3 - Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Transkript
3 - Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Ekonomi Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Ekonomi Dergisi u Yıl: 1 • Sayı: 3 u Sahibi Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Adına Yönetim Kurulu Başkanı Rıfat SARSIK u Sorumlu Müdür Önder ALKAN u Yayın Kurulu Rıfat SARSIK Önder ALKAN Mehmet KÖKTÜRK Alper PÜREN Kâmuran MISIRLI u Reklam ve Mali İşler Recep ACAR u Yönetim Yeri Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Atatürk Bulvarı No: 12 Çaycuma / ZONGULDAK Tel: 0372 6151073 Faks: 0372 6157326 www.caycumatso.tobb.org.tr e-mail: [email protected] u Yapım EKOL Medya Ltd. Şti. 435. Sokak No:5/7 Yüzüncüyıl/ANKARA Baskı Aydoğdu Ofset: Baskı Tarihi: 28.12.2009 u Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Ekonomi Dergisi 3 ayda bir yayınlanmakta olup, 1500 adet basılmaktadır. u Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Ekonomi Dergisi’nde yer alan yazılar aksi belirtilmedikçe Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası’nın görüşünü yansıtmaz, imzalı yazılarda belirtilen görüşler sadece yazarlarına aittir. u Dergiden kaynak belirtilerek alıntı yapılabilir. içindekiler Filyos Vadisi Projesi bölgenin istikbalidir 3 9 Türkiye’nin temel sorunu orta vadeli bir büyüme hikâyesinin olmamasıdır 11 15 Çaycuma TSO, Gold İstanbul Fuarına gezi düzenledi 19 17 Batı Karadeniz’in Zeugma’sı Çaycuma’nın gizemli tarihi ortaya çıkmak için gün sayıyor Saltukova Havaalanı iç hat seferleri başlamalıdır Çaycuma TSO üyesi fırıncılar sorunlarını görüştü… 18 KOSGEB’ten yararlanmak isteyen işletmeler başvurularını ve güncellemelerini yaptırsınlar 21 20 22 Karapınar İlköğretim Okulu öğrencileri’nden Çaycuma TSO’ya ziyaret Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Unıcera Fuarını ziyaret etti “Küreselleşen” dünyada yetişkin eğitimi 29 33 Bel Ağrısı ve Egzersi̇z Organik Tarım Nedir? Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren kömüre ve demir-çeliğe dayalı ağır sanayinin merkezi olan Zonguldak’ta alternatif yeni üretim alanlarının yaratılması, istihdamın artırılması ve ticaretin yeniden canlandırılması amacıyla yapılan Filyos Vadisi Projesi’nin hayata geçirilmesi bölgenin geleceği açısından her geçen gün daha acil bir ihtiyaç olarak hissedilmektedir. Bölge geneline baktığımızda Türkiye’nin en avantajlı yatırım merkezleri arasından bulunan bölgede altyapısı bitmiş Organize Sanayi Bölgesi, Küçük Sanayi Sitesi ve diğer yatırımlarla imalat konusunda faaliyet gösteren firmalar mevcuttur. Karayolu ile Ankara’ya 2 saat, İstanbul’a 3 saatlik mesafede olan ve ulaşım başta olmak üzere, altyapı, eğitim, yerleşim ve çevre konusunda da birçok avantajı taşıyan Çaycuma; yatırımcılar için değerlendirilmesi gereken önemli bir konuma sahiptir. Kısaca Filyos Projesi adını verdiğimiz, geçmişi Cumhuriyet öncesinde II. Abdülhamit dönemine kadar uzanan ve içinde liman, barajlar, termik santral, sanayi bölgeleri ve birçok yatırımı içeren bu kalkınma projesi tam anlamıyla hayata geçtiğinde bölge eskisinden daha etkin bir sanayi ve ticaret merkezi olacaktır. Bu büyük projenin en önemli unsuru FİLYOS LİMANI olup, limanla ilgili arsa kamulaştırması gerçekleştirilmiş, liman projesi Kardemir’in bir kuruluşu olan Karliman’a ihale edilmiş ve temel atılma aşamasına gelinmiş, ancak bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar kağıt üzerinde kalmıştır. Geçtiğimiz günlerde Liman projesi Karliman’dan alınmıştır. Bu konuda yeni firma arayışları devam etmekte olup güçlü ve güvenilir bir firmanın bu işe talip olup en kısa zamanda bitirmesi en büyük arzumuzdur. Limanın yapılması ile boğazların trafiğindeki yoğunluk rahatlayacak, kuzeyde kalan ülkeler açısından Akdeniz’e açılmak daha kolaylaşacaktır. 1994 yılında Filyos Vadisi üzerinde serbest bölgeler ilan edilmiştir. Bakanlar kurulu kararıyla 1996 yılında taşkın koruma projesi tamamlanmadığı gerekçesiyle III. ve IV. kısımlar iptal edilmiştir. Yine aynı gerekçeyle bakanlar kurulu 2007 yılında serbest bölgeyi tamamen iptal etmiştir. 01 Eylül 2008 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Filyos Serbest Bölgesi sahası yeniden ilan edilmiş, söz konusu sahada yer alan özel mülkiyete ait taşınmazların Maliye Bakanlığı (Milli Emlak Genel Müdürlüğü) tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırılmıştır. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu konuların üzerinde hassasiyetle duruyor ve yapılacak düzenlemelerle Filyos Vadisinin çok daha cazip hale getirileceğine inanıyoruz. Bu amaçla Filyos Vadisi üzerinde Endüstri Bölgesi ilan edilmelidir. Son dönemde 2 bölgemize yatırım yapmak amacıyla birçok yerli ve yabancı yatırımcının başvuru yaptığını duyuyoruz, bu elbette sevindiricidir. Ancak bu konuda da net bilgilere ulaşabildiğimiz söylenemez. Özellikle yabancı sermaye yatırımları için Endüstri Bölgeleri, 4737 Sayılı Kanun ile ülke ekonomisinin gelişmesini teşvik etmek, yabancı sermaye girişini artırmak amacıyla kurulması öngörülen çok cazip yatırım alanlarıdır. Endüstri Bölgelerinin kuruluşundaki ana hedef, yerli ve yabancı yatırımcı için bürokratik işlemlerin asgariye indirilmesidir. Karadeniz bölgesinin Türkiye açısından en avantajlı ve uygun yatırım alanı olan bölgemize her geçen gün daha fazla yerli ve yabancı firmanın bölgemizle ilgili yatırım projeleri gündeme gelmektedir. Filyos Vadisi üzerindeki 5.356.896 m2 arazinin kamulaştırılmış ve büyük sanayi parselleri için uygun durumda olması gelecek olan yatırımlar açısından çok büyük bir avantajdır. Ancak bazı altyapı eksiklikleri nedeniyle bu yatırımlar hayata geçirilememektedir ve bölgemizde kurulacak olan yatırımların altyapısı bitmiş yatırım alanlarına acil ihtiyacı vardır. Altyapısı tamamlanmış ve endüstri bölgesi ilan edilmiş bir Filyos Vadisi’nin yatırımcılar için ne kadar cazip olacağı açıktır. Yatırımcıların bölgemizle ilgilendiklerinde daha çok bürokratik makamlarla karşılaşmaktadırlar. Elbette bizlerin yatırımcı ile ilgilenmesi daha farklı olacaktır. Bölgeye yeni bir yatırımcı geldiğinde belki de ilk olarak yasal gerekleri ve izinleri öğrenmek, sorun yaşamamak adına resmi makamların kapısını çalmaktadır. Ancak ilgili makamların yeni bir yatırımcı geldiğinde bizleri de haberdar etmelerini yatırımcıların da tercih edeceklerini düşünüyorum. Bölgemiz bir bütündür ve bu bütünlük giderek daha az hissedilir hale gelmektedir. Gerek siyasi, gerek kurumsal, gerekse kişisel kaprisler olmadan ve hiçbir ayrım yapılmadan bölge adına birlikte hareket edilmesi gereklidir. Saygılarımla… Rıfat SARSIK Başkan Ekonomi onguldak Valisi Erdal Ata, dergimizin sorularını cevaplandırarak Filyos Vadisi Projesi’nin bölgenin geleceğinde önemli bir yer tuttuğuna işaret ederek “Filyos Vadisi Projesi bölgenin istikbalidir” dedi. Vali Ata’nın dergimizin sorularına verdiği cevaplar şöyledir: Sayın Valim, öncelikle bize Zonguldak’la ilgili genel bir bilgi verir misiniz? Zonguldak’taki görevinize başlamadan önce aklınızdaki Zonguldak imajı nasıldı, bugünkü Zonguldak nasıl? Zonguldak’a, vali olarak atanmadan önce de birkaç kez geldiğim için şehir olarak tanıyordum zaten. Göreve başlamadan önce şehrin durumunu bildiğim için beklediğimden farklı bulmadım. Ekonomik ve sosyal yapısı, doğal güzellikleri ile birçok potansiyeli barındıran bir ile sahibiz. Karayollarındaki çalışmalar ile ulaşım konusunda önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Zonguldak’ta TTK, Erdemir, Kardemir gibi önemli istihdam sağlayan işletmelerin olması büyümeyi beraberinde getirmiştir. Ancak bölge arazisinin durumu çoğu ilden farklıdır. Arazilere bakıldığında tapu sorunları, orman ve hazineye ait arazilerin çokluğu dikkat çekicidir. Bu yüzdendir ki ilin büyümesi biraz düzensiz gerçekleşmiştir. Bunu söylerken önceden görev yapmış hiçbir kurum ve kuruluşu eleştirme anlamında algılanmasını istemem çünkü tamamen koşullar sonucunda gerçekleşen bu hızlı büyümenin getirdiği süreçte düzensiz bir yapılaşma olmuştur. Yapılan çalışmalarla giderek daha düzenli bir kent olmaktadır. Biz göreve geldikten sonra Z Zonguldak Valisi Erdal Ata dergimizin sorularını cevaplandırdı Filyos Vadisi Projesi bölgenin istikbalidir 3 Ekonomi Filyos Projesi’nin gerçekleşmesini hepimiz istiyoruz ve bu proje mutlaka gerçekleşecektir. Gereken para fazlasıyla elimizde olsa bile bu projeler hemen, akşamdan sabaha yapılacak işler değil. Şu an harita çalışmaları tamamlanmak üzeredir. gerçekleşenler diye düşünecek olursak bu konuda özellikle karayollarımızın iyileştirilmesi, çift şeritli yolların önemli ölçüde tamamlanması, mevcut tünellerin iyileştirilmesi gibi çalışmalardan bahsetmek gerekir. Ankara karayolu üzerindeki çift şerit yol ve Dorukhan’daki ikinci tünelle ilgili çalışmalar tamamlanmak üzeredir. Mithat 4 Paşa tüneli, sahil yolu üzerindeki tünellerle ilgili çalışmalar da gündemdedir. Ereğli Devrek bağlantı yolu düzenlenecektir. Yine havaalanımız geçtiğimiz yıl uçak seferlerine açılmış, Almanya’dan gidiş dönüş yolcu taşımacılığı başlamıştır. İç hat seferlerinin başlatılması ile ilgili girişimler de mevcuttur. Bütün bunlar Zonguldak için önemlidir ve yakın zamanda ulaşım açısından çok daha rahat bir bölge olacağız. Filyos Vadi Projesi’nin hayata geçmesi için tüm kurum ve kuruluşlar elbirliği ile çaba gösteriyor? Proje için son durum nedir? Filyos Nehri’nin bulunduğu vadi bölgenin en önemli potansiyelidir. Filyos Vadisi’nin yaklaşık 22 milyon metrekarelik bir alandan oluşmaktadır. Geçen yıl burası serbest bölge ilan edildi. Şu anda 7 milyon metrekarelik alanın tamamının kamulaştırma çalışmaları bitti. Geri kalan kısımların da kamulaştırma çalışmaları sürüyor. DSİ bir taraftan vadi ıslah çalışmalarına başladı. Bu sene ihalesi yapılan bölümün çalışmaları önümüzdeki yıl bitirilecek. Yine Valilik olarak biz vadinin haritalarını yaptırıyoruz. Sonra imar planı çalışmaları yapılacak. Tahmin ediyorum önümüzdeki yıl yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcılara arsa tahsisi mümkün olacaktır. Filyos’ta 25 milyon kapasiteli bir liman yapılacaktır. Vadide limanla ilgili olarak 7 milyon metrekarelik alanın kamulaştırılma çalışmaları tamamlanmıştır. Toplam 22 milyon m2’lik alandaki yatırımları içeren bu proje için geri kalan kısımların da kamulaştırma çalışmaları sürüyor. Bu bölgenin coğrafi konumu, altyapı Ekonomi olanakları, sağlanan teşvikteki avantajlar bölgeyi son yıllarda çekici kılmaktadır ve bölgede yatırım yapmak için birçok yerli ve yabancı yatırımcılar da müracaatlarını yapmıştır. Bunlarla ilgili çalışmalarımız Bakanlık nezdinde devam etmektedir. Tüm ulaşım imkânlarına sahip olması açısından son derece elverişli bir konumda olması, bölgeyi son derece cazibe merkezi haline getirmektedir. Bizden yer talebinde bulunan firmalar ile temasımızı sürdürüyoruz. Firmalar yer tahsisinin yapılması ile hemen yatırımlarına başlayacaklardır. Sayın Valim vadide yer tahsisi isteyen firmaların yatırım konuları nelerdir? Yer tahsisi isteyen yatırımların birkaçı enerji santrali, demir çelik, inşaat malzemeleridir. Bu konuda termik santral talepleri de var. Çevre açısından sakıncalı görülerek karşı çıkılabilir ama artık teknolojinin ilerlediği bu dönemde kirlilik yaratacak bir yatırım olacağını düşünmüyorum. Yine beş altı tane termik santrali için talep geldiği düşünülecek olursa bunların hepsine yer tahsisi yapılması gibi bir durum da söz konusu değil elbette. En uygun olan değerlendirilip ona göre karar verilecektir yer tahsisleri yapılırken. Limanın hayata geçirilmesi de çok önemlidir. Karabük’ten bir- Yatırımcılar için üretmek kadar, en uygun maliyetle üretmek ve ürettiğini en avantajlı koşullarda satmak önemlidir. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi’nde yatırımcılar için önemli avantajlar mevcuttur. kaç haddehanenin talebi var sanırım. Hatta bir firma bölgeden arsa satın aldı diye biliyorum. Firmaların yatırım talepleri daha da yoğunlaşacaktır. Sonuç itibarı ile Vadide yatırım yapmak isteyen firmalar için altyapıyı hazırlamak çabasındayız. Bu yıl toplam istinat duvarının inşaatı tamamlanacaktır. Filyos Vadisi Projesi’nin uzun vadeli büyük bir yatırım olduğunu göz önünde bulundurmalıyız. Bölgenin istikbali Filyos Projesi’dir. Filyos’ta ciddi adımlar atılmıştır. Filyos Projesi’nin gerçekleşmesini hepimiz istiyoruz ve bu proje mutlaka gerçekleşecektir. Gereken para fazlasıyla elimizde olsa bile bu projeler hemen, akşamdan sabaha yapılacak işler değil. Öncelikle kamulaştırmanın ve sedde gibi diğer altyapı çalışmalarının tamamlanması gereklidir. Şu an harita çalışmaları tamamlanmak üzeredir. Yüklenici firmanın yaşadığı bazı sorunlar nedeniyle henüz tamamlanmayan haritamızı elimize aldığımızda daha net planlamalar ve uygulamalar yapma imkânına da kavuşmuş olacağız. Filyos Limanı ve art alanında gerçekleşmesi düşünülen yatırımlara umut bağladı. Basından takip ettiğimiz kadarıyla Başbakanlık nezdinde bölgeyle ilgili çalışmalar yapıyor. Ayrıca Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı kuruldu. Bu konuda açıklamalarınız olacak mı? Vadi projesi dahilinde, devlet yatırımlarının yanı sıra özel sektörle birlikte başlatılmış bulunan Filyos havzasında organize sanayi bölgeleri, tersane yatırımları, liman, ulaşım, sulama amaçlı baraj projeleri ile yeniden büyük bir gelişme olgusu oluşturacaktır. Bu süreçte Zonguldak, Bartın ve Karabük birbirleriyle ekonomik anlamda yeniden birleşmiş ve ülkemizin önemli bir ekonomik bölgesi olacaktır. Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı bu üç ilimize hizmet vermek üzere Temmuz 2009’da alınan Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştur. Bünyesindeki kurullarda üç ili temsilen kamu kesimi, üniversiteler, özel kesim ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yer almaktadır. Kalkınma Ajansımız, 5 Ekonomi son zamanlarda tarım ve hayvancılık konusunda da çalışmaların arttığını da göz ardı edemeyiz. Tarım Müdürlüğümüzün çalışmaları mevcuttur. Seracılık ve meyvecilikle ilgili faaliyetler oldukça ilerlemiştir. Filyos’taki antik kentle ilgili önemli bulgular elde edilmiştir. 19 uzman ve 4 destek personeli ile Demirpark alışveriş merkezindeki ofislerinde çalışmalarına başlamıştır. Ajans bölgenin potansiyelini ortaya koyarak öncelik alanlarını belirleyecek bir gelişme planını en kısa sürede tamamlayacaktır. Bu plan kapsamında tespit edilecek öncelik alanlarında proje destekleme faaliyetlerini gerçekleştirecektir. Ayrıca kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen ve bölge plan programları açısından önemli görülen diğer projeleri izleyecek olan ajans, resmi kurumlarla özel kurumlar ve sivil toplum kuruluşları arasındaki iş birliğini daha da artıracaktır. Ajansın faaliyetleri ile bölgenin iş ve yatırım imkânlarını, ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak ve yaptırmak da mümkün olacaktır. Filyos Vadisi’nde ilan edilen serbest bölge ile ilgili son gelişmeler nelerdir? Serbest Bölgenin Endüstri Bölgesine dönüştürülmesi mümkün müdür? 6 Serbest Bölgenin ilan edilmesinin ardından kamulaştırma çalışmaları başlamıştır. Maliye Bakanlığı tarafından arsa sahiplerine ödenecek olan para 85 milyar lira civarındadır. Bu önemli bir ekonomik girdi olacaktır öncelikle. Kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmasının ardından bölgenin sınırları netleşecek ve yatırımcılara hazır hale getirilecektir. Yine serbest bölgenin işlevi açısından giderek farklı bir konuma dönüştürülmesi de söz konusudur. Ancak mevcut durumda kamulaştırma işlemleri açısından zaman kazandırıcı bir gelişmedir serbest bölgenin ilanı. Belirttiğiniz gibi endüstri bölgesi olabilir, özellikli organize sanayi bölgesi olabilir. Ancak benim fikrim organize sanayi bölgesi gibi bir oluşumun daha uygun olacağıdır çünkü endüstri bölgeleri ile ilgili mevzuat daha farklıdır ve organize sanayi bölgesi olursa idaresi ve inisiyatifi bölgede olacaktır. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi için beklenen doluluğun gerçekleşmediği düşünü- lüyor. Bu konuda yapılması gerekenler nelerdir? Yatırımcılar için üretmek kadar, en uygun maliyetle üretmek ve ürettiğini en avantajlı koşullarda satmak önemlidir. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi’nde yatırımcılar için önemli avantajlar mevcuttur. İlimizin kalkınmada öncelikli olmasının yanı sıra 5084 sayılı yasanın yatırımcıya sağladığı bedelsiz arazi tahsisi de önemli bir teşvik unsurudur. Daha önce görev yaptığım için yakından bildiğim Kocaeli Organize Sanayi Bölgeleri bakımından Türkiye’deki en fazla Organize Sanayi Bölgesi olan illerimizin başında geliyor. Oradaki organize sanayi bölgeleri ile buradakiler arasında bir fark var. Orada ki organize sanayi bölgelerinde yatırım yapmak isteyenler arsa payı olarak önemli maliyetleri de üstelenmektedirler. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi kamulaştırma ve altyapı hizmetleri dâhil Sanayi Bakanlığı’nın kendi bütçesinden ayırdığı paralarla karşılanarak tamamlanmıştır. Yatırım yapmak isteyen firma- Ekonomi / Haber lara da arsa tahsisi bedavadır. Arsa maliyeti olmadan yatırımı gerçekleştirmek de önemli bir avantaj sağlamaktadır. Bunun yanı sıra diğer sosyal ve ekonomik koşulların da yatırımcılar için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Son çıkan teşvik yasası kapsamında önemli destekler de bölgede yatırım yapacak firmalara sunulmuştur. Yeni yatırıma başlayan bir firmamız var. Tuzla’da faaliyet gösteren bu firma, Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi’nde oldukça büyük bir yatırımı gerçekleştirecektir. Bu firmaya benzer birkaç yatırımında daha bölgemize talepleri olacaktır. Büyük öçlüde yatırımlar olduğundan birkaç firmanın faaliyete geçmesi kanımca doluluğu da sağlayacaktır. Bölgemizde tarım ve hayvancılık konusunda da önemli çalışmalar yapılmakta. Hayvancılık ve meyvecilik konusunda aile işletmelerinin ötesinde ticari işletmelere geçiş gözleniyor. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir? Bölgede en az gelişen konulardan biri de maalesef tarımsal faaliyetler olmuş. Özellikle kırsal kesimde arazilerin çoğunun boş kaldığını, değerlendirilmediğini görüyoruz. Bunun yanı sıra son zamanlarda tarım ve hayvancılık konusunda da çalışmaların arttığını da göz ardı edemeyiz. Tarım Müdürlüğümüzün çalışmaları mevcuttur. Seracılık ve meyvecilikle ilgili faaliyetler oldukça ilerlemiştir. Bu konuda uğraş verenler artık ürünlerini değerlendirmek için soğuk hava depolarına ihtiyaç duymaktadır. Demek ki önemli ölçüde bir artış vardır tarımsal üretimde de. Hali hazırda tarım müdürlükleri tarafından güzel projeler de yürütülmektedir. Hayvancılık alanında da yapılan çalışmalar ekonomik getiriye dönüşmeye başlamıştır. Giderek daha büyük ölçekte ticari faaliyetlere dönüşmesi de mümkündür diye düşünüyorum. Turizm konusu da son yıllarda arkeolojik buluntularla önem kazandı. Filyos’taki antik kentte ve Kadıoğlu’ndaki mozaikler ilgili kazı çalışmaları başladı. Bu çalışmaların hızlandırılması ve sonrasında üniversitede arkeoloji bölümü açılması, buluntuların sergileneceği bir müze oluşturulması gibi gelişmeler de olacak mı? Filyos’taki antik kentle ilgili önemli bulgular elde edilmiştir. Özellikle Askeri alanda radarın taşınmasının ardından boşalacak binaların da devri ile oraya üniversitemizin bir arkeoloji bölümünün açılması gündemdedir. Arkeolojik çalışmalar oldukça zaman isteyen çalışmalardır. Adeta iğneyle kuyu kazmak gibi, çok hassas ve zaman isteyen bu çalışmalarla ilgili ekipler mevsim, zaman ve ödenek koşulları elverdikçe çalışmalarına devam edeceklerdir. Ayrıca doğası ile oldukça güzel bir bölgeye sahibiz ama tesis problemi vardır. Konaklama düşünüldüğünde bölgede 5 yıldızlı bir otelin olmaması, yeterince tanıtım yapılmaması gibi sorunlar bulunmaktadır. Turizm açısından Gökgöl Mağarası önemli bir çalışmadır. Cennet ve Cehennem Mağaraları da yine turizm açısından bilinen değerlerimizdendir. Yüzüncü Yıl Tatil Köyü de bölgemize turizm amaçlı gelenlerin kullanımı açısından önemlidir. Av turizmi, doğa turizmi ve diğer turistik alanlarda bir gelişme yaşanmaktadır. Tesislerin yapılması ve bölgenin turizm değerlerinin tanıtımı ile hem iç turizm açısından hem de dış turizm açısından bölgemize taleplerin artacağını düşünüyorum. Yine il merkezinde bir Madencilik müzesi açılacaktır. Bu müze de maden şehri olan Zonguldak’a yakışır bir şekilde hayata geçirilecektir. Bölgedeki gelişmelerde Ticaret ve Sanayi Odalarının konumu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Zonguldak merkez ve ilçelerinde mevcut beş ticaret ve sanayi odamız vardır ve odalarımız bölge sorunları ile yakından ilgilenmektedirler. Bölge gelişimi için sivil inisiyatifi temsil eden odalarımızın çalışmalarını da yakından takip etmekteyiz. Önemli bir işlevi yerine getirdiklerini düşünüyorum. Resmi kurumlar kadar odalar gibi kamu yararına faaliyet gösteren kuruluşların da aynı sorumlulukla çalışmalara katılması oldukça önemlidir. Son olarak okurlarımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mıdır? Zonguldak gerçekten birçok açıdan önemli değerleri taşımaktadır. Doğası, ekonomik ve sosyal yapısı ile her açıdan yaşam kalitesi daha da yükselen bir kenttir. Bölgemizin sahip olduğu tüm imkânların değerlendirilmesi için bizlerde azami ölçüde çaba göstermekteyiz. Sayın Valim, yoğun işleriniz aranızda bizlere vakit ayırdığınız için Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası ve okurlarımız adına çok teşekkür ederiz. 7 Ekonomi / Haber Merkez : Cumhuriyet Caddesi Pelenkoğlu İş Merkezi Zemin Kat No: 12/1 BARTIN Telefon : (0.378) 227 13 10 - 227 18 05 • Faks : (0.378) 227 36 56 E-Posta : [email protected] 8 Bartın Beton Tesisi Zonguldak İrtibat Bürosu Adres : Telefon : Faks : E-Posta : Adres Büro: Telefon : Faks : E-Posta : Gölbucağı Mahallesi Gölbucağı Caddesi No: 78-80 BARTIN (0.378) 227 93 65 (0.378) 227 93 75 [email protected] Acılık Cad. Belediye Bulvarı 13/C ZONGULDAK (0.372) 253 13 10 (0.372) 253 13 10 [email protected] Çaycuma Beton Tesisi Çatalağzı Beton Tesisi Adres : Telefon : Faks : E-Posta : Adres : Telefon : Faks : E-Posta : Akyamaç Köyü Altı Çaycuma Bartın Karayolu 6.Km. P.K.: 11 Çaycuma-ZONGULDAK (0.372) 615 90 46 - 615 90 47 (0.372) 615 90 48 [email protected] Kuzyaka Mevkii Çatalağzı - ZONGULDAK (0.372) 264 10 30 (0.372) 264 10 30 [email protected] Kozlu Beton Tesisi Muslu Beton Tesisi Adres : Telefon : Faks : E-Posta : Adres : Telefon : Faks : E-Posta : Taşbaca Mahallesi Nur Sokak Kozlu-ZONGULDAK (0.372) 269 06 94 - 269 06 95 (0.372) 269 09 93 [email protected] Cumhuriyet Caddesi Demiryolu Sokak Muslu - ZONGULDAK (0.372) 216 43 13 (0.372) 216 43 13 [email protected] Ekonomi / Haber Batı Karadeniz’in Zeugma’sı Çaycuma’nın gizemli tarihi ortaya çıkmak için gün sayıyor aycuma’ya bağlı Kadıoğlu köyü’nde bahçesine sera yapmak isteyen Nizamettin ORAL tarafından Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen taban döşeme mozaiklerinin bulunmasının ardından sürdürülen kazı çalışmaları Çaycuma’da heyecan yarattı. Kadıoğlu köyü’nde oturan Nizamettin Oral, 2008 yılının Ocak ayında kendisine ait arazide sera kurarken Geç RomaErken Bizans dönemine ait olduğu tahmin edilen Zeugma benzeri taban döşeme mozaik- Ç 9 leri bulmuştu. Jandarma’nın soruşturma başlattığı alan Kültür Bakanlığı tarafından koruma altın alınmış, yediemin olarak arazi sahibi Nizamettin Oral’a emanet edilmişti. MÖ 40’ı yıllara ait saray ya da tapınağın olabileceği düşünülen alanda aynı yıl içerisinde Zonguldak İl kültür Müdürlüğü ve Ereğli Müzesi Müdürlüğü tarafından kazı çalışmaları başlatılmıştı. Ara verilen kazı çalışmalarına yeterli ödeneğin bulunmaması nedeniyle başlanılamamıştı. Bölgede yapılan kazı çalışmalarına başkanlık yapan Ereğli Müze Müdürlüğü arkeologlarından Handan Özalpay; taban döşeme mozaiğin ardından çevresindeki çalışmalarda bir villa olduğu tahmin edilen bir yerleşim kalıntısına rastlandığını, yerleşim kalıntısının M.S. 250-260 dönemine ait olduğunu, bir adet gümüş sikke bulduklarını; ayrıca bahçenin yakınında küçük bir taban döşeme mozaiğine daha rastladıklarını kaydetti. Ortaya çıkan eserlerde; sağ tarafından üzüm salkımı bulunan kadın, sol tarafında ise kadını öldürmek üzere hançer kaldıran erkek figürü yer alıyor. Tarihi mozaiğin renkleri orijinal taş kullanıldığı için günümüze kadar canlılığını koruduğu görülüyor. Esere bir şey olacak korkusu taşıdığı için sabahlara kadar uyumadığını aktaran bahçe sahibi Nizamettin Oral, “Sebze yetiştirmek için sera kurayım dedim; ama tarihi eser nasip oldu. Ülkemize hayırlı olsun. Eserin başına birşey gelecek diye sabah namazına kadar bekliyorum.” dedi. Kültür Bakanlığı nezdinde yapılan incelemeler, yapılan sondaj ve kazı çalışmaları ile acilen alınması gereken kararlar ve yeterli ödenekle bir an önce gün ışığına çıkarılarak bölgenin gizemli tarihini ortaya çıkaracak olan eserler için bölge halkı da oldukça heyecanlı... Yetkililer de yaptıkları inceleme ziyaretlerinde bölge halkından ve Kadıoğlu köyü sakinlerinden tarihi zenginliğe sahip çıkmalarını; kaçakçılara karşı dikkatli olmalarını istediler. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası olarak gerek Filyos; gerekse civardaki bu tür eserlerin tahrip edilmeden, uzmanlar eliyle, meydana çıkarılarak, bölgemizin tarihi anlamında büyük bir zenginliğe sahip olduğunu herkese gösterme fırsatını değerlendirmek gerektiğini belirtiyoruz. Bu konuda herkese düşen görev de şüphesiz bu tarihi zenginliklere sahip çıkmaktır. Ekonomi / Haber Türkiye’nin temel sorunu orta vadeli bir büyüme hikâyesinin olmamasıdır Esen Çağlar Milattan sonra ikinci bin yılın ilk on senesini geride bırakıyoruz. Son on yılın ekonomik performans açısından muhasebesini yapmak için artık elimizde daha fazla veri var. Bundan yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında sizce 2000’ler nasıl hatırlanacak? Türkiye bu son on senede ekonomik performans açısından bir başarı hikayesi yazabildi mi? Bu yazı bu sorulara ilişkin kısa bir değerlendirmeyi içeriyor. 1980’ler, 1990’lar ve 2000’lerin bilançosuna kısaca bir bakıp beş temel tespit yaptıktan sonra, 2010’ların nasıl geçebileceğine dair bazı temennilerimizi dile getirmeye çalışalım. Yakın dönem Türkiye ekonomik hikayesinin ana hatları bellidir. 1980’lerde hızla ekonomik serbestleşme ve dünyayla bütünleşme sürecini başlatan Türkiye, 1990’ları siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın da etkisiyle çok da parlak bir 10 yıl olarak hatırlamaz. Bu istikrarsızlığın sona erişi ise 2001 krizi ile bilinir. Ardından gelen tek parti hükümeti tarafından başarıyla uygulanan bir istikrar programı ve bunun sayesinde sağlanan makroekonomik istikrar, Avrupa Birliği’ne üyelik perspektifinin güçlenmesi, milyarlarca dolarlık çekilen yabancı yatırımlar, tempolu büyüme rakamları 2000’li yılların ilk on senesinin ilk yarısına dair akılda kalanlar. Daha sonraki hikaye ise daha tartışmaya açık; 2000’lerin ikinci beş senesinin nasıl bir dönem olduğuna dair henüz bir görüş birliği oluştuğundan bahsetmek güç. Bu üç dönemi kıyaslarken aslında çok sayıda göstergeye bakılabilir ve ileriki dönemlerde bu tür çalışmalara sıkça karşılaşacağız. Gelin isterseniz temel kıstas olarak Türkiye’nin gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı kapaması için en önemli gösterge olan reel milli gelir artış hızına, başka bir ifadeyle ekonomik büyüme hızına bakarak bir karşılaştırma yapalım. Malum 2009’un ekonomik büyümesine dair artık net fikrimiz var, 2010’a dair büyüme tahminleri üzerinde ise +/- 1 puanlık farkla bir görüş birliği oluşmaya başladı. Bu sayede de 2000’lerin ilk on senesini ekonomik büyüme performansı açısından değerlendirmek ve öncekilerle karşılaştırmak mümkün hale geliyor. Aşağıdaki şekil üç farklı on yıllık dönemde, ortalama yıllık büyüme hızlarını gösteriyor. Büyüme performansı açısından bakıldığında, şekilde ilk göze çarpan, 2000’lerin 1980’lerin gerisinde kaldığı, 1990’lardan ise belirgin bir farklılığı olmadığı. Bu yazıdaki birinci tespitimiz belki biraz ağır olacak ama 1990’lu yıllar eğer büyüme açısından “kayıp yıllar” olarak nitelendiriliyorsa, 2000’lerin de bu on yıldan pek farklı olmadığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu noktada, her ne kadar Türkiye’nin milli geliri düzey olarak arttıkça büyüme hızında azalma doğal olarak karşılanabilir olsa da, yüzde 4’ler düzeyinde bir ekonomik büyüme performan11 Ekonomi / Haber sının Türkiye açısından tatmin edici olduğunu söylemek imkânsız. Bunun nedeni ise açık: istihdam yaratma sorunu. TEPAV tarafından yapılan hesaplar, Türkiye’de mevcut işsizlik oranının muhafaza edilmesi için en az yüzde 5 civarında bir büyümeye ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Her sene işgücüne katılan 700 bin gencimiz ve henüz işgücü piyasasının dışında olan milyonlarca kadınımız hesaba katıldığında, en az yüzde 6-7 düzeyinde bir büyüme performansının Türkiye için bir gereklilik olduğu ortaya çıkıyor. Kısacası, 2000’li yıllar, düzelen birçok göstergeye rağmen, sosyal açıdan tatmin edici bir on yıl olmaktan uzak oldu gibi duruyor. 2000’li yılların sonunda karşı karşıya kaldığımız yüzde 16,4’lük tarım dışı ve yüzde 24’lük gençler arası işsizlik oranları bu durumun en somut göstergesi olarak karşımızda duruyor. Bu üç on yılın büyüme grafikleri ise ayrı ayrı şekil 2, 3 ve 4’de görmek mümkün. Bu üç grafik birlikte değerlendirildiğinde, ilk göze çarpan Şekil 1: Türkiye’de Üç Farklı Dönem için Yıllık Ortalama Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranı: 1981-1990, 1991-2000, 20012010 6,00 Şekil 3: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranları: Türkiye, 1991-2000 Şekil 4: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla 10,00 9,00 8,00 7,00 6,00 5,00 4,00 3,00 2,00 1,00 0,00 5,00 4,00 4,22 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 Artış Oranları: Türkiye, 2001-2010 Üçüncü tespiti ise Türkiye’nin son otuz yıl10,00 8,00 6,00 4,00 2,00 0,00 -2,00 5,25 4,00 Şekil 2: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranları: Türkiye, 1981-1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 -4,00 -6,00 3,00 daki büyüme macerasını bir başka ülkeyle karşılaştırmalı olarak yapalım. Daha önce çok sa- 2,00 1,00 0,00 1981-1990 1991-2000 2001-2010 Kaynay: TUIK, Turkish Data Monitor, TEPAV hesapları saptamayı vurgulayalım. Üç on yılın ekonomik büyüme eğrisinde 1980 ve 1990’larda iniş çıkışlara sıkça rastlanırken, 2000’ler hızlı bir inişle başlamış, daha sonra hızlı bir artış görülmüş, ancak daha sonra istikrarlı bir aşağıya doğru iniş, 2008-2009 küresel kriziyle birlikte derin bir dibe vuruşla sonuçlanmış. Burada sanırız dikkat edilmesi gereken nokta, 2000’lerin büyümesinin daha önceki yıllardan daha az inişli çıkışlı olduğu ancak buna rağmen 2004’den 2009’a kadar “istikrarlı bir düşüş” görülmüş olmasıdır. Bu tespit sanırız, 2009’da yaşanan ekonomik durgunluğun sadece küresel krizden kaynaklanmadığı, biraz da “içsel” faktörlerin etkisi olabileceği savını destekler nitelikte. 12,00 10,00 8,00 6,00 4,00 2,00 0,00 -2,00 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 -4,00 -6,00 -8,00 yıda TEPAV raporunda kıyaslama yaptığımız, 1960’lardan günümüze gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı hızla azaltmış olan Güney Kore ile değil, ekonomik disiplin ve belki de kültür açısından bizim toplumumuza Kore’ye kıyasla daha yakın olan Brezilya’ya bakalım. Aşağıda Şekil 5, Şekil 1’in Brezilya için yapılmış hali; Brezilya’nın ekonomik büyüme verilerini son üç on yıl için ayrı ayrı gösteriyor. Gözümüze ilk Ekonomi / Haber çarpan, yukarıya doğru çarpıcı bir artış eğilimi olması. Her on yıl, bir önceki on yıldan gözle görülür biçimde daha iyi geçmiş Brezilya’da. Bu Brezilya’yı Türkiye’den ayıran ilk faktör. İkinci faktör ise, her ne kadar Brezilya makus talihini kırmış ve büyüme ortalamasını 2000’lerde göreli olarak yükseltmiş de olsa, son 10 yılda yüzde 3,56’lık bir performansla Türkiye’nin altında bir değere sahip. Şekil 5: Brezilya’da Üç Farklı Dönem için Yıllık Ortalama Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranı: 1981-1990, 1991-2000, 20012010 Üçüncü tespiti ise bir dördüncü tespit ile derinleştirelim ve Brezilya’da her on senenin büyüme oranlarına yıllık olarak bakalım. Şekil 6-7-8, 10,00 8,00 4,00 3,56 3,50 3,00 6,00 4,00 2,71 2,00 2,50 2,00 ise, Brezilya’nın bir çok ülkeye örnek gösterilebilecek nitelikte bir mali sorumluluk kuralı uygulamasını başarıyla hayata geçirmiş olması var. Ayrıca, tarım ve maden sektörlerinde dünya pazarında söz sahibi olmakla birlikte, denizaltı ve uçak üretimi gibi oldukça ileri teknoloji gerektiren sanayi kollarında da önemli bir rekabet gücüne sahip olması, Brezilya’yı Türkiye’den ayrıştıran unsurların başında geliyor. Şekil 6: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranları: Brezilya, 1981-1990 Şekil 7: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranları: Brezilya, 1991-2000 Şekil 8: Yıllık Reel Gayri Safi Milli Hasıla Artış Oranları: Brezilya, 2001-2010 1,83 0,00 1,50 -2,00 1,00 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 -4,00 0,50 -6,00 0,00 1981-1990 1991-2000 2001-2010 Kaynak: Economist Intelligence Unit Şekil 2-3-4’ün Brezilya için tekrarlanmış hali. 1980’ler Brezilya’da inişli çıkışlı geçmiş, 3 yıl ilerlemenin ardından 4 yıl gerileme yaşanmış bu dönemde. Brezilya’nın 1990’ları ise Türkiye’nin 2000’li yıllarına benziyor eğilim olarak: önce bir zıplama sonra istikrarlı bir düşüş eğilimi görülmüş. Çarpıcı tespit ise 2000’lere ilişkin. 20032008 döneminde istikrarlı bir artış görülmüş, küresel kriz ise ekonomik büyümeyi 0’a doğru çekmiş. Kriz öncesi dönemde emtia ve petrol fiyatlarındaki artıştan oldukça olumlu biçimde faydalanan Brezilya, krize rağmen ekonomik daralma yaşamamayı da başarabildi. 2010’daki toparlanma ise oldukça kuvvetli olacağa benziyor. Bu noktada, Brezilya’nın bu uzun vadeli ve sürdürülebilir büyüme hikayesinin arka planını da unutmamak gerekiyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlikle mücadeledeki başarısı, orta sınıfın ekonomi içindeki payını arttırmaya yönelik bir politika çerçevesi olmasının yanında, makroekonomik istikrarı koruyabilmesi ve ekonomisinin rekabet gücünü arttırabilmesi dikkat çekici unsurlar. Makroekonomik istikrarın arka planında Bu beş tespitten yola çıkarak, 2010’lu yılların, 2000’li yıllardan daha iyi geçmesi için 7,00 6,00 5,00 4,00 3,00 2,00 1,00 0,00 -1,00 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 Türkiye’nin ne yapması gerektiğine dair bir sonuç kendiliğinden belirmektedir. Türkiye’nin 7,00 6,00 5,00 4,00 3,00 2,00 1,00 0,00 -1,00 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 tıpkı Brezilya’nın sahip olduğu gibi bir stratejiye ve hikayeye acil olarak ihtiyacı bulunmaktadır. 13 Ekonomi / Güncel Bu hikayenin temel konusu büyüme hızımızı yüzde 4’ler düzeyinden yüzde 6-7’ler düzeyine nasıl istikrarlı biçimde taşıyabileceğimiz olmalıdır. Özellikle kısa ve orta vadede, 2000’li yılların başındakine benzer bir likidite bolluğunun olmayacağı ve büyümek için Türkiye’nin dış tasarruflara ihtiyacı olması nedeniyle, Türkiye’nin kendisini fon çekmek için rekabet ettiği tüm diğer ülkelerden farklılaştıracak bir hikayeye sahip olması gerekmektedir. Peki bu hikaye ne olmalıdır? Bu ayrı bir yazı konusu ama içinde mutlaka bulunmasında fayda olduğunu düşündüğümüz unsurlara yer vererek bu yazıyı bitirelim. Birincisi, düşük yurtiçi tasarruflara rağmen istikrarlı bir büyüme oranı tutturmamıza yardım edecek yeni ve sağlıklı bir mali disiplin çerçevesidir. Her yeni siyasi seçim döngüsüne girildiğinde, bozulma riski taşıyan bir mali yapının, istikrarlı bir büyüme sürecinin destekleyicisi olması maalesef bu dünyada mümkün değil. Bu açıdan bakıldığında mali kuralın, etkin yaptırım ve sorumluluk mekanizmalarıyla birlikte, inandırıcı biçimde hayata geçirilmesi, önümüzdeki dönem hikayesinin olmasa olmazı. İkinci olarak ise, ekonominin genelinde verimlilik artışlarının temposunu yükseltecek bir reform programının inandırıcı biçimde kamuya yol gösterici hale gelmesi gerekmektedir. TEPAV’ın uzun bir süredir dikkat çektiği “ikinci nesil reformlar”ın, kamu yönetimi, yargı, vergi sistemi, finansmana erişim, sermaye piyasaları, eğitim ve beceri dönüşümü gibi, farklı kurumların sorumluluğu altındaki çok sayıda politika alanda hayata geçirilmesi ve ekonominin kurumsal altyapının daha fazla yatırıma, daha fazla sayıda ve yüksek nitelikli istihdam yaratılmasına elverişli hale getirilmesi önem kazanmaktadır. Üçüncü olarak ise ekonomide, verimsiz alanlardan verimli alanlara geçişi destekleyecek bir sanayi stratejisi vizyonu 14 benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Ucuz işgücüne dayanmayan, daha yenilikçi ve kaliteli bir üretim ve hizmetler yapısına doğru dönüşümü destekleyecek bir ekonomi politikaları çerçevesi, ikinci nesil reform sürecinin de içeriğinin ve yönünün belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Bu noktada, ekonomik büyüme ve kurumlar arasındaki ilişki irdeleyen çalışmalarıyla ünlü MIT profesorü Daron Acemoğlu’nun 25 Ocak 2010 tarihli Radikal Gazetesinde çıkan sözlerini dikkate almakta fayda var: “Türkiye’nin gelecek 30 yıl süre içinde yıllık bazda ortalama yüzde 5 ile 6 arasında büyüyememesi için bir neden görmüyorum. Türkiye böyle bir büyüme hızını yakalayabilirse – aynı Güney Kore’nin yaptığı gibi – 30 sene içinde gelişmekte olan ülkeler kategorisinden gelişmiş ülkeler düzeyine gelebilir. ABD ve Avrupa hiçbir zaman ortalama olarak yüzde 2-3 düzeyinin üzerine çıkamaz. Çünkü ekonomilerinde verimsiz sektör yok. Türkiye’de ise verimsiz sektörler olduğu için bu verimsiz sektörlerden verimli sektörlere geçerek daha hızlı büyümeye geçiş mümkün gözüküyor.” Umarız 2010’ların sonuna gelindiğinde, bu sefer başarıya ulaşmış bir büyüme hikayesinin değerlendirmesini yapıyor oluruz. Bunun için 2010 ve 2011’de Türkiye’nin esas önceliklerine odaklanması büyük önem taşıyor. Ekonomi / Haber Saltukova Havaalanı iç hat seferleri başlamalıdır 1 991’de yapımına başlanan ve 11 Mart 1999’da dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in açılışını yaptığı Zonguldak Havaalanı, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğünce 2002’de yolcu yetersizliği gibi sorunlar nedeniyle tek bir uçak inmeden kapatılmış, 2003 yılında yeniden onarılarak yeni cihazlarla donatılmıştı. DHMİ Genel Müdürlüğü’nce 18 Ağustos 2006’da Zonguldak Havaalanı’nın işletmeye açılmasına yönelik karar alınmıştı. Zonguldak Özel Sivil Havacılık A.Ş. 25 yıllığına işletme hakkına sahip olduğu havaalanına büyük yolcu uçaklarının da iniş ve kalkış yapabilmesi amacıyla çevresindeki 235 metre yüksekliğindeki Bostancılar Dağı tıraşlanmıştı. Zonguldak Özel Havacılık A.Ş.’nin 25 yıllığına işletme hakkına sahip olduğu havaalanına 2008 yılında başlayan tıraşlanmasının arından ilk sefer 21 Temmuz 2009 da Almanya’nın Düsseldorf kentinden Öger Türk’ün organizasyonuyla hareket eden Germania Hava Yolları’na ait 148 kişilik uçak 137 yolcusuyla inmiş ve bölge halkı tarafından coşkuyla karşılanmıştı. 2009 yılı içerisinde Almanya’dan 2 bin 465 yolcu havaalanımıza gelirken, Almanya’nın Düsseldorf ve Dortmunt şehirlerine 2 bin 606 kişi uçakla gitmiştir. 20 yolcu Havaalanının iç hat seferlerine açılmasının Filyos Vadisini de daha cazip ve kolay ulaşılabilir kılacağından Organize Sanayi Bölgesi ve bölgemizdeki diğer yatırımları tetikleyecek. uçağının iniş kalkış yaptığı havaalanında en fazla sefer Ağustos Eylül aylarında yapılmıştır. Nisan ayından itibaren Almanya – Türkiye, Türkiye – Almanya seferleri haftanın belli günlerinde gerçekleştirilecek. Ancak bölgenin yolcu potansiyeli sadece gurbetçilerimizin değil, işadamlarımızın ve halkımızın da kullanımı açısından yüksektir. Özellikle yurtiçinde karayolu ile uzun mesafe gerektiren ama yoğun bir yolcu kapasitesi olan merkezlere uçakla ulaşımın sağlanması gereklidir. Elimizin altında havaalanımız varken havayolunu kullanamamak oldukça üzücü bir durumdur. Zonguldak, Bartın Karabük illeri nezdinde Türk Hava Yolları’nın da iç hat seferlerini başlatması için girişimler yapılmalıdır. En kısa zamanda Zonguldak Saltukova Havaalanı’na ara ve bağlantılı taşımacılık yapılması konularının bir an önce neticelendirilerek tarifeli seferlerin başlatılması gerekmektedir. Bu konuda açılacak olan tarifeli uçak seferleri için bölgedeki ticaret ve sanayi odaları da garantör olacaktır. Bölgemizin geleceği açısından önemi her geçen gün artan havaalanımızın gelişmesi, düzgün işletilmesi ile ilgili bölge halkı olarak verilen destek unutulmamalıdır. Son günlerde havaalanımızın siyaset malzemesi olarak kullandığını üzülerek gördük. Başta siyasiler olmak üzere bölgenin geleceğini düşünen tüm taraflar havaalanı konusunda üzerine düşeni yapmalı, havaalanımızın iç hat seferlerinin başlaması elbirliği ile sağlanmalıdır. Havaalanının iç hat seferlerine açılmasının Filyos Vadisini de daha cazip ve kolay ulaşılabilir kılacağından Organize Sanayi Bölgesi ve bölgemizdeki diğer yatırımları tetikleyeceğini umut ediyoruz. 15 Ekonomi / Haber 16 Ekonomi / Güncel Çaycuma TSO, Gold İstanbul Fuarına gezi düzenledi Ç aycuma Ticaret ve Sanayi Odası üyesi kuyumcu ve sarraflar “İstanbul Mücevher, Altın, Gümüş, Takı, Saat, Kuyumculuk Makine ve Malzemeleri Fuarı”nı gezdiler. 21 Şubat’ta İstanbul TÜYAP’taki Goldİstanbul 2010 fuarının son gününde gerçekleşen geziye Çaycuma’da kuyumculuk sektöründe faaliyet gösteren firmalardan 44 kişi katıldı. TÜYAP Fuarcılık tarafından organize edilen Goldİstanbul fuarı; Türk mücevher sektörünün farklı alanlarında faaliyet gösteren firmaların yüksek üretim güçlerini ve tasarım becerilerini yansıtması açısından uluslararası bir öneme sahip. Türkiye’nin kuyumculuk sektörünün doğduğu topraklar olduğu mesajından yola çıkılarak yapılan çok çeşitli tanıtım çalışmaları sonucunda Goldİstanbul 2010 fuarına 60 farklı ülkeden 20 bin kişiyi aşkın ziyaretçiyi ağırladı. Fuara en yoğun katılım Rusya, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Irak, İran, Azerbaycan, Ukrayna, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, İspanya, Polonya, Romanya, Mısır, Cezayir, Fas, Tunus, Suriye, Ürdün, Gürcistan ve Türkmenistan oldu. Gezi sonrasında Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat SARSIK; “Üyelerimizin bu tür organizasyonlarda sektörlerindeki en son gelişmeleri yerinde gözlemleyerek, sektör temsilcileri ile kaynaşmalarına yönelik ortamların önemi çok büyüktür. O yüzden üyelerimizin ilgisini çeken sektörlerde, oldukça yararlı olduğunu gördüğümüz fuar gezilerimizi sürdürüyoruz. Kuyumculuk yapan üyelerimiz açısından oldukça verimli olacağını düşündüğümüz bu geziye katılan ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.” dedi. 17 Ekonomi / Güncel Çaycuma TSO üyesi fırıncılar sorunlarını görüştü… Ç aycuma Ticaret ve Sanayi Odası üyesi olan fırıncılar bir araya gelerek sorunlarını görüştüler. E meslek grubunda kayıtlı bulunan fırıncılar Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rıfat SARSIK, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet KÖKTÜRK ve Meclis Üyesi Mehmet UÇAR’ın da katıldığı toplantıda daha sık bir araya gelerek sektörlerinde yaşadıkları sorunların çözümünde ortak hareket etme kararı aldılar. Toplantıda tarifelere uygun satışlar yapılmadığı için yaşanan sorunlar ve haksız rekabet ile ilgili şikayetler dile getirildi. Fırıncılar olarak birlikte hareket etmenin önemine değinildi. Özellikle yapılan yeni yasal düzenlemelerle Çaycuma İlçe Tarım Müdürlüğü’nün denetim konusunda yetki almasının ardından daha sık denetimler 18 olacağı için gerekli standartların sağlanması konusunda bir bilgilendirme formu da fırın sahiplerine dağıtıldı. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat Sarsık toplantı sonrası şunları söyledi: “Fırıncılık yapan üyelerimizin bir araya gelerek ortak hareket etme konusundaki kararlılıkları sorunların çözümünde önemli bir adımdır. Oda olarak tüm imkanlarımızı, üyelerimizin kendi meslekleri ile ilgili sorunlarında bir araya gelmeleri, bizlere sorunlarını iletmeleri ve alınan kararların uygulanması konusunda gerekli görüşmelerin yapılması konusunda kullanmaktayız. Hiçbir sektör kıyasıya, ayarsız rekabetten kazançlı çıkmamıştır. Kaybeden hep gereksiz rekabet eden olmuştur. Yapılan her işin bir hedefi olmalı. Herkesin hedefi ucuz pazar değildir, kaliteli üretim ve hizmetin devamını sağlamaktır. Bu tür toplantılardan sonuç alındıkça, sorunların çözüleceğini ve üyelerimizin benzer toplantıları daha sık gerçekleştirecekleri düşüncesindeyim.” Ekonomi / Güncel KOSGEB’ten yararlanmak isteyen işletmeler başvurularını ve güncellemelerini yaptırsınlar K üçük ve orta büyüklükte işletmelerin geliştirilmesi amacıyla faaliyet gösteren Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı yeni yılda da desteklerini sürdürecek. KOSGEB Veri Tabanına kayıtlı işletmelerin her yıl bilançolarının onaylanmasının ardından KOSGEB Destek ve Hizmetlerinden yararlanabilmesi amacıyla KOBİ Beyannamelerini güncellemeleri ve çıktılarını imzalayarak müdürlüklere teslim etmeleri gerekmektedir. En kısa zamanda açıklanacak olan desteklerden yararlanmak isteyen; KOSGEB Veri Tabanına kayıtlı üye işletmelerin, 2009 yılı KOBİ Beyannamelerini güncelleyerek çıktılarını KOSGEB Müdürlüklerine teslim etmeleri KOSGEB Veri Tabanı’na kayıtlı olmayan iş- letmelerin ise veri tabanı kayıtlarının yapılarak KOSGEB Müdürlükleri ile irtibata geçmeleri yaşanabilecek yoğunluğun önüne geçmek ve işletmelerin KOSGEB Kredi, Destek ve Hizmetlerinden maksimum düzeyde yararlanabilmeleri açısından bu tür bilgi güncellemelerinin ve kayıt işlemlerinin yapılması oldukça önemlidir. KOSGEB Veri Tabanı’na kayıtlı olan İşletmeler her yıl bir önceki yıla ait mali müşavir onaylı Bilanço/Hesap Özeti ile birlikte http://destek.kosgeb. gov.tr adresinden kullanıcı kod ve şifreleri ile KOBİ Beyannamelerini güncelleyerek, kaşeli ve imzalı olarak KOSGEB Zonguldak İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğü’ne teslim etmeleri gerekmektedir. KOSGEB Veri Tabanı’na kayıtlı olmayan İşletmelerimizin ise KOSGEB Kredi, Destek ve Hizmetlerinden yararlanabilmesi için http://destek.kosgeb. gov.tr adresinden başvuru yapmaları ve eksiksiz doldurulmuş KOBİ Beyannamelerini ve ekli evraklarını KOSGEB Zonguldak İşletme Geliştirme Merkez Müdürlüğü’ne teslim etmeleri gerekmektedir. Çaycuma TSO Başkanı Rıfat SARSIK konuyla ilgili şunları söyledi: “KOSGEB’in ve desteklerinin üyelerimiz için önemi büyüktür. Geçtiğimiz yıl kredi destekleri konusunda çoğu işletmenin sisteme kayıtlı olmamasının verdiği bir yoğunluk yaşanmıştır. Bu nedenle üyelerimizin sistem bilgilerini güncellemeleri, henüz KOSGEB’e kayıt yaptırmamış olanların da kayıtlarını yaptırmak için desteklerin açıklanmasını beklemeden işlemlerini tamamları önemlidir. İlgililer Zonguldak İş Geliştirme Merkezi Müdürlüğünden veya Odamızdan bu konuda yardım isteyebilir.” 19 Ekonomi / Haber Karapınar İO öğrencileri’nden Çaycuma TSO’ya ziyaret K arapınar İlköğretim Okulu öğrencileri Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odasını ziyaret etti. Okulun Hentbol takımı öğrencileri Zonguldak’taki müsabakalarda “yıldız kızlar il birincisi” olarak 22 – 27 Şubat tarihleri arasında Kastamonu Bölge Şampiyonası’nda ilimizi temsil edecekler. Ziyaret sırasında Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat SARSIK’a okulları ve takımları hakkında bilgi veren öğrenciler müsabakalar için destek talebinde bulundu. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat SARSIK öğrencileri ve okulu tebrik ederek şunları söyledi: “Öğrencilerimizin Zonguldak ilini temsil etmek üzere bölge şampiyonasına katılması bize de gurur vermiştir. Kastamonu’da da bizleri en güzel şekilde temsil edeceklerinden eminiz. Okulumuzun gerek eği- 20 tim gerekse sportif etkinlikler konusundaki başarılarını takip ediyoruz. Oda olarak bizler her zaman bu tür başarılarının desteklenmeye çalışmaktayız. Kızlarımızın Kastamonu’dan birincilikle dönmelerini bekliyoruz.” Çaycuma TSO doktorların Tıp Bayramını kutladı Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rıfat Sarsık, 14 Mart Tıp Bayramı münasebetiyle yayınladığı kutlama mesajında doktorların Tıp Bayramı’nı kutladı. Sarsık mesajında şunları söyledi: “İnsanı yaşatmayı ve insanın acısını azaltmayı, insanlığa daha nitelikli bir yaşam sunmayı amaç edinen, kutsal, saygın ve onurlu mesleklerini büyük özveriyle yerine getiren tüm tıp çalışanlarımızın insan yaşamına saygıyı ifade eden 14 Mart Tıp bayramını kutlar; çalışmalarında başarılar dilerim.” Ekonomi / Güncel Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Unıcera Fuarını ziyaret etti Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası; İstanbul’da modern teknoloji yatırımları ve yüksek kalitedeki hammadde rezervleri ile 2 milyar Euro’ya ulaşan üretim kapasitesine sahip olan Türk seramik sektörünün en büyük buluşması olan UNICERA Fuarı’na katıldı. TÜYAP’ın, Türkiye Seramik Federasyonu ve TİMDER (Tesisat ve İnşaat Malzemecileri Derneği) işbirliği ile gerçekleştirdiği ve her sene artan bir hızla istikrarlı bir şekilde büyüyen UNICERA 22. Uluslararası Seramik Banyo Mutfak Fuarı’nda Çaycuma’lı fir- malar da standa açarak sektör temsilcileri ve ziyaretçilerle buluştu. Ülkemizin önde gelen sektörlerinden biri olan seramik sektörünün en geniş katılımcı kitlesine sahip, seramik banyo ve mutfak fuarı unvanını taşıyan UNICERA’ya bu sene 12 ülkeden 197 firma ve firma temsilciliği katılmış. Böylece Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanlar’ın en önemli seramik alıcı ve üreticilerini buluşturarak büyük ticari potansiyel yaratan fuarı 60 ülkeden 40 bini aşkın ziyaretçi gezdi. Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat SARSIK ziyaret ile ilgili şu açıklamayı yaptı: “Hem sektör açısından en önemli fuar olması hem de Çaycuma’lı firmaların da ürünlerini sergilemeleri UNICERA Fuarı’nı bizler açısından oldukça önemli kılmıştır. Üyelerimizin fuardan memnun dönmesi bizler açısından oldukça sevindiricidir. Bu gibi organizasyonlar Odamızın üyeleri ile diyalogunu daha da artırmaktadır. Ayrıca üyelerimizin sektörün devleri arasında yer aldığını da görmek fırsatını bizlere sunmuştur. Yurtbay Seramik, Formina ve Denko Mobilya stantlarının fuarda yer alması, başarılı ürün stantları ile fuarda ilgi görmesi bizleri de gururlandırmıştır. Firma sahiplerini kutlayarak başarılarının devamını diliyoruz.” 21 Ekonomi Çaycuma TSO’dan eğitime katkı Ç aycuma Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yaptırılacak olan Anadolu Öğretmen Lisesi’nin okul yeri ve yurtları için incelemelerde bulunmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdür Yrd. Doç. Dr. Muammer Gürbüz Çaycuma’ya geldi. Çaycuma Kaymakamı Hasan Yaman, Belediye Başkan Vekili Ahmet Ali Başören, Çaycuma TSO Başkanı Rıfat Sarsık, İlçe Milli Eğitim Müdürü Dursun Şen ve Çaycuma TSO Yönetim Kurulu Üyesi Mimar Nusret Yakıcı ile birlikte incelemelerde bulunan Genel Müdür Yardımcısı Gürbüz okulla ilgili koşulları oldukça olumlu bulduklarını belirtti. Çaycuma TSO Anadolu Öğretmen Lisesi’nin 2010– 2011 eğitim ve öğretim yılında eğitime başlayabilmesi için Çaycuma Kaymakamlığı, Çaycuma Belediyesi ve Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası’nın girişimleri olumlu karşılandı. Okulun yeri 22 için Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ait arsa ve bitişiğindeki Çaycuma Belediyesi’ne ait Sosyal Tesislerin altında yer alan Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilen arsa uygun bulundu. Okul binası yapılana kadar geçici olarak eski özel okul binasının Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Zeki Yurtbay tarafından Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tahsis edilmesi ve Çaycuma Belediyesi Öğrenci Evlerinden 7 bloğun Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencilerine tahsisi de bu çalışmaları daha da hızlandıracak gelişmeler olarak değerlendirildi. İncelemeler sonrasında açıklama yapan Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Rıfat Sarsık; “Üyelerimizin de desteği ile Çaycuma’nın eğitim konusunda önemli bir ihtiyacını karşılamak üzere bu okulu yapmanın hazırlığı içindeyiz. Sayın Kaymakamımız, Belediye Başkanımız başta olmak üzere tüm Çaycuma’nın sahip çıktığı okulumuzu en kısa zamanda hayata geçirmek bizler için çok önemlidir. Çaycuma’nın her alanda gelişmesine katkıda bulunmayı görev edinen Odamız, Anadolu Öğretmen Lisesi’nin yapılması ile önemli bir ihtiyacı karşılamış olacaktır. Doğru olduğunu bildiğimiz ve inandığımız bu hizmeti yerine getirmenin onurunu hep birlikte yaşayacağız. Gelişmeler oldukça olumludur. Bir aksilik olmazsa, önümüzdeki dönem 60 öğrenci ile okulumuz açılması oldukça kuvvetli bir ihtimaldir. Herkesin desteklediğini gördüğümüz okulumuz bittiğinde hem bu alanda eğitim almak isteyen öğrencilerimiz Çaycuma dışına gidip gelmek zorunda kalmayacak, hem de çevre il ve ilçelerdeki öğrencilerimize de hizmet verecek bir okulu Çaycuma’ya kazandırmış olacağız.” dedi. Ekonomi OBB’a bağlı 365 Oda ve Borsa’nın Yönetim Kurulu Başkanları ile Meclis Başkanları, istihdam ve ekonomideki gelişmeleri görüşmek üzere bir araya geldi. Toplantı sonrasında, TOBB Genel Kurul Başkanı Nafi Güral tarafından yapılan ortak açıklama özetle şöyle: “Bizler, Türkiye’nin her köşesinden, 81 il ve 160 ilçesinden ekonomideki gelişmeleri ve istihdam meselesini konuşmak, görüşlerimizi tek bir yürek ve tek bir ağızdan kamuoyuna duyurmak üzere, bugün bir araya geldik. TOBB camiası olarak, 2002 yılından bu yana her platformda, kayıtlı ekonomiye geçmenin gerekliliğini, kayıtdışı kalanın küçük kalacağını, kayıt altına girmeyen bir ekonominin, haksızlığa ve adaletsizliğe neden olduğunu ifade ettik. “Hesabını veremeyenin hesap soramayacağını” hep söyledik. “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” düsturu ile yetişen bizler, her zaman sosyal sorumluluklarımızın farkında olduk. Sosyal ve ekonomik refahı geliştirici her projenin hayata geçmesi için elimizi taşın altına koymaktan çekinmedik. Son dönemde, hızla bozulan iktisadi ortamın bir sonucu olarak, artan işsizliğin acısını, bizler de yüreğimizde hissediyor ve çözümü için çaba sarfediyoruz. İstihdam piyasası bir aynadır, ekonominin genel durumunun bir aynasıdır. Bizler, küresel ekonomik krizin daha başında, bu işin ciddiye alınmasını istedik ve önerilerimizi ilettik. Sonrasında, gecikmeyle de olsa yürürlüğe giren önlem paketleriyle birlikte, 2009 Mayıs’ında T İş dünyasından istihdam açıklaması en üst noktaya çıkan işsizlik oranı, gerilemeye başladı. Yani özel sektörümüz, alınan tedbirlerden sonra, istihdam kaybını telafi etti, etmeye de devam edecek. Türkiye’nin en öncelikli ve birincil meselesi işsizliktir. Bu sorunu ancak, ortak akılla çözebiliriz. Sağlıklı bir işsizlikle mücadele stratejisi için, yapılması gerekenleri tartıştık. Özel sektörün yanı sıra, sendikaların ve kamu kurumlarının da yer alacağı bir istihdam çalıştayında, bu konuyu daha detaylı bir şekilde ele almak istiyoruz. Yine her zaman dediğimiz gibi, devletten tek isteğimiz, rakiplerimizle şartlarımızın eşit hale getirilmesidir. Türkiye, sorunlarını şeffaf bir zeminde ve gerçeklikten kopmadan açıklıkla konuşmalıdır. Bu, iş dünyası için geçerli olduğu kadar, siyasetin de öncelikli sorumluluğudur. Güçlü bir istihdam seferberliği başlatabilmek için, ekonomimizin son yıllarda aldığı hasar, mikro reformlar yoluyla telafi edilmelidir. Öte yandan, önümüzdeki üç yıllık sürede, üç milyon kişiye yeni beceriler kazandırılması için gereken mesleki beceri kursları da, hızlı bir biçimde açılmalıdır. İstihdamın artması, daha çok üretim, daha çok ticaret, daha çok refah demektir. Ekonomik büyüme ile istihdam artışı doğrudan ilişkilidir. Sorunun çözümü çarkların dönmesi, üretim ve rekabet gücümüzün artmasıdır. Zira üretim tüketim ve istihdam birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Çarkların dönmeye devam etmesi için de, itici güce ihtiyaç vardır. Bunu da ancak hükümet sağlayabilir. Yapılması gereken, büyük bir istihdam seferberliğini, kamu-özel sektör işbirliği ile, bir an önce başlatmaktır.” 23 Ekonomi / Haber “Küreselleşen” dünyada yetişkin eğitimi Doç. Dr. Rıfat Miser Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi amanımız dünyası, ‘küreselleşen’ (!) bir dünya olarak nitelendirilmektedir. Aslında gelişmiş ülkeler tarafından, gelişmekte olan ülkelerin dışsatım mallarına konulan kotalar, her nitelikteki insan gücünün gelişmiş ülkelerde iş tutmasına konulan sınırlamalar, ‘küreselleşmenin’ finans sermayesinin küreselleşmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Finans sermayesi, ulusal sınırlar içindeki kuralları kendi dolaşımına uygun hale getirmek için yeniden biçimlenmeye zorlamaktadır. Küreselleşmenin bu hali, binlerce kilometre uzaktaki ekonomik güç sahibi karar vericilerin, bu kararlara katkı yapma Z 24 olanağı olmayan insanların yaşamlarını kısa bir zaman içinde etkileyebilmesine, karar verenler ile etkilenenlerin maliyet ve yararı eşitsiz paylaşmasına yol açmaktadır (Craig, 1998, s.5). Bu yüzden de ekonomik gücün küreselleşmesinin, Türkiye, Meksika, Arjantin gibi dünyada hatırı sayılır üretim ve tüketim gizilgücüne sahip gelişmekte olan pek çok ülkede yoksullaşmaya yol açan bir süreç olarak işlediği gözlenmektedir. Küreselleşmenin bu küçük (!) kusurunun geniş kitlelerce yeterince algılanabildiği söylenemez. Bilişim, iletişim ve ula- şım sektöründeki gelişmelerle günlük yaşamı etkilenen geniş halk kitlelerine küreselleşmenin, “insanlığın ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal etkileşiminin artması” olarak sunulduğu ve bu yüzden daha çok böyle algılandığı gözlenmektedir. Varlığını her geçen gün daha da çok duyumsatan ve aslında finans sermayesinin yönlendiriciliğinin daha baskın olduğu bu etkileşimin giderek arttığı da bir gerçektir. Bu makalenin amacı, her iki algılanışıyla da insanlık üzerinde etkide bulunan ‘küreselleşme’nin varolan durumunun ve geleceğe evrilmesinin, toplumsal açık bir sistem olarak yetişkin eğitimini nasıl etkilediğini/ etkileyeceğini anlamak, neden olduğu zorunluluklara ve sakıncalara yanıt aramaktır. Aşağıdaki nedenlerle bu arayış önemli görülmektedir: Ekonomi / Haber n Günümüzde insanlığın bilgi birikimi bir kartopu gibi büyümektedir. Bilgi birikiminin sonucu olarak teknolojik yenilikler artmaktadır. Teknolojik yenilikler; özellikle ulaşım, iletişim, bilişim ve üretim teknolojilerindeki yenilikler, ekonomik ve toplumsal yaşamı değiştirmektedir. n İnsanların ve toplumların değişmeleri anlamaları, değişmelere uyum sağlamaları, değişmelerin olumsuz etkilerinden korunabilmeleri için bilgi, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Küreselleşen dünyada bilgiye ulaşabilen, bilgiler arasında uygun seçim yapabilen, seçtiği bilgiyi uygulayabilen ve kendisi bilgi üretebilen birey ve uluslarla, bunu yeterince başaramayan birey ve uluslar arasındaki ara açılmakta (Bülbül, 1991, s.40); güç dengeleri bilgiyi elinde tutanlardan yana değişmektedir. Bilgiyi üretemeyen ve erişemeyenler, bunu yapabilenler karşısında zayıf ve korunmasız kalmaktadırlar. n Bilgiye erişmenin, bilgiyi uygulayabilmenin ve bilgi üretebilecek yeterliğe sahip olmanın yolu eğitimdir. Bu yüzden eğitimin yaşamboyu sürmesi, hem bireyler hem de uluslar için yaşamsal bir zorunluluk olmuştur. n Eğitimin yaşamboyu sürmesi, insanların okul eğitimi sonrasında eğitim olanaklarına sahip olması ile; yani yetişkin eğitimi, ya da ülkemizde yıllardan beri geleneksel olarak kullandığımız kavramla söylersek, halk eğitimi ile olanaklıdır. Bilgilerin, becerilerin hızla eskidiği ve yetersizleştiği ‘küre- sel’ dünyada, hangi düzeyde eğitim alırsa alsın, herkesin yetişkin eğitimi hizmetlerinden sürekli yararlanarak kendini yenilemesine, geliştirmesine gereklilik vardır. Bu yüzden yetişkin eğitimi, giderek artan ölçüde insanların ve ulusların geleceğini belirleyen en can alıcı hizmetlerden biri olmaktadır. Yetişkin eğitimi sisteminin yeterliği ve niteliği; bilgi üretebilmenin, yeni bilimsel buluşlardan ve bunların sonucu olan yeniliklerden yararlanıp yararlanamamanın ve dolayısıyla her dem “çağdaş” kalabilmenin anahtar etmeni durumundadır. Giderek yaşamsal olmaya başlayan yetişkin eğitimi hizmetinin ‘küresel’ dünyada etkin ve verimli olarak sağlanabilmesi, ‘küreselleşme’nin yetişkin eğitiminde ne tür zorunluluklara ve sakıncalara yol açtığını anlamakla olanaklıdır. Zorunlulukları yerine getirmeye, sakıncaları gidermeye yönelik çözümler aramaya ancak böylece girişilebilir. Emek Sermaye Olunca Klasik iktisadın tanımladığı üç üretim faktörü; sermaye, toprak ve emektir. Fakat “be- şeri sermaye” kavramlaştırması, emeğin sermaye karşısında varlığını yitirmeye başlamasına yol açmıştır. Artık küreselleşen dünyada emek, üretilmiş bir üretim faktörüne, yani üretim için kullanılan bir sermaye malına dönüşmektedir. Beşeri sermaye kavramlaştırması, insanın bir tornayla, bir jaraskalla, belki daha yakışan bir benzetmeyle bir robotla aynı görülmesine neden olmaktadır. Bütün araçlarda, bütün makinelerde işlevini en iyi yerine getirmesini sağlayacak özelliklerin olması beklenir. Sermayenin bir bileşeni olarak insangücünün de işlevini en iyi biçimde yerine getirebilecek hünere ve diğer niteliklere sahip olması gerekir. Beşeri sermayenin işlevi; şirketlerin, ülkelerin sahip olabileceği en önemli kaynak olarak, şirketlerin ve ülkelerin üretkenliğine ve rekabetçiliğine olası en düşük maliyetle olası en büyük katkıyı sağlamak, bunun için de şirketlerin gereksinmelerine, pazarın zorlamalarına ve teknolojik gelişmenin ilerleyişine uyarlanmaktır (Petrella, 1997, ss:26-29). Bu durumda yetişkin eğitiminden beklenilen işlev, birey- 25 Ekonomi / Araştırma leri gelişen teknolojiye uyarlamak olacaktır. Uyarlama terimi, mesleki yetişkin eğitimi politika ve programlarının temelini oluşturmaktadır. Varolan küreselleşme anlayışı içinde, mesleki eğitim politikası, şirketlerin rekabetçi olmasını veya kalmasını sağlamak için, bir ülkenin insan kaynağında toplanmış bilgiyi artırmayı, üretmeyi ve çeşitlendirmeyi ilk ve başta gelen amaç olarak görmektedir. Emek, beşeri sermayeye dönüşünce artık o; kültürel, politik, sosyal yurttaşlık hakları önemsenmeyen; (dolayısıyla etkin yurttaşlık, kültürel gelişme, politik ve sosyal işlevler için eğitilmesine de gerek bulunmayan), asıl işlevi olan şirketlerin daha fazla gelişmesinde ve kâr elde etmesinde kesin bir katkı sağlamak için biçimlenen (ya da yetiştirilen) bir araç haline gelir. Bu durum, kaçınılmaz olarak yetişkin eğitiminde mesleki eğitimin öne çıkmasına ve yetişkin eğitiminin sosyal, siyasal, kültürel işlevlerinin ihmal edilmesine yol açacaktır. Aslında yetişkin eğitimi sistemi, diğer işlevlerin ihmal edilmesi pahasına mesleki eğitim işlevine ağırlık vermekle eleştiriliyordu. ‘Küreselleşme’ bu ihmalin daha da artmasına yol açar gözüküyor. Oysa “küresel köyde (!)” ya- 26 şamak için teknik beceriler yeterli değildir; yalnız teknik becerilerle üretim yapılamaz. Çünkü, “yetişkin birey yalnızca bir işgücü değildir; o aynı zamanda her şeyin hızla değiştiği dünyada bir eştir, anadır, babadır, komşudur, vatandaştır ve nihayet bir insandır” (Bülbül. 1991, s.24). Küreselleşen dünyanın bilgi ve teknolojisindeki gelişmeler, uygulandığı sosyal ve kültürel ortamı değiştirdiği kadar ondan etkilenmektedir de. Sosyal ve kültürel yenileşmeyi ihmal ederek teknolojik yenilikleri uygulama çabası verimsiz olacaktır. Yani ‘en son teknoloji ürünü taşıtları kullanma yeterliği kadar, kırmızı ışıkta durma, hız sınırlamalarına uyma’ yeterliği de gereklidir. Dolayısıyla yetişkin eğitiminin sosyal, siyasal, kültürel işlevleri ihmal edilmemelidir. İnsanlar, küreselleşmenin temellerinden olan bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere ‘uyarlanırken’, enformasyonun işlenmesi ve doğru ile yanlış enformasyon arasında ayrım yapma yeteneğinin de geliştirilmesi gerekli değil midir? Gelişen teknoloji insanlara egemen olmak için mi kullanılacaktır, yoksa teknolojinin sağladığı kolaylıklarla barışın, demokrasinin gelişmesine mi yöneltilecektir? Her Yerde Rekabet Var Küreselleşmenin bir kuralı olarak yeryüzünde herkes herkese karşı rekabet ediyor. Bu rekabet her ne kadar üretkenliğe, verimliliğe odaklanmış görünse de sonucu bundan daha fazla bir şeydir (Petrella, 1997, ss:24-26): İster özel sektör olsun, isterse devlet sektörü, rekabet şimdi her bir ekonomik birim için en büyük gereklilik olarak göz önünde tutuluyor. Küresel rekabet savaşının mantığı içinde bir şirket, üretimde ve pazarlamada ne denli verimli olursa o denli rekabetçi olacaktır. Rekabetin gerekliliklerini karşılamakta başarısız olan “beşeri sermaye” eskimiş, değersiz sayılacak ve bir tarafa fırlatılıp, terk edilecektir. Bu kaçınılmaz görünmektedir, çünkü şirketlerin amaçları istihdam yaratmak değildir. Onların amacı kazanç elde etmektir ve bunu yapabilmek için rekabetçi olmayı bir zorunluluk olarak görmektedirler. İnsan emeği içinde en becerili, en verimli ve en az maliyetli olanlarını istihdam etmeyi yeğlemeleri de rekabetçi oldukları içindir. Her yerde insan kaynaklarının en iyisini kullanmayı tercih ederler, çünkü kendileri için en kazançlı durum budur. Öte yandan şirketlerin amaçları, değişen bilgi ve teknolojiye koşut olarak, olası en çok sayıda çalışanına olası en iyi mesleki eğitimi sağlamak da değildir. Şirketler, hazır olanı satın almak (!) daha ekonomikse eskiyen ‘beşeri sermaye’yi eğitimle yenilemek yerine hurdaya (!) çıkarmaktan kaçınmayacaklardır. Fakat, bunun yol açacağı israf ve sosyal, ekonomik sonuçlar, hiçbir yurttaşının öğrenmesini rastlantıya bırakmamakla yükümlü olan ve bu yüzden eğitim sistemini kuran devletlerce gör- Ekonomi / Haber mezlikten gelinemez. Bu yüzden sürekli eğitim olanaklarını hazır etmek zorundadır. Sürekli eğitim sunumu için şirketlerin katkısını alıp almayacağı, nasıl alabileceği ayrı bir konudur. Fakat yurttaşlarının yeteneklerinden yoksun kalmasını, onların ekonomik ve toplumsal yaşamla bağlarının kopmasını önlemek için devletin sürekli eğitim olanaklarını hazır etmesi, erişilebilir kılması gereklidir. Küreselleşmenin rekabet mantığı, çalışan insanlar arasında çatışmanın ve yabancılaşmanın artmasına da yol açmaktadır (Petrella, 1997, ss:22-23): Sınırlı becerisi olan veya hiç olmayan “beşeri sermayenin” işsizlikten etkilenmesinin daha yüksek bir olasılık olduğu bilinmektedir. Kişilerin beceri düzeyi arttıkça, bir iş bulma ve korumakla ilgili şanslarının daha iyi olduğu da doğrudur. Fakat bu, “küresel köyde”(!) yüksek becerili kişilerin işini yitirmeyeceği ve kolaylıkla iş bulabileceği anlamına da gelmez. İşsizlik şimdi gittikçe artan biçimde iyi ve çok nitelikli insanları etkiliyor. Bir şirket rekabetçi olmak için becerili insangücüne ne kadar çok gereksinim duyarsa, o kadar çok olasıdır ki, o şirket yalnızca becerisiz işçilerin sayısını azaltmakla kalmayacak (böylece becerili ve becerisiz işçiler arasında çatışmanın tohumları ekiliyor); yakın zamanlarda nitelik elde etmiş bir veya iki genç işçi ile bazı ‘yaşlı’ becerili işçilerin (örneğin IBM’de olduğu gibi 50 yaşın üstündeki kişilerin) yerini doldurarak, becerili işçilerin sayısını da azaltacaktır. (Bu sonuç farklı yaş kümeleri arasında bir çatışmaya yol açmaktadır.) Artık 6 aylık istihdam, uzun dönemli istihdam sayılmaya bağlanmıştır (Craig, 1998, s.5). Küresel rekabet mantığı, şirketlerin uzun dönemli veya belli koşullarda yarın için garantisi olan istihdamı azaltmasına ve diğer istihdam biçimlerini yeğlemesine yol açmaktadır. Bu durum, şirketlerin kendi becerili işgücü içindeki rekabeti beslemekte ve artırmaktadır. Çünkü her bir ücretli, işini koruma derdine düşmektedir. Bu durum da sosyal çözülmeye doğru gittikçe artan bir eğilim yaratmaktadır (Petrella, 1997, s.23). Rekabet, “insanın kendisiyle rekabeti” olarak; başarı, “insanın olabileceğinin en iyisi olma çabası” olarak tanımlandığında; verimliliği ve üretkenliği ihmal etmeden sosyal çözülmeyi önlemek, toplumda işbirliğini ve dayanışmayı güçlendirmek olanaklıdır. Bu rol, yetişkin eğitimine düşmektedir. Eşitim Bir Haktır Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ettiği “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”’nin 26. Maddesi; “Her şahsın eğitime hakkı vardır. Eğitim parasızdır, hiç olmazsa ilk ve temel eğitim safhalarında böyle olmalıdır. İlk eğitim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikle açık olmalıdır” (Resmi Gazete, 1949, s.16200), demektedir. Eğitim; bu bildiriye dayalı olarak oluşturulan “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”sinde, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”nde ve Anayasamızda da bir insan hakkı olarak ifade edilmektedir. Yasalarca güvenceye alınmış olan yetkilere, yararlara, çıkarlara hak denilmektedir. Hak, hukukun koruması altındadır. İnsan hakları, yaygın biçimde, birinci, ikinci, üçüncü kuşak haklar olarak sınıflandırılırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikteki hakları kapsayan ve Fransız Devriminin “eşitlik” teması üzerine kurulu bulunan (Özdek, 1993, s.28) ikinci kuşak hakların gerçekleşmesi devletin ödevi ve işlevi olarak görülür (Kapani, 1993, s.52; Tanör, 1978, ss:356-357). İkinci kuşak insan haklarından birisi de eğitim hakkıdır ve diğer hakların bilincine varılmasında ve gerçekleşmesinde temel öneme sahip bir haktır (Ercan, 1998, ss:20-21). Bu nedenlerle; eğitim hakkının gerçekleşmesi, eğitim görmek isteyenlerin gelirine bağımlı olmamalıdır (Süssmuth, 1994, s.326). Küreselleşen dünya içinde, “yetişkin öğrenmesini bir insan hakkı olmaktan çok ekonomik sonuçlara ilişkin bir araç olarak görme” (Lalege, 1999, s.155) eğilimi daha baskın durumdadır. Yetişkin eğitimine böyle bakılması, mesleki eğitim yararına, onun sosyal, kültürel, siyasal işlevlerinin ihmal edilmesine yol açabildiği gibi; eğitimin bireysel getirisinin öne çıkarılmasına ve “yararlanan öder” anlayışına yol açabilmektedir. Fakat; “sürekli eğitim katılımcıların yaratıcılıklarını ve günlük yaşamı yönetme yeterliklerini artırmasına, bu suretle katılan bireylerin yaşam niteliğini yükseltmesine karşın, özel bir eğlence değildir” (Süssmuth, 1994, s.326). ‘Ödeyebilenlere eğitim’ verilmesi anlayışı, ‘eğitim hakkı’nın yitirilmesinin yanısıra; bir ulusun “insan kaynaklarından” ödeme gücü olmayan kesiminin, bilim ve teknolojinin yol açtığı yenilikler karşısında eskimesi durumunda çaresiz kalmak da demektir. Küreselleşmekte olan ekono- 27 Ekonomi / Haber mik gücün gelişmiş ülkelerin kalkınmasında en uygun çözüm olarak gösterdiği neo-liberal politikalar da, devletin küçülmesi, yeniden yapılanması adı altında kamunun sosyal harcamalarının kısılmasına yol açarak, ödeme gücü olmayanlara parasız yetişkin eğitimi sunulması olanağını azaltmaktadır. Ayrıca eğitimin kişisel getirisinin sosyal getirisinden daha öne çıkarılması bir kısırdöngüye de yol açabilecektir: Eğitim için daha fazla ‘yatırım’ yapanlar, bu eğitim sayesinde ürettikleri mal ve hizmetleri, katlandıkları maliyeti haklı çıkaracak bir fiyattan ‘satma’ eğiliminde olacaklardır. Bu eğilim, eğitimin bireysel faydasının sosyal faydasının önüne geçmesine ve dolayısıyla ‘yararlanan öder’ anlayışının giderek meşrulaşmasına yol açacaktır. ‘Yararlananın ödediği, ödeyenin uygun fiyattan karşılık beklediği’ bir süreç içinde ise sosyal dayanışmanın azalması ve sosyal çatışmaların artmasından başka ne beklenebilir? Öte yandan, “kişinin eşitim düzeyi ve mesleki statüsü ne ka- 28 dar düşükse o kişinin yetişkinlik hayatında eğitimden yararlanmayı istemesi de o derece düşük bir ihtimal olduğundan, eğitime en çok ihtiyacı olanlar yetişkin eğitimi programlarına katılmıyorlar” (Lowe, 1985, s.11). Yetişkin eğitimi, kendisi için eğitimden bir yarar beklemeyen ve eğitime erişebilme açısından olumsuz koşullar içinde bulunan bu tip insanların da farkında olmak zorundadır. Dezavantajlı konumdaki bu insanları iş ve istihdam dünyası ile yeniden bütünleştirmek, yetişkin eğitiminin görevidir. Küreselleşmeye Bağlı Gereksinimler “Küreselleşme”nin kendisi de yeni eğitim gereksinimlerine yol açmaktadır. Ulaşım, iletişim ve bilişim teknolojilerinin sağladığı kolaylıklar temelinde farklı uluslardan insanlar arasında etkileşim artmakta, fiziksel ve kültürel coğrafyalar arasındaki hareketlilik ivme kazanmaktadır. Bu durum diğer kültürlerin ve geleneklerin insanlarıyla iletişim kurma ve işbirliği yapma, insanlığın kültürel çeşitliliğine saygı, barışın korunmasına ve küresel dünyanın oluşumuna tüm insanların demokratik katılımı gereksinmelerini ortaya çıkarmaktadır. Giderek artmakta ve önem kazanmakta olan bu gereksinmelerin karşılanması için yetişkin eğitimine görevler düşmektedir. Yetişkin eğitimi; ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal değişimin hızlandığı küresel dünyanın geleceği için, bir ‘katalizör’ işlevini yerine getirme sorumluluğuyla gittikçe artan oranda karşı karşıyadır. Okur-Yazarlığın Anlamı Değişiyor Okumaz-yazmazlık denilince daha çok Asya’nın, Afrika’nın geri kalmış ülkeleri anımsansa da, bu sorun Kuzeyin gelişmiş ülkelerinde de yakıcı bir sorundur. Araştırmalar Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin de ciddi bir okumazyazmazlık sorunuyla yüz-yüze olduğunu göstermektedir (Güneş, 1997, ss:29-31). Aslında bu sorun, tüm dünyada okul eğitimi sistemlerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasına koşut olarak, insanlığın gündemindeki önemini yitiriyor gözükse de öyle değildir. Çünkü okur-yazarlığın anlamı hep değişen bir durumdur ve küreselleşme okur-yazar sayılmanın ölçütlerini değiştirmektedir. Okuryazarlık, insanların harf ve rakam gibi simgeleri kullanarak yaşamlarını sürdürebilecek düzeyde işlevsel olmalarına olanak sağlayan iletişim kurabilme yeterliği, olarak tanımlanabilir. Bilindiği üzere iletişim, anlamları ortak hale getirme süreci olarak da tanımlanmaktadır. İnsanların yeterince işlevsel olabilmeleri için gereken iletişim kurma düzeyi, yani dünyayı asgari düzeyde anlama ve kendini anlatma düzeyi, küreselleşmenin temelini oluşturan Ekonomi / Haber ulaşım, iletişim, bilişim teknolojilerindeki gelişmelerle gittikçe artmaktadır. Günümüzde kişinin yaşam alanında işlevsel olmasına olanak verecek okuma-yazma düzeyi, bilgisayarla vergi formlarını doldurma, otomatik para çekme makinalarını kullanabilme, bilgisayar ve cep telefonuyla posta gönderebilme, elektronik ev aletlerini kullanabilme gibi edimleri yapabilecek düzeydir. Lalage’nin aktardığına göre, bir OECD incelemesi, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki nüfusun en azından dörtte birinin “en az okuma-yazma yaşamsal becerisine” sahip olmadığını göstermektedir (1999, s.155). Bir yanda hiç okuma-yazma öğrenme olanağına sahip olamamışların, öte yanda okumayazmayı unutmuş çok sayıda insanın bulunduğu bir dünyada, küreselleşmenin okur-yazarlığın anlamını değiştirmesi, ölçütlerini yükseltmesiyle birlikte; yetişkin eğitiminin okuma-yazma işlevinin gereği ve önemi, okul eğitiminin gelişmesine ve yaygınlaşmasına karşın azalmamakta, aksine artmaktadır. Sonuç Günümüzde hem uluslar arası finans sermayesinin küresel egemenliğinin arttığı, hem de uluslar ve kültürler arasında etkileşimin yoğunlaştığı gözlenmektedir. Ekonomik, sosyal ve kültürel alanlar üzerindeki etkisi giderek fazlalaşan bu durumların her ikisinin de küreselleşme kavramı ile ifade edildiği gözlenmektedir. Bu durumların yetişkin eğitimini şu zorunluluk ve sakıncalarla karşı karşıya bıraktığı düşünülmektedir: 1)Bilişim, ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ekonomik ve toplumsal yaşamda hızlı ve derin değişmelere yol açarak, herkes için yaşam bo- yu eğitimi zorunlu kılmaktadır. Yaşam boyu eğitim, insanların okul eğitimi sonrasında eğitim olanaklarından yararlanabilmesi ile olanaklıdır. İnsanlara okul eğitimi sonrasında eğitim olanakları sunmak, yetişkin eğitimi sisteminin görevidir. Yaşam boyu eğitim bağlamında yetişkin eğitimi olanaklarından, eğitim ve gelir düzeyi ne olursa olsun herkesin yararlanabilmesi, herkesin nitelikli bir yaşama erişebilme olanağını elde edebilmesi için gereklidir. Fakat küresel pazar ekonomisi; sosyal kamusal harcamaları azaltmak, rekabeti ve özelleştirmeyi artırmak yönünde işlemektedir. Bu durum toplumlar, kuşaklar, cinsiyetler arasında ve içinde çatışmaları, eşitsizlikleri azaltma gizilgücüne sahip ücretsiz yetişkin eğitimi hizmetlerinin sunumunu zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda yetişkin eğitimi küresel pazar ekonomisinin “yararlanan öder” anlayışının getirdiği kısıtları aşmak sorunuyla karşı karşıyadır. 2) İnsanı gizilgücünün olası en üst düzeyinde üretken ve verimli kılmanın yanısıra onun toplumsal ve kültürel gereksinmelerine de yönelmesi gereken yetişkin eğitimi, halihazırda sosyal, siyasal, kültürel işlevlerini yerine getirmekte beklenilen düzeyde kapsayıcı olamamaktadır. Küreselleşmenin özelleştirme ve kamu harcamalarını kısma yönündeki eğilimi, bu ihmalin daha da artmasına yol açar gözükmektedir. 3) Yine ekonomik küreselleşmeyi olanaklı kılan teknolojiler sayesinde uluslar arası etkileşimin yoğunlaşması, kültürlerarası saygıya, işbirliğine, başka kültürel ve fiziksel coğrafyalarda yaşama, çalışma yeterliğinin kazanılmasına olan gereksinimi artırmaktadır. Bu gereksinme- lerin karşılanması da yetişkin eğitimi sistemine yeni görevler yüklemektedir. 4) Öte yandan ekonomik küreselleşmeyi olanaklı kılan teknolojik gelişmeler, nitelikli bir yaşamı sürdürebilmek için gereken okuryazarlık düzeyini yükseltmekte; bunun sonucunda okul eğitiminin yaygınlaşmasına koşut olarak azalması beklenen yetişkin okuma yazma işlevinin önemi de artmaktadır. KAYNAKÇA Bülbül, A.Sudi (1991).Halk Eğitimine Giriş, Yetişkin Eğitimi, Türkiye’de Halk Eğitimi, Toplum Kalkınması, Anadolu Ü. Açıköğretim Fak. Yay. Eskişehir. Craig, Gary (1998). “Community Development in a Global Context”, Community Development Journal, Vol:33, No:1. Ercan, Fuat (1998). Eğitim ve Kapitalizm, Neo Liberal Eğitim Ekonomisinin Eleştirisi, Bilim/ÖES Ortak Yayını, İstanbul. Güneş, Firdevs (1997). OkumaYazma Öğretimi ve Beyin Teknolojisi, Ocak Yayınları, Ankara. Kapani, Münci (1993). Kamu Hürriyetleri, (7.Baskı),Yetkin Yayınları, Ankara. Lalege, Bown (1999). “Dialogue Across Frontiers: Perspectives from the developing World”, Adult Education And Development, No: 52. Lowe, John (1985). Dünyada Yetişkin Eğitimine Toplu Bakış, (Çev:Turhan Oğuzkan), UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Yayını, Ankara. Özdek, E.Yasemin (1993). İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı, TODAİE Yayını, Ankara. Petrella, Ricardo (1997). “The Snares of the Market Econımy for Future Training Policy: Beyond the Heralding there is a Need for Denunciation”, Adult Education And Development, No: 48. Resmi Gazete, 27 Mayıs 1949, No:7217. Süssmuth, Rita (1994). “The European dimension of adult education,” Adult Education And Development, No: 43. Tanör, Bülent (1978). Anayasa Hukukunda Sosyal Haklar, May Yayınları, İstanbul 29 Ekonomi / Haber 30 Ekonomi / Haber ve BEL AĞRISI EGZERSİZ Doç. Dr. Selda SARIKAYA Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon AD Başkanı B el ağrısı tüm dünyada baş ağrısından sonra 2. sıklıkta görülen ağrıdır. Sanayileşmiş ülkelerde yaşayanların yaklaşık % 80’ni aktif yaşamlarının bir bölümünde bel ağrısı çekerler. Bel ağrılı hastaların % 70’i bir ay, %90’ı iki ile üç ay içinde iyileşmektedir fakat nüksler sıktır. Bazı durumlarda ve kişilerde bel ağrısı gelişme riski daha yüksektir. Bu risk faktörlerinden biri mesleki durumdur. Ağır kaldırma, itme-çekme, dönme, uzun süre oturma, titreşim oluşturan cihazlarla çalışanlarda ve mesleğini sıkıcı bulan7sevmeyen kişilerde bel ağrısı daha sık görülmektedir. Hasta ile ilişkili risk faktörleri ise; ileri yaş, duruş bozuklukları, şişmanlık, omurga esnekliği, kas gücü ve fizik kondisyon durumu olarak sıralanabilir. Bel ağrısı ile kendini gösteren birçok durum ve hastalık bulunmaktadır. Bunlar içinde mekanik bel ağrısı oluşturan akut ve kronik bel zorlanması en sık görülen nedendir. Mekanik bel ağrısı; fizik aktivite ile ortaya çıkan, istirahatle azalan, sinirlerde etkilenme bulgusunun olmadığı bel ağrısıdır. Bel kasları ve bağlarının yoğun günlük aktivite, ağır kaldırma veya uzun süre oturma ve ayakta durma sonrası incinmesi sonucu ağrı gelişir. Kilolu, kondisyonu iyi olmayan, karın ve bel kasları zayıf kişilerde daha sık ortaya çıkar. Bel ağrısına neden olan diğer durumlar ise; duruş bozuklukları, omurlar arasındaki diskin fıtıklaşması, omurganın dejeneratif değişiklikleri, travmalar, bazı romatizmal hastalıklar, yapısal değişiklikler, 31 tüberküloz-brusella gibi enfeksiyonlar, kemiğin yapısal hastalıkları ve tümörlerdir. Bazı hastalarda bel ağrısının kökeni bel ve kaslar değil iç organlardır. Bu tip ağrıya yansıyan ağrı adını vermekteyiz ve bel ağrısı ile başvuran hastalar bu yönden de sorgulanmalıdır. Bel ağrısına neden olacak organ ve sistemler ise başlıca böbrek, idrar yolları ve idrar kesesi, midebarsak sistemi, kadın üreme organlarıdır. Bel ağrısının nedeninin bu kadar geniş yelpazede olması hastaların uzman bir hekim (tercihan fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı) tarafından değerlendirilmesini gerektirmektedir. Akut bel ağrılı (ani gelişen Bel ağrısı ile kendini gösteren birçok durum ve hastalık bulunmaktadır. Bunlar içinde mekanik bel ağrısı oluşturan akut ve kronik bel zorlanması en sık görülen nedendir. Mekanik bel ağrısı; fizik aktivite ile ortaya çıkan, istirahatle azalan, sinirlerde etkilenme bulgusunun olmadığı bel ağrısıdır. bel ağrısı) hastaların ancak %1’inde bel omuriliğinden çıkan sinirlere baskı oluşturan bir durum (fıtık, tümör vb) sap- tanır. Bu durumda da hastaların ancak kısıtlı bir bölümünün tedavisi cerrahi olarak yapılır. Fıtıklar iyileşme potansiyeli olan yapılardır ve bir kere radyolojik olarak saptanan fıtık farklı zamanlarda farklı boyutlarda görüntülenebilir. Ülkemizde hemen her bel ağrısı olan hastanın manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkiki bulunmaktadır. Oysa yapılan araştırmalarda hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde bile 40 yaşın altında %14, 40 yaş üzerinde %25 oranında anormallikler saptanmaktadır. Bu nedenle tek başına MRG değerlendirmesi yapmak doğru değildir. Hastaların muayene bulguları bizler için daha önemlidir ve her zaman klinik (öykü ve muayene) ile radyoloji iyi uyum göstermez. Doktorun muayenesi sonucu gerekli gördüğü durumlar dışında çekilen bu MRG ve röntgen tetkikleri hem gereksiz sağlık harcaması olmakta hem de hastanın yanlış yönlendirilmesi yol açmaktadır. Ocak 2010 yılında yayınlanan bilimsel bir araştırmada da bu görüşler vurgulanmıştır (Ann Rheum Dis. 2010 Jan;69(1):711). Bel ağrılarının büyük bölümünde atağın birkaç haftada gerilemesi ve genellikle mekanik bel ağrısı olması nedeniyle; sadece detaylı muayene sorunu ortaya koymak için yeterli olmaktadır. Bel ağrısı dünyada birçok ülkede iş gücü kaybı nedeni olduğundan, bu hastalığın tedavisinde bazı standart tedavi yaklaşımları/kılavuzlar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kılavuzlarda non-spesifik bel ağrısı için röntgenin yararlı olmadığı vurgulanmaktadır. Tedavide Ekonomi /İnceleme hastanın ikna edilmesinin çok önemli olduğu, hastalara günlük yaşamlarına devam etmelerinin önerilmesi, gerektiğinde ilaç kullanılmasını, yatak istirahati önerilmemesi belirtilmektedir. Uzamış hareketsizlik genel kondisyonda azalma, kaslarda kuvvet kaybı, kas ve bağ dokusu esnekliğinde bozulma, kemik mineral kaybı, disk beslenmesinin bozulması ve hasta kimliğinin gelişmesi gibi çok fazla olumsuz sonuç doğurmaktadır. Mutlak yatak istirahati ile her gün %1-3 ve haftada %10-15 kuvvet kaybı geliştiği gösterilmiştir. Akut bel ağrılı kişilerde birkaç günlük istirahat sonrası omurganın fonksiyonunu iyileştirmeye yönelik egzersiz programının planlaması önerilmektedir. Omurga kaslarının fonksiyonunu geliştiren egzersizler genellikle spinal stabilizasyon olarak bilinmektedir. Bel ağrısı gelişiminde sadece bel kasları değil, karın kasları ve diğer gövde kasları da önemli rol oynar. Herhangi bir harekete başlamadan önce bel ve karın kasları birlikte kasılarak omurganın sabitlenmesini sağlar. Son yıllarda yapılan araştırmalarda bel ağrısı olan kişilerde bu kaslarda zayıflık ve çabuk yorulma olduğu saptanmıştır. Bu nedenle gövde kaslarımızın tümünün güçlendirilmesi ve omurga esnekliğinin sağlanması bel ağrısı tedavisinin merkezinde yer almaktadır. Bel ağrısına yol açması muhtemel hareketlerden kaçınmak ve günlük işlerimizde belimizi korumak için yapmamız gerekenleri bilmek de tedavinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Örneğin; ağır bir yük kaldırırken dizlerimi- Bel ağrısına neden olacak organ ve sistemler ise başlıca böbrek, idrar yolları ve idrar kesesi, midebarsak sistemi, kadın üreme organlarıdır. Bel ağrısının nedeninin bu kadar geniş yelpazede olması hastaların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesini gerektirmektedir. zi bükerek ve yükü gövdemize olabildiğince yakın tutarak kaldırmak, iki parça halindeki yüklerin sağ ve sol elimize eşit alınması, uzun süre ayakta hareket etmeden durmamak, boyumuzdan yüksek bir yere ulaşmak için merdiven veya basamak kullanmak, sandalyede dik oturmak ve yataktan doğrulurken yan dönerek kolumuzdan destek alarak doğrulmak bel ağrısı gelişme riskini azaltacaktır. Sonuç olarak; bel ağrısı birçok nedenle oluşabilir ve iyileşme oranı çok yüksektir. Kişilerin günlük yaşantılarını düzenlemeleri, kilo vermeleri ve fizik kondisyonlarını artırmaları başlıca tedavi bölümleridir. Uzun süreli istirahat beklenenin aksine hastada olumsuz etkiler oluşturacaktır. Hastaların bir hekim tarafından detaylı değerlendirilmesi birçok durumda başka bir tetkike gerek kalmadan tedavi edilmelerini sağlayacaktır. Ağrısız ve sağlıklı günler dileğiyle….. 33 Ekonomi / İnceleme 34 Ekonomi / İnceleme 35 Ekonomi / İnceleme rganik Tarım; üretimde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Organik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Organik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Zira çevre bilinci ve ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konular gündeme gelmiştir. Önceleri çok çeşitli yöntemler ve teoriler geliştirilmiş, hatta bu yöntemlere astrolojik boyutlar katılarak ay ve yıldızların etkisini de üretime katan ekoller ortaya çıkmıştır. Tüm bu ekoller incelendiğinde görülen temel öğe; ekolojik dengenin korunarak, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte aile işletmeciliği şeklinde yapılması, O 36 dolayısıyla üretimden tüketime kısa devrelerin kurularak kendi kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. Bu özelliği nedeni ile 1. ve 2. Dünya savaşları arasında popüler olan organik tarım 1950 yılından sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Marshall yardımı ile önemini yitirmiş, sağlanan ekonomik katkılar ve aşırı desteklemeler sonucu entansif tarım süratle yayılmış, makineleşme, kimyasal ilaç ve gübreler ile kimyasal katkı maddeleri kullanılmaya başlanılmıştır. 60’lı yılların sonunda Avrupa Topluluğu’nun uyguladığı tarımsal destekleme politikaları, 1970 de pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfi de bu gelişmeye katkıda bulunmuştur. Ancak “Yeşil Devrim” olarak adlandırılan bu tarımsal üretim artışının dünyadaki açlık sorununa bir çözüm getirmediğini, aksine doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozduğunu gören kişi ve gruplar bu konuda araştırmalara başlamışlardır. Bu araştırmaların sonucunda bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla 1979 yılından itibaren DDT grubu pestisitlerin kullanımı A.B.D.’den başlayarak tüm dünyada yasaklanmıştır. Bu durumda organik tarım tekrar gündeme gelmiş, 1980 yılından sonrada tüketicilerin baskısıyla aile işletmeciliği şeklinden çıkarak ticari bir boyut kazanmıştır. ABD’de 0-2 yaş grubu çocuk mamalarının imalinde organik ürünlerin kullanılmasını zorunlu tutan yasanın da bu ticari boyuta katkısını belirtmek gerekir. Organik ürünler ticarete konu olunca beraberinde kontrol ve sertifikasyona ilişkin yasal düzenlemeler gündeme gelmiştir. Avrupa’da önceleri her ülke kendine göre bazı düzenlemeler yapmış, daha sonra 24 Haziran 1991 tarihinde Avrupa Topluluğu içinde organik tarım faaliyetlerini düzenleyen 2092/91 sayılı yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa’daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır. Önceleri ithalatçı ülkelerin bu konudaki mevzuatına uygun olarak yapılan üretim ve ihracata, 1991 yılından sonra Avrupa Topluluğunun yukarıda adı geçen Yönetmeliği doğrultusunda devam edilmiştir. Daha sonra 2092/ 91 sayılı yönetmeliğin 14 Ocak 1992 tarihinde yayımlanan 94 /92 sayılı ekinde; Avrupa Topluluğuna organik ürün ihraç edecek ülkelerin uymak zorunda olduğu hususlar ayrıntıları ile belirtilmiş ve ülkelerin kendi mevzuatlarını uygulamaya koymaları ve bu mevzuatın da dahil olduğu çeşitli teknik ve idari konuları içeren bir dosya ile Avrupa Topluluğuna başvurmaları zorunluluğu getirilmiştir. Avrupa Topluluğu’ndaki bu gelişmelere uyum sağlamak üzere Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Ekonomi / İnceleme çeşitli kurum ve kuruluşların işbirliği ile Yönetmelik hazırlama çalışmalarına başlamış ve “Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik” 24.12. 1994 tarihli ve 22145 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin bazı maddelerinde uygulamada rastlanılan aksaklıkları gidermek ve organik tarım faaliyetleri sırasında yapılacak kusur ve hatalara karşı uygulanacak yaptırımların da yönetmelikte yer alması için, 29.06.1995 tarihli ve 22328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik ile değişiklik yapılmıştır. Daha sonra 11.07.2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” yürürlüğe girmiştir. Organik ürünlerin üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair kanun tasarısı Hükümetin acil eylem planı içerisinde yer almış ve 5262 sayılı “Organik Tarım Kanunu” 03.12.2004 tarihli ve 25659 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu Kanuna gereğince hazırlanan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” 10.06. 2005 tarihli ve 25841 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Organik Tarım Kanun ve Yönetmelik esaslarına göre üretilen bitkisel ve hayvansal tüm ürünler organik olarak değerlendirilir ve Yönetmelikte ayrıntıları verilen etiket ve özel organik tarım logosu ile pazarlanır. “Avrupa Topluluğuna Organik Ürün İhraç Eden 3.Ülkeler” listesinde yer almak üzere de gerekli bilgileri içeren bir “Teknik Dosya” hazırlanarak öngörülen süre içinde Dışişleri Bakanlığı kanalıyla resmi başvuru yapılmıştır. Yürütme ve İzleme Organları Organik Tarım Ulusal Yönlendirme Komitesi; Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdür’ün başkanlığında TÜGEM temsilcileri, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü temsilcileri, TÜBİTAK, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, yetkilendirilmiş kuruluşların temsilcisi, üniversiteler ve özel sektör temsilcileri ile Komitenin toplantı gündemiyle ilgili görüşlerinin alınmasında yarar gördüğü kurum ve kuruluşların temsilcilerinden olmak üzere en az on kişiden oluşur. Komite organik tarımın geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgili stratejileri belirlemek üzere yılda en az bir kez toplanır ve alınan kararları tavsiye niteliğinde olmak üzere Organik Tarım Komitesine iletir. Organik Tarım Komitesi (OTK); Komitenin oluşumu; Bakanlık, Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Başkanlığı ile Dış İlişkiler ve Avrupa Topluluğu Koordinasyon Dairesi Başkanlığı tarafından görevlendirilecek temsilcilerinden, Bakan veya yetkilendireceği müsteşar veya müsteşar yardımcısının onayı ile kurulur. Yukarıda adı belirtilen kuruluşlardan en az bir üye olmak üzere komiteye alınacak üye sayısını Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü belirler. İhtiyaç duyulması halinde Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği’nden Komiteye birer üye alınabilir. Komite başkanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü veya yetki vereceği Genel Müdür Yardımcısı veya Alternatif Tarımsal Üretim Teknikleri Daire Başkanı tarafından, Komite sekreteryası ise Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Alternatif Tarımsal Üretim Teknikleri Daire Başkanlığınca yürütülür. 37 Ekonomi / Sağlık Bu komite ülkedeki organik tarım faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi, tanıtılması, takip ve kontrolünden sorumludur. Kontrol ve kuruluşlarına çalışma izni vermek ve çalışmalarını denetlemek görevleri arasındadır. Kaynak : Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dünya’da organik Tarım Ekolojik Tarım Avrupa’da 1910’larda uygulanmaya başlamış, kontrollü üretim ise 1930’lu yıllarda yaygınlaşmıştır. Zaman içerisinde küçük çapta da olsa artan oranda bir gelişme göstermiş ve 1970’li yıllarda ticari anlamda önem arzetmeye başlamıştır. Bu hareket 1972 yılında Almanya’da Uluslararası Ekolojik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFAOM) kurulmasıyla daha düzenli bir hale gelmiştir. IFAOM tüm dünyadaki ekolojik tarım hareketlerini bir çatı altında toplamayı, hareketin gelişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi, gerekli standart ve 38 yönetmelikleri hazırlamayı, tüm gelişmeleri üyelerine ve çiftçilere aktarmayı amaçlamaktadır. Ekolojik Tarım uygulanan alanlar Avrupa ülkelerindeki tarım alanlarının % 2-3’ü dolayındadır. Bunda tarımsal hareketler üzerinde kuvvetli bir etkiye sahip olan kimyasal endüstrinin etkisi büyüktür. Tüm bunlara karşın ekolojik tarım faaliyetleri her yıl yaklaşık %20-30’luk büyüme hızındadır. 1986 yılında 120.000 hektar olan üretim alanı 1977’de 1,8 milyon hektara ulaşmıştır. Aynı dönemde işletmelerin sayısı da 7.000’den 73.000’e yükselmiştir. Bazı tahminlere göre önümüzdeki 10 yıl içinde dünya ticaret hacminin 11 milyar’dan 100 milyar ABD dolarına yükseleceği kabul edilmektedir. Özellikle AB Ülkelerinde bu konunun önemi anlaşılmış olup; hükümetler düzeyinde ve üniversitelerde büyük gelişmeler görülmektedir. Avrupa Ülkelerinde ekolojik tarımın bu denli hızlı gelişmesinde 2078/92 tarih ve sayılı ortak tarım çerçevesinde alınan kararlar etkili olmuştur. Ekolojik üretim 1988 yılında AB ve EFTA (European Free Trade Association) ülkelerinde 85.337 tarım işletmesi ile 2 milyon hektara ulaşmıştır. Türkiye’de Organik Tarım Tarihçe Dünya ticareti 1970’li yıllarda başlamış olan ekolojik tarımdaki gelişmelere uygun olarak, Avrupa orijinli firmalar Türkiye’deki firmalardan ekolojik ürün talebinde bulunmuş ve böylece 1984-1985 yıllarında ülkemizde ekolojik tarım başlamıştır. Bu yıllarda Türkiye ‘nin geleneksel ihraç ürünlerinden kuru İncir ve kuru Üzüm ile Ege bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Daha sonra bu ürünlere kuru Kayısı, Fındık gibi ürünler de katılarak farklı bölgelerimize yayılmıştır. İlk yıllarda Avrupa kökenli bazı firmalar kendi ihtiyaçları olan ürünleri anlaşmalı çiftçilerle yetiştirmek ve elde edilen ürünleri Türk ihracatçıları vasıtasıyla kendi ülkelerine ithal edebilmek için Türkiye’de ekolojik üretim projeleri tesis etmişlerdir. İlk yıllardaki bu ekolojik üretim faaliyetlerinin danışmanlık, teftiş ve sertifikasyon gibi vazgeçilmez esasları tamamıyla yabancı kişi ve kuruluşlarca yerine getirilmiştir. 1990’lı yılların başında bu konularda az sayıda da olsa Türk uzmanlar yetişmişler ve yabancı firmaların ülkemizdeki temsilciliğini yapmaya başlamışlardır. Ekolojik Tarım hareketini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla 1992 yılında Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) kurulmuştur. Aynı yıl içinde İzmir’de yapılan “2. Akdeniz Ülkelerinde Ekolojik Tarım Konferansı”, ETO tarafından organize edilmiştir.Bu şekilde ekolojik tarım alanında ülkemizde yeni bir süreç başlamış olup, İzmir bu hareketin merkezi durumuna gelmiştir. Ekolojik Tarım faaliyetlerinin ülkemizde ilk olarak Ege bölgesinde İzmir’de başlamış olması, ürün işleme tesislerinin büyük kısmının İzmir’de olması ve üretilen ürünlerin büyük kısmının İzmir limanından ihraç edilmesi nedeniyle, organizasyon kuruluşları, kontrol ve sertifikasyon firmaları gibi ekolojik tarım sektörünün hemen tüm kuruluşlarının merkez büroları İzmir’de yer almaktadır. ETO’nun da katkılarıyla “Bitkisel ve Hayvansal Tarım Ürünlerinin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik”, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 18 Aralık 1994 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelik AB normlarına uygun olarak hazırlanmıştır. Organik ürünlerin dış satımını düzenlemek üzere çalışmalar da devam etmektedir. Günümüzde yaklaşık 92 değişik üründe, 46.523 bin hektarlık Ekonomi / Sağlık arazi üzerinde 12.275 kadar üretici 168.306 ton ekolojik üretim yapmaktadır. Gümrük mevzuatındaki bazı problemler nedeniyle ekolojik tarım sektörünün dışsatım yoluyla ekonomiye katkısı net olarak bilinmemekle birlikte yıllık 150 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Üretim ve Dışsatım Ülkemizde ekolojik tarımın gelişimini ürün çeşitliliği, üretim alanı ve üretici sayısındaki değişim ortaya koymaktadır. Üretilen ekolojik ürün çeşitlerinin sayısı 1990 yılında 8 iken, 1999 yılında 92’ye ulaşmıştır.1990 yılında 1.037 hektar olan üretim alanı ise 9 yıl içinde 1999 yılında 46.523 hektar; 1.037 adet olan üretici sayısı ise aynı süre içerisinde 12.275 üreticiye ulaşmıştır. Ülkemizde üretilen ekolojik ürünlerin hemen hemen tamamı ihraç edilmektedir. 1998 verilerine göre Kuru ve 14.307,52 Ton Kurutulmuş Meyveler 3.172,30 Ton Yaş Meyve 187,60 Ton Sebze 2.684,17 Ton Tarla Bitkileri 11,66 Ton Tıbbi Bitkiler 502,92 Ton Diğerleri Sözleşmeli Üretim Ülkemizde üretilen ekolojik ürünler büyük ölçüde yurt dışı pazarlara gönderildiğinden ekolojik ürün üretim miktarı ve çeşitliliği yurt dışından gelen talepler doğrultusunda şekillenmektedir. İhracat organizasyonunun gerekliliğinden dolayı üretimler organizasyon kuruluşları tarafından sözleşmeli olarak çiftçilere yaptırılmaktadır. Sözleşmeli tarım üreticilere fiyat ve satış garantisi getirerek avantaj sağlamaktadır. Yapılan sözleşmede taraflar üretim ile ilgili koşulları, fiyat ve varsa prim miktarını açıklayarak mahkemeye başvurma hakkı saklı olmak koşu- lu ili kanuni güvence altına alınmaktadır. Ekolojik üretimde belirli yasakların olması ve 2-3 yıllık bir geçiş sürecinden sonra ekolojik üretime geçilebilmesi, uzun dönem üretim planlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle yapılan araştırmaların yasal geçerliliğinin olması ve taraftarların uyması ekolojik tarımın başarısı için şarttır. Pazarlama Ekolojik ürünlerin çok büyük kısmı dış pazara sunulmakta ve bu ürünlerin bir kısmı doğrudan tüketilmekte, bir kısmı ise normal mamul ürünlerin karışımlarında yer almaktadır. Ekolojik üretim projeleri ve pazarlaması farklı yöntemlerle gerçekleşir: 1 Üretim projesi ülkede yerleşik bir firma tarafından gerçekleştirilir ve ürünler bu firma tarafından işlenir, paketlenir ve ihraç edilir. 2 Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler anlaşmalı yerel firma tarafından fason olarak işlenir ve ürünler proje sahibi firmaya ya işleyici kuruluş yada ihracat firması tarafından ihraç edilir. 3 Üretim projesi yurt dışından yabancı bir kuruluş tarafından kurulur, elde edilen ürünler yabancı firmanın Türkiye’de tek başına veya ortak olarak kurduğu tesislerde işlenir veya işleyici kuruluş veya ihracatçı firma tarafından proje sahibi firmaya ihraç edilir. olmak üzere toplam 20.872,27 ton ihracat gerçekleştirilmiştir. İhraç ürünlerinden ilk 5 sırada çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kuru kayısı, kuru elma ve fındık yer almaktadır. Ürün gruplarının toplam ihracat içindeki oranlarına bakıldığında % 68,5’luk oranla en büyük payın kuru ve kurutulmuş ürünlerde olduğu görülmektedir. 39 Ekonomi / Sağlık Az sayıdaki uygulamalarda da üreticiler kontrol ve sertifikasyon firması ile doğrudan temas ederek ürünlerini sertifikalandırır ve serbest pazarda satışa sunar. Kontrol ve sertifikasyon ücretlerinin küçük çiftçiler tarafından üstlenebilecek düzeyde olmaması, teknik bilgi eksikliği ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği üreticilerin doğrudan sisteme ürün sağlamalarını kısıtlamaktadır. Organik Tarım İlkeleri Organik tarımda farklı bitkisel ve hayvansal ürünler için farklı üretim yöntemleri mevcut olup bunların ortak ilkeleri şunlardır: 1. Öncelikle, tarımsal üretimde, üretim ile ilişkili tüm faktörler ve olaylar bir bütün halinde dikkate alınmalı ve organik üretim yapan tarım işletmesinin kendi kendine yeterliliği sağlanmalıdır. Bunun için toprak, bitki, hayvan ve insan arasındaki doğal döngünün doğal kökenli hammaddeler kullanılarak mümkün olduğunca işletmenin kendi içinden veya yakın çevresinden sağlanmasına gayret edilmelidir. 2. Tarımsal üretimle beraber 40 ortaya çıkan ve yakın çevreden temin edilen tüm hammaddelerin ve diğer işletme girdilerinin çevreyi tehdit eden her türlü etkisi azaltılmalı veya bunlardan tamamen kaçınmaya çalışılmalıdır. 3. Toprağın iyileştirilmesi ve içindeki organizmaların korunması, beslenmesi sağlanmalı; toprak sömürülmemeli; tersine doğal verimliliği arttırılmalıdır. Bunu sağlamak için münavebe, organik gübreleme yapılmalı ayrıca uygun toprak işleme yöntemleri kullanılmalıdır. Örneğin çiftlik gübresi ve/ veya organik atıklar kullanılarak aerobik ortamda hazırlanan kompost amaca uygun bir şekilde kullanılır. Bundan başka kaya unları, alg ürünleri, diğer ilave maddeler kullanılabilir ve yeşil gübreleme yapılabilir. Bu uygulamalarla toprağın biyolojik olayları teşvik edilerek bazı bitki besinleri dolaylı yoldan hareketli hale getirilmekte böylece bitkinin sağlıklı ve dengeli büyümesine ortam sağlanmaktadır. 4. Bitkilerin hastalıklar ve zararlılara karşı direnci bazı ek desteklemelerle arttırılmalıdır. Örneğin, çok yıllık bitkilerde, bitki altına ve/veya sıra aralarına yapılacak ekimlerin mevcut organik ortama uygun ve dengeli karışımlar halinde hazırlanıp uygulanması, yapılacak münavebelerde karışımda baklagil miktarının yüksek tutulması bitkisel üretim ve hayvancılığın kombine edilerek yapılması gibi uygulamalarla bitkilerin direnci arttırılabilir. 5. Bitki tür ve çeşitlerinin (keza hayvanların) seçminde, üretim yapılacak yerin organik koşulları Ekonomi / Sağlık ve bu koşullarda hastalıklara en az seviyede yakalanma olasılıkları dikkate alınmalıdır. Bunun yanında sağlıklı, dayanıklı tohum, fidan ve hayvan kullanılmalıdır. 6. Organik tarımda, bitki sağlığı açısından yukarıda adı geçen ve etkileri uzun sürede görülebilen önlemler yanında, erken uyarı sistemlerinin kullanılması ve faydalı canlıların teşvik edilmesi de bitki koruma kavramının önemli bir parçasıdır. Bu konuda zararlılarla mücadelede biyoteknik yöntemler (örneğin Bacillus thuringiensis preparatları, feromon tuzakları, faydalı akarlar vb.) ve kültürel önlemler ( örneğin yabancı otların toprak işlemeyle veya yakarak yok edilmesi, vb.) uygulanabilir. Eğer sorun ürünü tehdit edici boyutlara ulaşırsa o zaman bitkisel veya mineral kökenli özel maddeler ve preparatlar kullanılabilir. 7. Yukarıda anlatılan, toprak strüktürü iyileştirici ve humus miktarını arttırıcı önlemlerle beraber toprağı koruyucu, enerji tasarrufu sağlayan, çalışılan yerin koşullarına uygun toprak işleme yöntemleri uygulanmalıdır. Bunun için toprağın yapısı ve koşullarına dikkat edilmeli, çizici aletlerle çalışılmalı, pulluk gibi toprağı devirerek işleyen aletlere mümkün olduğunca az yer verilmeli, ve temel kural olarak gereğinden fazla sayıda toprak işlemeden kaçınılmalıdır. 8. İşletmedeki hayvanların sağlığının iyi, verimlilik kapasitesinin yüksek ve uzun ömürlü olması teşvik edilmelidir. Bunun için ağılların usulüne uygun olması, beslenmenin mümkün olduğunca işletmenin kendi ürünleri ve yem bitkileriyle sağlanması, yemlere kimyasal maddeler (antibiyotikler, kilo arttırıcı katkı maddeleri vb.) katılmaması, uygun ıslah çalışmaları ile istenen gelişmelerin temin edilmesine çalışılmalıdır. 9. Yetiştirilen hayvan miktarı kullanılan tarımsal araziye uygun olmalı ve 1 hektar için 1 büyükbaş hayvan düşünülmelidir (Almanya’da bu sayı 1 hektar için 1.1 büyük baş hayvandır). Bununla beraber organik tarım mevcut koşullara göre hiç hayvan beslemeden de yapılabilmektedir. 10. Bilindiği gibi tarımsal üretimde, verim ve kalite arasında ters bir orantı mevcuttur. Genel kural olarak ikisi arasında denge kurulmalıdır. Ancak organik tarımda bu denge oluşturulur iken kalitenin, ürün miktarına göre öncelik aldığı unutulmamalıdır. 11. Organik üretim yapan tarım işletmesinde başta petrol olmak üzere fosil yakıtlar ve diğer enerji kaynakları optimum verimi sağlayacak düzeyde azami tasarruf kuralına uyularak kullanılmalıdır. Enerji kullanımında güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi doğal enerji kaynakları olabildiğince tercih edilmelidir. 12. Tarım işletmesi çok yönlü ve çekici bir şekilde düzenlenmelidir (peyzaj düzenlemeleri, meyve bahçeleri vb.). Bu amaçla dinlendirici etkiye sahip bir mekanın kurulması, bunun muhafazası ve uzun süreli faydalı üretim esas alınmalıdır. 13. Organik tarım işletmeleri gelişme olanakları bulunan; üreticiye, çalışanlarına tatmin edici kazanç ve imkan sağlayabilen yeterlilikte olmalıdır. Organik işletmede, işletme organizasyonu çok yönlü olduğundan girişimcinin rizikosu azalmaktadır. Bunun yanında işletmede kullanılan enerji ve girdilerde azalma ekonomik avantaj sağlamaktadır. 14. Organik tarımda kullanımı yasaklanan bazı maddeler şunlardır: a. Sentetik kimyasal gübreler ve sentetik kimyasal ilaçlar b. Depoda koruyuculuğu arttıran ve hasattan sonra olgunlaşmayı teşvik eden sentetik kimyasal maddeler c. Bitki ve hayvan yetiştirmede hormonlar ve büyüme düzenleyici maddeler 15. Organik tarım hiç ilaç kullanılmadan yapılan bir tarım değildir. Örneğin; 18 Aralık 1994 tarih, 22145 sayılı Resmi gazetede yayınlanan yönetmelikte de ifade edildiği gibi, organik olarak üretilmiş ürünlerin işlenmesi ve hazırlanması sırasında kullanılabilecek maddeler yanında, tarımsal üretimde bitki besin maddesi olarak ve hastalık kontrolünde kullanılabilecek ürünler belirtilmiştir. Buna göre; a. Gübreleme ve Toprak İyileştirmede kullanılabilecek madde ve ürünler: Çiftlik ve kanatlı gübresi, çiftlik ve sıvı atıkları (şerbet), saman, torf, mantar üretim artığı ve diğer organik ortamlar, organik ev atıkları kompostları, bitki artıkları kompostu, mezbaha ve balık endüstrisinden kalan hayvansal atıkların işlenmiş ürünleri, gıda ve tekstil endüstrisi organik yan ürünleri, deniz yosunları ve deniz yosunları ürünleri, talaş ağaç kabukları ve odun atıkları, odun küfü, tabi fosfat kayaları, kalsiyumlu aliminyum fosfat kayacı, volkanik 41 Ekonomi tüf, potasyum kayacı, potasyum sülfat (kontrol organınca tanınmış), kireç taşı, tebeşir, magnezyum kayacı, kalkerli magnezyum kayacı (dolamit), magnezyum sülfat (epson tuzu), kalsiyum sülfat(jips),iz elementler (Cu, Fe, Mn, Mo, Zn, Br) (kontrol organınca tanınmış), kükürt (kontrol organınca tanınmış), kaya unu, kil (Bentonit, perlit), b. Bitki zararlı ve hastalıkların kontrolünde kullanılabilecek ürünler: C h r y s a n t h e m u m cinerariaefolium’dan ekstrakte edilen muhtemelen bir sinerjist ihtiva eden phyrethrins esaslı preparatlar, Derris elliptica’dan elde edilen preparatlar, Quassia amara’dan elde edilen preparatlar, Ryania speciosa’dan elde edilen 42 preparatlar, balmumu, diatoma (Diatomaceous) toprağı, kaya tozu (unu), tuzaklarda kullanılmak koşulu ile tüksek hayvan türlerini dirençli yapan ve metal dehyte esaslı preparatlar, kükürt, bordo bulamacı, burgundy bulamacı (karışımı), sodyum silikat, sodyum bikarbonat, potasyum sabunu (arap sabunu), pheromone preparatları, Bacillus thuringiensis preparatları, granüler yapıdaki virus preparatları, bitki ve hayvan yağları, parafin yağları. Organik Tarımın Faydaları Organik Gıda Ürünlerinin tercih edilme nedenlerini aşağıdaki 10 ana başlık altında özetleyebiliriz: 1- Gelecek Nesilleri Korumak:Gelecek nesilleri korumak için onlara sağlıklı besinler sunmak zorundayız. Bir çocuğun, gıda maddelerinde kansere neden olan pestisitlerden zarar görme riski, yetişkinlere göre daha fazla olduğu için, çocuğun gelecekteki sağlığı gıdaların doğru seçimine bağlıdır. 2- Toprak Erozyonunu Önlemek: Toprak, organik tarımda gıda zincirinin temelini oluşturmaktadır. Kimyasal gübreler ile bitki beslemenin alışkanlık haline getirildiği konvansiyonel tarımda, bozulan toprak yapısı rüzgar ya da su erozyonu ile kolayca kaybedilebilecek bir yapıya sokulmaktadır. 3- Su Kalitesini Korumak: Su, vücut ağırlığımızın ve gezegenimizin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Tarım ilaçları ve diğer kimyasalların yeraltı ve yerüstü su kaynaklarına bulaşması ile dolaylı olarak ve içme sularına karışarak da direkt olarak, insanlar başta olmak üzere tüm canlıların hayatı tehlike altına girmektedir. 4- Enerji Tasarrufu: Modern tarım, diğer endüstri dallarında kullanılandan daha fazla benzin ve mazot tüketmektedir. Bu tüketim, kullanılan benzinli ve mazotlu tarım makineleriyle birlikte konvansiyonel tarım girdilerinden olan sentetik gübre ve ilaçların imalatı sırasında gerçekleşmektedir. Organik tarımdaki mekanizasyon, konvansiyonel tarımla karşılaştırıldığında çok daha azdır. En azından yabancı ot mücadelesinin elle yapılması, tarımsal ilaçlar ve kimyasal gübrelerin kullanılmaması, enerji tasarrufu sağlamaktadır. Ayrıca fosil yakıtların tarım endüstrisinde kullanılması, hem bunların kısa sürede tükenmesi hem de çevreyi kirletmesi yönünden dezavantajlı olması, bitkisel yağlardan elde edilen çevre dostu yakıtların kullanımının önemini gündeme getirmektedir. 5- Kimyasal İlaç Kalıntılarından Arındırmak: Birçok tarım Ekonomi / Sağlık kimyasalı tescil edilmeden önce kanser ya da başka hastalıklara neden olup olmadıklarını tespit için araştırmalara tabi tutulmaktadır. Fakat bunlar, yaşayan canlıları yok etmek için üretildiklerinden, insanlara da zarar verme ihtimalleri yüksektir. Pestisitlerin kansere neden olma ihtimallerinin yanı sıra, doğum arazlarına, sinir sistemi ve genetik bozukluklara da neden olabildikleri tespit edilmiştir. Kullanılan sistemik (yani bitkinin bünyesine giren) pestisitler bu risklerin ana nedenidir. 6- Tarım Çalışanlarını Korumak: Özellikle tarım kimyasallarının yoğun ve kontrolsüz olarak kullanıldığı ülkelerde, tarım işçilerinin sağlıkları büyük risk altındadır. Bu kişilerin kansere yakalanma olasılıkları da yüksektir. Her yıl yaklaşık bir milyon kişinin tarım ilaçlarından zehirlendiği tahmin edilmektedir. 7- Dar Gelirli Çiftçilerin Gelir Düzeylerini Yükseltmek: Birçok organik tarım üretimi yapan çiftçi, aile işletmesi şeklinde çalışmakta ve çiftlik arazisi de küçük olmaktadır. Organik tarım ürünlerinin satış fiyatlarının konvansiyonel tarım ürünlerine göre yüksek oluşu, sentetik gübre ve tarım ilaçları gibi girdilerin çok sınırlı kullanılması ya da hiç kullanılmaması bu ölçekteki işletmelerin kar marjını yükseltebilmektedir. 8- Ekonomik Üretimi Hedeflemek: Organik tarım ürünlerinin fiyatlarının konvansiyonel ürünlerinkinden daha pahalı olduğu bir gerçektir. Ancak konvansiyonel gıdaların görünmeyen maliyetleri hesap edildiğinde, organik gıdalardan daha pahalıya mal oldukları meydana çıkacaktır. Örneğin, konvansiyonel tarımda oldukça çeşitli ve fazla miktarda sentetik girdi kullanılması gerekmektedir ve bunların kullanımı sonucu, bertaraf edilmesi problem yaratan tehlikeli atıklar ortaya çıkmaktadır. Organik tarımda kullanılabile- cek sentetik girdi miktarı oldukça sınırlı olduğundan bu tür faaliyetlere ayrılması gereken kaynaklar da konvansiyonele göre çok daha az olacaktır. 9- Biyolojik Çeşitliliği Sağlamak: Konvansiyonel tarımda çoğunlukla aynı tip ürün/ürünler sürekli olarak yıllarca ekilir. Bu nedenle toprağın sömürülen besin maddeleri ve mineralleri her yıl artan miktarlarda kullanılan sentetik gübrelerle tekrar toprağa verilmeye çalışılır. Sentetik gübreler toprağın mikroflorasını tahrip eder; solucanları, faydalı böceklerin topraktaki larva ya da yumurtalarını öldürür. Tek tip ürünler, o ürünlerde zararlı olan haşerelerin yoğunluklarının artmasına neden olur. Bu ise tarım ilacı kullanımını zorunlu hale getirir. Tarım ilaçları, o ilaçlara karşı direnç mekanizmaları güçlenen haşerelerin çoğalmasını engelleyemediği için, dozajlarının ya da uygulama sıklıklarının arttırılması, hatta yeni başka ilaçların devreye sokulması gündeme gelecektir. Yoğun tarım ilacı uygulaması, bitkilere musallat olan haşerelerle birlikte onların düşmanı olan predatörlerin de yok edilmesine ve/veya böceklerle beslenen kuşların zehirlenmesine neden olur. Buna karşılık organik tarım yapılan işletmelerde haşere mücadelesi organik preperatların kullanımıyla çevredeki diğer fay- dalı hayvan ve böceklerin varlığını sürdürmeleri temeline dayanır. Hayvan gübresi, doğal bitki besin elementleri, mineral katkıları, feromon tuzakları gibi ürüne doğrudan temas etmeyen biyoteknik yöntemler, iyi bir ürün münavebe planı ve özellikle yeşil gübrelemeyle yetiştirilecek ürünün ihtiyacı olan besin maddeleri sağlandığı gibi, toprağın yapısı ve toprak mikroflorası korunmuş olur. Biyolojik çeşitliliğin korunması hem organik tarımın başarısı için hem de eko-sistemin dengelerinin bozulmaması için gereklidir. 10- Ürünlerde Daha Zengin Bir Aroma Yaratmak: Bulunulan bölgede mevcut ya da bölgeye çok kolay uyum sağlayan ürün çeşitleri, organik tarım koşullarında yetiştirildiklerinde, kendilerine özgü tat ve aromalarından bir şey kaybetmezler. Sentetik kimyasallar kullanılmadan üretilmiş olan organik ürünlerin albenisi konvansiyonel ürünlerden daha düşük olabilir; ancak besin, mineral, vitamin içerikleri, tat ve aromaları, ayrıca hasat sonrası raf ömürleri konvansiyonel ürünlerden daha fazladır. 43 Ekonomi / Fuar Takvimi 44 Ekonomi / Fuar Takvimi 45 Ekonomi FUAR TAKVİMİ MAYIS ISK-SODEX 2010 (İNŞAAT MALZEMELERİ, BANYO, MUTFAK, SERAMİK, NALBURİYE, HIRDAVAT, TESİSAT, ISITMA, SOĞUTMA, HAVALANDIRMA, DOĞALGAZ VE SİSTEMLERİ); 05.Mayıs.2010 - 08.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL MOYAF 2010 - MOBİLYA YAN SANAYİ VE AHŞAP 05.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, MAKİNELERİ FUARI; İnegöl Belediyesi Fuar Merkezi, İNEGÖL BURSA EĞİTİM EKİPMANLARI VE TEKNOLOJİLERİ FUARI; 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Askeri Müze Kültür Sitesi, İSTANBUL İZMİR ORGANİK ÜRÜNLER FUARI; 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Uluslararası İzmir Fuar Alanı, İZMİR 2. DOĞU AKDENİZ GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK FUARI; 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Kahramanmaraş Fuar Merkezi, KAHRAMANMARAŞ MARMARA TARIM FUARI 2010 - BALIKESİR TARIM VE 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, HAYVANCILIK FUARI; Kuvayı Milliye Meydanı, BALIKESİR AMBALAJ VE PLASTİK 2010 – 9. AMBALAJ VE PLASTİK ENDÜSTRİSİ VE KAUÇUK FUARI; 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, BURSA BURSA OTOTEKNİK 2010 – 3. OTOMOTİV YAN SANAYİ, 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, GARAJ VE SERVİS EKİPMANLARI, BENZİN İSTASYONLARI Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, BURSA DONANIMLARI VE LPG SİSTEMLERİ FUARI; KALIP AVRASYA 2010 - BURSA 4. KALIP TEKNOLOJİLERİ VE YAN SANAYİLER FUARI; 06.Mayıs.2010 - 09.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Tüyap Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, BURSA ICCI - 16. ULUSLARARASI ENERJİ VE ÇEVRE FUARI VE KONFERANSI; 12.Mayıs.2010 - 14.Mayıs.2010 tarihleri arasında, WOW Kongre Merkezi - İDTM Yeşilköy, İSTANBUL CARDIST - KART VE AKILLI TEKNOLOJİLER FUARI 12.Mayıs.2010 - 14.Mayıs.2010 tarihleri arasında, VE ZİRVESİ; Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, İSTANBUL ANFAŞ STONEXPO - DOĞALTAŞ, MERMER, TASARIM VE TEKNOLOJİLERİ FUARI; 12.Mayıs.2010 - 15.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Antalya Fuar Merkezi, ANTALYA KONMAK 2010 – 7. METAL İŞLEME MAKİNELERİ, 13.Mayıs.2010 - 16.Mayıs.2010 tarihleri arasında, KAYNAK, DELME, KESME TEKNOLOJİLERİ, MALZEMELER, KTO Tüyap Konya Uluslararası Fuar Merkezi, KONYA EL ALETLERİ, HİDROLİK, PNÖMATİK FUARI; 13.Mayıs.2010 - 16.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İSKON 2010 – 5. İSTİFLEME, DEPOLAMA, TAŞIMA, VİNÇ VE 13.Mayıs.2010 - 16.Mayıs.2010 tarihleri arasında, LOJİSTİK FUARI; KTO Tüyap Konya Uluslararası Fuar Merkezi; KONYA 7. ULUSLARARASI İSTANBUL İPLİK FUARI; 15.Mayıs.2010 - 18.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL HIGHTEX 2010 - İSTANBUL TEKNİK TEKSTİLLER, NONWOVEN VE DOKUMA TEKNOLOJİLERİ FUARI; 15.Mayıs.2010 - 18.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL MOF’10 - MERSİN 4. OTOMOBİL, TİCARİ ARAÇLAR VE MOTOSİKLET FUARI; 15.Mayıs.2010 - 23.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Yenişehir Belediyesi Fuar Alanı, MERSİN EVTEKS 2010 – 16. İSTANBUL EV TEKSTİLİ FUARI; 19.Mayıs.2010 - 23.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL 4. PROJE, MİMARLIK DEKORASYON, İNŞAAT SEKTÖR FUARI - 4. PROJE FUARI; 20.Mayıs.2010 - 23.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL ANIMALIA İSTANBUL 2010 – 7. HAYVANCILIK VE TEKNOLOJİLERİ FUARI; 20.Mayıs.2010 - 22.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL YAPITECH 2010 8.ULUSLARARASI YAPI ÜRÜNLERİ VE TEKNOLOJİLERİ; 20.Mayıs.2010 - 23.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Trabzon Dünya Ticaret Merkezi, TRABZON INELEX - 7. ASANSÖR VE ASANSÖR TEKNOLOJİLERİ FUARI; 21.Mayıs.2010 - 23.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Uluslararası İzmir Fuar Alanı, İZMİR YAPI VE İNŞAAT MALZEMELERİ; 26.Mayıs.2010 - 30.Mayıs.2010 tarihleri arasında, Çorum TSO Fuar Merkezi; ÇORUM AYMOD - 4. AYAKKABI MODA FUARI; 27.Mayıs.2010 - 30.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL 1. AVRASYA DIGITECH; 28.Mayıs.2010 - 30.Mayıs.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL 46 Ekonomi HAZİRAN ÇUTEK 2010 - 3. ÇUKUROVA ÜRETİM TEKNOLOJİLERİ FUARI; 02.Haziran.2010 - 06.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, ADANA ADANA 3. OTOMASYON, ELEKTRİK - ELEKTRONİK, ENERJİ ÜRETİMİ VE DAĞITIMI FUARI; 02.Haziran.2010 - 06.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi, ADANA 4. KAPI FUARI; 03.Haziran.2010 - 06.Haziran.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL AIREX 2010 – 8. ULUSLARARASI SİVİL HAVACILIK VE HAVALİMANLARI FUARI; 03.Haziran.2010 - 06.Haziran.2010 tarihleri arasında, Atatürk Havalimanı Apronu, İSTANBUL 2. BURSA DOĞA, AV 2010; 03.Haziran.2010 - 06.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi; BURSA AUTOSHOW 2010 2. OTOMOBİL VE YAN SANAYİ FUARI; 05.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, ANFA Altınpark Fuar Merkezi, ANKARA GOF’10 - GAZİANTEP OTOMOBİL, TİCARİ ARAÇLAR VE MOTORSİKLET FUARI; 07.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, OFM Ortadoğu Fuar Merkezi, GAZİANTEP ANKOMAK 2010 – 18. ULUSLARARASI İŞ MAKİNELERİ, YAPI ELEMANLARI VE İNŞAAT TEKNOLOJİLERİ FUARI; 09.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL 1. AVRASYA BELİST; 09.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL REW İSTANBUL 2010 – 6. ULULARARASI GERİ DÖNÜŞÜM, ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ VE ATIK YÖNETİMİ FUARI; 10.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL TEXBRIDGE - TEKSTİL VE AKSESUARLARI FUARI; 10.Haziran.2010 - 12.Haziran.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi – Yeşilköy, İSTANBUL MOGE 2010 - MERSİN PETROL, DOĞALGAZ, PETROKİMYA, BORU HATLARI VE TAŞIMACILIK FUARI; 10.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, Yenişehir Belediyesi Fuar Alanı, MERSİN AGRO PRO AVRASYA TARIM FUARI; 10.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, Atatürk Kültür Merkezi 1.No’lu Alan, ANKARA KOMPOİST’2010 3.KOMPOZİT ÜRÜNLER VE HAMMADDELERİ FUARI; 10.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, İstanbul Fuar Merkezi - Yeşilköy, İSTANBUL SUPERFEST 2010; 11.Haziran.2010 - 13.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL İSTANBUL RESTATE - GAYRIMENKUL VE YATIRIM FUARI VE GYODER GAYRIMENKUL ZİRVESİ; 15.Haziran.2010 - 17.Haziran.2010 tarihleri arasında, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, İST. 9. DÜNYA RÜZGAR ENERJİSİ SERGİSİ; 15.Haziran.2010 - 17.Haziran.2010 tarihleri arasında, Haliç Kongre Merkezi, İSTANBUL 10. IF ULUSLARARASI İSTANBUL HAZIR GİYİM FUARI; 17.Haziran.2010 - 20.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL BEAUTY EURASIA - 6. ULUSLARARASI GÜZELLİK VE KOZMETİK FUARI; 17.Haziran.2010 - 19.Haziran.2010 tarihleri arasında, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi, İSTANBUL EXPO GATEWAY TO MIDDLE EAST - 5. ULUSLARARASI IRAK VE KOMŞU ÜLKELER GENEL TİCARET VE SANAYİ ÜRÜNLERİ FUARI; 24.Haziran.2010 - 27.Haziran.2010 tarihleri arasında, OFM Ortadoğu Fuar Merkezi, GAZİANTEP EXPO GATEWAY TO MIDDLE EAST - 3. IRAK VE KOMŞU ÜLKELER GIDA VE TÜKETİM MALZEMELERİ FUARI; 24.Haziran.2010 - 27.Haziran.2010 tarihleri arasında, OFM Ortadoğu Fuar Merkezi, GAZİANTEP EXPO GATEWAY TO MIDDLE EAST - 3. IRAK VE KOMŞU ÜLKELER İNŞAAT VE YAPI FUARI; 24.Haziran.2010 - 27.Haziran.2010 tarihleri arasında, OFM Ortadoğu Fuar Merkezi, GAZİANTEP TÜRK DİŞ HEKİMLERİ BİRLİĞİ EXPONDENTAL 2010; 24.Haziran.2010 - 26.Haziran.2010 tarihleri arasında, Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi, BURSA DOĞU VE ORTA AVRUPA KONFERANS VE İŞ TURİZMİ FUARI 2010; 24.Haziran.2010 - 26.Haziran.2010 tarihleri arasında, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, İST. ORDU 6. YAPI DEKORASYON ÜRÜNLERİ VE DOĞALGAZ FUARI (YAPI 2010); 28.Haziran.2010 - 04.Temmuz.2010 tarihleri arasında, Ordu Belediyesi Fuar Alanı; ORDU ORDU 14. KARADENİZ SANAYİ VE TİCARET FUARI (KATİF 2010); 28.Haziran.2010 - 04.Temmuz.2010 tarihleri arasında, Ordu Belediyesi Fuar Alanı, ORDU Mayıs-Haziran 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan yurtiçi fuarlar listesi yukarıdaki gibidir. Fuarlara katılmak isteyenlerin; davetiye temini, ulaşım ve toplu katılım gibi organizasyonları için Odamıza müracaatlarını bekleriz. 47
Benzer belgeler
Ekonomi 1 - Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Yayın Kurulu
Rıfat SARSIK
Önder ALKAN
Mehmet KÖKTÜRK
Alper PÜREN
Kâmuran MISIRLI
u
Reklam ve Mali İşler
Recep ACAR
u
Yönetim Yeri
Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Atatürk Bulvarı No: 12
Çaycuma / ZO...
6 - Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Yayın Kurulu
Rıfat SARSIK
Önder ALKAN
Mehmet KÖKTÜRK
Alper PÜREN
Kâmuran MISIRLI
u
Reklam ve Mali İşler
Recep ACAR
u
Yönetim Yeri
Çaycuma Ticaret ve Sanayi Odası
Atatürk Bulvarı No: 12
Çaycuma / ZO...