notlar - Infovet Dergi
Transkript
notlar - Infovet Dergi
AYLIK HAYVAN SAĞLIĞI SEKTÖRÜ DERGİSİ MAYIS 2015 137 Yumurtacılık endüstrisinin son 50 yılı Uluslararası Yumurta Komisyonu bu yıl, 50. yıldönümünü kutladı ve bu yıldönümü, küresel yumurtacılığın tarihini ve gelişimini, geçmiş son 50 yıl bazında değerlendirmek ve günümüzdeki trendleri tartışmak için iyi bir nedendi. Biz de bu vesile ile 1962’den 2012’ye kadarki gelişmelere göz attık. EDİTÖR İNFOVET MAYIS SAYI 137 YAYIN TÜRÜ SÜRELİ YEREL SAHİBİ Mat Medya Tanıtım Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. MEHMET AKTOP GENEL KOORDİNATÖR Barış Kolgu [email protected] ADRES: İ.KARAOĞLANOĞLU CAD. YAYINCILAR SOK. NO: 10/4 34418 SEYRANTEPE / İSTANBUL TEL: 0212 324 50 56 0212 324 50 59 FAX: 0212 324 50 06 www.infovetdergi.com [email protected] Genel yayın yönetmeni Veteriner Hekim Yağmur Ağcaoğlu [email protected] Yazı işleri sorumlusu Veteriner Hekim gizem kutun [email protected] Veteriner Hekim Ayça Üvez [email protected] KATKIDA BULUNANLAR Prof. Dr. Güven Kaşıkçı Dr. Özge Yılmaz Dr. Hüseyin Sungur Hüseyin Yılmaz Yıldıray Soylu Yunus Emre Dikmeer ART DİREKTÖR EBRU DERELİ [email protected] GRAFİK TASARIM EMEL VURAL [email protected] SOSYAL MEDYA SORUMLUSU BANU SAYINÇ [email protected] DANIŞMA KURULU PROF. DR. ŞAKİR DOĞAN TUNCER PROF. DR. U. TANSEL ŞİRELİ Prof. DR. AHMET ERGÜN Prof. Dr. Sezgin Şentürk PROF. DR. EROL ŞENGÖR Prof. Dr. Murat Fındık Prof. Dr. İsmail Bayram Prof. Dr. Tolga Güvenç Prof. Dr. Necmettin Ceylan Prof. Dr. Doğa Temizsoylu Doç. Dr. Süleyman BacINOĞLU Yrd. Doç. Dr. Seval Çetİn DR. SAİT KOCA SÜLEYMAN ÖZTÜRK RENK AYRIMI ve BASKI Gezegen Basım San. Ve Tic. Ltd. Şti. 100 YIL MAHallesi MASSİT MATBAACILAR SİTESİ 2. CADDE GEZEGEN BİNASI NO: 202/A BAĞCILAR/İST Sertifika No: 12002 Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. İnfovet Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz sektörel bir yayındır. İNFOVET 04-05 VetERİNER Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU TVHB’den Dünya Veteriner Hekimler Günü mesajı BAHARIN GELİŞİYLE ETKİNLİKLER DE HIZINI KESMİYOR Uluslararası Yumurta Komisyonu – IEC, geçen yıl 50. yıl dönümünü kutladı ve bu yıl dönümü; Danimarka, Hollanda ve Amerika’daki küresel yumurtacılığın tarihini ve gelişimini, geçmiş son 50 yıl bazında değerlendirmek ve günümüzdeki trendleri tartışmak için vesile oldu. 1964’den bu yana çalışmalarını sürdüren IEC, son 50 yıldaki fırsatlara ve olanaklara göz atmakla birlikte, yumurtacılık sektörünün gelişimini de gözden geçirdi. Elde edilen veriler birçok ülkeden toplanan gelişim raporlarının, yumurtacı tavukların performansı, ürünlerin maliyetleri ve tüketim seviyeleri bazında örneklendirilmesi ile oluşturuldu. Ne yazık ki bu noktada, sadece Danimarka, Amerika ve Hollanda’nın son 50 yıllarını derlediği, birçok ülkenin son 20-30 yıllık geçmişi ile ilgili bilgi depolamadığıyla karşılaşıldı. Depolanan bilgilerin ise ana olarak çiftlik bazındaki gelişimi kapsadığı, yumurtaların paketlenmesi ve işleme prosesleri ile ilgili bir bilginin olmadığı fark edildi. Biz de bu sayımızda ismi geçen ülkelerin 1962’den 2012’ye kadarki gelişmelerini ve Yum-Bir Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Sungur’un değerli görüşleriyle geçmişten günümüze Türkiye’nin durumunu sizlere aktarmaya çalıştık. Geçtiğimiz ay kongrelerle, toplantılarla ve sempozyumlarla dolu yoğun bir aydı. BESD-BİR geleneksel olarak iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Beyaz Et Kongresi’nin üçüncüsünü Antalya’da gerçekleştirdi ve kongrede sektörle ilgili tüm sorulara bilimsel yanıtlar verildi. Bunun yanında VİSAD, 22. Dönem Olağan Genel Kurulu’nda yönetim kurulu üyeleri arasında görev dağılımlarını yaptı. Sektörün önde gelen firmalarının da yararlı geçen etkinliklerini dergimizden eksik etmedik. Ve yine her zamanki gibi, dünyadan ve ülkemizden güncel sektörel haberlerini ve makalelerini işledik; değerli hocalarımıza yer verdik. Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Talat Gözet’in, her yıl farklı bir temayla tüm dünyada kutlanan Dünya Veteriner Hekimler Günü açıklamasını sizler için paylaşıyoruz. SAYFA 30 SAYFA 72 Her yılın baharları gibi bu bahar da çağrıda bulunuyor hepimize ve tüm canlılara… Bahar heyecanıyla hazırladığımız dergimizi, umuyorum keyifle okursunuz. Sevgiyle kalın! Veteriner Hekim Gizem Kutun SAYFA 154 İÇİNDEKİLER 34 > Mucizeler gün geçtikçe artıyor 68 > Yem-Vit Gaziantep buluşması gerçekleşti 124 > Pnömonik pasteurellosis Yapılan araştırmalar yumurta sarısında bulunan yüksek kaliteli antioksidanların çağın vebası kanser gibi hastalıklardan da koruduğunu ortaya koydu. Düzenli bilgilendirme toplantıları düzenleyen YemVit, bu toplantıların bir yenisini Gaziantep’te gerçekleştirdi. Solunum sistemi enfeksiyonları yetiştiriciler açısından halen ekonomik kayıplar meydana getirmeye devam etmektedir. 36 > ELISA testleri ve sürü sağlığı yönetimi 72 > Koyunlarda kolostrum kalitesini ve immünostimülasyon 130 > antibiyotiklere alternatif yenilikler ELISA testleri ile aşılama programlarının etkinliği ve biyogüvenlik uygulamalarında kırılma olup olmadığı güvenilir bir şekilde belirlenebilir. Yenidoğanlarda mortalite oranlarını azaltmak için gebe koyunlara immünostimülasyon uygulanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. 38 > bir ksilanazdan daha fazlası 82 > IB aşılarının kuluçka spreyleme etkinliği Hostazym® X, fark yaratan ürün özellikleri ile yem ham maddelerinden tam yarar sağlamaya yardımcı olur. IB’ye karşı aşılama sürecindeki ilk adım, sprey yöntemi ile aşılanma ile birlikte uygun sprey kabini kullanımı adına eğitimin ve izlemenin yapılmasıdır. 42 > LIVACOX®: Etlik piliç 10 yıllık Livacox® kullanımı boyunca elden edilen veriler koksidiyozun önlenmedeki katkısını ispatlamıştır. 46 > Süt çiftçilerinde verimli ve karlı bir gelecek için Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen Alltech Dairy Academy III organizasyonu ile Türkiye’de süt hayvancılığına yön veren üreticiler Antalya’da bir araya gelme fırsatı buldular. 54 > ışık olmaya devam SAYFA 98 Antalya’da gerçekleştirilen Üçüncü Uluslararası Beyaz Et Kongresi’nin açılış konuşmasını BESD-BİR Başkanı Dr. Sait Koca yaptı. Önemli mesafeler kaydeden ve sektöre büyük desteklerde bulunan VİSAD’ın 22.Dönem Olağan Genel Kurulu için bir araya gelindi. 60 > Farmasötik Denetim İş Birliği Planı PIC/S PIC ve PIC/S, GMP alanında ş birliği sağlamak üzere, ülkeler arasında kullanılan iki araçtır. 66 > Nutrivet’ten asidozise yeni çözümler Nutrivet’in, Celtic Sea Minerals firması ile ortaklaşa asidozise ve rumen sağlığına yeni çözümler sunmaya yönelik gerçekleştirilen toplantıya yoğun ilgi vardı. İNFOVET 06-07 86 > Gelecek günlere güvenle bakıyoruz 2014 yılında başladığımız öğrenci kolektifleri projemiz IAT adından söz ettirmeye devam ediyor. Biz de sizler için, konuyla ilgili bilinmeyenleri IAT Başkanı Hüseyin Yılmaz‘la konuştuk. 90 > Yumurtacılık endüstrisinin son 50 yılına bakış Uluslararası Yumurta Komisyonu bu yıl, 50. yıldönümünü kutladı ve bu yıldönümü, geçmiş son 50 yılı değerlendirmek ve günümüzdeki trendleri tartışmak için iyi bir nedendi. Son zamanlarda fungisit etkisi de bulunan yeni yem katkı maddelerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar hızlandı. 132 > Mavi Dil, çarpık kamu örgütlenmesi ile ilişkili 2. Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu, beş farklı üniversitenin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. 138 > VAtanka 2. kariyer Günleri coşkusu Ankara Üniversitesi Öğrenci Toplulukları’ndan VetAnka tarafından; 2. Kariyer Günleri Sempozyumu başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. 142 > Rumendeki selüloz sindirimini optimize etmek Optimum selüloz sindirimi için rumendeki mikroorganizmalara gerekli olan parçalanabilir azot, kontrollü salınıma sahip bir azot kaynağı tarafından karşılanabilir. 144 > Yem sektörü sorunlarını tartışıyor Türkiyem-Bir Genel Kurulu’na, üyelerinin yanı sıra, milletvekilleri ve Bakanlık’a bağlı temsilciler, STK’lar ve akademisyenler katıldı. 96 > Teşhisin değeri Zamanında teşhisi yapılamayan enfeksiyöz hastalıklar, günümüzde hayvancılığın en büyük ekonomik kaybı olmaya devam etmektedir. 98 > Kanatlı ticaretinde hedef dünya üçüncülüğü BESD-BİR tarafından geleneksel olarak iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Beyaz Et Kongresi’nin üçüncüsü Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrede tavukla ilgili tüm sorulara bilimsel yanıtlar verildi. 154 > Kuru dönem boyunca alternatif yemler Sığırlarda kuru dönem boyunca sunulan kaba yem seçeneklerinin zenginleştirilmesi ve optimum beslenmenin sunulması mümkün olmaktadır. 162 > Kümeste büyük tehdit: Kırmızı tünek akarı Dünya çapında yayılım gösteren hastalığa karşı birçok akarisit kullanılıyor olmasına rağmen, direnç gelişimi nedeniyle kontrolünde güçlük çekiliyor. NOTLAR B u yıl ilki İstanbul’da gerçekleştirilen Bayer Liseler Arası Bilim Yarışması’nda birinciliği, “Görme Engelliler İçin Tasarlanmış Pasif RFID Tabanlı Akıllı Sinyalizasyon ve Navigasyon Sistemi” projesi ile görme engelliler için ileri teknolojili bir baston geliştiren Özel Ege Lisesi öğrencileri Berker Alpöz ve Mustafa Emin Tos kazandı. İkinciliği “Gençler Uyansın İşe Gitsin, Yaşlılar Rahat Etsin” projesi ile gençlerin duyduğu ama yaşlıları uyandırmayan çalar saat geliştiren Özel Darüşşafaka Lisesi öğrencisi Ecem Sekban kazandı. Üçüncülük ödülü ise “Yolun Elektriksel Direncini Kullanarak Yol Durumunu Tespit Etmek” isimli proje ile araç lastiklerine monte edilerek yol durumunu tespit eden bir sistem geliştiren Özel Darüşşafaka Lisesi öğrencileri Nuriye Varoğlu ve Özkan Serkek’in oldu. Bayer Liseler Arası Bilim Yarışması’na ilk yılında 201 liseden 650 öğrenci 401 projeyle başvurdu. İlk üçe giren projelerin dışında ilk 10’a kalarak finalde yarışan diğer yedi proje ise şunlar oldu: Daha iyi bir yaşam için bilim Bu yıl 17 Nisan tarihinde ilki düzenlenen Bayer Liseler Arası Bilim Yarışması’nda ilk üç dereceyi alan öğrenciler ve okullar jüri tarafından belirlendi. Bayer, bilimin yanında ve ışığında Bayer, temel olarak sağlık, beslenme ve ileri teknoloji ürünleri alanlarında uzmanlaşmış küresel bir şirkettir. İnsanlığa faydalı olabilmek ve yaşam kalitesini arttırabilmek amacıyla ürün ve hizmetler geliştiren Bayer aynı zamanda; inovasyon, büyüme ve yüksek kazanma gücü ile değer yaratır. Sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı olan Bayer, kurumsal vatandaş olarak sahip olduğu sosyal ve ahlaki sorumlulukların bilincindedir. Ekonomi, ekoloji ve sosyal sorumluluk, Bayer’in kurumsal amaçları içinde aynı önem derecesindedir. 2013 yılı itibariyle 113.200’den fazla çalışana ve 40,2 milyar Avro satış cirosuna sahip olan Bayer’in, Ar-Ge harcaması ise 3,19 milyar Avro’ya ulaşıyor. Daha fazla bilgiye www.bayer.com adresinden ulaşabilirsiniz. İNFOVET 10-11 İlk 10’a kalarak finalde yarışan diğer yedi proje Katılımcı lise Güneş Panellerinin Optik İletişim Alıcısı Olarak Kullanılması ve Kaynak Tasarrufunun Araştırılması Mehmet Metin Çaylı İsmail Aydoğar Kahramanmaraş Çukurova Elektrik Anadolu Lisesi Okulumuzda Polipropilen (Pp) Atıklardan ve Kestane Kupulasından Biyobozunur Polimer Biyokompozit Malzeme Üretimi, Değerlendirilmesi ve Ekolojik Önemi Kerem Koçer Kaan Sarpkaya Sarıyer Özel Mürüvvet Evyap Fen Lisesi Atık Bitkiler Sayesinde Isınan Kumaş Beyza Çetin İzel Top Samsun Garip Zeycan Yıldırım Fen Lisesi Geleneksel Yönteme Modern Bir Yaklaşım: İki Bitkinin Sinerjik Etkisiyle Yeni Bir Yanık İyileştirici Sprey Üretimi Ahmet Yıldız İlhami Tanhal Kuleli Askeri Lisesi Atık Teknolojik Araçlardan Laboratuvara Deney Seti Yapımı Furkan Büyükçolak Burak Benli Bartın Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi Üçüncü Göz Ömer Can Çolak Yasemin Genç Gemlik Hisar Anadolu Lisesi Işığım Yanıyor Para Ödemiyorum Ahmet Cüce Kubilay Özaslan Özel Darüşşafaka Lisesi NOTLAR zın nasıl olumlu katkılar yaptığını görerek seviniyor, ihracatçılar olarak gurur duyuyoruz. 2023 hedeflerimize ulaşmak için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi. BAŞARININ SIRRI CESARET Azim, irade ve cesaretle gelen ödül İstanbul İhracatçılar Birlikleri’nin bu yıl 11.sini düzenlediği “En Başarılı İhracatçılar” ödül töreninde HasTavuk, 2014 yılının başarılı ihracatçıları arasına girmeyi başardı. G eçtiğimiz günlerde Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen ödül töreninde en başarılı ihracatçı firmalar, Ekonomi Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı ile diğer kurum ve kuruluşların üst düzey yetkilileriyle bir araya geldiler ve İstanbul İhracatçı Birlikleri (İİB), “Düşünenleri, fikir oluşturanları, üretenleri, çalışanları, cesaret edenleri, risk alanları, istihdam sağlayanları, katma değer yaratanları, mücadele edenleri, kendi dünyasından çıkıp dış dünyaya açılanları, rekabet edenleri, bir İNFOVET 12-13 saniye durmadan koşanları, hep koşanları” ihracatçıları ödüllendirdi. İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği bünyesinde faaliyet gösteren 7 ihracatçı birliğinin 2014 yılı ihracat kayıt rakamlarına göre alt sektörleri bazında en çok ihracat gerçekleştiren firmalarına ödülleri takdim edildi. İstanbul İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı, Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Güleç yaptığı açılış konuşmasında şöyle konuştu: “Başta Ukrayna ve Ortadoğu olmak üzere, 2014 yılını bölgesel belirsizliklerin küresel ekonomiyi şekillendirdiği bir yıl olarak geride bıraktık. Küresel ekonomide oluşan bu tablo yıl boyunca ekonomiyi etkiledi. İç ve dış piyasalarda yaşanan bu şoklara rağmen Türkiye ekonomisi 2014 yılında da büyüme trendini sürdürdü. İhracat performansımız da ekonomimize pozitif yönde etki etti. İhracatçımız 2014 yılında gelişmeye, büyümeye ve pazarlarını genişletmeye devam etti. İhracatta yakalanan yüzde 4’lük başarı, 2014 yılı küresel konjonktür düşünüldüğünde oldukça başarılı bir sonuçtur. Tüm bu göstergeler ihracatın ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu göstermekte. Hatta geçen yıl toplam büyümemize ihracatımı- Sektöründe en fazla ihracat yapan firmaların ödül aldığı gecede HasTavuk adına ödülü, Ticaret Müdürü Cihan Genç teslim aldı. Tören sonrasında açıklama yapan Genç, 1972 yılından beri kanatlı sektörünün ham maddeci pozisyonunda yer alırken 2 yıl önce gıda sektörüne de hızlı bir giriş yaptıklarını dile getirdi. HasTavuk olarak damızlık sektöründe yakaladıkları başarıyı, gıda sektöründe de gerçekleştirmeyi amaçladıklarını belirten Genç, “Bugün burada sektöründe en fazla ihracat yapan ilk 3 firmadan biri olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bence HasTavuk’un bu başarısının ardında yatan; cesur kararlar alıp, yola çıkmaktır. Azim, irade ve koşmaktır. Bu başarımızı çok daha ileriye taşımak amacımızdır” dedi. İstanbul Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen törene Ticaret Müdürü Cihan Genç’le beraber dış ticaret bölüm sorumluları Mehmet Akınal ve Ömer Karaali katıldı. İhracat Genel Müdürü Veysel Parlak ve TİM Başkanvekili Tahsin Öztiryaki’nin de birer konuşma yaptığı ödül töreninde, başarılı ihracatçılara ödüllerini Veysel Parlak ve sektör başkanları olarak Ali Haydar Gören, Başaran Bayrak, İstanbul Hububat Bakliyat Zekeriya Mete, Muhsin Çakıcı, Ahmet Güleç, Ahmet Sagun ve Latif Ünal takdim etti. faaliyet gösteren ihracatçı birlikleri İstanbul Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Gemi ve Yat İhracatçıları Birliği, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, İstanbul Mobilya, Kâğıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği, İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği NOTLAR Ameraucana ve Araucanas ırklarının yaptığı mavi yumurtalar düşük kolestrol içeriyor Görenlerin hayrete düştüğü yumurtaları üreten Ameraucana cinsi tavuklar elde eden Çakal, yumurtaların tane fiyatlarını 5 ile 10 lira arasında satıyor. Bu yumurtalarda kolesterol bulunmuyor ve astım hastalığının tedavisinde kullanılıyor. Mavi yumurtlayan Ameraucana cinsi tavukları besleyen Bursa Süs Tavukları ve Bahçe Hayvanları Yetiştiricileri Birliği Derneği Ömer Çakal, mavi ve yeşil yumurtlayan tavukların Ameraucana ve Araucanas ırkları olduğunu; Araucanas ırklarının senede 180 – 200, Ameraucana ırklarının ise 240 adet yumurta yapabildiklerini söyledi. Hayvanların rengine ve güzelliğine göre tavukların çifti 350 - 450 TL arasında değişebiliyor. Yumurta fiyatları ise 5 TL, 7.5 TL ve 10 TL olarak değişiyor. Tavukların yaşam süreleri 8 ila 10 yıl arası ancak fazla yumurtladıkları için o sürelere dayanmıyorlar. En verimli dönemleri ise de ilk 18 ay. Rusya; Kıbrıs, Yunanistan ve Macaristan ambargosunu kaldırmayı düşünüyor Rusya Tarım ve Hayvancılık Bakanı Nikolai Fyodorov geçtiğimiz günlerde, Rus hükümetinin birçok batı ülkesine uyguladığı gıda ambargosunu, Yunanistan, Macaristan ve Kıbrıs için kaldırmayı düşündüğünü belirtti. Rusya ambargosu, geçtiğimiz yılın Ağustos ayının başlarında Ukrayna krizinde, Moskova’nın batılı yaptırımlara misilleme yapması amacı ile koyuldu. Fyodorov’un TASS Haber Ajansı’na verdiği demeçte, “Rus Devlet Başkanı önerisi ile bazı ülkeler için ambargonun kaldırılması üzerine çalışmalara başladık. Hükümet ilk olarak Yunanistan, Macaristan ve Kıbrıs’ın gıda ithalatı girişimlerini kabul etti” şeklinde konuştu. Rusya, 2014 yılının Ağustos ayı başlarında Avrupa Birliği ve diğer ülkelerden 9 milyar dolar değerinde meyve, sebze, et, kanatlı hayvan, balık ve süt ithalatını Rusya Tarım ve Hayvancılık durdurmuştu. Bakanı Nikolai Fyodorov İNFOVET 14-15 Hayvan yeminde haşereler soya ile eş değerde Gıda ve Çevre Araştırma Ajansı ve AB’nin, İngiltere’de, ağırlıkla tavuk, domuz ve balıklar üzerine yaptıkları bir çalışmada haşerelerin hayvan yemlerinde verimli bir protein deposu olup olamayacağı üzerinde kapsamlı bir araştırma yaptılar. AB’de soya ithalatı hayvan yemlerinde büyük yer kapladığından haşerelerin kullanımı çok önemli olarak nitelendirilmekte. Haşereler soyanın yerini almak için aday konumunda çünkü hem gerçek birer protein deposu hem de atıklar üzerinde yaşayabilmek- teler. Araştırmacılar deneylerinde özellikle sivrisinek larvalarını kullandılar. En optimum üretim yöntemini bulmaya çalışarak larvanın gelişeceği en uygun şartları sağlamayı hedeflediler. Soya ve balık yemi ile karşılaştırıldığında haşerelerin amino asit ve protein oranları oldukça fazla gözüküyor. Bu sayede hayvan diyetlerinde de kontrol edilebilir - sürdürebilir metodlar izlenebilecek. Araştırmacılar ayrıca hayvan yeminin güvenli olmasını da test etti ve bu araştırmalarda herhangi bir riskli sonuca ulaşılmadı. NOTLAR Süt otu bitkisi ile süt veriminin artacağı düşünülüyor Ata Fen, İtalyan çiftliklerinde incelemelerde bulundu Dr. Nuran Yavuz ve Tahir S. Yavuz 31 Mart-5 Nisan tarihlerinde Kuzey İtalya’da Dr. Camillo Canizzaro ve Dr. Paola Luparia ile birlikte altlık ve gübre ıslahı konusunda sığır çiftliklerinde ziyaretler gerçekleştirdiler. Gübre ve altlıkların ıslahıyla mikrop, sinek ve kokunun nasıl azaltılabileceği konusunda teorik bilgi alan ve aynı zamanda uygulayan çiftlik sahipleriyle görüşen Ata Fen yetkilileri mastitis, ayak hastalıkları, buzağı ölümleri konularındaki düzelmeyi de sürü sahiplerinden öğrenme fırsatını buldular. Diğer yandan biyogaz ve biyogazdan elektrik üretimini de inceleyen yetkililer gübre ıslahıyla biyogazdan % 10 daha fazla enerji sağlandığını, altlık ıslahının hastalıkların azaltılmasındaki etkisinin yanı sıra altlık olarak kullanılan sap ve samandan tasarruf edilmesi yönünde faydalarını da izlediler. İtalya çiftliklerindeki genel sürü yönetimi programlarını da inceleyen Ata Fen yetkilileri ülkemizde de bu bilgilerin değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek yapılan uygulamaların aslında koruyucu hekimliğin bir parçası olduğunu vurguladılar. Süt veriminin arttırılması amacıyla ilk defa ekilen trinova (süt otu) bitkisinin tanıtımı birçok devlet temsilcisi, bakan ve valinin katılımı ile Burdur’da gerçekleştirildi ve bu bitkinin Burdur’un markası olması gerektiği konuşuldu. İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Burdur’un köylerinde deneme amaçlı yapılan ekimlerin üretiminin gerçekleştiğini, yılda beş biçim yapılan yüksek protein değerine sahip trivona ile beslenen hayvanlarda süt üretiminin % 15 artmasının hedeflendiğini belirtti. Vali Hasan Kürklü, “Burdur, çok kaliteli yıllık 350 - 400 bin ton süt üretiyor. Bizim de Ezine ve Urfa peyniri gibi markalaşmamız gerekiyor. Üreticilere elimizden geldiğince destek olmaya gayret edeceğiz” dedi. Mevzuatı dört kere değişen canlı hayvan ithalatı bilmeceye dönüştü Dışarıdan canlı hayvan getirilmesine izin verildiği 2014 Eylül ayından bu yana sıkıntılar devam ediyor. İthalat mevzuatı sürekli değişiyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, söz konusu mevzuatı son altı ayda dört kere değiştirdi. Et fiyatlarındaki yükselişi önlemek için Bakanlık, 2010 yılında olduğu gibi yine ithalat kapısını açtı. Geçen yıl Eylül ayında alınan kararla, besilik dana ithalatına yeniden izin çıktı. Besicilik işletmelerine, her 100 yerli hayvana karşılık 40 baş ithal etme hakkı tanındı. Çok geçmeden uygulamada değişikliğe gidildi. Yerli ırkın % 40’ı kadar ithal hayvan getirme şartı, % 100’e çıkarıldı; yani 100 baş hayvanı olana, 100 baş getirme izni verildi ancak bu prosedür de kısa bir süre sonra değiştirildi. Bu kez sözleşme şartı getirildi. Entegre bir işletmeyle, yani bir kesimhaneyle sözleşme yapan besicilere de ithalat hakkı tanındı. Birkaç hafta önce bu mevzuatta da değişiklik yapıldı. Canlı hayvan ithalatı ile ilgili yaşanan mevzuat değişiklikleri bu nedenle tam bir bilmeceye dönüştü. İNFOVET 16-17 NOTLAR Protein paketleme sektörü 2019 yılında 11 Milyar dolar olacak Brezilya için Çin’in tavuk alması çok önemli Nüfus artışındaki değişim, daha çok et kaynaklı hayvan ve deniz ürünü üretimi ile ilgili daha fazla ihracat fırsatı yakalanmasını sağlayacak. Ayrıca, tüketicilerin daha çok hazır yemek ve az porsiyonlu yemeğe rağbet göstereceği öngörülüyor. Araştırmaya göre esnek ve küçük porsiyonlu paketlemeler yakın zamanda büyük paketlerin yerini alacak. Buna göre et ve deniz ürünlerinde torba ya da kase seklinde paketlemeler daha çok rağbet görecek. Hazır yemeklerin daha çok talep edileceği öngörüldüğü için eski katı ve büyük paketler de değişmek zorunda kalacak. Tüm bu değişenlerin talep alışkanlıklarının paketleme sektörüne yenilikçi bir yaklaşım getireceği ve sektörün büyüme ivmesine geçeceği düşünülüyor. Brezilya kanatlı hayvan sektörü, Çin’in tavuk alımlarının, sektör için öneminin altını çizdi. Brezilya’dan Çin’e ihracatların geçen yılın Mart ayına göre % 19 artmasına karşın, bu oranın genel Çin ithalatlarındaki yükseliş oranının altında kaldı. Bu bilgileri sağlayan Brezilya Hayvan Protein Birliği, Hong Kong’un ihracat fırsatlarındaki önemini de vurguladı. Çin ve Hong Kong birlikte geçen yıl toplamda 51.000 ton tavuk alımı gerçekleştirirken bunun % 42’si Çin’e, kalanı Hong Kong’a yüklendi. Orta Doğu hala en güçlü ihracat merkezi konumunu korurken bu bölgede en güçlü ülke Suudi Arabistan olarak görülüyor. Rusya’ya üç ayda 2.6 milyon dolarlık ihracat yapıldı Rusya’ya son 15 yılda 10 bin dolarlık piliç üretiminde kullanılan kuluçkalık yumurta ihracatı gerçekleştiren Türkiye, bu ülkenin AB’ye uyguladığı gıda ambargosunun da etkisiyle rakamı 3 ayda 2.6 milyon dolara taşıdı. ABD ve AB’nin, Ukrayna krizinde oynadığı rol nedeniyle Rusya’ya karşı devreye soktuğu ekonomik içerikli yaptırımlara, bu ülkenin gıda ambargosu ile karşılık vermesinin ardından Rusya’nın gıda ürünlerinin tedarikinde Türkiye’ye yönelmesi özellikle kuluçkalık yumurta ihracatına olumlu katkı sağladı. TÜİK verilerine göre, 2000 yılından bugüne kadar Rusya’ya sadece 10 bin dolarlık kuluçkalık yumurta İNFOVET 18-19 ihracatı gerçekleştiren Türkiye, geçen yılın aralık ayından itibaren bu alandaki ihracatını hızla artırdı. “Geçen yılın sonlarında gıda ürünleri tedariki konusunda görüşmeler için Türkiye’ye heyet gönderen Rusya, 2014 yılının aralık ayında 100 bin dolar seviyesinde yumurta satın aldı” diyen BESD-BİR Başkanı Sait Koca, Rusya’ya kuluçkalık yumurta ihracatı konusunda izinlerin yeni alındığını belirterek, geçen yılın sonundan itibaren de bunun etkisinin görüldüğünü söyledi. İhracattaki artış Rusya’yı yumurta ihracatında üst sıralara taşırken, söz konusu ülke, şubat ayı sonu itibarıyla Irak’ın ardından en fazla ihracat yapılan 2. ülke konumuna yerleşti. NOTLAR NIck Adams Global Direktör, Mikotoksin Yönetim Ekibi Jonathan Younger Global Pazarlama Müdürü, Mikotoksin Yönetim Ekibi Alltech, Mikotoksin Yönetimi Ekibi’ne yatırım yapmaya devam ediyor Kenya Kanatlı Hayvan Fuarı temmuzda açılıyor Kenya Kanatlı Hayvan Fuarı, uluslararası 80 firmanın katılımıyla Temmuz 2015’te Nairobi’de gerçekleştirilecek. Aviana Kenya 2015’e; Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Asya’dan 20 farklı ülkeden gelecek firmalar katılacak. Tarım ve ormancılık Kenya’nın en önemli ekonomik sektörleridir. Hayvancılık ise ülkenin bir diğer önde gelen sektörüdür. Kenya’nın tavuk nüfusu yaklaşık 32 milyondur ve bunların % 80’i yerli hayvanlardan, kalanı ticari olarak ithal edilen hayvan- lardan oluşmaktadır. Hindi, ördek, kumru, bıldırcın ve devekuşu gibi diğer kanatlı hayvanlar da ülkenin yükselen değerleri olarak göze çarpmaktadır. Şu anda ülke yıllık olarak 40 milyon US Dolar değerinde 20 ton kanatlı hayvan eti ve 115 milyon US Dolar değerinde 1.3 milyar yumurta üretmektedir. Fuar organizatörleri bu fuar ile birlikte yenilikçi teknolojilerin Afrika ile buluşması ve uzun dönemli kazançlı anlaşmalar yapılabilmesini amaçlamaktadır. Kapsamlı mikotoksin hizmeti ve ürün sunumuna yatırım yapmaya devam eden Alltech, 2011’de kurulan başarılı Mikotoksin Yönetim Ekibi’nde strateji yönetimi yapmak üzere Nick Adams’ı kısa bir süre önce global direktör pozisyonuna terfi ettirmişti. Adams, Alltech’le toplamda on beş yılı aşkın beraberliğine İngiltere’de başladı ve sekiz sene boyunca Kaliforniya’da devam etti. Önceden global satış direktörlüğü yapan Adams, şirketin 50 kişiye ulaşan Mikotoksin Yönetim Ekibi’nin kilit distribütörler ve büyükbaş yetiştiricileri için kusursuz değer sunmak üzerine kurulmuş temelinin sağlam bir şekilde devam etmesini sağlıyor. Adams konu hakkında yorum yaptı: “Amacım; Alltech 37+™ Mikotoksin Analiz rogramını daha da geliştirmek ve MIKO risk değerlendirme hizmetini mümkün olduğunca çok sayıda çiftçiye ulaştırmak. Programı başlattığımız andan beri müşterilerimizden gelen olumlu geri dönüşler bizi çok teşvik etti ve sonuç olarak işimizde büyük bir büyüme kaydettik.” İzmir’de meslek büyükleri günü kutladı İzmir Veteriner Hekimler Odası ve Ata Fen işbirliğiyle 4. sü gerçekleştirilen organizasyonda “Meslek Büyükleri Günü” kutlandı. Karşıyaka’da 8 Nisan’da buluşan meslek büyükleri hatıralarını paylaşarak birlikte güzel bir gün geçirdiler. Odası Başkanı Gökhan Özdemir ve Tahir S. Yavuz’un konuşmalarının ardından tüm meslek büyüklerine söz verilerek mesleki faaliyetleri hakkında bilgi alındı. Gökhan Özdemir ve Tahir S. Yavuz konuşmalarında Meslek Büyükleri Günü’nün önümüzdeki yıllarda ülke geneline yayılacağı konusunda güzel duyumlar aldıklarını belirttiler. İNFOVET 20-21 NOTLAR Ata Fen, Tübitak Başarı Hikayeleri 2015 kitabında yer aldI Kansas Devlet Üniversitesi subklinik mastitis teşhisi için yeni test geliştirdi Test, piyasadaki mevcut teknolojilere göre daha düşük maliyet ile süt ineklerinin erken dönem mastitis olgularını tespit etmek amacıyla Kansas Devlet Üniversitesi tarafından geliştirildi. Test, inek sütünde bulunan spesifik enzimler ile subklinik mastitisi teşhis ediyor. Anatomi ve fizyoloji profesörü Deryl Troyer, testin piyasadaki mevcut sistemlere göre daha az maliyetli olan bir nanoplatform teknolojisi kullanılarak geliştirildiğini; bu sayede hastalığın fiziksel semptomları açığa çıkmadan önce kanser hücrelerini ve tümörleri kolaylıkla tespit ettiğini belirtti. Bu test ile mastitis tespit etmek için, öncelikle pastörize süt numunesi anılır ve nanoplatform ihtiva eden bir tampon solüsyon içine konur; sütün içerisindeki aminoasitler floresan boya ile kaplı demir nanopartiküllerini oluşturur ve boya süt enzimleri ile etkileşime girer. Sonrasında mastitise yol açan üç enzim yönünden test incelenir. Ata Fen kolay ve kitlesel kullanıma uygun Konjuktival Brusellosis aşısını ilk üreten firma olarak TÜBİTAK TEYDEP Başarı Hikayeleri 2015 kitabında yer aldı. Özel sektörün yenilikçi projelerine destek sağlayan TÜBİTAK, TEYDEP, BİYOTEG, Tarım, Sağlık, İlaç Veteriner - Hayvancılık, Çevre - Gıda teknolojileri grubunda, tek veteriner firması olarak kitapta yer alan Ata Fen, mesleki bir gururun vesilesi oldu. Kitabın 60. ve 61. sayfalarında yer alan Ata Fen’in çalışması hakkında “Kullanımı kolay, riski az, sorunları çözen aşıların geliştirilmesinin ekonomik getirisi, hesaplanabilirin çok üzerindedir” ifadesi kullanıldı. Ata Fen yetkililerinden, başka projeler üzerinde de çalışmaların sürdüğü öğrenildi. Alltech, Ridley Inc.’ı satın alarak hayvan besleme alanında global liderliğini güçlendirdi Alltech ve Ridley Inc. (TSX: RCL) (“Ridley”) 23 Nisan tarihinde, Alltech’in hisse başına CAD $ 40.75’lik değerle Kuzey Amerika’nın ticari hayvan besleme alanında öncü şirketlerinden biri olan Ridley’’nin tedavüldeki hisse senetlerininin % 100’ünü satın alacağı bir anlaşma imzaladıklarını duyurdu. Ridley hissedarlarına ödenecek karşılık yaklaşık CAD $ 521 milyonu bulacak. Ridley Başkanı ve CEO’su Steven J. Van Roekel de konu İNFOVET 22-23 hakkında görüşlerini dile getirdi: “Ridley’i Alltech ile birleştirmek bizim için dünyanın dört bir yanında bulunan et süt ve yumurta üreticilerine en iyi beslenme çözümlerini sunmak anlamına geliyor. Alltech büyük global ayak iziyle teknolojik bir lider; biz de güçlerimizi birleştirerek büyümek için bir platform ve üreticilerin karlılığını arttıracak piyasa çözümleri oluşturacağız. Aynı zamanda hayvan besleme alanında en ileri çözümler sunabilmek için kendini bilim ve inovasyona yatırım yapmaya adamış finansal bakımdan güçlü bir şirketin bünyesine katılıyoruz.” Ridley Kuzey Amerika’da yer alan en büyük ticari hayvan besleme işletmelerinden bir tanesi. Ridley formüle edilmiş tam yem, premiksler, yem katkı maddeleri, blok katkı maddeler, hayvan sağlığı ürünleri ve yem maddeleri olmak üzere her türlü hayvan besleme çözümünü üretmekte ve pazara sunmaktadır. NOTLAR Texas A&M Veteriner İlaçları Tanı Laboratuvarı sahibi Dr. Bruce Akey, tanı testlerinde güvenirlilikten bahsetti. Ata Fen, Elazığ ve Malatya’da Avrupa Simmental ırkını anlattı Malatya ve Elazığ’da 12-16 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen çiftlik ziyaretlerine Almanya merkezli Bayern Genetik şirketinden Vladimir Varchola, Ata Fen firmasından Veteriner Hekim Ali Ünal, Mehmet Demir, Kemal Cülhacı ve İthalat ve Ruhsatlandırma Sorumlusu Hüseyin Karabiber katıldı. Ayrıca, 14 Nisan tarihinde Malatya Anemon Otel’de çiftlik sahiple- rinin ve veteriner hekimlerin büyük ilgisini toplayan bir sunum gerçekleştirildi. Tur süresince, Simmental çiftliklerini ve veteriner klinikleri ziyaret eden Vladimir Varchola, kombine bir ırk olan Avrupa Simmentali’nin özelliklerini anlattı. Yapılan ziyaretlerde ve sunumda, pedigri okuma ve Simmental ırkının hem et hem de süt yönünden üstün bir ırk olduğunu anlatmaya çalıştı. Çiftliklerin boğa seçim kriterleri üzerinde bilgi veren Vladimir, Türk çiftçisine göre aday boğa seçeceklerini söyledi. Ayrıca, Almanya, Avusturya ve Çek Cumhuriyeti’nin Simmental ırkı için ortak bir veri tabanı oluşturdukları ve boğa özetlerinin (proof) bu üç ülke için ortak yayınlandığını söyledi. Fötal Aşırı büyüme Sendromu’nun genetik markerleri keşfedildi İnsanlarda ve sığırlarda benzerlik gösteren fötusun aşırı büyümesi ile sonuçlanan hastalık ender olarak görülse de yenidoğan hayvanın erken ölümüne, annenin fiziksel anomalisine ve doğum esnasında sakatlanmasına neden olmaktadır. İnsanlarda Beckwith - Wiedemann Sendromu (BWS) olarak adlandırılan bu hastalık, sığırlarda Aşırı Büyüme Sendromu (LOS) olarak geçer ve ölümle sonuçlanabilir. Missouri Üniversitesi araştırmacıları bu hastalığa (Large Offspring Syndrome) sebep olan bir sizi geni tanımladılar. MU Üniversitesi Tarım, Gıda ve Doğal Kaynklar Doçenti Rocio Melissa Rivera, sığırlarda bu genlerin tanımlanmasının, insanlarda BWS’ye neden olan genleri anlayabilmek için yararlı olacağını düşündüğünü belirtti. İNFOVET 24-25 Hayvan hastalıklarına teşhis koymak göründüğünden daha zor Her gün üreticiler ve veteriner hekimler kümes sağlığını kontrol etmekte tanı testlerini kullanıyor. Doku veya kan örneklerini kullanarak onları tanı laboratuvarlarına götürme sureci görünüşte oldukça basit gözükmekte; ancak adımlar doğru yapılmazsa yanlış çıkacak sonuçlar yanlış teşhis konulmasını ve doğru tedavi yöntemlerinin uygulanmasını engelleyebilir. Texas A&M Veteriner İlaçları Tanı Laboratuvarı sahibi Dr. Bruce Akey, tanı testlerini sonuçlarına doğru olarak ulaşmak için gereken adımları anlattı. “Hayvan hastalıklarının özellikleri için çeşitli düzenlemeler yapılırken, tanı testleri için bu düzenlemeler maalesef yapılmıyor. USDA ve devlet otoriteleri tarafından bazı testler için standartlar tanımlanmışken, bu standartlar, tanı testlerinin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır”. Dr. Akey’e göre, diğer tanı testlerini yorumlama ve hastalık teşhisi koymada herhangi bir ulusal düzenleme bulunmamakta ve bu da tanılarının farklı yorumlanmasına yol açmaktadır.” NOTLAR Digital dermatitis etkenleri, koyun - keçi tırnak bıçakları üzerinde bolca mevcut Yeni araştırmalarla inekler ve çiftlikler arasındaki digital dermatit (DD) transferine neden olan olasılık ortaya koymuştur. Liverpool Üniversitesi bilim adamları, digital dermatite neden olan etkenlerin tırnak bıçaklarında bulunduğunu ve koyunlarda kırpma esnasında transfer edildiğini belirtiyorlar. Liverpool Üniversitesi profesörleri liderliğinde yürütülen çalışmada kullanılan sığır ve koyunların kesme ekipmanları dezenfekte edildikten sonra test edilmiş ve dezenfekte edilmesine rağmen kırpma sonrası bıçakların tamamında hala digital dermatitis etkenlerinin mevut olduğu gözlenmiştir. Daha derin dezenfeksiyon sonrası bu oranların % 29 - 46 oranlarına düştüğü gözlemlenmiştir. Araştırma, inekler arasındaki bakteri transferinde tırnak bıçaklarının büyük rol oynağını gösteriyor. Yoncadaki kalite süt üretimi ve verimine yansıdı Doğum deneyimleri koyunların davranışlarını değiştirebilir Bristol Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada koyunların doğum esnasında ve erken yaşamlarında yaşadıkları deneyimlerin bir sonraki jenerasyona geçebilme ihtimali olduğunu ortaya koydu. Yapılan araştırma çerçevesinde genç kuzuların kuyrukları aneljezik madde verilmeden demirlenmiş ve hayvanlar üzerinde sineklerin oluşturduğu stres ölçülmüş. Bu stresin yarattığı erken yaşam zorluklarının uzun vadeli sonuçları tam anlaşılmamış olsa İNFOVET 26-27 da, kuyrukları demirlenen dişi koyunların ilk gebeliklerinde, erken yaşam döneminin yarattığı stres nedeniyle doğum esnasında daha fazla acı çektikleri gözlenmiştir. Ayrıca erken dönemlerde hafif bakteriyel enfeksiyonlar yaşayan koyunların kuzularının da doğumdan sonra hayatlarının ilk birkaç günü boyunca ağrıya daha az duyarlı olduğu anlaşılmıştır. Araştırma, doğumdan öncesi yaşanan deneyimlerin doğumdan sonraki dönemde anneye ve kuzuya etkileri araştırılmıştır. Türkiye’nin önemli yonca üretim merkezlerinden Aksaray’da yetiştirilen yoncalar, zengin protein yapısından dolayı haralar başta olmak üzere hayvan çiftlikleri tarafından yoğun talep görüyor. Yoncanın bol ve yüksek kalitede olması, kenti süt işletmeleri için cazip kılıyor. Aksaray Süt Üreticileri Birliği Başkanı Esat Zengin, “Yonca ve mısır silajı, süt hayvancılığının olmazsa olmazıdır” diyerek, her ikisinde de Aksaray’ın bol ve kaliteli üretime sahip olduğunu belirtti. “Sütlerinin yağ ve protein oranlarının yüksek olduğunu; firmaların, süt kaliteli olduğundan dolayı üreticilerine prim verdiğini, verilen % 10’luk primin işletmelerindeki kaliteli süt üretimini teşvik ettiğini de belirtti. İlde yeni yatırımlarla süt işletmelerinin sayısının giderek arttığına dikkat çeken Zengin, ürettikleri yoncayı Ortadoğu’ya da ihraç ettiklerini söyledi. NOTLAR Kanatlı rasyonlarında maliyeti düşürmek için ketencik bitkisi tercih edilebilir Kanatlı hayvanların rasyonlarına katılan mısır ve soya küspesi gibi ham maddelerin gün geçtikçe fiyatından artışlar şekillenmekte ve üreticiler daha ekonomik kaynaklara yönelmektedir. Ketencik bitkisi de (Camelia sativa) son yıllarda popüleritesi artan yağlı bitkilerdendir. Biodizel üretimi için yağlı bitkilere gereksinim olduğu düşünülürse, protein içeren yeni yem kaynaklarının bulunması da kanatlı yetiştirme maliyetlerini azaltmaya olanak sağlayacaktır. Ketencik küspesi içerdiği yağ, protein ve esansiyel yağ asitlerince zengin bir ham maddedir. Tohumun yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspenin yağ asidi kompozisyonu yüksek oranda esansiyel yağ içerdiği için rasyonun % 10’unu geçmemesi şartı ile etlik civcivlerde, piliçlerde ve yumurtacı tavuklarda kullanım fırsatı bulmaktadır. Son 10 yılda Zambiya’nın büyük üreticilerinin üretim ve satış hacimleri artarken, küçük üreticiler artan girdi maliyetleri ile mücadele ediyorlar. Zambiya kanatlı hayvan sektörü yem fiyatlarına rağmen genişliyor Yem fiyatlarındaki artışlara karşın, Zambiya yıllık kanatlı hayvan üretimi 13 milyon adetten 43 milyon rakamına ulaştı. Önemli bir oranla (% 42’lik seviyeler) kanatlı hayvan sektörü ülkenin hayvancılık alanında en büyük sektörünü oluşturmaya başladı.Tavuk güncel olarak ülkede en çok tüketilen hayvan eti konumunda ve toplam et tüketiminin % 50’sini oluşturmakta. Et ve protein içeren diğer gıdaların fiyatlarındaki büyük çaptaki yükselişler de, tavuğun aranılan konuma gelmesini sağladı. “Başkaldırmak” ve Alltech Rebelation’ı Kaçırmamak İçin 7 Sebep Alltech’in en büyük global organizasyonu, 31. yılında, 17 - 20 Mayıs tarihleri arasında ABD, Kentucky, Lexington’a geri dönüyor. Alltech Rebelation, “geleneksel yaklaşımlara başkaldırma” teması ile, Orgeneral Colin Powell, Jim Stengel ve John Calipari’nin de içinde bulunduğu 110 duayen konuşmacıyı ağırlayacak. Peki neden katılmalı? İşte yedi basit sebep > Mükemmel konuşmacılar > Üç yol (bilim, tarım, hayvancılık, işletme, pazarlama ve girişimciliği birleştiren konferansta her biri kendi İNFOVET 28-29 gündemine sahip üç yol izlenecek: İş / yatırım yolu, yiyecek – içecek yolu, ziraat yolu) > Network kurma imkanı, > 2014 yılında yapılan memnuniyet anketinde katılımcıların % 95’inin gelecek sene katılmayı planlaması ile gerçekleşen organizasyonunun kendini kanıtlaması > Katılımcı tanımlamaları: İlham verici, bilgilendirici, etkileyici, mükemmel, harika, eğitici, ilgi çekici, vizyoner ve göz alıcı > Kentuck Derby’sini hiç izlemiş miydiniz? > Craft biraları ve gıda Son 10 yıla bakıldığında ülkenin kanatlı hayvan sektörüne ciddi yatırımlar gelmekte ve sektör yılda 68 milyon adet bir günlük civciv ve 150 milyon adet yumurta üretimi gerçekleştirmekte. Fakat ilk çeyrekte yem fiyatları oldukça arttı ve bu küçük üreticilerin rekabet gücünü düşürdü; ancak büyük ölçekli üreticiler kapasitelerini arttırarak üretimlerini genişletmeye başladılar. Küçük üreticilerin pazardan silinmelerini önlemek amacıyla Zambiya Hükümeti vergisiz yem ithalatı konusunda çalışmalar yapmaya başladı. NOTLAR TVHB’den Dünya Veteriner Hekimler Günü mesajı Türk Veteriner Hekimler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Talat Gözet’in, her yıl farklı bir temayla tüm dünyada kutlanan Dünya Veteriner Hekimler Günü açıklamasını sizler için paylaşıyoruz. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Talat Gözet D ünya Veteriner Hekimler Birliği, her yıl nisan ayının son cumartesi gününü “Dünya Veteriner Hekimler Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırmış ve 2000 yılından günümüze kadar bu tarih, ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünya ülkelerinde “Dünya Veteriner Hekimler Günü” olarak kutlanmaktadır. Veteriner hekimlik eğitiminin başlaması ile birlikte hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, beşeri hekimliğin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Veteriner hekimler; hayvan sağlığının ve aynı zamanda insan sağlığının korunması, hayvan refahının iyileştirilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, küresel açlığın azaltılması, zoonoz hastalıkların önlenmesi, hayvan ıslahı, tıbbi araştırmalar ve biyolojik İNFOVET 30-31 çeşitliliğin korunması alanlarında yaptıkları çalışmalarla insanlığa büyük katkılar sağlamışlardır. Dünya Veteriner Hekimleri Günü her yıl farklı bir tema ile kutlanmaktadır. 2015 yılı Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün teması, “Vektörlerle Bulaşan Zoonoz Hastalıklar” olarak belirlenmiştir. Buradan yola çıkarak tek sağlık platformunun bir üyesi olan Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, insan ve hayvan sağlığını tehdit eden ”Kendileri Küçük, Zararları Büyük” sloganıyla vektörlerle bulaşan zoonoz hastalıklara dikkat çekmek istedik. Küresel ısınmanın da etkisi ile iklimlerde meydana gelen değişiklikler vektörlerle bulaşan zoonoz hastalıkların yayılmasına ya da yeniden ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu hastalıkların yayılabilmesi için; uygun çev- re şartlarının yanı sıra biyolojik evrelerini tamamlamaları, insan veya hayvanlara bulaşmalarını sağlayacak vektörlerle aynı ortamda bulunmaları gerekmektedir. Toplum sağlığını tehdit eden bu hastalıklar sadece bir ülkede veya sınırlı bir bölgede görülmeyip küresel boyutlarda salgınlar oluşturma potansiyeline sahiptirler. “Tek Sağlık” kavramının temel unsurlarından biri olan veteriner hekimler bu hastalıkların önlenmesinde ve kontrolünde beşeri hekimlikle beraber ülkesel stratejiler geliştirerek etkin çözümler üretmektedirler. Bu vesile ile veteriner hekimler, hayvan sağlığı, gıda güvenliği ve zoonoz hastalıklarla mücadele kapsamında doğrudan halk sağlığının korunmasında görev alan önemli yükümlülükleri bulunan köklü bir geçmişe sahip, saygın bir kurumsal yapının mensubudurlar. Ancak; 6343 sayılı yasa ile veteriner hekimliği mesleğinin ülke menfaatleri açısından en iyi şekilde uygulanmasını sağlamak ve veteriner hekimlerin hak ve menfaatlerini korumak amacı ile kurulmuş olan ve bu konuda yasal düzenleme yapma yetkisine sahip Türk Veteriner Hekimleri Birliği, bu yasal yetkilerini kullanamaz ve bu düzenlemeleri yapamaz duruma getirilmiştir. Son çıkartılan 6645 sayılı torba yasanın 78. Maddesi’nde avukat, mühendis, mali müşavir, eczacı ve doktorların ofis ve muayenehane açılışlarında belediyelerden izin alma muafiyeti getirilirken, sadece veteriner hekim muayenehaneleri bu kapsam dışında bırakılmıştır. Bunun yanında; Resmi Gazete’de yayınlanmak üzere Başbakanlığa gönderilen Tebliğimiz, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uygun görüş vermemesi nedeniyle yayımlanmamıştır. Bu durumda, 6343 sayılı yasanın Türk Veteriner Hekimleri Birliği’ne yüklediği sorumlulukların yerine getirilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte; her geçen gün alt yapıları tamamlanmadan açılan veteriner fakülteleri, kaliteyi düşürdüğü gibi istihdam sorunlarını ve özlük hakları kayıplarını arttırmaktadır. Bütün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, özveriyle çalışan veteriner hekimlerimizin bu özel gününü kutlarım. NOTLAR önlemlerin alınmasıdır. Diğer önem verdiğim unsurlardan biri de, yöneticilerin liderlik kapasitelerinin olması, istenilen işin nasıl yapılacağını gösterebilmeleridir. Yenilikçilik, insiyatif almak ve öz sorumluluk olmazsa olmazlarımızdır. Müşterilerimiz ise vazgeçilmez tutkumuzdur. Global pazar çerçevesinden bakıldığında, Türkiye pazarının Ceva için önemini nedir, bahseder misiniz? Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş. Türkiye, Ukrayna, Belarus, Kafkaslar, Orta Asya Bölge Müdürü Cüneyt Seçkin Ceva Türkiye, yükselen grafiği ile adından söz ettiriyor Global şirket organizasyonlarında bir takım değişikliklere giden Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş.’den Cüneyt Seçkin ile yeni görevini, Türkiye pazarının Ceva için önemini ve gelecek planlarını konuştuk. Y arım asırlık tecrübesi ile hayvan sağlığının korunmasına ve hastalıkların tedavisine uygun çözümler üreten Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş.’den Cüneyt Seçkin, şirketin global organizasyonlarında gidilen bir takım değişikliklerin beraberinde Türkiye, İNFOVET 32-33 Ukrayna, Belarus, Kafkaslar, Orta Asya Bölge Müdürlüğü görevine atandı ve biz de sizler için bu vesile ile kendisiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik. “Hep birlikte, hayvan sağlığının ötesine” diyen Ceva’daki yeni görevinde Cüneyt Seçkin’e başarılar dileriz. Ceva, günden güne yükselen başarı grafiğine sahip bir firma; bu başarıya giden yoldaki kriterleriniz nelerdir? Başarının kesin bir formülü veya reçetesi yok; birçok faktörün bileşkesi. Bence en önemli olanlar; çalışanların yöneticilerine ve firmalarına karşı güven duymaları, yaptıkları işi sevmeleri, doğru pozisyonda doğru insanların bulunması, eğitime prosedür olarak değil de gerçek bir gereksinim olarak yaklaşmak ve bundan fayda sağlamak. Ceva olarak hedefimiz hep en iyi takım oyuncuları ile çalışmak ve bunu sağlayıcı Türkiye, Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş.’nin en hızlı büyüdüğü ülkelerden ve grup içerisinde en büyüklerden birisidir. Mevcut durumda geldiğimiz nokta her ne kadar büyük ise de hedefimiz çok daha güçlü noktalara gelebilmektir. Birkaç yıl içinde birçok alanda büyük müşterilerimizin stratejik ortağı haline geleceğimizi düşünüyorum. Ceva Türkiye, grup içinde başarı grafiği ile beraber, iş kalitesi açısından da önemli bir yere sahiptir. Yakın zamanda Ceva Türkiye’nin Ceva Grup için global pozisyonlara önemli bir kaynak olacağını öngörmekteyim. Ceva bünyesinde sizinle ilgili gidilen görev değişikliğinin içeriğinden bahseder misiniz? Ceva Hayvan Sağlığı A.Ş.’nin bölge yapıları yakın zaman içerisinde tekrardan dizayn edildi. Benzerlikler bulunan ülke ve ülke grupları ile alt bölgeler yaratıldı. Bana bağlanan ülkelerden oluşan grupta, Türkiye, Ukrayna, Belarus, Kafkas Ülkeleri ve Moğolistan’a kadar olan Orta Asya ülkeleri bulunmaktadır. Bu ülkelerden bir kısmında doğrudan kendi organizasyonlarımız bulunmakta; bazıları ise distribütörlükler aracılığı ile yönetilmektedir. Ceva çok dinamik ve hızlı hareket eden bir firmadır ve bu genetik kodlarımızda bulunmaktadır. Buna bağlı olarak söyleyebilirim ki Ceva içinde değişiklikler her zaman devam edecektir. KANATLI Y umurtanın güçlü miktarda protein ve esansiyel yağları içerdiği biliniyordu ama yeni yapılan araştırmalar aynı zamanda kardiyovasküler hastalıkları ve kanseri önlediği bilinen antioksidanları da içerdiğini bizlere gösterdi. Alberta Üniversitesi’nden araştırmacılar, ham yumurta sarısının taşıdığı antioksidan özelliğin elmadakinin iki katı kadar, yarım porsiyon kızılcıkla eş değer olduğunu bildirdiler. Ancak kızartıldığında veya kaynatıldığında antioksidan özelliklerin yarısı kaybolmaktadır. Yanı sıra yumurta sarısındaki antioksidan özellikler, her tür gıdada birçok besin maddesinin kaybına sebep olduğu bilinen mikrodalga kullanılarak ısıtıldığında daha da fazla kaybolmaktadır.Bir diğer önemli faktör de yumurta sarısının yumurta beyazı ile birlikte tüketiliyor olmasıdır. Üniversitenin, Tarım Ürünleri ve Beslenme Bölümü, araştırmalarını, öncelikle buğday veya mısır ile beslenen tavukların yumurtaları üzerine sürdürmüşlerdir. Değerlendirmelerinde yumurta sarılarının, yüksek antioksidan özelliği bulunduğu bilinen triptofan ve tirosin maddelerini içerdiğini bulmuşlardır. Yüksek kaliteli rasyonlarla beslenen ve organik yetiştirilen tavuklar, aynı zamanda kaliteli yumurtalar da üretirler ki bu yumurtalar esansiyel besin maddeleri açısından da zengindir. Doğal sağlık her şeydir Araştırmacılar, yumurtanın tüm antioksidan özelliklerini ortaya serme amacıyla, yumurtanın tüketim şekillerini de göz önünde bulundurarak yumurtanın içeriğindeki her bir maddenin antioksidan özelliğini irdelemişlerdir. Çiğ yumurta sarısında bu iki amino asidin bulunması, yumurtanın faydaları üzerine yürütülen çalışmaların bir başlangıcı niteliğindedir. Şu ana kadar yapılan çalışmalar yumurtada buluna antioksidan özelliğin sadece İNFOVET 34-35 Mucizeleri gün geçtikçe artıyor Yapılan araştırmalar yumurta sarısında bulunan yüksek kaliteli antioksidanların çağın vebası kanser gibi hastalıklardan da koruduğunu ortaya çıkardı. DOĞANIN GİZEMİ ÇÖZÜLMEKLE BİTMİYOR bir kısmını gözler önüne sermiştir. Dolayısıyla araştırmalara devam edilmelidir. Günümüzde, yumurtaya sarısına rengini verdiği bilinen karotenoidlerin yumurta içeriğinde peptidlerle bulunduğu bilinmektedir. Araştırmacılar yumurta sarısında bulunan daha fazla antioksidanın haritasını oluşturmak amacıyla yumurta karotenoidlerinin ve peptidlerinin araştırılması için daha ileri çalışmalar planlamaktadırlar. Çiğ yumurta, güçlü antioksidanlar ve diğer besinleri içeren, tam olarak sırrı çözülememiş doğal besinlerden sadece biridir. Triptofanın bir diğer özelliği Yumurtadaki triptofanın antioksidan özelliği yanında başka yararlı özellikleri de bulunuyor, triptofan demişken bundan da bahsetmek yararlı olacaktır. Bu özellik sedatif etki yaratması. Siz bir kanatlı ürünü olan hindi etinin de doğal bir sedatif etkiye sahip olan triptofandan zengin olduğunu biliyor muydunuz? Triptofan insanların bünyelerinde üretmediği yani esansiyel bir amino asittir. Organizma gıdalarla birlikte triptofan ve diğer gerekli amino asitleri almak zorundadır. Triptofan vü- cudun sakinleştirici bir ajan olarak hareket eden ve uykuda önemli bir rol oynayan olağanüstü bir kimyasal B vitamini niasinin üretimine yardımcı olur. Yani hindiyi çok tüketen kişilerde vücut daha çok serotonin üretecek ve sakinleşerek bir uyku haline geçecektir. Bundan yola çıkarak, birçok insan, baş gösteren uykusuzluk (insomnia) tedavisi için 1980’lerde triptofanı bir besin takviyesi olarak almış ama ABD Gıda ve İlaç İdaresi kas ağrısı ve hatta ölüme neden olabilen eozinofili-miyalji sendromu denilen bir hastalık salgını nedeniyle 1990 yılında triptofan takviyelerini yasaklamıştır. FDA kontamine triptofan takviyelerinin salgına neden söylemiş, ancak beslenme uzmanları ve diğer uzmanlar triptofanın aç karnınayken en iyi şekilde çalıştığını hindideki triptofanın muhtemelen daha fazla serotonin üretmek için vücudu tetiklemediğini söylemişlerdir. Yani hindideki triptofan diğer aminoasitlerle birlikte vücut tarafından kullanılmaya çalışılacak ve yalnızca beyinde serotonin üretimine yardım edecektir. Bundan sonra hindi yemenin neden sizde uyuma isteği doğurduğunu bileceksiniz. Faydalarından son derece emin olunan veya henüz yararları tam olarak bilinemeyen besinlerden olan doğal yiyecekler, günlük yaşamda sağlığımızı korumakta etkisi çok büyük olan temellerdir. Şimdiye kadar yürütülen bilimsel çalışmalar, henüz yüksek kalitedeki organik ürünlerin vücuttaki faydalarını gözler önüne sermeye yeterli olmamıştır. Prestijli üniversiteler organik hayvancılıkla ilgili araştırma, geliştirme çalışmalarına ve doğal sağlığın yıllardır savunucusu olmaya devam etmektelerdir. Doğanın bize sunduğu mucize besinlerin engin iyileştirme gücü halen tam olarak bilinmemektedir. BİYOGÜVENLİK KÖŞESİ ELISA testleri ve sürü sağlığı yönetimi ELISA testleri ile aşılama programlarının etkinliği ve aşı tekrarının gerekip gerekmediği, maternal antikor varlığı ve seviyeleri, biyogüvenlik uygulamalarında kırılma olup olmadığı ve hastalık ajanlarıyla karşılaşılıp karşılaşılmadığı güvenilir bir şekilde belirlenebilir. Test prosedürlerinin basit ve hızlı olması, ELISA testlerini hem küçük hem de büyük laboratuvarlar için vazgeçilmez kılar. İNFOVET 36-37 E LISA, (enzyme-linked immunosorbent assay) mevcut tanı teknolojileri ve yöntemleri arasında en çok kullanılan, duyarlı ve sonuçları tekrarlanabilir olan bir testtir. Virüs, bakteri ve parazit enfeksiyonlarının tanısında ve bazı kalıntı ve toksinlerin saptanmasında sıklıkla kullanılan bir test yöntemidir. Antikora bağlanmış bir enzimin aktivitesi saptanarak antikor - antijen ilişkisi kantitatif veya kalitatif olarak ölçümlenir. ELİSA testinde direk olarak antijen veya indirek olarak antikor aranabilir. Hastalık tanısında kullanılabildiği gibi canlı veya inaktif aşı yanıtlarını ölçmek için de kullanılır. ELISA kitleri kullanıcıya tekrarlanabilir, duyarlı ve özgün sonuçlar sağlamak için dizayn edilir ve üretilirler. Test prosedürlerinin basit olması ve hızlı yapılabilmeleri ELISA testlerini hem küçük hem de büyük laboratuvarlar için vazgeçilmez kılar. Analizler büyük ölçekli test programları için kolayca otomasyona uygun hale getirilebilir. Günümüzde Avian Influenza ve İnfectious Laryngotracheitis, Mycoplasma gibi hastalıkların taranmasında geniş ölçüde kullanılmaktadır. ELISA test kitleri ile güvenilir sonuçlar elde etmek için ilk önce iyi bir örnekleme programına gereksinim vardır. Bununla ilgili olarak herhangi bir hastalığı kabul edilebilir bir enfeksiyon oranında tespit etmek veya titre ve % CV olarak sürünün gerçek durumunu gösteren aşılama yanıtını izlemek için gerekli örnek sayısı tespit edilmeli ve örnekler tesadüfi örnekleme ile seçilmelidir. ELISA testleri ile hastalık yapıcı organizmaların varlığı saptanabilmekte ve Salmonella ve Mycoplasma gibi vertikal bulaşan etkenler için tasarlanan uygun sürü sağlığı izleme programları uyarınca, aşılama ve biyogüvenlik programlarının başarılı olup olmadığı ölçülebilmektedir. ND, IB, ART ve IBD gibi aşılar için ELISA testleri ile önce her duruma göre (damızlık, Tablo 1. EU’da yumurtacı tavuklarda ve broilerlerde Salmonella serotiplerinin bulunma oranları* Yumurtacı Tavuklar Broilerler EU-wide 2007 EU-wide 2007 S. enteritidis 52.3 % S. enteritidis 3.8 % S. infantis 8.4 % S. infantis 22.0 % S. typhimurium 4.8% S. mbandaka 8.1 % S. mbandaka 4.1 % S. hadar 3.7 % S. livingstone 2.7 % S. typhimurium 3.0 % broiler, canlı ve/veya inaktif aşı, uygulama yolu gibi) baz titreler elde edilerek yapılan aşılamalar kontrol edilebilmektedir. x-OvO firmasının ürettiği FLOCKSCREEN™ ELISA kitleri yüksek teknik performansla birlikte ekonomi ve kullanım kolaylığı sağlar. Ürün dizaynı ve üretimi en iyi antijen ve enzim konjugatları gibi anahtar unsurları sağlamayı amaçlar. Strip plate formatı kullanıcıya gerekli olan kadar kuyucuk kullanma olanağı tanır ve antijen kaplı kuyucuklarda birden fazla inkübasyon işlemi ile oluşacak potansiyel bozulmalar önlenir. Kullanıma hazır kontrollar, enzim konjugat, substrat, stop solusyonu ve tek tip sulandırıcı kolaylık sağlar. 37 C0’de inkübasyon işlemi sıcaklık dalgalanmalarından etkilenmeyi önler. YENİ ELISA KİTLERİ x-OvO, mevcut olan ELISA kitlerine (SE, ST, MG, MS, CAV, IBD, EDS, NDV, IB, ART, ILT, AI, AE, HindiSE, Hindi-ST, Hindi-MG, Hindi-MS, Hindi-NDV, Hindi-ART ve Hindi-AI) ilave olarak ART DIFF (ayırıcı) ve Salmonella infantis ELISA kitlerini tavukçuluk sektörünün hizmetine sunmaya başlamıştır. Art diff elisa kiti: Tanımlanmış 4 alt tip ART grubu içinde global olarak en yaygın olanları A ve B alt tipleridir. Günümüze kadar ART ELISA kitleri ile alt tipler ayırt edilmeden ART’ye karşı kombine olarak antikor varlığı tespit edilmekteydi. Alt tip ayrımı ancak soluk borusundan alınan swaplarla yapılan PCR testleri ile mümkün olmaktaydı. Virüsün örnekleme yeri olan soluk borusunda bulunma süresi kısa olduğundan başarılı olma şansı oldukça düşüktü. FLOCKSCREEN™ ART DIFF ELISA kiti ile A ve B alt türlerine karşı oluşan antikor varlığı ve hangisinin major olduğu tespit edilir ve yüksek oranda spesifik antijen kullanımından dolayı hangi alt türe maruz kalındığı belirlenir. ART enfeksiyonuna karşı korunma canlı ve inaktif aşılarla sağlanmaktadır. Bu aşılar homolog ve heterelog enfeksiyonlara karşı koruyucudur. ART ayırıcı ELİSA kitinin ART’ye karşı bir aşılama programı oluşturulmadan evvel mevcut saha enfeksiyonunu belirlemek için kullanılması önerilir. Aşıların doğal kros koruma özellikleri nedeniyle heterelog bir aşının seçimi ART ayırıcı kitin kullanımıyla birlikte yapılabilir. Bundan sonra aşılama ve saha enfeksiyonu yanıtlarına göre belirlenen bir aşılama programı yapma alışkanlığı oluşabilir. ELISA testleri ile hastalık yapıcı organizma varlığı saptanır; vertikal bulaşan etkenler için tasarlanan aşılama ve biyogüvenlik programlarının başarısı ölçülür. Salmonella infantis ELISA kiti: Salmonellozis gıda kaynaklı hastalıkların baş sıralarında yer almakta ve ana salmonella bulaşma kaynakları olarak ilk sırada tavuk eti ve ürünleri, yumurta ve ürünleri bulunmaktadır. Avrupa’da ve diğer ülkelerde Salmonella enteritis (Se) ve Salmonella typhimurium (St) kaynaklı hastalıkları kontrol etmek için tanı, aşılama ve pozitif damızlıkların kesimi gibi yöntemlerle yoğun çabalar gösterilmektedir. Ancak Se ve St’ye karşı yoğun kontrol çalışmaları diğer önemli gıda kaynaklı Salmonella suşlarından olan Salmonella infantis’e (Si–grup C) alan açmış ve son yıllarda Avrupa’da ve diğer ülkelerde Salmonella infantis özellikle broilerlerde en fazla görülen suş haline gelmiştir (Tablo 1). Günümüze kadar Salmonella teşhisi için suş spesifik olarak yalnız Se, St ve kombine Se+St Eliza test kitleri bulunmakta ve yapılan ELISA testlerinde sadece Se ve St suşları tespit edilebilmekteydi. x-OvO firması ön alarak Salmonella infantis için dünyada ilk defa bir Eliza kiti geliştirmiş ve tavukçuluk sektörünün hizmetine sunmuştur. x-Ovo Si ELISA kiti ile Salmonella infantis enfeksiyonu Eliza testi ile saptanabilecek ve gerekli önlemlerin alınması imkanları doğacaktır. Salmonella infantis aşısı kullanımı mümkün olduğunda aşı yanıtları izlenebilecektir. ELISA testleri sürü sağlığı izleme programları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Testlerin yaygın kullanımı ile sürü sağlığı yönetimi bilimsel temellere oturtulmaktadır. Sonuç olarak, sürü sağlığı izleme programlarında ELISA testlerinin kullanımı ile > Aşılama programlarının etkinliği ve aşı tekrarının gerekip gerekmediği, > Maternal antikor varlığı ve seviyeleri ve aşılama zamanları, > Biyogüvenlik uygulamalarında kırılma olup olmadığı ve hastalık ajanlarıyla karşılaşılıp karşılaşılmadığı belirlenir. > SPF sürülerin ve damızlık sürülerin negatiflik durumları izlenir. * Results from EFSA and BfR studies on occurrence of Salmonella spp. in laying and broiler farms (EFSA 2007a, 2007b; BfR 2005, 2006) rta Biyogüvenlik, sigo dbirli te ni poliçesi gibidir, ya a zıd Ya r. bir yatırımdı ıdır. al nm la gu kalmamalı, uy Saygılarımızla, REFARM A.Ş. www.refarm.com.tr m.tr rm.co biyoguvenlik@refa işimiz Biyogüvenlik bizim ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ Benzersiz bir enzimatik bir kompleks olan Hostazym® X, sindirim sistemi viskozitesini azaltır ve yemde bulunan çözünebilen&çözünemeyen NSP’leri parçalayarak, besin maddelerini hayvanlar için daha kullanılabilir hale getirir. Ksilanazdan daha fazlası Kanatlı yetiştiriciliğinde maliyeti sürekli yükselen yem hammaddelerinden maksimum yarar sağlamak üreticinin en büyük arzusudur. Hostazym® X fark yaratan özellikleri ile istenilenin karşılığını tam olarak vermektedir. YAZI: Huvepharma® & ANC Teknik SERVİSİ İNFOVET 38-39 sek düzeydeyken, bunu domuz yetiştiriciliği ve ruminant pazarı takip etmektedir. Akuasektörde ise enzimlerin halen sınırlı bir kullanım alanına sahip olduğu buna karşın kayda değer pozitif etkileri olduğu bilinmektedir. Yem enzimleri 1980’lerin sonlarından bu yana, yem maddelerinin besinsel profilini değiştirerek, beyaz et ve yumurta üretiminin radikal bir şekilde artırılmasındaki en büyük rollerden birini üstlenmektedir. Enzimler, belirli besin maddelerindeki spesifik antinutrisyonel faktörleri hedef alarak, kanatlıların yemdeki besinsel öğelerden daha fazla yararlanmasına yardımcı olur ve yemin etkinliğini artırır. Bu şekilde yem üreticilerine, yem formülasyonunda çok farklı hammaddelerin güvenli bir şekilde kullanımı için olanak tanır. Buna ek olarak yem enzimleri hayvansal atıkları azaltmak yoluyla çevresel negatif etkilerin ortadan kaldırılmasında da kilit rol oynamaktadır. Sektörde büyük bir pazar Y em enzimleri endüstrisinde, hem enzim fonksiyonlarının bilimsel olarak anlaşılması hem de ticari pazarın kapsam ve büyüklüğü anlamında son 15 yılda kayda değer gelişmeler yaşanmaktadır. Bugün, toplam yem enzim pazarının değeri, 2000’li yılların başları ile karşılaştırıldığında yaklaşık dört kat daha büyüktür. Buna karşın sahadaki uygulamaları aynı büyüklükte bir değişim göstermemektedir. Yem enzimleri kullanımı kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde en yük- Günümüz kanatlı endüstrisinin, yem hammaddelerinin yüksek fiyatları ile mücadelesi devam etmektedir. Dahası gelecek yüzyılda da kanatlı üretiminde kullanılan geleneksel yem maddelerinin teminindeki sıkıntılar artarak devam edecek gibi görünmektedir. Yeni yem kaynakları bulmak ve bunların kanatlı rasyonlarına girişini sağlamak için üstün çabalar sarf edilmektedir. Bununla birlikte birçok yem maddesi belirli olumsuz faktörlerin varlığı ile karakterize edilir. Bu faktörleri içeren yem maddelerinin rasyona eklenmesi, kümes performansını olumsuz yönde etkileyebilir. İşte tam bu noktada yem enzimleri kullanımını içeren beslenme stratejileri, sorunların üstesinden gelmek için muazzam bir potansiyel sunmaktadır. Özellikle genç civcivler başta olmak üzere büyüyen kümes hayvanları için hazırlanan yem karışımlarında enzimlerin kullanımı, son yıllarda birçok araştırmanın temel konusu olmuştur. Seçim kriteri ne olmalı Ksilanazlar arasında seçim yaparken kararı in-vitro çalışmalar veya gerçekten yanlış yönlendirmelere sebebiyet verebilen gerçek enerji yanıtı TME/AME sindirilebilirlik çalışmalarına dayalı olarak değil; doğru formüle edilmiş diyetlerdeki ürünün hayvan performansı üzerindeki etkisini değerlendirerek vermek önemlidir. Bu tür net enerji yanıtının performans yararına çevrildiğinin gösterilmesi gerçekten zordur çünkü günümüz broiler piliçleri normalden fazla enerji ile beslenmeye yanıt vermemektedir. Son 8 yılın verilerine göre, mevcut global yem enzim pazarı büyüklüğü yaklaşık 550-600 milyon Amerikan Doları’dır. Yem enzimleri marketinin 2020 yılında ise 1.371 milyon Amerikan Doları pazar payına sahip olması öngörülüyor. Fitaz satışları pazarın yaklaşık %50’sini oluştururken, nişasta yapısında olmayan polisakkarit (NSP) enzimleri geri kalan %50’lik kısmı kapsamaktadır. Ksilanaz, NSP enzimleri arasında giderek daha çok pazar payı almaktadır. b-glukanaz ve ksilanazın monogastrik hayvanlarda kilo artışına pozitif etkisi kadar, FCR’ın azalması ve ıslak altlık sendromunun ortadan kaldırılması üzerine olumlu etkileri 20 yıldan daha uzun bir süredir çok sayıda bilimsel yayın ile kanıtlanmıştır. Kanatlılarda yeme enzim ilavesinin diğer faydaları arasında sindirim sistemi viskozitesi üzerine etkisi nedeniyle kirli yumurta sayısında azalma ve istenilen yumurta sarısı rengini elde etme gibi faktörler de önemli yer tutmaktadır. Ksilanazlar arasındaki temel fark; üretim teknolojisi, üretim prosesi ve üretimde kullanılan mikroorganizamadan ileri gelir Günümüz hayvan besleme sektöründe birbirinden belirgin farklılıklar gösteren çok sayıda NSP enzimi bulunmaktadır. Hatta sadece ksilanaz pazarını tek başına ele aldığımızda dahi, ksilanazların pH profili, gastrik stabiliteleri, üretilen son ürünler ve bunların çözünebilir ve/veya çözünemez arabinoksilan yapılarına tutunmaları arasında bile muazzam farklılıklar söz konusudur. Ksilanaz, alfa amilaz, selülaz, pektinaz, proteaz ve lipazlar gibi enzimlerin üretimi üzerine sürdürülen araştırmalar, uygun bir üretici mikroorganizmanın bulunması ve aynı zamanda ucuz ve bol bulunabilen kaynaklardan oluşan bir üretim ortamı kompozisyonun oluşturulması yönünde devam etmektedir. Ksilanazların neredeyse tümü farklı mikroorganizma türleri tarafından üretilmektedir. Üretim yöntemi olan fermantasyon şekline bakıldığında ise iki sistemle karşı karşıya gelinir: Derin likit ve katı ANC TOPLAM BARSAK SAĞLIĞI YÖNETİMİ normal şartlar altında kendileri için optimum koşullar sağlanan mikroorganizmaların aksine Trichoderma longibrachiatum, Hostazym® X’i kendisi için oluşturulan zorlu ortam şartlarına karşı yaşamını devam ettirmek üzere verdiği mücadelenin sonucunda üretir. Hostazym® X’in bu denli dayanıklı bir enzim olmasının altında yatan en önemli nedenlerden biri de budur. Normalde çözünemeyen NSP fraksiyonlarının parçalanması, hücre duvarı ağında tutulan diğer besin maddelerinin açığa çıkmasına olanak tanır. Çözünebilir yapıdaki NSP’lerin parçalanması ise sindirim sistemi viskozitesinde azalmaya neden olur. Hostazym® X’i diğer ksilanazlardan ayıran en önemli özelliklerden bir diğeri hem çözünemeyen NSP türleri üzerine etki edip normalde yararlanılamayan besin maddelerinin açığa çıkmasını sağlaması hem de aynı anda çözünebilir NSP’ler üzerinde etkiye sahip olmasıdır. Hostazym® X’in mısır bazlı rasyonlar da dahil tüm kanatlı yemleri üzerindeki etkisi, bağımsız araştırma enstitüleri tarafından yapılan analizlerle defalarca kanıtlanmıştır. hal yüzey fermantasyonu. Katı hal yüzey fermantasyonu birçok üstün özellikleri nedeniyle enzim üretimi çalışmalarında son yıllarda ayrı bir önem kazanmıştır. HOSTAZYM® X: BEKLENTİLERİN ÖTESİNDE Ksilanazlar sahip oldukları etki gücünü kaynak aldıkları mikroorganizmanın türüne ve üretim metoduna borçludurlar. Hostazym® X GDO içermeyen, Trichoderma longibrachiatum isimli bir mantar tarafından, katı hal yüzey fermantasyonu teknolojisi ile üretilmektedir. Katı hal yüzey fermantasyonu ve derin likit fermantasyon arasında, ortaya İNFOVET 40-41 çıkan son ürün anlamında büyük farklılıklar söz konusudur. Şimdi izin verin Hostazym® X’in bazı üstün yönlerini sizlerle paylaşalım. Bir enzimatik komplekstir Hostazym® X yüksek sıcaklık derecelerinde, buğday kepeği serili tepsilerde üretilen bir enzimatik komplekstir ve bu nedenle primer aktivitesi endo1,4 b-ksilanaz’ın yanı sıra yem içerisindeki çözünebilir ve çözünemeyen NSP komponentleri üzerine etki etmesini sağlayan 1,3,4 b-glukanaz, selülaz ve proteaz gibi diğer önemli yan aktivitelere de sahiptir. Çünkü 85°C’de stabilite garantisi verir Hostazym® X’in pelletleme sırasında yüksek ısıya gösterdiği direnç ve garantili granülasyon yapısı sayesinde 85°C’de stabilite garantisi vermesi asla tesadüf değildir. Birçok enziminin üretim sıcaklığı olan 30-37° C’nin aksine 55° C’de üretilen Hostazym® X pelletleme sırasındaki yüksek ısılara daha dirençli bir yapı sergilemektedir. Bu aynı zamanda uzun bir raf ömrüne de sahip olması avantajını beraberinde getirir. Yapılan bir çalışmada; Hostazym® X içeren buğdaysoya fasulyesi unu temelli bir broiler rasyonu 85° C’de pelletlendikten sonra yapılan ölçümlerde enzim aktivitesinin hala tavsiye edilen düzeylerin üzerinde olduğu ortaya konmuştur. Mükemmel partikül büyüklüğüne sahiptir Hostazym® X optimal partikül büyüklüğü ve toz içermeyen yapısı ile yem içerisine eşit şekilde dağılır ve mükemmel bir akışkan- lığa sahiptir. Genel anlamda pelet yemlerde bir sorun yaşanmamakla birlikte, özellikle enzimlerin toz yeme karıştırılması sonrasında eğer enzim partikülleri normalden küçük ya da gereğinden büyükse yemden ayrılması sorunu ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu da homojen bir dağılımdan bahsedilemeyeceği anlamına gelir. Hostazym® X ise mükemmel partikül büyüklüğü sayesinde toz yemde dahi mükemmel bir homojenizasyona sahiptir! Hostazym® X için önemli noktalar > Geniş enzim aktivitesi spektrumuna sahiptir. > Geniş pH aralığında aktivite gösterir. > Enerji ve aminoasit yararlanılabilirliğinde artış sağlar. > Esnek yem formülasyonu sayesinde yem maliyetinde azalmaya neden olur. > Zooteknik sonuçlarda belirgin iyileşme sağlar. > Nişasta yapısında olmayan polisakkaritler gibi yemlerdeki anti besinsel faktörlerin parçalanması ile yemin sindirilebilirliğinde ve besin maddelerinin emiliminde artış sağlar. NSP ENZİMLERİNİN AVANTAJLARI > Yağ sindirimini artırır. > Protein sindirimini artırır. > Enerji metabolizasması üzerinde pozitif etkiye sahiptir. > Altlık kalitesini artırır. > Karkas kalitesini artırır. AŞI KÖŞESİ Koksidiyalar, etlik piliç besiciliğinde performansı düşüren ve ekonomik açıdan önem arz eden protozoanlardır. Etlik piliç besiciliğinde 10 yıllık deneyim LIVACOX ® Çeşitli iklim koşullarının hakim olduğu ayrı kıtalarda 10 yıllık Livacox® kullanımı boyunca elde edilen veriler, aşının etkinliğini ve koksidiyozun önlenmesindeki olumlu katkısını ispatlamıştır. Yazarlar: J.Holkova, P.Bedrnik (BIOPHARM, Research InstItute of BIopharmacy and VeterInary Drugs, Czech RepublIC) İNFOVET 42-43 www.gunesliasi.com.tr ÖZET Livacox® (E.acervulina, E.maxima ve E.tenella) canlı atenue trivalan aşı, 1992 yılında koksidiyozun önlenmesinde yeni bir aşı olarak piyasaya sürülmüştür. Aşının etkinliği ve hastalığın kontrolüne katkısı, etlik piliç besiciliğinde on yıllık kullanım sırasında nesnel performans parametreleriyle değerlendirilebilir. Çeşitli ülkelerde aşılama sonrası performansı göstermek amacıyla, antikoksidiyaller veya başka bir koksidiyoz aşısı ile kontrol verileri dahil olmak üzere, ağırlıklı olarak yeni alınan sonuçlar seçilmiştir. Aşı yaklaşık 30 ülkeye ihraç edilmekte olduğundan, farklı yetiştirme ve iklim koşulları altında Livacox® aşısı uygulanan sürülerde etlik piliç performansının ortaya koyulması amaçlanmıştır. GİRİŞ Koksidiya, karmaşık bir gelişim döngüsüne sahip olan hücre içi monoksenik parazitlere (Protozoa) verilen addır. Koksidiya türleri; üreme potansiyeli, biyolojik özellikler, konak bağırsağında yerleşimi ve patojenitesi bakımından değişiklik gösterirler. Eimeria acervulina (büyümeyi geciktirir, yemden yararlanmayı düşürür), E.maxima ve E.tenella (mortaliteye neden olur) türleri, etlik piliç besiciliğinde performansı dü- şüren, ekonomik açıdan önem arz eden türlerdir (Şekil 1, Şekil 2, Şekil 3). Koksidiyoz kontrolü, üretim maliyetlerini ve kümes hayvanının nihai et ve yumurta kalitesini etkilemektedir. Aşının etkinliği ve hastalığın kontrolüne katkısı, farklı yetiştirme koşulları altında yetiştirilen evcil kümes hayvanlarında on yıllık kullanım sırasında nesnel performans parametreleriyle değerlendirilebilir. Aşı, hedef koksidiya türlerinde sporlu oositlerin oluşmasını sağlar; bu oositler 2 - 3 yaşam döngüleri boyunca bağışıklığı indükledikten sonra, çevreye yapılan oositlerle sürekli rapel aracılığıyla bağışıklık idame ettirilir. Aşının kullanımında, sadece tavukların bağırsak kanalında hafif parazitemi görülür. lerinden ya da kümes hayvanı tesislerinde yapılan testlerden elde edilmiştir. Aşı yaklaşık 30 ülkeye ihraç edilmekte olduğundan, farklı yetiştirme ve iklim koşulları altında Livacox® aşısı uygulanan sürülerdeki durumun ortaya koyulması amaçlanmıştır. AVRUPA Çek Cumhuriyeti Livacox®, ruhsatlandırılmasından itibaren, etlik piliç üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Günümüzde, Livacox® ile birlikte yerli piyasada bulunan diğer etlik piliç aşılarının etkinliği test edilerek, aşılanan tavukların performansı kıyaslanmaktadır. Livacox® aşısı içme suyuyla (5 günlük tavuklara), diğer ateneu aşı ise yem üzerine püskürtme uygulamasıyla (bir günlük tavuklarda) uygulanmıştır. Aşağıda açıklanan (Tablo 1) besicilik sürecinde, standart dışı ROSS 308 tavuklar (yani genç yumurta tavuklarının yumurtalarından gelen ve yumurtadan düşük vücut ağırlığıyla çıkmış) kullanılmış olup, bunun sonucunda, yerel koşullara göre olağandan daha yüksek mortalite ve daha düşük performans değerleri elde edilmiştir. Bu duruma rağmen, elde edilen sonuçlar, aşılamanın, iyi koşullar altında yetiştirildikleri takdirde, standart dışı tavukların besiciliğinde dahi etkili ÇEŞİTLİ ÜLKELERDEN ALINAN BESİCİLİK SONUÇLARI Aşının etkinliği öncelikle antikoksidiyal ilaçların etkinliğiyle, daha sonra ise piyasada bulunan diğer koksidiyoz aşılarının etkinliğiyle karşılaştırılmıştır. Etkinlik testlerinde Livacox® uygulamasının hem içme suyuyla uygulama (1-10 gün arası) hem de bir günlük tavuklara kalın püskürtme şeklinde uygulama olmak üzere her iki yöntemin de kıyaslanmasını sağlamıştır. Sunulan veriler, koksidiyoz kontrolünde rutin olarak Livacox® kullanan kümes hayvanı çiftlik- Şekil 1: E.acervulina (duodenum bağırsak çeperindeki beyaz, uzun veya enine merkezli lezyonlar) Şekil 2: E.maxima (jejunumda farklı büyüklüklerde belirgin peteşi, çoğunlukla lumende turuncu renkli mukus mevcuttur) Şekil 3: E.tenella (şişen sekumlarda kan, kazeöz odaklar ve hemorajik kalıntılar bulunur) TABLO 1. Livacox® (içme suyuyla) ve diğer atenue koksidiyoz aşısıyla (yem üzerine püskürtmeyle) aşılanan tavuklarda etlik piliç performansının karşılaştırılması, Çek Cumhuriyeti (2002) Kümes Kanatlı sayısı L* Mortalite (%) 1** L 1 Besi süresi (gün) L 1 Yemden yararlanma L 1 Ortalama canlı ağırlık (kg) L 1 EPI*** L 1 1 17.400 16.500 5.09 7.63 43 40 1.95 2.08 1.83 1.68 207.13 186.51 2 16.800 16.500 6.38 11.0 40 40 2.04 2.00 1.65 1.65 189.30 183.56 3 16.730 17.100 4.81 8.0 42 40 1.84 2.09 1.78 1.80 219.25 198.08 4 16.700 15.200 5.40 9.87 39 41 1.88 1.99 1.71 1.80 220.63 198.97 5 15.900 16.130 3.41 4.59 42 39 1.96 1.72 1.98 1.80 232.32 256.01 ortalama 16.588 16.267 4.88 7.57 41.3 40.3 1.94 1.98 1.81 1.77 215.33 206.40 *Livacox® **Diğer atenue aşı sağkalım oranı (%) x canlı ağırlık (kg) ***EPI = ---------------------------------------------------------------- x 100 yemden yararlanma x besi süresi (gün) AŞI KÖŞESİ www.gunesliasi.com.tr TABLO 2. Aynı şirkette 4 sene boyunca içme suyuna katılan Livacox® ile aşılanan etlik piliçlerin performansı, TABLO 3. İçme suyu içerisinde Livacox® ya da sprey kabiniyle başka bir canlı aşı veya yemle birlikte antikoksidiyal ilaç uygulanan etlik piliçlerin performası, Venezuela (2000) Venezuela (1997 - 2000) Parametreler 1997 Kanatlı sayısı 1998 1999 2000 Parametreler Canlı virülant aşı Livacox® Antikoksidiyaller 617.000 832.000 1.205.000 1.738.000 Kanatlı sayısı 18.000 17.000 16.000 Besi süresi (gün) 42.6 42.6 42.8 42.5 Besi süresi (gün) 42 42 42 Mortalite (%) 6.50 6.10 6.20 5.90 Mortalite (%) 7.04 5.12 8.38 Ortalama canlı ağırlık (kg) 1.917 1.985 2.019 2.023 Ortalama canlı ağırlık (kg) 1.890 1.922 1.925 Yemden yararlanma 2.150 2.100 1.998 1.903 Yemden yararlanma 1.937 1.922 1.925 195.69 208.35 221.46 235.37 EPI 215.96 225.90 218.14 EPI olduğunu kanıtlamıştır. Kullanılan aşıların her ikisi de benzer bir performans sergileyerek tavuklarda koksidiyozu önlemiştir (Soubustova, 2002). GÜNEY AMERİKA Güney Amerika’daki kümes hayvanı çiftçileri, uzun süreli ve deneyimli aşı kullanıcıları olup, Livacox® ile aşılanan etlik piliçlerin üretiminde önemli bir konuma sahiptir. Tavuklara püskürtme yoluyla Livacox® uygulanmasının halen değerlendirme aşamasında olduğu Avrupa’nın aksine (2002’de Çek Cumhuriyeti’nde resmi olarak onaylanmıştır), kuluçkahanelerde bir günlük tavuklara püskürtme yoluyla uygulama bu bölgede oldukça yaygındır. Güney Amerika ülkelerinde de tropikal ve subtropikal iklim görüldüğünden, tavuklar oldukça yüksek bir ısı stresine maruz kalmaktadır. TABLO 4. Aynı şirkette 1997 - 2001 yılları arasında yemle antikoksidiyal ilaç uygulanan ya da sprey kabiniyle Livacox® aşı uygulanan etlik piliçlerin performansı, Brezilya Parametreler 1997 (*) 1998 (**) 1999 (***) 2000 (***) 2001 Ocak-Mayıs (***) Kanatlı sayısı 14.390.000 13.980.000 15.450.000 15.650.000 10.000.000 Besi süresi (gün) 46.1 46.1 45.6 45.04 45.96 Mortalite (%) 5.26 5.54 4.01 3.31 3.46 Ortalama canlı ağırlık (kg) 2.273 2.290 2.359 2.310 2.371 Yemden yararlanma 2.017 2.018 1.932 1.965 1.953 EPI 231.46 232.25 256.57 249.74 255.07 (*) Antikoksidiyaller (**) Ocak ayında antikoksidiyal, ardından Livacox® ile aşılama Brezilya Brezilya’daki kullanıcılar aşı uygulanan etlik piliçlerin performansını çok dikkatli bir şekilde takip etmiş, ayrıca Livacox® sprey uygulamasıyla bir dizi testler gerçekleştirmişlerdir. Elde edilen stabil uzun süreli sonuçlar, Brezilya kümes hayvanı sektöründe kümes hayvanı çiftçilerinin aşılama konusunda büyük bir deneyim sahibi olduğunu ve Livacox® aşısının etkinliğini göstermiştir (Tablo 4). Aşılanan sürülerin artan performansını tarafsız bir şekilde değerlendirmek için, söz konusu 5 yıllık dönemde meydana gelen diğer zooteknik gelişmeler de dikkate alınmalıdır (melez yetiştirme etkinliği, beslenme, bakım vb.) Ancak, milyonlarca aşılanmış tavuktan elde edilen verilere dayanan bu araştırma, Livacox® aşısının olumlu etkilerinden bahsedebilmek için yeterince inandırıcıdır (Oliveira, 2000). İNFOVET 44-45 Venezuela Sunulan veriler, bir şirkette ardışık dört yıl boyunca alınan etlik piliç performansı değerlerini göstermektedir. 1997 - 2000 yıllarının karşılaştırıldığı incelemede, alınan performans sonucunu olumlu etkilemiş olabilecek diğer hususların da dikkate alınması gerekmiştir (tavukların genetik potansiyelinden daha iyi yararlanma, yetiştirme koşullarındaki iyileşme, tavuk beslenmesindeki ilerleme vb.) Yine de, alınan sonuçlardan aşılama sonrası elde edilen olumlu trend bariz bir şekilde görülmekte olup, entegrasyonda uzun süreli Livacox® kullanımı, bu doğal koşullarda kabul edilebilir tavuk performansının bir delili olmuştur (Tablo 2). Tablo 3’de sunulan verilerle, tavuklarda antikoksidiyal ilaçlarla veya atenue olmayan (virülant) aşıyla uygulama sonucu elde edilen performans değerleri gösterilmekte olup; koksidiyoz kontrolünde yaygın olarak kullanılan bu alternatifler (***) Livacox® ile aşılama ile Livacox® aşı uygulaması karşılaştırılmaktadır. Elde edilen sonuçlar, Livacox® aşısının etkinliğini doğrulamıştır. TARTIŞMA VE SONUÇ Sunulan sonuçlar doğrudan sahadan alınan sonuçlardır, yani laboratuvar koşullarında değil ticari besicilik faaliyetleri sonucunda elde edilmiştir. Bu nedenle besicilik sürecini net olarak açıklayan bazı veriler mevcut değildir. Bu eksikliğe rağmen, belirtilen temel performans parametreleri, etlik piliçlerin aşılanmasındaki trendi göstermektedir. Çeşitli iklim koşullarının hakim olduğu ayrı kıtalarda kümes hayvanı sektöründe 10 yıllık Livacox® kullanımı boyunca elde edilen ve gerek antikoksidiyal ilaçlarla gerekse virülant veya atenue olmak üzere diğer koksidiyoz aşıların her iki türüyle elde edilen sonuçlarla karşılaştırılan veriler, aşının etkinliğini ve koksidiyozun önlenmesindeki olumlu katkısını ispatlamıştır. TOPLANTI Alltech Dairy Academy III Süt çiftçileri verimli ve karlı bir gelecek için buluştu Türkiye’de süt hayvancılığına yön veren üreticiler, bu yıl 9 - 11 Nisan tarihleri arasında üçüncüsü gerçekleştirilen Alltech Dairy Academy Organizasyonu’nda bir araya geldi. Doğal ve bilimsel yenilikler yoluyla hayvan sağlığına odaklanan Alltech, Dairy Academy’nin üçüncüsünü gerçekleştirdi. A lltech Dairy Academy III, 9 Nisan akşamı düzenlenen hoşgeldiniz resepsiyonu ile başladı. Alltech şirketlerinin Türkiye ve Ortadoğu Pazarlama Müdürü Özlem Özülker, hoşgeldiniz konuşmasında; faaliyet gösterdikleri alanı da göz önünde bulundurarak, süt hayvancılığına farklı bakış açılarıyla katkı sağlayabilecek, alanında uzman kişileri buluşturmayı ve bu yolla bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı bir platform sunmayı hedeflediklerini anlattı. İNFOVET 46-47 “Toplantı programımızı oluştururken süt üreticilerine üretimin her aşamasında optimum katma değer yaratmalarına yardımcı olabilecek bilgileri aktarmak istedik. Dairy Academy III, Alltech’in süt üreticilerine odaklı en büyük yerel etkinliği olmakla birlikte bu yıl ilk kez, Balkanlar, Ortadoğu Ülkeleri ve Türki Cumhuriyetleri’nden 30 kişilik bir katılımcı grubunu ağırlamaktan ayrıca mutluluk duyuyoruz. Amacımız, organizasyonumuzu her yıl daha da geliştirerek beklentilere tam olarak cevap verecek şekilde bir adım daha ileriye taşımak. Bu bakımdan şimdiye kadar aldığımız olumlu geri bildirimler ve öneriler bizim için çok değerli.” Alltech’in zirai üretime odaklı şirketi Alltech Crop Science ve Türkiye’deki en büyük yatırımı Efor Yem şirketinin iş birliğiyle gerçekleştirilen Alltech Dairy Academy III, 10 Nisan’da Alltech Türkiye Genel Müdürü Güneş Sezer’in açılış konuşmasını yaptığı toplantı oturumları ile devam etti. Birçok dinamik projenin altındaki imza: Alltech Türkiye Ruminant Teknik Satış Müdürü Derya Bereketli “Alltech Yaklaşımı” konulu sunumunda, Alltech’in ruminant alanında yapmış olduğu büyük ve önemli projelerden ve bu alandaki gelişmelerden söz etti: “Alltech uluslararası hayvan sağlığı ve beslenmesi alanında lider bir şirket olarak, ruminant sektöründeki faaliyetlerini dinamik bir şekilde sürdürmekte ve birçok farklı projeye imza atmaktadır. Örneğin; nitelikli işgücünü sektöre kazandırmak amacıyla süt - besi gibi spesifik alanlara odaklı Alltech Kariyer Gelişim Programı’nı hayata geçirmiştir. Yine, dünyaca tanınmış gıda firması olan Nestle’nin 2014 yılında Çin’de açtığı Dairy Farming Institute kurumuna IFM (In Vitro Fermentation Model) teknolojisini kurarak süt endüstrisinde yem ham maddelerinin ve süt hayvancılığının çevreye etkilerinin daha detaylı değerlendirilebilmesine katkıda bulunmaktadır. Ruminant sektöründe imza attığımız bir başka proje de; İngiltere’de çevreyle ilgili bilgisayar programları yapan ve tarım - gıda endüstrisinde üretimden kaynaklanan sera gazlarının emisyonlarıyla ilgili hizmet veren ECO2 şirketinin satın alınmasıdır. Çiftliklerin verim ve karlılığını iyileştirebilmek için yapılabilecek yemleme rejimleri ve manejman uygulamalarının geliştirilmesinde gerekli fiziksel ve finansal performans değerlendirmelerini yapan Alltech ECO2 şirketi, McDonald’s, Arla, Dairy Co, Eblex gibi önemli firmalarla uzun süreli işbirlikleri yapmaktadır. Yakın bir gelecek için planladığımız bir başka projemiz de buzağı maması ve hipokalsemi koruyucu gibi ürünlerdir.” Üreticiye gerçek çözüm sunan Agrisense Türkiye Ruminant Teknik Satış Müdürü Derya Bereketli’ nin ardından sözü Söktaş Bilgi İşlem Sorumlusu Bahadır Çırpınır aldı ve süt üretiminde teknolojiyi maksimize eden ve süt sığırı sürülerinde performansı arttırmaya odaklı sürü yönetim programı Agrisense’i tanıttı: “Agrisense Sürü Yönetim Programı, Alltech Türkiye ve Söktaş A.Ş.’nin yürüttüğü ortak bir projenin ürünü. Bu program yoluyla süt üreticilerine gerçek anlamda bir çözüm ve destek sunduğumuza inanıyoruz. Sürüler büyüdükçe ve sürü popülasyonu arttıkça, ineklere gösterilen bireysel ilgi doğal olarak azalmaktadır. Geniş sürülerin yönetimi ile ilgili kararların doğru ve verimli olabilmesi için daha etkin değerlendirme araçlarına, analiz ve verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Agrisense programı üreticilere bu noktada çok büyük bir avantaj sunmaktadır”. Bahadır Çırpınır sonra söz alan Alltech Crop Science Satış Müdürü Şafak Talay, firma ile ilgili kısa bir Güneş Sezer Alltech Türkiye Genel Müdürü AMACIMIZ SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR GELECEĞE KATKI SAĞLAMAK Alltech Dairy Academy’i bu yıl üçüncü kez düzenliyoruz ve 207 kişiyle en yüksek katılımcı sayımıza ulaştık. Bu katılımcıların birçoğu Türkiye’den olmakla birlikte, bu sene ilk kez; İran, Mısır, Ürdün, İsrail, Makedonya, Azerbaycan ve Kuveyt olmak üzere yurtdışında da misafirlerimiz oldu. Son 4 – 5 yıldır Balkan ve Ortadoğu pazarlarının yönetimi Türkiye’ye devredilmiş durumda ve Alltech Türkiye’den de çok sayıda arkadaşımız; gerek satış gerek pazarlama alanında aktif bir şekilde bu ülkelerde görev almakta. Bu sene programımız oldukça kuvvetli olduğu için, onları da organizasyonumuzdan haberdar etmek istedik. Konularımızı bir mantık çerçevesinde seçtik ve süt hayvancılığına etki eden belli başlı bütün alanları kapsamayı amaçladık. Bitkisel ürünlerden, sürü performans yönetimine, bitki yetiştiriciliğinden silaj yapımına, korunmasına ve toksin problemlerine kadar geniş bir yelpazede konuları belirlemeyi uygun gördük. Konuların belli bir mantıkla akmasını istedik; dolayısıyla olayları geniş bir boyutta tartışmayı hedefleyerek Alltech’in ana faaliyet alanı olan besleme haricindeki konulara da önem vermeyi uygun gördük. Elbette misafirlerimizden en büyük beklentimiz katılımcı olmaları ve sorular sormaları; burayı profesyonel ilişkilerini geliştirebilecekleri bir platform olarak kullanmaları. Dairy Academy’nin böyle bir misyonu var. Alltech Türkiye’yi değerlendirirsek, geçen seneye göre satışlarımızda artış var. Bu artış, yeni müşteri kazanımlarından geliyor. Sadece büyükbaş ve kanatlı alanında değil, bu sene özellikle aquakültür alanında da ürünlerimiz ön plana çıktı. Bu alanda Alltech Türkiye’nin piyasaya sürdüğü yeni bir teknoloji paketi var. İçerisinde birden fazla Alltech çözümünü içeren, tamamen işletmeye özel hazırlanan bir ürün. Yapılan başarılı ticari çalışmalar sonucunda birden çok firmanın bu ürüne başlaması söz konusu oldu. Bizim için en büyük öncelik, ekibimizin eğitim faaliyetlerine önem vermek, onların bilgi seviyelerini her geçen gün ileriye taşımak oldu. Yeni senenin planlamasını yaparken Türkiye’de hangi alanlarda eksiklikler olduğunu saptıyoruz. Özellikle süt çiftlikleri anlamında ve tesis ettiğimiz alanlardan biri olan buzağı beslemesi ve buzağı yönetimi konusunda çok daha ileri seviyelere gelinmesi gerekiyor. Dolayısıyla biz de elemanlarımızın eğitimi konusunda, çiftlikleri ziyaret ettikleri esnada yerinde doğru tavsiyelerde bulunabilmeleri için bu alanlara yatırım yaptık. Amaç sadece Alltech ürünlerini satmak değil; amaç bu işi bilinçli bir seviyeye taşıyabilmek. Biz bunu hedefliyoruz. Alltech olarak en büyük önceliklerimizden biri sağlık konusu; yani hayvan sağlığına gerekli önemin verilmesi, performansı da beraberinde getirecektir. Alltech’in amacı, üretime giden tüm bu yolları ekonomik olarak anlamlı bir etkinlikle yapabilmek ve bu şekilde sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmaktır. TOPLANTI Alltech Dairy Academy III tanıtımdan sonra karlı bir çiftlik için çok önemli olan kaba yem yetiştiriciliğine ve kaba yemde daha fazla protein, enerji ve mineral içeriğinin mümkün olup olmadığına değindi. Bitkileri çeşitli hastalıklardan korumanın topraktan başladığına dikkat çeken Talay, Alltech Crop Science’ın bu amaçla ürettiği doğal çözümleri yem bitkileri açısından tanıtarak modern tarımda minimum maliyet ile maksimum verim ve maksimum kazanç elde etmenin önemini vurguladı. Türkiye Ruminant Teknik Satış Müdürü Derya Bereketli Alltech’in ruminant alanında yapmış olduğu önemli projelerden söz etti. Alltech, Alltech Crop Science ve Efor çalışanları, organizasyon çerçevesinde bir araya gelme şansı buldu. İNFOVET 48-49 Yurtdışından katılan konuşmacılar sunumlarla önemli bilgiler aktardı Alltech Dairy Academy III’te yurtdışından önemli isimler de vardı. Sil-All Şirketi’nden silaj üzerine uzman Gordon Marley, silaj olgunlaşma sürecinde gerçekleşen olaylara değindi. Bu süreçte silaj içinde faydalı bakterilerin gelişmesi ve çoğalmasının çok önemli olduğunu, bu aşamada fermantasyonun yanlış yönde şekillenmesi halinde ciddi kuru madde ve enerji kayıplarının şekillenebileceğinin altını çizdi. Sıkıştırma ve doldurma zamanı gibi silaj manejmanı ile ilgili faktörlerin etkilerinden bahseden Marley, kötü yapılmış silajların hayvanın üzerindeki fizyolojik ve çiftliğin üzerindeki ekonomik negatif etkilerini aktardı ve iyi bir silaj yapabilmek için dikkat edilmesi gereken konulardan bahsetti. Alltech Avrupa Mikotoksin Ekibi Sorumlusu Pedro Caramona ise çiftlikleri tehdit eden mikotoksinler ile ilgili sunumunda belli başlı önemli toksinlerin ruminant sağlığı ve işletme ekonomisi üzerindeki etkilerini aktardı. Alltech’in mikotoksinlere karşı geliştirdiği stratejiden bahseden Caramona, Türkiye’de çeşitli bölgelerden gönderilen yem numunelerinin Alltech laboratuvarında 37+ analiz yöntemiyle incelenmesi sonucu ortaya çıkan tabloyu toplantıya katılan üreticiler ile paylaştı. Caramona, karşılaşılan mikotoksin problemlerinin altında her zaman birden çok çeşitte mikotoksinin yer aldığını belirterek bu soruna karşı geniş spektrumlu bir mikotoksin bağlayıcı kullanmanın önemini vurguladı. Dr. Stefano Vandoni ise, mineral yönetiminde yeni bir yaklaşım olan “Total Değişim Teknolojisi (TRT)” ni anlattı. Sunumunda ineklerin sürüden çıkarılmasında en sık rastlanan üç sorun olan topallık, mastitis ve infertilite sorunlarına değinen Dr. Vandoni, bu önemli sorunların altında yatan nedenleri ve ekonomik etkilerini detaylı bir şekilde açıkladı. Dr. Vandoni, bu sorunlardan korunmak için iz mineral beslenmesinin süt ineklerinde nasıl olması gerektiğini ve neden organik iz minerallerin kullanılması gerektiğine değindi. Dr. Vandoni’nin ardından, Alltech Avrupa Alltech Avrupa On-Farm Ruminant Müdürü Dr. Stefano Vandoni ineklerde iz mineral beslemesi ile ilgili bir sunum yaptı. Gordon Marley BNG Tarım ve Hayvancılık İşletmesi Müdürü Alettin Özbey, AB onaylı işletme haline gelmeleri sırasında geçirdikleri aşamaları anlatarak tavsiyelerde bulundu. Alltech Crop Science Satış Müdürü Şafak Talay, kaba yemde daha fazla protein, enerji ve mineral içeriğinin mümkün olup olmadığına değindi.aa Alltech Avrupa Ticari Ruminant Müdürü Neil Keane, protein kaynaklarının etkin kullanımı ve Avrupa deneyimlerinden bahsetti. Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım ile global pazar ve Türkiye’de süt hayvancılığında gelişme ve trendler üzerine görüşlerini aktardı. SIL-ALL İNGİLTERE Global Ürün ve Marka Müdürü SİLAJ, İŞLETMENİN KALBİ VE RUHUDUR Silaj yapımında ve olgunlaşmasında en önemli rolü bakteriler üstlenmektedir. Her kaba yem üzerinde arzu edilen ya da edilmeyen bir takım bakteri türleri vardır ve biz bu bakterilerden silaj üretiriz. Sijada arzu edilmeyen bakteriler kayıplara neden olabilmektedir. Bununla birlikte silajın olgunlaşma süreci içerisinde mümkün olduğu kadar oksijensiz bir ortam sağlanmalıdır. Ne yazık ki, ne kadar iyi sıkıştırma işlemi yapılırsa yapılsın, silajın içerisinde bir miktar oksijen mutlaka kalacaktır; bu durum da istemediğimiz bakterilerin üremesine neden olacaktır. Ancak, silaj proseslerine uyup, uygun katkı maddelerini kullanarak silajı istediğimiz ortama getirirsek, bahsetmiş olduğumuz istenmeyen bakteri seviyesini azaltmış oluruz. Çünkü ancak, depolama, yapım ve saklama işlemleri sırasında silajın kalitesini korumamız mümkün olabilmektedir; yani bu üç öğeye dikkat etmek gerekiyor. Silajın alınma şekli de çok önemlidir; yani silaj açıldıktan sonra hayvanlara verildiği esnada yüzeyi koruyamazsak, ne kadar iyi silaj yaparsak yapalım, tüm emekler boşa gider. Tüm bunların yanı sıra çevresel faktörlerin de silaj kalitesi üzerine etkisi büyüktür. Örneğin, silajın hakim rüzgarların aksi tarafına bakması gerekmektedir. Böylelikle silajın açık olan yüzü hem oksijenden hem de yağmur suyundan korunacaktır. Herhangi bir akıntının şekillenmesine karşı, silaj çukurlarının sulak alanlardan ve dere kenarlarından uzak olması gerekmektedir. Silaj çukurları güneş ışığına doğrudan maruz kaldığı için, çukurları kapadığımız örtülerin renk seçimleri de önemlidir. Biz plastik örtüler kullanıyoruz ve eğer koyu renk plastik malzeme kullanacak olursak, ısıyı daha çok çekecek ve silajın daha çok ısınmasına neden olacaktır ve bozulma bakterilerine uygun ortam oluşacaktır. Bu nedenle, siyah örtü yerine, açık yeşil ya da beyaz renkte örtüler tercih etmekte fayda vardır. Kötü ve kalitesiz silajın üreticiye birçok zararı vardır. Öncelikle süt verimini azaltır. Hayvanın fertilitesi üzerine olumsuz etkileri vardır. Mikotoksinlerin üremesine neden olur ve mikotoksinlerin hayvanlara zararları büyüktür; bununla bağlantılı olarak sağlığa zararlı bakteriler üreyebilir. O kadar büyük bir kuru madde ve besin maddesi kaybı yaşanır ki, bu kayıpların telafi edilmesi zor, hatta imkansızdır. Ek olarak, yemin kalitesiyle ilgili üreticinin üzerine ek bir stres yükü binmiş olur; zaten üreticinin her gün düşünmesi gereken birçok konu varken, ilaveten kötü silajın getirdiği stres de üzerlerine eklenecektir. Gordon Marley, silaj yapımının yatırıma etkisine odaklandı ve kalitesiz silajın hayvanın üzerindeki fizyolojik ve çiftlik üzerindeki ekonomik negatif etkilerini aktardı. TOPLANTI Alltech Dairy Academy III Güneş Sezer ve Ufuk Talay, Tarım Gazetesi Yazarı Ali Ekber Yıldırım ile Ticari Ruminant Müdürü olan Neil Keane protein kaynaklarının etkin kullanımı ve Avrupa deneyimlerinden bahsetti. Sunumunda rumenin sahip olduğu büyük potansiyelin verim ve karlılığı arttırmak için doğru kullanılması gerektiğini ve rumenin süt ineklerinin verim ve sağlık anahtarı olduğunu belirtti. Keane, rumenin potansiyelini açığa çıkararak protein kaynaklarını etkin kullanmak amacıyla, rumendeki protein sindirimini maksimize etmek ve ineklerin protein gereksinimlerini doğru karşılamak için Alltech çözümleri Optigen, Rumagen ve DEMP hakkında bilgi verdi. Süt çiftliklerinin hastalıktan arilik ve Avrupa Birliği onaylı olmaları BNG Tarım ve Hayvancılık İşletmesi Müdürü Alettin Özbey, süt çiftliklerinin hastalıktan arilik ve Avrupa Birliği’nden onaylı işletme haline gelişinde geçirdikleri aşamaları anlatarak tavsiyelerde bulundu. 2010 yılında Bu sene ilk kez; İran, Mısır, Ürdün, İsrail, Makedonya, Azerbaycan ve Kuveyt olmak üzere yurtdışında da misafirler vardı. Toplantının ardından katılımcılar gala yemeğinde bir araya geldiler. İNFOVET 50-51 Yeni düzenlemelerin yanı sıra, toplantıda paylaşılan en önemli konulardan bir tanesi AB’nin süt kotalarını kaldırması ve bunun Türkiye’deki üreticileri nasıl etkileyeceği konusu oldu. kurulan çiftlik, 2012 yılında hastalıklardan ari işletme ünvanını aldı ve 2013 yılında da Avrupa Birliği’nden onaylı işletme haline geldi diyen Alettin Özbey, Trakya bölgesinde çeşitli “ilk”lere imza atan işletmenin hastalıklardan ari işletme olmak için üç temel alandaki sorumluluklarını yerine getirdiğini belirtti; insan sağlığı, hayvan sağlığı ve işletme ekonomisi. Avrupa Birliği onayının alınması içinse, hastalıklardan ari işletme sertifikası, doğru ve tam kayıt tutma sistemi ve izlenebilirliğin olması gerektiğini belirtti. Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım ise global pazar ve Türkiye’de süt hayvancılığında gelişme ve trendler üzerine görüşlerini aktardı. Ali Ekber Yıldırım, toplantıya katılan yabancı üreticiler için Türkiye’deki hayvancılık konusunda bazı verileri paylaşarak sunumuna başladı. Türkiye’de hayvancılık sektörünün şu andaki önemli problemlerinden birinin sektördeki belirsizlik ortamı olduğunu dile getiren Yıldırım, diğer önemli TOPLANTI Alltech Dairy Academy III sorunları karmaşık tarım politikaları, sektörle ilgili alınan çelişkili kararlar, hayvancılığa aktarılan kaynakların verimli kullanılamaması, fiyat belirleme sorunları olarak sıraladı. Hayvancılığa verilen desteklere de ayrıntılı bir şekilde değinen Ali Ekber Yıldırım, yeni düzenlemeleri anlattı. Toplantı sırasında paylaşılan en önemli konulardan bir tanesi de AB’nin süt kotalarını kaldırması ve bunun Türkiye’deki üreticileri nasıl etkileyeceği konusu oldu. Atasancak Acıpayam Tarım İşletmesi’nin başarı hikayesi Alltech her yıl referans çiftlik oturumunda üreticilerle bir çiftliğin başarı hikayesini paylaşıyor. Toplantının bu yılki oturumunda Atasancak Tarım İşletmesi’nde hayvansal üretim şefi olarak görev yapan ziraat mühendisi Engin Esen işletmelerinin başarı öyküsünü Alltech Dairy Academy katılımcılarıyla paylaştı. Engin Esen, sağımhane, Son gün panelinde değerli akademisyenler, süt hayvancılığının önemli konularından olan buzağı beslemesi, kuru dönem ve sağmal inek beslemesinde yapılan yemleme hatalarına değindiler. sağmal hayvan ahırları, yem hazırlama birimi, buzağı ve düve yetiştirme birimleri, sürü yönetim ve laboratuar birimi, hastane, suni tohumlama birimi hakkında bilgiler vererek burada uyguladıkları prosedürleri ve dikkat ettikleri noktaları açıkladı. Gübre ve kaba yem yönetiminin nasıl gerçekleştirildiğini rakamsal verilerle ortaya koydu. Alltech Dairy Academy III organizasyonunun ikinci gündeki toplantı programı Cow Signals Sertifikalı Danışmanı Arda Kovanlıkaya’nın “Çiftlik Yönetiminin Temelleri, Hayvan Refahı ve Beslemeye İlişkin Kritik Kontrol Noktaları” sunumuyla başladı. Süt ineklerinin 24 saat içindeki rutin davranışlarını ve alışkanlıklarını açıklayan Kovanlıkaya, bu davranışların bir çiftlikte ineklerin sağlığı ve refahı ile ilgili kontrollerin başlangıç noktası olduğuna dikkat çekti. Bir çiftlikte hayvanların sağlığı ile ilgili denetlenmesi gereken altı esas alan İNFOVET 52-53 Atasancak Acıpayam Tarım İşletmesi’nden Başak Mutlu, çiftliklerinin başarı hikayesinden bahsetti. olduğunu belirten Arda Kovanlıkaya (yem, su, ışık, hava, yataklık ve alan), fotoğraf ve videolarla bu alanlarda yapılan hataları gösterdi ve doğru uygulamaların ne olması gerektiği konusunda bilgi verdi. Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin değerli akademisyenleriyle gerçekleştirilen son gün panelinde ise süt hayvancılığının önemli konularından buzağı beslemesi, kuru dönemdeki besleme hataları ve sağmal inek beslemesinde yapılan yemleme hatalarına odaklanıldı. Prof. Dr. Hakan Biricik, Prof. Dr. İsmet Türkmen ve Doç. Dr. Hıdır Gençoğlu’nun konuşmacı olarak yer aldığı panele ilgi büyük oldu. Her üç değerli akademisyen de sunumları sırasında üreticilerin merak ettikleri çeşitli konularda kendilerine yönelttikleri soruları yanıtladı ve interaktif bir oturum gerçekleştirdi. alltech hakkında 1980 yılında, Dr. Pearse Lyons tarafından kurulan Alltech, doğal ve bilimsel yenilikler yoluyla hayvan, bitki ve insanların sağlık ve performansını iyileştirmektedir. 128 ülkedeki 3.500’den fazla çalışanı ile firmanın Avrupa, Kuzey Amerika, Latin Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Asya’da güçlü bir varlığı bulunmaktadır. Daha fazla bilgi için www.alltech.com.tr adresini ziyaret edebilir; Alltech Türkiye Facebook sayfasını takip edebilirsiniz. TOPLANTI Sektöre ışık tutmaya devam Kurulduğu günden bu yana önemli mesafeler kaydeden ve sektöre büyük desteklerde bulunan Veteriner Sağlık Ürünleri Sanayicileri Derneği’nin 22. Dönem Olağan Genel Kurulu 10 Nisan tarihinde İstanbul Sheraton Maslak Otel’de gerçekleştirildi. Genel Kurulun açılışı yönetim kurulu adına 21. Dönem Başkanı Dr. Burhan HACI tarafından yapıldı. Burhan Hacı, VİSAD’ın sektördeki öneminin altını çizerek destek veren tüm sektör paydaşlarına teşekkür etti. olarak Antalya’da Bakanlıkla işbirliği içerisinde oldukça başarılı bir toplantı gerçekleştirdiklerini, bu tür toplantıların yeni dönemde görev alacak yönetim kurulunun da devam ettirmesini beklediklerini ifade ederek yeni dönemde görev alacaklara başarılar dileyerek konuşmasını tamamladı. Genel Kurul Divan Heyeti Başkanlığı’nı Şake Yalçın yaptı. G enel Kurul’un açılışı yönetim kurulu adına Başkan Dr. Burhan Hacı tarafından yapıldı. Burhan Hacı, katılımları nedeniyle yönetim kurulu adına üyelere hoş geldiniz diyerek başladığı konuşmasında; 1991 yılında kurulmuş olan derneğin, önümüzdeki yıl 25. yılını dolduracağını, kuruluşundan günümüze kadar derneğin önemli mesafeler kaydettiğini ve sektöre her zaman destek olduğunu, bu kapsamda dernek kurucularına, kuruluşundan bu yana İNFOVET 54-55 görev yapan Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu üyelerine, üyelere, VİSAD (Veteriner Sağlık Ürünleri Sanayicileri Derneği) çalışma gruplarına ve çalışmalara destek veren konu uzmanlarına teşekkür etti. Hacı, geçtiğimiz dönem içerisinde VİSAD standartlarını ve etik değerlerini benimseyerek derneğe yeni üyelerin katıldığını, onlara da VİSAD’a sağlayacakları katkı nedeniyle teşekkür ettiğini, sivil toplum kuruluşu olarak, otoriteyle diyalog açısından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile periyodik toplantı yaparak etkin iletişim sağlama gayretinde olduklarını, son Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Burhan Hacı tarafından “sektör raporu” sunuldu Dr. Burhan Hacı konuşmasında; Türkiye ekonomisinin büyümesi ile tarım, hayvancılık ve hayvan sağlık ürünleri pazarının gelişim arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu, TUİK verilerine bakıldığında; 2014 yılı büyüme rakamlarına göre Türkiye ekonomisinin % 2,9 oranında büyüdüğünü ancak tarım sektörünün % 1,9 oranında küçüldüğünü, tarım sektöründeki küçülmeye rağmen 2013 ve 2014 yıllarında hayvansal üretimin parasal olarak % 9 oranında arttığını, toplam canlı hayvan sayılarındaki ve hayvansal protein üretimindeki artışın düşük düzeyde gerçekleştiğini, sığır varlığının % 2 azaldığını, koyun varlığının % 6,5 arttığını, keçi varlığının % 12 arttığını, hayvansal protein olarak kırmızı etin % 1, sütün % 1,6, tavuk etinin VİSAD Genel Kurulu sonunda üyeler aile fotoğrafında buluştular. Genel Kurul’da VİSAD Yönetim Kurulu üyesi İsmail Özdemir 2013-14 gelir gider bütçesini ve yeni dönem için tahmini bütçeyi sundu. 22. Dönem VİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Burçak Zorlu oldu. Visad Yönetim Kurulu Üyesi Nazan Uşdu Dilsiz, 21. dönemde 93 karar alındığını ve bakanlıkla birlikte önemli projelere imza attıklarını söyledi. Genel Kurul Divan Heyeti Başkanlığı’nı Şake Yalçın yaparken yardımcılıklarını Özgür Gültekin ve Ayça Kendir üstlendi. TOPLANTI VİSAD üyeleri ,Genel Kurul sonunda yeni yönetime güvenlerinin tam olduğunu söylediler. Denetleme Kurulu Raporu Sami Esirtgen tarafından okundu. Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu ile Denetleme Kurulu Raporu ayrı ayrı oylanarak oy birliği ile ibra edildi. % 5,5 ve yumurtanın % 3,6 oranında arttığını, sağılan hayvan sayılarında geçen yıla göre azalma görüldüğünü, ancak yüksek verimli saf ırk ve melez ırkların toplam sığır varlığının % 85’ine ulaştığını, sığır sütü üretim artışındaki yavaşlamanın 2014 yılında da devam ettiğini, sağılan hayvan başına yıllık ortalama süt veriminin 3 tona ulaştığını, damızlık süt sığırı fiyatlarının değişmediğini, çiğ süt fiyatlarının % 15 artış gösterdiğini, TÜRKİYEM-BİR verilerine göre 2014 yılında yem fiyatlarının % 4 - 9 oranlarında artış gösterdiğini, süt ve kırmızı et üretiminde hayvansal ürün fiyat artışlarının yem girdi artışlarının üzerinde seyrettiğini, 2014 yılında VİSAD üyelerinin toplam satışlarının % 22 oranında artarak 529 Milyon TL’ye ulaştığını, enflasyon göz önüne alındığında 2013 yılındaki reel olarak küçülen pazarın 2014 yılında % 14 düzeyinde büyüdüğünün kabul edilebilir olduğunu, antibakteriyel ürünlerdeki artışın pazarın büyümesinin altında kaldığını, oral antibakteriyel tüketiminde sınırlı bir artış söz konusu olduğunu, endektositler hariç endoparaziter ve ektoparaziter ürünlerin kullanımında geçen yıla göre ciddi artış olduğunu, özellikle kanatlı aşıları ve ilaçlı yem katkılarının sektörel büyümeye katkısının çok yüksek olduğunu, vitamin ve hormonların pazar büyümesine parelel gelişim gösterdiğini, toplam aşı satışlarının tüm pazarın % 28’ine ulaştığını, geçen yıla göre % 29 büyüyen kanatlı ürünlerinin toplam pazarın % 35’ine ulaştığını, % 21 gelişen pet ürünlerinin toplam pazarın sadece % 7’sini oluşturduğunu, ruminant ürünlerinin 367 milyon TL ile pazarın % 58’ini temsil ettiğini, 2014 yılının İNFOVET 56-57 Otoriteyle dialog açısından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile toplantılar yaparak etkin iletişimi sağlama gayretinde olan VİSAD’ın 22. Dönem Olağan Genel Kurulu’nda, yönetim kurulu üyeleri arasında görev dağılımı gerçekleşti. sektörün ve Bakanlığın yeni mevzuata dair yoğun bir çalışma içerisinde olduğu bir yıl olduğunu, 2015 yılı sektörel hedefinin GMP üretim geçişi olduğunu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın hedeflerinin daha ileri olduğunu ancak sektörün uyum durumunu da dikkate alarak hedeflerin ortak noktaya getirilmesi gerektiğini, 2015 yılının tüm sektör için büyümenin devam ettiği bir yıl olmasını dilediğini belirtti. Faaliyet Raporu Yönetim Kurulu Üyesi Nazan Uşdu Dilsiz tarafından sunuldu Nazan Uşdu Dilsiz; üyeler ve iletişim grubuna düzenli olarak aylık faaliyet raporu gönderildiğini, bu nedenle çok özet bilgiler aktaracağını belirtti. Sunumda dernek üyeliklerinden ayrılan ve yeni katılanlar konusunda ve diğer faaliyetler hakkında bilgi verdi. 21. dönem içerisinde; 11 üyenin görev değişikliği nedeniyle üyelikten ayrıldığını, 19 yeni üyenin TOPLANTI 21. Dönem VİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Burhan Hacı’ya plaketini sektör duayeni Seyfettin Uğur takdim etti. kaydının yapıldığını, bu dönem içerisinde 15 Yönetim Kurulu toplantısı yapıldığını ve 93 karar alındığını, Bakanlıkta Müsteşar Yardımcısı, Genel Müdür, Daire Başkanı, Çalışma grupları ve uzmanlar düzeyinde muhtelif ziyaretlerin yapıldığını, çalışma gruplarıyla spesifik toplantılar düzenlendiğini, ziyaretlerin gerçekleştiğini, mevzuat ve uygulama ağırlıklı geniş katılımlı Bakanlık-VİSAD-Sektör toplantılarının yapıldığını, ruhsatlandırma ve GMP konusunda eğitimlerin düzenlendiğini, Bakanlık, mesleki kuruluşlar ve sektörel paydaşlarla işbirliğinin iyileştirildiğini, sektörle müşterek toplantı yapıldığını, toplantı sonuçlarının Bakanlığa iletildiğini, tüm mevzuatın bir araya getirilerek kitap haline getirildiğini ve ilgililere dağıtıldığını, yetkili otoriteye düzenli ziyaretlerin gerçekleştirildiğini, kurumsal kapasitenin artırılmasına çalışıldığını, mevzuat çalışmasına aktif katılım sağlandığını, net satış bilgilerinin toplanıp değerlendirilerek veri sağlayan üyelere gönderildiğini, etik kurul çalışmalarının yapıldığını, kurum ve kuruluşların toplantılarına katılım sağlandığını, VİSAD bünyesinde oluşturulan çalışma grubu sayısının artırıldığını belirtti. Bunun yanında önümüzdeki dönem için oluşacak yönetim kuruluna önerilen ve dernek adına planlanan çalışmalardan bahsederek Bakanlık ve üyelerle daha spesifik çalışma toplantıları yapılmasını, çalışma gruplarının daha yoğun faaliyet göstermesini, danışma kurullarının daha sık yapılmasını öneri olarak ifade etti. Denetleme Kurulu Raporu Sami Esirtgen tarafından okundu. Yönetim Kurulu Faaliyet Raporu ile Denetleme Kurulu Raporu ayrı ayrı oylanarak oy birliği ile ibra edildi. Sektörün duayeninden VİSAD’ın duayenine plaket verildi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Burhan Hacı’ya, uzun süreli ve özverili çalışmalarıyla VİSAD’a yaptığı çok önemli katkılar, vizyoner ve objektif değerlendirmeleri ve derneğin kurumsallaşmasına desteği nedeniyle 16 yıl kesintisiz olarak VİSAD yönetiminde bulunduğu için VİSAD adına plaket takdim edildi. Plaket, sektörün duayeni Seyfettin Uğur tarafından verildi. Uğur yaptığı konuşmada; kuruluşunda görev aldığı VİSAD’ın gelişmesi için Burhan Hacı’nın yönetimde yer almasını çok önceden önerdiğini, ilk yıllar henüz erken diyen Hacı’nın yönetime girdikten sonra oldukça uzun süre görev yaptığını, yönetim kurulundan çok şey beklendiğini, yönetim kurulunun problemleri çözmek için uğraştığını, zaman zaman kendisinin de eleştirisel mektuplar yazdığını, 16 yıl boyunca tepkilere tahammül ettiği için de Burhan Hacı’ya ayrıca teşekkür ettiğini, yeni yönetime de Burhan Hacı’nın yardım etmeye devam edeceğine inandığını ifade etti. Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu için seçimler yapıldı Yapılan seçimlerde yönetim kurulu asıl üyeliklerine; Nazan Uşdu Dilsiz, Burçak Emre Zorlu, İsmail Özdemir, Cüneyt Seçkin ve Ömer Diker, yedek üyeliklere; Prof. Dr. Yusuf Şanlı, Yiğit Altav, Cem Keskindil, Mehmet Türker ve Dr. Taner Öncel, denetleme kurulu asıl üyeliklerine; Şake Yalçın, Mine Nergiz Süzer ve Erol Baytok, yedek üyeliklere; Özgür Gültekin, Sami Esirtgen, Utku Varoğlu seçildi. Yönetim kurulu üyeleri arasında yapılan görev dağılımı şu şekilde sonuçlandı Yönetim Kurulu Başkanı Burçak Emre Zorlu • Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cüneyt Seçkin, Sekreter Üye Nazan Uşdu Dilsiz • Sayman Üye Ömer Diker • ÜYE İsmail Özdemir İNFOVET 58-59 Araştırma PIC/S Farmasötik Denetim İş birliği Planı İlaç Denetim Antlaşması (PIC) ve Farmasötik Denetim İş birliği Planı(PIC/S), İyi Üretim Uygulamaları (GMP) alanında aktif ve yapıcı bir iş birliği sağlamak üzere, ülkeler ve farmasötik denetim otoriteleri arasında kullanılan uluslararası iki araçtır. Haber: Pınar Vuran F armasötik Denetim İş birliği Planı (PIC/S), 1970 yılında yapılan İlaç Denetim Anlaşması’nın (Pharmaceutical Inspection Convention - PIC) sürdürülebilirliği ve hedeflerini geliştirmek üzere 2 Kasım 1995 yılında oluşturulmuştur. PIC/S, hayvan ve insan sağlığı ile ilgili tıbbi ürünler için GMP alanında faaliyet gösteren düzenleyici kurumların resmi olmayan iş birliği anlaşmasıdır. PIC/S’nin amacı; veteriner ve tıbbi ürünler alanında birbiri ile uyumlu hale getirilmiş, GMP standartları ve kalite kontrol sistemlerinin uluslararası gelişimi, uygulamaları ve sürdürülebilirliğine öncülük etmek olarak açıklanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF gibi 46 otoritenin yer aldığı PIC/S, GMP alanında ortak standartlar geliştirerek ve denetçilere eğitim olanakları sağlayarak teftiş prosedürlerini tüm dünyada uyum içinde sürdürmenin yanı sıra denetim otoriteleri, ulusal ve uluslararası kurumlar arasında işbirliği ve network oluşturarak karşılıklı güveni arttırmayı amaçlamaktadır. Neden PIC/S oluşturuldu? Avrupa yasaları, PIC üyesi AB ülkelerinin, PIC üyesi olmayan ülkeler ile herhangi bir anlaşma yapmasına izin vermemektedir. Bu durumun yarattığı uyumsuzluğun fark edilmesi üzerine Farmasötik Denetim İş birliği Planı’nı oluşturmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle İlaç Denetim Antlaşması’nın varlığını sürdürebilmesi ve çalışmalarının ilerleyebilmesi için daha esnek ve İNFOVET 60-61 PIC/S, hayvan ve insan sağlığı ile ilgili tıbbi ürünler için GMP alanında faaliyet gösteren düzenleyici kurumların resmi olmayan iş birliği anlaşmasıdır. Araştırma resmi olmayan bu plan oluşturulmuştur.Farmasötik Denetim İş birliği Planı, sağlık otoriteleri arasında yapılan iş birliğine dayalı, esnek, dinamik ve proaktif bir sözleşme olarak kabul edilmektedir. PIC/S Komitesi, planın faaliyetini denetleyip yönetmekte, tüm kararlar oy birliği ile alınmaktadır. PIC/S FAALIYET ALANLARI VE YARARLARI NElerdir? Farmasötik Denetim İş birliği Planı’nın ana faaliyet alanları, yeni başlayan denetçilere ve PIC/S, veteriner ve tıbbi ürünlerin GMP standartlarının gelişimine öncülük etmek amacıyla kurulmuştur. konusunda kendisini geliştirmek isteyen denetçilere eğitimler düzenlemek, seminerler ve kurs organizasyonları düzenlemek, denetim ve ziyaret organizasyonları ile beraberinde konusunda uzmanlaşmış gruplar oluşturmak olarak açıklanmaktadır. Üye otoritelerin yararlandıkları alanlar Eğitim Fırsatları GMP denetçileri için PIC/S seminerleri, Uzmanlaşmış Gruplar ve PIC/S Ziyaret Programları’na katılımları sağlayan forum üzerinden takip edebilmektedir. Bu açıdan PIC/S, uluslararası denetim mekanizmalarının işbirliğiyle yürütülen tek platform özelliğini taşımaktadır. Farmasötik Denetim İş birliği Planı’nın ana faaliyet alanı olarak GMP denetçilerine yönelik eğitimlerin belirtilmesine rağmen PIC/S, ayrıca denetçiler için İyi Dağıtım (GDP – Good Distribution) ve İyi Klinik Uygulamaları (GCP - Good Clinical Practices) gibi diğer alanlarda da eğitimler sağlamaktadır. PIC/S denetçiler İNFOVET 62-63 PIC/S, GMP denetim raporları ile denetim kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasına olanak sağlar. GMP Nedir? İyi Üretim Uygulamaları olarak tanımlanan GMP; Veteriner tıbbi ürünler, beşeri ilaçlar, kozmetik, medikal cihaz, gıda gibi insan sağlığını doğrudan etkileyen ürünlerin güvenilir koşullarda, donanım ve sistemlerde üretilmesini garanti altına alır. Ürünün ham maddelerinden başlayıp üretimine, dağıtımına, son kullanıcıya ulaşmasına kadar her aşamasında bulaşma, karışma ve karışıklık riskini azaltmak amacıyla hazırlanmış önlemlerin bir bütünüdür. Türkiye’de, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın çalışmalarıyla “Veteriner Tıbbi Ürünler Yönetmeliği” 4 Aralık 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. için her yıl, belirli bir konuyu ele alan ve farklı üye otoriteler tarafından ev sahipliği yapılan eğitim semineri düzenlemektedir. Uluslararası GMP Uyumu: PIC/S Komitesi toplantılarında yer alan üye otoriteler, GMP kuralları ve çerçevelerinin uluslararası gelişimi ve uyumu konusunda çalışmaktadır. PIC/S Komitesi, ayrıca GMP Denetleme Kurulları için GMP ve kalite sistemlerini de yorumlamaktadır. Ağ Oluşturma: PIC/S aktivitelerine katılarak, katılımcılar PIC/S’in bir parçası olmaksızın kişisel ağlarını genişletebilmektedir. Bu ağ GMP ilişkili kişi ve bilgi paylaşımını kolaylaştırmaktadır. Buna ek olarak, PIC/S konusunda uzmanlaşmış GMP denetçilerinin bir araya geldiği, tartıştığı ve deneyim ve bilgilerini paylaştığı uluslararası bir platformdur. Yüksek Standartlar: PIC/S, tüm üyelerin PIC/S standartlarına her zaman ve tam olarak uygunluğunu garanti etmektedir. Plana katılım göstermek veya yeniden değerlendirmek için GMP denetim sistemi ve prosedürlerini en iyi şekilde geliştirmek gerekmektedir. Bu nedenle GMP denetim kurulunun verimliliği artmaktadır. Kalite kontrol sistemi ihtiyaçları açısından PIC/S standartları Araştırma sınırlamalar bulunmaktadır. Buna ragmen PIC/S içerisinde bilgi paylaşımı, kalite risk yönetiminde yeni şartların uygulanabilirliği açısından kendi denetim sıklıklarını etkileyeceği için otoriteler için önem kazanır hale gelmiştir. PIC/S’e Nasıl Katılınır? Bir kurum veya otorite, PIC/S’e kabul edilmeden önce kendisine benzer PIC/S otoritelerine uygulanmış bir denetim sisteminden geçerek detaylı bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır. Bu inceleme, otoritenin GMP Konusunda uzman GMP denetçileri, PIC/S kapsamında bir araya gelerek bilgi ve deneyimlerini paylaşırlar. yüksek kalmaktadır. Bilgi Paylaşımı: PIC/S, GMP denetim raporları aracılığı ile denetim kaynaklarının daha etkin şekilde kullanılmasına olanak vermektedir. Üyelik, özellikle farmasötik maddeler alanında artan denetim ile karşı karşıya kalan bir denetim otoritesi için maliyet tasarrufu sağlayan bir araç olmaktadır. Hızlı Alarm Sistemi: PIC/S üyeliği aracılığı ile otoriteler PIC/S hızlı alarm sistemi ve pazara sunulduktan sonra kalite sorunları ile karşılaşan tıbbi ürünlerin geri çağrılma sisteminden otomatik olarak faydalanmaktadır. PIC/S üyesi olan otoriteler bağlı bulundukları endüstriye, tekrar edilen denetim PIC/S ve PIC arasında temel farklılıklar PIC/S PIC Plan Anlaşma Resmi olmayan bir sözleşme Resmi bir antlaşma Yasal değil Yasal Sağlık otoriteleri arasında Ülkeler arasında Bilgi paylaşımı Denetimlerin karşılıklı tanınması sayılarının azalması, maliyet tasarrufu ve pazar gelişimi gibi dolaylı olarak katkıda bulunurlar. PIC/S bir ticari anlaşma olmamasına rağmen üyelik, farmasötik ürünlerin ihracatını da kolaylaştırmaktadır. Standartlar Ve Kılavuz Dokümanlar Oluşturulduğundan bu yana PIC/S GMP standartları ve kılavuz dokümanlarının gelişimi ve teşvik edilmesi konusunda oldukça aktif rol almaktadır. 1989 yılında Avrupa Birliği - GMP gereklilikleri açısından - PIC/S GMP Kılavuzunu kendi GMP kılavuzu olarak benimsemiştir. O zamandan bu yana AB ve PIC/S GMP kılavuzları paralel olarak gelişim göstermiştir. GMP Kılavuzuna ek olarak PIC/S, birçok yönetmelik ve rehber dokumanlar geliştirmek konusunda öncülük etmektedir. Bilgi Paylaşımı PIC/S katılımcısı otoriteler arasında bilgi paylaşımı; kaynakların, araştırıcı ve mali durumun kısıtlı olduğu zamanlarda büyük önem taşımaktadır. Plan, GMP denetim bilgilerinin tamamen ihtiyari olarak paylaşılmasına dayanmaktadır; ancak PIC/S altında bilgi paylaşımı için önemli İNFOVET 64-65 PIC/S’in faaliyet alanı, konusunda kendisini geliştirmek isteyen denetçilere eğitimler düzenlemektir. denetim ve lisanslama sistemi, kalite sistemi, yasal gereklilikleri ve denetçi eğitimleri açısından yapılmaktadır. İnceleme sonrası PIC/S delegasyonu tarafından bir ziyaret düzenlenerek rutin GMP denetimleri izlenmektedir. Üyelik kabulü birkaç yıl sürebileceğinden PIC/S Komitesi tarafından tavsiye edilen tüm değişiklikler ve önerilerin doğru olarak uygulanması gerekmektedir. Ayrıca PIC/S, üyelik ile ilgilenen kurumlar için bir ön hazırlık prosedürü yayınlamıştır. Mevcut Farmasötik Denetim İş birliği Planı (PIC/S) üye otoriteleri de Yeniden Değerlendirme Programı kapsamında düzenli olarak denetime tabi tutulmaktadır. Böylece yeni başvuranların ve eski üyelerin de aynı şartları sağlaması garanti altına alınmaktadır. Üyelik koşulları ve PIC/S tarafından düzenlenen aktiviteler hakkında daha detaylı bilgi için www.picscheme.org ziyaret edilebilmektedir. TOPLANTI NUTRIVET Nutrivet’ten asidozise yeni çözümler Nutrivet’in, Celtic Sea Minerals firması ile ortaklaşa olarak asidozise ve rumen sağlığına yeni çözümler sunmaya yönelik gerçekleştirdiği toplantıda çiftlik ve yem fabrikalarından yoğun katılım sağlandı. Nutrivet geniş bir katılımcı kitlesi ile başarılı bir toplantı gerçekleştirdi. N utrivet tarafından 14 - 16 Nisan tarihleri arasında sırası ile Lüleburgaz ve Bursa’da, Celtic Sea Minerals firması ile ortaklaşa düzenlenen “Ruminant Beslemesinde Asidozisin Kontrolü ve Rasyonsal Yönetimi” konulu toplantılarla çiftlik ve yem fabrikalarından geniş bir katılımcı kitlesine bu önemli rumen sağlığı problemlerden korunma İNFOVET 66-67 stratejileri sunuldu. “Ruminant Beslemesinde Asidozisin Kontrolü ve Rasyonsal Yönetimi” konulu toplantıların açılışında söz alan, Nutrivet Pazarlama Müdürü Atilla Öyel, Nutrivet’in kurulduğu günden bu yana Türkiye hayvancılık sektöründe hayvan besleme alanında belli ürün gruplarında tedarikçi bir firma olmaktan çok, iş ortağı olarak gördüğü müşterilerine yenilikçi ürünler, çözümler ve teknik destek sunarak ilerlemeyi kendilerine ilke edindiklerini belirtti. Kurulduğu 2011 yılından bu yana, dört yıl kadar kısa bir süre içinde ulaştıkları marka bilinirliği ve pazar payında kurucu ekibin, sektördeki 25 yılı aşkın deneyimi ve ilkeli iş yapış biçimi yanında geldikleri noktada en büyük payın, doğru çözüm önerileri sunmayı ticari kaygıların hep önünde tutmaya ait olduğunun altını çizdi. Nutrivet Pazarlama Müdür Atilla Öyel, Türkiye ruminant besleme alanında en yaygın sorunlardan biri olan asidozisin ülkemiz hayvancılığı için ciddi ekonomik kayıplara yol açtığını, bu kaybın sadece rumen sağlığı ile kısıtlı kalmayıp; süt verimi ve kompozisyonu, ayak - tırnak sağlığı ve üreme performansını da içine alan ciddi bir problem listesi oluşturduğunu ifade etti. Bu toplantıyı düzenleme amaçlarını hem Nutrivet hem de Celtic Sea Minerals bünyesinde bulunan güncel teknik bilgi ve saha tecrübelerini değerli katılımcılar ile paylaşmak ve bu önemli problemin kontrolüne katkı sağlamak olarak özetledi. Rumen tamponlayıcılar hakkında merak edilenler Celtic Sea Minerals adına söz alan “Ruminant Beslemede Rumen Asidozisi Kontrolü ve Bir Tamponlayıcı Olarak Acid Buf’ın Rolü” adlı sunusunu katılımcılar ile paylaşan Dr. Charlie Purcell, rumen asidozisi ve farklı rumen tamponlayıcılarının asidozis kontrolündeki etkinliklerini tüm detayları ile açıkladı. Birçok hayvan besleme uzmanı tarafından merak edilen “Tamponlayıcılar arasında fark var mı?”, “Bir tampon madde asidi nasıl tamponlar?”, “Hangi tampon madde veya hangi kombinasyon” gibi bir çok soru Dr. Charlie Purcell’ın sunumu ile yanıtlarını buldu. Dr. Charlie Purcell, tampon maddelerin rumende bu işlevi yerine getirebilmeleri için öncelikle eriyebilir olmaları gerektiğini belirttikten sonra, sodyum bikarbonatın çok hızla eriyerek aktivitesini hızla kaybettiğini, buna karşın magnezyum oksidin elde edildiği kaynaktan kaynağa çok değişken olan eriyebilirliğinden dolayı tampon aktivitesinin de oldukça değişken olduğunu belirtti. Bu noktada Acid Buf’ın rumen ortamında eriyerek, biyoyararlanılabilir kalsiyum ve magnezyum sağlaması yanında geleneksel tamponlayıcılara göre 2.2 kattan fazla asidi tamponlayarak rumen pH’sını stabil tutmakta standart ürünlerden çok daha etkin olduğunun altını çizdi. Ruminant sektörünün ihtiyaçları için çalışmalara devam Dr. Charlie Purcell’dan sonra söz alan, Nutrivet Teknik Müdürü Erkan Şen “Yüksek Verim Ras- Nutrivet Pazarlama Müdürü Atilla Öyel, müşterilerine yenilikçi ürünler sunmayı ilke edindiklerini belirtti. Nutrivet Teknik Müdürü Erkan Şen, sunumlarıyla dikkat çekti. Celtic Sea Minerals’ten Dr. Charlie Purcell asidozis hakkında detaylar paylaştı. Nutrivet, kurulduğu günden bu yana Türkiye hayvancılık sektöründe belli ürün gruplarında tedarikçi bir firma olmaktan çok, iş ortağı olarak gördüğü müşterilerine yenilikçi ürünler ve çözümler sunmayı ilke edinimiştir. yonlarında Karbonhidratlar ve Rumen Sağlığı” konulu bir sunum gerçekleştirildi. Sunumuna, tipik yüksek verim rasyonlarının besin maddeleri bileşimini irdeleyerek başlayan Nutrivet Teknik Müdürü Erkan Şen, süt sığırı beslenmesinde rumen pH’sını direkt olarak etkileyen karbonhidratlar ile ilgili olarak: farklı nişasta kaynaklarının ruminal sindirimi, süt sığırla- rında diyetteki nişasta ve rumen pH’sı ilişkisi, farklı tahıl proses yöntemlerinin sindirilebilirlik ve rumen pH’sına etkisi gibi oldukça güncel teknik noktalara değindi. Ayrıca sunumunda yer verdiği “Fresh Dönemde Karbonhidrat Beslemesi” bölümü katılımcıların oldukça ilgisini çekti. Gerçekleştirilen sunumlar sonrasında kendisi ile görüştü- ğümüz Nutrivet Pazarlama Müdür Atilla Öyel, Nutrivet’in bu tip teknik seminerlerinin devamını getirerek, hızla büyümekte olan Türkiye ruminant sektöründe sahanın ihtiyaç duyduğu spesiyel ürünler ve ihtiyaç duyulan teknik servisle bu süreçte üzerlerine düşen görevi aktif bir biçimde yerine getirmeye devam edeceklerini belirtti. TOPLANTI YUMURTACI TAVUK YETİŞTİRİCİLİĞİ Yem-Vit Gaziantep buluşması İş ortaklarının sektördeki yenilikleri takip edebilmesi için belli periyotlarla bilgilendirme toplantıları düzenleyen Yem-Vit, bu toplantıların bir yenisini Gaziantep’te gerçekleştirdi. kaliteli yem kullanılmasının önemi ve sahada yaygın görünen hastalıkların nedenleri ile birlikte doğru biyogüvenlik uygulamaları hakkında bilgilendirme yaptı. Sintofarm S.P.A. Firması Satış Pazarlama Sorumlusu Monica Dellasalda ise, Yem-Vit distribütörlüğünde Türk kanatlı, büyükbaş, küçükbaş ve balık üreticileri için hazırladıkları ürünler hakkında bilgilendirme yaparak sözü Prof. Dr. Eugenio Vincenzi’ye devretti. Vincenzi, “Sintobutyl 50” ürünü hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra, bu ürünün faydalarını ve ne şekilde kullanılması gerektiğini aktardı. Toplantı, son bölümde, soru - cevap şeklinde sektör katılımcılarının da aktif katılımı sağlanarak son buldu. Yem-ViT, ürün tanıtımı yanında güncel durumları da gündemine alarak yaptığı organizayonlarda saygıyla karşılanmaktadır. Y em katkı maddeleri ve premiksler konusunda, 1987 yılından itibaren üretici ve distribütör şeklinde faaliyet gösteren Yem-Vit Firması; misyonu gereği iş ortaklarının verim, performans ve karlılıklarını arttırmalarında sektördeki yenilikleri takip edebilmeleri için belirli periyotlarda bilgilendirme toplantıları düzenliyor. Bu bağlamda en son 09 Nisan’da Gaziantep’te düzenlenen “Yumurtacı Tavuk Yetiştiriciliği” İNFOVET 68-69 konulu toplantıya, Gaziantep ve çevre illerden kanatlı üreticileri ve yem tesisleri yetkilileri ile yoğun katılım sağlandı. YemVit organizasyonunda yapılan toplantıya, sektörlerinin önde gelen üreticilerin yanı sıra, Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Petek ve İtalyan Sintofarm S.P.A. Firması’nın yetkililerinden Monica Dellasalda ve Prof. Dr. Eugenio Vincenzi de katılımda bulundular. Katılımcılar toplantı sonunda düzenlenen akşam yemeğinde bir araya geldiler. Aktif toplantı gerçekleştirildi Yem-Vit Genel Müdür Yardımcısı Cevat Ekrem Postacı’nın açılış konuşması ile başlayan toplantıda, ilk sözü alan Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, yumurta üreticiliği ve kanatlı sektörü hakkında genel bir bilgilendirme yaptı. Daha sonra sözü Prof. Dr. Metin Petek aldı; yumurtacı tavuklarda Toplantılarla ürün tanıtımından ötesi amaçlanıyor Türkiye’nin değişik illerinde Yem-Vit tarafından organize edilen bu toplantıların amacı ürün tanıtımlarının yanında üreticilerin sorunlarını ve taleplerini yerinde dinlemek ve talepler doğrultusunda genel bilgilendirmeler yapmaktır. Sektördeki üreticilerin, dünyadaki ve Türkiye’deki yeni gelişmelerden haberdar olmasının önemini bilen Yem-Vit, kendi ürünlerinin tanıtımı yanında güncel durumları da gündemine alarak yaptığı organizayonlarda üreticiler tarafından saygıyla karşılanmaktadır. ARAŞTIRMA Kolostrum kalitesini etkileyen faktörler ve immünostimülasyon Yenidoğanlarda postnatal morbidite ve mortalite oranlarını azaltmak, canlı ağırlık artışını arttırmak ve immünoglobulin açısından zengin kolostrum elde etmek için gebe koyunlara gebelik sırasında immünostimülasyon uygulanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Yazarlar: Özge YILMAZ, Güven KAŞIKÇI Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı, Veterinerlik Fakültesi, İstanbul Üniversitesi M aternal antikorlar, genç bir hayvanın immün sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. İdeal olarak, maternal immünitenin fetüse geçişi uterusta gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, ruminantlarda anneden yavruya uterus yoluyla maternal antikor geçişi olmadığından, kolostrumda mevcut olan antikorlar, yeni doğan ruminantlar için son derece gereklidir. Doğumdan sonra, genç hayvan için sağlıksız bir yenidoğan dönemi ve anne için sağlıksız bir puerperal dönem anlamlı mali kayıplara neden olabilmektedir. Hayvan yetiştiriciliğinde, hastalıkların tedavisi için ayrılan bütçeye ve damızlıkta hastalığın oluşturduğu uzun süren sorunlardan kaynaklanabilen ekonomik hasar, koruyucu hekimliğe verilen önemi daha da arttırmıştır. Bu nedenle damızlıkta, hastalığın tedavi edilmesi yerine, hastalık ajanına karşı direncin arttırılması tercih edilmektedir. Bu durum, maternal antikor ve kolostrumdaki antikor düzeyini ve bunun yanı sıra veteriner hekimlikte spesifik ve spesifik olmayan immünostimülanların kullanımını yaygınlaştırmak için daha fazla araştırma yapılmasına yol açmıştır. Bu incelemede, koyun kolostrumunun kalitesini etkileyen faktörler ele alınmakta ve kolostrum kalitesinin yeni doğan kuzu için taşıdığı önem tanımlanmaktadır. Buna ek olarak, günümüzde kolostrum İNFOVET 72-73 ARAŞTIRMA Doğumdan sonra meme bezlerinin ilk salgısı olan kolostrum, 72 saatte normal süte dönüşmektedir. Yenidoğan immün sisteminin gelişimi kalitesini arttırmak için kullanılan yöntemler sunulmaktadır. 1. Giriş Doğumdan sonra meme bezlerinin ilk salgısı kolostrum olarak adlandırılmaktadır. Kolostrum renk açısından değişkenlik göstermektedir ve bileşimi normal sütün bileşiminden farklıdır. İkinci ve sekizinci süt verme arasında sütün yapısı aşamalı olarak normale dönmekte ve bu dönemler arasındaki salgı geçiş sütü olarak adlandırılmaktadır. Yaklaşık olarak 72 saatte, kolostrum normal süte dönüşmektedir. Kolostrum, pasif immünizasyon sağlama açısından çok önemli bir rol oynamakta, dolayısıyla gastrointestinal sistemin gelişimine katkıda bulunmakta, endokrin ve metabolik sistemleri etkilemekte ve geç hayvana, kendisini hipotermiden koruyacak olan ısı üretimini elde etmesi için enerji kaynağı sağlamaktadır. Buna ek olarak, mekonyumun bağırsaktan atılımına yardımcı olan laksatif bir etkisi vardır. Ruminantlar ve koyunların normal sütü % 12 oranında katı içerirken, kolostrum için bu oran % 22’dir. Bu farklılık, multi-immünoglobulin yoğunluğuyla İNFOVET 74-75 ilişkilidir. Buna ek olarak söz konusu katı materyal, kazein, yağ, protein ve A, B12, D ve E vitaminleri açısından daha zengin, ancak laktoz açısından fakirdir. Bu bileşim, immünoglobulinlerin bağırsakta tripsin inhibitörleriyle sindiriminin önlenmesine yardımcı olmaktadır. Kolostrumdaki transferin ve laktoferrin, demir bağlayarak ve bazı bakterilerin çoğalmasını sınırlayarak diyarenin kontrolünde rol oynamaktadır. Kolostrum bu görevleri, içerdiği hücresel (polimorf çekirdekli lökositler, makrofajlar, lenfositler ve doğal katil hücreler) ve hümoral (lakroferrin, laktoperoksidaz-tiyosiyanat-hidrojen peroksit sistemi, lizozimler, komplemanlar ve immünoglobulinler) faktörler sayesinde yerine getirmektedir. Buna ek olarak, ruminantlar ve koyunların kolostrumu insülin benzeri büyüme faktörü I (IGF-I), insülin (INS), büyüme hormonu (GH), tiroksin (T4), triiyodotironin (T3) ve prolaktin (PRL) içermektedir. Gebeliğin son 5 haftasında, meme bezi epitelinin sub-mukozasındaki plazma hücreleri tarafından IgA, IgG ve IgM’ler sentezlenmekte ve aynı zamanda, transüdasyon yoluyla kandan alınan IgG’ler, pinositoz yoluyla meme dokusuna girerek meme bezinin sekresyonlarında konsantre olmaya başlamaktadır. Bu durum, annedeki östrojen miktarının artışıyla bağlantılıdır. Meme bezi epitelyumundaki spesifik reseptörler, IgG1’i selektif olarak bağlamakta ve transkapiller değişiklikle hücreye almaktadır. IgG1, bezin lumeni aracılığıyla taşınmakta ve aşamalı olarak kolostruma geçmektedir. Bir süre sonra kolostrumdaki IgG1 konsantrasyonu serum düzeylerinin 3-12 katına ulaşmakta Ruminantların epiteliokoriyal plasentası antikorlar için geçirgen değildir ve bu durum, yenidoğanların immünoglobulinlerden yoksun kalmasına, yani agammaglobulinemiye ya da çok düşük miktarda immünoglobuline erişmelerine, yani hipogammaglobulinemiye neden olmaktadır. Bu nedenle yeni doğan ruminantların, immün sistemleri gelişinceye kadar kolostrumdan absorbe edecekleri immünoglobulinlere gereksinimi vardır. Bununla birlikte, immünoglobulinlerin geçişi sınıflı bir süre içinde gerçekleşmektedir. Kuzuların ince bağırsağı, doğumdan sonraki 24-48 saat içinde maternal antikorları absorbe etme yeteneğini kaybetmeye başlamaktadır. Yeni doğan hayvanlarda bağırsak duvarının makromoleküller için geçirgenliğinin sona ermesi “bağırsak kapanması” olarak adlandırılmaktadır. Gebeliğin son 5 haftasında, meme bezindeki plazma hücreleri tarafından IgA, IgG ve IgM’ler sentezlenmekte ve IgG’ler meme bezi sekresyonunda konsantre olmaktadırlar. ARAŞTIRMA Bağırsak permeabilitesi selektif değildir, bu nedenle tüm immünoglobulin izotiplerini absorbe edilir. Kolostrumun absorpsiyon mekanizması Koyunun vücut ağırlığının, doğumdan 12 saat sonra alınan kolostrum örneklerindeki IgG ile doğrudan korelasyon gösterdiği bildirilmiştir. ve serum IgG1 konsantrasyonu yaklaşık % 50 oranında azalmaktadır. Kolostrumdaki IgG1’in bir bölümü bağırsak aracılığıyla absorbe edilmekte, buna karşılık bir bölümü bağırsakta kalmakta ve patojenik bakterileri nötralize etmektedir. Ruminantlarda kısa bir absorpsiyon döneminin sonunda, yeterli pasif immünite düzeyleri elde etmek için, kolostrumun iyi bir kalitesi olmalıdır. Bu kalite, kolostrumdaki immünogloblinlerin konsantrasyonuyla değerlendirilmektedir. 4. Bağırsak kapanmasını etkileyen faktörler İmmünoglobulinler, intestinal enzimler aracılığıyla sindirilmeye karşı son derece dirençlidir. Kolostrumdaki tripsin inhibitörü de, bu direncin oluşumunda rol oynamaktadır. Bağırsak kapanmasının ortalama süresi, IgG için 26.4 saat, IgM için 25 saat ve IgA İNFOVET 76-77 için 26 saat olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, kolostrumun yenidoğan tarafından alınmaya başladığı zaman, bağırsak kapanmasını etkileyebilmektedir. Alınan kolostrum miktarının, bağırsak kapanması üzerinde hiçbir etkisi olmadığı bildirilmiştir. 5. Kolostrum kalitesini etkileyen faktörler Kolostrum kalitesi, içerdiği IgG miktarıyla doğrudan korelasyon göstermektedir. Doğumdan sonra, zaman geçtikçe bu kalite azalmaktadır. Sütçü ırkların, etlik ırklara kıyasla daha fazla kolostrum ürettiği ve bu kolostrumun immünoglobulin açısından daha zengin olduğu bildirilmiştir. Aynı şekilde erişkin koyunlar ve ineklerde, genç hayvanlara kıyasla daha yüksek kolostrum ve kolostral immünoglobulin düzeyleri saptanmıştır. Doğumdan önce sağım, annenin memesinden kolostrum sızması, annenin gebelik sırasında enerji açısından yetersiz beslenmesi, uzun etki süreli kortikoseroid uygulamaları ve kuzuların annelerinden ilgi görmemesi, kolostrumun IgG düzeyi üzerinde olumsuz bir etki göstermektedir. Shubber ve Doxey, sol ve sağ meme loblarından alınan kolostrum örneklerinde immünoglobulin düzeyleri açısından anlamlı bir farklılık olmadığını bildirmiştir. Kolostrum kalitesini etkileyen bir diğer faktör, memenin sağlık Kolostrum absorpsiyonu, maddelerin bağırsak lumeninden kana geçmesi olarak tanımlanır. Yenidoğanlar, kolostrumu absorbe ederek intestinal kanala aktarmaktadır. Kuzular, doğumdan sonraki 48 saat içinde farklı türlerin antitoksinleri, PVP, kolostrum proteinleri ve yumurta proteinleri absorbe edebilmektedir. Proteinler, epitelyal hücrelerin yanında bulunan tübüloveziküler sistem aracılığıyla yenidoğanların bağırsak epiteline girmektedir. Buradan intestinal lenfatiklere ve kapiller damarlara geçmektedir. Dolayısıyla absorbe edilen protein yapısındaki immünoglobulinler dolaşıma geçmekte ve yenidoğan, maternal immünoglobulinlerin transfüzyonunu tamamlamaktadır. Ancak bu durum, selektivite ve intestinal permeabiliteye göre her bir evcil hayvan için değişiklik göstermektedir. durumudur. Mastitis olan bir memeden gelen kolostrum, hiçbir zaman genç bir hayvana verilmemelidir. Al-Sabbagh ve Gallo ve Davies, tekil ve ikiz gebeliği olan koyunların kolostrumunu karşılaştırmış ve ikiz doğuran koyunlarda kolostrumdaki IgG düzeylerinin daha yüksek olduğunu saptamıştır. Al-Sabbagh tarafından yapılan bir araştırmada, koyunun vücut ağırlığının, doğumdan 12 saat sonra alınan kolostrum örneklerindeki IgG konsantrasyonuyla doğrudan korelasyon gösterdiği bildirilmiştir. Diğer araştırmalarda, kuzunun cinsiyetiyle kolostrumdaki IgG düzeyleri arasında korelasyon olmadığı bildirilmiştir. 6. İmmünostimülasyon Yeni doğan bir ruminantın çevresel faktörlere karşı tek savunma mekanizması kolostrumdan elde edilen antikorlardır. Annenin kötü beslenmesi, immün sistem supresyonu ve stres faktörleri, kolostrumda yetersiz immünoglobulin titrelerine yol açabilmektedir. Beslenme ve stres koşullarının düzeltilmesi dışında, immün sistemin ekzojen yöntemlerle stimüle edilmesi, kolostrumdaki immünoglobulin titrelerini arttırabilmektedir. İmmün sistemin organizmaya ekzojen olarak verilen bazı ajanlarla regülasyonu “immünostimülasyon” olarak tanımlanmakta ve bu işlemde kullanılan ajanlara immünostimülanlar adı verilmektedir. İmmünostimülanlar, kökenlerine göre kimyasal ve biyolojik olmak üzere 2 ana grupta incelenmektedir. Her iki immünostimülan sınıfı da, çeşitli enfeksiyonlara karşı koruma ve bu enfeksiyonların tedavisi için kullanılabilmelerinin yanı sıra, organizmalarda uygulanan aşılara karşı daha güçlü immün yanıtlara neden olan adjuvanlar olarak da kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, bir immünostimülandan beklenen gerçek etki, morbidite ve mortalite oranlarını düşürmesi ve kilo alımını arttırmasıdır. ARAŞTIRMA Daha önce yapılan araştırmaların sonucu olarak, ruminantlara ilerlemiş gebelik sırasında immünostimülanların uygulanmasıyla verimlilik açısından olumlu sonuçlar bildirilmiştir. Majör immünostimülanlar, tipik olarak mikobakteriler, anaerobik korineformlar (Corynebacterium cutis, Propionibacterium acnes, vb.) ve mantar kökenli olan bazı bitkisel karbonhidratlar gibi, makrofajlar tarafından kolayca yakalanabilen mikrobiyel preparatlardır. Makrofajların aktivasyonu, ilk olarak organizmaya immünostimülan bir etki sağlaması için verilen preparat için gerçekleşmektedir. Etki sağlamak üzere organizmaya verilen preparat için enflamasyon, vücudun patojenlere karşı verdiği ilk yanıttır. İlk olarak polimorfonükleer hücreler (granülositler) bu bölgeye göç etmekte ve daha sonra makrofajların invazyonu gerçekleşmektedir. Makrofaj aktivasyonu daha sonra, antijenlerle doğrudan etkileşimin bir sonucu olarak ya da bakteriyel endotoksinler aracılığıyla stimüle edilmektedir. Bu immünostimülanlar makrofajlar tarafından yakalanarak sindirildiğinde, söz konusu ajanlar, makrofajları interlökin-1 (IL-1), tümör nekroz faktörü (TNF) ve interlökin-6 (IL-6) gibi sitokinleri sentezlemeleri için stimüle etmektedir. Bu sitokinlerin Araştırmalar, cinsiyetle kolostrumdaki IgG düzeyleri arasında korelasyon olmadığını gösterir. Kolostrum kalitesini etkileyen faktörler Kolostrum kalitesi, içerdiği IgG miktarıyla doğrudan korelasyon göstermektedir. Doğumdan sonra, zaman geçtikçe bu kalite azalmaktadır. Sütçü ırkların, etlik ırklara kıyasla daha fazla kolostrum ürettiği ve bu kolostrumun immünoglobulin açısından daha zengin olduğu bildirilmiştir. Aynı şekilde erişkin koyunlar ve ineklerde, genç hayvanlara kıyasla daha yüksek kolostrum ve kolostral immünoglobulin düzeyleri saptanmıştır. Doğumdan önce sağım, annenin memesinden kolostrum sızması, annenin gebelik sırasında enerji açısından yetersiz beslenmesi, uzun etki süreli kortikoseroid uygulamaları ve kuzuların annelerinden ilgi görmemesi, kolostrumun IgG düzeyi üzerinde olumsuz bir etki göstermektedir. Shubber ve Doxey, sol meme lobundan ve sağ meme loblarından alınan kolostrum örneklerinde immünoglobulin düzeyleri açısından anlamlı bir farklılık olmadığını bildirmiştir. Kolostrum kalitesini etkileyen bir diğer faktör, anenin memelerinin sağlık durumudur. Mastitis olan bir memede üretilen kolostrum, hiçbir zaman genç bir ruminanta verilmemelidir. salınmasından sonra lenfositler aktive olmakta ve interlökin-2 (IL-2) ve interferon-g (IFN-g) gibi lenfokinler salınmaktadır. Tüm bu aşamaların sonunda viral enfeksiyona karşı direnç, doğal katil hücre (NKC) aktivitesi, antikorların üretimi, enflamasyon reaksiyonları ve yara iyileşmesi düzeyi artmaktadır. 7. Bazı immünostimülanlar ve mekanizmaları niae, Streptococcus pyogenes, Klebsiella pneumoniae, Klebsiella ozaenae, Staphylocuccus aureus, Staphylococcus viridans ve Neisseria catarrhalis’den elde edilen liyofiliza bakteri lizatı içeren OM-85 (LW-50020, SL-04), bir organizmaya verilmesinden sonra, polimorfonükleer hücrelerin kapasitesini, makrofajların fagositik yeteneğini aktive etme ve dendritik hücreler ve B lenfositlerin aktivasyonunu Bir antelmintik olarak kullanılan levamizolün immün sistem üzerindeki etkisi, fagositoz, kemotaksis, lenfosit üretimi, lenfokinlerin üretimi, aşırı duyarlılığın gecikmesi ve interferon ve antikorların oluşumu gibi olaylar zincirinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Fungal hücre duvarının yapısal bir bileşeni olan b-glukanın, NKC’ler, makrofajlar ve lenfokin salgılayan yardımcı T hücresi aktivitesini arttırarak immünostimülan etki gösterdiği bildirilmiştir. Haemophilus influenzae, Streptococcus pneumo- Tekil ve ikiz gebeliği olan koyunların kolostrumu karşılaştırmış, ikiz doğuranların kolostrumdaki IgG düzeylerinin daha yüksek olduğu saptamıştır. ARAŞTIRMA Sağlıksız yenidoğan dönemi, anne için sağlıksız puerperal dönem ve mali olarak kayıp anlamına gelir. Varılan sonuç Ruminantlarda yavruya uterus yoluyla maternal antikor geçişi olmadığı için, kolostrumdaki mevcut antikorlar yeni doğan için önemlidir. sağlama özelliğine sahiptir. Bunların tümünün gerçekleşmesinden sonra, enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir rolü olan interferon-g gibi stimüle edici sitokinler aracılığıyla immünostimülan etki göstermektedir. Sitokinler günümüzde rekombinant DNA teknolojisi kulanılarak elde edilebilmekte ve immün sistemi stimüle etmek için kullanılabilmektedir. IL-2 üretimindeki aksaklıkların ciddi İNFOVET 80-81 immün yetersizliğe neden olabildiği bildirilmiştir. Bu nedenle, ekzojen sitokin uygulamasının immün sistemi aktive etmesi beklenmektedir. Ruminantlara uygulanan vitamin C’nin (20 mg/kg) nötrofil oksidatif mekanizmalarını ve nötrofil aracılı antikora bağımlı hücresel sitotoksisiteyi arttırdığı bildirilmiştir. Yeme eklenebilen ya da enjektabl olarak uygulanabilen vitamin E ve selenyum, antikor sentezinin stimülasyonunu sağlayarak, lökositlerin enfeksiyon bölgesine göçünü arttırarak, fagositoz kapasitesini güçlendirerek ve reaktif oksijenin hücre membranı üzerindeki zararlı etkilerini önleyerek immün sistemi desteklemektedir . Corynebacterium cutis commune lizatlarından ultrason yoluyla elde edilen ajanların, organizmaların uygulanmasından sonra kolayca makrofajlar tarafından fagosite edildiği; makrofajların TNF, IL-1 ve IL-6 salgılamasını stimüle ettiği ve sekonder lenfosit fonksiyonunu etkileyerek lenfokinler IL2 ve IFN- g salımını ve dolayısıyla immün sistemin reaktivasyonunu sağladığı bildirilmiştir. İmmünitenin artmasıyla, bakteriyel ve viral enfeksiyonların neden olduğu morbidite ve mortalite oranlarının azalması ve sağlık ve beslenmedeki düzelmenin sonucu olarak vücut ağırlığı artışı gözlenmesi beklenmektedir. Turna Yılmaz ve ark. tarafından, gebe koyunlara gestasyonun 140. gününde C. cutis lizatı uygulanmasıyla, doğumdan 0, 36 ve 72 saat sonra kolostrumdaki IgG konsantrasyonlarının arttığı bildirilmiştir. Tüm organizmalar, doğumdan hemen sonra çevre koşullarında bazı zararlı mikroorganizmalara ve çeşitli stres faktörlerine maruz kalmaktadır. Yenidoğan immün sistemindeki zayıflık, doğumdan sonra karşılaşılan bu faktörlerin vücutta bazı enfeksiyonlara neden olmasını kolaylaştırmaktadır. Kolostrumdaki antikorlar, yenidoğanlara bu faktörlere karşı mücadele etmek için en büyük desteği sağlamaktadır. Bu nedenle, postnatal morbidite ve mortalite oranlarını azaltmak, canlı ağırlık artışını fazlalaştırmak ve immünoglobulin açısından zengin kolostrum elde etmek için gebe koyunlara gebelik sırasında immünostimülasyon uygulanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. ADVERTORIAL Enfeksiyöz Bronşitis aşılarının kuluçka sprey uygulamasında ne kadar etkiliyiz? Enfeksiyöz Bronşitis’e karşı korunma kanatlı endüstrisinde sürekli bir sorundur. İşçilik ve maliyet düşünüldüğünde bu süreçteki ilk adım, kuluçkahanelerin sprey yöntemi ile aşılanması ile birlikte uygun sprey kabini kullanımı adına eğitimin ve izlemenin yapılmasıdır. Makale yazarı: Dr. BrIan Jordan / Poultry DIagnostIc and Research Center, Department of PopulatIon Health, UnIversIty of GeorgIa, Athens, GA, 2015 K anatlı Enfeksiyöz Bronşitisi (IB), tavuklarda oldukça bulaşıcı bir üst solunum yolu hastalığıdır. Bu hastalık, düşük büyüme performansı, yumurta veriminde azalma, sekonder enfeksiyonlara yatkınlık ve ıskarta oranında artış nedeniyle dünya genelinde kanatlı endüstrisinde önemli ekonomik kayıplara neden olur. Etken Coronaviridae ailesinden bir Gamakoronavirüs’tür. Bu virüsün dünya genelinde bir düzine serotipi ve yüzlerce varyantı bulunmaktadır. Bazı IBV serotipleri dağılım olarak dünya çapındadır; Massachusetts (Mass), 793B, QX ve Q1 Avrupa, Asya ve Güney Amerika’daki neredeyse kanatlı üretiminin yapıldığı tüm alanlarda bulunmaktadır. Diğer taraftan, bazı serotiplerin dağılımı oldukça bölgeseldir; örneğin Arkansas (Ark) serotipi neredeyse sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunur. Bazı serotipler hızla ve yüksek etkinlikle yayılırken, diğerlerinin belli bölgelere ya da ülkelere sınırlı kalmasının nedeni tam olarak anlaşılmamıştır ancak tüm serotiplerin bulaşma için gerekli olan yüksek enfeksiyöz niteliğe sahip olduğu söylenebilir. IB AŞILAMALARI KULUÇKADA SPREY YOLLA YAPILMALIDIR Kanatlı İnfeksiyöz Bronşitis Virüsü’nün (IBV) tüm serotiplerinin bulaşma için gerekli olan yüksek enfeksiyöz niteliğe sahip olduğu bilinmektedir. İNFOVET 82-83 Ticari yönlü üretilen tavukların çoğu, attenüe canlı ve/veya inaktif aşılar kullanılarak enfeksiyona karşı aşılanırlar. Her gün üretim yapılan kanatlı populasyonu düşünüldüğünde tavukları bireysel olarak aşılamak hem işçilik, hem de maliyet açısından mümkün değildir. Bu nedenle canlı attenüe IBV aşıları, ticari olarak mevcut sprey kabinleri kullanılarak kuluçkahanede kalın sprey yöntemi ile verilir, inaktif aşılar ise yalnızca damızlık ve yumurtacı tavuklar gibi uzun ömürlü hayvanlarda intramusküler enjeksiyonla yapılır. Tüm mevcut sprey kabinleri, bir tank ya da plastik dilüent ambalajı şeklinde olabilen bir aşı haznesinden oluşur. Aşı, tedarik- çi firma ve entegre veterinerlerinin talimatlarına göre hazırlanır ve kuluçkahanenin üretim yapılan bölümünde bulunan aşı haznelerine yerleştirilir. Aşı haznesine bağlı olan bir şırınga (ya da şırınga seti), aşıyı hazneden çekip nozzle’lar aracılığıyla civcivlerin üzerine doğru püskürtür. Plastik yapılı şırıngalar kompresyonlu bir hava sistemine bağlıdır ve kabinden bir civciv kasası geçtiğinde aşağı doğru hareket ederler. Şırıngaların aktivasyonu, manuel mekanik bir şalter ya da civciv kasası üzerinden geçtiğinde veya çoğu kuluçkahanede olduğu gibi elektrikle çalışan bölmeli devreden civciv kasası geçtiğinde olabilir. Aktivasyon süresi bittiğinde yani civciv kasası kabinden çıktığında, şırınga pistonu geri çekilir ve tekrardan hazneden gelen aşı ile doldurulur. Nihai sonuç, ekipman teknolojisinden bağımsızdır Aşılama süreci büyük kuluçkahanelerde gün içinde yüzlerce kez tekrarlanır ve çoğu kuluçkahanede haftada 4 ya da 5 gün aşılama yapılır. Tedarik edilen sprey kabin teknolojisi, kuluçkahaneler arasında farklılık gösterebilir. Sprey kabinlerindeki farklılıklar imalatçı firma ve aşı tedarikçisinden gelen verilere dayalı olacaktır. Bu durumdan lokasyon bazında da bahsedilebilir; dünyanın daha kırsal ve az gelişmiş bölgelerinde ekipman teknolojisinin kapsamlılığı gelişmiş ülkelerdekiyle aynı değildir. Ancak sprey aşılamanın arkasındaki konsept ve nihai sonuç teknolojiden bağımsız olarak aynıdır. IBV kuluçkahanede spreyle uygulanan tek aşı değildir; Newcastle ve Koksidiyozis aşıları da sprey yolla verilebilir, bu da sprey uygulamayı kitlesel aşılama için görünürde etkili bir yöntem haline getirmektedir. Standart sprey kabin sistemiyle, aşı uygulamanızın ne kadar etkili olacağını etkileyen beş ana faktör vardır: 1. Hat hızı 2. Basınç 3. Akış hızı 4. Nozzle ve şırınga sayısı 5. Uygulanan aşı miktarı Kuluçkahane kabin sistemlerinde nelere dikkat edilmeli Geniş ölçekli kuluçkahanelerin üretim gereklilikleri yüksek iş hacmine sahip sistemleri gerektirir. Kuluçkahanelerdeki daha yeni işleme ekipmanları 120ft/ dk hat hızlarında çalışabilir. İdeal olarak, bir sprey kabini de aşıyı bu hızda uygulayabilir, böylece kabin “hat üzerinde” güçlendirilebilir ve ek olarak konveyör hattı kurulması gerekmez. Sprey kabini hizasından geçen civcivlerin hızı; şırıngadan nozzle’lar aracılığıyla doğru miktarda civcivlere atılması gereken aşı miktarının zamanına eş olmalıdır. (ABD’de bir civciv kasasında 100 civciv için 100 dozluk standart uygulama hacmi 7 ml’dir. Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde 30 ml kadar yüksek olabilir.) Üretime eş aşılama hızlarına ulaşılabilir ancak bu yalnızca şırıngalara uygulanan basıncın arttırılması ya da şırıngaların değiştirilmesiyle akış hızının arttırılması sayesinde olur. Şırıngayı değiştirmek akış hızını belli bir miktarda değiştirecektir ve bu miktar sıklıkla gereken aşılama hızına eş olmayacaktır. Çoğu zaman basınç, üretim hızına uyum sağlaması için arttırılır ancak bu, aşıyı nozzle’dan daha yüksek basınçlarda çıkmaya zorlar. Daha yüksek basınçlar virüs partiküllerine zarar vererek ve aşının aerosol damlacığa dönüşümünü arttırarak, çoğunun kabinin dışına püskürtülmesine ve civcivlere ulaşmamasına neden olur. Nitekim araştırmalar, toplu uygulanan IBV aşı miktarının % 50’sinden fazlasının, kuluçkahanelerde civciv düzeyine ulaşmadığını göstermektedir. Bugünkü sprey kabinlerinde kullanılan fan-tipi nozzle’lar, belli bir zaman aralığında, belirlenmiş belli bir aşı miktarını (akış hızı), spesifik bir fan açısından sprey- Yoğun üretim yapılan işletmelerin popülasyonu düşünüldüğünde tavukları bireysel olarak aşılamak mümkün olmayacağı için ticari olarak sprey kabinleri kullanılmaktadır. lemek için tasarlanır. Çoğu ABD kuluçkahanesi, nozzle üzerinde bazı spesifikasyonları belirtir. Örneğin: 80 - 01, dakika başı 10 galon akış hızı olan 80 derece sprey açısı anlamına gelir. Uygun basınç ayarını nelere dikkat ederek ayarlamalıyız? Kabin üreticileri, sprey kabinlerini tasarlarken bu spesifikasyonları kullanır, böylece sprey aşı, özellikle tekli (merkezi noozle) tasarımı düşünüldüğünde, civciv kasasının bir başından diğerine tamamen gönderilebilir. Ancak çoğu kuluçkahane, noozle için belirtilmiş uygun basınç ayarlarını kullanmamaktadır. Basıncı arttırmak ya da azaltmak, sprey açısını arttırır ya da azaltır ve akış hızını değiştirir. Nozzle özellikleri üzerinde basınç artışı, akış hızını arttıracak ve daha hızlı hareket eden (yüksek hat hızlarında) civcivlerinizi aşılamanızı sağlayacaktır ancak bu sprey, açınızı genişleterek, spreyin aslında civciv kasasının kenarlarından gitmesine neden olan “yüksek aşı salınımına” neden olabilir. Bu ayrıca aerosol partikül oluşumunu da arttıracaktır ve civcivlerinize ulaşan aşı miktarını azaltacaktır. Basıncınızı noozle spesifikasyonlarının altına düşürmek (bu daha sıklıkla görülür) akış hızınızı azaltacaktır ve daha yavaş bir hat hızına ulaşmanızı sağlayacaktır aynı zamanda sprey açınız da azalır. Bu durum kasadaki tüm civcivlerin (bir baştan diğerine) aşı almasını olumsuz etkileyebilir. Aşı miktarı ve etkinliği arasındaki ilişki Aşılama sürecini hızlandırmanız ya da yavaşlatmanız gerekirse, ya da koksidiyozis aşılarında olduğu gibi daha fazla miktarda uygulamanız gerekirse, aşıyı uyguladığınız nozzle değiştirerek sistemin akış hızını da değiştirebilirsiniz. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, IBV aşılarını uygulamak için standart bir tekli nozzle kurulumu, 80 derecelik sprey açısına ve 6.7 galon/dakika akış hızına sahip olabilir ADVERTORIAL Aşı uygulama hacminin etkileri Çoğu şirketin koksidiyozis aşısını 21 ml hacimde uygulamasıyla birlikte, IBV aşılarını da 21 ml hacimde uygulaması toplamda 42 ml aşının civcivlere verilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum civcivlerin kuluçkada aşırı ıslanmasına, vücut ısılarının düşmesine ve ilk hafta mortalitesini artmasına neden olduğu için civciv performansı için endişe verici olmaktadır. ancak koksidiyozis aşısını uygulamak için standart püskürtücünün akış hızı 15 galon/dakika (80 - 015) olacaktır. Koksidiyozis aşıları genellikle 21 ml hacminde uygulanır ve bu nedenle aşılama hızına erişmek için daha yüksek akış hızlı bir noozle’a ihtiyaç duyacaktır. Ancak yakın zamandaki araştırmalar, daha yüksek miktarlarda IBV aşısı uygulamanın, civciv düzeyine ulaşan aşı miktarını arttırdığını ve aşılama sonrasında daha yüksek aşı alımı olduğunu göstermiştir. Bunun bir nedeni, daha yüksek akış hızı olan püskürtücülerin, aşı spreylenirken daha büyük aşı damlaları üretmesidir. Daha büyük damlalar daha ağırdır ve civciv düzeyine daha hızlı konumlanır, bu da civcivlere ulaşan toplam aşı miktarını arttıracaktır. Aynı zamanda IBV bir üst solunum yolu patojeni olduğu için, daha kalın sprey damlaları aşının derin dokularda solunmasını önleyerek, üst solunum yolunda kalmasını sağlayacaktır. Diğer kabin parametrelerini etkilemeden uygulama miktarını arttırmanın bir yolu da, iki ya da daha fazla şırınga ve nozzle kullanmaktır. 21 ml koksidiyozis İNFOVET 84-85 Sahada tüm kuluçkahane sprey kabin ayarları, ilgili tesisin hat hızına göre geliştirilir ve çoğu kuluçkahane, oldukça yüksek işleme hızlarında hat fazlası sistemler kullanır. aşısı uygulamasında durum budur; toplam miktar daha yüksek akış hızına sahip iki plastik şırıngadan verilecek şekilde bölünür ve bir adet daha düşük akış hızına sahip şırınga 7 ml IBV aşısını uygulamak için gereken ile karşılaştırılır. Çoğu kanatlı üreticisi aşılama sürecinin etkinliğini arttırmak amacıyla, IBV aşısını iki şırınga ve nozzle’dan daha fazla miktarlarda uygulamaya başlamıştır. Önceden referans verilen araştırma 21ml uygulama hacmindeki IBV aşısının en iyi sonuçları verdiğini göstermiştir. Kitlesel sprey aşılama etkinliği çok fazla tanımlayıcı parametreye sahip olan devinimli bir hedeftir. Birçok araştırma, tüm İnfeksiyöz Bronşitis aşılarının aynı olmadığı ve bazılarının sprey kabin ayarlarını ne kadar değiştirirseniz değiştirin, asla diğerleri kadar iyi olamayacağını göstermiştir. Ayrıca araştırmalar, soğuk (buzdolabına konulmuş) dilüent ile seyreltilen ve sonrasında oda sıcaklığında ısınmaya bırakılan (kuluçkahanenin üretim katında) IBV aşısının uygun titreleri yalnızca 1.5 saat koruduğunu göstermiştir. Sıcak dilüent ile seyreltiğinde ise bu süre yarıya inebilir. Ancak bunların hiçbiri, sprey kabinindeki ayarların ve spesifikasyonların da aşı etkinliğini arttırıp, azaltabileceği gerçeğini de değiştirmez. Sahada tüm kuluçkahane sprey kabin ayarları, tesisin hat hızına göre geliştirilir. Çoğu kuluçka, oldukça yüksek işleme hızlarında “hat fazlası” sistemler kullanır; basınç, şırınga ve nozzle buna eş olacak şekilde ayarlar. Bazı kuluçkalar işlem hatlarını birden fazla aşılama hattına böler, böylece aşırı işlem hızlarına eşitleme yapmak zorunda kalmazlar. Sprey kabinleri için optimizasyon parametreleri genellikle hiçbir zaman deneysel olarak ölçülmez; duyarlı sprey ölçüm kağıtlarıyla sarılmış boş civciv kasaları, kabin içine yollanır, basınçlar spreyin kağıdın tamamına yayılmasına göre ayarlanır ve bu her gün değişebilir. Sprey kabinlerinde kullanılan plastik şırıngalar tek kullanım için tasarlanmıştır ancak değiştirilmeden önce yüzlerce civciv kasasının aşılanması için kullanılır. Plastik şırıngalar yerinden çıkabilir, sızıntı yapabilir ya da aşıdan daha fazla hava çekebilir. Nozzle’lar her sprey aşılama boyunca ve sonrasında mutlaka kontrol edilmelidir. Kişisel deneyimler bunların, aşılama paterni etkilenmese dahi çok kolayca aşınabileceğini ve içinden geçen aşı virüsünün canlılığını kaybedeceğini göstermiştir. İnfeksiyöz Bronşitis’e karşı korunma kanatlı endüstrisinde sürekli bir sorundur. Bu sorunla mücadeleye yardımcı olmanın bir yolu, civcivlere uygun ve etkili bir şekilde aşılamak için elimizden gelenin en iyisini yapmaktır. Bu süreçteki ilk adım uygun sprey kabini kullanımı adına eğitim, sonrasında monitoring ve belirli aralıklarla denetimdir. Çoğu şirketin koksidiyozis aşısını 21 ml hacimde uygulamasıyla birlikte, IBV aşılarını da 21 ml hacimde uygulaması toplamda 42 ml aşının civcivlere verilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum civcivlerin kuluçkada aşırı ıslanmasına, vücut ısılarının düşmesine ve ilk hafta mortalitesini artmasına neden olduğu için civciv performansı için endişe verici olmaktadır. GÜNCEL Geleceğe güvenle bakıyoruz IAT nedir? Kimler IAT‘ye üye olabilir? Öğrencilere katkısı ne olur? Konuyla ilgili tüm bilinmeyenleri IAT Başkanı Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Hüseyin Yılmaz‘la konuştuk. i nfovet Dergisi olarak 2014 yılında başladığımız öğrenci kolektifleri projemiz hızla devam ediyor. IAT (Infovet Activets Team) sektörde adından söz ettirmeye başladı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmek ve genç meslektaşlarımızın heyecanına ortak olmak bizler için mutluluk kaynağı. İNFOVET 86-87 IAT’yi kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Topluluğun kuruluş aşamasında nasıl bir vizyona ve misyona sahiptiniz? IAT (Infovet Activets Team) iki yıl boyunca titizlikle süren bir çalışmanın sonucunda ortaya çıktı. Veteriner fakültesi öğrencilerinin sektöre daha hızlı adapte olmasını sağlamak, sektörümüzle ilgili yurtiçi yurtdışı gelişmeleri yakından takip etmek birincil amacımızdı. Bununla birlikte, IAT gibi bir grubun içinde olmanın mezun olduktan sonraki mesleki yaşantımızdaki katkılarını düşündük ve harekete geçtik. Vizyonumuz; Gelişen ve değişen sektörün içerisinde yer alan veteriner hekim adaylarının ortak sesi olup; eğitim, araştırma ve hizmet alanlarında, ulusal ve uluslararası düzeyde, mesleki etik ilkelere bağlı kalarak; akıl ve bilimin ışığında, katılımcı, çağdaş, dinamik ve güvenilir işler üreterek dünyanın en büyük uluslararası öğrenci topluluğu olmaktır. Misyonumuz; Ulusal ve uluslararası platformda her daim araştıran, sorgulayan, Ar-Ge çalışmalarında öncü olan, bilime katkı sağlayacak projeler üreten, sorunlara çözüm önerileri geliştirebilecek; veteriner hekimlik nosyonunu bilgi, tecrübe ve yenilikçi bakış açısıyla temsil eden dinamik bireyler yetiştirmektir. Merak edilen en önemli soru: Topluluğun bir üyesi olmanın, veteriner hekim adaylarına ne gibi katkılar sağlayacağını düşünüyorsunuz? IAT Hayvan Sağlığı alanında en önemli sektörel yayın olan İnfovet Dergisi’nin öğrenci grubudur. Bu grup üyelerinin kongre ve seminerlere katılımı, uluslararası alanlarda mesleki gelişime katkı sağlayacak organizasyonların içinde olması öncelikli hedefler arasındadır. Bunun yanı sıra GÜNCEL 3 1 4 2 7 5 6 8 9 10 öğrenci arkadaşlarımızın tertiplediği kariyer günleri ve toplantılarda IAT desteğini yanlarında hissedeceklerini söyleyebilirim. IAT’ye kimler üye olabilir? Herhangi bir koşul arıyor musunuz? Öğrenciler bir ücret ödüyorlar mı? IAT’nin kapıları tüm öğrenci arkadaşlarımıza açıktır. Bulundukları veteriner fakültelerindeki temsilci arkadaşlarımıza İNFOVET 88-89 1. Zişan Şankazan Uludağ Üni. Veteriner Fakültesi 2. Rızacan Boras Adnan Menderes Üni. Veteriner Fakültesi 3. Dilara Yavuzcezzar İstanbul Üni. Veteriner Fakültesi 4. Fatma Köse Erciyes Üni. Veteriner Fakültesi 5. Burak Keçeci 100. Yıl Üni. Veteriner Fakültesi 6. Latif Çetin Fırat Üni. Veteriner Fakültesi 7. Hüseyin Yılmaz Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi 8. Kübra Zengin Erzurum Atatürk Üni. Veteriner Fakültesi 9. Mustafa Yüzotuzbir Selçuk Üni. Veteriner Fakültesi 10. Yunus Emre Dikmeer Cumhuriyet Üniversitesi Veteriner Fakültesi 11. Yıldıray Soylu Afyon Kocatepe Üni. Veteriner Fakültesi ulaşabilirler ve katılım şartlarını öğrenebilirler. Katılımın herhangi ücreti yoktur. IAT ve sektör ilgili tüm gelişmeleri www.infovetdergi.com adresindeki IAT bölümünü takip ederek alabilirsiniz. IAT yi neden önemsiyoruz? İnfovet Dergisi olarak yayın hayatımıza başladığımızdan bugüne kadar kurumsal çizgimizden uzaklaşmadık. Her yıl gerçekleştirdiğimiz innovasyon- lar çerçevesinde yayınlarımızın güncel, okunabilir ve kaliteli içeriklerle sizlere sunmak için elimizden geleni yaptık; yapmaya da devam edeceğiz. Hayvan Sağlığı Sektörü’nde kalıcı, izlenebilir ve merak uyandıran dosya konularımızın yazarları veteriner hekim arkadaşlarımız oldu. Bu bizim yayın ilkemiz ve mesleğe olan saygımızdır. Mat Medya İnfovet Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Veteriner Hekim Gizem Kutun ve Mat Medya Yazı İşleri Müdürü Veteriner Hekim Yağmur Ağcaoğlu olarak, her ay sizlere dünyadan son haberleri, yapılan bilimsel çalışmaları ve kaliteli içerikleri sağlamak için canla başla çalışıyoruz. İnfovet Dergisi olarak 2014 yılında yurtiçi ve yurtdışında ger- çekleştirilen toplam 36 bilimsel kongreyi sizler için takip ettik, Genel Koordinatörümüz Barış Kolgu adım adım Anadolu’yu gezdi ve veteriner hekimlerimizin sesi oldu. Mesleğe adım atacak öğrenci arkadaşlarımızla deneyimlerimizi paylaştık. Van, Urfa, Elazığ, Ankara ve Erzurum’da yapılan öğrenci kongrelerinin koşulsuz destekçisi olduk ve olmaya devam edeceğiz. IAT, İnfovet’in genç meslektaşlarına verdiği önemin eseridir ve genç meslektaşlarımızın mesleki gelişimlerine fakülte yıllarında destek olacak, sektörü daha yakından tanıma fırsatı sağlayacakları bir oluşumdur. Sizlerde bir IAT üyesi olabilirsiniz, mesleki gelişiminize en ufak bir katkımız olabilecekse bundan büyük mutluluk duyarız. KONU toplantı Yumurtacılık endüstrisinin son 50 yılı Uluslararası Yumurta Komisyonu bu yıl, 50. yıldönümünü kutladı ve bu yıldönümü, küresel yumurtacılığın tarihini ve gelişimini, geçmiş son 50 yıl bazında değerlendirmek ve günümüzdeki trendleri tartışmak için iyi bir nedendi. Biz de bu vesile ile 1962’den 2012’ye kadarki gelişmelere göz attık. İNFOVET XX-XX U luslararası Yumurta Komisyonu (The International Egg Commission - IEC) dünya çapında yumurta üretimi, dış ticaret ve tüketim modelleri ile dinamikleri ile ilgili bir kuruluştur. IEC bu yıl, 50. yıldönümünü kutladı. Bu yıldönümü; Danimarka, Hollanda ve Amerika’daki küresel yumurtacılığın tarihini ve gelişimini, geçmiş son 50 yıl bazında değerlendirmek ve günümüzdeki trendleri tartışmak için oldukça iyi bir nedendi. 1964’den bu yana çalışmalarını sürdüren IEC 50. yılını kutlarken, son 50 yıldaki fırsatlara ve olanaklara göz atmakla birlikte, yumurtacılık sektörünün gelişimini de gözden geçirdi. Elde edilen veriler birçok ülkeden toplanan gelişim raporlarının, yumurtacı tavukların performansı, ürünlerin maliyetleri ve tüketim seviyeleri bazında örneklendirilmesi ile oluşturuldu. Ne yazık ki bu noktada, sadece Danimarka, Amerika ve Hollanda’nın son 50 yıllarını derlediği, birçok ülkenin son 20-30 yıllık geçmişi ile ilgili bilgi depolamadığıyla karşılaşıldı. Depolanan bilgilerin ise ana olarak çiftlik bazındaki gelişimi kapsadığı, yumurtaların paketlenmesi ve işleme prosesleri ile ilgili bir bilginin olmadığı fark edildi. Bu yazımızda, 1962’den 2012’ye kadarki gelişmeye göz atacağız. Bahsi geçecek değerler, herhangi bir enflasyon düzeltmesi yapılmadan verilen nominal değerler olacak. Çiftlikte yaşayan yumurtacı tavukların performans seviyesi Danimarka verilerine dayanarak, 1962 - 2012 yılları arasındaki çitfliklerde yaşayan yumurtacı tavuk performansları için genel bir bakış sunulabilir. 1962’den bu yana olan yemden yararlanma ve mortalite oran yüzdelerinin verileri belgelendi. Bu belge, Danimarka çiftliklerinden toplanan bilgilerle oluşturuldu. Zamanla yapılan çalışmalarla Danimarka’daki barındırma sistemleri mantıklı bir şekilde değiştirildi. 60’lı yılların başlarında kullanılan döşeme sistemi 60’lı yılların sonlarında yavaş yavaş yerini, Pennsylvania tarzı eğimli telli döşeme sistemlerine bıraktı. 1985’ten sonra da bu sistem tavukların kafeslerde tutulduğu bir tarza evrildi. Şekil 1, 1962’den 2012’ye kadarki süredeki yumurtlama yüzdeleri ilgili genel bir bakış açısı sunuyor (günlük yumurta üretim ortalaması). Bu figür, yumurtacı tavukların üretkenliği ile ilgili gelişimi açıkça gözler önüne seriyor. 60’lı yıllarda yumurtlama yüzdesi % 60’lar civarındayken, 70’li ve 80’li yıllarda dikkat çekici bir gelişim göstererek, % 62’lerden % 83’lere yükselmiştir. 90’lı yılların başından günümüze ise istikrarlı bir şekilde ilerleme sağlanmıştır. Bu durumda 1962 yılından 2012 yılına kadarki yumurtlama yüzdesindeki artış, yıllık ortalama 0,67’lik bir artış oranına denk gelmektedir. Azalan FCR ve ölüm oranı FCR, bir kilogram yumurta elde etmek için ihtiyaç duyulan yem (kilogram) miktarını ifade eder. 1962 - 2012 yılları arasında, yemden yararlanma oranı (FCR) çarpıcı bir şekilde değişmiştir. 60’larda Danimarka çiftliklerinde FCR 3,5 oranında iken (yumurtanın her bir kilosu için 3,5 kg yeme ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir); 60’lı yılları takiben bu değer 2’nin altına düşmüştür. Günümüzde ise bu oran istikrarlı bir şekilde düşmeye devam ederken, 2012’de Danimarka’daki FCR değeri 1,96 seviyelerinde seyretmiştir. Şekil 1’deki artan yumurta üretiminde de gördüğümüz gibi, yemden yararlanma da 70’li ve 80’li yıllarda hızlı bir artış yaşamıştır. Danimarka’daki çiftliklerdeki ölüm oranlarında da, 1968 ve 2012 yılları arasında büyük oranda azalma olmuştur. 1962’den 1968’e kadarki süreç içinse kesin veriler yetersizdir; fakat uzmanlar bu periyottaki ölüm oranlarının % 20 civarlarında olduğunun, 1968’den 1990’ların başına kadarki sürede bu oranların çarpıcı bir şekilde azaldığının üzerinde duruyorlar. Hastalıklar nedeniyle, bu yıllar arasındaki ölüm oranları dalgalanmalar yaşamış; günümüzde ise % 4’lerin altına düşmüştür. Yumurta sektörünün gelişimi Tavuk ve yumurta evrim zincirinde insandan önce gelir ve varlığı tarih öncesi yıllardan beri bilinmektedir. Ancak endüstriyel tavukçuluğun gelişimi yaklaşık 100 yüz yıl öncesine dayanır. Eskiden her evde 5-10 tavuk beslenir ve ailenin yumurta ve tavuk eti ihtiyacı karşılanırdı. Bu yetiştiricilik, tavukların evin civarında açık havada serbest dolaştıkları bir sistemdi. 1930’li yıllara gelindiğinde yerel pazarlarda yumurta talebi oluşmuş, ABD ve İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede 400 - 500 tavuk kapasiteli küçük kümesler kurulmaya başlamıştır. Bu tarihten sonraki gelişmeler ise daha hızlı olmuş, hayvancılığın tüm üretim dallarında olduğu gibi kanatlı sektöründe de bir endüstrileşme süreci başlamıştır. Yüksek verimli hibritlerin geliştirilmesi, kuluçka makinalarının kullanılması, kümeslerin mekanizasyonu, cinsiyet ayırım tekniğinin geliştirilmesi, hastalıklarla mücadele, aşı, ilaç ve besleme alanlarında sağlanan bilimsel gelişmelerin yarattığı verimlilik, tavukçuluğun tüm dünyada hızla gelişmesini sağlamıştır. Başka bir ifade ile ülkeler artan nüfusun hayvansal protein ihtiyacını karşılayabilmek için, üretim döngüsünün kısa olduğu ve modern yetiştirme tekniklerinin göreceli olarak kolay uygulandığı kanatlı yetiştiriciliğine yönelmiştir. Ülkemizde ise tavukçuluğun geliştirilmesi için adım 1930 yılında Ankara’da Merkez Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’nün kurulması ile atılmış, ancak 1952 yılına kadar önemli bir gelişme sağlanamamıştır. 1952 yılında saf kültür ırklarının ithali gerçekleşmiş ve A.B.D.’den günlük civcivler olarak gelen New Hampshire, Plymouth Rock ve Leghorn gibi ırklar Tarım Bakanlığı’na bağlı kuruluşlara ve halka dağıtılmıştır. Bu uygulama ile tavukçuluk özendirilmiş, ancak bakım koşulları yeterli olmadığı ve bu ırklar üzerinde herhangi bir genetik-ıslah çalışma yapılmayıp kendi hallerine bırakıldıklarından istenilen yüksek verim düzeyine ulaşılamamıştır. 1963 yılında hibrid ebeveynlerin,1980 yılında ise büyük ebeveyn ana ve baba hatlarının ithaline izin verilmesi damızlık teminini kolaylaştırmış ve özel sektör konuya ticari manada ilgi duymaya başlamıştır. Piliç eti ve yumurta üretimi olarak ayrı ayrı gelişimini sürdüren kanatlı sektörü 1990’lı yıllara gelindiğinde bugünkü modern, kaliteli ve sürdürülebilir üretim yapısına ulaşmıştır. 2000 yılında 7,2 milyar adet yumurta üreten Türkiye, son 15 yılda hem üretimini artırmış hem de kümes alt yapısını iyileştirmiştir. Ne var ki 2005-2006 yıllarında yaşanılan kuş gribi salgını, büyümeyi sekteye uğratmıştır. Kuş gribi krizi sonrasında, yeni bir yapılanmaya giden yumurta sektörü, birlikler yoluyla örgütlenmeye başladı.2006 yılında yumurta üreticilerini tek bir çatı altında toplayan Yumurta Üreticileri Merkez Birliği, yumurta sektöründe yeni bir dönem başlattı. Bu yeni dönemin en belirgin özelliği, planlı hareket edilmesidir. Yumurta sektörü 2014 yılı itibariyle 1024 ticari işletme, 3141 kümes kapasitesine sahiptir. Yıllık 17,6 milyar âdet olan üretim ve 400 milyon doları aşan ihracat rakamlarıyla, sürekli büyüme eğilimindedir. Yumurta üretimi 2006 - 2014 yılları arası % 109 büyümüş, kişi başı üretim 226, tüketim 194 adede yükselmiştir. Ancak üreticilerin karlılığı aynı oranda artmamıştır. Yumurta üretici fiyatları 2007 - 2014 yılları arasında yaklaşık % 63 civarında artarken aynı yıllar arasında yem fiyatları % 93 oranında artmıştır. Aynı dönemde toplam enflasyon ise %55 olmuştur. Yumurta sektörü bir başka dönüşümü ise 2010 yılında AB sürecinin hızlanması ve 12 fasıl olarak adlandırılan gıda güvenliği, veterinerlik, bitki sağlığı politikalarının müzakereye açılması ile yaşamıştır. Yeni mevzuatların uygulamaya girmesiyle hayvan sağlığı statüsü Dr. Hüseyin Sungur yükselmiş üretim kalitesi artmıştır. Yum-Bir Genel Sekreteri KANATLI AB yem maliyetleri konusunda ortak politika izleyerek, dalgalanan fiyatlara müdahale etmiştir. 1992 yılındaki müdahaleler birlikte maliyetler düşmüştür. Şekil 1. 1962 - 2012 yılları arasında Danimarka çiftliklerindeki yumurtlama yüzdeleri Dalgalanan yem maliyetleri Yumurta üretim maliyetlerinin ana kısmını yem maliyetleri kapsar. Şekil 2’ye baktığımızda her 100 kg yem için Danimarka Kronu bazındaki maliyetleri görüyoruz. şekli incelediğimizde, yem maliyetlerinin 1973 yılından 1984 yılına kadar ciddi bir yükselişe geçtiğini görüyoruz (yaklaşık 3 kat). Bu süreçte, AB yem maliyetleri konusunda ortak bir pazar politikası izleyerek, dalgalanan fiyatlara müdahale etmiştir. 1992 yılından başlayan AB fiyat müdahaleleriyle birlikte yem maliyetleri düşmüştür. AB’nin serbestleşmesi ile, piyasanın yem fiyatları, global piyasadan etkilenmiş ve 2008’den bu yana fiyatlar artış göstermiştir. Danimarka’da 2012 yılında, 100 kg yem 229 Dkr’a yükselerek, tarihinin rekor seviyesine ulaşmıştır. Hollanda’da da yem fiyatları Danimarka ile benzerlikler göstermiştir. 2002’den önce, bu maliyetler Hollanda para birimiyle (Guilder) ile ifade edilirken, şu anda tüm maliyetler Euro bazında hesaplanıyor (1 Euro = 2,2 Guilder). 1980 yılı öncesi dönemin sadece 5 yıllık ortalama verileri mevcut. Hollanda yem fiyatları 1971 (21,5 Euro) ve 1983 yılında yükseliş göstermiş, 1983 yılında ise rekor seviyeye ulaşmıştır (32,2 Euro). 2008’den bu yana yaşanan yükselişlerin bir sonucu olarak da 2012 yılında 100 kg yemin maliyeti 29,5 Euro seviyelerini görmüştür. Şekil 2. 1962 - 2012 yılları arasında Danimarka’daki yumurtacı tavuk yem maliyetleri Devlet müdahalesi yok Şekil 3’te, Güney Kaliforniya’daki yumurtacı tavuk yem maliyetlerindeki değişimleri görüyoruz. Danimarka ve Hollanda’dan farklı olarak, Amerika’da yem fiyatları zamanla istikrarlı bir şekilde artış göstermiş; 1980’lerin başlarından beri herhangi bir pik yaşamamıştır. Amerika yem fiyatları herhangi bir devlet müdahalesi olmaksızın, global yem fiyatlarını esas alır. 1962 yılında 2,90 US Dolar olan fiyatlar 2006 yılında 8,0 US Dolar seviyelerine yükselmiştir. 2006’da hızlı bir yükselişe geçip 2008 yılında pik yaparak 13,8 US Dolar seviyelerine ulaşmış; 2012 yılında ise tüm zamanlarının rekorunu yaşayarak 16,9 US Dolar’ı görmüştür. Şekil 3. 1962 – 2012 yılları arasında Güney Kaliforniya’daki yumurtacı tavuk yem maliyetleri Yumurta fiyatlarındaki değişkenlikler Şekil 4’te, 1962 - 2012 yılları arasında, Danimarka’daki yumurta fiyatlarının, çiftlik seviyesinde değişimlerini görüyoruz (şekilde, her bir 1 kg yumurta Dkr para birimiyle karşılık buluyor.) 1960’lı ve 1970’li yıllarda çiftlik seviyesinde yumurta fiyatları, 1962 yılında 2,8’den 1984 yılında 8,5’e yükseldi. Ayrıca bu yıllarda, yem fiyatları pik seviyelere ulaştı. 1984’den bu yana da yumurta fiyatları dalgalı bir şekilde düşüş göstermiştir. 2008’de ise yumurta fiyatları, yem fiyatlarının hızlı yükselişiyle birlikte tekrar yükselmiştir. Hollanda’da uzun bir süre yumurta fiyatları her bir kilo yumurta için 0,80 ve 100 Euro arasında dalgalanmıştır. 1981 yılında yumurta fiyatları her bir kilo için 1,6 Euro’yu görerek en üst seviyeye ulaştı. Bu süreçten sonra yumurta fiyatları sürekli dalgalanan bir düşüş gösterdi. Son yıllarda ise fiyatlar, 2009’da Almanya ambargosu ve 2012’deki AB ambargosu nedeniyle yükselen yumurta fiyatlarından etkilenerek dalgalı bir yükseliş gösterdi. Son 50 yıllık periyod için herhangi kayıtlı bir fiyat marjı mevcut olmadığı için farklı zaman periyodlarının her biri için iki satış fiyatı verilmiştir. ABD’deki ve Güney Kaliforniya’daki fiyat İNFOVET 92-93 Şekil 4. 1962 – 2012 yılları arasında Danimarka’daki yem fiyatlarının çiftlik seviyesinde değişimi (Dkr/kg) KANATLI seviyeleri arasındaki farklara rağmen, geçtiğimiz 50 yılın yumurta fiyatlarındaki değişim tahlil edilebilir. 1980’li yıllarda Güney Kaliforniya’daki çiftlik yumurtası fiyatları bir düzine için 30 US Dolar civarlarındaydı. 1973 yılında 2005 yılına kadarki uzun süreçte Amerika Birleşik Devletleri’nde bir düzine yumurta için fiyatlar 40 US Dolar ve 60 US Dolar arasında dalgalanıyordu. 2007 yılından itibaren ise en yüksek seviyelere ulaştı. Üretim maliyetleri Hollanda için üretim maliyetleri, Wageningen Üniversitesi Araştırma Birimi standartları çerçevesinde; ABD içinse, Çevresel Bilgi Koalisyonu (EIC) standartlarıyla hesaplanıyor. Her iki ülke için de, 1962 - 2012 yılları arasının üretim maliyetleri sunuluyor. Şekil 5, Hollanda’daki yumurta üretim maliyetlerini gösteriyor (her 100 yumurta için). Rakamlar, etlik piliçlerle birlikte yem ve diğer değişken maliyetleri ile sabit giderleri (kira, ekipman, vb.) kapsamaktadır. Çiftçilerin maaşları, mesaileri ve üretim maliyetleri de içinde yer almaktadır. 2002 yılından bu yana tablolanmış Hollanda üretim maliyetleri Hollanda Guldeni para birimi ile ifade edilmiştir. Tüm periyod için, maliyetler Euro para birimine çevrilmek üzere hesaplanmıştır (2.2 Gulden = 1 Euro). 1962 ve 1980 yılları arasındaki ortalama üretim maliyetleri, 100 adet yumurta için 5 - 6 Euro arasındadır. 1983’ten bu yana ise istikrarlı bir maliyet düşüşü vardır. Yem maliyetlerinin temel giderlerden biri olduğu düşünülürse, üretim maliyetlerindeki değişim yem maliyetlerindeki değişimlerden doğru orantılı olarak etkilenmektedir. Şekil 6’de Güney Kaliforniya’daki üretim maliyetlerindeki değişim örneklendirilmiştir. 1973 ve 2005 yılları arasında, uzun süreler bir düzine yumurtanın üretim maliyeti 40 - 60 US Cent iken, 2006’dan bu yana yükselen yem fiyatlarının etkisiyle üretim maliyetlerinin de yükseldiğini görebilmekteyiz. 80’li yıllarda istikrarlı bir şekilde artan yumurta tüketimi, takip eden yıllarda medyadaki kolestrol oranı tartışmaları ile birlikte ciddi düşüşler yaşamıştır. Şekil 5. 1962 – 2012 yılları arasında Hollanda’daki yumurta üretim maliyetleri (Euro/100 yumurta) Şekil 6. 1962 – 2012 yılları arasında Güney Kaliforniya, USA’daki üretim maliyetlerinin çiftlik seviyesinde değişimleri Satın alma gücü 1962 yılından 2012 yılına kadar ki süreçte Avrupa ve ABD’deki yaşam standartlarının ve refahın düşüş gösterdiği açık olarak bilinmektedir. Çalışanların saat başına aldıkları ücretler bu konudaki en iyi göstergedir. Danimarka’dan alınan verilere göre 1962’de yumurtacılık sektöründeki saat başı ücretler 8,7 Dkr iken, 1969 yılında iki katına çıkmış (18,6 Dkr); takip eden 1975 (39 Dkr), 1983 (83 Dkr) ve 1997 (161 Dkr) yıllarında da artışlar devam etmiştir. 2012 yılında ise saat başına ödenen ücretler ortalama 269 Dkr’a yükselmiştir. Şekil 7; 1962’den 2012 yılına kadarki süreçte, işçilerin saat başına kazandıkları ücretle satın alabildikleri yumurta sayısını göstermektedir. 1962 yılında, 49 yumurta satın alabilirken, 2012’de bu rakam 516’dır. Şekil 7.1962 – 2012 yılları arasında Danimarkalı işçilerin saat başına kazandıkları ücretle satın alabildikleri yumurta sayısı Tüketim alışkanlıkları Uluslararası Yumurta Komisyonu (IEC) verilerine göre, yumurta tüketme alışkanlıklarının ülkeden ülkeye geniş çapta değişiklik gösteriyor. Bu bakış açısında, 1962 - 2012 yılları arası baz alınarak, sözü geçen üç ülkeden veriler toplandı. 70’li ve 80’li yıllarda, Danimarka’daki yumurta tüketimi 230 adet seviyelerine bir yükseliş gösterirken, şekil 8’de görebileceğimiz gibi aynı yıllar içinde Hollanda’daki tüketim oranı düşüş göstermiştir. 80’li yıllarda da istikrarlı bir şekilde artan yumurta tüketimi, takip eden yıllarda ciddi düşüşler yaşamıştır. Bunun nedeninin o yıllarda tartışılan yumurta kolestrol oranıyla alakalı olduğu düşünülmektedir. 1992 yılından sonra ise, tüketim yavaş fakat istikrarlı bir şekilde yükselmiştir. İngiltere’de 1962 ve 1990 yılları arasında, yumurta tüketiminde bir gerilme yaşanmıştır. 1991 yılında tüketilen yumurta sayısı ortalama 320 iken, 1991 yılında bu rakam 234’e düşmüş; 2000 yılından bu yana ise 248 ila 258 arasında rakamları arasındadır. İNFOVET 94-95 Şekil 8. 1962 – 2012 yılları arasında Hollanda’daki yumurta tüketim oranları KONU toplantı S on on yıllarda teknolojide görülen gelişmeler hem beşeri hem de veteriner tıbba son sürat entegre ediliyor. Türk veteriner sağlık sektörü son dönemlerde hem kliniklerde hem de hastanelerde özellikle tanı ve teşhis konusunda teknolojiyi hayatının bir parçası haline getirmiş durumda. Özellikle görüntüleme cihazları ve test kitlerinin kendini yenilediği bir dönemi yaşıyoruz. Ayrıca çok komplike ve her kliniğin bünyesinde bulundurmasının zor hatta az kullanım nedeniyle gerekmediği durumlarda tanı merkezlerine başvurularak, bu merkezlerdeki hizmetlerden de faydalanılmaktadır. Yurtdışında bulunan birçok diyagnoz merkezi ve laboratuarı hekimlerin farklı hastalıkların teşhisi için gönderdikleri numuneleri kısa süre içerisinde değerlendirip, sonuca ulaştırmaktadır. Elbette bu “Son teknoloji cihazlar ve ortaya çıkan test sonuçları her şeydir” anlamına gelmez. Hekimin hastalıklarla ilgili bilgisi ve tecrübesi, sonuçları doğru değerlendirip doğru tedavi yöntemini uygulaması da hastalıklarla mücadelede çok önemli bir yer tutmaktadır. Teşhisin değeri Zamanında teşhisi yapılamayan enfeksiyöz hastalıklar, günümüzde hayvancılığın en büyük ekonomik kaybı olmaya devam etmektedir. İNFOVET 96-97 Kısa sürede sonuca varmak İşletmelerin tam potansiyelli çalışması isteniyorsa, itlafa bağlı kayıplar, gelişim geriliği, çeşitlilik ve tedavi masrafları minimize edilmelidir. Hastalıkların durumunun daha iyi anlaşılmasının finansal yararları, moleküler teknolojiye dayanan yeni tanı testleri gelişmesiyle birlikte, hayvancılıkla uğraşan çiftçiler için teşhis yöntemleri bakımından önemli bir deği- şim göstermiştir. Teşhisin değeri, hastalık yönetimini geliştirerek iş yönetimine katkı sağlamaktadır. Moleküler testlerin hızı ve güvenilirliği, teşhisin, hastalıkların önlenmesi ve öngörülmesi bakımından artan bir şekilde kullanılmasını sağlamıştır. Hastalıkların klinik semptom göstermeden teşhis edebilmesi, yetiştiricilere hem biyogüvenlik hem de sürülerin genişletilebilmesi açısından fayda sağlamaktadır. Bu, aynı zamanda subklinik enfekte olan hayvanların teşhis edilip sürüden çıkarılması ve diğer hayvanlara hastalığı bulaştırmasının engellenmesi için etkili bir yoldur. Çiftçilerin ve veteriner hekimlerin testlerin sonucunu elde etmek için beklediği günleri hatta haftaları kısaltmaktadır. Yeni geliştirilen birçok test, sonuçların saatler içinde çıkmasına, durum daha da kötüleşmeden sürü ile ilgili kararların ivedilikle alınmasına olanak sağlar. Küresel anlamda önem taşır Modern yöntemlerde test sonuçları hızlı alınmakla birlikte, güvenilirdirler de; düşük seviyedeki enfeksiyonlarda bile yanlış pozitiflik veya yanlış negatifliğin önüne geçilmiştir. Dolayısıyla yetiştiriciler sürü idaresini para ve zaman kaybetmeden yapabilirler. Testler aynı zamanda çok spesifiktir ve farklı patojen alt tiplerinin dahi identifikasyonunu sağlar. Hassas teşhis yöntemleri hastalıkların gözetimi açısından gereklidir ve kontrol yöntemlerinin gelişim hedefini destekler. Teşhisin akıllıca kullanılması sadece hastalıkların önlenmesini değil, aynı zamanda sürü veya bölge bazında stratejik hastalık önlenme programlarının da geliştirilmesini sağlar. Küresel ölçüde acil hastalıkların ve var olan hastalıklarda şekillenen değişimlerin gözlemlenmesi gelişen küresel endüstrileşmede önemli bir yapı taşıdır. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi KANATLI TİCARETİNDE HEDEF DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜ BESD-BİR tarafından geleneksel olarak iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Beyaz Et Kongresi’nin üçüncüsü 22-26 Nisan tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrede tavukla ilgili tüm sorulara bilimsel yanıtlar verildi. HABER: YILDIRAY SOYLU, YUNUS EMRE DİKMEER Türkiye’nin dünya kanatlı eti ticaretinde 5. Sırada olduğunun altını çizen Koca ; hedeflerinin ABD ve Brezilya’nın ardında üçüncülük olduğunu söyledi. İNFOVET 98-99 Ü çüncü Uluslararası Beyaz Et Kongresi’nde, alanında uzman yerli ve yabancı bilim adamları ve kanatlı sektörünün sektör paydaşları hem kanatlı sektörünü hem de tavuk eti ile ilgili tüm soruları masaya yatırdı. 22-26 Nisan tarihlerinde üçüncüsü gerçekleşen Uluslararası Beyaz Et Kongresi Antalya Starlight Convention Center’da düzenlendi. Kongrenin açılış konuşmalarını Kongre Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği (BESDBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sait Koca, TBMM Tarım ve Köy İşleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim Özcan gerçekleştirdi. Beyaz Et Kongresi’nin açılışını yapan Kongre Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan, kanatlı sektörünün yasal ve mevzuat zorluklarından dolayı büyümesinin engellendiğini söyleyip, biyogüvenlik yasasının Avrupa Birliği’ne tam uyumlu olmadığını vurgularken, Sağlık Bakanlığı’nın konusunda uzman olmayan kişilere getirdiği ekran akreditasyonunu desteklediklerini belirtti. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Hedef ABD ve Brezilya’nın ardından üçüncülük Antalya’da 3.sü düzenlenen Uluslararası Beyaz Et Kongresi’ne yerli yabancı 100’ün üzerinde akademisyen katılırken, BESD-BİR Başkanı Dr. Sait Koca, sektörün sadece Türkiye’de değil, dünyada da büyüyen bir sektör olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı. Türkiye’nin 2014 yılı büyümesinin % 2,9 olduğunu ancak kanatlı sektörünün 2014 yılında % 8,8 büyüme kaydettiğini söyledi. Koca, 2000 yılında 662 bin ton olan Türkiye piliç eti üretiminin 2014 sonunda 1 milyon 942 bin tona ulaştığını belirterek; Türkiye’nin dünya kanatlı eti ticaretinde beşinci sırada olduğunu hedeflerinin ABD ve Brezilya’nın ardından dünya üçüncülüğü olduğunu söyledi. Uzman olmayan kişilerin tavuk üzerinden reyting elde etmeye çalıştıklarını belirterek; “Bilimsel verilerden uzak açıklamalarla hem vatandaşın kaliteli protein alması hem de sektörün rekabet gücü engelleniyor. Kişi başına piliç eti tüketimi 1990 yılından bu yana 2,9 kg’dan, 20,7 kg’a çıkmıştır. Dünya tavuk eti üretiminde Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Brezilya açık ara öndedir. Türkiye piliç eti üretiminde 2014 yılı itibariyle dünyada 10. sırada yer almaktadır. Bu sektörü korumak ve geliştirmek milli bir görevdir” diye konuştu. Dünyada hızla artan nüfusun dengeli beslenmesi ve hayvansal protein ihtiyacının karşılanması için bu artışın önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini söyleyen Koca; Dünyada, 2000 yılında 58,5 milyon ton olan tavuk eti üretiminin % 62 artışla 2014 yılında 95,3 milyon tona ulaştığını açıkladı. Dünya tavuk eti üretiminde Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Brezilya açık ara öndedir. Türkiye ise 10. sırada yer almaktadır. 68.7 mİlyon ton 2014 YILI DÜNYA kanatlı eti üretimi İNFOVET 100-101 TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Gerçeği yansıtmayan bilgiler tüketicilerin kafalarını karıştırıyor Sektörde 15 bin adet kayıtlı kümesle üretim yapıldığını belirten Koca, sektörün 2014 yılı itibarıyla yıllık cirosunun 5 milyar dolar olduğunu söyledi. 600 bin kişinin istihdam edildiğini, yan sektörlerle birlikte bu 2,4 milyon kişinin sektörden geçimini sağladığını belirtti. Çok değerli bir protein kaynağı olan tavuğun ve ülke ekonomisi için vazgeçilmez önemde olan kanatlı sektörünün son dönemlerde bilimsel olmayan tartışmalarla baltalanmaya çalışıldığını ifade eden Dr. Sait Koca; “Gerçeği yansıtmayan bilgilerle reyting yapmaya çalışan bazı kişilerin varlığı bizi üzüyor. Bu kişilerin verdiği yanlış, gerçek dışı bilgiler tüketicileri yanıltıyor. Her türlü besinde olduğu gibi tavuk eti konusunda da kafalar karıştı. Bugün yediğimizi yarın yemiyoruz. İnsanları en değerli ve ucuz protein kaynağından bilimsel olmayan görüşlerle uzaklaştırmak yanlış ve tehlikelidir. Bu, toplumun sağlıklı beslenmesini engellerken ülke ekonomisini de baltalıyor. Dünya’da 2030 yılında en fazla kümes hayvanları eti üretimi artacak. 143.3 milyon ton olması bekleniyor. Türkiye, dünyada tavuk eti üretiminde 10. sırada. Bunun daha yukarılara çıkması ve kilo başına Türk insanının daha fazla tavuk tüketmesi gerekiyor. Avrupa’nın çok altındayız. İhracatta koyduğumuz hedeflere ulaşabilmek için yeni pazarlara ve bazı pazarların geliştirilmesine ihtiyacımız var. Hedef pazarlarımızın başında Avrupa Birliği ve Japonya bulunuyor. Diğer hedef pazarlarımız Filipinler, Pakistan ve Çin. Sattığımız tavuk Türkiye‘nin 2014 yılı büyümesi % 2.9’dur. Kanatlı eti sektöründe ise bu oran % 8.8’dir. Sektörün ihracattaki başarısı tartışılamaz. 87.4 mİlyon ton 2014 YILI DÜNYA PİLİÇ eti üretimi İNFOVET 102-103 TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi TBMM Tarım ve Köy İşleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit Prof. Dr. Sacit Bilgili ayaklarının büyük kısmı Çin’e gidiyor, ama Çin ile ticaret yapamıyoruz. Aracılar ve ilave nakliye nedeniyle 2014 yılında ülkemizin ekonomik kaybı 13.6 milyon USD. Benzer kayıp Çin için de söz konusu. Avrupa Birliği, 10 yılı aşkın süredir hedef pazarımız ve bu pazarı önemsiyoruz. Ancak bu birliğe ihracatla ilgili yasal izinler bir türlü tamamlanamadı.” diye konuştu. 2023 hedefi 40 milyar dolar ihracat Dr. Sait Koca’nın ardından konuşma yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim Özcan ise, Türkiye’de yumurtacılık dahil sektörün 18 bin kümesle üretim yapıldığını, 186 ülkeye 1730 çeşit tarımsal ürün ihraç edildiğini belirterek 2023 hedefini 40 milyar dolar ihracat olarak açıkladı. Kanatlı sektörünün Avrupa Birliği ile rekabet eden birkaç sektörden biri olduğunu ifade eden TBMM Tarım ve Köy İşleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit ise konuşmasında; “Sektör hayal kırıklığına uğramasın, sorunların çözümü için konuşacağız. Tek başına İNFOVET 104-105 BESD-BİR Genel Sekreteri Prof. Dr. Ahmet Ergün Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner olursan damla, birlikte olursan ırmak olursun. Biz sektörle birlikte ırmak olup coşacağız” ifadelerini kullandı. GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİ YEMDİR Kongre, Kanatlı Yetiştirme, Yem Yasa ve Yönetmelikleri, Tavuk Eti Kalitesi ve İşleme, Kanatlı Yetiştirme, Kanatlı Sağlığı ve Hastalıklar, GDO, Atık Değerlendirme, Kanatlı Besleme, Beslenme ve Beyaz Et, Kanatlı Eti Güvenilirliği, Kanatlı Eti Kalitesi ve İşleme, Kanatlı Hayvan Refahı ve Kanatlı Besleme başlıklı oturumda 3 gün boyunca ele alındı. Ülkemizde “Rendering Ürünlerine Dair Zorluklar ve AB Perspektifi“ konulu sunumunu gerçekleştiren Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü ‘’Hayvancılığı ve gıda sektörünü felç eden 3 krizin neden olduğunu ve bunların da BSE, Dioxin ve GDO’nun olduğu söyledi. AB‘de 58 onaylı GD ürün bulunurken ülkemizde sadece 14’ü mısır ve 3‘ü soya olmak üzere toplam 17 onaylı GD ürünün sadece hayvan yeminde kullanım izni bulunduğunu ekledi. Ayrıca, gıda güvenliğinin temelinin yem Prof. Dr. Selim Çetiner 2014 yılında tavuk etinin % 43.3’ ünü Amerika kıtası sağlamıştır. Asya Kıtası % 32.9 ile ikinci sırada, Avrupa kıtası ise % 17.1 ile üçüncü sırada yer almaktadır. 108.7 mİlyon ton 2014 YILI DÜNYA kanatlı eti üretimi TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Kongre Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan Prof. Dr. İsmail Çelik Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü Dünya et üretiminde kümes hayvanları etinin, 2030 yılında en fazla üretilen et konumuna geçmesi öngörülüyor. olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şenköylü; rendering ürünlerinin Türkiye ve AB’deki durumu ile ilgili geniş bilgiler verdi. Kongrenin ikinci gününde merakla beklenen oturumlardan birisi olan 7. oturum GDO konusuyla katılımcılarının dikkatini çekti. Çok yoğun bir katılım olan oturuma, oturum başkanlığını Prof. Dr. A. Esat Karakaya yaptı. 58.5 Herkes korkarken neden bu teknoloji ve bu canavar tohumlar tercih ediliyor? Karakaya’nın ardından Prof. Dr. Selim Çetiner ‘’GDO ile İlgili Gelişmeler, Türkiye’nin Yaklaşımı ve Sorunlar’’ adındaki başlığıyla söz aldı. ‘’Modern biyoteknoloji, moleküler yöntem kullanılarak doğada bulunan canlıları daha iyi anlayıp bunlardan yeni ürün, yeni hizmet üretmek denmektedir. Bunlara transgenik bitki, transgenik organizma, genetiği değiştirilmiş organizma, genetiği değiştirilmiş mikroorganizma isimleri verebiliyoruz. Dünyada 28 ülkede dört kalem ürün yetiş- mİlyon ton 2000 YILI DÜNYA TAVUK eti üretimi İNFOVET 106-107 tirilmesi bu tartışmaların ortaya çıkmasına neden oldu. Bu büyük dört kalem ürünler ise; soya fasulyesi, mısır, kolza ve pamuktu. Bu ülkeler arasında ABD, Kanada, Brezilya, Çin, Arjantin ve Pakistan yer almaktadır. 19 yıllık gelişmelerin sonucu bu ürünleri elde etmek amacıyla 18 milyon çiftçi tarafından 185 milyon hektar arazi işleniyor” dedi. Sözlerine “Bizdeki iddiaların aksine dünyada; GDO’larla birlikte pestisit kullanım oranı % 36.9 azalmış olup, verim % 1.6 yükselmiş, çiftçi gelirleri ise karlılık oranı % 68,2 oranında artmıştır. Bunları yetiştiren çiftçiler tohumlar pahalı olduğu halde belirgin bir oranda karlı olmuştur. Bunlara bakıldığında ülkemizde GDO’lu ürün üretimine izin verilmemiştir. Türkiye’de aldığımız ürünlerde GDO bulunmamaktadır” şeklinde devam eden Çetiner, Ebola Virüsü için tütünde geliştirilen antikorlarla tedavi edilen hastaların yürüyerek hastaneden çıktığı ifadelerini kullandı. Ülkemizde GDO algının; “Genetik delikanlıyı bozar”, “GDO kısırlık yapıyor”, “Genetik özürlü mısırlar geldi”, “Genetiği değişmiş tohum istenmiyor”, “İthal edilmek istenen 6 GDO’lu mısır riskli bulundu”, “Modern çağın gerekliliği mi, yoksa gıda terörünün yeni adı mı?” şeklinde yanlış şekillendiğini belirten Çetiner, asıl algının “Her biyoteknoloji ürünü GDO birbirinden farklıdır”, “Bunların her birisi ayrı ayrı bilimsel risk analizlerinden geçer”, “Bu analizler sonucu üretilip yetiştirilmesine onay verilen GDO’lar en az klasik ürünler kadar güvenlidir”, “Son 19 yıldır dünyada üretilip tüketilen GDO’ların neden olduğu sağlık sorunu kaydedilmemiştir” üzerinden şekillenmesi gerektiğini belirtti. 2009 - 2011 yıllar arasında yıllık kaybın 1 milyar dolar olduğunu da ekleyen Çetiner, bu kayıpların sağlık sorunlarına harcanan para olmayıp gıda - tarım zincirinde meydana gelen kayıp olduğunu söyledi ve sözlerine TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Prof. Dr. Necmettin Ceylan ÇALIŞMALAR SONUCUNDA EN ÜST NOKTAYA GELDİK Sektörün önde gelen isimleri sergi açılışını birlikte gerçekleştirdi. Poster alanları katılımcılar tarafından dikkatle incelendi. Dünya piliç üretiminde Amerika kıtasının payı azalırken, Asya ve Avrupa kıtalarının payının arttığı gözlemlenmektedir. 95.3 mİlyon ton 2014 YILI DÜNYA TAVUK eti üretimi İNFOVET 108-109 şöyle devam etti: “Dünyada GDO’lu çeltik üretimi yok. Lakin bunun aydınlatılmasında sorunlar bulunmaktadır. Bir zamanlar gündemde uzun süre konu olan GDOlu çeltik ve mercimek haberleri gerçeği yansımamaktadır. Aynı şekilde mercimekte de GDO konusu gündeme gelmiştir. Fakat böyle bir durum söz konusu değilken, bunun ortaya çıkmasındaki sebep biyogüvenlik yasalarıdır. Sonuç olarak; tek çözüm biyogüvenlik alanında yapılan çalışmaların tamamının AB müktesebatı ile tam uyumun olması ile gerçekleşecektir’’. KANSER VE BESLENME KONUSU ELE ALINDI 7. oturumun önemli bir konusu da Prof. Dr. İsmail Çelik tarafından sunulan ‘’Beslenme, GDO ve Kansere Dair Yanlış Bilinen Gerçekler’’ sunumuydu. Çelik konuşmasında kanser ve beslenme konusunu ele aldı. Kanser yapan sebepler arasında en büyük sorunların, tütün, diyet / kilo, alkol, enfeksiyon ve Ülkemizin gelişen tavukçuluk sektörünün bilimsel yüzünü bu kongrede göstermeye çalıştık. Uluslararası kongre olması ve kalitesinin yüksek olması yönünde pek çok çalışma yaptık. Çalışmalar sonunda bir üst noktaya ulaştığımızı düşünüyorum. Hem yerli hem de yurt dışından önemli üst düzey katılımcılar geldi. Yeni gelişmeleri, ileriye dönük olabilecek stratejileri kongremizde üreticilerle, akademisyenlerle ve sektörün ilgili paydaşlarıyla paylaştılar. Tavukçuluk sektörü hızlı bir ivme ile büyümeye devam ediyor. Özellikle beyaz et sektörü. Dolayısıyla sektör bunu yaparken “en az riskle, tüketici için gıda güvenilirliği de düşünerek çiftlikten sofraya en kaliteli gıdayı nasıl üretirim” yollarını arıyor. Bunun geliştirilmesi için yeniliklere de son derece açıklar. Bundan sonraki kongrelerde daha çok uluslararası katılım konusunda çaba olacaktır. Bunun için tüm bilim insanları ve sektörün üreticilerinin gayret göstereceğini düşünüyorum. Kongrenin başarılmasında gerçekten hiçbir şeyi esirgemeyen, kongrenin kalitesini sağlayan BESD-BİR’e, yönetimine ve Başkanımız Dr. Sait Koca’ya teşekkür etmek istiyorum. Kendisinin vizyonu bizlerin bilimsel kaliteyi arttırmamıza destek sağladı. Emeği geçen herkese, tüm katılımcılara, kurumlara, sponsorlara, bilim insanlarına BESD-BİR ve şahsım adına teşekkür ederim. Prof. Dr. A. Esat Karakaya İLERİYE DÖNÜK PLANLARI OLUŞTURMADA VESİLE Akademi, sektör ve çevresi, beyaz et sektörü ve ilgili kurum ile kuruluşları bir araya getiren, mevcut sorunları tartışan, ileriye dönük olarak bir takım planların oluşmasına temel teşkil edecek görüşlerin tartışıldığı başarılı bir kongre oldu. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi CEVA Kanatlı Ekibi kongrede tam kadro hazır bulundular. UV / radyasyon olduğunu söyledi. Halk arasında sıkça sorulan “Beslenme ürünleri kanser yapar mı?” sorusunun cevabını “Aslında kanser yapar” olarak yanıtlayan Çelik; kırmızı etin, yağın ve tuzun belli tüketim miktarlarını geçtiğinde kanser yapacağını; tahıl ürünlerinin ise aslına bakıldığında kanser yapmayacağını; ancak taşıdıkları aflatoksin miktarlarına bağlı olarak kansere neden olabileceklerini belirtti. Tahılların içerdikleri lif sayesinde koruyucu olduğunu, bunun aksini söyleyenlerin cehalet eşiğinde olduğunu sözlerine ekledi. Peki, koruyan yok mu? Sebze ve meyvelerin hepsi doğal olarak tüketildiğinde kanserden koruyucu etkisini olduğunu belirten Prof. Dr. İsmail Çelik; “Suyun arsenik dışında hiçbir zararlı etkisi yoktur. Yeraltı kaynaklarına arsenik karışmadıkça hiçbir sakıncası yoktur. Güneşte kaldı, damacanada kaldı gibi dedikodular asılsızdır. Su bir nimettir. Alkol ise sigara ile birlikte, net olarak kansere neden olmaktadır.” dedi. Sebze ve meyveler içerdikleri vitamin - mineral kaynaklarıyla koruyucu etki yaptığını söyleyen Çelik sözlerine şöyle devam etti: “Fakat bu ürünlerin belli işlemlerden sonra janjanlı paketlerde kapsül şeklinde satılması kansere sebeptir. Sadece beslenme ürünleri değil, bunun yanında üretim, saklama,işleme ve pişirme aşamaları da kanser yapan nedenler arasında yer almaktadır. Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini arttırdığına, organik gıdaların kanserden koruduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur. GDO’nun kansere İNFOVET 110-111 VİSAD Genel Sekreteri Musa Arık stand alanlarını ziyaret etti. Lilly İlaç’tan Alper Keskiner, Abdurrahman Serdaroğlu kongre başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan ile birlikte. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Prof. Dr. Ufuk Tansel Şireli GELİŞMELERDE SEKTÖRÜn YAKLAŞIMInın önemi UNUTULMAMALI Kongre, özellikle yabancı konukların ve sunumların kalitesi ile çok iyiydi. Genç arkadaşlarımın verdiği araştırma projeleri ve çalışmaları geleceğe yönelik uygulamaları son derece güzel ve mutlu edici ve kongre her geçen gün çok iyi noktalara ulaşıyor. Bu gelişmeler için sektörün de yaklaşımı unutulmamalı. Bu ortam artık beyaz etçilerin sadece kendi sanayi kongresi dışında bilimsel niteliği de beraberinde taşımaya başladı. Prof. Dr. Erol Şengör Kongredeki KALİTENİN ARTMASI İLE BİR ADIM ÖTEYE GEÇTİK Beyaz et kongreleri artık geleneksel hale geldi. 3. Beyaz Et Kongresi’ni diğer iki kongreyle mukayese ettiğimizde katılımın yüksek olması ve kalitenin artmasıyla bir adım daha öne geçtik. Dünyada yapılan kongrelerin içinde en güzellerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Oturum başkanı olarak da, son oturum olmasına rağmen katılım gayet yüksekti. Başarılı bir kongre olduğunu düşünüyorum. yol açabileceği iddiası bilimsel çevrelerce kabul görmemiştir. Ve GDO’nun kanserle uzaktan yakından ilgisi yoktur.” Medyada ortaya çıkan haberlerin gerçeğini yansıtmadığını, tamamen yalan olduğu dile getiren Prof. Dr. İsmail Çelik bazı şahısların reyting amacıyla bilimsellikten uzak açıklamalarda bulunduğunu ve kamuoyunda yanlış bir algının ortaya çıktığını dile getirdi. Gıda güvenilirliği konusunun en önemli lokomotifi tüketicidir Kongrede renkli anların yaşandığı ve ilgiyle dinlenen oturumlardan birisi de 15. oturumdu. Oturumda “Kanatlı Eti Güvenilirliği” konusu işlendi. Oturum Başkanı Dr. Mehmet Alkan: ‘’Kongrenin her sunumları çok önemli ama bugün daha da önemli iki sunumu İNFOVET 112-113 gerçekleştireceğiz. Aslında tüm gıda üreticilerinin hepsi saygıdeğer insanlardır. Özellikle hayvansal gıda üreticileri bence daha da saygıdeğer insanlardır. Onun beslenmedeki önemini halka anlatanlar da çok saygıdeğer insanlardır.’’ diyerek sözü Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner’e bıraktı. Samim Saner, ‘’Gıda Güvenilirliği ve Piliç Eti’’ sunumuna başlayarak tüketicide oluşan yanlış algıları dile getirdi. “Gıda güvenliği çok disiplinli bir konu. İçerisinde damızlık, yem, üretici, kesimhane, lojistik, depolama ve restoran boyutuyla tam bir çiftlikten çatalın gerçekleştiği bir alan. Gıda güvenilirliğinin en önemli lokomotifi tüketicidir. Tüketici dediğimizde de önemli olan algısıdır. Tüketici algısı da internetten, sağdan soldan duydukları ve basından oluşan bilgi kirliliğidir. Bunların Mehmet Keskinoğlu Kongde SUNUMLARI KATILIMCILAR için ÇOK VERİMLİYDİ Önceki yıllara göre baktığımızda kongre çok verimli geçti. Bu sene çok kaliteli sunucular, bürokratlarımız, hocalarımız ve bakanlığımızın yetkilileri de aramıza katılarak güzel bir ortamın oluşmasına katkıda bulundular. Önümüzdeki yıllarda daha da güzel olacağını düşünüyorum ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi Güneşi A.Ş. binlerceyillikbirhikaye. com adlı tarihsel sitenin tanıtımını kongrede gerçekleştirdi. sonucunda da tüketicinin endişesi ortaya çıkmaktadır. GDO, hayvan refahı, tavukların beslenmesindeki yemler, hormonlar, antibiyotik, gıdanın kalitesi başlıkları tüketicide önemli bir endişe oluşturmaktadır. Türkiye’de gıdalardaki önemli sorunu GDO’ların teşkil ettiğini ve endişenin temel kaynağını oluşturduğunu, Avrupa Birliği vatandaşları arasında endişenin gıdalardaki kalıntılar, sebze - meyve ilaç kalıntısı, etlerdeki antibiyotik ve dioksin gibi spesifik konular olduğunu, Türkiye’deki tüketicilerin endişelerinin için ise gıda katkı maddeleri, hile, sağlıksız üretim gibi temel konular hakkında ortaya çıktığını belirten Saner; “Avrupa Birliği ve ülkemiz vatandaşları arasında yapılan araştırma sonucunda ortaya çıkan sorunların; gerçek ve spekülatif olmak İNFOVET 114-115 TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi üzere ikiye ayrıldığını, gerçek sorunların objektif olan sorunlardan kaynaklandığını ancak spekülatif sorunların tüketici algısından kaynaklandığını ve bilim dışı olduklarını belirtti. Objektif sorunların başında; biyolojik, kimyasal sorunlar ve kayıt dışı gibi konuları olduğunu, spekülatif sorunları ise bilgi kirliliğini içerdiğini sözlerine ekledi. “Halkta doğal bir algı var. Doğal daima yararlıdır, sentetik daima zararlıdır. Bununla beraber insanların bir kimya korkusu ortaya çıkmaktadır. Tuz deyince korkmayan insanlarımız sodyum klorür deyince korkuyor” dedi. Mikrobiyolojik güvenlik için neler yapılmalı? Piliç eti sektöründe mikrobiyolojik açıdan; biyogüvenlik önlemleri alınması ve önlemlerin sürekliliğinin olması gerektiğine de değinen Saner; “Alınan önlemlerin ne derece Şebnur Hazımoğlu, Fethiye Çöven ve Şake Yalçın 2008 - 2009 finansal krizinin arkasından kısmi toparlanma görülmekle beraber, Euro Bölgesi’nde sorun hala sürmektedir. etkin olduğu önemlidir. Yerli veya yabancı mevzuat çok iyi bir şekilde incelenmelidir. İlaçlar izin verilen şekilde kullanılmalıdır. Yasal arındırma sürelerine uyulmalıdır. Entegreler kendi kalıntı izleme programları oluşturmalıdır. İzin dışı ilaçlara gerekli önlemler alınmalıdır.” diyerek sektörde hangi problemin olduğunu, nerede olduğunu ve kıyaslama yapmanın daha güzel sonuçlar ortaya çıkaracağını, eski mevzuatta herşeyin sorumlusu devletken, yeni mevzuatta sorumluluğun üreticiye ait olduğunu, eskiden düzelticilik kavramı geçerliyken şimdi ise uygun gıdayı üretmenin hedef aldığını söyleyerek konuşmasına son verdi. Kafa karıştıran hormon ve antibiyotik konusuna açıklık getirildi Aynı oturumda ikinci konuşmacı olarak söz alan Kongre Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan ‘’Piliç Eti Üretiminde Gerçekler ve Yalanlar’’ konusuyla gündemde her zaman endişe veren yalan haberleri gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. ‘’Günümüzde geldiğimiz sonuca baktığımızda gelişmeyi sağlayan iki temel sebep bulunmaktadır. Birincisi çok iyi besleme, diğeri ise melezleme çalışmalarıdır ve “Broiler tavuk değil mi?”, “Hormon”, “Antibiyotik”, “Organik tavuk eti”, “Köy tavuğu”, “GDO” İNFOVET 116-117 Hipra Türkiye kongreye verdiği önemi bir kez daha gösterdi. Emre Yardibi, Cem Yeşilyurt NOVUS TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi DBM, Genel Müdür Nilgün Demir eşliğinde tam kadro kongredeydi. Kongresi Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ceylan, “Ne yediğini, ne içtiği ve nerde gezindiğini bilmiyoruz. Her türlü bulduğunu atıklar da dahil olmak üzere tüketiyorlar” diyerek organik piliç üretiminin, geleneksel piliç eti üretimine göre farklarını “Temelde hayvan refahı ve lezzeti ön plandadır; yavaş gelişen ırklar kullanılıp, 81 günlük yaşta kesim, metrekareye 7 piliç gerekmektedir; kümes kapasitesi 4800’ü geçmez, dışarda gezinme alanları vardır; kanatlı hayvanların yemlerine ot katılır, hayvansal kökenli yem ve GDO’lu yem kullanılmaz, organik olmayan yem % 5; aminoasit, iz element karışımı, kimyasal üretilmiş vitamin yasak bilinse de metiyonin kullanımı izinlidir; geleneksel üretimde 15 bin kümes yerine 110 milyon adet piliç, yaklaşık 5 milyon ton yem; aynı miktarda tavuk eti üretmek için 15 bin kümes yerine 230 bin kümese ihtiyaç vardır; 6.8 milyon ton yem gerekir; 1,956 bin ton piliç etini üretmek için 1 yıl yerine 2 yıla ihtiyaç duyarsınız; çevre kirliliği de çabası” olarak belirtti. Ardından soya hakkında bilgi veren Ceylan, “Soya 2005 yılından sonra gerilemeye başlayan hindi eti üretimi, son yıllarda 2,27 kat oranında artış göstermiştir. MSD Kanatlı Birimi her zaman olduğu gibi sektörün yanında olduğunu gösterdi. ve “Tavuk kanser yapıyor mu?” başlıklarında halkta oluşan yanlış algıyı açıklayıcı bilgiler sundu ve piliç eti üretiminde hormonların neden hiçbir zaman kullanılmadığının ve kullanılmayacağının nedenlerini sıraladı: > Hormon pahalıdır ve kanatlılar için üretilmiş preparat yoktur. > Uygulaması mümkün değildir. Her civcive uygulanması gerekir. Mevcut kümes kapasitelerinde mümkün değildir. > Yemle, suyla katılmaz. Sindirim sistem aminoasitlere parçalanır, bozulur. > FDA 1960 yılında hormon kullanımını yasaklamıştır. Ülkemizde de kullanımı yasaktır. Hormonlarla ilgili yaptığı açıklamanın ardından piliç eti üretiminde antibiyotik kullaİNFOVET 118-119 nımın yasak olmasının nedenlerini sıralayan Ceylan, antibiyotiklerin 2006 yılı öncesinde büyütme faktörü olarak bitirme yemi öncesindeki yemlere katılarak kullanıldığını ancak 2006’da Avilamisin ve Flavomisin de dahil olmak üzere büyütme faktörü olarak antibiyotiklerin kullanımının yasaklandığını ve kullanılmadığını, iyi bakım, hijyen, biyogüvenlik ve kaliteli yem uygulamaları ile yüksek performansa ulaşıldığını sözlerine ekledi. Organik ve geleneksel piliç eti üretimi arasındaki farklar Sunumuna, en çok uzağında durmamız gereken tavuğun köy tavuğu olduğunu belirterek devam eden Uluslararası Beyaz Et üretiminin %82 si, mısırın % 30 GDO olarak üretilmektedir. 2.6 milyon ton soya ithalatı yapıyoruz. Yemlemede GDO’lu yem kullanıyoruz. Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda dokularda herhangi bir birikim söz konusu bile değil. Ete, süte ve yumurtaya hiçbir şekilde geçmiyor.” diyerek sözlerine basının, medyanın ve konu üzerinde uzman olmayan kişilerin bu konular üzerinde konuşmasının suç olduğunu; çünkü piliç etinden ancak sağlık fışkırdığını; B grubu vitamin içeriği, esansiyel aminoasit içeriği ve ucuz bir protein kaynağı olmasının bunun kanıtı olduğunu vurgulayarak son verdi. Kongrenin son gününde gerçekleştirilen gala yemeğinde söz alan Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği (BESD-BİR) Başkanı Dr. Sait Koca; veteriner hekimlerin “25 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü”nü kutlayarak; daha sonraki kongrelerin daha kalabalık, daha ilgi gören bir kongre olması dileğinde bulundu ve sponsor firmalara plaketlerini takdim etti. TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi İNFOVET 120-121 TOPLANTI Uluslararası Beyaz Et Kongresi İNFOVET 122-123 BÜYÜKBAŞ Pnömonik pasteurellosis lardan biri n u r o s n a r lan en sık rast rıdır ve bu hastalıkla e d in iğ il ic la r tir Sığır yetiş sistemi enfeksiyon di ekonomik kayıpla m id u c de solun r açısından halen ektedir. e yetiştiricil etirmeye devam etm g meydana Besicilikte özel önem taşıyan solunum sistemi hastalıkları, birçok etkenin bir araya gelmesiyle oluşur. S ığırların solunum sistemi hastalıkları, özellikle ABD, Kanada, İngiltere ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde et ve süt sığırcılığının başına derttir. Ekonomik kayıplar; sağaltım sürecinde yapılan harcamalar, verim kaybı ve ölümler nedeni ile meydana gelmektedir. Besicilikte ve buzağılarda özel İNFOVET 124-125 önem taşıyan solunum sistemi hastalıkları birçok etkenin bir araya gelmesiyle oluşur. Sığır ve koyunlarda görülen solunum yolu hastalıklarından hemen hemen en önemlisi Pnömonik Pasteurellosis’dir. Pnömonik pastörellozisin primer etkeni olarak kabul edilen Mannheimia haemolytica ya da bilinen eski adıyla Pasteurella haemolytica, sığırların pnömonilerinden koyun ve kuzuların ise pnömoni ve septisemilerinden sorumludur. Bu enfeksiyonlar dışında nadiren de olsa koyun ve sığırlarda mastitise de neden olmaktadır. HASTALIĞIN PATOGENEZİ Pasteurella haemolityca, P.multocida ve Hamophilus somnus nazal farengeal mukozada BÜYÜKBAŞ HASTALIĞIN RİSK FAKTÖRLERİ balık ğıların kala enen buza Et için besl ması pnömoni tu ahırlarda tu rtırır. ia n si n e d si in normal olarak bulunurken akciğerlerde bulunmazlar. Transporta bağlı streste veya IBR ve PI3 gibi viral enfeksiyonlarda P. haemolityca hızla çoğalır ve toksinleri şiddetli fibrinopurulent bronkopnömoniye yol açar. Akciğerlere ulaştığında bakteri ile konak arasındaki mücadele sonucu ya doku yıkımı olur. ETİYOLOJİ VE EPİDEMİYOLOJİ Hastalığın morbidite oranı genellikle % 35 olup, % 15-45 arasında değişmektedir. En yüksek morbidite oranı besiye alındıktan sonraki 16-21. günler arasındadır. Hastalanan hayvanlarda ise letalite oranı % 5 ile % 10 düzeyindedir. Hastalığın başlıca etkeni olan Mannheimia haemolityca, biyokimyasal ve kültürel özelliklerine göre A ve T olmak üzere iki biyotipe ayrılmıştır. Biyotiplendirme işlemlerinde karbonhidrat fermentasyonu, koloni morfolojisi, penisiline duyarlılık, metilen mavisi, brillant green, bazik fuksin gibi boyalara duyarlılık ve lektin aglütinasyonu kullanılmaktadır. Pasteurella haemolityca’nın A biyotipine ait 13 (A1, A2, A5, A6, A7, A8, A9, A11, A12, A13, A14, A16, A17) ve T biyotipine ait 4 (T3, T4, T10, T152) İNFOVET 126-127 serotipi bulunmaktadır. Hastalığın başlıca etkeni Mannheimia heamolytica A1’dir. Etkenin en çok 6, 2, 9 ve 11 nolu serotipleri izole edilmektedir. Hastalıkta daha az olarak da Pasteurella multocida A3 rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra Hemophilus somnus’a giderek daha fazla rastlanmaktadır. Sığırlarda ayrıca Bovine Herpes Virüs, Bovine Viral Diarrhea Virus, Parainfluenza Virus tip 3 ve Bovine Respiratory Sinsitial Virus, koyun ve keçilerde Retroviruslar, erişkin keçilerde ise Caprine Arthritis Encephalitis Virus gibi virüsler saptanmıştır. Mycoplasmalar olguların % 5090’ında diğer patojenlerle birlikte belirlenmiştir. Chlamydial ajanlar nadiren izole edilir. Diğer enfektif ajanların patojenitesini artırır. İMMUN SİSTEM İLE İLİŞKİSİ Ruminantlarda hastalığın oluşmasında birçok enfeksiyöz ajanın, konak savunma sisteminin zayıflamasının ve çevre şartlarının bozukluğunun rol oynadığı bilinmektedir. Hastalığa özellikle transport ateşi denmesinin nedeni sıklıkla nakil yapılan hayvanlarda ortaya çıkmasıdır. Besi sığırlarında pasteurellosis bir yılda görülen hastalıkların % 4050’sini oluşturabilmektedir. Genellikle 6-24 aylık besi sığırlarında, özellikle besiye alındıktan kısa bir süre sonra, 6-8 aylıklarda ve sütten kesilen besi buzağılarında, daha az olarak küçük buzağılarda ve erişkinlerde görülür. Özellikle sonbaharda meydana gelen hastalık, ergin etçi ineklerde yaz aylarında veya yağışlı mevsimlerde, sert fırtınalı havalar sırasında büyük gruplar halinde hareket ettirildiklerinde oluşabilir. 2 aylıktan küçük buzağılarda hastalıktan korunmak için pasif antikor transferi önemli bir faktördür. Bununla birlikte diğer risk faktörlerinin Özellikle sonbaharda meydana gelen hastalık, ergin etçi ineklerde yaz aylarında veya yağışlı mevsimlerde, fırtınalı havalar sırasında gruplar halinde hareket ettiklerinde oluşabilir. > Uzun süren nakiller, yorgunluk, açlık, dehidrasyon, hayvanların aşırı kalabalık taşınmaları, bokslarında ve araçlarda uzun süre bekletilmeleri > Yetersiz havalandırma, aşırı sıcaklık, aşırı neme maruz kalma > Soğuk, cereyanlı, fırtınalı ve tozlu havaya uzun süre maruz kalma > Hayvanların farklı bölgelerdeki hayvan pazarlarından sağlanması > Ani iklim ve sıcaklık değişimleri, sütten kesme, ani rasyon değişikliği > Rumen asidozu ve metabolik asidoz gibi hastalık durumları > Boynuz çıkarma, kastrasyon ve benzeri stres faktörleri > Enfeksiyon kaynakları; üst solunum kanalının persiste enfeksiyonu, klinik hastaların ve taşıyıcı olanların nefesleri ve enfekte akıntılar. çok şiddetli bir şekilde ortaya çıkması durumunda, pasif olarak alınan immunoglobulin düzeyi yüksek bile olsa hastalık oluşma riski fazladır. Bağışıklık cevabı için gerekli olan enerji, protein, vitamin ve minerallerin yetersiz miktarda alınması hayvanlarda pnömoni oluşumuna predispoziyon yaratmaktadır. Yanı sıra bakır, selenyum, çinko, manganez, demir, A ve E vitaminleri eksikliklerinin hastalıklara karşı direncin azalmasında önemli rolleri vardır. TEMİZ HAVANIN ÖNEMİ Süt işletmeciliğinde neonatal ishal oluşumundan korkulduğu için buzağılara verilen BÜYÜKBAŞ RİSKLERİ EN AZA İNDİRMEK için s, ofloreasan rda immun CE Viral olgula ksidaz boyama ve A ro r. ılı n lla ku immunope ri ay testle immunoass Bağışıklık cevabı için gerekli olan enerji, protein, vitamin ve minerallerin yetersiz miktarda alınması hayvanlarda pnömoni oluşumuna predispoziyon yaratmaktadır. farklı farklı barınaklardan gelen hayvanlar birbirinden mümkün olduğunca ayrı tutulmalıdır. Beslenme ve çevre şartları iyi olmalıdır. Operatif müdahaleler transporttan hemen sonra yapılmalıdır. Değişik bölgelerden getirilen çok sayıda hayvanın bir arada tutulduğu barınaklarda enfeksiyon ajanları çok çabuk yayılmakta ve sürüde ölümlere neden olmaktadır. HASTALIĞIN BELİRTİLERİ günlük süt miktarı azaltıldığında enerji-protein açığı meydana gelmektedir. Kapalı ahırlarda beslenen buzağılarda havada patojen ajanların, tozun ve amonyak gibi gazların yoğun olarak bulunması, ahır içindeki ventilasyonun düzensizliği ve kirli havanın temiz hava ile birlikte solunması pnömoni riskini artırır. Et için beslenen buzağıların kalabalık ahırİNFOVET 128-129 larda tutulması, buzağıların farklı yerlerden toplanması ve aldıkları kolostrum miktarı ve kalitesinin farklılığı pnömoni insidensini artırır. Neonatal ishali bulunan buzağılarda pnömoni oluşma riski yüksektir. BARINAKLARIN DURUMU Besinin yapılacağı çiftlikteki barınaklar çok kalabalık olmamalıdır ve olanaklar dahilinde Hastalığın başlangıç döneminde hafif depresyon belirtisi ve iştahsızlık söz konusudur, vücut ısısında artış söz konusudur. Hastalarda seröz veya mukoprulent gözyaşı ve burun akıntısı, solunum frekansında artış ve öksürük belirlenir. Oskültasyonda akciğer seslerinin belirginleştiği saptanır. Sekonder bakterilerle enfekte olanlarda klinik bulguların şiddeti artar. Bronkopnömoni gelişen olgularda solunum sistemi yangısı ve toksemi meydana gelir. Ateş 40°C’nin üzerindedir. Hastalar sağlıklılardan ayrı durur, depresyon belirtileri vardır, yeme yaklaşmaz, baş ve kulaklarını aşağıda tutar. Oküler ve nazal akıntı mukopurulent bir hal alır. Akciğerlerin oskültasyonunda alınan ses başlangıçtakinden Eti için beslenen buzağılarda görülen pnömoni ile ilgili konağa ve çevreye ait risk faktörleri; 1. Buzağıların bulunduğu çiftlik 2. Hayvanların transportu 3. Besi yapılacak yerdeki riskler Bu risk faktörlerini en aza indirmek için; transporttan en az 3 hafta önce buzağıların operatif işlemleri tamamlanmalı, buzağılar sütten kesilmeli, toplu beslenme şartlarına alıştırılmalı, respiratorik enfeksiyonlara karşı aşılar uygulanmalı ve buzağılara bağışıklık sistemi için gerekli besinler verilmelidir. daha gürültülüdür ve özellikle kronik olgularda birkaç gün içinde hırıltıların takip ettiği çıtırtılar duyulabilmektedir. Akciğerlerin perküsyonunda özellikle sağ ventralde mat ses saptanır. TANININ KONMASI Tanı klinik bulgular ışığında konur ve etken izolasyonu yapılır. Laboratuvar bulguları arasında çoğunlukla lökositosis, şiddetli olgularda lökopeni, bakteriyel enfeksiyonlarda hafif nötrofili ve sola kayma belirlenir. Viral olgularda immunofloreasans, immunoperoksidaz boyama ve antigen capture enzyme immunoassay testleri kullanılır. Viral nükleik asitlerin saptanması diğer bir tanı yöntemidir. Kan serumundaki antikorlar serolojik testlerle saptanabilir. Sürülerde, hayvanlar uzaktan gözlemlenir ve etkilenenlerin deprese olduğu ve yüzlek ama hızlı solunum görülür. Hayvanlar yürütüldüklerinde öksürük şiddeti artmaktadır. ADVERTORIAL Rumen fermantasyonunu etkileyen ve antibiyotiklere alternatif olan yenilikler Son zamanlarda rumen performansını iyileştiren, antibiyotiklere alternatif olan ve fungisit etkisi bulunan yeni yem katkı maddelerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar hız kazandı. Fitojenler Fitojenik yem katkılarına olan ilgi son yıllarda önemli derecede artmıştır. Fitojenik yem katkıları genel anlamda çiftlik hayvanlarının yemlerine katılan bitki özleri, baharatlar ve esansiyel yağlar gibi bitki ve bitkisel kaynaklı bileşiklerdir. Çiftlik hayvanlarının yemlemesinde fitojenlerin kullanılması ile hayvanların gelişim ve üretim performanslarını arttırarak İNFOVET 130-131 üretim parametrelerinin iyileşmesini sağladığı gözlenmiştir. Esansiyel yağlar Lipofilik yapıları sayesinde, esansiyel yağlar bakterilerin hücre zarları ile etkileşime girer; özellikle Gram - pozitif bakteriler başta olmakla beraber bakteriler üzerine toksik ve antimikrobiyal etkisi vardır. Gram - negatif bakterilerin dış çeperleri kendilerini esansiyel yağlara karşı korurlar. Fakat küçük moleküller iç zara kadar sirayet edebilirler ve hücre stoplazmasının katı hale geçip hücrenin patlamasına sebep olurlar. Mantarlar, protozoalar ve virüslerin gelişimini engellerler. Esansiyel yağ karışımlarının ruminant diyetlerindeki etkileri protein ve nişasta kaynaklarının çeşitleri ile doğrudan ilintilidir. Garlic (sarmısak), cinnamaldehy- de (tarçın), eugenol (karanfil), carvacrol (yaban kekiği) ve thymol (kekik) rumen fermantasyonu üzerine en etkili olan esansiyel yağlardır. Esansiyel yağlardan bazıları protein parçalayan bakteriler üzerine baskılayıcı etkileri sayesinde proteinin ani yıkımlanmasını önleyerek rumende ortaya çıkan amonyak miktarının azalmasına neden olurlar. Bu durum karaciğerde Yem katkı maddelerinin sürü performansı üzerinde birçok olumlu etkisi bulunmuktadır. çevrilecek üre miktarını azaltarak, kan ve süt üre miktarının düşmesini sağlar. Kan üre seviyesinin tolere edilen seviyelerde olmasının dişi ruminantlarda üreme performansı üzerinde olumlu etkileri vardır. Bir grup esansiyel yağın nişasta parçalayan bakteriler üzerinde baskılayıcı etkisi vardır. Nişastanın ani parçalanmasını yavaşlatarak ani pH düşüşlerine engel olur. Bu hem rumen asidozu riskini azaltır hem de yavaş parçalanması ve by–pass nişasta miktarını arttırması sayesinde enerjiden yararlanmayı geliştirir. Amonyak ve metanın üretiminin düşürülmesi ve propiyonat üretimi için sarf edilen asetatın düşmesi ve asetat üretiminin artması üzerine pozitif etkileri vardır. Optimal esansiyel yağ kombinasyonları ve rumen florası üzerine etkileri konusunda yapılmış çok sayıda deneme vardır. Ama esansiyel yağların çalışması ve etkileri diyetin besin maddesel yapısı ve kompozisyonu ile ilişkilidir. Tanenler İki tür tanen vardır; yoğunlaştırılmış tanenler, hidrolize olabilir tanenler. Tanenler proteinlerle kimyasal kompleksler oluşturarak proteinlerin rumende parçalanma hızını yavaşlatır ve bağırsaklarda emilen (by-pass) protein miktarını, ince bağırsaklarda emilen amino asitlerin biyo-yararlanılabilirliğini arttırır. Hidrolize olabilir tanenler rumenden protein ile link oluşturarak geçtikten sonra, abomazumda asit ortamda çözülür ve bağırsaklarda emilen protein miktarını arttırır. Ayrıca rumende oluşan amonyak miktarını ve idrar ile atılan nitrojen miktarını azaltır. Rumende yıkımlanan protein miktarının azaltılması besleme performansının artmasını ve azot kaynaklı çevre kirlenmesi problemlerinin azalmasını sağlar. Hidrolize olabilir tanenler dışındaki tanen türlerinde, protein ile oluşturdukları bağların açılması sorun oluşturabilmektedir. Antimikrobiyal etkileri ile de rumende ve bağırsaklarda yem sindirimini etkiler. Tanenler aynı zamanda işkembede üretilen metan oluşumunu ve kaybını da önemli ölçüde düşürür. Tanenler mide bağırsak sistemindeki parazitlerin kontrolünde kimyasal antihelmintikler yerine kullanılabilir. Direkt antiparazitik etkileri ile parazitlerin direncini kırar ve sonuçta bağırsaklardan emilen protein miktarını arttırır. Saponinler (Steroit gliseritler) Yonca ve soya, ruminant beslemede kullanılan iki önemli saponin miktarı yüksek bitkilerdir. Saponinlerin kolestrol düşürücü, kan basıncı düşürücü, kanser hücrelerinin üremesini engelleyici, karaciğer koruyucu, kan şeker seviyesi düzenleyici, bağışıklık sistemi düzenleyici, sinirsel düzenleyici, iltahap giderici ve antioksidan etkileri vardır. Etkileri dozaja ve rumen pH’sına göre değişiklik gösterir. Stabil değildir. Ruminant diyetlerine saponin ilavesinin gelişmeyi, yemden yaralanmayı ve sağlığı olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. Saponinler nitrojen sindirimini arttırır, amonyak üretimini azaltır, vücut sıvılarındaki üre miktarını azaltır. Ayrıca rumen içinde üretilen NH3‘ün konsantrasyonunu ve metan üretimini ciddi oranda düşürür. Organik asitler - Asitlendiriciler Organik asitler, bağırsaklarda mantarların aktiviteleri, asit ortamı kontrol etmeleri ve antimikrobiyal etkileri nedeni ile önem kazanmaktadır. Ruminantlar için önemli olan organik asitler; malat, fumarat ve aspartattır. Asitlendiricilerin de rumen fermantasyonu üzerinde iyanofor grubu antibiyotikler gibi geliştirici özellikleri rapor edilmektedir. Aynı zamanda karbonhidratlarca zengin diyetlerin tüketilmesinden sonra bile rumen pH’sını düzenleyici etkileri bulunur. Ayrıca rumen pH’sının tamponlanması enerji etkinliğini, protein sindirimini, kalsiyum ve fosfor emilimini arttırır. Metan üretimi ve bağırsaklara bağlanan Saponinler, nitrojen sindirimini arttırır, bunun yanında amonyak üretimini ve üre miktarını azaltır. zararlı bakterileri azaltır. Yapılan çeşitli in - vivo çalışmalar organik asitlerin, ruminantların performansı üzerine geliştirici etkileri olduğunu göstermiştir. Örneğin malate ilavesinin genç ve erişkin ruminantlarda nitrojen kaybını azalttığı rapor edilmiştir. Ayrıca malate ve fumarate gibi asit düzenleyiciler süt verimini arttırmaktadır. Zeolit Klinoptrolit rumen sıvısının asidik ve bazik durumunun ayarlanmasında oldukça etkilidir. Son araştırmalar göstermiştir ki; rasyonlara klinoptrolit ilavesi rumen pH’sını yükseltmektedir. Yapılan kıyaslamalarda diyetlere aynı miktarlarda sodyum bikarbonat ve klinoptrolit ilavesi işkembe tamponlanması açısından aynı miktarda etki göstermiştir. Bunun yanı sıra zeolitlerin amonyak ve aflatoksin bağlayıcı artı özellikleri bulunmaktadır. Ayrıca buzağılarda ishal riskini azaltmaktadır. Esansiyel yağlar kan üre seviyesini azaltır. Tanenler ise proteinlerle kompleks oluşturarak rumende parçalanma hızını yavaşlatır. TOPLANTI 2. Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu Çiftlik Hayvanları Hekimliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz, koyun ve keçi etinin öneminden bahsetti. Uludağ Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Engin Kennerman, Mavi Dil Hastalığı’na değindi. Mavi Dil, Ç çarpık kamu örgütlenmesi ile ilişkili 2. Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu, beş farklı üniversiteden ve bir enstitüden 19 öğretim üyesi ve uzman veteriner hekimlerin katılımıyla, 15-18 Nisan tarihleri arasında Grand Yazıcı Turban, Marmaris’te gerçekleştirildi. HABER: HÜSEYİN YILMAZ IAT BAŞKANI İNFOVET 132-133 iftlik Hayvanları Hekimliği Derneği’nin 15-18 Nisan tarihlerinde Marmaris’te düzenlemiş olduğu İkinci Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu’nun açılış konuşmalarını Çiftlik Hayvanları Hekimliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Batmaz başta olmak üzere, Uludağ Üniversitesi eski Dekanı Prof. Dr. Hazım Gökçen, Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Prof. Dr. Şakir Doğan Tuncer, Uludağ Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Engin Kennerman yaptılar. Prof. Dr. Hasan Batmaz konuşmasında dünyadaki kırmızı et kaynağının büyük bir kısmını sığırların oluşturduğunu, bunu domuzların takip ettiğini, ülkemizde ise sığırdan sonra koyun ve keçi etinin geldiğini belirtti. Sempozyumda özellikle Mavi Dil Hastalığı ile ilgili panel yapılması büyük dikkat çekti. Başkanlığını Prof. Dr. Levent Aydın’ın yaptığı panelde Prof. Dr. Aykut Özkul Mavi Dil Virüs Enfeksyonu’nu, Prof. Dr. Engin Kennerman koyunlarda Mavi Dil Hastalığı’nda patogenezi, klinik bulguları ve korunmayı, Dr. Özden Kabaklı Mavi Dil Hastalığı’na karşı aşılama ile mücadele konularını anlattılar. Öne çıkan bir diğer konu hastalığın etkinliğini ve yaygınlığını gösterdiği, bunun da asıl sebebinin veteriner hekimlerin yetersizlikleri değil kamu hayvan sağlığı örgütlenmesinin çarpıklığı olduğu, bununla ilgili bağımsız hayvan sağlığı örgütlerinin yeniden kurulması ve kamu veteriner hekimlerinin asıl işlevlerine yeniden kavuşturulması gibi önlemler olabileceği vurgulanmıştır. TOPLANTI 2. Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu Değerli hocalarımız birbirinden önemli sunumlar yaptı Oturumlarda Prof.Dr Levent Aydın “Koyun ve Keçilerde Ektoparaziter Kontrolü”, Prof. Dr. Behiç Coşkun ”Koyun Beslemeye Mali Yönüyle Farklı Yaklaşımlar”, Prof. Dr. Mustafa Oğan “Sık Kuzulatma Sistemleri ve Uygulanabilirliği”, Prof. Dr. Hakan Biricik “Süt Keçilerinin Beslenmesi”, Yard. Doç. Dr. Hakan Üstüner “Koyun ve Keçilerde Nitelikli Damızlık Seçimi”, Prof. Dr. Hasan Batmaz “Olgularla Koyun ve Keçilerde Önemli Olan Bazı Enfeksiyon Hastalıkları”, Prof. Dr. Zekeriya Nur “Koyun ve Keçilerde Yıl Boyu Döl Verimini Arttırmaya Yönelik Uygulamalar”, Doç. Dr. Abdulkadir Keskin “Koyun ve Keçilerde Abort ve Nedenleri”, Prof. Dr. Mehmet Maden “Kuzu ve Oğlakların İshallerinin Tedavi ve Korunmasında Güncel Yaklaşımlar”, Prof. Dr. Bayram Şenlik “Koyun ve Keçilerde Endoparazit Mücadelesi”, Yard. Doç. Dr. İ. Taci Cangül “Koyun ve Keçilerde Otopside Sindirim ve Solunum Bulgularının Değerlendirilmesi”, Dr. Zafer Mecitoğlu “Kuzu ve Katılımcı geri bildirimleri önemliydi Merial, desteklerini sunmak için ekip olarak katılımcıları yalnız bırakmadı. İNFOVET 134-135 Sempozyumda katılımcılardan alınan geri bildirimler göz önünde bulundurularak yetiştirme, besleme, üreme, paraziter ve enfeksiyon hastalıklar, aşılama Programları ve nekropsi bulgularına değinildi. Ayrıca geçtiğimiz yıl ülkemizin batı bölgelerinde önemli problem olan mavi dil hastalığı düzenlenen panelde ele alındı. Sempozyumda beş farklı üniversiteden ve bir enstitüden 19 öğretim üyesi ve uzman veteriner hekimi buluşturmak amaçlanarak; canlı hayvan üzerinde uygulamalı kurslar düzenledi. TOPLANTI 2. Koyun & Keçi Sağlığı ve Yönetimi Sempozyumu Oğlaklarda Pneumoniler”, Yard. Doç. Dr. Çağdaş Kara “Kuzu ve Oğlak Beslenmesi”, Doç. Dr. Dilek Arsoy “Keçi Yetiştiriciliğinde Bütünsel Yaklaşım” başlıklı konuların sunumlarını gerçekleştirdiler. Destek Sponsorları arasında bulunan Bayer de ekip olarak Marmaris’teydi. Sempozyumun Gümüş Sponsoru Vetaş ekip olarak sempozyumdaydı. Hasvet Medikal, değerli meslektaşlarıyla sempozyumda buluştu. İNFOVET 136-137 Sempozyumda çalıştaylara da yer verildi Sempozyumda Doç. Dr. Recai Kulaksız öncülüğünde “Koyun ve Keçilerde Laporoskobik Suni Tohumlama” ve Doç. Dr. Gülnaz Mecitoğlu ile Doç. Dr. Abdülkadir Keskin öncülüğünde “Koyun ve Keçilerde Ultrasonografi ile Gebelik” tanısı başlıklı iki çalıştay yapıldı. Çalıştayda öne çıkanlar arasında, günümüzde ultrasonografi ve laparoskopi tekniklerinin de artık keçi ve koyunların gebelik kontrollerinde ve donmuş sperma ile tohumlanmalarında sık başvurulan yöntemler arasına girmiş bulunduğu üzerine yapılan sunum vardı. Gümüş Sponsor olarak Vetaş; Destek Sponsorları olarak ise Bayer, Bavet CetaSoft, C.P. Yem, Hasvet, İE ve Merial sempozyuma desteklerini sunan firmalar oldu. Koyun ve keçi önemli geLİR kaynaklarıMIZ Ülkemizde halkın beslenmesinde önemli protein kaynağı olan kırmızı etin büyük bölümü sığırlardan sonra koyun ve keçilerden sağlanmaktadır. Yine elde edilen sütün sığırlardan sonra en büyük üreticisi koyun ve keçilerdir. Koyun ve keçiler merayı en iyi değerlendiren, kurak şartlarda bile hayatlarını sürdüren ve yavru verebilen ekonomik hayvanlardır. Ülkemizin coğrafi ve iklim şartlarını göz önünde bulundurduğumuzda bu hayvan türleri önemini korumaktadır. TOPLANTI Vetanka 2. kariyer günleri ve sektörle buluşma sempozyumu Öğrenciler, “Geleceğini kendin belirle” dedi Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğrenci Topluluklarından olan VetAnka tarafından; Türk Veteriner Hekimleri Birliği öncülüğünde 25 - 28 Mart tarihleri arasında VetAnka 2. Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma Sempozyumu başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. V etAnka tarafından; Türk Veteriner Hekimleri Birliği öncülüğünde ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi desteğiyle 2528 Mart 2015 tarihleri arasında Ankara’da; Satı Baran Konferans Salonu’nda “VetAnka’15 2. Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma Sempozyumu” başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi kampüsünde gerçekleştirilen organizasyon üç günlük yoğun bir programla tamamlandı. Sempozyumun açılış konuşmalarında sırasıyla VetAnka Öğrenci Topluluğu Başkanı Hüseyin Yılmaz, Topluluk Danışmanı Prof. Dr. Kemal Küçükersan; Türk Veteriner Hekimleri Birliği II. Başkanı ve Sempozyum Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ender Yarsan ile Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıfkı Hazıroğlu, sempozyumun önemi; yapılan hazırlıklar, bundan önceki dönemlerde topluluğun faaliyetleri ve mesleki sorunlar konusunda değerlendirmeler yaptılar ve görüşlerini ifade ettiler. VetAnka Topluluğu Başkanı Hüseyin Yılmaz; öğrenci topluluğu olarak, Türkiye’de veteriner hekimlik ve hayvancılık sektörünün gelişimine katkıda bulunmak için; veteriner hekimliğin çalışma alanlarını daha iyi tanımak, kariyer planlamaları yapılmasına olanak sağlamak, aynı zamanda sektördeki yerimizi daha iyi kavramak ve bu sayede mesleki kariyeri maksimum verimlilikle sürdürmek, İNFOVET 138-139 VetAnka’15 Sempozyumu’na katılan veteriner fakültesi öğrencileri üç günlük yoğun bir programı tamamladılar. ayrıca sosyal, kültürel ve mesleki kaynaşmayı sürekli kılarak veteriner hekimliği mesleğinin birlik ve beraberliğini pekiştirmek amacıyla “VetAnka’15 Kariyer Günleri ve Sektörle Buluşma Sempozyumu” nu düzenlemeye karar verdiklerini belirtti. Sempozyum programı kapsamında üç günlük süre içerisinde 30’un üzerinde konuşmacı, 300 kişilik katılımcıya tecrübelerini ve tavsiyelerini aktardı. Sempozyumda atçılık sektörü, uzmanlık, ilaç sektörü, arı ve balık veteriner hekimliği, sürü sağlığı, veteriner hekimlikte danışmanlık hizmetleri, veteriner hekimlik-medya ilişkisi, gıda sektörü, kanatlı sektörü, hayvan hastaneleri, hara hekimliği, yerel yönetimlerde veteriner hekimler, küçük hayvan hekimliği gibi birçok konu ayrı oturumlarda ve uzmanları tarafından değerlendirildi ve aktarıldı. Konuşmacılar arasında TJK Başkanı Yasin Kadri Ekinci ‘’Veteriner Hekimlerin Atçılık Sektöründeki Yeri’’ konusunu aktardı ve aynı otumun başkanlığını yaptı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanı Erdal Sumaytaoğlu ise “Türkiye’de Atçılık Sektörü” nü ele aldı. Aynı oturumda Gıda Tarım ve TOPLANTI Vetanka 2. kariyer günleri ve sektörle buluşma sempozyumu VetAnka Topluluğu Başkanı Hüseyin Yılmaz, İnterhas Pazarlama Müdürü Gürcan Öner Hayvancılık Bakanlığı Eğitim ve Yayın İşleri Daire Başkanı Halil İbrahim Gül ise, “Veteriner Hekimlikte Uzmanlık” konusunu işleyerek sunumu sonunda salondaki katılımcıların sorularını cevaplandırdı. Mat Medya Genel Koordinatörü Barış Kolgu, mezun olma stresinden, yabancı dil eğitiminin ne kadar gerekli olduğuna kadar birçok konuyu katılımcılara aktardı. Sempozyumda dikkat çeken konuşmacılardan biri de kuşkusuz Günaydın Et Yönetim Kurulu Ortağı Cüneyt Asan idi; kendisi kasap çıraklığından restoran zincirlerine uzanan hikayesini öğrencilerle paylaştı. Çiftçi TV Genel Müdürü Mehmet Öztürk, veteriner hekimlikte eksik kalınan medya konusuna değinerek bu sektörün önemini katılımcılara vurguladı. HASVET Genel Koordinatörü Hidayet Şimşek, sektörün bir diğer açık yanı olan veteriner hekimlikte yazılım konusunu “Bir Damla Kan, Bir Satır Kod” başlığıyla irdeleyerek öğrenci arkadaşlara ilgi çekici bir sunum yaptı. Birçok konuşmacı da sempozyumda kendilerine gösterilen yoğun ilgiden memnun kaldılar ve bilgi birikimlerini katılımcılar ile paylaştılar. Sempozyum; Türk Veteriner Hekimleri Birliği koordinasyonunda gerçekleştirildi; bununla birlikte birçok kurum ve kuruluş da (Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi, BESD-BİR, TJK, DSYMB, İnterhas, Trow Nutrition, Ceva, Vilsan, Hasvet, Elanco, İNFOVET 140-141 İnfovet Genel Koordinatörü Barış Kolgu, sahadaki izlenimlerini öğrencilerle paylaştı. Vetaş, Hipra, İnfovet, Nobel Kitabevi, Güneş Kitabevi, Sultan Sucukları) sempozyuma sponsor olarak destek sağladılar. VetAnka’15 Sempozyumu’na misafir olarak katılan veteriner fakültesi öğrencileri, Ankara Metropolitan Hotel’de ağırlandı ve akşam yemeklerinde günün yorgunluklarını attılar. VetAnka2015 Facebook sayfasına gönderdikleri mesajlarla memnuniyetlerini dile getiren katılımcılar, VetAnka ekibinin bir sonraki organizasyonunu merakla beklediklerini dile getirdiler. VetAnka ekibi, sempozyumun düzenlenmesinde ve gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere, sponsorlara ve destek olan kurum ve kuruluşlara, bir kez daha teşekkürlerini iletti. Sempozyum programı kapsamında üç günlük süre içerisinde 30’un üzerinde konuşmacı, 300 kişilik katılımcıyla tecrübelerini ve bilgilerini aktardı. ADVERTORIAL Rumendeki selüloz sindirimini ve mikrobiyal proteini optimize etmek Optimum selüloz sindirimi ve mikrobiyal protein üretimi için rumendeki mikroorganizmalara gerekli olan parçalanabilir azot, kontrollü salınıma sahip bir azot kaynağı tarafından karşılanabilir. Yazar: Vaughn Holder, Araştırma Proje Müdürü, Alltech ABD Çeviri: Vet. Hek. Gülşah Baykal Yayın: Feedstuffs, 2013 Karlılığı arttırmak açısından, kontrollü salınıma sahip azot kaynağı etkili bir çözümdür. R uminatların gıda zincirindeki değeri, düşük kaliteli protein kaynakları ve protein özelliğinde olmayan azot (NPN) kaynaklarını yüksek kaliteli mikrobiyal proteine çevirme yeteneğinden İNFOVET 142-143 ileri gelir. Bu özelliği sayesinde ruminantlar, normalde gıda zincirinde bir değeri olmayan hammaddeleri tüketebilirler. Böylece, tek mideli hayvanların ve insanların beslenmesinde kullanılan daha yüksek kaliteli ve pahalı ham maddelerle ilişkili maliyetler ruminant rasyonlarında azaltılabilmektedir. Büyükbaş hayvan üretim sistemlerinde, maksimum değeri elde edebilmek bakımından selüloz sindirimi ve mikrobiyal pro- tein üretiminin optimize edilmesi için gerekli her şey ruminantlara temin edilmelidir. Lifli yem ham maddelerinin selüloz içeriği yüksektir. Selüloz, gezegenimizde en bol bulunan organik polimerdir ve içerisinde çok büyük bir enerji potansiyeli taşır. Ne yazık ki, memelilerde selülozu parçalayacak enzimler bulunmaz. Bununla birlikte, bazı hayvanlarda selülozun mikrobiyal parçalanmaya uğradığı rumen gibi organlar bulunur. Ruminantların ikinci bir avantajı da, rumende bulunan mikroorganizmaların rumeni terk ettiklerinde, bezsel mideye ve besin maddesi emiliminin gerçekleştiği ince bağırsaklara geçerek burada protein kaynağı olarak absorbe edilmesidir. Bu sebeple, ruminantlar NPN kaynaklarından da yararlanabilmektedir. Memeliler, protein üretmek için NPN kaynaklarını kullanamazlar. Rumendeki mikroorganizmalar, kendi proteinlerini üretebilmek için NPN kaynaklarını kullanırlar sonra hayvanlar bu mikroorganizmaları sindirirler ve böylece mikrobiyal protein almış olurlar. Mikrobiyal protein, ruminantlar için mükemmel proteine en yakın yapıya sahiptir. Rumende üretilir bu yüzden “bypass” özelliğine sahip olması gerekli değildir. Pek çok protein kaynağı yemin aksine, mikrobiyal proteinin parçalanma oranı çok yüksektir (% 80 ve fazlası); yani proteinin çoğu, hayvan tarafından sindirilir ve emilir. Yaygın kullanımlı ve düşük maliyetli NPN Son olarak, mikrobiyal proteinin amino asit profili, hayvanın ihtiyaç duyduğu amino asit profili ile yakından uyumludur. Bu sebeple, hayvan tarafından çok etkin bir biçimde kullanılabilir. Aksine, bitkisel kökenli protein kaynakları, amino asit yetersizliklerine sahiptir (en çok metiyonin ve lizin bakımından yetersizdirler) bu nedenle hayvanın, bitkisel kökenli protein kaynaklarından faydalanma etkinliği azalır. 1. Fermentatif etkinliği optimize etmek için gerekli ideal amonyak salınım hızıyla birlikte teorik karbonhidrat salınım hızları A, B, C = Karbonhidratlar X,Y, Z = Azot kaynakları Fermantasyon hızı veya amonyak salınımı nizmanın bulunması demektir. Bu nedenle, düşük sindirilebilir protein düzeyine sahip yemler daha az sindirilmektedir. Ruminantların, tükettiği yemlerden daha fazla yararlanmalarını ve mikrobiyal protein üretiminin optimize edilmesini sağlamak için rumendeki amonyak düzeylerini koruyabilecek çözümlere ihtiyaç vardır. Böyle bir çözüm, kontrollü salınıma sahip azot kaynağı Optigen olabilir. Tablo 2’de, kontrollü salınıma sahip azot kaynağı içeren ve içermeyen TMR verilen ineklerdeki amonyak konsantrasyonunun zamana yayılması gösterilmektedir. Düz olarak ilerleyen çizgi, rumen mikroorganizmalarının ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli amonyak konsantrasyonunu göstermektedir. Amonyak konsantrasyonu bu düzeyin altına indiğinde, rumendeki mikroorganizmalar, artık rasyonu sindiremez ya da etkin bir şekilde mikrobiyal protein üretemez. Mavi renkteki çizgi, geleneksel yemlemeye ait bir eğriyi göstermektedir. Burada, yemlemeden birkaç saat sonra rumendeki amonyak düzeyi söz konusu seviyenin altına inmektedir. Bu durumu iyileştirmek için rumendeki azot seviyesini koruyabilecek, kontrollü salınıma sahip bir azot kaynağı kullanılmaktadır (sarı renkli çizgi). Süt ineklerinin rasyonlarında, doğal protein kaynaklarıyla kontrollü salınıma sahip azot kaynağının yer değiştirmesi ile ilgili olarak Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Inostroza ve ark., 16 ticari süt ineği sürüsü üzerinde bir deneme gerçekleştirmiştir. Bu araştırmada, deneme grubu günde 114 gram kontrollü salınıma sahip azot kaynağı tüketirken, kontrol grubuna da aynı miktarda, başlıca soya fasülyesi olmak üzere doğal protein kaynağı verilmiştir. Araştırmacılar, kontrollü salınıma sahip azot kaynağının, günlük süt veriminde 0,5 kg’lık bir artış sağladığını tespit etmiştir. Ayrıca, mikrobiyal protein üretiminin ve rasyon sindirilebilirliğinin 6 12 Zaman (saat) 24 Source: Johnson et al., 1976 2. kontrollü salınıma sahip azot kaynağı içeren (sarı çizgi) ve içermeyen (mavi çizgi) rasyonlarda zamana bağlı rumen amonyak konsantrasyonu 25 Rumendeki amonyak (mg/dL) Mikrobiyal protein üretimini maksimize etmek için, mikrobiyal popülasyonun, protein sentezinde yapı taşı olarak kullanması için yeterli miktarda parçalanabilir ham protein ile desteklenmesi gerekir. Mikrobiyal popülasyon çoğaldıkça, hem rasyonu parçalamak için rumenin içinde daha fazla sayıda mikroorganizma bulunur hem de bu mikroorganizmalar daha sonra mikrobiyal protein olarak hayvan tarafından kullanırlar. Rumendeki mikroorganizmaların ham protein ihtiyacının, % 50-80’inin amonyak formunda olduğu hesaplanmıştır. Amonyak, rumendeki parçalanabilir yem proteinleri ya da NPN’nin parçalanmasıyla açığa çıkmaktadır. Ruminant rasyonlarında en sık kullanılan NPN kaynağı, yaygınlığı ve düşük maliyeti sebebiyle üredir. Bununla birlikte, rumen içinde çok hızlı parçalandığı için hayvan üreden fazla faydalanamaz. Sonuç olarak, hayvanlara verilen ürenin büyük kısmı idrarla birlikte vücuttan dışarı atılır. Rumende azotun etkin bir şekilde kullanılabilmesi için, protein parçalanma hızının ve enerji kaynaklarının fermentasyon hızının benzer olması gereklidir böylece mikroorganizmalar, hem protein hem de enerjiden eş zamanlı olarak yararlanabilir (Tablo 1). Bu yüzden eğer protein kaynağı olarak üre kullanılıyorsa, enerji kaynağı olarak da çözünür şeker içeriği yüksek melas gibi enerji kaynakları kullanılmalıdır. Bununla birlikte, rumendeki protein kaynaklarını, selülozun ve nişastanın parçalanmasıyla dengelemek zor bir iştir. Selüloz ve nişasta daha uzun sürede parçalanmaktadır ve bu nedenle rumendeki amonyak konsantrasyonunun daha uzun sürmesini sağlayacak bir azot kaynağı kullanılmalıdır. Azotun düşük seviyede olduğu koşullar altında enerji kaynakları fermentasyona uğradığında, mikrobiyal protein miktarı da düşmektedir. Bunun anlamı, mikroorganizmaların çoğalmasının azalması ve rasyonu sindirmek için ortamda daha az mikroorga- Azot kaynağı yok Azot kaynağı var 20 15 Rumen mikroorganizmalarının ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli rumen amonyam konsantrasyonu Optigen olmadığında Optigen olmadığında Amonyak yetersizliği Amonyak yetersizliği 10 5 0 sabah yemleme 0 3 akşam yemleme 6 9 12 15 18 21 24 Sabah yemlemesinden sonra geçen saatler yükseldiği de saptanmıştır. Ek olarak, kontrollü salınıma sahip azot kaynağının süt ineği rasyonlarına ilave edilmesinin pek çok durumda ekonomik açıdan da faydalı olduğu bulunmuştur. Daha önce de belirtildiği gibi, yemde kullanılan ürenin büyük kısmı idrarla birlikte çevreye atılmaktadır. Vücuttan dışarı atılan azot, sadece ineğin besin maddesi kaybettiğini değil, yeraltı sularının ve havanın da önemli derecede kirlendiğini göster- mektedir. Bu nedenle, mikrobiyal protein üretimi için azotun daha verimli bir şekilde kullanılması, hem ineğin proteinden daha fazla yararlanmasını hem de çevre kirliliğinin azalmasını sağlayabilir. Sonuç olarak, bir yandan optimum selüloz sindirimi ve mikrobiyal protein üretimi elde edilirken diğer yandan üreticinin karlılığını arttırmak ve çevreye sürekli bir katkı sağlamak açısından, kontrollü salınıma sahip azot kaynağı etkili bir çözüm olabilir. TOPLANTI tUYEM Yem sektörü sorunlarına odaklanıldı Türk Yem Sanayicileri Birliği 34. Olağan Genel Kurulu’nu geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi. Genel Kurul’a Türkiyem-Bir üyelerinin yanı sıra, milletvekilleri ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı kuruluşların üst düzey temsilcileri, STK’lar ve akademisyenler katıldı. Murat Ülkü Karakuş, Genel Kurul sonunda Türk Yem Sanayicileri Birliği yönetim kurulu başkanlığına seçildi. T ürk Yem Sanayicileri Birliği’nin 34. Olağan Genel Kurulu 01.04.2015 tarihinde Sheraton Ankara Otel’de 200 kişilik katılımla gerçekleştirildi. Genel Kurul sonunda Murat Ülkü Karakuş yönetim kurulu başkanlığına seçildi. Yönetim kurulu üyeliklerine ise, Bekir Taşkaldıran, Önder Matlı, Ali Çalış, Zeki Zorbaz, M. Musa Özgüçlü, Celal Küçükçöğen, Aykut Müftüoğlu, Akif Coşkun, Oğuz Tuna, Nihat Öztürk, İNFOVET 144-145 Ayhan Kındap, Mehmet Sonsuz, Mevlüt Solmaz ve Ahmet Behiç Salt, denetim kuruluna ise Ahmet Karakol, Bayram Yumrukaya ve İhsan Kuzucu seçildiler. Genel Kurul’a, Türkiyem-Bir üyelerinin yanında, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı İbrahim Yiğit, AKP Bursa Milletvekili Önder Matlı, CHP Mersin Milletvekili Vahap Seçer, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, DSP Genel Başkanı Masum Türker, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı adına Müsteşar Yardımcısı İsmail Kemaloğlu, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı kuruluşların üst düzey temsilcileri, sivil toplum örgütlerinin başkan ve temsilcileri ile akademisyenlerimiz ve yem sektörüne hizmet veren firma temsilcileri katıldılar. Karakuş sektörün gelişimine yönelik görüşlerini paylaştı Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından divan heyeti- nin seçilmesiyle başlayan Genel Kurul’da açılış konuşması yapan Birlik Başkanı M. Ülkü Karakuş, bu yıl Türkiye Yem Sanayicileri Birliği’nin kuruluşunun 41. yılı olması sebebiyle “41 kere maşallah” diyerek 34. Olağan Genel Kurulu’nun gerçekleştirildiğini söylemiş ve emeği geçen eski ve yeni tüm yönetim denetim kurulu üyelerine teşekkür etti. Konuşmasına yem sektöründeki gelişmeler ile sorunlara değinerek devam etti. > Yem ham maddelerinin % 60’lık kısmını hububatlar ile % 30’luk kısmını yağlı tohumların oluşturduğu, içersinde buğday, arpa, mısır ve diğer tahılların yer aldığı dünya hububat üretiminin hafif bir artışla ve stokların da korunmasıyla 2 milyar ton civarlarını bulduğunu, > Soya, ayçiçeği, pamuk, kolza, palm, yer fıstığı gibi ürünlerden oluşan dünya yağlı tohumlar üretiminin ise 550 milyon ton civarına yaklaştığını, > Hububat ve yağlı tohum fiyatlarının 2008’de dünyada yaşanan ekonomik kriz ile birlikte aşırı attığını ancak, günümüzde bu fiyatların krizin başlamadan önceki seviyelerine dönme eğiliminde olduğunu, buna paralel olarak dünya gıda fiyatlarında da düşme eğilimi görüldüğünü, > Dünya karma yem üretiminin 1 milyar tonu bulduğunu, karma yem üretiminde Türkiye’de ve dünyada benzer bir gelişimin yaşandığını, bunun insanın ot ile beslenmeden et ile beslenmeye geçişmiş olmasının göstergelerinden biri olduğunu, > Türkiye’nin dünya karma yem üretiminde kendisine önemli bir yer bulmaya çalıştığını ve dünya sıralamasında 14. sırada yer aldığını, ülkemizde 2014 yılında resmi rakamlar itibariyle 18 milyon ton karma yem üretildiğini, kendi yemini üretenlerde eklendiğinde bu rakamın 21 milyon tona çıktığını, Türkiye’nin AB’nde karma yem üretimi anlamında birincilik hedefine bu üretim hızıyla devam etmesi durumunda 4-5 sene sonra ulaşılacağını, TOPLANTI tUYEM > Türkiye karma yem sektörünün üretim anlamında 2009 - 2010 yılları arasında % 22 büyüdüğünü, son 5 yılda ise % 70 civarında büyüdüğünü ve bunun çok önemli bir rakam olduğunu, bu büyüme sağlanırken sektörün ihtiyacını hem içeriden hem de yurt dışından gelen ham maddeler ile karşıladığını, > Bu üretim artışının bir göstergesinin de besicilerin, sütçülerin yemin önemini daha da kavramaya başladığının ve Türkiye hayvancılık sektörünün gelişimine yansıdığını, > Ülkemizde 20 yıl önce un üretiminin yem üretiminin iki katı olduğunu, şu anda ise yem üretiminin neredeyse un üretiminin iki katına çıktığını bunun da beslenme açısından bir gelişmişlik ölçüsü olarak görülebileceğini, > Türkiye’de 2015 yılında da ilk üç ayda yem sektöründe % 8 - 10 arasında üretim artışı görüldüğünü, Ekili alanların daraldığı bir dönemde Türkiye’nin mevcut üretimi ile sektörlerin ihtiyacına yetmeye çalıştığını, hububat üretimimizde 2015 yılında yağış durumlarında önemli değişiklikler olmaz ise 2014 yılına göre % 15 - 20 civarında bir üretim artışı beklendiğini, bu yıl 35 - 36 milyon ton civarında hububat üretimi beklendiğini, > Yağlı tohum üretimimizin 3,5 milyon ton olduğunu, Türkiye’nin 2014 yılında 2,6 milyon ton soya fasulyesi ve soya küspesi ithal ettiğini, Türkiye’den ise sadece 100 bin ton alabildiğini, yağlı tohumlara ciddi destekler verilmesine rağmen üretimlerin istenilen seviyelere gelemediğini, > Dünyada hububat fiyatlarında gerileme görülmesine rağmen ülkemizde ise fiyat artışlarının devam ettiğini, TMO’nun piyasanın dengelenmesi amacıyla elinden geleni yaptığının farkında olduğunu, ancak bu fiyat artışlarının sürdürülebilir olmadığını, > Romanya’da üretim yapan bir karma yem üreticisinin rasyonda 1 ton mısıra 140 Euro öderken, Slovakya’da ise rasyonda mısıra 110 Euro ödediğini ve 30 Euro da devletten destek aldığını ve böylelikle mısır maliyetinin 80 Euro’ya geldiğini, Türkiye’de ise bunun 300 - 350 Dolar arasında olduğunu bu makasın mutlaka daraltılması gerektiğini, > Yem ham maddelerinde görülen bu fiyat artışlarına rağmen Türkiye’de 2014 yılında karma yem fiyatlarının artmadığını, yem sektörünün hayvancılığın gelişimi adına kendi üzerine düşen görevi gerçekleştirdiğini, > Türkiye’de 2014 yılında 9 milyon ton yem ham maddesi Yem ham maddelerinde fiyat artışı yaşanmasına rağmen Türkiye’de geçtiğimiz yıl karma yem fiyatları artmadı ve yem sektörü hayvancılığı gelişimi adına üzerine düşeni yaptı. İNFOVET 146-147 BESD-BİR Başkanı Dr. Sait Koca, beyaz et sektörü ile yem sanayisi arasındaki ilişkiye değindi ve kardeş kuruluş olduklarını belirtti. ithal edildiğini ve bunun için 3,8 milyar Dolar ödendiğini, bu ithalatın 2 milyon tonluk kısmının ise dahilde işleme rejimi kapsamında yapılan ithalatlardan kaynaklandığını, > Her sektörde olduğu gibi yem sektöründe de bir takım soruların olduğunu, yem ham madde temini, dahilde işleme rejimi, biyogüvenlik mevzuatı, yem mevzuatlarının uygulanması ve denetleme, laboratuvar analizleri, rendering ürünleri mevzuatı, haksız rekabet, kırmızı et ve kasaplık hayvan ithalatının bu sorunların başında geldiğini, > Türkiye’deki yem ham maddelerinin fiyatlarının dünyadaki fiyatlardan 2 kat daha fazla olması nedeniyle hayvancılık sektörünün dahilde işleme rejimini tam anlamıyla işletememesi durumunda ihracat şansının olamayacağına, > Biyogüvenlik konusunda ise sektörün son dönemlerde ciddi sıkıntılar ile yüzleştiğini, Türkiye’nin karma yem üretim artışı nedeniyle her yıl yem ham madde ithalatını da artırdığını bu nedenle Biyogüvenlik mevzuatından kaynaklanan sıkıntıların bir an önce tüm paydaşlar ile beraberce çözülmesi gerektiğini, > Yem mevzuatlarının uygulanmasında karşılaşılabilinen yorum farklılıklarından dolayı sorunların yaşandığını, laboratuvar analizlerinde ise birbirinden bağımsız sonuçların ortaya çıktığını, > Rendering ürünleri ile ilgili 2016 yılında yürürlüğe girecek olan mevzuatın tüm Türkiye’de sorunlara neden olacağını, > Yem sektörünün üretiminin TOPLANTI tUYEM CHP Mersin milletvekili Vahap Seçer, Türkiye ekonomisi ile tarımdaki büyüme kıyaslandığında büyümenin daha yavaş olduğunu belirtti. yarısını besicilik ve sütçülükle uğraşanlara sattığını bu nedenle bu kesimdekilerin sorunlarının direk olarak yem sektörüne yansıdığını, bu sorunların başında da kırmızı et ve kasaplık hayvan ithalatı konusunun geldiğini hayvancılığımıza zarar vermesi nedeniyle bunun tekrar edilmemesi gerektiğini, > Yem ham maddelerinde uygulanan yüksek gümrük vergilerinin sanayici ve tüketiciler lehine değiştirilmesi gerektiğini, > Yem ham madde kalitelerinde farklılıkların olduğunu, nakliye fiyatlarının yüksek olduğunu bunların da yem sektörümüzü olumsuz etkilediğini, > Biyogüvenlik mevzuatındaki anlaşmazlıklardan dolayı ithalatçıların ve bu mevzuata konu ürünlerin kullanıcılarının mağdur olduğunu, çok büyük cezalar ödendiğini, şu anda mahkemelerde nedeni tam TBMM Tarım, Orman, Köyişleri Komisyon Başkanı İbrahim Yiğit, yem sanayinin hayvancılık için en önemli sektörlerin başında geldiğini söyledi. olarak bilinmeden dahi uğraşılan 143 davanın bulunduğunu, bu mağduriyetlerin giderilmesi için Biyogüvenlik mevzuatımızın AB mevzuatı ile tam uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, > Biyotek firmalarının yine biyogüvenlik mevzuatından dolayı başvuru yapmadıklarını, bu firmaları da başvuru yapabilir hale getirmek için mevzuat değişikliğine ihtiyaç olduğunu, > Rendering mevzuatının uygulanması için kesimhanelerin, kamunun ve belediyelerin teknik olarak hazır olmadığını, bu mevzuatın daha ileri tarihlere ertelenmesi gerektiğini, > Türkiye’de et fiyatları konusunda çeşitli spekülasyonların olduğunu, 2010 yılında yapılan et ithalatının hayvancılığımızı ciddi düzeyde olumsuz etkilediğini, ancak ülkemizde ithal besilik hayvana ihtiyaç olabileceğini, > Karma yeme yüzde bazında Türkiye’ye alma başarısı gösterilen 5. Dünya Yem ve Gıda Kongresi’nin 18 - 20 Nisan 2016 tarihlerinde Antalya’da Yem Sanayicileri Birliği ev sahipliğinde gerçekleştirileceği müjdesi verildi. İNFOVET 148-149 MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, Türk tarımının önemli sorunlarının nedeninin girdi maliyetlerine dayandığını açıkladı. destek verilmesi durumunda Bakanlığımızın hayvancılığa verdiği bir çok desteği tek bir kalemde toplama imkanı olduğunu, > Yağlı tohumların üretiminin artırılması ve alternatif yem ham maddelerinin üretiminin teşvik edilmesi gerektiğini, > Yem ham maddelerinin tamamında KDV’nin % 1’e indirilmesi, bununla birlikte haksız rekabetin önlenmesi, yem ham maddelerinin en etkin şekilde değerlendirilerek israf edilememesi gerektiğini söyledi. Son olarak Türkiye’ye alma başarısı gösterdikleri 5. Dünya Yem ve Gıda Kongresi’nin 18 - 20 Nisan 2016 tarihlerinde Antalya’da Yem Sanayicileri Birliği ev sahipliğinde gerçekleştirileceği haberini katılımcılar ile paylaştı. Dr. Sait Koca beyaz et sektörü ve yem sanayi ilişkisine değindi Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği (BESD-BİR) Başkanı Dr. Sait Koca yaptığı konuşmada; beyaz et sanayinin girdilerinin en büyük kısmını yemlerin oluşturması nedeniyle, beyaz et sanayicilerinin ana derneklerinden bir tanesinin de Türkiye Yem Sanayicileri Birliği olduğunu, Yem Sanayicileri Birliği ile sorunları beraberce çözmeye çalıştıklarını ve kardeş kuruluş olarak gördüklerini; rendering konusunun çözülmemesi halinde yürürlüğe girdiği anda büyük sorunlara neden olacağını, ne çevrenin ne de altyapının buna hazır olmadığını, rendering yönetmeliği yürürlüğe girmeden önce bunun neler getireceğinin çok iyi analiz edilmesi ve altyapısının çok iyi oluşturulması gerektiğini, bunlar yapılmaz ise sektörde bir kaos yaşanacağını, yemde kullanılmayan rendering ürünlerinin ikamesi için 300 500 bin ton daha fazla soya fasulyesi ithalatının yapılma zorunluluğunun doğacağını; Türkiye’de 2 milyon ton civarında beyaz et üretimi olduğunu bu yıl 500 bin ton ihracat hedeflerinin olduğunu, ancak hali hazırdaki dahilde işleme rejimi uygulaması ile bunun çok fazla sürdürülebilir olamayacağını, bu rejim ile ilgili de mutlaka yeni düzenlemelerin yapılması gerektiğini; et ithalatının beyaz et sektörünü de oldukça olumsuz etkilediğini, 500 bin ton beyaz et ihracatı yapılacağını ancak Türkiye’de et açığından bahsetmenin bir çelişki olduğunu; biyogüvenlik mevzuatının şu anda sistemi tıkama aşamasına geldiğini bu mevzuatla ilgili gerekli düzenlemeler yapılmaz ise 1 - 2 sene içerisinde Türkiye’ye hiçbir yem ham maddesinin ve gıdanın giremeyeceğini dile getirmiştir. TOPLANTI tUYEM Türkiye’de hayvancılık potansiyeli oldukça büyük TBMM Tarım, Orman, Köyişleri Komisyon Başkanı İbrahim Yiğit konuşmasında; Türkiye’nin büyükbaş küçükbaş hayvan varlığı açısından çok önemli bir potansiyele sahip olduğunu; bu nedenle yem sanayinin hayvancılık için en önemli sektörlerin başında geldiğini, yem sektöründe temel sorunun ham madde eksikliği olduğunu, dışa bağımlılığın azaltılmasının ortak görüşlerimizden olduğunu, Ülkemizde karma yem üretimi kapasitesinin artırılması hususunda ciddi ilerlemeler olduğunu ancak henüz istenilen seviyelere gelinemediğini; uluslararası rekabette çekilen sıkıntıların, teknik eleman bulma güçlüklerinin, Ar-Ge faaliyetlerine yeterince kaynak ayrılamamasının, yeni üretim teknolojilerinin takip edilmesindeki zayıflıkların ülkemiz yem sektörünün istenilen seviyeye gelmesindeki önündeki engellerden bazıları olduğunu; ülkemiz tarım sektörünün çıkarılan kanunlar ve uygulanan tarım politikaları sayesinde hem dünyada hem de AB’de önemli aşamalar kaydettiğini; ülkemizin 62 milyar dolar tarımsal hasılası ile dünyada 7., Avrupa’da ise 1. sıraya yerleştiğini, yasalar konusundaki eksikliklerin farkında olduklarını söylemiştir. Türkiye ekonomisine göre tarımdaki büyüme daha yavaş CHP Mersin milletvekili Vahap Seçer; tarımın ekonomik yönü olduğu kadar sosyal yönünün de önem taşıdığını milyonlarca insanımızın aktif olarak tarım DSP Genel Başkanı Masum Türker, ham madde konusunda ülkenin dışa bağımlılıktan nasıl kurtarılabileceğine değindi. sektöründe çalıştığını istihdamın % 26 - 27’sinin tarımda yer aldığını, son 12 yıllık süreç içerisinde Türkiye ekonomisi ile tarımdaki büyüme kıyaslandığında tarımdaki büyümenin daha yavaş olduğunu; biyogüvenlik kanunu olmadan önce biyotek ürünlerinin denetimsiz bir şekilde ülkeye girdiğini ancak kamuoyu baskısı ile acele bir şekilde mevzuatının çıkarıldığını, cezai müeyyidelerin çok ağır olduğunu, bunların iktidarın göstereceği irade ile ortaklaşa bir şekilde çözülebileceğini söylemiştir. Ekonominin genel durumu yem sektörüne de yansıyor MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya; Türk tarımının ve yem sektörünün önemli sorunları olduğunu ancak bunların önemli bir kısmının girdi maliyetlerine dayandığını; elde edilen son rakamların artık geriye doğru bir gidişin göstergesi Biyogüvenlik mevzuatı sistemi tıkama aşamasına gelmiştir ve gerekli düzenlemeler yapılmaz ise 1 - 2 sene içerisinde Türkiye’ye hiçbir yem ham maddesi ve gıda giremeyecek. İNFOVET 150-151 Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İsmail Kemaloğlu, yem sektörünce gösterilen büyümenin çok ciddi bir büyüme olduğunu söyledi. olduğunu, ekonomideki genel durumun yem sektörüne de yansıdığını; hayvancılıkla uğraşanlara sorunları sorulduğunda yem pahalı denildiğini; yemcilere sorulduğunda hububat ve yem ham maddeleri pahalı denildiğini, hububat üreticilerine sorulduğunda ise mazot, gübre, ilaç ve girdilerin pahalı olduğunun söylendiğini, yerli üretimimize kendi yerli şartlarımızın dayatıldığını, bir anlamda pahalıya üret ucuza sat denildiğini; yem ve un açısından bakıldığında hububat fiyatlarının yükseldiğinin görüldüğünü ancak hububat üreticisi açısından bakıldığında ise tarlaların boş kaldığı ve üretimin yapılamadığının görüldüğünü; 2002 yılında 1 lt mazot için 2,5 kg buğday satan bir hububat üreticisinin günümüzde 1 lt ma- zot için 6 - 7 kg buğday satmak zorunda kaldığını; Türkiye’nin tüm yapı ve sisteminin üreten ekonomi yaklaşımı ile yeniden gözden geçirilip düzenlenmesi gerektiğini, köylünün üretenin kullandığı mazotun ÖTV ve KDV’sinin kaldırılması için kanun teklifi verildiğini ancak bunun başarılamadığını söyledi. Beyaz et sektörünün sorunları olsa da en büyük 4. ihracatçı AKP Milletvekili Önder Matlı ise yaptığı konuşmada; Türkiye yem üretiminin 2002 yılında 5 milyon ton olduğunu ancak bugün itibariyle ise 18 milyon tonluk bir üretim rakamına ulaşıldığını, yine 2002 yılında 8 milyon ton civarında süt üretilirken bugün süt üretiminin 18 milyon tonu geçtiğini, yine TOPLANTI tUYEM aynı yıllarda 400 bin ton kırmızı et üretiminin bugün 1 milyon tonu aştığını, 600 bin ton olan tavuk eti üretiminin ise 2 milyon tona ulaştığını, 11 milyar olan yumurta üretiminin 17 milyar adede ulaştığını, yem üretim rakamları ile de bu rakamların doğrulandığını; Türkiye’nin sadece kendini değil yılda 35 milyon turisti ve özellikle Orta Doğu ülkelerini de besleyen bir ülke haline geldiğini; Türkiye’nin yumurta ihracatı konusunda dünyada ikinci sırada gelmesinden, bununla birlikte Türkiye beyaz et sektörünün sorunları olmasına rağmen dünyanın en büyük 4. tavuk eti ihracatçısı olmasından gurur duyulduğunu; Türkiye’nin 2023 hedeflerinin bir siyasi partinin hedeflerinden olmaktan çıktığını ve Türkiye’deki herkesin inandığı, emin adımlar ile ilerlediği bir hedef haline geldiğini; Türkiye için eskiden dünya tarımında kendine yeten 7 tarım ülkesinden birisi denildiğini, ancak bunun devam edebilmesi için hiçbir vatandaşa hiçbir gıda ürününü market rafından alma özgürlüğü tanınmaması gerektiğini, dolayısıyla bu kavramın dünyanın her yerinde geçerliliğini kaybettiğini, bugün için Türk ekonomisinin en büyük probleminin dış ticaret açığı olduğunu ancak tarım ve gıda rakamlarına bakıldığında Türkiye’nin dış ticaret fazlası veren bir ülke konumunda olduğunu; Hollanda’nın tarımsal ihracatının değerinin 100 milyar dolardan fazla olduğunu ancak ülke içinde sadece 15 milyar dolarlık tarımsal hasılanın elde edildiğini bunun yanında 70 milyar dolarlık tarımsal ithalatın ise göz ardı edilmemesi gerektiğini; ülkemizde her şeyi yetiştirmemizin mümkün olmadığını, mısırda, soyada, yağlı tohumlarda veyahut da her üründe kendi kendine yeterli bir ülke konumuna gelme gibi bir hedefimizin olmaması gerektiğini, bu konuda cari fazlayı vermenin daha önemli olduğunu; Türkiye tarımında yapısal sorunların bulunduğunu ve bu nedenle çıkarılan tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesini engelleyen kanunun çok önemli bir kanun olduğunu dile getirdi. Ham madde konusunda dışa bağımlılıktan kurtulmak gerek DSP Genel Başkanı Masum Türker ise; sektör tarafından dile getirilen rendering ve biyogüvenlik mevzuatları gibi mevzuatlar ile ilgili sorunların paydaşlığın kullanılmamasından kaynaklandığını; Türkiye’de 2002 yılında Ar-Ge faaliyetlerine yeterince kaynak ayrılamaması, yeni üretim teknolojilerinin takip edilmesindeki zayıflıklar yem sektörünün istenilen seviyeye gelmesindeki önündeki engellerdendir. İNFOVET 152-153 vatandaşların kredi kartı, tüketici kredisi, konut kredisi adı altındaki toplam borcu 6,5 milyar TL iken şu anda 355 milyar TL olduğunu; ham madde ithalatının özellikle son dönemlerde bir milli politika haline getirildiği ve ithalat devam ederken bu bağımlılıktan ülkenin nasıl kurtarılabileceği konusunda bir projenin olmadığını; yem sanayinin yapmış olduğu ithalat ve bu ithalata ödediği vergiler ile devleti erken finanse ettiğini, bu nedenle de yem sektörüne yönelik özel bir rejimin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Tarım, bilgi ve sermayenin toprakla buluşabilme gücüdür Son olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı adına Müsteşar Yardımcısı İsmail Kemaloğlu; tarımın tarifinin, bilgi ve sermayenin toprakla buluşabilme gücü olduğunu, bu anlamda yem sanayinin de çiftçinin gelişmesinde çok büyük bir aktör olduğunu, çiftçiye bilgi ulaştırabilen ve finansman anlamında katkı sağlayabilen bir sektör olduğunu; yem sektörünce gösterilen büyümenin çok ciddi bir büyüme olduğunu; tarımın risk ve belirsizlik üzerine kurulu olduğunu ve iklim faktörlerinin üretimi etkilediğini bu anlamda tarımdaki üretimin bir yıllık verilerle değerlendirilmemesi gerektiğini, 2014’te tarımda % 2’lik bir büyümenin olduğunu ancak geçmiş on yıllık dönemdeki rakamların da göz önüne alınmasının daha doğru olacağını; yem sektörüyle her zaman işbirliğine hazır olduklarını söyledi. Açılış konuşmaları ardından gündem maddeleri genel kurula katılan üyelerle müzakere edildi; Yem Sanayicileri Birliği Genel Kurulu, değerli katılımcıların bir araya geldiği akşam yemeği ile son buldu. BÜYÜKBAŞ Kuru dönem boyunca alternatif yemler Sığırlarda kuru dönem boyunca ve farklı mevsimlerde uygulanacak stratejilerle, hayvanlara sunulan kaba yem seçeneklerinin zenginleştirilmesi ve optimum beslenmenin sunulması mümkün olmaktadır. K uru dönem şartları, çiftlik hayvanları için uygun olan kaba yem seçeneklerini fazlasıyla azaltır. Ayrıca ülke çapında otlak ve mera verimini de etkiler. Kısa ve uzun dönem sonuçları çiftlik hayvanları yönetimini etkilemeye devam edecektir. Satılan veya şehir dışına yerleştirilen rekor sayıda çiftlik hayvanının yanı sıra geri kalan popülasyon için alternatifler söz konusudur. Alternatif besleme seçenekleri Alternatif bir besleme programına karar verirken, dikkate alınması gereken birçok seçenek vardır. Amaç buzağılama aralığını değiştirmeden, inek başına düşen buzağı ağırlığını koruyarak ve satılan buzağı birim ağırlığı başına yem maliyetini azaltarak yetiştiricilik yapmaktır. Besleme seçenekleri göz önüne alındığında aşağıdaki özelliklerin değerlendirilmesi gerekmektedir: >> Bölgesel yemlerden tamamıyla yararlanacağınız bir besleme programı oluşturun, >> Düşük kaliteli yemleri doğru bir şekilde destekleyin, >> Mera ve yem maddelerini hassasiyetle analiz edin, >> 1 birim ağırlıkta tane veya konsantre yem yerine, 2 birim ağırlıkta yonca kuru otu ya da 3 birim ağırlıkta yeşil ot kullanın, >> Hayvanın ihtiyacına göre her rasyonu dikkatle dengeleyin, >> Yem kayıplarını önlemek için her türlü çabayı gösterin, >> En yüksek kaliteli yemler ile daha yüksek besin ihtiyacı olan hayvanları besleyin (örn, büyüyen düveler ya da buzağılar), >> Daha düşük kaliteli kaba yemler gebeliğin üçüncü döneminin ortalarındaki ineklerin beslenmesinde kullanılabilir. >> Daha kaliteli olan yemleri doğumdan önceki ve sonraki periyotlara saklayın >> Düşük kaliteli kaba yemleri çeşitli yem katkılar ile destekleyin. Yem katkıları lezzetlilik ve beslenme kalitesini artırabilirler. Kuru otu çeşitlendirmek 1 birim ağırlıkta tane ya da konsantre yem yerine 2 birim ağırlıkta yonca kuru otu ya da 3 birim ağırlıkta yeşil ot kullanın. Rasyonunuzun ana bileşeni kaba yem olduğunda, tane yem ile besleme canlı ağırlığın % 0,4 oranını aşmasın. Tane yem besleme için her zaman uygulanabilir değildir ama mera ya da otlak koşullarında dahi olsa besleme için yollar vardır. Birçok Yetiştiricilikte artan kaba yem kalitesi, kuru madde tüketimini teşvik ederek, verim üzerine olumlu etki göstermektedir. İNFOVET 154-155 BÜYÜKBAŞ SONBAHAR KABA YEMİ PLANLAMASI yetiştirici variller, kollara ayrılmış boru, yatak ya da eski domuz besleme üniteleri kullanırlar. İnek sürüsünü kurudaki ineklerin bulunduğu gruba taşımak, yetiştiricilere tane yemlerin ve yem yan ürünlerinin avantajlarını kullanma olanağı sağlayan bir yönetim alternatifi olabilir. Kurudaki ineklerin rasyonları, yem maliyetini azaltırken, bu ineklerin besin maddesi ihtiyaçlarını karşılamak üzere formüle edilmiştir. Sonuç olarak, tüketim genellikle sınırlıdır. İnekler konsantre yem tüketiminin sınırlanmasından dolayı, zayıf görünebilirler ve aç gibi davranırlar. Ancak 14-21 gün sonra yem tüketimindeki azalmaya adapte olacaklardır ancak aç gibi görünmeye devam edebilirler. İnekler yüksek tane yem içeren rasyonlara 7-10 gün arasında adapte olurlar ve bu zaman boyunca yakından gözlenebilirler. Rumen fonksiyonlarının devam etmesi için minimum miktarda kaba yeme ihtiyaç duyulur. Genel bir kural olarak, inekler vücut ağırlıklarının en az % 0,5’i kadar kaba yem (% 90 kuru madde içeren) tüketmelilerdir. Dolayısıyla yaklaşık 550 kg. ağırlığında bir inek günde en az 2.7 kg kaba yem tüketmelidir. Birçok durumda, yetiştiricilerin sınırlı yemden yararlanması için en iyi alternatif, kurudaki ya da İNFOVET 156-157 Haziran ayında çavdar, tritikale ya da buğdayın kış variyetelerini ekin. Ayrıca, yulaf, sorgum-sudan ya da şalgam, lahana ya da kolza gibi herhangi bir brassica (hardal) ailesinden birini ekin. Besleme ve hasat stratejileri küme halinde otlatma, yığma kaba yem, kaba yem amoniyasyonu ve sıvı katkı maddesi kullanmayı içerir. Kuru dönem normal verim siklusunun bir kısmını oluşturur. Bu kuru dönem ve azalan yem tüketimi genel yönetim planının bir parçası olmalıdır. Düşük kaliteli kaba yemler, çeşitli yem katkılar ile desteklenebilir. Yem katkı maddeleri lezzetlilik ve beslenme kalitesini artırmak için kullanılabilir. Alternatif bir besleme programına karar verirken, dikkate alınması gereken birçok seçenek vardır. Amaç buzağılama aralığını değiştirmeden, inek başına düşen buzağı ağırlığını koruyarak ve satılan buzağı birim ağırlığı başına yem maliyetini azaltarak yetiştiricilik yapmaktır. Tablo 1. Kuru dönem ve laktasyondaki inekler için yüksek oranda tane yem içeriğine sahip, olası rasyonlar Kurudaki inekler - 1050 lbs.* Laktasyondaki inekler - 1050 lbs* 1. Gereksinimler: lbs Fosfor - 16 gram A - 25,000 IU 1. Gereksinimler: TDN - 9.2 lbs Protein - 2.3 lbs Fosfor - 24 gram Kalsiyum - 16 gram Vitamin A - 40,000 IU TDN - 13 lbs. Protein - 1.3 lbs Kalsiyum - 32 gram Vitamin 2. Olası rasyon: Soya küspesi - 0.5 lbs Serbest Mineral Seçimi (Vitamin A ile yüksek kalsiyum besi ünitesi tipi) 2. Olası rasyon: Mısır - 10 lbs Kuru ot ** - 4 lbs Soya küspesi - 2.0 lbs Serbest Mineral Seçimi Mısır - 13 lbs Kuru Ot** - 3 lbs * Canlı ağırlıktaki her 100 pound artış için, günlük TDN’de 0,7 pound, proteinde 0,1 pound arttırın. ** Düşük kaliteli kuru ot ya da bitki artıkları ortalamasını varsayar. Eğer iyi kalitede yonca kuru out kullanılırsa, kurudaki inek için ilave protein gerek kalmaz ve laktasyondaki inekler sadece 1 pound soya küspesi ya d eş değeri kadar protein ihtiyaç duyarlar. Bu rasyonlarda yüksek enerji düzeyinden dolayı, üre protein kaynağı olarak kullanılabilir. BÜYÜKBAŞ ÖZET BİLGİLER • Kuru dönem normal verim döngüsünün bir kısmını oluşturur. Bu kuru dönem ve azalan yem tüketimi genel yönetim planının bir parçası olarak düşünülmelidir. • Birçok durumda, yetiştiricilerin sınırlı yemden yararlanması için en iyi alternatif, kurudaki ya da yarı kısıtlanmış inekleri, yüksek tahıllı yemler ile beslemektir. • 1 birim ağırlıkta tane ya da konsantre yem yerine 2 birim ağırlıkta yonca kuru otu ya da 3 birim ağırlıkta yeşil ot kullanın. • İnekler konsantre yem tüketiminin sınırlanmasından dolayı, zayıf görünebilirler ve acıkmış gibi davranırlar. Ancak 14-21 gün sonra yem tüketimindeki azalmaya adapte olacaklardır. yarı kısıtlanmış inekleri, yüksek tahıllı yemler ile beslemektir. Bir inek için en pahalı besin maddesi enerjidir (TDN). Tablo 1, besi sığırlarının – buzağısı sütten kesilmiş sonbahar veya ilkbaharda doğum yapan ya da günlük 6.3-7.2 kg. süt veren laktasyondaki bir ineğin besin maddeleri gereksinimlerini ve tipik rasyonlarını göstermektedir. Bu rasyonları değerlendiren birçok insanın ilk tepkisi, ineklerin bu kadar az miktarda yem ile hayatta kalamayacağı olur. Ama tane yemin konsantre bir enerji kaynağı olduğunu, 4.5 kg tane yemin 6.8-9.0 kg. kuru ota eşit enerji içerdiğini unutmamak son derece önemlidir. İnekler tıpkı besi ünitesindeki sığırlar gibi yüksek tane içerikli yeme yavaş yavaş adapte edilİNFOVET 158-159 İneklerin konsantre yem tüketimlerini sınırlandırıldığı zaman rumen fonksiyonlarının devamı için minimum kaba yeme ihtiyaç duyulur. Genel kural olarak, inekler vücut ağırlıklarının en az % 0,5’i kadar kaba yem tüketmeliler. melidir. Hayvan başına günlük 0.9- 1.35 kg. bütün kabuklu mısır ve serbest miktarda kaba yem ile başlamak önerilen bir uygulamadır. Daha sonra, son rasyona ulaşana kadar tane yemi günlük 450 g. artırın ve kuru otu her gün 900 g. azaltın. Tüm ineklerin aynı anda yiyebilmesi için yeterli alanı sağladığınızdan emin olun. Mümkünse günde iki defa besleme yapmaya özen gösterin. Öncelikle inekler sınırlı yeme, tane yem bazlı rasyona alışmak için düğmeye basarlar, vücut kondisyonlarını (fazla kilo) gözlemler ve mevcut durumlarını korumak için ihtiyaç duydukları tane yem miktarını ayarlarlar. Tablo 1’deki oranlar, az miktarda kullanılan kaba yem miktarını minimize etmek için yüksek düzeyde tane yem beslemesini açıkça gösterir. Bununla birlikte, rasyon formülasyonu, ineğin besin maddeleri gereksinimlerini karşıladığı sürece kaba yem ilavesine bağlı olarak diğer tane yem ve kaba yem oranları kullanılabilir. Alternatif yemler Alternatif yemler dikkate alındığında, bir beslenme analizi yapılır. Ayrıca yıllık kaba yemlerde sorgumlar ve sorgumlardaki prusik asit düzeyi, sudanlar ve sorgum-sudan çeşitleri için testler yapılır. Yonca kuru otu ve yeşil ot bağımlılığına alternatif olarak kullanılan yemler, mısır sapları, mısır samanı, buğday samanı, sorgum-sudan, pamuk tohumu kabuğu, soya fasulyesi Kaba yemlerin ham protein içeriği kalitesi ile doğrudan ilişkilidir. kabuğu, buğday değirmen artığı ve mısır glütenini içerir. Pamuk tohumu kabuğu proteinden fakirdir (%3,5) fakat geç biçilmiş yeşil otun enerjisine sahiptir. Pamuk tohumu kabuğu %30-40 doğal protein ve mineral katkısı ile 0.9- 1.35 kg kullanılabilir. Soya fasulyesi kabuğundaki ham protein oranı %10 ile %16 arasında değişir. Soya fasulyesi kabuğu ilave kaba yem olmadan kullanılabilirler, bununla BÜYÜKBAŞ İlkbaharda kaba yem planlaması Sorgum hem tane, hem de yeşil yem kaynağı olarak hayvancılıkta kullanılmaktadır. Pamuk tohumu kabuğu proteinden fakirdir ama geç biçilmiş yeşil otun enerjisine sahiptir. % 30-40 doğal protein katkısı ile 0.9-1.35 kg kullanılabilir. Soya fasülyesi kabuğundaki ham protein ise %10 - %16 arasında değişir. beraber 2’ye 1 oranında kuru ot ile kullanıldığında sindirilebilir enerji artırılır. Buğday değirmen artıkları iyi bir protein (%18) ve enerji kaynağıdır. Buğday değirmen artıklarını en az 2.25 kg. kaba yem ile karıştırarak kullanmak en iyisidir. Mısır glüteni, mısır ıslak öğütme endüstrisi yan ürünüdür ve ıslak veya kuru formu mevcuttur. Proteinden zengindir (%25) ve bir kaba yem kaynağı ile canlı ağırlığın % 0,5’i oranında kullanılabilir. Özellikle herhangi bir alternatif yemden yararlanıldığında ve tüm dönemlerde, ineklerde bir kalsiyum-fosfor mineral karışımı ve tuz kullanılabilir. Ayrıca vitamin A ilavesi de gerekebilir. Yaz mevsiminde kaba yem planlamasının yapılması Yaz aylarında otlatma için sorgum-sudan bitkisi ekilebilir. Sorgum-sudan, mısırdan daha az su kullanır ve iki üç biçme ya da otlatma rotasyonu için yeterli İNFOVET 160-161 kaba yemi sağlar. Bununla beraber sorgum-sudan ile otlatırken ya da hasat yaparken dikkat edilmelidir. Sorgum-sudan prüsik asit birikimine elverişlidir. Prüsik asit stres altındaki bitkilerde birikir. Bitkilerde meydana gelen stresin nedeni kuraklık, don, aşırı gübreleme ya da rüzgar olabilir. Çiftlik hayvanlarının prüsik asit üreten bitkiler ile zehirlenme- sinin en yaygın nedeni kuru dönem boyunca bodur bitkiler ile otlatmadır. Sorgum-sudan yönetimi aşağıdakileri kapsar: >> Şiddetli bir don olayından sonra birkaç gün hayvanları otlatmaktan kaçının >> Filizler 38-46 cm. uzunluğa ulaşana kadar hayvanlarınızı otlatmamaya özen gösterin İlkbaharda otlaklar her zaman yüksek kalitelidir. Yıllık çavdar, tritikale ya da yulaf gibi küçük tane yemler, ilkbahar kaba yemlerinin eksikliklerini doldurmak için kullanılabilir. Bir sonraki yıl için yapılan planlamada, gelecek baharda daha fazla kaba yem elde etmek için bu çeşitleri ağustos veya eylülde ekmek gereklidir. Eğer yıllık kaba yem sıkıntısı (kuraklık, rüzgar, aşırı azotlu toprak, gölge, don, belirli herbisitler, asitli toprak, düşük büyüme sıcaklıkları ve besin maddeleri eksiklikleri) varsa kaba yeme nitrat testleri yapıldığından emin olunmalıdır. Yüksek nitrat içerikli kaba yemler, diğer yem maddeleri ile dilüe edilerek ya da enerji ilavesi ile tüketilebilirler. >> Hayvanların doyduğundan emin olun, onları günün sonunda geri getirin >> Yeşil ot ya da yonca kuru otu ile dilüe edin Yaz aylarında otlatma için ekilebilecek diğer bitkiler akdarı, şalgam ya da yulaftır. Bunlarla ayrıca kışın ve sonbaharda da hayvanlar otlatılabilir. Kuraklık boyunca bu kritiktir. Çünkü su ve kaba yem yokluğu bazı yetiştiricileri meraları erkenden açığa çıkarmaya zorlayabilir. Zamanında yapılan planlama, hayvancılık için uygun yeterli yeşil kaba yemin var olmasını sağlar. Kümeste büyük tehdit: Kırmızı tünek akarı Dünya çapında yayılım gösteren kırmızı tünek akarına karşı birçok akarisit kullanılıyor olmasına karşın, direnç gelişimi ve gıda güvenliği nedeniyle kontrolünde güçlük çekiliyor. H ayvancılığın tüm dünyada ekonomik yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerçeği ülkemiz için de geçerlidir ve günümüzde kırsal kesimde yaşayan halk geçimini bu şekilde sağlamaktadır. Bilindiği gibi kalkınmayı sağlayan en önemli hayvancılık dallarından bir tanesi de kanatlı sektörüdür. Kanatlı sektörü diğer hayvancılık kollarında olduğu İNFOVET 162-163 gibi sürekli olarak çeşitli hastalık etkenlerinin tehdidi altında kalmaktadır. Özellikle birçok paraziter hastalığın gizli seyretmesi neticesinde hayvan sağlığının tehlikeye girmesi söz konusu oluyor. Tavuk ektoparazitlerinin yayılış oranları ile ilgili çalışmaların sonuçları ülke, bölge ve araştırıcılara göre farklılık göstermekle birlikte % 6-84 arasında değişkenlik kaydediyor. Yumurtacılarda yüksek risk Kanatlı sektöründe tehlikeli ektoparaziterlerden bir tanesi de kanatlılarda kırmızı tünek akarı adı verilen Dermanyssus gallinae’dır. Kanatlıların kırmızı biti veya tünek biti adı da verilen Dermanyssus gallinae, Avrupa’da yumurtacı tavuklarda en çok ekonomik zarara yol açan parazittir. Bu zorunlu hematofajik parazit tüm evcil ve yabani kuşlar için zararlıdır. Tümüyle tür spesifik olmayan kırmızı kanatlı biti, çoğunlukla evcil yumurtacılara özgü sistemlerde büyük bir popülasyon kurmaya müsaade edecek yaklaşık 72 haftalık dönemde görülür. Geçici parazit olarak nitelendirilen bu parazit, geniş popülasyonlar halinde kümes ve kuş yuvalarına yerleşebilir. Gün boyunca barınakların yarık ve çatlaklarında, toprak, KANATLI de yapılan diğer bir çalışmada da görülmüştür. Bu çalışmada yumurta üretiminde % 95’den % 75’lere varan bir düşüş ve mortalite oranında % 5’den % 52’lere yükselme göze çarpar. Çok sayıda etkenin bulaşmasından sorumludur Yayılım hızı çok yüksek olan bu tehlikeli parazit, hem bakteriyel hem viral çok sayıda patojenik kanatlı enfeksiyon etkenin de vektörü olarak görev Genellikle geceleri saklandıkları yerlerden çıkarak, kanatlılara saldıran bu zararlı ektoparazitin boyutları 2 mm’ye kadar ulaşabilir. gübre veya yuvaların altına gizlenirler. Erişkin dişiler yaklaşık 1 mm boyunda ve 0.4 mm enindedir. Kan emdikten sonra 2 mm’ye kadar uzar. Kutikulası ince ve yumuşaktır. Kan ile beslenmesine bağlı olmakla birlikte griden kırmızıya veya siyaha değişen renklerde görülebilir. Dişiler kan emdikten yaklaşık 12-24 saat içerisinde yumurta bırakırlar. Her defasında çıkardıkları yumurta sayısı 4-8 arasında değişir. Parazitin yaşam çemberi uygun şartlar altında bir haftada tamamlanır. Ortalama 5 ay olan ömürlerinde kan emmeden de bir ay kadar yaşamlarını devam ettirebilmektedirler. İngiltere’de yapılan bir çalışma yumurtacı tavuklarda Dermanyssus gallinae’nın geniş bir prevalansa sahip olduğunu % 87,5’lik bir oranla desteklemiş ve free range ile kafeste yetiştirme kıyasla- dığında serbest yetiştirmede daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte kümes sistemlerinde bulunan parazit popülasyonunun varyasyonu da göz önünde bulundurulmalı ve kümes çevresi özelliklerinin de paraziter enfestasyonlarda rolü olduğu unutulmamalıdır. Yumurta üretiminde önemli düşüş Kanatlılarda kırmızı bit enfestasyonunun önemi hem kanatlı refahı hem de ekonomik açıdan şiddetli bir şekilde ön plana çıkmaktadır. Hayvandan beslenen parazitler irritasyona, huzursuzluğa, bazen de ölümle sonuçlanabilen hafif ya da ağır kansızlığa neden olabilirler. Bunun yanı sıra konakların derilerinde kızarıklık, şişkinlik ve genellikle alopesi ve nekrotik odaklarla karakterize dermatitis görülür, şiddetli pruritis vardır. Enfestasyonla ilişkili olarak kanatlılarda kanibalistik tüy yolma gibi davranış değişiklikleri de gözlemlenir. Meydana gelen anemi gibi hematolojik bozukluklar dolayısıyla genel bir zayıflığın yanı sıra konakçıların diğer hastalıklara olan duyarlılıkları artmaktadır. Ağır enfestasyonlar hayvanların performansını da olumsuz önde etkilemektedir. Düşük yumurta kalitesi ve üretimde azalma (zayıf yumurta kabuğu bütünlüğü ve kan lekesi) görülen başlıca etkileridir. Kafes sisteminde bulunan Ross ırkı tavuklarda yapılan çalışmada her ünitede bulunan kanatlıların % 1-4 arasında kırmızı tavuk biti ile enfeste olması sonucunda yumurta üretiminin % 10 oranında düştüğü görülmüştür. Buna benzer bir tablo kafes sistemi ile yetiştirilen tavuklar üzerin- Dermanyssus gallinae, Salmonella ve benzeri birçok önemli hastalığa yol açabilecek etmenler için vektör olarak görev alır. yapabilmektedir. Bu hastalıklar St Louis ensefaliti virüsü, Salmonella spp., spiroket, kanatlı çiçeği, Newcastle hastalığı, kanatlı tifosu, kanatlı kolerasıdır. Tüm bu hastalıkların yanı sıra bazı kanatlılar, insanlar ve tek tırnaklılar gibi vertebralılarda ölüme yol açabildiği bildirilen, Togaviridae ailesinden alphavirus cinsi Eastern Equine Encephalomyelitis virüsünün ilk izolasyonunun da Dermanyssus gallinae’den yapıldığı literatürlerde kaydedilmektedir. Kırmızı tavuk biti enfestasyonlarının kanatlılarda temas halinde olan kişilerde de görüldüğü bildirilmiştir. Kanatlı biti tarafından Kırmızı tavuk biti günümüzde free range yetiştiricilik yapılan işletmelerde ve kanatlı endüstrisinin diğer sektörlerinde artan bir problemdir. Etken genellikle yaz aylarında çabuk bir şekilde çoğalıp daha tehlikeli hale gelmektedir. İNFOVET 164-165 KANATLI ısırılan kişilerde hafif derecede irritasyondan, deri lezyonları ve dermatitise kadar olan semptomlar açığa çıkar. Kontrol için farklı yöntemler Optimal koşullar altında parazitin yaşam siklusu bir haftada tamamlanır. Bu nedenle hızlı bir şekilde büyük popülasyonlara ulaşabilirler. Küçük ve dar alanları işgal edebilme yeteneği parazitle mücadeleyi ve kontrol tedbirlerinin alınmasını son derece zorlaştırmaktadır. Kontrolde fiziksel, kimyasal ve biyolojik yöntemler kullanılır. Kırmızı tavuk bitinin en yaygın kontrol yöntemi ise pestisit uygulamasıdır. Ancak kanatlı kümeslerinde uygulanmak için piyasaya sürülmüş kayıtlı pestisit sayısı, çevrede istenmeyen etkileri olması, gıdada antibiyotik ve kimyasal kalıntılar ve ilaç direncine neden olduğundan göreceli olarak düşüktür. Buna ek olarak parazitin kan emmeden uzun süre hayatta kalabilme yeteneği, yarık ve çatlaklarda gizlenmesi, üreme kapasitesi ve yanı sıra kısa yaşam döngüsü eradikasyonunu zorlu kılmaktadır. Piretroidler halen mevcut kanatlı işletmelerinde akarisit olarak kullanılan başlıca Primer etkisi doğrudan kan emmesine bağlı şekillenen etkenin diğer hayvanları da kolaylıkla enfekte edebileceği görülmektedir. Bu inatçı parazit, kümes hayvanlarının yanı sıra kafes kuşlarının, güvercinlerin ve yabani kuşların kanları ile de beslenebilir. İNFOVET 166-167 bileşiklerdir. Bunlar memelilerdeki toksik etkilerinin düşük olması ve yumurtada minimal kontaminasyon riski nedeniyle tercih edilmektedirler. Avrupa’daki ülkeler arasında kimyasal akarisit uygulanması yönünde çeşitli kısıtlamalar mevcuttur. Örneğin İsveç’te ektoparazitlerin kontrolü için kullanılabilecek hiçbir kayıtlı bileşik yoktur. Ne yazık ki, kırmızı kanatlı bitinin kontrolünde yapılan püskürtme şeklinde uygulama, hala en etkili yöntem olarak kabul edilmekle birlikte hem insan hem de havyan sağlığını riske etmektedir. Parazit çok az sayıdaki kayıtlı akarisit içerisindeki kimyasal maddeye direnç geliştirmiş, henüz problem daha kötü bir boyuta ulaşmamıştır. Sentetik akarisitlerde problem Akarisitlerin kullanımı ile parazit sayısında belirgin bir azalma meydana gelmiyorsa kullanılan akarisite direnç gelişimi riski söz konusudur. Yeterli sayıda parazitin ölmemesi aynı kimyasalın uzun vadede kullanımı sonucunda oluşur. Araştırmacılar piretroitlere karşı direnç gelişimi olduğunu öne sürerken raporlar da DDT ve organofosfatlara karşı direnç geliştiğinden şüphe duyulmadığını göstermekte. Piyasaya yeni sürülen bir akarisitin direnç gelişimi oluşabileceğinden şüphe duyuluyorsa, kimyasalın rotasyonlu kullanımı şeklinde bir strateji geliştirilmesi tavsiye edilmektedir. Rotasyon için kullanılması önerilen 3 olası grup organofosfatlar / karbamatlar, piretroitler ve y endektositlerdir. Rotasyon uygulaması ile parazit popülasyonu içerisinde parazitin kimyasaldan etkilenmesine engel olan dayanıklı genlerin ortaya çıkması sınırlandırılmış ve akarisitlerin nüfuz etmesini sağlayan şüpheli genlerin artırılması sağlanmış olur. İngiltere’nin kuzeyinde 1.03 milyon yumurtacı tavuk bulunan ticari bir yumurta işletmesinde yapılan bir araştırmada; kırmızı tavuk biti kontrolünde tercih edilen öncelikli metodun Yeni bir kontrol yöntemi daha Newcastle Üniversitesi’nden Dr. Olivier Sparagano, kuş gribi hastalığı gibi hastalıklarda kullanılan yeni tedavi yöntemleri nedeniyle akarisitlerle mücadele için kullanılan kimyasallara direncin geliştiğini ve bu nedenle bu parazitlerle mücadelede acilen yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Dr. Sparagano kırmızı tavuk bitinin içinde simbiyotik olarak yaşadığını keşfettikleri bakterinin faaliyetini bozarak yararını engellemek şeklinde yeni bir kontrol metodu geliştirilebileceğini belirtiyor. Eğer bilim adamları başarılı olurlarsa kimyasal akarisitlerin kullanımına son verilebilir. Bu şekilde bazı akarisitlerin hem çevreye olan zararları hem de uygulayan kişilerde gelişen zararlar engellenmiş olacaktır. Bunun yanı sıra bazı akarisitlerin zararlı etkileri arasında yumurta ile tüketiciye geçmesi gibi bir durum da bulunmaktadır. Bakteriler parazitler için bariz bir şekilde önemlidir. Akar ile simbiyotik bir yaşam süren bakteriye yönelik olan bu yeni kontrol yöntemi ile aynı zamanda yüksek yumurta kalitesi ve daha az hastalık geçişi ile üretim sürecinde ekonomik faydalar sağlanabilecektir. KANATLI İLK KEŞİF D. gallinae ilk olarak 1778 yılında de Geer tarafından tanımlanmıştır. İnsanlarda ilk enfestasyon şüphesi 1809’da Willan tarafından ortaya konmuş ve 1828’de Saint-Vincent ilk olarak deri üzerinde etkeni gözlemlemiştir. Ancak 1958 yılında Williams tarafından ortaya konana dek bu etkenin insanlardan kan emdiği henüz bilinmiyordu. Birçok isimle anılan bu zararlı etkene geçmiş dönemlerde gamasoidosis, tavuk kenesi, spora dermanyssica ve pseudogale gibi farklı isimler de verilmiştir. püskürtme şeklinde yapılan uygulama olduğu buna karşın bazı üreticilerin bu kimyasallara fazla direnç gelişmesi gibi bir endişe taşıdıkları bildirilmiştir. Kontrolde dört temel bölüm Follukların ve yemliklerin parazitlerin yerleşimine uygun noktaları gözden geçirilmelidir. Etkenin bir birimden diğerine taşınmasının önlenmesi için çalışma alanı içerisinde iyi personel hijyeni uygulanmalıdır. Etken popülasyonunun düzenli bir şekilde monitörizasyonu ve parazit yönünden yoğun olan herhangi bir bölgenin lokal tedavisinin düzenli bir şekilde yapılması sağlanmalıdır. Düzenli kimyasal kontrol sağlanması gerekir. Kırmızı tavuk biti kontrolünün sağlanması için kümese veya kafeslere bir sonraki hayvan grubunu koymadan önce dikkatli bir temizlik ve dezenfeksiyon programı yürütülmelidir. Çünkü 1 2 3 4 İNFOVET 168 Parazit şimdiye dek çok az sayıdaki kayıtlı kimyasal maddeye direnç geliştirmiştir. yarıkların ve Dermanyssus gallinae’nin sığınabileceği özellikteki çatlakların ortadan kaldırılması ile sağlanan kontrol, kimyasal uygulama ile daha güvenli bir şekilde devam ettirilecektir. Sürü veya dışkılar ortamdan kaldırıldıktan sonra güçlü bir su kaynağı veya buharlı bir temizleyici kullanılarak doğrudan temizlik yapılmalıdır. Pratikte iyi bir temizlik sağlamak için kümes içi bazı donanımları çıkarmak gereklidir. Kırmızı tavuk biti doğal olarak yabani kuşların folluk ve tüneklerinde görülür. Bu nedenle kanatlı işletmeleri yakınındaki bu yuvaların oluşmasının önüne geçmek gereklidir. Özellikle folluk ve yemlik çevresindeki herhangi bir açıklık derhal onarılmalı veya doldurulmalıdır. Kümes içerisi temizlenip (kuru-ıslak ve buhar) iyice kurutulduktan sonra onaylanmış bir pestisit kullanılarak, duvar ve zemindeki tüm yarık ve çatlaklar özel bir ihtimam ile uygun bir şekilde spreylenmelidir. Yalnız burada spreylemenin temizlik sonrası kuru yüzeylere doğru ekipmanla uygulanması ve ayrıca kullanılan ürünün etkinliğinin de monitorizasyonla belirlenmiş olması gerekmektedir. Kanatlı kümeslerine konacak Kırmızı tavuk biti enfestasyonlarının kanatlılarla temas halinde olan kişilerde de zaman zaman görülebildiği bildirilmiştir. hayvanların kırmızı tavuk biti açısından ari sertifikalı kaynaklardan alınması ve transport sırasında özel bir dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Tüm kümesler haftalık rutin olarak monitorize edilmeli, parazitin bulunması olası yerlere spot uygulamalar yapılmalıdır. Sistemik bir şekilde uygulanan monitorizasyon; tedavide zamanın maksimum kullanımı için yardım eder, çalışma alanını daraltarak insektisit ve işgücü bedelini düşürür. Yanı sıra yapılan uygulamanın ve kimyasalın değerlendirilmesini sağlar, kontrol düzeyini geliştirir, görünmeyen enfestasyonları belirler, karanlık noktalarda yeri tam olarak belirlemeye yarar. Pestisitin en etkili şekilde kullanılması, daha az sayıda yumurtanın elden çıkarılması, mortalite oranının azaltılması da maddi açıdan kazanım sağlamaktadır. Kaynaklar > Biology and ecology of the poultry red mite > Chicken Mite- Merck Veterinary Manual > Poultry Red Mite Control Methods in Practice Barbara Bell ADAS > Dermanyssus gallinae İnfestasyonunun Horozların Bazı Hematolojik Değerleri ve Canlı Ağırlıkları Üzerine EtkisiTufan Keçeci, Erol Handemir, Gülşen Orhan. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı
Benzer belgeler
notlar - Infovet Dergi
Prof. DR. AHMET ERGÜN
Prof. Dr. Sezgin Şentürk
PROF. DR. EROL ŞENGÖR
Prof. Dr. Murat Fındık
Prof. Dr. İsmail Bayram
Prof. Dr. Tolga Güvenç
Prof. Dr. Necmettin Ceylan
Prof. Dr. Doğa Temizsoylu
Doç. ...
CavalIer KIng Charles spanIel
Prof. Dr. Sezgin Şentürk
PROF. DR. EROL ŞENGÖR
Prof. Dr. Murat Fındık
Prof. Dr. İsmail Bayram
Prof. Dr. Tolga Güvenç
Prof. Dr. Necmettin Ceylan
Prof. Dr. Doğa Temizsoylu
Doç. Dr. Süleyman BacINOĞLU...