Köy-Koop Haber Gazetesi 4. Sayı
Transkript
Köy-Koop Haber Gazetesi 4. Sayı
M LA AÇLI KOO PE R İR FB V E D İ Ğ E R TA R SA İ AT IM REKLAM ALANI E Z K RK IN MA LİKLERİ M E Bİ RLİ Ğİ • KÖY KA L ŞUBAT 2012 Yıl:1 Sayı:4 • ÜCRETSİZDİR • KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ “Okul Sütü Projesi Bir An Önce Uygulanmalı” »»Dünya’nın pek çok ülkesinde uzun yıllardır uygulanan ve uygulandığı ülkelerde gerek sosyal gerekse ekonomik katkıları kanıtlanmış olan Okul Sütü Programının Ülkemizde de mutlaka ve biran önce yeniden uygulanmasına ihtiyaç vardır. Yarının Türkiye’sinin temsilcileri çocuklarımızın ve gelecek kuşaklarımızın da sağlıklı beslenme konusunda bilinçlendirilmesi konusunda kamuoyunda farkındalık ve bilinç yaratmak, biz sorumlu profesyonellerin de önünde duran en önemli görevlerden birisidir. Ayrıca ve özellikle ilerleme hızıyla çağımızın en büyük salgın tehditlerinden biri kabul edilen obezite ile mücadele edebilmek için de; protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral içerikli ürünlerin tüketiminin günlük beslenme oranları içerisinde dengeli bir şekilde yer almasını sağlamak hepimizin ödevidir. Ancak, tüketilecek et ve süt ürünlerinin hijyenik açıdan güvenilir ve içerdiği besin öğelerinin istenen düzeylerde olması gerektiği de bir gerçektir. Başbakanımızın “süt içmeyen çocuk kalmasın” talimatı üzerine başlatılan “Okul Sütü Projesi”nde çalışmalar hızlandı. 2012’nin ikinci yarısından itibaren başlatılacak çalışma ile ilköğretim okulla- rında okuyan öğrencilere bedava günlük süt dağıtılacak. Süt arzının fazla olduğu dönemde süt tozu üretimine verilen teşvikin ardından, bir destek de okul sütü uygulaması ile gündeme gelecek. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uzun süredir üzerinde çalıştığı fakat bir dönem Maliye Bakanlığı ile çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle rafa kaldırılan süt dağıtımı projesinde son viraja girildi. Süt üretiminin fazla olduğu dönemlerde toplanacak sütler, öğrencilere bedava dağıtılarak değerlendirilecek. Türkiye genelindeki tüm ilköğretim okullarında uygulanacak “Okul Sütü Projesi”nin 2012’nin ikinci yarısı, yani sömestr tatili sonrası başlatılması planlanırken, üç Bakanlığın ortaklaşa yürüttüğü proje ile ilgili yönetmeliğin de Başbakanlığa gönderildiği bilgisi edinildi. Özellikle gelir seviyesi düşük ailelerin çocuklarını hedef alan “Okul Sütü Projesi” anasınıfları da dahil tüm ilköğretim okullarında okuyan yaklaşık 11 milyon öğrenciyi kapsıyor. Bedava sütün ilgili bakanlıkların belirleyeceği günlerde okullara dağıtılması planlanıyor. Bu projenin hayata geçirilmesi çocuklarımızı, üreticimizi ve bizleri son derece mutlu kılacaktır. » Syf 8’de 2-B Arazilerinin Satışını Öngören Tasarı Komisyondan Geçti »»Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tarım çalışanlarının sigortalanmasını ve sağlık hizmetlerinden faydalanmasını için düzenleme yapıldı. »»TBMM İçişleri Komisyonu, tali komisyon olarak görüştüğü, orman özelliğini yitirmiş ve 2-B arazisi olarak bilinen Hazine arazilerinin satışını öngören kanun tasarısını benimsedi. “Dünyayı Döndüren Canlılar; Böcekler” Röportaj » Syf 4’de Türk Time Dergisi'nin okuyucularının ortak değerlendirmeleri ve düzenlenen anket sonucu, 2011 yılında ülkesi ve halkı için gösterdiği gayretli çalışmalar ve başarılara imza atan, kamuoyunun takdirini kazanmış siyasetçi, iş adamı ve sivil toplum kuruluşları liderlerinin ödüllendirildiği 2011 yılının en başarılı isimleri açıklandı. Bu kapsamda Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız 2011 yılının en başarılı yöneticileri arasında, “2011 YILININ ALTIN ADAMLARI” ödülünü Ankara düzenlenen törenle aldı. » Syf 3’de Gıdada Markalaşmanın önü açılacak »»TİM, gıda sektöründe yaratıcı fikirlerin ortaya çıkması için “Gıda ARGE Proje Pazarı”nı hayata geçiriyor. Sıfır Faizli Krediye Devam… Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mahir Küçük, yabancılara satışın bu düzenlemede yer almadığını söyledi. » Syf 17’de »»Hükümet, tarımda sıfır faizli kredinin 2012’de de uygulanmasına karar verdi. Resmi Gazete’nin 22 Şubat tarihli sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile tarımsal yatırım ve işletmelere yönelik düşük faizli kredinin şartlarında önemli değişiklikler yapıldı. » Syf 9’da Umut ÖZDİL MEHMET VAROL Dünden Bugüne Kooperatifçilik -4- » Syf 4’de TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar Değerleniriyor... » Syf 6’da Kral Çıplak Mı? Prof.Dr. MUSTAFA KAYMAKÇI Ünal ÖRNEK M.İlhan SARIKAYA Tarım ve Çiftçi Sorunlarının Çözümü için Ne Yapmalı (2) » Syf 8’de BM 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılını Kutlarken! » Syf 12’de Kooperatifçiliğe Önem Veriyor Muyuz? » Syf 10’da Dr. Ayhan ÇIKIN Dr . Hilal TUNCA TEVFİK FİKRET CENGİZ Hadi İLBAŞ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Özkan ile Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO) hakkında konuştuk. »»Başarılı çalışmalarından dolayı ödüle layık gösterilen Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, ödülünü Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu’nun elinden aldı. Türkiye’nin 2023 yılı için belirlediği 500 milyar dolar ihracat hedefine, inovasyon ve ARGE çalışmalarıyla 55 milyar dolarlık katkıda bulunmayı hedefleyen Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), gıda sektöründe yaratıcı fikirlerin ortaya çıkması için “Gıda ARGE Proje Pazarı”nı hayata geçiriyor. » Syf 13’de Çiftçiler Sosyal Güvenlik Kurumu Hizmetlerinden Nasıl Yararlanacak? Çalışma şartları göz önüne alınarak yapılan bu düzenlemeler tarım emekçileri için avantajları da beraberinde getirdi. Tarım çalışanlarını, kendi adına çalışan çiftçiler ile mevsimlik tarım işçileri olarak iki gruba ayıran Sosyal Güvenlik Kurumu, her iki kesimi de koruma altına alıyor. » Syf 16’da Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, 2011 “Yılın Altın Hizmet Adamı” Ödülünü Aldı Ekonominin Kooperatif Girişimlere İhtiyacı Var Mı? » Syf 13’de Neden Tarımsal Üretimde Biyolojik Mücadele » Syf 9’da » Syf 19’da IPARD Programı Uygulaması » Syf 20’de ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği KÖY-KOOP HABERLERİ Mahmut Eskiyörük, İzmir Tarım Grubu’nun Yeni Başkanı Oldu »»İzmir’de tarımsal üretim örgütleri ve tarımsal sanayi temsilcilerinin üç yıl önce kurduğu İzmir Tarım Grubu (İTG) yeni başkanını seçti. 2009 yılından bu yana büyük bir başarıyla başkanlık görevini sürdüren Sümer Tömek Bayındır’ın yeni bir yönetime fırsat vermek amacıyla görevden ayrılması sonucu yapılan seçimde grubun kurucu üyelerinden Mahmut Eskiyörük, oybirliğiyle İTG’nin dönem başkanlığına getirildi. Bilindiği üzere aynı zamanda Küçük Menderes Havzası’nda örnek bir kooperatifçilik hareketi ile yeni bir kırsal kalkınma modeli yaratan 2 bin ortağa sahip Tire Süt Kooperatifi’nin başkanı olan Mahmut Eskiyörük, Grubun Şubat ayı olağan toplantısında yaptığı konuşmada, “Öncelikle Sümer Hanım’a bugüne kadarki hizmetleri için içten teşekkürlerimi sunuyorum. Bundan sonra da kendisiyle yakın işbirliğimizi sürdürmeye kararlıyız. Yeni dönemde farklı projeler ile bir yandan bölge ekonomisine diğer yandan da tarım sektörü ve çiftçimize destek olmaya devam edeceğiz. Bizim misyonumuz belli. Biz bir dernek ya da meslek odası değiliz. ‘Tarım Önemlidir’ sloganı ile yola çıkan tarım temsilcilerinin oluşturduğu bir gönüllü toplum kuruluşuyuz. Bütün kamuoyunda tarım ve tarımsal sanayinin taşıdığı büyük katma değerin daha iyi bilinmesini ve bu konuda bir farkındalığın oluşmasını amaçlıyoruz. Üç yılda çok sayıda proje ve faaliyete imza attık. Şimdi de çıtayı daha yukarıya taşımanın mücadelesi içine gireceğiz. İTG’nın yarattığı olumlu imaj, birçok ilimizde karşılık bulmaya başladı. Türkiyemizin farklı bölgelerinden sektör temsilcileri bizi arayıp, işbirliği yapmak istediklerini söylüyor. Bu tabii çok sevindirici. Sonuç olarak ortaya koyacağımız çalışmalarla tarım ve tarımsal sanayinin ülke ekonomisi için bir fırsat olduğunu söylemeyi sürdüreceğiz” dedi. İzmir Tarım Grubu Başkanı Mahmut Eskiyörük, en kısa zamanda 7 kişilik yeni Yürütme Kurulu’nun oluşacağını ve çalışmalara başlayacağını ifade etti. Organik Destek »»İzmir Büyükşehir Belediyesi, büyük destek verdiği organik tarım üreticilerini Amerikalı ve Rus alıcılarla buluşturarak, ürünlerin pazarlanması konusunda da son derece önemli bir adım attı Seferihisar’a bağlı Orhanlı Köyü’nde Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde organik tarıma geçen üreticiler, yabancı alıcılarla bir araya geldi. Büyükşehir’in organik tarım alanındaki çalışmalarını duyan ve hayata geçirecekleri “organik gıda temin” internet portalı için alım yapmaya hazırlanan Rus işadamı Bogdan Gogulan, Büyükşehir’in aracılığıyla köylülerle bir araya geldi. Eşi Türk olduğuu için İzmir’de yaşayan Gogulan, Amerikalı ortağı Joe Elliot ile birlikte İzmir’in organik tarım potansiyelini alıcılara pazarlayacaklarını söyledi. Organik tarım ürünleri “Ekolojik Pazar”da satılıyor Rus işadamı, Büyükşehir Belediyesi’nin organik tarım çalışması yaptığı bölgelerdeki üreticilerden ürün alarak bunları pazarlamayı çok istediklerini söyledi. Bogudan, kendilerini üreticilerle bir araya getiren Büyükşehir Belediyesi yetkililerine de teşekkür etti. Orhanlı’da organik tarım üreticiliği yapan köylüler, ellerindeki ürünü çoğunlukla Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde, Karşıyaka Belediyesi, İzmir Tarım İl Müdürlüğü ve Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) işbirliğinde açılan Bostanlı’daki “Ekolojik Pazar”da sattıklarını söyledi. Tahtalı’ya teşvik Üreticiler, alım anlaşması imzalanması halinde dikim mevsiminde yabancı alıcılar için ekstradan dikim yapabileceklerini ifade ettiler. Tarım, Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı yetkilileri organik tarımı özendirme çalışmalarının süreceğini belirttiler. Üretici 460’a çıktı Organik tarım kapsamında Efemçukuru, Şaşal, Yeniköy, Bulgurca, Doğançay, Değirmendere, Çatalca, Şaşal, Gödence ve Kavacık köylerinde organik tarıma geçiş çalışmaları yapıldı. Tahtalı Havzası’nda 131 çiftçi organik tarıma geçti. Buca köylerindeki üreticiler ve Yarımada bölgesi ile birlikte bu sayı 460’a yükseldi. 3 Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, 2011 “Yılın Altın Hizmet Adamı” Ödülünü Aldı »»Başarılı çalışmalarından dolayı ödüle layık gösterilen Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, ödülünü Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu’nun elinden aldı. ALTIN ADAM ÖDÜLÜ Türk Time Dergisi'nin okuyucularının ortak değerlendirmeleri ve düzenlenen anket sonucu, 2011 yılında ülkesi ve halkı için gösterdiği gayretli çalışmalar ve başarılara imza atan, kamuoyunun takdirini kazanmış siyasetçi, iş adamı ve sivil toplum kuruluşları liderlerinin ödüllendirildiği 2011 yılının en başarılı isimleri açıklandı. Bu kapsamda KöyKoop Genel Başkanı Yakup Yıldız 2011 yılının en başarılı yöneticileri arasında, “2011 YILININ ALTIN ADAMLARI” ödülünü Ankara Şahane Restoran’ da düzenlenen törenle aldı. Altın Adamlar Ödülü, ülkesi ve halkı için başarılı ve gayretli çalışmalara imza atan, örnek mücadelelerle toplumun takdirini kazanmış siyasetçi, işadamı ve sivil toplum örgütü önderlerine verilmektedir. 2011 yılının ‘Altın Adamları’ ödülüne layık gören Türk Time okuyucularına ve Türk Time Dergisine teşekkür eden Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, ayrıca; ”bu başarıda kooperatifçiliğe emek ve gönül vermiş kişilerin katkısının olduğunu belirterek tüm kooperatifçiler adına almış olduğum bu ödül bizim çalışmalarımızın hızını artıracaktır. Kooperatifçiliğe, tarıma emek ve gönül vermiş tüm üreticilere ve dostlara teşekkürlerimi sunarım” dedi. Onur Belgesi Türk Time Dergisi, ayrıca Başkan Yıldız’a, “Sayın Yakup Yıldız, KöyKoop Genel Başkanı, 2011 yılında yaptığı, ülkesi ve halkı için gösterdiği gayretli çalışmalara ve başarılara imza atan, örnek mücadelesiyle takdirini kazanmış, siyasetçi, işadamı ve sivil toplum kuruluşlarının liderlerinin ödüllendirildiği Altın Adamlar Ödül Töreninde, Yılın Hizmet Adamı ödülüne layık görüldünüz” İbaresinin yer aldığı Onur Belgesi verdi. Düzenlenen törende konuşma yapan, Türk Time Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kerim Akbaş, ‘Altın Adam’ Ödüllerinin hak sahiplerinin belirlenmesi aşamasında en çok dikkat ettikleri hususun, Ülkemize etkin bir şekilde hizmet eden, dürüst bir tutumla vatan için çalışan, gösterdikleri yüksek performansla ulusal ve uluslararası alanda örnek teşkil eden isimleri belirlemek olduğunu belirterek tüm katılımcılara teşekkür etti. Yoğun katılımının gerçekleştiği ‘2011 Yılın Altın Adamı’ ödül törenine çok sayıda devlet büyükleri, Bakan Yardımcıları, Belediye Başkanları, bürokratlar ve sivil toplum kuruluşları katıldı. Denizli Birliğimiz 8. Ege Tarım Ve Hayvancılık Fuarındaydı »»Denizli’de Yılın İlk Tarım Fuarı 8.kez kapılarını ziyaretçilere açtı. Her yıl Denizli’de düzenlenen Ege Tarım ve Hayvancılık fuarı, 16 İlden 700 otobüs 270 minibüs ile ziyaret için gelen ve Denizli’den 121.000 üreticinin ziyaret ettiği 550 marka ve 310 firmanın katılımıyla 17.000 m2 kapalı alan ve 13.000 m2 açık alanda gerçekleşen fuar her yıl olduğu gibi kendi rekorunu kırarak gerçekleşti. 2011 yılında düzenlenen Tarım Fuarında fuarı 103.000 kişi izlemiş, 2012 yılında % 18 artış ile bu sayı 121.000 kişiye ulaşmıştır. 22-26 Şubat 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilen 8. Ege Tarım ve Hayvancılık Fuarı 22 Şubat Çarşamba günü saat 11:00‘de Denizli Vali Vekili, Halil İbrahim Ertekin, Denizli Belediye Başkan Vekili Sezayi Güralp, Denizli Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Yusuf Gülsever, Denizli Ticaret Odası Başkanı Nejdet Özer, Borsa Başkanı İbrahim Tefenlili, Denizli Hay-Koop Birlik Başkanı Mehmet Varol, Ziraat Odası Başkanı Hamdi Gemici, Denizli DSYB Başkanı İsmail Topaloğlu , Orion Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Tan ve çok sayıda protokol’ün katılımı ile fuarın açılışı gerçekleştirildi. “Süt Endüstrisinde Çiğ Süt kalitesi ve önemi” konulu konferans düzenlendi. Katılım ve ilginin yüksek olduğu fuar süresince üreticiler; sanayici ve tedarikçiler ile birebir görüşmelerini yaparken bir yandan da sezonda kullanacağı ekipmanları tanıma ve sipariş verme imkanı buldu. 25 Şubat Cumartesi günü ise fuar alanının konferans salonlarında farklı etkinlikler farklı heyecanlar vardı. Denizli Hay-Koop Birliği, Birliğe ortak Kooperatiflerimiz ile Pamukkale Üniversitesi’nin birlikte yürüttükleri TUBİTAK tarafından desteklenen “Süt Endüstrisinde Çiğ Süt kali- tesi ve önemi” konulu konferans düzenlendi. “En iyi yoğurdu kim yapar” yarışmasında ödül alan kooperatif ortaklarına ödülleri verilmiş, ayrıca “Bilinçli yetiştiriciler” bilgi yarışması yapılmıştır. “Bilinçli Yetiştiriciler” bilgi yarışmasında finale kalan HayKoop Denizli Birliğine ortak 4 Kooperatif final de yarışmış, çok çekişmeli geçen bilgi yarışmasında 15 soru sorulmuş, 13 soruya doğru cevap veren S.S. Beylerbeyi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi birinci, 12 soruya doğru cevap vereren S.S. Uzunpınar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ikinci; 11 soruya doğru cevap veren S.S. Kurtluca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi üçüncü ve 10 soruya doğru cevap veren S.S. Akköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi dördüncü olmuştur. TARIM Bütün bu paraların dönüşü yoktur, tamamı hibedir.” bulunuyorlar. Onlar da vaatlerde bulunup onlaDedi. Ayrıca, Büyükelçiye durumu bildirmek isrın oylarını alıyorlar. Ne var ki, işsizliğin ortadan tediklerini, ona nereden telefon edebileceklerini kaldırıldığı, insanlar ekonomik bağımsızlıklarına sordu. Hep birlikte belediyeye gittik. Fon başkavuştukları zaman oy alma olanağı tehlikeye gikanı Büyükelçiye gördüklerini anlattıktan sonra, riyor. Bu olayda ve daha sonraki olaylarda karşı“bunların acil paraya ihtiyaçları olabilir.. Gelecek laştığımız engellerde hep bu “oy kaygısı” karşımıfondan kesilmek üzere en az bir milyon gönderilza çıkarıldı. mesini rica etti. Ne kadar mutlu olduğumu tahMehmet Hadi İLBAŞ Burada, şimdi hayatta olmayan yönetim kurulu min edebilirsiniz. ikinci başkanı olan Durmuş Durmuş’un büyük Biz ayağımıza gelen bu olağanüstü desteğin ver- Köy-Koop Eski Genel Başkanı özverisini anlatmadan geçemiyeceğim. Durmuş diği sevinçle çalışmaların daha da hızlanması için gecemizi Usta, Çandır’da tek inşaatçı idi. İşi başından aşkındı. İnşaagündüzümüze kattık. Her şeyi bir an önce bitirmek istiyor- tın sürdürüldüğü dönemde bir kontrol mühendisimiz olmaduk. Sanki nazara gelmiştik. Bu heyecanlı faaliyet içinde sına rağmen, bir gün bana geldi. “Hadi Bey, işim başımdan iken b ir gün Hollanda Büyükelçisi beni aradı ve Ankara’ya aşkın olduğu, bir kontrol mühendisimiz olmasına rağmen, gelip kendisi ile görüşmemi istedi. Gittim; Büyükelçi üzüntü ben sabahtan akşama kadar inşaatın başında bulunmak isiçinde, “ Bay İlbaş, iki gün önce beni bakanlıktan çağırdılar. tiyorum. Dediğini harfiyen yerine getirdi. Zaman zaman inOraya vardığımda bana “siz Anadolu’nun ortasında küçük bir şaatta kullanılan malzemelerin istenilen evsafta olmadığını yere büyük çapta bağışta bulunuyor muşsunuz. Hükümete ileri sürüyor. Düşük kaliteli malzemenin kullanılmasını öndanışmadan, onun olurunu almadan böyle bir şey yapamaz- lüyordu. Projede 12 lik demirler öngörüldüğü halde o, 16’lık sınız. Bize gelecektiniz konuyu anlatacaktınız. Hükümet bu demir döşetiyordu. Bir gün kontrol mühendisi yanıma geldi paranın büyük bir ihtimalle kendi aracılığıyla kullandırılma- ve Durmuş Ustanın kendisini devre dışı bıraktığını söyledi. sını isteyecekti. Prayı Çandır’a verir ya da başka bir kuruluşa Kendisine böyle bir çalışma aşkından dolayı onu hoşgörü ile verirdi. Yanlış yaptınız. O nedenle bu kararınızı uygulamak- karşılamasını önerdim. Binaların kaba inşaatı bittiğinde bir tan vazgeçin” dediler. “Ben onları ikna edemedim. Siz belki sabah fabrika alanına geldiğimde müteahhit ve yardımcıları, bir şeyler yapabilirsiniz” dedi. Köyişleri Bakanlığına gittim. kontrol mühendisi ve Durmuş Ustanın toplanıp beni bekleDurumu sordum. “Evet” dediler “biz engelledik. Hükümetin diklerini gördüm. Kendilerine “hayrola, bir şey mi var” diye oluru olmadan böyle bir şey yapamazsınız.” Kendilerine “basorduğumda bana “birlikte çekirdek deposunun henüz çatısı kın beyler, bu bir kredi olsaydı, Hazineye bildirmem ve orakurulmamış düz damına götüreceklerini söylediler. Deponun dan izin almam gerekirdi. Ayrıca, Merkez Bankasına da haber oldukça geniş olan damına çıktığımızda müteahhit arkadaş vermeliydim. Çünkü kredi aldığımızda belli bir süre sonunda “Hadi Bey,” dedi, “buraya çok rahat en ağır uçaklar inip kalbu para döviz olarak dışarı çıkacak. Ama, bu paranın dönüşü kabilirler. Buranın ve tüm binaların böylesine sağlam olması yok. Sizin yapmadığınızı onlar yapıyorlar. Yaptığınız yanlış” Durmuş Ustanın eseridir.” Hepimiz Durmuş Ustayı içtenlikdedim. Ne var ki, söylediklerim bir kulaklarından girdi, kafale kutladık. larına uğramadan öbür kulaklarından çıktı. Ve bizi ihya edecek hibenin böylece yolu kesildi. Yıllar sonra, eski bir Yozgat senatörü tanıdığımın bürosuna gitmiştim. Bana “Hadi, sizin hibenize kimin engel olduğunu biliyor musun” diye sordu. “Bilmiyorum” dedim. “Bizim Yozgat Milletvekili olan kişi (adını burada açıklamak istemiyorum) bir gün elinde kağıtlarla mecliste telaşla koşuşturup duruyordu. Kendisine “hayrola, ne bu telaşın” diye sordum. “Çandır’daki sizinkileri biliyorsun. Fabrikalarına Hollanda’dan hibe verilecekmiş. Bir yabancı kuruluş, Anadolu’nun ortasında küçük bir yere ne amaçla hibe verir? Bunun altında mutlaka bir şey var. Onun için mutlaka engel olacağım. “dedi. Kendisine, böyle bir şey yapmamasını, bu yatırımın önce Yozgat’a, sonra ülkemize önemli bir katkı sağlayacağını, gerekirse, kooperatif başkanını çağırıp konuşabileceğimizi söyledim. Ama beni dinlemedi. Kırk yedi yıllık kooperatifçilik yaşamımda siyasilerin oy kaygısını birinci planda tuttuklarına büyük bir hayret ve üzüntü içinde tanıklık ettim. İşsiz insanlar sık sık siyasileri ziyaret edip yardım talebinde Durmuş Usta yanıma geldi ve “Hadi Bey, benim yüzümden siz yıpranıyorsunuz. İzin verin, ben istifa edeyim” dedi. Hemen her yıl en az bir kez yurtdışına gidiyor, çeşitli Avrupa Ülkelerindeki işçi ortaklarımızla toplantılar yapıyordum. O toplantılarda bir ya da birkaç kişi, Durmuş’un yönetim Kuruluna demir attığını söylüyor. “Yetmez mi artık, birazda başkaları gelsin diye şikayetler yağdırıyorlardı. Onlara Durmuş Ustanın ne büyük işler yaptığını anlatmaya çalışıyorum. Ne var ki, benzeri şikayetler sürüp gitti. Bu şikayetlerle ilgili Durmuş Ustaya tek kelime söylemiyordum. Buna rağmen, bir gün Durmuş Usta yanıma geldi ve “Hadi Bey, benim yüzümden siz yıpranıyorsunuz. İzin verin, ben istifa edeyim” dedi. Ben karşı çıktım. Kendisine ihtiyacım olduğunu söyledim. Bir sabah büroya geldiğimde Durmuş Ustanın istifa mektubunu masamın üstünde buldum. Üzüntü içinde oturup kendisi için görevinde gösterdiği başarıyı yansıtan bir belge hazırladım. Birkaç yıl sonra Durmuş Usta hastalandı. Evine kendisini ziyarete gittiğimde verdiğimiz başarı belgesini duvarda asılı gördüm. Bu ziyaretimden bir süre sonra Durmuş Usta hayata gözlerini yumdu. Kooperatifçiliğe bu denli hayatını adamış bir arkadaşımı burada hayırla yadediyorum. (Sürecek) İzmir’de Okul Sütüne Devam Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Av sezonunun başlamasıyla son 4 ayda 14 ilde 8-10 kişiden oluşan ekipler halinde 877 denetim yaptı. Bu denetimler 24 saat esasına dayalı, eş zamanlı ve çapraz olarak karaya çıkış noktaları, nakil güzergahları, balıkçı gemileri, balık halleri ve perakende satış yerlerinde gerçekleştirildi. İzmir’de 204, Hatay’da 39, Balıkesir’de 82, Bursa’da 69, Ankara’da 26, İstanbul’da 194, Düzce’de 58, Zonguldak’ta 67, Sakarya’da 25, Kocaeli ve Sinop’ta 17, Trabzon’da 7, Çanakkale’de 22, Samsun’da 50 adet olmak üzere toplam 877 adet denetimden 81 aykırı durum tespit edilerek 63 bin 796 lira idari para cezası kesildi. Yapılan denetimlerde 1775 kasa (20 bin 519 kilogram) ürüne el konuldu bunun 643 kasasını (7 bin 892 kilogram) ise lüfer oluşturdu. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde Sahil Güvenlik, jandarma, emniyet, milli emlak, belediye, zabıta ve hal müdürlerinin katılımlarıyla denetimleri gerçekleştiren Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, avcılığın her aşamasını yakından takip ediyor. Denetimler, ruhsat alma aşamasından başlayarak son satış yerlerine kadar yapılıyor. Denetimler esnasında mevzuata aykırı bir durum tespit edildiğinde ürünlere el konularak gerekli idari ve cezai yaptırımlar yetkililer tarafından uygulanıyor. Bakanlık denetim sayısından çok etkinliğine ve caydırıcılığına önem veriyor. Sadece yereldeki il teşkilatlarıyla değil merkezde de ekipler kurarak çapraz denetimler yapıyor. Böylece hem yereldeki denetçilerin görevlerini yapıp yapmadığı kontrol edilirken hem de balıkçılar denetlenmiş oluyor. KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’na göre kurulan KöyKoop Merkez Birliği; Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin merkezi kuruluşudur. Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık-Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. YAYIN KURULU • Prof.Dr. Lütfü ÇAKMAKÇI • Dr. Bediha DEMİRÖZÜ • Dr. Caner KOÇ • Dr. Tuba ŞANLI • Dr. Güray AKDOĞAN • Dr. Levent DOĞANKAYA • Dr. Alper Serdar ANLI • Dr. Umut TOPRAK Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. SA M LA AÇLI KOO PE R E Z K RK IN MA LİKLERİ M E Bİ RLİ Ğİ • KÖY KA L Okul Sütü Projesi’nin hem üretici hem de çocuklar için son derece önemli olduğunu vurgulayan Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, yıllardır uyguladığı Okul Sütü Projesi’nin artarak devam etmesi zor günler yaşayan biz üreticiler için büyük bir destek olmuştur.” dedi. • Dr. Özdal KÖKSAL BİR Tüm belediyeler uygulamalı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile başlayan projeye daha sonra Bergama, Seferihisar ve Selçuk Belediyelerinin de dahil olduğunu dile getiren Eskiyörük açıklamasını şöyle sürdürdü: “Okul Sütü Projesi, bir belediyenin, vatandaşa verebileceği en yararlı ve anlamlı hizmettir. Temennimiz, bu projeyi ülke çapında tüm belediyelerin uygulamasıdır. Her belediye bütçelerine göre haftada bir gün bile okullara süt dağıtsa, hem süt içme alışkanlığı olan bir nesil yetişmiş olur, hem de üretimin devamlılığı sağlanır.” Eskiyörük, “Eğer 3 yıl öncesinde olduğu gibi süt sektöründe büyük bir kriz yaşamak istemiyorsak, Okul Sütü gibi tüketimi arttırıcı çözümler üretmek zorundayız. Okul Sütü’nün yanı sıra devlet, ‘Askere Süt’, ‘Yoksula Süt’ gibi uygulamalara ivedilikle geçmelidir. Hayvancılığımızın dışa bağımlı olmasını istemiyorsak tüketimi artırarak, süte talep yaratıp fi yatların düşmesini önlemeliyiz.” dedi. • Dr. Hilal TUNCA F Türkiye’de sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uyguladığı Okul Sütü programı, Tire Süt Kooperatifi’yle imzalanan protokol ile ikinci dönemde de devam ediyor. Günlük pastörize ve UHT sütlerin dağıtımını içeren sözleşme 7 Şubat’ta imzalandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Tire Süt Kooperatifi arasında imzalanan yeni protokole göre, İzmir’deki 248 okulda, 194 bin 922 öğrenciye 16 hafta boyunca süt dağıtımı yapılacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Okul Sütü Projesi’ne ikinci dönem için 6 milyon 393 bin lira bütçe ayırdı. • Dr. Yener ATASEVEN İ AT »»İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Tire Süt Kooperatifi ile birlikte 4 yıldır uyguladığı ‘Okul Sütü Projesi’ yeni eğitim döneminde de devam ediyor. »»Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı su ürünleri kaynaklarının koruması amacıyla denetimleri sıklaştırdı. M »»Siz burada bir mucize yaratmışsınız. Sizin için bir fon oluşturuldu. Bu fonla binalarınızın bitirilmesi, makinelerin alınması ve montajı, ne kadar işletme sermayesine ihtiyacınız olduğu hesaplanacak ve kısa zamanda buradaki banka hesabınıza gönderilecektir. Yasa Dışı Su Ürünleri Avcılığı Takip Altında RI DÜNDEN BUGÜNE KOOPERATİFÇİLİK -4- V E D İ Ğ E R TA 4 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet VAROL Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Reklam Müdürü: Yasemin ACAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95-96 Faks: 0312. 419 63 95-96 Web: www.koy-koop.org • E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Şubat 2012 ANKARA Baskı: Atalay Matbaacılık Ltd. Şti. Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA Tel: 0312. 384 41 82 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği RÖPORTAJ 5 “Dünyayı Döndüren Canlılar; Böcekler” • Emel Tuğrul • Ayhan Elmalıpınar »»Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü'nce başlatılan Böcek Şenlik Okulu sayesinde çocuklar böceklerden korkmamayı öğreniyorlar. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Özkan ile Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO) hakkında konuştuk. Köy-Koop (K.K.) - Çocukları böceklerle tanıştırmak fikri nasıl gelişti? - Öncelikle bizler Ziraat mühensidiyiz. Özel çalışma alanımızda böcekler. Diğer taraftan çocukların böceklere karşı doğal bir merakları vardır. Çocukların böceklere olan bu doğal merak ve ilgisi, birçok konuyu öğretmek için sınırsız bir yakıt olarak kullanılabilir. Çocuklara böceklerle ilgili sağlıklı bir tavır geliştirmeleri, gereksiz yere böcekleri öldürmemeleri en azından tüm böceklerin zararlı olmadıkları öğretilebilir. Böcekleri; ekoloji eğitimi, bahçıvanlık, sanat ve zanaat, okuma, fotoğrafçılık, çizgi film, bilgisayar, yurttaşlık bilgisi gibi faaliyetlerle birleştirmek kolaydır. Son yıllarda yapılan çalışmalar tüm insanlar için özellikle de çocuklar için doğanın hava kadar, su kadar temel bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle çocukları ve öğretmenleri böcekle tanıştırmak istedik. “Çocuklarda, böcekler konusunda farkındalık oluşturarak ekoloji bilincini geliştirmek ve onları bilimsel çalışmalara özendirmek amacıyla; BÖŞO kapsamında, fakülte olarak 2008-2009 öğretim yılında ‘’İlköğretimde Böceklerle Ekoloji Eğitimi Programı’’ başlattık ve Ankara’daki birçok ilköğretim okulunu gezerek, farklı yaş grubundaki 5500 öğrenci ve 1000’ nin üzerinde öğretmene sertifikalı ekoloji eğitimi verdik” destek almıştır. Böceklerle Ekoloji Eğitimi etkinliğinde temel hedef, bilimin eğlenceli yönleri kullanılarak doğanın önemli unsurları olan böceklerin önemlerinin çocuklara ve öğretmenlere benimsetilmesi, çocuklarda ve öğretmenlerinde böceklere olan önyargının kırılması, böcekleri kullanarak gözlem yapma yeteneklerinin kazandırılması, toplumda ekoloji bilincinin yaratılması, bilime karşı merak uyandırılması ve bilimsel düşünmeye özendirilmesidir. nun ekoloji eğitimi etkinliği sonrasında %5’ e kadar düştüğünü belirledik. Ayrıca böceklere karşı duyulan bu korkunun oranı çocukların sosyo-ekonomik seviyeleriyle de ilişkili olarak değişebilmektedir. Gelir seviyesi düşük olan yerlerde yaşayan çocuklarda bu korkunun daha az olduğu gözlemlenmiştir. Ancak önemli olan başka bir konu, öğretmenlerdeki böcek korkusunun yenilebilmesidir. Öğretmenlerimizde böceklere karşı mevcut olan korku ile bu öğretmenlerimizden çocuklarımıza doğa sevgisini aşılamalarını beklemek yanlış olacaktır. Bu nedenle ekoloji eğitiminin çocuklardan önce öğretmenlere verilmesinin daha uygun olduğu kanısına varılmıştır. K.K. Yürütücüsü olduğunuz BÖŞO’da Böceklerle Ekoloji Eğitimi eğitim kimler tarafından verilmektedir? K.K. Böceklerin çevreye olan önemlerinden bahsedebilirmiyiz? - Bugün teşhis edilmiş bir milyon ikiyüzbinin üzerindeki hayvanların dörde üçünden fazlasını böcekler oluşturmaktadır. Böcekler ekolojik dengeye olan katkılarından dolayı dünyayı döndüren küçük canlılar olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımın doğruluk payı çok fazladır. Böcekler bitkilerin temel tozlayıcısı durumundadır. Diğer bir ifadeyle böcekler olmasaydı bitkilerdeki tozlaşma azalacağı için yemekten zevk aldığımız birçok meyve ve sebze de olmazdı. Böcekler; kuşlar, balıklar, küçük memeliler, sürüngenler, örümcekler ve daha birçok canlılar için temel besin kaynağıdır. Böceklerin olmadığı bir ortamda sözkonusu bu canlıların da yaşamı sınırlanmaktadır. Bitkilerde meydana getirdikleri bazı zararlardan dolayı böcekler, salt zararlı olarak kabul edilmektedir. Ancak besin ağı içerisinde zararlı böcekleri baskı altında tutan birçok faydalı böcek, doğal dengenin kurulmasını sağlayan önemli etmenlerdir. Aynı zamanda temel geri dönüştürücüler olan böcekler, bitki artıkları, hayvan leşleri ve gübreleri geri dönüştürerek gezegenimizi temiz tutarlar. Böceklerin doğaya ve insanlara olan benzer katkıların sayılarını arttırmak mümkündür. Sonuç olarak, böceklerin bu tür rolleri olmasaydı, bugünkü dünyamızın çok farklı bir yerde olacağı kesindir. - Eğitimler A.Ü. Ziraat Fakültesi öğretim elemanlarından Doç. Dr. Cem Özkan, Prof. Dr. Neşet Kılınçer, Prof Dr. Avni Uğur, Dr. Hilal Tunca ayrıca lisans - yüksek lisans öğrencileriyle birlikte verilmektedir. BÖŞO ekibi böcekler konusunda sahip oldukları deneyimlerini; çocuklara ve öğretmenlere aktarmaktadır. Ayrıca programın gelişimi için eğitim bilimleri ve çocuk gelişimi bölümlerinden önemli katkılar alınmaktadır. - Eğitim sürecinde etkinlikler, görsel sunular ve atölye çalışmalarını içermektedir. Böcek Şenlik Okulu kapsamında hazırlanan “İlköğretimde Böceklerle Ekoloji Eğitimi” programında üç farklı görsel sunu hazırlanmıştır. Bunlar: poster sunu, bilgisayar sunusu ve animasyon filmlerdir. K.K. Hangi yaş grubundaki çocuklara eğitim veriyorsunuz? - Öncelikle ilköğretim 4. ve 5. sınıf öğrencileri için düzenlenen “Böceklerle Ekoloji Eğitimi”, daha sonra ilköğretim okullarının bütün sınıflarındaki öğrencilerine (1.-8.sınıf), anaokulu öğrencilerine ve zihinsel engelli öğrencilerine ayrıca bu öğrencilerin öğretmenlerine de verilmeye başlanmıştır. K.K. Eğitim öncesinde ve sonrasında böcek korkusunda nasıl bir değişiklik oluyor? - Gerçekleştirdiğimiz etkinliklerde Eğitim öncesinde çocuklardaki %20-50 arasında olan böcek korkusu- K.K. Böcek Şenlik Okulu Ne zaman Kuruldu ve Amacı nedir.? - Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO), Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü öğretim elemanları tarafından 2008 yılında kurulmuş ve aynı yıl ilköğretim öğrencilerine yönelik böceklerle ekoloji eğitimi etkinliğine başlamıştır. Bu yıl Böcek Şenlik Okulu, Böceklerle Ekoloji Eğitimi konulu proje için TÜBİTAK Bilim Toplum Daire Başkanlığı’ndan K.K. Böcek Şenlik Okulu Böceklerle Ekoloji Eğitimi’nde hangi etkinlikleri gerçekleştirilmektedir? Atölye çalışmaları bilgisayar sunusunun ardından gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmalar, rehberler ve eğitmenlerin sınıftaki öğrencileri 5-6’lı gruplara ayırarak gerçekleştirilmektedir. Atölye çalışmaları böcek koleksiyonlarının incelenmesi, cam arı kovanının incelenmesi, karınca yuvasının incelenmesi, İpek böceğinin incelenmesi, zararlı böcek örneklerinin incelenmesi, zararlı böcekleri yiyen faydalı böcek örneklerinin incelenmesi, böcekleri kullanarak proje geliştirme örneklerinin verilmesi şeklinde gerçekleştirilmektedir. K.K. Eğitimin sonunda çocuklar bir belge alıyormu? - Evet. Böcek Ekoloji Eğitimi Etkinliği’nin sonunda hem çocuklara hem de öğretmenlere ekoloji eğitimine katıldıkları için bir katılım belgesi verilmektedir. K.K. Böcek Şenlik Okulu bu güne kadar kaç kişiye eğitim verdi? - Böcek Şenlik Okulu bugüne kadar 5500 öğrenci ve 1000’ nin üzerinde öğretmene sertifikalı ekoloji eğitimi vermiştir.■ 6 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği RÖPORTAJ TZOB Başkanı Şemsi BAYRAKTAR Değerlendiriyor… »»Değerli okuyucularımız, geçtiğimiz ay Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sayın Vedat Mirmahmutoğulları ile Bu Toprağın Sesi Programında gerçekleştirdiğimiz sohbetin bir özetini sunmuştuk. Bu ay ise Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Sayın Şemsi Bayraktar’ın görüşlerine yer vereceğiz. Bu açıklamalar, genel değerlendirmelerle birlikte, ülkemiz tarımının yapısal sorunlarına çözüm önerileri de sunuyor… Umut ÖZDİL TRT - Bu Toprağın Sesi Programı Sunucusu www.bts.gen.tr [email protected] “Sütte süt/ yem paritesi çok önemlidir. Bu paritenin 1,5’in altına düşmemesi, 2 civarında seyretmesi gerekir. Yani üreticimizin süt üretiminden para kazanabilmesi için 1 kilogram süt sattığında en az 1,5 kilogram yem almalı” Tarım sektörünün 2011 yılı genel değerlendirmesini yapar mısınız? 2011’de tarımda büyüme ne oldu? - Tarım sektörü 2011’i genel olarak olumlu geçirmiştir. Zaten, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2004-2010 döneminde, 2007 yılı hariç, istikrarlı bir şekilde büyümüştür. 2011 yılında da Ocak-Eylül dönemi itibarıyla yüzde 5,3’lük büyümeyi yakalayan tarım sektörünün, henüz açıklanmayan yıllık bazda da büyümesi beklenmektedir. Ama bu durum, tarımda 3 bin 566 dolarla kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) miktarı ise hala Türkiye ortalamasının yaklaşık 3’te 1’inde kalması sorununu çözmemektedir. Tarımdaki önemli sorunlardan biri kayıt dışılık. Türkiye’de sağlıklı bir tarım envanteri bulunmuyor. Bu yüzden tarımda bir üretim planlaması yapmak zorlaşıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı 2 milyon 800 bin çiftçi desteklerden faydalandığı halde, kayıtlı olmayan yaklaşık 2,5 milyon çiftçi destekten mahrum kalıyor. Bu nedenle bütün çiftçileri kayıt altına alacak şekilde, gerekli çalışmalar yapılmalı. Enflasyonu mevsimlik olarak meyve sebze ve gıda fiyatlarının yükselttiğine yönelik iddialar var. Siz buna katılıyor musunuz? - Enflasyonu özellikle Ocak-Nisan döneminde tarım ve gıdanın artıracağı iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Örneğin 2011 yılında tarımda enflasyon, Ocak-ŞubatMart, gıdada ise tüm aylarda ÜFE’nin altında kaldı. 2011 yılında TÜİK rakamlarıyla, Üretici Fiyatları Endeksindeki (ÜFE) artış yüzde 13,33, Tüketici Fiyatları Endeksindeki (TÜFE) artış, yüzde 10,45 oldu. ÜFE’de tarımda enflasyon, 2011 yılında yüzde 10,54, gıdada yüzde 12, TÜFE’de gıdada yüzde 12,21’e oldu. 2011 yılında genel olarak tarım ve gıda fiyatları menfi değil, müspet, enflasyonu aşağı düşürücü yönde ekonomiye olumlu katkıda bulundu. 2012 yılında da yıl sonu tarım ve gıda enflasyonunun ÜFE artışının altında kalmaması için hiçbir gerekçe yok. Enflasyonun sorumlusu olarak meyve sebze fiyatlarını ve çiftçiyi görmek doğru değildir. Rakamlar da bunun böyle olmadığını kanıtlıyor. Bu yıl Ocak ayında ülke genelinde hava sıcaklıklarının son yıllara göre fazla düşmesi ülke genelinde sıkıntıları artırdı. Üreticilerin de üretim şartlarını zorlaştırdı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin verilerine göre, bu yılın Ocak ayında üretici fiyatlarına bakıldığında; 13 üründe fiyatların bir önceki aya göre değişmezken, 4 üründe azalma, 10 üründe ise fiyat artışları oldu. Üretici fiyatlarında, en fazla fiyat düşüşünün yüzde 16,6 ile domateste, en fazla fiyat artışı ise yüzde 61,7 ile sivri biberde görüldü. Market fiyatlarına bakıldığında ocak ayında, 1 üründe fiyat değişimi olmazken, 11 üründe azalma, 17 üründe ise fiyat artışı oldu. Toz şeker fiyatlarında değişim görülmezken, fiyat düşüşü yüzde 18,4’le en fazla domateste, en fazla fiyat artışı ise yüzde 43,7 artışla sivri biberde görüldü. Ocak ayındaki, üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla kuru soğanda yüzde 383,6 ile gerçekleşti. Ürün grupları itibarıyla bakıldığında ise bu oranın yaş sebze ve meyvede yüzde 383,6, kurutulmuş ürünlerde yüzde 202,9, baklagillerde yüzde 263,1, pirinçte yüzde 210,9’a ve hayvansal ürünlerde yüzde 175’lere kadar çıktı. Tarım sektörü dış ticaret rakamları nedir? Potansiyel kullanılabiliyor mu? - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, aslında gıda ve tarım son 16 yılda 22,5 milyar dolar dış ticaret fazlası vererek, ülke ekonomisine katkı sağladı ve dış ticaretin yüz akı oldu. Buna karşın, ihracatın yüz akı olarak lanse edilen motorlu kara taşıtı ve römorklar ile ulaşım araçlarında toplam 30,9 milyar dolar dış ticaret açığı oluşurken, gıda ve tarım ile tamamen tarıma dayalı, tekstil ve giyim eşyasında 1996-2011 döneminde toplam 204,1 milyar dolarlık dış ticaret fazlası verilmesi, tarımın ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor. 2011 yılında 589,2 milyon dolara inse de gıda ve tarım sektörünün dış ticaret fazlası vermeye devam etti. Bu açıdan genel dış ticaret dengesine olumlu etkisi bulundu. Gıda ve tarımda, cari fiyatlarla, 1996-2011 döneminde, 115,1 milyar dolarlık ihracat yapılırken, ithalatın 92,5 milyar dolarda kaldı. Gıda ve tarımda 2010’de 12,1, 2011 yılında ise 14,5 milyar dolarlık ihracat yapıldı. İthalat ise, 2010’da 10, 2011 yılında ise 13,95 milyar dolar oldu. 14,5 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatının olağanüstü tarım potansiyeli bulunan Türkiye’ye yakışmıyor. Akılcı devlet politikaları uygulanması, çiftçinin desteklenmesi halinde, sektör Cumhuriyetin 100. yılında 85 milyonluk ülke nüfusuyla birlikte 50 milyon turisti besleyebilir. Avrupa Birliği ülkelerinin yanı sıra Ortadoğu, Rusya ve Türk cumhuriyetlerinin gıda açığını kapatabilir. 50 milyar dolar ihracat geliri ve ekonomiye 150 milyar dolar katma değer sağlayacak gıda üretimini gerçekleştirebilir. Tarımda önemli bir nüfus da var. Hala istihdamda önemli bir konuma sahip. Gelişmiş ülkelerde tarımdaki istihdam çok daha düşük düzeylere inmiş durumda. Bu geçiş nasıl sağlanacak? - Evet, tarım sektörü, toplam istihdam içindeki önemini korumaktadır. Toplam istihdamda tarımın payı, 2005-2011 döneminde yıllara göre, yüzde 23,5 ile yüzde 25,7 arasında değişmiştir. TÜİK’in son açıkladığı rakamlarla 74,7 milyonluk ülke nüfusun 57,4 milyonunun il ve ilçe merkezlerinde, 17,3 milyonunun belde ve köylerde ikamet ediyor. Kırsal nüfus olarak köy ve beldelerdeki nüfus baz alınırsa, nüfusun yüzde 23,20’si kırsal kesimde yaşıyor. Aslında tarımdaki istihdam ile kırsal nüfusu ayırmak gerekir. Kırsal nüfusla tarımda istihdam edilen nüfusun çoğunlukla karıştırılıyor. İsviçre gibi bazı gelişmiş ülkelerde kırsal nüfus oranının hala yüzde 50’lere yaklaşıyor ama bu nüfusun büyük bölümü sanayi ve hizmetlerde istihdam ediliyor. TÜİK’in, 16 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan Hane Halkı İşgücü İstatistiklerine göre, 2011 yılı Ekim ayı itibarıyla tarımda çalışan nüfus son bir yılda 387 bin kişi arttı. Halen tarım sektörü, istihdamın yüzde 25,7’sini karşılıyor. Tarım, iş bulmanın çok zorlaştığı günümüzde 6 milyon 292 bin kişiye istihdam sağladı. Buna karşın sanayi 4 milyon 657 bin kişiye istihdam sunabildi. Kırsalda tarım dışı istihdam yaratılarak, tarımdaki nüfusun bu alana transfer edilmesi ülke ekonomisine fayda sağlayacaktır. Ancak tarımsal istihdam yine de, genç nüfusu yüksek, kronik işsizlik problemiyle mücadele eden ülkemiz için çok önemli katkı yapmakta, sorunların çözümüne yardımcı olmaktadır. Bu açıdan istihdama olumlu katkısı dikkate alınarak, tarım sektörünün daha da yoğun ve etkin bir biçimde desteklenmesi gerekmektedir. Tarımda en büyük sıkıntılardan biri de girdi fiyatları. Özellikle gübre ve mazot fiyatlarındaki enflasyonun üzerinde yaşanan artışlar çiftçiyi nasıl etkiliyor? - Gübre kullanımı, tarımsal girdi olarak çiftçimizi azami derecede etkileyen faktörlerden biridir. 2011 yılında gübre fiyatları, çeşitlerine göre yüzde 40 ile yüzde 100 arasında artmıştır. Bu durum gübre kullanımını olumsuz etkilemiştir. Kullanılan gübre miktarları, 2009’da 5,3 milyon ton iken şimdi 5 milyon tonun altına düşmüştür. Gübre fiyatlarındaki yüksek artış çiftçinin ekonomik olarak erimesine, zaman zaman gübre kullanımını azaltmasına neden olmaktadır. Bu durum ise üründe miktar ve kalite azalmasına sebebiyet vererek, çiftçiyi ekonomik olarak zora sokmaktadır. Diğer bir önemli girdi unsuru olan mazottur. Ülkemiz, tarımda dünyanın en pahalı mazotunu kullanan ülkeler arasındadır. Bunun yanı sıra devletin verdiği mazot desteği, Çifti Kayıt Sistemine dahil çiftçileri kapsadığı için, üreticilerimizin önemli bir bölümü bu destekten mahrum kalmaktadır. Yukarıda vurgulanan, çiftçilerimizin temel iki girdisinin fiyatları, devamlı kontrol altında tutularak, çiftçinin ekonomik açıdan ezilmemesi sağlanmalıdır. Türk çiftçisi, yukarıda vurgulanan gübre ve mazot desteği başta olmak üzere, genel manada girdi fiyatlarında diğer ülke çiftçilerine oranla olumsuzluk yaşamaktadır. Bu olumsuzluk; ekonomik olmayan işletme ölçeği, sermaye ve gelirdeki düşüklük, tabiat ve coğrafi koşullar ile ürün pazarlamasının yanı sıra sermaye yapısı, mevsimsel ürün, sertifikalı depoculuk ve depolama imkansızlıkları, bilinçsiz ve yetersiz sulama gibi unsurlarla çiftçi açısından daha da ağır hale gelmektedir. “Lisanslı depoculuk” konusunda atılan adımların bu açıdan önemini bir kez daha vurgulamak gerekir. Bu alanda kısa sürede büyük atılımlar yapılması, fiyat istikrarı ve üreticilerimiz açısından hayati önem taşımaktadır. Tarıma verilen destek yeterli mi? - Tarım destek bütçesi sektörün ihtiyacına göre belirlenmelidir. 2011 bütçesinde tarım sektörüne, bir önceki yıla göre yüzde 14,2’lik artışla 6,4 milyar lira kaynak ayrılmıştır. Kayıt sisteminin yetersiz olması nedeniyle desteklerden tüm çiftçilerimiz yararlanamamaktadır. 2-B arazileri ile hazine arazilerinde üretim yapan ve ecrimisil ödeyen çiftçilerimiz, Çiftçi Kayıt Sisteminde (ÇKS) yer almadıklarından, bütün desteklerden mahrum kalmaktadır. Söz konusu çiftçilerimizin de ÇKS’ye kaydedilmesi ve desteklerden yararlandırılması gerekmektedir. Orman vasfını yitirmiş 2-B kapsamına giren arazilerde yıllardan beri üretim yapan çiftçiler hiçbir destekten yararlanmadan, zor şartlarda üretimlerini devam ettirmektedirler. Bu insanların en az 4-5 nesildir bu alanlarda üretim yaptıkları dikkate alınmalıdır. Bu arazilerin bedelleri, tarımsal gelir durumu göz önüne alınarak belirlenmeli ve uzun vadeli krediyle hak sahiplerine devredilmelidir. Desteklerin üreticilerin tamamını kapsaması, halen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yürütülen ÇKS’nin, üreticilerin gerçek temsilcisi Birliğimiz tarafından devralınmasıyla mümkün olabilecektir. Büyük oranda dışa bağımlı olduğumuz temel girdilerindeki vergiler kaldırılmalıdır. Bilindiği üzere mazot bedelinin yaklaşık yüzde 30’unu özel tüketim vergisi (ÖTV) oluşturmaktadır. Buna ilaveten mazotta yüzde 18 katma değer vergisi (KDV) yükü vardır. Çiftçilere verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazota ödenen bedelin yüzde 5’ini ancak karşılamıştır. Bu rakam da mazot için çiftçinin ödediği KDV’nin ancak 4’te 1’ine tekabül etmektedir. Gübredeki destek de üreticinin gübreye ödediği paranın yüzde 16’sında kalmıştır. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, çiftçimizin kullandığı mazota ÖTV ve KDV istisnası getirilmelidir. Hayvancılıktaki durum nedir? Türkiye’nin, canlı hayvan ithalatından kurtarılması için neler yapılmalıdır? Süt fiyatlarındaki sorun nasıl giderilmelidir? - İthalata başladığı günden günümüze kadar geçen süreçte yaklaşık 1,5 yıllık sürede 1,5 milyar ABD doları döviz ödenmiştir. Kırmızı et üretiminde ithalatın başlatıldığı döneme ancak yaklaşabilen bir üretim gerçekleştirilebilmiştir. Perakende sığır eti, koyun eti, salam, sosis, sakatat, sucuk gibi et ürünlerinin fiyatları yapılan ithalata rağmen, ne yazık ki düşürülememiştir. En son 2011 Temmuz ayında verilen besicilere yönelik destek uygulamasının yeniden başlatılmasını talep ediyoruz. Sütte süt/yem paritesi çok önemlidir. Bu paritenin 1,5’in altına düşmemesi, 2 civarında seyretmesi gerekir. Yani üreticimizin süt üretiminden para kazanabilmesi için 1 kilogram süt sattığında en az 1,5 kilogram yem almalı. Fakat Türkiye’de; paritenin genelde 1 ve 1,2 arasında değişiyor, 2011 yılında 0,7-0,8 oranına düştü. Üreticilerimizin sürdürülebilir bir üretim yapabilmesi için öncelikle piyasada fiyat istikrarını sağlayıcı tedbirlerin alınması, süt desteğinin de artarak devam etmesi gerekmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre; 1990’lı yıllarda 50 milyon baş civarında olan küçükbaş hayvan sayımız, 2010 yılında 29 milyonlara kadar gerilemiştir. Kırmızı et tüketimimiz 10 kilogram dolayındadır. Kırmızı et ihtiyacımızın mutlaka dana eti haricinde başka bir kaynaktan da ikame edilmesi gerekmektedir ki, bunun için en önemli alternatif küçükbaş hayvancılıktır. Bundan dolayı, son zamanlarda küçükbaş hayvancılığa verdiği destekleri çok olumlu buluyor ve önemsiyoruz. Desteklerin artarak devam etmesini bekliyoruz. Uzun süredir önemsediğimiz, hayvancılığımızın gelişmesine ve sorunlarının çözümlenmesine önemli ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM katkı sağlayacağına inandığımız ve yetkililere her platformda ilettiğimiz, hayvancılık sektöründe müdahale kurumlarının oluşturulmasıyla ilgili talebimizi dikkate alan çalışmanın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Mehdi Eker’in yaptığı, Avrupa Birliği ve gelişmiş birçok ülkede yıllardır uygulanan “hayvansal ürünlerle ilgili müdahale sistemlerini kuracağız” şeklindeki açıklamasıyla başlatılmış olmasını da memnuniyetle karşılıyoruz. Kanatlı sektörü, güçlü alt yapısıyla sektör, son zamanlarda gerek üretimde, gerekse dış ticarette hızlı bir ivme yakalamış olup, hızla büyümeye devam etmektedir. Bugün yumurta üretimimiz 15 milyar adetlere, kanatlı eti üretimimiz ise 1,5 milyon tonlara yükselmiştir. Sektör, ihracatta da ciddi bir atılım gerçekleştirmiş, bugün itibarıyla yumurta ihracatımız 200 bin tonlara (250 milyon dolar değerinde), kanatlı eti ihracatımız ise 200 bin tonlara (340 milyon dolar) yükselmiştir. Bütün bunlara rağmen sektörün hala önemli sorunları vardır. Tarımdaki bir diğer önemli konu da sigorta. Bu açıdan TARSİM’in faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? - 2010-2011 tarım yılında yöresel ve bölgesel olarak, sel, don, dolu, aşırı yağış, fırtına gibi tarımsal riskler oldukça fazla yaşanmıştır. Bu yıl da Trakya’da, Hatay’da, Antalya’da, Aydın Söke’de sel, aşırı yağış, fırtına, Bursa gibi bazı illerimizde ise kışlık sebzelerde don olayı gibi doğal olumsuzluklar meydana gelmiştir. Bundan dolayı, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile kurulan Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) önemlidir. 2010 yılı Ocak-Ekim döneminde 6,5 milyon dekar olan sigortalı alan, 2011 yılı aynı döneminde yüzde 40 artarak, 9,1 milyon dekara ulaşmıştır. Aynı dönemlerde poliçe sayısı yüzde 60 artarken, sigortalı büyükbaş hayvan sayısı yüzde 126 oranında artarak 305 bin başa ulaşmıştır. Ancak, ülkemizde toplam ekilen tarım alanı dikkate alındığında sigortalanma oranı halen yüzde 5, sigortalanan büyükbaş hayvan sayısı yüzde 3’tür. Bu oranlar oldukça düşüktür. Tarım sigortasında istenilen düzeyde artışın sağlanamamasının nedenleri arasında, tarımsal üretimde çiftçilerimizi mağdur eden bazı risklerin kapsamda olmaması, hayvancılıkta kapsamdaki hastalıkların yeterli olmaması, yüzde 50 prim desteğine rağmen sigorta bedellerinin yüksek olması, eksperlerin raporlarına güven duyulmaması, muafiyet ve müşterek sigorta oranlarının yüksekliği ile zarar durumunda tazminatın az ödenmesi başta gelmektedir. Bu nedenle tarım sigortasında prim bedelleri düşürülmeli, muafiyet ve müşterek sigorta oranları yeniden belirlenmeli, üreticileri sigorta yaptırmaya teşvik edici tedbirler alınmalı, eksperlerin çalışması gözden geçirilmeli, 2012 yılı için sigortalanma oranı artışına yönelik hedef tespit edilmelidir. 2011 yılında tarla ürünlerinden patates ve şeker pancarı gibi ürünlerde yaşanan don afeti çiftçileri mağdur etmiştir. Bu nedenle kuraklık ile tarla ürünlerinde yaşanan don gibi önemli riskler, en kısa zamanda sigorta kapsamına alınmalıdır. Ülkemizde 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu kapsamına girmeyen risklere karşı çiftçiler 2090 sayılı Kanun’dan faydalanabilmektedirler. Ancak, 2090 sayılı Kanunun uygulanabilirliğinin yetersiz olması, söz konusu Kanuna ödenek ayrılmaması nedenleriyle 2011 yılında da tarım sigortaları uygulamaları kapsamı dışında kalan risklerle karşılaşılan üreticilerimiz mağdur olmuştur. Birliğimizin talebi üzerine yapılan çalışma sonucunda, 2011 yılı Eylül, Ekim, Kasım aylarında gerçekleşen afetlerle ilgili olarak, 2011’e 2488 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanmıştır. Kararla, Ziraat Bankası ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği’ne (TKK) olan kredi borçları 1 yıl süreyle ertelenmiştir. Yayımlanan karar için çiftçilerimiz adına teşekkür ederiz. Ancak bu kararın diğer bankaları kapsamaması nedeniyle bu bankalarla çalışan üreticilerimizin mağduriyeti giderilememiştir. 2011 yılında üreticiler tarımsal risklere karşı yeteri kadar korunamamıştır. Sonuç olarak; 2011 yılında üreticiler tarımsal risklere karşı yeteri kadar korunamamıştır. 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu ile 2090 sayılı kanun üreticilerin karşılaştığı tarımsal risklere karşı korunmasına yönelik birbirini tamamlayıcı kanunlardır. Bu amaçla sigorta kapsamına girmeyen riskler için 2090 sayılı kanun gözden geçirilerek ihtiyacı karşılar hale getirilmelidir. Tarımsal kredilerde durum nedir? Geri dönüşlerde sorunlar yaşanıyor mu? - Tarımda verilen kredilerin üçte ikisini Ziraat Bankası, yaklaşık yüzde 9’unu ise Tarım Kredi Kooperatifleri vermektedir. Bankalar arasında Ziraat Bankası’ndan sonra yüzde 6 ile Denizbank gelmektedir. Kredi faiz oranlarının devlet desteğiyle düşürülerek Ziraat Bankası ve TKK aracılığıyla kullandırılması 2011 yılında da devam etmiştir. Ziraat Bankası cari faiz oranlarının da yüzde 10’a gerilemesiyle, çiftçilerimiz, 2011 yılında yıllık yüzde 0-5 oranlarıyla tarımsal kredi kullanabilmişlerdir. Bu destekle Ziraat Bankası ve TKK’nın, sektöre kullandırılan toplam tarımsal krediler içindeki payları artmıştır. Sübvansiyonlu kredi (selektif) uygulaması için Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan kaynak, 2011 yılında bir önceki yıla göre yüzde 46 oranında artırılarak, 776 milyon liraya çıkarılmıştır. Kredi faiz oranlarının indirilmesine yönelik bütçeden ayrılan kaynağın artırılması çiftçilerimiz açısından memnuniyet verici olmuştur. Benzer kararın her yıl devam etmesi sağlanmalıdır. 2011 yılında da geçmiş yıllarda çeşitli nedenlerle borcunu ödeyememiş üreticiler ile krediye karşılık istenen teminatları bulamayan üreticiler, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan düşük faizli krediden faydalanamamışlardır. Üreticilerimizin dörte biri, kredi faiz oranı yüzde 15-25 arasında değişen diğer bankalara yönelmek zorunda kalmışlardır. 2011 yılında Ziraat Bankası yatırım kredisi kullanımında Ağustos ayından itibaren sorun yaşanmıştır. Ziraat Bankası, faizsiz yatırım kredilerine başvurunun çok fazla olması ve kaynak yetersizliği nedeniyle başvuruları 2011 yılı Ağustos ayından itibaren değerlendirememiştir. Bu durum, kullanacağı krediye güvenerek yatırıma başlamış olan girişimcileri oldukça mağdur etmiştir. BDDK verilerine göre, 2011 yılında toplam kredinin yüzde 3,2’si takibe düşmüş kredileri kapsamaktadır. Diğer bankaların takip oranının yüksekliği, üreticileri arazilerinin satılması riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Özellikle yabancı sermayeli bankalar dikkate alındığında, tarım arazilerinin yabancılara satışı gündeme gelmekte, bu durum geleceğe yönelik tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu konuda ek bir kaynak ayrılarak, üreticilerin özel bankalara olan borçları yapılandırılmalıdır. Yabancılara arazi satışını kolaylaştırmak amacıyla hazırlanan bir Kanun Taslağı gündemdedir. Bu Taslak yasalaştığı takdirde özel bankalara borcunu ödeyemeyen çiftçilerin arazilerinin yabancılara satışı kolaylaşabilecektir. Bundan endişe duymaktayız. Taslakta bu endişelerin giderilmesine yönelik düzenlemelerin alınması sağlanmalıdır. Üreticilerin yüksek faiz oranlarıyla kredi kullanmasının önlenmesi ve tarımsal kredi kullanımının kontrol altına alınmasının sağlanması amacıyla sadece Ziraat Bankası ve TKK aracılığıyla uygulanan sübvansiyonlu kredi, diğer kamu bankalarını da kapsamalıdır. Arazi toplulaştırma çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? - Tarım toprakları, miras hukukundan kaynaklanan olumsuzluklar nedeniyle üzerinde, karlı işletmelerin kurulmasına imkan vermeyecek ölçüde küçük parçalara ayrılmış olduğundan büyük bir kısmı ekonomik olmaktan çıkmıştır. Tarım işletme ölçeklerinin küçüklüğü yanında çok parçalı olması, tarımda verimliliğin artmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir. Tarımdaki bu küçük ölçekli ve çok parçalı yapı tarımda teknolojinin ve uygun girdilerin kullanılmasına ve rasyonel tarım yapılmasına izin vermemekte, verimlilik arttırılamamakta ve üretici gelirleri giderek düşmektedir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca Türkiye genelinde toplulaştırmaya ihtiyaç olan 14 milyon hektar alanın 4 milyon hektarının 2012 yılı sonuna kadar toplulaştırılması hedefini memnuniyetle karşılamaktayız. Toplulaştırma çalışmalarının hızlı bir şekilde sonuçlandırılması gerekmektedir. Arazi toplulaştırması çiftçilere sağlayacağı yararların yanı sıra yatırımlar açısından ve sosyal açıdan da önemli faydalar sağlayacaktır. Bir taraftan arazileri toplulaştırırken, mevcut tarım topraklarının yeniden parçalanmaması için, miras hukukunun en kısa zamanda değiştirilmesi, tarım arazilerinin mirasla parçalanmasının önlenmesi tarımımız için hayati önem taşımaktadır. 7 “GDO’lu Soya Tehlikesi” »»Biyogüvenlik Kurulu’na GDO’lu 3 soya türünün gıda amaçlı ithalatı için yapılan izin başvurusu tepki yarattı. Tüm Gıda İthalatçıları Derneğin’in, Biyogüvenlik Kurulu’na başvurarak GDO’lu 3 soya türünün gıda amaçlı ithalatına izin verilmesini talep etmesi tepki uyandırdı. 3 soya geni için izin çıkarsa ilk kez doğrudan gıdada kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ithalatı izni verilmiş olacak. Konu ile ilgili olarak Fikir Sahibi Damaklar, Slow Food hareketinin kurucusu Defne Koryürek şunları söylüyor: “Gıda amaçlı GDO’lu soyanın ithal edilmesi artık ürünlerin içeriğinde GDO’lu soya olabileceği anlamına geliyor. Bu bir ve fevkalade önemli bir durum. Zira içinde soya olmayan hemen hemen hiç bir paketli/ endüstriyel gıda mevcut değil! Margarinden, peynire, ekmekten, gofrete, sakıza... her yerde soya var! İkinci olarak oran mevzuu mesele olacak. Binde 9 diye bir kaide var, bir ürünün içeriğinde binde 9 kadar GDO’ya AB izin veriyor ve etikete yazma gereği görmüyor. Biz de AB uyum gayreti içerisinde bu esası benimsedik 2010’da ama mevzuatı net yazmadık: ürünün toplamında binde 9 mu yoksa her bir içerik için binde 9 mu, belirsiz. Yani bir gofrete eklenen soya lesitini, soya lesitininin binde 9’u oranında mı GDO’lu olabiliyor yoksa gofretin binde 9’u oranında mı? Bunlar çok kafa karıştırıcı meseleler haline gelecektir ve o arada acaba neler yiyecek çocuklarımız, düşünemiyorum bile! Üçüncü olarak, bu gıda amaçlı GDO’lu soya ithalat iznini ardından şüphesiz sıra GDO’lu türlerin biyo yakıt amaçlı ekim di- kimi konu edilmeye başlanacak! Yol, belli. Bugün dur demediğimizde yarın elimizden gidecek korkarım. Bu arada, biliyorsundur, gıda sanayii GDO’lu soyaya muhtaç değil. Soya, gıda sanayiinde en çok lesitin olarak kullanılıyor ve GDO’lu soya lesitinine alternatif GDO’suz ayçiçek lesitini var!” Fikir Sahibi Damaklar/Slow Food Türkiye hareketi, Tüm Gıda İthalatçıları Derneği’nin “GDO’lu soya” ithalatı izni isteğine karşı sosyal medyada imza kampanyası başlattı. Kampanyada özellikle TÜGİDER’in üye firma ve kuruluşlarına “Siz, TÜGİDER’in bu başvurusunu onaylıyor musunuz? Siz, çocuklarımızın GDO’lu gıdaya maruz kalmasına razı mısınız? Yoksa, biz bugün ne kadar para kazandığımıza bakarız, mı diyorsunuz?” sorusu soruluyor. Danıştay’dan GDO Darbesi »»GDO ile ilgili tartışmaya Danıştay aldığı kararla yeni bir boyut getirdi. Buna göre firmalar ithal ettikleri ürünün zararsızlığını ispat ile yükümlü. Danıştay, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile ilgili sürece “dur” dedi. Şirketlerin zararsız olduğuna dair somut veri getirmesi gerektiğini söyleyen Danıştay “Avrupa Birliği’nde serbest olması yeterli bir açıklama değil” dedi. Hukukçulara göre karar GDO’ya izin veren idareye de cezai sorumluluk getirir. Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) yargı gündemine girdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) başvurusu üzerine, GDO ile ilgili olarak Türkiye’nin ihtiyatilik prensibine göre hareket etmesi gerektiği kararını verdi. ZARARSIZLIĞI İSPAT ET Danıştay, Tabipler Birliği’nin istemini değerlendirerek karara bağladı ve kısmi bir yürütmeyi durdurma kararı ver- di. Danıştay’ın gerekçeli kararında ise, GDO’larla ilgili net saptamalara yer verildi. Türkiye’nin taraf olduğu uluslar ararası sözleşmelerde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği, biyoçeşitlilik gibi konular söz konusu olduğunda, devletlerin ihtiyatlılık (ön tedbirci) çerçevesinde yaklaşmasının öngörüldüğü belirtilen kararda, antibiyotiklere direnç geni içeren GDO ve ürünleri hakkında geleceğe dönük endişeler olduğu vurgulandı. Kararda, “Bu açıdan yaklaşıldığında, antibiyotiklere direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin zararlı olmadığı bilimsel araştırmalarla ortaya konulmadan sırf AB ülkelerinde bu konuda yasaklayıcı bir düzenleme olmadığından bahisle bu tür ürünlerin üretimi, ithalatı ve piyasaya sunulmasının tamamen serbest bırakılması, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve kamu yararı ilkesine aykırıdır” denildi. Organik Ürün Talebinde Patlama »»Alman tüketicilerin organik ürün talebi artıyor. Ancak Alman ziraatçiler, bu talebe yetişemiyor. Nürnberg’de başlayan Organik Ürünler Fuarı’na (BioFach), uluslararası üreticiler rekor düzeyde katılım sağladı. Domatesler Hollanda’dan, salatalıklar İspanya’dan... Muzlar Kolombiya’dan ve mercimek ise Kanada’dan... Almanya’da organik ürün talebi, giderek büyüyor. Geçtiğimiz yıl organik ürün satışı, Almanya’da bir önceki yıla oranla yüzde 10 artış gösterdi. Ancak yerli ziraatçiler bu talebe yetişemiyor. Aksine Alman çiftçiler, ekolojik ekim yerine daha çok biyogaz elde edilen mısır ekimini tercih ediyor. O nedenle Almanya’nın organik ürün ithalatı giderek büyüyor. Almanya’da artık her 5 kişiden biri, haftada en az bir kez organik ürün satın alıyor. Organik ürün ihtiyacını, öncelikli olarak Avrupa ülkelerinden temin etmeye çalışıyor. Doğu Avrupa ülkeleri bu anlamda giderek Almanya’nın tahıl ambarı haline geliyor. Ancak iş pirinç, kahve ve muz ihtiyacına gelince, organik ürün ithalatçıları dünyanın farklı kıtalarına uzanıyor. 8 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM Geleceğin Önemli Sektörü Tarım Olacak Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI »»Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Hüseyin Aydın, yılın ikinci yarısında faizleri aşağı yönlü gördüğünü bildirdi. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi [email protected] TARIM VE ÇİFTÇİ SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ İÇİN NE YAPMALI? (2) »»Tarım Ve Çiftçi Sorunlarının Çözümü İçin Ne Yapmalı? (1) adlı yazımda, toprak reformunun yapılması, desteklenmelerin küçük ve orta ölçekli işletmelere yönlendirilmesi ve bunların kooperatifleşmesi üzerinde durmuştum. Bu yazımda ise, tarımsal Ar-Ge hizmetleri ve eğitimin yeniden düzenlenmesi, gıda egemenliğinin korunması, uluslararası denilen ancak merkez ülkelerin denetimindeki örgütlere karşı tavır geliştirme ve bölgesel anlaşmalar yapmak ile yerel üretim ve tüketim konusu öne çıkarılmalıdır gibi konular üzerine önermeler yapacağım. Tarımsal Ar-Ge Ve Eğitimi Yeniden Düzenlenmelidir Tarımsal Ar-Ge etkinlikleri ve eğitim, genellikle endüstriyel tarım ve büyük tarımsal işletmelerin gereksinimlerine göre şekillendirilmiştir. Bu durum, özellikle güney ülkelerinde de girdiler temelinde dışa bağımlılığı besleyen önemli bir etmen olmuştur. Diğer yandan Ar-Ge planlanmasında, üretici örgütlerinin ve meslek odalarının katkısı da yoktur. Bütün bu olumsuzluklar dikkate alınarak, küçük ve orta ölçekli işletmeler için düşük endüstriyel girdiye dayalı sürdürülebilir tarım, organik tarım ve permakültür tarımın gereksinimlerine uygun Ar-Ge etkinlikleri ve eğitim hizmetleri düzenlenmelidir Diğer yandan,ileride meydana gelmesi beklenen olumsuz iklim değişikliğinin yaratacağı kurak koşullarda yapılabilecek tarım sistemleri ve bu tarım sistemlerinde varlıklarını sürdürecek damızlık ve tohumluk üretimi konularında araştırmalara ağırlık verilmelidir. Bu bağlamda yerli gen kaynaklarının korunması yaşamsal bir konudur. Ulusların Gıda Egemenliği Korunmalıdır Gıda egemenliği için, ulusal gıda pazarlarının adil olmayan dış ticaretten korunması, çiftçilerin genetik, toprak ve su gibi kaynaklar üzerinde haklarının tekelci şirketlere karşı korunması sağlanmalıdır. Bu bağlamda, Türkiye’de de tarım topraklarının ve meraların korunması yanında tarımsal suyun özelleştirilmesine karşı tavır gösterilmelidir. Birkaç örnek verelim; 22 Şubat 2011 tarihli Resmi Gazete’de 6172 sayılı “Sulama Birlikleri” adlı bir yeni bir yasa yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Yasa, temel olarak tarımda kullanılan suyun rantının uluslararası tekellerin emrine sunulmasını sağlayacak önemli değişiklikler içermektedir. (http://www. mevzuat.adalet.gov.tr) Yine 23 Şubat 2011 tarihli “Mera Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik” ile de aslında yeterince korunamayan meraların betona dönüştürülmesi yolu açılacak gibi gözlemlenmektedir. Bunların önlenmesi, ekonominin diğer dallarında olduğu gibi kamunun denetimiyle olasıdır. Bu bağlamda uluslararası finans kuruluşlarının müdahalesi önlenmeli, iç pazara sermaye giriş ve çıkışları denetlenmelidir. Merkez Ülkelerin Denetimindeki Finans Örgütlere Karşı Tavır Geliştirmelidir Uluslararası denilen, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi finans örgütleri, ABD/AB gibi merkez ülkelerin denetimindedir. Bu örgütlerin denetimine karşı önlemler geliştirilmelidir. Bu önlemlerin başında ise çevre ülkelerinde, uluslararası sermaye ile çıkarları gereği işbirliği içinde bulunan sosyal sınıf ve katmanlarının egemenliklerinin geriletilmesi konusu gelmektedir. Diğer yandan, işlenmemiş ya da işlenmiş tarım ürünlerine konacak gümrük fonlarının iç pazarı koruyacak şeklinde düzenlenmesi gerekmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta da; iç piyasadaki tarım ürünleri fiyatlarının, dünya borsa fiyatları arasındaki bağı koparmak zorunluluğu vardır. Çünkü dünya borsa fiyatları, genellikle, üçüncü dünya pazarlarını ele geçirmek için müdahale edilerek düşürülmüş fiyatlardır. Anılan fiyatlarla, bir yandan merkez ülkeler için sorun olan stokları eritilmekte, bir yandan da üçüncü ülkelerinin tarımları çökertilerek sürekli sosyal, siyasal ve ekonomi bağımlılık yaratılmaktadır. Bölgesel Anlaşmalar Yapılmalıdır Merkez ülkeler ile anlaşmalar yerine çevre ülkeler arasında sosyal, siyasal ve ekonomik anlaşmalar yapmak daha yararlı bir seçenek olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda tarımsal Ar-Ge, eğitim ve tarım ürünleri ticareti temelinde anlaşmalar yapılabilir. Yerel Üretim Ve Yerel Tüketim Konusu Öne Çıkarılmalıdır İnsan sağlığına en uygun gıda, kendi ekosisteminde yetişen ürünlerdir. Gıdalarve özellikle sebze, meyve, süt vb. tüketiciye varana kadar vitamin mineral ve antioksidan özelliğini kaybederler. Bu süre zaman ve ulaşım açısından ne kadar kısa ise besinler kalitelerini o ölçüde korurlar. Gıdaların taşınması için de enerji gereksinmesi vardır. Bir yılda tüketilen enerjinin yüzde 2-17’sinin besin taşımacılığında harcandığı bilinmektedir. Gıdaları yerel üretilip, yerel tüketilmesi taşımacılığa ayrılan enerji en düşük düzeye indirir. Bu bağlamda yukarıda belirtildiği üzere kooperatifçilik öne çıkarılmalıdır. Kooperatifler genellikle küçük çiftçilerden ürünleri alır ve işlerler, bu nedenle gıda değerleri endüstriyel tarımla elde edilenlerden yüksektir. Kooperatifler,ayrıca sağlıklı koşullarda ve sıkı denetim altında ürünlerini işlerler, merdiven altı üretim yapmazlar, ürünleri sağlık açısından güvencelidir. Tüketicilere aracısız ve kısa yoldan ulaştırıldığı için daha ucuzdur. Kooperatifler, aynı zamanda çiftçilerin tarımsal ürünlerini işleyip pazarladıkları için de onları aracılara karşı korur, onların emeğini en iyi şekilde değerlendirirler. Diğer yandan tüketim normları konusunda değişiklikler yapılması ve yiyecek israfının önlenmesi de üzerinde durulması gereken konulardır. Sonuç Dünyada milyarlarca insan açlık sınırında yaşıyor, milyarlarcası da açlıktan ölüyor. Bununla birlikte kapitalizm gerekiyorsa, gıdaları yakıyor, yok ediyor ya da insan beslenmesi yerine hayvan beslenmesinde kullanıyor. Söz gelişi AB’de tonlarca tereyağı hayvan beslenmesinde kullanılıyor, süt tankerleriyle tarlalar sulanıyor. Yazımı, bir soruyu tekrarlayarak bitirmek istiyorum. Üçüncü dünya ülkelerinde köylülüğün tasfiyesi ile küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine, kurulması özendirilen dev işletmeler ve sözleşmeli tarım modeli ile üretim ve verimi artırmak olası mı? Buna bağlı olarak, “Köylülüğün tasfiyesi ile açıkta kalacak yaklaşık üç milyar dolayında insana, kentlerde iş var mı?”sorusunu da soralım. Samir Âmin bu soruya şöyle cevap veriyor; ”Kapitalizm doğası gereği, köylü sorununu çözemez ve ortaya koyduğu tek perspektif, gecekondulaşmış bir dünya ve beş milyar fazla insandır.Bu nedenletarımda küçük ve orta ölçekli işletmeler ölçeğinde, kapitalist olmayan bir yolu izlemek zorunluluğu vardır.” Ben de şunu ekleyebilirim; “Köylü nüfusunun yerlerinden koparılması, yabancılaşma, geldikleri yerlerde adam yerine konmama, gecekondulaşma gibi sonuçları şimdiden ortaya çıkarmaya başlamıştır bile.Bu durum,güncel deyişle sadaka ekonomisi ve sadaka kültürünü de yaratmış bulunmaktadır.” Ankara Sanayi Odasının (ASO) 15’inci gündem toplantısında konuşan TBB Başkanı Hüseyin Aydın, daha sonra soruları yanıtladı. Bankaların kredi uygulamalarının 30 yıl öncesi ile hemen hemen aynı olduğunu anlatan Aydın, şöyle konuştu: “Aslında her şeyde yenilik yaptığımız bir dönemde kredilendirme süreçlerini yeniden tarif etmemiz lazım. Nasıl bir tarımı finanse etmek istediğimizi daha önce açıkladık. Biz tarımın endüstriyelini yapacağız. Endüstriyel tarım için de devletin sağladığı imkanların farklı alanlarda ticaret yapanlarca da bu sektörlere yatırım yapılmasının yönünün ve yolunun açılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz. Her yıl devlet uygulayacağı sübvansiyonlarla ilgili bir kararname çıkarıyor. Bu kararname de bugün yarın çıkacaktır. Bu kararnamede bu söylediklerimizin bazı ipuçlarını göreceksiniz. Tarım, geleceğin önemli sektörlerinden birisidir, onun için bu sektöre yatırım yapanları finanse etmeye devam edeceğiz.’’ Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın, normal olarak alınan her kredinin teminatının bulunmasının mümkün olmadığını, bu şekilde hiç bir zaman büyük projelerin hayata geçirilemeyeceğini belirterek, “Bazen hayalleri de teminat yapmak lazım. Böyle yaptığımız zaman verdiğimiz kredilerin tamamına yakını geri gelir. Bu sürecin buna dönüşmesi için gayret gösteriyoruz’’ dedi. Projenin kendisinin teminat olduğu bir yapıya hızla geçilmesi gerektiğini ifade eden Aydın, çünkü geri dönüşün garanti edilmesi ve hep teminata dayalı bir kredi mantığının verimliliği düşürebileceğini kaydetti. “Çek Kanunu ile ilgili Bankalar Birliğinin görüşü nedir’’ şeklindeki soru üzerine de Aydın, şunları söyledi: “Yasaya şöyle bir bakıldığında hani bir deyim vardır ‘ekonomik suç, ekonomik ceza’ diye. Yasa yapıcılar sormuşlardır biz de kendi üyelerimizle bunu paylaştık görüşlerimizi bildirdik. Yasa yapıcılar doğal olarak bizim görüşlerimizin bir bölümüne katıldı, bir bölümüne katılmadı. Kamu oyunda en çok tartışılan konu hapis cezasıyla ilgili bölüm. Biz onun tartışma tarafı olmayacağız. Bazen o işi yapamamak, kullandırmayı yasaklamak da son derece önemli bir müeyyidedir. Aslında çek bir ödeme aracıdır. Biz bir müşteriye kredi verirken nelere bakıyorsak, o zaman çek alıp verirken de girişimcilerimizin o hassasiyetleri göstermesi lazım. Ekonominin sağlıklı yürümesi, karşılıklı tarafların edimlerini birlikte yerine getirmesiyle mümkündür. Burada biraz daha duyarlı ve basiretli davranırsak bir problem olacağını düşünmüyorum. Risk santralizasyon merkezinin de daha işlevsel hale getirilerek girişimcilerimizin tereddüt ettiği konuların orada çözülebileceğini de ifade etmek istiyorum.’’ “Okul Sütü Projesi Bir An Önce Uygulanmalı” Sütün Yararları • Kemik erimesini önler • Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir • İshali tedavi eder • Mide rahatsızlıklarını giderir • Sindirim sistemini düzene sokar • Ülseri önler • Beyine enerji verir • Diş çürüklerini önler • Kronik bronşiti önler • Tansiyonu düşürür • Yağsız süt, kolestrolü düşürür • Kanserin önlenmesine yardımcı olur. Kış aylarının olumsuz etkilerini asgariye indirmek için günlük yoğurt tüketimini öneriyoruz. Bu ürünler taze, hiçbir katkısı olmayan süt ürünleri tercih edilmesi önemli.” Yıldız, ayrıca son yıllarda yapılan araştırmada da probiyotiklerin özellikle bronşit ve sinüzit gibi kronik tekrarlayan solunum sistemi enfeksiyonlarında nükslerin azalmasına neden olduğunu da sözlerine ekledi. “Sütte bulunan kalsiyum bağırsaklardaki, kansere yol açabilen fazla asitleri yok eder ve böylece sindirim sistemi sağlıklı bir şekilde çalışır. Süt içen hastaların kanser hücrelerine bakıldığında, hücre gelişmelerinde yavaşlama saptanmıştır. Böylece, kalsiyumun kanser hücrelerini yavaşlattığı kanıtlanmıştır. Yine birçok bilimsel araştırma, D vitamininin başta meme, yumurtalık, prostat ve bağırsak kanseri gibi toplumda sıkça görülen çok kanser türünden ve kalp hastalıklarından insanları koruduğunu göstermiştir.’’ Süt Hayatımızın Her Evresinin Vazgeçilmez Bir Besin Kaynağıdır. Özellikle; • Bebeklik ve çocukluk döneminde,. • Gençlik döneminde, • Yaşlılık döneminde mutlaka kullanılmalıdır. Özellikle sporcuların performanslarını en üst düzeye çıkaran emsalsiz bir besin kaynağıdır. Ülke Genelinde ‘Meyve Havzaları’ Oluşturuyor »»Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarım Havzaları Üretimi Destekleme Modeli kapsamında ülke genelinde ‘meyve havzaları’ oluşturuyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü Tarım Havzaları Daire Başkanı Tuncer Kalkay, ekonomik değeri yüksek ürünlere göre havzalar oluşturulmasının planlandığını kaydetti. İhraç potansiyeli yüksek ve ithal edilen ürünler üzerinde durduklarını dile getiren Tuncer Kalkay, bu nedenle meyvecilik üzerinde yoğunlaştıklarını bildirdi. Tarım Havzaları Daire Başkanı Tuncer Kalkay, bu modelle yeni çeşitler geliştirme gibi bir amaçlarının olmadığına da dikkat çekti. Tuncer Kalkay, geniş bir ürün yelpazesinden ziyade, bazı havzalarda belirli ürünler üzerinde çalışma yaptıklarını söyledi. Kalkay, parasal desteğin yanı sıra meyveciliğe uygun ekipman destekleri de vereceklerini anlattı. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği 9 TARIM Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılacak Dr. Hilal TUNCA Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü NEDEN TARIMSAL ÜRETİMDE BİYOLOJİK MÜCADELE »»Tarımsal ürünleri zararlı, hastalık ve yabancı otların zararından korumak amacıyla yapılan bütün işlemlere zirai mücadele adı verilmektedir. Zirai mücadelede akla ilk gelen ve ençok tercih edilen yöntem kimyasal mücadeledir. Ancak kimyasal mücadelede yoğun ve bilinçsiz olarak kullanılan sentetik kökenli pestisit uygulaması, sadece insan sağlığını tehdit etmekle kalmayıp, birçok canlı türünün yok olmasına, toprak, hava ve yer altı sularına karışarak çevreye zarar vermekte ayrıca hedef alınmayan diğer organizmalarında (bal arıları, faydalı böcekler vb.) olumsuz etkilenmesine neden olabilmektedir. Kimyasal mücadelenin ekolojik dengeye olan olumsuz müdahalesi daha önce sorun olmayan bazı türlerin zararlı hale gelmesine de neden olmaktadır. Ayrıca zararlıların sentetik kökenli kimyasal bileşiklere karşı direnç geliştirmesi kimyasal mücadelenin diğer bir olumsuz etkisidir. Bu tür mücadelede diğer önemli bir sorun da tarımsal ürünlerdeki ilaç kalıntısıdır. Sevindirici olarak zararlılarla mücadelede bu olumsuz etkilerin görülmediği farklı mücadele yöntemleri de bulunmaktadır. Bu mücadele yöntemlerinin başında ‘Biyolojik Mücadele’ yer almaktadır. Biyolojik Mücadelede kullanılan organizmalar parazitoitler, predatörler (avcı böcek) ve mikrobiyal etmenlerdir. Parazitoitler, zararlı böceğin farklı biyolojik dönemlerinin (yumurta, larva, pupa, ergin) birinin içine ya da üzerine kendi yumurtasını bırakmakta ve tüm yaşamını zararlı böcek üzerinde geçirip, zararlı böceğin ölmesine neden olmaktadır. Zararlı böceğe yumurta bırakanlar dişi parazitoitlerdir. Erkekler parazitoitler yumurta bırakmazlar. Ergin parazitoitler doğada bal arıları gibi polen, nektar ve bazı zararlı böceklerin çıkarmış olduğu tatlımsı maddeyle beslenirler. Parazitoitler zararlı türlere özelleşmişlerdir. Predatörler, avcı böcekler olarak bilinirler ve yaşamları süresince birden fazla av yani zararlı böcek tüketebilirler. Avcı böceğin hem erkek hem de dişisi zararlı böcekleri tüketir. Bazı avcı böceklerin de sadece larva dönemi avcıdır. Avcı böcekler içinde ‘gelin böceği’ ya da ‘uğur böceği’ en iyi bilinen örnektir. Uğur böceğinin hem larva hem de ergin dönemi avcıdır. Uğur böceğinin tüketti- ği zararlı böcekler arasında yaprak biti, kabuklu bit, koşnil ve unlu bitler bulunmaktadır. Mikrobiyal etmenler ise zararlı etmenleri hastalandırarak gelişimlerini engellemektedir. Örneğin Bacillus thuringiensis biyolojik mücadele uygulamalarında kullanılan bir mikrobiyal etmendir. Biyolojik mücadele etmenlerinin bitkilere ve çevreye herhangi bir zararlı etkisi bulunmamaktadır. Doğada zaten var olan bu faydalı etmenler, birçok zararlı etmeni baskı altına alabilmektedir. Biyolojik mücadelede parazitoitler, predatörler ve mikrobiyal etmenler, tarım yapılan alanlarda etkinliği arttırılarak ya da doğrudan üretilip tarım alanlarında kullanılarak biyolojik mücadele kapsamında başarılı bir şekilde kullanılabilmektedir. Biyolojik mücadelenin avantajları arasında ekolojik dengeyi koruması, çevre ve insan sağlığına herhangi bir zararlı etkisinin olmaması, pestisit kalıntısı olmayan ürün elde edilmesi, direnç problemi olmaması ve sürdürülebilir olması sayılabilir. Biyolojik mücadeleden beklenen başarının elde edilmesi için çevreyle uyumlu diğer mücadele yöntemleriyle (kültürel önlemler, mekanik mücadele, biyoteknik mücadele vb) birlikte kullanılması gerekmektedir. Son yıllarda seralarda doğa dostu biyolojik mücadele uygulamalarına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından teşvik verilmektedir. Bu başarılı ve sevindirici gelişmenin açık tarım alanlarında da desteklenmesi hem çevre hem de insan sağlığı için önemlidir. »»T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal üretime dair düşük faizli yatırım ve işletme kredisi kullundırılmasına ilişkin karar 22 Şubat 2012 tarih ve 28212 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Üreticilerin finansman ihtiyaçlarının uygun koşullarda karşılanması amacıyla, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) tarafından, indirim yapılmak ve kredi üst limitleri aşılmamak suretiyle, tarımsal kredi kullandırılacak. Resmi Gazete’nin 22 Şubat 2012 tarihli sayısında yayımlanan karar uyarınca, bu yıl, yatırım kredilerinde yatırım dönemi ve işletme dönemine ayrı faiz uygulanacak. Yatırım kredilerinde uygulanacak sübvansiyon oranları yüzde 25 ile yüzde 100 arasında değişecek. Tarımsal krediler, kredi üst limitlerini aşamayacak. İndirim oranlarının kademeli olarak uygulanacağı üretim konularında kredi kullanacak üreticiler, indirim oranlarından, kullanacakları kredi miktarına göre kademeli olarak yararlanacak. Traktör alımı konusundaki kredilerde ise kademelendirme uygulanmayacak. Kredi kullandırmadaki teknik kıstaslar (Hayvanların cinsi, yaşı, sertifikasyona ilişkin tanımlamalar gibi) bu kıstasla ilgili değişiklikler ise; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca Hazine müsteşarlığının uygun görüşü alınarak hazırlanacak ve Resmi Gazete’de yayımlanacak tebliğ ile belirlenecek. Tasfiye olunacak alacaklar hesabında borcu bulunan veya bu hesaplarda kaydı bulunan borçları ertelenmiş veya taksitlendirilmiş veya yeniden yapılandırılmış olup, geri ödeme süreci devam eden üreticilere banka ve/veya TKK tarafından bu karar kapsamında hiçbir şekilde kredi açılmayacak. iNDİRİM ORANI (%) KREDİ KONULARI Yatırım Dönemi İşletme Dönemi/ Kredisi 250.000. TL’ye kadar 100 50 250.001-3.000.000 TL 75 50 3.000.001-20.000.000 TL 50 25 50.000 TL’ye kadar 50 50 50.001-500.000 TL KREDİ ÜST LİMİT (TL) HAYVANSAL ÜRETİM KONULARI Damızlık Süt Sığır Yetiştiriciliği 20.000.000 Yaygın Hayvansal Üretim 500.000 25 25 Damızlık Etçi Sığır Yetiştiriciliği 100 100 7.500.000 Damızlık Düve Yetiştiriciliği 100 100 7.500.000 Büyükbaş Hayvan Yetiştiriciliği 50 25 3.000.000 Büyükbaş Hayvan Besiciliği 50 50 3.000.000 Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği 100 100 5.000.000 Küçükbaş Hayvan Besiciliği 100 50 1.500.000 Arıcılık 50 50 1.500.000 Kanatlı Sektörü 50 25 1.500.000 Su Ürünleri Yetiştiriciliği/ avcılığı 50 25 3.000.000 250.000 TL’ye kadar 50 50 250.001-3.000.000 TL 50 25 3.000.001-10.000.000 TL 25 25 25.000 TL’ye kadar 50 50 25.001-500.000 TL BİTKİSEL ÜRETİM KONULARI Kontrollü Örtüaltı Tarımı 10.000.000 Yaygın Bitkisel Üretim 500.000 25 25 Yurtiçi Sertifikalı Tohum, Fide, Fidan Üretimi 100 100 3.000.000 Yurtiçi Sertifikalı Tohum, Fide, Fidan Kullanımı 50 50 1.500.000 İyi Tarım/Organik Tarım Uygulamaları 50 50 3.000.000 35.000 TL’ye kadar 50 50 35.000 35.001 TL-500.000 TL 25 25 500.000 Tarımsal Mekanizasyon (traktör hariç) 50 50 500.000 Modern Basınçlı Sulama 100 100 Arazi Alımı 25 25 500.000 Diğer Üretim Konuları 25 25 500.000 MUHTELİF KONULAR Traktör Alımı Çiftçiye 6 Milyar TL Destek »»Çiftçiye 6 milyar lira nakit destek ödenecek. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, haziran ayına kadar, çiftçiye 6 milyar lira nakit destek ödeneceğini söyledi. Beraberinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu, Diyarbakır milletvekilleri Galip Ensarioğlu, Mine Lök Beyaz, Cuma İçten ve Süleyman Hamzaoğulları ile kongreye katılan Bakan Eker, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin yoksullukla mücadele konusunda tarımsal faaliyetlerle ilgili ortaya koyduğu modelin, Birleşmiş Milletler kuruluşları tarafından benimsendiğini ifade ederek, Mart ayı içerisinde çiftçilere 1 milyar 900 milyon lira mazot, gübre ve diğer bazı tarımsal desteği verileceğini belirtti ve “Çiftçiye haziran ayına kadar 6 milyar lira nakit destek ödenecek” diye konuştu. 1.500.000 Tarım Faaliyetlerine Uydu Desteği Yöntemde, uydu fotoğrafları yol gösterici nitelikte... Tohumlar ne zaman ekilmeli? Tarım ilaçları ne zaman kullanılmalı? Ya da, “Her bir kilometrekarelik alanda en iyi hangi ürün yetişir? Büyük bölümü çöl üzerine kurulu olmasına rağmen tarım sektörünün oldukça gelişkin olduğu İsrail’de, bilim adamlarının geliştirdiği son yöntem, tüm bu sorulara yanıt verir nitelikte. Havada küçük çaptaki değişimler uydu fotoğraflarının yardımıyla tespit edilebiliyor. Yöntemde tarım alanları, mikroklimalara bölünüyor. Bilim adamlarına göre, iklim koşullarının aynı olduğu düşünülen yanyana iki tarlada bile farklılıklar söz konusu olabilir. Tarım alanlarının mikroklimalara bölünmesiyle, herbir bölgede tohumların ne zaman ekileceği, tarım ilaçlarının ne zaman kullanılacağı belirleniyor. Alanda, en iyi hangi ürünün yetişeceğini öğrenmek bile mümkün. Yöntem, dünyada gıda üretiminin artırılması konusunda da ümit vaad ediyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, 2050 yılına gelindiğinde gıda ihtiyacını karşılayabilmek için üretimin yüzde 70 artırılması gerekiyor. 10 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM KÖY-KOOP MANİSA BİRLİĞİ PELİT İHRAÇ EDEREK ÜRETİCİSİNE YENİ GELİR KAYNAĞI YARATTI »»Manisa’da Meşe ağacı, ekonomiye ve üreticiye önemli bir kazanç kapısı oldu. Manisa İli Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifleri Birliği (Köy-Koop) ilk kez aracı firma kullanmadan “pelit” meyvesini ihraç etti. Meşe palamudunun içinde bulunan ve pelit adı verilen meyveden İspanya’ya 40 ton satan Köy-Koop Manisa Birliği, 17 bin euro gelir kazandı. Türkiye’de ekonomik değeri olmayan pelitin jambon üretimi için yetiştirilen domuzların beslenmesinde kullanıldığı belirtiliyor. 102 kooperatif ve 14 bin üyesinin yaptığı ürünleri satarak üreticiye destek olan Köy-Koop Manisa Birliği, pelit sayesinde köylüye, üreticisine yeni bir gelir kapısı yarattı. Türkiye ormanlarının yüzde 60’ını oluşturan meşe ormanlarından elde edilen ve ekonomik değeri olmayan peliti ilk zamanlar köylülere toplatmakta zorluk çektiklerini belirten Köy-Koop Manisa Birliği Başkanı Nurettin Dingaz, “Köylülerin yıllardır hiçbir yerde kullanılmayan Hedef Yurt Dışında Pazar Payı Oluşturmak ve doğada heba olan pelidin para edeceğine inanmadıklarını, ancak yaptığımız bilgilendirmeler ve toplayan köylülere ödediğimiz paralarla para ettiğini gördüklerini ve toplamaya başladıklarını, herhangi bir masrafı olmayan pelitin yöre halkı için güzel bir gelir kapısı olduğunu belirtti. Dingaz yaptığı açıklamada, “Biz bu meşe palamudu pelidi toplama işini 3–4 yıldır yapıyoruz. Ancak toplayıp bir şirkete veriyorduk. İhracatı o şirket yapıyordu. Bu yıl ilk defa kendimiz yaptık. İlk defa kendimiz gerçekleştirdik. En azından gelecek yıllara pazar oluşturulması açısından bizim çok önemli. İspanya’ya 40 ton gönderdik.” dedi. Çinliler, Korelililer, İsviçreliler, Belçikalılar, Almanlar meşe palamudu peliti istiyor. Ege İhracatçılar Bilrliği’ne üye olduklarını ve ihracat belgesi aldıklarını belirten Dingaz, Demirci, Selendi, Köprübaşı ve Salihli ilçelerine bağlı köylerde toplanan 40 ton peliti İspanya’ya ihraç ettiklerini dile getirdi. 17 bin euro gelir elde ettiklerini söyleyen Dingaz, İspanya’dan başka birçok ülkenin meşe palamudu pelitini istediğini kaydederek “Çinliler, Korelililer, İsviçreliler, Belçikalılar, Almanlar meşe palamudu peliti istiyor. Bize söylenen hayvan yemine katkı olarak kullanılıyormuş. Bizim gönderdiğimiz mal birçok müşteriye dağılacak. Daha fazla pelit talep ediyorlar, görüşmeler sürüyor. Önümüzdeki yıl bu ülkelere de yüzde 90 gibi başlayacağız.” dedi. Devletten Destek İstiyoruz Hedeflerinin yurt dışında pazar payı oluşturmak olduğunun altını çizen Dingaz, “Meşe Palamudu Peliti pazarını daha fazla geliştirirsek kurutma fabrikası kurmamız ve peliti kurutmamız gerekiyor. Kendi kurutma tesislerimiz olması lazım. Daha farklı bir teknoloji kurmak istiyoruz. Önümüzdeki hedefimiz, hem ihracatı artırmak hem de böyle bir tesisi kurmak. Kendi imkânlarımızla faaliyetlerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Bu faaliyetleri yürütürken mutlaka sorunlarımız var. Bu konuda devletten destek istiyoruz.” dedi. Köylüye 1 Milyon Dolarlık Gelir »»Köylülere kendi işletmelerini kurma fırsatı sunacak Astım hastalığına çare için keşfettiği farsak ağacı ile yüzde 100 doğal 10 farklı ürün geliştiren 71 yaşındaki Tuncer Gültang, gelecek yıl elde etmeyi planladığı 1 milyon dolarlık satış geliriyle asıl üretici konumunda bulunan köylülere kendi işletmelerini kurma fırsatı sunacak. Gültang, bir süre öncesine kadar astım hastalığı ile mücadele ettiğini, doktorların kronik hale geleceğini söylediği hastalığından farsak ağacından yapılan kahve sayesinde kurtulduğunu belirtti. Gültang, “Amacımız dünya standartlarının üzerinde ürün çıkartmak. Eğer standardı biz koymazsak, başkasının standartlarını taklit ederiz” dedi. Bu amaca ulaşmak için bilimden yararlanmanın önemine değinen Gültang, kendilerinin de ürünlerini üretirken bilimsel kriterleri esas aldıklarını söyledi. Ürünlerin geliştirilmesi konusunda Çukurova Üniversitesindeki öğretim üyeleri ve öğrencilerle gruplar kurmaya başladıklarını ifade eden Gültang, “Bu grupların kurulmasındaki amaç şu: Üniversite artık köye gidecek. Böylece üniversitedeki bilgi köylere kadar ulaşacak” diye konuştu. Yetiştirdikleri ürünler hakkında da bilgi veren Gültang, ürünlerini yetiştirirken bugüne kadar hiçbir kurumdan hibe desteği almadıklarını ancak makine ihtiyacını sponsor desteğiyle sağladıklarını söyledi. Ürünleri arasında yer alan farsak kahvesinin özellikle solunum yolu rahatsızlıkları ve KOAH’a karşı etkili olduğunu belirten Gültang, söz konusu ürünün Adana-Feke’de üretildiğini dile getirdi. Farsak ağacından elde ettikleri yağı şampuan ve mantar hastalarına iyi gelen sabun, sedef, mantar, egzama hastalıklarına iyi gelen zeytin suyu ürettiklerini belirtti. Gültang, bütün bu ürünlerin yanında proje kapsamında nar, dut, andız pekmezleri ile tamamen doğal deterjan üretiminin yapıldığını da dile getirdi. 2012 hedefi 1 milyon dolar Gültang, ürünlerinin pazarlanmasına yönelik olarak “Kardeş aile” sistemi kurduklarını, gelecek yıl valilikler ve kaymakamlıklarla bir protokol imzalayacaklarını, bu protokol çerçevesinde elde ettikleri bütün kazancın yüzde 20’sinin köylülere işletme kurmaları için verileceğini söyledi. Kooperatifçiliğe Önem Veriyor Muyuz? M. İlhan SARIKAYA Birçok ekonomist ve devlet adamının görüşlerini incelediğimizde bu sorunun cevabını vermek çok zor... Bazılarına göre yeterli, bazılarına göre ise gelişmiş toplumlar seviyesine çekilmeli... Türkiye’nin kooperatif mevzuatında sınıfta kaldığını ve kooperatifçiliğin gelişmiş toplumlar seviyesine çıkmasının gereğini savunanlardanız. Bu seviyeye çıkmak için, toplumların konum ve şartlarına göre çeşitlilik gösteren ekonomik yapılarının kendi kaynaklarıyla ilintili olduğu gerçeğini kavramalı, sağlam bir ekonominin kooperatifçilik kavramından geçtiğini kabul etmeliyiz. Kooperatiflerin birçok ülkenin iktisadi, kültürel, sosyal ve siyasi amaçlarına ulaşmasında önemli katkıları olduğunu ve toplumların kalkınmasında önemli roller oynadığı gerçeğini kimse inkâr edemez. Türk kooperatifçiliğinin gelişebilmesi ve etkili olabilmesi için bu temel sorunların çözümüyle ilgili önlemlerin bir an önce ve mutlaka alınması gerekmektedir. Yukarıda bahsedilen tüm sorunlara yönelik, makro ekonomik acıdan izlenecek politika ve siyasi yol haritası nasıl olmalıdır? Kooperatifçiliğimizin sorunları ve çözüm önerileri konusunda su saptamaları yapabiliriz: »» Birleşmiş Millerler tarafından İlan edilen 2012 Yılı Dünya Kooperatifçilik yılında Kooperatiflere gerekli önem veriliyor mu acaba? Bunu düşünmek gerek... bilincinden yoksun bulunmaktadır. Ülke düzeyinde gerçekleştirilecek yaygın eğitim çalışmalarında, basta televizyon olmak üzere, kitle iletişim araçlarından etken olarak yararlanılması gerekmektedir. Ayrıca, köylerde sohbet toplantıları düzenlenmesi, başarılı kooperatiflerin tanıtıldığı filmler gösterilmesi ve başarılı kooperatiflerin tesislerine geziler düzenlenmesi gibi etkinlikler de yararlı olabilir. Bu tur etkinlikler çerçevesinde çiftçiler kooperatif kurma, kooperatife ortak olma ve sahip çıkma ile ortaklık paylarını yükseltme gibi konularda özendirilmelidir. Ayrıca, kooperatif önderleri yetiştirmeye yönelik özel eğitim programlan düzenlenmesi yararlı olacaktır. KOOPERATİFÇİLİK.. Kooperatifçilik bugün bütün dünya’da ve özellikle de ekonomik olarak gelişmiş demokratik ve çağdaş batı ülkelerinde büyük gelişme göstermiştir. Kooperatifçilik “Birlikten kuvvet doğar. “ atasözümüz de belirtildiği gibi bir güç odağı ve iktisadi faaliyetler için bir baskı aracıdır. Kooperatif, fertlerin tek tek altından kalkamayacakları işleri gerçekleştiren mükemmel bir dayanışma kuruluşudur. Kooperatifçilik gelir dağılımından zarar görenlerin, bu zararlarını etkisiz hale getirmede (dağıtımda) denge oluşturan bir teşekküldür. Kooperatifçilikle, maddi ve manevi ihtiyaçların en az gider ve maliyetle ortakların ayağında giderilmesi mümkün olabilmektedir. Diğer bir ifadeyle üretici ile tüketici arasındaki kademeler kooperatifler vasıtasıyla ya tamamen kalkmakta veya en aza inmektedir. Bunlar, sosyal ve ekonomik hayatta çok etkili, güçlü üst örgütlere sahip ve tümüyle demokratik kuruluşlardır. Öte yandan, eğer çiftçi kesiminin yatırım, üretim ve tüketim potansiyelinin ekonomiye kazandırılması isteniyorsa, Her konuda olduğu gibi kooperatiflilikte de başarının temel koşulu “eğitim” olacaktır. Çiftçilerimizin büyük çoğunluğu kooperatifçilik Kooperatifçilikle, emek ve ürünün gerçek değerini bulması sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kooperatifler fiyatın oluşmasında üreticinin zararlarının bertaraf edilmesinde bir sigorta görevi ifa eder. Kooperatifler bencilliği (egoizm) önler. Kendi çıkarlarını hesaba katmadan başkaları lehine karşılıklı olarak çaba harcanmasına hizmet eder. Bu fonksiyonlarıyla kooperatifler insani ve ahlaki kuruluşlardır. Kooperatifleşmeyle Maliyet düşer, üretim ve verimlilik yükselir. Kooperatifler birer demokrasi okuludur. Seçimle göreve gelip, seçimle görevden ayrılma sayesinde toplum ihtiyaçlarına daha kısa sürede cevap verme, ortaklara hizmet konusunda en güzel fırsatları veren kurumlardır. Tüketici, kontrolden geçmiş üretilen besin maddelerine kavuşmuş olur. Serbest Pazarda fiyatların yükselmesine kooperatifler engel olur. Bu anlamda tüketicinin korunmasına hizmet edilmiş olur. Bütün ülkeyi kaplayacak tesisleri, fabrikaları, satış mağazaları ve eğitim kurumları ile kooperatifler işsizliğe karşı düşünülecek çarelerin birisi, belki de en etkilisidir. Kooperatifler Ortaklarına, ucuz ve kaliteli mal sağlamayı amaç edinirler. Küçük tasarrufları, büyük yatırımlara dönüştürürler. Kooperatifin ortak sayıları ve sermayeleri sınırlandırılamaz. Kooperatiflerin gerçek ve kamu tüzel kişileri tarafından kurulabilirler. Kooperatifler tüzel kişiliğe sahiptir. Aynı çevrede, meslekte ve hayat koşulları içinde olan ortaklarının ihtiyaçlarını ve taleplerini karşılamaktır. Kooperatifler temel amacını gerçekleştirirken kendine özgü temel kurallar geliştirmişlerdir. Kooperatifler amacına ulaşabilmek için “eşitlik” ilkelerine göre hareket ederler. Serbest ortak olma, Demokratik yönetim, kooperatifler kar elde etme amacında değildir. Kooperatif çeşitleri çok fazladır ama bizim uygulamak istediğimiz. Köylerde tarıma, hayvancılığa dayalı Köylerde kurulan ve kurulmuş olan üretime yönelik çok amaçlı kooperatifler Ortaklarına düşük maliyetli ve uygun şartlarda kredi sağlamak amacıyla kurulan kooperatiflerdir. Üretim yapanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulurlar. Üreticilerin yetiştirdikleri ürünleri uygun fiyatla satarlar. Ürünlere uygun pazarlar bulunurlar. Ortaklarına uzun ve orta vadeli kredi sağlamaya çalışırlar. Bu amaçla kaynak sağlarlar. Ortaklarına kefil olurlar. Kooperatif ortağı olan ailelerin kooperatif ortağı olmayan ailelere göre daha kolay kalkındıkları görülebilir. Ailenin kalkınması toplumun ve ülkenin kalkınmasına katkıda bulunur. Örgütlü bir toplumun daha sağlıklı bir ekonomik yapıya ve dengeye sahip olduğu görülür. Kooperatifçiliğin Ülke Kalkınmasındaki Faydaları: kooperatifler gelir seviyesi düşük kişilerin tasarruf yapmalarını sağlar. Sağlanan tasarruflar kişilerin, dolayısı ile ülkenin kalkınmasında kullanılır. Kişilerin tek başına yapamayacakları işler olabilir. Bu tür işler kişilerin bir araya gelerek güç birliği yapmalarıyla yapılabilir. Birden çok kişinin bir araya gelerek kooperatifler zamanla büyük işletme niteliğine sahip olabilir. Büyük işletme niteliğine sahip olan kooperatifler istihdam imkânı sağlayabilirler. Yeni teknolojiler ve üretim teknikleri geliştirebilirler Üretimde sağlayacakları artışla ekonomiye katkıda bulunurlar Üretici ve tüketici arasında bağlantı sağlayan kooperatif aracıyı ortadan kaldırırlar. Kaliteli ve standartlara uygun mal üretimi yaparlar. Mal ve hizmetlerin tüketiciye ucuza ulaşmasını sağlarlar. Kooperatiflerin toplumda sosyal denginin sağlanmasına ve korunmasına katkıları vardır. Bu doğrultuda Kooperatifçiliğe gerekli önem verilmeli ve Kooperatifler Örgütlü bir şekilde desteklenmeli ve Üretime teşvik edilmelidir. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği İŞ SAĞLIĞI 11 ORMANCILIK SEKTÖRÜNDE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ »»Genel Profil Ormanlar, en eski çağlardan beri insanlar için önemli bir geçim kaynağı olmuştur. Kuru ağaçların yakılması ısınmaya yardım etmiş, ağaçların meyveleri toplanmış ve yere düşen dallar barınakların yapımında kullanılmıştır. Endüstrileşme ile birlikte ormanlardan elde edilen kerestelerin kullanım alanı giderek artmıştır. Bugün mobilya, kağıt ve ahşap sanayii başta olmak üzere ormanlardan gelen hammadeler pek çok sektörde kullanılmaktadır. Dünya’nın kereste üretimi yaklaşık 4 milyar metreküptür. Dünyanın en büyük üreticisi 450 milyon metreküp ile ABD’dir ve onu Rusya, Kanada, Çin, Brezilya, İsveç, Endonezya ve Finlandiya takip etmektedir. Orman ürünlerinin ticaret hacminin yaklaşık 130-150 milyar dolar değerinde olduğu tahmin edilmektedir. Özellikle gelişmekte olan bazı ülkelerde ormancılık, ulusal gelire en büyük katkı yapan Kazalar; Ormancılık sektöründe kullanılan testereler çok kesicidir. Çünkü insan bedeninden bile kat kat kalın ağaçların gövdelerini kesebilecek güçte tasarlanmışlardır. Kesme işlemi sırasında, bir anlık dalgınlık, kayma, çarpma ve makinanın geri tepmesi vücudun herhangi bir yerinde ağır yaralanmalara, kesilmelere, kopmalara ve çoğu zaman ölümlere neden olabilmektedir. Kesilen ağaçların nereye düşeceklerinin ayarlanması ve özellikle birçok kişi çalışırken bunun haber verilmesi oldukça önemlidir. Tersi durumda, bazen ağırlığı tonlarla ölçülen büyük ağaçlar işçilerin üstüne düşmekte ve çok ciddi kazalara, yaralanmalara ve ölümlere neden olmaktadir. Ormancılık Sektöründe Meydana Gelen Kazaların Vücüttaki Dağılımı Ayak Bilekleri %11 Göz %13 sektör durumundadır. Bütün dünya’da yaklaşık 20 milyon insanın ormancılıkla uğraştığı tahmin edilmektedir. Bu toplam dünyada çalışanların yaklaşık %1’ini oluşturmaktadır. Ormancılık genel olarak 3D (dirty, difficult and dangerous) sektör olarak tanımlanır. Yani ağır, kirli ve tehlikeli kelimelerinin ingilizce ilk harfleri olan 3D olarak tanımlanır. Ormancılık işi doğada yapıldığından çalışanlar; aşırı soğuklara, aşırı sıcaklara, yoğun kar yağışına, sağnak yağmur yağışına ve Ultraviole Radyasyona (UV) maruz kalabilirler. Bunun dışında çamura batma riski, ortamın dev bitkilerle dolu olması ve benzeri ağır koşullar her zaman var olabilir. Bunlarla birlikte işin genelde oturma alanlarından uzak yapılması, acil müdahale isteyen durumlarda, büyük sıkıntılar doğurur. Ayrıca uzun süre evden uzakta çalışma da bazı psikolojik tehlikeleri beraberinde getirir. Ormancılık, en tehlikeli sektörler arasında yer almaktadır. Bu nedenledir ki ABD’de iş kazası sigorta primlerinin ücrete olan oranının, en yüksek olduğu sektörlerden biridir. İşçiye ödenen ücretin yaklaşık %40’ı kadar bir prim iş kazalarına karşı sigorta olarak yatırılır. Ağaçların kesilmesi sırasında testere ve diğer kesici makinalardan kaynaklanan kazalar, ağaçların düşerken altında kalınması sonucu meydana gelen kazalar, çoğunlukla ölümle sonuçlanmaktadır. Yaklaşık her 4-10 işçiden biri, ülkelere göre oranı değişmekle birlikte, her yıl ağır bir kaza geçirmektedir. Bu oran çok büyük bir tehlikenin varlığına işaret etmektedir. ORMANCILIK SEKTÖRÜNDE KAZALAR, HASTALIKLAR VE TEHLİKELER Ayak %8 Baş %9 Diz %10 Eller %18 Kimyasal Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar ORMAN İŞÇİLERİ İÇİN SAĞLIK VE GÜVENLİK ÖNLEMLERİ Testereleri çalıştırmak için gereken enerji ,gaz yağlarıyla sağlanır. Bu makinalardan çıkan egzoz dumanı’nın önemli bir kısmı yanmamış gaz yağıdır. Egzoz emisyonunun en önemli bileşenleri gaz yağını oluşturan hidrokarbonlardır. Aromatik hidrokarbonlar, olan toluen ve benzen bunların en sık rastlananıdır. Egzoz gazlarının önemli bir bölümü yanma sırasında oluşur ki bunların içinde en tehlikeli olan karbon monoksittir. Yanma sonucunda ayrıca aldehit, formaldehit ve azot oksitler de oluşur. Bu gazlara maruz kalan işçiler, mide bulantısı, baş ağrısı, halsizlik ve en çok da solunum yollarının tahriş olmasından yakınırlar. Ancak açık havada çalışılıyor olması, bu gazların çabucak dağılmasını sağladığından riskleri azaltır. Çok az da olsa bazen karbon monoksit zehirlenmesi görülebilir. Pestisitler ve herbisitler ise ormanın çalışılan ve yaşanan bölümünde mantarların, kemirgenlerin ve böceklerin kontrol edilmesi için kullanılır. Ormancılıkta kullanılan pestisit ve herbisitler, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında genellikle hem miktar hem de zehirleyicilik açısından daha az tehlikelidir. Bunlara yoğun olarak maruz kalınması nedeniyle akut zehirlenme, Parkinson hastalığı, periferal nörit, Alzheimer hastalığı, akut ve kronik ensefalopati, Hodgkin lenfoma, Non-Hodgkin lenfoma, multipl miyeloma ve lösemi görülebilir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ormancılık sektöründe de mekanizasyon artmıştır. Ağaçlar artık grayderlere benzeyen araçlar sayesinde insan eli hiç değmeden kesilebilmektedir. Bu makinaların kullanıyor olması elbette iş sağlığı açısından önemli bir gelişmedir; çünkü yapılan işler kabin içinden idare edildiği için elle kullanılan testerelerin yarattığı birçok risk ortadan kalkmaktadır. Ayrıca kabinler, değişik hava koşullarında çalışmayı da kolaylaştırmaktadır. Ne var ki, bu makinalar çok pahalıdır. Birçoğunun değeri 1,000,000 Amerikan Doları’ndan aşağı değildir. Ayrıca mekanizasyonun artması, işsizlik sorununu da beraberinde getirebilir. Biyolojik Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar Enfeksiyonlar ve hayvanlardan bulaşan hastalıklar, en önemli biyolojik tehlikelerdir. Bazı mikroplar, virüsler ve neden oldukları hastalıklar aşağıdaki tabloda verilmiştir. Diz Altı %6 Gövde %19 Kollar %4 Hastalıklar Fiziksel Tehlikelerden Kaynaklanan Hastalıklar İklim en önemli faktörlerden biridir. Sıcak havalarda çalışırken, insan vücudu duruma adapte olmak için kalp atış hızını arttırır ve kendini soğutmaya çalışır. Ayrıca terleme nedeniyle sürekli su kaybedildiğinden çok sıcak havalarda çalışabilmek için her saate bir litre su içmek gereklidir. Çok soğuk havalarda ise vücut kendini ısıtmak için çok enerji kullanır. Soğuk havalarda kaslar tutulabilir ve bu da kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına neden olabilir. Ormancılıkta ağaçları kesmek ve bunları daha standart boylara sahip kütükler haline getirmek için makinalar kullanılır. En eski yöntem elbette balta ve elle kullanılan büyük testerelerin kullanılmasıdır. Bugün ne var ki bu yöntemler artık hemen hiç kullanılmamaktadır. Elle kullanılan testereler, oldukça çok gürültü çıkartır onun için kulaklarda duyma bozukluklarına hatta sağırlığa neden olabilir. Testerelerin kullanımı sırasında sürekli bir sarsıntı vardır. Bu Raynaud Sendromu ve Karpal Tünel Sendromu gibi meslek hastalıklarının görülmesine neden olur. ENFEKSİYONUN ADI Amebiyazis BULAŞMA YÖNTEMİ İnsandan insana, meyve ve sebzeden, sudan Dengue Humması Aedes sinekleri Meningoensefalit Flavivirüs ETKİLERİ Sindirim sistemi rahatsızlıkları Yüksek ateş, halsizlik, döküntü, bitkinlik Komplikasyonlar Baş ağrısı, döküntü, mide bulantısı, üreme organlarında ödem Filariyazis Hayvanlardan, sineklerden Tilki Şeridi Ölü tilkiler, vahşi hayvanlar Lyme hastalığı* Keneler Leptospirosiz* Hayvanların idrarından Sarılık, böbrek yetmezliği ve menenjit ile karakterizedir. Sıtma* Sivrisinekler Yüksek ateş, kas ağrısı, halsizlik Karaciğeri etkiler Yüksek ateş, ani ağrılar Tatarcık Humması Sivrisinekler Yüksek ateş, halsizlik, döküntü, bitkinlik Kuduz* Hayvanların salyası Şuur kaybı, huzursuzluk, felç ve ölüm Tetanoz* Mikrop; topraktan, tozdan, nemli ortamlardan Omur ilik ve sinir sisteminin tahribatı Tüberküloz* Koch basili mikrobundan Akciğerin, omurganın, kalça kemiklerin, lenflerin tahribatı Sarı Humma Aedes sinekleri Ateş, baş ağrısı, titreme, bulantı Kesilmelere karşı alınacak mekanik önlemlerden sonra elleri ve vücudu korumak için el koruyucu eldivenlerin ve koruyucu giysilerin içine koruyucu tabanlar ve yastığa benzer pedler (ayakkabı tabanlığına benzer) yerleştirilmektedir. Birkaç kat ‘dayanıklı liflerden’ oluşmuş bu elyaf, giysilerin içine yerleştirildikten sonra, testere zincirleri bu bölgeye dokunduğunda, dayanıklı lifler dışarı çıkar ve gerilimden ötürü makine durur ve böylecek kesilme riski azalmış olur. Ancak unutulmamalıdır ki, kesilmeye karşı vücudu tamamen koruyabilecek materyal çok kalındır ve genellikle uzun çalışmalar açısından kullanım rahatlığı hemen hiç yoktur. Kauçuktan yapılmış ayak koruyucu botlar ve ayakkabılar, testerelerin neden olduğu kesikleri önlemek konusunda oldukça etkilidir. Kesikler özellikle ayaklarda, parmaklara yakın yerlerde sıkça meydana gelmektedir onun için bu bölgelerin ‘metal kaplı’ olması, parmakları kesiklere karşı koruyacaktır. Çok sıcak havalarda kauçuk botların kullanılması mümkün değildir bunun için deri olanlar yine parmakların olduğu bölge metalle kaplanmak suretiyle kullanılabilir (çelik burunlu ayakkabı). Düşen ağaçlara ve dallara karşı işçilerin korunması için baş koruyucu donanımlar olan baretler, kasklar ve başlıklar takmak gerekmektedir. Bunlar aynı zamanda testerenin geri tepmesiyle birlikte başa gelmesi durumunda da kesilmeye karşı yaşamsal bir rol oynar. Çünkü baş bölgesinde testerenin yarattığı kesilmeler çoğunlukla ölümle sonuçlanmaktadır. Bununla birlikte kafaya rahatça oturan ve ağır olmayan bir başlığın kullanılması çok önemlidir. Tersi durumda, işçi rahatsız olduğu için dikkati dağılacak ya da gün sonunda bazı ağrılar ortaya çıkacaktır. Sıcak havalarda başın hava alması için, delikli olanlar yeğlenmelidir. Ancak deliklerin çoğalması, başlığın travmalara karşı gösterdiği direnci azaltır. Yüzü korumak için özellikle başlığa monte edilmiş, indirilip-kaldırılabilen yüz koruyucu siperler (maskeler) kullanılabilir. Bunlar genellikle plastikten yapılmaktadır ve şeffaf olduğu için net bir görüş sağlamaktadır. Ancak kolayca pislenir ve plastik temizlenirken kullanılan kimyasallar kolayca aşındırma yapar. Bu nedenle farklı materyallerden yapılmış ağ şeklinde yüz tülleri de kullanılabilir. Yine gözleri korumak için koruyucu gözlükler takılabilir; ancak buğulunmaya karşı özel olarak tasarlanmış olan modeller kullanılmalıdır. Tersi durumda görüş engellenir ki, bu daha büyük kaza riskleri doğurur. Ormancılıkta kullanılan makinalar ve testereler oldukça çok gürültü çıkarırlar. Bu nedenle bu gürültüye uzun süre maruz kalan işçilerde duyma ile ilgili sorunlar meydana gelir. Eğer önlem alınmaz ve çok uzun yıllar bu gürültüye maruz kalınırsa, sonunda sağırlıklar ortaya çıkar. Bunun için kulak koruyucu donanımlar olan kulaklıkların ve kulak tıkaçlarının mutlaka çalışılırken kullanılması gerekmektedir. Bu kulaklıkların etkili olarak kullanılabilmesi için kulağa tam oturması ve kulakla ortam arasında tam bir tampon oluşturması gerekir. Gözlüklerin ya da başlıkların çıkıntıları kulaklıkların tam oturmasını engellerse o zaman tam bir koruma sağlanamaz (www.fisek.org.tr) 12 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği KOOPERATİFÇİLİK BM 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılını kutlarken »»Birleşmiş Milletler Dünya’da hızla artan açlık ve yoksulluk ile küresel iklim değişikliğinin etkisi ile ortaya çıkan gıda sorunları karşısında, bugüne kadar gösterdiği başarıları dikkate alarak çözüm için en iyi modelin kooperatifçilik olduğunu kabul etti. Ziraat Yüksek Mühendisi Kamu teşkilatlanması ve kooperatiflere hizmet sunum biçimi yeniden yapılandırılacağını, eğitim, bilgilendirme ve ARGE faaliyetleri geliştirileceğini, örgütlenme kapasitesi ve kooperatifler arası işbirliği imkânları artırılacağını belirtti. Sermaye yapısı ile kredi ve finansmanına erişim imkânları güçlendirileceğini, iç ve dış denetim sistemleri tümüyle revize edileceğini, kurumsal ve profesyonel yönetim kapasitesi artırılacağını, mevzuat altyapısı uluslararası esaslara ve ihtiyaçlara göre geliştirileceğini ifade etti. Belgenin Yüksek Planlama Kurulu’na sunulduğunu Kurul’un onayının ardından bu yıl içinde kamuoyuna ayrıntılı olarak açıklanacağını kaydetti. Türkiye’de 84 bin 232 kooperatif bulunduğunu, bu rakamın dünya kooperatiflerinin yüzde 10’undan fazlasına denk geldiğini söyledi. Birleşmiş Milletlerin tahminine göre dünya genelinde 750 binden fazla kooperatif bulunduğunu ve 1 milyardan fazla kişinin bu kooperatiflere ortak olduğunu açıkladı. Kooperatiflerin dünya çapında 100 milyondan fazla kişiye iş imkânı sağladığını anlatan Bakan Yazıcı, 2008 yılında kooperatiflerin »»Gelişmiş ülkelerde kooperatif işletmeleri, yarattıkları ekonomik güçle ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Tabloda görüldüğü üzere yarattıkları ekonomik hacim bakımından kooperatifler özellikle Fransa, Amerika, Japon ve Alman ekonomilerinde önemli bir rol oynamaktadır. GSYH’daki payları dikkate alındığında ise; Filandiya, Hollanda ve Fransa’daki kooperatif işletmeleri ön plana çıkmaktadır. Ünal ÖRNEK Bu nedenle kooperatifçiliğe dünyanın ilgisini çekmek ve bu konuda farkındalığı artırmak amacıyla 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılını ilan etti. Bu yılın tüm üye ülkelerde kutlanmasına karar verildi. Bu çerçevede 12 Ocak 2012 tarihi itibariyle bu yılın açılış toplantıları ve törenleri yapılmaya başlandı. Ülkemizde de 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ve ilgili bakanlıkların yetkilileri ile ülkemizdeki kooperatiflerin üst örgütü olan Türkiye Milli Kooperatifler Birliği, çeşitli sektörlerden kooperatif üst örgütlerinin Genel Başkanları, yöneticileri ve temsilcilerinin katılımı ile 2 Şubat 2012 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantıda yapılan konuşmalarda, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, kooperatifçiliğin temelinde topluma hizmet anlayışının bulunduğunu ifade etti. Birleşmiş Milletler tarafından ‘’Uluslararası Kooperatifler Yılı’’ ilan edilen 2012’de gerçekleştirecekleri faaliyetlerle ilgili eylem planının detaylarını ele alacaklarını, kooperatifçilik bilincinin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi ve kooperatiflerin küresel ve yerel sorunlarının çözümüne katkılarının artırılması için her kesimin desteğini beklediklerini dile getirdi. Bu amaçlara ulaşmak için Bakanlığın koordinasyonunda bir komite oluşturulduğunu hatırlattı. Söz konusu komite tarafından bu yıl düzenlenecek faaliyetlerin neler olacağı ile bunların nasıl yürütüleceğini içeren bir eylem planı hazırladıklarını bildirdi. Bu yıl içinde gerçekleştirecekleri en önemli eylemin kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıyla hazırladıkları, ‘’Türkiye Kooperatifçilik Strateji Belgesi’’nin resmi bir belge haline getirilmesi olacağına dikkati çekti. Kooperatiflerin Dünya Ekonomilerindeki Yeri Ülke toplam cirolarının 1,6 trilyon dolar olarak hesaplandığını kaydetti. Türkiye’de ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev ve sorumluluk alanında faaliyet gösteren 27 ayrı türdeki kooperatifin 13 bininin tarımsal, 71 bininin ise tarım dışı amaçlarla kurulduğunu belirtti. Bugün 8 milyonu aşkın insanımızın güçlerini birleştirmeyi başaran kooperatif işletmeler, refah ve zenginliğin gözden ırak hanelere ulaşmasına öncülük ettiğini söyledi. Kooperatif yılı faaliyetleri Birleşmiş Milletlerin Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan ettiği 2012 yılında Türkiye’deki kooperatifçiliğin de daha güçlü ve büyük adımlar atması için hazırlıklarını sürdürdüklerini ifade eden Bakan Yazıcı, yaptıkları çalışmalarla ilgili şu bilgileri verdi: ‘’Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı (KOOP-DES) çalışmamız devam ediyor. Böylece kooperatiflerin mali imkânsızlıklar sebebiyle gerçekleştiremedikleri üretim ve istihdama katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bu program ile özellikle dezavantajlı gruplarca kurulan kooperatifleri destekleyerek onların reel sektör içinde daha fazla yer almasını sağlayacağız. Kooperatif işlemlerinin elektronik ortamda yapılması, sektöre ilişkin görev ve hizmetlerin daha hızlı, verimli ve etkin yürütülmesi, kooperatiflerin yürüttükleri faaliyetler ile sonuçlarına ilişkin istatistikî veri elde edilmesi, sektör büyüklüklerinin belirlenmesi amacıyla bir bilgi sisteminin oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Ziya Altunyaldız açış konuşmasında; Türkiye’deki kooperatiflerin ortak sayısının çok, ancak her bir kooperatifin üye sayısı itibariyle yetersiz ve dağınık bir yapıda olduklarını söyledi. Almanya ve ABD’de her 4 kişiden 1’inin, Kanada ve Norveç’te her 3 kişiden 1’inin kooperatif ortağı olduğunu açıkladı. Gelişmiş ülkelerde ayrıca ülkemizde olduğu gibi sadece belirli alanlarda değil, ekonominin tüm katmanlarında bankacılıktan sigortacılığa, bilgi yönetimlerinden, üretim ekonomilerine kadar her alanda çok ciddi kooperatifler bulunuyor’’ dedi. Hollanda’da kooperatiflerin tarım pazarındaki payının yüzde 90’lara ulaştığını ancak Türkiye’de bu oranın % 2’ler düzeyinde olduğunu kaydetti. Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Başkanı Muammer Niksarlı yaptığı konuşmada; kooperatifçilerin en büyük sorunlarının örgütlenme konusunda yaşandığını, şu anda Türkiye’de kooperatiflerin yüzde 80’inin tek başına hareket ettiğini, bir üst yapıya bağlı olmadıklarını söyledi. Türkiye’de kooperatif enflasyonu bulunduğunu anlattı. 80 bin kooperatif, bu ülkede olmaması gereken kooperatif sayısıdır. Bunların büyük bir çoğunluğu ekonomik işletme değildir. Birçok iktisadi kuruluş, ayakta kalabilmek için birleşirken bizim 80 binden fazla kooperatife sahip olmamız övünülecek bir durum değildir. Bu sayı çok fazladır’ dedi. Kooperatifçiler olarak Türkiye’de 120 bin kişiye yılda 12 ay ücret ödediklerini ifade ederek, dünyanın birçok ülkesinin anayasasında kooperatifçilikle ilgili hükümler bulunduğunu belirtti. Yeni oluşturulacak anayasa- da kooperatifçiliğin yer almasında büyük yarar gördüklerini sözlerine ekledi. Yapılan konuşmalar aslında ülkemizdeki mevcut tabloyu ortaya koymaktadır. Ülkemizdeki kooperatif sayısı dünya kooperatiflerinin neredeyse %10’unu oluşturmaktadır. Ancak ekonomideki yerleri gerek yatırım gerekse istihdam olarak beklenen düzeyde değildir. Aslında sosyal amaçlı bu ekonomik hareket bugün kalkınmanın, yoksullukla mücadelenin dünyadaki tek adresi gibidir. Günümüz iş dünyasının en parlak isimi olan Microsoft’ un sahibi Billy Gates bile sahip olduğu vakfın açlık ve yoksullukla mücadele için uyguladığı projelerde kooperatif modelini dikkate almaktadır. Ülkemizde de çeşitli vakıf ve kuruluşlar gerek şehirlerde gerekse kırsal alana yönelik projelerinde kooperatifler ile çalışmayı yeğlemektedirler. Çünkü kooperatiflerin birden fazla insanı ve olanların sosyal ve ekonomik refahını dikkate alan yüzü projelerin etkilerini artırmakta, insanlara güven vermektedir. Yaşamın her dalında faaliyet gösteren kooperatifler ayni zamanda insana ve çevreye duyarlı politikaların öncüsü rolünü üstlenmiştir. Globalleşen dünyanın yaşadığı ekonomik krizler, çevre felaketleri, her gün artan açlık ve yoksulluk karşısında sosyal ve ekonomik yaralarını saracak bir model olarak yeniden önem kazanmıştır. ABD’de son günlerde 5.6 milyon banka müşterisi hesaplarının kooperatif bankalarına aktarılmasını talep etmiştir. Ülkemizde başta geri kalmış yöreler olmak üzere ülke genelinde yoksulluk ve gelir adaletsizliğinin önlenmesini istiyorsak kooperatifçilik modelini desteklemeliyiz. Kooperatifçiliğin topluma daha faydalı hizmetler yapmasını istiyorsak, ülke ekonomisine katkısını artırmayı hedefliyorsak, öncelikle kooperatifçilik sorunlarını kalıcı şekilde çözmeliyiz. Bu konuda dünya deneyimleri ortadadır. Ülkemizdeki kooperatiflerin önemli bir kısmı dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekte ve Uluslararası Kooperatifler Birliği yapısı içinde üye ve yönetici olarak yer almaktadır. Örneğin Dünyanın en eski ve en büyük sivil toplum hareketi örgütü olan Uluslararası Kooperatifler Birliği’ne (ICA) bağlı sektör örgütlerinin en büyüğü olan Uluslararası Tarım Kooperatifleri Örgütü (ICAO) yönetiminde OR-KOOP Genel Başkanı Cafer YÜKSEL Avrupa kıtasını temsilen yer almaktadır. Sonuç olarak; dünyadaki birçok ülkeye göre uzun bir kooperatifçilik geçmişi ve deneyimi olan ülkemizde sorunlar ve çözüm yolları bellidir. Bu konuda en temel sorunumuz kuralları belli olan kooperatifçilik sisteminde değil bizlerin yaklaşımındadır. Yeter ki sorunları çözmede kararlı olalım. Kooperatifçiliğe inanalım. BM 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılını kutlayacağımız bu yılda kooperatifçilikte dünya gerçeklerini halkımıza en iyi şekilde anlatalım. Çünkü 21 yüzyılda yaşadığımız ve uzun süre etkisi artarak devam edeceği tahmin edilen ekonomik ve sosyal krizin yaralarını saracak tek model kooperatifçiliktir. Batı dünyası şimdiden bu yönde politikalarını ve hesaplarını revize etmeye başlamıştır. Kooperatif Sayısı Kooperatiflerin 2006 Ciro Toplamı (Milyar $) 2006 GSYH (Milyar $) Oran (%) ABD 67 150,057 13.336,200 1,125 Fransa 48 197,583 2.266,136 8,718 İtalya 29 50,950 1.863,380 2,734 Almanya 27 139,426 2.918,555 4,777 İngiltere 22 55,302 2.439,423 2,267 Hollanda 17 81,089 677,691 11,965 Japonya 13 142,752 4.362,589 3,272 Finlandiya 9 33,663 207,796 16,200 Kanada 9 23,906 1.278,610 1,869 İsviçre 7 38,162 391,233 9,754 248 912,162 29.741,613 3,069 TOPLAM Tablodan çıkan bir başka sonuç ise; bu ülkelerin sadece ICA Global-300 2008 yılı listesinde yer alan kooperatif işletmeleri dikkate alınsa bile, kooperatiflerin yarattıkları ekonomik büyüklük, tablodaki on ülkenin toplam GSYH rakamının %3’ünü oluşturmaktadır. Tabloda belirtilen ortalama oran ve bu orandan daha yüksek oranlar, gelişmiş ülkelerde kooperatifçiliğin rolünü ve bunun ekonomiye yansımasının en açık göstergesidir. Kooperatiflerin Ekonomik ve Sosyal Fonksiyonları Kooperatifler, topluluk hedeflerini gerçekleştirmede iyi bir temel sunarken ekonominin olduğu kadar toplumun da vazgeçilmez unsurlarıdır. Kooperatifler; • Piyasa başarısızlığını düzeltebilir ve etkin bir piyasa organizasyonunu destekleyebilir. • Küçük işletmelere, kendi özerkliklerini kaybetmeksizin daha büyük ve güçlü ekonomik yapılar şeklinde birleşme olanağı sağlar. • Düşük sermayeli ortaklara da ekonomik kararlara katılım olanağı sağlar. • Kooperatif ortaklarına/vatandaşlara hizmet ihtiyaçlarını düzenleme veya tespit etme olanağı sağlar. • Ortaklarla ilgili değer değil de paylaşımın yararı ön planda olduğundan, geleceği daha fazla düşünebilir. Kooperatif ortakları hissedarlara göre daha az değişkendir. • Sorumlu pozisyonlara gelenler için bir yönetim deneyimi kazanma olanağı sunar. • Nüfusun büyük bölümlerinin ekonomik entegrasyonuna olanak sağlar. • Bölge ekonomisi için avantaj sağlar, yerel ihtiyaçları karşılar ve sektörde ekonomiyi canlandırır. • Ekonomik ve sosyal istikrarı sağlar. Maksimum kâr hedeflemediği için, hiç kâr etmediği durumlarda dahi, ortaklarına hizmet götürmeyi sürdürerek ayakta kalabiliyorsa, yatırımcıların kurduğu ticari şirketlerle farkını ortaya çıkartır. • Demokratik olarak yönetildiğinden ve ekonomik açıdan yönetime katılmaya olanak sağladığından, güveni ve barışı tesis eder. Sosyal sermaye oluşturur ve korur. Bu özellikler, bölgesel kalkınma stratejilerine entegrasyon için kooperatifleri elverişli hale getirir. Ayrıca, Dünya genelinde kooperatifler, ekonominin olduğu kadar toplumun da vazgeçilmezidir. İş sahalarının oluşturulması, kaynakların mobilizasyonu, yatırımların teşvik edilmesi ve bunlara bağlı olarak, genel anlamda ekonomi açısından sahip oldukları önem giderek daha çok takdir edilmektedir. Dünya ekonomik krizlerin derinleşmesi, işsizliğin artması, toplumsal dışlanma, açlık ve yoksulluğun yaygınlaşması gibi problemler, toplumun yararına yeni çözüm arayışlarında kooperatifçiliğin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkartmaktadır. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN [email protected] Çağımız, sürekli değişim ve gelişim süreci içinde… Yaşamın her alanındaki sorunların karmaşıklığı giderek artıyor. Ekonomi, yaşamın en önemli , “olmazsa olmaz” alanlarından biri… Ayrıntılara bakılmazsa, ekonominin sürekli büyüdüğü söylenebilir. Gelir dağılımı çok bozuk… Zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki ve/veya ayni ülke içindeki çok zengin toplum grupları ile çok fakir toplum grupları arasındaki gelir dağılımı arasında aşırı uçurumlar var. Tüketimi aşırı pompalayan ve üretimlerini kar motivasyonuna göre planlayan ticari/endüstriyel şirketler, doğanın biyolojik sistemini bozarak büyük bir çevre sorunu yaratmaktadırlar. Daha güzel bir dünya kurmak için doğal bir özgecilik bilincini geliştirecek yeni bir işletmecilik yaklaşımına ihtiyaç var. Dünyanın doğal varlıkları giderek azalıyor. Bilim insanları, doğal kaynakların çoğunun bitmrkte olduğunu öngörmekteler. Örneğin hala en önemli enerji kaynağı olan petrolün 50-60 yıl içinde tükeneceğini hesaplayanlar var. Her insan, zenginler kadar tüketse, 11,4 Dünyaya, ABD’li bir yurttaş kadar tüketse, 6,8 Dünya’ya ihtiyaç olacağı hesaplanmaktadır. Bu tüketim hızıyla Dünya giderek yok oluyor. Kalkınma modeli gözden geçirilmeli Bu durumda ekonomik kalkınmayı salt kar ölçütlerine göre planlayan gelenekselkapitalist işletmelerin durumlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü, bu işletmeler, üretim kararlarını verirken bölüşümü de şekillendirmektedirler. Örneğin, üretimden piyasa fiyatları üzerinden pay alan üretim faktörlerinin gelirleri, sürekli emek aleyhine gelişmiş, kar ve faiz gelirlerinin bankalardaki birikimi, son onlu yıllarda Dünya reel gelirini ikiye katlamıştır. Bu da ekonominin işlemesi için temel kural olan “Toplam gelir ile Toplam harcamalar”ın eşitlenmesini imkansız hale getirmekte, ekonomi sürekli “bunalımlar” üretmektedir. Yatırımın dinamiği… Liberal ütopyaya dayalı geleneksel ticari organizasyonların kalkınma modeli “yatırım karının azamileştirilmesine” dayandırılmıştır. Buna karşıt olarak önerilen kalkınma modelinde, karın azamileştirilmesinden ziyade, daha çok “istihdam yaratılması” ve “zenginlik üretilmesi” araştırılmaktadır. Yatırım karları, istihdam yaratmadan ve mevcut istihdamı korumadan artıyorsa, bu yatırımlar toplum açısından bir anlam taşımazlar. Yatırımlar yoluyla karın artırılması dinamiğinde iki gerçeklik ayırt edilir : • Emeğe bağlı yatırımlar, • Emeğe bağlı olmayan yatırımlar Emeğe bağlı yatırımlarınözünde, işyeri sahibi hem yatırımcı ve hem de yönetici konumundadır. İşyeri sahibi, yatırım yaptığı organizasyon içinde çalışır, işçisiyle, müşterisiyle, toplumla sürekli bağlantılıdır; Emeğe bağlı olmayan (Sermayeye bağlı) yatırımlardaise sermaye sahibi, yatırımın konusu ile hiç bağlantısı olmayan bir realiteye sahiptir. O, sektörü ne olursa olsun, salt karını azamileştirmeyi araştırır, yatırımlarını sürekli daha karlı organizasyonlara doğru akacak şekilde finansal sermayenin akıcılığını izleyerek farklı bir işletmecilik/yöneticilik biçimine doğru gelişimini sürdürür. EKONOMİNİN KOOPERATİF GİRİŞİMLERE İHTİYACI VAR MI ? » Her şey değişiyor… Bir başka girişimcilik: Kooperatifçilik… Bir buçuk asırı aşan bir zamandan beri, kalkınmayı ve organizasyonların yönetimini tasarımlayan bir başka işletmecilik biçimi de vardır : Kooperatifler. Kooperatifçilik, sermayenin araç olarak hizmet ettiği ve fazlaların(kapitalist dilde karın) dağıtımı, yatırılan sermayeye göre değil, kooperatif girişim ile ortak arasında gerçekleşen ticari işlem üzerine oturtulmuş çağdaş bir vizyondur. Ekonomi pratiğinde başlıca işletme modelleri şöylece gruplandırılabilir : • Özel işletmeler (kar amacına yönelik çalışırlar); • Geleneksel İşletmeler (Gelir yaratma amacına yönelik işletmeler); • Kamu girişimleri (Kamu hizmetleri üreten girişimler). Özel işletmeler, sermayeyi kar arayan işletme modelleridir. Bireysel veya şirket tipinde olabilirler. Tarih boyunca varolagelmiş işletme tipidir. Bunlar kar amaçlı yatırımlar ararken istihdam yaratma, yeni katma değerler üretme ve çevre koruma konularını özen gösterecek şekilde yönlendirilmelidirler. Kooperatif ekonomi modeli Geleneksel işletmeler ise, daha çok emeğe dayalı yatırım yapan işletmelerdir. Amacı, aileye ait emek, sermaye, toprak,vb… üretim faktörlerinin gelirini artırmaktır; çoğunlukla aile işletmesi olarak adlandırılırlar; toplum bünyesinde en çok görülen işletmelerdir (çiftçiler, esnaflar,vb..). Bu işletme tipleri pazarla bütünleşmek ve fiyatları kendi lehlerine çevirebilmek için başta kooperatifler olmak üzere çeşitli biçimlerde birleşerek yeni “ortaklık” tipleri yaratırlar. Son onlu yıllarda batı ülkelerinde “sosyal ekonomi modeli” olarak adlandırılan bu sektör üç temel bileşene dayanır : • Gerçek bir ortak projeye dayalı kooperatifler; • İmece, yardımlaşma sandıkları ve mediko-sosyal faaliyetleri; • Ekonomik işlev üstlenen dernekler/ vakıflar. Kooperatifler, ekonomik faaliyetlerin ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş yeniden gruplandırılmış bir tür şirketlerdir. Başlıca özellikleri: kardan ziyade üyelerine/topluma hizmet amacı güderler; yönetim özerktir; demokratik karar süreçleri ile çalışır; gelirlerin paylaşımındaki özelliği risturn biçimindedir. Kooperatifleri gerekli kılan nedenler… Ekonomik teori açısından kooperatifleri gerekli kılan en önemli hayati nedenbölüşümde görülen sıkıntılardır. Bilindiği gibi ekonominin en önemli sorunu üretmek ve üretileni paylaşmaktır. Paylaşım mekanizması, üretim süreci içinde gerçekleşmektedir. İnsanlar, tükettikleri mal ve hizmetler için harcayabilecekleri gelirleri, sahip oldukları üretim faktörlerini (emek, toprak, sermaye, girişimcilik) kullanarak yaratırlar. Yani ulusal düzeyde üretim/gelir, üretim faktörlerine ödenen “faktör ödemeleri ” ile belirlenmekte, ayni zamanda bu faktör gelirleri, insanların ihtiyaçlarını gideren mal ve hizmetlere harcanmaktadır. Ayrıca ekonominin sağlıklı çalışması için “toplam gelirlerle, toplam harcamaların eşitlenebilmesi” gerekir. Oysa, uzun yıllardan beri, sermayeye bağlı faktör gelirleri, emeğe bağlı faktör gelirlerini aşmış, 2008 krizi öncesinde tahminlere göre bankalarda biriken likit fonlar, dünya reel gelirinin iki katını aşmıştır. Bu durum, son büyük krizin tetikleyicisi olmuştur. Bunun da en önemli sebebi, üretimin, dolayısıyla gelirin, “insan ihtiyaçlarına göre planlayan işletmelerden” çok, “kar amacına göre organize eden işletmelerin” egemen olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Eğer, ekonomide üretim kararları “insan ihtiyaçlarına” yanıt arayan bir işletmecilik yaklaşımıyla çözümlenebilirse, ekonomide harcanamayan gelir, dolayısıyla tüketilmeyen ürün kalmayacak demektir. Böylece, ekonomide “üretim-tüketim”, “toplam gelir- toplam harcama” dengesi kurulabilecek, ve ekonominin akıcı bir şekilde çalışması beklenebilecektir. Üretimi insan ihtiyaçlarına göre planlayan işletmeler pazar koşullarında kooperatif işletmelerdir. Burada gözden kaçırılmaması geren bir noktayı hatırlamakta yarar var : binlerce yıldır ekonomide yer almış, üretimini “karlılık” ekseni üzerine oturtmuş kapitalist işletmelere, “kar” arayışları yanında, istihdamı artırma , çevreyi koruma ve geliştirme i konularında ek yükümlülükler getirmektir. Nitekim gelişmiş bazı ülkelerde, büyük sermaye şirketlerinin bazıları, kooperatif modelle kendi geleneksel modellerini birleştirme arayışları içine girmişlerdir. Kooperatifler, dağınık kaynakları ekonomiye sokarlar Özellikle tarımda üretim birimleri aile işletmesi durumundadırlar. Kapitalizmin bütün gelişmişliğine karşılık ABD’de tarımında bile aile işletmeleri % 80’ler dolayındadır. Kooperatifler, piyasa mekanizması içinde, tek başına yerine getirilemeyen ekonomik ihtiyaçları yanıt ararlar ve üretim faaliyetlerini süreklilik kazandırırlar. Büyük ticari güçler karşısında küçük ekonomi birimlerinin, piyasada kendilerini savunmalarının en önemli araçlarıdır. Ayrıca insanlar özerk olmak istemektedirler. Kooperatif girişimler, insanlara özerklik sunmaktadırlar. Kooperatifler yoluyla “ortak nitelikli insanlar” bir araya gelerek toplumu sosyolojik olarak zenginleştirmektedirler. Kooperatifler, özel girişim modelini ortadan kaldırmamakta, aksine onun egemenliğini topluma yaymaktadır. Öte yandan kooperatifler yoluyla bir araya gelen insanlar arasındaki bağlar farklılaşmakta, toplum yeniden çeşitlenmekte ve zenginleşmektedir. Kooperatifler, ayni ekonomik soruna sahip insanların bu sorununu çözebilecek bir “kooperatif proje” etrafında birleşmesi sonucunda ortaya çıkmış bir girişim tipidir. Yani kooperatif ortakları, ortak bir proje ile işletmesinin ve ailesinin projelerini (beklentilerini) gerçekleştirmenin yollarını bulurlar. Bir üretici kooperatife katılırken şu üç öğeyi dikkate almak durumundadır : ürününü veya hizmetini değerlendirmek; işletme yönetimini, mesleki faaliyetini ve yaşam kalitesini yükseltmek; kişisel ve mesleki projesini gerçekleştirmek. Bir kooperatif, ortağına şunları sağlamalıdır : tamamlayıcılık; sinerji; karşılaştığı karmaşık durumlar için çözüm; ürün muhiti; formasyon ve enformasyon; vb.. Özetle, ekonomide üretimle bölüşüm arasındaki, zamanla birbiri ile çelişen ve bunalımlar üreten fasit dairenin kırılabilmesi için geleneksel işletmelerin üretimlerini planlarlarken, “kar” öğesinin yanına “çevre” ve “istihdamı artırma” sorumluluğunu yüklenebilecek önlemler geliştirilmelidir. Ayrıca “üretimi insan ihtiyaçlarına” göre planlayan işletmelere, yani “kooperatif girişimlere” ekonomi politikaları içinde daha fazla yer verilmelidir. 13 Gıdada Markalaşmanın Önü Açılacak »»TİM, gıda sektöründe yaratıcı fikirlerin ortaya çıkması için “Gıda ARGE Proje Pazarı”nı hayata geçiriyor. Türkiye’nin 2023 yılı için belirlediği 500 milyar dolar ihracat hedefine, inovasyon ve ARGE çalışmalarıyla 55 milyar dolarlık katkıda bulunmayı hedefleyen Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), gıda sektöründe yaratıcı fikirlerin ortaya çıkması için “Gıda ARGE Proje Pazarı”nı hayata geçiriyor. TİM’den yapılan açıklamaya göre, proje, ihracat odaklı gıda alt sektörlerinde ürün çeşitliliğini artırmanın yanı sıra gıda sektöründe markalaşmanın da önünü açacak. Türkiye İhracatçılar Meclisi Yönetim Kurulu Üyesi ve TİM Gıda ARGE Proje Pazarı Yürütme Kurulu Başkanı Eli Alharal, Gıda ARGE Proje Pazarı çalışmasıyla ihracat odaklı gıda alt sektörlerinde ürün çeşitliliğini artırmanın yanında, tarımsal üretim, işleme, paketleme, nakliye, pazarlama gibi üretim süreçlerinin tamamında yenilikler getiren projelerin oluşturularak, gıda sektörü ile buluşturulmasını amaçladıklarını kaydetti. Çalışma ile üniversite-özel sektör işbirliğini maksimum seviyeye çıkarılacağını ve gıda sektöründe oluşturulacak yeniliklerin firmaların faydalanmasına sunulacağı ifade eden Alharal, çalışmaya TİM çatısı altında faaliyet gösteren gıda sektör kurullarının tamamının destek verdiğini bildirdi. Alharal, Gıda ARGE Proje Pazarı’nı fikirlerin projeye dönüşmesi, ürünlerin gelişmesi, ticari bir değere dönüşmesi, patent alması ve marka oluşumunu sağlamanın yanı sıra sosyal sorumluluk projesi olarak gördüklerini, projenin yaratıcı, yenilikçi fikirleri olan ancak bunu olanaksızlıkları nedeniyle hayata geçiremeyen gençlere, bir fırsat penceresi açacağını vurguladı. Gıda ARGE Proje Pazarı’nın her yıl tekrarlanacağını, bu sayede yenilikçi, yaratıcı gençlerin projelerini sanayici ve ihracatçılara ulaştırmaları için vitrin görevi yapacaklarını dile getiren Alharal, bu sayede Türkiye Gıda Sektörü’nün ihracatta gerçek potansiyelini ortaya çıkaracağını kaydetti. Yürütme ve Danışma Kurulu oluşturuldu Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatörlüğü’nde sürdürülen Gıda ARGE Proje Pazarı çalışmaları için yaş meyve sebze, meyve sebze mamulleri, hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri, ağaç mamulleri ve orman ürünleri, kuru meyve ve mamulleri, fındık ve fındık mamulleri, zeytin ve zeytinyağı, su ürünleri ve hayvansal mamuller sektörleri temsilcileri ve akademisyenlerin katılımıyla 13 kişilik Yürütme Kurulu oluşturuldu. Yine aynı sektörlerin temsilcilerinin, üniversitelerin ilgili bölümlerinden her biri Türkiye’de alanında otorite öğretim üyesi profesörlerin ve ilgili bakanlık yetkililerinin katılımı ile 40 kişilik Danışma Kurulu oluşturuldu. Yürütme Kurulu ayda bir, Danışma Kurulu 3 ayda bir araya gelerek projenin gelişimini yönlendirecek. Başarılı projeler ödüllendirilecek Gıda alanında yaratıcı fikirleri olan gençlerin 12 Mart 2012’ye kadar başvurularını yapmaları gerekiyor. Gelecek projeler 29-30 Mayıs 2012 tarihlerinde İzmir’de Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın himayelerinde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve Dünya Gıda Örgütü (FAO) Başkanı Jose Graziano da Silva’nın konuşmacı olarak katılacağı organizasyonla yarışacak ve başarılı olan projeler ödüllendirilip iş hayatında hayata geçirilecek. Birinci olan projeye 10 bin lira, ikinciye 7 bin 500 lira, üçüncüye ise 5 bin lira ödül verilecek. Ayrıca özel ödüller de verilecek. 14 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği BİRLİKLERİMİZ KÖY-KOOP BALIKESİR BİRLİĞİ Türkiye’yi Doyuran İl Balıkesir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Binlerce yıllık kültürel birikime sahip bir merkez olan Balıkesir, batıda Ege, kuzeyde Marmara Denizi’ne kıyısı olan; stratejik konumu, doğal güzellikleri, verimli toprakları ile ulaşımı kolay bir ildir. Sınırları içinde hem Ege, hem Marmara hem de karasal iklim özelliklerini yaşamak mümkündür. Toplam yüzölçümü 1.452.814 hektar alandır. Bunun 515.589 haktarı ekilebilir arazidir. Balıkesir, Sındırgı, Bigadiç, Gönen ve Edremit en verimli başlıca gıda üretim alanlarıdır. »»S.S. Balıkesir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği BALIKESİR-HAYKOOP Kısa adı HAYKOOP olan S.S Balıkesir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği Balıkesir merkez ve ilçelerde faaliyet gösteren tarımsal kalkınma kooperatiflerinin bir araya gelerek kurmuş olduğu bir birliktir. Birlik 2004 yılında 9 kurucu kooperatif tarafından kurulmuş ve kısa bir zamanda 173 kooperatifin ortak olduğu büyük bir birliğe dönüşmüştür. 30.000’in üzerinde çiftçi üyesi mevcuttur. Birlik bünyesinde gübre bayiliği faaliyeti yapılmaktadır. Kooperatif ortağı olan çiftçilerin hayvancılık desteklemelerinin müracaatları da birliğimiz tarafından yapılmakta ve takip edilmektedir. Ayrıca birliğe ortak olan kooperatifler köylerde çiftçilerden toplamış oldukları sütleri HAYKOOP çatısı altında pazarlamaktadır. Demokrasinin Toplumun Her Alanına Yayılmasında Kooperatifçilik Öncülük Eder. Kooperatiflerin genel kurul organı en yetkili icra makamı olarak işler. Kooperatif ortakları genel kurul toplantılarında hür iradelerini ortaya koyarak kararların alınmasında etkin rol oynarlar. Gerek bireysel haklarını gerekse kooperatifin kurumsal haklarını en rahat bir şekilde savunma yeridir genel kurullar. Böylece kooperatifçilik toplumda demokrasinin ilerlemesine katkı sağlamış olur. Birlik yönetimi birim kooperatiflerin genel kurullarına katılarak, genel kurulların daha verimli icra edilmesine imkân sağlamaktadır. Doğanın Balıkesir’e Verdiği En Büyük Hediye... Makineleşmede Kooperatifçilik Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk çıktığı yurt gezilerinde tarımın en stratejik ve Türk milletinin çiftçi bir millet olduğunun vurgusunu yapmıştır. Ayrıca makineleşmenin ve bir araya gelerek çalışmanın önemini anlatmıştır. 1925 yılında Kastamonu’da halka hitap ederken makinesiz ziraat olmaz demiştir. Kooperatiflerimiz köylümüzün tek başına alamadığı pahalı makineleri alarak onları modern ile tanıştırmada ve verim artışında önemli rol oynamaktalar. Birliğimiz KKYDP çerçevesinde makine ve ekipman almak isteyen kooperatiflere rehberlik ederek bu desteklemelerden faydalanmalarına vesile olmaktadır. Köylünün Toplu Pazarlıktaki Tek Gücü; Kooperatif alış verişinde bulunarak bilgiler edinmektedir. Ayrıca geleneksel hale gelen iftar yemekleri, sosyal kaynaşmaya imkan sağlamaktadır. Birlik Dirlik Ve Düzen İçinde Devam Eden Çalışmalar… Türkiye, dünyada zeytinyağı üretiminde 4. sırada yer almaktadır. Balıkesir ise, Türkiye zeytin üretiminin yaklaşık 17,2’sini karşılamaktadır. 81.291 hektar alanda yaklaşık 11 milyon zeytin ağacı bulunmaktadır. Yıllık ortalama 100-125 bin ton teytin üretimi gerçekleşmektedir. Bu payın %20’si sofralık zeytin, %80’i de zeytinyağı üretimi için kullanılmaktadır. Birliğimiz kooperatifimizin üretmiş olduğu sütleri sanayi firmalarına pazarlanması konusunda etkin rol oynamaktadırlar. İşletme bedelleri ile gelir kaybeden kooperatifler de köyünde hizmet kalemleri açarak çiftçilerimize hak ettikleri hizmetleri sunmaktadırlar. Ayrıca Devletin çiftçilere verdiği teşvik ve desteklemeler de yine birliğimiz bünyesinden geçerek ilgili organlara ulaştırılmakta ve hak edişler birliğimiz tarafından dağıtılmaktadır. Böylece hayvansal desteklemeleri ayağına kadar gelmektedir. Süt ve Süt Ürünleri Ülke Ekonomisine Güç Katıyoruz… Ortalama olarak yılda 400.000 bin ton domates, 130.000 ton kavun, 130.000 ton karpuz, 20.000 ton fasulye, 45.000 ton salçalık biber, 11.000 ton sarımsak yetiştirilip yurtiçi ve yurdışına pazarlanmaktadır. Bu alanda yaklaşık 160 adet işletme, Balıkesir’de yıllık ortalama 5.000 ton tereyağı, 90.000 ton peynir, 50.000 ton yoğurt üretmektedir. Bu üretim Balıkesir Merkez, Gönen, Susurluk, Manyas, Savaştepe ve Havran başta olmak üzere hemen hemen tüm ilçelerde gerçekleşmektedir. Özellikle İvrinde, Ayvalım, Edremit ve Burhaniye’de yapılan Sepet Peyniri ve loru, Ayvalık yöresinin Kirli Hatun Peyniri ve loru, Gönen, Manyas, Erdek ve Bandırma yöresinin Kelle ve Manyas Peyniri, Sındırgı, Bigadiç, Kepsut ve Dursunbey ilçelerinin Keçi Peyniri Balıkesir’e özgü önemli süt ürünleri olarak ön plana çıkmaktadır. Meyve ve Sebze Ayrıca börülce, kuzu kulağı, tere, susam otu, ebegümeci, şevketibostan gibi yenilebilir otların yanında baharat olarak da kullanılan nane, kekik, adaçayı, kuşburnu, kapari gibi lezzet arttırıcı özellik taşıyan sebzeleri de il ve ilçe semt pazarlarında taze olarak bulabilmek mümkündür. Örgütlü Olmanın Getirileri İnsanların bir araya gelerek potansiyel pazar oluşturmaları sonucunda elde ettikleri toplu pazarlık gücü sayesinde tarım ve hayvancılık alanında gereksinim duydukları tüm ihtiyaç ürünlerini ve mallarını piyasa şartlarından daha uygun fiyatlarla alabilmeleri ve ürettikleri değerinde satabilmeleri mümkün olmaktadır. Birliğimize bağlı kooperatifler yem, gübre, mazot, tohum vb. gibi temel ihtiyaçları uygun fiyatlara çiftçilerimize tedarik etmektedirler. Bölge birliğimiz ise kooperatiflerimizin üstesinden gelemediği bayilik işlemlerini bünyesine alarak kooperatiflerimizi faydalandırmaktadırlar. Bu kapsamda gübre bayilik belgelerimiz kooperatiflerimizin hizmetine sunulmuştur. ıda Tarım ve Hayvancılık BakanG lığı tarafından sadece kooperatiflere has verilen tip projeler sayesinde kooperatiflerimiz çiftçimizi hayvan sahibi yaparken tesisleşeme açısından da bu projeler büyük fayda sağlamıştır. Proje uygulayan kooperatiflerimiz aynı zamanda işletme binalarına ve soğutma merkezlerine kavuşmuşlardır. Toplumsal Barışın Ve Kaynaşmanın Sağlandığı Yer; Kooperatifçilik Bazen sorunların çözümü için, bazen iş planlamak için bazen ise istişare için kooperatifler insanları bir araya getirir, kaynaştırır. Birliğimiz kooperatiflerimizi genel kurulların haricinde eğitim ve bilgilendirme amaçlı toplantılarda bir araya getirmektedir. Bu toplantılarda kooperatifçi köylerin temsilcileri bir birleriyle görüş Birliğimize bağlı 173 Kooperatifimize 27.058 çiftçi ailenin 69.857 Büyükbaş hayvanı ile günlük 600 ton süt üretiminin tamamı kayıt altındadır. Kooperatiflerimiz 2011 yılında gerçekleştirdikleri faaliyetlerden oluşan bilânço ciroları yaklaşık 300.000.000 TL dir. Yine 2011 yılında bu kooperatiflerimiz 25.500.000 TL KDV ve 5.300.000 TL stopaj vergisi ödeyerek ülke ekonomisine katkı sağlarken kayıt dışılığına engel olmuştur. Birliğimiz yönetim kurulu Balıkesir kooperatifçiliğinin hak ettiği yerlere gelmesi ve kırsal kalkınmanın bir parçası olmak için gayretli çalışmalarına devam etmektedir. Balıkesir HAYKOOP Birliğinin 2011 yılında yapılan genel kurulunda asil yönetim kuruluna Cemil İLCAN, Ahmet KÖSEOĞLU, Hüseyin ÖZCAN, Faruk ÖZEN ve Hüseyin KUZGUN seçilmişlerdir. Cemil İLCAN yönetim kurulu başkanı görevini yürütmekte olup aynı zamanda KÖYKOOP Merkez Birliği Yönetim Kurulu Üyesidir. Tahıl Üretimi Balıkesir, tahıl ve baklagil üretiminde kendi ihtiyacını karşılayabilen az sayıdaki ilden biridir. Tahıl üretiminde en çok; buğday, arpa, pirinç, mısır, yulaf, kuru fasuyle, nohut, bakla, mercimek, bezelye ön plana çıkmaktadır. Bal Üretim Yılda ortalama 1.600 ton bal üretimi gerçekleşmektedir. Balıkesir’de yaklaşık 128.322 kovan mevcuttur. Hayvancılık Toplam 495.073 büyükbaş, 791.265 küçükbaş, 5.334.806 Yumurta tavuğu, 16.745.848 et tavuğu üretimine sahiptir. Su Ürünleri Yıllık Deniz Balıkları Üretimi 1.148,6 ton, Diğer Deniz Ürünleri Üretimi 151,5 ton, İç Su Balıkları Üretim 517,8 ton, Kültür Balıkları Üretimi 89,2 ton olarak gerçekleşmektedir. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği BAŞARILI KOOPERATİFLERİMİZ 15 S.S. HAMİDİYE KÖYÜ TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFİ - Bigadiç - BALIKESİR S.S MECİDİYE KÖYÜ TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFİ - Bigadiç - BALIKESİR »»S.S.Hamidiye Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 1973 yılında kurulmuş olup halen Balıkesir bölgesinde sayılı kooperatifler arasında yer almaktadır. »»S.S. Mecidiye Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 1972 yılında kurulmuş olup günümüze kadar gücüne güç katarak büyümeye devam etmektedir. Kooperatifimizin bu seviyeye gelmesinde bilinçli yöneticilerin yanında birbirine bağlı ve birliktelikten ödün vermeyen özveri ile çalışan ortaklarımızın payı çok daha büyüktür. Kuruluşundan 2000 yılına kadar aktif bir ilerleme gösteremeyen Hamidiye Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 2004 yılında Tarım Bakanlığının 100x2 büyükbaş hayvan projesinden yararlanmıştır. O yıllardaki mevcut süt potansiyeli olan 3 tonluk miktarı projeden sonra her yıl bir önceki yıllara oranla daha artırmıştır. Son yıllarda bu rakam 10 tonun üzerine çıkmıştır. 2004 yılında yönetime 2005 yılında da Kooperatif Başkanlığına seçilen Hüseyin Kuzgun ve yönetimdeki takım arkadaşları, büyük başarılara imza atmışlardır. Yönetim kurulu aldığı kararlarla kooperatife 2 adet 5 tonluk, 1 adet 2 tonluk olmak üzere 3 adet soğutma tankını kooperatife kazandırmışlardır. Daha sonra elektrik sorununu ortadan kaldırmak amacıyla alınan kararla 60 kw lık jeneratör kooperatife kazandırılmıştır. Kooperatifin hızla büyümesi ile birlikte mevcut yerin küçük gelmesi gerekçesi ile yeni bir arsa alınmasına karar verilmiştir.2006 yılın da yaklaşık 7000 m kare yer satın alan kooperatif,sınırlarını büyütmüş ve bu alana yeni kooperatif işletme binası, akaryakıt istasyonunu,süt toplama merkezi, market, hırdavat malzeme reyonu gibi yeni yapılar inşa etmiştir. Bunun yanında gıda maddeleri,yem,kömür,un, kepek, madeni yağ, mısır silajı paketlenmesi ve satışı, yaklaşık 2 yıl gibi bir süreyle de hafriyat hizmetini üyelerine ve çevre köylere sunmaktadır. Hamidiye köyü arazi yapısının yüksek ve engebeli oluşu, bunun yanında sulak arazinin az olmasından dolayı kaba yem üretimi çok az yapıldığından kooperatif yönetimi, üyelerini bu durumdan yoksun bırakmamak için bazı önlemler alınması gerektiğini düşünerek mısır silajı paketleme makinesını alarak faliyete geçirmişlerdir. Yapılan bu hizmetlerle yetinmeyen başkan Hüseyin Kuzgun ve yönetim kurulu üyeleri 2010 yılında kooperatif işlerinde kullanılmak üzere 1 adet ısızu marka pikap ve hafriyat işlerinde kullanılmak üzere volvo marka kepçe alarak hizmete sunmuştur. Köyde hayvancılığın giderek artması ile veterinerlik hizmetlerine gereksinim duyulmasından dolayı 2010 yılında bir veterinerle başlayan kooperatif, 2011-2012 yıllarında da iki veteriner hekim ile kooperatif üyelerine veterinerlik hizmeti sunmaya devam etmektedir. Kooperatifimiz 2010 yılı alış ve satış faaliyetlerinde 6.014.221 tl cirosu ile 245.081,47 tl net kar elde etmiştir. Halen bünyesin de 1 sorumlu müdür, 5 personel, 2 anlaşmalı veteriner hekim ve yaz sezonunda mısır silajı paketlemesinde çalışmak üzere 4 geçici işçi ile hizmetlerine devam etmektedir. Kooperatifimiz yönetim ve çalışanlarının üstün başarı ve gayretleriyle hızla büyümeye devam etmektedir. 1972 yılından 1992 yılına kadar yavaş ilerleyen Kooperatifimiz 100x2 hayvancılık projesi ve yeni hizmet binasının devreye girmesiyle birlikte günlük 3 ton olan süt miktarı projeden sonra birkaç yıl içinde 8 tona ulaşmıştır. hibe destekli, promotik mibzer ve balya makinesi alınarak makineleşmeye doğru gidilmiş ve ortaklarımıza hizmete sunulmuştur. 278 ortağı olan Kooperatifimizin aylık yem Hayvancılığın bilinçli bir şekilde yapılması ile bu süt miktarı 17-18 tonlara kadar çıkmaktadır. 20 ton soğutma kapasitesi olan süt alım merkezinde, ortaklarımızdan alınan sütler Ülkemizin Ulusal bir firmasına satılmaktadır. Ayrıca ortaklarımızın Yem, Mazot , Gübre, Kömür, Yem Ham maddesi, Kaba Yem İhtiyaçları da karşılanmaktadır. Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığının uygulattığı % 50 tüketimi 400-450 tondur. 6 çalışan personeliyle birlikte Özel Veteriner Kliniğiyle de ortaklarımıza hayvancılık konusunda büyük katkılar sağlamaktadır. Kooperatifimiz Seminer ve Fuarlara katılım organizasyonları düzenleyerek ortaklarımızın bilinçlenmesine katkıda bulunmaktadır. Kooperatifimizin daha da büyümesinde rol alacak proje ve yatırımları hayata geçirmek için çalışmalarımız sürmektedir. S.S. ATKÖY ve ÇEVRESİ TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFİ - Merkez- BALIKESİR »»Balıkesir merkezine 13 km uzaklıkta tamamı sulanabilen verimli topraklarda 1800 nüfuslu ve 450 haneli bir köy olan Atköy köyünde 2001 yılında kurulan S.S. Atköy ve Çevresi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 10 yıllık bir süre içinde büyük gelişme göstererek köye ve köylüye eşsiz hizmetler sunmaktadır. Kooperatife ortak olan çiftçilerin tarım ve hayvancılık alanındaki her türlü ihtiyaçlarını temin eden kooperatif aynı zamanda üretilen sütün ve domatesinde pazarlamasını yapmaktadır. Yem, kömür, tohum, gübre, zirai alet ve ekipman bayilikleri ile ortaklarına düşük maliyetli girdi sağlayan kooperatif bir adet sözleşmeli veteriner hekim ve bir adet ziraat mühendisi istihdam etmektedir. Kooperatifçiliğin en önemli ilkelerinden biri olan risturn ilkesini de çalıştıran Atköy Kooperatifi 10 yıllık süre içinde ortaklarına 309.000 TL risturn (kar payı) dağıtmıştır. Bu rakam ödenmiş sermayenin iki katından fazladır. 5 kişilik yönetim kurulu ile yönetilen kooperatifte 1 müdür, 1 memur, 1 veteriner hekim, 1 ziraat mühendisi ve 6 işçiden oluşan toplam 10 kişilik çalışan kadro mevcuttur. Kooperatifin Başkanlığını 2002 yılından beri Faruk Özen yürütmektedir. Faruk Özen kooperatif ile ilgili şunları söyledi; “ Kooperatifimiz köyümüzde 10 yıllık bir maziye sahip. Geçen 10 yıl boyunca köy halkı olarak 3- Sosyal işler ( ortaklara zirai ve hayvancılık alanında eğitici seminerler, geziler düzenlemek, fuarlara katılmak, Maddi ihtiyaçlarında bankalardan kredi temin etmesini sağlamak, köyün genel ihtiyaçları için katkı sağlamak veya aracılık etmek) olarak gruplara ayırmış ve her bir iş grubunda profesyonel çalışmalar gerçekleştirmektedir. Kooperatifçiliği Atköy’lü çiftçilerin günlük hayatlarının bir parçası yapmayı başarmanın gurunu yaşamaktayız.” Balıkesir HAYKOOP bölge birliği ortağı olan Atköy Kooperatifi üstbirlik ile en çok iş hacmi olan kooperatiflerin başında yer almaktadır. Başkan Faruk Özen aynı zamanda 2009 yılından beri HAYKOOP Başkan Yardımcılığı görevini de yürütmektedir. bu kooperatife büyük emekler verdik. Sabırla büyüttüğümüz ağaç misali bugün meyvelerinden herkes istifade ediyor. İlk yıllarda çekilen zorluklar artık geçti ve unutuldu. Şimdi tek hedef her yıl bir öncekine göre büyümek genişlemek ve daha fazla hizmet. Üretmek adına çalışmalarımız sürmektedir. Bugün itibariyle 1 damperli kamyon, 2 traktör, 3 adet kamyonet, 1 balya makinesi 1 pnomatik mibzer, 1 akaryakıt istasyonu, 1 köy mazot pompası ile hizmet eden kooperatifimiz yılda 5 milyon TL ciro gerçekleştirmektedir. Birlikle gelen bereket sloganı ile hareket eden kooperatifimiz çalışmalarını 3 gruba ayırarak yürütmektedir. 1- İdari işler (personel, ortak giriş-çıkış ve devir işleri, sermaye ve risturn işleri, destekleme işlemleri ve hayvan kayıtları). 2- Ticari işler ( Süt, domates, yem, kömür, tohum, gübre, akaryakıt, ilaç alım ve satım işleri ve balya bağlama, tohum ekme işleri). 16 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM ÇİFTÇİLER SOSYAL GÜVENLİK KURUMU HİZMETLERİNDEN NASIL YARARLANACAK? »»Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından son dönemde tarım çalışanlarının sigortalanmasını ve sağlık hizmetlerinden faydalanmasını kolaylaştırmak için birçok düzenleme yapıldı. Çalışma şartları göz önüne alınarak yapılan bu düzenlemeler tarım emekçileri için avantajları da beraberinde getirdi. Tarım çalışanlarını, kendi adına çalışan çiftçiler ile mevsimlik tarım işçileri olarak iki gruba ayıran Sosyal Güvenlik Kurumu, her iki kesimi de koruma altına alıyor. Çiftçilerin prim ödemeleri ilk olarak 2008 yılında 5510 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle yeniden düzenlendi. Çiftçilerin bir ay boyunca sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için kademeli olarak prim ödemesi öngörülüyor. Buna göre 2008’de 15 gün prim ödeyen bir çiftçi bugün ayda 19 gün prim ödeyerek bir aylık sağlık hizmetinden faydalanabiliyor. Öte yandan sigortalı çiftçinin, bakmakla yükümlü olduğu kişilerle birlikte sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için 60 günden fazla prim borcunun bulunmaması gerekiyor. Aylık prim ödemelerinin tahsili ise gerçek ve tüzel kişilere satılan ürün bedellerinden yüzde 1 oranında kesinti yapılarak gerçekleşiyor. Sosyal Güvenlik Kurumu tarımsal faaliyette bulunan kadın çiftçiler için de birçok avantaj sunuyor. Kadın çiftçilere doğum yapmaları halinde ‘analık sigortası’ kapsamında emzirme ödeneği ile istirahatli kaldıkları dönemdeki gelir kayıplarını telafi edebilmek amacıyla geçici iş görmezlik ücreti ödeniyor. Ayrıca emzirme ödeneğinden karısının doğum yapması halinde sigortalı erkek de faydalanabiliyor. Doğum yapan bir kadının emzirme ödeneğinden faydalanabilmesi için doğumdan önceki bir yıl içinde 120 gün kısa vadeli sigorta kolları primi bildirmiş olmalı ve hiçbir borcunun bulunmaması gerekiyor. Ayrıca, sigortalılığın sona erdiği tarihten başlamak üzere 300 gün içinde çocuğu doğan sigortalı kadına ya da sigortalı erkeğin eşine de emzirme ödeneğinden faydalanabiliyor. İş kazasına uğrayan çiftçi kendine iş görmezlik ödeneğinin bağlanması için rahatsızlığını üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirmek zorunda. İş kazasına ya da mesleğe bağlı oluşan hastalık ve özürler nedeniyle çalışamaz hale gelen çiftçilere sürekli iş görmezlik gelirinin bağlanması için en az yüzde 10 oranında iş görme gücünü kaybetmiş olması gerekiyor. Öte yandan, iş görmezlik sigortasının bağlanması için sigortalının prim borçlarının ödenmiş olması da gerekiyor. Ayrıca, sigortalının tekrar çalışmaya başlaması durumunda ise iş görmezlik geliri ödenmeye de devam ediyor. Çalışma gücünün en az yüzde 60’ının kaybedilmesi durumunda ise malullük aylığı bağlanıyor. Malullük aylığının bağlanabilmesi için en az 10 yıl sigortalı ve 1800 gün prim ödemesi bulunma şartı aranıyor. Sigortalının başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olması halinde ise 10 yıllık sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün prim ödemiş olması kafi. Yine malullük aylığının bağlanabilmesi için sigortalının hiç borcunun bulunmaması gerekiyor. Tarım çalışanlarının emeklilikleri ise 1999 yılından başlamak suretiyle kademeli olarak gerçekleştiriliyor. 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olanlardan kadınların sigortalılıkta 20, erkeklerin ise 25 tam yılı doldurmuş olması gerekiyor. Yaş durumu göz önünde bulundurulduğunda kadın 50 yaşını, erkek 55 yaşını doldurduğunda 15 yıllık sigortalılık süresi yeterli görülüyor. Kadınlarda 20, erkeklerde 25 tam yılı 1 Haziran 2002 tarihinde dolduranların ise emeklilik yaşları kademeli olarak artıyor. 1999 yılından sonra ilk defa sigortalı olan kadın 58, erkek ise 60 yaşını doldurduğunda 25 yıl sigortalılık süresiyle emekli olabiliyor. Tarımsal faaliyette bulunmakta iken sigortalının ölmesi durumunda hak sahiplerine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ölüm aylığı bağlanıyor. Ölüm aylığının bağlanabilmesi için hayatını kaybeden çiftçinin en az 1800 gün prim ödemiş olması gerekiyor. Ayrıca, ölüm aylığı almakta iken evlenen ve bu nedenle aylığı kesilen kız çocuklarına talepte bulunmaları halinde almakta oldukları aylıklarının iki yıllık tutarı bir defaya mahsus olmak üzere evlenme ödeneği olarak peşin ödeniyor. Sigortalı çiftçinin prim borcu olması halindeyse 2011 yılının sonunda yürürlüğe ‘Gelir Testi Yönetmeliğiyle’ bakmakla yükümlü olduğu ailesi artık sağlık hizmetlerinden faydalanabilecek. Yönetmeliğe göre sigortalının ailesi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir testine tabi tutulacak. Sigortalının ailesi testi geçerse sağlık hizmetlerinden faydalanabilecek. Tarımda Kendi Hesabına Çalışan Kadınlar Sigortalı Olacak Kadınların ekonomik hayatta güçlü olarak var olabilmeleri ve hak kaybına uğramamaları için yapılan çalışmalara tarım alanında devam edildi. Türk Medeni Kanunu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununu ve Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunununda yeni düzenlemeler yapıldı. 1983 yılından itibaren tarım iş kolunda çalışanların sigortalılığı konusunda “22 yaşını doldurmuş aile reisi kadınlar, kanunda sayılan diğer şartları da taşımaları halinde sigortalı sayılmışlardır “ denilmekteydi. Türk Medeni Kanunu’nda aile reisliği konusunda “... Birliği eşler beraberce yönetirler...” şeklindeki değişiklikten sonra Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar S.S.K. Kanununun ve Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun bazı maddeleri değiştirildi. Artık; Sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan 22 yaşını doldurmuş kadın, başka bir şart aranmaksızın sigortalı olacak. Aynı şekilde 22 yaşını dolduran erkeklerde bu kapsam da olacak. İlk tescil tarihinde ellisekiz yaşını dolduran kadınlarla, altmış yaşını dolduran erkekler ise istekleri halinde kapsama alınacaklar. Yapılan hukuki düzenlemeler sonucu; kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan kadın çiftçiler için süre gelen farklı uygulama tümüyle kaldırılmış ve kadın çiftçilerin mağduriyeti giderilmiş oldu. Dr. Umut TOPRAK Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar: Kurtarıcı mı Felaket mi? Türkiye ve dünya tarım gündemi sık sık değişse de güncelliğini uzun zamandır koruyan bir konu var ki “Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar” yani kısaca bilinen adıyla GDO’lar. Peki nedir GDO’lar? Nasıl yapılır? Neden GDO’lar geliştirilir? GDO’lu bitkilerden elde edilen besinler insan ya da hayvan sağlığı için riskler taşıyor mu? Bazılarının dile getirdiği gibi bir canavarlar mı yoksa müthiş bir biyoteknoloji mucizesi mi? Aslında bu soruları irdeleyebilmek için biraz gerilere gitmek gerekiyor. 1953 Nisanında Watson ve Crick isimli iki bilim insanın DNA’nın yapısını çözümlemesiyle başlayan tarihi süreç 9 yıl sonra bu iki bilim adamına Nobel’i kazandırsa da insan DNA’sında bulunan yaklaşık 3 milyar nükleotidin çözümlemesi için yaklaşık bir 40 yıl daha geçmesi gerekiyordu. Dünya üzerindeki milyonlarca yıldır var olan yaşamın şifresine yönelik araştırmalar yaklaşık 15 yılda büyük emekler ve paralar harcanarak oluşturulan “İnsan genom projesi”nin 2002 yılında tamamlanmasıyla yepyeni bir boyut kazandı: Genlerin şifreleri artık DNA alfabesine dökülmüştü. 20. yy’ın son çeyreğindeki teknolojinin baş döndürücü ilerlemesine bağlı olarak sadece insan değil daha pek çok canlı grubunun genleri deşifre edildi. Fonksiyonel genom çalışmaları ile de pek çok genin var oluş nedenlerinin ortaya konulmasında ciddi adımlar atıldı. Bu ilerlemeler genetik yapının yönetilmesi aslında bir nevi “DNA yönetimi” kavramını da beraberinde getirdi. Bu strateji istenmeyen genlerin aktivitesinin durdurulmasından, organizmalara yabancı genlerin ilave edilmesine kadar pek çok yöntemi içeriyordu. Çalışmaların odağını tıp ve insan genomu oluştursa da pek çok ülkenin 2050 yılı projeksiyonlarında öne çıkan hayati bir konu da, artan dünya nüfusunun beslenmesi sorunu, yani “tarımsal üretim” stratejileri üzerine idi. Bu durumu fark eden teknoloji üreten ülkeler tarım bilimine de çok ciddi yatırımlar yapmaya başladı ve bu alanda pek çok yeni buluşa imza atıldı. Yabancı ot ilaçlarına veya dona dayanıklı bitkilerden tarımsal zararlı ve hastalıklara karşı “kendilerini koruyabilen” bitkilere kadar çeşitli GDO’lu tarımsal ürünler hayatımıza girdi. GDO nedir? GDO’lar rekombinant DNA teknikleri ile DNA’ları değiştirilen organizmalardır. Bu değişimlerde başka bir organizmadan alınan bir gen dizisi hedef organizmanın DNA’sına eklenebileceği gibi mevcut organizmada bulunan gen değişime de uğratılabilir ya da çıkartılabilir. Bunun tarımsal mücadeledeki en yaygın uygulamalarından biri doğal olarak böceklerde hastalık meydana getiren Bacillus thrungiensis bakterisiyle ilişkili olanıdır. Bu bakteri ürettiği bir toksin ile doğada böcekleri öldürmektedir. İşte bu toksin proteinini kodlayan gen bitki genomlarına eklenmekte ve bu şekilde bitkiler bu toksini üreterek üzerlerinde beslenen zararlı bazı böcekler etkisiz hale getirilebilmektedir. Yine yabancı ot ilaçlarına dayanıklı bitkilerden besin öğeleri düzenlenebilen yüksek protein içerikli bitkilere kadar pek çok farklı GDO’da şu an piyasada. Daha uç örnekler verirsek; buzullarda yasayan pek çok canlı grubunda soğuğa dayanıklılığı sağlayan “antifreezing” proteinlerinin kültür bitkilerine aktarılarak dona dayanıklı kültür bitkileri geliştirilmesi ya da tam tersine çöl bitkilerinde aşırı sıcağa dayanımı sağlayan proteinlerle “çöllerde tarımın yapılabilirliği” kulağa hoş geliyor. Avantajlar ve riskler Belirlenen hedefe göre geliştirilen GDO’lar uygun olmayan arazilerde tarım yaparak üretimin artırılması ve 2050 yılında 9.1 milyar olarak tahmin edilen dünya nüfusunun doyurulması konusunda belli avantajları potansiyel olarak barındırıyor. Yine GDO’lar kullanılarak, tarım ilacı kullanımına bağlı çevre kirliliği ve tarım ilacı kalıntısı sorunları azaltılabilir. Ancak burada haklı olarak tüketiciler GDO’ların sağladığı avantajlardan ziyade riskleri bilmek istiyor. Yapılan bu genetik değişikliklerin bize bir zararı var mı? GDO’lardan hedef alınmayan doğadaki diğer canlılar, kuşlar faydalı böcekler nasıl etkileniyor? Ya da bu değişiklik doğa gibi kontrolsüz bir ortamda başka bitkilerin genetiğini de tozlaşma yoluyla değiştirebilir mi? Sorular bu şekilde uzayıp gidiyor. Aslında burada yapılan genetik değişikliklere spesifik olarak bakarak risk analizleri yapmakta fayda var. Mesela B. thrungiensis bakterisine ait toksin geninin kullanıldığı GDO’larda üretilen toksin aslında zaten doğadaki böcek popülasyonlarında ölüme yol açan bir protein. Doğada var olan bir mekanizmayı kontrol eden bir genin bitki genomuna eklenerek bu toksin proteininin bitki tarafından üretilecek şekilde bir genetik değişiklik yapılması böcek açısından aslında farklı bir durum yaratmamakta. Bu toksin sıcakkanlılarda ve hedeflenmeyen bal arısı, parazitoid ve predatörler gibi faydalı böceklerde her şeyden önce ağız yapısı, beslenme fizyolojisi ve mide pH’ı gibi faktörler nedeniyle etki yapamıyor. İnsan tarafından yenilen böyle bir bitkideki toksin geni de insan midesinde diğer bütün DNA’lar gibi parçalanıp büyük çoğunluğu atılsa da bu konuda bazı küçük DNA’ların diğer kana ve diğer doku organlara geçebileceğini ve çeşitli reaksiyonlara yol açabileceğini iddia edenler de var. Burada kodlanan toksin genel olarak güvenli de olsa bazı araştırıcılar da GDO’lu bitkilerin yapılması esnasında seleksiyon için kullanılan antibiyotik marker’lara dikkat çekiyor ve insanlarda hastalığa yol açan bakterilerin, GDO’larla antibiyotiklere karşı direnç kazanabileceklerini iddia ediyorlar. Bu konuda da kesin bulgular yok ama konu araştırılmaya muhtaç. Bir diğer kaygı ise tozlaşma yoluyla GDO’lu ürünlerden doğal floraya genetik materyal aktarımı. Bu noktada GDO’lu bir bitki yeni bir ekosisteme sokulduğunda oradaki mevcut diğer bitkilerle olan tozlaşma durumlarının (akraba bitkilerin olup olmadığı) değerlendirilmesi önem kazanıyor Öneriler ve Sonuç: Günümüzde GDO’lu mısır, pamuk, patates, kanola ve soya fasülyesi gibi bitkiler Kuzey Amerika, Güney Amerika, Avustralya, Çin, ve Hindistan’da yaygın olarak yetiştirilmekte. A.B.D’de kullanılan mısır ya da Kanada’da kullanılan kanola’nın en az %90’u GDO’lu. GDO teknolojisinin güvenli olduğunu savunan bilim adamları buna dikkat çekerek bu ülkelerdeki tarım bakanlıklarının oldukça titiz değerlendirmeler sonucunda ruhsatlandırma yaptığına değiniyor. Ancak burada belki de en önemli nokta her GDO ile ilgili çok özel analizlerin yapılması gerekliliği çünkü bitki genomunda yapılan genetik değişiklik çok farklı şekillerde olabiliyor. Ancak biyoteknolojinin hızla ilerlemesiyle GDO’ların risklerinin her geçen gün azaltılabileceği ve daha güvenli ürünlerin geliştirilebileceği görülüyor. Ayrıca her tarımsal üretim modelinin belli riskleri içerdiği düşünüldüğünde, GDO teknolojisine tamamen kapı kapamak çok anlamlı gözükmüyor. Moleküler genetik alanında yapılabileceklerin hayallerle sınırlı olması tarımın gelecekteki sınırlarını ise tamamen değiştirecek gibi. Tarlalarda boş bitki tohumlarında üretilebilecek antiserumlardan, böcekler tarafından üretilecek çeşitli proteinlerin tıpta ilaç olarak, ya da kozmetikte bakım ürünü olarak kullanılmasına kadar pek çok yeni yaklaşım bu teknolojiye daha geniş bir bakış açısıyla bakmayı gerektirmekte. ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği ORMANCILIK 17 2-B Arazilerinin Satışını Öngören Tasarı Komisyondan Geçti Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı ORMAN ÜRETİMİNDE KOOPERATİFLER »»TBMM İçişleri Komisyonu, tali komisyon olarak görüştüğü, orman özelliğini yitirmiş ve 2-B arazisi olarak bilinen Hazine arazilerinin satışını öngören kanun tasarısını benimsedi. »»Gelişmiş ülkelerde olmayan fakat hala Ülkemizin bir gerçeği olan orman köylüsü profili yıllardan bu tarafa çok fazla değişmemiştir. Hâlâ; Gayri safi milli hâsıladan en az payı alan, En az toprağa sahip, Tarımsal üretim olanakları çok sınırlı, Şehirlerden uzak yaşayan ve Ülkenin vermiş olduğu eğitim, sağlık vb. hizmetlerden en az yararlanan orman köylüsüdür ve geçimi ağırlıklı olarak ormana dayalı olup önemli ölçüde orman kaynaklarına bağlı olarak yaşamaktadır 1970’li yıllardan bu tarafa bizzat orman teşkilatımızın öncülüğü ile ve yasal alt yapısı da hazırlanarak orman köylüsünün örgütlenmesi adına önemli çalışmalar yapılmıştır. Ancak 2000’li yılların başına kadar bölge ve merkez düzeyinde örgütlenmesini tamamlayamamış ve köylerde kurulmuş olan bu kooperatifler yalnız başına kalmıştır. Yıllardan bu tarafa Kooperatiflerimiz aynı statü içerisinde ve aynı yapılanma modeli ile hizmet yürütmektedir. Kooperatif yapıların geliştirilmesi ve sorunlarının çözümü için de kısa zamanda başlatmaları gerekmektedir. İşgücü olan, sermaye yapısı güçlü, teknik kadrosunu oluşturmuş, profesyonelce yönetilen, kurumsallaşmış kooperatiflerin çeşitli argümanlar kullanılarak oluşturulması çok zor olmayacaktır. Çünkü gelişmiş ülkelerde bununla ilgili örnekleri görmek mümkündür. Son yıllarda orman üretimi ile ilgili model arayışlarına girilmiş ve dikili satış gündeme getirilmiştir. Dikili satış uygulamasının, Orman köylüsünün içinde yaşadığı ormanlardan yararlanmasını engelleyen, örgütlü yapısına zarar veren, yerel ekonomileri zafiyete uğratan ve ekolojik değerleri zarara uğratan bir uygulama olarak görülmesi gerekmektedir. Orman üretiminin özel sektöre açılması çabalarını doğru bulmamız mümkün olmadığı gibi, sosyal barışı zedeleyecek bir yaklaşımdır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mahir Küçük, yabancılara satışın bu düzenlemede yer almadığını söyledi. Küçük, yapılan ağaçlandırmalarla orman alanlarının 3 kat artırıldığını belirterek, Türkiye’nin daha önce en çok ağaçlandırma yapan 10 ülke arasındayken, şimdi Çin ve Hindistan’dan sonra 3. ülke konumuna yükseldiğini bildirdi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) temsilcisi Ahmet Demirtaş, tasarıya ilişkin eleştirilerini dile getirdi. Tasarıda, “Bir daha Ormana dönüştürülmesi mümkün olmayan yer” denildiğini belirten Demirtaş, “Böyle bir hüküm olamaz. Bir yer Ormana dönüştürülemeyecek bir yer olmamalı. Bu gerekçe 2-B ve 2-A’yı haklı göstermek için özellikle konulmuş bir cümle” dedi. neredeyse hiçbir çaba sarf edilmemiştir. Orman köylüsünün ekonomik ve sosyal gelişimini sağlamak amaçlı kurulmuş bulunan Orköy’ ün kuruluşundan bu yana yaptığı hizmetler sağladığı birikim ve deneyim kurumsal gelişimin önemli bir örneğidir. Ancak yasa ile öngörülen ödenek hiçbir zaman ayrılmamış ve beklenen hizmetler alınamamıştır. Orköy kredilerinde Bireysel kredilere öncelik verilmiş. Bu durumda; • Bölgesel kalkınma sağlanamamış, • Üretimde Pazar potansiyeli yaratılamamış, • Hizmetin götürülme maliyeti daha yüksek olmuştur. Bu hizmetlerin yetersizliğinde, kooperatif yapıların kurumsal kimlik kazanamaması ve öz kaynak yetersizliği de önemli rol oynamıştır. Orman köylerinde yaşanan göç olgusu, kooperatiflerde giderek iş gücü kaybına ve kooperatiflerin giderek küçülmesine ve arzulanan hizmeti veremez noktasına gelmesine neden olmuştur. Bu nedenle; özellikle orman üretimi yapan kooperatiflerin yeniden yapılandırılması, bazı özendirici tedbirler getirilerek bölge şefliği hatta İşletme Müdürlüğü bazında kooperatiflerin yapılandırılması son derece önemlidir. Sorunun çözümünde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Merkez Birliğinin müşterek çalışmayı en Diğer taraftan ormanlarımıza sadece ekonomik değer olarak bakmak son derece yanlış bir bakış açısıdır. Çünkü; Ülkemiz geçmiş yıllarda bu uygulamanın acı sonuçlarını yaşamış ve ormanlarımız talan edilme noktasına getirilmiştir. Gerek Anayasa ile ve gerekse yasalarla belirlenmiş haklar gözetilerek, orman köylüsünün ve örgütlerinin mağduriyetine neden olan bu uygulamadaki sorunlara eğer istenilirse çözüm üretilebileceği kanaatindeyiz. Sayıları üç binin üzerindeki orman üretimi yapan tarımsal kalkınma kooperatifi, her türlü olumsuzluğa rağmen orman üretiminin halen en önemli kısmını gerçekleştirmektedir. Ülkemizde, yıllardan bu tarafa, genelde ormanı orman köylüsünden korumak amaçlı politikaların ağırlık kazandığı hepimiz tarafından bilinmektedir. Halbuki ormanın, orman köylüsü ve diğer ekolojik değerlerle müşterek değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak hiçbir dönemde arzulanan ölçüde orman köylüsünün ekonomik ve sosyal sorunlarına yeterince çözüm getirilememiş, yapılan çalışmalar, palyatif çözümlerin ötesine geçememiştir. En zor doğa koşullarında, yetersiz ekipmanla, her türlü sosyal güvenceden yoksun, geleneksel bilgiyle ve yeterince artırılamayan ücretlerle çalışan orman köylüsü için çözümler üretmek, hem sivil toplum kuruluşlarının, hem siyasi iradenin, hem de kamunun acil ve önemli bir görevi olduğuna inanıyoruz. Demirtaş, 2-B olan yerlerin, devletin yasadışı yerleşmeye imkan sağladığı ve buna göz yumduğu yerler olduğunu iddia ederek, “2-B arazileri tartışılıyor ama asıl amaç 2-A arazilerini ileride yerleşime açmak için talan etme anlayışıdır. Buraları köylü alamayacak, parası olan sermaye alacak” diye konuştu. Demirtaş, bu kapsamda olduğu söylenen 410 bin hektarın, sadece 22 bin hektarında yapılaşma olduğunu belirterek, “22 bin hektar alan üzerindeki yapılaşma sorununu gidereceğiz” denilerek 410 bin hektarın tamamının bu kapsama dahil edildiğini savundu. HAL VE GİDİŞ “Orman kaynak değil, doğal varlıktır” TEMA Vakfı Genel Müdürü Serdar Sarıgül ise “Orman bir kaynak değil, doğal bir varlıktır” dedi. Tasarının sorunu çözmediğini, işgalciyi ödüllendirdiğini ve yeni işgallere neden olduğunu iddia eden Sarıgül, “Biz buna karşıyız. Sonraki nesillere bir şeyler bırakmak istiyorsak ormanlarımızı korumalıyız” dedi. Sarıgül, “Ormanı biz kendimiz yok ediyoruz. Oralara sanayi tesisleri kuruyoruz, ondan sonra ‘orman yok oldu’ deyip oraları satıyoruz. Hepimiz bir gün öleceğiz, bunun vebalı var, gelin yapmayın, satmayın buraları. Bugün buraları satacağız, yarın neyimizi satacağız peki- Sata sata nereye gideceğiz- Ormanı satarak kaynak yaratmayın. Yapmayın bunu, bütün partilere söylüyoruz bunu. 1 milyon 200 bin imza var arkamızda, gerekirse 2 milyon imza da toplarız. Gerekirse gece gündüz burada yatarız. Ormanlarımızı satmayın” diye konuştu. Komisyon, müzakerelerin ardından, hak sahiplerine satılacak Hazineye ait tarım arazilerinin satış bedelindeki yüzde 70 rayiç bedelinin yüzde 50 olmasını; arazinin, belediye sınırları içinde kalması halinde arazi bedelinin 4 yıl ve 8 eşit taksitte, dışında kalması halinde ise 5 yıl ve 10 eşit taksitte ödenmesine ilişkin görüşün esas komisyona bildirilmesine karar verdi. Sait MUNZUR 18 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM Mavi Bayraklı Ürünler Artıyor »»Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, mavi bayraklı bağ, bahçe ve sera sayısının 2011 yılında 3 bin 39′dan 8 bin 551′e yükseldiği belirtildi. Açıklamada, taze sebze ve meyvede ihracat ve iç tüketimde kalite sorununun yaşanmaması için Bakanlığın 2010 yılından bu yana EKÜY çalışması yürüttüğü hatırlatılırken, gönüllülük esasına dayalı proje kapsamında, üretim sezonu başlamadan önce proje personelince köylerde tanıtım toplantıları yapıldığı ve eğitim verildiği ifade edildi. Projede yer alıp teknik elemanların tavsiyeleri doğrultusunda üretim yapmak isteyen gönüllü üreticilere ”mavi bayrak” verildiğine işaret edilen açıklamada, çalışmaya üreticilerin yoğun ilgi gösterdiği belirtildi. Uygulama kapsamında 2010 yılında 3 bin 39 bağ, bahçe ve seraya mavi bayrak asılırken, 2011 yılında bu rakamın 8 bin 551′e yükseldiği bildirilen açıklamada, çalışmanın yürütüldüğü il sayısının da 16′dan 29′a çıktığı vurgulandı. 13 ürün grubunda yürütülen projede, analizlerden geçen 4 bin 42 ürün örneğinin kalite bakımından belgelenerek mavi bayrak logosuyla pazara sürüldüğü kaydedildi. Ekiminden hasadına kadar kontrol altında Açıklamada, mavi bayraklı sera, bağ ve bahçelerde tüm tarımsal faaliyetlerin teknik elemanların kontrolü altında yapıldığına işaret edilirken, teknik personelin uygun ürün seçimi ve çeşitliliğinin, toprak işleme, bitki sağlığı, sulama, gübreleme, budama, münavebe gibi sistemlerin uyumlu bir şekilde kullanımı için üreticiye yardımcı olduğu belirtildi. Üreticilerin devamlı eğitime tabi tutulduğu ve hatalı uygulamaların önüne geçildiği bildirilen açıklamada, özellikle zirai mücadele uygulamalarında daha az ilaç kullanılarak, üretici girdileri azaltıldığı, aşırı ilaçlama ve gübre kullanımının da önüne geçilerek çevre kirlenmesinin önlendiği ifade edildi. Narenciyeyi, 25 ‘Dünya Starı’ Tanıtacak »»Türk narenciyesini dünyada marka haline getirmeyi hedefleyen Narenciye Tanıtım Grubu (NTG), bu yıl 25 ülkede yürüteceği kampanyada dünyaca çapında ünlü yıldızları kullanacak. Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) Koordinatör Başkanlığının yanı sıra Narenciye Tanıtım Grubu (NTG) Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Ali Kavak, yaptığı açıklamada, 2007 yılı Kasım ayında narenciye ürünlerine yurt içi ve yurt dışında talebi artırmak ve kaliteli üretim planlamasını, doğru pazarlama kanallarının kullanımını yürütmek için Ekonomi Bakanlığı’nın izniyle NTG’yi kurduklarını hatırlattı. Vitamin ve lif açısından zengin narenciye meyvelerinin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini tanıtım kampanyalarıyla destekleyerek, hem dışarıda hem iç piyasada tüketici alışkanlığı yaratmak ve bunu “Türk Malı” imajıyla pekiştirmek adına çalışmalarına devam ettiklerini ifade eden Kavak, şöyle devam etti: “Uzun yıllar gerek üreticilerimizin gerekse ihracatçılarımızın en büyük sorunu narenciye ürünlerimize marka oluşturulamamasıydı. Günümüzde rekabetin iyice sertleştiği uluslararası pazarlarda ürünlerimizin kalitesini vurgulayan bir Türk ürünü markası ve imajı oluşturmak hayati bir önem kazanmaktadır. Yoğun rekabet ortamında var olma mücadelesi veren ihracatçılarımız için Narenciye Tanıtım Grubu’nun yurt içinde ve yurt dışında yapmakta olduğu tanıtım çalışmaları çok büyük önem arz etmektedir. Bu noktada son yıllarda önemli adımlar atıldı. Ancak bunlar her geçen gün büyüyen ülkemiz için yeterli değil. Bu noktada daha büyük projeler hayata geçirmemiz gerektiğine inanıyoruz.” “Odun Dışı Orman Ürünleri İşlenerek İhraç Edilecek” »»Bursa Orman Bölge Müdürü Ahmet Köksal Coşkun, kestane, ıhlamur ve defne yetiştiriciliğinin, odundan daha fazla gelir getireceğini söyledi. Bursa Orman Bölge Müdürü Ahmet Köksal Coşkun, odun dışı orman ürünü kabul edilen kestane, ıhlamur ve defne yetiştiriciliğinin, odundan daha fazla gelir getireceğini söyledi. Coşkun, odun dışı orman ürünlerini işleyerek ihraç etmek istediklerini dile getirdi. Eğitim çalışmalarına katılarak projede yer almak isteyen üreticilere tarlalarına asmak üzere mavi bayrak veriliyor. Bayrağın asılı olduğu bahçelerde yapılan tüm tarımsal faaliyetler kayıt altına alıyor. Hasat sonrası ürünler de yine aynı şekilde mavi bayrak logosuyla pazarlanıyor. Reklam filmiyle sınırlı kalınmayacak Hazırlanacak proje kapsamında çekilecek reklam filminin yanı sıra bilboard reklamlarının da hazırlanacağını ve tanıtım çalışmalarının yürütüleceği ülkelerde şehir içi ulaşımı sağlayan otobüslerin afişlerle giydirileceğini aktaran Kavak, sözlerini şöyle noktaladı: Bugüne kadar yapılan çalışmalar kapsamında Rusya Federasyonu ile başlatılan şarkıcı Tarkan’ın yer aldığı tanıtım kampanyalarına 2010 yılında ek olarak Ukrayna ve Azerbaycan ile devam edildiğini, söz konusu reklam filminin gösterildiği ülkelerde büyük ilgi ile karşılandığını, bu ülkelerde bilboardlar ve otobüslerin Türk narenciyesi görselleriyle süslendiğini anımsatan Kavak, şunları kaydetti: “Bu reklam çalışmasında dünyaca ünlü starlardan da yararlanılacak. Ayrıca bölgesel olarak farklı filmlerin çekilmesi de düşünülüyor. Mesela Ortadoğu ülkeleri için hazırlanacak filmlerde Türk starlarından da yararlanabiliriz. Bu proje için herhangi bir bütçe sorunumuz yok. Yeter ki istediğimiz gibi güzel ve narenciyeye yararlı olacak bir çalışma ortaya çıkarabilelim.” “Bugüne kadar yapılmış en büyük narenciye tanıtım faaliyetini hayata geçirmeye çalışıyoruz. Çünkü hazırlayacağımız çalışma 25 ülkede gösterime girecek. Bu ülkeler Afrika’dan Avrupa ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyayı kapsayacak. Hazırlanacak proje kapsamında reklam filmleri ve tanıtımların Haziran ayında başlayacak narenciye ihracat sezonunda yayınlanmaya başlayacağını dile getiren Kavak, ayrıca ilgili ülkelerin yazılı basınına da reklamların verileceğini bildirerek, böylelikle reklam çalışmalarındaki tüm aşamaların değerlendirileceğini sözlerine ekledi. Tanıtım çalışmasının 25 ülkede yayınlanacak olması nedeniyle en iyi projeyi hazırlamanın 2 Çocuk Annesi Ekmeğini Ormandan Sağlıyor »»Harmancık’ta oturan 37 yaşındaki Emine Aydın, ormanda çalışarak aile bütçesine katkı sağlıyor. Ağaç kesimi yapan ve kaldırdığı tomrukları traktörle kamyona kadar götüren Aydın, Harmancık’a bağlı Çakmak köyündeki kadınların aile ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla ormanda çalıştığını söyledi. 14 ve 16 yaşlarında iki çocuğu olduğunu anlatan Aydın; “Sabah erken kalkarak ormanın yolunu tutuyorum. Ormanda kesim işi yapıyorum. Ayrıca tomrukları kaldırıyor ve bunları traktörle çekerek kamyona kadar götürüyorum. Köyümüz, orman yönünden zengin bir köy olduğu için tarım alanları çok kısıtlı. Bu yüzden de köyümüzde eşlerimiz genelde ormanda çalışarak ekmek parasını çıkarıyor. Tarım alanlarının azlığı dolayısıyla ben de aile ekonomimize katkıda bulunmak için eşim gibi ormanda çalışmaya karar verdim.” Sabah çocukları okula gönderdikten sonra eşiyle birlikte akşama kadar ormanda çalıştıklarını dile getiren Aydın, “2 yıldır bu şekilde günlerimizi geçiriyoruz. Ömrümüz el verdiği sürece ormanda çalışmaya devam edeceğim. Ormanın içinde yaşamak ve çalışmak insana ayrı bir huzur veriyor” dedi. Harmancık Orman İşletme Şefi Ali Sarıbaş ise kadınların da erkekler kadar bu işte dikkatli ve Çalışkan olduğunu vurgulayarak, “İşlerini hiç aksatmadan çalışan kadınlarımızla gurur duyuyorum. Başta, kadınların ormanda çalışmalarına tereddütle yaklaşmıştık. ‘Acaba üstesinden gelirler mi-’ diyorduk. Emine Aydın gibi Çalışkan ve tuttuğunu koparan kadınlarımız bizleri mahcup etmedi” dedi. Mirasla Küçülen Toprağa Karşı 3 Formül Mavi bayrak nasıl alınıyor Açıklamaya göre, mavi bayrak almak isteyen gönüllüler, üretim sezonu başlamadan önce Entegre ve Kontrollü Ürün Yönetimi proje personeliyle bir araya geliyor. Gönüllü üreticilerin tarım alanları incelemeye alınıyor. Kaliteli ürün için toprak analizi, uygun ürün seçimi ve çeşitliliği, toprak işleme, bitki sağlığı, sulama, gübreleme ve budamayla ilgili çalışmalar yapılıyor. gayretindeyiz. Bunun için prodüksiyon şirketlerine Mart ayının sonuna kadar süre verdik. 25 şirket kendi bünyesinde proje hazırlayacak. Bunların içerisinden de NTG yönetimi olarak ilk 3’e giren projeyi seçeceğiz ve tekrar bunlar arasında eleme yaparak birinci projeyle bu yılki tanıtım çalışmamıza devam edeceğiz.” Orman kaynaklarını en iyi şekilde yönetmeleri gerektiğinin altını çizen Coşkun, “Odun dışı orman ürünleri hususunda iki konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum; sağlıklı bir envanterin yapılması ve bu ürünleri işleyerek ihraç etmektir.” dedi. Bursa bölgesinin odun dışı ürünlerde kestane, ıhlamur ve defne örneğinde olduğu gibi marka konumuna yükseldiğini belirten Coşkun, buna benzer birçok ürün bulunabileceğini ifade etti. Sanayi merkezlerinin ortasında olan Bursa’da yeni keşfedilen bir ürünü işleme sıkıntısı olmayacağını kaydetti. Bölgedeki odun dışı orman ürünleri potansiyelinin ortaya çıkartılması için talimat veren Coşkun, bu ürünlerin işlenerek ihraç edilmesinin önemine işaret etti. Coşkun, bu amaçla Kurşunlu’da bir tesisin düzenlenebileceğini ya da diğer ilçelerde arazi tahsisi yapılarak işleme tesisi kurulabileceğini sözlerine ekledi. Odun Dışı Ürünler Şube Müdürü Turgut Keskin ise bu ürünlerin çeşitliliğinin artırılması ve işlenmesi konusunda kısa süre içinde önemli adımlar atılacağını dile getirdi. »»Hükümet uzun süredir üzerinde çalıştığı tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmemesine ilişkin yasa tasarısını olgunlaştırdı. Tarım Bakanı Mehdi Eker, hazırlanan yasa tasarı taslağında ailelere üç formül önerileceğini belirtirken, bunları, “ya aile bireylerinden işi bilen biri diğerlerinin hisseteleri alıp işletecek, ya aile şirketleri gibi şirketler kurulacak ve herkes hakkı oranında pay alacak ya da anlaşma sağlanamazsa mahkeme kayyım gibi bir aile bireyini işletmeden sorumlu tutacak” şeklinde sıraladı. Eker, TBMM kulisinde bazı gazetecilerle sohbetinde, hükümetin gündeminde uzun süredir bulunan ve ne zaman gerçekleşeceği hep tartışma konusu olan tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesini engelleyecek yasa tasarısı hakkında son gelişmeleri anlattı. Eker, “Arazinin toplulaştırılmasıyla tarım arazileri daha düzenli hale geliyor. Ekipman kullanımı daha verimli oluyor. Bu da maliyeti azaltıyor. Türkiye’de ortalama tarım işlemesi 5.5 hektar. Avrupa’da 27 ülkenin tarım işletmesi ortalaması 17.5 hektar. Gerisini siz düşünün” dedi. Evlad-ı ekber uygulaması... Türkiye’de de miras yoluyla arazilerin bölünmesinin tamamen yasaklayan bir yasa çalışmayı tamamlamak üzere olduklarını belirten Eker, düzenlemeler hakkında şu bilgileri verdi: “Tarım reformu kapsamında miras hukukunda da değişiklik yapılıyor. Üç formül var. Birinci uygulamada, ya bir kardeş diğerlerinin hisselerini satın alır. Hisseleri satın alan kişiyi desteklemek için ‘Tarımsal Arazi Edindirme Ofisi’ kurup, kredi temin edeceğiz. İkinci olarak aile şirketi kurulur. Herkes mirası oranında ortak olur. İngiltere’deki gibi büyük evlat (evlad-ı ekber) veya içlerinden işi iyi bilen birine özgüleme yapılır. Bu kişi diğer mirasçılara gelirden pay öder. Üçüncüsü de anlaşma sağlanamazsa mahkeme devreye girer, kayyım gibi mirasçılardan birini tayin veder ve o işletir.” ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği TARIM Mehmet VAROL Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkan Vekili “KRAL ÇIPLAK” mı? »»Tarım, Stratejik bir sektördür. Tarım gıda üretir, Gıda canlı yaşam için olmazsa olmaz. Canlı yaşamı için üretiyor isek, bu işin sağlıklı, ekonomik olması lazım ki, alıcıya-tüketiciye, sağlıklı ürünü, daha kısa sürede ve daha ucuza ulaştırılabilsin. Bunun içindir ki, Tarım’da yeni teknoloji ile tanışmak lazım. Teknoloji ile toprağı tanıştırmak, zamanında iyi ekimi yapmak, zamanında iyi gübre ile, ürünü buluşturmak, uygun makina ve ekipman ile, sulamayı, hasadı ve bu işleri yapmaktır. Tarım fuarları bunun için önemlidir. Tarım’a girdi temin eden firmalar, Tarım makine ve ekipmanı üreten firmaların çiftçileri ile en iyi buluşma yeri Tarım Fuarlarıdır. Denizli’nin üreticileri, Tarım fuarlarını iyi tanır. Çünkü, Denizli’li çiftçiler fuarda yeni teknolojiler ile tanışırlar. Her yıl Denizli’de düzenlenen, Denizli Tarım ve Hayvancılık Fuarı, Türkiye’de yılın ilk fuarı olmasına, genellikle şubat ay’ında, kötü hava ve yol şartlarında yapılmış olmasına rağmen, her yıl katılım rekorları kırılarak tekrarlanır. Bildiğim kadarı ile, Denizli Tarım ve Hayvancılık fuarı, Türkiye’nin 2. büyük fuarı olarak bilinir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, yeni teknoloji ile üreticilerimizi buluşturmak, üreticilerin makine ve ekipmanlarını temin etmek, kısacası makinalı tarımı yaygınlaştırmak için, çiftçilerimize makina ekipman desteği verir. Bu uygulama, olması lazım gelen doğru bir uygulamadır. Bu anlamda, Bakanlığımıza bu çalışmasından dolayı teşekkür ederim. Bilindiği gibi Bakanlığımız, çiftçilerimize % 50 si hibe olmak üzere, makine ve ekipman desteği veriyor. Kime veriyor? Hali vakti yerinde olana, daha açık söyler isek, bol arazisi, traktörü, bol miktarda hayvanı olana, daha açığı zengin olana bu desteği veriyor. Ama Ülkemizin, başka bir gerçeği var. Ülkemizde, işlenilebilir arazinin bir kısmının tapusu yok. Tapulu araziler, çok parçalı ve işletme hacmi çok küçük. Mevcut miras Hukukundan doğan sıkıntılar var. Baba, 70 yaşında tarım ile uğraşmıyor, Tarımı yapan oğlu, 30 yaşında ama, üzerine kayıtlı arazi yok. Arazin yok ise, destek te yok. Nüfusun % 30’u geçimini, çiftçilik ile temin ediyor, % 30 nüfusun, % 70’inde işletme büyüklüğü 10 dekarın altında. Ayrıca, mevcut Hayvancılık işletmelerinin yaklaşık % 70’i 4 baş altı işletmeler. Durum böyle olunca, bu tip hibe yardımlar, toplumun geneline değil, seçilmiş özel şahıslara yapılabiliyor. Bu tip özel şahıslara verilen makine ekipman desteği ile satın alınan, makinalar ile, birilerine para kazandırılıyor. Burada niyet, doğrudan hedef kitleye ulaşmak ise, hedef kitle de, çiftçilik yapan herkes ise, uygulamada bir yanlışlık var. Benim itirazım, işte bunadır. Prof.Dr. İlkay DELLAL Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ve TARIMA ETKİSİ İklim değişikliği nedir? Nedenleri nelerdir? İklim Değişikliği, günümüzün en büyük çevre sorunlarından birisidir. Nüfusun, tüketimin, benzin, mazot, doğal gaz, kömür gibi yakıt kullanımının artması, ormanlık alanların azalması atmosfere salınan sera gazlarının artışına neden olmaktadır. Atmosferdeki sera gazı katmanı aslında dünyamızı bir battaniye gibi sararak, canlı yaşamına olanak tanımaktadır. Karbon gibi sera gazlarının atmosfere daha fazla verilmesi, bu battaniyeyi kalınlaştırmaktadır. Böylece, dünyada sıcaklık artmakta ve iklim değişmektedir. Sera gazı emisyonlarındaki artış özellikle sanayi devriminden günümüze net olarak gözlenmektedir ve sera gazı emisyonları ile sıcaklık artışları arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle, sera gazları emisyonundaki artışlar, iklimi değiştirmektedir. İklim değişikliği ne gibi etkiler yapmaktadır? İklim değişikliği konusunda yapılan çalışmalarda, son 100 yılda dünyadaki sıcaklığının yaklaşık olarak 0,74 Co arttığı tespit edilmiştir. Bu kadar küçük bir sıcaklık artışı bile buzullarının erimesi, kar örtüsünün azalması, deniz seviyesinin yükselmesi, yağış rejiminin değişmesi, aşırı sıcaklıklar, aşırı soğuklar, kuraklık, çölleşme gibi sonuçlar yaratmıştır. Son 200 yılın en sıcak 10 yılı 2000’li yıllar olmuştur. Yine, son 10 yıl, sel, kuraklık, aşırı sıcak günler, aşırı soğuk günler gibi afetlerin, ekstrem olayların sayısı ve şiddeti açısından da ilk sıralardadır. Geleceğe yönelik yapılan tahminlerde ise, eğer önlem alınmazsa gelecek 100 yılda sıcaklığın 5 C º daha artacağı tahmin edilmektedir. Türkiye ise bu tahminlerine göre iklim değişikliğine en duyarlı bölgelerden birinde yer almaktadır. Şu ana kadar kaydedilen 0,74 Co lik artış bile bu derece önemli etkiler yapmışken, 5 Co lik artışın daha büyük felaketlere yol açacağı şimdiden tahmin edilebilir. Hedef kitlemiz, bu ülkenin çiftçileri, üreticileri ise, amacımız daha az tohum ile yeterli oranda gübreyi buluşturmak. Araziyi, zamanında hazırlamak, işçilik maliyetlerini asgariye çekmek, zamanında hasat edebilmek ise, yöntem, hedef kitleye ulaşmak ise, yöntemde bir sorun var diye düşünüyorum. Gerçek anlamda, hedef kitleye ulaşmanın yolu, Tarımsal örgütlerden, yani Tarımsal amaçlı Kooperatiflerden geçer. Makina ve ekipman destekleri, Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere verilmeli, Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin makina parkları büyütülmelidir diye düşünüyor ve bunu yüksek ses ile dillendiriyorum. Örneğin bir biçerdöğer, balya makinası, pamuk toplama makinası yada silaj makinasını şahsa verirseniz, o şahsı zengin edersiniz. Adı geçen şahıs, kendi işini görür, işine gelir ise, başkasının işini görür, ancak fahiş fiyat ile. Ancak, bu makine ve ekipman desteğini, kooperatiflere verir iseniz, o köy ya da kasabadaki yüzlerce aileye maliyet fiyatına hizmet eder. Örneğin, bir merkezi sağım ünitesini şahsa verir iseniz, bir işletmeye hizmet eder. Ama, Kooperatife kuracağınız bir sağım merkezi, yüzlerce kooperatif ortağına hizmet verir. O, Köy yada kasabada, sağlıklı ortamda hijyenik süt’ün üretilmesini sağlar. Bu sözlerim ile beni, servet düşmanı olarak görmeyin. Bu sözlerim, birilerini acıtabilir. Ama, birileri de çıkıp, “Kral çıplak” demesini bilmelidir, diye düşünüyorum… Doğru söyleyeni 9 Köyden kovarlar. Ama, benim için fark etmez, çünkü ben, 10. Köydeyim. 19 İklim değişikliğinin tarıma etkileri nelerdir? Aslında tarımın iklim değişikliği ile ilişkisi 3 yönlüdür. Bunlardan en çok sözü edileni iklim değişikliğinin etkisidir. Oysa tarımın, iklim değişikliğine neden olan ve iklim değişikliğini azaltan yönü de bulunmaktadır. Etkisinden söz edecek olursak, İklim değişikliği, doğal kaynaklardan, ekonomik sektörlere, sağlıktan turizme kadar tüm faaliyetleri etkilemektedir. Tarım ise doğaya bağlı sürdürülen bir faaliyet olması nedeniyle iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek sektör olacaktır. Bunun yanında tarımın çok fonksiyonlu olması, yani tarımın gıda yanında, lif, yakıt gibi ürünler üretmesi, toprak, su gibi doğal kaynakları kullanması, sosyal açıdan önemli olması, ekonomik bir faaliyet olması, iklim değişikliğinin etkisini artırmaktadır. Bu nedenle, tarımda iklim değişikliği, gıda güvencesinden gıda güvenliğine, çiftçi gelirinden milli gelire, hammaddesi tarıma dayalı sanayiden tarım ürünleri atıklarını kullanan sanayiye kadar, tarımda üretimden tüketime kadar uzanan zincirde tüm kesimleri birebir etkilemektedir. Gıda güvencesi yanında ülke ekonomisinde Milli Gelirimizin ve ihracatımızın %9’unu oluşturan, istihdamın %25 ini sağlayan ve tarıma dayalı sanayinin belkemiği olan tarım sektörü, mevcut sınırlılıkları yanında doğa olaylarının da eklenmesiyle ülke ekonomisindeki stratejik önemini ve hassasiyetini artıracaktır. İklim, tarımsal üretimin gerçekleşmesini sağlayan birinci faktördür. Bu nedenle sıcaklık, yağış ve atmosferdeki karbondioksit içeriğindeki değişmeler, ekstrem olayların tekrarı ve deniz seviyesindeki yükselmeler tarımı etkilemektedir. Bu etkiler kısaca şöyle sıralanabilir. Bitkilerde ürün verimi, üretim maliyeti, ürün kalitesi değişecektir. Sıcaklık, yağış, atmosferdeki karbondioksit içeriği ve ekstrem olayların tekrarı bitkilerde büyümeyi, su ihtiyacını, verimi, üretim miktarını, hasat zamanını ve çayır ve meralar açısından otlatma verimini değiştirmektedir. Kuraklık yada aşırı yağışlar sık sık ve şiddetli şekilde gerçekleştiğinde ürün kayıpları artmaktadır. Üretim miktarındaki bu değişiklikler maliyetleri etkilemektedir. Hayvansal üretimde verim ve üretim maliyeti etkilenecektir Hayvansal üretim iklim değişikliğin doğrudan yada dolaylı olarak etkilenmektedir. Sıcaklık artışıyla hayvanlarda ısı üretimi ve ısının kullanılması arasındaki denge bozulabilmekte buda ölüm oranı, yem tüketim oranı, canlı ağırlık artışı, süt üretimi ve gebelik oranı üzerinde etkiler yapabilmektedir. Hayvansal üretim miktarındaki değişiklikler maliyetleri de etkilemektedir. Doğal kaynakları etkileyecektir. Bitki gelişimi için sıcaklık ve yağış yanında, toprağın nemi, nem depolama kapasitesi ve toprak verimliliği önemlidir. Sıcaklıktaki artış, toprak nemini azaltmakta, bitkinin su ihtiyacını karşılayabilmek için daha fazla sulama yapılması gerekmekte, ancak sıcaklık nedeniyle buharlaşmanın fazla olması sulama işlemini zorlaştırabilmektedir. Ayrıca sıcaklık toprağın mikrobiyal bileşimini arttırmakta, böylece topraktaki besin elementleri etkilenebilmektedir. Sulama suyu açısından ise sıcaklıktaki artış buharlaşmayı artırmakta bu da sulama suyu hacminin düşmesine neden olabilmektedir. Ayrıca sıcaklık rejimindeki değişiklikler kar yağış zamanını ve süresini etkileyebilmekte böylece yaz döneminde ihtiyaç duyulan su miktarının azalmasına neden olabilmektedir. Yeraltı suları miktarı ve dönüşüm oranı da yine etkilenen diğer faktörlerdir. Yerleşim yerlerinde veya bazı sanayi kollarında kullanılan tarım dışı su talebi sıcaklık ile birlikte artabilmektedir. İklim değişikliklerinin bu doğrudan etkilerine ek olarak tarımsal üretimi dolaylı olarak etkileyen etmenlerde bulunmaktadır. Örneğin deniz seviyesindeki artış sel baskınlarına yol açabilmektedir. Dolaylı etkiler, bitki büyüme oranındaki değişikliklerden, yabani ot, hastalık ve zararlıların artmasından, toprak erozyonundan, ozon seviyesinden yada UV ışınlarından ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliğinin tarım üzerine etkileri, gıda güvencesinde, kalkınmada ve uluslararası ticaret üzerinde etkiler yapabilmektedir. Tarımın, gıda temini yanında ekonomik bir faaliyet olması nedeniyle, ekonomik dengeleri de büyük oranda etkilemektedir. Örneğin, üretimin azalması, ürün fiyatlarının artmasına, tüketicilerin daha fazla ödemesine, ithalatın artmasına ve ihracatın azalmasına neden olabilmektedir. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için neler yapılabilir? İklim değişikliğinin tarımdaki olumsuz etkileri uyum önlemleri ile azaltılabilir. Örneğin bitkisel üretimde sıcaklığa dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi, sulamada suyu tasarruflu kullanan sulama sistemlerinin tercih edilmesi gibi. Bitkilerde sıcaklık nedeniyle oluşabilecek olumsuz durumlara karşı geliştirilen yeni tekniklerin izlenmesi ve uygun olanlarının uygulaması yapılabilir. Uygun işleme tekniklerinin tercih edilmesi, yeterli gübrelemenin yapılması ise toprak koruma açısından gereklidir. Hem bitkisel üretimde hem de hayvansal üretimde verimde oluşacak kayıplara karşı önceden önlem almak, hastalık, sel, dolu gibi afetler için tarım sigortası yaptırmak ise gelir kaybı riskini önlemek açısından önemlidir. 20 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği KIRSAL KALKINMA Eğiticilerin Eğitimi Projesi Başladı Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] IPARD Proji Hazırlama »»Daha önceki yazılarımızda ve bu sayfada IPARD programından bahsetmiştik. Ancak IPARD programı teklif çağrıları yıl içinde belirli periyotlarda sürekli yapılacağı için bu sayfada biz de sık sık bahsedeceğiz. Bu programa daha fazla proje teklifi verilebilmesi için, hem tanınırlığının artması hem de proje yazma kapasitesinin geliştirilmesi gereği açıktır. Nitekim Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu amaçla eğitim programları başlatmıştır. Bu sütunda tanıtım ve proje hazırlanması konusunda yapacağımız açıklamalar ile katkıda bulunmaya çalışacağız. IPARD projesi halen 20 ilde uygulanan bir “Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme” projesidir Bu yıl sonuna doğru veya gelecek yıl uygulama alanı genişleyecek ve yeni iller dahil olacaktır. IPARD proje hazırlama safhaları aşağıda genel olarak sıralanmıştır. Yatırımcılar açısından bakıldığında hazırlanması gereken belgelerin fazlalığı, projeyi yazan açısından ise karmaşık olduğu düşünülebilir. Ancak gerçekte bu yatırımı yaptığınızda zaten almanız gereken izinler ve belgelerin ya baştan alınması ya da bazıları için yatırım başladıktan sonra alınması istenmektedir. Burada amaç ürün ve hizmet standartlarında ulusal / uluslararası standartların sağlanmasıdır. 1. Proje fikrinin oluşturulması, IPARD kapsamında desteklenen konularda bir yatırım konusunun belirlenmiş olması gerekir.Yatırımcı bulunduğu yöredeki veya ülkenin yatırım ortamı koşullarını da dikkate alarak bir konu belirlelemelidir. 2. Uygun yatırımcımıyız, ilgili tedbiri dikkatlice okuyunuz IPARD programıda her tedbirin için başvuru koşulları ayrı bir kitapçık olarak hazırlanmıştır. TKDK web sayfasından da indirilebilir. Yatırımcı burada belirtilen koşulları sağladığını, hangi koşulları proje kabul edildiğinde, hangilerini işletmeye açılma safhasında sağlayabileceğini açıkça görmelidir. Eğer bir danışmanla çalışıyorsa bu kriterler konusunda kendisini aydınlatmasını istemelidir. 3. Prosesin belirlenmesi (teknoloji seçimi) Ne yatırımı yapılacaksa onunla ilgili araştırmalar yapılarak en uygun teknoloji seçilmeli, iş akış prosesi belirlenmelidir. Proses belirlenmesi aşamasında makine ekipman ve bunların teknik şartnamesi de hazırlanmış olacaktır. Bu teknik şartnameler ihale aşamasında kullanılacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus TKDK’nın makine ekipman olarak olmazsa olmazlarını incelemek (web sayfasında vardır) gerektiğidir. Örneğin süt işlemede hangi makinaların mutlaka olması gerektiği açıkça belirtilmiş, zeytinyağ üretiminde ise şu makine olmalıdır şeklinde bir koşul bulunmamaktadır. Sonuç itibariyle bu bölüm mutlaka seçilen proses ile uyumlu olmalıdır. Aksi halde proje baştan kaybedecektir. 4. Gerekli Belgelerin hazırlanması, Yatırımcının aslında bu yatırım için gerekli olan belgeleri ya taahhüt etmesi ya da hazırlaması gerekmektedir. Neleri sözleşme aşamasında, neleri işletme aşamasında yapacağının taahhütleri ile proje ile birlikte verilecek belgeler başvuru rehberinde her tedbir için verilmiştir. 5. Teknik özellikler (mimari, statik, elektrik, tesisat projeleri) Makine yerleşim planı ve diğer gereksinimler belirlenip(örn.soğuk hava deposu) toplam kapalı alan bulunduktan sonra, a) Mimari, statik, elektrik,tesisat vs. projelerin ve keşfinin hazırlanması, keşif hazırlanırken bayındırlık birim fiyatlarının kullanılması (bayındırlık poz numarası olmayan kalemler uygun maliyet değildir)gerekmektedir. b) Mimari proje üzerinde yerleşim planın yapılması, makinaların numaralandırılması (teknik proje hazırlanırken aynı no.ların kullanılması) c) İnşaat projesinin alt başlıklara ayrılarak numaralandırılması(teknik proje hazırlanırken aynı no.ların kullanılması) d) Alınacak hizmetler ve görünürlük faaliyetleri ile ilgili teknik şartnamelerin hazırlanması e) Hazırlanacak teknik şartnameler ve diğer evrakların tamamının TKDK’nın web sayfasından indirilecek örnekler üzerinden yapılması gerekir. f) İnşaat, makine ekipman ve diğer konularda ihalelerin yapılması İhaleler yine başvuru rehberinde belirtilen usul ve esaslara göre yapılmalıdır. 10.000 avro’nun altındaysa tek teklif üstünde ise en az üç teklif alınmalıdır. g) Uygun tekliflerin belirlenmesi, Uygun teklif teknik şartnameyi karşılayan en ucuz tekliftir. Burada unutulmaması gereken hem uygun teklifin ve hem de diğerlerinin başvuru dosyasında yer almasıdır. h) İş planı hazırlanması, Her tedbir için uygulanacak iş planı formatı bilgisayardan indirilildikten sonra(örnek yazılı yerleri kaldırınız) iş planı doldurulmalıdır. İş planının nasıl doldurulacağı gelecek sayımızda anlatılacaktır. ı) Başvuru paketi oluşturma Başvuru paketinin oluşturulması adımları yine bilgisayarda bulunmaktadır. i) Online başvuru, Başvurular online olarak yapılacak oradan alınan belge hazırlanan dosyaya(üç dosya) takılacaktır. j) Başvuru paketinin kuruma sunulması (teslim belgesi alınması) Daha sonra bu dosyalar hangi ilde yatırım yapılıyorsa o ildeki TKDK il koordinatörlüğüne teslim edilecektir. »»IPARD kapsamında yayım ve danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi projesi” kapsamında Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Kırsal Kalkınma Daire Başkanlığı tarafından organize edilen eğitim programları devam ediyor. Toplam üç hafta sürecek olan eğitimlerin birinci haftası Antalya’da 6-10 Şubat tarihinde yapılmıştı. Eğitimin ikinci modülü 20-24 Şubat 2012 tarihleri arasında Ankara’da yapılmış ve üçüncü haftası da devam etmektedir. IPARD projesinin uygulandığı illerden, Tarım Bakanlığı İl Müdürlüğü personeli, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK)il Koordinasyon Ofislerinden ve bazı tarımsal amaçlı Sivil Toplum Kuruluşlarından 80 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen eğitim programı TKDK ve AB uzmanlarınca başarıyla yürütülmüştür. Programın, asıl amacı olan IPARD programı konusunda bir Çekirdek ekip yetiştirmek konusunda oldukça başarılı olduğu görülmüştür. Yabancı uzmanların da aktif olarak katıldıkları, gerek teorik ve gerekse AB ülkelerindeki uygulamalardan örneklerle yaptıkları açıklamalar katılımcılar açısından son derece yararlı olmuştur. Katılımcılar sekiz guruba ayrılmış ve her gurup tarafından farklı bir tedbir kapsamında oluşturulan senaryolar tam bir projeye dönüştürülmüştür. Teorik eğitimlerde ise iş planı nasıl hazırlanır, finansal analiz, bir eğitmen nasıl davranır nasıl konuşur, eğitim planı neleri kapsamalıdır gibi konular yerli ve yabancı uzmanlar tarafından anlatılmıştır. İlk kez bu sayıda teknisyenin eğitici olarak eğitiminin yapılmış olması da IPARD programı açısından önemli bir gelişmedir. Eğitilen kişilerin proje hazırlayabilecek düzeye gelmiş olmaları yanında, hedef kitleye her türlü açıklamayı yapabilecek donanıma sahip olmaları bu programın başarısı için iyi bir altyapı oluşturacaktır. Katılımcılar her türlü eğitim donanımına sahip olarak illerine döneceklerdir. Eşleştirme projesi bu eğitimleri alan katılımcıların kendi illerinde hedef kitleye bilgi aktarımını yapmalarını sağlamak yanında IPARD projesi hazırlayacak olan kişilerin de yetiştirilmesini ve proje hazırlanmasında hataların en aza indirilmesini amaçlamaktadır. Bu çerçevede, ileriki günlerde 20 ilde toplam 400 kişinin IPARD konusunda eğitilmesi ve proje yazabilir hale gelmesi sağlanacaktır. Eşleştirme Projesi Mayıs ayında bir değerlendirme toplantısıyla sonlanacaktır. Projenin bu döneminde gerek Kırsal Kalkınma Daire başkanlığı personelinin organizasyondaki başarısı ve gerekse TKDK’nın genç ve enerjik ekibinin gösterdiği yoğun çaba katılımcılar tarafından takdirle karşılanmıştır. Birikim ve deneyimden doğan büyük güç. Pamuk küspesi üretiminde lider kuruluş. ULUSLARARASI ZEYTİNYAĞI YARIŞMALARINA KATILIM »»Türk zeytinyağının dünyadaki konumunu sağlamlaştırmak ve ülkemizde üretilen zeytinyağının kalitesinin anlaşılmasını sağlamak amacıyla, uluslararası yarışmalar düzenlenecektir. İsrail, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Çin Halk Cumhuriyeti, Belçika, Japonya’da yapılacak Zeytinyağı yarışmalarına katılmak isteyen Ege İhracatçılar Birliği üyelerinin numune gönderim masrafları, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birlikleri Yönetim Kurulu’nca karşılanacaktır. (Yarışma başvuruları bizzat E.İ.B üyelerine yapılacak, katılım bedeli, vb. ödemeleri kendilerince karşılanacaktır.) 322 4591212 www.serinler.com ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği SAĞLIK SÜT İÇELİM Dilek CENGİZ / Beslenme ve Diyet Uzmanı Süt; inek, keçi, koyun ve mandanın meme bezlerinden salgılanan, kendine özgü tat ve kıvamda olan, içine başka maddeler karıştırılmamamış, içinden herhangibir madde alınmamış beyaz veya krem renkli sıvıdır. 1,5 Türk Gıda Kodeksine göre ise, “Bir veya daha fazla, inek, keçi, koyun, mandanın sağılmasıyla elde edilen, 40 0C üzerinde ısıtılmamış veya eşdeğer etkiye sahip herhangibir işlem görmemiş kolostrum dışındaki meme bezi salgısıdır. Kolostrum; Doğum yapan hayvanın ilk sütüdür, yoğun protein kazein içerir, halk diliyle “ağız” olarak adlandırılır) Yeteri ve dengeli beslenebilmek için günde 1-2 bardak süt, eşdeğeri oranda yoğurt veya 1-2 kibrit kutusu Peynir yenmesi gerekir( 30-60 gr.). Süt ve türevleri özellikle bebek, gebe ve emzikli anneler için büyük önem taşır. İnsan yaşamının her evresinde gerekli olan süt, C vitamini ve demir dışında, iyi bir besin kaynağıdır. Özellikle kalsiyum, fosfor başta olmak üzereönemli mineraller, protein, riboflavin ve bazı B vitaminlerin kaynağı olarak halk sağlığı için gereklidir. • Çocukların büyüme ve gelişme döneminde önemlidir • Diş çürümesine karşı etkilidir • Kalsiyum emilimi için gereklidir, • İmmün sistemine olumlu katkısı vardır • Doku farklılaşmasında etkilidir • Kan basıncını azalttığı bilinir • Zayıflamada, vücut ağılığını azaltmada, etkilidir Süt organoleptik özelliklerine göre üç sınıfta değerlendirilir. En extra sütün rengi, tadı, kıvamı ve görünüşü kusursuzdur. Laboratuar koşullarında bakıldığında; Resazurin boyasıyla boyandığında mavi rengi göstermesi,kir miktarı en çok 3 mg/100ml., yağ oranı inek sütü için en az % 3.5, koyun % 7, keçi %4.5 olması, Birinci sınıf süt renk, tad, koku, kıvam ve görünümde hissedilir kusuru olmayan, laboratuar koşullarında resazürün boyasıyla boyandığında erguvani veya koyu pembe renge kadar açılan, kir miktarı en çok 6 mg/100ml., yağ miktarı en az inek sütü için % 3, koyun %6, keçi % 4.5 olması, İkinci sınıf süt, renk, tad, koku, kıvam ve görünüşte çok belirgin kusuru olmayan, kir miktarı en çok 10 mg/ 100 ml., resazürün boyasıyla boyandığında pembe veya beyaza dönüşen, yağ miktarının en az inek sütü için % 3, koyun % 5, keçi % 3.5 olması Sütün tadı tuzlumsu ve tatlımsı arasında gider gelir. İyi bir süt tatlımsı olmalıdır. Ama eğer hayvanınmeme hastalığı varsa, laktoz azalıp klor iyonları artarsa tuzlumsu acı bir tada dönüşür.Böylece sütün tadından hayvanın durumu hakkında bilgi sahibi oluruz. Sütün kokusu ise hayvanın hormonal bozuklukları ve bazı bakteriyel Multifokal Lens hastalıklarda değişir. Değilse vücut sıcaklığında iken salgılandığı hayvana göre değişen çok hafif ve özel bir kokuya sahiptir. Sütün özgül ağırlığı 15.5 0C’da bir ml. sütün gram cinsinden ağırlığıdır. Donma noktası 0 0C, kabarma noktası 65 0C, kaynama noktası ise 85-100 0C arasındadır. Süte su, soda gibi alkali maddeler süt kesilmesin diye katılmış olabilir. Bu dumda donma noktası düşer kaynama noktası yükselir. Sadece ısıtma ve soğutma yoluyla bile sütün hileli olduğu anlaşılabilir. Yeni sağılan süt asidik reaksiyon gösterir. Buna doğal asitlik denir. Sağım koşulları nedeniyle mikroorganizmaların süte bulaşmasıyla asitlik artar. »»Kudret Göz Hastanesi Başhekimi Op.Dr. Kubilhan ELMAS Katarakt: Göz içindeki doğal merceğin saydamlığını kaybetmesidir. Göz içindeki saydam lensin görevi işığı kırarak retina üzerinde doğru noktaya odaklanmasını sağlmaktır. Bu şekilde retina üzerinde görüntü oluşur. Zaman içinde lens bulanıklaşmaya başlar ve saydamlığını yirirse ışığın geçişi engelleneceğinden görüş bozulabilir. Hasta puslu ve bulanık görmeye başlar. Göz içi lensi: Katarakt ameliyatında saydamlığını kaybeden doğal merceğin çırarılarak yerine hastanın görüşünü düzeltecek yapay mercek yerleştirilir. Bu yapay merceğe göz için lensi denir. Multifokal (çok odaklı) göz içi lensi: Katarakt ameliyatı ile göz içine yerleştirilen standart göz içi lensler hastanın uzağı gözlüksüz görebileceği şekilde dizayn edilmiştir. Standart göz içi lens ile hastanın, yakını gözlüksüz görme şansı yoktur. Bu zamana kadar değişik özellikleri bulunan göz içi lensler ile de yakını görmek mümkün değildi. Multifokal göz içi lensi ile sonunda okuma gözlüklerinden kurtulma şansınız var. Multifokal göz için lensler, güçlendirilmiş obje kalitesi ile tam görüş sağlayan yakında, uzakta ve her yerde okuma gözlüklerine bağımlılıktan kurtulmanıza yardımcı olacak teknolojik bir gelişmedir. Multifokal (Çok Odaklı) göz içi lensler nasıl işlev sağlar? Günde 1-2 bardak süt içerek ; • Kalsiyum gelişimini sağlayarak kemik erimesini (osteoropoz) önleriz. • Kalsiyum alımı artırımının kan basıncını düşürdüğü yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Yüksek kalsiyum sodyumu idrarla atmaya yardımcıdır. Dolayısıyla düşürme ve sodyum dengesi korunmasına yardımcıdır. • Şişmanlık (Obezite) , kalsiyum alan kişilerde adipoz dokunun azaldığı görülmüş, süt ürünleriyle alınan protein, yağ, kalsiyum vs.nin doygunluğu artırıp yeme sıklığını düşürdüğü sabitlendiğinden zayıflamaya katkısı vardır. • İnsan için elzem vitaminlerin hepsi sütte bulunmaktadır. Sadece C vitamini ve demir sütte bulunmaz. Sütü tahılla çeşnilendirerek bu eksiklikleride giderilebilir. • Yoğurt olarak enfeksiyonlu hastalıklarda kullanılır. Lactobacillerbarsak direncini artırır. Oluşturdukları asidik ortam nedeniylezararlı bakteri sayısını düşürür. • Yoğurt ve ayran asit ortamda olduklarından koku oluşturan bakterilerin oluşmasını önlerler. Yaralara sürmek gerektiği öne sürülür. Süt ve türevleri, yoğurt,peynir ve ayran yukarda değindiğimiz miktarlarda kullanılması halinde besin gereksinmemizi karşılar. Krema ve tereyağ ise enerjileri yüksek buna karşın kullanılan miktarlarına oranla diğer besin ögeleri değerleri düşük olduğundan süt yerine geçmezler. İnsan Beyni 45’İnde ‘Çöküş Dönemine Giriyor’ »»Yeni bir araştırma insanlarda hafıza ve diğer beyinsel işlevlerin 40’lı yaşların ortasında gerilemeye başladığını ortaya koydu. Ayrıntıları yayımlanan araştırma sonuçlarında, bilim adamları; Londra’da, on yıllık bir süre zarfında yaşları 45 ile 70 arasında değişen 7 bin İngiliz memurun zihinsel yeteneklerini inceledi. Yaşları 45 ile 49 arasında değişen kesimin hafıza, idrak ve akıl yürütme yetisinde yüzde 3’ün üzerinde bir gerilemenin gayet açık ve net biçimde görüldüğünü söylüyor. Bundan önceki araştırmalar zihinsel faaliyetlerde düşüşün 60’lı yaşlara kadar başlamadığına işaret ediyordu. Alzheimer Derneği, beyindeki değişimin hangi evrede ve nasıl gerçekleştiğini daha iyi anlamanın bunama tedavisine büyük katkı sağlayacağını söylüyor. 1997’den 2007 yılına kadar süren araştırmada 5 binin üzerinde erkek ve 2 bini aşkın kadın 21 memura hafıza, kelime haznesi, işitsel ve görsel yetenekleri konusunda testler uygulandı. Doktorlar, yaş ilerledikçe kelime haznesi haricinde diğer bütün beyinsel faaliyetlerde gerileme gözlendiğini söylüyor. 65 ile 70 yaş arasındaki erkeklerin akıl yürütme yeteneği yüzde 9.6 oranında gerilerken, aynı yaş grubundaki kadınlarda bu oran yüzde 7.4 olarak belirlendi. 45 ile 49 yaş arasında ise hem erkek hem de kadın deneklerin beyin gücü yüzde 3.6 olarak aynı seviyede düşüş gösteriyor. Araştırmacılar, elde ettikleri bulguların bunamanın, beyinde 20-30 yıla yayılan bir çöküşün sonucu olduğunu gösterdiğini söylüyor. Kitap okumak, televizyon izlemek veya bilgisayar başında çalışmak gibi günlük aktivitelerimize yerine getirirken gözlerimiz sık sık yakın, ortaya da çok uzakta bulunan değişik objelere odaklanır. Görüş açımızı çabuk ve kolayca değiştirebilme yeteneğine akomodasyon-uyum adı verilmektedir. Ne yazık ki yaşlandıkça bu yetimizi kaybetmeye başlar ve aşamalı olarak okuma gözlüklerine daha bağımlı hale geliriz. Apodize difraktif ve refaktif teknolojleri birleşmesi neticesinde, multifokal göz içi lensleri yakın, orta ve uzak kaliteli bir görüş ve okuma gözlüklerinden gittiçe artan bir bağımsızlık sağlar. Cerrahi tekniği standart katarakt ameliyatı ile aynıdır. Bu lensler özel üretim teknolojisi ve üstün optik tasarımı ile hasta memnuniyetini artırmaktadır. Yeni jenerasyon materyale sahip multifokal göz içi lensler hastanın yaşam kalitesini yükselterek, günlük hayata gözlük takmanın yarattığı sıkıntıları ortadan kaldırır. Multifokal göz içi lensin avantajları: • Gözlüksüz yakın, uzak ve orta mesafeyi görme keyfi. • Hem gece hem gündüz mükemmel görüş kalitesi. • Renklerin daha net ve gerçek görünümü. Kışları Bağışıklığı Korumak İçin Çorbalara Un Yerine Yumurta »» Kış aylarında tatlı krizleriyle başa çıkmak, kilonuzu korumak ve bağışıklık sisteminizi güçlendirmek sanıldığı kadar zor değil! Çorbalara Un Yerine Yumurta Soğuklarda mantı, pirinç pilavı ve pizza gibi yiyeceklere olan eğilim de artar. Bu noktada önemli olan; doğru karbonhidrat kaynaklarını seçebilmektir. Ana yemeklerde pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, mantı yerine az pişmiş makarna doğru seçimler olur. Çorba hazırlarken yağda un kavurarak kıvam vermek yerine, yumurta ile tam buğday unu karışımından yararlanabilirsini Mantı yerine makarna pirinç yerine bulgur Doğru seçimler ve sağlıklı pişirme yöntemleriyle kışı hastalanmadan atlatabilirsiniz. Beslenme Uzmanı Gizem Keservuran; soğuklarda bağışıklık sistemini güçlendirmek ve kiloyu korumak için beslenme tüyoları verdi: Tatlı Krizine Bitter Çikolata Kış aylarında karbonhidrat ihtiyacı artar ve tatlı krizleri başlar. Bu gibi durumlarda, şerbetli tatlılar yerine kakao oranı yüksek bitter çikolata yiyebilirsiniz. Şeker içeriği yüksek besinlerin kan şekeri kontrolünü zorlaştıracağını unutmayın. Bağışıklık İçin Ekinezya Çayı Ekinezya çayı, insülin içeriğiyle bağışıklık sistemini destekler. Şubat ve Mart aylarında beş günlük ekinezya çayı kürü yapabilirsiniz. Bunun için; 1 poşet ekinezya çayı, 1 poşet ıhlamur çayı, 2 dilim portakal kabuğu ve 1 küçük parça kabuk zencefili yarım litre sıcak suda demleyip her gün iki fincan için. 12 gün ara verdikten sonra aynı kürü tekrarlayabilirsiniz. Bu çayı çocuklarınıza da güvenli bir şekilde içirebilirsiniz. ‘Biyolojik Saate Göre Hastalanıyoruz’ »»Bilim adamlarına göre bir insanın enfeksiyon kapması olasılığı, günün hangi saati olduğuna göre değişebiliyor. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacılar, bağışıklık sistemindeki bir proteinin biyolojik saatten nasıl etkilendiğini inceledi. Araştırma sonuçlarına göre, bir enfeksiyonun ne kadar ciddi olduğu, günün saatine göre değişiyor. Ekipten bir uzman, ileride ilaçların biyolojik saate göre ayarlanmasının sözkonusu olabileceğini söyledi. Bitkiler, hayvanlar ve hatta bakteriler, “sirkadiyen ritim” olarak bilinen 24 saatlik bir rutine göre yaşıyor. Uzun uçak yolculukları ardından bünyenin uyum sağlamakta zorlanması, biyolojik saatin farklı bir zaman dilimine ayak uydurmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Araştırmacılar, kan zehirlenmesi geçiren hastaların biyolojik saatin yavaşladığı sabah 2 ile 6 arasında ölüm riskinin arttığının bundan önce başka deneylerde kanıtlandığını hatırlatıyor. Bağışıklık sisteminin bünyeye giren virüs ve bakterileri tanımakta kullandığı TLR9, bakteri ve virüslerin DNA’sını tespit ederek bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Uzmanlar, ileride ilaçların günün belirli saatlerinde verilmesi sayesinde daha etkin hale getirilebileceğini ya da doğrudan biyolojik saati etkileyen ilaçlar geliştirilerek bağışıklık sisteminin güçlendirilebileceğini belirtiyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, vücudun ürettiği TLR9’un miktarı ve işlevlerinin biyolojik saate göre farklılık gösterdiği görüldü. Dr. Reddy, biyolojik saate göre ayarlı ilaçların “10 yıl içerisinde’’ piyasaya çıkabileceğini tahmin ediyor. 22 ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği ETKİNLİKLER MART 2012 TARIM FUARLARI TAKVİMİ MART AYI TARIM TAKVİMİ TARLA ZİRAATI a) Her türlü tarla ziraati için toprak işlemesine devam edilir. İşleme ile birlikte gübreleme yapılır. Kaymak bağlamış tarlalar tırmık ve kazayağı ile kırılır. Böylece hububatta kardeşlenme de sağlanmış olur. Güzlük ekim yapılan yerlerde ikinci azot uygulaması yapılır. b) Yazlık hububat ekimi devam eder. Bu arada çayır-mera ve yem bitkilerinin de ekimi, iklimi uygun yerlerde tütün fidelikleri tesisi ve pamuk ekimine başlanır. 01 Mart 12- 4 Mart 12 FOTEG İstanbul, Gıda İşleme Teknolojileri Uluslararası İhtisas Fuarı. İstanbul. Gıda İşleme Teknolojileri Ve Ekipmanları, Katkı Maddeleri, Ambalajlama ve Lojistik, Teknolojileri, Unlu Mamul Teknolojileri, Gıda Güvenliği ve Hijyen. HKF Fuarcılık. SEBZECİLİK a) Seralarda turfanda domates, hıyar, kabak gibi sebzelerin hasadına devam edilir. b) Sıcak ve ılık yastıklara ekilen sebzelerin birinci şaşırtması yapılır. c) Sebze bahçesi topraklarının işlenmesine devam edilir ve gübrelenerek ekime hazır hale getirilir. d) Domates, biber, patlıcan yavaş yavaş tavalara alınır. c) Sulanabilir sahalarda cansuyu verilirken, tarlalardaki fazla su boşaltılır. e) Şaşırtılan ve tavaya alınan fidelere cansuyu verilir. Şaşırtılma yapılmamışsa çapalama yapılmalıdır. Özellikle bakla ve bezelyelerde çapalama başlar. d) Güzlük ekilmiş hububatta mücadeleye önem verilmelidir. f) Bahçede, serada, sıcak ve ılık yastıklardaki zararlı ve hastalıklarla mücadele edilir. BAĞCILIK a) Bağ kurulacak yerlerde ve eski tesislerde toprak işlemesi ve gübrelemeye devam edilir. b) Köklü ve köksüz bağ çubuğu dikimine devam edilir. 1 Mart 12 - 4 Mart 12 c) Don tehlikesi olmayan yerlerde bu ay içinde bağ budamasına son verilir. Tehlikesi olan yerlerde donların geçmesi beklenmelidir. Nispeten mutedil iklimli yerlerde ve ılıman bölgelerde aşılama işlemlerine de başlanır. AGRODAYS Mersin 7. Uluslararası Tarım Fuarı. Tarım, Tarım Makineleri, Gübre, Tohum, Seracılık, Hayvancılık, Sulama. Forza Fuarcılık. MEYVECİLİK 1 Mart 12 - 4 Mart 12 a) Toplu meyvecilik kurulacak sahalar ile eski tesisler sürülür ve gübrelenir. 3. Gıda Tarım ve Hayvancılık Fuarı. Milas Tarım Teknolojileri, Tarımsal Mekanizasyon, Hayvancılık Teknolojileri, Hayvan Sağlığı, Yem, Tohum, Fidancılık, Sulama, Gıda ve Gıda Endüstrisi, Ambalaj. Expolink Fuarcılık b) Fidan dikimine birçok bölgelerde devam edilir c) Meyvelerde budama ile birlikte aşılama işleri de devam eder. Ilık bölgelerde sert çekirdekli meyveler çiçek açabileceğinden donlara karşı dikkatli olunmalıdır. Yeni kurulan meyve bahçelerine cansuyu verilmelidir. 8 Mart 12 - 11 Mart 12 d) Çeşitli zararlı ve hastalıklara karşı mücadeleye devam edilmelidir. Özellikle armut göz kurdu, püseron ve zeytin güvesine karşı önlem alınmalıdır. 6. Çukurova Gıda- Gıda-Tek Fuarı Gıda, İçecek Ürünleri, Gıda İşleme, Unlu Mamuller Teknolojileri, Depolama, Soğutma, Taşıma ve Mağaza, Market Ekipmanları. Tüyap Adana Fuarcılık e) Turunçgillerin hasadına ve ambalajlanarak piyasaya arz edilmesine devam edilir. d) Hastalık ve zararlılarla mücadele edilmeli, soğuk bölgelerde omcalar gözler patlamadan bordo bulamacı ile yıkanmalıdır. HAYVANCILIK a) Bazı bölgelerde hayvanlar meraya çıktıklarından ahır işleri yavaşlar. Ancak Doğu Anadolu Bölgelerinde ahır temizliği, havalandırma, dezenfeksiyon işler devam eder. b) Meraya çıkarılmış hayvanlara da ek yemler verilir. Diğer ahırda bulunan hayvanların yemlenmesi ve bakım işleri yapılır. c) Devam eden doğum işleri ile ilgili gerekli tedbirler alınmalıdır. d) Bazı bölgelerde meralarda otlatma başladığından meraların ıslah çalışmaları yapılır. Özellikle nöbetleşe otlatma yapmakla mera- ları korunduğu gibi daha uzun süre faydalanılabilir. e) İlkbahar mevsimi ile birlikte oluşabilecek salgın hastalıklar ile diğer zararlılara karşı koruyucu aşı ve mücadele yapılır. TAVUKÇULUK a) Kümeslerde bakım, temizlik, dezenfeksiyon işleri devam eder. Kümes pencereleri kedi, köpek, tilki, sansar gibi hayvanların ve kuşların girmelerine engel olacak şekilde kafes teli ile kaplanmalıdır. b) Kuluçka mevsimi olması nedeniyle bu amaçla yapılan işlere önem verilir. Damızlığa uygun yumurtalar seçilerek üretim yapılır. c) Beslenmede özellikle yeni çıkan civcivlere önem verilerek,büyümelerini sağlayan yemçeşitleri seçilir. d) Tavuk hastalıklarına karşı koruyucu aşılar ve önleyici ilaçların uygulanmasına devam edilir. Özellikle civcivlerde bu durum özel bir önem taşımaktadır. ARICILIK a) Arılar bazı bölgelerde dışarıya çıkacaklarından kovan bakım işleri buna uygun olarak devam eder.Kovan çerçeveleri tamir edilir. Küflü ve kırık çerçeveler değiştirilir. b) Arılar bal toplama faaliyetine başladıklarından bakım işleri artacağından arıcılık malzemeleri daima çalışır halde bulundurulmalıdır. c) Kovanlarda hastalık yapmaması için ilkbahar temizliği yapılır ve gerekli ilaçlar kullanılır. 14 Mart 12 - 18 Mart 12 Konya Tarım 2012 10. Uluslararası Tarım, Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı. Tarım, Hayvancılık, Süt Endüstrisi. Tüyap Konya Fuarcılık Mevzuat 3 Nisan 12 - 8 Nisan 12 AFTAR Afyonkarahisar Tarım ve Tarım Teknolojileri Fuarı. Tarım, Hayvancılık, Tarım Makineleri, Süt Endüstrisi, Ambalaj, Tohum, Peyzaj, Seracılık, Yumurta, Sulama Sistemleri. ART Fuar. 5 Nisan 2012 - 8 Nisan 12 • SÜT ZİRVESİ 2012 Süt ve Süt Endüstrisi Konferansı 17-20 Mayıs 2012 Kaya İzmir Thermal Hotel & Convention İZMİR • SIZMA ZEYTİNYAĞI YARIŞMASI • 21-22 Nisan 2012 tarihleri arasında Japonya’nın Tokyo kentinde The Olive Oil Sommelier Association of Japan (OSAJ) organizatörlüğü ile Olive Japan 2012 Fuarı ve Sızma Zeytinyağı Yarışması düzenlenecektir. AGRITECH 2012 2. Fethiye Tarım, Seracılık, Hayvancılık, Gıda ve Tarım Fuarı. Tarım, Tarım Makineleri ve Teknolojileri, Seracılık, Tohum, Fidancılık, Sulama Sistemleri, Gübre, Organik Tarım, Gıda, Hayvancılık. Marmaris Fuarcılık. 2012 - KONGRE 5 Nisan 12 - 8 Nisan 2012 Malatya 6. Tarım Teknolojileri, Makine, Hayvancılık Ekipmanları Fuarı. Tarımsal Üretim, Tarım Makineleri ve Yan Sanayı, Sulama Sistemleri, Seracılık, Gübre, Peyzaj, Hayvancılık, Organik Gıda Ürünleri. Malatya Belediyesi. 5 Nisan 12 - 8 Nisan 2012 Gönen Tarım ve Hayvancılık Fuarı. Tarım, Tarım Teknolojileri, Seracılık, Hayvancılık, Tohum, Fidan, Gübre, Sulama Teknolojileri, Süt Endüstrisi. Orion Fuarcılık. ▶▶7 Şubat 2012 Tarihli ve 28197 Sayılı Resmî Gazete, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sisteminin Kuruluş ve Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶8 Şubat 2012 Tarihli ve 28198 Sayılı Resmî Gazete, Derilerin Elde Edilmesi, Taşınması, Toplanması, Korunması Ambalajlanması ve Depolanması Hakkında Yönetmeliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Yönetmelik 5 Nisan 12 - 8 Nisan 12 Eskişehir 2. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Teknolojileri Fuarı. Tarım Teknolojileri, Tarımsal Mekanizasyon, Hayvancılık Teknolojileri, Hayvan Sağlığı, Yem Tohum, Fidancılık, Seracılık, Sulama. Expolink Fuarcılık ▶▶1 Şubat 2012 Tarihli ve 28191 Sayılı Resmî Gazete, Hayvansal Ürünlerin Kişisel Sevkiyatlarının Ülkeye Girişine İlişkin Kurallar Hakkında Tebliğ (No: 2012/11) ▶▶ Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu, TUSAF 2012 Uluslararası Kongresi: Buğday, Un ve Ekmek Tarih: 29.03.2012 - 01.04.2012 Düzenleneceği Yer: Susesi Hotel, Belek- Antalya ▶▶ 8. Öğrenci Kongresi Tarih: 19.04.2012 İl: Ankara Organizasyon: Ankara Üni. Ziraat Fak. ▶▶ 35. Dünya Bağ ve Şarap Kongresi Tarih: 18-22.06.2012 İl: İzmir ▶▶ 10. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi Tarih: 05-07.09.2012 İl: Konya Organizasyon: Selçuk Üni. Ziraat Fak. ▶▶11 Şubat 2012 Tarihli ve 28201 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶12 Şubat 2012 Tarihli ve 28202 Sayılı Resmî Gazete, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Kontrolüne Tabi Ürünlerin İthalat Denetimi Tebliği (Ürün Güvenliği ve Denetimi: 2012/5)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Ürün Güvenliği ve Denetimi: 2012/24) ▶▶14 Şubat 2012 Tarihli ve 28204 Sayılı Resmî Gazete, İç Karantinaya Tabi Bitki Hastalık ve Zararlıları Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 1995/3)’in Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (No: 2012/14) ▶▶14 Şubat 2012 Tarihli ve 28204 Sayılı Resmî Gazete, Ralstonia Solanacearum (Smith) Yabuuchi Et Al. ile Mücadele Hakkında Tebliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (No: 2012/16) ▶▶14 Şubat 2012 Tarihli ve 28204 Sayılı Resmî Gazete, Patates Halka Çürüklüğü (Clavibacter Michiganensis Subsp. Sepedonicus) Hastalığı ile Mücadele Hakkında Tebliğin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (No: 2012/17) ▶▶19 Şubat 2012 Tarihli ve 28209 Sayılı Resmî Gazete, Hayvansal Ürün İthalatında Kontrol Belgesi Onaylanması ve İthalat Aşamasında Sunulması Gereken Belgeler Hakkında Tebliğ (No: 2012/12) ▶▶22 Şubat 2012 Tarihli ve 28212 Sayılı Resmî Gazete, 2012/2781 T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Karar ̇ ̇ Şubat 2012 Köy-Koop Merkez Birliği 23 Spora Yeni Başlayanlar İçin Uyarılar SPOR - TARIM BULMACA Adnan YAHŞİ Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü [email protected] Spor yapmaya karar verme aşamasındasınız ya da karar verdiniz.O halde ilk yapmanız gereken genel bir sağlık kontrolüdür. Çok basit bir kalp kontrolü ve kan tahlilleri gibi testlerin sonucu, spora daha güvenli başlamanıza neden olacaktır. Tabi ki bu sağlık testlerinin sonuçlarının değerlendirmesi uzman bir antrenör ya da çalıştırıcı tarafından yapıldığı taktirde ileride doğabilecek rahatsızlık ve sakatlıkların da önüne geçme şansınız fazla olacaktır. Bu çok önemli ön hazırlığı yerine getirmeniz spora başlamak için yeterlimi? Tabi ki değil. Bir diğer önemli konu da spor yaparken nasıl bir giyim şeklimiz olmasıdır.Bu yazımızda özellikle bu konu üzerinde duracağız. Giyinmek ama özellikle sağlıklı giyinmek, sadece spor için değil günlük hayatın da bir gereğidir.İnsan bedeni diğer canlılardan yani hayvanlardan farklı olarak iklim şartlarına karşı korunmasızdır. Bu nedenle insanlar, iklim TARIM BULMACA 1 2 3 4 5 6 7 » Diyelim ki bir sabah uyandınız ve hayatınızda değişiklikler yapmaya karar verdiniz.O kararlardan biride spor yapmaksa bu noktada 1-2 dakika durup uyarılarımızı dikkate almanızda yarar var. şartlarına ve sağlık durumlarına göre giyinerek kendisini korumak, elbisesi ile bedeni arasında bir ortam yaratarak zorundadır. Özellikle spor yaparken iklim şartlarını göz önüne alarak, soğuk havalarda koruma özelliği olan giysilerden giyinmek,giysileri koyu renkli ve kalın maddelerden seçmek gerekir. Sıcak havalarda, ince, açık renkli ve hafif giyecekler seçilmelidir.Özellikle güneşli ortamlarda da şapka ihmal edilmemelidir. Spor kıyafeti ile ilgili dikkat edilmesi gerekenleri özetlersek: 1. Kıyafet bedeni dış ortamın soğuk ve sıcağından korumalı. 2. Yakıcı güneş ışığından korumalı. 3. Vücut derisinin solunumuna ve ter buharının dışarı çıkmasına engel olmamalıdır. 4. Kıyafetlerin suni değil doğal maddelerden yapılmış olanları tercih edilmeli. 5. Dış ortamın toz, kir, yağmur, kar gibi etkenlerinden korumalı. 6. Serbest hareketlere engel olmamalıdır. Sayılanlar arasında dikkat edersiniz, spor ayakkabısı konusuna hiç değinmedik. Çünkü spor ayakkabısı ve ayak sağlığı başlı başına bir konudur. Yanlış ve amaca uygun olmayan ayakkabı ile yapılan spor çalışmaları, birçok sakatlığın nedeni olabildiği gibi uzun süreçte ayak iskelet yapısı ve vücut dengesinin bozulmasına, yürüme bozukluklarına neden olabilir. 8 9 10 11 12 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 SUDOKUKOLAY 9 7 2 3 4 6 9 8 6 5 8 7 4 8 4. Ayak başparmağınızla ayakkabı arasında 0,5-1,0 cm’lik bir boşluk olmalı. 5. Ayağınızın ayakkabı içine ayak tabanınızda boşluk kalmayacak şekilde oturduğuna dikkat etmelisiniz. 6. Almayı düşündüğünüz spor ayakkabısının, yapmayı düşündüğünüz spor dalına uygun Soldan Sağa 1- Gülgillerden, sarı, beyaz çiçekli bir yabani bitki 2- Anlam... Ortak yaşayan bitkilere verilen ad... 3- Bir ilimiz.... Az değil... 4Başka, diğer... Özellik, vasıf 5- Sodyumun simgesi... Eski Yunan, Helen 6- Beyaz... Hayvanlarda besili olma durumu.. Derinin gözeneklerinden sızan sıvı 7- Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseler... 8- Associated Press’in kısaltılmışı... En kısa zaman birimi... Hayvanlara veya eşyaya vurulan damga, işaret. 9- Sıvacı aleti... Bir orman ağacı, akaju 10- Bir ağaç çeşiti... Bir ırmağımız 11- Bir nota... Tantalın simgesi... Çin para birimi 12- Sipariş etme... Bir nota. Yukarıdan Aşağıya 1- Adını iline vermiş tatlı bir elma çeşiti... 2- Sebze ve meyvelerin yetiştirildiği ve hava şartlarına karşı korunduğu cam ve naylonla kaplı yer... Yankı... 3- Mavi çam.. Kuru ve taze fasulye 4- Bir çeşit kilim, çul... Hamurdan yapılan tatlı çeşitleri. 5- Türkiye’nin plaka kodu... Uçurum 6- Ağır cezalıların ayaklarına takılan kalın zincir... Gözleri görmeyen 7- Budizmin “kurtuluş” için kullandığı terim.... Rusçada evet 8- Hollanda’nın plaka kodu... Bir çetvel çeşiti... İşe yatkın, becerikli 9- Güzel kokulu, renkli bitki... Nazım Hikmet’in soyadı... Bir şaşma ünlemi 10- Yöntem veya akım... Uzaklık belirtir... Altın’ın simgesi. 11- Oturmak için evlerin önüne taş ve çamurdan yapılan set... Doğum yaptıran 12- Yabani hayvan barınağı.... Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasını önlemek için belli bir bölgenin koruma altına alınması. 1 9 8 4 3 1 6 9 4 7 7 8 1 9 7 1 3 5 5 3 Bir karpuz tarlası olan çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini farketti. Epey düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi. “Dikkat! Karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi !” Ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını kontrol ederek eksik olmadığını düşünürken, gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti. “Şimdi o karpuzlardan iki tane var!” • Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama kardeşçe yaşamayı öğrenemedik. (Martin Luther King) • Uçurtmalar rüzgar gücü ile değil o güce karşı koydukları için yükselirler (Winston Churchill) • Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur. (Albert Einstein) 3 7 3 2 9 6 9 2 3 4 9 7 6 4 5 6 4 Zehirli karpuz ZOR 6 6 4 2 8 8 2 1 7 8 2 5 9 5 5 9 6 2 6 2 4 3 4 ORTA 5 4 5 3 olup olmadığını spor dalının antrenöründen, çalıştırıcısından ya da o sporla uzun süre uğraşan birinden öğrenmeye çalışmalısınız. 7. Spor ayakkabının mevsim şartlarına uygun olup olmadığına dikkat etmelisiniz. 8. Ve aldığınız ayakkabının içine muhakkak teri emen, sentetik olmayan, doğal malzemeden yapılmış çorap giyilmesi gerektiğini de ihmal etmemelisiniz. Tüm bu söylediklerimiz spor yapmanın olmazsa olmazlarındandır. Eğer gerçekten sağlıklı bir biçimde uzun süre spor yapmak istiyorsanız bu hususlara da dikkat etmek zorundasınız. Kısaca, sporda giyinmek demek modaya uygun ve yeni demek değildir. Amaca uygun, sağlıklı, koruyucu ve temiz giyinmek demektir. Spor dolu günler sizinle olsun… Y. İzzettin BAŞER 1 4 Bu yüzden spor yaparken amaca ve ayağa uygun ayakkabı seçimine de dikkat etmek gerekir. Ayakkabı seçiminde dikkat etmeniz gerekenler ise: 1. Spor ayakkabı alırken kesinlikle her iki ayakkabıyı da denemeniz gerekir. 2. Ayakkabılar ayakta denenmelidir.Hatta yürünmelidir. 3. Ayak parmaklarınızın ayakkabı içinde rahatça hareket edip etmediğine dikkat etmelisiniz. 7 2 8 7 2 6 4 1 8 1 9 2 4 2 4 2 5 5 9 1 8
Benzer belgeler
Köy-Koop Haber Gazetesi 10. Sayı
“2011 YILININ ALTIN ADAMLARI” ödülünü Ankara düzenlenen törenle aldı. » Syf 3’de