İncelemek için tıklayın. - Gerze Meslek Yüksekokulu
Transkript
İncelemek için tıklayın. - Gerze Meslek Yüksekokulu
ÖĞRENCİLERİMİZDEN KAN BAĞIŞI KAMPANYASINA TAM DESTEK 800 YILLIK TARİHİN KARADENİZ'DEKİ TEK ÖRNEĞİ Yüksekokulumuz akademik personeli ve öğrencileri Türk Kızılayına kan bağışında bulundular. Yüksekokulumuza gelen Türk Kızılay’ı Samsun Şubesi’ne bağlı kan toplama ekibi, her yıl olduğu gibi bu yıl da öğrencilerimizin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Devamı Sayfa 3’te SİNOP ALAADDİN CAMİİ Anadolu'ya hakim olan Türk-İslam kültürü, gezginci derviş babalarla başlamış, toptan Anadolu taranmış ve Mevlana ile zirveye ulaşmıştır. Anadolu coğrafyasına hakim olan bu kültürün Karadeniz Bölgesinde yaşayan tek örneği 1214 yılında yapılan, günümüz topraklarında Sinop'ta bulunan Alaaddin Camii'dir Devamı Sayfa 6’da GENÇ DURUŞ GAZETESİ T.C Sinop Üniversitesi Gerze Meslek Yüksekokulu 18 Nisan 2016 Pazartesi Sayı: 6 TERCİHLERİ TEKNOLOJİ TALEPLERİ YENİ YAZARLAR Geçtiğimiz günlerde Kütüphaneler Haftası kutlandı. Üniversitemizde ve bağlı meslek yüksekokullarında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Genç Duruş Gazetesi olarak biz de okulumuz öğrencilerine okuma alışkanlıklarını ve okulumuzda geçen yıl Kasım ayında açılan Kaşgarlı Mahmut Kütüphanesini ne kadar kullandıklarını sorduk. TERCİHLERİ “TEKNOLOJİ”, TALEPLERİ “YENİ YAZARLAR” Aldığımız yanıtların ortak paydası kütüphanemizde yeni dönem yazarların kitaplarının olmayışı ve daha çok dersleriyle alakalı mesleki kitaplar için kütüphaneyi kullandıkları yönündeydi. Genel istatistiklere bakınca da 1050 öğrencinin mevcut olduğu okulumuzda, maalesef çıkan sonuç neticesinde okul kütüphanesine ilginin yok denecek kadar az olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Okumayı sevenler ise kendi imkânları ile edindikleri kitapları okumayı tercih ediyor. NELER DEDİLER? Ertan Özkök(Radyo ve Televizyon Programcılığı 2. Sınıf) Genelde mesleki kitaplar için kütüphaneden istifade ediyorum. Elimde okunmayı bekleyen kitaplarım var o yüzden edebi kitaplar almadım bugüne kadar. Bence de öğrencilerin kütüphaneye ilgisi az. Bana göre bunun sebebi tanıtımın yetersiz oluşu. Hala kütüphanenin yerini bilmeyen arkadaşlarımız var. Okul yönetiminden öğrenciye kadar herkese bu anlamda görev düşüyor. Hocalar yönlendirmeli, öğrenci de merak edip araştırmalı. Daha çok internet- Dursun Ali Yaz Yüksekokulumuzda Sayfa 3’de le ilgililer. Okumak isteyen kütüphaneye gitmiyor olsa bile internetten e-kitap indirip okuyabilir pekâlâ. Ben yaptığımız radyo programlarında sürekli duyuruyorum kütüphanemizi. Zeynep Kılıç (Radyo ve Televizyon Programcılığı 2. Sınıf) Kütüphaneye gidiyorum, ama kitaplar daha çeşitli olabilir. Çoğu okuduğum kitaplar. Yeni yayınlar bulamadığım için almıyorum. Ödevlerimi karşılayacak kitapları da zaman zaman bulamıyorum. Halk evinin kütüphanesine gidiyorum onun için. Her ay düzenli bir şekilde bir kitap, üç dergi okuyorum. Bence inter- Köylü Milletin Efendisidir Sayfa 4’te net okuma oranını düşürmedi, isteyen e-kitaptan okur. Ama yine de kitabı elinize alma alışkanlığınızı biraz köreltiyor internet. Yeni yazarların kitapları getirilmeli. Bence o zaman arkadaşlarımızın ilgisi artacaktır. Tuba Türk (Grafik Bölümü 1. Sınıf ) Çok okumam aslında. Okumayı seviyorum ama zaman bulamıyorum veya içimden gelmiyor diyeyim. Okumam için kitabın sürükleyici olması ve ilgimi çekmesi lazım. O zaman bir solukta bitiriyorum. Devamı Sayfa 2’de Varoluşun Mücadelesi: Çanakkale Sayfa 7’de Sayfa 2 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi TERCİHLERİ TEKNOLOJİ TALEPLERİ YENİ YAZARLAR Geçtiğimiz günlerde Kütüphaneler Haftası kutlandı. Üniversitemizde ve bağlı meslek yüksekokullarında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Genç Duruş Gazetesi olarak biz de okulumuz öğrencilerine okuma alışkanlıklarını ve okulumuzda geçen yıl Kasım ayında açılan Kaşgarlı Mahmut Kütüphanesini ne kadar kullandıklarını sorduk. TERCİHLERİ “TEKNOLOJİ”, TALEPLERİ “YENİ YAZARLAR” Aldığımız yanıtların ortak paydası kütüphanemizde yeni dönem yazarların kitaplarının olmayışı ve daha çok ders- le ilgililer. Okumak isteyen kütüphaneye gitmiyor olsa bile internetten e-kitap indirip okuyabilir pekâlâ. Ben yaptığımız radyo programlarında sürekli duyuruyorum kütüphanemizi. yon Programcılığı 1. Sınıf) Kitabı elime alıp okumayı sevmiyorum. Bir süre sonra sıkılıyorum. Ben internetten okumayı tercih ediyorum. Bir kitabı okursam diğer sayfayı merak etmeliyim edinip öğrenilmeli birçok şey. Bu yüzden hem kitap okumuyorum hem de kütüphaneye hiç gitmedim. Nerde olduğunu bile bilmiyorum. “BAHAR DÖNEMİNDE İLGİ ARTTI” leriyle alakalı mesleki kitaplar için kütüphaneyi kullandıkları yönündeydi. Genel istatistiklere bakınca da 1050 öğrencinin mevcut olduğu okulumuzda, okul kütüphanesine ilginin yok denecek kadar az olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Okumayı sevenler ise kendi imkânları ile edindikleri kitapları okumayı tercih ediyor. NELER DEDİLER? Ertan Özkök(Radyo ve Televizyon Programcılığı 2. Sınıf) Genelde mesleki kitaplar için kütüphaneden istifade ediyorum. Elimde okun- Zeynep Kılıç (Radyo ve Televizyon Programcılığı 2. Sınıf) Kütüphaneye gidiyorum, ama kitaplar daha çeşitli olabilir. Çoğu okuduğum kitaplar. Yeni yayınlar bulamadığım için almıyorum. Ödevlerimi karşılayacak kitapları da zaman zaman bulamıyorum. Halk evinin kütüphanesine gidiyorum onun için. Her ay düzenli bir şekilde bir kitap, üç dergi okuyorum. Bence internet okuma oranını düşürmedi, isteyen e-kitaptan okur. Ama yine de kitabı elinize alma alışkanlığınızı biraz köreltiyor internet. Yeni yazarların kitapları getiril- yoksa okumam. Kütüphaneye gitmedim ve yeri nerde onu da bilmiyorum, çünkü ilgimi çekmiyor. Teknoloji daha çok ilgimi çekmiyor. Rabia Demirpolat (Basım Yayın Teknolojileri Programı 1. Sınıf) Zaten kütüphanede görevli olduğum için oradan daha fazla istifade ediyorum. Ama genele baktığımızda öğrencilerin ilgisinin yok denecek kadar az olduğunu söyleyebilirim. Çeşit açısından biraz daha zenginleştirilebilir tabi. Okulun bahçesinde elinde kitap okurken karşılaştığımız Yunus Taş ise şun- Öğrencilerden sonra bir de kütüphane sorumlusu Yavuz Sultan Selim’e kütüphanenin istatistiklerini sorduk. Güz dönemi toplam (Kasım –Aralık -Ocak ) Başvuran Öğrenci Sayısı: 34 Alınan Kitap Sayısı: 46 Bahar dönemi toplam ( Şubat- Mart ) Başvuran öğrenci sayısı: 98 Alınan kitap sayısı: 154 TERCİH EDEBİ KİTAPLARDAN YANA Aldığımız bilgilere göre, kütüphaneden alınan kitapların çeşitleri ve sayısı şu şekilde; mayı bekleyen kitaplarım var o yüzden edebi kitaplar almadım bugüne kadar. Bence de öğrencilerin kütüphaneye ilgisi az. Bana göre bunun sebebi tanıtımın yetersiz oluşu. Hala kütüphanenin yerini bilmeyen arkadaşlarımız var. Okul yönetiminden öğrenciye kadar herkese bu anlamda görev düşüyor. Hocalar yönlendirmeli, öğrenci de merak edip araştırmalı. Daha çok internet- meli. Bence o zaman arkadaşlarımızın ilgisi artacaktır. Tuba Türk (Grafik Bölümü 1. Sınıf ) Çok okumam aslında. Okumayı seviyorum ama zaman bulamıyorum veya içimden gelmiyor diyeyim. Okumam için kitabın sürükleyici olması ve ilgimi çekmesi lazım. O zaman bir solukta bitiriyorum. Mustafa Mandev(Radyo ve Televiz- ları söyledi. Yunus Taş(Otobüs Kaptanlığı 1. Sınıf) Okumayı seviyorum. Daha çok kendi imkânlarımla temin ettiğim kitaplarım var. Derslerimden arta kalan zamanlarda onları okuyorum. Mahsum Tura (Otobüs Kaptanlığı 1. Sınıf) Okumanın gerekli olduğuna inanmıyorum. Yaşayarak hayatın içinde tecrübe Edebi Kitap sayısı: 103 Mesleki Kitaplar: 90 Sosyal bilimler: 3 Coğrafya: 22 Tarih: 16 Daha az internet, daha çok kitaplı günlere… Gülten KAHRAMAN Sayfa 3 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi ÖĞRENCİLERİMİZDEN KAN BAĞIŞI KAMPANYASINA TAM DESTEK Yüksekokulumuz akademik personeli ve öğrencileri Türk Kızılayına kan bağışında bulundular. Yüksekokulumuza gelen Türk Kızılay’ı Samsun Şubesi’ne bağlı kan toplama ekibi, her yıl olduğu gibi bu yıl da öğrencilerimizin yoğun ilgisiyle karşılaştı. “1 Dakika İçin, Harekete Geçin” sloganıyla kan bağış kampanyasına destek beklediklerini belirten Kızılay gönüllüleri, öğ- rencilerin kan bağışı talebine karşı duyarsız kalmadığını ifade ederek Gerze Meslek Yüksekokuluna her geldiklerinde memnuniyet verici bir ilgi gördüklerini dile getirdiler. “Hedef 25” Projesi kapsamında gerçekleşen kan bağışı kampanyasında, Kızı- lay tarafından gönüllü olarak kan veren öğrencilere çeşitli ikramlarda bulunuldu. Ayrıca kan verenlerin Hepatit B, Hepatit C, AIDS, Frengi gibi yaptırma maliyetleri yüksek olan testleri de yapıldı. Yüksekokul Müdürümüz Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÖZTOPRAK konuya ilişkin yaptığı açıklamada, öğrencilerin bu kampanyaya ilgisiz kalmamasının kendisini çok memnun ettiğini belirterek, hassasiyetlerinden dolayı bağışta bulunan herkese teşekkür etti. Hami Uysal TÜRK EKONOMİSİNDEKİ KRİZLER KONUŞULDU Yüksekokulumuz,Bağımsız Denetçi Serbest Muhasebeci ve Yazar, Dursun Ali YAZ’ı ağırladı. Alanında uzman, tecrübeli ve sektörünün öncü isimleriyle öğrencilerimizi buluşturmaya devam eden Yüksekokulumuz, mali tablo, vergi ve bağımsız denetim gibi konuların uzman isimlerinden olan Bağımsız Denetçi Serbest Muhasebeci ve Yazar, Dursun Ali YAZ’ı ağırladı. Yüksekokulumuz Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonunda gerçekleştirilen programa; Yüksekokul Müdürümüz Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÖZTOPRAK, Müdür Yardımcılarımız Öğr. Gör. Mehmet KESKİN, Öğr. Gör. Funda İNCE, akademik personelimiz, Sinop Meslek Yüksekokulu ile Ayancık Meslek Yüksekokulu Muhasebe ve Vergi Uygulamaları Programı akademik personeli, öğrencileri ve Yüksekokul öğrencilerimiz katıldı. Program “5 Nisan 1994 Kararları ve 2001 Krizi” konulu kısa film gösterimi ile başladı. Daha sonra “Sebepleri ve Sonuçları ile Türk Ekonomisindeki Krizler” konulu bir konferans veren Dursun Ali YAZ, geçmişten günümüze yaşanan krizleri değerlendirerek, Türk ekonomisindeki gelişim ve muhasebe mesleğinin işlevselliği hakkında katılımcılara bilgiler verdi. Türkiye’deki birçok üniversite mezununun arzu ettiği işi bulamadığını belirten YAZ, “Dünya’da ve Türkiye’de meydana gelen krizler, öncesinde bir uyarı ile kendini hissettirmiştir. Türkiye’de hâkim olan serbest piyasa ekonomisi, iş olanakları bakımından çoğu öğrenciyi tatmin etmiyor. Bugün mezun olduktan sonra iş bulacağınız sahaya yönelik donanım ve bilgiye sahip olmazsanız sizin kriziniz de başlamış sayılır. Bu konferansın da siz öğrenciler açısından kriz öncesi tedbir almanızı sağlayacak bir uyarı olmasını temenni ediyorum. Sizler bilim yuvası olan bu üniversitelerde kendinizi geliştirerek güçlü bir entelektüel birikime sahip olmalısınız. Bu bağlamda vakitlerinizin çoğunu kitaplarla ve kütüphanelerde geçirin. Ekonominin seyrini ve paranın işlevini iyi kavrayın. Gelişen ekonomik modelleri iyi okuyun.” şeklinde konuştu. Konuşmasını tarihten ve günümüzden örnekler vererek sürdüren Bağımsız Denetçi Serbest Muhasebeci ve Yazar Dursun Ali YAZ’a program sonunda hediyesini Yüksekokul Müdürümüz Yrd. Doç. Dr. Mustafa ÖZTOPRAK verdi. Ömer Çakıcı Sayfa 4 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi Bir Kitap Tahlili Waldo Sen Neden Burada Değilsin? Birçok kesimce aykırı adam olarak nitelendirilen şair İsmet Özel’in ‘Waldo Sen Neden Burada Değilsin’ kitabı, muallakta olan mutezillere ithaf edilen güçlü bir eserdir. İnsanın kim olduğunu sorgularken, fark etmeden kimlik değişimi yaşadığını belirten İsmet Özel, okuyucuya kendi hayatındaki kimliksel gelişmeleri anlatarak hızla betonlaşan kentlerde evresel bir yol çiziyor. Kitabın içeriği kadar kapağı da dikkat çekici. İki Amerikan polisi tarafından ağzı kapatılarak gözaltına alınan bir isyancının yer aldığı fotoğraf karesinde Şair İsmet Özel “Evet İsyan” ritüelini okuyucuya pratik bir zekâyla aktarıyor. Ayrıca, okuyucuya kendi mustarip izahatının yanı sıra içinde bulunduğu ruh halini de kurduğu ilk cümle ile özetliyor, “Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır” ve devam ediyor şair, “Doğan her bebek, havanın ciğerine dolması sonrası yaşadığı sancıyla ağlamaya başlar.” Bu iki cümle ile başlayan kitap o an yüzünüze atılan sert bir tokat gibi sarsıyor sizi. Aslında ilk paragrafta netleşiyor akıllardaki soru işareti. Kim olduğunu öğrenmek için; neyle savaştığını kavraman gerekiyor. “Soğuk, sıcak, açlık, hastalık vs…” tüm bu saldırıların insanı kim olduğunu öğrenmeye iten etkenler olduğunu iddia ediyor İsmet Özel ve paragrafı şöyle tamamlıyor; “Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir.” Kitapta yer alan aforizmalardan önce isminin hikâyesine değinmek gerek. İlk okuduğunda hiçbir çağrışım doğurmasa da, aslında kitabın dinamiğini oluşturan bir hikâye repliği bu ad. Zira, İsmet Özel eserinin finalinde okuyucuya bir hikaye anlatılır.Hikâyenin özeti kısaca şöyledir: Amerika'da Meksika'yla yapılan savaşı protesto etmek için ödemesi gereken 1 dolarlık seçmen vergisini ödemeyip 1 gecelik hapse düşen Henry David Thoreau'nun ziyaretine çok sevdiği dostu gelir. Kendisinden 14 yaş büyük olan ve birçok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Raplh Waldo Emerson, telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşma geçer: "- Henry, neden buradasın?" "- Waldo, sen neden burada değilsin?" “Kadirşinas itaatsizliğim ve tevarüs edilmemiş asaletim” Kitap iki ayrı başlıkta vuku bulur. İlk bölümde okuyucuya “Waldo Sen Neden Burada Değilsin?” sorusunu yöneltip, kendi fikri zindanına davet ederken, İkinci bölümde ise “Henry Neden Buradasın” başlığı altında, bu fikri zindana geliş sürecini usta bir anlatımla okuyucusuna izah eder. İsyan ahlakına yakışır bir üslupla kitabında sivil itaatsizliği ele alan İsmet Özel, sarsıntılı hayatını aidiyet duygusuyla okuyucusuna sunarak, ilk şiir denemelerini, din ile ilk ilişkilerini, sosyalistlikle münasebetini, İslam’a yöneliş evresini ve onu tutunamayan adam kılan etkeni şu cümle ile özetliyor; “Kadirşinas itaatsizliğim ve tevarüs edilmemiş asaletim” Aydın Kesimin Kavram Fanatikliği Kitaba gelecek olursak, İsmet Özel ‘Waldo Sen Neden Burada Değilsin’ kitabında kendi masalına derin çözümlemeler getiriyor. Kendini, sıfatlarını, masalını izaha soyunuyor. Kendisine yönelttiği "Ne için" sorusuyla hayatını gözden geçiriyor. Yazarın ilk sorgusu şairliği üzerine başlıyor 'Neden şair olmak?', 'Şiir nedir?', 'Şair kime denir?' Masalının en önemli parçalarından biri olan şairliği ve şiiri çözümledikten sonra diğer önemli parçası komünizm üzerine devam ediyor. Günümüzde şiir ve edebiyat sahasında iktidar olduklarını iddia eden aydın kesimin; kalıtsal bencillik ve kavram fanatikliğinde boğulduğunu belirten Özel, ''Türkiye'de insana, aydınlanmadan geçmediği halde, aydınlanmanın ilk faraziyatları öğretilmiştir." diyerek aydınlık ve özgürlük kavramlarını da yeniden yorumluyor. Tarihsel süreçlerdeki sosyalizm algısına dair de birçok bilgi veren Özel, kitabında komünist şairlikten Müslüman şairliğe geçtiğini belirtse de, Siyasal İslam ve Muhafazakarlık terimlerine duyduğu kızgınlığı da eklemeden bitirmiyor hikayesini. Çünkü Ali Şeriati gibi İsmet Özel'de; bir devrin değil, her devrin yükünü göğüslemiş olmanın haklılığıyla ‘neden yazıyorum?’ sorusunu yöneltmiştir kendine. İsmet Özel'inde kitabında "neden yazıyorum?" sorusuna verdiği cevap, terimsel bir jargondan ötedir; “Şair kimdir? Kendisine yaradılıştan şiir söyleme gücü verilmiş üstün yetenekli biri mi? Yoksa aldığı eğitim sonucu başarılı şiirler kurma gücüne ermiş bir usta mı? Yahut bazı mahrumiyetleri bünyesinde yücelterek şair olmak zorunda bırakılmış bir çaresiz mi? Belki her şair için bu üç soruya uygun düşen durumlar geçerli olabilir. Diyebiliriz ki şairin ortaya çıkışında yeteneğin, eğitimin ve sosyopsikolojik zorlamaların belli dozlarda etkisi vardır. Bu takdirde şairi toplumsal bir vakıa olarak anlamamız gerekir ki ben, böyle bir anlayışı doğru bulmuyorum. Şair dünyadan alır ve dünyaya verir. Şairin dünyadan neler aldığını bütün ayrıntılarıyla ve hatta onu şiire götüren ve okuyanlar olarak bizi şiire yönelten asli bağ bakımından bilemeyebiliriz. Şiirlerimle yüz yüze gelenler dünya ile olan ilgilerinde yeni bir açılımı, gerekirse bir rahatsızlığı fark etmeliydiler. Bu yüzden genel kabul içinde şiire yakışır sayılana değil, şiire girdiği zaman bir şeyleri kurcalar olana rağbet ediyorum. “ Çok geç olmadan İsmet Özel'i fark etmeliyiz. Ömer Çakıcı Köylü Milletin Efendisidir Ülkesi için tıpkı gözleri gibi yaşlanır köylü, parfümü toprak kokusudur. Yağmurda ıslanarak çalışır. Islanmayı sevmez belki ama çalışmayı sever. Köylerde, bağlarda, bahçelerde, tarlalarda çalışıp toprağının kıymetini bilen ve bilinmesi için üreten, icraatlarına doymayan, kendi buğdayı ile doyarken aynı zamanda doyuran millettir köylü. Kendisinin efendisidir, milletin efendisidir. Ülkesine üretir ne üretirse, mahsulü de ticareti de kendi gibi saf ve temizdir. Hisleri vardır hava durumu gibi, yağmuru, güneşi, sıcağı, soğuğu az çok bilir. Bu topraklar için çalıştı ağır şartlar altında, tarihi derindir yarası gibi. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır diyerek savaştı cephede bugün yine savaşır. Dünya üzerinde eşi olmayan millettir. Bağımsızlık kayıtsız şartsız onundur. Tüm dünya diğer önemli alanlarda özelikle teknolojide gelişmek için bağını bahçesini toprağını kölelere sulatmıştır. Milletin efendisi alın teri ile sulamıştır, bağdan bahçeden tarımdan başını kaldıramadığından çarpamamıştır başını teknolojiye. Belki biraz geri kalmıştır, ama ülkesi için doğan güneştir. Doğar doğmaz ışığını veren sürekli yenilenebilir, ürettikleri gibi doğal bir kaynaktır. Ülkesi için tıpkı gözleri gibi yaşlanır köylü, parfümü toprak kokusudur. Yağmurda ıslanarak çalışır. Islanmayı sevmez belki ama çalışmayı sever. Yırtık ve yama- lı olan üstüne, bazen çok gelirler, maddi sıkıntıya düşer, toprağına bereketli tohumlarını basıp, üstü başı toz toprak olan ekinlerini toplayarak kalkar. Köyünü, memleketini, milletini sevdirenin toprak olduğunu bilir huzuru toprakta bulur. Ekinlerinin yeşerdiğini görür, tarlasının güzelliğini gönlünün aynasından görür. Huzuru toprakta bulur. Yağmur toprağa düştükçe paçaları çamur olan köylü, topraktaki bereket kokusunu içine çeker. Huzuru toprakta bulur. Günü gelir ölür köylü, yine huzuru toprakta bulur! Mahmut OLGAR Sayfa 5 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi Milyonları Peşinden Sürükleyen Dizi GAME OF THRONES Amerikan dizilerinden birisi olan Game Of Thrones (Taht Oyunları) dünyada en çok izlenenler arasında yer alan dizi, George R.R Martin’in fantastik kitabı Buz ve Ateşin Şarkısı’ndan uyarlandı. Dizinin sahneleri ise Amerika hariç sekiz ayrı ülkede çekiliyor. Sibel Kekilli’den sonra bir Türk oyuncu daha diziye dâhil oluyor. İlk bölümü 17 Nisan 2011 tarihinde ABD televizyon kanalı HBO’da yayınlandı. Türkiye’de ise beşinci sezonun ilk bölümü 13 Nisan 2015 Pazartesi günü televizyonda CNBC-e’de sevenleriyle buluşmuştu. Dizinin yönetmenliğini Tim Van Patten, Brian Kirk, Daniel Minahan ve Alan Taylor üstlenmektedir. Bakıldığı zaman oyuncu kadrosunda tanıdık isim görmek mümkün değildir. Dizinin başrollerinde ise Sean Bean, Peter Dinklage, Nikolaj Coster-Waldau, Kit Harington ve birçok isim yer alıyor. Dizi genel olarak bakıldığı zaman geçmiş zaman Krallıklarını fantastik bir şekilde gözler önüne seriyor. Dizinin ilginç taraflarından birisi en sevdiğiniz karakterin hiç ummadığınız an da hayatını kaybediyor olmasıdır. Ayrıca dizide birden fazla ana karakterin rol aldığı açıkça gözlemlenebilir. GEORGE R.R MARTİN’İN GÖZÜ HBO’DAYMIŞ! Tüm dünyada izlenme rekoları kıran Game Of Thrones yayınlanmaya başlamadan önceki sürecinde kitabın yazarı olan George R.R Martin ile irtibat kuran film şirketleri, kitabın filmleştirilmesi konusunda Martin’i ikna edemedi. Film yerine diziye dönüştürülmesi fikri üzerinde karar kılan ünlü yazar, yazdığı romanın haklarını HBO firmasına verilmesini söyledi.5.sezonun final bölümü 15 Haziran 2015’te en sevilen karakter olarak görülen Jon Snow’un (Kit Harington) ihanete uğrayarak öldürülmesi ve Khaleesi'nin (Daenerys Targaryen) kaçırılmasıyla izleyicileri şoke eden bir finalle veda etti.Merakla beklenen Game Of Thrones’un altıncı sezon çekimlerine Eylül 2016’da başlandı. 8 AYRI ÜLKEDE ÇEKİLDİ! İzleyicileri içine hapseden dizinin şu ana kadar ki sezonları8 ayrı ülke de (Hırvatistan, İspanya, Fas, İskoçya, Ku- zey İrlanda, Malta, İzlanda ve Yunanistan) çekildi. Amerikan dizisi olmasına rağmen Amerika’da herhangi bir sahnenin çekilmemiş olması dikkatlerden kaçmadı. Merakla beklenen Game Of Thrones’un altıncı sezonu 24 Nisan 2016 tarihindesevenleriyle buluşacak. 1 TÜRK DAHA DİZİYE DÂHİL OLUYOR! Game Of Thrones’un ikinci sezonun da konuk oyuncu olarak dizide Shae karakterini canlandıran Sibel Kekilli kendisine verilen fırsatı iyi değerlendirip, dizi de performansı ile dikkatleri üzerine çeken Kekilli, dizinin dördüncü sezonunda öldürülerek diziye veda etmişti. Altıncı sezonda Kıbrıslı Türk aktör Tamer Hassan’ın (47) yeni bölümlerinde rol alacağı dizi tarafından doğrulandı. İSYAN BAYRAKLARINI KİTABIN HAYRANLARI ÇEKTİ! Dünyada isminden söz ettiren dizinin toplumların değerlerini sarsan cinsel olaylar, vahşet, çarpık ilişkiler ve kin bulunuyor. Dizideki kadın oyuncular ve figüranlar bir meta olarak kullanılıyor. Game Of Thrones’un eleştiri odağı haline gelmesinin başlıca sebeplerinden birisikadına yönelik şiddetin ve tecavüz olaylarının artması oldu. Özellikle değinmek gerekirse kitapta yer almamasına rağmen Sansa Stark’ın tecavüze uğraması ise izleyenleri ateş topuna çevirdi. “Buz ve Ateşin Şarkısı” kitabından uyarlanan dizinin, kitaptakileri yazılanların dışına çıkılması izleyiciler tarafından eleştirilere maruz kaldı.Asıl sorunun henüz kitabın yazılmış kısımları bitmeden yapılan değişiklikler ve karakterlerin yazılanlara ters düşmesiydi. Dizi izleyicisi olarak bundan pek rahatsızlık duymasak da kitabın hayranları isyan bayraklarını çekti. Burak Oruç GERZE TİYATRO TOPLULUĞUNDAN İKİ YENİ OYUN Gerze Belediyesi tarafından düzenlenen tiyatro etkinlikleri tüm hızıyla devam ediyor. Gerze Belediyesi çatısı altında her yıl düzenlenen tiyatro çalışmaları bu yıl da halkın karşısına yine halktan oyuncularla çıktı. Oyuncu kadrosunu; emekli, öğretmen, memur, ev hanımı ve öğrenciler gibi gönüllü vatandaşlardan oluşturan Belediye Konservatuarı Tiyatro Topluluğu, tiyatro severler için kaçırılmaz bir fırsat. Konservatuarda uzun ve özverili bir çalışmanın ardından sahnelenen oyunların arasına bu yıl ''Bayrağın Gölgesinde'' ve ''Pusuda'' adlı oyunlar da eklendi. Tiyatro severlerin beğenisine sunulan oyunlar, Gerze Sedat Işıdı Kültür Sanat Merkezinde sahnelendi. Konservatuar tiyatro ekibi eğitmeni Ömer Şener' in de rol aldığı oyunların oyuncuları arasında bu yıl Yüksekokulumuz öğrencileri de bulunuyor. Emrah PESEN Sayfa 6 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi 800 YILLIK TARİHİN KARADENİZ'DEKİ TEK ÖRNEĞİ SİNOP ALAADDİN CAMİİ Caminin avlusunda beş farklı giriş kapısı bulunmaktadır. İbadet mekânının üzeri biri büyük olmak üzere üç kubbe ile örtülmüştür. Ayrıca batı ve doğu yönünden de birer küçük kubbe ile ortadaki üç kubbe desteklenmiştir. Caminin mihrabı beyaz mermerden olup, bezemeli olarak iç içe iki mihrap görünümündedir. Mihrabın çevresi çiçekli kabartmalar halinde çepeçevre Ayetel Kürsi ile çevrilmiştir. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması, Anadolu Selçukluları Döneminde gerçekleşmiştir. Anadolu'ya hakim olan Türk-İslam kültürü, gezginci derviş babalarla başlamış, toptan Anadolu taranmış ve Mevlana ile zirveye ulaşmıştır. Anadolu coğrafyasına hakim olan bu kültürün Karadeniz Bölgesinde yaşayan tek örneği 1214 yılında yapılan, günümüz topraklarında Sinop'ta bulunan Alaaddin Camii'dir. Selçuklu Dönemi’nden kalan Camii, Sinop'un en büyük camilerinden birisidir. Camii dikdörtgen mekânı ve geniş avlusu ile 86 m uzunluğunda ve 22 m genişliğindedir. Avlu, camii alanının 3 katı büyüklüğündedir. 64 m uzunluğunda ve 86 m genişliğindedir. Minaresi avlunun kuzey duvarına bitişik vaziyettedir. Avlusunun doğu, batı, kuzey olmak üzere 3 tane kapısı bulunmaktadır. Kuzey ve batı kapısında kitabeler bulunmaktadır. Batı kapısının üzerindeki kitabe 1385 tarihli olup, Candaroğullarından Celalüddin Beyazıt’ın tamir kitabesidir. Ayrıca bu kitabenin üzerinde 1851 tarihinde Sultan Abdülmecit zamanında Mutasarrıf Tufan Paşa’nın onarım kitabesi de bulunmaktadır. Caminin avlusunda beş farklı giriş kapısı bulunmaktadır. İbadet mekânının üzeri biri büyük olmak üzere üç kubbe ile örtülmüştür. Ayrıca batı ve doğu yönünden de birer küçük kubbe ile ortadaki üç kubbe desteklenmiştir. Caminin mihrabı beyaz mermerden olup, bezemeli olarak iç içe iki mihrap görünümündedir. Mihra- bın çevresi çiçekli kabartmalar halinde çepeçevre Ayetel Kürsi ile çevrilmiştir. Bu mihrap yanındaki minber ile birlikte camiyi onaran Candaroğullarından İsfendiyar Bey tarafından yaptırılmıştır. Caminin minberi büyük kubbenin 1850 yılında yıkılması sırasında harap olmuş, kalan bölümleri İstanbul Türk ve İslâm eserleri Müzesi’ne Trabzon Valisi Sırrı Bey tarafından gönderilmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bu minbere değinmiştir: ”Evsaf-ı Mimber-ı cami-i Sinop- öyle bir müsenna ve murassa ibretnümadır ki, sitayişinde kerubiyan bile acizdirler. Lâkin Alâ kaderittaka bu hâkir deryadan katre, güneşten zerre olarak tavsif edeyim. Evvela üstad-ı kâmil bu minberi altı kıt’a mermer-hamdan inşa edip her paresini birbirine öyle mezcetmiştir ki, Kemal-i kuvvet-i basara malik olan hezarfenler bile nazar-ı im’an ile bu taşı muayene etseler her kıt’a taşın birbirine intizaç yerini fark edemezler. Güya yekpare bir minber-i ranâdır. Cenabı İzzet ruyi arzda ne kadar nebatat, Şukufe ve eshar halk etmişse üstat-i mermer yedi tülasını iyan ederek bu mermerde tersim etmiştir ki diyar-ı İslam’da buna muadil bir minber yoktur.” Caminin arkasında kesme taştan, yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.Her yıl binlerce turistin akın ettiği Alaaddin Camii Sinop turizmine de büyük katkıda bulunmaktadır. Erdem SEVİNGÜN VAR OLUŞUN MÜCADELESİDİR ÇANAKKALE Nifak tohumlarının içimizde yeşermemesi, ancak Çanakkale’deki birlik ve beraberlik ruhuyla mümkün olacaktır. Çanakkale, destan olmanın yanı sıra istikbalimiz için de bir yol haritası olmalıdır. Birçok açıdan incelenmesi gereken Çanakkale Zaferi, nesilden nesile aktarılmalıdır. Çanakkele Savaşında şehadetleri dinin temeli olan ezanın ve Kur’an’ın, hilal sembolüyle birlikte ilelebet bu gökkubbede yansıması, yankılanması için yüz binlerce can verildiği yerdir “Çanakkale”. Beşer idrakiyle tahayyül edilecek tüm amaçları, anlamları aşan, geride bırakan, önemsizleştiren bir diriliş ve direniş destanıdır. Mukaddes değerlerle kaynaşmış, bütünleşmiş varlığımızı yok etmeyi amaçlayan devletler açısından ise müthiş bir hezimettir. Ölmekten korkmayan bir ruh yüceliğinin, öldürmekten çekinmeyen sefil ruhları bozguna uğratmasıdır. Çanakkale, insanlık onurunun, İslam kardeşliğinin, emperyalist zorbalara karşı dayanışmanın aşılmazlığı,geçilmezliği, yenilmezliğidir. Bu anlamda Çanakkale önemli bir aşamadır. Çanakkale, bu topraklar üzerinde yaşayan halkların gerçek anlamda ‘millet’ ve Anadolu’nun bu milletin ebedî vatanı olduğunun bir kez daha tescili, kanıtıdır. Bayrak nöbeti gibi nesilden nesile emanet edilen Çanakkale ve İstiklal ruhu, sırası gelene verdiği namus vazifesinde bir adım geri atmamakla hayatiyet kazanır. Varoluş özgürlüğünü muhkem duyguya dönüştüren bilincin bir anlık gevşekliği ve gafleti, bizim ve sonraki nesillerin hayattan nasipsiz kalmasına sebep olabilir. Yerine göre hiç düşünmeden ölümün üzerine atılmak da bugünü ve yarınıyla bir milletin hayatını kurtarmak olur. Çanakkale’de böyle olmuştur. ÇANAKKALE ZAFERİ NESİLDEN NESİLE AKTARILMALI Nifak tohumlarının içimizde yeşermemesi, ancak Çanakkale’deki birlik ve beraberlik ruhuyla mümkün olacaktır. Çanakkale, destan olmanın yanı sıra istikbalimiz için de bir yol haritası olmalıdır. Birçok açıdan incelenmesi gereken Çanakkale Zaferi, nesilden nesile aktarılmalıdır. İstiklal uğruna verilen mücadele unutturulmamalıdır. Aydınlık dimağı, pırıl pırıl bakış ve ilgileriyle yeni nesiller, bu ruh ve duyguyu ilham kaynağı bilmeli, tarihi şuurla hep yaşanır kılmalıdır. Teslimiyeti zillet sayan yüce bir ruhla, kıyameti andıran bir savaşta mütecaviz, işgalci düşmana geçit vermeyen, yaşadığımız hayatı ve ülkeyi canları pahasına bize armağan eden başta ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere Gazilerimizi, şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Burcu USTABAŞ Sayfa 7 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi MEKANİK Mimik Dansçısı “JimCarrey” Mekanik sesler satın aldık durduk. Kendimize, eşe, dosta, sevgiliye… Sünnet olan yeğenimize... Sabit aralıklarla sabit seslerle hayatımızın geçişini görmek için. Çok pahalıya mal olan sesler. Yer yer koleksiyonunu yapanlara denk gelip içimizden “bunlarla dükkân açar” dediklerimiz bile oldu. Kıyafetimize uygun olanını taktık belki bugün kolumuza o mekanik seslerin. Duvarda az önce acı, ürkütücü bir ses çıkardı belki o dededen kalma antika saat. O sadece dönen bir dişliydi. Sadece bir çark… İşe geç kaldığını öğrendiğin ya da daha 562 turluk vaktin var diye rahat ettiğin. Gelmesi için beklediğin günlerindi ya da çok sevdiğin birinin. Teneffüs ziline kalan son saniyelerdi tahtada geçirdiğin gergin anlarda göz ucuyla baktığın duvarda. Önemli bir karar vermek içinde sana sunulan oydu. Şirket adına alacağın mühim kararlar için oturduğun toplantı masasının da dolması için gereken akreple yelkovanın istenen yere gelmesiydi. Çalışmaktan iki büklüm olanlar için mesai bitimiydi. Babasının iş dönüşünü bekleyen çocuk için heyecandı. Cepte hazır duran çikolataydı. Ocaktaki yemeğin tabağa konmasıydı anne için. Geri dönüp baktı- ğında hayatından gelip geçen herkesin, yaşadığın her şeyin ifade ettiği tek şeydi zaman. Sokak arasında bir dükkân vitrininde gördüğün o süslü saat olamaz ama hayatın değil mi? Onun pili biter, o sadece saattir. İşi dönmektir. Zamanı göstermek. Telaşına telaş katmaktır. Her yere koyarsın. Bir süre göremesen gözün arar. İyi mi acaba hala geçiyor mu diye yolda birini çevirir sorarsın. Çok yararınaymış gibi… Artan dijital rakamlar olur ekranda. 59’dan sonra yutar sıradaki saat önceki saatin tüm dakikalarını. Bugününün dününü yuttuğunu bile görürsün. Demem o ki zaman geçer. Kolunda, telefonunda, duvarında, dolabında, işinde… Gözünün önünde. Tam da gözünün önünde alır her şeyini. O uzun sayılan saniyelik hayatını. Elinden alışına dua da edersin sitemde. Akrebi geri çevirirsin. Geçen zaman geri gelsin istersin. Sen onu çevirirken bile başka kollarda bambaşka duvarlarda ilerler o. Evlerin başköşelerinde kaybolur sevdiklerin. Beklediklerin… Mekanik sesler satın alırız mekanik seslerle harcadığımız hayatın kâğıda dönen bir kısmıyla. Dinleyin… Berna Özyurt NASIL GELDİK BU HALE? Nasıl geldik bu hale? Nasıl getirildik? Şanslıydık belki şimdiki nesle göre. En büyük derdimiz akşam ezanından sonra biraz daha oyun oynayabilmekti. Korkudan ziyade saygı duyardık büyüklerimize. Oyun uğruna yemekten vazgeçip, annemizin elimize tutuşturduğu ekmek aralarını paylaşırdık. Oyunbozanlık olurdu bazen, kavga ederdik ama fazla dayanamazdık. Kardeş bilirdik çünkü birbirimizi. Hatta ilk o dönemlerde öğrendik kardeş olmak için aynı kanı taşımaya gerek olmadığını. Bayramlar doludizgin geçerdi. Para değildi derdimiz. Bir şeker, bir kurabiyeyle mutlu olurduk. Aynı masanın etrafında oturup yenilen yemekler paha biçilemeyecek kadar kıymetliydi. Çaldığımız tek şeyse eğlenceydi. Şimdi mi? Şimdi çocukluk arkadaşlarımla özlemle yad ettiğim günler olarak kaldı her şey.Şimdi hayatlarımız çalındı. Hayallerimiz, düşlerimiz, gülüşlerimiz, çocukluğumuz,gençliğ imiz,malımız hatta canımız. Sofralarımızdan tabaklarımız eksildi. Güvenimiz çalındı. Oysa biz sadece eğlence hırsızıydık. Cesaretimiz kırıldı. Adım atarken korkar olduk, kendimizden önce sevdiklerimiz için. Aynı kanı taşımadığımız onlarca insan için gözyaşı döktük, üzüldük, içimiz yandı. Birkaç parça kıyafet, birkaç kare fotoğraf, içimizi kemiren öfke, cevabını alamadığımız sorular kaldı geriye. Asla unutamayacağımız acılar kaldı. Merak ettiğim bir şey var. Bunca şeyin sorumlusu olanlar gece başlarını yastığa koyduklarında rahat uyuyabiliyorlar mı acaba? Vicdanları rahat mı? Bu nasıl bir canilik nasıl, bir kalleşliktir? Var mı merak ettiğimiz bu soruları yanıtlayabilecek birileri? Daha da önemlisi bütün bu olanları “Yeter” deyip engelleyebilecek birileri? Tuğba HORUZ Çocukluğumu hatırladığımda yalnızlık kokan sayfalarım aralanıyor. Annem ve babamın sürekli çalıştığı günlerden birindeydim. Camın önünde onların gelişini bekleyen küçük bir kız olarak buluyorum kendimi. O gün, yalnızlığın buram buram şehirlerimde dolaştığını hatırlıyorum. Babamın eve getirdiği, dikdörtgen kare kutuyla hayatımın değişebileceğini hiç düşünmemiştim. Babam plastik, ortası delik, parıldayan cd’yi o kara kutuya yerleştirdiğinde onunla tanıştım. Gülümseyen yüzü, beni de gülümsetmişti. Yüzüne geçirdiği maskeyle, her mimiğinin dans ettiğini gördüm. Evet, onu ilk kez “Maske” filmi ile tanıdım. Onunla buluştuğum ilk gün de hayatımdaki en güzel buluşmayı yaşamıştım. Tanımlamaya çalıştığım isim benim çocukluk yıllarımın kahramanı “JimCarrey”. Kanada doğumlu bu aktör, çocukluk yıllarını aynanın önünde geçiren, yüzüne yakışacağı her mimiği bir kıyafet giyermişçesine değiştiren biriydi. O adam, benim kahramanımdı. Ailesi, onun başarılı olacağını biliyor muydu bilmiyorum, ama günümüzde kim onun yaptığını yapsa deli diye adlandırılacağını tahmin edebiliyorum. Şuan olduğu kişiliğini ve başarılar dizinini bu deliliğine borçlu. Belki de bu hayatta limitsiz olmamız, bizi limitler içinde yaşayan insanlardan bir yolda ayırıyor olabilir. Konuya geri dönecek olursak, içimdeki yalnızlık onun her filmiyle ayrı bir dünyaya taşındı. İçimden taşınan yalnızlık, taşındığı odanın kapısını kilitledi. O büyük başarıların altına adını yazdırırken, küçük bir kız artık onun sayesinde yalnız değildi. “Salak ile avanak” filmini izlediğimde, tamamen başka bir adamla tanışmış gibiydim. Olabilecek, istenmeyecek en farklı karaktere bürünmeyi başarmıştı. Sizlerden bir salak olmanızı, bir salak gibi davranmanızı isteseler ne hissederdiniz? Oysa JimCarrey, bu rolün ve projenin hayatının dönüm noktası olduğunu söylüyor. Çoğu kişi ekrandaki tiplemede takılı kalmışken, ben ise insanları kahkahalara boğan bir adamı görüyordum. Başarılarına devam eden bu farklı adam, izleyicinin karşısına “Truman Show” ile çıktığında, ben dâhil birçok kişiyi farklı bir dünyaya götürmeyi ba- şardı. Filmi izlediğimde kendimi sorgulama ihtiyacını hissettiğimi hatırlıyorum. Yıllar geçtikçe onun filmleriyle büyüyen küçük kız, artık sadece ona gülümseyen bir yüzle bakmıyordu. Var mıydık, yoksa bizim için yaratılan bu dünya, tanıdığımız her insan yüzü sahte olabilir miydi? Medyanın ne kadar kölesiydik. Hala içimde bu düşünce mevcut, hala yanıtlayamadığım soruların arasında. Her neyse, tam onun sadece güldürmeyen bir adam olduğunu kabullenmeye çalışıyorken ben, karşıma daha farklı bir şekilde çıktı. Artık beni güldüren adam, beni ekrana kilitleyip ayrıca korkutmak da istiyordu. “Numara 23” filmiyle bir sır kapısı açtı. Filmi izledikten sonra ne mi yapıyordum, düşüncesi komik olsa da etrafımda dönüp dolaşan her tarihi olayı 23 numaraya bağlamayı başarmıştım. Şimdi günümüze gelirsek, sadece yaptığı işlerle değil, yapmış olduğu hayır işleriyle de göz önünde olan isimlerden biri. Çocuklara duyduğu sevgiyi, yardıma muhtaç duyan her çocuğa vermeye çalışıyor. Her daim insanları güldüren, bazen güldürmekle kalmayıp düşüncelere boğan, aynı zamanda da korkutmayı başaran JimCarrey, bu zamana kadar hiç Oscar Ödülü alamadı, ama yapılan araştırmalar doğrultusunda insanlar, onun Oscar Ödülünü hak ettiği ve ödülü alması gerektiği düşüncesine sahip. Kelimelerimi toplarken, eğer moraliniz bozuksa, sevgilinizden yeni ayrıldıysanız, nedensizce gülmeye ihtiyaç duyuyorsanız JimCarrey sanırım aradığınız adam olabilir, ama unutmayın ki JimCarrey sadece sizi güldürmek için orada değil, dram ve gizem-gerilim türündeki filmlerinin de sizleri oldukça tatmin edeceğini düşünüyorum. Aklımda kalan, sizleri de düşünmeye itecek bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum:“Dilerim herkes bir gün zengin ve ünlü olur ve hayalini kurduğu her şeye kavuşur; böylece aranılan esas cevabın bu olmadığını anlar.” BelkiJimde bizler gibi henüz aradığı şeyin cevabını bulamadı. Bulamadığı her cevapta bizleri güldürmeye devam eden bu adam benim çocukluk kahramanım, mimik dansçısı… Damla Sanem Olgun Sayfa 8 GENÇ DURUŞ GAZETESİ 18 Nisan Pazartesi GERZE BELEDİYESPOR, AYANCIK CEVİZLİ ENGELİNİ “3-2'LİK SKORLA GEÇTİ” Sinop 1. amatör kümede mücadele eden Gerze Belediyespor, sahasında konuk ettiği Ayancık Cevizli Spor’u 3-2 mağlup ederek haftayı 3 puanla kapattı. Ligin 15. haftasında 2. sıradaki Gerze Belediyespor, evinde 6. sıradaki Ayancık Cevizli sporu konuk etti.Gerze ilçe stadındaki mücadeleye baskılı başlayan Gerze Belediyespor henüz 3'üncü dakikada Aykut’ un golüyle 1-0 öne geçti.Bu golden 8 dakika sonra bu kez gelişen Cevizli Spor atağında kaleci Akın’ın hatalı çıkışı sonucu Cevizli Spor forveti topu ağlarla buluşturdu ve skoru 1-1 e getirdi.Golden sonra baskıyı dahada artıran Gerze temsilcisi 14'üncü dakikada Gökhan’ın ayağından bulduğu golle tekrar öne geçti(2-1).Üstün futbolunu öne geçtikten sonrada sürdüren Gerze belediye Spor’da Gökhan birkez daha sahneye çıktı ve 43'üncü dakikada farkı ikiye çıkardı(3-1). İlk yarı da sayısız gol fırsatlarından yararlanamayan Gerze Belediyespor devreyi 3-1’lik skorla önde tamamladı. İkinci yarıda da üstün futbolunu sürdüren Gerze temsilcisi bu devrede de sayısız gol fırsatlarından yararlanamadı.Zaman zaman etkili olmaya çalışan Ayancık temsilcisi 89'uncu dakikada farkı 1’e indiren golü buldu.Son dakikalar- da eşitlik sayısı için yüklensede Gerze defansının başarılı savunması üçüncü gole müsaade etmedi ve karşılaşma Gerze Belediyespor’un 3-2’lik galibiyetiyle son buldu. Gökhan Keskin TFF GRASSROOTS-C ANTRENÖR LİSANSI KURSU SİNOP’TA BAŞLADI Sinop'ta açılan TFF Grassroots-C Antrenör Lisans Kursuna farklı illerden gelen adaylar ve Gerze’den iki hocamız katıldı. TFF’nin belirlediği koşulları yerine getiren adaylar, Grassroots-C Antrenör Lisansı almak için TFF-TÜFAD işbirliğinde Samsun Şubesi tarafından Sinop'ta açılan TFF Grassroots-C Antrenör Lisansı kursuna katıldı. TFF Bölge antrenörleri Nedim Karadeniz ve Osman Üstünel öncülüğünde adaylar teorik ve uygulamalı dersler sonrada uygulamalı sınava tabi tutuldu. Kursun ilk günü adayları ziyaret etmek için TÜFAD Genel Başkanı İsmail DİLBER de Gerze ilçe stadına geldi.Kurs sonunda Dilber antrenör adayları, TFF Bölge antrenörleri ve sporcularla a sohbet etti. İki Hocamız Kursu Başarıyla Tamamladı Teorik ve uygulamalı dersler sonrasında uygulama sınavlarını başarıyla geçen Akın Ünyeli ve Mehmet BAYDUR,Grassroots C Antrenör Lisansı almaya hak kazandı. Gökhan Keskin GENÇ DURUŞ GAZETESİ Genel Yayın Yönetmeni Öğr. Gör. Funda İnce Yazı İşleri Berna Özyurt Cihan Zaimoğlu Sanem Olgun Fatma Güçlü Tasarım Ömer Çakıcı İletişim [email protected]
Benzer belgeler
İncelemek için tıklayın. - Gerze Meslek Yüksekokulu
Bölümler Arası Spor Turnuvasının Yüksekokulumuzda Düzenlenen
Galipleri Belli Oldu
Şiir Dinletisi Yüreklere Dokundu
Yüksekokulumuzca düzenlenen Bölümler Arası Spor Turnuvasının ödülleri sahiplerini
...