gazete internete 21. sayı.indd - Arıyorum İTÜ Gazetesi
Transkript
gazete internete 21. sayı.indd - Arıyorum İTÜ Gazetesi
IR OLMAK RE YA DA GU OĞUZ ATAY’A TUTUNAMADIK MI? İTÜ’lü bir mühendisi hayal edin. Üzerine başarılı bir yazarlık ve farklı bir anlatım üslubu ekleyin. İşte Oğuz Atay.... Atay eserlerinin üniversitelerdeki yerini araştırdık. Detaylar sayfa 5’de. arıYORUM OLMAMAK LAR itü kültür ve sanat birliği basın yayın kulübü yirmibirinci sayı, ocak ikibinonüç süreli yayın ISSN: 1305 - 4785 DESTEK GECİKMEDİ Ders seçimlerinde hocaların isimleri niye saklanır? Prof. Dr. ORHAN KURAL itü gazetesi yazdı. Sayfa 4’te... 124 İTÜ’lü akademisyen çeşitli üniversitelerden 950 akademisyen meslektaşı ile beraber üniversite yönetimlerini kınayan ve ODTÜ’lü meslektaşlarının ve öğrencilerin yanında olduklarını bildiren bildiri yayınladılar. “ODTÜ’de yaşanan olaylarda öğrencilerin maruz kaldığı polis şiddetini kınıyoruz. ODTÜ’lü meslektaşlarımızın tüm ifadelerine rağmen, söz konusu açıklamayı yapan üniversite yönetimlerinin, polisin olayları başlattığı, olayların ilk aşamasından itibaren iyi niyetli davranmadığı ve orantısız güç kullandığı gerçeğini göz ardı etmelerini manidar buluyoruz. Polis şiddeti karşısında tek vücut olarak tepki gösteren ODTÜ’lü meslektaşlarımızın ve öğrencilerin yanında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. “Üniversitenin özgürlüğü sadece öğretim elemanlarının araştırma ve ifade özgürlüğünden ibaret değildir. Öğrencilerin düşünce, ifade ve protesto özgürlükleri de üniversite ortamının ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’de son yıllarda öğrenciler üzerinde artan baskılara sessiz kalan, akademik özgürlüklere yapılan müdahaleler karşısında susan üniversite yönetimlerinin, iktidarı elinde tutanlara hoş görünmek maksadıyla yaptıkları açıklama, akademi tarihine kara bir leke olarak düşmüştür. “Bugün, baskıcı politikaların ana hedefi haline gelmiş olan ODTÜ’lü akademisyen ve öğrencilerin yanında yer almak, akademi ve demokrasi tarihi açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Basit iktidar hesapları ve ikbal kaygıları ile ODTÜ’ye karşı tavır alan üniversite yönetimleri ve bu yönetimleri destekleyenler veya bu politikalar karşısında sessiz kalanlar, bu davranışlarının hesabını, akademik özgürlükler ve demokrasi tarihi önünde vermek zorunda kalacaklardır.” FATİH AVCI ODTÜ’YÜ YAZDI Köşe yazarımız Fatih Avcı, ODTÜ olaylarını anlattığı yazısında olayları, saflaşmaları ve tutarsızlıkları yazdı. Ayrıca Ulusal Öğrenci Konseyi’nin tutarsızlıklarına da yazısında değindi. Detaylar sayfa 6’da. ODTÜ Amatör Fotoğrafçılık Topluluğu Sözünüzü kağıda geçirip, fakültelerde, bölümlerde, dersliklerde, laboratuvar ve atölyelerde, kısacası üniversitelerin her köşesinde fotoğraflarla belgeleyip gönderebilirsiniz. benimde1sozumvar.tumblr.com İTÜ Geliştirme Vakfı’nın katkılarıyla... ODTÜ TEK VÜCUT OLDU! Göktürk-2 Uydusu’nun fırlatılması sebebiyle ODTÜ Kampüsü içindeki TÜBİTAK Binası’ndaki 18 törene Başbakan da katıldı. Yaklaşık 200 öğrenci, kampüs içinde toplanarak programın yapılacağı binaya ulaşıp, basın açıklaması yapmak istedi. Bina çevresinde yoğun güvenlik önlemi alan çevik kuvvet ekip- leri, panzerlerle grubun önünü kesti. Bu sırada öğrenci grubuna polisin tazyikli su ve biber gazı sıkması ile ortalık karıştı. Olayın ardından ODTÜ’nün polisi, Başbakan’ın ODTÜ’yü kınaması gündemden inmezken, bu önemli bilimsel gelişme gereken ilgiyi alamadı. Detaylar sayfa 2’de. www.gazete.itu.edu.tr 2 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 3 ARIYORUM İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 GELENEK SÜRDÜ, DİRENİŞ BÜYÜDÜ ÇADIRA KARDEŞ KARAVAN GELDİ 50d maddesinden ötürü zor durumda kalan araştırma görevlileri kış aylarında eylemlerini sürdürebilmek için kampüse getirdikleri karavan ile yemekhane önüne yerleştiler. Araştırma görevlileri birçok öğrenci ve öğretim görevlisi tarafından destek alırken, İTÜ Rektörlüğü’nün yeni öğretim üyesi ve görevlisi alma ilanları ulusal medyada duyurulmaya başlandı. İTÜ’de kontenjan açılan görevlere alınacak kişi sayıları yandadır: Profesör: 15 Doçent: 33 Yardımcı Doçent: 17 Öğretim Görevlisi: 8 Araştırma Görevlisi: 33 Okutman: 1 Uzman: 1 REKTÖRE SORDUK ! İTÜ Rektörüne sorularınızı ulaştırıyoruz. [email protected] adresimize göndereceğiniz soruların arasından en fazla merak edilenlerini Prof. Dr. Mehmet Karaca’ya soruyoruz. Yanıtları gazetemizde yayınlıyoruz. VADİ CAFE YENİLENDİ İTÜ Vadi Yurdunda yer alan kantin yenilenmiş haliyle 250 kişiye hizmet verecek. Vadi Cafe adıyla hizmete başlayan kafede İTÜ’de okuyan öğrenciler de yarı zamanlı olarak çalışma imkânı buluyorlar. Öğretim Üyesi İngilizce Eğitim Anketi Öğrenci Dekanlığı tarafından yapılan anket, birçok öğrencinin ve öğretim üyesinin üzerinde tartıştığı “Eğitim dili İngilizce olmalı mı? Olmamalı mı?” sorusuna 256 öğretim üyesinin toplam 12 soruya verdiği cevaplar ile İTÜ’nün bu konuya bakışını gösteriyor. Buna göre ankete katılanlara yöneltilen “İTÜ’de eğitim dili sizce ne olmalıdır?” Sorusuna %48,8 İngilizce destekli, %27,3 Türkçe, %14,1 İngilizce olması gerektiğini, %9,8 ise mevcut durumun ideal olduğu yanıtını verdi. Eğitim dilinin İngilizce olmasının eğitim kalitesini düşürdüğünü düşünenlerin oranı %69,7 olurken olumlu etkilediğini düşünenlerin oranı %16,1, etkisi olmadığını düşünenlerin oranı ise %14,2’de kaldı. Katılımcılara yöneltilen bir diğer soru ise eğitim diline kimin karar vermesi ge- rektiği idi. Bu soruya öğretim üyelerinin %74,4’ü bölüm akademik kurulunun karar vermesi gerektiği yönünde cevap verdi. Ve sürekli konuşulan, öğrencilerin lisans eğitimine yetersiz İngilizce ile geldiği, bu yüzden derslere tam olarak katılım sağlayamadığı konusunda öğretim üyeleri bu şehir efsanesinin doğruyu yansıttığını %50’yi geçen oranlar ile gözler önüne serdi. Anket ile ilgili diğer sorulara ve sonuç grafiklerine http://www. odek.itu.edu.tr adresinden ya da qr kodu akıllı telefonunuza okutarak ulaşabilirsiniz. ODTÜ Devrim Stadı’nda öğrenciler “ODTÜ AYAKTA” yazısı oluşturdu. ODTÜ’de Neler Yaşanmıştı? Göktürk-2 Uydusu’nun fırlatılması sebebiyle ODTÜ Kampüsü içindeki TÜBİTAK Binası’nda 18 Aralık 2012 tarihinde tören gerçekleştirildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da törene katılacağını öğrenen yaklaşık 200 öğrenci, kampüs içinde toplanarak programın yapılacağı binaya doğru yürümeye başladı. Bina çevresinde yoğun güvenlik önlemi alan çevik kuvvet ekipleri, panzerlerle grubun önünü kesti. Bu sırada öğrenci grubuna polisin tazyikli su ve biber gazı sıkması ile ortalık karıştı. Polisin aşırı ve yersiz tepkide bulunduğunu savunan öğrenciler polislere karşılık verdi. Ortamın güvenliğinin azalması ile hem öğrencilerin tepkisi hem de polisin biber gazı ile karşılık vermesi arttı. Bu nedenle kampüsün büyük bir kısmını gaz dumanı kapladı. Dersliklere kadar ulaşan biber gazı ve gürültünün etkisi ile örgün eğitim sekteye uğradı. Eğitmenler ve öğrenciler derslerinin etkilenmesine tepki gösterdi. Olayların ardından akşam kampüste bulunan öğrencilerle görüşme yapan ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, bir kınama yayınla- yarak kampüs içindeki ayarsız polis gücünün yanlış olduğunu belirtti ve “ODTÜ’nün ve ülkemizin bir an önce şiddetten arınması için öncelikle güvenlik kuvvetlerinin dikkatli davranmasını bekliyoruz. Polisin, protesto hakkını kullanmak isteyen öğrencilere karşı şiddet kullanmaktan kaçınmasının, güvenlik tedbiri alırken olaylarla ilgisi olmayan öğrencilerin ve çalışanların yaşadıkları büyük olumsuzluklara karşı duyarlı olmasının önemini ve gereğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.” açıklamasını yaptı. ODTÜ'lü öğrenciler serbest Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekilliği'nin talimatı üzerine olaylara karıştığı iddia edilen 10 öğrenci gözaltına alındı. Öğrencilerden ikisi sorgularının ardından serbest bırakılırken, 8 öğrenci tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedildi. Öğrenciler mahkemedeki sorgularının ardından serbest bırakıldı. YÖK’ten Denetleme YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, olayları incelenmesi için 21 Aralık'ta YÖK Denetleme Kurulu'nu görevlendirdiği öğrenildi. Çetinsaya, konu hakkında şunları kaydetti: ''Yükseköğretim Kurulu olarak vazgeçemeyeceğimiz en temel ilkemiz akademik özgürlüktür. Akademik özgürlük, hem öğrencilerin ve öğretim üyelerinin kendilerini özgürce ifade edebilmelerini, hem de kampüse gelen misafirlerin ifade özgürlüğünü gerektirir. Bunu ihlal eden her davranış, akademik özgürlüğü ihlaldir ve kabul edilemez. Şiddete başvurarak akademik özgürlükleri sınırlamak, eğitim ve öğretimi engellemek asla mazur görülemez." ve idari çalışanları da yaptıkları basın açıklamasıyla polisin üniversite öğrencilerine uyguladığı şiddeti kınadı. Kınama mesajı yayımlayan Galatasaray Üniversitesi’nde (GSÜ) ise sular durulmadı. Öğrenci ve öğretim üyeleri, ODTÜ yönetimi ve öğrencilerini kınayan Rektör Prof. Dr. Ethem Tolga’yı protesto etti. Gösteri sırasında öğrenciler ile güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı. Öğrencilerin içeri girmesinin ardından Rektör Ethem Tolga üniversite binasında mahsur kaldı. Tolga, öğrencilere bina 200 öğrenci ODTÜ yönetiminin polisi eleştiren açıklamalarının ardından; İTÜ, Galatasaray Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi’nin de olduğu üniversite rektörleri bildiriler yayımlayarak öğrencilerin ‘şiddet’ eylemini ve ODTÜ yönetimini eleştirdi. Bu gelişme, üniversite öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin tepkisine neden oldu, Galatasaray Üniversitesi ve İTÜ başta olmak üzere birçok üniversitede rektörlere karşı protesto gösterileri düzenlendi. Maslak Yerleşkesi’nde ODTÜ’ye öğrenci başına 18 polis Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) öğretim elemanları ODTÜ Hazırlık Binası önünden Devrim’de 5.000 öğrenci içinden megafonla eylemlerini bitirme çağrısı yaptı. Tolga, “Açıklamamda hiçbir kurumun etkisi asla bulunmamaktadır, yanlış anlaşıldıysam özür dilerim” ifadelerini kullandı. U3 Amfisi Dolup Taştı ODTÜ'lü öğrenciler, polisin müda- gelen öğrencilerle statta buluştu. Statta insan zinciri oluşturan öğrenciler saha içerisinde 'ODTÜ Ayakta' yazdı. Öğrencilere destek için yerleşkeye gelen Pınar Sağ, Grup Gündoğarken ve Bulutsuzluk Özlemi konser verdi. GİRİŞTE ARBEDE Biber gazı 3.600 polis MEGAFONLA ÖZÜR DİLEDİ “ODTÜ AYAKTA” 20 zırhlı araç 10 gözaltı görüşme yaptı. İTÜ’lü birçok öğretim görevlisi, Rektör tarafından yapılan açıklamayı kabul etmediklerini yayınladıkları bir bildiri ile duyurdular. halesi ve bazı üniversitelerin yayımladığı bildirilere karşı işgal eylemi başlattı. ODTÜ Hazırlık Binası önünde toplanan öğrenciler, U3 amfisine yürüdükten sonra basın açıklaması yaptı. Öğrenciler, öğretim üyeleri ve mezunlar 48 saat boyunca kalacakları U3 amfisinin girişine "ODTÜ ayakta, AKP'ye direniyor" pankartı astı. Amfide 2 gün boyunca paneller, film gösterimi, atölye çalışmaları gibi etkinlikler düzenlendi. 8 toma ODTÜ’ye Eleştiri İTÜ’lüler Rektörlükte Ferit Çağlar Gündüz / Ayazağa destek gösterisi düzenlendi. Öğrenciler, YÖK’ü ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Karaca’yı protesto etti. Yemekhane önünde toplanan öğrenci ve öğretim üyeleri, rektörlüğe doğru yürüyüşe geçti. Rektörlük önünde öğretim üyeleri ve öğrenciler, art arda kınama mesajları yayımlayan üniversiteleri eleştiren açıklamalar yaptı. Bir grubun rektörlük binası içerisine girmeye çalışması üzerine kısa süreli arbede yaşandı. Arbedenin ardından öğrenciler arasında seçilen 3 kişi, Rektörlük Binası’na girerek Genel Sekreter Tayfun Kındap ile bir ODTÜ’de yaşanan olaylar Türkiye’de akademinin, polislerin ve hükümetin demokrasi anlayışını gözler önüne serdi. Orantısız güç kullanma yetkisini nasıl aldığı bilinmeyen polisler, protesto hakkını başlamadan engelledi. Buna karşı çıkan öğrenciler ve akademisyenler, medyada farklı farklı yerlere çekilen olaylara tepkilerini koymaktan çekinmediler. Olayları en başa sarıp, her ayrıntıyı sunmak için araştırdık: ODTÜ Stadı'na yürüyen öğrenciler burada sanatçıların da destek verdiği bir konser düzenledi. ODTÜ hazırlık binası önünde toplanan yaklaşık 5 bin öğrenci ve öğretim üyesi, yerleşke içinde bulunan Devrim Stadı'na yürüdü. Pankartlar ve sloganlarla yürüyen grup, diğer üniversitelerden Hacettepe ve Ankara üniversitelerinden bir grup öğrenci de, eylem yapanlara destek vermek amacıyla ODTÜ yerleşkesine geldi. A-1 kapısından yerleşkeye girmek isteyen grup, üniversitenin özel güvenlik görevlilerince durduruldu. Uyarıya rağmen yerleşkeye girmekte ısrar eden grupla girişte barikat oluşturan özel güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı, öğrenciler barikatı aşıp yerleşkeye girdi. Cumhurbaşkanı ve Başbakanla Görüşme Başbakan’ın eleştirine hedefi haline gelen ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, Başbakanlık’ın ardından Çankaya Köşkü’ne çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la bir saat, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le 45 dakika görüşen ODTÜ Rektörü Ahmet Acar, olayların ardından polisi neden eleştirdiğini anlattı. Daha önce "Kreşteki öğrenciler bile biber gazından etkilendi" diyen Prof. Dr. Acar, görüşmeyle ilgili detayları gazeteci Fikret Bila’ya anlattı. Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nı bilgilendirmek için randevu istediğini kaydeden Acar, şöyle konuştu: “Cuma günü televizyonda Sayın Başbakan’ı dinledim, anladım ki yanlış bilgilendirilmiş. Kendisinden randevu talep ettim, bir gün sonra randevu talebim karşılandı. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı’ndan randevu talep ettim. Kendilerini doğru bilgilendirmek istedim. Üniversitelerin kolluk güçlerine gerek olmadan da kendi kendini yönetebilecek kurumlar haline gelmesi gerektiğini söyledim. Kolluk kuvvetlerinin tedbir alırken eğitim ve öğrencilere zarar vermemesi gerektiğini dile getirdim" dedi. Acar, Başbakan Erdoğan’ın kendisini anlayışla karşıladığını da vurguladı. Başbakan’ın Bazı Tepkileri ‘ONLARDA MOLOTOF SİZDE BİLGİSAYAR’ Mehmet Akif Ersoy Anısına bir törene katılan Erdoğan’ın hedefinde de ODTÜ’de yaşanan olaylar vardı: “…Siz genç kardeşlerimden bunu istiyorum. Birileri ellerinde döner bıçaklarıyla dolaşabilir, birileri ellerinde molotoflarla dolaşabilir, birileri ellerinde sapanlarla demir bilyelerle dolaşabilir, birileri ellerinde birçok çeşitli, akla hayale gelmez, kilit taşlarıyla şunla bunla dolaşabilir, ama AK Parti’nin gençliği bilgisayarıyla dolaşacak, o tuşlarla dünyaya evet yeniden dirilişimizin destanını yazacak.’’ Üniversite yönetiminin samimi olmadığını iddia eden Başbakan, güvenlik görevlilerinin görevlerini yaptığını ve bu başarıları sebebiyle onları kutladığını belirtti. DERSE GİRSENİZ NE OLUR, GİRMESENİZ NE OLUR 21 Aralık cuma günü, Başbakan NTV’de konuştu: “Siz nasıl bir üniversitesiniz. Sizin yetiştirdiğimiz öğrenciler bunlarsa Türkiye batmıştır. Bu öğrenciler uydumuz fırlatılırken gururlanacağı yerde lastik yakıp eylem yapıyor. Sonda neymiş ODTÜ’de öğretim görevlileri protesto için derse girmiyormuş. Sonra neymiş protesto için derse girmiyorlarmış. Girseniz ne olur girmeseniz ne olur. Zaten sizin öğrettikleriniz anca bunlar gibi olur.” 24 Aralık pazartesi günü, Başbakan Tunus Başbakanı Cibali ile yaptığı basın toplantısında, gazetecilerin sorusu üzerine, şiddete başvuran öğrencileri hatırlatarak polisi eleştiren öğretim üyeleri için ‘O mesleği bıraksınlar, onlara katılarak, şiddetten kuvvet alan insanlar olarak alanlara çıksınlar’ dedi. Serdar Erbay / Ayazağa 4 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 OĞUZ ATAY BURADA SEVGİLİ İTÜ, SEN NEREDESİN ACABA? ÇÜNKÜ Ders Seçimlerinde Hocaların İsimleri rum.’’ , “Babasıyla her gün kavga ediyordu. Üniversiteye girişinden onu sorumlu tutuyordu. ‘Dağlara kaçacağım’ diye bağırıyordu babasına: ‘Hepinize bu üniversiteyi bitirebileceğimi, hem de kırıntılarımla bitirebileceğimi göstereceğim.’ Nitekim öyle de oldu. Oğuz Atay derslere doğru düzgün gitmeden, gittiği derslerde de arka sıraya geçip karikatür çizerek üniversiteyi bitirdi. Niye Saklanır? İTÜ’lüler Atatürk’ü Ziyaret Etti İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri, 25 Kasım 2012 Pazar günü Ulu Önder Atatürk’ü Anıtkabir’de ziyaret etti. Prof. Dr. Orhan KURAL [email protected] B ir üniversite öğrencisinin almak istediği havuz dersinin hocasını seçme hakkı acaba niye elinden alınır ? Neden çekiniyoruz ? Merak ettim, soruşturdum, meğer öğrenci kolay geçebileceği hocaları tercih ediyormuş. Zor hocaların dersleri de boş kalıyormuş. “Zor hoca” acaba hangi kriterlere göre nasıl tanımlanır ? O zaman niye ABET’in isteği doğrultusunda anket uygulanıp dersin işleyişi ve hocası hakkında öğrencilere sorular sorup onları değerlendirip, çizelgeler yapıp bölüm kurullarında tartışıyoruz. O zaman niye hep örnek aldığımız Kuzey Amerika’nın tanınmış üniversitelerinde öğrenciler hocaları ile ilgili yorumlar yapıp, hatta öğretim üyeleri için birer karne hazırlar. Üniversite yönetimi ise öğretim üyesinin başarısını değerlendirirken veya eğitim kurumu ile kontratının devamı kararında bu yorumları dikkate alır. Ö rneğin benim üç yıldır devam eden “Çevre ve Toplum” adlı bir ITB dersim var. Çok fazla talep olmasına rağmen kontenjanın uzun süre 30’un üstüne çıkarılmasına izin verilmedi. Hatta bir ara ders programından çıkarıldı. Neden ise, bazı ITB hocaların derslerini sadece 5-6 öğrenci ile yürütmesi imiş. Peki bir ITB hocası ders sırasında kürsüde oturup durmadan Amerika’da tamamladığı doktorasından bölümler okursa veya bir Türkçe hocası tüm derslerde “Sinekli Bakkal” romanını okutursa bence öğrenciler sıkılır ve elbette o dersi tercih etmez. Çünkü tüm bu bilgiler internetten de artık rahatça elde edilmektedir. B u sene yine Çevre ve Toplum Dersi kapsamında Zeytinburnu Belediyesi ile İTÜ Rektörlüğü’nün birlikte yürüttüğü bir proje gereği her öğrencimiz Zeytinburnu’nda tüm eğitim yılı boyunca bir lisede gençlerle “Yeşil Okul” ekoloji projesini yürütecek. Bir dönem bu dersin öğrencileri Maltepe Çocuk Tutukevine gidip orada bir bölümü okuma yazma bile bilmeyen çocukların dertlerini dinledi, eğitim sundu, hatta konservatuar öğrencileri başarılı konserler verdi. Çok sayıda duygu yüklü teşekkür mektubu aldık. A yrıca bu ITB dersini seçen her öğrenci İTÜ Kampüsü’nde, ikinci el giysi dükkanı, kitap paylaşım alanı, yemekhaneleri (bitkisel yağların toplanması, ekmek ve yiyecek israfı, plastik bardakların geri dönüşümü konularında), kampüsteki köpeklerin durumu, tehlikeli atıklar, süresi geçen ilaçlar, plastik, kampüste düşen yapraklar, e-atık, kumaş, metal atıklarının nasıl değerlendirildiği konularını tek tek inceleyerek bir rapor hazırlıyor. Bazı derslerimize si- vil toplum kuruluşu temsilcileri katılıp derneklerinin çalışmaları hakkında bilgi veriyor. (TEMA, AKUT (Nasuh Mahruki), Greenpeace, Deniz Temiz, Çekül Vakfı gibi.) B ir kez daha tekrarlıyorum. “Öğrenciler araştırıp hep kolay geçeceği dersleri tercih eder.” tezinin her öğrenci için geçerli olduğuna kesinlikle katılmıyorum. Öğrenci bir dersten istifade ettiği inancında ise o dersi sahiplenir. Arkadaşlarına tavsiye eder. Acaba niye bazı dersleri sürekli misafir öğrenciler gelip izliyorlar ? Onların not endişesi yok ki. Bazı mezunlarımız bana bugün bile Prof. Dr. Mahir Vardar ile Prof. Dr. Kemal Erguvanlı’nın derslerini unutamadıklarını ısrarla anlatıyorlar. P eki, öğrencilerin tercih etmediği bir havuz dersinin hocasının kendisini sorgulaması ve bilgilerini, ders verme yöntemini yenilemesi gerekmez mi ? Hocaların dersini daha ilginç, daha güncel, daha yararlı yapmaya çalışması görevi değimlidir ? Öğretim görevlilerinin isimlerini saklayıp böylece öğrencilerin talep görmeyen derslere kayıt olmasını sağlamak ne kadar gerçekçi olabilir ? Daima çağdaşlığı yakalayan ve hep iftihar ettiğimiz İTÜ’nün vizyon ve misyonuna ne kadar uyum sağlar. B ence dersin içeriği dışında bir amacı da öğrencileri sıkmadan, gerekirse esprilerle, deneyim ve güncel konuları da katarak, etik değerlere sahip, ülkenin bilim ve teknoloji varlığına katkıda bulunacak, yaratıcı, ülkesini seven, bilgili, güvenilir, düzgün Türkçe ile kendisini ifade edebilen başarılı mühendisler yetiştirmek olmalıdır. Ayrıca mümkün mertebe öğrencilerin katılımcı olmaları ders esnasında dersi anlaması sağlanmalıdır. 5 ARIYORUM İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Yaklaşık 130 öğrencinin katıldığı etkinlikte Anıtkabir ziyaret edildi ve eski Meclis binası gezildi. İTÜ’lüler, İstanbul Teknik Üniversiteliler Birliği Derneği ve Vakfı’nın İTÜ Evi adlı mekanında mezunlar tarafından karşılandı. İkram edilen kahvaltı sırasında mezunlar ile görüşüldü ve dernek sorumluları bursiyer başvuru listeleri doldurdu. Ankaralı İTÜ mezunlarının üniversite ile olan bağları güçlendirme temennileri ile Anıtkabir’e doğru yola çıkıldı. Kahvaltının ardından Anıtkabir rehberler eşliğinde ziyaret edildi. Eski Meclis binası gezildi ve programdan arta kalan zamanda Atatürk Orman Çiftliği’ne bağlı Ankara Hayvanat Bahçesi gezildi. Etkinlik, İTÜ Basın Yayın Kulübü tarafından, İTÜ Rektörlüğü’nün destekleri ile gerçekleştirildi. İTÜ FORMULA SAE EKİBİ İTÜ Formula SAE Ekibi, düzenlenecek olan üniversiteler arası yarışa son sürat hazırlanıyor. Şimdi ekibi, turnuvayı ve beklentileri öğrenelim: Formula SAE Hakkında Formula SAE, Society of Automative Engineers(SAE)’ın üniversiteler arasında 1978 yılından beri her sene düzenlediği, dünyanın pek çok ülkesinden öğrencilerin formula tipi tek kişilik açık kokpit yarış araçları tasarlayıp üreterek katıldıkları bir mühendislik yarışmasıdır. Yarışma ABD, İngiltere, Almanya, İtalya, Brezilya, Avustralya olmak üzere 6 ülkede, yılda 7 defa düzenlenmektedir. Yarışmanın amacı, hayali bir otomotiv firmasının üretmek isteyebileceği özellikte araçlar tasarlayabilmektir. İTÜ Formula SAE Ekibi İTÜ Formula SAE ekibi, bir formula aracı tasarlamak ve tasarlanan araçla ülkemizi uluslararası bu yarışmada temsil etmek için araya gelmiş öğrencilerden oluşan bir ekiptir. Ekip, 2007 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans öğrenimini sürdüren öğrenciler tarafından kuruldu. 2010 yılında yarışmaya katılan ilk ve tek Türk ekibiydi. Üniversitenin tahsis ettiği atölyede aracın tasarımı yapılmakta- dır.Yrd. Doç. Osman Akın Kutlar’ın danışmanlığında projeye devam etmektedir. Formula SAE’nin öğrencilere kattıkları Proje sürecinde yarışmaya katılmak için gereken asgari koşulları gerçekleştirerek, aracı hem tasarlayıp hem de imalatını yapacak olan ekip; iş planı, aracın imalat süreci, kullanılacak malzeme çeşidi, güvenlik önlemleri, yaklaşık maliyetler hakkında bilgi ve deneyim sahibi olacak. Ek olarak, aracın bilgisayar ortamında tasarlanması, bilgisayar programlarına olan yatkınlığı arttırırken; aracın üretim aşamasında ise teorik olarak öğrenilen bilgilerin pratiğe nasıl döküleceği mezun olmadan tecrübe edilerek, iş hayatına deneyimli mezunlar olarak başlanılması hedefleniyor. Farklı bölümlerden öğrencilerin aynı amaç etrafında toplanarak bir proje ortaya çıkarması, takım çalışmasına olan yatkınlığı arttırmaktadır. Hedef 2010 yılında yarışa katılan ekipten alınan destek ve tavsiyeler ile 2013 yılındaki yarışta okulumuzu ve ülkemizi başarı ile temsil etmek. Bugünkü Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), o dönemki öğretim görevlisi Oğuz Atay’ın vefatını böyle duyuruyordu. Bu Aralık ayında vefatının 35. yılı sebebiyle YTÜ ve İTÜ’de Oğuz Atay’a özel anma törenleri düzenlendi. Oğuz Atay, edebiyatımıza yeni bir soluk getirdi ve post modern türün ilk örneklerini verdi. Eserleri yazıldığı günden beri özellikle genç kuşağın ilgisini hep çekti. Eleştirenler oldu, övenler oldu ama her dönem okunmayı ve tartışılmayı başardı. Mühendis Oğuz Atay Oğuz Atay 1951 yılında liseyi bitirdi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin sınavına girdi. İlk tercihi inşaat mühendisliğiydi, ikinci tercihi ise mimarlıktı. O yıl inşaat mühendisliği bölümüne giren 105 öğrenciden biri oldu. Oğuz Atay öğrenimini İTÜ İnşaat Fakültesi’nde bitirdi ve bütün imtihanlarında başarı göstermiş olduğundan kendisine orta derecede Yüksek Mühendis Diploması verildi. Bu bölüme isteyerek girmedi, tercihinde babasının baskısı ve toplumsal ölçütler belirleyici oldu. Mühendisliği hayatının hiçbir döneminde severek yapmadı. Tutunamayanlar’da Selim üzerinden bu düşüncelerini net bir biçimde aktardı: “Üniversiteyi sevmiyordu. Orada geçen zamanından söz etmeyi sevmezdi.’’ , “Lisede iyi bir öğrenci olduğum için zor bir meslek seçmeliydim. Bu nedenle mühendis olmaya mecbu- Oğuz Atay, bir mühendistir. Eserlerini okurken, Atay’ın mühendis olduğunu çok rahat hissedersiniz. Yaptığı esprilere, ironilere “İTÜlü gibi yazmış” diyebilirsiniz. Örneğin Tutunamayanlar’ı okurken karşınıza T cetveli çıkar, Sinüs ile Kosinüs’ün münasebetlerine denk gelirsiniz, Hayatın Koordinatlarında bulursunuz kendinizi. Bir Bilim Adamının Romanı Oğuz Atay, bir bilim adamının -Üniversite yıllarındaki hocası Mustafa İnan’ın- hayatını romanlaştırdı. Mustafa İnan’ın İTÜ’sünü ve başarı hikayelerini içeren bu eser her üniversitelinin okuması tavsiye edilen bir başucu kitabıdır. Tutunamayanlar’dan Hatırlanamayanlara İTÜ’de bilhassa Oğuz Atay’ı okuyan ve seven öğrenciler arasında İTÜ’nün Oğuz Atay’ın anısını hakettiği şekilde yaşatmadığı yönünde baskın bir görüş var. Bir kısım öğrenciler Oğuz Atay’ın isminin kütüphanede herhangi bir bölüme yahut fakültelerdeki dersliklerden birine dahi verilmemesini ciddi şekilde eleştiriyorlar. Geleneksel hale getirilmemiş anmalar ise işin bir başka boyutu. Bunun üzerine çeşitli iddialar da ortaya atıyorlar. Örneğin, Oğuz Atay’ın mühendisliği severek yapmadığı için İTÜ’de adının pek anılmadığını söyleyenler var. Ancak bu sene okul desteğiyle de bir anma düzenlenmiş oldu. İTÜ Kurumsal İletişim Ofisi ile Fikir ve Merak Platformunun ortak düzenlediği anma töreni 13 Aralık Perşembe akşamı SKDM’de yapıldı. Etkinliğe konuşmacı olarak Prof. Dr. Esin İnan, Yrd. Doç. Hilmi Tezgör, Dr. Arzu Aygün katıldı. Dinleyiciler arasında Oğuz Atay’ın kızı Özge Atay Canberk ve Prof. Dr. Mustafa İnan’ın oğlu Hüseyin İnan da vardı. Bundan önceki etkinlik, Aralık 2010’da, İTÜ Dil ve Tarih Kulübü’nün Murat Belge ile birlikte ‘’Vefatının 33. Yılında Oğuz Atay’ı Okumak ve Anlamak’’ isimli bir söyleşisiydi. İTÜ’deki bu gözlemlerimizden sonra kütüphanelerdeki Oğuz Atay kitaplarını ve okunmalarını araştırdık. Ekim 2012’de İTÜ, Boğaziçi ve ODTÜ’den aldığımız veriler şu şekilde oldu. İTÜ’de Oğuz Atay İTÜ kütüphanelerinde toplam 25 adet Oğuz Atay kitabı var. Kitaplar toplam 1336 kez ödünç alınmış. Kütüphanenin kayıt sistemi 1999’da başlıyor. Kayıtlara göre 1999 senesinde kütüphaneye girmiş bulunan Oğuz Atay kitapları var. 14 kitap 1999-2001 tarihleri arasında, 7 kitapsa 2008’den sonra kütüphanelere giriyor. 7 adet Tutunamayanlar mevcut ve 503 kez ödünç alınmış; Bir Bilim Adamının Romanı’ndan ise 10 adet var ve toplam 438 kez ödünç alınmış. Boğaziçi’nde Oğuz Atay Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesinde 38 adet Oğuz Atay kitabı mevcut ve toplam ödünç alınma sayısı 2665. Boğaziçi Üniversitesi’nin kayıt sistemi de 1998’de başlıyor. 12 adet Tutunamayanlar mevcut ve toplamda 1239 kez ödünç alınmış. Bir Bilim Adamının Romanı kitabından 6 tane var ve 440 kez ödünç alınmış. Odtü’de Oğuz Atay ODTÜ’de Oğuz Atay’ın 16 kitabı var ve toplam 601 kez ödünç alınmış. Ancak kütüphane sistemi 2006 senesinde başlıyor. Bu veriler İTÜ’de Oğuz Atay’ın bilinmediği ve okunmadığı yönündeki tezi doğrular niteliktedir. İTÜ’de edebiyat, felsefe, sosyoloji, tarih, siyaset gibi sosyal bilimler olmadığı için Oğuz atay gibi edebiyatçıların diğer üniversitelerdeki kadar çok okunmadığı yorumları da yapılabilir. Ancak teknik üniversitesi olmasının yanısıra çok ciddi bir sosyal potansiyeli olduğunun da göz ardı edilmemesi gerekir. Zira İTÜ’de sosyal bilimler fakültesi olmalı mı olmamalı mı tartışmaları sürekli yapılmaktadır. Bu da var! -NTV Tarih dergisi, 35. Ölüm yılı nedeniyle ‘Oğuz Atay / Hissiyatımızın Tarihçisi’ isimli bir çalışma yapmış. Almanızı, okumanızı tavsiye ederim. İlk kez yayınlanan fotoğraflar var. -Bilmeyenler için; Yıldız Ecevit’in ‘’Ben Buradayım… Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası’’ isimli harika bir Oğuz Atay biyografisi mevcut. -TRT Belgesel’in ‘’Kurmaca Dünyanın İpliğinde Bir Koza Oğuz Atay’’ isimli bir belgeseli mevcut. İzlenebilir. -Son olarak, bu aralar Seyyar Sahne, İşletme Fakültesi tiyatro salonunda ‘’Tehlikeli Oyunlar’’ı oynuyor. 25 ve 26 Ocak’taki oyun için hala şansınız var. Uğurcan Acar [email protected] “ BİLİM İTAATSİZ OLANA İHTİYAÇ DUYAR ” THEODOR W. ADORNO Baran Serdar Sarıoğlu [email protected] Anayasal bir hak olan ifade özgürlüğü ve bağdaşı protesto hakkı bizim ülkemizde yazılı kitaplardan öteye geçemedi bir türlü. Çünkü ne zaman birileri böyle haklarının da olduğunu hatırlasa, bu haklarını kullanmaya kalksa karnından sıpası sırtından sopası eksik olmadı, bu laf buraya abes olmadı çünkü “nezarette tacize uğrayan, ırzına geçilen, işkence görenleri ve gözaltında kaybedilenleri“ hala görmekte bu ülke. Bu haklar bize unutturuldu, gerek YÖK gerek diğer devlet organları bu unutturma çabasının maşası oldular. ODTÜ’deki olayların medyada bu kadar yer bulmasının sebebi de; bu haklarını unutmamış ve giderek artmakta olan azınlığı itibarsızlaştırma hengamesidir. Çünkü üniversitelerde iktidara giderek büyüyen bir karşı çıkış var. Harçların kaldırılması, yüksek öğrenim ile ilgili bazı hakların geri kazanılması gibi, artık üniversitelerde elde edilmiş kazanımlar var ve bu kazanımlar Başbakanın “Şu anda biz bu harcı kaldırma kararını verdik. Arkadaşlar şu anda çalışmaları yapıyorlar. Önümüzdeki dönemde harç almayı düşünmüyorum” sözleri ile ifade ettiği gibi yalnız onun kararı ile değil onu bu karara zorlayan mücadelenin sonucu olarak elde edilmiştir. 3600 polis de ODTÜ’de bu mücadele zihniyetini kırmak için bir araya gelmiş, buradan beklenen sonuç çıkmayınca yandaş medya kurumları yaptıkları yalan haberler ile öğrenci arkadaşlarımızı molotoflu provakatör ilan etmiş, peşinden Başbakanın dayanaksız, komik açıklamaları, peşinden birkaç üniversite senatosunun açıklamaları, peşinden sözde aydınların açıklamaları, peşinden ulusal öğrenci konseyinin açıklamaları derken pek de başarılı olamayan bir örgü örülmüştür. Fakat söz hakkı bir tek onlarda değil; aydınlar, akademisyenler, diğer öğrenciler ve sivil toplum kuruluşları ODTÜ’lüleri yalnız bırakmayarak, kazın ayağının aslında öyle olmadığını çokta güzel gösterdiler. Bilgi Üniversitesi akademisyenlerinin de dediği gibi akademinin itaatin değil eleştirinin mekanı olduğunu tekrar hatırlattılar. Bu itaatsizlik ülkemizde hala bilim yapan birilerinin kaldığı inancını kuvvetlendirdi çünkü Adorno’nun da dediği gibi “ bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar”. 6 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 Fatih Avcı [email protected] Malum, son günlerde gündem maddemiz ODTÜ. Her dönem büyük üniversiteler gündeme oturur çeşitli nedenlerle. Kimi zaman bilimsel çalışmalarıyla olabileceği gibi kimi zaman ‘skandal’ olarak manşetlere düşen çeşitli insan içgüdüsünün kötü yanlarının ortaya çıkardığı durumlarda da üniversitelerin kimliği her zaman ön plana çıkar. Ancak bu sefer durum bir hayli farklı ve karışık oldu. İsterseniz önce süreci şöyle bir hatırlayalım... 18 Aralık 2012’de ilk milli yer gözlem uydumuz GÖKTÜRK-2 uydusunun Çin’deki bir istasyondan uzaya fırlatılmasının başlangıcını yapmak üzere Başbakan, çeşitli bakanlar ve TUBİTAK temsilcileri, ODTÜ yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK – Uzay binasına geldiler. Başbakan’ın koruma prensipleri gereği ve belki de ODTÜ’de olacak olmasından dolayı çok sayıda polis de ODTÜ yerleşkesinde konuşlandırıldı (Rutin (!) koruma ölçüleri gereği, 3600 polisin ODTÜ yerleşkesinde hazır olduğunu da laf arasında belirtelim). Hadi buraya kadar her şey normal diyelim. Normal olan bir başka konu da ve haliyle beklenen bir durum Başbakan’ın protesto edilmesiydi. Aşağı yukarı yaşı 10’dan büyük bütün üniversitelerde Başbakan yahut hükümeti temsilen bir devlet büyüğümüz konuk olduğunda mutlaka protesto edilir. Bu her dönem olur. Aynı zamanda dünyanın neredeyse her yerinde de durum böyledir. Kimi yumurta atar, kimi ayakkabı fırlatır, kimi sözle protesto eder. Ama protesto edilir. Bugüne kadar da böyle olmuştur. Protesto eden öğrenciler de ‘aman bugün Türkiye’nin ilk milli uydusu fırlatılıyormuş, bugün protesto etmeyelim, yarın ederiz’ demezler. Çünkü oradaki mesele uyduyla da ilgili değildir. Buna alışkın olmak gerekir. Kimse kimseyi sevmek, beğenmek zorunda değil. Elbette Başbakan da öğrencileri sevmeyebilir; ‘Üniversiteler iyi de keşke hiç öğrenci olmasa’ diyebilir. Bunlar da normal şeyler. ODTÜ’NÜN BASIN DUYURUSU Aslında bu kadar büyümeyebilirdi bu durum. Çünkü her zaman olan protesto gerçekleştirildi, öğrenciler gözaltına alındı. Bir şekilde durum kontrol altına alındı. Daha doğrusu öyle zannedildi. Ta ki ertesi gün ODTÜ Rektörlüğü’nden yapılan basın açıklamasına kadar... İşte bu açıklama, bu tartışmaların dönüm noktasını oluşturdu. Bir nevi yerli komedi unsurlarını da iyice gözümüze soktu açıklama ardından gelişen süreç. ODTÜ Rektörlüğü, bir önceki günkü tören HEPİMİZ ODTÜ’lü müyüz? nedeniyle yerleşkede çok sayıda polisin görev yaptığını, protestocu grupla karşı karşıya gelen polisin, herhangi bir etki gelmeden anında tepkide bulunduğunu belirten bir yazı yayınladı. Polisin müdahalesi sonrası karşılıklı çatışma başladığını, bu çatışmadan, gaz bombalarından yalnızca protestocu grubun değil, tüm üniversite paydaşlarının etkilendiğini, öğretimin aksadığını güzelce mayanlar diye. Tabi bu açıklamaların çok da tutarlı bir tarafı yoktu. İlginç bir ayrım oldu ortada. ODTÜ’nün hocaları ve hocalarının seçtiği Rektörü ve üniversite senatosu, yani o gün ODTÜ’de bulunanlar, olaylara tanık olanlar, yani birinci şahıslar bir tarafta; diğer tarafta da olaya tanık olmayan ve olaydan günler sonra, Başbakan’ın ODTÜ’yü eleştirmesinden sonra peşi sıra açıklamada bulunanlar... Yani üçüncü şahıslar... Bazen komedilerde mantık aranmaz. Hani küçüklüğümüzün çizgi filmlerinde Roadrunner bir şekilde Coyote’den kurtulması mantıksız ama komikti. Ya da Twitty ile Sylvester mevzusu... anlattı. Orantısız şiddeti kınadı, aynı zamanda protestocu grup içerisinde şiddete meyledenleri de ‘demokrasi sınırlarına saygılı olun, şiddete bulaşmayın’ diye uyardı. Aslında ODTÜ Rektörlüğü’nün yazısı çok makul, anlaşılır ve mantıklıydı. Üstelik bana kalırsa çok da cesur bir yazıydı. Öğretim üyelerinin bilgileri ve istişare toplantısının ardından kaleme alınan yazı basında da hak ettiği ölçüde yer buldu. Tebrik mesajları, destek yürüyüşleri yapıldı vs. Buraya kadar da her şey normal. Ama buradan sonrası komik. Aslında traji komik. REKTÖRLER GÜNLER SONRA ODTÜ’YÜ KINADI Olayda yaklaşık bir hafta geçti, Başbakan bir televizyon programında ODTÜ’ye ağır sözlerle yüklendi. Ne hikmetse, ertesi gün, bizim demokrasi mabedi üniversitelerimizin yöneticileri bir bir ODTÜ’yü kınayan yazılar yayınlamaya başladılar. Bu sayı kısa sürede onlarca üniversiteyi buldu. Ortalık iyice karıştı. ODTÜ’ye karşı açıklama yapan üniversitelerin, ODTÜ’nün açıklamasını okumadıkları o kadar belliydi ki... Zaman zaman Zaytung haberi zannettiğimiz açıklamalar yapıldı. Canlı Zaytung... Adı henüz duyulmamış üniversiteler adlarını duyurmuş oldular tabi, önümüzdeki yıldan sonra üniversite adaylarına katkıları olmuş oldu bu sayede. Yani ilginç bir şekilde bir akım başladı; ODTÜ’yü kınama trendi... Biz de heyecanla takip ediyoruz tabi, ne olacak diye. Rektörlerin ODTÜ’yü kınama mesajlarına, üniversitenin öğretim üyeleri ‘ben kınamıyorum’ diyerek rest çekti. Abartmıyorum, belki 48 saat içerisinde çok sayıda açıklamalar yapıldı, üniversiteler içinde bir nevi kutuplaşmalar oldu, kınayanlar kına- İTÜ Danışmanlık Kulübü, Ağustos ayında Berk Ilındır, Özge Durkut ve Mehmet Niyazi Kuzu tarafından tekrar kuruldu. İki sene önce kurulmuş olan kulübün yenilendiği bu süreçte farklı ve öğrenci portföyü geniş bir yapı için çalışmalara başlandı. 18 Aralık salı günü 1. Danışmanlık Günü isimli bir etkinlik düzenlendi. PwC'den dört yönetici, danışmanlık sektörünü ve kendi firmalarını tanıttılar. Bunun yanında İTÜ Danışmanlık Kulübü, bahar döneminde “Danışmanlık Zirvesi” adı altında üç gün sürecek olan bir organizasyon planlıyor. Kulüp kurucularından Mehmet Niyazi ise kulüp hakkında: “Amacımız hem farklı olup hemde geniş kitlelere hitap etmek. Bugün firmalara ve markalara baktığınızda da bunu görürsünüz. Farklı olmak sizi markalaştırır. Tabi burda farkın yanında kalitede çok önemli. Biz önce İTÜ de ilerleyen zamanlarda da Türkiye de bir marka haline gelmek istiyoruz. Bu oluşumda da arkadaşları aramızda görmek isteriz. Facebook grubumuzdan bize kolaylıkla ulaşabilirler.” dedi. facebook.com/groups/itudanismanlikkulubu Malum, geçtiğimiz dönem öğrenci harçları kaldırıldı. Yıllardır mücadelesi verilen parasız eğitimin bir nevi adımlarından biri atıldı aslında. O süreç de ilginçti. Harçlar kaldırıldıktan sonra hiç de yer gök sevinç sesleriyle inlemedi, parasız eğitmi savunanlar ‘Başbakanım çok yaşa’ da demedi. Tebrik mesajları, telefonlar alınmadı falan. Geçen yıl YÖK’e bağlı Ulusal Öğrenci Konseyi ve bu birliğe bağlı çeştili üniversite konseyleri, Abbas Güçlü’nün Genç Bakış programındaydılar. İlgiyle seyretmiştim. Tabi yine üniversiteleri ve hükümeti eleştiren öğrenciler parasız eğitimden dem vuruyorlardı, az sayıda olsalar da... Derken, Ulusal Öğrenci Konseyi bünyesinde bağlı olduğu üniversitenin ‘öğrenci temsilcisi’ olan bir arkadaşımız şöyle demişti: ‘Arkadaşlar, parasız eğitim diyorsunuz da üniversitede parasız okunur mu? Rektörlüğün de bütçesi belli. Zaten ihtiyacı olana burs, kredi veriliyor, niye bu kadar abartıyorsunuz...’ Yine keser döndü sap döndü, üniversitelerde harç kaldırılmasından yine günler sonra metroda bir afiş gözüme çarpmıştı. Bu arkadaşımızın da arasında olduğu Ulusal Öğrenci Konseyi ‘yıllardır verdiğimiz mücadelemiz sonucunda artık üniversite harçları kaldırılmıştır. Bu zulme son veren Başbakan’ımıza üniversite öğrencileri adına teşekkür ediyoruz.’ Nihayet ‘Başbakanım çok yaşa’ diyenler de olmuştu işte. Bu ODTÜ mevzusu da bana hemen bunu hatırlattı. Yani öğrenci olun, öğretim üyesi olun bir önemi yok. Omurgalı olun da... Evet, buraya kadar da her şey normal. Çok normal... Ç san atısın yur trali da g ler du bu bulu üneş i gel n baş na en nan ener işm ınd uy ji ö yüz es a y gun ğren si d a ci er ye ör sağ e lan 30’u sinde alıyo nekıyo r r. ndan elekt . Bu r i tas ğin arr uf KONU: SERGİ TEMA: İSTANBUL İTÜ Güzel Sanatlar Kulübü’nün eylül ayından beri hazırlandığı İstanbul temalı sergisi ocak ayında açılıyor. Daha önce denenmemiş bir biçimde yapılan eserler minyatür maketlerden ve bilindik İstanbul temalarının yeniden yorumlanmasıyla oluşturuldu. Aynı zamanda tahta üzerine yapılan aklirik ve yağlı boya çalışmalar, eski İstanbul ile yenisi arasındaki farklılıkları gözler önüne serdi. Klasik bir Galata Kulesi, Taksim Tünel beklense de bu sergide tahta çubuklardan bir Taksim Tramvay veya Kız Kulesi’ni değil ama silüetini gösteren maketler vardı. Eski İstanbul’un tahtadan evlerinin arasında kaybolunup, Tophane’nin nargile kafeleri arasında gezildi. Yapılan eserler üzerine serpilen toz boya karışımları Şehr-i İstanbul standına eskilere ait bir lezzet bıraktı. Sergimizin öncelikle Taşkışla’da sergilenmesi planlanıp, ikinci ayağı Ayazağa’da düzenlendi. Ayrıntıları ve Sanat Atölyesinin etkinliklerini ve çalışma saatlerini öğrenebileceğiniz Facebook İTÜ Güzel Sanatlar Kulubü sayfası ziyaretlerinizi bekliyor. BİLİNEN TARİHE FARKLI BAKIŞ: 1881 10 Kasım’da ilk gösterimi yapılan, 44 sanatçının, bir o kadar da saygın kişinin emeği olan “1881” izleyicilerin takdirini topladı. Değişen dekorlar, heyecanlı replikler ve skeçler sayesinde nasıl geçtiği anlaşılmayan bir üç buçuk saat sunuyor. Oyun, Müjdat Gezen Tiyatrosu tarafından hazırlandı. Hazırlanma sürecindeki övgülerle ve özellikle Yılmaz Özdil’in yorumu ile oyun dikkatleri üzerine çekmişti. Oyuncuların gerçekçiliği ile bebek Mustafa’dan bilinen Atatürk’e kadar hepsini gözle görmek mümkün. Küçük ayrıntıların ve bilinmeyen hikayelerin gösterildiği oyun Aralık ayında sonlandı. Müjdat Gezen Tiyatrosu’nu takip etmek için: http://www.mujdatgezensanatmerkezi.com.tr/ OCAK 2013 19 s er 9 8 y ı l Bin tifika ında fınd alar siste ortay ras an Kon mi, A a çık çev ı are gelişti seyi ( meri an LE sis re d nada rilm USG kan ED tesi temid ostu kabu iş ve BC) t Yeşil bin l g ulu araser Çek ir. s ö a v e r t i f i k a m e kö Ö z y e ğ s e r t r m ü ş l a r a eri site k sına y K in ifika bir ara şmişt ampü sahip ampü Ünivesyon son zisin ir. B sü o ilk T sü L rsirun rasın de, in u ka lma ö ürk ÜEED ed mas da d şaat psam zelli nim a i l m e si ı n a a z o ğ a l e sn a d a b ğ i n e da bul husus ami ö yaşamsında ina u nu u n l ç ü ı n ve l m u d a b d e d ko ştu irço ikk r. k ça at lış- İTÜ DANIŞMANLIK KULÜBÜ Lafı çok da uzatmadan şöyle bir gözlemi de aktarayım. ÖĞRENCİYİ SEVMEYEN ‘ÖĞRENCİ KONSEYİ’ BASIN-YAYIN KULÜBÜ TANIYALIM: 7 ARIYORUM İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ E ÜSL R iün k i k e o A irç isind mek K b a er l e ğ a İL YEŞ anlalredşke iiçdüzednen dsoundauzam, yer tesin şilin konu rda b rin n i So rsite kal r ye e” ala sitele yape v şam dola eçm alışmiver in eleya i n “ e g l i ç ü n r i ç n , g r i n i i ç ş i l i n n e m a z ı ü s l e a r ke n y e ye zı ö . B amp sun ’nü b a n du i k i z e İ T Ü lu vrec ını s ızda z. ç e l ar y ı m c a ğ ı tık k sa laya c e rg u so MP İTÜ Asırlardır Çağdaş Peki Ya Çevreci mi? Pınar Bahar Çelebi / Ayazağa nda yılı içer0 0 5 ke l i ş , 2 e r l e ş ı ge I S O i s y m i ite ers duğu yaşa unda istem v i l c y n S k a o u loji on m e k u ç Ü ış Ko şlatm eko ları s öneti içind arrufl iba deki çaba e Y yıl tas ğrenc lisin me Çevr . Bir i ve 19 ö ume ık t i r 0 0 1 a l d ı r i m l n d e d ı . R W ’ l si 14 lgesi n ve ayesi anın 23 M ilme li be kları mı s ânı t ’nde şa ed önem yn a l l a n ı i m k pü sü i si i n n d e e 6 a u ku burs Kam n tes timi içind uyg ri ye eri asyo tüke ı. Yıl itede u, ge a fen jener algaz land ivers onuc kayd ko doğ f sağ te ün imi s ında ile arru üreç önet alar dı. tas bir s tık y alışm ğlan l ı k an a m ç ar s a lan nüşü atkıl d ö ğe r k de Boğaziçi Üniversitesi çevre dostu projeleriyle yeşil kampüs olma yolunda bazı yatırımlarda bulunuyor. Geleceğin en önemli teknolojileri arasında güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretim tesislerini gösterebiliriz. Üniversitenin Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı Şahin Öztürk’ün açıklamasından edindiğimiz bilgilere göre kampüste yapılan binaların artık ‘yeşil bina’ standartlarında inşa edilmesi hususunda çaba sarf ediliyor. SİZSİZ OLMAZ AKUSTİK SÖYLEŞİLER TRT Okul’un üniversite öğrencilerine ulaşmak amacıyla yaptığı bu program Keremcem’in sunuculuğunda gerçekleşiyor ve her hafta başka bir üniversitede başka konuklarla düzenleniyor. Üniversitemizde ağırlanan konuklar Pelin Öztekin, Alphan Manas, Atilla Özdemiroğlu, Öykü Gürman oldu. Keyifli sohbetleriyle izleyenlerine eğlenceli iki saat yaşattılar. İTÜ Konservatuar mezunu olan Öykü Gürman şarkılarını canlı olarak bizlerle paylaştı. Kardeşi Berk ile yollarının kavgalı ayrılmadığını sadece müziğin farklı alanlarına yöneldiklerini belirtti. Atilla Özdemiroğlu kızının İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde lisede okuduğunu belirterek İTÜ’ye övgülerini dile getirdi. Program boyunca tecrübelerini bizimle paylaşan Atilla Özdemiroğlu aynı zamanda 12 Aralık Çarşamba günü verdiği konserden de bahsetti. Özellikle bu konserin hayatında ilk defa kendi adıyla yapılan müzikal bir gös- teri olduğunu belirtti. Hayatında dolmuş şoförlüğünden, fahri başkonsolosluğa; mucitlikten pilotluğa kadar bir çok farklı alanda çalışmış olan iş adamı Alphan Manas ilginç hayat tecrübeleriyle izleyenleri şaşırttı. Fütüristlikle de ilgilenen Manas aynı zamanda Göztepe’nin yönetim kurulunda yer alan bir İzmirli. “Hayat Bilgisi”, “Bir Demet Tiyatro”da oynayan, BKM Mutfak ile tanınan Pelin Öztekin programa esprileriyle, Galatasaray fanatikliğiyle ve söylediği “Sil Baştan” şarkısı ile renk kattı. Ayrıca Pelin önce “Pelin Öztekin” olduğunu daha sona Rasim Öztekin’in kızı olarak tanındığını vurguladı. Program sırasında öğrencilerin merak ettiği sorular cevaplandı. Ayrıca İTÜ öğrencisi olan Şeymanur Kandaz ile Muratcan Özçetin yaptıkları dans ile beğeni topladı. Dilşad Dağtekin / Ayazağa İstanbul Teknik Üniversitesi web sitesini yeniliyor. Bu süreçte akademisyenler, öğrenciler, mezunlar ve çalışanlar ile etkileşim içinde olabilmek için sizinletasarliyoruz.itu. edu.tr sitesi oluşturuldu. itu.edu.tr ana sayfasının tasarımı için yeni fikirler ile kullanımı basit, erişimi kolay, kullanıcı dostu bir web sitesi ortaya çıkması planlanıyor. www.sizinletasarliyoruz.itu. edu.tr adresine girerek fikir havuzuna fikrini ekleyenler sürece dahil olacak. Detayları İTÜ Facebook ve Twitter hesaplarından takip edebilirken, #sizinletasarliyoruz etiketiyle de Twitter üzerinden fikirlerinizi gönderebilirsiniz. 8 BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 Kamil Can Erdem [email protected] 10 - 12 Ocak’ta yapılacak olan yeterlilik sınavına girecek öğrencilerin “irregular” olma konusundaki bilinmeyenleri kafa karıştırıyor. Irregular olmak ya da olmamak... Lisansa düzensiz olarak başlamak neler getirir? Avantajlar, dezavantajar... Cevapları araştırdık, tecrübeleri derledik. Seden Gamze Çelikkol [email protected] İ C N E R ÖĞ İŞLERİ R O Y İ D E N İ TÜ, uzun yıllardır hazırlık eğitimi ile iç içe. Özellikle İTÜ’nün yüzde yüz İngilizce bölümler açmasıyla, hazırlık sınıflarındaki İngilizce eğitimi de daha fazla gündeme oturdu. Hazırlık eğitimi bir yana, sınavı geçtikten sonra kazandığı bölümde okumaya başlayacak öğrencilere sunulan seçenekler de kafa karıştırabiliyor. Bunlardan belki de en göze batanı ‘irregular’ olarak tabir edilen, lisansa düzensiz başlamak. İTÜ’de hazırlık okuyan öğrenciler eğer güz dönemi sonunda yapılan yeterlilik sınavında başarılı olurlarsa, bahar yarıyılıyla birlikte bölüm derslerini almaya başlayabiliyorlar. Güz dönemi sonundaki yeterlilik sınavına girme hakkı kazanabilmek için: A seviyesi öğrencilerinden Güz dönemi içindeki not ortalaması 60 ve üzeri olanlar; B seviyesi Öğrencilerinden güz dönemi içindeki not ortalaması 70 üzeri devamsızlık sınırını aşmamış ise Güz dönemi sonunda verilen yeterlilik sınavına girme hakkı kazanırlar. Bu sınavda 60 ve üzeri not alanlar fakültelerinde derslerine başlayabilir. C ve D seviyesi öğrencileri bir yıl boyunca hazırlık sınıfına devam ederler. Irregular olmak konusunda genel düşünceler Irregularlara göre; derslerin yoğunlukları ve zorlukları göz önüne alındığında, eğitimini dokuz döneme yaymak Yönetmelik Ne Diyor ? İngilizce Hazırlık Programları Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği/ MADDE 14 (1) İngilizce hazırlık programında A ve B düzeyi öğrencileri devam koşulunu yerine getirdikleri ve yıl içi sınavlarında Senato tarafından belirlenen ortalamayı sağladıkları takdirde birinci yarıyıl sonunda Öğrenci İşleri Daire Başkanı Yıldız Büyükçolak’a sorduk: avantaj olarak görülüyor. Bunlara ek olarak, hazırlıkta tek odak noktası İngilizce olduğundan matematikten, fizikten, kimyadan vs. uzaklaşıldığı; bu yüzden lisansa geçince bocalama evresi yaşanıldığı belirtiliyor. Bir dönem daha hazırlığa devam edilmesinin ise bu evreyi daha da uzatacağına dikkat çekiliyor. Ayrıca derslerini fazla zorlamadan dengeli bir dağılım yapmaları öneriliyor. Aksi takdirde ilk dönemden gözetime girme riski de söz konusu. Yeterli İngilizce seviyelerinde olmalarına rağmen bir dönem daha hazırlık okumak isteyen öğrencilere öneriler: Hazırlıkta daha rahat olunduğunu savunup sosyal aktivitelere daha fazla vakit ayırılabileceğini düşünen öğrenciler olmasına rağmen lisansa geçince az ders alarak hazırlığa göre daha rahat olunabileceğini söyleyen öğrencilerin sayısı küçümsenemeyecek derecede. Böylece hem kredi açısından öne geçmiş ve lisansa hafif bir başlangıç yapmış olunabileceği hem de aynı anda istenilen etkinliklere katılabilineceği vurgulandı. Irregular olup lisansı 3,5 yıldabiriterek üniversite hayatını 4 yıla sığdırma planları olan öğrenciler yapılan yorumlar da şöyle; 3 yılda tamamlamış öğrenciler bile mevcut dolayısıyla sıkı çalışma ve disiplinle bu mümkün olabilir diyenler olduğu gibi ‘‘Üniversite yılları en güzel yıllardır, uzun uzun adam gibi yaşayın, kasmayın; zaten yıllarca çalışıp İTÜ’ye gelmişiz, bari bize bir faydası olsun da geldiğimize değsin; öğrencilik hayatını erken bitirme hayalleri neden? Zira öğrenci olmayana akbil bile 2 katı fiyat çekiyor.’’ diyenler de var. dokuz döneme yaymayı tercih ederek sosyal hayatına daha çok vakit ayırdığını söyleyen öğrenciler de mevcut. Irregular öğrencilerin ders seçimi Öğrenciler irregular olmanın ders seçimlerinde bir farklılık oluşturmadığı belirtiliyor. Lisanstaki ilk dönemlerinde irregular öğrencilere ders seçim önceliği verildiği için hiçbir sorun yaşanmadığı söylenirken ikinci dönemlerinde ise birinci sınıflar en son ders seçimi yaptığı için kimi dersleri alırken sıkıntı yaşanabiliyor. Her dönem her dersin açılmamasından dolayı, öğrencilerin ders planlamalarında gecikmeler olabiliyor. Örneğin; Mimarlıkta birbirine bağlı 8 proje dersi olduğu ve Proje1 dersinin 2. dönem ya da yaz okulunda açılmadığı için lisans en az 9 dönem oluyor. Ortalama hedefleyen arkadaşlara verilen İngilizce yeterlik sınavına girme hakkına sahiptirler. Bu sınavda başarılı olanlar, fakültelerinde derslere başlarlar. Başarısız olanlar ise bahar yarıyılında derslere B düzeyinde devam ederler. B düzeyi öğrencileri ikinci yarıyılda aldıkları hazırlık öğreniminde diğer düzeylerle aynı koşullara tabidir. (2) C ve D düzeyi öğrencileri güz yarıyılı sonunda yapılan İngilizce yeterlik sınavına giremezler. C ve D düzeyi öğrencilerinden devam şartını yerine getiren ve Senato tarafından belirlenen not ortalamasını sağlayanlar yıl sonunda verilen İngilizce yeterlilik sınavına katılabilirler. İngilizce yeterlilik sınavına girme hakkı kazanmış öğrencilerin bu haklarını kullanmamaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Yoğun LYS çalışmalarının ardından öğrencilerin Lisansa erkenden başlamak istememeleri doğal bir şey ancak İngilizce seviyeleri iyi olan öğrencilerin hiç olmazsa bahar döneminde az ders alarak lisansa rahatça başlama fırsatlarını göz ardı etmemelerini tavsiye ediyorum. İrregular olmak hazırlıktaki öğrencilerin üniversite hayatından uzaklaşmamaları için bir avantajdır. Yatay Geçiş, Çift Anadal (ÇAP) ve Yan Dal Programlarında İrregular Olmak kolaylık sağlar mı? Bu programlarda yer almak isteyen irregular öğrencilerin başvurudan önce önlerinde 1,5 yılları var. Örneğin Yatay geçiş yapmak isteyen bir irregular öğrenci ortalamasını yüksek tutabilmek için 2013 Temmuza kadar yani 3 yarıyıl ve 2 yaz okulu boyunca ders alabilme imkanına sahip. Bu sayede regular öğrencilere göre daha geniş bir aralıkta düşük not aldığı dersleri tekrar alarak telafi edebilir. YILDIZ BÜYÜKÇOLAK Öğrenci İşleri Daire Başkanı IR OLMAK İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ OCAK 2013 Ü niversiteyi erken bitirmek isteyen öğrenciler için güzel bir fırsat. Bölümümün kontenjanı az olduğu için güz döneminde açılan dersler genellikle bahar döneminde açılmıyor. Ön şart olan bahar dönemi derslerini bahar dönemi alıp, bu dönem de üst dersini alarak sene sonunda 3.sınıf olmayı garantilemiş arkadaşlarım var. Hazırlıktayken sabahın köründe kalkıp maçkaya gitmek bir GİZEM KARACA Uzay mühendisliği I rregular olmak yatay geçiş, çift anadal (çap), yandal ya da Erasmus programlarına başvuruda katkı sağlar. Şöyle ki bir dönem avantajli olunduğu için o dönemde kolayca geçilebilecek dersler alınıp yüksek not ortalaması yapılabilir ve ilerdeki YA DA OLMAMAK İrregular öğrenciler ilk dönemlerindeki ders seçimlerinde sıkıntı yaşıyor mu ? İrregular Öğrenciler ders seçimlerini 1.Sınıflarla birlikte 5 Şubatta herkesten önce yapacak. Bu yüzden irregular öğrencilerin ders seçimlerinde regular öğrencilerden bir farkı yoktur. (Ancak bahar döneminde açılmayan bazı dersler var. ) İrregular öğrencilerin lisanstan mezun olurken dereceye giremediği konuşuluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Senato kararına göre lisansı 8 dönemde bitiren her öğrenci dereceye girebiliyor. Dolayısıyla eğer irregular öğrenciler lisanslarını 8 yarıyılda bitirirlerse, sene sonunda mezun öğrencilerle birlikte değerlendirildiği için dereceye girme hakları ortadan kalkmıyor. İrregular olan öğrencilerin ders programları kendi dönemleri ile paralel olmadığı için belli bir arkadaş çevreleri olmayacağını düşünüyor. Bu konuda neler diyeceksiniz ? İtü’de sınıf geçme değil ders geçme sistemi olduğu için farklı dönemlerden hatta farklı fakültelerden öğrenciler birlikte ders alabiliyorlar. Bu konuda irregular öğrencilerin regular öğrencilerden hiç bir farkı olmadığını düşünüyorum. RE GU LAR dönemlerde de daha rahat olunacağı için regular öğrencilerden her zaman yüksek ortalama yapma konusunda avantajlı durumdayız. Eğer yatay geçiş, çap, yandal veya Erasmus düşünen arkadaşlar varsa irregular olmalarını tavsiye ederim. NİLAY YILDIRIM İmalat mühendisliği H azırlığı atlayacak seviyede olan arkadaşlar için hazırlığın ikinci dönemi oldukça sıkıcı olacak, kalan arkadaşlarım çok sıkıldılar. Hazırlıkta takılmak yerine örneğin 15 kredi alıp lisansta da 3 gün derse gidip 2 gün yatabilirler. 15 kredi 15 kredidir neticede, yol almak güzeldir. Lisansa başlamayacaksa da başka şekilde değerlendirmek mümkün, yurtdışı dil okulu gibi. İnşaat mühendisliği I Elektrik mühendisliği rregular olup lisansı 3,5 yılda bitirmek planı genelde sadece hayal olarak kalmakta ancak okulumuzda lisans hayatını sadece 3 yılda tamamlamış öğrenciler bile mevcut dolayısıyla sıkı çalışma ve disiplinle bu mümkün olabilir ancak önerim öğrenci olmanın hakkını vermeleri yönünde ne de olsa öğrenci olmayana akbil bile 2 katı fiyat çekiyor dolayısıyla mümkün olduğunda 3,5 senede değil 4-5 senede tamamlamalarını ve mühendisin sadece hesap kitap yapmak olmadığını anlamalarını isterim.. rregular olunca belli bir dönemleri olmayacağından belli bir arkadaş çevreleri olmayacağı düşüncesine pek katılmıyorum. Bu kişinin sosyalliğine de bağlı bir durum. Bir kere “bölümümdeki herkesle aynı derslere gireyim” diye bir durum yok, 2 yıl boyunca havuz derslerinde zaten bölümler karışık, bölüm derslerinde ise dersin türkçe-ingilizce diye ikiye ayrılması CÜNEYT CİHAN İmalat mühendisliği lk dönemde dilediğiniz gibi ders seçebiliyorsunuz, isterseniz fazla ders almadan rahat bir dönem geçirirsiniz ve ileriki dönemlerinizi biraz olsun rahatlatırsınız isterseniz biraz abartıp toplam öğrenim sürenizi kısaltabilirsiniz. Bence en az 18 en fazla 22 kredi alınmalı. Örneğin makina mühendisliği öğrencileri için İlk dönemde şu dersleri tavsiye edebilirim; Technical Drawing, Mathematics I, English I, Physics I, General Chemistry, Materials Science, General Chemistry I Lab, Physics I Lab B Elektrik mühendisliği OĞUZ GÜRES CAN BERK AYTAÇ I Elektronik ve haberleşme mühendisliği ALİ SINMAZ yerden sonra ölüm gibi gelmeye başlamıştı. En azından devamsızlık derdim, 45dklık yol derdim kalmaz, fazladan bir dönem olduğu için kaç kredi versem kardır düşüncesindeydim. Ama bahar döneminde havaların güzelleşmesi ve hazırlıktan sonra derslere odaklanmam zor olduğu için ortalamam kötü. Bu konuda rehavete kapılmamalarını tavsiye ediyorum. H ADEM YILMAZ YAZAR İ 9 ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ AHMET ÇETİN Bilgisayar mühendisliği er bölümde dersler aynı olsa bile dizilişleri farklıdır. Bence önce havuz derslerinin yani alınabildiği kadar ilk dönem dersleri alınmalıdır. Alınamayan dersler yerine ise üst dönemlerden Ata, Tur gibi dersler alınarak kredi 18-20 civarına getirilmelidir. Ders dengesi bir şekilde kuruluyor bu korkulacak bir şey değil. Ayrıca yaz okulunda genelde bölüm dersleri açılmıyor. Havuz derslerini almak veya yükseltmek isteyenler yaz okuluna kalıyorlar. OKTAY SEVER Jeofizik mühendisliği abii bir de hazırlıktaki 3 dönemden sonra irregular olmak var benim olacağım gibi. Bu durumu kimseye önermiyorum. T da dönemi ikiye bölüyor. Irregularlıkta bir de dönem farkı oluşuyor tabi dersten derse ama dediğim gibi kişi sosyal biriyse iki dönemden de çevre yapabilir, bunu avantaja çevirebilir. Ki sizinle aynı dönem lisansa başlayan diğer irregular öğrenciler de çoğu derste gözünüze çarpıyor ve sayıları hiç de az değil, buradan da başlı başına bir arkadaş grubu yapılabilir. IRREGULAR İREM YILMAZ ÖĞRENCİLE R I NE DİYOR en hazırlığı A kurundan atladım. O dönem neredeyse bütün A kurları hazırlığı atlamıştı. Ayrıca ilk lisans dönemimde 18,5 kredi almıştım ve hazırlıktan daha rahat bir programım olmuştu Hazırlığı fırsat bulup atlayamamayı vakit kaybı olarak görüyorum. İlla irregular olup okulu erken bitirmek amaçlanmalı demiyorum ama o 1 dönem özellikle kişisel gelişim için faydalı olabilir (yurtdışında yabancı dil, seyahat vs.). Ben elektrik mühendisliği bölümündeyim ve irregular Mimarlık rregular olmamın hazırlıktaki rehaveti biraz olsun üstümden atmamı sağladığı ve bölüme daha kolay adapte olmamı sağladığını söyleyebilirim.Mimarlık bölümümde irregular olarak başlayacak öğrencilere benim almalarını önerebileceğim dersler: havuz dersleri, ATA,TUR kodlu dersler, ITB ve MAT103E olarak okuduğum ilk 2 sene çok rahat geçti diyebilirim. Irregular olmanın dezavantajlarını bölüm derslerini almaya başladığım zaman gördüm. Örneğin ben 5. yarıyılımı bahar, 6. yarıyılımı güz döneminde okudum. Ancak normalde 5. yarıyıl derslerim güzde, 6. yarıyıl derslerim de baharda açılıyordu. O yüzden hem alttan hem de üstten ders alarak kredimi dengelemeye çalışıyordum. Üstten ders almak da ortalamayı olumsuz etkileyebiliyor. 10 ARIYORUM OCAK 2013 Hintliler çıldırmış olmalı! Hollywood filimlerini hepimiz bilir ve çoğumuz takip ederiz. Peki ya Bollywood deyince! Hindistan’ın ulusal sinema sektörü Hollywood’a ne kadar meydan okuyabiliyor ? B ollywood’un adı, film fabrikaları olarak nitelenen Mumbai’nin eski adı olan Bombay ve Hollywood’un birleşmesinden oluşmuştur. Hint filmlerinin ülkemizde vizyona girmemesinden dolayı , birkaç filmden fazlasının adını duyamayız. Türkiye’deki sinemaseverler Bollywood’la 21. İstanbul Film Festivali’nde Devdas adlı filmin yer aldığı gösterim ile buluşmuşlardır. Hindistan’da her yıl 1000’in üzerinde uzun metrajlı film ve 900 civarında kısa film çekilmektedir. Bir milyarlık nüfusu bulunan Hindistan’da günde on beş milyon Hintli sinemaya gidiyor. Hintçe’nin ülke genelinde yaygın bir dil olmaması nedeniyle Bengali, Malalayam, Tamıl ve Telugu dillerinde çekilen filmlerin sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Hindistan’da bölgesel sinema sektörünün güçlenmesindeki en büyük etkenin ‘dil’ olduğu düşünülüyor. Bollywood, Hintçe çekilen filmlerin oluşturduğu sektöre hakimken, ‘ yeni Hint sineması’ ülkenin geri kalanında bölgesel dillerde daha küçük bütçeli filmler çekmektedir. Hindistan hükümeti film konusunda çok hassas olduğu için Bollywood’ da öpüşme sahnesine bile zor rastlanır. Buna rağmen filmlerde bolca romantizim, aşk, ayrılık, dram göze çarpıyor. 1970 li yıllarda daha çok aksiyon türünde dövüş sahnesi bol olan filmler çekilmiştir. Müzik ve dans ise bu filmlerin olmazsa olmazıdır. Bir filmin süresi 3-4 saati bulmakla beraber bu özellik karakterlerin farklı yönleriyle ele alınmasına, oldukça renkli senaryoların ortaya çıkmasına dolayısıyla tek filmin içinde birden fazla senaryo varmış etkisi yaratılmasına olanak sağlar. Bollywood aktörü Aamir Khan’ın önce zengin bir iş adamı, sonra şaşkın bir aşık, hafızasını kaybettikten sonra sadece 15 dakikasını hatırlayan bir hasta, son olarak da bir seri katil rolüne büründüğü Gajini filmi buna bir örnektir. Devlet tarafından da desteklendiği için Bollywood filmlerinin Hindistanlı ailelerde ayrı bir yeri vardır. Örf ve adetleriyle, tutuculuklarıyla, duygusallıklarıyla Hollywood’dan oldukça farklı olan filmler batıda da sevilmektedir. Slum Dog Millionere Filmi Amerika’da gişe rekoru kırmış. Lagaan, 3 İdiots, Taare Zamaane Paar gibi Aamir Khan’ın rol aldığı filmler IMDB’de 8’in üzerinde. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ BASIN-YAYIN KULÜBÜ İzlenmesi şart: 1. 3 Idiots (2009) 2. Bobby (1973) 3. Rang De Basanti (2006) 6. Udaan (2010) 7. Dilwale Dulhania Le Jayenge (1995) 8. Om Shanti Om (2007) 9. Fanaa (2006) 10. Fashion (2008) 11. Lagaan (2001) 12. Devdas (2002) 13. Swades (2004) 14. Taare Zameen Par (2007) 15. 1942: A Love Story (1993) 16. Dil Chahta Hai (2001) 17. Sarfarosh (1999) 18. Bunty Aur Babli (2005) 19. Peepli Live (2010) 20. Black (2005) “Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nin Yaratıcısı” - Hayal gücünün sınırlarını zorlayan adam- g John Ronald Reuel Tolkien 3 Ocak 1892’de Güney Afrika’nın Bloemfontein şehrinde doğdu. İngiltereli orta halli bu ailenin, İngiliz sömürgesi olan bir ülkede yaşama amacı yeni bir hayat sürdürmekti. Babası Arthur Tolkien banka müdürüydü. Afrika’nın iklim koşulları ve getirdiği olumsuzluklar onları tekrar İngiltere’ye dönmeye zorlamıştı. Ronald daha 4 yaşındayken babasını kaybetti. Böylece annesi ve kardeşleriyle birlikte küçük bir köy olan Sarehole’a yerleştiler. Hobbitlerin köyü Shire’ı hayal etmesinde ve tasarlamasında etkili olan bir yerdi burası. Ronald, köyünün yemyeşil doğasını, arkadaşlarıyla oynadığı değirmeni asla unutamadı. İleride yaşamının tan döndükten sonra Oxford’ta iş bulan Tolkien 1945 yılında burada profesör olmayı başardı. Edith ile 4 çocuk sahibi oldular. Anglo-Sakson dillerinin profesörlüğünü yaptı. Ana ilgisi İngilitere’nin ortabatı topraklarının yazın geleneği üzerineydi. Zamanla dünyanın en önemli dilbilimcilerinden biri haline geldi.Küçüklüğünü geçirdiği köy, Birmingham, savaş ve daha birçok hayatına dair yerler ve olaylar Orta Dünya’yı yaratmasında etken olmuştu. Arwen ve Aragorn’un aşkına da Edith ile kendisini kattı şüphesiz. Profesör olduğu yıllarda da bu mükemmel hayal dünyası içinde romanlarını yazmaya devam etti.1937 yılında yayınladığı “Hobbit” kitabı olumlu olumsuz pek çok eleştiriye konu oldu. Olumsuz eleştirilerin hiç bir etkisi kalmadı ve çok kısa sürede Hobbit popüler oldu. Hobbit, Yüzüklerin Efendisi serisinin başlangıcıdır. Orta Dünya’dan ilk kez bu kitapta bahsedilmiştir. Bu sırada Tolkien Yüzüklerin Efendisi üzerinde yoğun biçimde çalışıyordu. Yaşadığı süre boyunca elf dili üzerinde de çalıştı. Cüce, ork, elf ve diğer ırkları yaratarak, Orta Dünya haritasını da tamamladı. Tüm eserlerini tam olarak bitirip yayınlayamadan 81 yaşında hayatını kaybetti. Fakat onunla benzer hayal gücüne ve zekaya sahip olan, oğlu Christop- 11 ARIYORUM OCAK 2013 Aamir Khan Bollywood’dan söz edip de 3 idiots filminden tanıdığımız, Hindistan’ın önde gelen oyuncu, yönetmen ve yapımcısı Aamir Khan’dan bahsetmemek olmaz. Aamir Bollywood’un en çok kazanan aktörüdür. Amcası Nasir Hussain’in Yaadon Ki Baaraat (1973) filminde çocuk oyuncu olarak film sektörüne adım atan Aamir, Raakh filmiyle ilk Jüri Özel Ödülü’nü aldı. 1980 ve 1990’larda birçok ödüle aday gösterildi. İlk ‘Filmfare En İyi Aktör Ödülü’nü ‘Raja Hindustani’ filmiyle, 2001 yılında kendi yapım şirketini kurdu: Aamir Khan Productions. İkinci ‘Filmfare En İyi Aktör Ödülü’nü, kendi yapım şirketinden çıkan Lagaan filmiyle aldı. İngiliz sömürgeciliğini eleştiren film Oscar Ödülleri’nde de aday gösterildi. Karishma Kapoor ile rol aldığı Raja Hindustani filmi ona Filmfare En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. 7 dalda çeşitli ödüllere aday oldu. Khan’ın çevirdiği her film başarılı oluyordu, 5 yıl içinde çevirdiği filmlerin hepsi birer hit haline geldi. Terör olaylarına parmak basan Sarfarosh filmi de oldukça ilgi gördü. 2006 yılında Rang De Basanti ve Fanaa filmlerinde rol aldı. Aynı yıl İngiltere BAFTA Ödülleri’ne aday oldu. 2007’de ilk yönetmenlik deneyimini yaşadığı Taare Zameen Par filminin yapımcılığını da üstlendi. Filmde Aamir, disleksi hastalığına sahip bir çocuğun hayatına yön veren bir resim öğretmenini canlandırıyordu. Bu filmle ‘Filmfare En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandı. İngiltere’de Madame Tussauds Müzesi’ nde balmumu heykeli konulmak istendi, ama Aamir bunu da reddetti ve açıklamasında: ‘Bu benim için önemli bir şey değil. İnsanlar isterlerse benim filmlerimi izlerler zaten. Ayrıca ben bu kadar şeyle baş edemem, zaten benim işim bana yetiyor.’ dedi.2008 yılında çevirdiği Ghajini filmi yılın filmi oldu. 2009 yılında gösterime sunduğu 3 idiots tabiki Filmfare En İyi Film Ödülü’ne layık görüldü. Aamir Khan Hindistan’da mükemmeliyetçiliği ile bilinir. filmlerinde rolüne iyice adapte olarak karakterini en ince ayrıntısına kadar incelediği için senede ortalama 1 film çekebilmektedir. Son filmi Taalash 30 Kasım’da Hindistan’da vizyona girecek olup, merakla beklenen Doom 3’ün çekimleri hala devam etmektedir. 6 Mayıs 2012’de her ruphesini ücretsiz hastahanelere, yaşlı evlerine, hayır kurumlarına bağışladığı ‘Satya mev Jayate’ (Gerçekler Daima Kazanır) adlı televizyon projesini gerçekleştirmeye başladı. Program Hindistan’ın ırkçılık, kadınların haklarının korunamaması, yanlış inanç sisteminden kaynaklanan kast sistemi, engellilerin eşit eğitim haklarından faydalanamaması gibi pek çok sorununa değinilmektedir. Aamir’in her bölümde belirttiği gibi programın amacı eleştiri değil, ortaya koyulan sorunlara gerçek bir çözüm üretip, çözümleri uygulamak ve Hindistan’ın değişmek istediğini kanıtlamaktır. Aamir ve ekibinin bu proje için geceli gündüzlü çalıştığı yakın çevresi tarafından belirtilmektedir. İlknur İlhan [email protected] Romandan Sinemaya: Fantastik Kurgu Romandan Sinemaya: Fantastik Kurgu Romandan Sinemaya: Fantastik Kurgu Fantastik kurgunun temellerini gerçek anlamda atanları ne kadar tanıyoruz? Benim gibi birçok kişinin, yazarların hayal dünyalarının nasıl böyle hayret verici ve harika olduğunu düşündüğüne eminim. Defalarca kitaplarını okuduğumuz, filmlerinin repliklerini ezberleyene kadar izlediğimiz eserlerin nasıl bir hayatın içinden doğduğunu, nasıl bir süreçten geçtiğini hepimiz merak etmişizdir. Görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir kitlenin hayranlık duyduğu Orta Dünya'nın baş kahramanı Tolkien’in hayatına ışık tutmanın zamanı geldi. Elbette bunun yanında çocukluğumuzun hayallerini süsleyen, bizi bambaşka diyarlara götüren Harry Potter’ın yazarı J.K Rowling’i de unutmamak gerek… J.R.R TOLK IEN BASIN-YAYIN KULÜBÜ BOLLY WOOD Romandan Sinemaya: Fantastik Kurgu bir kısmını burada geçirecekti. Okula başladıktan sonra 1904 yılında da annesini kaybeden Ronald kardeşiyle birlikte teyzesinin yanına yerleşti. King Edward’s okulunda dillere olan ilgisi ve yatkınlığı herkesi şaşırttı. Bu dönemlerde kendi kendine bir dil yaratmaya başladı. Bu tasarısı Elf dilinin temelini hazırlamış oldu. Birmingham’da daha sonra eserlerinde yer verdiği iki yapıya hayranlık duyuyordu.29 metrelik Perrott’s Folly kulesi Ronald’ı derinden etkilemişti. Bu yapının hemen yanında bir kule daha vardı. Bu iki kule, Yüzüklerin Efendisi serisinin 2.kitabı “İki Kule” için esin kaynağı oldu. Gençlik yıllarında yerel bir pamuk markası olan “Gamgee” ismini ise Frodo’nun sadık dostu Sam için kullanmıştır.16 yaşındayken hayatının aşkı Edith ile tanıştı. Fakat gözetiminde olduğu peder görüşmelerini yasakladı.1911 yılında klasik diller eğitimini almak amacıyla Exeter Koleji’ne gitti.21 yaşını doldurduğunda hiç unutmadığı Edith’i tekrar buldu. Bir başkasıyla nişanlı olan Edith, Tolkien ile evlenmeye karar verdi.1916’da aşklarını ölümsüzleştirdiler. Bu sırada başlayan 1.Dünya Savaşı’na katılan Tolkien Fransa cephesinde savaştı. İki yakın dostunu savaşta kaybeden Tolkien, yakınında patlayan bir bomba yüzünden İngiltere’ye geri döndü. Savaş Ronald üzerinde unutulmaz etkiler bıraktı. Savaş- İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ her Tolkien babasının sakladığı küçücük bir notun bile kıymetini bilerek, tüm çalışmalarını tamamlayıp bir araya getirdi. Yarım kalmış eserleri, notları ve defterleri taranarak basıldı. Peter Jackson’ın yönetmenliğini yaptığı aynı isimli Yüzüklerin Efendisi filmine de eksiksiz olarak konu oldu. Film Oscar ödüllerini alarak büyük rekorlar kırdı. Böylece bu inanılmaz eserler daha da ölümsüzleşti. Hayal gücü hepimizde vardır. Ama önemli olan bunları kağıda döküp kurgulayabilmektir. Düşünmenin bile imkansıza yakın olduğu o savaş dönemlerinde, bunu başaran büyük üstad J.R.R Tolkien’dir. Bu sebeple, bedeni dünyevilikten uzaklaşmış olsa da, eserleriyle ebediyen zihinlerde yaşayacaktır. J.K ROWLING Hogwarts’ın büyülü dünyasında bizi Harry Potter ile tanıştıran kişi – onun sihirli asası “kalemi”Joanne Kathleen Rowling 31 Temmuz 1965 yılında İngiltere’de doğdu. Kathleen ismine sahip olmamasına rağmen büyükannesine beslediği derin sevgi sebebiyle bu adı aldı. Exeter Üniversitesi’nde Fransızca ve Klasik Edebiyatlar okudu. Daha sonra Londra’ya yerleşerek çalışmaya başladı. İlk yazı denem- esi Tavşan’ı 6 yaşında yazmıştır. Fakat Harry Potter Rowling’in dönüm noktası olmuştur. İsmini J.K şeklinde kısaltarak kullanmasının sebebi, ilk başta okurların onun erkek olduğu izlenimine kapılıp eserine önyargıyla yaklaşmamalarını sağlamaktı. Eğer bayan olduğunu bilirlerse okumayacaklarından korktu. Dünyada pek çok kişinin Harry Potter’ın yazarının bayan olduğunu öğrendiklerinde çok şaşırmalarının sebebi budur. Küçükken ona “Jo” diye seslenirlerdi. Sadece kızdıklarında Joanne derlerdi. Harry Potter serisi, Rowling’in aklında 4 saatlik Manchester-Londra tren yolculuğu sırasında şekillendi. Ana karakterleri ve hikayenin büyük kısmını kafasında oluşturdu. Büyücülük okulu içeren bir hikaye yazmayı istiyordu. Trende aklına gelen bu fikri kağıda döktü. Böylece ilk kitap Felsefe Taşı’nın temelleri atılmış oldu. Portekiz’e taşındıktan kısa bir süre sonra 1992’de gazeteci Jorge Arantes ile evlendi. 1993 yılında kızı Jessica dünyaya geldi. 1994’te kızıyla birlikte Edinburgh’e taşındı ve 1995 yılında eşinden ayrıldı. Bu sıralarda tek geçim kaynağı işsizlik maaşıydı. Bir akşam gittiği lokantada ilk kitabını tamamlayarak hayatını değiştirdiğinin farkında değildi. Aynı zamanda Edinburgh Üniversitesi’nde yüksek lisans okudu ve 1996’da buradan mezun oldu. 7 kitap olarak planladığı serinin ilk kitabı Felsefe Taşı yayınlandıktan kısa bir süre sonra satış rekorları kırarak her ülkede büyük beğeni topladı. İngiliz kitap ödüllerinde yılın çocuk kitabı seçildi. Yayıncılık tarihinde “en kısa sürede en çok satan kitap” unvanını kazandı. Bu dünyayı yaratmasının temelinde ne olduğunu soranlara: “Bir çocuğun yetişkinlerin dünyasından kaçıp her açıdan güçlü olduğu bir yere gitmesi fikri bana çok çekici geldi.” Dedi. Karakterlere verdiği isimleri eski dillerden esinlenerek ve çoğu kez uydurarak bulduğunu söylemiştir. Hayatındaki zorluklardan sonra böyle büyülü bir dünyaya adım atıp dünyada en çok tanınan yazarlardan biri haline gelmek, rüyalarına bile konu olmuyordu. En başta çocukların ilgi alanında olsa da, inanılmayacak kadar çok sayıda yetişkinin de Harry Potter’ın hayran kitlesini oluşturduğunu unutmamak gerek. Kitaplarından elde ettiği 1 milyar doları aşan servetiyle İngiltere’nin en zengin kadını unvanını aldı. 2001 yılında Neil Murray adlı bir doktorla evlenerek 2 çocuk daha dünyaya getirdi. Gerçek dünyasında aile yaşantısına da çok önem veren Rowling, asla eşini ve çocuklarını ihmal etmedi. Serinin diğer kitapları Sırlar Odası, Azkaban Tutsağı, Ateş Kadehi, Melez Prens ve son olarak Ölüm Yadigarları’nı 2007’de tamamladı. Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?, Çağlar Boyu Quidditch ve Ozan Beedle’ın Hikayeleri’ni de yayınlayarak bu büyülü dünyaya son noktaya koydu. Harry Potter’ın filmi de gişe rekorları kırarak tüm dünyaya kendini ispatladı. Rowling bir röportajında “En çok Harry, Hermione, Ron, Dumbledore ve Hagrid’i akşam yemeğine davet etmek isterdim.” Demiştir. Bu yazar da dahil olmak üzere hepimizde oluşan bir istek olmuştur eminim. Çocuk veya yetişkin, kimsenin hayal dünyası ölmez. Önemli olan bu dünyayı yeşil bırakabilmektir. Bunu bize hatırlatan eserler daima yanımızda olacaktır. Müge Şenel [email protected] BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 YUNAN Yunan mitolojisi, Yunan tanrıları, tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde bu mitoloji hakkındaki bilgileri bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz.Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu ve birçok Avrupa mitolojosini etkilemiştir. Yunan tanrıları Romalılar tarafından kabul görmüş ve her biri farklı isimlerle kullanılmıştır. Roma mitolojisi neredeyse tamamen Yunan mitolojisini baz almıştır. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan tanrıları insan şeklindedir. Yunan tanrılarının yaratılış hikâyeleri seçilmiş 12 tanrı (ki bu 12 tanrı, 5 kadın ve 7 erkekten oluşur) Olimpos Dağı’nnda otururlar, her şey Olymposlu Tanrılar ile Titanlar arasındaki savaşla başlar ve Olymposluların zaferiyle son bulur. Savaştan sonra Titanlar cezalandırılır. Toplamda 12 Tanrı bulunur. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. 2 12 tanrı nasıl oluştu? Zeus ve 10 yıllık savaş Olgunluk çağına gelince Zeus saklandığı mağaradan çıktı. Kronos’a savaş açtı. Bu savaş on yıl sürdü, hiç birisi yenemeyince, Zeus Rheia’nın tavsiyeleri ile Tartaros’taki kyklop ve hekatonkheirleri serbest bıraktı. Kykloplar Zeus’a meşhur şimşekleri verdiler. Yüz elli hekatonkheirler Titanların üzerine taşları ve kayaları fırlattılar. Yerler parçalandı, dağlar eridi ve Titanlar yenildiler. Zeus Kronos’u yuttuğu tanrıları ve taşı çıkarmaya zorladı. Titanlar yenilerek Tartoros’a atıldılar. Yüz kollu hekatonkheirler ise Titanların bekçiliğini yapmaya başladılar. Tanrılar dünyayı yönetmeye başladılar. Üç erkek kardeş Zeus, Hades ve Poseidon evreni kendi aralarında paylaştılar. Ortanca kardeş Poseidon denizlerin, deniz canlılarının ve tüm akarsuların hakimiyetini aldı ve Amphitrite ile evlendi. Bu evlilikten bir çok deniz perisi, yarı at yarı insan Triton doğdu. Poseidon’un elinde taşıdığı üç çatallı yabayı fırlattığı zaman, denizde fırtınalar ve korkunç dalgalar yaratabilir. Nereus’un kızları olan Nereidler her zaman Poseidon’un çevresini sararlar. Nereidler belden aşağı balık, belden yukarı insan şeklindeler. Küçük kardeş Hades’in payına yeraltı düşmüştür. İnsanların ve tanrıların hiç sevmedikleri sert, korkunç tanrı Hades, karısı Persephone (Zeus’un kızı) ile birlikte, gölgeler halinde dolaşan ölülere hükmeden yer altı ülkesindeki saraylarında yaşarlar. Hades’ in bekçiliğini üç başlı cehennem köpeği Kerberos yapar, yer altı- 13 ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 MİTOLOJİSİ na gelenleri kuyruğunu sallayarak, okşayarak içeri alır, ama çıkmak isteyenler için de üç ağzını birden açarak, sipsivri ve kara dişlerini göstererek tehdit edip, yukarı çıkmasını önler. Ölüler dünyası yani yer altı, günah işleyenlerin bulunduğu bir yerdir. Burada günahkarların en günahkarları bulunur ve bunlar sonsuz bir azaba çarptırılırlar. Tanrılar içinde adına ne bir tapınak, ne bir sunak yapılan ya da herhangi bir ilahi bestelenmeyen bir tek Hades vardır, bu da kendisinden korkulmasından kaynaklanmaktadır. Zeus gökyüzü ve dünyayı aldı Büyük kardeş ve ‘tanrıların kralı’ olarak kabul edilen Zeus paylaşımda gökyüzü ve dünyayı aldı. O aile ve evliliğin hamisi kabul edilen tanrıça Hera ile evlenir. Bu evlilikten İlithya ve Hebe adında kızları, sanayi tanrısı Hephaistos ve savaş tanrısı Ares oğulları olmuştur. Tanrılar daima yaz mevsiminin hüküm sürdüğü Olimpos dağında yaşarlar. Gençliğin ve güzelliğin sembolü olan Hebe tanrılara onların ölümsüzlüğünü sağlayan Ambrosia ve nektar dağıtır. Zeus altın tahtında oturur. Tahtın yanı başında tanrıların habercisi kanatlı İris yer almaktadır. Zeus çok güçlü bir tanrı olsa da kaderi yönetmek onun elinde değildir. Kaderi üç Moir yönetmektedir: Lakhesis insanların doğumundan önce kaderini belirler. Klotho insanların kader ağlarını örer. Atropos bu ağları yönlendirir. Çevresindekiler tarafından saygı gören Zeus zaman zaman çapkınlıkları ile Hera’yı kızdırır. O güzeller güzeli Leto’ya aşık olur. Bu birliktelikten kızıl saçlı ikizler Apollon ve Artemis doğar. Hera, Zeus’un ikincil ilahelere ve ölümlü kadınlara ilgi duymasını bir türlü içine sindiremez ve onları sürekli tehdit altında tutar. Leto çocuklarını doğurabilmek için Delos adasına sığınır. Hera onlara yılan Pifon’u gönderir ve bin bir türlü işkenceye maruz bırakır. Ama Leto’nun oğlu Apollon büyüdüğünde sihirli oku ile ejderhayı öldürür ve Olimpos tanrıları içinde güzel sanatlar ve gün ışığının tanrısı olarak saygınlığını kazanır. Olymposluları altın liriyle eğlendiren, çok uzaklara ok atabilen, hastaları iyileştiren, iyileştirme sanatını hastalara ilk öğreten gümüş yayın efendisi okçu tanrı olarak Yunan şiirlerine geçmiştir. Kardeşi Artemis ise av tanrıçası oldu. Rüzgar Tanrısı: Hermes Başka bir zaman ise Zeus’un Hera’ya ihaneti sırasında Hermes doğar. Hermes rüzgar tanrısıdır, babası Zeus annesi ise yağmur perilerinden biri olan Maia’dır. Kanatlı sandalları olan Hermes aynı zamanda tanrıların habercisidir. Hermes’in görevleri arasına ölenlerin ruhlarına Hades’in saltanatına kadar eşlik etmek de var. Anlatılanlara göre Hera’dan önce Zeus Titan Okeanos’un kızı Metis (zeka temsilcisi) ile evlenmiş. Ama Moir’ler tanrıların kralına bu birliktelikten doğan çocuğun yönetimi eline geçireceğini söylerler. Zeus bunu duyunca Metis’i yutar. Kısa bir süre sonra Zeus’un şiddetli bir baş ağrısı başlar. O zaman Prometheus’tan balta ile başına vurmasını rica eder. Prometheus bu isteği yerine getirir ve zeus’un başından onun kızı athena savaş kıyafetlerinde çıkar. Eski Yunanlara göre, Athena üretici zekanın ve adaletli savaşların tanrıçasıdır. Ülkeyi saldırılardan koruyan bir tanrıçaydı Athena. Bir başka özelliği, şehir tanrıçası olmasıydı; uygarlığın, el sanatlarının, tarımın koruyucusu, dizginin yaratıcısıydı; atları ilk ehlileştiren oydu. Onun şerefine şehirlerine Athena adını vermişler. Zeus ile Thebia kralı Kadmos’un kızı ölümlü Semele birleşmesinden oğulları Dionysos doğar. Hera, Zeus’u Semele’den kıskanır ve yaşlı bir kadın kılığına girerek Dionysos’un annesini kandırır. Semele ona kanarak Zeus’tan tüm ihtişamı ile ona görünmesini ister. Zeus onu kıramaz ve yıldırımlardan korkan Semela yedi aylık Dionysos’u düşürür. Zeus Semele’nin düşürdüğü ve sık yapraklı bir sarmaşığın yanmaktan koruduğu Dionysos’u baldırına kancalarla yerleştirir ve zamanı geldiğinde onu ikinci bir doğumla meydana getirir. Böylece Dionysos iki kez doğmuş olur. Nyssa dağındaki Nymphaler Dionysos’u büyütüp eğitirler. Dionysos gençlik çağına geldiğinde mağaradaki üzümleri kullanarak şarap yapma sanatını bulur. Şarabın ve esrikliğin tanrısı olarak kabul edilir. ANEMAS ZİNDANLARI 70 yıl süren hayatının ve 37 yıllık hükümdarlığının son yirmi yılında İmparator Aleksios Komnenos halk gözünde popülerliğini kaybetmişti. Düşmanlarına kaybedilen toprakları geri almasına ve 1. Haçlı seferinin Selçuklular’ı sindirmesine rağmen, Selçuklu hücumları devam etmeye başlamıştı. Oysa İmparator III. Nikoforos Botaneiates’e karşı bir darbeyle 1081’ de iktidarı eline aldığında, Doğu Roma’nın en karışık zamanıydı. Şimdi ise tarih 1107’yi göstermekte ve bu sefer kendine karşı bir darbe ile karşı karşıyadır... Darbe girişimini bertaraf eden Aleksios, sadık bir komutanı olan Arap asıllı Mikhael Anemas’ın da bu komploya karıştığını öğrenince Anemas’ın gözlerinin oyulmasına karar verir. İnfaz günü yaşananları, imparatorun kızı Anna, yıllar sonra yazdığı kitabı Alexiad’da şöyle anlatıyor; “Anemas ile onun yanı sıra komplo içinde bulunanlar, saçları tümüyle kazınarak tıraş edilip sakalları da kesildikten sonra, imparator buyruğu ile meydan ortasında yürütülmeye ve sonra da gözlerinin oyulmasına mahkûm edildiler. Bu gösterinin düzenleyicileri onları sımsıkı tu- Afrodit’in güzelliği En güzel tanrıça şüphesiz kızıl saçlı Afrodit’ti. Onun doğumu ile ilişkin tartışmalar sürmektedir. Bazılarına göre Afrodit Zeus’un kızıdır. Diğerlerine göre ise Afrodit daha önce Uranos’la denizdeki dalgaların bembeyaz köpüğünden oluşmuştur. Afrodit aşk tanrıçası olup, insanların birbirlerine sevgi ile yaklaşması için üzerlerine aşk iksirini damlatan, çiçekleri ve ağaçları baharda rengarenk donatarak,doğayı canlandıran üretken bir tanrıçadır. Afrodit ateş tanrısı olan ve çok sanatkar, ancak topal ve çok fazla yakışıklı sayılmayacak bir görünüme sahip olan Hephaistos ile evlenmiş. Afrodit ve Hephaistos’la ilgili mit her ikisinin de temsil ettikleri sanat ve aşk kol kola olması gerektiğini vurgulamaktadır. Eski Yunanlar bu tanrılarA ‘12 Olimpos Tanrısı’ adını vermişler. Bu gruba Zeus, Hera, Athena, Artemis, Afrodit, Demeter, Apollon, Hermes, Ares, Hephaistos, Hestia, Dionysos dahildi. Poseidon ve Hades deniz ve yer altı dünyasında bulundukları için bu gruba dahil edilmemişler. Ceyda Baş [email protected] Her şeyden önce Khaos (Kaos) vardı. İlk önce Khaos’tan toprak ana - Gaia ve gökyüzü - Uranos oluştu. Gaia ve Uranos’un birleşmesinden Brontes, Steropes ve Arges (‘gökgürültüsü’, ‘parıltı’ ve ‘şimşek’) isimli üç kyklop doğdu. Kykloplar alınlarının ortasında taşıdıkları tek gözleri ile yer altı alevini gökyüzü ateşine dönüştürüyorlardı. İkinci olarak Gaia ve Uranos elli başlı yüz kollu Kottos, Briareus ve Gyes (‘öfke’, ‘güç’, ‘dehşet’) adlı hekatonkheirleri yarattılar. Ve nihayet Titanlar oluşturuldu.Toprak ananın gökyüzü ile birleşmesinden altısı erkek, altısı dişi olmak üzere on iki Titan doğdu. Titanların erkek olanları Okeanos, Koios, Hyperion, Iapetos ve Kronos; aynı zamanda titanides denilen dişi titanlar ise theia, rheia, themis, phoibe, mnemosyne ve tethys adlarını taşıyorlardı. Okeanos ve Tethys bütün nehirleri yarattılar. Hyperion ile Theia’dan güneş - Helios, ay - Selene, şafak - Eos doğdular. İapetos ve Asie’den gök kubbesini sırtında taşıyan Atlas, Menoetios, Epimetheus, Prometheus doğdular. Diğer 2 çift Titan da kendi çocuklarını doğurdular. Ama gelecek altıncı çiftin evlatlarınındı. Kronos ve Rheia’nın. İlk doğan çocukları kyklop ve hekatonkheirlerden hem iğrenen hem de kendi iktidarını almalarından korkan Uranos, çocukları doğdukça onları yerin derinliklerine - Tartaros’a (cehenneme) atıyordu. Bu duruma üzülen Gaia eşinden nefret etmeye başladı, titanları gökyüzüne karşı kışkırttı. Titanlar babalarına karşı geldiler ve onu hakimiyetinden mahrum bıraktılar. Titanların en kurnazı olan Kronos tahta oturmasına rağmen, kardeşlerinin güçlerinden korkarak onları Tartaros’tan kurtarmadı. Yunanlar Kronos’un yönetim dönemine ‘Altın Dönem’ adını vermekteler. Maalesef yönetimi eline geçiren bu yeni hakimin kaderinde de oğlu tarafından devrilmek vardı. Bunun önlemini alabilmek için Kronos korkunç bir karar aldı - yeni doğan oğullarını ve kızlarını yutmaya başladı. İlk olarak Kronos kızı Hestia’yı, sonra kızları Demeter ve Hera’yı , ardından da Hades, Poseidon adlı oğullarını yuttu. Kronos zamanı temsil eder. Kron kelimesi zaman anlamındadır. ‘Zaman kendi evlatlarını yutar.’ deyimi de bugün Kronos olayını anımsatmaktadır. Rheia yalnız ZEUS’u onun elinden kurtarabildi. Bir kocaman taşı kundak bezlerine sarıp Kronos’a verdi. Kronos taşı Zeus zannedip yuttu. Zeus ise Girit adasında bir mağarada saklandı, sihirli keçi Amaltheia’nın sütü ile beslendi. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ tup çuval giydirdiler. Kafalarına taç misali sığır ve koyun bağırsakları doladılar. Onları sığırlara ata biner gibi oturttular ve bu halleriyle, sarayın bahçesinde dolaştırdılar. Önlerinde ise uşaklar, dans ederek yürüyor, dönüşümlü olarak avazları çıktığı kadar bağırıp tam bu tören alayına uygun gırgır nakarat çığırıyorlardı.” Cellada doğru giden Anemas, suçluların imparator tarafından bağışlanabileceği son yer olan Bronz Eller heykelinin altından geçmesine ramak kala, imparatorun ilk çocuğu ve o sırada 24 yaşında olan, Anna yakarışları sayesinde babasını ikna etmiş ve cezası müebbet hapse çevrilmişti. İşte böylece kör olmaktan kurtulan Anemas, İmparatorun ikamet ettiği Blakhernai Sarayı’nın bitişiğindeki kulelerden birine kapatılıyordu ve artık bu kule tarih boyunca ilk misafirinin, yani Anemas’ın adıyla anılacaktı. C üneyt Arkın filmlerine benzer bu olayın gerçekleştiği yer, gerçekten de o filmlerin çekildiği yerdir. Kara Murat, Malkoçoğlu, Şahmaran ve Kahpe Bizans gibi birçok filme plato olan Anemas Zindanları; 14 hücre odasından ve bu odaların altındaki iki katlı bodrumdan oluşur. Bizans'tan günümüze ayakta kalan tek yeraltı zindanı olan, tarihi ve mimari özellikleriyle dünyada başka benzeri bulunmayan Anemas Zindanları, yıllar sonunda büyük tahribata uğramıştır. Gerçi Fatih Belediyesi’nin yıllardır bitmek bilmeyen restorasyon çalışmaları bu tahribatı gidermeye mi yoksa tamiri olmayan zararlara mı neden olmaktadır bilinmez ama yüksek mevkilerde bulunanlara mahsus bir çeşit devlet hapishanesi olan Anemas Zindanı ve Kulesi; Anemas’ın ardından İmparator I. Kommenos, İmparator Isaakios ve oğlu Aleksios, veliaht Andronikos Palaiologos ile birçok ünlü kişinin de tutuklu kaldığı yerdir. Bir isyanda tahtını kaybeden İmparator I. Andronikos (1183–1185) korkunç işkencelerle öldürülmeden önce burada kısa bir süre hapsedilmiştir. II. İsaakios Angelos 1195’de kardeşi tarafından tahttan indirildiğinde gözlerine mil çekilmiş ve buraya hapsedilmiştir. V. İoannes Palaiologos’un oğlu Andronikos’da, I. Murat'ın oğlu Savcı Bey ile 1374'de babalarına karşı bir ayaklanma düzenledikleri için buraya hapsedilmiş, bir süre sonra 1376’da buradan kaçmayı başaran Andronikos bu kez babası ve kardeşi Manuel’i buraya hapsettirmiş ve IV. Andronikos Palaiologos (1376–1379) adı ile tahta çıkmıştır. Bu zindanlarda 6 Bizans imparatorunun öldüğü söylenir. A nemas Zindanları hakkında anlatılan sayısız hikayelerden birisi de burayı yaptıran hükümdarın (burada isim Tekin Karatepe [email protected] Yorum Bir Yapay Dilin Hikayesi: Esperanto E D ünya üzerindeki insanların birbirleriyle anlaşmalarını kolaylaştırmak için yapay bir dil olarak Esperanto dili 1887 yılında yayınlandı. Günümüzde bu dili 2 milyon kişi kullanıyor. E speranto yapay dili 1870-1880 yılları arasında Polonyalı göz doktoru Ludwik Lejzer Zamenhof tarafından geliştirildi, 1887 yılında yayımlandı. Esperanto adını, Fransızcadaki ‘umut etmek’ anlamına gelen "esperer" kelimesinden türetti. Zamenhof dünya üzerindeki insanların birbirleriyle anlaşmalarını kolaylaştırmak için Esperanto dilini icat etti. Onlu yaşlarının başından itibaren böyle bir dili oluşturmak fikrindeydi. İlk zamanlarda Latince veya Yunanca dillerinden birini basitleştirmeyi düşünse de Latince öğrenmeye başladıktan sonra, bu dilin yapısının çok karmaşık olduğunu düşünerek tamamen yeni bir dil üretmenin daha isabetli olacağına karar verdi. İngilizce'yi öğrendiği sıralarda Zamenhof, fiilin şahıslara göre farklı olarak çekimlenmesinin gereksiz olduğunu ve gramatik sistemin hayal edilebileceğinden çok daha basit olabileceğini düşündü ancak kelime ezberlemekte zorlandı. Rusça öğrenmeye başladığında ise bu sorunu sonekler vasıtasıyla en aza indirebileceğini farkedip dilini bu yönde geliştirmeye başladı. E speranto Dili: Kelimelerinin köklerini genellikle dünya çapında öğretilme ve bilinme oranının yüksek olduğunu düşündüğü Romen ve Cermen dillerinden yararlanarak oluşturduğu Esperanto, tek bir kişiye, ülkeye ya da ırka ait değildir. Serbest cümle dizimine sahiptir, cümledeki öğelerin yerleri değiştirildiğinde cümlenin anlamı değişmez. Hiç değişmeyen ve istisnası olmayan 16 ana kurala dayalıdır. Bu yüzden bu dili öğrenmek, diğer dilleri öğrenmekten daha kolaydır. Bilimsel ve teknik terimlerle beraber 15.000 civarında Esperanto kök sözcük bulunduğu tahmin edilmektedir. veremiyorum çünkü zindanların da içinde bulunduğu Blakhernai Saray kompleksini kimin yaptırdığı bilinmemektedir.) Konstantinapol’ün kaybedilmesi durumunda hazineyi düşmanın ele geçirmemesi için altınlarını toza çevirtip temel harcına döktürdüğüdür. Ama bir diğer gerçek ise Fatih’in, İstanbul fethedilirken büyük faydasını gördüğü Şahi toplarını döktürdüğü “Urban” ustayı bu zindanlardan kaçırttığıdır. Anemas Zindanları’nda geçen efsane ve gerçekler anlatmakla bitmez ancak yazımda yerimiz biter. Bu sebeple Anemas Zindanlarını görmek isterseniz Eminönü’nden Eyüp’e giden bir otobüse binmeniz ve tarihi surların bittiği yerde inmeniz gerekiyor. Tarihi surların Haliç tarafında bulunan kule, Anemas Kulesidir. Detaylı görmek için biraz yaratıcı olmaya ve zahmet çekmeye ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Son olarak başta anlattığımız hikayenin devamını merak edeniniz varsa şu kadarını söyleyeyim. Anna Komnenos kitabında Anemas’tan “iki yüzlü, büyük sahtekar, katil, fesatçı” olarak bahseder. Evli prenses, hayatını kurtardığı birisine neden bu kadar sert şeyler söyler bilinmez. Hikaye pek mutlu bitmemiş bir olsa gerek. Ne dersiniz. GEZİ 12 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM speranto ilk olarak Rus İmparatorluğu'nda ve Doğu Avrupa'da tanınmaya başlandı. 1920'lerin başında Milletler Cemiyeti'nin çalışma dilinin Esperanto olmasıyla ilgili bir öneri verildi ve oylamada diğer delegenin tamamı bu öneriyi desteklerken yalnızca Fransız delege Gabriel Hanotaux, Fransızca'nın dünya dili statüsünü kaybedebileceği endişesiyle öneriyi reddetti. İki yıl sonra Milletler Cemiyeti, bütün ülkelerine eğitim müfredatlarına Esperanto'yu dahil etmelerini önerdi. Hitler, Zamenhof 'un Yahudi olmasından dolayı Esperanto'nun dünyanın farklı yerlerine dağılmış, farklı dilleri konuşan Yahudileri bir araya getirmek için üretilmiş olduğunu düşündüğünden 1930'lardan sonra Esperanto konuşan bir çok kişiyi antinasyonalist oldukları gerekçesiyle öldürtdü. 1985 yılında UNESCO, BM üyesi ülkeleri, eğitim müfredatlarına Esperanto öğrenimini dahil etmelerine teşvik etti. Ş u an dil nerede? Dil son yıllarda internet kullanımın ın yaygınlaşması ve farklı uluslardaki bireyler arası temasın üst düzeye çıkmasıyla dünyanın yeni bölgelerine yayılmayı başardı. Google’da dil seçenekleri arasında Esperanto da vardır. Dünya'da Esperanto'nun yabancı dil olarak öğretildiği bazıları ilköğretim seviyesinde olmak üzere çok sayıda okul bulunmaktadır. 2003 yılı verilerine göre 18'i Çin'de olmak üzere, 24 ülkede toplam 69 üniversitede Esperanto ile ilgili bölüm mevcuttur. Türkiye'de, Üsküdar Amerikan Lisesi’nde seçmeli Esperanto dersi okutulmaktadır. Günümüzde yaklaşık 2 milyon kişinin Esperanto konuşabildiği bilinmektedir. B ugüne dek Esperanto dilinde yayımlanan kitap sayısı 25.000'in üzerinde olmakla beraber bu dilde çekilen uzun metrajlı filmler, yazılan tiyatro metinleri ve şarkılar mevcuttur. Esperanto günümüzde temel olarak seyahat ve internet üzerinden haberleşme amacıyla kullanılmaktadır. Esperanto konuşabilenler için Esperanto kamplarına ve Esperantistlerin evlerine giderek Dünya’nın pek çok yerini konaklama parası harcamadan görmektedir. Yıllık yayımlanan Pasporta Servo adlı Esperanto kitapçık, Esperanto konuşanlardan kendisine başvuranların ev adreslerini içermektedir. Bu kitapçığa kayıt yaptıran kişi ve aileler, kendi şehirlerine gelecek Esperantocu misafirlerine konaklama imkânı sağlamakta, buna karşılık yapacakları gezilerde kendileri de diğer Pasporta Servo kayıtlılarının evlerine konuk olup buralarda ücretsiz konaklamaktadırlar. Bu dili internet üzerinden öğrenmek için: www.kurso.com.br www.cursodeesperanto.org www.lernu.net İlknur İlhan / Ayazağa 14 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ARIYORUM BASIN-YAYIN KULÜBÜ OCAK 2013 BOĞA KOÇ ASLAN YENGEÇ Hep övündüğünüz 6.hissiniz bu dönem daha da etkili olarak çalışacak. Özel olarak çaba gösterirseniz arkanızdaki insanları kolaylıkla tanıyabilir,etrafınızdaki olayları çok daha iyi algılayabilirsiniz.Kulağınızın duymaz olacağı bugünler için 6.hissiniz ilaç gibi gelecek. Artık sizin için bu ay dinlenme vakti. Kaç aydır süren zorlu çalışmalarınıza biraz ara vermeli rahat bir nefes almalısınız. Tatil yapmak için birçok fırsatınız olacak.O fırsatları çok iyi değerlendirmeli ,olabildiğince tatil yapmalısınız. Yoksa okuldan aldığınız uzaklaştırma bir işe yaramaz. AKREP TERAZİ Herkese anlatamadığınız hep içinizde kalan büyük sıkıntılarınız var. Bu sıkıntılarınızı arkadaşlarınızla daha çok paylaşmalısınız.Dertlerinizi içinize attıkça daha da sıkılıp bunalıma girebilirsiniz, en iyisi içinize attığınız sıkıntılarınızı boşaltmak.Bunun için de en iyi yol kabızlık ilaçları olarak gözüküyor. mak oluyor. OĞLAK Eğer yıllardır Hogwards’tan gelecek olan mektubu bekliyorsanız bu ay bekleyişiniz sona eriyor.Sizi çok mutlu edecek bir posta gelecek posta kutunuza,sonrasında da gidip Harry Potter ve arkadaşlarıyla büyüler yapıp birbirinize asa değdirerek şakalaşabileceksiniz.Tabi arada anneniz, babanız da ziyaretinize gelecek ki şizofren ilaçlarınızı düzgün alıyor musunuz. İTÜ’LÜNÜN BAŞAK ka ri ka tür 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında okulumuzda yapılması planlanan etkinlik düzenlenemedi. Barikat Film Festivali Maç saati yaklaştığı sırada İTÜ Stadı’nda bulunan spor muhabirimiz Anıl Güler’in aldığı duyumlara göre bir forma krizi yaşandı. İTÜ ile organizasyon sahipleri arasında imzalanan sözleşmede, engelli sporculara forma tedariki maddesi yer almadığı için üniversite tarafındna forma tedarik edilmedi. Oyuncular da formaların hazır olacağı düşüncesi ile kendi formalarını getirmeyince bir ihmal söz konusu oldu. YAY Aksilikler bununla da sınırlı kalmadı, futbol müsabakası dahilinde yapılacak olan organizasyona o gece ünlü isimlerin katılması beklendi. Maç saatine yakın Yeşim Salkım geldi. Kendisine yaşanan forma krizinden bahsedildi. Sorunun giderilip giderilemeyeceği konusunda bilgi aldıktan sonra stattan ayrıldı. Çocukluğunuza olan hasretiniz gitgide artıyor. Nerede o eski oyuncaklarım,arkadaşlarım diye düşünüp duruyorsunuz. Ama artık endişe etmenize gerek yok.O hep özlediğiniz şeyler bir şekilde size geri gelecek.Bunda geçireceğiniz beyin travması sonucu kendinizi 5 yaşında gibi hissedecek olmanızın da etkisi büyük tabi. BALIK Hayat paylaşınca güzel diyerek sürekli Facebook’tan komik kedi videoları göndermeniz sonunda bir sonuç verecek. Maç yapmak için gelenler arasında Görme Engelliler Milli Takım Kaptanı Ali Çavdar da vardı. Arkadaşlarıyla birlikte futbol oynama heyecanları, yaşanan aksiliklerle üzüntüye dönüştü. Formalarının gelmeyeceğini ve maçın iptalini öğrendikten sonra topu şişirip, sahaya atladılar ve bir nevi “kot pantolon-kazak” ile antreman yapıp, şut çektiler. Maçın haberini yapmak için gelen NTVSPOR muhabirlerinden Onur Tuğrul ve kameraman arkadaşı, maç iptal olduktan sonra engelli futbolcularla birlikte sahaya girip, top oynadı.Fut- Görsel Yönetmen Baran Serdar Sarıoğlu Yayın Danışmanı Fatih Avcı Dağıtım Ekibi Fatih Çelik Kamil Can Erdem Volkan Zengin Yazı İşleri: Damla Bayrak Spor: Anıl Güler Mizah: Oğuz Onur Kul Gezi: Tekin Karatepe Haber Kurulu Ahmet Can Aydın, Çağdaş Mert Baka, Dağhan Günhan, Dilşad Dağtekin, Elif Çivici, Müge Şenel, Nur Dilara Kılıç, Pınar Bahar Çelebi, Seden Gamze Çelikkol, Selçuk Keser, Sena Kıral, Uğurcan Acar. İTÜ BASIN YAYIN KULÜBÜ ARIYORUM İTÜ GAZETESİ [email protected], www.gazete.itu.edu.tr, 05416466062 BASKI: STAR MEDYA YAYINCILIK *İTÜ Basın Yayın Kulübü üyeleri Arıyorum İTÜ Gazetesi yayın kurulunun doğal üyeleridir. İsimleri belirtilen kişiler 21. sayıya doğrudan katkısı bulunan üyelerimizdir. Uzayın ve Zamanın Doğası Stephen Hawking & Roger Penrose / çev: Umur Daybelge Einstein, evrenle ilgili en anlaşılmaz olayın, evrenin anlaşılabilir olması olduğunu söylemişti. Fiziğin en başarılı ve doğru iki kuramı olam Kuantum Alan Kuramları ve Einstein’ın Genel Görelilik Kuramı tek bir Kuantum Kütle-çekim kuramında birleşebilirler mi gerçekten? İşte dünyanın en ünlü iki fizikçisi, Stephen Hawking (Zamanın Kısa tarihi) ve Roger Penrose (Kralın Yeni Usu) bu soruyu tartışıyorlar. Bundan altmış yıl önce Niels Bohr ve Albert Einstein arasında Kuantum Mekaniği’nin temelleri hakkında da ünlü ve uzun bir tartışma vardı. Einstein, Kuantum Mekaniği’nin tamamlanmış bir kuram olduğunu reddediyordu. O, bunu felsefi açıdan uygun görmeyerek, Bohr’un temsil ettiği Kopenhag Ekol’ünün ortodoks yorumuna karşı sert bir savaş yürütmüştü. Bir bakıma, Penrose ve Hawking arasındaki tartışma, Einstein rolünü Penrose’un ve Bohr rolünü de Hawking’in üstlenmeleriyle, bu eski fikir ayrılığının uzantısıdır. Konular şimdi daha karmaşık ve geniş olmakla birlikte, eskiden de olduğu gibi, gene teknik fikirlerle felsefi bakış açılarının bir iç içeliğini yansıtmaktadır. OCAK 2013 kapsamında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Festivalde engelli insanlar için film izleme ve sportif aktiviteler gibi organizasyonlar yapıldı. Bunlardan birisi de futbol müsabakası olacaktı. Geçtiğimiz yıl film izleme içeriğiyle gerçekleşen festival, bu yıl kapsamını genişleterek sportif faaliyetlere de yer verdi. Amaç, engelli vatandaşları sanatla ve toplumla birleştirmek. Bu ay sizin ayınız olacak.Hayalleriniz gerçek olurke yıllar boyunca hatırlanacaksınız.Herkesin tanıdığı bir isim olup tarihe geçeceksiniz.Tek yapmanız gereken yüksek bir ortalamayla tarih bölümüne geçmek için dilekçe vermek. bolcular kendi aralarında “Onur Abi ünlüler gelecek demişlerdi, galiba şu an en ünlü sensin.” diyerek espri yaptılar. Festival Başkanı Hüseyin Nacar ile yaptığımız röportaj: Organizasyondan biraz bahseder misiniz? Film festivalinden bahsedeyim; görmeyenlerin ve duymayanların film izlediği bir film festivali. Bildiğiniz üzere 3 Aralık Dünya Engelliler günü. Bizim onlara özür borcumuzun olduğuna inan- 15 ARIYORUM BARİKATA BARİKAT! BURÇ ARIYORUM İTÜ GAZETESİ YAYIN KURULU Haber Şefi: Şeyda Albayrak Reklam: Ferit Çağlar Gündüz Sağlık: Gizem Akın Sinema: İlknur İlhan Bu ay sizin için hep gülerek geçecek.Arkadaşlarınız daha güzel şakalar yapmaya başlayacak. Hocalarınız dersleri çok daha eğlenceli anlatacak.Herşey size çok eğlenceli gibi gelecek.Tabi sürekli gülmenizde; yanlış yapılacak olan estetik ameliyatın bıraktığı kalıcı gülme ifadesinin de etkisi olacak. BASIN-YAYIN KULÜBÜ Oğuz Onur Kul [email protected] YORUMU Tasarım Ekibi Batuhan Hoştaş Ceyda Baş Korkularınızı yenmenin vakti geldi.Yıllardır toplayamadığınız cesaretinizi nihayet bu zamanlarda toplayabileceksiniz.Şimdi gidin PES’i açın rakip takımın ismini korkularım yapın.Sonra geriye kalan tek şey birkaç gol at- KOVA Bu ay sizin için çok iç açıcı gelişmeler olacak. Yaşadığınız olaylar hep beklediğinizden daha olumlu bir şekilde sonuçlanacak. Özellikle geçireceğiniz kalp ameliyatı sizin için bu ayın en iç açıcı gelişmesi olacak. Herşeye şüpheyle yaklaşmayı bırakmalısınız çünkü bu ay sizi çok güzel şeyler bekliyor. Genel Yayın Yönetmeni Serdar Erbay İş hayatınızda önemli gelişmeler sizi bekliyor.Bu gelişmeler başta sizin için kötü gibi gözükse de sonrasında daha da kötüleşecek ve eski halinize şükreder hale geleceksiniz. Utku SÖNMEZ [email protected] Hayatınızda sürekli kararsızlıklar yaşıyorsunuz. Sanki hep bir arada kalmışlık hissi var. Bazen iki yemek arasında, bazen iki dost arasında bazense iki araba arasında kalabilirsiniz.O yüzden bu ayki kararlarınızı verirken daha da dikkatli düşünmeli her türlü sağlık sigortanızı şimdiden yaptırmalısınız. İKİZLER İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ mıyorum, görmeyen ve duymayanlar da sanatla buluşsun diye bir etkinlik düzenledik.Geçen yıllardaki etkinliklerde sadece film izlemek içerikli olan organizasyonu bu sene daha geniş bir sahaya yayarak sportif aktiviteleri de dahil ettik. Bu aktivitelerin tamamı toplumsal bilinci geliştirmek ve toplumsal bir mesaj verebilmek için yapılıyor. Tam olarak içeride ne oldu? Ne yapılacaktı? Ondan önce daha temel sorunlardan bahsedeyim biraz. Maalesef sponsorların olmayışından dolayı karşımıza bir takım engeller çıkıyor. Neden insanlar böyle bir işe sponsor olmak istemiyor? Ben burada kavun karpuz festivali yapsam, alkol firmaları gelir; bıyık festivali yapsam, kozmetik firmaları gelir. Ama görmeyenler, duymayanlar film izleyecek dediğimde ilk tepki "Nasıl izleyecekler yahu, kör!" oluyor. Birinci film festivalinde kör olan Budinova adlı bir yönetmen getirdim. Kör yönetmen var diyorum kimse inanmıyor! Bana inanmamışlardı, bir kişi destekte bulundu. Destek dediğim de yönetmenin Türkiye’ye gelişi için bilet sağlamıştı, otel rezervasonunu yaptırmıştı da öyle getirdik.Bu yıl bir çok kurum ve kuruluşa müracaat ettik. Açıkçası bu ülkede o kadar çok barikat var ki; sekiz buçuk milyon engelli var ama bence onlar engelli değil onların dışında düşünce olarak onları anlamayan insanlar engelli. Bizim amacımız engellilerle sanatı buluşturmanın ötesinde o anlama engelli olan insanların kafasında bir farkındalık yaratabilmek. "Bunlar film izleyebiliyormuş, bunlar top oynayabiliyormuş." dedirtebilmek. Peki nasıl oluyor engellilerin oynadığı futbol maçı? Maç, içerisinde zil bulunan bir top ile oynanıyor. Sahanın her noktası kodlanmış durumda, teknik adamlar Ahmet sen dokuz numaradasın Veli sen üç numaradasın diyerek yönlendiriyorlar. Oyuncularda yerlerini biliyorlar. Görme engelli insanların koku alma ve ses duyarlılığı normal insanlara göre çok daha fazla olduğu için to- pun ve arkadaşlarının sesiyle kendilerine ve topa yön verebiliyorlar. Onların algıları çok daha açık ve hızlı oluyor. Temelleri nasıl atılmış bu sporun? Bu oyunun kurallarını 1994 yılında İspanya’da Carlos Campos koydu. Kendisi şu anda Körler Birliği Federasyon Başkanı. Onun da desteğini aldık ayrıca Cervantes Enstitüsünün de desteğini aldık. Onlar İspanya’da nasıl düzenliyorlar bu organizasyonları? Onlar orada dünya çapında ünlüleri getirebiliyorlar. Ama biz burada bırakın ünlü getirmeyi bu engelli arkadaşlarımızın yol paralarını karşılamakta güçlük çekiyoruz, karınlarını doyuramıyoruz. Para yok, sponsor yok. Ciddi anlamda bir kirlenmişlik söz konusu, dünya kadar ünlüyü getirebilme durumumuz söz konusu fakat birçok insan bunu duyduğunda organizasyonu biletli yapalım derneğe katkı olsun vesaire fakat hepsine hayır diyorum herşey ücretsiz olacak!! Peki bugünkü duruma gelirsek? Bugün yaşanan olumsuzluğun nedenini söyleyeyim. Bu insanlar önemli bir takımın futbolcuları olmuş olsalardı stad da dolmuş olurdu özel VIP araçlarda gelmiş olur korumalar da gelmiş olurdu. Bu çocuklar halk otobüsleriyle buraya geliyor. Ne kadar acı! Acı olan çok şey var. Yine de İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Sayın Mehmet Karaca'ya ve Beden Eğitimi Bölüm Başkanı Derya Hocaya çok teşekkür ederim. Kapılarını, yüreklerini açtılar. Bir forma sorunu söz konusu sanırım? Forma sorunu. İTÜ ile imzalanan sözleşmede forma ile ilgili bir madde yoktu.Geçen yıl böyle bir sorunla karşılaşmadım bir aksilik oldu ve bu konu atlandı diye tahmin ediyorum. Peki içeride İTÜ futbol takımının formalarından yok muydu? Var, mutlaka vardır fakat önceden bir dilekçe ile ricada bulunmamız gerekiyormuş. Bende çok üzüldüm ve şaşırdım. Bu gece burada gerçek bir şölen olacaktı. Yani toparlarsak bir sürü sıkıntı var anlatılacak o kadar çok şey var ki ; konuştuğumda ucu bir yerlere dokunacak o yüzden hiç gereği yok.Bu festivalin adı barikat, biz barikatları yıkıp barikatsız bir dünya düşlüyoruz. Kirlenmiş vicdanları temizlemek için bu yola çıktık ne kadar temizleyebileceğiz bilmiyorum ama inancımız çok sağlam ve tam! Hüseyin bey temel bilgilerden ve kurallardan bahsetti ama merak edenler görme engelliler spor federasyonunun internet sitesinden detaylı bilgi ve haberlere ulaşabilir. S Bu İşte Bir P Eksik Var! O Anıl Güler [email protected] R Üç yıldır bu okuldayım. İTÜ, sportif imkanlar olarak bana kalırsa gerçekten çok çeşitlilik ve zenginliğe sahip. Futbol, basketbol, voleybol, hentbol, masa tenisi, frizzby, Amerikan futbolu hatta buz hokeyi takımı bile var! Kapıları bütün öğrencilere açık.Bazı branşlarda beceri ve yetenek gerekirken bazılarında ise sadece eğlenme ve ter atma amaçlı bile gidip katılınabilir. Beden Eğitimi bölümü oldukça aktif çalışıyor. Bu tarz sportif takımların ve aktivitelerin dışında bir de öğrencilere ve hocalara açık seminerler düzenliyor. Seminerlerin konuları da oldukça ilgi çekici ve merak uyandırıcı. Gayet bilgilendirici konuşmalar sunumlar oluyor. Ben ikincisine yetişebildim. Açıkçası biraz da ilgi alanıma girdiğinden heves ettim. Seminer tarihlerine ve içeriklerine İTÜ Beden Eğitimi Bölümü’nün internet sitesinden rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Gittiğim seminer 29 Kasım Perşembe günüydü. Bölüm Başkanı Derya Ahmet Kocabaş “Futbol Nasıl Oynanmaz?” başlıklı bir sunum yaptı. Vakitlerini ayırıp böyle detaylı ve bilgi verici bir sunum hazırlayan spor hocalarının karşılarında tamamen tepkisiz bir öğrenci topluluğu gördüğünde yaşadıkları üzüntüyü düşünebiliyorum. Ben gittiğimde o seminerde benim dışımda iki öğrenci vardı! Çoğunluğunun erkek öğrencilerden oluştuğu bir teknik üniversitede Futbol başlıklı bir seminere katılımın yalnızca üç kişi olması beni çok düşündürdü. Burada hanım arkadaşlar alınmasın tabii ki onlardan da futbola meraklı ve hatta bazı erkeklerden daha da ilgili arkadaşlar var. Ama o gün hiç bayan öğrenci de yoktu. Merak ettiğim ve üstünde düşündüğüm konular şunlar ; 1-Ya İTÜ öğrencileri webmaillerini, gmail ya da hotmail kadar sık kullanmıyorlar 2-Ya İTÜ öğrencilerinin büyük kısmı webmaillerini hiç kullanmıyorlar 3-Ya webmail kullanan İTÜ öğrencileri beden eğitimi bölümünün attığı bilgilendirme ve haberdar etme maillerini okuyup sallamıyorlar. 4-Ya webmail kullanan İTÜ öğrencileri beden eğitimi bölümünden gelen mailleri hiç okumuyorlar. Maillerimizi kontrol edelim Tamam anlıyorum; herkes internet sayfasının sık kullanılanlar bölümüne tabii ki de ituspor.itu.edu.tr adresini ekleyecek ve hergün kontrol edecek değil. Ama en azından kendilerine sağlanan itu.edu.tr uzantılı mail adreslerini kontrol etme ve olan bitenden haberdar olma yetisine sahip olsalar biraz daha bir şeyler değişir ve iyi yönde gider diye düşünüyorum. Kimseye bir suç atmıyorum ya da kötü yönde eleştirmiyorum; isteyen istediğini yapmakta özgürdür. Ama naçizane kendi düşüncem, bir üniversite öğrencisinin dünyada olan biteni anlamanın yanında; okulunda olan bitenden haberdar olması gerektiği. Belki de insanlara Beden Eğitimi Bölümü tam anlamıyla öğrencilere ulaşamıyordur. Yeterli tanıtım ve ilgi çekecek duyuru yollarına başvurmuyordur. Bu açıdan da düşünülebilir.
Benzer belgeler
Asistanlar rektörlükte - Arıyorum İTÜ Gazetesi
U3 amfisinin girişine "ODTÜ ayakta, AKP'ye direniyor" pankartı astı.
Amfide 2 gün boyunca paneller, film
gösterimi, atölye çalışmaları gibi etkinlikler düzenlendi.