Nazım Hikmet`in sözleri kitapları ve hayatı
Transkript
Nazım Hikmet`in sözleri kitapları ve hayatı
9 saray Sayı:113 28 Şubat 2014 Nazım Hikmet’in sözleri kitapları ve hayatı Saray-Magazin Nazım Hikmet kimdir? En meşhur Nazım Hikmet sözleri nelerdir? Nazım Hikmet’in kitapları hangileri? Nazım Hikmetin hayat hikayesini biliyor musunuz? Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu. İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913’te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani’nde ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebi’ne gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915’te Heybeliada Bahriye Mektebine girdi, 1918’de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlaki tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye Gemisine Güverte Stajyer Subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921’de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi. Nâzım Hikmet, 1920’de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele’ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu’ya geçti, Bolu’da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921’de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924’te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye ‘ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye’ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği’ne giden Nâzım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)’nın memleketi olan Polonya’nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ailesi Babası Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım’dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa’nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya’dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki’nin (Lehçe: Konstanty Borzecki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu’nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan “Les Turcs anciens et modernes” (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım’ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa’nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit’in kızı olan Leyla Hanım’dır. Celile Hanım’ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat’ın annesidir. Babası Hikmet Bey, Selanik’te, Hariciye Nezareti’nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik’in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım’ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep’e, Nazım’ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul’a gelirler. Hikmet Bey’in İstanbul’daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye’ye atanır. Yaşar Kemal İstanbul’da sürgünde Saray-Magazin Yenikapı’daki Yaşar Kemal heykeli metro inşaatının ortasında kaldı. Heykelin hikâyesini Atilla Birkiye Radikal için yazdı. Yenikapı’daki görüntü, Yaşar Kemal heykelinin öteki malzemeler gibi bir arsaya ya da bir inşaat alanına ‘atılmış’ olduğu izlenimini veriyor. Görüntü böyleyse de öyküsü böyle değil ama geçmişi bilmeyenler ya da o kadar geride kaldı ki unutanlar “Aaaa birinin heykelini de buraya atmışlar ama ne alaka” diyebilir; oradan her gün geçen binlerce kişi böyle düşünebilir. Kaidesinin fark edilmesi de atılmış olmasını pek ihtimal dışı bırakmıyor, en azından çevredeki görüntü itibariyli. Öte yandan heykelin kime ait olduğunu çıkartanların şaşkınlığı, kuşkusuz çok daha büyük olacaktır. Dünya romancısı, bir şeyler yazıyor, elinde kalemi, defteri-kâğıtları. Heykelin kompozisyonu böyle; kaidesi de bir parça kırılmış, etrafta büyük kablolar, arkada kocaman bir vinç, el arabası hemen önünde, birazcık ileride çimento kamyonu. Tabii ki çimento kamyonu her zaman orada durmuyor, fotoğrafçının şansı diyelim. Son zamanlarda da arkasında kocaman kara bir su deposu belirdi, yanılmıyorsam bir-iki haftadır duruyor. Bir yerlerden getirip koymuşlar. Hollywood filmleri vardır, küçük bir kentin dışında geçer olay, çoğunlukla macera filmleridir bu, itiş kakış, kavga kovalamaca birbirini izler. Böylesine bir mekânı anımsatıyor, şu an inşaat alanı olan Yenikapı’daki eski park. Zaten inşaat alanı Yedikule’ye kadar da uzanıyor. O eski parkta da yirmi yıl önce dikilen dünya romancısı Yaşar Kemal’in heykeli duruyor! O günleri gayet iyi anımsıyorum, hatta maketini bile görmüşlüğüm var! Öte yandan görüntü –heykel dolayısıyla tabii– muhalif bir Tarkovski filmini de çağrıştırıyor doğrusu.Gelelim heykelin öyküsüne... Yıllar önce Kültür Bakanlığı, yaşayanlar da aralarında olmak üzere, yazarlarımızın (değerlerimizin) heykelini yaptırıp, parklara-alanlara koymuştu. Fikri Sağlar dönemiydi. İstanbul AKM’de Yaşar Kemal için bir gece yapılıyordu. Belleğimde kaldığı kadarıyla 1993’ün bahar ayları olmalı. Türkiye Yazarlar Sendikası düzenliyordu. Bir ucundan yardım ediyordum, Yaşar ağbi rica etmişti. Onun ricasını geri çevirmek olmazdı, yurtdışına gideceğim bir toplantıya bu yüzden gidememiştim; Yaşar Kemal olunca akan sular durmalı, durmalı da onun heykeli bugün durduğu yerde durmamalı, neyse... Soruyu bil kitabı kazan Saray-Magazin Hediye Kitap Günleri” devam ediyor. Bu yarışma ile 20 şanslı hurriyet.com.tr okuyucusu bizden, Can Gürses’in “En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”ı kazanacak. Üstelik Gürses imzalı.. Türkiye’nin en önemli yayınevlerinden Doğan Kitap ile yaptığımız işbirliği sonucu hurriyet.com.tr okurları kitap kazanma şansı yakalıyor. Her hafta birbirinden değerli yazarların, satış rekoru kıran kitaplarından birini kazanmak için tek yapmanız gereken sizlere sorduğumuz soruya doğu yanıt vermek olacak. \“En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”ı kazanmak için tek yapmanız gereken sorduğumuz soruya doğru yanıt vermeniz. Doğru cevaplayanlar arasında 1’inci, 10’uncu, 50’nci, 100’üncü, 200’üncü, 250’nci, 300’üncü, 400’üncü, 450’nci, 500’üncü, 600’üncü, 650’nci, 700’üncü, 800’üncü, 850’nci, 900’üncü, 950’nci, 1000’inci, 1500’üncü, 2000’inci, olan okuyucular bizden Can Gürses’in kitabını kazanacak. “En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın” için ödüllü soru: Yazar Can Gürses Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini hangi üniversitede yapmıştır? a) The University of Edinburgh b) Boğaziçi Üniversitesi c) The University of Kent d) University of Notre Dame CEVABI GÖNDER En güzel günlerini demek bensiz yaşadın,13 kişilik bir aile yemeğinin romanı. 12 Eylül’den sonra yurtdışına gidip tam 27 yılın ardından İstanbul’a dönen Koza, geniş ailenin tüm bireylerinin bir masa etrafında buluşmasına neden olur. Ailenin temel direği sayılabilecek babaanne Edibe Hanım’ın Gümüşsuyu’ndaki, anılarla dolu evinde bir araya gelen Deryadil ailesinin üç kuşağıdır romanın kahramanları. Onları hem kendi ağızlarından, hem akrabalarının, hem de evdeki kimi eşyaların, hatta duvarların ya da yemeklerin anlatımından tanırız. Ailenin, bir tür bilinçakışı tekniğiyle aktarılan gerçekliği, zaman zaman gerçeküstü anlatımla da bütünleşir. Toplumdaki yerleri itibariyle aynı kulvarda yer alan ve birbirine benzeyen aile üyelerinin iç dünyaları aslında çok farklıdır. Tek bir günde, Hrant Dink’in ölümünün bir gün öncesinde geçen “En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın”, Can Gürses’in ilk romanı. Ama genç bir ustayı müjdeliyor. Kitaptan “Bunu duyan herkes benimle alay edebilir. Çocuklarını tanımıyor diyebilir. Anneler çocuklarıyla tanışmazlar zaten. Anneler çocuklarını severler.” “Bu sofrada herkes konuşmaktan başka şey anlıyor: Babam, mutlak doğrunun beyanını; annem, onaylamayı; abim, yaranmayı; kız kardeşim, uyum göstermeyi; Yılmaz Amcam, sosyal yaratık oluşun zorunluluğunu; Semih; gösteriş yapmayı; Semih’in sevgilisi, taklit etmeyi; Hicaz Amcamın arkadaşı, kadın olmayı; Hicaz Amcam, insan olmayı; Koza Halam, herhalde paylaşmayı; güzel kuzenim Haziran, mahrem ihtiyacı; babaannem, sevmeyi; ben, sevilmeyi. Babaannemin yumuşacık gözleri baktı bana. Hemen gözlerimi kaçırdım. Yanıma sığamayan babam sıkıntılı. Aklından muhakkak gitmek geçiyor. Tabii, buranın hükümdarlığını edemiyor. Bu evin eşitleyiciliği ona dar geliyor. Alışageldiği hiyerarşisini aranıyor. Bulamadıkça az önceki gibi kaba sözcüklere sarılıyor. saray Sayı:113 28 Şubat 2014 Dinleyiverin Gari’ye sansür mü var? Saray Moğollar’dan “Dinleyiverin Gari”yi çalan bir dış yapımcının programına son verildiği ve 5 Şubat gününden bu yana grubun hiçbir şarkısının çalınmadığı iddiası, “Polis Radyosu’nda Moğollar’a sansür mü uygulanıyor?” sorusunu gündeme getirdi. EMNİYET Genel Müdürlüğü’ne bağlı Polis Radyosu’ndaki ilginç sansür iddiası, radyoda dört yıldır haftalık program yapan Ali Yılmaz’ın 2 ŞubatPazar günü Moğollar’ın “Dinleyiverin Gari” şarkısını çalmasıyla gündeme geldi. Bundan iki gün sonra bir köşe yazarı, “Paralel Şarkı” başlıklı yazısında yayını dinlediğini ve bu şarkının çalınmasını “manidar” bulduğunu belirtti. İddiaya göre yazının yayınlandığı gün Polis Radyosu yöneticileri, radyoda çalışan polis memurlarıyla birlikte tüm dış yapımcılara “Bundan sonra Moğollar’ın hiçbir şarkısını çalmayacaksınız” talimatı verdi. Olaydan sonra iki kez daha program yapan Ali Yılmaz’ın da radyoyla ilişiğinin kesildiği ve herhangi bir gerekçe sunulmadan programının sonlandırıldığı öne sürüldü. Polis Radyosu, 80’li yıllarda TRT’nin sansürlediği sanatçıların şarkılarını çalmıştı. Şarkının paraleli olmaz Cahit Berkay, iddianın ardından şu açıklamayı yaptı: “Bu politikacılar ve yandaşları gençlerden, şarkılar- dan, sanattan ve mizahtan neden korkuyor? Bunlar iktidarlar için tehdit değil, toplum için zenginliktir. ‘Dinleyiverin Gari’yi 1993’te yaptım, 1994’te yayınlanan albümümüzde yer aldı. O şarkıyı bestelediğimde doğan çocuklar şimdi üniversiteyi bitirecekler, dolayısıyla çeşitli radyolarda binlerce kez çalınmış bir şarkı. Hatta internette dolaşan videolarda gördük ki bazı düğünlerin vazgeçilmezi olmuş durumda. Böylesine geniş kitlelere yayılmış bir şarkı, ‘paralel şarkı’ ilanedilmiş. Eğer gerçekse en az üzücü olduğu kadar da düşündürücü. Şarkının paraleli diki olmaz, şarkı sadece şarkıdır. Derdini mizah yollu anlatan bu şarkının 20 yıldır güncelliğini koruması bana memnuniyet değil, endişe veriyor. Çünkü ülkemizdeki politikacıların hiç değişmediğini gösteriyor. Moğollar’ın tüm şarkılarının Polis Radyosu’nda yasaklandığı da söyleniyor. 1967 yılının sonlarında kurulan bir grubuz ve çok şeyler gördük, yaşadık. Şarkılarımız yasaklansa da, bangır bangır çalınsa da biz bildiğimiz gibi müzik yapmaya ve müziğimizi paylaşmaya her koşulda. Semaver Kumpanya’da Mart’ta ne var ne yok? Saray 2002 yılında Işıl Kasapoğlu tarafından kurulan Semaver Kumpanya, Mart ayında seyircilere yeni oyunu “VERİLER”i sunuyor! 19 Mart’ta Çevre Tiyatrosunda prömiyeri gerçekleşecek oyun, bir İsrailli ve bir Filistinli polis memurunun, bir cinayeti çözmek için bir araya gelişini anlatıyor. Daha önce faili meçhul kalarak kapanmış bir cinayet dosyası, Amerika ve İsrailarasında yaşanan diplomatik ilişkiler sonucunda, iki memurun karşısına tekrar çıkar ve Yossi ile Halit işbirliği yapmak zorunda kalırlar. Kanadalı yazar Arthur Milner’ın 1997 yılında ülkesinde yayınlanan toplu oyunlarının arasında yer alan “Veriler”(Facts), 2012 yılında Arapça’ya çevrilerek West Bank ve İsrail’de oynamış. 2013 yılında ise Finborough Theatre tarafından Londra’da sahnelenmiş. Philip Arditti’nin Türkçe’ye çevirdiği bu üç kişilik oyun, iki düşman ülkenin polis memurunun bir cinayetin yanı sıra, savaşı, barışı, düşmanlığı, dinleri ve önyargıları sorgulamasını anlatıyor. “Veriler”de Yossi ve Halit sadece faili meçhul bir cinayeti değil, gerek politik, gerekse bireysel açıdan, fanatizmin yarattığı öldürücü etkileri de aydınlatmaya çalışıyorlar. Serkan Keskin ve Volkan Sarıöz’ün yönettiği, Hakan Atalay, Mustafa Kırantepe ve Serkan Tınmaz’ın oynadığı “VERİLER”de 16 yaş sınırlaması var. Oyunun süresi 90 dakika. “VERİLER” 19 Mart Cuma günü prömiyer yaptıktan sonra, Mart ayı boyunca Çevre Tiyatrosunda sahnelenecek. 19,20,21,22 Mart’ta Çevre Tiyatrosunda, 25 Mart’ta, Bursa Uğur MumcuSahnesinde, 27 Mart, Dünya Tiyatrolar gününde ücretsiz olarak Çevre Tiyatrosunda ve 28 ve 29 Mart’ta yine Çevre Tiyatrosunda seyirciyle buluşacak. Semaver Kumpanya, yeni oyunun yanı sıra, Mart ayında repertuarındaki diğer oyunları sunmaya ve konuk tiyatroları ağırlamaya devam edecek. BİR İNFAZIN PORTRESİ İngiliz yazar Howard Barker’ın “Bir İnfazın Portresi” adlı oyunu, Zeynep Su Kasapoğlu’nun rejisiyle 28 Şubat Cuma ve 1 Mart Cumartesi tarihlerinde saat 20.30da Çevre Tiyatrosunda sahnelenecek. Oyun ayrıca zamanda 5 Mart Çarşamba akşamı saat 20:00’de Koç Üniversite- si’nde sahnelenecek. Kalabalık kadrosuyla geçtiğimiz sezon seyircilerin büyük beğenisini kazanan “Bir İnfazın Portresi”, 16. Yüzyılda İnebahtı Savaşı sonrası Venedik’te geçiyor. Ülkenin en önde gelen ressamı Galactia’ya, devletin kazandığı zaferi ölümsüzleştirmek için bir tablo siparişi verilir. Galactia’nın gerek kadın olması, gerek yakın çevresi ve ülke koşulları, ressamın üzerinde ağır bir baskı oluşturur. Ressamla Venedik Cumhuriyeti arasındaki mücadelenin sonucu, en az savaşın kendisi kadar ağır olacaktır. TEHLİKELİ OYUNLAR Oğuz Atay’ın, “Tutunamayanlar”ı bitirdikten kısa bir süre sonra yazdığı “Tehlikeli Oyunlar” romanı, Seyyar Sahne tarafından sekiz aylık yoğun bir çalışma sürecinin ardından ilk kez 2009 Mayıs’ında seyirci karşısına çıkarılmıştı. O tarihten beri seyircisinin gösterdiği ilgi dolayısıyla düzenli olarak oynayan oyun, Çevre Tiyatrosunda. Celal Mordeniz’in tasarlayıp yönettiği, Oğuz Arıcı’nın reji danışmanı olduğu oyunda, Erdem Şenocak tek kişilik bir performans sergiliyor. “Tehlikeli Oyunlar” 14 Mart Cuma saat 20:30’da Çevre Tiyatrosunda 10 Muhterem Nur ‘Bunlar ölü soyucusu’ dedi, yapımcıdan cevap geldi!. 30 yıllık hayat arkadaşı Müslüm Gürses’i geçtiğimiz sene kaybeden Muhterem Nur, ‘Baba Şarkılar’ adlı albümü piyasaya çıkaran Medeni Uçar’a yönelik şu sözleri dile getirmişti: BUNLAR ÖLÜ SOYUCUSU ‘Benden Bu Kadar’ albümü Müslüm Gürses’in okuduğu şarkılardan oluşan gerçek bir Gürses albümüdür. Daha önceden Müslüm Gürses’in okuduğu şarkıları sanatçılara okutup “Sadece bir tane albüm yapacağız” dedikleri halde ikinciyi yapmaya çalışanların albümünü almayın. Bana imzalatılan tek bir muvafakatname ile daha kaç tane Gürses albümü çıkaracaklar? Eflatun Müzik’in sahibi Medeni Uçar, benden sadece bir albüm için izin aldı. Çıkacak olan ‘Baba Şarkılar 2’ albümü ile benim hiçbir alakam yok. Utanmasalar Müslüm Gürses’in kemiklerini mezardan çıkartıp, birleştirip başka bir albüm için imza alacaklar. Bunlar ölü soyucular... Müslüm Gürses’in adını daha fazla kullanmadan onu mezarında rahat bıraksınlar. Bu mezar soyucularının Müslüm Gürses’e birazcık sevgi ve saygıları varsa kocamın adını kullanmasınlar. Müslüm hayranları, onların çıkardığı albümü almasınlar.’ Muhterem Nur’un bu açıklamalarına Medeni Uçar’ın avukatından cevap geldi. İŞTE O AÇIKLAMA: Yapımcılığını müvekkilimin üstlendiği, Merhum Müslüm Gürses’e ait 69 şarkının çeşitli sanatçılar tarafından seslendirileceği albümle ilgili olarak Muhterem Hanım’ la 02.05.2013 tarihinde ve Noter huzurunda süresiz sözleşme imzalanmıştır. Son zamanlarda yazılı-görsel medyada müvekkilim Medeni Uçar hakkında gerçek ile ilgisi olmayan, iftiralarla dolu , saygın bir yapımcı olan müvekkilimi kamuoyu önünde küçük düşürücü, şeref ve haysiyetini ihlal edici, yıpratıcı ve saygınlığını zedeleyici nitelikte beyanlarda bulunulmaktadır. Bu beyanların en dikkat çekici olanı ‘’ İkinci albüm için Muhterem Hanım’dan izin alınmadığı, sadece bir albüm için izin alındığı, bu albümle de Sayın Muhterem Hanım’ın uzaktan yakından alakasının olmadığı, ilk albüm için 50 bin lira karşılığında yapımcıya izin verildiği’’ şeklindeki beyandır. Öncelikle belirtmek isteriz ki Sayın Muhterem Hanım’ın inkar ettiği sözleşme; sözleşme şartlarının taraflara okunması ve tarafların onayının alınması ile Noter huzurunda imzalanmış bir sözleşmedir. Bu nedenle sözleşmenin maddelerinden haberdar olmamak mümkün değildir. Merhum Müslüm Gürses’ e ait 69 adet eserin yapımcılığını müvekkilim bu sözleşme ile, süre,sayı ve yer sınırı olmaksızın devralmış olup, tüm yapımlarında yukarıda belirtilen 69 adet eseri süresiz olarak kullanabilecektir. Yine 02.05.2013 tarihli sözleşmede Sayın Muhterem Hanım’ın da ikrar ettiği üzere, müvekkilim, sözleşme ile kararlaştırılan tüm bedeli Sayın Muhterem Hanım’a ödemiştir. Dolayısıyla Sayın Muhterem Hanım’ın çıkmış veya çıkabilecek albümlere ilişkin herhangi bir ücret talep etmesi mümkün değildir. Müvekkilim Medeni Uçar hakkında yazılı ve görsel medyada yer alan asılsız haberlere itibar edilmemesini diler, bu beyanlarla ilgili suç duyurusunda bulunma, maddi ve manevi tazminat davası açma haklarımızı saklı tuttuğumuzu ayrıca belirtmek isteriz. 11 Saray Sergey Viktoroviç Lavrov (Rusça: Серге́ й Ви́ кторович Лавро́ в; d. 21 Mart 1950, Moskova), Rus siyasetçi. Mart 2004’ten beri Dışişleri Bakanlığı görevini sürdürmektedir. Babası Tiflis doğumlu bir Ermenidir. Rusça, İngilizce, Fransızca ve Singalaca dillerini bilmektedir . Singalaca dilini Sri Lanka’da öğrenmiştir. 1972 yılında Moskova SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden mezun oldu. 1972 yılında SSCB’nin Sri Lanka büyükelçiliğinde göreve başladı. 1976-1981 yılları arası SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası organizasyonlar dairesinde görev aldı. 1981-1988 yılları arası SSCB BM daimi temsilciliği 1. sekreteri olarak görev yaptı. 19881990 yılları arasında SSCB Dışişleri Bakanlığı Uluslararası ekonomik ilişkiler dairesi başkan yardımcılığı görevini yürüttü. 1990-1992 yılları arasında Rusya Dışişleri Bakanlığı Küresel problemler ve uluslararası teşkilatlar dairesi başkanlığı görevini yürüttü. 1992-1994 yılları arasında Rusya Dışişleri Bakan yardımcılığı görevini yürüttü. 1994-2004 yılalrı arası Rusya nın BM’de daimi temsilcisi olarak görev yaptı. Son olarak 2004 yılında Rusya Dışişleri Bakanlığı görevine atandı. 12 Eylül 2008 tarihinde Güney Osetya Savaşı sırasında, mevkiidaşı İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband ile yaptığı bir telefon görüşmesinde Who are you to fucking lecture me! (Sen kimsin ki bana bu ... konuda ders veriyorsun) şeklinde konuştuğu iddia edilmektedir. 3 Aralık 2012 tarihinde Türkiye’de, Vladimir Putin ile birlikte diplomatik ziyaret için geldiği Çırağan Oteli’nde merdivenlerden yuvarlanarak bilek Sayı:113 28 Şubat 2014 Usta diplomat Sergey Lavrov kemiğini kırdı. Saat 18:00 sularında (GMT+ 2 İstanbul) Taksim Eğitim ve Araştırma Merkezine getirildi, Yarım saat süren operasyonun ardından hastaneden ayrıldı. Putin’in yönetimindeki Rusya’nın dış siyasetine damgasını vuran Lavrov ile masaya oturup da kişiliği ve diplomasi yeteneğinden etkilenmeyen bir devlet adamı ya da bürokrat olmadığı söyleniyor. Hiç değişmeyen iki temel hedefi vardır: Rusya’yı yüceltmeye ve Amerika’yı küçük düşürmeye yarayacak her fırsatta veto kartını kullanmak.” ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi John Negroponte, Güvenlik Konseyi’nde uzun yıllar mesai yaptığı Sergey Lavrov’u bu sözlerle tanımlıyor. Dünyanın her yerinde, ama özellikle Orta Doğu’da her türlü Amerikan / Batı müdahalesinin önünü kesmenin Rusya için önceliği düşünüldüğünde bu sözler şaşırtıcı değil. Meslektaşları konuşuyor. 1981’de kariyerinin büyük bölümünü geçireceği New York’a, Sovyetler Birliği’nin BM Temsilciliği’ne danışman olarak atandı. Merkezde aldığı görevlerin ardından, 1994’te New York’a BM Daimi Temsilcisi olarak döndü. 2004’te Dışişleri Bakanı olana kadar bu görevi yürüttü. Ödünsüz bir müzakereci olarak “Bay Hayır” lakabını da burada aldı. BM koridorlarındaki Lavrov Ancak BM koridorlarının alıştığı Rus diplomatlarından da değildi Lavrov. Son derece asık suratlı başladığı bir toplantıda zekice esprilerle herkesi kahkaya boğan, İtalyan takım elbiseleri bir kez daha baktıran, “odayı dolduran” bir karakterdi. Şiire ve resme meraklıydı. Sıkıcı toplantılar sırasında “çiziktirdikleri” meslektaşları tarafından toplanıp saklanırdı. Şarap, viski ve votkanın iyisine meraklıydı. İçmeye öğleden önce başladığı kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Sigara tiryakiliği ise herkesin malumuydu. 2003’te BM binasında sigara yasaklandığında, yasağı takmayıp içmeye devam etmiş, soranlara da “Bu bina Kofi Annan’ın malı değil” demişti. Spora, en başta da raftinge meraklıydı. Büyük bir diplomatik kriz bile patlak verse, yılda bir rafting tatilinden ödün vermezdi. Dışişleri yılları Bill Clinton’ın sözcüsü James Rubin’in “Dünyada bugün en zeki diplomat” dediği Sergey Lavrov 2004’te Putin tarafından Dışişleri Bakanlığı’na getirildi. Sovyetler sonrası bu görevde en uzun süre kalan isim oldu. Artık sadece BM’deki Amerikalı diplomatların değil Amerikan dışişleri bakanlarının da korkulu rüyasıydı. 2005-2009 arası George W. Bush’un dışişleri bakanlığını yapan Condoleezza Rice ile aralarında gerginlik eksik da Lavrov’un söz konusu dış politika önceliğini iliklerine kadar hissettiği görüşünde. Ancak bunun ABD’yi dizginlemekten ibaret “negatif” bir politika olmadığını, asıl meselenin Rusya’nın yüceltilmesi olduğunu vurguluyorlar. Negroponte’nin sözleriyle, “Amerika karşıtı olmak bir strateji değil, taktik Lavrov için”. Yakınlarda Foreign Policy dergisine konuşan üst düzey bir Amerikalı diplomat da “Lavrov’un dini, Rus devletidir” diyor. “Bay Hayır” Rusya lideri Vladimir Putin gibi Sovyet döneminde yetişmiş, o dönemin damgasını vurduğu bir siyasetçi Sergey Lavrov. Stalin’in ölümünden üç yıl önce, 1950’de Moskova’da doğmuş. Babası Ermeni, annesi Gürcistan’daki Rus azınlıktan. Tüm üst düzey Rus diplomatlar gibi Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Enstitüsü mezunu. İlk görev yeri olan Sri Lanka’ya atanmadan önce öğrendiği Sinhala dilini akıcı bir şekilde saray olmadı. 2013’te Lavrov’u Foreign Policy dergisine şu sözlerle tanımladı Rice: “Tüm Ruslar gibi o da saygı görmek istiyor. Dolayısıyla sürekli (BM Güvenlik Konseyi’nde) veto kullanmanın yollarını arıyor. Ancak maalesef Rusya, elindeki bu gücü olumlu bir şekilde kullanamıyor şu anda.” Rice’ın halefi Hillary Clinton ile de farklı olmadı. Ortak basın toplantılarındaki esprilerle sıcak başlayan ilişkiyi donma noktasına getiren Suriye oldu. Lavrov’un Rusya’sı kararlıydı: Suriye’ye BM onaylı Batı müdahalesine izin verilmeyecekti. Suriye’ye Rus formülü Ancak Lavrov liderliğindeki Rus diplomasisi, John Kerry’nin dışişleri bakanlığında bir sürpriz yaptı. Veto ile yetinmedi, soruna çözüm önerdi ve bu kabul gördü. Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’ye müdahale fikrine en çok yaklaştığı günlerdi. 21 Ağustos’ta Şam yakınlarında bir kasabada kimyasal silah kullanılmış, rejimi sorumlu tutan Washington kırmızı çizginin aşıldığını duyurmuştu. Obama Suriye’nin kimyasal silah kapasitesini yok edecek bir saldırının ipuçlarını veriyordu. Çözümü Rusya önerdi. 2014 ortasına kadar kimyasal silahların bir kısmının Suriye’den çıkarılmasını, bir kısmının da imhasını öngören plan konusunda, Lavrov Kerry’i kısa sürede ikna etti. Obama askeri seçeneği askıya aldığını duyurdu. Kimyasal silah krizi Rusya’nın planı ile çözülmüş olsa da, Suriye’de akan kanın durması ve bunu takip edecek siyasi çözüm hâlâ uzak. Sergey Lavrov’un 10 yılı deviren dışişleri bakanlığındaki karnesini de Suriye belirleyecek gibi görünüyor/ Masonluk Zanyar Kerim Masonluk, kökleri her ne kadar 16. yüzyılın sonu ve 17. yüzyılın başlarına kadar dayanıyor olsa da, 24 Haziran 1717 tarihinde Londra’da bir araya gelen dört locanın girişimiyle Londra Büyük Locası’nın kurulması ile başlar. Masonlara göre masonluk akılcılık, bilimsellik ve insanlığın oluşumundan bu yana ortaya çıkarak, insanlığın gelişimine ve bilgi birikimlerine katkıda bulunmuş bir kültür ve fikir üst yapı kurumudur. Ezoterik ve sadece üyelerine açık olan örgüttür. Dünyanın birçok ülkesinde 5 milyon üyesi ile değişik biçimlerde mevcuttur. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480.000; Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 2 milyonu aşkın üyesi bulunmaktadır. Tarihi Masonluğun ilk dönemlerdeki gelişimi biraz tartışmalı bir konudur ve tahminlere dayanmaktadır. İskoçya’da ilk Mason localarının 16. yüzyıl başlarında var olduğunu söyleyebilmek için kanıtlar bulunmaktadır. ve İngiltere’de 17. yüzyılın ortalarında var olduklarına dair kesin kaynaklar mevcuttur.Masonik Elyazması isimli şiir yaklaşık 1390 yılına tarihlenmiştir ve en eski masonik belge olarak bilinmektedir. İlk Büyük Loca(İngilizce:Grand Lodge of England), Londra’nın daha önceden faal olan dört locası akşam yemeği için bir araya geldiği 24 Haziran 1717 tarihinde kurulmuştu. Bu yapı, çoğu İngiliz Localarının katıldığı bir düzenleyici organa dönüştü. Ancak birkaç loca, yeni yapının bazı modernleştirmeleri tasvip etmesi ve Üçüncü Derece’nin oluşturul- ması gibi bazı kararlar almasına gücenerek 17 Temmuz 1717 tarihinde “İngiltere’nin Kadim Büyük Locası (Antient Grand Lodge of England-GLE)” isimli rakip büyük locayı kurdular. İki rakip Büyük Loca, 25 Kasım 1813 tarihinde “İngiltere’nin Birleşik Büyük Locası (İngilizce: United Grand Lodge of England-UGLE)” adı altında birleşinceye kadar “Modernler” (GLE) ve “Gelenekçiler(İngilizce:Atiens-Ancients)” diye anılan iki loca üstünlük için birbirlerine hasım oldular. İrlanda ve İskoçya’nın Büyük Locası 1725 ve 1736 yıllarında peş peşe kuruldu. Masonluk 1730’lu yıllarda Gelenekçiler ve Modernler tarafından Kuzey Amerika’daki İngiliz Kolonilerine ihraç edildi. Ayrıca, İrlanda ve İskoçya Büyük Locaları pek çok bölgesel büyük localar altında organize olan kardeş localar kurdu. Amerikan Devrimi’nden sonra eyaletlerde bağımsız ABD Büyük Locaları oluştu. Felsefesi Masonlar arasında ortak bir felsefi tutum ve insanlık ülküsünden söz etmek mümkündür. Masonlara göre masonluk, bütün insanlar için ortak koşulan insanlık ülküsü noktasında insanlar arasında sevgi, saygı, tolerans, hak eşitliği, evrensel kardeşlik ve bilimsel gelişmenin gerekliliğini kabul eder. Yine masonlara göre masonluk, “Bütün insanlar arasında, sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin kurulmasını hedefleyen ve çalışmalarını hakikatin araştırılması yolunda yoğunlaştırmış bir fikir üst yapı kurumudur.”.Masonlara göre, bir masonun amacı her bakımdan gelişmiş, ideal bir insan olmaktır. Bu doğrultuda masonik felsefe, daha iyi bir birey olmaya odaklanmıştır. Öyle ki masonlukta, kötü bir bireyi iyi bir birey haline getirme uğraşı söz konusu değildir. Nitekim masonlara göre, masonluk bir tekâmül sürecidir. Masonlar kendi aralarında kardeşliklerini ve bağlılıklarını dile getirmek amaçlı, birbirlerine karşı birader ya da kardeş olarak hitap ederler. Bununla beraber yine kendi aralarında mesaj niteliği taşıyan birtakım mottolar da kullanırlar. Bu mottolardan biri olan: “Audi, vide, tace” yani dinle, gör ve ketum ol anlamına gelen Latince motto, masonların genel yaşam biçimlerini şekillendiren tavrı özetlemektedir. Masonlar arasında; dinlemek, görmek yolunda bir adım olarak kabul edilmekte ve bu eylem neticesinde kişi yaşam üzerine düşünüp gerçeği kendi içinde aramaya başlamasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Masonlar arasında sık kullanılan bir diğer motto olan V.i.t.r.i.o.l. de ise yine aynı şekilde insanın içine bâtın bir yolculuğa çıkıp, kendi ve evren üzerine derin bir düşünceye sevk edilmesi gerektiği anlatılmaktadır. Masonlar benzer bir düşünce sevkini, aralarına yeni katılan adayı bir gün boyunca sadece bir mumun yandığı ve bir kitap ile kuru kafanın bulunduğu karanlık bir odada ölüm ve yaşam üzerine düşündürmek amacıyla yalnız bıraktıkları mason adayına karşı gerçekleştirirler. Masonlukta genel olarak tanrıya Evrenin Ulu Mimarı denmesi, evrenin sistematik ve nizami bir şekilde ilerlediğini belirtmeyi amaçlar.Ancak Skoç riti masonlarının aksine Fransız riti’nden olan Özgür Masonlar bir tanrı arayışını ve dogmatik gördükleri birtakım görüşleri kabul etmez ve sadece bilimselliğin ışığında yaşadıklarını ifade ederler. Masonlar aralarında sıkça kullandıkları ışık sözcüğü ise farkındalığa vesile olan aydınlığın asıl kaynağı olarak ele alınır. Sonuç olarak masonlar, masonluğu dogmatiklikten uzak, akıl ve bilimin öncülüğünde belli erdem değerleri ile ideal insana giden tekâmül yolu ve de yetkinleşme sanatı olarak tanımlamaktadırlar. İlk Büyük Loca’nın Kuruluşu 24 Haziran 1717’de İngiltere’de 4 Loca bir araya gelerek, ilk Büyük Loca’yı, İngiltere Büyük Locası’nı kurdular. Kısa zaman içinde İngiltere’deki diğer Locaların da katılması ile genişlemiş ve 1723 yılında Büyük Loca, geleneksel ve kadim yasalarını derleme görevini Protestan bir Rahip olan James Anderson’a vererek ilk yazılı anayasasını oluşturdu ve Masonluğun, ara vermeden sürdürülecek olan, yazılı tarihi ve ilk yazılı yasaları böylece resmen başlamış oldu. Anderson Anayasası (veya Anderson Yasaları veya Nizamnamesi) adı verilen bu kuralların ana hatlarına, bugün halen dünya düzenli Masonluğunca riayet edilmektedir. Her ne kadar Anderson Anayasası kısa süreli bir anlaşmazlığa yol açmış ve York Locası’nın önderliğinde bir grup İngiltere Büyük Locası’ndan ayrılarak ayrı bir Büyük Loca kurmuş olsa da, ancak 1813 yılında bu iki Büyük Loca tekrar bir araya gelerek, bugün varlığını halen sürdüren ve düzenli Masonluğun ilk Büyük Locası olarak kabul edilen İngiltere Birleşik Büyük Locası’nı oluşturmuşlardır. Geleneksel olarak, günümüzde de sürdürüldüğü şekliyle, İngiltere Birleşik Büyük Locası Büyük Üstatları kraliyet ailesi ile soylu dük veya lordlar arasından seçilir. saray 12 Sayı:113 28 Şubat 2014 103. Türkmen Basın Günü kutlandı Türkmence günlük bir gazete talep edildi Saray-Erbil 103. Türkmen Basın Günü Türkmenevi Salonu’nda düzenlenen törenle kutlandı. 24 Şubat 2014 günü düzenlenen tören bir serginin açılışı ile başladı. Türkmen Kültür ve Sanat Genel Müdürlüğü ve Türkmen Edebiyatçı ve Yazarlar Birliği’nin işbirliğiyle düzenlenen törende konuşmalar yapıldı. Gazeteci Nazım Saiğ, 103. Türkmen Basın Günü’nü kutlamaktan duyduğu sevinci dile getirdi. Saray’a konuşan Saiğ, Türkmen yayınlarından örnekler sergilemenin içlerinde güzel bir hatıra bırakacağını söyledi. Ancak diğer milletlere kıyasla az miktarda gazete ve dergileri bulunduğunu dile getiren gazeteci, Türkmen yayın sayısının arttırılması, sanat ve kültüre önem verilmesini talep etti. Türkmence günlük bir gazete de talep eden Saiğ, sadece 15 günlük Saray ve aylık Erbil ve Hilal gazetelerine sahip olduklarını kaydetti. Saiğ “Bizim kadar kültürlü bir millet yoktur” dedi. Türkmen partilerinden gazete çıkarmayı talep eden Saiğ, “Vaktiyle Irak Türkmen Cephesi 4 gruptan oluşuyordu. ITC bünyesinde faaliyet gösteren 4 parti gazetelerini ITC matbaasında karşılıksız bastırıyordu. Ancak bu partiler bugün iyi paralar alsalar da gazete çıkarmıyorlar” dedi. Türkmen Reform Radyosu Türkmen Erbil Radyosu Müdürü Leys Haffaf: İleride bir uydu kanalı kuracağız Saray-Erbil Erbil Türkmenleri bir uydu kanalı kurmayı planlıyorlar. İki ay önce yayına giren Türkmen Erbil Radyosu Müdürü Leys Haffaf, radyodan sonra ileride bir uydu kanalı kuracaklarını söyledi. Türkmen Erbil Radyosu Müdürü Leys Haffaf, radyodan sonra ileride bir uydu kanalı kuracaklarını söyledi. Saray’a demeç veren Haffaf, Türkmen Erbil Radyosu’nun yayına başladıktan sonra büyük bir dinleyici kitlesine ulaşmayı başardığını kaydetti. 98.2 frekansı üzerinde yayın yapan Türkmen Erbil Radyosu’nun yeni programlarıyla halkın beğenisini kazandığını dile getiren Haffaf, “Kültürümüze hizmet için ileride bir uydu kanalı kurmayı planlıyoruz” diye konuştu. Erbil Türkmen Müzik Grubu kuruldu Saray-Erbil Erbil Türkmen Müzik Grubu kuruldu. Türkmen Kültür ve Sanat Müdürlüğü bünyesinde kurulan grupta 13 müzisyen yer alıyor. Grup Başkanı müzisyen Nihat Cevat, grubun geçmişinin doksanlı yıllara dayandığını söyledi. Uzun bir kopukluktan sonra grubu tekrar kurduklarını ifade eden Cevat, Türkmen Kültür ve Sanat Müdürlüğü’nün grup için bölge Kültür Bakanlığı’ndan izin çıkarmaya çalıştığını kaydetti. Kültür Bakanlığı’nın tüm faaliyetlerine katıldıklarını belirtti. grup başkanı Cevat, Mart ve Kürdistan Sonbaharı festiva- Nevruz etkinliklerine katılline katıldıklarını dile getiren mak için hazırlıklarını sürdürdüğünü söyledi. Müdürü Riyaz Demirci, 103. Türkmen Basın Günü’nün kendileri açısından kutsal bir gün olduğunu söyledi. Bu günün anlamına uygun olarak bir sergi ve bir de seminer düzenlendiğine dikkat çeken Demirci, tarafsız gazete görmek istediklerini kaydetti. Törene katılan Türkmen yetkililerine teşekkür eden Demirci, hükümetten tekrar çıkması için 3 aylık Barış Dergisi’ne yeterli finansman sağlamasını istedi. “Bu kadar çok Kürt gazete ve dergi devam ederken bir tek Barış Dergisi’nin parası kesildi” diyen Demirci, iyi ve güçlü olarak nitelediği Saray Gazetesi’nin günlük olarak çıkmasını istedi. Saray’a özel bir finansman temin edilirse o zaman tüm partilerin faaliyetlerine yer verir” diye konuştu. Tanınmış yazar Hüsam Molla Davut Türkmenlerin birlik olmasını istedi. Saray’a konuşan Davut Türkmen medyasını zayıf olarak niteledi. Profesyonel bir medya istediklerini ifade eden yazar Davut, “Türkmen gazete ve dergilerin çoğu okul gazetelerinden farkı yoktur. Dizayn ve diğer teknik ayrıntılar çok zayıftır” dedi. Türkmen Akkoyunlu Temel İlkokulun’dan teşekkür Türkmen Akkoyunlu Temel İlkokulun’dan Saray’a gönderilen yazıda okula 2 adet klima ve bir adet diz bilgisayar alan Avukat Sefin Yasin’e teşekkür edildi. Türkmen Akkoyunlu Temel İlkokulu Müdürü Halit Rüstem Süleyman’ın imzasını taşıyan yazıda okul öğretmenleri ve çalışanları adına Avukat Sefin Yasin’e teşekkür edilerek Türkmen eğitim sürecinin geliştirilmesi için emsallerinin çoğalması temenni edildi. Türkmen Eğitimi Genel Müdürlüğü’nden izah 112 sayılı, 15 Şubat 2014 tarihli gazetenizde “Servis aracı olmaması nedeniyle 300 Türkmen öğrenci okul değiştirdi” başlıklı haberin doğru olup olmadığını araştırmak için 19 Şubat 2014 günü müfettişlerimizi görevlendirerek okullardan bu konuda istatistikler talep etmiştik. Elde ettiğimiz verilere göre; ancak 52 Türkmen öğrencinin okul değiştirdiği görülmüştür. Bu öğrencilerden 26’sının servis aracı olmamasından okul değiştirdiği kalanlar ise farklı sebeplerle okulu terk ettiği anlaşılmıştır. Elimizdeki verileri siz ve vatandaşlarla paylaşmayı ister, saygılarımızı sunarız. Danışman Fahrettin Bahaaddin Kadir Türkmen Eğitimi Genel Müdürü Vekaleten 13 saray Sayı:113 28 Şubat 2014 Basın özgürlüğünde Irak Afganistan’ın gerisinde Saray Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Irak 180 ülke arasında 153’üncü sırada. Irak Afganistan’ın gerisinde. Savaşın devam ettiği Suriye 177, Türkmenistan 178, dünyanın en kapalı ülkesi olan Kuzey Kore 179 Eritre ise 180 sırada geliyor. Finlandiya özgürlük cenneti Dört yıl üst üste birinci sırada gelen Finlandiya’nın basın mensuplarına en uygun çalışma şartları temin ettiğinin ifade edildiği raporda bu ülkeyi Hollanda ve Norveç takip ediyor. ABD 13 sıra geriledi Raporda ABD gibi demokratik ülkelerde de basın özgürlüğünün artan bir tehditle karşı karşıya olduğu belirtildi. Paris merkezli kuruluş, ulusal güvenlik nedenleriyle yapılan dinlemelerin “dünya çapında bir tehdit” oluşturduğuna dikkat çekildi. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan Edward Snowden vakası, Wikileaks’e bilgi sızdıran Bradley Manning’i mahkum etmesi ve Associated Press ajansının telefon kayıtlarının ele geçirilmesi gibi olaylar ülkenin 13 sıra birden gerilemesine neden oldu. Bu, ‘şimdiye kadar görülen en hızlı düşüş’ olarak kayıtlara geçerken ABD 46’ıncı sıraya yerleşti. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ LİSTESİ 1.Finlandiya 2. Hollanda 3. Norveç 4. Lüksemburg 5. Andorra 6. Lihtenştayn 7. Danimarka 8. İzlanda 9. Yeni Zelanda 10.İsveç 128.Afganistan 132.Endonezya 133.Tunus 134.Umman 135.Zimbabve 136.Fas 137.Libya 138.Filistin 139.Çad 140.Hindistan 141.Ürdün 142.Burundi 143.Etiyopya 144.Kamboçya 145.Myanmar 146.Bangladeş 147.Malezya 148.Rusya 149.Filipinler 150.Singapur 151.Meksika 152.Kongo 153.Irak 154.Türkiye 155.Gambiya 156.Svaziland 157.Belarus 158.Pakistan 159.Mısır 160.Azerbaycan 161.kazakistan 162.Ruanda 163.Bahreyn 164.Suudi Arabistan 165.Sri Lanka 166.Özbekistan 167.Yemen 168.Ekvator Ginesi 169.Cibuti 170. Küba 171. Laos 172. Sudan 173.İran 174.Vietnam 175.Çin 176.Somali 177.Suriye 178.Türkmenistan 179.Kuzey Kore 180.Eritre Bölge yetkilileri yerel medyaya konuşmuyor Saray-Erbil Bölge gazetecileri haber toplamak ve yetkililerle röportaj yapabilmek için birçok zorluk çekiyorlar. Bu gazeteciler, bölge yetkililerinin yerel gazetelere değil, yabancı muhabirlere demeç ve röportaj vermesinden de şikâyetçi. Kürdistan Bölgesi Dış İlişkiler Daire Sorumlusu Felah Mustafa, yabancı muhabirlerin Kürt yetkililerden demeç almak ve röportaj yapabilmek için email ve telefon yoluyla randevu aldıklarına dikkat çekti. Başında bulunduğu dairenin haberlerini iç medyayla paylaşmakta kusuru olmadığını savunan Felah Mustafa, bu konuda elinden geleni yaptığını söyledi. Dairenin Türkiye masası sorumlusu Dr. Abdusselam Reşit, dış medyaya açılmalarının, dairelerinin misyonuyla örtüştüğünü söyledi. Öncelikli görevlerinin başında dış ülkelerle ilişki kurmak olduğunu savunan Reşit, yerel medyanın üzerine düşen rolü layıkıyla yerine getirmesinin kendilerini sevindireceğini kaydetti. Kürt yetkili Reşit, yerel medyanın bölgeyi dünyaya tanıtmasının öneminin altını çizdi. Yabancı muhabirlerin bölge yetkililerine kolay ulaşabildikleri yönündeki sorumuzu yanıtlayan Reşit, “Bizimle temas kuran kimseyi reddetmedik. Özellikle yerel medyayla görüşebildiklerini söyledi. Ancak yerel muhabirlerin yetkililere can alıcı sorular soramadığını savunan Ranyayi, yetkililerin kurmak suretiyle bölge yetkililerine ulaşabildiklerini söyledi. Gazetecilik çalışması hakkında bölgede uygun mekanizmalara çok iyi ilişkiler kurmak istiyoruz” diye konuştu. Bölge Başkanlığı Enformasyon Sorumlusu Osman Ranyayi, muhabirlerin toplantı ve seminerler sırasında yetkililerle kapısının tüm muhabirlere açık olduğunu kaydetti. Yerel muhabirlerin bilgiye ulaşma şansının düşük olduğuna dikkat çeken Kürt yetkili, yabancı muhabirlerin şahsi ilişkiler sahip olmadıklarını itiraf eden Ranyayi, bu konuda ilgili makamlar ve gazeteciler sendikasına büyük görevler düştüğünü söyledi. Ranyayi, “ Muhabirlerin bilgiye ulaşabilmesi için ilgili makamlar ve gazeteciler sendikası üzerine büyük görevler düşüyor. Gazeteci ve muhabirlerimizin eğitimden geçmesi kaçınılmazdır” diye konuştu. Konuyla ilgili gazetemize konuşan üst düzey bir Kürt yetkili, birçok yetkilinin şöhret olabilmek için yabancı medyaya konuştuklarını söyledi. KDP yönetimi yetkilisi, dış medyanın öneminin yerel medyadan daha çok olduğuna dikkat çekti. Türk, Arap ve Batı medyasına verilen demeçlerin fazla yankı uyandırdığını ifade eden yetkili, iç medyadaki söylemin dış medyadakinden farklı olması gerektiğini söyledi. Dış medyada kendi meseleleri için daha fazla propaganda yapabileceklerini savunan yetkili, iç medyaya verilen demeçlerin yönlendirici olması gerektiğini ifade etti. Dış medyaya verilen demeçlerin kısa, öz ve bilimsel olmasının öneminin altını çizen Kürt yetkili, yerel medyanın dış medyadan farklı olduğunu kaydetti. Elektrik ve konut sorunlarının içe dönük bir mesele olduğunu ve bunları dış medyayla paylaşmanın önemli olmadığını dile getiren KDP’li yetkili, dış ülkelerle olan karşılıklı ilişkilerin dış medyada haber yapılması gerektiğini söyledi. 14 Hükümetin memur sayısını azaltma planı başarısız oldu saray Sayı:113 28 Şubat 2014 Saray-Erbil Kürdistan bölge hükümetinin kamuda memur sayısını azaltma planı başarısız oldu. Ekonomi uzmanlarına göre; bölgede kamuda 1 milyon 300 bin memur çalışıyor. Maliye Bakanlığı sözcüsü ayda memurlara toplam 840 milyar dinar maaş ödendiğini söyledi. Bu da hükümete büyük bir yük oluyor. Kürdistan Bölge Hükümeti Maliye Bakanlığı Sözcüsü Diler Tarık, hükümetin genel harcamaları azaltmaya çalıştığını döyledi. Tarık önlem olarak bakanların, parlamenterlerin, başbakan ve yardımcısının maaşlarını azaltabileceğini kaydetti. Ancak kamuda memur sayısını azaltma konusunda henüz bir karar alınmadığını ifade eden Tarık: “Memur atamaları yasayla yapıldığı gibi azaltılması da yasayla olmalıdır” dedi. Daha önce hükümet kamu memurlarını özel sektöre kaydırmak istiyordu. Bunların 5 yıl boyunca %80 maaşlarını ödeyerek özel sektöre geçmelerini teşvik ediyordu. Ancak çoz az sayıda memur özel sektöre gitmeyi kabul etti. Saray bölge hükümetinin kamuda memur sayısını hükümetin eğitim kursları açmak suretiyle memurların verimliliğini arttırabileceğini kaydetti. Tahır şöyle konuştu: “Me- Özel sektörde çalışanların sayısı 200 bini geçmezken bu sayı kamuda 1 milyon 300 bini buluyor azaltma planı hakkında hükümet sözcüsü Sefin Dizayi ile temasa geçmek istedi. Ancak Dizayi gazeteye konuşmak istemedi. Ekonomi uzmanları kamuda memur sayısının azaltılması konusunda farklı önerilerde bulundular. Ekonomi hocası Hoşmand Refik, iki idareliliğin memur sayısını arttırdığını söyledi. Saray’a konuşan Refik, buna karşı önlem alınmasını istedi. Önlem olarak hükümetin memurları özel sektöre kaydırması gerektiğini savunan ekonomi hocası hükümetten, zayıf olarak nitelediği özel sektöre önem vermesini ve bu konuda özel bir yasa çıkarmasını istedi. Özel sektörde çalışanların sayısının 200 bini geçmediğine dikkat çeken Refik, ancak kamuda çalışanların 1 milyon 300 bin memur olduğunu belirtti. Hükümeti küçük ölçekli projelere önem vermeye çağıran Refik, “Böylece hem bütçe üzerindeki yük azaltılır hem de memurla- rın verimi arttırılır” dedi. Kamu memurlarının özel sektörde çalışmak istememelerini Saray’a değerlendiren ekonomi uzmanı, “Memurlar özel sektöre güvenmiyorlar. Bu sektördekiler kendilerine yakın olanlara iş imkanı sağlıyorlar” diye konuştu. Goran Hareketi Ekonomik Araştırmalar Masası üyesi Ahmet Tahır, hükümetin memurları işten çıkaramayacağını söyledi. Saray’a konuşan Tahır sela Maliye Bakanlığı’nın yaklaşık 30 bin memuru var. Bu sayı çok fazla. Hükümet bunların verimliliğini arttırmak için eğitim kursları açarak başka yerlerde çalıştırabilir”. Çoğu memurların ilkokul ve lise mezunu oldukları için fazla faydalı olamayacaklarını dile getiren Tahır: “Bunların yeniden eğitime tabi tutulmaları gerekir. Örneğin hükümet özel sektörle ortaklaşa bazı projeler yapabilir. Şöyle ki özel sektör hükümetin tamamlayıcısı olacak” diye konuştu. Genel iddia 15 partinin aldığı hazine yardımlarını sorguya aldı Saray-Erbil Genel iddia, içişleri bakanlığına gönderdiği yazıda bölgede faaliyet gösteren 15 parti hakkında bilgi talep etti. Bu partilere karşı yasal işlem başlatmaya hazırlanan genel iddia bu kararına, bu partilerin yüklü paralar almalarına rağmen seçimlere katılmamalarını gerekçe olarak gösterdi. Söz konusu 15 parti yılda toplam 28 milyar 556 milyon dinar alıyor. Awane Gazetesi 18 Şubat 2014 tarihli sayısında 15 partinin aldığı hazine yardımını gündemine aldı. Gazete genel iddianın yazısına yer verdi. Yazıda şunlara yer veriliyor: “Parlamentoyu kazanmayan, hiçbir faaliyetleri olmayan ve seçimlere katılmayan küçük partilerin tek hedefi para elde etmektir. Bunların yıllık olarak aldığı toplam para tutarı 28 milyar 556 milyon dinar olarak tahmin ediliyor”. Bir hukukçu hiçbir faaliyetleri olmayan partilerin halka yük olmamasını istedi. Saray’a konuşan hukukçu Şuan Sabır, kamu malını korumak genel iddianın başta gelen görevi olduğunu söyledi. Sabır partilerin büyük paralar alarak millete yük olmamalarını istedi. Genel iddianın kararını reddeden bu partiler “genel iddia bu partilerin faaliyetlerini zamanında incelemeliydi” dedi. Türkmen Liberaller Cemiyeti Başkanı Sami Şebek, Irak seçimlerine iki kez katıldıklarını söyledi. Siyasi faaliyet yürüttüklerini ifade eden Şebek, yolsuzlukla mücadele kurumu başkan yardımcılığını ve Dr. Roj Nuri Şaveys’in danışmanlığını yaptığını kaydetti. Genel iddianın bilgilerinin yanlış olduğunu savunan Türkmen yetkili Şebek, “bizim kendi ofisimiz var. Para alıyoruz doğru, ancak Kürdistan parlamento seçimlerine katılacak maddi gücümüz yoktu. Genel iddia nedense seçime katılmayan birçok partiyi unutuyor” dedi. Şebek’e göre genel iddia ortalığı karıştırmak istiyor. Çok cüzi bir yardım aldıklarını ifade eden Şebek karara tepkisini gösterdi. Türkmen Kardeşlik Ocağı yönetim üyesi Aydın Arslan, edebiyatçı ve sanatçılar için toplam 25 kitap bastırdıklarını söyledi. Saray’a konuşan Arslan “genel iddia faaliyetlerimizi yerinde görmek için bizi ziyaret etmeliydi. Seçime katılan üyelerimiz Şerdil Tahsin ve Yavuz Arslan parlamentoyu kazandılar. Seçime ittifak yaparak katılıyoruz. TKO Türkmenler için milli bir ekoldür” dedi. Genel iddianın listesine aldığı partiler ve aldıkları para miktarı şöyle: 1-Kürdistan Demokratik Muhafazakarlar Partisi (45 milyon dinar) 2- Kürdistan Demokrasi Yanlısı Hareketi (25 milyon dinar) 3- Kürdistan Demokratik Kurtuluş Hareketi (25 milyon dinar) 4- Kürdistan Barış Yanlısı Hareketi (12 milyon dinar) 5- Kürdistan İstiklal İş Partisi (21 milyon dinar) 6- Kürdistan İleri Partisi (18 milyon dinar) 7- Kürdistan Ulusal Partisi (20 milyon dinar) 8-Türkmen Kardeşlik Ocağı (30 milyon dinar) 9-Türkmen Kültür Cemiyeti (16 milyon dinar) 10-Türkmen Liberaller Cemiyeti (10 milyon dinar) 11-Türkmen Kardeşlik Partisi (5 milyon dinar) 12-Türkmen Milliyetçi Kurtuluş Partisi (1 milyon dinar) 13-Kürdistan Kurtuluş Partisi (20 milyon dinar) 14-Irak Komünist Partisi (75 milyon dinar) 15-Kürdistan Demokratik Halk Hareketi (30 milyon dinar) 15 saray Sayı:113 28 Şubat 2014 Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı: Sanayi ve Ticaret Bakanı Türkiye ile bölge arasındaki ilişkilerin gelişmesine son derece katkıda bulunmuştur Sarayl-Röp Erbil’e ziyarette bulunan Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı gazetemize özel olarak verdiği demeçte olumlu açıklamalarda bulundu. Türkiye olarak Irak’ın her köşesini kucaklamaya çalıştıklarını ifade eden Türk diplomat “Türkmen kardeşlerimiz Irakla Türkiye arasında bir köprü rol oynuyor” dedi. Bağdat’la Erbil arasındaki enerji sorununa da temas eden Kaymakçı “Bağdat’la Erbil aralarındaki sorunu konuşarak çözmelerini arzu ediyoruz” diye konuştu. Kaymakçı’nın demeci şöyle: “Ben Bağdat’ın Türkiye büyükelçisiyim, 5 aydır Bağdat’ta görev yapıyorum. Daha önce Basra’da konsolos olarak 3 yıl görev yaptım. Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti Irak’ın her köşesini kucaklamaya çalışmaktadır. Her kesimini kucaklamaya çalışmaktadır. Türkiye Irak’ın dört bir köşesinde diplomatik misyonu olan ülkelerden bir tanesidir. Hem Basra’da hem Musul’da hem Erbil’de hem Bağdat’ta misyonu olan tek ülke aslında. Dolayısıyla Irak bizim için özel bir ülke, önemli bir ülke, bizim yakın komşumuz, tarihi ilişkilerimiz var. Bizim tüm kesimleri kucaklamakla birlikte soydaşımız olan Türkmenlerin de Irak’ın özellikle Musul’da Kerkük’te ve Irak Kürt böl- gesinde olması bizim için önemli bir araç. Türkmen kardeşlerimiz Irakla Türkiye arasında bir köprü rol oynuyor. Dolayısıyla biz bundan dolayı çok memnunuz. Irak Kürt bölgesinde bir bakanın Türkmen olması, Sanayi ve Ticaret Bakanı Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine son derece katkıda bulunmuş. Irak Kürt bölgesi bize çok yakın. Bu bölgeyle her alanda işbirliğini geliştirmek istiyoruz. Irakla ticaret hacmimiz 12 milyar doları geçti, ihracatımızın çok büyük bir bölümü Irak Kürt bölgesi üzerinden Irak’a yapılıyor. Irak’a yapılan ihracatın %70’i Irak Kürt bölgesi üzerinden Irak’a geliyor. Bir kısmı Irak Kürt bölgesinde kalıyor bir kısmı da Irak diğer vilayetlerine gönderiliyor. Dolayısıyla Irak Kürt bölgesi Irak-Türkiye arasında bir anlamda bir köprü noktasında. Aynı zamanda Irak Kürt bölgesinde Türk şirket sayısı 1300’ü aşmış durumda. Bu bölgede uygulanan serbest ekonomik politikalar yatırımcılara verilen teşvikler ve işadamlarına gösterilen kolaylıklar Süleymaniye’nin Erbil’in Duhok’un kalkınmasına ve buradaki ekonomik canlılığın daha yüksek olmasına katkıda bulunuyor. Tabi Irak’ın güneyinde de görev yaptım. Meysan, Hille, Mütenna, Kerbela, Necef ve Bağdat’ı gezdim. Buralarda da çok önemli potansiyeller var. Ama söylediğim gibi bu bölgede firmalara sağlanan teşvikler ve gösterilen kolaylıklar özellikle bu üç vilayetin özellikle Süleymaniye’nin Erbil’in Duhok’un hızlı bir şekilde kalkınmasına katkıda bulunuyor. Türkiye olarak Irakla ilişkilerimizi sadece ticaretle ve ekonomi ile sınırlı görmüyoruz, enerji alanında da işbirliği yapmaya çok önem veriyoruz. Türkiye’nin enerji ihtiyacı çok büyük. Türkiye yılda 70 milyar dolar enerji ithalatı için fatura ödüyor. Dolayısıyla biz Irakla enerji işbirliğimizi arttırmak istiyoruz. Hem Kürt bölgesinden hem Irak’ın başka bölgelerinden Kerkük’ten Musul’dan Meysan’dan Irak’ın petrol ürettiği her yerden Türkiye’ye daha fazla petrol gelmesini arzu ediyoruz. Aynı zamanda Irak doğal gazını geliştirdiği zaman bu ülkeden bu ürünü de ithal etmeyi arzu ediyoruz. Türkiye Irak için önemli bir ülke. Irak enerjisini hem Türkiye’ye hem batı pazarına gönderecek bir konumda. Irak’ta enerji önemli bir konu. Bu konuda Bağdat’la Erbil arasında bazı anlaşmazlıklar olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin samimi arzusu Bağdat’la Erbil bu meseleyi kendi aralarında konuşarak, kendi aralarında çözmeleri ve hem Kürt bölgesinin hem Irak’ın tamamının hem Türkiye’nin yararına olacak bir formülü bulmaları. Umarız bu formülü bulurlar, biz Türkiye olarak böyle bir çözümden yanayız. Umarız bu sorun fazla sürmez ve en kısa zamanda bir çözüm bulunur. Söylediğim gibi ben Irak’ın değişik vilayetlerine nezaket ziyaretlerinde bulundum, bu defada Kürt bölgesine geldim. Bugün Erbil’deyim ve çok yararlı temaslarda bulundum. IKB Başkanı sayın Mesut Barzani ile Başbakan Neçirvan Barzani ile temaslarımız oldu, yararlı görüşmeler yaptık. Ekonomik ve ticari konuları gözden geçirdik. Firmalarımızın bazı sıkıntılar vardı, bunları nasıl aşabiliriz, ticareti nasıl arttırabiliriz, bunları ele aldık. Bu arada bu bölgedeki tüm siyasi aktörlerle de bir araya gelmek istiyoruz. Bugün bazı siyasi partileri de gördük. Keza yarın Süleymaniye’de farklı siyasi aktörleriyle de görüşeceğiz. Duhok’a da gitmeyi arzu ediyoruz. Sınırımıza bakmak istiyoruz, Habur-Halil İbrahim sınır kapısında neler yapılabilir, başka bir takım etkinlikler olabilir mi, bunlara bakmak istiyoruz. Irak ve Türkiye iki komşu ülke. Irak’ın güvenliği, Irak’ın istikrarı ve kalkınması bizim önceliğimiz ve bizim arzumuz. Bu niyetle çalışmaya devam edeceğiz”. Türkmen parlamenter Muhammet İlhanlı Saray’a konuştu: Türkmen davasında 20 yıldır bir arpa boyu yol alınmadı Röp-Saray Milletvekili ve Türkmen Değişim ve Yenileme Fraksiyonu Başkanı Muhammet Sadettin İlhanlı Saray’a verdiği özel röportajda, “hükümetin muhatabı parlamenterlerdir” dedi. Türkmen adını istismar ederek resmi kurumlarda kendi yakınlarını yerleştirmeye çalışan hiçbir Türkmen yetkiliye müsaade etmeyeceklerini ifade eden İlhanlı “Türkmen davasında 20 yıldır bir arpa boyu yol alınmadı. Biz şimdi sıfırdan başlıyoruz” diye konuştu. Saray: Diğer Türkmen listeleriyle bazı çalışmalarınız olmuştu. Burada birlikte hareket ettiğinize şahit olduk. Bu tüm listelerin tek ses olduğu anlamına geliyor mu? M.İlhanlı: Faaliyetlerimizi dört listenin adına yapıyoruz. Bu aslında 3 listenin fikri idi. Diğer listenin de bundan haberi var. Listeler olarak aramızda hiçbir ihtilaf bulunmuyor. Parlamentoda toplantılar başlamadan önce, bundan 20 yıl öncesinin ve hala çözüm bekleyen bir takım Türkmen sorununu çözüme kavuşturmak istiyoruz. Mesela siyasi toplantılarda KDP ve KYB ile çok şey konuşuluyor, ancak hükümet tarafından uygulanmıyor. Bunları hayata geçirebilecek yetkili bakanlarla görüşüyoruz. Saray: Partiler aileleşiyor. Böyle bir durumla karşılaşıyoruz. Bazıları Türkmen adını istismar ederek resmi kurumlarda kendi yakınlarını yerleştirmek peşindeler. Bunu siz kabul ediyor musunuz ? M.İlhanlı: Bu çok tehlikeli bir durum olup kabul edilemez. Türkmen davası diye bir şey var. Bunu gerçek Türkmen temsilcileri yönetmelidir. Dolayısıyla Türkmen tarafları olarak bunu kabul etmemeliyiz. Partilerin içtüzüğüne dönülerek milletin çıkarlarına uygun çalışmalar yapılmalıdır. Seçimi kazanan KDP ilişkiler bürosu ile görüşerek Türkmenler olarak kendi bakanımızı kendi genel müdürlerimizi ve kendi danışman- larımızı kendimiz seçmeliyiz mesajını verdik. KDP tarafı bu yöndeki görüşümüzü memnuniyetle karşılayarak bizimle hemfikir olduğunu beyan etti. Saray: Bölge hükümeti kabinede Türkmenlere yer verilmesi konusunda sizi muhatap alıyor. Siz bu yerlere parti yetkilileri yakınlarının gelmesine onay verecek misiniz? M.İlhanlı: Kesinlikle onay vermeyiz. Kimsenin kıyak yapılarak veya şu ve bu yetkilinin yakını olduğu için bu yerlere gelmesini istemiyoruz. Biz uygun yerlere uygun insanlar istiyoruz. Bu başka Türkmen listelerinden de olabilir. Yeterki kamu menfaati sağlansın. Biz istiyoruz ki; bu dönemde Türkmenlerin tüm sorunları bitsin, talepleri yerine getirilsin. Biz Türkmen davasına sıfırdan başlıyoruz. Mesela Türkmen okullarında karşılaşılan sorunlar bitsin istiyoruz, birkaç camiide hutbe Türkmence okunsun istiyoruz, mahallelere meşhur simalarımızın isimleri verilsin istiyoruz, Arap Mahallesi’nin asıl adı Yeni Mahalle adı iade edilsin. Türkmenlere kabinede yer vermek ve diğer tüm sorun ve talepler ko- nusunda hükümetin tek muhatabı biz Türkmen milletvekilleriyiz. Buna biz kendi aramızda karar verdik. Saray: Türkmen parti ve tarafları milli meselelerde kayıtsız kalıyorlar. Sizce Erbil’de Türkmen davası diye bir şey var mı? M.İlhanlı: 1995’ten bugüne kadar Türkmen davasında bir arpa boyu yol alınmadı. Bugünün kazanımları ise 1993 yılının kazanımlarıdır. Biz bugün sıfırdan başlıyoruz. Davamızı sahiplenen Türkmen parlamenterler ve partilerimiz talep ve sorunlarımızı dile getirmek için artık harekete geçmelidirler. Aksi takdirde halkın tepkisini alırlar. Çünkü parlamentoda temsil edilen partiler halk için çalışırken diğerlerinin sadece para alması kabul edilemez. Bunu ne Türkmen halkı kabul eder ne de KDP ve KYB. Şimdi işler ters dönüyor. Örneğin Kürt kurtuluş hareketinde millet hakları partiler yoluyla sağlanırken, Türkmen partiler hakları millete değil kendilerine ve yakınlarına istiyorlar. Dolayısıyla bizim çalışma stilimiz yanlıştır ve düzeltilmesi gerekir. Sayı:113 28 Şubat 2014 İlhanlı: Türkmen yetkilileri yakınlarının resmi kurumlarda atanmasına müsaade etmeyiz 15 Bölgede kamuda 1 miyondan fazla memur çalışıyor 14 Masonluk nedir ve ne zaman kuruldu? ... s11 Genel iddia 5 Türkmen ve 9 Kürt partisinin hazineden aldıkları yardımı sorguya aldı 14 103. Türkmen Basın Günü törenlerle kutlandı 12 Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Türkmen milletvekilleri ile toplandı Saray-Özel Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı ve Türkiye’nin Erbil Başkonsolosu Mehmet Akif İnan 25.2.2014 günü Türkmen milletvekilleri ile toplandılar. Saray’a özel bir demeç veren Kaymakçı, Irak’ın Türkiye için özel ve önemli bir komşu ülkesi olduğunu söyledi. Irakla tarihi ilişkilerinin bulunduğuna dikkat çeken Türk diplomat, “Türkmen kardeşlerimiz Irakla Türkiye arasında bir köprü rol oynuyor. Dolayısıyla biz bundan dolayı çok memnunuz” dedi. “Irak Kürt bölgesinde bir bakanın Türkmen olması, Sanayi ve Ticaret Bakanı Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine son derece katkıda bulunmuş” diyen Kaymakçı “Türkiye’nin enerji ihtiyacı çok büyük. Türkiye yılda 70 milyar dolar enerji ithalatı için fatura ödüyor. Dolayısıyla biz Irakla enerji işbirliğimizi arttırmak istiyoruz” diye konuştu. Enfal kurbanı aileler için tören düzenledi Saray-Erbil Enfal operasyonu yıldönümü nedeniyle bir tören düzenlendi. Kürdistan Avukatlar Sendikası Erbi Şubesi ve Enfal Örgütü’nün ortaklaşa düzenledikleri törende Avukat Sefin Yasin bir kısım Enfal kurbanı ailelerine hediye ve madalyalar verdi. 22 Şubat 2014 günü düzenlenen törene resmi ve parti yetkilileri hazır bulundu. Kürdistan Enfal Kurbanları Örgütü Başkanı Zaman Abde, törene ön ayak olan Avukat Sefin Yasin’e teşekkür etti. Abde yaptığı konuşmada Enfal kurbanı ailelerinin taleplerini en yakın zamanda yerine getirmesini istedi.
Benzer belgeler
İbo 2.5 Yıl Sonra İlk Kez Şarkı Söyledi İntihara
hiyerarşisini aranıyor. Bulamadıkça az önceki gibi
kaba sözcüklere sarılıyor.
Adnan Şenses`e veda! Emrah`a Twitter şoku
Semaver Kumpanya, yeni
oyunun yanı sıra, Mart ayında
repertuarındaki diğer oyunları
sunmaya ve konuk tiyatroları
ağırlamaya devam edecek.
BİR İNFAZIN PORTRESİ
İngiliz yazar Howard Barker’ın
“Bir İn...
gazeteni okumak için buraya tıklayın
devletin kazandığı zaferi ölümsüzleştirmek için bir tablo siparişi
verilir. Galactia’nın gerek kadın
olması, gerek yakın çevresi ve
ülke koşulları, ressamın üzerinde ağır bir baskı oluşturur.
Ressa...