan Mustafa bu savrulma esnasında bile hemen dümene atladı. Ama ne care, tekne olduğu yerde 180 derece dönerek geldiğimiz yöne yönelince huzur bulabildi. İlk tam yelken ve broşla tanışmamız bu şekilde gerçekleşti. Sonra zevkle dümeni sahibine yani Mustafa'ya teslim ettim. O günden bu yana Mustafa dümeni bırak madı, hala yarışlarda dümencimiz odur. Z.G Bir keresinde de, uzun bir seyir sonrası Marmaris Netsel Marinaya dönmüşüz. O zamanlar aramıza yeni katılmış, şimdi hem charter yapan iki tekne sahibi hem de çok iyi bir kaptan olan temizlik meraklısı bir miçomuz var. Adı önemli değil. Seyir sonrası tekne dağınlık ve kirli, bu arkadaşımız hemen bizi tekneden kovdu eline hortumu alıp tekneyi yıkamaya başladı. İki saat sonra Mesut'la çarşıdan tekneye döndüğümüzde sevgili miçomuzun henüz işlerini yeni bitirdiğini gördük. Mütebessim bir tavırla, tekneyi temizlediğini, üç su deposunu da doldurduğunu büyük bir gururla bize ifade etti. Anatolianın yalnızca iki su deposu olduğunu bildiğimizden Mesut'la birbirimize şaşkınlıkla baktık. Üçüncünün mazot deposu olduğunu anladığımızda şaşkınlık yerini miçoyu koruma amaçlı tedirginliğe bıraktı. Daha sonra tekneye gelen Mustafa Kaptana durumu söyleyemiyoruz ama başka çarenin olmadığını görerek alıştırma metoduyla mazot deposuna yanlışlıkla su karışırsa ne yapılır diye konuya hafif bir giriş yaptık. Mustafanın onun için tabletler var depoya atarsınız suyu alır şeklindeki yaklaşımlarını görünce, çekinerek ve yavaş yavaş, bu su biraz fazla olursa, mesela deponun dörtte üçü su olursa nasıl çözümleriz diye sorduk. Allahtan iyi saatinde, biz feryat eder diye beklerken o soğukkanlılıkla, '' hadi üzülmeyin, mazot depoda üste çıkar, su dibe çöker, altta da tahliye musluğu var, oradan tahliye ederiz'' dedi. Temkinli adam herşeyi düşünmüş. Miço da çok kabahatli değilmiş aslında. O zamanlar malzeme yokluğunda 3 doldurma deliğinin tapasında da “Water” yazıyor, miçomuzda bu eksikliğin kurbanı olmuş. 2 Yelken serüveniniz nasıl devam etti? Z.G. 2001 yılında Marmaris'den Setur Marina satış müzayesinden ilk teknem olan 2.el bir katamaran satın aldım. “My Chance“ şu an benden sonraki sahibiyle dünyayı dolaşıyor. Böylelikle gittikçe genişleyen arkadaş çevresi ile birlikte daha çok yelken yapma fırsatı bulduk. Yelken becerilerimizi iyice geliştirdik, dalışa devam ettik, geziler yaptık. Bir süre sonra büyütmek amacıyla teknemi sattım. Bu arada Mustafa'nın benimle aynı zamanda icra satışından aldığı, sactan yapılmış ama uzun süre tabiat koşulları ile elek haline gelmiş,yeni sahibinin insan üstü gayret ve çabaları ile 1.5 yılda köle gibi çalışarak ve köle çalıştırarak tekrar denizlerle buluşturduğu “Volante“ teknesini satması ile teknesiz kaldık. İlk teknesi Anatolia'yı da daha önce satmıştı. M.Y. Daha sonra Mustafa Öztürk Beneteau Oceanis 43, satın aldı ve birlikte yarışlara katılmaya başladık. “Debora“ ismini verdiği teknemizle Marmaris'ten Bodrum'a gidip yarışıp geri dönüyorduk. Bu dönemde AYK ve BAYK kulüpleri ortak bir aktiviteye imza atarak kış trofelerine başlamıştı, Mayıs aylarında ise meşhur Gant kupası yarışları yapılmaktaydı. Yol uzun ve yorucu gelmeye başlayınca Bodrumdan kiralık “Meltem” teknesiyle antremanlara ve yarışlara katıldık.Bu arada gerek muhabbet ve gerek takım harmonimiz dolayısıyla aramıza yeni arkadaşlar katılmaya başladı. Grubumuz giderek genişliyordu. Yarışlarda hem zorlu mücadele, hem muhabbet derken teknede yemek ve helva servisleri başlamıştı.Bodrum gecelerinde de elektrikler kesilmediği zamanlarda dışarda devamlı ders çalışıyorduk !!! Z.G Zaman zaman Kontiki, Uzma ve diğer teknelere ekip olarak katılıp değişik yarış teknelerinde de farklı tecrübeler ve beceriler elde etmeye çalıştık.2005 yılı Şubat ayında sonunda kendi sıfır teknelerimizi almak kısmet oldu. Karlı bir Şubat akşamı benim teknem ZAGUN, Mesut'un teknesi AMIGOES, Metin Acar ve ortaklarının EOS ve EOLOS isimli Bavaria 46 ve 38 feet Cruiser teknelerini Slovenya'dan Türkiye'ye uzun ve maceralı bir yolculukla getirdik. (Bu transferde ayrı bir röportaj konusu)Ben özellikle yarışlarda kullanmayı düşündüğüm için, o sene yeni çıkan bir model olan Bavaria 46 Cruiser model teknemi tüm yarış donanımıyla birlikte sipariş vermiştim. ZAGUN ekibi nasıl oluştu? M.Y. Arkadaşlığımız çok uzun yıllara dayanır. Dalış, moto-Cross, paragliding, pilotluk, golf ve başka sosyal aktivitelerde de hep birlikte olduğumuz için birbirimizi çok iyi tanıyoruz, her birimizin neler yapabileceğini, yapamayacağını iyi biliyoruz. Yaşam tarzımız gereği sportmen yapı ve mücadeleci bir ruhumuz var, adrenalinimiz yüksek, başarıyı seviyor ve özlüyoruz. Arkadaş olarak birbirimize çok yakınız ve her zaman birbirimize destek oluyoruz. Grup içinde güzel bir görev paylaşımımız var, teknede herkesin yeri bellidir. Grubumuza sonradan katılan deneyimsiz arkadaşlarımızın yetiştirilmesine de çok önem verdik, gerektiğinde daha iyi dereceler almaktan fedakarlık edip yeni ekip elemanlarımızı çalıştırdık. 1 ZAGUN'la İlk Yarışınız? Z.G. Turgutreis - Kalimnos arası yapılan bir Gant kupasında, rüzgarı çok iyi almışız, koşullar tam bize uygun, birinci sırada gidiyoruz, hakem teknesi bile arkamızda, start vermiş ama rota uzun, offshore yapıyoruz, biz finishe yaklaşıyoruz ama hakem teknesi geride, şamandra yok, nerede yarışı bitireceğimizi bilemiyoruz. Dürbünle bakıyoruz, finish hattı yok, içimizde birinci gitmenin kıpırtısı yanında finish hattını görememenin de huzursuzluğu var. Dayanamadık hakem komitesini anons ettik, marinaya yaklaşıyoruz acaba rotamız yanlış mı? Bir de baktık iskelemizden tam gaz gelen komite teknesi hemen önümüzde şamandırayı bırakarak bizimle saniye farkı ile finish hattını oluştudu. Çok keyiflendik, cruiser sınıfı bir tekne ile first finish ve ardından gelen overall birinciliği! Eh tabii akşam kutlamalar da bol neşeli ve alkollü oldu. Hiç unutamadığımız çok hoş ve değişik bir duyguydu. Zaman içinde tekne ve yelkenlerimiz eskidikçe performansımız düşmeye başladı. ZAGUN sert hava koşullarında performansı iyi, hafif havalar için ağır bir tekneydi, yelkenlerimiz de standart yelkendi. Hiçbir zaman performans yelkeni yaptırmadık. Bodrum bölgesinin rüzgarları az olduğundan yumuşak havalarda tekne istediğimiz performansı verememeye başladı. M.Y. Kupa sevincini tekrar özleyince farklı birşeyler yapmak istedik. O zaman Zafer'in önerisi ile bize eski tadları anımsatacak bir tekne aramaya başladık. Pupa firmasına ait eski ama başarılara imza atmış ve başarılı bir ekip özlemi içinde olan “First“ teknesi 38 ft First modeli bulduk. Eski ama, kurt denizci olan tekneyi kiraladık, Marmaris'ten Bodrum'a getirdik. Bu sene onunla yarışıyoruz, şu ana kadar AYK-BAYK yarışlarında 1.lik, BAYK'ın 1. ayağında 2.lik derecesi aldık 2. ayakta asimetrik balonumuz olmadığı için yerine simetrik kullanmak zorunda kaldık ve istediğimiz dereceyi yapamadık, 3 ve 4 üncü ayaklarda üçüncülükte sıkıştık kaldık, bir sponsor bulabilirsek, yelkenlerimizi performans yelkenleri ile yenileyebilirsek, bakın o zaman teknenin ve ekibin hakkını nasıl vereceğiz. “First” sadece adında kalmayacak first dereceleri ile de kendi haklı yerine oturtacak.Umutluyuz. Tüm ekip üyeleri Bu ekipteki herkes tekneyi ve denizi çok seviyor ve bir yaşam biçimi olarak benimsemişiz. Bir rivayete göre AYK'ın en eğlenceli ve çılgın grubu olduğuzu söylerler.Allah ağzımızın tadını bozmasın. ZAGUN Ficuu, Ficuuuu, Ficuuuu 2005 GANT CUP Destek Sınıfı 3. Koş, Koş, Kooooşşşş 2005 AYK-BAYK A Grubu 3. KAZANILAN KUPALAR DEBORA 2001 BIYC Klasman 2.si 2002 GANT CUP Gezi Sınıfı 3.sü 2004 GANT CUP Destek Sınıfı 2.si FIRST 2011 AYK-BAYK Destek 1. 2012 IRC Gezi 2. 2005 2006 2006 2006 2006 2006 2006 2006 2007 2008 2009 2010 BAYK Kış Trofesi Destek 1. Koç- Allianz 3. Ayak Destek 1. Koç- Allianz 6. Ayak Destek 1. GANT Destek 2. 2.Ayak Destek 1. 3.Ayak Destek 1. 4. Ayak Destek 1. Kış Trofesi Overall Destek 1. GANT Destek 1. AYK-BAYK IRC A 2. Wings Komodorluk Kupası 2. 1. Ayak Cruiser 2. 2 470 Yelkenli 470 dalgasına çıkabilen bir omurga ve Bermuda armaya sahip iki kişilik mürettebat için tasarlanmış tek gövdeli bir yelkenlidir. İsmini botun santimetre olarak uzunluğundan alan 470, (bot tam olarak 4.7 metre uzunluğundadır), 1976 Olimpiyatlarından beri olimpik sınıftadır. Söz konusu sınıf başlangıçta açık bir sınıf olarak kabul edilmiştir, ancak 1988 Olimpiyatlarından beri erkekler ve kadınlar için ayrı yarışlar düzenlenmektedir. Dünya şampiyonaları da erkekler ve kadınlar için düzenlenirken, karma mürettebat için de düzenleme yapılmaktadır. 470 lisanslı imalatçılar tarafından imal edilmesi gereken “one-design” bir teknedir. Sınıf kuralları 1960'ların malzemeleri ile camla güçlendirilmiş plastikten yapılmasını gerektirmektedir. Ön güverte oldukça hafif şekilde inşa edilmiştir ve üzerinde durmakta olan kişinin ağırlığını destekleyecek şekilde tasarlanmamıştır. Hem meraklılar hem de yelken okulları arasında oldukça popüler olan bir sınıf olan 470, aşırı bir kontrol zorluğu olmadan yüksek performanslı botlar için güzel bir başlangıç teşkil etmektedir. Yeni başlayanlar için tasarlanan bir bot değildir, çoğu 470 kullanıcısı daha stabil ve daha kolay bir botta, sıklıkla 420 sınıfında, deneyim kazandıktan sonra 470'e geçmektedir. 470'in kullanımı zorluklar içerebilmekte ve kimi zaman büyük yelken alanı, balonu ve trapez gerekliliği sorun olabilmektedir 470 gençleri yetiştirmek, onları yelkenciliğe hazırlamak amacıyla tasarlanan bir bot sınıfıdır. 3 470 470 Tip : Hareketli salmalı tekne Kullanıcı sayısı : 2 Tasarımcı : Andre Cornu Tasarım yılı : 1963 Gövde uzunluğu : 4.7m En uzunluğu : 1.7 m Ana Yelken alanı : 9.45 m2 Flok yelken alanı : 3.59 m2 Balon alanı : 12.16 m2 Tekne ağırlığı : 120 kg Uluslararası Birlik Linki www.470.org Türkiye Yelken Federasyonu www.tyf.org.tr Mehmet ÖZÇETİN 4 2012 Yılı Pirat Yarışları 2011 yılını kazasız ve başarılı geçirdikten sonra, 2012 yılı için yavaş yavaş içimiz kıpırdamaya başlıyor. Eminim hepimiz güzel ve rüzgârlı havaları şimdiden çok özledik. Bu sene kış mevsimini doya doya yaşarken kendimizi 2 0 1 2 y ı l ı y a r ı ş l a r ı n a ve f a a l i ye t l e r i n e hazırlanıyoruz. Bu yıl Ankaralı denizciler olarak yine ilkleri yaşamaya ve yaşatmaya hep beraber devam edeceğiz. Pirat sınıfı olarak yapmış olduğumuz çalışmalar sonucunda, Türkiye Yelken Federasyonunun 2012 yılı programında da yerini alan, bir dizi Pirat sınıfı ulusal ve bölgesel yarışlar düzenlendi. 2012 yılı için organize edilen yarışlardan bu yıl üç tanesini Başkentimizde, kulübüz önderliğinde gerçekleştireceğiz. Bunlardan ilki 28-29 Nisan da yapılacak olan “Türkiye Bayanlar Pirat Şampiyonası” olacak. “Pirat Bayanlar Yarışı” olarak geçen yıl kulübümüzün başlattığı bayan katılımcılara açık yarışı bu yıl ulusal hale getirerek devam ettiriyoruz. Aslında bayanlar yarışını 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yapmayı planlanmıştık, ancak bu yıl ağır geçen kış izin vermedi. İkincisi 4-5-6 Mayıs da “2012 Üniversiteler Arası Türkiye Pirat Şampiyonası” olacak. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu ile yaptığımız görüşmeler sonucunda Türkiye'de yelken sporunun gelişmesi ve genişlemesine katkı sağlamak amacıyla yarışların düzenlenmesi önerimiz kabul gördü. Bu güne kadar 18 üniversite katılım için başvuruda bulundu. Ülkemizin geleceği olan üniversiteli gençlerimizi ağırlamaktan büyük mutluluk duyacağız. Üçüncüsü ise 23 Eylül de “TYF Pirat Ligi 5. Etap Yarışları” olacak. 5 etaplık seri bir çekişmeden oluşan lig yarışlarının 3'ü İstanbul, 1'i Kocaeli, 1'i Ankara'da gerçekleştirilecek. 5 Türkiye de ilk kez yapılacak olan yarışlara Ankara Yelken Kulübü olarak ev sahipliği yapacağımızdan mutluluk ve gurur duyuyoruz. Ev sahipliğini yapacağımız ulusal yarışlara hazırlık için bütün üyelerimizi Nisan ayının ilk hafta sonundan itibaren hazırlık çalışmaları için M o g a n G ö l ü Te s i s l e r i m i ze b e k l i yo r u z . Kulübümüzün tekne parkında bulunan Pirat sınıfı yelkenliler üyelerimizin hazırlanmaları ve yarışlara katılımlarında önemli bir güç. Sporcularımızın bu gücü en olumlu biçimde kullanarak kulübümüze yeni kupalar kazandıracaklarını umuyoruz. Üç tarafı denizlerle kaplı olan cennet vatanımızın başkentinde yaşayan Bozkır Yelkencileri olarak bizler, Ankara için sıra dışı bir spor dalı olan yelkeni bu kadar yoğun ve güzel bir şekilde yaşayıp yaşattığımız için çok mutluyuz. Ayrıca bu yıl kulübümüzün düzenleyeceği bölgesel yarışları ve Gölbaşı Belediyesi yarışlarını da heyecanla bekliyoruz. Diğer bir heyecanımız ise biraz daha sürecek. Pirat sınıfı olarak girişimlerimiz olumlu sonuçlandı ve 2014 Pirat Dünya Şampiyonası ülkemize verildi. Ülkemizde yelken sporunda büyük bir şampiyonaya ev sahipliği yapmak hepimizi gururlandırıyor. Bütün çalışmalarda görev alan ve alacak olan üye ve arkadaşlarımıza katkıları için çok teşekkür ederiz. İyi ki varsınız, İyi ki varsın Ankara Yelken Kulübü Mehmet ÖZÇETİN 6 Bahar İçin Bir Derleme Önce ayak seslerini duydum; olabildiğince yavaş ve narin, hissettirmeden, balerin adımları adeta. Derken, her zamankinden bir az daha sonra, bir sabah uyandığımda aniden çıkıverdi karşıma. Yüzünden yansıyan güneş ışınları gözümü kamaştırırken, saçlarındaki papatyaları gördüm ve etrafında uçan kelebekleri. Burnuma ulaşan kokusu, yeni bir yaşama başlama mutluluğu tadındaydı, durmaksızın içime çektim. Kuş cıvıltılarıyla dolu sesi, “bir an önce doğaya çıkmalı” isteği uyandırıyordu. Çıktım... Güzelim Anadolu'nun kıyı kenti Bodrum'a hep erkenden gelse de “bahar”, bu sene biraz bekletti bizleri. Yeniden yeşeren otlar arasında nereden çıkmıştı, bir gün önce ortada olmayan onca rengarenk çiçek. Toprak her zamankinden farklı mı kokuyor, duyduğum sesler, karıncaların gerinme sesleri mi yoksa. En belirgin olan taşevlerin gediklilerinin dönmesi; bir sene önce bıraktıkları yuvalarını onarmak için kanat çırpan kırlangıçlar. Denizin rengi daha bir mavi sanki, üzerinde süzülen tirhandil her zamankinden daha alımlı, ya kokusuna ne demeli. Deniz aklına sonsuzluğu getiriveriyorsa da kıyıları unutmamak gerek. Bodrumlu Gönüllüler ve diğer STK ların azimli uğraşlarından sonra turizme kazandırılmasından! şimdilik vazgeçilen, Kise (ya da Kisle) Bükü'nde, Halikarnas Balıkçısı bakın nasıl karşılıyor baharı, biraz da yaşlılığına dem vurarak: 7 “Kisle Büküne yalnız gelmiştim. Bu bük, kirpikler arasından açılarak çakan yeşil bir göz gibi, sık çalılar arasında parlayan bir koydur. Koyun pudra gibi kumları, ayağın en narinine bile, gezintilerin en yumuşağını ve tatlısını bağışlar. Kekik, adaçayı, sedef, mersin, sakız, sandal, yaban karanfili, yaban nanesi ve ardıçların acımtırak kokusu insanın beynini, yüreğini dinçleştirir. Her sağanak, yeni bir tütsü üfürür, başka bir iklim yaratır. O gün arılar, dünyanın böylesi haspalığına, şenliğine, deliliğine, ışığına, hiçbir diyecekleri yokmuş gibi, zilzurna sarhoş, aptal aptal uğulduyorlardı. Kendi kendime; << İşte, şu cennete bak. Hey yaratılış hey! Yıpranmış, yaşlanmış bir adam artığını, kaldırıp bu cennetin ortasına koyuyor da iyi halt ediyor sanki! Çocuk olsaydım a!>> dedim ve madem ki beni kimse görmüyordu; kumların üstünde bir kaç parende attım, çevreyi de candan kaynayan bir kahkahayla çınlattım...” Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın bu coşkusuna, Berlin'de güneşli bir bahar gününe uyanan Elif Şafak pek katılmıyor gibi, ne dersiniz? “.......hani kuşlar cıvıl cıvıl, sanırsın ki yeni bir bestecinin eserlerini keşfettiler; hani renkler bir başka açılır saçılır; hani ağaçlar donanmış, kokular katmerlenmiş; şehir kendince kadrince sil baştan donanır ve hani insanlar baskı altından kurtulmuş yay misali fırlar ya sokaklara, dışarılara, atarlar kendilerini illaki kamusal alana; hani kimisi üşenmeyip mendil büyüklüğünde çimenlerde piknik yaparlar ya; hani işte o dönemlerde, öyle günlerde, benim moralim bozulur oldum olası, kendime kapanırım...... Adeta herkesin işittiği bir ritim var, bir ben sağır olmuşum, o ritmi duymuyorum, kulaklarımı ovuşturuyorum, ne gam, onların adımları neşeli bir melodi, ben kalıyorum beride kağnı misali; onlar sekerken ben sendeliyorum sadece, olar hızlanırken ben duruyorum, durmak ki beni en çok ürküten. Elimde değil, güneşin altında ben donuyorum.'’ Belki Berlin'de, koca kasvetli bir şehirde olmak Elif Şafak'ı güzelim güneş altında donduran. Can Dündar da bahardan hoşlanmayanlardan hatta korkanlardan! galiba, okuyun siz karar verin: “ Bahar, yalvarırım çek git işine!... Salma üstüme çiçeklerini, aklımı çelme!... Her zaman çimenlerin çiyden ürpererek uyanıyor bahçemde; sonra güneşle oynaşıp tütsülenmiş gibi buğulanıyor. Ne zaman sokağa çıksam badem ağaçları salkım saçak çiçek... Kavaklar kıpır kıpır, ıslık ıslığa meltem... Kırda dayanılmaz kekik kokusu, toprakta türlü çeşit börtü böcek... Yapma bunu bana bahar, Böyle üstüme gelme!... Zaten damarlarımda zor zapt ediyorum kanımı... Çoktan cemreler düşmüş beynime yüreğime... Kalbimin buzları erimiş. 8 Göğüs kafesimde ne idüğü belirsiz bir kıpırtı geziyorum nicedir... Krizdeyim ben... Tembelliğin sırası değil, uyamam sana... Al git serçelerini sahlarımdan, çağlalarına, kokularına hakim ol... Meltemlerine söyle, deli gibi ıslık çalıp sokağa çağırmasınlar beni... Bulutların üşüşmesin başıma... Girme kanıma benim... Yoldan çıkarma beni... İyisi mi, hiç azdırma ruhumu bahar... İş açma başıma... Git işine! Yoldan çıkarma beni!...” Baharı şehirde karşılayan Sait Faik, “Baharı Aramak” adlı öyküsünde, İstanbul şehrinde baharı arayan bir yazarımız: “Halbuki bahar oradadır. Şehirden yüz metre uzaklaşır uzaklaşmaz başlar. İlk durakta otobüsten atlayarak geri döndüm. Şehir haricine çıktım. Önce bir takım konserve kutularının, teneke ve demir parçalarının birbiri üstüne yığıldığı uçurumların, sonra kıpkırmızı çıplak bir saha üstüne yıkılmış tuğla harmanlarının arasında baharı aradım. Birtakım ağaçların üstünde parça parça bir iki yıldız... Bir iki yeşillik... Bu kel ve yarı sersem çimenlerin üstündeki bu ortası sarı, kenarları beyaz çiçek midir bahar? Bu göz alabildiğine aydınlık bu mavi gök, bu su. Bu şarkı söyleyen kız mıdır bahar? Kendi kendime baharın bir yalandan, bir insan tahayyülünden başka bir şey olmadığını düşündüm... Bahar da bir avuç papatya, bir iki kırmızı gelincik, bir kaç çingene kızının şalvarı mıdır? Bahar da öteki mevsimler gibi fikri bir şey midir? Hakikatte bahar denilen bir şey yok mudur? Böyle düşünürken bir yolun dönemecinde iki kişiye rastladım. Ellerini birbirlerinin beline sarmışlardı. Bu ara bu iki kişiden dişisi bol, tatlı bir kahkaha savurdu. Köpeklerin, kuyruklarını kısarak moloz yığınlarından yukarıya, tepeye doğru kaçtıklarını gördüm. Tuğla harmanındaki ameleler, durup ellerini gözlerine siper ederek etrafı aradılar. İşte o zaman, yalnız insanların baharı ne kadar arasa bulamayacağını hissettim.'' Duygusallıktan gerçekliğe yönelince, karşımıza astrofizikçi Hubert Reeves çıkıyor. Montreal ve Paris'te kozmoloji dersleri veren Reeves'in tuttuğu günlük, onun doğaya ve insanoğlunun doğayla ilişkisine dair gözlemlerini içeren bir çeşit “kozmik dua” adeta: “Mayıs sabahı. Bir kurbağa bir nilüfer yaprağının üstünde durmuş, güneşte ısınıyor. Elma çiçekleri koca koca açmış, koku saçıyorlar; çeşit çeşit böcek, yabanarıları, balarıları çiçeklerin çevresinde dolaşıp duruyor. Bir kelebek, tam bir ustalıkla yönettiği uzun bir hortumu taç yapraklarına daldırıyor. Becerikliliği, kendine güveni beni etkiliyor. Ne yapacağını çok iyi biliyor. Gerçekten işinin ehli. Düşünüyorum: Kelebeğin işini kelebek bilir. Onun yaşamı kendi önüne açıkça çizilmiş. Varoluşunun biçimini düşünmesi gereken insanın kaygısını o bilmiyor.'’ Doğa her göze farklı görünüyor. Yaşar Kemal bir bahar sabahı ve renklerini “Bir Ada Hikayesi” üçlemesinin birinci kitabının ilk satırlarında anlatıyor: “Tanyerleri ışıdı ışıyacaktı. Deniz sütlimandı, apaktı. Küreklerin şıpırtısından başka bir ses yoktu. Martılar daha uyanmamıştı. Gün doğmadan önceleri, dünya dümdüzken, deniz işte böyle sonsuz bir aklığa keser. Karşı dağların ardı aydınlanınca deniz menevişlendi. Denizin üstünde çok mor, çok turuncu, çok yeşil, çok sarı, çok kırmızı ışıklar kaynaşmaya başladı. Poyraz Musa, başını kaldırıp karşıya bakınca az ilerdeki adayı gördü, hızını kesti, kayığı durdurdu, ayağa kalktı, kollarını açtı, derin bir soluk aldı, kayık sağa sola hafiften sallanıyordu. Bir tansıkla karşı karşıyaydı. 9 Ada pespembe bir ışığa batmıştı. Pembe ışık denize yansımış inceden dalgalanıyordu... Yıldızlar parladı söndü. Bir balık neredeyse bir çocuk boyu, denizden fırladı, havada çakarak, çelik mavisi, çelik yeşili, çelik moru, çelik kırmızısı ışıklarını fışkırtarak geri düştü. Balıklar, büyüklü küçüklü arka arkaya denizden fırlıyor, ışıklarını havada bırakarak denize doğru düşüyorlardı. Denizin üstü bir çocuk boyu pul pul oldu.'' Lawrence Durrel'in “Justine” romanında ki Venedik baharı ise hiç de iç açıcı değil: “Ertesi ilkbahar öyle kötü bir hamsin rüzgarı oldu ki, öylesini ömrümde görmedim. Güneş doğmadan önce çöl göğü cilt bezi gibi kahverengileşmiş, daha sonra, bir yanardağdan dökülen kül yığınları gibi Delta'nın üstünde toplanan ve koyu sarının bütün tonlarını taşıyan bulutun kıyılarına dokunmadan yavaş yavaş kararmıştı. Kent sanki bir fırtınaya karşı bütün kepenklerini kapatıyordu. Ani rüzgar esintileri, ince hırçın bir yağmur, bunlar göğün ışığını örten karanlığın ilk habercileridir. Şu anda kepenkleri kapatılmış odaların karanlığında görünmeyen kum her şeyi kaplamaya başlıyor; çoktandır dolaplarda kilitli duran giysilerde, kitaplarda, resimlerde, çay kaşıklarında, sanki sihirliymiş gibi birden ortaya çıkıyor. Kapı kilitlerinde, tırnak altlarında. Sert, hıçkırıklı rüzgar burun deliklerinin, boğazların zarlarını kurutuyor, gözleri iltihaplanmış gibi acıtıyor. Suyu kurumuş bulutlar sokaklarda kehanet gibi dolaşıyorlar; kum eski bir peruğun buklelerinin arasına dolan pudra gibi denize doluyor. Mürekkebi kurumuş dolma kalemler, kuru dudaklar Venedik panjurlarının tirizleri boyunca ince beyaz kar gibi yığıntılar. Kanaldaki hayalet filikalar başları sarılı gulyabanilerle dolu. Arada bir tam üstten inen çatırtılı bir rüzgar bütün kenti fır fır döndürüyor, insan sanki büyük bir girdabın anaforuna yakalanan her şeyin ağaçların, minarelerin, anıtların, insanların sonunda geldikleri yere çöle yeniden yavaşça döküleceklerini, dalgaların yonttuğu, bir yapıcısı olmayan kum tepecikleri kökenine geri döneceklerini sanıyor.'' Bu derlemeyi yaparken; “bahar, çiçek, yeşil, renkler, yaratılış, insan, kapanmak, minare, İstanbul, çelik mavisi, ayak sesleri” kelimelerine “Madımak, kurşun, kilise, Hrant Dink, komplo teorisi, faili meçhul, zaman aşımı, bir arada yaşam, misyonerlik” kelimeleri karıştı durdu zihnimde. Bahar geliyor ülkemize, güneyden başlayarak, duyulan tüy gibi hafif ayak sesleri onun. Peki uzun zamandır duyulan kaba, at gözlüklü, beyaz bereli, elleri meşaleli, sakallı ayak sesleri kimlerin? Saner Gülsöken Yazıdaki alıntılar Can Dündar, YARİM HAZİRAN Elif Şafak, MED-CEZİR Halikarnas Balıkçısı, EGE'DEN DENİZE BIRAKILMIŞ BİR ÇİÇEK Hubert Reeves, BOŞLUK bakışımın biçimini alıyor Lawrence Durrell, İskenderiye Dörtlüsü: 1, JUSTINE Sait Faik Abasıyanık, BALIKÇININ ÖLÜMÜ YAŞASIN EDEBİYAT Yaşar Kemal, Bir Ada Hikayesi 1, FIRAT SUYU KAN AKIYOR BAKSANA 10 Ankara Yelkenden Kulübümüz Yeni Üyeleri Eylül 2011 ile Şubat 2012 arasında kulübümüze yeni üye olan dostlarımıza hoş geldin diyoruz. Özlem Tezerişener / Ziraat Müh. Deniz Öztürk / Öğretmen Engin Öztürk / Bilişim Teknik Uzmanı Emrecan Çubukçu / Yazılım Müh. İbrahim Bülent Atamer / Kimya Müh. Hayri Anamurluoğlu/ Mimar Mehmet Ümit Ayral / Tıp Doktoru Can Özgüven / Sistem / Test Müh. Bedriye Selin Kartal / Arkeolog / Editör Yavuz Yolsal / Tıp Doktoru İlknur Ökçün / Tıp Doktoru Metin Cömertoğlu / Filoloğ Murat Demirhan / İnşaat Yüksek Müh. Emre Soydaş / Eczacı Taner Yüce / Subay Zafer Türkyılmaz / İnşaat Müh. Himmet Birol / İnşaat Yüksek Müh. A. Haluk Giray / Serbest Figen Öner / Aile Yaşantısı Eğitimi ve NLP Uzmanı Laser 4.7 Toplam katılımcı sayısı: 23 Sporcumuz Yeşim Bengü Gürkan 17. Optimist, Toplam Katılımcı sayısı 45 Sporcularımız: Hüseyin Kılıç / İnşaat Yüksek Müh. Canberk Çelik 10. Eray Akdağ / İktisatçı / Çalışma Ekonomisti Atacan Üçerler 13. Ertuğrul Ata 17. Centerboard Yarışları Alper Karapınar 29. Atila Tükel 32. Kasım 2011-Şubat 2012 döneminde Kulübümüz Tuna Yolsal 34. sporcuları 10-13 Kasım tarihlerinde kulübümüz Adana'da yapılan Bölge Kupası 3. Ayak yarışlarına katılmıştır. Laser 4.7 sınnıfında bir ve Optimist sınıfında altı olmak üzere toplam yedi sporcumuzun katıldığı yarışlarda sporcularımız aşağıdaki dereceleri almışlardır: 11 Yıl içinde 3 ayakta tamamlanan Bölge Kupası Yarışlarının sonuçları yine kasım ayında TYF tarafından ilan edilmiştir. 2011 Bölge Kupası, 5. Bölgede yer alan 10 sporcumuzun dereceleri aşağıdadır: Optimist, Toplam sporcu sayısı: 77 Sporcularımız: Canberk Çelik 6. Ata Can Üçerler 19. Muhsin Ertuğrul Ata 21. Alper Karapınar 47. Atila Tükel 50. Tuna Yolsal 74. Nurefşan Ata 75. Laser 4.7, toplam sporcu sayısı: 37 Sporcularımız: Yeşim Bengü Gürkan 10. Aylin Akkent 27. Laser Radyal, toplam sporcu sayısı: 26 Sporcumuz: Bertuğ Ünlü 15. Yat Yarışları Kulübümüzün adına gerçekleştirilen tek yat yarışı olan AYK –BAYK yarışı 40 teknenin katılımı ile gerçekleştirildi. Sporcularımızın yer aldığı 8 tekne de yarışta mücadele etti. Gerçekleştirilen 4 günlük eğitim gezilerine aynı dönemde 24 kişi katılarak kuramsal bilgilerini tazeleme ve uygulamaya geçirme olanağına kavuşmuşlardır. Diğer Lokalimizin çalışmaya başlaması ile birlikte üyelerimizi bir araya getiren sosyal faaliyetler arttı. Kulüp komodorluğumuz ve centerboard sınıf sorumlularımız 13 Ocak 2012 tarihinde sporcularımız ve sporcu velilerimizle yeni kulüp binamızda akşam yemeğinde bir araya geldiler. Ankara Yelken İl Temsilcisi Mustafa Sırrı Akın ile başkanımız Adnan Ö z a r s l a n d a t o p l a n t ı y a k a t ı l d ı l a r. Sporcularımız ve tüm katılımcıların neşe içinde paylaştıkları yemek boyunca ağırlıklı o l a r a k A n k a r a Ye l k e n K u l ü b ü ' n ü n centerboard sınıflarında aldığı derecelerdeki yükselme, bu yükselmenin önümüzdeki dönemlerde de sürekliliğinin sağlanması ve daha da ileriye taşınması konularında görüş alışverişi yapıldı. Yılbaşı ve Sevgililer Günü akşamları üyelerimiz lokalde birlikte eğlendiler. Ocak ve Şubat aylarında iki kez “Kaynaşma ve Tanışma Geceleri” adı ile geniş katılımlı eğlence geceleri düzenlendi. 25 Şubat 2012'de üyelerimiz için İstanbul'da düzenlenen Boat Show'a gezi düzenlendi. 2012 BAYK Kış Trofesi'nde kulübümüzden 7 tekne yarışlara katılmaktadır. 2012 MİYC Kış Trofesi'nde ise iki tekne de sporcularımız kulübümüzü temsil etmektedirler. Eğitim Çalışmaları Aralık ve Ocak aylarındaki Amatör Denizcilik seminerlerimize toplam 50 deniz ve yelken sevdalısı katılmışlardır. Seminerlerimize katılan arkadaşlarımızın hepsi ADF sınavına girerek başarılı olmuş ve Amatör Denizci Belgesi almaya hak kazanmışlardır. 12 Havuzluğu Nerede? 2 Havuzluğun yerinin avantaj ve dezavantajlarını tartıştığımız yazımız önceki sayımızda özellikle merkez havuzluğun avantajları ile başlamıştı. Bu kez ise arka havuzluğun avantajlarından söz edeceğiz. Arka havuzluğa önden gelen rüzgar ile savrulan deniz suları ve dalgalarının gelmesi çok daha zordur. Merkez havuzluklu teknelerde bu serpintiyi engellemek için mutlaka bir serpinti körüğü vardır. Çoğunlukla körük gerekeceği için sert malzemeden kalıcı bir serpinti engelleme “ön camı” düzeneği havuzluğun önündedir. Suyun daha az gelmesi yanı sıra, daha rahat boşaltma yolları bulunabildiği için arka havuzluklar çok daha “kurudur”. Arka havuzluklu teknelerde havuzluk daha alçak olduğu için bumba ve yelkenler de daha aşağılara dek inerler. Güverteyi “süpüren” yelkenlerin sonucu daha fazla yelken alanı ve daha iyi orsa performansıdır. Ayrıca merkez havuzluktan yelkenleri tam olarak görmek için çepeçevre bakmak gerekir iken, arka havuzluktan yelkenler bir bakışta görülebilir. Havuzluğun yüksekliği ve ona bağlı armadaki değişiklikler arka havuzluklu teknelerde ağırlık merkezinin merkez havuzluğa göre daha aşağıda yer almasını sağlarlar. Böylelikle alabora olma olasılığı biraz daha azalır. Arka havuzlukta yanaşma manevralarının da daha rahat olduğu söylenir. Bir kere teknenin sevk yeri arkada olduğu için yalnızca teknenin önünün uzunluğu öğrenilmek zorundadır, arkanızda kalan bölümün uzunluğuna da alışmak zorunda kalmazsınız. Merkez havuzluk sevenler baştan veya kıçtan kara yanaşmaların hepsinde aynı “kolaylık” olduğunu söyler. Ancak eğer kıçtan kara yapılıyor ise arka havuzluğun büyük getirileri vardır. Öncelikle yanaşılacak iskele vb engeli çok daha yakından izleyerek manevra yapılır. Tekneyi bağlayacak palamar halatları manevrayı sürdüren kişi veya kişiler tarafından kolayca bağlayacak kişilere verilebilir. Özellikle sınırlı mürettebat ile yanaşılırken idare ve bağlama yerinin aynı yer olması büyük kolaylık sağlar. Arka havuzlukta dümen sistemi veya otomatik pilot için harcanan hacim çok daha azdır. Ayrıca yüksek oturma yerlerinin altında geniş dolap alanları kalır. Havuzluk daha geniştir, böylelikle daha büyük masa, daha geniş oturma yerleri ile sosyal açıdan daha kullanışlı bir tekne ortaya çıkar. Seyir sırasında veya sonrasında rahat yatılabilecek boyutlarda “banklar” vardır. Arka havuzlukta “denize daha yakın” durulur, böylelikle denizi çok daha fazla duyumsamak olasıdır. 13 Yüzme platformuna ulaşım çok daha rahat ve uygundur. Denize girmek ve çıkmak daha rahattır. Arka taraf teknenin en az sallanan yeridir. Merkez havuzluklu teknelerin iyi özelliklerinden birincisi olarak bu bölgedeki “sahip kamarasının” az sallanması sayılır. Yaşamın çoğunun kamarada değil, havuzlukta geçtiği göz önüne alınır ise, anılan “az sallantılı bölgenin” havuzluk olarak kullanılmasının teknedeki yaşama getireceği rahatlık ön görülebilir. Merkez havuzluk daha yukarıda yer aldığı için sallanma daha geniş bir yay üzerinde olur ve havuzlukta çok daha fazla hissedilir. Yelkenlinin iç mekanlarına bakıldığında arka kamaraya ulaşım için harcanan “koridor” kayıplarının kalmadığı görülür. Böylelikle salon, mutfak yerleşimi çok daha ferah ve kullanışlıdır. Ön kamara için de daha geniş yer kalmıştır. Havuzlukta yer alan oturma alanları altındaki dolapların derinliği arka havuzluklu yelkenlilerde arka kamara yatakları üzerinde kalır. Merkez havuzlukta ise ön, arka kamaralar arasındaki yürüme koridorlarının, ki bazılarında mutfak buradadır, basık olmasına yol açar. Görüldüğü gibi her iki havuzluk yerleşiminin de kendine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Bu nedenle şu tür havuzluk daha iyidir gibi genel bir sonuç verilemez. Soğuk iklimlerde kapatılması, ısıtılması daha kolay olan, küçük alanlı merkez havuzluklar daha sık yeğlenmektedir. Ancak “deniz keyfinin” daha çok yapıldığı sıcak iklimlerde, kıçtan kara yanaşmanın yeğlendiği bölgelerde arka havuzluk daha avantajlı durmaktadır. Zevkler ve renkler gibi havuzluk yerini de tekne alacak kişinin kişisel seçimine bırakarak, “havuzluğunuz nerede olur ise olsun, rüzgarınız kolayına, pruvanız neta olsun” diyerek bitirelim. Tanju Aktuğ Resimler ile ilgili genel açıklama Yazıda kullanılan resimler aynı firmaya ait ikisi de 36 feet uzunluğunda merkez ve arka havuzluklu teknelerin resimleridir. Küçük teknelerdeki durumu yansıtmaları ve tam bir karşılaştırma sağlamaları amacı ile seçilmişlerdir. Her iki tekne tipini de resimleme olanağımız olmadığı için, satılık teknelerin internet sitelerindeki resimlerinden yararlanılmıştır. Merkez havuzluklu tekne resimleri üstte kullanılmıştır. 14 Bulmaca Sitemizden bulmacanın etkileşimli çözülebilecek biçimine ulaşabilirsiniz. Tanju Aktuğ 15 Yelken Yarışçılığının Temelleri Mark Johnson [copyright 1/19/95] Kısım 5 Alt Yaka Gergisi - (alt derinlik boyutu) Yelken kontrollerinin en temellerinden birisi alt yaka gergisidir (outhaul). Ana yelkenin alt % 40'ının derinliğini kontrol eder. Yelkeni düzleştirmek için, gergi kasılır, daha fazla "torbalaştırmak", ya da derinlik vermek için gergi boşlanır. İngilizce adından da anlaşılacağı gibi işlevi yelkenin arkasını dışarı çekmektir. Kulüp FJ veya Laser teknelerinde etkileşimli bir yelken kontrolü değildir. Genellikle yarışın başında ayarlanır ve o pozisyonda kalır. Seyir sırasında ayarlamak mümkün ise, başlıca amacı orsa ve pupa seyri arasında geçiş yapmaktır. Apaz seyrinde yelkende daha fazla derinlik daha fazla güç verecektir. Tam pupa seyirde yelkenin daha fazla torbalaşması için alt yaka gergisi tam boşlanır. Torbalaşma iğnecik seyrinde tekneyi yürüten güç olan yelkendeki itmeyi arttırır. Şamandra dönüşünden önce gergi önceden işaretlenen yere dek yeniden gerilmelidir. Bu çok önemlidir,gergi boşlanmış iken rüzgarüstüne gitmeyi deneyin. İstediğiniz yere bir türlü gidemeyeceksiniz. Kaningam - (derinlik yeri) 1920 lerdeki America's Cup yarışlarından birisinde görev alan Cunningham adlı bir kaptan adı ile anılan yelken kontrolünü tasarlamıştır. O devirde yelkenler kanvas kumaştan yapılıyordu ve rüzgar koşullarına bağlı olarak esneme eğilimleri fazla idi. Maksimum yelken boyutu kısıtlaması göz önüne alınarak, yelkenler ancak fazla rüzgarda maksimum boyutlarına ulaşacak kadar küçük kesiliyordu, ancak rüzgar az ise küçük kalıyorlardı. Cunningham yelkenin karula köşesine bir ring ekleyip, oradan yelkeni aşağı çeker ise hafif havalarda da yelken alanını arttırabileceğini fark etti. Kanningam artık bu amaç için kullanılmasa da yine de önemli bir kontrol yöntemidir. Bu küçük halatın modern amacı derinliğin yerini kontrol etmektir. Kanningam kasıldığında yelken derinliği öne ilerler. Rüzgarın hızı arttıkça, derinlik geriye, güngörmeze doğru kayma eğilimindedir. Gereksiz güç ve fazladan direnç oluşturduğu için istenmeyen bir durumdur. Derinlik orsa yakasından % 40 % 45 arası kadar geride olmalıdır. Sıkı Cunningham ayarının bir diğer sonucu yelkenin güngörmez yakasının açılmasıdır. Yelken bombanın üzerinde düzleşerek üst batten bumbaya paralel olmalı. Eğer Cunningham çok sıkı ise, üst çıta bumbadab dışarı uzaklaşır. Geri getirmek için aşağıda açıklanacak pupa baskısı kullanılmalıdır. Elbette diğer bir sonuç yelkenin kısmen, düzleşmesidir. Yelkeni düzleştirmek için özel durumlar dışında Cunningham kullanılmamalıdır, çünkü düzleştirirken derinliğin yerini de değiştirir. Direk Eğriliği - (Derinlik boyutu) Yukardaki şekil 4'e bakarsanız, laser yelkeni düzdür. Direğe geçirildiğinde orsa yakasının düzleşmesi ile yelken tam biçimine kavuşur. Bu düz direk geriye doğru eğilir ise, yelken takılmadan önceki düz biçimine yaklaşarak, ideal biçimini yitirir. Direk eğmenin ana amacı yelkene yeniden güç kazandırmaktır ve çeşitli biçimlerde yapılabilir. 16 Kapama Bir laser yelkenli kullanırken kısa sürede direğin biraz eğrilebildiğini fark edersiniz. Direği eğmenin ve yelken derinliğini azaltmanın bir yolu iskotayı çok kasmaktır. Aslında rüzgarüstü seyirde çok hafif havalar dışındaki rüzgarlarda her iki ana yelken iskotası teknenin kıçında birbirine değmelidir. Ön Eğme Direk daha yelekn takılmadan eğilerek de eğrilik sağlanabilir. Bunu yapmanın bir kaç yolu varsa da, hepsi direğin üst yarısının öne, başa doğru kuvvetle çekilmesine dayanır. Uluslararası FJ's yanı sıra diğer modern yüksek performanslı teknelerde genellikle bu amaç için bir düzen vardır ve güverte üzerine monte edilmiş bazı kilitler düzenlenmiştir. Ön eğme çok rüzgarlı havalar gibi durumlarda çok düz bir yelkeni garanti eder. Böylelikle ekip mürettebat kafalarının üzerinde çok fazla güç ile asla yakalanmaz. Ayırıcılar FJ teknelerinde ki ayırıcıların (direğin 1/3'ündeki sidestaylere destek olurlar) ne işe yaradığını, özellikle neden ileri geri ayarları olduğunu düşündünüz mü? Eğer ayırıcı arkaya doğru çekilir ise, desteklerdeki güç arkaya doğrudur, direğin üst yarısını geriye çeker ve eğer. Alternatif olarak öne doğru çekilir ise, eğrilik azalır. Ayıcıları öne alma daha fazla güç gerektiren hafif havalarda gereklidir. Vang germe Bumbayı aşağı çekme eğri bir direkte kullanılabilir, iskotanın kasılması gibi direğin üst yarısını geriye eğer. Aslında, Laserde bu yaklaşım genellikle tercih edilmektedir, çünkü yelkenin biçimi iskota kasılsa da, gevşetilse de aynı kalır. Tüm kontrol ana yelken iskotasına kalınca, iskota gevşetilerek yelken güçlendirilir, kasılarak yük azaltılır. Bu yaklaşım ile yalnızca yelkenin rüzgarı aldığı açı değiştirilmiş olur. Boom Vang - (güngörmez biçimi) Bir çok yelkenli teknede Bom Vang'ın ana görevi ana yelkenin güngörmez yakasının biçimini kontrol etmektir. Vang sıkılaştırılır ise güngörmez yakası düzleşir, gevşetilir ise gevşer ve rüzgaraltına doğru bombeleşir. Üst baten daha önce belirtildiği gibi bumbaya paralel olmalıdır. Eğer çok çekilir ise fazla derinlik oluşur, eğer gevşek bırakılır ise yelkenin arkasında fazla güç kaybı olur. Bölüm Çevirisi: Tanju Aktuğ 17 Gündüz Feneri mi, Gece Feneri mi? Deniz fenerleri seyir sırasında önemli desteklerimizdir. Özellikle gece seyirlerinde ışıkları yolumuzu aydınlatamasa da, yolumuzu gösterir bize. Kimi kez haritada hedefimizin yakınlarında bulduğumuz bir fenere doğru seyrederiz, gözlerimiz karanlıkta o fenerin ışığını arar. Işığını gördüğümüz anda doğru rotada gitmenin hazzı sarar içimizi. Kimi zaman da belli bir engelin çevresinden dolanmamız için bize yol gösterirler. Bu kez ışıklarını pruvamızda değil, istediğimiz açıda gördükçe rahatlarız. Deniz fenerleri sıklıkla coğrafi açıdan da önemli noktalarda konuşlanmışlardır. Burunların uçları sık yerleştikleri yerlerdir. Güney Ege'de seyir yapıp, rotası Knidos Burnu'ndan geçen herkes Deveboynu Feneri'nin görkeminden etkilenir. Ege ile Akdeniz'i birleştiren noktada, denizden yükselen sarp tepenin üzerindeki fener binasının heybeti unutulamaz. Geceleri fenerlerin desteği ile uzun seyirler yapmış denizcilerde o görkemli yapı “bana yol gösteren şahane fenerler işte bunlar” duygusu yaratır. Denizci adeta fenere gönül verir. 18 Kıyı şeridinin uzunluğuna karşın az sayıda fener içeren ülkemizde fenerler belirgin olarak coğrafya açısından da önemli noktalarda yer alırlar. Ayvalık Çanakkale arasında seyredenler için önemli bir coğrafi işaret noktası Baba Burnu'dur. Midilli adasının kuzeyinde, körfezden Ege'ye kavuşulan noktada, Anadolu'nun en batı ucunu işaret eden, navigasyon açısından önemli bir burundur. Ayrıca tarihi açıdan da önemlidir. Osmanlı döneminde son inşa edilen kale bu burundadır. Burunda bulunan Deveboynu Feneri'ni haritada görünce bu noktaya doğru seyrederken daha da heybetli bir fener binası ile karşılaşacağınızı umarsınız. Fenerin adı da beklentilerinizi yükseltir: Bababurnu Feneri. Ancak buruna yaklaştıkça hayalleriniz yıkılır. Kale duvarları üzerinde, çevredeki yapılar ile karışmış, demir direk üzerinde gösterişsiz bir fener ile karşılaşırsınız. Gündüz yerine gece seyri yaptığınız da ise olay tümü ile değişir. O bildiğimiz heybetli fener binalarına pek benzemeyen Bababurnu Feneri güçlü ışığı ile sizi 18 mil uzaktan karşılar. Görkemli Deveboynu Feneri için ise bir 6 mil daha karanlıkta seyretmeniz gerekir, ancak fenere 12 mil kaldığında ışığı size ulaşabilir. Bu kez gönlünüzü çelen, size daha rahat bir seyir sağlayan Bababurnu Feneri'dir. Aslında bu tür farklara günlük yaşamdan alışığızdır. Kimi kişiler vardır ki dışarıdan gelen ışık altında Deveboynu Feneri gibi görkemli gözükürler. Ancak yakından tanıdığınızda iç ışıklarının ne kadar kör, yolunuzu göstermekten ne denli uzak olduğunu fark edersiniz. Öte yanda ise “ummadık taş” misali, görüntüsü ile sizi etkileyemeyen, ancak iç ışığını fark ettiğinizde değerini anlayabildiğiniz kişilerle de tanışırsınız. Okumuş veya okumamış, ciddi sıfatlar ile tanımlanan mesleği olan veya olmayan o gösterişsiz Bababurnu Fenerleri içlerinden gelen ışıkları ile rotanızı doğru yönlere uzatmanızı sağlarlar. Acı olan gündüz görkemi ile gözlerinizi kamaştıran bazı “fenerlerin” karanlık çöktüğünde kör iç ışıkları ile daha da karardıklarını fark etmektir. Karanlıkta da size yol göstereceğini beklediğiniz, umduğunuz kaynağın kendini aydınlatmaktan aciz olduğunu görmek kahreder insanı. Birkaç gün önce tanıdığınız sandalında ağlarının onarımı ile uğraşan balıkçının, köy kahvesinin bir köşesinde gölgeler arasında kaybolmuş yaşlı çiftçinin daha sohbetinizin ilk anlarında yaydıkları güçlü iç ışıkları boşuna ararsınız. Görüntüye aldanmamayı çok önceden öğrenmiş olsanız da, dış ışıkların yansımaları yine de yanılsamalara yol açar. Doğal olarak duygularınız da bu algılamaları etkileyerek yanılgıların sürmesine destek olur. Yaşam seyrinizin Bababurnu Feneri gibi iç ışığı güçlü, Deveburnu Feneri gibi yapısı muhteşem fenerlerin ışığında sürmesi dileği ile. Tanju Aktuğ 19 20 milyonlarca insana ulaşmış, kalite belgesi ile standartlarını onaylatmış olmanın haklı gururunu yaşayan bir firmayız. ISO 9001 Te k n i k v e A l t y a p ı Ses ve ışık sistemi Görüntü Sistemleri Konstrüksiyon Sistemleri Özel Show ve Gösteri Ekipmanları R e k l a m v e Ta s a r ı m Grafik Tasarım Kurumsal Kimlik Uygulamaları Web Tasarımı Organizasyon Resmi Törenler Açılış / Kapanış Organizasyonları Konserler, Festivaller Spor / Fuar Organizasyonları Prodüksiyon Medya İlişkileri Film ve Müzik Prodüksiyonları Stüdyo Kayıt K o n g r e v e To p l a n t ı Uluslararası Kongre Organizasyonları Eğitim Toplantıları Bayii Toplantıları Teşvik Gezileri Lansman Toplantıları Merkez: Erciyes İşyerleri Sitesi 2. Cad. No:19 Macunköy / Ankara / Turkey t: +90 (312) 397 56 66 f: +90 (312) 397 58 88 Şube: Barbaros Mah. Uphill Court Residence A Blok D: 106 Ataşehir / İstanbul / Turkey t: +90 (216) 688 46 41 (pbx) f: +90 (216) 688 46 42 Ankara Yelken Kulübü Sancak Mah. 555 cadde No: 1/8 Çankaya / ANKARA 39° 52.010' N - 32° 52.144' E T: 312 495 36 56 F: 312 438 28 83 w w w. o r g a n i z e r. c o m . t r Biz, yaptığı organizasyonlarla
Benzer belgeler
İçindekile BOZKIR YELKENCİLERİ
BOZKIR YELKENCİLERİ
Ankara Yelken Kulübü
Üyeleri için haberleşme forumudur.
İki ayda bir elektronik ortamda
yayınlanır. Para ile satılmaz.
Derleme: M. Cem GÜR Mart 2007
kaçtı, teknenin broşa girmesi ile birlikte
rüzgar üstüne olanların tümü bir anda
iskeleden sancak tarafına savruldu. Tarzan
Mustafa bu savrulma esnasında bile
hemen dümene atladı. Ama ne care,
tekn...
(Microsoft PowerPoint - B\334LTEN SAYI 6)
ettiriyoruz. Aslında bayanlar yarışını 8 Mart
Dünya Kadınlar Günü'nde yapmayı
planlanmıştık, ancak bu yıl ağır geçen kış izin
vermedi.
İkincisi 4-5-6 Mayıs da “2012 Üniversiteler
Arası Türkiye Pira...
bozkır yelkencileri - Ankara Yelken Kulübü
Tanıtım, Reklam, Sponsorluk Kurulu
Sermurat KÜÇÜKGÜL (Başkan)
Tanju AKTUĞ
Hadi ATALAY
Miray BAKIR
Himmet BİROL
Cenk CENKÇİ
Mehmet ÖZÇETİN
Murat ÖZDEN
Seçgün ÖZTÜRK
Yeşim TURAN GÜREL
Zafer TÜRKYILMA...
İleri Trim Teknikleri
Bir de baktık iskelemizden tam gaz gelen komite teknesi hemen önümüzde şamandırayı
bırakarak bizimle saniye farkı ile finish hattını oluştudu. Çok keyiflendik, cruiser sınıfı bir tekne ile
first fi...