Arıyorum İTÜ Gazetesi - İstanbul Teknik Üniversitesi
Transkript
Arıyorum İTÜ Gazetesi - İstanbul Teknik Üniversitesi
arıYORUM onbeşinci sayı, kasım ikibindokuz itü gazetesi İTÜ Kültür ve Sanat Birliği Basın Yayın Kulübü’nün süreli yayınıdır. ISSN: 1305-4783 İTÜ ‘Ay-Ti-Yu’ olmasın! İTÜ, Diyarbakır’a ‘eğitim açılımı’ yaptı TÜ’lü öğrenciler Diyarbakır’da bir köy okuluna kütüphane kurdu. Öğrenci Konseyi tarafından başlatılan proje başarıyla sonuçlandı. > 8 ve 9. sayfa İ Fotoğraf: İrem Yüzeç, Can Çelik Yerleşkenin sahibi köpekler gitmeli mi? erleşkelerimizin vazgeçilmez unsuru olan köpekler, İTÜ’lülerin güncel konularında sürekli üst sırada kalmayı başarıyor. Peki neden köpekler bu kadar çok konuşuluyor, kimler gitsin kimler kalsın diyor? Gerçekten zarar veriyorlar mı yoksa kampüs ortamına renk mi katıyorlar? Farklı bakış açılarıyla yerleşkedeki köpekler... Y Olmasın’ ana sloterisi düzenledi. ‘İTÜ Ay-Ti-Yu , Türkçe öğretime ganıyla gerçekleştirilen yürüyüşe üyeleri ve mezunlar tim öğre nci, öğre olan ek dest pek çok matematik katıldı. Yürüyüşte, Atatürk’ün ‘Geometri’ kitabı ığı yazd ek tirer terimini Türkçeleş Matematik’ dersi sergilenerek sembolik bir ‘Türkçe çözü m öner ileri nin de veri ldi. İşte ayrı ntıla r ve ve 11. sayfa yazıldığı rapordan özetler... > 1O ulacak bölümlere TÜ artık tümüyle İngilizce okut fınd an ansı zın tara tosu Sena sahi p oluy or. İTÜ açtı. İsteyen bölümçıkan karar büyük tepkilere yol tümüyle İngilizce lerin, en az bir programlarının an karar, 12 Mart tanıy ak olan esine geçm öğretime ı. alınd nda ntısı topla to 2009 tarihli Sena seyi , alına n bu Gaze temi z ve İTÜ Öğre nci Kon bir yürüyüş göskarara karşı 8 Nisan 2009 tarihinde İ Fotoğrafıma müdahele etmeyin! > 14 ve 15. sayfa Kimdir bu kolektifler? Kavga değil kick boks! ünümüz fotoğrafçısının en sık karşılaştığı sorular; “bu fotoğrafınızda müdahale var mı?”, “fotoğrafta oynama var mı?” ya da daha fotoğraf jargonuna uygun yazarsak “bu fotoda fotoşop (photoshop) var mı?”dır. G TÜ Öğrenci Kolektifi çoğu zaman yaptıkları ile merak konusu olmuştur. Sık sık çeşitli eylemlerde gördüğümüz Kolektif üyelerini bir de bizimle tanıyın. Cesur sorulara cesur yanıtlar bu röportajda... > 12 ve 13. sayfa İ Devamı... > 16. sayfa TÜ Kick Boks Kulübü ile enfes bir söyleşi: spor mu kavga mı sorusuna verilen en güzel yanıtlar. İ > 18 ve 19. sayfa sokak fotoğrafçılığı Takımların kardeşliği oogle İTÜ’den yerli g earth: SPOT 5 > 3. sayfa ç büyük futbol takımının İTÜ’lü taraftar gruplarını tanıyalım. Taraftar dayanışması ve farklı takımların dostluğu > 17. sayfa Ü sayfa sergisi İTÜ Geliştirme Vakfı’nın katkılarıyla... arıYORUM 2 Kasım 2009 Sınırları zorlayan öğrencilik SPOR BİRLİĞİ VE KULÜPLERİ konuda her okurumuzun bize güvenmesini istiyoruz. Her konuda da bizden destek istemenizi, çağırmanızı, anlatmanızı, paylaşmanızı istiyoruz. Ne kadar paylaşabilirsek işler o kadar yoluna girer. Bizler de daha rahat uyuruz. ıllar çabuk geçiyor. Ne kadar klişe bir laf olsa da insan sık sık kullanmaktan kendini bir türlü alamıyor. Gerçekten de öyle. Beş yıl kadar oluyor ilk sayımızın çıkmasından beri. Bir de hazırlık safhalarını düşünün... Y Gazetemizde emeği geçen arkadaşların affına sığınarak biraz kişisel cümleler kurmak istiyorum artık. Çünkü benim son sayılarım olacak bunlar. İTÜ’de geçen, öğrenciliğin yasal sınırlarına ulaşan yıllarımda benim için Arıyorum’un yeri ayrı ve çok büyük oldu. Bu yüzden gazetemizin hala hayatta kalmasını sağlamak, belki de okulu bitirmek kadar önemli önceliklerim arasında girdi. Bu konuda biraz mutluyum ki Arıyorum yoluna giriyor. Bu yıl, yeni katılan arkadaşlarla uzun soluklu çalışmalara başladığımızdan beri, özellikle hazırlık ve birinci sınıfta olan arkadaşların gayretleriyle gazetenin uzun ömürlü olması konusundaki hedeflerimize artık ulaşıyoruz. Daha dün, üniversiteye erken yaşta başlamanın cesaretiyle de ‘çocuk’ olarak anılırken artık üniversitede ‘ağabey’ olma konumuna ulaşmış olmanın verdiği karmaşık durumu tarif edemem. Büyüdüğünü anlamadan büyümek misali. Ama üniversiteli olarak taşıdığım sorumluluğu azaltmadım hiç. Bundan da ziyade İTÜ’de ilk defa bir gazeteyi çıkartabilmenin vermiş olduğu zorluğu da, gazete arkadaşlarımla birlikte üstlenebilme keyfiyetini de... Biliniz ki Arıyorum İTÜ’ye hitap ederken İTÜ’ye mâl olmuş bir yayındır. Dolayısıyla tüm İTÜ mensuplarının kendisini rahatça ifade edebilmesi için kolaylıkla kullanabileceği bir platformdur. Eğer bu anlayış genele yaygınlaşırsa hem üniversitemizin hem de Arıyorum’un işi daha da kolaylaşacak ve amacına ulaşacaktır. İnsan odaklı çalışmalardaki zorluklar, ürün elde edilemediği zaman daha da artar, sıklaşır, can sıkar. Böylece çok itibar gören, özenilen lezzetli işler, o işi yapanlar için gece kabus olarak dönecek kadar ciddileşir, büyür ve bakarsınız ki bedeninizin ve kalbinizin taşıyamayacağı bir yük haline gelir. Bu durumda da geriye dönüp bakınca ‘neden’ soruları peşinizi bırakmaz ve bir saniye bile düşünceli olmaktan kurtulamazsınız. Neticede emek denilen kutsallaştırılmış sözcük, sürekli sizi rahatlatıcı unsur olarak her nefesinizde içinize işlemeye çaba gösterir ve bir nebze de olsun rahatlatır. FAKÜLTEME VE HOCALARIMA aman zaman üzüntülü haberler geliyor. Bu haberler de çoğunlukla öğrenci kulüplerinden, bilhassa da Spor Birliği’ne bağlı kulüplerden geliyor. Bu yıl, Spor Birliği yönetiminin değişmesi ile kulüplerden çok sayıda şikayete tanık olduk. Çeşitli kulüplerden arkadaşlarla konuştuğumuzda benzer sorunlara sahip olduklarını anlıyoruz. Spor Birliği yönetimi kulüplerle görüşmüyor. Onlara sormadan karar alıyor ve alınan bu kararlar spor kulüplerinin alehine oluyor. Z Üniversiteye başladığımdan beri fakültemle (Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi) aramda hep bir mesafe oldu sanki. Ne ben çok yaklaşabildim ne de fakültem bana yaklaşabildi. Bunun sebebini çözemedim ama ben hem fakültemi hem hocalarımı çok takdir ediyorum. Güzel çalışmalar yapıyorlar. Bunlarda emeğimin geçmesini de çok istiyorum. FATİH AVCI [email protected] İşte böyle artı ve eksilerin bir biriyle çarpıştığı beyin kaosu ortamlarında, paylaştığınız insanlardan gelen bir cümle, sizin günlerdir parçaladığınız beyin hücrelerinizi toplarlar, tazeler ve enerji verir. İşte o zaman emeğinizin değer gördüğünü, değer görmese bile bilindiğini anlarsınız. Arıyorum da artık bu ihtiyacı hissediyor. Sizlerden gelecek bir cümle, bir haber, bir yazı, bir eleştiri, bir karikatür, bir ürün; hiç olmazsa bir ‘merhaba’ demek bizi tazeler ve ortak üretim yolunda bir adım daha öteler. Bundan önceki sayımız çıkalı biraz zaman geçti. Uzun soluklu bir aradan sonra karşınıza daha yenilenerek ve toparlanmış olarak çıkmak istedik. Verilen sözlerimiz elbette unutulmuş değil. Yayın periyodunda taviz verilmeyecek bir kararlılık umarım sizleri sevindirecektir. Böylece daha güncel haberler ve olası sorunlara çözüm arayışlarının daha hızlı olması bizi mutlu edecektir. Tabi bu çalışmalar sırasında kızanlar, kırılanlar, istemediği haberlerle, beklemediği eleştirilerle karşılaşabilenler olacaktır. Bütün bunlar gazeteciliğin önemli görevleri arasında yer alıyor. Yakın bir arkadaşımızla, hocamızla, yönetimle ilgili de olsa, gerektiğinde eleştirmekten kaçmayacağız ve doğru bilgiyi ulaştıracağız. Bu Bu isteğimden ötürü geçtiğimiz Bahar yarıyılında Fakülte Sekreterimiz Aylin Elbay hanımla (kendisine bir çok öğrenci abla diye hitap eder ki gerçekten abla kadar sevilir) okul durumum hakkında konuşmuştuk. Ardından Aylin hanımın aracılığıyla İTÜ Rotorlu Taşıtlar Tasarım ve Mükemmeliyet Merkezi’ne, Uzay Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan hoca ile görüşmeye gitmiştim. Rüstem hocam bana bir görev vermişti, Sanal Gerçeklik laboratuvarı ile ilgili. O gün ne kadar sevindiğimi anlatamam. Hemen de görevimi yapmaya başlamıştım halbuki. Epeyce bir veri de topladım fakat bir türlü tekrar Rüstem hocamın yanına gidemedim. Biraz geciktiğim için olsa gerek, ardından aylardır üstüne gecikme ekledim. Şimdi fakülteme girince Rüstem hocadan kaçıyorum görmesin diye. Çocukluk gibi gelebilir ama bugüne kadar ilk defa gazetede böyle bir şey yapıyorum ve Rüstem hocama, dolayısıyla Aylin hanıma buradan özürlerimi iletiyorum ve Rüstem hocanın ‘haydi gel, tamam, devam et’ demesini bekliyorum. Yeri gelmişken tüm hocalarıma saygılarımı sunarım. Kulüpler öğrenciler için vardır ve öğrencilerin müşterek imkanlarıyla desteklenir. Bu açıdan öğrenci kulüpleri bir üniversitenin olmazsa olmazları arasındadır. Ancak nedense Spor Birliği’nde, öğrencileri uzaklaştırma arzusu var gibi uygulamalar bulunuyor. Bunun en son örneğini Vadi Yurtları Spor Salonu’nda gördük. İTÜ öğrencilerinin spor faaliyetlerini sürdürebilmeleri için kurulan spor salonunda, neredeyse her günün mesai saatleri bitimine kadar özel okullar var. Mesai bitiminden sonra da göstermelik 'öğrenci serbest çalışma' yazıyor. Bir ara kulüp faaliyetlerini de kulüplerin bile haberi olmadan durdurdular. Düzenli çalışma disiplini gerektiren spor kulüplerinin çalışmalarının aksaması, hiç çalışmamış olması gibidir. Yemek Kulübü değil ki iki hafta tatil yapıp gelsinler! Daha önce de stadyum ve halı sahalarla ilgili uygulamalar konusunda kulüplerden eleştiri yazıları aldık. Netici olarak, Spor Birliği yönetiminin acilen kulüpleri toplaması ve dertlerini dinlemesi gerekiyor. Hatta bizi de çağırsınlar o toplantıya, bu sefer de “Helal olsun Spor Birliği’ne” diyelim. Elçiye zeval olmaz. İTÜ Kültür ve Sanat Birliği Basın Yayın Kulübü Arıyorum İTÜ Gazetesi, Süreli Yayın, ISSN: 1305-4783 Yayın Kurulu: Fatih Avcı, İrem Yüzeç, Can Çelik, Burak Avcı, Necip Duman, Hakan Selçuk, Çağrı Abdullah, Cihan Özgören, Eren Yıldırım, Murat Yıldıran İstanbul Teknik Üniversitesi Adına; Yayın Sahibi Y. Doç. Dr. Semra Ahmetolan Genel Yayın Yönetmeni Fatih Avcı Baskı: DPC İstanbul İTÜ Basın Yayın Kulübü Arıyorum Gazetesi Olimpik Yüzme Havuzu Binası B girişi No: 306 Ayazağa Yerleşkesi Maslak-İstanbul [email protected] www.gazete.itu.edu.tr arıYORUM Kasım 2009 Yerli Google Earth: İTÜ SPOT 5 Çağrı Abdullah, Cihan Özgören İTÜ UHUZAM’DAN BÜYÜK BAŞARI TÜ-UHUZAM, Devlet Planlama Teşkilatı’nın desteği ile 1996 yılında 20 Milyon Dolarlık bir yatırım ile bir Araştırma ve Teknoloji Projesi olarak kuruldu. 2000 yılından bugüne SPOT 2-4, Radarsat-1 ve NOAA uydularından görüntüleri doğrudan indirilerek uyduya doğrudan programlama yapabiliyor. 2008 yılında kabul edilen Tarımsal Rekolte Tahmin ve Kuraklık İzleme Projesi (TARİT) kapsamında, merkeze yüksek çözünürlükte algılama yapabilen SPOT-5 uydu sisteminden eş zamanlı veri elde edebilecek yeni SPOT terminali kuruldu. İ GÜNCEL TÜRKİYE HARİTASI OLUŞACAK SPOT 5 ile ilgili katılımcılara bilgi veren UHUZAM Müdürü Prof. Dr. Cankut Örmeci, “SPOT-5 terminali ile yüksek çözünürlükte güncel Türkiye haritası oluşturulabilecek. Ayrıca üç boyutlu modellemenin yapılacağı sayısal yükseklik modelleri de üretilecek. Bu veriler, tarım alanlarının izlenmesi, bitkisel hastalıkların tespiti ve ürün rekolte tahmini, ormancılık, jeoloji, oşinografi, çevresel olarak hassas olan sınır ve sınır ötesi alanların izlenmesi ve diğer çevrecilik çalışmaları, şehir bölge ve planlama ile savunma gibi pek çok farklı alanda kullanılabilecek.” dedi. Örmeci, dünyada sayıları 40 civarında olan uydu yer istasyonları arasında önemli bir yere sahip olan merkezin anlaşmalı olduğu uydu sistemlerinden eşzamanlı olarak dünya yüzeyine ait uydu görüntülerini indirebildiğini de vurguladı. EROĞLU: EN ÇOK BİZ YARARLANACAĞIZ Törende bir konuşma yapan Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, “İstanbul Teknik Üniversitesi bana büyük düşünmeyi öğretti. Dünyadaki en saygın, en itibarlı üniversitelerden biridir. Çok iyi mühendisler yetiştirir. Bunu uzaktan algılama merkezi gibi gurur verici bir çalışmada bir kez daha ispat etti. Bu çalışmadan en çok yararlanacak olanlardan biri de bizim bakanlığımız. Devlet Su İşleri (DSİ) için 2.5 metre mekansal yüksek çözünürlüklü hari- talar çok önemli. Ormanların korunması için de bu görüntüler çok önemli. Ayrıca kaçak yapı tespiti de yapabileceğiz. Özel koruma alanları da uydudan izlenebilecek.” dedi. Konuşmaların ardından İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, Bakan Veysel Eroğlu’na memleketi Afyon’un uydudan alınmış yüksek çözünürlüklü görüntüsünü hediye etti. UHUZAM'ın dünyanın en büyük 5 istasyonu arasına girmesini sağlayan 13 metre çapındaki dev anteni, programın sonunda konukları sağa, sola, yukarı ve aşağıya gösteri hareketleri yaparak selamladı. SPOT 5 ÇOK ALANDA HİZMET VERECEK Spot 5’ten elde edilen veriler birçok alanda kullanılabiliyor. Örneğin bu terminal ile yüksek çözünürlükte güncel Türkiye haritası oluşturulabilecek. Ayrıca üç boyutlu modellemenin yapılacağı sayısal yükseklik modelleri üretilecek. Bu verilerden elde edilen fotoğraflar tarım alanlarının izlenmesi, bitkisel hastalıkların tespiti ve ürün rekolte tahmini, ormancılık, jeoloji, çevresel olarak hassas sınır ve sınır ötesi alanların izlenmesi ve diğer çevrecilik çalışmaları, şehir bölge planlama ile savunma gibi pek çok farklı alanda kullanılabilecek. TOPLANTIDAN NOTLAR: Türkiye’nin ilk uydu yer istasyonu olarak kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi Uydu Haberleşmesi ve Uzaktan Algılama Merkezi’ne (İTÜUHUZAM) eklenen yeni terminal SPOT 5, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun katıldığı törenle hizmete girdi. Yerli Google Earth olarak anılmaya başlanan terminal, Türkiye’nin 2,5 metre mekansal çözünürlükte, gerçek zamanlı doğrudan görüntüleri elde edebilmesine olanak sağlayacak. Sokak fotoğrafçılığı yazı ve fotoğraflar: İrem Yüzeç, [email protected] M. Can Çelik, [email protected] u sayımızda sokak fotoğrafçılığından bahsedeceğiz. Öncelikle belirtmek gerekir ki sokak fotoğrafçılığı sadece sokakların fotoğraflarını çekmek değildir. Sokak fotoğrafçılığı, günlük hayatı fotoğraflamaktır. B Eroğlu: Kaçak yapılaşmayı uydudan takip edeceğiz. Şahin: Teknolojik açılımları unutmayın! Örmeci: Spot 5 onlarca yeni projeye imkan tanıyor. -İnsanlar yol olmayan yerlere bile kaçak yapı inşa edebiliyor. Şimdi bunları uydudan tespit edebiliyoruz. -İTÜ’de otuz yıl görev yaptım. Bu üniversite benim için çok önemlidir. -Baraj yapmak bir zarurettir. Baraja karşı çıkılmasın. -Orman yangınlarını uydudan tespit edebiliyoruz. GPS sayesinde yangın helikopterlerinin hızına, yönüne kadar odamdan takip edebiliyorum. -Özerklik verilirse İTÜ kendi ayakları üzerinde durabilir. -İTÜ mühendislik alanında dünyada 108. sırada. Hedefimiz ilk 100’e girmek. -Hükümette üç İTÜ’lü bakan var. Üniversitemizin sesini duyurmalılar. -Yasalar düzenlensin. Bizim elimizi kolumuzu bağlayıp ‘koş’ demesinler. -Türkiye’nin en iyi mühendislerini yetiştiriyoruz. -İTÜ çok yakında Türkiye’nin ilk helikopterini uçuracak. -İTÜ’deki 13 metre çaplı alıcı anten dünya beşincisi ve 3 bin kilometre yarı çaplı bir kapsama alanına sahip. -Uydu destekli tarımsal rekolte tahminleri yapabileceğiz. -Hazar Gölü’ndeki buzulları tespit edebileceğiz. Bu sayede yıllık 6 Milyon Dolar kar edilebilir. -2 yıl içinde üç boyutlu Türkiye haritsasını tamamlamış olacağız. -Spot 5 sayesinde hassas sınır ve sınır ötesi verileri elde edebiliyoruz. Sokak fotoğraflarında bir toplumun kültüründen, yaşam biçiminden belgeler sunar. Bu yüzden sokak fotoğrafçılığı, belgesel fotoğrafçılık olarak da adlandırılabilir. Sokak fotoğrafçılığında belirgin bir konu yoktur; başlıca konu hayattır. 3 4 arıYORUM Kasım 2009 Bilimin Oskar ödülü 6 İTÜ’lü araştırmacının oldu Teknoloji dünyasında her yıl merakla beklenen Amerika Birleşik Devletleri “2009 R&D 100 Ödülleri” geçtiğimiz aylarda açıklandı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) mensubu ve mezunu altı araştırmacının geliştirdiği “Süper sert ve kaygan kaplama (SSKK)” isimli çalışmaları, nanoteknoloji biliminin en önemli alanlarından biri olan ince film dalında ödüle layık görüldü. TÜ Kimya Metalurji Fakültesi, Metalurji ve Malzeme Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Ürgen, Prof. Dr. Ali Fuat Çakır, Doç. Dr. Kürşat Kazmanlı, Yar. Doç. Dr. Özgül Keleş ve halen Argonne Milli Laboratuvarı’nda çalışmalarını sürdüren Dr. Ali Erdemir ve Dr. Osman Levent Eryılmaz tarafından geliştirilen SSKK, Argonne Milli Laboratuvarı ile yapılan ortak çalışmalar sonucu 2007’de Argonne Milli Laboratuvarı adına alınan ABD patentine dayanıyor. İTÜ’lü akademisyenler ve İTÜ mezunu araştırmacıların ürettiği kaplamanın lisansını Galleon International Co., Brighton, Michigan (ABD) ve Hauzer Technocoating (Hollanda) alarak, uygulama çalışmalarına başlamışlardır. SSKK, motorlar dahil, her tür hareket eden mekanik sistemin performansını önemli boyutta iyileştirebilen “kristalkimyası” yaklaşımına uygun bir modele dayanmaktadır. Laboratuvar deney- İ lerinde SSKK ile kaplanmış çelik yüzeyinde sürtünme, kaplanmamış çeliğe göre %80 azalmıştır. Daha da önemlisi, ağır sınır yağlama koşullarında çalışan kaymalı sistemlerde SSKK aşınmayı hemen hemen tamamen ortadan kaldırmıştır. Günümüzde sürtünme kayıpları, motorlarda harcanan yakıt enerjinin %10-20’sine eşdeğerdir (Bu oran, motor boyutu, tipi, çalışma koşulları ve hava koşullarına bağlı olarak değişmektedir). Dolayısıyla sürtünme, motorların yakıt tüketimini artırmasının yanında atmosfere daha fazla kirletici gönderilmesine de neden olmaktadır. SSKK kullanılması hem enerji tüketimini hem de çevre kirlenmesini büyük oranda azaltma potansiyeline sahiptir. ABD’de otomobillerde kullanılan yakıtın yaklaşık 30 – 60 Milyar Dolarlık bölümü sürtünme nedeniyle harcanmaktadır.Bu kaybın azaltılması önemli bir getiri sağlayacaktır. En önemli araştırma laboratuvarları bu amaç için kaplama üretme çabası içerisindedirler. Bu çalışma, alınan ödül ile alanında ümit veren kaplama olduğunu ortaya koymuştur. Gelecekte motorlar daha ağır koşullarda çalışacağından, tribolojik (sürtünmeyi, aşınmayı azaltan) kaplamaların önemi daha da artacaktır. SSKK ağır çalışma koşullarında yüksek performanslı, önemli boyutta yakıt tasarrufu sağlıyacak ve çevre kirlenmesini azaltacak potansiyele sahip yeni nesil, öncü bir “tasarlanmış” kaplama türüdür. R&D 100 NEDİR? Teknolojik olarak en önemli 100 yenilikçi ürünü içeren bu liste “Uygulamalı Araştırmanın Oscar Ödülleri” olarak da biliniyor. “Halojen lamba”, “faks makinası”, “sıvı kristal ekranları”, “yazıcı”, “sigara bıraktıran bant”, “HD televizyon”, 47 yıldan beri verilen bu ödülü daha önce alan binlerce üründen bazılarıdır. ARIBA IV Avustralya’da Yarıştı İTÜ Güneş Arabası Ekibi (İTÜ GAE)'nin uluslararası yarışlara katılmak için ürettiği araç ARIBA IV, Avustralya'da düzenlenen "Global Green Challenge 2009” yarışmasında 16. sırada yer aldı. Takım ayrıca "Best Newcomer Award"ı (En İyi Yeni Katılımcı Ödülü) kazandı. vustralya'nın bir ucundan diğer ucuna 3021 kilometrelik parkurda 27-31 Ekim 2009 tarihleri arasında gerçekleşen Global Green Challenge 2009’a bu yıl ilk defa katılan İTÜ ekibi, 23 aracın katıldığı yarışta 16. sırada yer aldı. Geçtiğimiz yıllarda TÜBİTAK'ın düzenlediği Formula-G yarışlarında üst üste alınan 1. ve 2.liklerin ardından bu yıl İTÜ GAE, uluslararası alanda A başarısını göstermek amacıyla Türkiye'de yapılan yarışlara katılmayarak yeni aracını uluslararası kurallara göre tasarlayarak Avustralya'ya gitti. Hızın yanında dayanıklılığın da ön plana çıktığı yarışta İTÜ ekibi yarışı tamam- layamamış olsa da 1038 kilometre yol katederek araçların çoğunun tamamlayamadığı pistte önemli başarı elde etti. Bununla birlikte yeni katılımcılar arasında verilen ‘Best Newcomer Award’ İTÜ GAE ile ülkemize geldi. Yarışa katılan diğer Türk ekibi Sakarya Üniversitesi'nin aracı SAGUAR ise yarışta 15. sırada yer aldı. Birinciliği ise saatte 150 km sürate kadar çıkabilen ‘Tokai Challenger’ aracıyla Japon Tokai Universitesi kazandı. arıYORUM Kasım 2009 5 3. Ulusal Tasarım Öğrencileri Forumu TASARIMCILAR KRİZE EL KOYDU ekleşen Taşkışla’da gerç Ü İT e d n ri le h 8-9 Ekim tari l oturumunu Kongresi bu yı ım ar as T l sa Küçük 3. Ulu başlığı ile açtı. z” ri K ya ve rinin “Tasarım ı kesen, endüst ın ız h in en tm le ları olduğu büyük birçok iş t vuran, kurum ke e n ri le ör addikt çeşitli se sarımcıları da m ta la ıy ıs ay ol d , tasarımın kadar kişileri kileyen krizi ve et z su m u ol i ini de manev çözüm öneriler ı as ol ği ce le bi krize getire tartıştı. profesyoneller İTÜ TASARIM KULÜBÜ ürkiye’de sayıları ve gelecek kaygıları hızla artan, dolayısıyla kafalarında krizle ilgili bir çok soru işareti oluşan endüstriyel tasarım öğrencileri ise: “Peki, biz ‘tasarımcı adayları’ olarak krizin neresindeyiz? Endüstriye henüz dâhil olmamış; firma stratejilerinden, çalışma ücretlerinden, üretim ve pazarlama maliyetlerinden nasibini almamış olan biz tasarım öğrencileri krize ve tasarımın krize getireceği çözümlere ne kadar dâhil olabiliriz? En önemlisi, Türkiye’de tasarımın eğitim safhasında bile birçok kriz sebebi mevcutken biz öğrencilerin ekonomik krize ne kadar etkili bir çözümü olabilir?” sorularının yanıtlarını İTÜ Tasarım Kulübü (İTÜTASK) tarafından kongre kapsamında gerçekleştirilen 3. Ulusal Tasarım Öğrencileri Forumu’nda aradı. Forum, tasarım nosyonuna sahip öğrencilerin, krize ekonomi değil eğitim gözlüğünden bakmalarına ve başta eğitim olmak üzere birçok alanda karşılaştıkları krizleri özgür bir plat- T formda dile getirmelerine olanak sağladı. 3.Ulusal Tasarım Öğrencileri Forumu (UTÖF) şüphesiz kongrenin en çok ilgi çeken kısımlarından biriydi. Endüstriyel tasarım alanında eğitim veren 7 farklı okulun katılımıyla gerçekleşen foruma İstanbul Teknik Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümlerinden 5'er temsilci ve farklı okullardan bir çok izleyici katıldı. İki gün boyunca kongreyle eş zamanlı olarak gerçekleşen forumda profesyoneller ekonomik krize yapılabilecek tasarım müdahalelerini konuşurken, farklı şehirlerden ve ekollerden gelen tasarım öğrencileri ise tasarım eğitiminde yıllardır karşılaştıkları krizlere yapılabilecek öğrenci müdahalelerini tartıştı. Forum boyunca özellikle tasarım alanında yurt dışına duyulan sempatinin yarattığı beyin göçleri, öğrencilerin tasarım haklarının korunması konusunda yaşadığı sıkıntılar, KOBİ’lerle yapılan projeler, tasarım yarışmalarının nitelikleri, tasarım eğitiminde tüketim eylemine yaklaşımlar, yeni açılan tasarım bölümlerinin etkileri ve öğrenci örgütlenmesinin gerekliliği gibi bir çok konu farklı bakış açıları ve deneyimlerle paylaşıldı; ardından bütün bu tartışmalar sonucunda öğrencilerin ortak aldıkları kararlar ve getirdikleri çözüm önerileri kongrede bir manifesto halinde sunuldu. Özellikle akademisyenlerin dikkatini çeken ve kongre sonrasında ETAK’a (Endüstriyel Tasarım Akademisyenleri Kurulu) davet edilen öğrenciler, burada bir kez daha akademisyenlerle yüzyüze bu problemler ve çözüm önerileri üzerinden konuşma fırsatı yakaladılar. Akademisyenlerin ve profesyonellerin de öğrenci olduğu zamanlardan itibaren bir kısır döngü içinde yıllardır tartışılan ancak bazen ertelenen, ihmal edilen, bazense bir düğüm haline gelmiş ve sistemde kalıplaşmış olmasından dolayı müdahale edilemeyen bu problemler ilk kez bu kadar geniş bir ortamda dile getiriliyor ve ilk kez endüstriyel tasarım öğrencileri de sistemin önemli bir parçası olarak var olduklarını bu kadar yüksek bir sesle duyurma imkanı buluyor. Ancak alınan tepkilerden ve ilgiden anlaşılıyor ki, bu yalnızca bir başlangıç. Türkiye’de bugüne dek gerek sektörün tasarım algısından gerekse krizden kaynaklanan endüstri ve tasarım kavramlarıyla ilgili sorunlara piyasaya yönelik çözümler aranırken, yakın geleceğin tasarımcı adaylarına yapılacak yatırımlar göz ardı edildi. Türkiye’deki endüstriyel tasarım öğrencileri, kendilerinin de bazı mesleki müdahalelerde okak fotoğrafçısı hayatı farklı anlarıyla sunmayı amaçlar ve bu amacı için her an tetikte olur. Pek çok insanın baktığı ama görmediklerini görüp fotoğraflar. Sokak fotoğrafçısının en önemli özelliği fotoğraf makinesinin her daim yanın- S bir yaptırım gücüne sahip olmaları yönünde ilk adımı atmış oldular. Tasarım algısı yeni yeni güçlenmeye başlayan ve bu konuda kat edecek uzun bir yolu olan Türkiye gibi bir ülkede sektörü var eden grupların (akademisyenler, profesyoneller, öğrenciler)mikro milliyetçiliklerle birbirine karşıt duruşlar sergilemeleri bu algının güçlenmesini daha da zorlaştırmaktadır. Bundan sonraki süreçte, bu foruma katılan ve sistemde yer edinmek isteyen Türkiye Endüstriyel Tasarım Bölümü Öğrencileri Türkiye’deki diğer bütün Endüstriyel Tasarım Bölümü öğrencilerinin, özellikle akademisyenlerin ve profesyonellerin desteklerini beklemektedir. da olmasıdır. Ekipman olarak ise çok dar ya da çok geniş açılı lensleri tercih etmez. İnsanları fotoğraflayacağı için, insanlarla iletişimi iyidir ve itici bir görünümde değildir. Utangaç hiç değildir. Konuya elinden geldiğince yaklaşıp doğru anı yakalar. 6 arıYORUM Kasım 2009 Rektör Şahin CESAER’a seçildi erkezi Belçika’da olan ve Avrupa’daki önemli mühendislik üniversitelerinin yer aldığı CESAER (Avrupa Yüksek Teknik ve Araştırma Üniversiteleri) nin yönetim kurulu üyeliğine Türkiye’den ilk kez İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin oy birliği ile seçildi M Dizi film Türkçesi ile konuşmak -Nasılsın? -Süper… -Annenler nasıl? SUHA ÇALKIVİK |İTÜ Radyosu Yayın Sorumlusu [email protected] -Süper… -Okul nasıl gidiyor? -Süper… -Dünkü maçta Semih’in golü mükemmeldi -Aynen öyle… -Sarıkız’ın bu yarışın favorisi olduğunu düşünüyorum Avrupa’daki yüksek öğretimde mühendislik eğitiminin kalitesini artırmak için çalışan ve kar amacı gütmeyen CESAER’da 60 seçkin Avrupa üniversitesi yer alıyor. Aralarında Viyana Teknoloji, Helsinki Teknoloji, Berlin Teknik, Southampton gibi üniversitelerin yer aldığı birliğin yönetim kurulu 14 üyeden oluşuyor. Birliğin Danimarka’da düzenlenen toplantısında 7 üye yeniden seçilirken İstanbul Teknik Üniversitesi de oy birliği ile bu üyeler arasında yer aldı. Gelişmekte olan ülkelerdeki üniversitelerle ilişkiler ile Doğu Avrupa’daki üniversitelerle ilgili çalışmalar yapan birlik, üye üniversitelerin yüksek lisans ve doktora programları, teknoloji ve eğitimdeki son gelişmelerini de yakından takip ediyor. Ayrıca Avrupa Birliği fonlarından yararlanmak üzere ortak projelerin yapılması için de ön ayak oluyor. Dört yıl boyunca yönetim kurulunda yer alacak olan Rektör Şahin, toplantılarda Türkiye’yi temsil edecek. Mekik servisinde öğrenci çilesi 009-2010 Akademik yılından itibaren ücretsiz olarak hizmet vermeye başlayan yerleşke içi mekik servisi, araç azlığı ve agresif şoförleri nedeniyle öğrencilere sıkıntı yaşatıyor 2 Bu yıldan itibaren ücretsiz olarak öğrencilere sunulan mekik servisi, pek çok öğrenciyi mağdur ediyor. Rektörlük tarafından İTÜ kamuoyuna duyurulan servis saatleri ve güzergahına uyulmadığı, servis sayısı azlığından kaynaklanan yoğunluk öğrencilerden gelen şikayetler arasında. Bunlarla birlikte servis şoförlerinin keyfi ve agresif tavırları da öğrencilere rahatsızlık veriyor. Bali Turizm tarafından işletilmekte olan servislerde, geçtiğimiz yıllarda da benzer sıkıntılar yaşanıyordu. Özellikle yurtta kalan öğrencilerin kullandığı servisler, kış aylarında daha da önemli hale geliyor. -Aynen öyle… -Yaprak Dökümü güzel bir dizi ama çok uzatıyorlar -Aynen öyle… Süper, aynen öyle, yani, kendine iyi bak, bekraunt, mental, umarım, kahretsin, detay, ‘nasıl gidiyor, sıcak bakıyor musun, şu andan itibaren telefon alacağız bol bol, problem yok, moral doping, ekşın filimler, ajite, asosyal, okey, çok mersi, transparan gelinlik, panik yapmak, negatif hareket, nüans, şoke olmak, argüman, soft, flaş, rivörs, momentum, asistlik, skorer, tolere, bilbordlar, dominant, prezante, start almak, start vermek, skorbord, egzajere, motive etmek, anomali, kreatif, anbiyans, singıl, orjinli, tradisyon, rutin, lânse etmek, ba baaay, cenerasyon, bloke etmek, finiş, efektler, ekarte etmek, trendler, brifing almak, revize etmek, layt ekmek, sponsor, konsept, step step, direkt, interaktif, performans, aktivite, vi ay pi…. Örneklerini artırabileceğimiz, yerli ve yersiz her durumda kullandığımız bu sözcükler veya deyimler, gerek televizyon dizilerindeki karakterlerin sığlıklarını ele veren karşılıklı konuşmalarından ve daha da çok yabancı film/dizi tercümelerindeki uydurma deyimlerden oluşan ‘çeviri Türkçesi’ diye nitelendirdiğimiz, gündelik hayatımızı kuşatan yapay bir konuşma dili yarattı. Diller arasındaki etkileşim bazen kelime sınırını aşarak kelime gruplarına ve cümlelere kadar uzanır. Bazı kelime grupları ve deyimler kaynak dilden hedef dile kaynak dildeki yapısıyla ve kelime kelime aktarılır. Oysa aynı düşünceyi anlatmak için hedef dilde başka söyleyiş kalıpları, başka deyimler vardır. Dolayısıyla hedef dilin deyim ve söyleyiş kalıpları dikkate alınmadan yapılan bu tür çeviriler yanlış sayılır. Gerçi bazılarının zamanla dile yerleştiği de olur; ancak ana dildeki söyleyiş olanaklarını kullanmak ve bunlardan kaçınmak gerekir. Aksi durumda bugün olduğu gibi ‘çeviri Türkçesi’ denilen, dilimizin yapısına aykırı anlatımlar etrafı sarar. Daha çok yabancı film ve dizilerde rastlanan bu tür yanlışlar, ana dilini yeterince bilmemekten veya acele ile yapılmış kötü tercümelerden kaynaklanmaktadır. Türk Dil Kurumu ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun ortaklaşa çalışmaları sonucu kaleme alınan raporda Radyo ve televizyonlarımızın söz varlığını tespit etmek için de üç kanala ait ve daha çok haberlerden oluşan, toplam 24247 kelimelik bir yazılı metin üzerinde çalışılmış; bu metin üzerinde yapılan değerlendirme ve sıklık listeleri de rapora eklenmiştir. Saptanan dil yanlışlarının, uygulanmakta olan eğitim sistemimizle doğrudan ilgili olduğunu öncelikle belirtmek gerekir. Toplumumuzda gittikçe yoğunlaşan dili yanlış ve keyfî kullanış, ilkokuldan başlayan ve bütün öğretim kademelerinde dilimize önem verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Raporda ayrıntılarıyla belirtilen yanlışlar ve bazı önemli noktalar, genel olarak birkaç maddede toplanabilir. - Dil yanlışları daha çok canlı yayınlarda görülmektedir. Haberin gerçekleştiği yerden yapılan canlı yayınlarda bu oran daha yüksektir. - Yapılan dil yanlışları, sunucunun belli bir dil eğitiminden geçmediği, dildeki gelişmeleri takip etmediği sonucunu ortaya koymaktadır. - Yoğun olarak yapılan dil yanlışlarına ve keyfî kullanımlara bakıldığında ilgili kurumda bir denetlemenin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. - Kelimelerin seçimi, yazımı ve okunuşunda ortaya çıkan dil yanlışları, pek çok sunucunun imlâ kılavuzu, sözlük gibi kaynakları kullanmadığını göstermektedir. - Bu saptamalara, yabancı dillere karşı gösterilen aşırı ilgiyi, yabancı kelime kullanmadaki özentiyi de katabiliriz. - Yerli film ve dizilerde toplum içinde söylenmesi çirkin olan, görgü kurallarına ters düşen pek çok argo sözcüğün kullanıldığı da görülmektedir. Bunların yoğun olarak kullanılması dinleyicileri, seyircileri rahatsız etmekte hatta tiksindirmektedir. - Öğrenim sırasında ve daha sonra herhangi bir deyimin gerçek yapısı ve nerelerde kullanılabileceği kavranmamış olduğundan pek çok deyim yanlış kullanılmakta, söz gelişi, ekmeğine yağ sürmek gibi bir deyim kazancına ekmek sürmek biçimine dönüştürülebilmektedir. - Deyimleri yanlış ve eksik kullanma, kelimeleri yanlış telâffuz etme, cümle düzenini bozma, konuşmada kaba, terbiye dışı sözlere yer verme, yabancı kelimelere özenme gibi noktaların toplumu hızla etkilemekte olduğu acı bir gerçektir. Kısa vadede önlem alınmadığı takdirde bu olumsuz gidişin boyutları daha da büyüyecektir. - Radyo ve televizyonlarda kullanılan söz varlığının da son derece sınırlı olduğu ve 500-1000 kelime etrafında döndüğü saptanmıştır. ‘Diksiyon’ sözcüğü Fransızcada ‘diction’ karşılığı bulunup, sözleri seçip sıralayış ve okuma ya da anlatım biçimi anlamındadır. Seslerin, sözcüklerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarının hakkını vererek söyleme biçimidir. Her ülke, bölgelerinde kullanılagelen çeşitli ağızlardan birini kendi konuşma dilinin en iyi örneği -standardı- olarak seçip saptamıştır. Bizde bu örnek, İstanbul Ağzı diye bilinir. Etkili ve güzel konuşmanın yolu, okuma, anlama ve anlatma, dinleme ve dinletmek süreçlerinden geçer. Güven verici ve samimi olmak, canlı ve doğal olmak, dilimizi iyi kullanmak ve de söz sanatlarından yararlanmak, iyi konuşmacının uyması gereken ögelerdir. Sadece Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri, Eğitim Bilimleri Bölümleri, Konservatuarlar ve İletişim Fakültelerinde değil, tüm akademik disiplinlerde ‘Konuşma Eğitimi’nin (fonetik-diksiyon) seçmeli ders olarak benimsenmesi daha aydınlık bir geleceğin inşası için büyük önem taşımaktadır. Ancak bu dersin programlara alınması yeterli olmayıp, dersi verecek akademisyenin Türkçenin güzelliğine, zenginliğine ve bu dersin önemine önce kendisinin inanması; hepsinin Türkçe karşılığı bulunan yabancı kökenli sözcüklerin olabildiğince az kullanımlarının sağlanması; yapılan yanlışların, öğrencileri incitmeden kendi çabaları ile düzeltilmesi ve böylece şive, ağız özelliğinin üzülecek bir yanının bulunmadığının anlatılması önemlidir. Uygulama çalışmalarında Türkçeyi doğru ve güzel konuşan bilim ve düşünce insanları, yazarlar, şairler ve tiyatro sanatçılarının ses kayıtlarının dinletilmesi ile dersin amacına ulaşılmış olacaktır. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin ismi efsaneleşen Rektörlerinden, Rahmetli Prof. Dr. Mustafa İnan’ın bilim dili olarak Türkçemize katkıları ve sözcüklerin, terimlerin kökenleri üzerine araştırmalarının önemi yadsınamaz. Değerli Hocamızın miras bıraktığı bu çalışmaları sürdürmek, İstanbul Teknik Üniversiteliler olarak bizim en önemli ödevlerimizdendir. arıYORUM Kasım 2009 7 Türkiye’de üretilen ilk uydu uzayda! İTÜpSAT1 UZAYDA İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Uzay Mühendisliği Bölümü tarafından Türkiye’de üretilen ilk uydu İTÜpSAT1 başarıyla fırlatıldı. Yörüngeye yerleşen uydu ile ilk haberleşme sağlandı. Uydunun çekeceği fotoğraflar içerisinde İTÜ’de kurulan yer istasyonuna ulaştırılacak. ürkiye’nin ilk küp uydusu, 23 Eylül 2009, Çarşamba günü Türkiye saatiyle 9.21 de fırlatıldı. Hindistan Uzay Araştırmaları Kurumu (ISRO) tarafından PSLV C–14 roketi ile fırlatılan uydu, 20 dakika sonra yerden 720 km yüksekteki yörüngesine yerleştirildi. Uydunun fırlatılmasını canlı olarak takip eden Uzay Mühendisliği Bölümü akademisyen ve öğrencileri heyecanlı anlar yaşadı. Hep birlikte geri sayarak uydunun fırlatılmasına tanıklık eden proje ekibinin heyecanı, uydunun yörüngeye yerleşmesiyle doruğa çıktı. İTÜpSAT1 yörüngesinde saniyede yaklaşık 7,5 km ile yol alan uydu dünyayı yaklaşık 96 dakikada bir dönmeye başladı. İTÜpSAT1 16 kez dünyayı turlayacak ve Türkiye’den geçtiği zaman T dilimlerinde 10 dakika boyunca haberleşme sağlanabilecek. Projenin yürütücülüğünü üstlenen İTÜ Uzay Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof.Dr. Alim Rüstem Aslan ile Uçak Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gökhan İnalhan Hindistan’da bütün aşamaları yakından takip etti. Fırlatmayı İTÜ’deki Uzay Sistemleri Tasarım ve Test Laboratuarı’nda izleyen Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Ünal “Bu bir ekip çalışmasıdır. Üç yıldır büyük bir sabır ve emekle yürütülen çalışmaların başarıyla sonuçlandığını görmek heyecan verici. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor olmanın verdiği gururu yaşıyoruz. Bu başarı daha büyük uyduların üretilmesi için önümüzü açtı. Nano uydu üretimi için başlattığımız çalışmalar hız kazanacak.” dedi. Toplam kütlesi 1 kilogram ve boyutları 10x10x10 santimetre küp olan uydu bir VGA kameraya ek olarak sıcaklık, ivmelenme ve manyetik alan ölçümü yapan duyargalara sahip. Uydu bilgisayarı tarafından kaydedilen sıcaklık, ivmelenme ve diğer bilgiler de yer istasyonuna düzenli olarak aktarılacak. PSLV roketi, Türkiye uydusuna ek olarak Hindistan tarafından okyanus araştırmaları için üretilen büyük ölçekli Oceansat-2 uydusu yanında 4 Alman ve 1 İsviçre uydusunu da yörüngeye başarıyla yerleştirdi. İTÜ Genç TEMA çalışmalarını sürdürüyor stanbul Teknik Üniversitesi Genç TEMA Topluluğu geçtiğimiz günlerde düzenlediği tanıtım toplantısı ile 2009-2010 dönemi çalışmalarına başladı. TEMA Vakfı’nın ilk stant kurduğu üniversite olan İTÜ’de, doğaya karşı sorumluluğun arttırılması konusunda özellikle yerleşke içinde çalışmalar yapan İTÜ Genç TEMA, Ekoloji Kulubü’ne bağlı olarak çalışıyor. Ayrıca Türkiye’nin farklı bölgelerinde yapılan toplantılara katılarak bilgi alışverşinde bulunma imkanıda sunuyor. İki hafta aralıkla yapılan toplantılarda da yerleşke içerisine ve İstanbul’a yapıalcabilecek çalışmalar üzerinden tartışılıyor. İ Ayrıntılı bilgi için: [email protected] Haldun Bozkurt (Başkan) 0536 694 68 11 Murat Yıldıran (Başkan yrd.) 0535 627 66 73 okak fotoğrafçısı, fotoğraflarını çektiği insanlara rahatsızlık verdiğini hissettiğinde oradan uzaklaşır. Çünkü asıl amaç doğallık olduğundan rahatsız olan ya da yap- S macık davranan insanlar fotoğrafını çirkinleştirir. Fotoğraf makinesindeki ayarları genellikle hazırdır böylece konuyu yakaladıktan sonra bir de ayarları yapmakla uğraşmaz. 8 arıYORUM Kasım 2009 Öğrenciler Diyarbakır’da kütüphane açtı Proje koordinatörü Güneş Turan öğrencilerle.... İstanbul Teknik Üniversitesi Öğrenci Konseyi, geçtiğimiz yıl başlattığı ‘Kardeş Okul’ projesini 5 Ekim 2009’da tamamladı. Uzun soluklu çalışmada farklı fakültelerden 25 İTÜ öğrencisi, Kardeş Okul olarak seçtiği Kayhan Köyü İlköğretim Okulu öğrencileri için kütüphane oluşturdu. Yaklaşık 30 bin TL’lik destek ile İTÜ’lüler, okula kütüphane yaptırırken ve diğer köy okulu öğrencileri ile birlikte toplam 708 öğrenci için de eğitim paketleri dağıttı. İTÜ Rektörü Muhammed Şahin’in de katıldığı kütüphane açılışına büyük ilgi gösterildi niversitelerinin kütüphanesinde ders çalışırken ihtiyacı olan bir okula kütüphane yaptırma fikrinden yola çıkan İTÜ Öğrenci Konseyi’ne üye öğrenciler, önce okulu belirlemek için araştırma yaptı. Eğitim seviyesi bakımından en alt sıralarda yer alan Diyarbakır’ın Kulp İlçesi seçildi. Diyarbakır’a giderek ihtiyacı yerinde gören öğrenciler hızla çalışmaya başladı. İTÜ Öğrenci Konseyi'nin organizasyonuyla Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun ücretsiz katıldığı bir konser düzenlendi. Konserin biletleri öğrencilere satılarak 5 Bin TL gelir elde edildi. Alınan sponsorluklarla mobilyalar, raflar ve yeni kitaplar alındı. Ayrıca tüm dershaneler tek tek gezilerek ilköğretim için SBS kitapları temin edildi. Bununla da kalınmayıp her fakülteye kutular konularak ilköğretim seviyesine uygun yaklaşık 2 ton kitap toplandı. Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nin Kayhan Köyü İlköğretim Okulundaki uygun mekan tüm bu malzemelerle kütüphaneye dönüştürüldü. Ayrıca Sarıyer Belediyesi’nden 15 Bin TL sponsorluk alındı ve bu destek ile her sınıfa ayrı ayrı, içinde öğrencilerin istedikleri malzemeler olan 708 adet eğitim paketi hazırlandı. 5 Ekim 2009 günü, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin ile beraberinde Elektrik Elektronik Fakültesi’nden Güneş Turan, İnan Günay, Alper Yükselen, Aycan Sarıoğlu, İnşaat Fakültesi’nden Haluk Özbay, Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nden Fatih Avcı ve Kimya Metalurji Fakültesi’nden Burçin Bilgin Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nin Kayahan İlköğretim Ü arıYORUM Kasım 2009 Okulu’na giderek oradaki öğrencilerle kütüphanenin açılışını gerçekleştirerek, büyük bir mutluluğu birlikte paylaştılar. İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin açılışta yaptığı konuşmada, “İTÜ olarak amacımız sadece üstün donanımlı değil aynı zamanda ülkenin sosyal sorunlarına duyarlı mezunlar da yetiştirmektir. Bunun için İTÜ’de sosyal sorumluluk projelerinin zorunlu hale getirilmesi için çalışma başlattık. Öğrenciler stajlarının bir kısmını bu türden toplumsal projelere ayıracaktır” dedi. Açılışa katılan Kulp Kaymakamı sayın Ahmet Günaydın da “Adı sürekli terör olayları ile anılan ilçemiz için bu çok büyük bir adım. Güvenlik olayları ile anılmaktan yorgun düşen insanımızın temel beklentisi sosyal sorunlarına çözüm üretilmesidir. Okumaya istekli çocuklarımız için bu kütüphane çok önemli bir fırsattır” dedi. Açılışın ardından içinde öğrencilerin ihtiyacı olan malzemeler bulunan eğitim paketleri dağıtıldı. Paketleri sevinçle açan öğrencilerin mutluluğu İTÜ’lü abla ve ağabeylerine duygulu anlar yaşattı. Öğrencilerden Güneş Turan, “Projemizin sonucunu görmek çok heyecan verici. İlk kez pastel boya gördüğünü söyleyen öğrenciler var. Onların gözlerindeki sevinci görünce tüm emeklerimize değdi dedik. Bizlerin sahip olduğu olanaklar Doğu ve Güneydoğu’daki kardeşlerimize de verilirse, onların bizim gibi eğitim almamaları için hiçbir neden yok. Amacımız daha büyük desteklerle daha çok öğrenciye ulaşmak” dedi. okak fotoğraflarında doğru netlik, ufuk çizgisi düzlüğü, 3’ler kuralı gibi kurallar ikinci plandadır. Önemli olan kompozisyondur. Genellikle siyah beyaz tercih edilir; bunun sebebi renkli fotoğraflarda bazı renkler dikkati üzerine çeker ve bu asıl S konunuzun dışında bu renklere sahip objeler fotoğrafı bozabilir. Tabi bir de siyah beyazın nostaljik yanı vardır. Fotoğraflarda kontrast farkından yararlanarak konuyu ön plana çıkarmak önemlidir. Çok karışık kadrajlarda konu dikkat çekemeyebilir. 9 arıYORUM Kasım 2009 Fotoğraflar: Burak Patpat 10 İTÜ Ay-Ti-Yu Olmasın! Nedir, ne olsun, nasıl olsun? stanbul Teknik Üniversitesi, ani bir kararla, öğretim dilini yüzde 100 İngilizceye geçirmeye hazırlanıyor. Geçtiğimiz Mart ayında alınan bu karar İTÜ kamuoyunda önemli tartışmalara sahne oldu. Destekleyenler olduğu gibi karşı duranlar da oldu. Mevcut sistemdeki aksaklıklar, altyapı eksiklikleri, üniversitenin görevi ve eğitimde kalite gibi konuların yeterince düşünülmeyerek, ön hazırlık yapılmadan ve üniversite kamuoyunun fikrine sunulmadan alındığı düşünülen bu karar üniversitemizi nasıl etkileyecek? Gazetemiz, bu kararın ardından Öğrenci Konseyi ile karar hakkında görüşmüş ve görüş bildirmek üzere bir yürüyüş düzenlemiştir. Bu yürüyüşün amacı Türkçe eğitimin öneminin yansıtılmasıydı. Yürüyüş sonunda bir ‘Çözüm Önerileri’ kitapçığı dağıtıldı. Bu kitapçıkta, İngilizce öğretime geçiş için gerekçe olarak gösterilen konular ve bunlarla ilgili gerçek ve kalıcı çözümler yer alıyor. Kitapçıkta bahsedilen konulardan özetleri aktarıyoruz. İ İTÜ Ay-Ti-Yu Olmasın! Peki neden? Çünkü bilim en iyi anadilde öğrenilir. Çünkü İTÜ’nün özgörevi Türkçe öğretimdir. Çünkü bilimsel araştırmalar yabancı dilde öğretimin kaliteyi düşürdüğünü göstermektedir. Çünkü İTÜ’nün bu tür ‘hevesli’ çözüm önerilerine değil, kalıcı planlamalara ihtiyacı vardır. Çünkü İTÜ’nün tek ve en önemli eksiği İngilizce öğretim değildir. Çünkü İTÜ’nün daha pek çok önerisi mevcuttur. Ne yapılmalı? İşte biz, Öğrenci Konseyi ve Arıyorum İTÜ Gazetesi olarak, İTÜ paydaşlarının fikirleriyle ‘ne yapılmalı?’ dedik ve bu raporu oluşturduk. Eminiz ki İTÜ, bunun gibi pek çok rapor hazırlayacak, kitaplar, hatta ciltler oluşturabilecek bir potansiyele sahiptir. “İTÜ Ay-Ti-Yu Olmasın!” sloganı, aynı zamanda bir durum eleştirisidir. Yabancı dilde yapılan öğretimin yalnızca eğitim kalitesini düşürmekle kalmayacağını ve bir kültür sendromu yaşatacağının uyarısıdır. Yabancı dilde öğretimin asla yabancı dil öğretimi olmadığının belirtilmesidir. Türkiye yabancı dilde öğretimle hep kaybetmiştir, kaybetmeye devam edecektir. İTÜ’nün ‘yeni şeyler’ söylemesi, buna yönelik üretim yapması ve çağdaşlarına örnek olması gerekmektedir. İTÜ çok iyi İngilizce öğretebilir. İTÜ daha kaliteli öğretim yapabilir. İTÜ’nün ‘dünya üniversitesi’ olabilecek kaynakları vardır. Bunların yöntemi yabancı dilde öğretim değildir. Bu yüzden İTÜ Ay-Ti-Yu olmasın! Peki ne olmalı? Bunun yanıtını bu raporda vermeye çalıştık. Gerekli araştırmalar yapıldı mı? Yabancı dilde öğretim konusunda yapı- lan araştırmaların incelenmesi, yeni araştırmaların yapılması ve araştırma yapan kurum, kuruluş ve kişilerden bilgi istenmesi konusunda yeterli ve sağlıklı bir girişim olmamıştır. Bu denli önemli ve bilimsel gerekçelere dayandırılması gereken kararın, özellikle uzmanlar tarafından tartışılması gerekmektedir. ÖSS TABAN PUANLARI Yabancı dilin tercihte önemi İTÜ’ye giriş puanlarının, denk üniversitelere göre daha düşük olmasının nedeni, yabancı dilde öğretim yapılmayışına bağlanmaktadır. Dolayısıyla bu kararın uygulanmasıyla puanların yükseleceği düşünülmektedir. Üniversiteye giriş puanlarını etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bunlardan en az etkili olanı yabancı dilde öğretimdir. Konuyla ilgili pek çok örnek de Türk üniversitelerinde görülmektedir. Eğitim kalitesinin ve olanaklarının arttırılmasının yanı sıra; lise öğrencilerine bu bilgilerin daha yakın ilişki kurularak ve doğru yöntemlerle aktarılması, yüksek puanlı öğrencilerin İTÜ’ye çekilmesi için izlenebilecek doğru bir yöntemdir. Puan artışına bağlı ‘kısa vadeli’ çözümler üretmek, İTÜ’nün imajı ile ilgili asıl sorunları göz ardı etmektir. Yüzde 30 puanları arttırmadı 1996’dan beri durum Üniversitemizin, 1996 yılında benzer gerekçelerle yüzde 30 İngilizce öğretime geçmesiyle, İTÜ’nün puanlarında herhangi bir artış görülmediği gibi, İTÜ’yü tercih eden öğrencilerin Türkiye sıralamalarında ciddi bir düşüş görülmüştür. 1995 yılında İTÜ’ye giren öğrencilerin genel ortalaması 11.719 iken, 2004 yılında bu ortalama 17.500, 2008 yılında ise 21.900 olmuştur (Kaynaklar için ogrencikonseyi.itu.edu.tr adresine bakınız). Bu veriler göstermektedir ki yabancı dilde öğretim, İTÜ’nün tercih edilmesine gerekçe olarak gösterilemez. YABANCI ÖĞRENCİ VE AKADEMİSYENLER İngilizce öğretime geçiş için kullanılan gerekçelerden biri de yabancı öğretim arıYORUM üyesi ve öğrencilerin İTÜ’yü tercih etmemesidir. Yabancıların, genel olarak Türk üniversitelerini tercih etmemesi, İTÜ’nün kendi özelinde çözmesi gereken bir sorun değildir. Bu ancak Yüksek Öğretim Kurulu’nun programı ve teşviki ile aşılabilir. Bununla birlikte, yurtdışından gelmesi hedeflenen yaklaşık 500 öğrenci için İngilizce ders programı hazırlanması, bütün İTÜ öğrencilerini etkileyen bir kararın uygulanmasından daha anlamlı, daha bilimsel, daha çağdaş ve üstelik daha da kolaydır. ERASMUS’un dili İngilizce değil! ERASMUS programına dahil olan Avrupa üniversiteleri incelendiğinde, İngilizce ile öğretim yapmadıkları, İTÜ’den giden öğrencilerin de dersleri İngilizce olarak değil, gidilen ülkenin diliyle gördükleri bilinen bir gerçektir. Benzer şekilde, öğretim üyesinin isteği ile derslerin İngilizce olarak verilmesi mümkün olduğuna göre, yabancı akademisyenlerin İTÜ’ye gelmemesi için herhangi bir engel bulunmamaktadır. Hazırlık sınıfı İngilizce öğretemiyor verilerek veya daha kolay sınavlar yapılarak, öğrencilerin üst kurlara geçmesini veya hazırlık sınıfını atlamasının sağlanması görmüş olurlar. İTÜ de, yüzde 100 İngilizce öğretime geçerek bile kazanamayacağı puan yükselişini, Türkiye’de bir ilk olacak bu uygulama ile sağlayabilir. Lisans eğitimi sırasında verilen İngilizce dil derslerindeki aksaklıklar Anadili İngilizce olan okutmanlar Hazırlık sınıflarında anadili İngilizce olan okutman sayısının arttırılması, hazırlık eğitimindeki kaliteyi yükseltecektir. • Mesleğe yönelik müfredatın olmaması • ING kodlu derslerin az sayıda olması • ING kodlu derslerin bölümlere özel mesleki müfredata sahip olmaması, havuz dersi olarak işlenmesi • Kaynakların yetersiz olması • Derslerin araştırmaya teşvik etmemesi İngilizce açılan derslerdeki aksaklıklar • Öğretim üyesinin yabancı dile hakim olmaması • Öğrenci - öğretim üyesi iletişiminin olması gereken düzeye çıkarılamaması, bu nedenle konular üzerinde tartışma ortamı yaratılamaması • Öğrencilerin, ders kaynağı olarak gösterilen İngilizce yayınları kullanmaması, hocaların kaynak kullanımını yeterince teşvik etmemesi • İngilizce ve Türkçe olarak açılan bir dersin, sınav sonuçlarında İngilizce dersin sınav sonucu ortalamasının Türkçe derse göre oldukça düşük olması Araç olarak yabancı dil İTÜ’DE YABANCI DİL EĞİTİMİ İTÜ, yabancı dilde öğretime başladığı yıldan bu yana, hazırlık eğitimi konusunda pek çok aksaklıkla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Hazırlık eğitiminin, öğrencilerin dil becerilerini tam anlamıyla geliştirerek İngilizce’yi kullanma becerisi sağladığı söylenemez. Öğrencilerin hazırlık eğitiminin ardından İngilizce’ye hakim olmaları ve İngilizce makaleleri okuyup anlayabilmeleri gerekmektedir. Ancak şu anki durumda bu mümkün değildir. Yapılması gereken hazırlık eğitiminin güçlendirilmesi, öğrencilerin yabancı dil hakimiyetlerinin arttırılması olmalıdır. Hazırlık sınıfındaki İngilizce eğitiminde aksaklıklar • Pratik kullanıma değil ezbere yönelik eğitim yapılması • Ders saatlerinin fazla olmasına karşın müfredatın yeterli yoğunlukta olmaması. • Sınıfların kalabalık olması ve bu nedenle okutmanların her öğrenciyle birebir ilgilenememesi • Anadili İngilizce olan yabancı okutman sayısının azlığı • Sözlü sınavların az ve yetersiz olması • Yabancı dil yeterlik sınavında ‘konuşma’ bölümünün olmaması • Verilen dil eğitiminde temel mühendislik ve mimarlık terimleri öğretilmediği için, mesleki İngilizce kaynakların çözümlenmesinde yetersiz kalınması • Profeciency seviyesinin, dil bilgisini ölçmede yetersiz olması • Sınıflardın kalabalık olması nedeniyle, sınav sonuçlarına hak edilenden fazla not YABANCI DİL ÖĞRETİMİ VE YABANCI DİLDE ÖĞRETİM ARASINDAKİ FARK Bilimsel çalışmaların da gösterdiği gibi dil öğretmenin yolu yabancı dilde meslek derslerini vermek değildir. Raporun devamında belirttiğimiz çözüm önerilerinde, kaliteli şekilde dil öğrenmenin ve dünya çapında araştırmalar yapmanın, bildiri hazırlamanın pek çok yolu ve yöntemi vardır. Üniversitelerin yapması gerekense bu yol ve yöntemler üzerinde çalışıp hem kaliteli eğitim almış, aldığı eğitimi anlamış ve özümsemiş, aynı zamanda da yabancı dil bilgisine yüksek düzeyde sahip mezunlar yetiştirmektir. EĞİTİM KALİTESİ EĞİTİM DİLİ İNGİLİZCE YAPILMADAN NASIL ARTTIRILIR? Hazırlık eğitimi Hazırlık eğitimi, uygulamaya yönelik gelişmeler ve projelerle yeniden ele alınmalıdır. Hazırlık eğitimi, ilk ve orta öğretimde dil eğitimi alsın, almasın bütün öğrencilerin İngilizce’ye hakim olması için önemli bir dönemdir. Genellikle bir akademik yılda verilen bu eğitimlerin sonucunda yapılan yeterlik sınavında gösterilen başarının arttırılması gerekmektedir. Yurtdışı dil kampları Yabancı dil, en hızlı ve etkili konuşulduğu ülkede öğrenilir. Hazırlık eğitimi süresince, uygun görülen bir zaman aralığında öğrenciler yurtdışında İngilizce kamp programına dahil edilebilir. Bu sayede öğrenciler hem İngilizce’yi yaşayarak çok iyi bir şekilde öğrenir, hem farklı bir ülke Yeterlik koşulu olarak TOEFL Hazırlık eğitimi ve sonunda yapılan Profeciency Yeterlik Sınavı, TOEFL sistemine dönüştürülebilir. Bu sayede öğrenciler mezuniyet sonrası kendi çabalarıyla almak zorunda kaldıkları TOEFL belgesini hazırlık sonrası almış olacaktır. Lisans eğitimi Kaliteli mezun tanımında “mesleki İngilizce” bilgisi büyük önem taşıdığı için lisans eğitimi boyunca öğrencilerin İngilizcelerini geliştirmeleri gerekmektedir. Bu sorunun çözümü için; Öğrencilerin teknik terimleri öğrenebilecekleri, bölümlerine ve mesleklerine yönelik çeşitlendirilecek İngilizce dersleri planlanmalıdır. ÖSS’de İTÜ’nün puanlarının yükseltilmesi Yabancı dile geçiş için gerekçe olarak gösterilen ‘ÖSS taban puanları’ çeşitli yollarla yükseltilebilir. Bilinmelidir ki bir üniversitenin tercih edilmemesi, üniversitenin üniversite adaylarıyla yeterli ilişki kuramamasından kaynaklanır. Bu nedenle üniversitenin tanıtım faaliyetleri ile ilgili planlamalar bu puanların arttırılmasında etkili olur. Her ne kadar üniversite adaylarına yönelik tanıtımların yapılması puanları art- yrıca fotoğraflarda arka plan çok önemlidir. Güzel bir fotoğraf doğru bir arka planla çok güzel bir hale gelebilir. Doğru arka plan için konunuzun etrafında neler var kontrol etmeli ve doğru açıdan çekmek gerekir. Fotoğraflarda bir de “hareketin doruk noktası” konusu A 11 tırsa da, en önemli puan artışını İTÜ’lülerin aidiyet duygusu sağlayacaktır. Aidiyet duygusunun geliştirilmesi, farklı kollardan yapılacak çalışmalarda, İTÜ’nün bütün bileşenlerinin katkısıyla olmalıdır. Bu çerçevede şu konulara önem verilebilir: Mezun-öğrenci iletişimi Mezunlar ve öğrenciler arasında sürekli diyalog kurulmasına ilişkin bir ‘mezun danışman’ sistemi oluşturulabilir. Öğrenci-öğrenci iletişimi İTÜ’yü yeni kazanan öğrencilerin, üst sınıflardaki öğrencilerle ‘abla-ağabey’ ilişkisinin kurulması uygulanabilecek bir diğer yöntemdir. SONUÇ İstanbul Teknik Üniversitesi, Türkiye’nin bilimsel altyapısını geliştirmek ve yerli kaynaklar oluşturmak özgörevinden ödün vermemelidir. Ancak bu özgörevin ışığında; eğitim kalitesini arttırmak, ÖSS taban puanlarını yükseltmek, öğrencilere aidiyet duygusunu aşılamak, mezunüniversite ilişkisini güçlendirmek ve en az bir yabancı dil ile donanmış mezunlar vermek ile ilgili sorunlar çözümlenebilir. ‘Teknik Üniversite’ özgörevini unutarak veya değişmesi gerektiğini savunarak, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan ‘yabancı dilde öğretim’ yolunu seçtiği takdirde, geri dönüşü olmayan bir yola girecektir. Bu metin, İTÜ Öğrenci Konseyi ve Arıyorum İTÜ Gazetesi tarafından hazırlanan “İTÜ Ay-TiYu Olmasın!” kitapçığından kısaltılmıştır. Kitapçığın tümüne www.gazete.itu.edu.tr/ituaytiyuolmasin.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. vardır. Bir çocuk tam topa vururken ya da ip atlayan bir çocuğun ipi en yukardayken veya en aşağıdayken çekmek kompozisyonu güzelleştirir. Sokaktaki insanların portreleri çekiliyorsa da alan derinliği kısılarak arka plana bir fluluk kazandırılır. 12 arıYORUM Kasım 2009 İTÜ Öğrenci Kolektifi: “Kendimizi üniversitenin tam merkezinde görüyoruz.” Burak Avcı Üniversitelerdeki öğrenci toplulukları, üniversitelerde demokrasinin işleyebilmesi ve içselleştirilmesi için çok önemli görevler üstlenmesi gereken oluşumlar, fakat ülkemizde geçmiş yıllarda yaşanan öğrenci olayları, kamuoyunun bu topluluklara önyargılı ve bazen de kötü gözle bakması için zemin hazırlıyor. Durum böyle olunca öğrenci toplulukları toplumun gözünde “illegal” oluşum olarak etiketleniyor. En önemli görevlerinden birinin de toplumun nabzını tutmak ve kamuoyunu yönlendirmek olan üniversitelerin, demokratik bir iklimden uzak ve koridorlarında “tek bir ses”in yankılandığı kurumlar olması, ülkemizin bugünü ve yarını için büyük bir tehlikedir. İşte bu görüşten hareketle Arıyorum İTÜ Gazetesi olarak, üniversitemiz bünyesinde faaliyet gösteren öğrenci topluluklarına sayfalarımızda yer açıyor bunu demokrasinin ülkemizde ve üniversitemizde içselleştirilmesi için önemli bir görev olarak görüyoruz. Kapımız tüm öğrenci topluluklarına açıktır... ğrenci Kollektifleri, İstanbul Teknik Üniversite bünyesinde faaliyet gösteren en aktif öğrenci topluluklarından biri. Yazdıkları, çizdikleri ve söyledikleriyle daima dikkat çeken Öğrenci Kollektifleri’nin yaptığı birçok eylem çoğu zaman öğrenciler tarafından tepkiyle karşılanıyor. Durum böyle olunca, Öğrenci Kollektifleri’nin aslında neyi amaçladığını, günahları ve sevaplarıyla kamuoyuna birinci ağızdan, doğru bir şekilde aktarmak üniversitemizde demokrasi bilincinin yerleşmesi için önemli bir görev olarak karşımıza çıkıyor. Öğrenci Kollektifleri’nden Fatih Usta, Ersin Kılıç ve Ali Duman ile konuştuk ve aslında ne yapmak istediklerini sorduk... Ö Öğrenci Kolektifleri ne zaman, ne amaçla kuruldu? Fatih: Öğrenci Kolektifleri, 2006 baharında ilk olarak İstanbul Teknik Üniversitesi’nde kuruldu. Bunun öncesinde çeşitli üniversitelerde faaliyet gösteren ve özellikle harçlar, yurt ücretleri gibi konularda tepkisini ortaya koyan öğrenci grupları vardı, fakat bu oluşumlar kurumsal bir kimlikten yoksundu. 2006 yılı, bu birikimin kurumsallaştığı, hedeflerinin ortaya konulduğu ve belirli bir isim altında birleştiği bir yıl oldu. Bu tarihten sonra önümüze koyduğumuz her programda demokratik katılıma ve eleştiriye açık bir yapı kurmak, üniversitede yaşadığımız sorunlara birlikte çözüm üretmek en önemli amaçlarımız oldu. Ulaşım, barınma gibi öğrencilerin en temel haklarının paralılaştırılması, sosyal kültürel alanların yetersizliğiyle üniversitelilere dayatılan bireyselcilik aslında ortada topyekûn bir üniversite sorunu olduğunu gösteriyor bize. YÖK gibi bir kurumun varlığı ve gündemde var olan her gelişmenin üniversiteye yansıması bu sorunların kökeninin ülke siyasetinden bağımsız olmadığını gösteriyor. Bu nedenle Öğrenci Kolektifleri olarak ülke ve üniversite gündemi hakkında söz söyleyen, görüş bildiren bir yapıya da sahibiz. “Kolektif” isminin özel bir anlamı var mı? Fatih: Kolektif, birliktelik anlamına gelen bir kelime. Üniversite ve ülke sorunlarının, ancak bir araya gelerek ve ortak bir duyarlılık sergileyerek çözüme kavuşacağına inanıyoruz. Bu noktada isim değil birlikte yaptığımız işler önemli aslında. Kendinizi siyasi yelpazenin neresinde görüyorsunuz? Siyasi bir grup veya örgütle bağlantınız var mı? Fatih: Öğrenci Kolektifleri demokratik, bağımsız bir öğrenci örgütü. Hiçbir örgütle, partiyle ilgisi ve bağı yok. Bu nedenle de zaten herkesin katılımına açıktır. Ersin: Öğrenci sorunlarına çözüm bulmak ve mevcut durumu eleştirme ve değiştirme noktasında muhattabınız doğal olarak siyasi iktidar oluyor. Öğrencilerin elde etmesi gereken hakların kazanımı konusunda – yaptığımız çalışmalar da bu yönde zaten- doğal olarak iktidarı karşımıza alıyoruz ve bu yönüyle biz bir tarafız. Eylemlerimizde yoğunlukla ele aldığımız yurt, burs, ulaşım gibi temel haklarımızı savunmak için kendi mücadelemizi vermemiz gerekir. Hayata soldan bakmıyor musunuz? Ali: Var olan sisteme alternatif bir şey söylemenin sol tarafa oturduğu bir gerçek. Haklarını arama, bağımsızlığı, demokrasiyi, özgürlüğü ve kardeşliği savunuyoruz. Aynı zamanda üniversitenin bugünkü var olandan farklı olması gerektiğini söyleyerek alternatifini önerdiğimize bakarsanız bizim solcu olduğumuzu söyleyebilirsiniz. Ayrışma da buradan çıkmıyor mu? Tüm öğrenciler bahsetiğiniz sorunların birebir mağduru, fakat özellikle Öğrenci Kolektifleri’nin kampüs içerisindeki prestijine ve öğrencilerin size olan desteğine baktığımızda bunun yeterli düzeyde olmadığını görüyoruz. Ersin: Üniversitede bir eylem olduğunda herkesin aklına ilk olarak Öğrenci Kolektifleri geliyor. Belki de birçok arkadaşımızın yeterli bilgisi olmadığı için böyle bir bakış açısı var ve bu birtakım yanlış anlamalara yol açabiliyor. Ali: Bunu bir önyargı olarak görüyorum. Ben aynı zamanda Halk Bilimleri ve Sanatları Kulübü’nün de aktif bir üyesiyim. Kulüp içerisinde hiçbir zaman bana karşı kötü bir intibah olduğunu görmedim. Bu sorunun öğrencilerin bizi yeterince tanımamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Elbette eleştirilebiliriz, bu çok doğal. Ancak bizi eleştirenlerin, eleştirirken ortaya alternatif bir örgütlenme koymaları gerekiyor. Çünkü örgütlü olmadan sorunlarımıza çözüm bulmamıza imkân yok. Fatih: Bunun yanında ben bu yargıyı çok da doğru bulmuyorum. Örneğin, Kolektif ilk kurulduğunda öğrenci sorunları ve eylemlerle ilgili bir anket yapmıştık. Bu ankette arkadaşlarımızın bize desteğini de sorduk. Bu ankette %86’lık bir destek çıkmıştı. Buna ek olarak yaptığımız imza kampanyaları da büyük ilgi görüyor binlerce kişi tarafından destekleniyor. Bu bağlamda kendimizi üniversitenin kenarında köşesinde değil tam merkezinde görüyoruz. Diğer arkadaşlarımızdan farklı da görmüyoruz. İTÜ Öğrenci Kolektifi’ndeki her arkadaşım gibi İTÜ’lü olmaktan mutluyum. Eleştirilerimiz, eylemlerimiz bu güzel üniversitenin daha farklı olması içindir. Eminiz ki bizim gibi düşünen binlerce öğrenci var. Ama bir araya gelmek gerekiyor. Biz de bir araya gelenleriz. Hatalarımız vardır elbet. Mesela uyguladığımız yöntem ve üslup konusunda arkadaşlarımızdan eleştiriler gelebilir. Bu eleştiriler art niyet gütmedikçe bunu hoşgörüyle karşılarız, her zaman eleştiriye açığız. Bizi eleştiren arkadaşlarımızla fikirlerimizi paylaşabiliriz ki bununda birçok örneği var. Hakkımızda yanlış bilgilendirmelerle bize gelen birçok arkadaşımı haklılığımıza ikna ettim. 2 Aralık tarihinde Maçka’da tatsız olaylar yaşandı. Bu olaylar nasıl gelişti? Bir de sizden dinleyelim. Ali: Olaydan birkaç gün önce Yabancı Diller Yüksekokulu’nda film gösterimimiz vardı. Film gösterimi sırasında laf arıYORUM Kasım 2009 atma gibi çeşitli tacizlerde bulundular bize. Biz hiçbir şekilde müdahale etmedik. 2 Aralık günü, bu grup sınıflara kadar çıkıp dergi dağıtmaya başladı ve dağıtım sırasında “Biz aşağıdakiler gibi değiliz” tarzında sözler söyleyerek, bize yönelik sınıflarda tehditler savurdular. Bu duruma hem öğrenciler hem de okutmanlar şahittir. Bu insanların bize karşı bu üslupla konuşmamaları konusunda uyardık. Bunun ardından üzerimize bıçaklarla saldırdılar. Demokrasi sınırları içerisinde size karşıt bir görüşün varlığına tahammül etmeniz gerekmez miydi? Fatih: Kendini milliyetçi olarak tanımlayan her insanla demokrasi çerçevesinde tartışabiliriz ama “Ülkücülük” bir ideoloji olarak demokrasinin sınırlarını aşan bir kavram. Bu ideoloji adına geçmişte birçok katliam yapılmıştır. Böyle bir görüşün “demokrasi” diyerek yaygınlaşmasına izin verirseniz gün gelir size saldırır, canınızı alabilir. Bu yüzden biz bu gibi görüşlere saygı duymanın demokrasiye hizmet etmek değil ihanet olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca bunu bir demokrasi sorunu olarak görüp bu fikre izin verenler öncelikle yaşanan olayları bir düşünsünler. Bu ülkede kaç tane aydın gazeteci yazar öldüklerini biliyoruz hepimiz. En sonuncusu Hrant Dink örneği. Ama bugün gerçekten İTÜ öğrencilerinin durduğu noktadan ve Fatih Usta duyarlılıktan memnun olduğumu söyleyebilirim. Yaşanan saldırının bir gün ertesinde iki kampüste 800 öğrenci tepki yürüyüşleri düzenledi. Marmara’da Gazi’de bunun gibi onlarca saldırı yaşanır. Ama sesinizi çıkartamazsınız. İTÜ ise farklıdır. Olayın zamanlaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Fatih: İTÜ Maçka Kampüsü’nde geçen dönem yemekhane kuyrukları, doğalgaz zamları gibi konularda önemli eylemler oldu. Bu saldırının tam bunların sonrasına denk gelmesi oldukça ilginç bir durum. Hemen ardından masa açma, afiş asma gibi hakların yasaklanması, kampüse çevik polisin girmesi, bize bunun planlı bir saldırı olduğunu düşündürüyor. Rektör Muhammed Şahin hakkında ne düşünüyorsunuz? Fatih: Rektör Şahin’in üniversite içerisinde yapılan seçimde ikinci sırada bulunmasına rağmen YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından göreve getirilmesini doğru bulmuyoruz. Halbuki Muhammed Şahin, göreve gelmeden önce “Ankara’nın değil İTÜ’nün rektörü olacağım” demişti ama öyle olmadı. İkinci sıradan atanma durumu ve Eylül ayında gerçekleşen açılış töreninine öğrencilerin alınmaması ve Tayyip Erdoğan’ı protesto eden öğrencilere uygulanan şiddet, Şahin’in bu söylemine gölge düşürüyor. Maçka’da yaşanan olayların ardından sıkıyönetim ilan edilmesi, afiş asılmasına ve masa açılmasına yasakların getirilmesi Şahin’in öğrenciye bakışını özetler nitelikte. Geçtiğimiz aylarda rektörle bir görüşmeniz olmuştu. Bu görüşmede neler konuşuldu. Rektör’ün sizinle görüşmesini bir jest olarak nitelendirmiyor musunuz? Fatih: Bildiğiniz gibi özellikle öğle yemeklerinde yemekhanede uzun kuyruklar oluşuyor. Üniversitemizin yurt olanakları oldukça kısıtlı ve bazı yurtlar oldukça pahalı. Bu konuda yaklaşık iki bin adet imza toplayıp rektörlüğe sunduk ve görüşme de bu konu ile ilgiliydi. Vadi Yurtlarının çamaşır sorunu, öğrenci belgesi alınmasında çekilen zorluklar konusunda çeşitli sözler aldık. Bunların bir kısmı yapıldı, bir kısmı ise yapılmadı. Muhammed Şahin’in bizimle yaptığı bu görüşme iyi niyet göstergesi değil. Maçka’da gerçekleşen olaylar sonrasındaki yasaklar ve cezalar böyle olmadığını gösteriyor. Onun açısından bakarsanız hergün yüzlerce imzanın toplandığı olağan bir kampanya bu. Üniversitedeki sosyal kültürel ortamla ilgili ne düşünüyorsunuz? Bu alana dair çalışmalarınız da oluyor sanırım. Ali: Üniversitemizin sosyal ve kültürel olanaklarını sınırlı görüyoruz. Bunu arttırmak isteyen arkadaşlarımız da birçok sorunla karşılaşabiliyor. Bu konuda yeterli kaynak sağlanmıyor. Sponsorunuz yoksa şenlik yapErsin Kılıç mayın deniyor mesela. Ya da çeşitli salonların kullanımına 13 kısıtlamalar yasaklar getiriliyor. Konser yapmak istediğiniz yerin şirket kokteyllerine çok önceden ayrıldığını görebiliyorsunuz. Ancak biz arkadaşlarımızı birlikte bir şeyler üretmeye davet ediyoruz. Örneğin geçtiğimiz dönem “Sinema Günleri”nin üçüncüsünü düzenledik. Tarık Akan, Yeşim Ustaoğlu, Erkan Can, Nejat İşler, Handan İpekçi gibi birçok yönetmen ve oyuncuyu davet ettik. Arkadaşlarımızla film izleyip üzerine tartışmaya, fikir üretmeye çağırıyoruz. Bunda bile yasaklarla karşılaştığımız oluyor. Ama biz inatla sürdürüyoruz Peki aileleriniz tepkisi nasıl? Sizi destekliyorlar mı yoksa karşınızdalar mı? Ersin: Benim ailem çoğu zaman destekler beni. Zaman zaman tartıştığımız olsa da beni anlayışla karşıladılar bugüne kadar. Fatih: Babam işçi annem de Ordu’da çiftçilik yapar. Hayatları her zaman çalışmakla geçer. İyi kötü geçimlerini sağlayarak yaşıyorlar. İki kardeşimin daha üniversitede okuması maddi olarak epey zorlayıcı oluyor. Bu yüzden haklılığına bakmadan aslında devrimciliğimi pek tasvip etmezler. Korkuları bana zarar gelmesinden ötürü muhtemelen. Elbette ki üzüntüler yaşanır bu durumda ama her zaman sonunda beni dinlediler ve haklılığımı kabul ettiler. Yine de sorarlar ne yaptığımı. İlginçtir son seçimlerde AKP’ye oy verdiler. Ama benim AKP karşıtı oluşum onları da etkiliyor. Şimdi çok sevmezler AKP’yi. Bir de bizim çocuğumuz devrimcidir diye övündüklerini duydum. | Ali Duman nlü Türk, sokak fotoğrafçıları arasında, Ara Güler, Mehmet Oral, Yücel Tunca, İsmail Acar, Sabit Kalfagil, Coşkun Aral gibi isimler Ü vardır. Sokak fotoğrafçılığın babası olarak bilinen isim ise, Henri CartierBresson’dur. www.miam.itu.edu.tr 14 arıYORUM Kasım 2009 Hem sevilen hem sevilmeyen KAMPÜS KÖPEKLERİ Çağrı Abdullah imi zaman yurdun önünde huysuz bir bekçi gibi nöbete durup içeri girilmesini engelliyorlar, kimi zaman ne kadar hızlı koşabileceğinizi sınıyorlar, kimindeyse elinizdeki poşettekilerin tadına sizden önce bakıyorlar… Bu oyuncu hayvanların bizlere alıştıkları ve hayatlarından gayet memnun oldukları kesin, fakat biz onlara ne kadar alıştık acaba? K Veriler ne söylüyor? Son yıllarda Maslak Yerleşkesi’nde neredeyse her yerde bir köpek veya kediye rastlamak mümkün hale geldi. Yerleşke etrafındaki mahallerde betonlar arasında yaşama imkânı bulamayan tüm köpekler, elverişli koşulları nedeniyle yerleşkeyi kendileri için yeni bir ev olarak belirlemiş durumdalar. Sokak hayvanları için en önemli sorun olan yiyecek ise gönüllü bir şekilde kendilerini besleyen kişiler tarafından çözülünce Maslak Yerleşkesi bu hayvanlar için biçilmiş kaftan haline geliyor. Sayılarının kırk dört olduğu bilinen köpeklerin -çoğu zaman öğrenciler için bir tehlike oluşturmasa da- toplumsal hayatımıza tam olarak uyum sağladığını söylemek zor. Bu sorunun nedenleri arasında; köpek korkusu -hatta kedi korkusu- olan öğrenci oranının hiç de azımsanmayacak boyutlarda olması başta geliyor. Öğrencilerin büyük kısmında olan bu korku köpeklerin bizle iç içe olmasını imkansız hale getiriyor veya çok zorlaştırıyor. Fakat tüm bunların yanı sıra; köpekler yüzünden yaralanan kişi sayısı çok az. Mediko’dan aldığımız verilere göre; İTÜ’de köpekler yüzünden meydana gelen sorunlar yılda 5’i geçmiyor. Bu binlerce öğrencinin olduğu bir yerleşke için gerçekten oldukça düşük bir rakam. Köpekler hakkında yeterince bilgimiz var mı? Konuya hâkim birkaç kişi haricinde insanlar, İTÜ’deki köpeklerin tamamen başıboş olduğunu düşünmekte. Bu da korkuları ve yanlış anlamaları artırmakta, fakat yaygın kanının aksine, durum farklı; aslında İTÜ’deki köpeklerin hepsinin kaydı tutulmakta. Aşıları ve bakımları yapılmakta, düzenli olarak yemekleri verilmekte ve nüfuslarını sabit tutabilmek için kısırlaştırılmaktalar. Bu nedenle yerleşke içindeki köpekler, havlamalarını ve samimi davranışlarını saymazsak sanıldığından çok tehlikesizler. Köpeklerle ilgili düşüncelerine göre öğrencileri gruplandırmak gerekirse; İTÜöğrencileri iki temel bakış açısına sahip. Birinci gruba ait örgenciler; Bu öğrenciler köpek veya kedi ile karşılaştıklarında, hayvanlar kendilerine dostça yaklaşsa dahi rahatsız oluyorlar. Çoğu zaman kız öğrencilerin daha çok yaşadığı bu sorun, öğrencilerin kimi zaman yollarını değiştirmesine, yurtlarına girememesine dahi yol açıyor. Ayrıca köpekler hava kararınca sürüler halinde dolaşıp bu kişiler için daha korkutucu olabiliyor, zaman zaman yaralanmaya dahi varan kazalara sebebiyet verebiliyorlar. Özellikle son yıllarda bunun örneklerini sıkça görmek mümkün hale geldi. İkinci gruba ait öğrenciler; Köpeklerden korkan grubun aksine; sokak hayvanlarının varlığından mutlu oluyor onlardan korkmuyorlar. Hatta yerleşke içinde köpeklerin varlığı bu insanları daha da mutlu ediyor. Zaman zaman köpekleri seviyorlar ve bu sevgiyi karşılıksız bırakmayan köpeklerle güzel arkadaşlıklar kurabiliyorlar. Doğal bir ortamda hep birlikte yaşamamızın gerektiğini düşünüyorlar. En önemlisi köpekleri tehlike olarak görmüyor ve onlardan korkmuyorlar. Bu yüzden birinci gruptaki öğrencilerin yaşadığı kazalar bu grupta görülmüyor. Geçmişte ne olmuştu? Geçmiş dönemlerde gelen şikâyetler üzerine köpekleri toplatan yönetim hiç beklemediği bir sorunla karşılaştı; ne kadar köpeği yerleşkeden uzaklaştırdıysa kısa zamanda daha fazla köpek geliyordu. En sonunda bununla baş edilemeyeceği anlaşılıp uygulamadan vazgeçildi ve yönetim köpekleri tamamen uzak tutmanın mümkün olmadığı kabul edilerek “kontrol altına alma” uygulamasına geçti. Bu durumun nedenini anlamak içinse hayvan psikolojisine kısaca göz atarsak; içgüdüsel olarak köpekler yaşadıkları bölgeyi sahipleniyor ve koruyor, tanımadıkları köpeklerin bu “kurtarılmış bölgelere” girişini engelliyorlar. Daha anlaşılır bir biçimde ifade edersek yerleşke içerisin- arıYORUM Kasım 2009 deki kırk dört köpek dışarıdaki üç, dört bin köpeğin yerleşkeye girişini engelliyor. Bu da bizi temel bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: aşısız ve tehlikeli kontrol altında tutulamayan üç bin köpek mi yoksa aşılı ve tehlikesiz kırk dört köpek mi? Yetkililer ne söylüyor? Bu konuda bilgi almak için üniversitede ilgili kurulun başındaki isim Prof. Orhan Kural ile görüştük. Orhan Kural bizlere yerleşkenin köpeklerden tamamen arındırılamayacağını düşündüğünü söyledi ve bunun teknik olarak imkansızlığından bahsetti. Kısaca açıklamak gerekirse; “Yerleşke içindeki kırk dört köpek, civardaki -sayısı 7 bini bulanbaşıboş köpeğin yerleşkeye girişini engelliyor. Bu sayede öğrencilerin etrafında yalnızca aşılı ve sağlıklı köpekler bulunmuş oluyor.” diyor Orhan Kural. Ayrıca köpeklerin sanılanın aksine çok zararsız olduklarını da belirterek, bizlere bunu verilerle anlattı. Çözüm ne olabilir? Durumu anlatıp görüşünü aldığımız öğrencilere göre çözüm bir noktada birleşiyor; Hepsi olmasa da bazı köpekler gerçekten sorun yaratabiliyor. Gerek vakitsiz havlaması, gerek agresif davranışlarıyla insanları korkutabiliyor. Öncelikle bu köpekler ayıklanmalı. Ardından köpekler ile öğrenciler arasındaki iletişim sorunu çözülmeli. Yani onların doğal hayatımızda var olmasının kötü olmadığını, aksine yerleşkeyi diğer köpeklere karşı koruduklarını anlatabilmeliyiz. Beslenmeleri poşetlerle yapılmamalı ve elimizdeki poşetlere ilgi duymamaları sağlanmalı. Prof. Dr. Orhan Kural: Öğrenciler ne diyor? Hilal Kalaycı – İşletme Müh. öğrencisi Ferhunde Birkan Kız Yurdu’nda kalıyorum. Normal zamanlarda dahi köpeklerden çekiniyorum. Fakat özellikle akşamları çok zor durumda kalıyorum onların yüzünden. Elimizde poşet gördüklerinde peşimize takılıyorlar. Korkuyorum, sosyal hayatımızı kısıtladıklarını düşünüyorum. Okul yönetimi, güvenlik konusunda bizlere yardımcı olabilir veya tamamen uzaklaştırabilirler. Alaaddin Varol – Elektronik Müh. öğrencisi Köpeklerin sayısı çok fazla ve bizler için bir tehlike oluşturabiliyorlar. Örneğin benim bir arkadaşım köpeklerden kaçıp kapıyı açmaya çalışırken camı kırdı. Eli kesildi. Kaçmaya çalıştığından köpek de oynuyor sanıp peşinden gelmiş. Ben kendim böyle bir olay yaşamadım. Bence uysal olanları kalabilir. Zeynep Merve Cangal – Matematik Müh. öğrencisi Bence, köpeklerin toplanması gerekli. En azından kız yurtlarının civarına gelmeleri engellenmeli. Çünkü kızlar daha fazla etkileniyor. Ben yurtta kalmadığımdan benim için çok büyük bir sorun olmuyor. Fakat yurtta kalan arkadaşlarım bu konudan çok şikayetçi ve bu konuda bir çözüm bekliyorlar. Taygun Recep Güngör - Makina Müh. öğrencisi Ben genel olarak köpeklerden çekiniyorum. Gündüzleri bir sorunum yok, ama geceleri yerleşkede yalnız başıma dolaşmamaya dikkat ediyorum. Fakat şunu da belirtmeliyim ki, dolaştığım zamanlarda da bir sorun yaşamadım. Ayrıca İTÜ Maslak Yerleşkesi çok büyük ve bu köpeklerin bir şekilde oradan çıkarılsa bile yerine yenilerinin geleceğini düşünüyorum. Onun için köpeklerin oradan uzaklaştırılmasına veya öldürülmesine karşıyım. Ersen Köse - İnşaat Müh. öğrencisi Pek bir sorunum yok aslında köpeklerle. ODTÜ’deki ve Ankara Üniversite’sindeki köpekleri gördüm ben. Bayağı kovalıyorlardı öğrencileri. Bunlar o kadar sıkıntı vermiyor. Sayıları fazla mı? Evet, fazla. Ama zararsız olukları sürece onlara dokunulmaması gerektiğini düşünüyorum. Mehmet Emin Şahin - İnşaat Müh. öğrencisi Kampüste çok köpek var ancak henüz saldırdıklarını gormedim. Bu yuzden bu beni cok rahatsiz etmiyor. Korkup rahatsiz olan insanlar var, onlar için eğitim düzenlenebilir. Uysal olmayan köpekler uzaklaştırabilirler. Halil İbrahim Özhanlı – Elektronik Müh. öğrencisi Kampüs hayatında köpeklerin de olması bu kadar büyütülmemeli. Şu ana kadar kimseye saldırdıklarını görmedim. Bence kalabilirler. “Gece beş köpeği bir arada görsem ben de korkarım.” İTÜ’deki köpeklerden rahatsız olan çok sayıda insan var gibi. Bunlar arasında hayvanların öldürülmesi dahi talep edenler var. Ne söylemek istersiniz? Hayvanların öldürülmesi hiçbir şekilde söz konusu dahi olamaz. Bu yasal olarak da bir suçtur. Peki, bu insanlar hayvanlardan korkuyorlarsa? Buna elbette hakları var. Örneğin, gece karşımızda dört beş tane köpeği bir anda görsek hepimiz korkarız. Bir kısım insanlar ise yerleşkenin köpeklerden tamamen arındırılmasını istiyor. Bu teknik olarak mümkün mü? Geçenlerde bu konuda bir toplantıya gittik ve köpeklerin yerleşkeden atılmasını isteyen bir grupla karşılaştık. Bir defa bu insanların şunu bilmesi gerekir, bu köpekler gittiği an yerine yenileri gelir. Yani şu anda yerleşkede yaşayan köpekler toplansa dahi yeni köpeklerin gelişini engellemek mümkün değil mi? Evet. Köpeklerin ve benzeri hayvanların kendilerine ait bölgeleri vardır. Bu bölgeyi sahiplenir ve korurlar. Ayrıca başka hayvanların kendi bölgesine girmesini engellerler. Biz dışarıdaki köpekleri bilmiyoruz ama kendi köpeklerimizi biliyoruz ve bizim köpeklerimiz sayesinde dışarıdaki köpekler yerleşkeye giremiyor. Sarıyer’de 7000’e yakın köpek var. Bu köpekler bitmeden, İTÜ’deki köpekleri ne kadar yollarsak yollayalım sürekli yeni köpekler gelir. Peki, buradaki köpeklerin bakımı yapılıyor mu? Buradan Ayşegül Bölükbaşı’na teşekkür etmek istiyorum. Kendisi sayesinde İTÜ’deki köpeklerin hepsi kısırlaştırıldı, aşıları yapıldı ve gayet sağlıklılar. Sarıyer Belediyesi ile çok iyi bir diyalog içerisindeyiz. Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç bizlere çok yardımcı oldu. Kendilerine de teşekkürü bir borç biliyorum. Peki köpeklerden korkan kişilerle ilgili neler yapılabilir? Nasıl ortak bir çözüm bulunabilir? Öncelikle şunu söylemek isterim; yerleşkemizdeki tüm köpekler kısırlaştırılmıştır, aşıları tamdır, karneleri vardır. Yani korkmaları için gerçekten bir neden yok. Bazen bisikletli öğrencilerden şikayet geliyor bisikletle giderken kovaladıklarına dair. Köpekler oyun oynamak istiyor. Çünkü ilgilerini çekiyor. Aslında onlardan korkulmazsa, sevgiyle yaklaşılırsa birçok sorun aşılacaktır. Biz gerekirse bu konuda köpeklerden korkan öğrencilerimize psikolojik destek vermek istiyoruz. Bunu seminer halinde yapabiliriz. Sonuçta biz korkuyoruz diye karşı tarafın haklarını kısıtlayamayız. Hatta geçen 15 böyle bir tartışmada Ayşegül Hanım çok doğru bir şey söyledi: “Ben de erkeklerden korkuyorum. Şimdi tüm erkekleri toplatmalı mıyız?” (gülüşmeler) Ayrıca kız yurtlarına giden uzun yolun kenarlarına köpeklerin yaklaşmasını engelleyen frekans yayıcılar konuldu. Artık rahatça yurtlarına gidebilecekler. Siz onlarca ülkeyi gezmiş görmüş birisiniz. Dışarıda bu uygulamalar nasıl? Birçok ülkede sokak hayvanı gibi bir kavram yok. Mesela ABD’de sokakta hayvan göremezsiniz. Bu hayvanlar toplanır ve bakım merkezine alınır. Bir ay süre ile bakılır. Eğer bir ay içerisinde sahiplenmek isteyen olmazsa iğne ile uyutulur. Avrupa’da da durum böyledir. Türkiye’deki yasa hayvanlar açısından daha iyi sanırım. Evet, keşke yasa uygulamada da aynı iyiliğe ulaşabilse. Hayvanlar orada, açlıktan yürüyemeyecek hale gelip can çekişerek ölüyorlar. Gözlerimizle gördük bunları. Bu açıdan, hayvanların işkenceyle ölmesindense, uyutularak ölmesini daha iyi buluyorum. Fakat her ne olursa olsun canı Allah vermiştir bizim can almaya hakkımız yok. Bazı öğrenciler ise köpeklerin sadece bir kaçının saldırgan olduğunu ve onların uzaklaştırılması gerektiğini söylüyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Uzaklaştırılıyor onlar. Ayşegül Hanım bu köpekleri tespit ediyor ve yerleşke dışına çıkartıyor. En kötü ihtimalle Kemerburgaz’daki hayvan barınağına götürülüyor. Bu tip önlemleri biz de haklı buluyoruz ve kesinlikle destekliyoruz. Peki, öğrencilere son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Her ne kadar köpeklerden korkan öğrencilerimiz olsa da; onları seven bir kesim de var. Ayrıca bu hayvanlar geldikten sonra hırsızlıklar azaldı. Hayvanlar yabancıları tanıyor ve girişlerini engelliyorlar. Tabi ki insanların köpeklerden korkmaya hakkı vardır. Fakat bu korkuyu bir şekilde aşabilirlerse sorunlar da büyük ölçüde çözülür. Hepimiz ortak bir dünyada yaşıyoruz ve bunu paylaşmasını bilmeliyiz. 16 arıYORUM Kasım 2009 f otoğrafıma müdahele etmeyin! M. Cansın Özden Günümüz fotoğrafçısının en sık karşılaştığı sorular; “bu fotoğrafınızda müdahale var mı?”, “fotoğrafta oynama var mı?” ya da daha fotoğraf jargonuna uygun yazarsak “bu fotoda fotoşop (photoshop) var mı?”dır. Fotoğrafta müdahale konusundaki tartışmalar herhalde ilk filmleri oluşturan üzeri kimyasallarla kaplı cam levhalarla yapılan çalışmalara kadar dayanmaktadır. Kimi fotoğrafçılar fotoğrafa dünyanın veya olayların olduğu gibi yansıtılması olarak bakarlar ve fotoğraflarda yapılacak en ufak bir değişikliğe bile kavgacı eleştirilerle yaklaşırlar. Bazıları ise tam tersine fotoğrafı sanat için yaptıklarını ve tek amaçlarının estetik görüntüler ortaya koymak olduğunu savunurlar ve hiç bir konuda kendilerini kısıtlamazlar. Örneğin, sanatsal fotoğraflar çeken biri için doğal ortamı ülkemizin doğu illeri olan bir yeşil çekirgeyi ülkemizde yetişmeyen güzel çiçekli bir bitki olan strelitzia’nın üzerine koyarak fotoğraflamak çok heyecan verici bir uğraş olabilir. Çünkü çekirge ile strelitzia’nın sahip olduğu formlar uyum içindeyken renkleri oldukça dikkat çekici bir kontrast yaratacak ve ortaya son derece estetik bir fotoğraf çıkacaktır. Ancak bir ziraat mühendisi veya bir doğa bilimci için bu fotoğraf hiç bir şey ifade etmeyebilir ya da bu türlerin yaşayışıyla ilgili yanlış yargılar elde etmelerine neden olabilir. Çünkü dünyanın farklı yerlerinde yaşam alanı bulan bu çekirgenin o bitki üzerine üzerinde görülme imkanı yoktur ve belge nitelikli çalışmalar yapan fotoğrafçılar tarafından bu yapılan iş bir suç olarak görülür ve ciddi eleştiriler alır. Ben şahsen, yukarıda bahsettiğim iki profesyonel gruba da saygı duyuyorum. Fotoğrafçı, tercihini yapmalı ve kendine bu iki seçenek arasında hangisi mantıklı geliyorsa o şekilde hareket etmelidir diye düşünüyorum. Fotoğrafa müdahale ilgili başka bir tartışma konusu da çekilen bir fotoğrafın renkleriyle yapılan çalışmalara yöneliktir. Yine bazıları fotoğraftaki belgesel niteliğin bozulmasını istemezler ve bu yapılan işi eleştirirler. Ancak ne yazık ki bu konudaki eleştiriler sadece bu belge niteliğini koruma taraftarı profesyonel çevre ile sınırlı kalmamakta… önce sonra “Dijital icat oldu mertlik bozuldu” mu? Günümüz insanının bence en kötü özelliği bir şeyleri olumsuz eleştirmekle kendini kültürlü ve bilgili göstereceğini sanması. Ne yazık ki fotoğrafta müdahale konusu da bu bilgisiz insanlar tarafından dile çokca dolandırılan bir konu. Güzel fotoğraflar ve başarılı fotoğrafçıların pek çok defa o fotoğraf veya fotoğrafçıyı eleştirebilecek bilgi dağarcığına sahip olmayan kimseler tarafından, çalışmalarında uyguladığı yöntemler öne sürülerek kötülenmesine tanık oldum. “Falanca kişi fotoğraflarında oynama yapıyor”, “filanca kişi fotoşop fotoğrafçısıdır” gibi eleştirileri hergün işitiyoruz. “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” lafı da pek çok defa bu tarz çalışmaları küçük düşürmek için “dijital (dijital fotoğraf makinası) icat oldu veya photoshop icat oldu mertlik bozuldu” şeklinde değiştirilerek kullanılıyor. Kızmamak elde değil… Yukarıda bahsettiğim belgesel niteliğin korunmasına dair yapılan fotoğraf etiği tartışması, bilgisiz ve fotoğraf dünyasını dışarıdan takip eden insanların dilinde bambaşka bir konuya, yetenek konusuna çekiliyor. Gerçek profesyonellerin fotoğraflarına müdahale etme ihtiyacı duymadan güzel çalışmalar ortaya koyduklarının sanılması veya fotoğrafa yapılan müdahalelerin bir yeteneksizlik göstergesi olarak dile getirilmesi fikrimce yeterli bilgi altyapısı tarafından desteklenmeyen bir yaklaşım. Tabi fotoğrafa müdahalenin dijital fotoğrafçılıkla ortaya çıktığını sanmak da yine konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan varılan bir yargıdan fazlası değil… Yazımın başında değindiğim gibi, fotoğrafın renklerine yapılan müdahaleler dijital fotoğrafçılıkla doğan bir yöntem değil, üzerine kimyasallar sürülen cam plakalardan oluşan ilk filmlerle yapılan çalışmalara kadar varmaktadır. Ansel Adams’ın bile siyah-beyaz baskılarında renklerin kontrast ve ton ilişkilerine müdahalede bulunduğu bilinmektedir. Pek çok profesyonel çeşitli renk etkileri yaratmak için fotoğraf makinası lenslerinin önüne takılan renk filtrelerinden yardım alır. Bunlarla filmin renk sıcaklığını arttırmak, seçilen bir renge yakınsamak hatta infrared çalışmalar bile yapmak mümkündür. Bilgisayarın fotoğrafçıların hizmetine girip dijital müdahaleleri olanaklı kılan yazılımların yaygınlaşmasından önce bu programlarla yapılabilen neredeyse her türlü oynama, fotoğrafçıların filmlerini kopyalamaları sırasında karanlık odada yapılmaktaydı. Hatta bir diapozitifin üzerini boyayarak farklılaştırmak veya başka bir diapozitiften alınan bir görüntünün bir diğer diapozitife eklenmesiyle fotomontajlar bile yapılıyordu. Bana sorarsanız yetenek ve bilgi gerektiren tüm bu uygulamaları, kafasında yarattığı fikri etkin bir şekilde sunabilmek için çalışmalarında kullanan ve sonuçta başarılı işler çıkaran bir fotoğrafçı övgüye layıktır… Kötü bir fotoğraftan iyi bir fotoğraf yaratamazsınız… Şunu asla unutmamak gerekir, kötü bir fotoğrafı hiç bir müdahale ile iyi bir fotoğraf yapamazsınız… Ancak güzel kompozisyona sahip bir fotoğrafı renkler üzerine çalışarak daha da estetik hale getirebilirsiniz. Yapılan oynamaların, fotoğraf dijital de analog da olsa onun baskı kalitesine olumsuz etkiyebileceğini ve gerçeklikten uzak renk tonlarına ulaşmanın fotoğrafı çirkinleştireceğini de iyi bilmek gerekir. Aslında orada olmayan bir nesneyi oradaymış gibi fotoğrafa yerleştirme işine fotomontaj veya fotomanüpülasyon denilir. Bu tarz çalışmalarla muhteşem işler ortaya konabilmektedir. Benim de bazen uygulamak zorunda kaldığım başka bir yöntem ise fotoğraftan nesne silmektir. Güzel olabilecek bir fotoğrafın kadraja giren fakat fotoğrafın çekilmesi esnasında elde olmayan sebeplerden dolayı uzaklaştırılamayan nesnelerin fotoğraftan çıkarılması olarak tanımlayabileceğim bu yönteme bir örnek vereyim: Çok sevdiğim fotoğraflarımdan birinde bir modelimi eski ve güzel bir binanın önünde çekiyordum. Binanın yapıldığı zaman üzerinde olmayan ama sonrasında kötü bir işçilikle tesis edilmiş elektrik kabloları fotoğrafımdaki estetiği bozuyordu. Benim fotoğrafta yansıtmak istediğim bu binanın mimari görünüşü olmadığı, amacımın ortaya güzel bir fotoğraf çıkması olduğu için tereddüt etmeden bu kabloları bir dijital müdahale ile fotoğraftan sildim. Sonuç gözü hiç rahatsız etmedi ve ortaya en beğendiğim fotoğraflarımdan birisi çıkmış oldu. Özetlemek gerekirse, analog fotoğrafı nasıl ki karanlık odasız düşünemiyorsak dijital fotoğrafı da onun üzerindeki kontrolümüzü sağlayan bir grafik programından ayrı düşünmemiz hatalı olur. Pek çok dijital fotoğraf makinasının veya objektifin çeşitli kayıplardan ötürü gözümüzle gördüğümüz netlik ve renk tonlamasını tutturamadığını da düşünürsek bu, bir tercihten ziyade, günümüz fotoğrafçısının bir zorunluluğudur diyebiliriz. Ayrıca yukarıda yazdıklarımdan tatmin olmadıysanız veya fotoğrafa çekim sonrası müdahalenin analog fotoğrafçılıkta nasıl yapıldığıyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isterseniz size Jim Zuckerman tarafından yazılmış “Fotoğrafta Rengin Sırları” (Jim Zuckerman’s Secrets of Color in Photography) isimli kitabı tavsiye ederim. Child In Time La Femme Metal Makine: NIKON D70s Enstantane: 1/500 Diyafram: F/4.8 Odak: 38 mm Makine: NIKON D70s Enstantane: 2.5” Diyafram: F/7.1 Odak Uzaklığı: 28 mm Bu fotoğrafımda Güzelyalı/İzmir’deki asma köprünün teknolojik görüntüsünü, şehir ve binalar arasında yaşamak zorunda bırakılan zamane çocuğunun herşeye rağmen oyun oynama ve mutlu olma çabasına gönderme yapmıştım. Fotoğrafın adı da Deep Purple Grubu’nun ünlü şarkısı Child In Time olarak seçildi. Köprünün halatlarının ve korkuluklarının yarattığı perspektifin gözü, çocuk öğesine ilettiğine dikkat ediniz. Balon renkleri, kırmızı yeşil ve mavi (RGB) yani ana renklerden seçildi. Bunların yarattıkları etki, gün batarken gelen paralel ışıkların yarattıkları gölgeler ile daha da güçlü bir etki kazandı. Eski ve karmaşık yapılar fotoğrafta estetik etkiler bırakmaktadır. Dökülmüş boyalar, pas izlerinin bıraktıkları doku etkileri ve renkleriyle çalışmak bana çok keyifli gelir. Bu fotoğrafta da bana modellik yapan kardeşim, fotoğrafa çıplak ayakları ve kıyafetiyle, soğuk ve katı olarak bilinen metal üzerindeki çelişki unsuru olarak konuk olmuş bulunuyor. Bu fotoğrafın yer aldığı serinin adı, Metal Kadın. arıYORUM Kasım 2009 17 Büyük takımların büyük dostluğu Onlar Türkiye’nin büyük takımlarının üniversiteli taraftarları. Sporu ‘spor’ olduğu için seviyorlar ve bunu aşılamaya çalışıyorlar. Toplumdaki algının aksine çok da iyi dostlukları var. Üniversiteli takımdaşlarını da aralarına çağıran Galatasaraylı Çağkan Taşan, Hayri Pirgon; Fenebahçeli Turhan Yalçın, Bertan Akan ve Beşiktaşlı Baris Bantza Oglou ve Gökhan Dıngaz ile üniversite ve futbol üzerine konuştuk Birbirinizi tanıyor muydunuz daha önce? Çağkan Taşan (İTÜ’lü Aslanlar üyesi, Petrol ve Doğalgaz Müh. öğrencisi): Benim okulda ilk tanıştığım kişi Barış’tır. Burada hepimiz birbirimizi çok iyi tanırız ve bu tanışma zorunlu olan bir tanışma değildir. Şu an atkı ve formalarımızı çıkardığımızda hangi takımı tuttuğumuz önemli değil, eve birlikte gideceğiz. Baris Bantza Oglou (UNIBJK Yönetim Kurulu Başkanı, Elektrik Müh. öğrencisi): Bizden önceki ağabeylerimiz birbirleriyle arkadaştılar. Biz geldik, şimdi biz arkadaşız. Eminim ki bizden sonra gelenler de bizim gibi arkadaş olacaklardır. Bertan Akkan(1907 ÜNİFEB İTÜ sorumlusu, Makina Müh. öğrencisi): Bizim görüşmelerimiz sadece maçlarla olmuyor. Maçlar sadece ayda 3 kere oluyor ama bizim görüşmelerimiz neredeyse her gün oluyor. Futbol etkinliğinden çok arkadaşlık ortamımız var. Karşılaşmalardan sonra hiç kavga oldu mu? Turhan Yalçın (1907 ÜNİFEB Yönetim Kurulu Üyesi, İnşaat Müh. öğrencisi): Adımızda da olduğu gibi biz üniversiteli Fenerbahçeliyiz, belli bir seviyeye gelmiş insanlarız. Bir maçtan sonra sonuç ne olursa olsun o tarz olaylara girmedik ve bundan sonra da girmeyiz. Tabi ki öyle bir şeye de izin vermeyiz. Çağkan: Bizim takımlarımızın birbiriyle yaptığı maçların sonucuna göre, yeri gelir biz seviniriz yeri gelir onlar sevinir. Biz bir şeyin sevincini yaşarken onların geldiğini görünce sevincimizi durdurmuşuzdur veya daha belli sınırlarda sevinmişizdir. Yeri gelir birbirimizin pankart asmasına yardım etmişizdir. Duyurularında yardımcı olmuşuzdur. Tribünlerde olan olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz? Hayri Pirgon (UltrASlan-UNI İTÜ Temsilcisi, Maden Müh. öğrencisi): Sadece stadlarda bu tür olaylar oluyormuş gibi gözüküyor ama aslında bir evde bile karşı takım- ların taraftarları olunca onlar da kavga edebiliyor. Evin içinde bile bunlar olurken medyanın bu karşılaşmaları günler öncesinden bir savaş ortamı olacakmış gibi göz önüne getirmesi büyük hata. Biz deplasmanlara gittiğimizde karşı takım taraftarını görmeden stada girip çıkıyoruz. Baris: Bizim kulüplerimiz büyük kulüpler olduğu için bunlardan yararlanmak isteyen taraftarlar oluyor. Bu insanlar sürekli bir olay çıkarma peşinde oluyorlar ama böyle olaylar yavaş yavaş azalıyor. İnsanlar spor olduğunun bilincine varıyor. Maçlara gitmek dışında ne gibi etkinlikler yapıyorsunuz? Turhan: Mesela her yıl 3 Mayıs’ta Atatürk’ün kulübü ziyareti adına etkinlik yaparız ve bu etkinliğe yaklaşık 15002000 Fenerbahçeli katılır.” Hayri: Alparslan ağabeyin başlattığı ve yürüttüğü bir Metin Oktay İlköğretim Okulu var. Tamamen bir okulun yapımında UltrAslan ve alt kulüpleri olarak yardımcı olduk. Bütün masrafları Ultraslan tarafından karşılandı ve hala karşılanmaya devam ediliyor. Çağkan: Sosyal Kültürel Merkez’in yürüttüğü Gülümsetelim kampanyasına biz de kendi grubumuz olarak bir yardımımız oldu. Aslında bizim kendi aramızda konuştuğumuz şeyler tribün olaylarından çok bunun gibi sosyal yardımlaşma olayları oluyor. okulunun ihtiyaçlarını gideriyoruz. Beşiktaş’ın tarihini canlandırmak amacıyla bir Şeref Bey heykeli yaptırdık. Bu heykel sadece Beşiktaşlı öğrencilerin katkısıyla yapılmıştır. Beşiktaş hatıra ormanı için ağaçlandırma yapıldı. Gökhan Dıngaz (UNIBJK İTÜ Temsilcisi, İnşaat Müh. öğrencisi): Amacımız bu okuldaki Beşiktaşlıları bir araya getirmek ve başta topluca maça gitmek olmak üzere çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunup Beşiktaş için bir şeyler yapabilmektir. İlk bakışta Beşiktaş kulübü olarak gözüküyoruz ama altlara inildikçe bir arkadaşlık kulübüyüz. Neden öğrenci kulübü kurmuyorsunuz? Baris: Okul içinde legal olarak bir kulüp olamıyoruz. Yaptığımız projeler illegal olarak gözüküyor ve öyle yapmak zorunda kalıyoruz. Yaptığımız işleri kendimiz fedakarlık yaparak tamamlıyoruz. Çağkan: Okul yönetiminin bizi desteklemesini istiyoruz. Mesela panel yapmak istiyoruz, izin verilmiyor. ‘Siz kavga çıkartırsınız’ deniliyor. Resmi bir statü vermiyorlar, kulüp olamıyoruz. Resmi ve düzenli olamadığımızdan büyüyemiyoruz. Futbol demenin kardeşlik demek olduğunu vurgulayan ve çalışmalarını dostlukla sürdüren bu arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Sporun her zaman böyle ortamlarda var olması ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Baris: Her sene düzenli olarak bir köy Topluluklarla ilgili ayrıntılı bilgilere şu web adreslerinden ulaşabilirsiniz. www.ituluaslanlar.net www.1907unifeb.org www.unibjk.com 18 arıYORUM Kasım 2009 Kavga değil, spor: Kick Boks Fatih Avcı Kick boks denilince aklımıza sanki boks turnuvalarındaki kanlı maçlar, kopan kulaklar, kırılan kemikler ya da filmlerdeki dövüşler geliyor. Akla bunlar gelince, İTÜ Kick Boks Kulübü denilince de ister istemez benzer görüntüler şekilleniveriyor hafızalarda. Spor mu yoksa üniversitedeki kavgacı tiplerin bir araya gelerek kurduğu bir nevi ‘dövüş kulübü’ mü diye sormayı istemekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Nitekim sorduk. Uzun yıllardır çeşitli dövüş sporları geçmişinden gelen Kulüp başkanı Taner Orman, yöneticilerden Utku Alkan Örnekli, kulübün emektarları Kerem İspirli ve pek çok dövüş sporunda usta öğretici Taylan hoca ile görüştük. Röportajı okuyunca sizin de kafanızdaki şu ‘kanlı görüntüler’ biraz olsun silinecektir. Not: Ben de bu dönem kick boksa kayıt oldum. İlk çalışmayla birlikte gerçekten ‘spor yapıyor’ olmanın keyfiyetini sürmeye başladım. Tüm samimiyetimle tavsiye ederim. İTÜ’ye gelme hikayenden başlayalım mı Taner? Taner: İTÜ her sayısal ögrencisinin hayali haline gelmişti.Bizi de birgün lisedeyken geziye getirdiler İTÜ’ye. Ama sadece Süleyman Demirel Kültür Merkezi’ni gezdirdiler. O zaman çok derli toplu diye sevinmiştim. Bizim Fakülteye (Gemi İnşaatı) götürseleri bir kez daha düşünürdüm. Bölümümü de kendim seçtim. Türkiyede popüler olan dövüş sporları var. Bunlar arasında sizin uğraştığınız kick boksun farkı nedir? Taner: Kick boksun farkı daha donanımlı olması bence. Biz K1 sistemi full-kontak yapıyoruz ve kursta da onun eğitimini veriyoruz. Daha donanımlı, daha enerji harcayıp daha ter akıtabileceğimiz bir sistem. Hem sizi ciddi boyutlarda sinir ve stresten arındırıyor. Bence diğerlerine göre avantajları bunlar. Geldikten sonra memnun değil misin şimdi? Taner: Yok, tabi memnunum. Bölümümden özel olarak menunum. Dövüşlerde her zaman boks eldiveni oluyor mu? Onun avantajı nedir? Eldivensiz antrenman yapıyor musunuz? Taner: Karşılıklı antrenmanlara geçildiği zaman -ki bu yeni başlayanlarda geçerli değil- boks eldiveni kesikleri önlüyor. Sonuçta çıplak elle kemik kemiğe ya da ete temas ettiğinde kesik açılıyor ve bu da sporda istenmeyen bir durum. Spor vahşi bir şey değil ve biz de karşımızdakine o boyutta zarar vermek istemediğimiz için kesik açılmasını önleyip, darbenin ilk şiddetini önlüyor. Lisede ilgileniyor muydun sporla? Taner: Lisede voleybol takımındaydım. Dövüş sporları ile ilgileniyor muydun? Taner: Lisede bende agresiflik vardı. Dövüşü spor olarak değilde daha çok sokak dövüşü kıvamında yapıyordum. Bu durum da eve ve okula geri dönüşlerde problem oluyordu. Lisede çok mu kavga ettin? Taner: Bayağı. Konumum sağlamdı. Çete lideri miydin? Taner: Onlar gereksiz şeyler ama iyiydi durumum. Peki bu kulubü nasıl buldun, nasıl geldin, eğitimlere mi katıldın? Taner: Benim üniversiteye gelirken böyle bir spora başlamaya niyetim vardı. O zaman Taylan Hocam kulüp yönetimindeydi aynı zamanda ders veriyordu. Afişleri gördüm, irtibata geçtik ve başladım derslere . Antrenmanlara başadık, azimliyiz falan. Sonra kulübü devralma imkanımız oldu. Daha farklı deyişle kulubü sıfırdan kurma imkanımız oldu. Aldığımız destekle buralara kadar geldik, inşallah daha da ileriye götüreceğiz. Peki Utku, senin kick boksa başlarken niyetin neydi? Dövüş sporunu öğrenmek mi, kendini savunmak mı yoksa spor yapmak mı? Utku: Benim amacım vücut geliştirmek. Ben hala da spor salonuna giderim. Vücudumu geliştirirken de katkıda bulunsun diye düşündüm. Hazırlık sınıfında body salonunda çok zaman geçirdim ama hiçbir şey olmadı, eğitmen olmadığı için. Ama kick boksun etkisini direkt gördüm. Niyetim vücudu geliştirirken kendimi korumayı da öğrenmek aslında. Genelde boks denince daha çok kavga eden insanlar akla gelir. Boks maçlarındaki kan görüntüleri belki buna sebep oluyor. Sizin tarzınız ne? Böyle insanlar mı geliyor size? Utku: Ben hayatımda hiç kavga etmedim. Amacım hiç o değildi. Öğrenmek istedim ve katıldım kulübe. Taner: Bizimki dövüş kulübü değil. Utku sen biraz kendinden bahseder misin? Utku: İlkokul 5. Sınıftan itibaren basketbol oynamaya başladım, profosyonel olarak devam edecektim ancak ÖSS nedeniyle bıraktım.Benim gelişim Taner Orman Taner’inki kadar idealistçe olmadı, İTÜ Deniz Teknolojisi Mühendisliği gelip görmedim. Ben elektronik tabanöğrencisi, kulüp başkanı lı bir bölüm okumak istiyordum. Puanımın yettigi en güzel yer de İTÜ Teleokom Mühendisliği bölümüydü. Kulübü nasıl buldun? Utku: Taner’in hikayesi ile aynı. Ben de gelirken bir dövüş sporu ile ilgilenmek istiyordum. 75’e (75. Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi) büyük bir pankart asmışlardı, altında da Taner Orman yazıyordu.Taner’i aradım, böyle başladı işte. Kerem: Yıllardır tekvando v.b. içindeyim, şu ana kadar da hiç kavga etmedim. O zaman gelenlerin çoğu kavgayı sevenlerin aksine spor amaçlı geliyor. Utku: Amaç aslında enerjiyi atmak. Bir de öyle bir ortamımız yok. Kulübün işleyen bir düzeni, belirli bir disiplini var. Belki de kavga etmek isteyenlerin de enerjilerini atıp burada tatmin olabildikleri bir yer. Taner: Gelenler hem enerjilerini atmak hem de vücutlarını düzgünleştirmek için geliyorlar. Her sporunun belli kuralları var. Kick boksun kuralları nelerdir? Her şey özgür mü? Taner: Herşey özgür değil. Belli kuralları var. Örneğin bel altı ile bacak üstüne vuramıyorsun. Kafa atmak yok. Dişlik takılıyor değil mi? Taner: Evet dişler batmasın, kesme yapmasın, kırılmasın diye takılıyor. Çenenin fazla sarsılmasını önlüyor. İlk çalışmada ne hoşunuza gitti? Utku: Ben eskiden beri yorulup yorulup dinlenmeyi severim. İyice fiziken yorularak uyumak dünyanın en eğlenceli şeyi. Çok yoruluyordum antrenmanlarda ve etkisini çok çabuk görüyordum. Etkisi derken, ben üstümü çıkartıp aynaya baktığımda, 4. ayın sonunda kesinlikle net bir fark gördüm. Daha rahatım artık ve özgüven de var... Taner: Kick boks kesinlikle form tutmanız için bire bir. Ben spor yapmadan duramayan bir insanım. Üstelik sinirimi alıyor. Azgın bir insanken mülayim oldum diyebiliyor musun? Taner: Azgın değil de enerjisi doğru yere yönlenmemiş diyebiliriz. Gereksiz enerjiyi bu şekilde atabiliyorum. Spor sağlıktır. Bende mesela bronşital astım var. Spor efor isteyen bir olay ama düzenli yaptığımda bu hastalığıma bile faydası dokunuyor. Utku Alkan Örnekli İTÜ Telekomünikasyon Mühendisliği öğrencisi, kulüp yöneticisi arıYORUM Kasım 2008 19 www.kickbox.itu.edu.tr Sende ne gibi değişiklikler oldu? Utku: Ben zaten kuzu bir adamdım, benim sinirim falan yoktu. Özgüven konusunda yararı oldu. Çok daha rahatım. Peki bayanlar kick boks yapabiliyor mu? Kulübünüzde bayan öğrenciler var mı? Utku: Bu spor için kız erkek farketmiyor. Eşleşmelerin de kız kıza ya da erkek erkeğe olması gibi bir şart yok. Peki size gelen bir öğrenci, belli bir süre sonra kuşak gibi dereceler alıyor mu? Taner: Eğitimi 3 aylık kurlara böldük. 4 kur sonunda isterse maç programına devam ediyor. Eksik kalan sadece maç tekniği oluyor. Çalışma ortamınız nasıl? Taner: Vadi yurtları spor salonunda çalışıyoruz. Basketbol sahasını kullanıyoruz. Ayrıca kick boks antrenmanları için ayrı bir salonumuz var. Kendimiz yaptığımız için emek vererek eksiği olduğu zaman tamamlamaya çalışıyoruz. Vadi spor salonunun soyunma odası ve duşları ile ilgili genel bir problem var. Ayrıca spor yapma amacı ile gelen insanların eşyalarını koyacakları dolaplar var ama anahtarları verilmiyor. Şu an Rekörle konuşsaydınız ne demek isterdiniz? Kerem İspirli İTÜ Bilgisayar Mühendisliği mezunu, eğitmen yardımcısı Taner: Aramızda çok fazla aracı olmasın. Çok çok çok kademe aşmamız lazım gibi geliyor ulaşmak için. Bu bazen problem oluyor. Tabii ki prosedürler olmalı fakat dilekçe ile söylendiği halde halledilemeyen en büyük sorun temizlik. Temizlik sonuçta hayati bir şey. İTÜ sizce sporu yeterince destekliyor mu? Taner: Öğrenciye daha fazla yayılması lazım sporun. Çok teşvik edilmesi lazım öğrencilerin. Aksi takdirde kalıcı olmaz. Eğitimleri kim veriyor. Taner: Şu anda eğitimleri veren Taylan Hocadır. Ben eğitimleri ondan aldım, şimdi yardımcılığını yapıyorum. Ben de üniversiteye geldiğimde başladım kick boksa. İsteyince daha üst seviyelere de ulaşılabiliniyor. Kulübün işleyişi de bu şekilde. Sürekli öğrenci olması gerekiyor zaten. Hangi günler antrenman yapıyorsunuz? Taner: Pazartesi ve Çarşamba günler, 19:00 ile 20:30 arasında. Genel anlamda kick boksun diğer sporlarla farkı, sana kattıkları, başlamak isteyenlere ya da yeni başlamış olanlara neler önerirsin? Kerem: Bir dövüş sporu olarak tatmin edici ve kapsamlı. Hem vücudu terbiye edip çalıştırma ve geliştirme açısından hem de yeni başlanacak spor olarak tatmin edici olduğunu düşünüyorum. Yeni başlayanlara temelde şampiyon çıkarmak ya da insanlar dövüşsün diye bir kaygı taşıyan kulüp değil. Amaç insanların öğrenmesi ki bu amaç için 1,5 ay ücretsiz savunma eğitimi verdik. Amacımız birlikte geçen zamanda çok şey öğrenmek. Kick boks sert ve darbeye yönelik bir spor. İnsan bedenini tanıyorsun ve kendini nasıl savunabileceğini öğreniyorsun. Dolsyısı ile insanlarar verdiğimiz eğitimlerde insanlara mümkün olduğunca az darbelerle kendini savunmayı öğretiyorsun. Taner: ‘Yanlış öğrenirsen yanlış gider’ mantığı ile hareket ediyoruz. Bu yüzden özellikle temel duruş konusunda bilgi veriyoruz. Taylan hoca kaç yıldır hocalık yapıyorsunuz? Taylan: Kick boksa başlayalı 10 yıl oldu. İTÜ’de 3,5 yıl oldu. Ben tekvando, boks, kısmen güreş çalıştım. Taylan Hoca, eğitmen Gelen öğrencilerde bir kaç ay sonra ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz? Taylan: Vurmayı, durmayı ve dengede durmayı öğreniyorlar ve kaçmayı öğreniyorlar. Algılama ve odaklanma katsayıları artıyor. Özgüvenleri geliyor. Bireysel bir spor olduğu için ilerlemek için kendini geliştirmek zorundasın. Birçok dövüş sporu ile ilgileniyorsunuz. Bunların arasında en çok tercih ettiğiniz hangisi? Taylan: Türkiye’ye yeni yeni gelen MMA var. Bizimle geldi 5 yıl önce. Bunlar birbirine karışmıyor değil mi? Taylan: Kick boksun kuralı temasta bitiyor. Adam rakibinin üzerine kapanınca bitiyor. Peki eğitici olarak İTÜ’lülere kick boksla ilgili olarak ne demek istersiniz? Taylan: Kick boks yapanlar korkmazlar, yani kendilerine daha fazla özgüven duyarlar. Pek çok olumsuzluğun kaynağı korkudur ve kendinden emin olursan karşındakini de tolere edebilirsin. Dolayısıyla bu karşındakine saldırmamayı öğretir. Korkan bir canlı karşısındakine saldırır. Sen daha salim kafa ile cevap vermeyi öğrenirsin. Pozisyonu daha rahat süzersin. Bu da sağlıklı karar vermeyi ve daha sonra pişman olmamanı sağlar. Neticede durum sana kalmış oluyor, matematiğini net olarak yapıyorsun sakin bir şekilde. Artı, spor olarak çok kıymetli. İki üç şeyi birlikte sunuyor. Hem sporu sunuyor hem ciddi bir kondisyon, odaklanma yeteneğini hem fiziksel ve ruhsal gelişimi hem de savunma yeteneğini sağlıyor. Kendini tanıyor kendini geliştiriyorsun. Bireysel gelişim bence toplumun her alanında gerekli. Kimi bunu müzikle yapar kimi resimle kimi de sporla. Kimisi üçünü beraber yapar. Bilgi paylaştıkça güzel ve kıymetli. Kıymetli bir bilgi bu spor ve bu bizim elimizde ve öğretiyoruz. Bu şekil- de gitmesini istiyorum İTÜ’de, hem spor alanında hem de öğrencilerin gelişimi için. Çünkü İTÜ’de insanlar streslerini atacak çok fazla alan bulamıyorlar. Kerem: Genel yanılgı şu oluyor. Derse gelip dövüşerek öğreneceklerin sanıyorlar. Bu birinci ligdeki takımda hemen top oynamak istemek gibi. Topa nasıl vuracağını, sahada nasıl duracağını öğrenmeden öğrenciyi temasa sokamazsın. Ama belli bir seviyede sonrada öğrencinin kendi eksiklerini görebilmesi için karşılıklı denemesi gerekiyor koruma ekipmanları ile. Sonra öğrenci kendi arasında karar veriyor. Ya diyor bu yaştan sonra ringe çıkamam ya da kendimi ringde de deneyeyim. Herhangi bir kaygımız yok bizim. Ringe gitmek isteyene de sonuna kadar desteğimiz var. Not: Kulüp kayıtları devam ediyor. Eğitimleri görmek veya üye olmak için kulübün web sitesinden ve şu iletişim adreslerinden bilgi edinebilirsiniz: [email protected] 0555 606 86 45
Benzer belgeler
Asistanlar rektörlükte - Arıyorum İTÜ Gazetesi
Açıklamada görüşlerine yer verilen RTEÜ Rektörü Prof. Dr. Arif Yılmaz, iki üniversite arasında yapılan işbirliği protokolünün esas amacının
ülkeye katkı sağlamak olduğunun altını çizerek,
İTÜ ile b...
Devrimciler genç olur. - Arıyorum İTÜ Gazetesi
merak konusu olmuştur. Sık sık çeşitli eylemlerde gördüğümüz Kolektif üyelerini bir de bizimle
tanıyın. Cesur sorulara cesur yanıtlar bu röportajda... > 12 ve 13. sayfa