28. UTED GEnEl kUrUlU
Transkript
28. UTED GEnEl kUrUlU
254 AYLIK HAVACILIK DERGİSİ 2146-6394 ocak 2013 YIL:22 www.uted.com.tr Bir Macar rapsodisi: Budapeşte 28. UTED Genel kurulu 2012 VE yaklaşan genel kurul Merhaba saygıdeğer meslektaşlarım ve değerli okurlar; UTED olarak geride bıraktığımız 2012 yılında siz değerli meslektaşlarımızı, Mesleki Yeterlilik Kurumu ve Sivil Havacılık Araştırma ve Uygulama Merkezi Genel Kurulu’nda temsil etmenin gururunu yaşadık. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’yle, başta İngilizce yeterlilik konusu olmak üzere birçok konuda görüşmelerimiz oldu; mesleğimizin menfaatlerini korumaya çalıştık. Meslektaşlarımızı yetiştiren üniversiteler ve teknik liselerle bir araya gelerek, yeni nesle yol gösterdik ve gelecekteki meslektaşlarımıza selam verdik. Gerilim azalmadı Öte yandan EASA tarafından, Türk sivil havacılığına yapılan denetlemeler ve alınan sonuçlarsa üzüntü sebebimiz oldu. Şirketlerin kalite politikalarının, uçak teknisyeninin takım çantasını kontrol etmekten ibaret olduğu zamanlarda bu sonuç kaçınılmazdır. Gelinen noktada, ülkemizin önde gelen MRO merkezlerinin uçak teknisyenlerine yeni yetki verme yetkisi askıya alınmış, bu karar, lisanslara kısıtlama getirilmesi olayından sonra ikinci bir felaket olmuştur. Şirketlerimizin adı, EASA’nın, “yetkisi askıya alınmış şirketler listesi”nden çıkarılmış olsa da, yetki sorunu hala devam etmektedir ve geçen zamandan anlaşılacağı üzere düzeltme yolunda da epey zorluk çekilmektedir. Pürüzler tamamen giderilmemiş olsa da, meslektaşlarımızı EASA eğitimi ve lisansı veren kuruluşlara yönlendiren, SHGM’nin konu hakkında ülkedeki kesin otoritesini EASA ile paylaşmasını sağlayan lisanslandırma sorunu kısmen giderilmiş, mesleğimizin önündeki en büyük barikat kaldırılmıştır. Yılın genel akışına kısaca değindim; yaşadığımız sorunlardan yapılacak çıkarımları ve üretilen çözümlerin niteliklerinin yorumlanmasını size bırakıyorum. 1968 UÇAK Rİ YENLE TEKNİS EĞİ DERN 28. Genel Kurul’a giderken... Esas gündemimizde derneğimizin genel kurulu var. İki yıl önce, bir önceki yönetimden devraldığımız bayrağı, 28. Dönem Yönetim Kurulu’na teslim etmek için genel kurula gidiyoruz. İlk genel kurulumuz, 19 Ocak Cumartesi günü dernek genel merkezinde, çoğunluk sağlanamaması halinde ikinci genel kurulumuz ise 2 Şubat Cumartesi günü THY Eğitim Akademisi Seminer Salonu’nda yapılacaktır. Kurulla ilgili ayrıntılı bilginin bulunduğu duyuruyu, dergimizin sayfalarında bulabilirsiniz. Tüm meslektaşlarımızı bekliyoruz Üye olsun olmasın tüm uçak teknisyenlerini, özellikle HABOM A.Ş.’nin istihdam ettiği genç kardeşlerimizi, sorunlarını anlatmak, dileklerini bildirmek, mesleğimiz ve meslek birliğimize sahip çıkmak adına genel kurulumuza katılmaya davet ediyor, emektar abilerimizin ve ustalarımızın da bu önemli günde bizi yalnız bırakmayacağını ümit ediyoruz. Sağlık, güvenlik ve mutlulukla geçirmeniz dileğiyle hepinizin yeni yılını kutlarım. Ümit Sayıl Uçak Teknisyenleri Derneği Başkanı [email protected] 3 UTED İstanbul Cad. Üstoğlu Apt. No: 24, Kat: 5 Daire: 8 Bakırköy/İstanbul Tel: 0212 542 13 00/543 29 74 Faks: 0212 542 13 71 www.uted.com.tr www.uteddergi.com www.uted.org [email protected] 14 22 26 İmtiyaz Sahibi Uçak Teknisyenleri Derneği Adına Ümit Sayıl 1968 Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Sefa İnan / [email protected] UÇAK Rİ YENLE TEKNİS EĞİ DERN Basın-Yayın Sekreterliği Kıvanç Bayezit / [email protected] İsmet Şahin / [email protected] Yazı Kurulu Zafer Ulavur, Ahmet Akpınar, İsmet Şahin, Elif Arslan, Celal Batur, Dr. Handan Diker 18 42 Katkıda Bulunanlar Mehmet Ertek, İsmet İlhan, Şebnem Bayezit, M. Rüzgar Yılmaz, Fatih Aydemir YAPIM Umar İletişim Hizmetleri Ltd. Şti. Harman Sok. No: 31/1 34153 Florya - İstanbul Tel: 0212 573 15 65 [email protected] www.umariletisim.com BASKI Elma Basım Yayın ve İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. Halkalı Cad. No:164 B-4 Blok Sefaköy - Küçükçekmece İstanbul Tel: 0 212 697 30 30 Yayın Türü: Aylık, süreli, yaygın i 18 Gez acılık 22 Hav ür 26 Kült acılık 30 Hav ik 32 Tekn acılık 34 Hav 36 Bilim ik 40 Tekn re 42 Port 50 UTED’E ABONE OLABİLİRSİNİZ Dergimize abone olmak için yıllık abone ücretini banka hesabımıza yatırdıktan sonra dekontu bize fakslamanız yeterli. Uted dergisi her ay adresinize gönderilecektir. Lütfen ayrıntılı bilgi için derneğimizle irtibata geçiniz. UTED dergİsİnİn geçmİş sayılarına web sİtemİzden ulaşabİlİrsİnİz. 4 erler 06 Hab acılık 10 Hav da 12 Ajan ortaj 14 Röp 46 acılık 46 Hav ik 48 Tekn ik 50 Müz Ara Dakika ş e B 3 5 i 54 Hob 56 Tarih s talamu 58 Hipo in uklar İç 60 Çoc lık 62 Sağ me 64 Gur aca 66 Bulm 36 5 Haberler askeri mro sektöründe büyüme öngörülüyor pegasus’tan rekor uçak sİparİşİ egasus Havayolları, Airbus’tan toplam 12 milyar dolar değerinde 100 adet uçak satın alacağını duyurdu. Pegasus’un bu atılımı, Türk sivil havacılık sektöründe tek seferde verilen en büyük sipariş olma özelliğini taşıyor. Airbus’tan 100 adet A320neo ve A321neo alacak olan Pegasus, ilk uçakları 2016’da teslim alacak. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı,“İlk uçuşa başladığımızda Türk özel sivil havacılık tarihinin en büyük siparişine imza atmıştık. İlk günden itibaren ülkemizdeki sivil havacılık sektörünü yeniliklerle tanıştırdık; büyüdük, yenilendik, değiştik, değiştirdik. Yine durmuyoruz ve bir kez daha ‘Bu da yetmez’ diyerek ilerlemeye devam ediyoruz” dedi. ıata, 2016’ya kadar 800 mİlyonluk yolcu artışı öngörüyor luslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA)’nin “2016 Hava Taşımacılığı Raporu”na göre, önümüzdeki dört yıl içinde küresel yolcu trafiğinde %28,5 oranında büyüme gerçekleşecek. %28,5’lik büyüme yaklaşık 800 milyonluk yolcu artışına denk geliyor. Dünya çapında yaşanan finansal krizlere rağmen hava taşımacılığının istikrarlı olarak büyümeye devam edeceğini öngören raporda, 2016 yılında en az 3,6 milyar insanın uluslararası havayolu şirketleriyle seyahat edeceği kaydedildi. Rapora göre hava trafiğindeki artış, özellikle Çin’de ve Çin’e bağlı güzergahlarda yaşanacak. MNG Jet, CF34-3 YETKİLİ SERVİS MERKEZİ OLDU NG Jet, General Electric (GE) ile imzaladığı anlaşma kapsamında Bombardier’nin Challenger iş jetlerinde kullanılan CF34-3 tipi motorların yetkili servis merkezi oldu. GE tarafından hat bakım, kontrol, parça değişimi gibi konularda yetkilendirilen merkez, aynı zamanda CF34 serisi için GE adına garanti hizmeti de verecek. MNG Jet’in Türkiye’deki CF34-3 kullanıcıları için önemli bir imkan sunduğuna dikkat çeken GE Aviation Özel Jet ve Genel Havacılık Genel Müdürü Brad Mottier, bakım konusunda bölge ülkelerine de destek verileceğini söyledi. 6 TEI ve GE ortaklığıyla “Onarım Teknolojileri Geliştirme Merkezi” eneral Electrics (GE), dünyada sadece 3 noktada bulunan “Mükemmeliyet Merkezleri”nden 4.sünü, Tusaş Motor Sanayii A.Ş. (TEI) işbirliğiyle Gebze’de açtı. 930 metrekarelik bir atölye sahasında, yaklaşık 5 milyon dolarlık yatırımla inşa edilen “Onarım Teknolojileri Geliştirme Merkezi”nin ana faaliyet alanı, dünya çapındaki GE Onarım Merkezleri’nde uygulanan mevcut süreçlerin optimizasyonunu sağlamak ve uygulanacak yeni onarım yöntemlerini geliştirmek olacak. Burada geliştirilen çözümler, karmaşık yapıdaki ve pahalı uçak ve gaz türbin motor parçalarının hem ömrünü uzatacak hem de performansını artıracak. GE ve TEI’nın ortak teknoloji yatırımı olan merkez, 200’ü aşkın Türk mühendisin tasarım ve Ar-Ge çalışmaları yürüttüğü Türkiye Teknoloji Merkezi’nin bir parçası olarak hizmet verecek. lobal Information Inc. (GII) adlı araştırma portalının yayınladığı “Küresel Askeri Bakım ve Onarım (MRO) Sektörü 2013-2023” başlıklı raporda önümüzdeki on yılda MRO hizmetlerine olan talebin artmaya devam edeceği öngörülüyor. Askeri güce önem veren ülkelerin kaliteli bakım onarım hizmetlerine giderek daha çok önem verdiğinin altını çizen 206 sayfalık rapora göre 2013’te askeri bakım ve onarım sektörü 41.6 milyar dolarlık bir pazar oluşturacak. Ayrıca pek çok ülkede bütçe kesintileri ve tasarruf tedbirleri nedeniyle eski tip askeri uçakların kullanım süresi uzatılacak ve bu da kaliteli MRO hizmetlerinin önemini daha da artıracak. Öte yandan gelişen teknolojiyle birlikte yeni uçak alımları da artacak ve bu da yoğun ve belirli alanlarda uzmanlaşmış MRO ihtiyacını beraberinde getirecek. Skalite 2012’de TAV Passport Kart’a ödül Barış Kartalı, Konya’ya geldi oeing ve TUSAŞ işbirliğiyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’ne dört adet Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Uçağı (AEWC) tedarik edilmesini öngören “Barış Kartalı Programı” çerçevesinde modifikasyonu tamamlanan ilk uçak geçtiğimiz günlerde Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı’na indi. “Barış Kartalı” adı verilen AEWC, çok amaçlı elektronik tarama radarıyla eşzamanlı olarak hava ve denizdeki hedeflerin izini sürebiliyor. Uçaktaki en önemli yeniliklerden biri, ağırlığı azaltarak güvenilirliği artıran ve hedef korelasyonunu kolaylaştıran entegre “Dost ve Düşmanı Tanıma Sistemi”. oplam 10 ana kategoride ve 22 dalda turizm sektörün en iyilerinin belirlendiği Skalite 2012 Ödülleri’nde, TAV İşletme Hizmetleri tarafından 2010 yılında hayata geçirilen ve yolculara havalimanında hız, konfor ve ayrıcalık sağlayan TAV Passport Kart, “Turizmle İlgili Diğer Faaliyetler” kategorisinde ödüle layık görüldü. Skalite oylaması, adaylık sürecinin tamamlanmasının ardından elektronik sistemle internet ortamında gerçekleştirildi.TAV İşletme Hizmetleri A.Ş Genel Müdürü Eda Bildiricioğlu ödül töreninde yaptığı konuşmada, “TAV Passport Kart’ın 2 yıl gibi kısa bir sürede başarısını kanıtlamış olmasından ve bugün yaklaşık 15.000 kart kullanıcısına ulaşmış olmaktan dolayı çok mutluyuz” dedi. Pegasus, havada ücretli ikramdan ciddi kazanç sağlıyor egasus Havayolları, 2012’nin ilk dokuz ayında ek hizmet gelirlerinden 74 milyon avroluk gelir elde etti. Şirket böylelikle, 2013’te filosuna katmayı planladığı bir adet A320neo’ya denk gelecek kadar gelir elde etmiş oldu. Havayolunun ek hizmet gelirlerinin büyük kısmını uçak içi ücretli ikram oluştururken fazla bagaj ödemesi, koltuk seçimi ve rezervasyon uzatma gibi hizmetler de bu gelir kaleminde pay sahibi oldu. Pegasus Havayolları toplam gelirinin yüzde 10’unu ek hizmet ücretlerinden sağlıyor. 7 Haberler B/E Aerospace’ten dört yeni sözleşme Airbus, A312neo’nun yolcu kapasitesini artıracak irbus, A321neo modelinin yolcu kapasitesini artırmak için uçağın gövdesinde modifikasyon yapma olasılığını değerlendirdiğini duyurdu. Yapılacak modifikasyonun uçağın yolcu kapasitesini 235’e çıkarması öngörülüyor. Avrupa havacılık regülasyonlarına göre A321 en fazla 220 yolcu taşıyabiliyor. Ancak Airbus yetkilileri daha yüksek kapasiteli versiyonun değerlendirilme aşamasında olduğunu söylüyor. Halihazırda 8 çıkış kapısı bulunan A321 modeline 2 kapı daha eklenmesi ve böylece oturma planında değişikliğe gerek kalmadan koltuk sayısının 235’e çıkarılması planlanıyor. Boeing ve Embraer’den apron güvenliği konusunda işbirliği ünyanın en büyük uçak üreticilerinden Boeing ve Embraer, apron güvenliği konusunda işbirliği yapacaklarını açıkladı. Bu kapsamda iki şirket müşterileri için, uçakların pistten çıkmasını önleyecek yeni pilot prosedürleri, eğitimler ve teknolojileri içeren “Pist Durumu Farkındalığı Araçları (Runway Situation Awareness Tools)” adlı ortak bir uygulama başlatacak. Geçmişte yaşanan olayları analiz eden Boeing ve Embraer, bu uygulamanın uçak kazalarının en büyük üç nedeninden biri olan pistten çıkma olaylarını azaltmasını ve apron güvenliğine katkı sağlamasını hedefliyor. Yavuz Çizmeci: “Çin’den Türkiye’ye yılda 5 milyon turist gelebilir” in’in en büyük turizm grubu HNA ile ortaklık kuran myTECHNIC ve myCARGO’nun CEO’su Yavuz Çizmeci, yılda 80 milyon kişinin seyahat ettiği Çin’e yönelik operasyonlara başlayabileceklerini söyledi. Habertürk’e konuşan Çizmeci şunları kaydetti: “Yılda 80 milyon Çinli yurtdışına çıkıyor. Gelecek 5 yılda bu sayı 150 milyon olacak. Bunun yüzde 3’ü bile bize yetecektir. Bu kapasiteyi Türkiye’ye taşımak için burada operasyona başlayabiliriz. HNA da bize destek olacaktır.” 8 BD’li uçak kabin malzemeleri üreticisi B/E Aerospace çeşitli havayolu şirketleriyle yaklaşık 250 milyon dolar değerinde dört sözleşmeye imza attı. Bunlardan ilki uluslararası bir havayolu şirketinin Boeing 787 filosuna, tamamen yatabilen business class koltuklarının montajı ve şirketin Boeing 737, 767 ve 777 modellerinin kabin LED lambalarının yenilenmesini içeriyor. İkinci sözleşme yine uluslararası bir havayolu şirketinin uzun mesafe filosuna tamamen yatabilen business class ve Pinnacle koltukların montajını içeriyor. Üçüncü sözleşme Çinli, dördüncü sözleşme ise Rus havayolu şirketlerinin uçaklarına koltuk ve yiyecek-içecek hazırlama ekipmanı montajını öngörüyor. A380’e İngiltere’den “sessizlik” ödülü ngiltere’deki Gürültü Azaltma Derneği (The Noise Abatement Society) Airbus’ı, A380 modelindeki düşük gürültü düzeyi ve gürültü azaltma konusundaki yenilikçi teknolojileri dolayısıyla “John Connell Sessiz Yaklaşma Ödülü”ne layık gördü. İngiliz Avam Kamarası’nda düzenlenen törende ödülü Airbus yetkililerine Sir Bob Russell takdim etti. Dünyanın en sıkı gürültü regülasyonlarına sahip havalimanı olan Heathrow’a her gün A380 tipi uçakların kullanıldığı on sefer düzenleniyor. Airbus İngiltere’den John Roberts, A380’in piyasadaki en sessiz uzun mesafe uçağı olduğunun altını çizdi. Emirates’e ödül yağmuru sya Pasifik Havacılık Merkezi (CAPA), Emirates’i üçüncü kez “Yılın Havayolu” ödülüne layık gördü. Emirates Uzak Doğu ve Avustralya Ticari Operasyonlarından Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Salem Obaidalla, “Bu ödülü almak Emirates Grubu için büyük bir gurur vesilesi. Özellikle Asya Pasifik ve Ortadoğu’da hizmetlerimizi daha da güçlendirdiğimiz bu süreçte çabalarımızın endüstri tarafından takdir edilmesi, iş modelimizin başarısının da bir kanıtı” diye konuştu. Merkezi Sydney’de bulunan CAPA; bölgedeki havayolları, havalimanları, kamu kuruluşları, düzenleyici kurumlar, turizm yetkilileri ve hizmet sağlayıcılarına danışmanlık servisleri sunuyor. Dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketlerinden biri olan Emirates ayrıca, Delhi’de düzenlenen Dünya Seyahat Ödülleri’nde, emirates.com web sitesiyle “Dünyanın Önde Gelen Havayolu Şirketi Web Sitesi” ve sık uçan yolculara özel programı Skywards’la “Dünyanın Önde Gelen Havayolu Şirketi Ödül Programı” kategorilerinde ödül kazandı. BoeIng SHANGAI, Pudong Havalimanı’nda MRO Şirketi açtı oeing Shangai, Pudong Havalimanı Serbest Ticaret Bölgesi’nde bir MRO şirketi açtı. Çin’deki serbest ticaret bölgesinde operasyonlarına başlayan ilk MRO şirketi olan Boeing Shangai bu adımla müşterisi olan havayolu ve kiralama şirketlerine daha verimli hizmet vermeyi hedefliyor. Boeing Shangai’ın Pudong Havalimanı Serbest Ticaret Bölgesi’ne girişinin gümrük süreçlerini de kısaltacağı düşünülüyor. 2006’da Boeing, Shangai Havalimanı İşletmeleri ve China Eastern Havayolları ortaklığıyla kurulan Boeing Shangai uçak bakımından modifikasyonuna çok çeşitli hizmetler sunuyor. 9 havacılık 1968 Havacılık Sektörü SHAUM’de buluştu nadolu Üniversitesi’ne bağlı Sivil Havacılık Araştırma ve Uygulama Merkezi (SHAUM)’nin, UTED’in de içinde bulunduğu 3. Danışma Kurulu ve Yönetim Kurulu toplantısı 30 Kasım 2012’de, Ankara’da, Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM)’nın evsahipliğinde yapıldı. SHAUM’nin toplantılarına, üyelerin yanı sıra sektörün önemli temsilcilerinden Havacılık Kümelenme Dernekleri’nin temsilcileri de katıldı. Danışma Kurulu toplantısında, SHAUM’nin yürütücülüğünü yaptığı; Ulusal Havacılık Mükemmeliyet Merkezi projesi, İHA laboratuvar çalışmaları ve kitap çalışmaları hakkında bilgi verildi. Ulusal Havacılık Mükemmeliyet Merkezi projesi kapsamında, ülkemize kritik teknolojileri getirmek açısından kompresör test merkezi, sensör test merkezi ve kompozit test merkezi kurulmaktadır. Kurulmakta olan test merkezleriyle; uçak motorlarının tasarlanması ve test edilmesi/geliştirilmesi, uçak gövde ve kanat yapısında karbon fiber takviyeli polimer kompozit malzemenin araştırılması/geliştirilmesi, kompozit yapılarda mekanik yorulma davranışının anlık durum takibinin yapılacağı akıllı sensör sistemlerinin araştırılması/geliştirilmesi ve havacılık alanında üretim yapan havacılık sanayisine destek verilmesi hedeflenmektedir. Kitap çalışmaları kapsamında ise SHAUM’nin ilk yayını olan “Havayolu Operasyonları ve Planlaması” adlı çeviri kitabı tanıtıldı. Alanında tek kitap olan “Airline Operations and Scheduling” kitabının çevirisi Yrd. Doç. Dr. İlkay Orhan tarafından yapıldı. Toplantıda ayrıca Prof. Dr. T. Hikmet Karakoç ve Yrd. Doç. Dr. Enis Turhan Turgut tarafından hazırlanan ve Anadolu Üniversitesi’nin yayınlarından biri olan “Gaz Türbinleri Motor Sistemleri” kitabı hakkında da bilgi verildi. Toplantı sonunda Danışma Kurulu üyeleri, SHAUM’nin çalışmaları hakkında öneri ve değerlendirmelerde bulundu. Üyeler, ger10 çekleştirilen çalışmalar kapsamında kurumsal olarak her türlü işbirliğine ve yardıma hazır olduklarını belirttiler. Mesleğimizin temsilcisi olarak UTED Başkanı Ümit Sayıl’ın da içinde yer aldığı SHAUM’nin çalışma alanları kısaca; havacılıkla ilgili konularda araştırma yapmak, kurumlar arası işbirliği, proje geliştirme gibi konularda çalışmalar yapmak, sektördeki ulusal ve uluslararası kurum, kuruluş ve işletmeler arasında bilgi aktarımı, alışveriş ve birikim sağlamak, sektörün ihtiyaç duyduğu konularda kurs ve eğitimler düzenlemek, eğitim çalışmaları yürütmek ve yazılı doküman oluşturmak gibi başlıklarla sıralanabilir. SHAUM Yönetim Kurulu’nun çalışma alanları içerisinde ise; merkezin faaliyetleri, yönetimi ve çalışmalarıyla ilgili konularda karar alınması, çalışma düzeninin tespit edilmesi, mevcut imkânları değerlendirerek uygulama ve araştırma alanları konusunda ayrıntılı kararların alınması yer almaktadır. SHAUM Yönetim Kurulu (kurumların harf sırasına göre); Anadolu Üniversitesi’nin Rektörü, Rektör Yardımcısı, SHAUM Müdürü, HUBF Dekanı,YUBE Müdürü, DHMİ Genel Müdürü, Sivil Havacılık Genel Müdürü, THY Genel Müdürü ve THY Teknik Genel Müdürü’nden oluşmaktadır. Danışma Kurulu, Rektör tarafından bir yıllığına atanan üyelerden oluşmaktadır. Danışma Kurulu’nun aldığı tavsiye kararları, merkezin faaliyet konularında politika belirlenmesine katkıda bulunmaktadır. SHAUM Danışma Kurulu, havacılık bölümleri olan üniversiteler, havacılık sektörünün önde gelen firma, kurum ve derneklerinden oluşmaktadır. Anadolu Üniversitesi SHAUM, 2011 yılında İHA laboratuvarını kurdu ve ülkemizi ABD’de düzenlenen SAE Aero Design 2012 adlı insansız hava aracı tasarım yarışmasında temsil etti. SHAUM bu yıl aynı yarışmaya katılabilmek için yeni bir tasarım üzerinde çalışmaktadır. UÇAK Rİ YENLE TEKNİS EĞİ DERN UTED GENEL KURULU İki yıl önce bir önceki yönetimden devraldığımız bayrağı, 28. dönem yönetim kuruluna teslim etmek için genel kurula gidiyoruz. İlk genel kurulumuz, 19 Ocak Cumartesi günü dernek genel merkezinde, çoğunluk sağlanamaması halinde ise ikinci genel kurulumuz, 2 Şubat Cumartesi günü THY Eğitim Akademisi Seminer Salonu’nda yapılacak, her iki toplantı da saat 09.00’da başlayacaktır. Tüm meslektaşlarımızı bekliyoruz. Üye olsun olmasın tüm uçak teknisyenlerini, özellikle HABOM A.Ş.’nin istihdam ettiği genç kardeşlerimizi; sorunlarını anlatmak, dileklerini bildirmek, mesleğimiz ve meslek birliğimize sahip çıkmak için genel kurulumuza bekliyor, ağabeylerimizin ve ustalarımızın da bu önemli günde bizi yalnız bırakmayacağını ümit ediyoruz. Gündem 1 – Açılış ve yoklama 2 – Kongre Başkanlık Divanı seçimi 3 – Saygı duruşu 4 – Yönetim Kurulu faaliyet raporu ile Denetim Kurulu faaliyet raporunun okunması ve müzakeresi 5 – Yönetim Kurulu ve Denetim Kurulu’nun ayrı ayrı ibrası 6 – Tahmini bütçenin görüşülerek onaylanması 7 – Yeni Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ile Denetim Kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimi 8 – Dilekler ve temenniler 9 – Kapanış UTED Yönetim Kurulu 11 vİzyona gİrecekler Yakın Tehdit (4 Ocak) Metallica Tribute by Murder King Birbirinden değerli müzisyenlerden kurulu ve yıllardır yaptıkları başarılı cover`larla kendilerine ciddi bir takipçi kitlesi edinen İstanbullu grup Murder King, 13 Ocak Pazar akşamı saat 21.00’de, tamamı Metallica hitlerinden oluşan repertuvarıyla Ankara, IF Performance Hall’da. athena, jolly joker balans’ta Ska, punk ve garage müziğin Türkiye’deki en başarılı ve en köklü temsilcilerinden Athena, 19 Ocak Cumartesi günü Jolly Joker Balans’ta sevenleriyle buluşuyor. Son olarak 2010 yılında piyasa sürdükleri “Pis” adlı albümleri ve Frank Sinatra’nın klasikleşmiş şarkısı “My Way”i yeniden yorumladıkları “Ben Böyleyim” aldı parça ile kulakların pasını gideren Athena, yeni yepyeni şarkıları ve sevilen hitleriyle Jolly Joker İstanbul’a damgasını vuracak. “Ariadne Naksos’ta” Viyana’nın en zengin adamının evinde bir müzik suaresi düzenlenir. Zengin evsahibi, davet ettiği, birbirine rakip iki topluluktan, birer eser sahnelemelerini ister. Topluluklardan biri “Ariadne auf Naxos” adında ciddi bir opera eseri, diğeri ise bir komedi sahneleyecektir. İki topluluğun sahne arkasında ve sahnede yaşadıklarını anlatan oyun 16, 17 ve 18 Ocak günü saat 20.00’de, 19 Ocak’ta ise saat 16.00’da, Kadıköy Süreyya Operası’nda izlenebilir. “Bilinmeyen” Ara Güler, Galeri G-art’ta... “monet’nİn bahçesİ” Sakıp Sabancı Müzesi, empresyonizm akımını başlatan ünlü Fransız ressam Claude Monet’nin eserlerinden oluşan bir seçkiye evsahipliği yapıyor. 6 Ocak’a kadar görülebilecek olan sergide ağırlıklı olarak Monet’nin olgunluk döneminde, Giverny’deki köy evinde yaptığı tablolar yer alıyor. 12 Ara Güler, bugüne dek alışageldiğimiz fotoğraflarından çok farklı çalışmalardan oluşan bir seçkiyle, Maçka G-Mall Alışveriş Merkezi’nin içinde bulunan Galeri G-art’ta... 3 Şubat’a kadar görülebilecek olan serginin küratörlüğünü üstlenen Lora Sarıaslan, serginin içeriğini şöyle açıklıyor: “Bizler bugüne dek Ara Güler’i dünyanın dört bucağında görüp belgelediği ‘somut’ görüntülerle tanımışken, bunlara ek olarak yarattığı ‘soyut’ görüntüler hiçbir zaman gün yüzüne çıkmamış ve sergilenmemişti. Kültür, sanat ve siyaset alanındaki simge isimlerin portre ve röportajlarının yanı sıra Türkiye ve dünyanın en ilginç ve renkli köşelerini belgeleyen, çağımızın görsel tarihini yazan Ara Güler, bu sergisiyle bilmediğimiz, bugüne dek gizli kalmış soyut bir yönünün de olduğunu gösteriyor.” Miller ailesi refah, zenginlik ve huzur içerisinde yaşamaktadır. Kyle Miller (Nicolas Cage) mücevher sektöründe, büyük paralarla oynayan bir işadamıdır; güzel bir eşi (Nicole Kidman) ve ergenlik çağında bir kızı vardır. Fakat bu mutlu tablo, evlerinin bir grup maskeli adam tarafından baskına uğramasıyla kararır. Başta yalnızca evdeki yüksek güvenlikli kasanın içindekileri isteyen eli silahlı bu adamlar, durmak bilmez. Umut Işığım (4 Ocak) Yaşamında değer verdiği her şeyi yitirmiş olan eski öğretmen Pat Salitano, 8 ay yattığı rehabilitasyon merkezinden çıkmasının ardından her şeye sıfırdan başlama kararı alır ve ailesinin yanına döner. Amacı kaybettiklerini geri almaktır. Dram ve komedinin iç içe geçtiği, dünya prömiyerini 2012 Toronto Film Festivali’nde yapan filmin başrollerinde Robert De Niro, Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence var. Efsane Beşli (11 Ocak) Pitch (Öcü) adıyla tanınan kötü bir ruh dünyaya hakim olmak için harekete geçince, Noel Baba, Diş Perisi, Uyku Perisi, Paskalya Tavşanı ve Jack Froust gibi ölümsüz bekçiler de ona karşı güçlerini birleştirme kararı alırlar. Şimdi dünyadaki tüm çocukların umutları, inançları ve hayalleri onlara bağlıdır. Yazar William Joyce’un ünlü çocuk kitapları serisinden uyarlanan film; Chris Pine, Hugh Jackman, Alec Baldwin, Jude Law ve Isla Fisher’dan oluşan orijinal seslendirme kadrosuyla dikkat çekiyor. Düşler Diyarı (11 Ocak) Hushpuppy (Quvenzhané Wallis), New Orleans kıyılarında, Bathtup isimli fakir ama mutlu toplulukta, babasıyla birlikte yaşayan altı yaşında sevimli bir çocuktur. Alkolik babası Wink günün irinde gizemli bir hastalığa yakalanır. Eşi benzeri görülmeyen ve ne olduğuna dair tanı konulamayan bu hastalık, dünyanın işleyiş düzenini derinden sarsar ve bir anlamda kıyameti tetikler. Bir tiyatro oyunundan beyazperdeye uyarlanan film, senenin önemli festivallerinde oldukça ses getirdi. 13 röportaj MNG Havayolları Genel Müdürü ncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ortadoğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunuyum. 1988-89 dönemi itibari ile MNG Holding bünyesinde ç a l ı ş m a y a başladım. 2003 yılına kadar MNG Holding’in inşaat sektöründe faaliyet gösteren kısmında görev yaptım. 2003’ten bu yana ise MNG Havayolları bünyesinde çalışmaktayım. 2007 yılında genel müdürlük görevini üstlendim ve halen görevime devam etmekteyim. 1988 yılından bu yana MNG ailesinin içinde pek çok görev üstlenmiş bir yönetici olarak MNG Havayolları’nın dünden bugüne geldiği nokta; sunduğu hizmetler ve filo yapısıyla ilgili bilgi verir misiniz? Uzun yıllardır MNG ailesinin içinde çeşitli görevler üstlenen ve 2007 yılında MNG Havayolları’nın genel müdürlük koltuğuna oturan ODTÜ mezunu Sedat Özkazanç’la, şirketinin sunduğu hizmetlerden Türkiye hava kargo sektörünün bugünü ve geleceğine uzanan bilgilendirici bir söyleşi yaptık. 14 “İkinci atılımı hava kargo yapacak” 1996 yılının şubat ayında kurulan MNG Havayolları, kasım 1997’de orta menzilli Airbus A300 uçağıyla, Hahn (Almanya) ve Stansted’e (İngiltere) tarifeli kargo seferleri hizmeti vermeye başladı. Bugün 4 Airbus A300 B4200F, 2 Airbus A300-600, 2 Boeing 737-400 ve 1 adet A330-200F uçağından oluşan filosu ile operasyonlarına devam eden MNG Havayolları, Türkiye’deki hava kargo kapasitesinin büyük kısmını elinde tutmaktadır. Halihazırda tarifeli seferler (Luton, Köln, Leipzig, Paris, Lagos, Ekaterinburg) ve charter seferlerinin yanı sıra uzun dönem ACMI anlaşmaları ile uluslararası lojistik hizmeti veren hava kargo acentelerine, broker firmalarına ve hızlı kargo taşımacılığı yapan şirketlere gerek uçak gerekse kapasite sağlıyor, taşımacılık işlerinde önemli bir çözüm ortağı oluyoruz. Taşımacılık hizmetlerimizin yanı sıra kendi uçaklarımıza yer ve ramp hizmetleri, ihracat geçici depolama, ithalat antrepo hizmetleri (İstanbul, Ankara, İzmir) ve yurtiçi gümrüklü aktarma hizmetleri de sunarak çözüm ortaklığında fark yaratmaktayız. Müşterilerimize sunmakta olduğumuz tüm bu esnek çözüm ve hizmetlerle sadece ülkemizde değil uluslararası arenada da kendimize pazar yaratmayı başardık. Gerek hizmet kapasitesi gerekse iş hacmi olarak 2012 yılı için öngördüğünüz 15 röportaj hedeflere ulaşabildiniz mi? 2012 yılına baktığımızda ihracat ve ithalat değerlerinin hedeflerimiz ölçüsünde gerçekleştiğini görüyoruz. 2012 yılında filoya dahil ettiğimiz A330-200F uçağımızla kargo kapasitemizi artırarak uçuş ağını genişletip, mevcut tarifeli seferlerin sayısını artırdık ve artırmaya devam edeceğiz. Bunun yanı sıra charter seferlerinde de yeni pazarlar ve projeler üretip önümüzdeki dönemi de başarılı bir şekilde tamamlayacağımıza inanıyorum. Geçtiğimiz aylarda teslim aldığınız yeni A330-200F tipi uçağınızın özelliklerinden biraz bahsedebilir misiniz? Airbus A330-200F, kendi klasmanındaki önceki modellere göre daha az tüketim, daha az emisyon, daha az gürültü yapan, buna karşın daha orta/uzun menzil yapıp, daha fazla yük taşıyan, çevreci bir uçak. 70 ton taşıma kapasitesine sahip olan uçak, Türkiye’de özel sektör tarafından üreticiden alınmış ilk geniş gövdeli uçaktır. MNG olarak hava taşımacılığı alanında bugüne dek pek çok ilke imza attınız. Önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız filo değişikliği, yeni hizmet vb. uygulamalar var mı? 2013 yılı içinde gerçekleştirilecek filo yenileme çalışmaları kapsamında mevcut filodaki uçaklarımıza, üç adet Airbus 16 300-600 uçağı daha eklenerek, taşıma kapasitemiz artırılacaktır. Airbus’ın 2013-2016 yılı içinde teslim etmeyi planladığı diğer üç adet Airbus 330-200F kargo uçağının filoya dahil edilmesiyle, MNG Havayolları güçlenerek büyümeye devam edecektir. Kargo kapasitemizi artırırken, üzerinde çalıştığımız yeni hatlarla müşterilerimize esnek çözümler sağlamaya devam etmeyi hedefliyoruz. MNG Havayolları, Airbus firması tarafından dördüncü kez “A300/A310 Kargo Filosu Operasyonel Mükemmellik Ödülü”ne layık görüldü. Bu istikrarlı başarının sırrı nedir? MNG Havayolları %100 Türk sermayeli yerli bir havayolu şirketidir. Gerek operasyonel, gerek filo, gerekse insan gücüne yaptığımız yatırımlarla ve deneyimimizle, müşterilerimize ve diğer uluslararası havayolu ve lojistik şirketlerine esnek çözüm ortaklığı sunmakta, hizmet ve servis alanındaki kalitemizle fark yaratarak değerimizi her geçen gün artırmaktayız. Müşterilerimizin de marka değerlerini korumak, taahhüt ettiğimiz hizmet kalitesini verebilmek adına kendimizi sürekli geliştiriyor, müşterilerimizin ilk tercihi olmaya çalışıyoruz. Örneğin uçaklarımızın operasyonları zamanında gerçekleştirme performansı (on time performance) %98 oranındadır. Her geçen yıl çalışanlarımız ve servis sağlayıcılarımızla birlikte ulaşılabilir hedeflere koştuk; operasyonel mükemmelliğimizi sürekli mercek al- tında tutup performansımızı artırarak bugünlere ulaştık. Bu gösterdiğimiz üstün gayret ve başarı Airbus firması tarafından dördüncü kez “A300/A310 Kargo Filosu Operasyonel Mükemmellik Ödülü”ne layık görülmemizi sağladı. Hava kargo, global ekonomik krizden en fazla etkilenen sektörlerin başında geliyor. MNG Havayolları bu krizden nasıl etkilendi ve bu süreci en optimal şekilde aşmak için nasıl bir yol izledi? MNG Havayolları’nı piyasadaki rakiplerinden ayıran en önemli özellik, çözüm odaklı çalışma isteğidir. Her konuya proje olarak bakıp ihtiyaca uygun çözümler sunuyoruz. Uçak pazarlıyoruz, uçağın yarısını pazarlıyoruz, kilo bazında satıyoruz; kısacası hizmet satıyoruz. Gelebilecek her türlü talebe esnek çözümler sağlıyoruz. Hem mali hem de operasyonel anlamdaki avantajlarımızı bilip ona uygun şartlarda çözüm üretebilme kabiliyetimiz var. Çalışanlarımız, müşterilerimiz, piyasa koşulları ve imkanlarımızı tek bir potada harmanlayarak optimum düzeyde kazan-kazan yaklaşımıyla, krizleri aşmaya çalışıyoruz. Türkiye coğrafi konumu itibariyle transit hava taşımacılığı sektörü için oldukça stratejik bir öneme sahip; lojistik bir üs olmaya aday. Buna karşın ülkemizde hava kargo taşımacılığı halen oldukça bakir bir alan. Türkiye’nin dünya hava kargo sektöründe önemli bir nokta olması için neler yapılabilir? “Türkiye lojistik üs olabilir mi?” sorusunu sormak esasında doğru bir yaklaşım değil. Çünkü Türkiye zaten lojistik bir üs. “Biz bunun ne kadarını kullanabiliyoruz” sorusu önemli. Dünyada, Avrupa Birliği’nin (AB) yanında, Gümrük Birliği’ne tabi, çok uygun olanakları ile Avrupa ülkelerine servis yapabilecek ama AB regülasyonlarının tamamına tabi olmayan (çevre koşulları, insanların yaşam tarzı ve benzeri regülasyonlar) Türkiye gibi başka bir ülke daha yok.Yolu kısaltmanın bir yöntemi Türkiye’yi ara nokta yapmak. Türkiye çok ciddi anlamda “multimodal taşımacılık” ve “kombine lojistik” çözümlerle, Uzakdoğu’dan Avrupa bölgesine taşınan yükün çok ciddi bir kısmını kendi üstüne döndürebilir. Bu, yolcu taşımacılığında yapılmış olanın benzerinin kargo alanında da yapılmasıdır. Zaten benim şöyle bir tezim var; Türkiye havacılık sektöründeki ikinci devrim kargo taşımacılığından gelecek. Önemli olan hava kargonun sadece taşınması değil; buraya getirilmesi, elleçlenmesi, depolanması, istendiği zaman müşterinin siparişine göre gününde Avrupa’ya, Afrika’ya, Rusya’ya ve Ortadoğu’daki bize yakın bölgelere dağıtımının sağlanmasıdır. Bölgede Türkiye’den daha güvenli, bu anlamda daha gelişkin, işgücü kabiliyeti olan başka bir ülke yok. Dolayısıyla, gerekli altyapı yatırımları ve düzenlemelerle Türkiye’yi kargo üssü haline getirmemek için bir sebep yok. 17 gezİ Bir Macar rapsodisi: Budapeşte Tarihi, etkileyici binaları, şık restoranları, unutulmaz doğası ve “mavi” Tuna’sı ile Budapeşte, mutlaka görülmesi gereken bir Avrupa kenti. evsimin sonbahar olmasının payı var mı bilmiyorum ama Budapeşte’ye yaptığım gezide beni en çok etkileyen, belleğime kazınan karelerde en çok öne çıkan sarı renk oldu. Sarı yapraklarla dolu sapsarı bir kenti arkamda bırakarak İstanbul’a döndüm. Budapeşte, bir yanı ile Osmanlı’dan izler taşısa da tam bir Avrupa kenti. Türk Hava Yolları’nın 2 saatlik uçuşu ile gittiğim bu kentte havaalanına adım atar atmaz şunu gördüm: Macarlar bize çok benziyorlar. İki yakanın hikayesi Budapeşte,Tuna Nehri’nin iki kıyısına kurulmuş iki ayrı şehirden oluşuyor aslında; Buda ve Peşte. Bu şehirler 1873 yılında birleşince kentin adı da Budapeşte olmuş.Tuna’nın batısında kalan bölüme Buda ya da Budin deniliyor. Doğusu ise Peşte. Budapeşte Havaalanı, şehir merkezine yaklaşık 15-20 km mesafede yer alıyor. Budapeşte bir kültür, sanat ve müzeler kenti. Kentte gezerken 18 Budapeşte Macarİstan Yazı: Dr. Handan DİKER Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi [email protected] her an sanatla iç içe olduğunuzu hissediyorsunuz. Ben Peşte’nin şehir merkezinde, Oktagon Meydanı’ndaki bir otelde kaldım. Burayı kentin her yerine yakın olduğu için tercih ettim. Konaklamak için Peşte’yi tercih ettiysem de Buda tarafı beni daha çok etkiledi. Daha tarihi bir dokuya sahip olduğundan gönlümü Buda’da bıraktım diyebilirim. Daha yeni ve planlı bir bölge olan Peşte ise birbirinden şık ve güzel dükkânlarıyla öne çıkıyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1526’da fethettiği Budapeşte, 1686’da Osmanlı egemenliğinden çıkmış. 1662 yılında kenti ziyaret eden Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi”nde, Buda ve Peşte’nin etraflı bir tasviri yer alıyor. Ünlü Széchenyi yani Zincirli Köprü, Buda ve Peşte’yi birbirine bağlıyor. Dokuz köprünün yer aldığı kent bu özelliği nedeniyle “köprüler kenti” olarak da anılıyor. Bu köprülerden en ünlüsü olan Zincirli Köprü (Aslanlı Köprü olarak da bilinir.), adeta Budapeşte’nin simgesi haline gelmiş olan muhteşem bir eser. Zincirli Köprü denmesinin nedeni ise asma zincirlerden oluşması. 380 m uzunluğa ve 16 m genişliğe sahip olan köprü, 1839-1849 yılları arasında inşa edilmiş. 2. Dünya Savaşı’nda yıkılan köprü, 1949 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Mimarı ise İngiliz William Clark. Budapeşte’nin kalbi, ruhu kısacası her şeyi, Tuna Nehri. Tuna için mavi sıfatı kullanılmış olmasına karşın Budapeşte’de kaldığım süre içinde nehrin mavi olduğunu hiç görmedim. Daha ziyade gri olan Tuna, bir Macar söylencesine göre sadece aşık olanlara mavi görünürmüş. 19 gezİ Tuna Nehri’nin ortasında ünlü Margaret Adası yer alıyor. 2.5 km uzunluğunda ve halka açık olan bu adaya yürüyerek 20 dakikada ulaşmak mümkün.Adanın hikâyesi ise oldukça ilginç: Ülkesi işgale uğrayan Kral Bela, işgal biterse bu adaya bir manastır inşa edip ilk çocuğunu burada din işlerine adayacağına dair kendi kendine söz vermiş. Ülkesi işgalden kurtulup Margaret adlı bir kızı olunca verdiği sözü tutan kral, adaya bir manastır inşa ettirmiş. Kızını da bu manastıra kapatmış. Margaret, henüz genç yaşta bu manastırda ölünce adaya Margaret Adası denmeye başlanmış. Osmanlılar döneminde ise manastır yıkılmış. Soğuk ve karlı bir günde ve aynı günün gecesinde iki kez geçtiğim Zincirli Köprü’yü unutamıyorum. Ara sıra yüzüme çarpan sulu kara ve rüzgâra rağmen bu tarihi köprüden geçmek muhteşem bir deneyimdi. Kaplıcalardan tepelere Budapeşte, Berlin’den sonra Avrupa’nın ikinci büyük kenti. Nüfusu 2 milyonun üzerinde. János Dağı’nın üzerine kurulmuş olan Buda bölgesinde, sıcaklığı 38°C’ye varan yeraltı suları çıkıyor. Bu nedenle önemli bir kaplıca merkezi konumunda. Ayrıca şehirde Osmanlı döneminden kalma çok sayıda hamam bulunuyor. Zincirli Köprü’den geçip Buda’ya vardığımda, bölgede yer alan 20 en önemli tepeye çıkmak üzere yola koyuldum. Adını Macar Piskopos Saint Gellert’den alan Gellert Tepesi, şehrin önemli bir parçası. Buranın bir de öyküsü var: Macaristan’ın ilk kralı Szent İstvan, Gellert’in yardımı ile 1000 yılında halkına Hıristiyanlığı kabul ettirmiş. Ancak kral öldükten sonra halkın Hıristiyanlığı kabul etmemiş olan kesimi ayaklanmış ve Gellert’i bir fıçıya koyup bu tepeden Tuna Nehri’ne yuvarlamış. Gellert’in aşağıya düştüğü yere bir anıt inşa edilmiş. Gellert Tepesi’ne ufak ama çok şık bir füniküler ile çıkılıyor. İşte bu tepeden görünen Budapeşte manzarası o kadar görkemli ki, anlatılamaz ancak yaşanır. Kentteki bir başka önemli yapı, ünlü Parlamento Binası. Ülkenin en büyük binası olan yapı Tuna kıyısından tüm görkemiyle ziyaretçileri selamlıyor. 1884-1902 yılları arasında yapılmış olan binada tam 691 salon bulunuyor. Kutsal Macar Tacı da burada sergileniyor. Parlamento Binası ile ilgili ilginç bir bilgi; Macaristan’ın ilk merkezi ısıtma sistemi bu binada kullanılmış. İşte bu çok şaşırtıcı. Dedim ya Budapeşte’nin her yerinden, her yakasından tarih fışkırıyor adeta. İşte bir başka görkemli tarih sahnesi de Peşte yakasında yer alan ünlü Kahramanlar Meydanı’nda görülebilir. Hemen arkasında da Kent Parkı yer alıyor. Meydanın ortasında yer alan anıt, Macar kabilelerinin Karpat Havzası’nı ele geçirmesinin 1000. yılını temsilen dikilmiş ve 1896 yılında ziyarete açılmış. Ortadaki sütunun üzerinde yer alan bronz başmelek Cebrail figürü oldukça etkileyici. Hemen bunun altında yedi kabile reisinin heykeli yer alıyor. Heykeller iki yarım daire şeklinde sıralanmış ve çalışma, gönenç, savaş, barış, bilgi ve zaferi simgeliyor. Meydanın sağında Sanat Sarayı solunda ise Güzel Sanatlar Müzesi bulunuyor. Müzeyi ziyaretim sırasında denk geldiğim Cezanne sergisi gerçekten görülmeye değerdi. Macar mutfağına gelince o kadar ünlü ki değinmeden geçemeyeceğim. Hemen hemen her yemekte “paprika” denilen kırmızıbiberi kullanıyorlar. Hafif acı olan bu biber yemeklere çok hoş bir lezzet katıyor. En ünlü yemekleri olan gulaş aslında iki farklı yemeğe verilen isim. İlki bizim tas kebabına benzer bir yemek. Macaristan’a özgü sebze çorbası da gulaş olarak adlandırılıyor. Her ikisi de çok lezzetli. Macar salamının yanı sıra tavuk ve etten yapılan şnitzel de çok ünlü. Ve elbette nefis, tatlı Macar şarabı. Kesinlikle tadılmalı derim. Budapeşte’yi Macarlara özgü bir müziğe benzettim; Macar rapsodisine. Nedenine gelince, en ünlüsü Franz Liszt tarafından bestelenmiş olan bu rapsodi çalınması güç ama dinlenmesi çok zevkli, ulusal bir eser. Budapeşte de tıpkı bu rapsodi gibi başlangıçta dingin ve ağır ağır bir şehirken birdenbire coşkulu bir kente dönüşebiliyor. Özellikle de akşamları. Gündüz gördüğünüzden çok farklı, şıkır şıkır ve görkemli bir manzara ile karşı karşıya kalıyorsunuz akşam olduğunda. Bu da insanı çok şaşırtıyor. Ben Budapeşte’ye sonbaharda gittim.Yineliyorum, bu kente sonbahar çok yakışmış. Sarı yapraklar, zaten sarı rengin hakim olduğu bu güzelim şehre tıpatıp uymuş. Tarihi, etkileyici binaları, şık restoranları, unutulmaz doğası ve “mavi” Tuna’sı ile Budapeşte mutlaka görülmesi gereken yerlerden... havacılık Uluslararası yolcu trafiğine göre dünyanın en işlek 2. havalimanı; şehrin en büyük havalimanı olması nedeniyle yalnızca Londra’nın değil, İngiltere’nin de dünyaya açılan kapısı: Londra Heathrow Havalimanı. ounslow Heath bölgesinde küçük, kırsal bir yerleşim merkezi üzerine 1930 yılında kurulmuş olan Heathrow Havalimanı, ilk yıllarında özel Fairy Havacılık Şirketi tarafından yönetiliyordu. Uçak montajı ve test uçuşları için kullanılan Heathrow’da ilk seferler, I. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti. O dönemde, ulaşım ve ticaret için ana havalimanı olarak Croydon kullanılıyordu. Heathrow Havalimanı ise 1943 yılında, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin transfer istasyonu olarak kullanılmaya başlandı. 1944 yılında başlayan pist inşaatı, zamanla daha da geliştirildi; yeni havalimanı Wimpey İnşaat ve Heathrow Hamlet şirketleri tarafından inşa edildi. Havalimanına ilk sivil uçuş 1 Ocak 22 1944’te, Buenos Air tarafından, Lizbon üzerinden gerçekleştirildi. Resmi açılışı ise 25 Mart 1946’da, Lord Winster tarafından yapıldı. 16 Nisan 1946’da ise yabancı havayollarına ait ilk uçağın havalimanına inmesiyle sivil uçuşlara açıldı. İlk denizaşırı uçuş ise 28 Mayıs 1946’da, BOAC (British Overseas Airways Corporation) tarafından Avustralya’ya yapıldı. Bir yıl sonra, yetersiz kalacağı anlaşılarak mevcut olan 3 piste, 3 tane daha eklendi. Kraliçe II. Elizabeth’in 1955 yılında terminal binasının açılışını yaptığı Heathrow’un kontrol binasının faaliyete girmesi de aynı yıla rastlar. Bugün bu bina 2 numaralı terminal binası olarak kullanılmaktadır. 1961 yılında açılan Oceanic Terminal ise birkaç yıl sonra Terminal 3 adını aldı. Bugün havalimanının en yüksek kapasiteye sahip terminali olan Terminal 1 ise 1968 yılında açıldı. Heathrow’da hava taşımacılığı ise 1960 yılında, havalimanının güneyinde açılan kargo terminali ile başladı. Terminaller çoğalıp büyüdükçe, yayaların yürüyeceği mesafe de arttı. Bu duruma çözüm olarak 1970 yılında, havalimanı içine ilk hareketli yürüme yolları yapıldı. Havalimanındaki terminal sayısı, 1980’li yılların başlarında yolcu sayısının 30 milyonun üstüne çıkması üzerine artırıldı. Diğer 3 büyük terminalin yanı sıra 1986’da, Terminal 4 binası inşa edilerek British Airways’in kullanımına sunuldu. Londra Heathrow Havalimanı 1987’de, dönemin hükümeti tarafından İngiliz Hava Meydanları İşletmesi’nin kontrol ve yönetiminde özelleştirilerek işletme hakkı BAA Airports’a verildi. BAA, bu tarihten sonra Heathrow’da pek çok yenileme ve genişletme çalışması yaptı. Heathrow bugün uluslararası yolcu trafiği bakımından dünyanın en işlek 2. havalimanı; bu özelliğiyle, İngiltere’nin dünyaca en çok bilinen havalimanı olmayı hak ediyor. Açıldığı 1930 yılından bu yana büyüyen ve gelişen havalimanının 5. terminali de 2008 yılında açıldı. Bugün yıllık ortalama 67 milyon kişinin kul23 havacılık landığı Heathrow, Gatwick Havaalanı’yla birlikte, Londra’da yer alan 5 havalimanı arasında, şehir merkeziyle bağlantısı en iyi olan ve hava trafiği en yoğun uluslararası havaalanı. Bu iki yoğun havalimanını destekleyen Luton, Stansted ve London City havaalanları ise charter uçuşlarda kullanılıyor. Heathrow Havaalanı da Londra’daki diğer 5 havalimanı gibi BBA Aviation tarafından yönetiliyor. Havalimanında çok sayıda mağaza ve restoranın yanı sıra Anglikan, Katolik, Hindu, Yahudi ve Müslümanların ibadet yapabilecekleri özel inanç ve danışma odaları da bulunuyor. Havalimanının ayrıca kendine ait basın bir araştırma bölümü, özel TV ekibi ve fotoğrafçıları da var. Ayrıca, dünyaca ünlü pek gazete ve televizyon kanalının da Heathrow’da bürosu bulunuyor. 90 farklı havayolu şirketi tarafından kullanılmakta olan Heathrow Havalimanı’nın bulunduğu bölgenin kuzeyinde, Harlington, Harmondsworth, Longford ve Cranford; doğusunda, Harlow ve Hatton; güneyinde Doğu Bedfront ile Stanwell; batısında ise Colnbrook ve Berkshire yer alıyor. 170’in üzerinde farklı istikamete uçuş yapılan havaalanındaki uçuşların %43’ü uluslararası kısa, %46’sı ise uzun mesafe. Tek yöne en yoğun istikamet ise New York. 2010 yılında, Heathrow ile JFK ve Newark arasında, yaklaşık 8 milyon yolcu seyahat etmiş. Terminaller 1968 yılında açılan Terminal 1’de, 2005 yılında yeniden yapılandırma ve geliştirme çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalar kapsamında terminal binası ayrıca, içinde gidiş salonları, ek oturma alanları ve satış mağazaları bulunan bir ek binaya da sahip oldu. Yenileme ve geliştirme çalışmaları 2013 yılı boyunca da devam edecek. Yenileme ve geliştirme çalışmaları süren Heathrow Havalimanı’nın en eski yapısı olan Terminal 2’nin ise 2014 yılında yeniden hizmete açılması planlanıyor. 1955 yılında açılıp 2009 yılında tadilat nedeniyle geçici olarak hizmete kapatılan Terminal 2, bu çalışmalar tamamlandığında 30 milyon yolcu kapasitesine sahip olacak. 1955-2009 yılları arasında 216 milyon yolcuya hizmet vermiş olan Terminal 2’den, kapatıldığı tarihe dek yılda 8 milyon yolcu geçiş yapıyordu. Heathrow’dan denizaşırı, uzun mesafe uçuşlar yapılabilmesi için 1968 yılında açılmış olan Oceanic Terminal, yeni adıyla Terminal 3, 1970 yılında bir geliş terminali eklenerek genişletildi. Kargo pistine en yakın terminal olan Terminal 4 ise yapılan yenileme çalışmalarının ardından yaklaşık 45 farklı havayolunu karşılama kapasitesine ulaştı. Terminaller arasında en yenisi olan Terminal 5, bugün sadece British Airways tarafından, havayolunun global merkezi olarak kullanılmaktadır. Dünyaca ünlü havayolunun Türkiye uçuşları da bu terminalden yapılmaktadır. Yıllık 60 uçuş ve 30 milyon yolcu kapasitesi bulunan, 100’den fazla dükkan ve restoranı barındıran terminalin, 3800 araçlık çok katlı bir otoparkı da vardır.Terminal 1, 2 ve 3 birbirlerine ortalama 10 dakikalık yürüyüş mesafesindedir. 4 ve 5 numaralı terminallere ulaşmak için ise 15 dakikada bir kalkan trenler ya da terminaller arası dolaşan ücretsiz otobüsler kullanılmaktadır. 24 T2, Star AllIance üyesi uçakların kullanımına sunulacak Heathrow Havalimanı’nda devam eden yenileme çalışmaları kapsamında inşaatı devam eden ve 2014 yılında açılması planlanan Terminal 2, Star Alliance üyesi havayollarının kullanımına sunulacak. Terminal hizmete girdiğinde Star Alliance’ın havalimanındaki merkezi olacak. T2’nin modern, son teknoloji ürünü ve doğa dostu tasarımıyla ön plana çıkması bekleniyor. 2009 yılının ocak ayında İngiliz Ulaştırma Bakanlığı, Heathrow’a yeni bir terminal binası ve 3. bir pist yapılmasına karar verdi. Hükümet tarafından da desteklenen bu karar neticesinde devlet British Airways’i, bu yeni terminali planlama ve uygulama çalışmaları için teşvik etti. Bugün Heathrow Havalimanı’nda doğuya ve batıya uzanan 2 paralel ana pist ve 5 operasyonel terminal bulunmaktadır. Heathrow, CAA (Sivil Havacılık Otoritesi) tarafından verilen toplu taşıma ve uçuş talimatları eğitimi lisanslarına sahiptir. Ulaşım Avrupa ve Londra’nın en büyük havaalanı olan Heathrow’a dünyanın her yerindeki birçok büyük havaalanından direkt olarak ulaşmak mümkün. Uluslararası kodu LHR olan Heathrow, Londra’nın 24 km batısında yer alıyor. Heathrow Havaalanı ile şehir merkezi arasında ulaşım pek çok yolla sağlanabiliyor. En çok tercih edilen ve en ucuz olan ulaşım yolu ise Londra metrosu. Heathrow’da;Terminal 1 ve 3 içinde bir, Terminal 4 ve Terminal 5’te de birer tane olmak üzere 3 ayrı metro istasyonu vardır. Metro, yoğun saatlerde her beş dakikada bir, diğer zamanlarda ise her on dakikada bir sefer yapar. Yolculuk süresi yaklaşık 45 dakikadır ve metroyla şehrin hemen her yerine ulaşmak mümkündür. Havalimanından şehre ulaşımın diğer bir hızlı yolu, 15 dakikada bir kalkan ve yaklaşık 15 dakika yolculuk süresine sahip olan Heathrow Express Rail adı verilen trendir. Londra merkez ile havaalanı arasında en hızlı ulaşım şekli olan Heathrow Express’in yeraltı hızlı trenlerinden Picadilly Line hattı, direkt olarak Terminal 5’e bağlanmaktadır. Şehir merkezine, şehirlerarası otobüs şirketinin otobüsleri ya da şehir içi otobüslerle de ulaşmak mümkündür. Ulusal otobüs şirketi olan National Express, ülkenin diğer şehirlerine de servis imkanı sunmaktadır. 25 kültür Sözsüz tarihin sessiz tanıkları Türkiye’nin tarihi garları Dünyanın en “cool” tren istasyonları listesine giren Haydarpaşa’dan, Yılmaz Güney’in filmlerine sızan Adana Garı’na, ülkenin her tren evi, ayrı bir kavuşma, ayrı bir ayrılık öyküsü anlatıyor bizlere. Atlayın, bu hafif sarsıntılı zaman yolculuğuna beraber çıkalım! Edirne Garı on yıllarda pabuçları her ne kadar dama atılmış olsa da Türkiye garları, memleketin yakın tarihine sessizce tanıklık etmeyi sürdürüyor. Kimi zaman film platosu olarak kullanıldılar; kimi zaman hak arama mücadelelerine evsahipliği yaptılar. Nice kavuşmaya, ayrılığa; nice ümide ve hayal kırıklığına evsahipliği yaptılar. Cepheye giden askerlerin hüznünü ve mübadelenin acısını yaşadılar. Elbette hep ayrılık acısını değil, kavuşmanın telaşı ile mutluğunu da taşıdılar diyardan diyara. Türkiye’nin bugün artık “hızlandırılmış” vefa taşıyıcılarını, ülke çapında karşılayan garların bazılarını anmaya hazırsanız, yolculuğumuz başlıyor. Türkiye’de demiryolunun tarihi, Osmanlı’ya değin uzanır. 130 kilometrelik ilk demiryolu hattı 1856 yılında, bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla İzmir-Aydın arasına kuruldu. Bugün sayısı 76’yı bulan şeflik statüsündeki garların ilki de bunu takip eden yıl, İzmir’den Aydın’a uzanan hattın ilk resmi durağı olan Alsancak’ta kuruldu. Alsancak Garı veya eski adıyla Punta Garı’nın inşasına 1857’de, Vali Mustafa Paşa döneminde başlandı ve gar 1858’de hizmete girdi. Alsancak, gar statüsünde Anadolu’nun ilki olarak kayıtlara geçmiş olsa da, hemen yakınlarındaki Kemer İstasyonu, Alsancak Garı’ndan bir süre önce faaliyete geçmişti. İngilizler tarafından başlatılan ray döşeme işi 1857 yılında Kemer’e vardı. Ege’nin kara kapısı: Alsancak Garı Osmanlı döneminde ilk raylı sistemin bölgeye kurulması ise İzmir’in 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren önemli bir liman haline gelmesiyle açıklanabilir. Alsancak Garı dışında, Kemer’e de bir istasyon ve ekle depo rampası yapılmasının nedeni, İzmir’deki limana yük taşıyan deve kervanlarının, giriş noktası olarak Kemer ve civarını kullanmasından kaynaklanıyordu. İlk yıllarında sadece sundurma ve etrafındaki birkaç küçük işletme binasından ibaret olan Alsancak Garı, demiryolunun Aydın’a ulaşmasıyla artan yük trafiği karşısında yetersiz kalınca bugünkü Alsancak Limanı’nın olduğu bölgede yapılan depolarla genişletildi. Depoları, Kordonboyu’nun doldurulması ve bölgeye Fransızlar tarafından kondurulan Pasaport 26 Haydarpaşa Garı 27 kültür Alsancak Garı Haydarpaşa Garı Limanı takip etti. Demiryolu ile birlikte bölgeye yabancı akını da hız kazandı. Başta İngilizler olmak üzere pek çok zengin levanten aile bölgeye yerleşmeye başladı. İngilizlerin İzmir’de, özellikle bugünkü Buca ilçesini tercih etmesi, İzmir-Aydın Demiryolu Şirketi haricinde, özel girişimcilerin de bölgeye demiryolu hattı ve bir istasyon yapmasını beraberinde getirdi. Ege deniz ticareti ile kara ulaşımının birleştirilmesi noktasında stratejik öneme sahip olan Alsancak Garı ve yakınlarındaki merkez istasyonlar, Kurtuluş Savaşı sonrasında bile yabancı sermayenin elindeydi; nihayet 1935 yılında TCDD’ye geçti. Başı dumanlı Haydarpaşa Osmanlı dönemi demiryolları, Fransa ile Kuzey Yunanistan, Batı ve Güney Anadolu ve Suriye’de; İngiltere ile Romanya, Batı Anadolu, Irak ve Basra Körfezi’nde; Almanya ile de, Trakya, İç Anadolu ve Mezopotamya’da genişlerken İstanbul Hükümeti ise Hindistan ticaret yollarını Bağdat üzerinden Avrupa’ya bağlama amacıyla harekete geçer. Böylece Türk demiryollarının belki de en sembolik garının, Haydarpaşa’nın inşası başlar. Bağdat demiryollarının başlangıç noktasına görkemli bir yapı inşa etmeyi arzulayan Sultan II. Abdülhamid, halen İstanbul’un önemli turizm noktalarından biri olan Haydarpaşa Garı’nın tasarımı için iki Alman mimar, Otto Ritter ve Heltmuth Cuno ile anlaşır. Alman ustaların yanı sıra, İtalyan taş ustalarının da çalıştığı Haydarpaşa Garı’nın temelinde Hereke’den getirilen 28 Adana Garı pembe granit ile Lefke’den getirilen taşlar kullanılır. İnşasının başlamasından iki sene sonra, 1908’de faaliyete geçen Haydarpaşa’nın büyük bir kısmı, 6 Eylül 1917’de, deposundaki cephanelere yapılan bir sabotaj sonucu yandı ve büyük hasar gördü. Garın atlattığı bir diğer felaket ise 1979’da Haydarpaşa açıklarında meydana gelen gemi kazası sonucunda kurşun vitraylarının erimesi oldu. İlerleyen yıllarda aslına uygun olarak yeniden onarılan Haydarpaşa, 1983 yılının sonlarında da bir restorasyondan geçti. Fakat bu, içerisinde tarihe tanıklık etmiş bir lokantayı da barındıran garın geçirdiği son felaket değildi. En son 28 Kasım 2010’da, nasıl çıktığı şüpheli bir yangın sonucu çatısı çöken garın dördüncü katı halen kullanılamaz haldedir. Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi kapsamında İstanbul-Eskişehir bölümündeki demiryolu çalışmaları nedeniyle, 1 Şubat 2012’de, gardan yapılan ülke çapındaki tren seferlerine 24 ay süreyle de ara verilmesiyle tamamen sembolik bir hale gelmiştir. Amerikan internet gazetesi Huffington Post’un “Dünyanın En Cool 11 Tren İstasyonu” arasında da yer alan Haydarpaşa, bugün teknik olarak işlevsiz hale getirilmiş olsa da, garın Avrupa yakasındaki muadili Sirkeci Garı varlığını nispeten sürdürmeye devam etti. Yine Sultan II. Abdülhamid dönemi eserlerinden biri olan Sirkeci Garı, TCDD’nin Haydarpaşa ile birlikte İstanbul’daki iki ana istasyonundan biriydi. Tasarımı yine Alman bir mimar, August Jachmund tarafından yapılan garın yapımında granit mermerin yanı sıra, Marsilya Aden’den getirilen taşlar da kullanıldı. İnşa edildiği yıllarda denize çok yakın olan Sirkeci Garı, geçen zaman içinde büyük bir değişime tanıklık ederken, içinde bulunan Gar Lokantası, tıpkı Haydarpaşa’daki benzeri gibi 1950’li ve 1960’lı yıllarda tanınmış yazar, gazeteci ve diğer şahısların buluşma noktası oldu. Senelerce Orient Express, ya da Türkiye’de daha çok bilinen adıyla Şark Ekspresi’nin yolcularını karşılayan tarihi gar halen, 300’ün üzerinde kültür varlığına evsahipliği yapan İstanbul Demiryolu Müzesi’ni de bünyesinde barındırıyor. Adana’da “Umut” TCDD’nin merkez istasyonu olan Ankara Garı ise yıllar boyu bir yandan hamal pazarlarıyla öte yandan devlet büyükleri de dahil, onlarca tanınmış isme hizmet etmiş Gar Gazinosu ile anıldı. Anadolu Demiryolları’nın bir istasyonu olarak 1892 yılında yapılan başkent garının inşası 4 Mart 1935’te başladı, 30 Ekim 1937’de tamamlandı. Ankara Garı, o güne değin adı hiçbir projede anılmamış olan Bayındırlık Bakanlığı mimarlarından Şekip Akalın tarafından art deco tarzında tasarlandı. Bugün gar binası içerisinde Atatürk Konutu, Demiryolları Müzesi, Ankara Açıkhava Buharlı Lokomotif Müzesi, TCDD Demiryolu Müzesi ve sanat galerisi gibi unsurlar yer alıyor. Demiryolu işçisi bir babanın oğlu olan Kemal Varol’un, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Memleket Garları” adlı derlemesinde, Orhan Kemal’in kahramanlarının yanı sıra Yılmaz Güney’in “Umut” filmine de evsahipliği yaptığı hatırlatılan Adana Garı’nın inşası ise yine Cumhuriyet öncesinde, 1912 yılında tamamlandı. Şehir merkezindeki Sular mevkiinde, Uğur Mumcu Meydanı kıyısında bulunan Adana Garı, bugün halen kentin önemli politik ve resmi etkinliklerine tanıklık ediyor. Karaağaç’tan Kurtalan’a... Varlığını halen sembolik de olsa sürdüren ve yine Sultan II. Abdülhamid döneminde yaptırılmış olan Edirne’deki Karaağaç Garı ise günümüzde,Trakya Üniversitesi Rektörlük Binası olarak kullanılıyor. Sirkeci Garı örnek alınarak yapılan Edirne Garı, Şark Demiryolları Şirketi adına Mimar Kemalettin Bey tarafından neoklasik üslupta; üç katlı, dikdörtgen planlı ve 80 m uzunluğunda inşa edildi. Lozan Antlaşması sonucu Yunanistan’ın Türkiye’ye savaş tazminatı olarak verdiği Karaağaç, yeniden ülke sınırlarına dahil olunca, tren istasyonu da 1930 yılında yeniden işletmeye açıldı. Ne var ki, Rumeli Demiryolları’nın büyük bir bölümü, Cumhuriyet döneminde ülke sınırları dışında kaldı.Trenler İstanbul’dan Edirne’ye ulaşmak için Yunanistan topraklarına girmek zorunda kalıyordu. Bu yüzden yeni bir demiryolu hattı inşası başlatıldı. Ağustos 1971’de, Pehlivanköy-Edirne arasındaki yeni demiryolu hattının açılması ve kent içinde yeni gar binasının hizmete girmesinden sonra Karaağaç İstasyonu’nun önündeki raylar söküldü. Türk-Yunan sınırının çok yakınında bulunan bina, 1974 yılındaki Kıbrıs Olayları sırasında ileri karakol olarak da kullanıldı. Yukarıda sıralanan belli başlı garların yanı sıra, hızlı-yavaş tüm trenler, zorlu kış koşullarında; kentin evsizlerine kucak açan Erzurum, yakın tarihi boyunca birçok hak arama mücadelesine tanıklık eden İskenderun; şehre yük olduğu düşünüldüğü için kent dışına taşınan ve bugün akıbeti halen soru işareti olan Diyarbakır, bir dönem mübadele merkezi olarak kullanılan Hadımköy ve elbette her yolculuğun içinden geçtiği Eskişehir ile bittiği Kurtalan garlarını ziyaret etmeye devam ediyor. 29 havacılık uçak içi tasarımında bir devrim Yazı: Şebnem BAYEZİT Ticari ve Yer Hizmetleri Eğitmeni ava taşımacılığı, zamanı satın alabildiğimiz büyük bir buluş. Kimi yolcunun seve seve, kimi yolcunun biraz korka korka, kimi yolcunun ise heyecanla tercih ettiği ulaşım aracı. Peki her yolcunun korkusu ya da tedirginliği, havada olup ayaklarının yerden kesilmesi midir? Havayollarını tercih eden yolcu çeşitleri içinde fiziksel veya ruhsal bir rahatsızlığı nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlı yolcular da yer almaktadır. En iyi havayolları içinde olabilmenin şartlarından biri de herhangi bir nedenden dolayı hayatlarını tekerlekli sandalye kullanarak geçiren kişilere uçakla seyahatleri sırasında kaliteli ve güvenli hizmet verebilmektir. Uçak içi tasarımcısı olarak bilinen Paul Priestman sökülebilir tekerlekli sandalye dizayn etti. Peki şu anda verilen hizmet nasıl? Hareket kabiliyeti tamamen kısıtlı yolcular uçakla seyahatleri esnasında bu iş için görevli personeller tarafından tekerlekli sandalye ile terminalden uçağın kapısına kadar götürülür. Uçağın içinde koridorların arasından geçebilecek uçak içi tekerlekli sandalye diye adlandırılan bir başka sandalyeye nakil edilir. Görevli personellerin yardımı ile yolcu tekerlekli sandalyeden uçaktaki koltuğuna oturtulur. Bu işlemlerin uçaktaki diğer yolcular uçağa alınmadan önce yapılması gerekmektedir. Uçak iniş yaptıktan ve tüm yolcular uçağı terk ettikten sonra iniş yapılan meydanda bu iş için görevli olan personel uçağa çıkar hareket kabiliyeti kısıtlı olan yolcuyu yine koltuğundan uçak içi tekerlekli sandalyeye alır. Uçağın kapısında daha geniş bir başka tekerlekli sandalyeye yine görevli personellerin yardımı ile nakil edilir ve bundan sonraki bagaj teslim işlemleri, varsa pasaport işlemleri için yolcuya terminalden 30 çıkış yapana kadar yardımcı olunur. Koltuktan sandalyeye ve sandalyeler arası bu taşıma esnasında yolcuların bir kısmı zaman zaman tedirgin olduklarını dile getirmektedirler. Ayrıca bu yolcuların bir kısmı hava yolları ile seyahat ederken özel ihtiyaçlarından dolayı da ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmaktalar. Özellikle küçük havayolları ile seyahat eden yolcular 2. sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini belirten şikayetlerde de bulunmaktalar. Bazı ülke vatandaşları ülkelerindeki yasal koruma sayesinde bu uygulamaların yanlış yapılmasını havayollarına dava açarak düzeltmeye çalışmaktalar. Sökülebilir tekerlekli sandalye dizaynı Paul Priestman’ın sökülebilir tekerlekli sandalye dizaynı, belki de bu yolcuların uzun ve bir o kadar da tehlikeli olan bu nakillerine mükemmel bir çözüm bulmuş olabilir. Kabin içindeki özel dizayn edilmiş olan bu koltuk iki ana bölümden oluşmakta. Bir iskelet ve iskelete monte edilebilen ve iskeletten sökülebilen minderli ikinci bir bölüm. Sökülebilen bölüm aynı zamanda tekerlekli sandalye işlevini görüyor ve tekerlekleri 360 derece dönebilme özelliğine sahip. Bu sayede yolcu zaten uçak içindeki sökülür-takılır bu bölüm ile koltuğuna taşınabilecek, yolcu koltuktan koltuğa kucaklanarak değil de hem koltuktaki hem de bu koltuğun monte edilebilir iskelet bölümündeki sürgüler sayesinde yerinden hiç hareket ettirilmeden, tekerlekli sandalye olarak kullanılan bölümün ana iskelete monte edilmesi ve kilitli duruma getirilmesiyle seyahatini gerçekleştirebilecek yine seyahati sonlandıktan sonra aynı şekilde uçak içini terk etmesi sağlanabilecek. Sn. Paul Priestman’a katkılarından dolayı teşekkürler. Teknolojinin nice güvenli uçuşlar için kullanılması dileğiyle... teknİk çak bakımında ahribatsız muayene Yazı: Mehmet ErteK Mühendis (Non-destructive Testing - NDT) Parçalar tahrip edilmediği için hurdaya ayrılma durumu yoktur. Aynı parçaya farklı testler uygulanabilir. Parça dağıtılmadan kontrol edilebilir. Test cihazları taşınabilir olup taşınamayan parçaların kontrolü yapılabilir. Günümüz teknolojisinde tahribatsız muayene, amaçları aynı olsa da NDT (Non-destructive Testing), NDE (Nondestructive Evaluation) ve NDI (Non-destructive Inspection) gibi isimler almaktadır. Tahribatsız muayene özellikle uçak bakım alanında, hem sivil hem de askeri hava taşıtlarının bakım ve servis sürelerinin azalması açısından oldukça önemlidir. Parçaların boyutları ve geometrik şekilleri ne olursa olsun tahribatsız muayene ile kontrol edilebilmektedir. Bu yöntemle gerek uçak yapısı gerekse uçak parçalarının ömrünün uzaması sağlanmış olur. Ayrıca doğru ve güvenilir kontrollerin sonucunda uçak kazaları da en aza indirilir. Kullanılacak bütün malzeme ve parçaların tahribatlı olarak denenmesi düşünülemeyeceğine göre, bunların bütününü temsil eden yalnız bir veya birkaç tanesi üzerinde yapılan muayenelerden elde edilen sonuçların, geri kalanlar için de aynı olduğunu kabul etmek her zaman mümkün olmaz. Tahribatlı tekniklere dayandırılmış birçok muayene programında sonuçlarda önemli ölçülerde belirsizlik gözlenmiştir. NDT nedir? Malzeme üzerindeki kusurların ve boyutların, o malzemeye zarar verilmeden kontrol edilmesidir. Tahribatsız muayene yöntemlerinin aksine, muayene uygulanan malzeme veya ürünlerin tekrar kullanılması olanaklarını ortadan kaldıran veya kısmen yok eden tekniklere, “tahribatlı muayene teknikleri” adı verilir. Bu teknikler; çekme, basma, burulma, eğme, yorulma, sürünme ve korozyon gibi parçayı tahrip ettikten sonra sonuç veren tekniklerdir. Yani bu teknikler malzemelere hasar verilerek yapılır. 32 Önemi Tahribatsız oluşu ve tahribatlı yöntemlere göre daha hızlı olması, bu yönetimin hemen hemen her alanda yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır. Tahribatsız muayene uygulamaları üretim anında sistemler durdurulmadan da yapılabilir ve çoğu uygulamada sonuçların test esnasında alınmasından dolayı tercih nedeni olmuştur. Malzeme kusurları Malzemeler, üretim esnasında ortaya çıkan çeşitli problemler nedeniyle istemeyen kusurlara sahip olabilir. Bunlar, malzemenin görevini yaparken problemler oluşmasına neden olur. İki çeşit kusur vardır: - Hatalar: Bir süreksizlik belirtisi tolerans ve malzeme speklerine göre “Kabul edilemez” olarak tanımlanıyorsa, buna “hata” denir. - Süreksizlik: Çalışma şartlarında parçanın performansını etkilemiyor ve “Kabul edilebilir” olarak değerlendiriliyorsa, buna “süreksizlik” denir. Yöntemler ve uygulama alanları Bütün tahribatsız test yöntemleri iki esas fonksiyonla tanımlanır. Bunlardan biri “nüfuziyet”, diğeri de “algılama fonksiyonu”dur. Nüfuziyet fonksiyonu, nüfuz edici elemanın test malzemesi içerisine girici ve fiziksel süreksizlikleri algılama elemanına aktarılmasıdır. Algılama elemanı ise nüfuz edici elemandan aldığı bilgileri test operatörünün algılayacağı bilgiler haline getirir. Örneğin radyografide malzemeye nüfuz edici eleman radyasyon, algı- layıcı eleman ise radyografik filmdir. Film üzerindeki bilgiler kimyasal işlemlerden sonra gözle algılanabilir belirtiler haline gelir. Tahribatsız muayene yönetimlerini açıklamadan önce süreksizliklerin malzeme içindeki konumlarını incelersek, tahribatsız muayene yöntemlerini daha iyi sınıflandırabiliriz. Malzemedeki süreksizlikler üç şekilde olabilir. Bunlar: - Yüzeydeki süreksizlikler: Yüzeyle bağlantısı olan veya yüzeye açık olan süreksizliklerdir. - Yüzey altında veya yüzeye yakın: Yüzeye yakın süreksizlikleri kapsar. - Malzeme içindeki: Her iki yüzeyden uzak olan süreksizliklerdir. Yüzey yöntemleri, malzemelerin yüzeyinde ve yüzey altında, yüzeye yakın bulunan süreksizlik/hataların tespitinde uygulanır. Hacimsel yöntemler, malzemedeki test bölgesinin tamamına nüfuz etmek suretiyle hataların algılanmasını sağlar ve aşağıdaki yöntemleri kapsar. Süreksizliklerin tip, boyut ve konumlarını belirlemek için her yöntem farklı tekniklerle uygulanabilir. Ayrıca birleşik yöntem adı verilen akustik (ses dalgalarıyla) ve termografik (sıcaklıkla) yöntemlerle de tahribatsız muayene yapılmaktadır. Gelecek sayımızda görüşmek dileğiyle. Esen kalın. 33 havacılık Söyleşi: Elif ARSLAN lışmakta olan Nermin Hanım’la evlendim. Sektörde teknisyen olarak kaç yıl emek verdiniz, hangi bölümlerde görev aldınız? THY’de 1985-1991 yılları arasında uçak elektrik teknisyeni olarak çalıştım. Çok sayıda ve farklı uçak tiplerinin büyük bakımlarında bulundum. Teknisyen olarak yurtiçi ve yurtdışı birçok görevde yer aldım ve bunlar çok güzel, unutulamayacak günlerdi benim için. Eğitmenlik düşüncesi nasıl ortaya çıktı; bunun için bir öneri mi geldi size? MNG Havayolları Teknik Eğitmeni Erkan Argan: “Eğitime yatırım yapmak çok önemli” Uçaklara gönül, havacılığa yıllarını vermiş, uçak teknisyenliğinden eğitmenliğe havacılığın pek çok alanında görev yapmış olan, bugün ise MNG Havayolları Teknik Eğitim Departmanı’nda eğitmen olarak genç meslektaşlarımızla bilgi ve deneyimlerini paylaşan Erkan Argan’la keyifli bir söyleşi yaptık. rkan Bey, uzun yıllar havacılığa emek vermiş biri olarak sizi tanıyor olsak da birkaç cümleyle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 4 Nisan 1956’da İstanbul’da doğdum ve eğitimimi İstanbul’un çeşitli semtlerinde tamamladım. Uçaklar, daha çocuk yıllarımda ilgi alanıma girmişti. Onları çok merak ediyordum. Biz Fatih’te otururken evin üzerinden iniş yaparlardı. Bazı hafta sonlarında ise rahmetli babam ve ben, Yeşilköy’deki havaalanına uçakları izlemeye giderdik. O zamanlar terminal binasının bir seyir terası vardı; oradan uçakların iniş-kalkışlarını, büyük bir mutlulukla izlerdim. 34 Peki havacılık sektörü ile nasıl tanıştınız? Benim havacılık sektörü ile tanışmam, THY’nin 1980 yılında vermiş olduğu bir gazete ilanı ile oldu. İlanda,THY’de çeşitli bölümlere teknisyen alımı yapılacağı yazıyordu; büyük bir umutla başvurmuştum. Fakat 12 Eylül darbesi nedeniyle alımların durdurulduğu söylendi; bir hayli üzülmüştüm. B kapısından geri döndük. THY olmayınca otomotiv sektöründe çalışmaya başladım ama aklım hep havacılıktaydı. 1985 yılında şans yüzüme güldü. Mart ayında B kapısından içeri girdim ve o zamanki adıyla Uçak Elektrik Atölyesi’nde işe başladım. İşe başladığımda dünyalar benimdi... THY bana güzel bir meslek kazandırmanın yanı sıra bir de eş kazandırdı ve EBI’de ça- Bana direkt olarak herhangi bir öneri gelmedi. Yurtdışında Cidde görevinde iken, çalışma sisteminin değişeceği haberini aldım; haftalık vardiya sisteminin gelmesi sözkonusuydu. Bu benim pek sıcak bakamayacağım bir durumdu. Gerçekten de Cidde görevi bitip İstanbul’a döndüğümde, kendimi bir anda birer haftalık vardiya sisteminin içinde buldum. Yeni evlenmiştim ve eşim çalışıyordu. Bu yüzden vardiya sistemi bizi zorluyordu. Bir gün Uçak Elektrik Atölyesi’nde bir ilan gördüm. Teknik Eğitim Departmanı’na, gerekli koşullara sahip bir personel aranıyordu. Bu ilana başvurdum ve eğitim maceram bu şekilde başladı. THY’de uzun yıllar teknik öğretmen ve teknik eğitim şefi olarak görev yaptım; pek çok yeni meslektaşıma bildiklerimi aktardım. THY ailesinden 2006 yılında emekli oldunuz. Ama havacılık pek çoğumuzda olduğu gibi sizin için de vazgeçilmez oldu sanırım. Şu anda MNG Teknik Eğitim Departmanı’nda eğitmenlik görevinize devam etmektesiniz. Nasıl bir duygu emekli olup da bu işten vazgeçememek? THY ailesinden, en verimli dönemimde, 2006 yılının şubat ayında emekli olmak zorunda kaldım. Fakat taşlar yerli yerine öyle güzel oturdu ki tam bu sıralarda MNG, teknik eğitim departmanını kurdu ve MNG’de işe başladım. Ben bu işi halen aynı heyecan ve disiplinle yapıyorum. Bu işi MNG’de yapıyor olmaktan da son derece mutluyum. Yurtdışında ve yurtiçinde eğitimler veriyorum; nasipse çalışma hayatımı MNG’de sonlandıracağım. Yazlığınızda bahçe işleri ve balık tutma vb. uğraşlarla ilgileniyorsunuz. Sanırım bunlar bütün yorgunluğunuzu alıyor. Kuzey Ege, Çandarlı’da bahçeli, mütevazı bir evim var. Sabah erkenden kalkıp bahçeden taze sebze-meyve toplamak, çimleri sulamak ve biçmek zevk alarak yaptığım şeyler. Ayrıca balık da tutuyorum; daha ne olsun! Yazlığınız İstanbul dışında. Ben Türkiye’de, Ege Bölgesi’ni daha çok seviyorum. Siz de Ege hayranı mısınız? Evet, Ege benim vazgeçilmezlerim arasında. Ancak Ege’nin kuzeyinde iklim, güneyine göre farklı. Güney kavrulurken Çandarlı’da her zaman, doğal klima görevi gören tatlı bir rüz- gar vardır. Ayrıca koyu mavi deniz, çoğu zaman serindir ama pırıl pırıldır. Teknisyenlik ve eğitmenlik hayatınız boyunca üstlendiğiniz görevler arasında, en çok hangisini kendinize yakın buldunuz? Bu soruya şöyle cevap vereyim; ben teknisyenlik hayatımda da bildiklerimi arkadaşlarıma aktarır ve onları bilgilendirirdim. Eğitmen olduktan sonra iş tarifiniz değişiyor; asıl işiniz eğitmenlik oluyor. Bilgi aktarırken daha donanımlı ve teknik olma zorunluluğu başlıyor. Eğitmenlik yaparken mi, teknisyenlik yaparken mi kendinizi daha çok geliştirdiniz? Bana göre teknisyenliğin bir sonraki kademesi eğitmenliktir. Böyle olunca kendinizi daha fazla geliştirmek zorundasınız; konuya daha fazla hakim olmak, farklı bakış açıları geliştirmek ve eğitimle ilgili gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor. Özetleyecek olursak “nasıl” ve “neden” sorularını cevaplayabilmek gerekiyor. Eğitimcilikte kendinizi daha fazla geliştirirsiniz ama hiçbir zaman tamam diyemezsiniz; sürekli gelişim esastır. Teknisyenlik sürecinde yaşamış olduğunuz ilginç bir olayı bizimle paylaşır mısınız? B727 uçağının birinde çalışıyorduk ve o zamanlar. Şimdiki gibi telsiz bolluğu yoktu; bağırarak iletişim kuruyorduk. Arkadaş kokpitte, ben de aşağıdaydım. Üzerinde çalıştığımız arızada, iniş takım kolunun (landing gear lever) pozisyonu önemliydi. Arkadaşa bağırdım, iniş takım kolu nerede, diye. Verdiği cevap şöyleydi: “Kokpitte”. O zaman bayağı güldük tabii. Hızla gelişen teknolojiyle birlikte eğitimde, havacılık sektöründe de iyi seviyelere gelindi. Teknisyen kökenli bir eğitmen olarak sizce eğitim alanında, daha başka neler yapılabilir? Eğitimde teknolojiyi en ileri düzeyde kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Mesela şu anda bildiğim kadarıyla THY, MFTD (Maintenance Flight Training Device) 3D desteğini kullanıyor. Buna benzer yeni nesil teknolojileri kullanmak gerekiyor ve bence en önemlisi, eğitimi geri hizmet olarak görmemek. Eğitime yapılan yatırımı boş bir yatırım olarak algılamamak gerekiyor. Bize değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür etmeden önce bu mesleğe gönül vermiş biri olarak bizlere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? Yıllar sonra böyle bir söyleşi için aranmak benim için gerçekten çok önemli ve gurur verici. Daha önce de UTED yönetimleri tarafından, az da olsa bu tarz söyleşiler yapılıyordu. Fakat gördüğüm kadarı ile sizler bu konuya daha bir önem veriyorsunuz. Sizlere şahsım adına teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca bize emeği geçen ve bu meslekte buralara gelmemizde katkısı olan tüm ustalarıma ve ağabeylerime buradan saygılarımı sunuyorum. 35 bİLİM Son on yılın en önemli bilimsel devrimleri NELER OLUYOR HAYATTA! Geride bıraktığımız 10 yılın, insanlık tarihinin belki de en hızlı bilimsel gelişmelerinin kaydedildiği bu bol türbülanslı çağın en önemli keşif ve icatlarını sizler için derledik. eknoloji, “doğanın zihni”ne uzanan bir insan elidir. Bizim birer “icat” olarak selamladığımız her şey, gerçekte doğanın herhangi bir özelliğinin geliştirilmiş bir imitasyonudur. Leonardo da Vinci, modern havacılık sektörünün artık sonsuz çeşitlilikte bir oyuncağa çevirdiği uçakların ilk çizimlerini yaparken kuşlardan esinlenmişti. Tekerleği bulan atalarımızın da dağlardan yuvarlanan yumru biçimli kayalardan etkilendikleri düşünülüyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. İnsanoğlu, doğanın kimi zaman ustaca bir gizemle örttüğü bazı yasalarını geliştirip kendi yaşamını kolaylaştıracak icatlara çeviriyor. Ve bu keşif ve icatlar, tıpkı üslü sayılar gibi baş döndürücü bir hızla artıyor. Yüzyıllar içinde sağlanan teknik ilerleme, günümüzde neredeyse birkaç günde gerçekleşiyor. Bu ivme, artık durdurulamaz olan bu güç, insanlığı yepyeni ufuklara taşıyor. Biz de sizler için geride bıraktığımız 10 yılın, insanlık tarihinin belki de en hızlı bilimsel gelişmelerinin ya36 şandığı bu yüksek türbülanslı çağın en önemli keşif ve icatlarını derledik. İşte günümüze damgasını vuran ve yarının çok daha büyük icatlarına yol veren, devrim niteliğindeki bilimsel gelişmeler... 1. Büyük hadron çarpıştırıcısı NEREDEN GELDİK NERELERE GİDECEZ! İsviçre’nin Cenevre kentindeki bir yeraltı tünelinde “yüzyılın en büyük deneyi” olarak kabul edilen bir araştırma gerçekleştiriliyor. 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan “Big Bang/Büyük Patlama” ortamının yaratılmasının amaçlandığı deney sırasında, zıt yönlerde yol alan iki hadron ışınının, yeterli hıza ve enerjiye ulaşınca çarpışmalarına izin verildi. Bu deney sonunda aranan “higgs bozonu” yani “evrenin başlangıcı”nda var olduğu düşünülen “karanlık madde”nin varlığı ispat edilebilirse hem gezegenimizin geçmişi hem de geleceği açısından önümüzde olağanüstü ufuklar açılacak. Belki de insanlık, kendini var eden yaşam koşullarını yeniden oluşturabilecek. Geçen yıl ilk kez çalıştırılan atom çarpıştırıcısı teknik bir arıza yüzünden kapatıldı. Asıl büyük çarpıştırma ise gerekli hazırlıkların yapılmasının ardından 2013’te gerçekleştirilecek. Ve belki de böylelikle, insanlık tarihinin en kadim bilgilerinden birine ulaşılacak. 2. Kök hücrede devrim TANRIM BENİ BAŞTAN YARAT Kendilerini çoğaltarak doku ve organlarımızı meydana getiren, “üreme yeteneğine sahip” kök hücrelerle ilgili çalışmalara, özellikle dini çevrelerden önemli itirazlar geliyordu. Ama Japon bilim adamı Şinya Yamanaka, kasım 2007’de, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini kanıtladı ve gelecek için çok önemli bir kapıyı ardına kadar açtı. Yamanaka, farelerden alınan deri hücreleri üzerinde genetik oynama yaparak insan kök hücresine ulaştı. Vücuttaki 220 hücre tipinden herhangi birinin sayısız kopyasını oluşturma yeteneğine sahip kök hücreler gibi davranmaya başlayan bu “yapay” hücreler, başta kanser olmak üzere neredeyse tüm hastalıkların tedavisinde ve yakın gelecekte, eksik organların yeniden türetilmesinde bile kullanılabilecek. 3. Organ nakli ve düşünceyle çalışan protez YENİ BİR KOL İSTER MİSİNİZ? Türkiye’de de son derece yaygın ve başarılı örnekleri gerçekleştirilen organ naklinde son 10 yılda yaşanan gelişmeler, tam kol ve bacak nakli de dahil olmak üzere, daha önce ancak “Frankenstein” gibi bilim kurgu filmlerinden gördüğümüz türden olanaklar sağlıyor. Günümüzde bu tıbbi tekniğe, mekanik bilimi de sıradışı bir katkı sağlıyor: Beynin fizyolojisini belirleme noktasında son on yılda atılan dev adımlar, bedensel hareketlerin kontrolü sırasında beyinde oluşan “elektromanyetik akımları” da tespit etmemizi sağladı. Ve Kuzey Carolina Üniversitesi’ne mensup bilginler, beyne yerleştirdikleri elektrotlar sayesinde hareket sağladılar. Nihayet 2009’da İtalyanlar, kolunu trafik kazasında kaybetmiş bir insanın sinirlerine bağlı mekanik bir kolu hareket ettirmesini sağladı. Uzuvlarını kaybetmiş veya felçli hastalar için ufukta umutlu bir gelecek var artık. 4. Mars’ta su KIZIL GEZEGEN’DE TARIM DÜŞÜ Kızıl Gezegen Mars’ta su bulunduğu iddiası doğrulandı. NASA, uzay aracı Phoenix’in, suyun varlığını kanıtlamakla kalmadığını, 37 bİLİM teknikle bağlanılıyordu. Telefon hattınız daima açık ve bilgisayarınız da modeme, bir kablo ile sürekli bağlı olmalıydı. Ama bugün “Wi-Fi” adı verilen teknoloji sayesinde artık evlerimizde, ofislerimizde, restoranlarda, kafelerde, şehirlerarası otobüslerde, alışveriş merkezlerinde, vapurlarda ve hatta uçaklarda bile internete kablosuz bağlanabiliyoruz. Bu, internetin artık sınır tanımayan bir fenomen olması ve bünyesindeki geleceğe dönük yeni olanaklarla birlikte çok daha yaygın kullanılması anlamına geliyor. “Wireles fidelity (kablosuz bağlantı alanı)”nin kısaltması olan Wi-Fi, deneysel olarak ilk kez 2000 yılının ocak ayında kullanıldı ve günümüzün en yaygın internet erişimi yöntemi haline geldi. i, nesneleri ib g i k a ’d r e t Harry Pott n bir teknolojinin ica e il ar kılab e laboratuv görünmez d r le n ü g u ş nu edildiğini ve t aşamasında olduğu tes ortamında, ek ne dersiniz? söyles suya temas da ettiğini açıkladı. 2012’nin mayıs ayından itibaren, Mars yüzeyini mekanik kolunu kürek gibi kullanarak inceleyen robotun, gezegenin daha önce tahlil edilmemiş bölgesinde suyla karşılaştığı belirtildi. Bu, bir başka eski insanlık düşünün gerçekleşme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Kızıl Gezegen’de suyun varlığı, daha ileri düzeyde yapılan araştırmalar sayesinde, bu gezegende “koloniler kurarak” yerleşmeye dönük Hollywood menşeli ütopyanın gerçek olabileceği ümitlerini hiç olmadığı kadar yeşertti. 5. En hızlı elektrikli otomobil FAZLA OTOMOBİL ŞARJI OLAN VAR MI? Gezegenimizin hem doğal bütünlüğünü hem de barış ve huzurunu en çok tehdit eden konulardan biri de “enerji ihtiyacı” ve enerji kaynaklarının paylaşımına ilişkin sorunlar. Sanayi Devrimi ve sonrasında yaygın olarak kullanılan ve günümüzde mekanik cihazlar için bir tür “bağımlılık” oluşturan fosil yakıtların terk edilmesi, bu açıdan çok önem taşıyor. İşte elektrikli otomobiller, bu sorunun gündelik yaşamdaki çözümü için önemli bir alternatif sunuyor. 2003 yılında lansmanı yapılan ve saatte 200 km sürate ulaşabilen elektrikli otomobil Tesla Roadster’in motoru sadece 52 kg; satış fiyatı ise 100 bin dolar! 38 8. Google 6. Görünmezlik pelerini ÜSTÜNDE NE VAR? Alışılmışın dışında optik özellikler taşıyan birtakım malzemeleri sentezleyen fizikçiler, ışığı yönetmenin ve yönlendirmenin yeni yöntemlerini keşfetti. Bilim insanları, çözünürlük üzerindeki temel sınırları ve bildik fizik kurallarını aşan mercekler yarattı. Bu sıradışı gelişme, “insanlık denen çocuk”un oyunlarındaki hayallerden birine “gerçekleşme fırsatı” sunuyor. İnsanoğlu, üstüne özel bir kıyafet giyerek ya da bir sıvı sürerek “görünmez” olmayı uzun zamandır hayal ediyordu. Askerî taktikler ve gündelik yaşam açısından istismara ve tehlikeli sonuçlara yol açamaya müsait olan bu gelişme, Harry Potter’daki gibi nesneleri görünmez kılabilen bir pelerini mümkün kılacak. Günümüzde bu süreçte öyle bir noktaya gelindi ki görünmezlik, laboratuvar ortamında başarıldı bile. 7. Wi-Fi teknolojisi ELEKTRİK, SU, DOĞALGAZ VE İNTERNET 90’lı yıllarda internete, “dial-up modem” adı verilen ve “çevir sesi” denilen o cızırtılı melodisiyle akıllarda yer eden bir HAZRETE BİR SORALIM BAKALIM Arama motorları, internetin uçsuz bucaksız dünyasında istediğimiz bilgiyi bulmamıza yardımcı oluyor. Devasa bir yığın oluşturan internet bilgisi denizinde yüzerken kullandığımız bir tür pusula… İnternet henüz çocukluk çağındayken birçok arama motoru vardı. Ama Google’ın gelmesiyle işler tümüyle değişti. Diğerlerinden çok farklı ve etkili algoritmalar kullanan Google sayesinde internetteki bilgiler daha düzenli bir şekilde indekslenebildi. Böylelikle Google hem son kullanıcı için sınırsız fırsatlar sundu hem de yepyeni ekonomik modeller oluşturdu. Larry Page ve Sergey Brin’in 1998’de kurduğu “Google” belli ki, geleceğin insanının da vazgeçilmez başvuru kaynağı olacak... 9. Sosyal medya LIKE THIS TWEET Facebook, Twitter, LinkedIn, Flickr gibi internet platformları, insanlar arasında çığır açıcı yeni bir ilişki biçimi geliştirmekle kalmadı. İnsanlar, toplamına “sosyal medya” adı verilen bu platformlar sayesinde artık internetin pasif bir tüketicisi değil, aktif, iddialı birer içerik üreticisi haline geldiler. Her kullanıcı artık kendi oluşturduğu içeriği yaygınlaştırıyor ve bu sayede “arkadaş”, “izleyici”, “takipçi” gibi kitlelerle buluşuyor. Başta medya olmak üzere geleneksel iletişim araç ve yöntemleri açısından da yeniden düzenleyici bir işleve sahip olan “sosyal medya”; evlilik, aile, din, ahlak gibi tarihsel kurum ve ilişkilerin temelini oluşturan karşılıklı ve yüz yüze iletişimin geleneksel tahtını sarsıyor; bu yapıların tümünü yeniden biçimlendiriyor. 39 teknİk Yazı: Celal BATUR u ayki yazımda havacılıkla alakalı, ilginç bir buluşu tanıtmak istedim: Turbo jet go-kart. Turbo jet go-kart birçok ülkede amatör olarak çeşitli tiplerde tasarlanarak, itki gücünün ilginç bir tasarımla bütünleşmesi sonucu ortaya çıkmış bir projedir. Projenin en değerli komponenti, kullanılmış veya sıfır bir kamyonet turbosudur. Bildiğimiz üzere araç turbolarının çalışma prensibi, emme manifold’una basınçlı hava göndermek ve egzoz manifoldu’ndan yanmış gazları hızlı bir şekilde tahliye etmektir. Bu sistem ilginç bir teşbih ile bizlerin de yakından bildiği gaz türbinli jet motorlarına çevrilme aşamasıdır. Resimde gördüğünüz üzere turbonun air inlet kısmı ile egzoz kısmı arasına bir yanma odası inşa ediliyor. Bu yanma odası basınçlarına göre çeşitli şekillerde tasarlanabiliyor. Gelelim projenin ilginç olan diğer boyutuna; yakıt kaynağı olarak mutfak tüpü yeterli olabiliyor. İlk çalıştırmada, temel jet motoru çalıştırma prensibi refe40 rans alınarak elektrik motoru veya basınçlı hava kullanılarak “air start” yapılıyor. Inlet kısmındaki bölgeye yüksek basınçlı hava gönderilerek ilk hareket veriliyor. Yanma için yeterli olacak kadar devire ulaşılınca ateşleme devresi ateşlenerek yakıt gönderiliyor ve jet start gerçekleşmiş oluyor. Bu proje basit gibi görünse de hesaplamaların iyi yapılması gerekiyor. En önemli konu yanma odasının çapı, giren havanın miktarı ve turbonun soğutulması. Aksi halde faciaya yol açabileceğini düşünüyorum. Esen kalın. portre Hiç eskimeyen bir yeni: O belki de Türk sinemasının en zengin karakter koleksiyonuna sahip. Büyük bir istikrar ve başarıyla canlandırdığı o tiplemeler de en az kendisi kadar ölümsüz. Kim bilir, farklı farklı insanlardan oluşan bu zengin koleksiyonuna önümüzdeki yıllarda daha neler neler ekleyecek! azı kişilerle ilgili portre yazmak zordur... Ve kimi zaman, işi zorlaştıran, “yazacak bir şey bulamamak” değildir. Tersine, bazen yazacak o kadar çok şey vardır ki, bir kısa biyografiye, bir portre denemesine konu olabilecek onca yaşantı, deneyim, başarı öyküsü, anekdot, anı vs. çağlayanının içinden, sizi sınırlayan çerçeveye (sayfa sayısı, uzunluğu vs...) tıkıştıracak kadarını seçip ayırmak, yani bir bakıma, pek çok önemli ayrıntıdan vazgeçmek zorunda kalırsınız. İşte bizim bu yazıyla kısa bir portresini aktarma iddiasında bulunduğumuz ve yukarıda anlattığımıza benzer bir zorlukla karşılaşmamıza neden olan kişi Şener Şen. “Gülen Gözler” filmindeki çılgın, sakar ve bir o kadar da aşık pilot Vecihi’den mi başlasak yazmaya, “Hababam Sınıfı”ndaki Badi Ekrem’den mi? Kimileri için Şener Şen, “Kibar Feyzo”nun Maho Ağa’sıdır, kimileri için “Züğürt Ağa”... Devam edelim; “Sultan” filmindeki peltek bakkal Bahtiyar, “Şabanoğlu Şaban”daki kumandan Hüsamettin, “Tosun Paşa”daki sert kumandan Lütfü, “Çiçek 42 Abbas”taki Şakir, “Namuslu” filminin olağanüstü dürüst memuru Ali Rıza, yüreğimizi dağlayan “Eşkıya”daki Baran, “Gönül Yarası”ndaki Nazım, “Av Mevsimi”ndeki Ferman… Köy öğretmeninden köy ağasına! Dedik ya, makalenin hacmi, yazanın elini kolunu bağlıyor bazen. Türkiye’de kaç oyuncuya nasip olmuştur; birbirinden bağımsız ve birbirine dağlar kadar uzak onlarca karaktere hayat vermek, her birini yaşıyor gibi belleklere işlemek? Şener Şen’in filmlerine, karakterlerine döneceğiz; ama öncelikle bir “başkarakter” olarak Şener Şen’i; canlandırdığında izleyicinin belleğine çıkmamacasına nakşettiği tipleri değil, bütün bu maceraya onu sürükleyen kendi öz varlığını anlatmak gerekiyor… O’nu sinemayla buluşturan hayat hikâyesini… Şener Şen Adanalı bir ailenin çocuğu. 26 Aralık 1941’de Adana’da dünyaya gelmiş “Şener bebek”… Babası Ali Şen de Türk sinemasının önemli, unutulmaz isimlerinden biri. 1960 ve 70’li yılların Yeşilçam filmlerinde kimi zaman “kötü adam” 43 portre kimi zaman “kalender yaşlı” olarak karşımıza çıkan Ali Şen’in asıl mesleği marangozluk. Oyunculuğa geçişi de bu meslek sayesinde olmuş. Adana’da Halkevi Tiyatrosu’nun dekorunu yaparken, önce tiyatro sahnesine adım atıyor, Baba Şen; ardından da Yeşilçam’a... Oğlu Şener Şen de kelimenin tam anlamıyla “babasının izinden” gidiyor. Ancak o farklı meslekten geçiş yapıyor oyuncuğa. “Gönül Yarası” filmindeki gibi bir köy öğretmeni Şener Şen. Sonra sonra başlıyor tiyatro yapmaya ve sahneye ilk kez 1959’da çıkıyor; tiyatro oyunlarında rol alıyor. Ardından sinemaya geçmeye karar vererek 1963’te figüranlığa başlıyor. Beş yıl boyunca küçük rollerde oynuyor. Ta ki 1975 yılına kadar. 1975 onun için gerçek bir dönüm noktası. Bir dönüm noktası: “Badi Ekrem” Yönetmen Ertem Eğilmez,Türk sinemasının en popüler, en yaygın ve sonrasında en çok “taklit” edilen seri filmlerinden “Hababam Sınıfı”nda, neredeyse bu film kadar popüler ve taklidi yapılan bir karakteri; sıradışı, beceriksiz ama bir o kadar da iddialı beden eğitimi öğretmeni “Badi Ekrem”i oynaması için Şener Şen’i düşündü. Ve böylece; okula atanan kadın öğretmeni gördüğünde tuğla kırmaya yeltenen, izci kampında bindiği at tarafından kaçırılan, bando eşliğinde uygun adım yürürken ardından gelen koca sınıfı kaybeden, kırmızı eşofmanını üstünden çıkarmayan ve başarıyla yaptığını iddia ettiği hiçbir sportif aktiviteyi beceremeyen unutulmaz “antikahraman” Badi Ekrem doğmuş oldu. Bu filmde karşısında “İnek Şaban” yani bir başka büyük oyuncu Kemal Sunal vardı.Türkiye, “İnek Şaban” ve “Badi Ekrem”i çok sevmişti. Badi Ekrem ve Kemal Sunal’ın canlandırdığı saf, taşralı, iyi niyetli adamın oluşturduğu kontrast, Türk sinemasının uzun süredir sahip olmadığı “komik ikili”nin doğumuna yol açtı. Belki bu kadarını Ertem Eğilmez bile hayal etmemişti... Bu ikilinin adını mizah filmlerinin tepesine yazmak bir gelenek ve hatta neredeyse “başarının anahtarı” haline gelecekti. Yani “arkası” geldi... “Süt Kardeşler” ve “Şabanoğlu Şaban”da Şener Şen, “Kumandan Hüsamettin” rolündeydi. “Seni hiç sevmedim sütoğlan, babanı da sevmezdim” repliği 30 yılı aşkın bir zaman önce söylenmiş olmasına karşın günümüze kadar ulaşacak, hafızalarda yer edecekti. “Tosun Paşa” filminde ise ihtilaflı “Yeşil Vadi”yi ele geçirmek isteyen Seferoğulları’na karşı savaşan Tellioğulları ailesinin lideri kumandan Lütfü’ydü. Canlandırdığı en güzel, en unutul- 44 maz rollerden biri olan sakar pilot Vecihi’yi 1977’de oynadı. Münir Özkul, Adile Naşit, Ayşen Gruda ve Müjde Ar’la oynadığı bu filmde, “Peki öyle olsun” şarkısını seslendirdiği sahne de Türk sinema izleyicisinin hafızasından uzun yıllar silinmedi. Şen’in kariyerinin bir dönemindeyse “köy filmleri” vardı. “Kibar Feyzo”da acımasız köy ağasıydı, “Davaro”daysa kan davalısı olan köylüsü saf mı saf Memo’yu (Kemal Sunal) kandıran bir üçkağıtçı... “Ne Olacak Şimdi” filminde karısını (Perran Kutman) sürekli aldatan ve çocuğunun yüzüne tükürtülmesiyle “cezalandırılan” Şakir, “Sultan”da ise peltek ve korkak bakkal Bahtiyar oldu. Yeni bir Şener Şen Üçkağıtçı, düzenbaz, uyanık, korkak, sinik ve işbirlikçi gibi, çoğunlukla antikahraman karakterlere hayat veren Şener Şen için 1984, bir diğer dönüm noktası oldu. Seyircinin şimdiye kadar onu tanıdığı ve sevdiği rollerden çok daha farklı bir role soyundu. 80’ler Türkiye’sinin önemli bir tiplemesini tersten hicveden “namuslu devlet memuru” Ali Rıza Bey’i oynadı; personel maaşı taşırken saldırıya uğrayarak soyulan ama çaldırdığı paranın miktarının yüksek olması nedeniyle parayı kendisinin çalmadığına kimseyi inandıramayan iyicil memuru… Namuslu Ali Rıza Bey, kimseyi “gerçek”e inandıramaz. Kendisini “namussuz bir hırsız” sanarak birdenbire, ona daha önce hiç göstermedikleri kıymeti gösteren ailesi, komşuları ve iş arkadaşları karşısında çaresizliğe kapılır. Ve bir sinir krizinin ardından “namuslu mutemet” olmayı bırakıp, “namussuzlar”ın dünyasına katılır. Şener Şen, daha önce can- landırdığı komik, hareketli, uyanık tiplere, bu tiplerin karakterine tamamen zıt özelliklere sahip bu karakteri de başarıyla oynar. Hayal kırıklığına uğramış “iyi insan”da görülebilecek buhranları; bedeniyle, mimikleriyle, tonlamasıyla o kadar başarılı oynar ki,“Google”lamanın olmadığı o yıllarda neredeyse Badi Ekrem’i bile unutturur.Ve sadece bir yıl sonra benzer bir ruh derinliği isteyen “Züğürt Ağa” rolüyle çıkar beyaz cama. Sokaklarda domates satan Güneydoğulu bir köy ağasıdır… 1986’da, piyangoda büyük ikramiyeyi tutturan istasyon şefi Mesut (“Milyoner” filmi), 87’de ise tam bir İstanbul beyefendisi “Muhsin Bey” olarak çıkar karşımıza. Musikişinas Muhsin Bey ve türkücü olmak isteyen Ali Nazik (Uğur Yücel)’in trajik hikayesinin anlatıldığı film, Türk sinemasının en iyilerindendir. Üçüncü faz ve yine Şen 1990’lardaysa Türkiye’nin karşısında başka bir Şener Şen vardı. “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” filminde Haşmet Asilkan isimli bir yönetmene hayat vererek aşk filmleri dönemi kapanınca gözden düşen bir yönetmenin trajik hikayesini anlattı. 1996’daysa o bir “Eşkıya”ydı. Başrolünü Uğur Yücel’le paylaştığı,Yavuz Turgul’un yönettiği filmde, Eşkıya Baran’ın hikayesini anlattı. Film, 2 milyon 568 bin 339 kişi tarafından izlenerek Türkiye sinema tarihinin o tarihe dek en yüksek gişe yapan filmi oldu. Film hakkında “Bu filmde insanımızı, kendi öz kişiliğimizi beyazperdeye aktarmaya çalıştık. Bizi anlatarak evrenselliğe ulaşma yolunu bulacağımızı sanıyoruz” diyen Şen, sekiz yıl sonra gönül telini titreten bir başka filmle çıktı karşımıza; “Gönül Yarası”... hayatını köy okullarındaki öğrencilerine adamış öğretmen Nazım rolündeydi. Belki de o güne dek canlandırdıkları arasında kendisine en yakın karakterdi bu. Ne de olsa bir zamanlar kendisi de köy öğretmenliği yapmıştı. Filmde, Şen’in öğrencilerle bir arada göründüğü fotoğraflar da o dönemlerden kalma gerçek fotoğraflardı. 2007’de kadim dostu Yavuz Turgul’un yönettiği ve “nesli tükenen bir kabadayı”yı anlattığı “Kabadayı” filminde, Kenan İmirzalıoğlu’yla beraber oynadı. 2010’da çekilen “Av Mevsimi” filmindeyse “avcı” olarak tanınan polis Ferman’dı. Giovanni Scognamillo’nun 2005’te yayımlanan “Bir Şener Şen Kitabı”nda, “Tiplemelerden mümkün olduğunca uzak, kendini her rolünde yenileyen, oyun tekniğini geliştiren, her defasında sağlam karakterler çizen, inandırıcı oyunu ve dramatik tonlamaları ile ‘şablon’ dışında kalma korkusu olmadan seyirciye kendini kabul ettiren ve sevdirmeyi başarabilen bir oyuncu” olarak tanımlanıyor Şener Şen. O belki de Türk sinemasının en zengin karakter koleksiyonuna sahip, ve o “tipler tayfı”nı bir ucundan diğerine büyük istikrar ve başarıyla canlandırmış unutulmaz bir yetenek olarak hatırlanacak hep; kim bilir, önümüzdeki yıllarda zengin koleksiyonuna neler neler ekleyerek! Tipler tayfı Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’le oynayan Şen, bu kez 45 havacılık Yazı: İsmet İLHAN THK Model Uçak Uğraşevi Bakırköy Şubesi Sorumlusu rc model uçaklarda kumanda ve alıcılar 46 eğerli UTED okuyucuları öncelikle yeni yılınızı en içten dileklerimle kutlar, siz değerli okuyuculara tüm sevdiklerinizle birlikte sağlık ve mutluluk dolu seneler dilerim. Sizlere bu sayıda yine birtakım teknik bilgiler vereceğim. RC model uçaklarda olmazsa olmaz ekipmanlar olan radyo kumandaları, alıcılar ve bunlara ait ince ayarlar hakkında bilgiler vereceğim. Öncelikle kumandamızı ve elektronik ekipmanlarımızı tanıyalım. 1. RC kumanda (transmitter) sistemi 2. RC kumanda alıcısı (receiver) 3. Servolar 4. Bağlantı kabloları (wires) 5. Açma-kapama anahtarı (switch harness) 6. Alıcı ve verici pili (battery) yatay stabilizer’ı (elevatör) yani uçağınızın kuyruk kısmında bulunan ikinci parçayı hareket ettirir. Yine bu sağ lövyede sağa ve sola hareket verdiğinizde ise bu kez kanatlarda bulunan yardımcı parça kanatçık olan aileron’u hareket ettirmiş olursunuz. RC kumandada sağ-sol lövyelerin yanında bulunan ufak tuşlar vardır. Bu tuşlara “trim (ince ayar) tuşu” denir. Özellikle manüel vericiler kullanırsanız bu tuşlara daha fazla ihtiyaç duyarsınız ama dijital vericilerde bu durum farklıdır. Tüm servo ayarlarını en ince ayara getirdikten sonra bile, saha içerisinde uçağı uçururken tekrar ince ayara ihtiyaç duyulursa o zaman bu tuşlar kullanılabilir. Ayrıca bu gelişmiş vericiler, mix yapabilme özelliğine de sahiptir. İleri teknolojiye sahip kumandaların bu iki hareket haricinde de farklı fonksiyonları vardır. Örneğin bazı kumandalar 4, 6, 7, 8, 10, 12, 14 ve 18 kanala kadar çıkmaktadırlar. Eğer bir model uçak uçuracaksanız en az 4 kanallı bir kumandaya sahip olmalısınız. RC model uçağa yeni başlayanlar 3 kanal kullanmaktadırlar. Fakat yine de dört kanallı kumanda edinmelisiniz. Bir de bazı kumandalar (Park Flyer-Sadece elektrikli modelleri) için üretilmiştir. Birçok RC kumanda için çekim mesafesi olarak en uzun mesafe (özel bir ekipman olmaması halinde) 600 metredir. Halbuki son teknoloji ile üretilen kumandalarda bu durum farklıdır. Bu kumandaların hem sinyal mesafeleri daha uzundur hem de her çeşit model uçağı (model uçak, model planör, helikopter) aynı kumanda ile uçurabilirsiniz. Eğer iyi bir model uçurmak ve model uçak uçurma konusunda ilerlemek istiyorsanız iyi bir RC kumandanız olması gerekiyor. RC kumandaların özellikleri ve dijital kumandalar için bir sonraki UTED sayısını beklemeniz gerekecek. Günümüzde çok çeşitli RC kumandaları bulunmaktadır. Oysa hepimizin birleştiği bir nokta var ki, bu da çeşitli kumandaların sistemleri yani çalışma özelliklerinin hemen hemen aynı olduğudur. Gelişmiş bir RC kumanda birçok özelliğe sahip olmasına rağmen; birçok kişinin tercih ettiği basit bir RC cihazında da iki adet lövye bulunmaktadır. RC kumandadaki bu iki lövyenin işlevi, biz uçağa komut verdiğimiz zaman istenen hareketin gerçekleşmesini sağlamaktır. RC kumanda her zaman için verici, uçağınızın içinde bulunan diğer ekipman ise alıcı pozisyonundadır. Verici cihazınızda bulanan sol löyve, gaz kolu hareketini ve dikey stabilizer vazifesini görür. Bu kumandayı ileri veya geri hareket ettirdiğinizde gaz hızını ayarlarsınız. Eğer sol lövyeyi, sağa ya da sola oynatırsanız, bu kez dikey stabilizer (rudder) hareket alır. Bu da uçağınızı sağa veya sola döndürmenize yardımcı olur. Verici cihazının sağ lövyesi ise şu yardımı sağlar: İleri-geri hareket ettirirseniz 47 teknİk UÇAK BAKIMINDA 5S Yazı: Fatih AYDEMİR • YERLEŞTİR (Seiton) • DÜZENLE (Seiri) • TEMİZ TUT (Seison) • STANDARDİZE ET (Seiketsu) • DEVAM ETTİR (Shitsuke) iş ortamında boşa harcanan zamanı ve emeği azaltmak için gerekli organizasyonel yaklaşımı sağlar. Yalın bakımın (lean) ana elemanlarından biridir. 5S, ismini 5 Japonca kelimenin baş harfinden alır. Bunlar; Seiri (düzenle), Seiton (yerleştir), Seison (temiz tut), Seiketsu (standardize et) ve Shitsuke (devam ettir)’dir. 5S bütün organizasyon içerisinde değişik yerlerde kullanılabilir. Örneğin yönetim, hangar, komponent atölyeleri, depolar ve üretim tesisleri, 5S sistematiğinin değişik faydalarını kullanabilirler. 5S sistematiğini uygulamaya başlayacağımızı düşünürsek ilk akla gelen soru şu olacaktır: “Nereden başlayacağız?” İlk olarak bir plana ihtiyacımız var ve bildiğiniz üzere, bütün planların bir amacı vardır. Genellikle amaç boşa harcanan zaman ve emeğin azaltılması48 nı hatta sıfırlanmasını hedefler. Her beş madde için gerekli olan kuralları, bu plan ile belirlemeliyiz. 5S sisteminde uygulayacağımız her adım bizi hedefe biraz daha yaklaştırırken; hedeflediğimiz faydayı da ölçmemizi sağlar. Bunun yanı sıra tüm sürecin, beklenen neticeleri vermeyişindeki zorluklar araştırılmalıdır. 5S sürekli olarak uygulanan bir metot olduğu için önceki uygulamalardan elde edilen kazanımlar ve deneyimlerin bir sonraki adım için esas alınması gereklidir. Şimdi sırayla 5S maddelerini kısaca tanıyalım. • DÜZENLE (Seiri) Düzenleme ile çalıştığımız çevrenin analizini yapmış olur ve işimize yarayan ya da yaramayan materyalleri ayırmış oluruz. İş alanımızdaki bütün alet ve malzemelerin ne amaçla çevremizde olduğunu sorgular ve çok basit olan şu iki soruya cevap veririz: “Bunlardan hangileri kalacak” ve “Hangilerinin burada olmasına gerek yok”. 5S’nin bu ilk prensibi ile çalışma ortamımızın ve çevremizin düzenli olmasını sağlamanın yanı sıra sadece ihtiyacımız olan materyalleri elimizin altında tutarak zaman israfını da önlemiş oluruz. Bu adımın doğru uygulanabilmesi için çalışma alanındaki her bir kişiye söz hakkı verilmelidir. Aslında hepimiz düzenli bir çalışma ortamında çalışmaktan zevk alırız. Öncelikle çalışanların desteğini almak, 5S sisteminin organizasyon içinde kök salmasını ve bir anlamda hayatta kalmasını sağlar. • YERLEŞTİR (Seiton) İş alanındaki her şey yeni 5S sistemi prensiplerine göre organize edilmelidir. Her aletin, malzemenin, erişim sehpasının ve diğer ekipmanların durması gereken bir yeri olmalı ve tüm bu malzemeler, ihtiyaç duyulduğunda sadece orada bulunmalıdır. Bunlardan hangilerinin çalışma alanına daha yakın, hangilerinin daha uzakta olacağına kullanım sıklığı karar verir. Aynı zamanda benzer işleri yapan ekipman ve aletin bir takım halinde gruplanması iyi neticeler verecektir. Birçok parçadan oluşan takımlar için bir yerleşim şeması hazırlanması da faydalı olabilir. Havacılıkta oluşması muhtemel birçok FOD (foreign object damage) hasarının önlenmesi, bu maddenin doğru uygulanmasına bağlıdır. Teknisyen alet çantalarının yine aynı mantık ile düzenlenmesi sağlanırsa uçakta takım vb. madde unutulması da önlenmiş olur. • TEMİZ TUT (Seison) Sistemin görünen yüzünü bu madde oluşturur. Tekrar organize ettiğimiz ve düzenlediğimiz alanların temizlenmesi ve boyanması ile bu adım tamamlanmış olur. Boyanabilecek ekipmanların da belirli zamanlarda boyanması fayda sağlayacaktır. Yılların biriktirdiği toz ve diğer kirlerin temizliği için çok basit bir yöntem olan su ve bir temizleyici madde kullanılabilir. Yapılan araştırmalar, atölye ve hangar duvarlarının düzenli aralıklarla boyanmasının, üretim verimliliği açısından çalışanlar üzerinde pozitif etki oluşturduğunu göstermektedir. • STANDARDİZE ET (Seiketsu) Bu 5S adımına geçmeden önce diğer üç süreçte oldukça fazla zaman ve efor harcamış olacağız. Bu çabaların boşa gitmemesi, işgücünü yeni sisteme alıştırmak ve çalışanların desteğini sağlamak amacıyla, bu aşamaya gelindiğinde eğitim verilebilir. Çalışma ortamlarının ve atölyelerin temiz tutulması için gerekli düzenlemeler, yeni yazılacak pro- sedürler ve talimatlar ile sağlanabilir. 5S uygulamaları için bir takım kurulmuşsa; plan yapılan iş alanındaki kişilerin eğitimlerinin de aynı ekip tarafından verilmesi fayda sağlayacaktır. Eğer aynı iş birden fazla lokasyonda yapılıyorsa bunların benzerlik ve standardizasyon açısından incelenmesi gerekir. Bu sayede bir çalışan, ihtiyaç olması halinde normal çalışma sahasından farklı bir lokasyonda da aynı performansı gösterecektir. • DEVAM ETTİR (Shitsuke) En sonunda 5S’nin dört temel başlığını uygulamış ve sona gelmiş bulunuyoruz. Ama dikkat edin bu başlığı atlarsanız başladığınız yere dönmeniz kaçınılmazdır. Eğer sistemin uygulanmasındaki kararlılık devam ettirilmezse 5S uygulamalarının herhangi bir anlamı yoktur. Bu sistem sürekli uygulanması gereken bir sistemdir. 5S kültürünü şirket kültürünün bir parçası haline getiremeyen organizasyonlar için 5S denemeleri ve verimlilik artırma süreçleri birçok kez başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mükemmeliyete giden yol birçok defa tekrar ve sürekli iyileştirmeye bağlıdır. Başlangıçtaki planımızda, 5S kültürünün şirket içinde nasıl kök salacağının ayrıntılı olarak incelenmesi ve desteklenmesi gerekir. 5S ile ilgili ilginç bir gerçek de şudur: Bu sistem havacılık bakım sektörüne birebir uymaktadır. Akademik veriler ışığında başarılı olan firmalar incelendiğinde, yılların birikimi olan şirket kültürü ve deneyimlerin bir anlamda, 5S modeli ile sistematik hale getirildiği ortaya çıkmaktadır. Hangar ve atölye standartlarının geliştirilmesinde, kalite güvence sisteminin iyileştirilmesinde, FOD kontrol prosedüründe, üretim planlama ve kontrol yaklaşımlarında, bakım kayıtları ve arşivleme işlemleri için 5S, mükemmel bir uygulama modelidir. 49 müzİk ob Dylan yani gerçek adıyla Robert Allen Zimmerman... II. Dünya Savaşı’nın ardından tüm dünyayı müzikten sinemaya, her alanda etkileyecek olan bu dahi müzisyen, 24 Mayıs 1941’de, Minnesota’da, göçmen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda şiir yazmaya başlaması, farklı bir çocuk olduğunun ilk göstergesiydi. Bu farklı çocuk yıllar sonra, efsane şarkı sözleri ve tarzıyla tüm çağdaşlarından ayrılacak, rock ve folk müziğin efsanelerinden biri olacaktı. BİR DÜNYA OZANI: Gitar ve mızıkayı aynı anda çalabilen, kökleri Kars’a uzanan Yahudi bir Amerikalı, savaş karşıtı şiirler yazar ve folk tarzında bestelerse ne olur? Üstelik bütün bunları 68 kuşağının Amerikan karşıtı, muhalif ve barışçıl ruhuyla yaparsa? Elbette Bob Dylan! 50 Yahudi kökenli, kökleri Trabzon’dan Kars’a ve oradan da Odessa’ya uzanan, Amerikalı bir gençti. Üstelik 60’ların Amerika’sında, evi terk edip kendi kaderini çizmek için yollara düşecek kadar asi bir gençti. Bu kendini keşfediş döneminde, var olma psikolojisi içindeki bir genç olarak Dylan, hayatını kurmaya ve aklındaki Bob Dylan’ı yaratmaya, ismini değiştirerek başladı. Robert Zimmerman yani kendi koyduğu yeni adıyla Bob Dylan, 18 yaşındayken ailesi ile yaşadığı kasabada, lise grubuyla ilk konserlerini verirken bugün bulunduğu noktaya ulaşacağını tahmin etmiş miydi acaba? İçinde bulunduğu sosyal çevre ve fiziki şartları da göz önüne aldığımızda, Dylan’ın sanatsal ve politik tavrının ne yönde olacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Neden Bob Dylan ismini seçtiği konusunda çeşitli rivayetler var. En güçlüsü ise adını, çok sevdiği bir halk ozanı olan Galli şair Dylan Thomas’tan aldığı. Bob Dylan’ın doğuş hikayesi New York’ta, 3. sınıf mekanlarda müzik yapmasıyla başlar. Bu izbe mekanlarda kendini ispatlamaya, sesini duyurmaya çalışmaktadır. Dylan’ın bu dönemi hem fiziksel hem de sanatsal açıdan “ergenlik” olarak değerlendirilebilir. İlk konserlerini bu dönemde verir. Zamanla New York’ta folk müzik sanatçısı olarak varlığını kanıtlar ve çeşitli sanatçılarla beraber sahne almaya başlar. Daha o dönemde, geleceğin en önemli müzisyenlerinden biri olacağının sinyallerini vererek dönemin müzik otoritelerinin dikkatini çeker. Ve nihayetinde konserlerden edindiği özgüven ve çevre sayesinde Colombia Plak’tan ilk stüdyo albümünü çıkarır. Bu albümün getirdiği şöhret ve çevre, dönemin entelektüel bohemlerinin yaşadığı Greenwich Willage’da çalmaya başlamasını sağlar. Burada çalarak dünya starlığına doğru ilk adımı atacaktır. Dünyayı saran fırtına: 68 ruhu Dylan artık “beat” akımıyla ve Pete Seeger, Allen Ginsberg ve James Baldwin’le tanışmıştır. Bu üçlüyle tanışması Dylan’ın hayatı için bir dönüm noktasıdır. Dünyaca ünlü bir folk yıldızı olma yolunda hızla ilerlemektedir. Dylan artık Pete Seeger’ın da desteğiyle folk festivalle- rinde boy göstermeye başlamış, kariyerinin en önemli albümlerinden birini de bu dönemde çıkarmıştır. Özellikle bu albümdeki “Blowin’in the Wind” parçası, dönemin siyasal ve sosyal bağlamına karşılık gelen felsefesiyle çok büyük ilgi uyandırmıştır. Bu şarkı dönemin dünyaca ünlü sanatçıları Duke Ellington, Bobby Darin, Elvis Presley ve Stevie Wonder gibi efsane isimler tarafından da seslendirilince ünü daha da artmıştır genç, hippi müzisyen Dylan’ın. Bu şarkı aynı zamanda tüm dünyanın, Dylan’ın muhalif, savaş karşıtı bir sanatçı olduğunu anla- 51 müzİk masını sağlamış, hayatımıza ve dünya müzik tarihine aykırı bir isim daha kazandırmıştır. Dylan’ın müzik hayatının ikinci dönüm noktası ise İngiltere turnesi olur. Bu turne onun ABD’ye, gerçek bir dünya starı olarak dönmesini sağlamıştır. Dylan artık çizgisini ve duruşunu netleştirmiş; ne yaptığını, ne istediğini, nereye gideceğini bilen bir sanatçıdır. O artık bir folk müzik sanatçısı olmaktan öte, dünyayı kasıp kavuran meşhur 68 ruhunun dünyaca ünlü protest ismidir. Modern zamanların ozanı Dylan’ın kişiliğini anlamamız onun müziğini de anlamamızı sağlar düşüncesiyle karakterine dair birtakım bilgiler de verelim. O her şeyden önce çok ciddi bir adamdı. Zaten bu müziği, bu duyguyu, bu sözleri ciddiyet olmadan üretebilmek mümkün değil. Ciddiyetin Dylan’ın hayatında ne kadar önemli olduğunu anlamak için kendisine kulak verelim:“Kabul etmek lazım.Yaptığın şeyi ya ciddiye alıyorsundur ya da almıyorsundur. Bu ikisini birbirine karıştıramazsın.” Verdiği bir demeçte tam olarak böyle söylemişti Dylan. Böyle düşünen bir adam için sorgulamak, memnun olmamak ve daha iyisi ve yenisi için uğraşmak çok doğal ve yadsınamaz bir durumdu; hele ki sözkonusu müzikse... Dylan kolay memnun olmayan, yenilikçi bir müzisyendi; hep bir arayış içindeydi. Her adımda kendini yeniler ve denenmemiş müzik tarzlarını kullanmaktan çekinmezdi. Pek çok eleştirmene göre onu özgün kılan şey de buydu. Bu özgün duruşu, zaman zaman tepki almasına yol açmış olsa da, o müziğini yenilemekten hiç vazgeçmedi. Tepkilerden çekinmeden bildiğini yapması onu hep daha ileri taşıdı. Bazı kesimlerce “The Beatles” ve “The Rolling Stones” özentisi olmakla suçlansa da, yıllar içinde gerek besteleri gerek şarkı sözleriyle ne kadar özgün olduğunu kanıtladı. Aslında gerçek şu ki, özentisi olduğu iddia edilen grupların hiçbiri Vietnam Savaşı’nı, Soğuk Savaş’ı ya da ırkçılığı Dylan’dan daha fazla yaşamamış, hissetmemiş ve haykırmamıştı. Dylan, tarzını tamamiyle Amerikan country müziğinden ve rock’n roll’dan alıyor; bu müzik türlerini kendi üslubuyla harmanlayarak yeni bir tarz geliştiriyordu. Dylan tek başına bir şarkıcı, besteci ya da şair olarak değerlendirilemeyecek bir sanatçıydı; o bir “ozan”dı. Şarkı sözlerindeki dolambaçsız ve sade anlatım, kelime tasarrufu ve özenli ifade seçimiyle, dinleyicisini düşünsel bir yaklaşıma itiyordu. Onu anlamak için toplumbilim, tarih, siyaset, müzik bilgisi ve de en önemlisi dünyaya ve insana duyarlı olmak gerekiyordu. Dylan bir metafor adamıydı. Aslında tarzı bile başlı başına iki muhalif kavramdan oluşuyordu; metafor ve sadelik. Yunus Emre gibi... Dylan içerik olarak klişeleri kırdığı gibi, söyleyiş olarak da çağdaşlarını reddetmiştir. Gitarla aynı anda mızıka çalarak özgün bir stil yakalamıştır. Dylan şarkıları oldukça yalındır. Çoğunlukla sevgi, sevgili, arkadaşlık, dünya, savaş ve barışla ilgilidir ve 52 beş dakİka ara en önemlisi de kendi kendine yapılmış bir sohbet havasındadır. Dylan şarkıları, topyekûn ele alınması gereken bir bütünsellik taşır. Bob Dylan denince herkesin aklına gelen bazı şarkılar vardır ve bu şarkılar nesilden nesile hep aynı anlamları taşımış ve dinleyen herkese benzer hisler yaşatmıştır. Tıpkı Shakespeare, Homer ya da Yunus Emre gibi... İşte Dylan tam da bu nedenle bir ozan olarak değerlendirilmelidir. Peki hangi şarkılardır bunlar? Aslında liste biraz uzun ama en popüler olanlarından bazılarını hatırlatalım: “Knockin’ on Heaven’s Door”, “Blowin’ in the Wind”, “Mr. Tambourine Man”, “Like A Rolling Stone”, “It’s All Over Now, Baby Blue”, “The Times They Are a-Changin”, “I Want You”, “One More Cup of Coffee”... Dylan bunca beste, şiir ve şarkı sözüne imza attığı ömrüne üç serilik bir de kitap sığdırmıştır. Bu kitabında, 40 yıllık kariyerini anlatır üstat bizlere. Hakkında pek çok belgesel ve film yapılmış, üzerine sayısız kitap yazılmış olan Dylan’ı daha iyi tanımak, hayatını ayrıntılarıyla öğrenmek isteyenler için Scorsese’in “No Direction Home: Bob Dylan/Eve Dönüş Yok: Bob Dylan” belgeselini önerebiliriz. Bob Dylan yarım asrı aşmış kariyerinde 40’tan fazla albüme imza atmış, 20. yy.a damgasını vuran birçok parça yapmış, yaşayan bir efsane olarak hayatlarımıza girmiştir. Bu yazı, dünya müzik tarihine adını,“gelmiş geçmiş en büyük folk müzik sanatçısı” olarak altın harflerle yazdıran Dylan’a bir saygı duruşu olsun. k a m k a b n e d n ü z ö g n ı r a l a b a r a ’lere, 0 7 e v e r e l ’ 0 2 9 1 er yaştan, her kesimden insanın gezip görmekten keyif duyacağı bir müze, Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi. Sanayici ve işadamı Ural Ataman’ın, çoğunlukla klasik Amerikan otomobillerinden oluşan koleksiyonunun sergilendiği müzede ayrıca savaş araçları, itfaiye arabaları ve kamyonlar da yer alıyor. Müzede bu parçaların dışında 11 motosiklet, 18 benzin pompası, 450 adetlik jant kapağı koleksiyonu, 1300 adetlik maket otomobil koleksiyonu, 1970’li yıllara ait 76 adetlik neon ışık koleksiyonu ve kilometre saatleri koleksiyonu da sergileniyor. 1920’lerden 70’ler, bu dönemde üretilmiş araçlar sayesinde olağanüstü bir estetik ve özenle anlatılıyor. Müze sadece araba tutkunlarının değil, 20’lerden 70’lere kadarki Amerikan ve otomobil sanayisi tarihini merak edenlerin de, keşfetmesi gereken bir yer. Müze binası yaklaşık 2 bin m2’lik bir arsa üzerine kurulu. Arabaların kendi döneminin güzelliğini hissettirecek şekilde sergileniyor olması, müzenin ne kadar özenle kurulduğunu gösteriyor. Amerikan otomobillerinin bulunduğu bölüm, tamamen dönemin Amerikan tarzına, Avrupa otomobillerinin görülebileceği alan ise dönemin Avrupa mimarisine göre düzenlenmiş. Müze son derece profesyonel bir şekilde kurulmuş; yeni araçların eklenebileceği de düşünülerek boş bir alan dahi ayrılmış. labilir durumda. Büyük bir özveri gerektiren bu hayata döndürme süreci sayesinde müze pek çok orijinal parçaya sahip olmuş. Müzede her şey düşünülmüş; yok yok. Ziyaretçilerin beğenisini kazanan bu olağanüstü arabalara ilişkin her türlü süs eşyasını, şapka ve saat gibi aksesuarları satın alınabileceği bir hediye mağazası dahi var. Ayrıca eğer böyle bir mekanda düğün, kokteyl, yılbaşı partisi, doğum günü, nişan, bayi toplantısı gibi organizasyonlar yapmak isterseniz, müzenin kapısı tüm misafirlerinize açık. Cumartesi günleri 11.00-18.00 saatleri arasında gezilebilen müze, emin olun ki sizi nostaljik bir yolculuğa çıkaracak. Otomobillerin hepsi çalışır vaziyette Bakımsız ve özensiz koşullardaki yerlerinden kullanılamayacak halde alınıp yenilenen bu arabaların her biri şu an kullanı53 hobİ disine çekiyor. Beyazın kör uçsuzluğunda, kayakların üzerinde tepelerden aşağıya doğru yol almak, tarifi güç bir özgürlük duygusuyla dolduruyor içinizi. Tüm dünya ardınızda kalıyor sanki. Önünüzde ise sadece o büyük kar denizi. Bir de kulagınızda hoş bir melodi varsa... ÖNEMLİ KAYAK MERKEZLERİMİZ ULUDAĞ Ülkemizin en eski kayak merkezi. 1961’den bu yana Milli Park. Alp ve Kuzey disiplinlerinin yanı sıra helikopterli kayak için de uygun. 3000’in üzerinde yatak kapasitesiyle uzun yıllar Türkiye’de kayakçılığın ihtiyaçlarına tek başına karşılık verdi. Bursa merkezine 40 dakika mesafede. Zirvesi 2543 metre. Snowboard, big foot, buz pateni ve kar motosikleti faaliyetleri mevcut. Ayrıca yaz aylarında treking ve kampçılık için elverişli. KARTALKAYA Köroğlu Dağları üzerinde. Alp kayağı, kayaklı koşu (crosscountry) için uygun. Yatak kapasitesi 1000’in üzerinde. Uludağ gibi, çok sayıda sosyal mekana sahip. Kayak alanı 1850-2200 metre yükseklikleri arasında. Bolu’nun merkezine 54 kilometre (yaklaşık 45 dakika) mesafede. Yörenin iklimi yarı ılıman. Aralık sonu ve Mart başı, kayak için en uygun dönemler. SARIKAMIŞ Kars, Sarıkamış ilçe merkezinin güneydoğusunda. Kar kalitesi ile dikkat çekici. Ayrıca, sarıçam ormanları içinde, büyüleyici manzaralara sahip. 2634 metre yükseklikteki Çamurlu Dağı’da Kars Havaalanı’na 50 kilometre mesafede.Alp ve Kuzey disiplinleri ile Tur kayağı açısından elverişli.Aralık sonu ve Mart başı, kayak için en uygun dönemler. Dağ ile, kar ile oynanan oyunun adı, kayak. Bedene hakimiyet, konsantrasyon VE doğru malzeme seçimi, bu sporun olmazsa olmazları... ar, en sınır tanımaz ressamıdır doğanın. Bulutlar, beyaz tozlarını dökmeye başladıklarında önce yükseklerin çehresi değişir... Sonra bütün bir mevsim, beyaza çalar. Ve karlar adım adım “aşağılara” indikçe, aşağıdakiler de adım adım “yukarılara” doğru yola koyulur. Kar, bazıları için her şeyden önce kayak demektir. Pek çok doğa sporu gibi kayak da insanın doğa ile kavgasından, ona hakim olma çabasından doğuyor.Ve doğadan gelen tüm sporlar gibi, kökleri çok öncelere dayanıyor. Norveç’teki 4500-5000 yıllık mağara resimleri bunu kanıtlıyor. Nitekim günümüzde pek çok dilde karda yapılan kayağı anlatmak için kullanılan sözcükler, eski Norveççedeki “saa” ve “suk” (bugünkü Norveççe: Shee) sözcüklerine dayandırılıyor. Kayağın bir başka kaynağı olarak ise İran gösteriliyor. M. Ö. 2000’li yıllarda İran’da ilk kayak izlerine rastlanıyor. 54 ERCİYES Kayseri’nin 25 km güneyinde. Kent merkezine 30 dakika mesafede. Yılın her mevsiminde karla örtülü ancak kayak için 20 Kasım-20 Nisan tarihleri uygun. Genellikle toz tipi kara sahip. Kar kalınlığı kış aylarında ortalama 2 metre. Kayak alanı 2200- 3100 metre arasında. 4 devlet konuk evinin yanı sıra bir de otel mevcut. Konaklama mekanlarında sosyal mekanlar da var. Dağcılık sporu açısından da önemli bir merkez. PALANDÖKEN Erzurum’un güneyinde. Zirvesi 3185 metre. Erzurum’un merkezine 5 km, havaalanına 10 dakika mesafede. 150 gün kar altında. 10 Aralık-10 Mayıs tarihleri kayak için uygun. Ka-yak alanı 2200-3176 metre aralarında. Slalom ve büyük slalom için 2 adet tescilli pisti mevcut. Konaklama ve sosyal mekan imkanları gelişmiş. Günde 30 binin kişinin yararlanabileceği bir kapasiteye sahip. SAKLI KENT Türkiye’de aynı günde iki mevsimin yaşanabildiği ender yerlerden. Antalya’ya 50 kilometre mesafede, Bakırlı Dağı’nda. Dağın yüksekliği 2747 metre. Kayak alanı 2000-2300 metre. Birkaç ipucu Büyük kayaklar daha fazla denge sağlar Yüksek hızlar için ideal olan, büyük slalom kayakları olarak bilinir.Ancak kayak teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıkan farklı biçimlerdeki kayaklar bu boyutların küçülmesini sağlamıştır. Böylelikle, boyunuzdan sadece 10-15 cm daha uzun kayakları kullanmak mümkün hale gelmiştir. Yeni başlayanların dönüşlere alışmaları ve daha düşük süratlerde kaymaları için boyları ile eşit kayaklar kullanmaları tavsiye edilir. Ayrıca yeni başlayanlara ani hareketlerden kaçınmaları önerilir. Düşmek, profesyoneller dahil, herkesin başına gelen bir durumdur. Ancak önemli olan düşüşü kontrollü hale getirebilmektir. Bu, özellikle fazla eğimli ve buzlu bölgelerde daha büyük önem taşır. Yana doğru düşmemeye çalışın.Yüksek hızla kara çarparsanız yuvarlanmaya çalışın. Durmak için batonlarınızı kara saplamayın. Bunun yerine ayaklarınızı öne doğru uzatın. Modern anlamda kayağın kökeninde de yine Norveç’in adını anmak gerekiyor. “Modern kayağın babası” sıfatı, çoklukla Norveç’in Telemark bölgesinden Sondre Norheim’a ait. 19. yüzyılda Norheim, kayakları kayak botlarına bağlayarak kullanıcının yokuşlardan inerken dönüş yapmasına olanak sağladı. Mucidin kendisi tarafından bulunan Slalom ismi, en yaygın kayak disiplinlerinden biri. Bugün kayak türleri, bağlama farklarına göre ayrılıyor. Örneğin Avusturyalı Matthias Zdarski’nin bu bağları güçlendirmesi, Alp disiplininin ortaya çıkmasına neden olan gelişme olarak kabul ediliyor. Yine Avusturyalı Hannes Schneider’ın geliştirdiği vücut hareketleri tekniği ise (Arlberg tekniği) kayağın dünya çapında yaygınlaşmasını sağlayan faktörlerin başında sayılıyor. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ve Uluslararası Kayak Federasyonu (FIS) bugün çok sayıda kayak disiplinini resmi birer tür olarak tanıyor. Kış Olimpiyatları, kayakseverlerin en çok ilgisini çeken organizasyon. Ancak kayak, profesyonellerin dışında da çok sayıda insanı aktif birer katılımcı olarak ken55 tarİH Yazı: Dr. Handan DİKER Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi [email protected] Birinci İnönü Savaşı ve Önemi urtuluş Savaşımızın Batı cephesinde yer alan ilk savaşıdır. Yunan ordusuna karşı verilen ve ilk kez düzenli bir ordu ile yapılan bu savaşta Türk ordusu galip gelmiş ve büyük bir başarı elde etmiştir. Aslında bir tarih vermek gerekirse 15 Mayıs 1919’da, İzmir’i işgal etmeleri üzerine bizim de Yunanlılarla savaşımız başlamıştır diyebiliriz. 6 Ocak 1921 tarihinde, Yunanlıların Eskişehir ve Afyon yönünde ilerlemeleri ile savaş başlamıştır. 9 Ocak 1921’de ise düşman İnönü denilen mevkiine gelmiştir. Batı Cephesi komutanı İsmet İnönü’dür. İsmet bey bu savaşta kuvvetlerimizin büyük bir kısmını İnönü cephesine sevk 56 Ocak 1921 gecesi Yunanlılar, yenilerek geri çekildiler. Bu savaşın sonunda Yunan ordusunu yenilgiye uğratan Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü tuğgeneralliğe yükseltildi. Büyük bir başarı elde etti. Savaşın kazanılması, Türk Milleti açısından büyük bir moral ve sevinç kaynağı oldu. Gerçekten de Türk ordusu açısından büyük bir kahramanlıktır bu savaşın kazanılması. Hiçbir şeyin olmadığı, her şeyin yoktan var edildiği bir dönemde savaş kazanmak bizim açımızdan çok önemli bir başarıdır. Nitekim Mustafa Kemal, TBMM gizli zabıtlarında şöyle demiştir: “Ben ilkin bu işe başlarken, akıllı ve düşünür arkadaşlarım bana sordular; yahu paramız var mıdır? Yoktur, yoktur, dedim. Ne yapacaksın, dediler. Ordu olacak ve ulus bağımsızlığını kurtaracaktır, dedim. Bu nedenle hepsi oldu ve daha da olacaktır.” Birinci İnönü Savaşı’ndaki başarı üzerine İtilaf Devletleri, Sevr Barış Antlaşması’nı yeniden gözden geçirmek amacı ile 21 Şubat 1921’de, Londra’da uluslararası bir konferans topladılar. Sadrazam Tevfik Paşa’yı da konferansa davet ettiler. Mustafa Kemal bu durum üzerine konferansa Tevfik Paşa Hükümeti’nin yanı sıra Ankara Hükümeti’ni de çağırmaları gerektiğini hatırlattı. Sonuçta İtilaf Devletleri, Ankara Hükümeti’ne de bir çağrı yaparak konferansa davet etti. Bu konferansa Tevfik Paşa ile birlikte Ankara Hükümeti adına Bekir Sami Bey başkanlığında bir kurul da katılmıştır. Tevfik Paşa konferansın açıldığı ilk gün bir konuşma yapmış ve “Türk ulusunun gerçek temsilcisi TBMM’nin baş delegesidir” diyerek sözü Bekir Sami Bey’e bırakmıştır. 12 Mart 1921 tarihine kadar devam eden Londra Konferansı’nda, olumlu hiçbir sonuç alınamamıştır. Ancak konferansın önemi büyüktür. Çünkü Ankara Hükümeti, böyle uluslararası platformda yapılan bir toplantıya davetli olarak katılmış yani uluslararası alanda resmen tanınmıştır. Bu nedenle son derecede önemli bir başarıdır. Savaşın bir diğer sonucu da Moskova Antlaşması olmuştur. Sovyet Rusya ile imzalanan bu antlaşma ile Batı’da kazandığımız başarı Doğu’da da ses getirmiştir. Sovyetler yeni Türk devletini bu antlaşma ile resmen tanımış, ilişkilerimizde yeni ve mutlu diyebileceğimiz bir dönemin açılmasına olanak sağlanmıştır. Görüyoruz ki Birinci İnönü Savaşı, Türk ordusunun büyük bir zaferidir. Unutulmaması gereken önemli bir tarihtir. (6-11 Ocak 1921) etmiştir. Diğer yerlerde ise küçük birlikler bırakmıştır. Yunan kuvvetleri hem Türk ordusunun 3 katı hem de dönemin en yetkin silahları ile donatılmış idi. Öte yandan Türk ordusu daha yeni kurulmakta olan bir ordu idi. Ancak 10 57 Hİpotalamus Yazı: M. Rüzgar Yılmaz “Test sonuçları normal değerlerinde değil. Başarsızlık beni içten içe tehdit eden korkulara sevk ediyor. Derinlere inmeden önce anlamam gereken olguların beni hayal kırıklığına uğrattıkları yetmezmiş gibi on sekizinci deneyden çıkan laboratuvar sonuçları da başarısızlıkla sonuçlandı. Artık elimde kalan son çip manyetik alan devresi uygulamamı gerçekleştireceğim. Deney 19’un test sonuçlarını sabırsızlıkla bekliyorum. Korkularım ve endişelerim beni yerli-yersiz boşluklara sevk ediyor. Yaklaşık bir dakika sonra sonuçlar elimde olacak. Dışarıda sert esen rüzgar ve hiç dinmeyen yağmur yağışı adeta nefretini yansıtıyor gibi. Sonunda test sonuçları çıktı. Durun bir dakika; bunlar normal değerlerden farklı! Evet, gerçekten de bu sefer başardım galiba. İnanılmaz bir şey bu! Şu an kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlardan birindeyim. Sözcükler, lügatimde kilitli duruyor. Heyecanıma yenik düşüyorum. Kalbim hızlı bir şekilde çarparken, damarlarımdaki kanın gece soğuk58 ta, yavaş yavaş buza dönmesine şahit olur gibiyim.” Dr. Çağlar o gün yaptığı ses kaydında, yaptığı deneyi kendi ağzından anlatmıştı; kaydı, arşivlemek üzere gizli çekmecesinde saklıyordu. Anlattıklarından yola çıkarak, sonunda istediği sonuçları aldığını anlayabiliyoruz ve galiba bu, onun için de yeni bir başlangıç. Dr. Çağlar aslında statik elektrik akımı ile yüksek voltajlı elektrikle yüklü parçacık atomlarından, nesneleri havada vurabilen ve vurduğu anda küle çeviren hatta moleküler olarak ortadan kaldırabilen yeni nesil bir silah yapmak istiyordu. Temel olarak “Tesla bobini prensibi”nden faydalanarak bu sistemi geliştirmek amacındaydı. Tesla onun için, yüzyılın dahisi ve elektriğin kutsal insanıydı. Ayrıca Tesla’nın milyon voltlar altında yaptığı şimşek deneylerinin temel prensiplerini edinmişti; bu denklemler üzerinde ilerlemek istiyordu. Deneylerinde kullandığı materyaller çok pahalı araçlardı. Ama bir dahiyi veya deliyi hiçbir şey durduramazdı. Hayatı dahilik ve delilik arasında, ince bir çizgide seyrediyordu. Tasarladığı sistemin ilk sonuçlarını “Deney 19” sonrası elde etmiş ve bundan dolayı heyecanı giderek artmış, umutlarını taze tutabilmişti. Deneyi ilerletmek için ihtiyaç duyduğu malzemelerin Happy&Enjoy firmasına ait kargo uçağında olduğunu öğrenmesi günlerini almıştı. İnternetten günlerce yaptığı araştırmalar sonucunda, uçaktaki malzemelerin büyük deneyini gerçekleştirmek için tam istediği şeyler olduğunu görmüştü. Fakat o hiçbir zaman uçağın düşmesini istememişti. Sadece belli başlı birkaç arızayla acil iniş yapmasını ve bu esnada uçaktan parçaları çalmak istiyordu. Fakat her şey için artık çok geçti. Çünkü bu çılgınca fikri onu karanlığa sürüklemiş ve harekete geçirdiği zincirleme reaksiyonlar kontrol edilecek olmaktan çıkmıştı. İnci Kasabası’nın tarihinde gördüğü en büyük kazaya sebebiyet verecek ve birkaç canın dünyadan göç et- mesine sebep olacaktı. Bunları düşünmek bile aklını kaçırması için yeterli sebeplerdi. Araştırmalarına devam eden dedektif Alper, Dr. Çağlar’ın sebebiyet verdiği bu olayı çözmek için eskisinden daha çok çalışmak zorunda olduğunun farkına varmıştı. İnci Kasabası’nı araştırarak işe başından başlamak istedi. Kasabada eskiden askeriyeye ait olan bir üs bulunduğunu ve üssün, bazı kötü deneylerden sonra kapatıldığını, arşivlerdeki eski yerel gazetelerde okuduğunda, ilgisini bu yöne çevirdi. Artık kimsenin uğramadığı bu tesise uzun soluklu bir yolculuk yapmak niyetindeydi. Arabasını çalıştırıp yola koyulduğunda onu bekleyen sürprizlerin henüz farkında değildi. Yağmurlu bir çarşamba gecesi tesise yaklaşırken uzaktan gördüğü, elektrik akımlarına benzeyen parlak ışıklar, olayın derininde yer aldığının bir göstergesiydi… 59 çocuklar İÇİN Çocuğunuzun sağlığı için ? l o r t n o k i g n a Hangi yaşta h Sağlık, hayatımızın her döneminde en önem verdiğimiz konulardan biridir ancak çocukluk çağı çok daha özel bir ilgi gerektirir. Çünkü çocukluk, erişkin hastalıklarının temellerinin atıldığı dönemdir. Hastalıkların bu yaşlarda önlenmesi ise belirli aralıklarla yapılan test ve kontrollerle mümkün. Peki, çocuğunuzun sağlıklı bir birey olması için hangi yaşta hangi testleri yaptırmalısınız? er şeyin başı sağlık. Bu cümle, hayatımız boyunca her zaman karşımıza çıkar. Genci, yaşlısı herkesten duyarız ya da bizzat kendimiz söyleriz. Peki sağlıklı olmak için neler yaparız? Birçok insan hastalanmadan önce doktora gitmez. Hastalıklar kapıyı çaldıktan sonra doktora gitmek, en iyi ihtimalle tedavi olarak sağlığınıza tekrar kavuşmanızı sağlar. Düzenli yapılan kontroller, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığın erken teşhis ve tedavisi için en önemli adımdır. Çocukluktan başlayarak belirli aralıklarla yaptırılması gereken geniş kapsamlı check up’lar sayesinde ihtiyaç duyulan vitaminler saptanabilir; sinsice bekleyen hastalıkların ve daha birçok sağlık probleminin önü kesilebilir. Sağlık testleri hamilelik döneminde başlıyor Çocuğun sağlığıyla ilgili testler hamilelik döneminde başlıyor. Hamileliğin 3. ayında bebeğin down sendromlu olup olmadığını anlamak için bir dizi test yapılıyor. 5-6. ayda gelişme geriliği olup olmadığını anlamak için ultrasonografi testi, 7. ayda kan uyuşmazlığı teşhisi için coombs testi, son olarak da 8 ve 9. aylarda ultrason ve NST (non stress test) takibiyle bebeğin hareketlerinin yanı sıra kalp atışındaki artma ve azalmaların saptanması için birtakım testler yapılıyor. Doğum sonrası yapılması gereken tarama testleri ve tiroid hormon tetkikleri (TSH analizi), zeka geriliği gibi sinsi bir şekilde ilerleyen sağlık 60 sorunlarının kaynağı olan doğumsal metabolik hastalıkların saptanmasına ve tedaviye en kısa sürede başlanmasına yardımcı oluyor. Yine doğum sonrası yapılan işitme testi, duyma kusurlarının saptanmasını; kalça ultrasonu, kalça çıkıklığını erken tespit etmeyi; göz muayenesi ise gözdeki sorunların erken saptanmasını sağlıyor. Sağlıklı çocukların rutin olarak kontrol edilmesi ve belirli aralıklarla kan ve idrar tahlillerinin yapılması ise ileride ortaya çıkabilecek sorunlara önceden müdahale edilmesini sağlıyor. Düzenli olarak check up yaptırın Check up, hastalık ortaya çıkmadan önce tespit ederek önleyici tedbirler alınmasını sağlayan genel ve kapsamlı bir kontroldür. Bu kontroller, gizlice oluşabilecek rahatsızlıkları erkenden saptamaya yardımcı olur. Çocuğunuzun sağlıklı bir hayat sürmesini istiyorsanız, 2 yaşından sonra 6 ayda bir rutin muayenelerini yaptırmanız gerekir. Böylelikle onu, belirti göstermeden sinsice ilerleyen hastalıklardan korumuş olursunuz. Çocuğunuzun doğumundan itibaren 1 yaşına kadar her ay yaptırmanız gereken bazı aşılar var. Bunun yanı sıra 1 yaşına geldiğinde, anemi olup olmadığını tespit etmek için demir değerlerini kontrol ettirmeniz gerekiyor. Yine 1 yaşında kızamık, kızamıkçık, kabakulak ve suçiçeği aşılarının birinci dozunu, 2 yaşında ise Hepatit A aşısının ilk dozunu yaptırmalısınız. 2 yaş, çocuğunuzun süt dişlerinin tamamlandığı dönemdir. Bu yaştan sonra düzenli olarak diş kontrolü yaptırmanız hem diş problemlerine erken müdahale edilmesi açısından faydalıdır hem de çocuğun diş hekimiyle korkusuzca iletişim kurmasına yardımcı olur. 4-6 yaş arasında difteri, tetanos, boğmaca ve çocuk felcinden oluşan karma aşılarını ve tüm bunların yanı sıra kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşılarını mutlaka yaptırmalısınız. Ayrıca 1 yaşından sonra ilki yapılan suçiçeği aşısının ikincisi de bu yaşta vurulmalı. Yine 4-6 yaş arasında bazı hafif ortopedik sorunlar varsa ve bunlar düzelmediyse ortopedi muayenesi yaptırmanız gerekir. Çocuğunuzun büyümesini ve gelişmesini etkileyen faktörlerden biri de uyku düzenidir. Okula başladığı dönemde, çocuğun günde ortalama 10 saat uyuması, gelişimi için çok önemli bir etkendir. Okula başlamadan önce muayene olmalı Çocuğunuzun sağlığı, başarısını etkiler. Okuma-yazma öğreneceği bu dönemde başarı sağlayabilmesi için ilk koşul fiziksel olarak bütün fonksiyonlarının yeterli olması. Bu yüzden de okula başlamadan önce bazı kontrollerden geçmesi gerekir. Okul öncesi check up; pedagog muayenesi, göz ve diş tarama, kan sayımı, idrar tahlili ve odyometre yani işitme testinden oluşmaktadır. Okula yeni başlayan çocukların büyük bir kısmı ilk kez sosyalleştiği ve bu kadar kalabalık bir ortamda bulunduğu için sık hastalanabilir. Bu tür rahatsızlıkları önlemek için çocuğunuzun sağlıklı beslenmesine dikkat edin. Sağlıklı beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Çocuğunuzun bol sebze-meyve, balık, süt gibi gıdalar tüketmesine ve C vitamini almasına özen gösterin. 61 sağlık Kış geldi ve malum, hastalıkları da beraberinde getirdi. Hasta olmak istemiyorsanız yapacağınız bir tek şey var; bağışıklık sisteminizi güçlendirmek. Peki nedir bu bağışıklık sistemi? Nasıl çalışır ve nasıl güçlendirilir? Cevaplar bu yazıda... 62 oğuk havalar ve hastalıklar, kışla beraber kapımızı çalmaya başladı.Yılın, sağlığımıza çok dikkat etmememiz gereken dönemindeyiz. Eğer soğuk algınlığı, grip ve bronşit gibi, kışla beraber kaçınılmaz olarak gelen hastalıklardan korunmak istiyorsak bazı önlemler almak zorundayız. Kışın gelmesiyle birlikte hepimiz hasta olma riskiyle karşı karşıyayız; otobüsler, okullar ve işyerleri öksüren, burnunu akan ve hapşıran insanlarla dolu. Kış aylarında çoğunlukla kapalı mekanlarda vakit geçiriyoruz; bu da hasta olma riskimizi artırıyor. Peki ne yapmamız gerekiyor kışı hasta olmadan, sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için? Bunun tek ve net bir cevabı var: Bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak ve sağlıklı yaşamayı bir yaşam biçimi haline dönüştürmek hem ömrümüzü uzatacak hem de yaşam kalitemizi artıracaktır. Nedir bu bağışıklık sistemi? Bağışıklık sistemi özel hücreler, proteinler ve doku organlarından oluşur ve vücudumuzu mikrop ve mikroorganizmalara karşı korur. Metabolizmamızı sağlıklı tutmak ve enfeksiyonları önlemek için çalışır. Vücudumuzu savunma görevini üstlenir. Şaşırtıcı bir çalışma sistemi vardır. Öyle ki, güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olanlar vücutlarında bakteri, mantar, enfeksiyon ve parazit gibi zararlı mikroorganizmalar olsa dahi hastalanmazlar. Çünkü sağlıklı bir vücudun bağışıklık sistemi bu savaşı kendiliğinden verir ve kişi hastalanmaz, hiçbir şey hissetmez. Bağışıklık sistemimizin mikroplarla baş edemediği durumlarda hasta oluruz. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişinin vücuduna virüs rahatlıkla girer ve sistemin bu virüsle savaşacak gücü olmadığı için kişi kolayca hasta olur. Bağışıklık, vücudumuzun yegane koruyucusu ve sağlığımızın garantörüdür. Bu sistemi güçlendirmenin yolu öncelikle ellerimizi düzenli olarak yıkamak, düzenli uyku uyumak, bol su içmek, aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerden uzak durmaktan geçiyor. Bünyemizi tanımak, vücudumuzun bize verdiği sinyalleri doğru algılamak ve gereken önlemleri hemen almak da hasta olmamızı büyük ölçüde engeller. Özellikle ellerimizin hijyenine dikkat etmeli ve sık sık yıkayarak mikroplardan arındırmalıyız. Bağışıklık sistemimizin direncini artırmak için sağlıklı ve düzenli beslenmeliyiz. D ve C vitamini, probiyotik, ekinezya, çinko ve beta karoten gibi destekleyiciler almalıyız. Son zamanlarda yapılan araştırmalar probiyotiklerin, bağışıklığı güçlendiren en önemli madde olduğunu gösteriyor. Probiyotikler; yiyeceklerdeki protein ve yağların yakılmasından vücutta iltihap oluşumunun önlenmesi ve azaltılmasına, sindirimin kolaylaştırılmasından, vitaminlerin elimine edilmesine kadar birçok fayda içeriyor. Kefir, kımız gibi fermante süt ürünleri ve turşu, bu faydalı maddeyi içeren gıdaların başında geliyor. Probiyotikler artık çağdaş besin teknolojisinin de yardımıyla doğal olmayan yollarla da olsa bazı gıdalara eklenebiliyor. Günümüzde probiyotikli süt, yoğurt ve meyve sularını pek çok süpermarkette bulabilirsiniz. İçinde bulunduğumuz bu soğuk kış aylarında hem kendimizin hem de etrafımızdakilerin sağlıklı kalabilmesi için bağışıklık sistemimize dikkat etmeli, güçlendirmeli ve bu saydığımız önlemleri almalıyız. Unutmayın ki mutlu ve uzun bir hayat için sağlıklı olmak şart. BAĞIŞIKLIK SİSTEMİnİZİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN... - Stresten uzak durun. - Alkolü azaltıp sigarayı bırakın. - Haftada birkaç kez 30-35 dakika düzenli egzersiz yapın. - Beslenmenizde yeterli protein, vitamin ve mineral bulunmasına özen gösterin. Özellikle süt ve süt ürünleri, yumurta gibi protein açısından zengin gıdalar tüketin. - Meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketin. - C vitamini deposu olan maydanoz, limon, portakal, biber, kivi, kırmızıbiber ve greyfurt tüketin. - E vitamini içerdiği için her gün bir avuç badem ya da ceviz yiyin. - Kandaki beyaz hücre aktivitesini artırdığı için A vitamini içeren havuç, ıspanak, kabak, domates, brokoli, marul ve kayısıyı sofranızdan eksik etmeyin. - Balıkta bol miktarda bulunan omega-3 yağ asitleri bağışıklık sistemimiz için çok faydalı. Haftada 2 kez balık yiyin. - Çinko, bağışıklık sisteminde anahtar rol oynar. Bu nedenle diyetinizde çinko içeriği yüksek olan kırmızı et, ciğer, deniz ürünleri ve peyniri ihmal etmeyin. - Az su tüketmek vücut direncini azalttığı için bol bol su için. - Vücudun kendini iyileştirme mekanizması, uykuda ve dinlenme sırasında etkilidir. Melatonin hormonunun salgılanması için geceleri televizyon karşısında değil zifiri karanlıkta uyuyun. - Gereksiz yere ilaç kullanmayın. 63 gurme başlamak üzere günün her öğününde tüketiyoruz. İyi de ediyoruz doğrusu. Yöresel özelliklere göre pek çok farklı malzeme ile hazırlanabilen çorba, dengeli beslenmenin de önemli bir parçası çünkü. İçindeki malzemenin özelliğine göre birçok besin öğesi içeren, besleyici bir yemek. Bir kase çorba deyip geçmeyin. “Her derde deva” diye boşuna denilmemiş. Çorba içerek çok çeşitli besinleri birlikte tüketme olanağı buluyoruz. Yapılışına göre başlangıç veya hafif bir ana yemek olarak tüketebileceğimiz bir lezzet çorba. Diyet yapanlar veya kilo almak istemeyenler için de iyi bir yardımcı. Kış aylarında kilo almanın önüne geçebilmek için tok tutucu özelliği olan çorba, oldukça işe yarıyor. Doktorlar ve diyetisyenler her öğünde tüketilmesini öneriyor. Her çorba çeşidi, sağlık açısından faydalı pek çok faktör içeriyor. Yoğurt çorbası iyi bir kalsiyum kaynağı. Mercimek veya ezogelin çorbası, protein ve lif açısından oldukça zengin.Tavuklu veya etli çorbalar, hayvansal protein kaynağı; besleyici ve doyurucu. Sebzeli çorbalar ise iyi bir lif, vitamin ve mineral deposu.Yumurta eklenerek hazırlanan çorbalar ise protein açısından oldukça zengin. Süt ve sebze ilave edilen çorbalar özellikle çocuklar için çok besleyici. Kabuğu soyulmuş dövmenin pilav gibi pişirilmesinden ve soğuduktan sonra yoğurtla karıştırılıp kurutulmasından elde edilen binbir derde deva tarhana ise sıcağa ve soğuğa dayanaklılığı dolayısıyla ihtiyaç anında kolayca tüketilebiliyor. Her akşam farklı bir çorbayla sofranıza lezzet ve sağlık katabilirsiniz. İşte kolayca yapıp afiyetle yiyebileceğiniz birbirinden leziz iki tarif… Kışın en sıcak yanı Sütlü Sebze Çorbası Çorbalar her mevsim sofraların vazgeçilmezi, ama en çok da kış aylarının. Bütçeyi yormayan, yapılışı kolay, yanına bir salatayla doyurucu bir sofraya dönüştürebileceğiniz lezzetli mi lezzetli bir yemek, çorba. Üstelik besin değeri de oldukça yüksek. İşte kışın vazgeçilmezi çorbalar! ışın hastalandığımızda ne içerek ayağa kalkarız? Veya yemeklerden önce iştahımızı hangi yemek açar? Türk sofralarının vazgeçilmezi olan çorba, birbirinden farklı sebzelerin, öğütülmüş veya tane biçiminde tahılın su, et veya tavuk suyu ile pişirilmesiyle oluşan bir yemek çeşidi. Geleneksel Türk mutfağının başlangıç yemeği... “Çorba” kelimesi Farsça “shorba”dan geliyor. 64 “Shor (tuzlu)” ve “bâ (suyla pişirilmiş)” manasına gelen iki sözcüğün birleşmesinden oluşuyor.Tarihi ise çömlek yapımı kadar eskilere dayanıyor. Mevsim kışsa ve soğuk içimize işlemişse bir kase çorba ne iyi gelir değil mi; ilaç gibi... Çorba, pilavdan sonra en çok tükettiğimiz yiyecek. En çok mercimek, şehriye ve tarhana çorbasını seviyoruz millet olarak. Bu iştah açıcı yemeği yalnızca akşam yemeklerinde değil sabah kahvaltısından Malzemeler • 1 soğan • 1 patates • 1 havuç • 3-4 mantar • 3-4 dal ıspanak yaprağı • 1 pırasanın yeşil kısmı • 2 diş sarımsak • 1,5 su bardağı süt • 3,5 su bardağı su • 1 tepeleme yemek kaşığı un • 1 tatlı kaşığı nişasta • Tuz, sıvıyağ Hazırlanışı Soğan, pırasa ve sarımsağı çok ince doğrayıp az bir sıvıyağda kavurun. Çok ufak küpler halinde doğradığınız patates ve havucu da kavrulan soğanlara ekleyin. Sonra sırasıyla ince dilimlenmiş mantar ve çok ince kıyılmış ıspanağı da tencereye ekleyip sebzeleri 3-5 dakika daha kavurun. Unu sebzelerin üzerine ekleyip birkaç defa karıştırın. Sütten 1 çay bardağı kenara ayırıp geriye kalanı ve suyun tamamını kavrulan sebzelere ekleyin ve un topaklanmadan iyice karıştırın. Çorba kaynamaya başladıktan sonra, ayırdığınız süt ve nişastayı bir kapta iyice karıştırıp çorbanıza ekleyin. Tuzunu da ilave edip yaklaşık 15 dakika kısık ateşte kaynatın. Çorbanız servise hazır. Afiyet olsun. TARHANA ÇORBASI Malzemeler • 4 çorba kaşığı tarhana • 5 su bardağı su • 1 yemek kaşığı tereyağı • 1 yemek kaşığı salça (Domates salçasına biraz biber salçası da ekleyebilirsiniz.) • 1 diş sarımsak • 1 tatlı kaşığı kuru nane • Tuz Hazırlanışı 4 kaşık tarhanayı bir kasede 1 bardak su ile iyice karıştırın; vaktiniz varsa 15-20 dak., yoksa siz diğer malzemeleri hazırlayana kadar suda beklesin. Tencerede tereyağını eritip rendelediğiniz veya ince ince doğradığınız sarımsağı, yağda kısa bir süre çevirin. Daha sonra salçayı ve kuru naneyi ekleyip salçayı iyice pişirin. Üzerine, kenarda bekleyen tarhanayı döküp karıştırın. Hemen ardından 4 bardak daha su ekleyin. Tuzunu ilave ederek kaynayana kadar karıştırarak pişirin. Eğer çok koyu olmuşsa su ekleyebilirsiniz. Afiyet olsun. 65 bulmaca labİrent Her bir yuvarlağa sadece bir kere uğrayan bir hat çiziniz. ÖRNEk: kare bulmaca Silik çizgiler boyunca dikdörtgenler çizin ancak hiçbir dikdörgenin köşesi ya da kenarı birbirine değmesin ve her bir rakam, içinde kaldığı dikdörtgenin alanını ifade etsin. ÖRNEK: 2 8 7 3 5 SUDOKU 1 6 2 2 5 9 3 4 8 1 7 9 7 5 66 7 4 6 8 1 Sudoku bulmacamızı doğru cevaplandırarak [email protected] adresine ya da posta ile derneğimize gönderen 1 okurumuz, Bosch IXO şarjlı vidalama aleti kazanacak. Talihliler, 20 Ocak’a kadar doğru cevabı gönderen okurlarımız arasında yapılacak çekilişle belirlenecektir. Geçen ayın sudoku talihlisi: Murat Çekiç
Benzer belgeler
Bilal Ekşi - UTED Dergi
Harman Sok. No: 31/1
34153 Florya - İstanbul
Tel: 0212 573 15 65
[email protected]
www.umariletisim.com
BASKI
Elma Basım Yayın ve İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti.
Halkalı Cad. No:164 B-4...