Köy-Koop Haber Gazetesi 18. Sayı
Transkript
Köy-Koop Haber Gazetesi 18. Sayı
ancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği ADAPAZARI AFYON AĞRI AKŞEHİR-ILGIN ALPULLU AMASYA ANKARA BALIKESİR-BURSA BOR BURDURISPARTA ÇORUM DİNAR ELAZIĞ ELBİSTAN ERCİŞ EREĞLİ ERZİNCAN ERZURUM ESKİŞEHİR KASTAMONU KAYSERİ KIRŞEHİR KONYA KÜTAHYA MALATYA MUŞ SAMSUN SİVAS TURHAL UŞAK YOZGAT Türkiye’nin Tek Tarım Gazetesi MAYIS 2013 Yıl:2 Sayı:18 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ “Şekerin Tadı Kaçıyor” 2013 Yılı Birleşmiş Milletler 19. Uluslararası Kooperatifler Günü'nün teması: "Kooperatif kurumsal kriz döneminde güçlü kalır" »» Meclis’e sevk edilen tasarıya göre Şeker Kanunu’nda köklü değişikliklere gidilerek, küresel gıda şirketlerinin kotası yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkarılırken, pancar üreticisi tamamen etkisiz hale getirilecek. Şeker sektöründe yeni bir süreç başlatıldı. Bu sürecin ilk aşamasında Şeker Kanununda değişiklikler yapılarak Şubat 2013’de Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı ve 8 Nisan 2013 Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Hükümet Tasarısı olarak intikal etti. 19 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren Şeker Kanunu’nun; gelişen teknoloji ve üretim teknikleri doğrultusunda üretilen yeni ürünleri kapsamadığı, Şeker Kurumu’nun pazardaki denetim ve gözetim işlevini yeterince yerine getiremediği, kaçak şeker girişi ve kota dışı üretimin iç piyasada kullanımının önüne geçilemediği, beklentilerin sektörü daha ileriye götürecek, güçlü ve rekabetçi bir yapı oluşturulması yönünde yetersiz olduğu gerekçe olarak gösterilse de asıl niyet mısır şurubundan yapılan Nişasta Bazlı Şeker’cilerin sektördeki payını artırıp, kanunla bunların Küresel Şirketler Kazanacak 10 Bin Pancar Üreticisi Üretimden Kopacak garanti altına alınması amaçlanıyor. İntikal eden tasarının ilk paragrafında, “Ülkemiz şeker sektörünün yıllık ekonomik büyüklüğü yaklaşık 5.7 milyar TL’dir ve doğrudan veya dolaylı olarak 2 milyon kişiye istihdam sağlaması gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda, şeker pancarı tarımı ve pancar şekeri üretiminin sürdürülebilirliğinin, ülkemiz ekonomisi açısından taşıdığı önem Dünya Çiftçileri Yeniden Örgütlendi! Geçtiğimiz yıllarda kapanan IFAP'dan sonra dünyadaki tarım ile ilgili kooperatifler, mesleki örgütler World Farmer Organisation (WFO) çatısı altında yeniden birleşerek, 3. Genel Kurulunu 1517 Nisan 2013 tarihleri arasında Japonya’nın en önemli tarım şehirlerinden biri olan Niigata’da gerçekleştirdi. Genel Kurula Japonya’nın tarım kooperatifleri üst örgütü olan ve dünyanın en büyük kooperatifleri arasında yer alan Ja-Zencu ev sahipliği yaptı. Genel kurula ülkemizden Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICAO) Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı hakkında Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Turhan Tuncer ile konuştuk. Röportaj » Syf 10’da Şeker Kanunu Tasarısı incelendiğinde; şeker üretim kota oranları pancar şekeri aleyhine değiştirilerek, nişasta bazlı şeker üreten küresel şirketler kazanacak, bunun karşısında pancar üreticisi, sanayicisi ve tüm tüketiciler kaybedecek. Mevcut kanuna göre, pancar şekeri dışındaki nişasta bazlı şekerlere (NBŞ) tanınan kota %10 ve bunu %50 arttırmaeksiltme yetkisi Bakanlar Kurulu’ndaydı. Beklentiler, yüksek olan bu oranın AB’de olduğu gibi azaltılması yönünde iken, tasarıda NBŞ’lerin kota oranı % 15’e yükseltilmiş ve sabitlenmiştir. » Syf 12’de »» Köy-Koop İzmir Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak düzenlediği Panel 20 Nisan 2013 tarihinde BayındırZeytinova’da gerçekleşti. Panelde bir araya gelen kooperatif başkanları, güçlü bir kooperatifçiliğin köyden kente göçü önleyeceğini savundu. Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu ise “Herkes kooperatif kurarsa, gücünüzü bölmüş olursunuz” deyip önerisini ekledi: “Tarlada birleşemiyorsanız pazarda birleşin. Kooperatif Et ve Balık Kurumu'nun Adı Değişti Yönetim kurulu adına ICAO yönetim kurulu üyesi ve ORKOOP Genel Başkanı Cafer Yüksel katıldı. Ayrıca örgüte kurucu üye olan Kuzey Kıbrıs Cumhuriyetinden Kıbrıs Çiftçiler Birliğinden sonra Kuzey Kıbrıs Toprak Mahsulleri Bordu üye olarak kabul edildi. » Syf 11’de “Taslağın Yasalaşmaması Ülke Yararına Olacaktır” Köy-Koop İzmir Birliği ‘Kooperatifçilik ve Yerel Yönetimler’ Paneli Düzenledi göz ardı edilemez.” deniliyor. Ancak Şeker Kanunu Tasarısı incelendiğinde durumun böyle olmadığı açıkca gözüküyor. Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü’nün adı Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü’nün Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü Adıyla Yeniden Teşkilatlandırılmasına İlişkin Karar Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın talebi üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 25 Mart 2013 tarihinde kararlaştırılmıştı. Buna göre devletin genel hayvancılık politikası çerçevesinde, hayvancılık sektöründe düzenleyici ve ve birlikler, Küçük Menderes Havzası Kooperatifler Birliği gibi bir örgütlenmeye girsin.” diye konuştu. » Syf 5’te Türkiye'nin İlk 'Bal Borsası Açıldı destekleyici bir rol üstlenmesini temin etmek, piyasa ekonomisi kuralları içerisinde sektörde tam rekabet koşullarının tesisine katkıda bulunarak kamu yararı ile faaliyetlerini sürdürmek amacıyla kurulan ve bir iktisadi devlet teşekkülü olan Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğünün adı Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü’nün amacı, faaliyet konusu, kapsamı, merkezi ve sermayesi ana statüsünde belirtilecek. Karar 28 Nisan 2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi. »» Türkiye'nin ilk 'Bal Borsası' Muğla Ticaret Borsası tarafından balın kalitesini artırmak ve ülke genelinde fiyatını dengelemek amacıyla kuruldu. Muğla Ticaret Borsası tarafından hizmete sunulan borsa 17 Nisan 2013 tarihinde ilk işlemini yaptı. Kent, balın başkenti olmayı hedefliyor. Muğla Ticaret Borsası tarafından balın kalitesini artırmak ve ülke genelinde pazar fiyatını dengelemek amacıyla kurulan bal borsası hizmete girdi. Merkeze bağlı Bayır beldesinde kurulan ve 60 bin liraya mal olan bal borsası Vali Fatih Şahin tarafından çalman gongla işlem yapmaya başladı. Vali Şahin, amaçlarının arıcılığın değerini bulması olduğunu, "Bunun için çok çalışarak markalaşmamız gerekiyor.” diye konuştu. » Syf 11’de Hadi İLBAŞ Pr.Dr. T. Ayhan ÇIKIN Dr. Umut TOPRAK Dünden Bugüne Kooperatifçilik -18» Syf 4’te Kooperatif Kuruluşun Ayırıcı Özelilikleri » Syf 7’de Uçsuz Bucaksız Göklerin Yurdu Saskatchewan’da Tarım » Syf 11’de Prof.Dr. MUSTAFA KAYMAKÇI Esengül ERDEM Dr. Erhan EKMEN Avrupa Birliği ve Türkiye Tarımı Bitkisel Kökenli İnsektisitlere Giriş -I- Peki Bu Sene Ne Yılı? » Syf 6’da » Syf 15’te » Syf 13’de Erol AKAR Dr. Neşe Nuray TOPRAK Ünal ÖRNEK Döner Sermaye Dosya Bedelleri Uygulaması Gebe İneğimi Nasıl Beslerim? -II- Kooperatifçlik » Syf 13’de » Syf 17’de Neden Önemlidir? » Syf 18’de gönül ve emek birligi... Pa Köy-Koop Haber Mayıs 2013 BİRLİKLERDEN HABER Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğrenci Etkinlikleri Haftasının 9.’su Gerçekleştirdi »» A.Ü. Ziraat Fakültesinin 9 yıldır hiç kesintisiz ve ödünsüz sürdürdüğü “Öğrenci Etkinlikleri Haftası” 15 -19 Nisan 2013 tarihlerinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde düzenlendi. Öğrencilerin, iş yaşamına kendi meslek alanlarında ve iyi koşullarda atılmalarına duyarlı olma ve bu konuda kamu ve özellikle özel kesimle ilişkiler kurmalarını sağlayabilmeleri amacıyla öğrenci etkinlikleri haftasında “9. Sektörle Buluşma ve Kariyer Günleri” programı gerçekleştirilmiştir. Üç gün süren programda katılımcılar; ziraat mühendisliği mesleğini yakından ilgilendiren alanlarda, deneyimlerini ve tecrübelerini öğrenciler ile paylaştılar. Köy-Koop Merkez Birliği adına etkinliğe katılan, Genel Başkan Vekili ve Köy-Koop Denizli Birlik Başkanı Mehmet VAROL, programda kooperatifçiliğin tarihçesi, önemi ve Köy-Koop’un çalışmalarını içeren bir konuşma yaptı. Öğrenci etkinlikleri kapsamında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından 2005 yılından bu yana geleneksel olarak düzenlenen Öğrenci Kongre’sinin dokuzuncusu 18 Nisan tarihinde gerçekleşti. Öğrenci Kongresi Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Ahmet Çolak, fakülte öğretim üyesi Prof.Dr. Emine Olhan ve öğrenci temsilcisi Oral Kilmen’in yapmış oldukları açılış konuşmalarının ardından öğrenci bildirilerinin sunumuna geçildi. Öğrenci kongresi, beş oturumda 16 adet sözlü ve 20 adet poster bildiri ile gerçekleşti. Kongrede, topraksız tarım, tarımsal biyoteknoloji, tarımsal mekanizasyon, organik tarım, hayvancılık gibi konularda bildiriler yer aldı. Kongre sonunda Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Ahmet Çolak tarafından kongre katılımcılarına ve düzenleme komitesi üyelerine katılım belgeleri verilerek, 9. Öğrenci Kongresi tamamlandı. Sunulan bildiriler bir kitap haline getirilerek tüm katılımcılara dağıtıldı. Öğrenci etkinlikleri, ismini bir bitki dikildiğinde tutması için verilen ilk sudan esinlenerek adlandırılmış olan “Cansuyu Bayramı” ile tamamlandı. Cansuyu Bayramında, öğrenciler tarafından düzenlenen müzik, konser, tiyatro gibi çeşitli gösteriler yapıldı. Öğrencileri, mesleki bilgi ve donanımı yeterli olmanın üstünde girişimci, sektörü tanıyan, kendilerine güvenmelerini sağlayan, öğrencilik yaşamı içinde sorumluluk almalarına imkan veren, iletişim becerilerini geliştiren, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi “Öğrenci Etkinlikleri Haftası”’nın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği inancı ile öğrencileri bu etkinlikleri başarı ile gerçekleştirdikleri için kutluyoruz. Köy-Koop Merkez Birliği Mesleki Eğitim İçin Ahi Evran Üniverisitesi’ndeydi »» Köy-Koop Merkez Birliği tarafından 24 Nisan 2013 tarihinde Mucur Meslek Yüksekokulu Kooperatifçilik Bölümü’nde bir günlük ‘Mesleki Eğitim’ dersi verildi. Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksekokulu ve Köy-Koop Merkez Birliği arasında yapılan İş Birliği Protokolü çerçevesinde düzenlenecek olan eğitimlerin ilki gerçekleşti. Köy-Koop Genel Müdürü Turgay Solmaz tarafından gerçekleştirilen mesleki eğitime Kooperatifçilik Bölümü Öğretim Görevlisi S. Sedat Akgöz ve öğrencilerin katılımıyla yapıldı. Açılışta Köy-Koop Merkez Birliği’nin faaliyetleri ve Bölge Birliklerini tanıtan bir sunum gerçekleştirildi. Büyük ilgi gören eğitimde; Kooperatifçiliğin genel tanımı, önemi, ilkeleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu, Kooperatiflerde yönetim ve denetim kurullarının görev ve sorumlukları, Kooperatifçilik açısından Türk Ticaret Kanunu’daki son değişiklikler, kooperatiflerde genel kurulların ne şekilde yapıldığı konunalırına değinildi. Dünyadaki kooperatiflerin de bir değerlendirilmesinin yapıldığı eğitim soru cevap şeklinde devam etti. Ayrıca kooperatifçilik bölüm öğrencilerinin, Köy-Koop Merkez Birliği ve bağlı Bölge Birliklerindeki staj yapma talepleri değerlendilerek konu hakkında geniş çapta bilgi verildi. Kooperatifçilik Bölümü öğretim görevlisi S. Sedat Akgöz, KöyKoop Merkez Birliği’nin vermiş olduğu mesleki derslerin önemini vurgulayarak teşekkür etti. 3 Trilyebirlik Ankara’da »» Köy-Koop Bursa Birliği’ne bağlı Trilyebirlik Ankara Batıkent’te satış mağazasını açtı. 96 Ortakla 2006 yılında kurulun, Bursa Köy-Koop Birliğine bağlı S.S. Çınarlı Köyü Tarımsal Köyü S.S Çınarlı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi; 2010 yılında ortaklarının katkısıyla, zeytin ve zeytin yağı üretimine başladı. Yılda 200 ton zeytin işleyen kooperatif, yılda 500 ton işleme kapasitesine çıkmayı hedeflemekte. Trilye zeytini (Gemlik) bölgenin toprak yapısı niteliğinden dolayı çok kaliteli sofralık siyah zeytin yetişmektedir. Trilye zeytinlerinin en büyük özelliği küçük çekirdekli, çekirdeğinin etinden kolayca ayrılmasıyla tanınır. Ayrıca yağ oranının çok yüksek oluşu, sağlık açısından önemli faydalar sağlamaktadır. Kabuğunun ince olması, az tuzla fermente edildiğinde ayrı bir damak tadı verir. ‘Üreticiden-Tüketiciye’ ilkesiyle hareket eden Trilyebirlik kooperatif ortaklarının hedefleri; ülkemizin değişik şehirlerinde perakende yerler açıp tüketiciye kooperatif ürünlerini ulaştırmak. Üreticinin ve tüketicinin menfaatlerini korumak, üretici ortakların gelir seviyesini arttırmak, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlamak. Açılacak olan perakendelerde, tüketicinin ucuz ve güvenli, damak tadına uygun, az tuzlu zeytin ve saf sızma, soğuk sıkım sağlık iksiri zeytinya- ğına ulaşmasına öncülük edip piyasada aranan marka olmak. Tirilyebirlik perkanende satış mağzalarında, zeytin, zeytinyağı, salça, kahvaltılık ezme ürünlerinin satışını yapmakta olup, talep edilen siparişleri kargo hizmeti yoluyla tüm şehirlere göndermektedir. Toptan ürün talepleri için 0224 364 18 53’den, perakende ürün için ise Ankara’daki Trilyebirlik Batıkent şubesi 0312 419 63 95’den talepte bulunabilirisiniz. Manisa Birliği ATO Fuarı’ndaydı »» Köy-Koop Manisa Birliği, Ankara Ticaret Odası Fuar Alanında 19-28 Nisan tarihleri arasında düzenlen 4. Avrasya El Sanatları ve Hediyelik Eşya Günlerine katıldı. Hindistan, Endonezya, Mısır, Rusya, Azerbaycan, Makedonya, Çin, İran, Suriye gibi Avrupa, Asya ve Afrika’dan gelen 27 ülkenin katıldığı fuarda, birbirinden güzel farklı ürünler sergilendi. Fuarda Türkiye’yi temsil edenlerin daha çok el sanatları ürünleri ile katılımı göze çarptı. Köy-Koop Manisa Birliği de zeytin, zeytin yağı, salça, domates kurusu, reçel, kuru üzüm, halı, kilim ve elsanatı ürünleriyle fuarda yerini aldı. Fuarın genel bir değerlendirmesini yapan KöyKoop Manisa Birlik Başkanı Nurettin Dingaz, her fırsatta Türkiye’nin 7 bölgesinde 20-25 fuara katıldıklarını belirterek, “Katıldığımız bütün fuarlarda kooperatifimizin fabrikasında üretilmiş zeytinyağı, siyah ve yeşil zeytinlerimiz yanında, kurutulmuş domates, mesir macunu, kuru üzüm, domates salçası, reçel gibi doğal ürünlerimize yer veriyoruz.” diye konuştu. Fuarlarda Manisa’yı fahri bir turizm elçisi gibi temsil ettiklerini belirten Dingaz, “Gıda ürünlerimizin yanı sıra, tamamı kadın kooperatifçilerimizin üretmiş oldukları; halı, kilim, el dokuması şallar, el işlemesi yemeniler, Manisa’nın simgesi haline gelen bez bebekler, Manisa Bezinden yapılmış hediyelik ürünlerimizi gittiğimiz illerde satışa sunuyoruz. An- HAL VE GİDİŞ karalılar artık Köy-Koop Manisa Birliğimizin ürünlerini tanıyor. ATO Fuar Alanı ulaşım açısından imkanı yetersiz olmasına rağmen, Ankaralıların standımıza olan yoğun ilgisi bizleri çok memnun ediyor.” dedi. Sait MUNZUR KOOPERATİFÇİLİK MUHASEBEDE BU AY 01-31 Mayıs 2013 Gelir Vergisi Mükellefleri İçin Vergi Levhasının İnternet Vergi Dairesi Üzerinden Yazdırılarak Alınması 01-31 Mayıs 2013 Mükellef Bilgileri Bildirimi 01-31 Mayıs 2013 2012 Yılı Çevre Temizlik Vergisi I. Taksit Ödemesi 01-31 Mayıs 2013 2012 Yılı Emlak Vergisi I. Taksit Ödemesi 01-31 Mayıs 2013 Kurumlar Vergisi Mükellefleri İçin Vergi Levhasının İnternet Vergi Dairesi Üzerinden Yazdırılarak Alınması 01-31 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin Primlerin Ödenmesi 01-31 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır. Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık-Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. YAYIN KURULU • Prof.Dr. Lütfü ÇAKMAKÇI • Dr. Umut TOPRAK • Dr. Hilal TUNCA • Dr. Tuba ŞANLI • Dr. Caner KOÇ • Dr. Bediha DEMİRÖZÜ • Dr. Güray AKDOĞAN • Dr. Levent DOĞANKAYA • Dr. Yener ATASEVEN • Dr. Özdal KÖKSAL • Dr. Neşe N. TOPRAK • Dr. Selen AKAN • Dr. Selen Deviren SAYGIN SA M LA AÇLI KOO P RI M Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. ER V E D İ Ğ E R TA LİKLERİ M E RK – sürecek - 01-27 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Ödenmesi BİR Sonra, her biri 3-5 oğul, hısım vb. sahibi olan aracı-tefeciler kaba kuvvetle kooperatifi dağıtmak istemişler, ancak kooperatif yöneticileri onların külhanbeylerine karşı kendileri de külhanbeyi tutabilecek duruma geldikleri için bas- Bunun üzerine iftiralar başladı. “Aslan Eyce’ye Rusya’dan yardım geliyor, kooperatif hareketini bu yardımlarla sürdürüyor ”deniliyordu. : “Aslan Eyce kalede Rusya’yla telsiz görüşmesi yapıyor” deniliyordu. “12 Mart dönemi benim en çok suçlandığım dönem oldu” diyor Eyce. “Bu dönemde hakkında en çok ihbar yapılan kişi de bendim. Ancak Mersin valisinin beni çok yakından tanıması ve beni koruması sayesinde başıma bir felaketin gelmesi önlenmiş oldu. Motorlarla yurt dışına anarşistleri kaçırdığım, bilmem ne Kıvılcım’ı Silifke’de barındırdığım, kayıkla kaçtığı anlaşılınca bunu da benim sağladığım balonlarını uçuruyorlardı. Bir defasında ben evde yokken evimi açıp aradılar, alt üst ettiler. Sonradan kay- 01-27 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait Aylık Gelir/ Kurumlar Vergisi Stopajının Ödenmesi F Ancak kooperatifin kuruluş ve gelişmesini baltalama bunlardan ibaret değildir. Her şeyden önce kamu kuruluşları kooperatif kurulmasını kolaylaştırırcı olmamışlardır. İrfan Erdal’ın da anlattığı gibi, bir tüzük örneğinin Ticaret Bakanlığından gönderilmesi 6 aydan fazla zaman almıştır. 12 Mart Dönemi “Ayrıca biz balıkçılar sinirli insanlarız. Sık sık birbirimizle dalaşır; birbirimizi kırabiliriz. Aslan bey soğukkanlılığı, mantığı sayesinde bizi birbirimizle anlaşmazlığa düşmekten korur, çıkan anlaşmazlıkları çözer. O olamasaydı kooperatif dağılırdı. Ancak bu kadar yıl geçti aradan ve ortaklar kooperatifi iyice benimsediler. Bugün Aslan Bey olmasa kooperatif şimdiye kadarki gibi hızlı bir gelişmeyi sürdüremezdi. Kredi bulmakta daha büyük sıkıntılarla karşılaşırdı. Ama artık kooperatif dağılmaz. Bu maya tutmuştur; geri gitmez. 01-24 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı İ AT Ve bu yoldaki suçlamalar hep sürdürülmüştür. Başlangıçta bir kısım balıkçı üzerinde etkili olan bu iftiralar, sonraları hiçbir balıkçı tarafından ciddiye alınmamış, ayrıca, başka üretim dallarında (örneğin narenciye, yerfıstığı vb.) kooperatif kurmaya girişen yöredeki başka köy ve kasabalar halkınca da değersiz savlar olarak alınmaya başlamıştır. Bir başka örnek, “ben Taşucu’ndaki balıkçıların en cahili, iki sözü bir araya getirmekten en çok aciz olanıyım” diyen Mehmet Yürüsün şunları ekliyor: “Ama birisi bana kooperatif aleyhinde bir şey söylemeye kalksa, kooperatife ortak oldun da ne kazandın diyecek olsa, bir saniye bile dinlemem onu. Kooperatif aleyhinde hiçbir şey söyleme de ne söylersen söyle derim. İstersen sen de 100 tane kooperatif kur, hepsine ortak olurum” derim. en çok tefecinin bulunduğu yer Silifke diyebiliriz. Fıstık üreticisi ve öbür toprak ürünleri üreten köylülerin emeği, tefecilik yoluyla Silifke’de çok büyük milyoneri ortaya çıkarmıştır. %100 faiz ödeyen üretici köylü Silifke’dedir. Ve bu uzun yıllar devam etmiştir. Köylü tefecilikle %35 toprağını tefeciye kaptırmıştır. Ekonomik gücünü yitirmiştir. Bizim kooperatif hareketinin başarısından sonra yer fıstığı kooperatifinin de kurularak başarılı olması fıstık üreticisini %70 kurtarmıştır.” 01-23 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin Verilmesi MA Her şeyden önce artik çiğnenmiş sakız durumuna gelen “komünistlik” suçlamasıyla karşılaşmıştır kooperatif. Muhasebeci 01-23 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait Aylık Gelir/ Kurumlar Vergisi Stopajının Beyanı, IN Üreticinin emeğini değerlendirmek üzere elbirliği yapmaya her kalkışında olduğu gibi, Taşucu’nda da balıkçıların kooperatif kurmaya kalkışmaları, aracılık-tefecilik yapanların ve onlarla çıkar birliği içine giren kamu görevlilerinin türlü baskılar uygulamalarına “Kooperatife karşı bugüne yol açar. Kooperatifimizi yeterince takadar süren komünistlik nıyabilmemiz için özellikle önderlerin ne türlü mücadeleler vermek zorunda isnatları tefeciler tarafından sürdürülüyor. Türkiye’de kaldıklarını bilmek gerekir. Murat AKBABA 01-20 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi, K Bu arada kooperatife öncülük yapan Aslan Eyce’ye de yaklaşılmak istenmiş, kimi kez açıkça, kimi kez üstü örtülü olarak uyarılar yapılmış. “Baldırı çıplaklarla değil, kendisi gibi ticaret erbabı olan kimselerle işbirliği yapması gerektiği” bu yolla kendi servetini de kat kat artırabileceği hatırlatılmıştır. Ancak bu baskılardan da olumlu bir sonuç elde edemezler. Eyce kendi kişiliğine yönelen bu baskıları şöyle anlatıyor: 1. Dönemine (Ocak - Şubat-Mart /2013) Ait Gelir / Kurumlar Geçici Vergisinin Ödenmesi, L Baskılar, Baskılar Silifke Kalesinden Rusya’yla Telsiz Konuşması 01-17 Mayıs 2013 KA Bu davranışlar ortakların dayanışmasını sağladığı gibi, geleceklerine bakmalarına, birbirlerine inanmalarına yardımcı olmuş, bir ortaklık bilinci oluşturmuştur. kıcılar bu yoldan da başarılı olamamışlardır. Bu arada değinilmeden geçilemeyecek bir olay da şu: 1970 yılında kooperatif binalarından birisinin kapısına “Kooperatif Kur, Sefaletten Kurtul” diğerinin kapısına da “Emek Birleşmezse, Özgürlük Olmaz.” Cümleleri yazılır. Bunun üzerine bir yaygaradır kopar. Komünizm propagandası yapılıyor diye savcılığa ihbar yapılır. Polis kooperatifçileri savcılığa götürür. Savcılık ifadelerini alır ve serbest bırakır. Bunun üzerine yukarıdaki cümlelerin altındaki Taşucu Balıkçılık Kooperatifi yazısı silinir ve yerine Mustafa Kemal Atatürk yazılır. Böylece sorun giderilmiş olur. 2013 Yılı Mayıs ayı içerisinde yapılması gereken yükümlülükleri aşağıda madde madde sıralanmıştır. Ğİ • KÖY Balıkçılar sigorta kapsamına girmezler. Fakat yatakta yattığı sürece kooperatif hem kendisine bakar, hem de doktor parasını, ilaç parasını öder. Köy-Koop Eski Genel Başkanı Sevgili kooperatifçiler, RLİ Çıplak Hasan’ın öyküsü ise daha da ilginç, 750 lira aylıkla kooperatifte satış memurluğu yapmaktadır. Yönetim kurulu 1973’te kumar oynadığı gerekçesiyle kooperatifteki işini bırakmasını ister. Ancak Çıplak Hasan bu arada bir gece felç geçirir. Bundan sonrasını Çıplak Hasan şöyle anlatıyor: “Ben işten kovulacağımı beklerken Mersin sigorta hastanesinde tedavi edildim. Ne var ki, tam iyileşme mümkün değildi. Bunun üzerine kooperatif başkanına dedim ki, hastane bana işbaşı vermiyor, ama siz beni oğlum mektebini bitirinceye kadar çalıştırın. Sağ olsunlar kabul ettiler.” Mehmet Hadi İLBAŞ makam bu işi sivil polislerin yaptığını itiraf etti. Ancak beni savunan halk kesimi de suçlayanlar kadar genişlemiş bulunuyordu. Bir defasında da Silifke’deki tüccar-tefeciler benim tutuklanacağım konusunda kesin haber almışlar ve bunu kutlamak üzere Çamdüzü denilen yerde toplanıp kadeh kaldırmışlar. Benim bir şeyden haberim yok. Yalnız hep belirli kişilerin tuplanmakta olması karşısında o gün mağazamı geç kapattım. Her zamanki gibi 18.30 da kapasam kaçtı diyecekler. Böyle gergin bir hava var. Bir ara bir polis komiseri ciple geldi. Ben kapıya doğru yöneldim. İçimden de “yalnızca düşüncelerini birçok öğretmen tutuklanıyor. Oysa ben düşüncemi söylemek yanında eylemde de bulunuyor, üreticinin birleşerek aracı-tefeciden kurtulmasına çalışıyorum. Asıl benim gözaltına alınmam gerekir” diyordum. Ama baktım komiser gerisingeriye cipine binip uzaklaştı. O akşamdan itibaren başlayarak birkaç gün süreyle yolda karşılaştığım tanıdıklar hep “geçmiş olsun Aslan Bey” diyorlardı. Bense her şeyden habersiz “hayrola ne var?” diye sorduğumda onlardan benim tutuklanmış olduğum haberinin çıkarıldığını, tüccar-tefecilerin bunu kutlamak üzere içkili toplantı yapmış olduğunu öğreniyordum. Bunlar da halk üzerinde aleyhimde izlenimler ve kanılar yaratılmak için başvurulmuş taktiklerdi.” Bütün bu suçlamalardan umdukları sonucu alamayınca şimdi bir de “Aslan Eyce’nin çıkarı olmasa bu hareketin başında olmaz ; işini gücünü bırakmaz” diyor, başka deyişle Eyce’nin kişisel çıkar için bu işle uğraştığı suçlamasını yapıyorlar. Kooperatif ortaklarıyla bu konuda yaptığımız özel görüşmelerde hiçbir ortağın bu suçlamaları ciddiye aldığını görmediğimiz gibi, tam tersine Eyce’nin kişisel servetini ve ticari itibarını her zaman kooperatifin hizmetine verdiğini; böyle bir başkanları olmasaydı birçok güçlüğün üstesinden gelemeyeceklerini, örneğin Ziraat Bankasından alabildikleri krediyi almalarının olanaksız sayılabileceğini söylemişlerdir. Balıkçı İrfan Erdal, Ahmet Gençler, Kemal Çapkan, Veli Kamil, Aziz Dölek (belediye başkanı) ve daha birçokları Aslan Eyce hakkında şunları eklemişlerdir: “Asla Bey olmasaydı, kooperatif yine kurulurdu. Çünkü kurucu 16 ortak iyice kararlıydılar. Ama Aslan Bey olmasaydı kooperatif yaşamazdı. O kendi kasasından kooperatifin ihtiyaçlarını karşılayan bir adam. . Başka kimsenin bunu yapacak durumu yok içimizde Aslan Bey bırakın kooperatifi, herhangi bir yoksulun çocuğunun hasta olduğunu duysa, yardımına koşar. Bütün halkın ihtiyaç ve sıkıntısına koşan bir adamdır. Allah ona uzun ömür ve sağlık versin.” Bİ Kooperatifin ortaklarına yardımları sürüyor. 1970 yılında ortak balıkçılardan İsmet Şahin Ankara’dan gelen konuklarla birlikte denizde fırtınaya tutulur ve boğulur. İsmet Şahin’in 5 çocuğu ve karısı kimsesiz kalır. Kooperatif yönetim kurulu 400 lira aylık bağlar bu balıkçının ailesine. Belediyeden ucuza arsa alarak, halkın katkısıyla bir de ev yaptırırlar. Z Dünden Bugüne Kooperatifçilik -18- E 4 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet VAROL Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Reklam Müdürü: Yasemin ACAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95-96 Faks: 0312. 419 63 95-96 Web: www.koy-koop.org • E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Mayıs 2013 ANKARA Baskı: Atalay Matbaacılık Ltd. Şti. Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA Tel: 0312. 384 41 82 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 GÜNDEM 5 Köy-Koop Kastamonu Birliği 2012 Yılı Genel Kurulu’nu Yaptı Köy-Koop İzmir Birliği ‘Kooperatifçilik ve Yerel Yönetimler’ Paneli Düzenledi »» S.S. Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği’nin (Köy-Koop) 2012 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı 27 Nisan 2013 tarihinde Kastamonu Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü Toplantı Salonunda yapıldı. »» Köy-Koop İzmir Birliği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak düzenlediği Panel 20 Nisan 2013 tarihinde Bayındır-Zeytinova’da gerçekleşti. Divan Başkanlığını Or-Koop Bolu Birlik Başkanı İdris Şenel’in yaptığı Genel Kurul Toplantısı’nda gündem maddeleri görüşüldü ve maddeler oy birliği ile kabul edildi. Yönetim ve Denetim Kurulu ile Merkez Birliği Temsilcilerinin görev sürelerinin belirlenerek seçimi yapıldı. Yaklaşık 200 kişinin katılımı ile gerçekleşen 2012 Yılı Genel Kurul Toplantısına, Köy-Koop ve Or-Koop Merkez Birliklerinden yetkililer, resmi kurum ve sivil toplum kuruluş temsilcilerinin katıldığı toplantıda, Birliğin bir yıllık faaliyetleri değerlendirildi. Özellikle orman üretiminde yaşanan sorunlar, dikili satış konusu gündeme geldi. Toplantıda Birlik Başkanı Erol Akar, Köy-Koop Merkez Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Mahmut Barış Aydın ve Bolu Birlik Başkanı İdris Şenel konuşma yaparak katılımcıların kendilerine yönelttiği soruları cevaplandırdılar. Olağan Genel Kurulda açılış konuş- masını yapan Birlik Başkanı Erol Akar, “Birliğimizin 2012 yılı faaliyet döneminin değerlendirileceği olağan genel kurulumuzu gerçekleştiriyoruz. 17 yıldır bu görevi başarılı bir şekilde devam ettirerek bu günlere kadar getirdik. Artık gençlerimizi de yerimize yetiştirmek istiyoruz ve onlara bu işi öğretmeye de başladık. Görev süremizde ortaklarımız için birçok proje ve çalışmaları da gerçekleştirdik.” diye konuştu. Akar, Birlik olarak 2012 yılında; “Süt pazarlama faaliyetleri”, “Yem Tesisi Projesi”, “Ormancılık Faaliyetleri”, “Proje ve Eğitim çalışmaları” ile “Yeniden Yapılanma” başlıkları altında detaylı bir değerlendirmede bulundu. Gündemin 16. maddesinde, Yönetim ve Denetim Kurulu üyeleri ile Merkez Birliği Temsilcilerinin görev sürelerinin 2 yıl uzatılması belirlenerek seçim gerçekleştirildi. Yönetim Kurulu Yapılan seçim sonrasında Yönetim Kurulu Asil Üyeliklere; Erol Akar, Sedat Özcan Özdemir, Celal Çetinkaya, Şevket yerli ve Ahmet Aygün seçildi. Denetim Kurulu Denetim Kurulu Üyeliklerine; Sadık Söylemez, Necmi Aladağ ve Nafiz Çıkırık seçilirken, Merkez Birlik temsilciliklerine de Erol Akar, Celal Çetinkaya, Necmi Aladağ, Sedat Özcan Özdemir ve İsmet Şenol seçildi. Panelde bir araya gelen kooperatif başkanları, güçlü bir kooperatifçiliğin köyden kente göçü önleyeceğini savundu. Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu ise “Herkes kooperatif kurarsa, gücünüzü bölmüş olursunuz” deyip önerisini ekledi: “Tarlada birleşemiyorsanız pazarda birleşin. Kooperatif ve birlikler, Küçük Menderes Havzası Kooperatifler Birliği gibi bir örgütlenmeye girsin.” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun açılış konuşmasını gerçekleştirdiği paneli Prof. Dr.Mustafa Kaymakçı yönetti. Köy Koop İzmir Birliği Başkanı Muhittin Akbulut, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, Ödemiş Bademli Fidancılık ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selçuk Bilgi, Bayındır Çiçek Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ersoy Sümerkan ve Urla Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Sever panelist olarak katıldığı panelde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren kooperatiflere destek olduklarını hatırlattı. Küçük Menderes Havzası’nda yetişen ürünlerin sıkıntılarına ve küçük çiftçinin pazara hakim olamamasına değinen Başkan Kocaoğlu, “Eğer tarlada birleşemiyorsak, pazarda satışta birleşmemiz ve bunu kooperatifler aracılığıyla yapmamız gerekiyor. Bizden önce kurulmuş ve büyümelerine destek verdiğimiz kooperatiflerin bazısı belirli bir tanınırlığa ulaştı. Ama yeni kurulanlar birden bire pazarlama faaliyetine giremediği için hem üyeler de hem de kooperatif başkanları sıkıntı çekiyor” dedi. “Kooperatifler birleşsin” Süt Kalitesinin Desteklenmesi Kapsamında Üreticiye Hayvan Başına 50 TL »» 8 Nisan 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla yönetmelikte belirlenen şartları taşıyan üreticiler destekten yararlanabilecek. Türkiye’nin en önemli süt üretim merkezlerinden biri olan İzmir’i hastalıklardan tamamen ari bir bölge haline dönüştürmek isteyen Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün eli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla daha da güçlendi. 2012 yılında 1 milyon 334 bin 326 ton sütün üretildiği İzmir’de ari işletme sayısının yanında süt kalitesini de arttırmak isteyen İl Müdürlüğü, Resmi Gazete’de 2013 yılında yapılacak ‘Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar’ gereğince yönetmelikle belirlenen şartları taşıyan üreticilere yağ, protein, somatik hücre analizleri için destekleme ödemesi yapabilecek. ‘Islah Amaçlı Süt Kalitesinin Desteklenmesi Projesi Kapsamında’ başta İzmirli üreticiler olmak üzere yapılacak analizler için Ankara, Balıkesir, Bursa ve Tekirdağ illerindeki üreticiler hayvan başına 50 lira destekleme ödemesi alacak. Öte yandan manda, koyun ve keçiden üretmiş olduğu çiğ sütü ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir hayvancılık örgütüne üye olan yetiştiriciler litre başına 0,2 lira desteklenecek. İnek sütü için ise soğutulmuş süte farklı olmak üzere Bakanlığın belirleyeceği dönemler ve miktarlar üzerinden ödeme yapılacak. Bunun bir çözümü olduğunu dile getiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Bayındır Çiçek Kooperatifi, Tire Süt Kooperatifi, Bademli Kooperatifi gibi üretim ve pazarlama faaliyetlerini belirli bir noktaya getirmiş, rüştünü ispat etmiş üç kooperatifimiz var. Ya her kooperatif bu üç kooperatifin çile- keş, dikenli yolundan geçerek kendisi marka olmaya çalışacak ya da bu kooperatiflerin kendilerine uygun olanıyla birlikte örgütlenecek. Küçük Menderes’in tarımda ve kırsalda kalkınması için yapması gereken bu iki yoldan bir tanesi. Herkes kooperatif kurarsa, gücümüzü bölmüş oluruz. Benim sizlere önerim, kooperatif ve birliklerin, bir ana birlik ya da Küçük Menderes Havzası Kooperatifler Birliği gibi örgütlenmeye girmesidir. Pazarlama faaliyetlerinin Küçük Menderes olarak hep birlikte yapılması iyi olur” dedi. sorun. Altyapı eksikleri de mevcut. Ayrıca denize hiç su göndermeyecek göletlerin bu bölgede yapılması gerekiyor” dedi. Bölgede süt toplama adı altında adeta tefecilik yapanların olduğunu iddia eden Eskiyörük, mutlaka kooperatifçiliğin yapılması gerektiğini söyledi.Tire Süt Başkanı, “Köyden kente göçü ancak kooperatifçilikle durdurabiliriz. Sosyal ve toplumsal barışın sağlanmasının asıl formülü de bu” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne kooperatifleri desteklediği için teşekkür eden Eskiyörük, bir kooperatifler pazarı kurulması ve Küçük Menderes Havzası’nda bir tarım festivali oluşturulması için Başkan Kocaoğlu’ndan destek istedi. “Üretici ekmek yedi” İzmirli kooperatifçiler olarak çok şanslı olduklarını kaydeden Köy Koop İzmir Birliği Başkanı Muhittin Akbulut, “Çünkü başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere İzmir’deki yerel yöneticiler kooperatifçiliğe şaşı bakmıyor, doğru bakıyor” dedi. “Köyden kente göçün önlemi kooperatifçilik” Tarımsal sanayinin yetersiz olduğunu ifade eden Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, üretim, sanayi, ticaret ve tüketimin hep birlikte olması gerektiğini söyledi. Türkiye’de kooperatifleşmenin zayıf olduğunu belirten Eskiyörük, “Planlı üretimin olmaması da büyük bir Bayındır Çiçek Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ersoy Sümerkan ise Bayındır’daki çiçekçilik kooperatifi gibi Bademli ve Tire’nin de gün geçtikçe büyüdüğüne dikkat çekti. Küçük Menderes’teki kooperatiflerin marka olmasında çok büyük payın yönetici ve üreticilerin büyük özverisi olduğunu söyledi. Sümerkan, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız devlet politikası olması gereken bir yöntemi başlattı. Üreticiler onun sayesinde ekmek yedi. Bu Başkan’ın insanı sevmesinden, tarıma sahip çıkmasından, sosyal demokrat olmasından ve dünya görüşünden kaynaklanıyor” diye konuştu. Urla Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Sever de, insan birikimi, hava, su, coğrafya gibi avantajları kullanarak birlik için üretim yapılması gerektiğini söyledi. FDA, Aromalı Sütler İçin Görüşünü Açıkladı »» Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Uluslararası Süt Ürünleri Derneği (IDFA) ve Ulusal Süt Üreticileri Federasyonu’nun (NMPF) Mart 2009’da verdiği “güvenli ve uygun tatlandırıcı” ile üretilmiş süt ürünlerinin tanımlanması ile ilgili dilekçenin halkın ilgisini çektiğini, ancak karmaşa yarattığını bildirdi. FDA ve NMPF’nin dilekçesinde yer alan isteğin onaylanması halinde, ABD okullarında süt tüketiminde meydana gelen düşüşün durdurulabileceği ve sütün tatlandırıcı kullanılan diğer içeceklerle yarışabilir hale geleceğine inanılıyor. Teklife görüş bildirme süresi 21 Mayıs 2013 tarihinde sona erecek. Mevcut ABD regülasyonunda, tanımlanan standartlar içinde yer almayan katkı maddelerinin etiket üzerinde bildirilmesi gerekiyor. Örneğin şekerin aspartam ile değiştirilmesi sonucunda ürünün kalori değerinde düşme yaşanacağı için ürün etiketinde, “kalorisi azaltılmış” ifadesinin yer alması gereki- yor. Önerilen değişiklik talebinde, tatlandırıcıların mevcut sistemde katkı olarak listelendiği, dolayısıyla da ilave açıklama yapılmaması gerektiği savunuluyor. IDFA İletişim Başkan Yardımcısı Peggy Armstong, konuyla ilgili bilgi kirliliği yapıldığını, normal süte tatlandırıcı katılmasının talep edildiğini ve tatlandırıcı kullanılan ürünlerde de bu bilginin saklanmak istendiği yönünde asılsız iddialara yer verildiğini belirtti. Armstrong, “Tüm katkıların etiket üzerinde belirtilme zorunluluğu var. Süt endüstrisi inovatif yönünden çok hızlı gelişiyor ve doğal katkı maddeleri bulunabiliyor. Dolayısıyla hiçbir endişe ortamı yaratılmasın. Çünkü tüm bilgilerin etiket üzerinde olması gerekiyor ve biz de bunu savunuyoruz.” şeklinde konuştu. 6 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber TARIM Avrupa Birliği ve Türkiye Tarımı »» Türkiye’nin 1996-2012 yılları arasında AB ülkeleriyle yaptığı ticarette AB lehine verilen toplam açık 210,2 milyar dolar olmuş. Bu açıkta, GB anlaşmasının, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları(STA)’nın da rol oynadığını belirten Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Büyükekşi: “…Haksız rekabete neden olan ve Türkiye’nin ithalatını körükleyen bu durum nedeniyle, yerli sanayimiz güç durumda kalırken, Türkiye adeta bir ithalat cennetine dönüşüyor. Cari açığımız artarken, dış ticaret açığımız yüksek seviyelere ulaşıyor. Haksız rekabete neden olan bu durum, ülkemizin ekonomik kırılganlığını arttırıyor. Buradaki en büyük problem, Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne AB üyesi olmadan giren tek ülke olmasından kaynaklanıyor. … 1 Ocak 1996’dan yürürlüğe giren Gümrük Birliği’ne başlarken yapılan yanlışı şimdi düzeltmemiz gerekiyor.” demiş (29 Mart 2013 Hürriyet Gazetesi) Günaydın diyelim ve bir tespit yapalım: “Görünen Köy Kılavuz İstemiyor”du. AB’nin gerçek yüzünü görenler, bu birliğin özünde uluslararası şirketlerin çıkarlarını gözetmek, pazarlarını büyütmek ve üçüncü dünya ülkelerinin pazar ve siyasetlerini denetlemek üzere kurulduğunu, Türkiye’ye yarar getirmeyeceği yazmış ve çizmişlerdi. “Onlar Ortak, Biz Pazar Olacağız” demişlerdi. 1996’da tek taraflı olarak imzalanan GB Antlaşması’yla Türkiye’nin uğradığı zararlar ve AB’ye alınacağız diye verilen siyasal ödünler, bu görüşü savunanları haklı çıkarmıştır. Görülüyor ki, Türkiye, AB’ ye alınacak mı ya da girecek mi tartışması abesle iştigaldir, tam tersi AB, Türkiye’ye çoktan girmiş durumdadır. Türkiye’nin AB ve AB dışı dünya ile ticari ilişkileri Brüksel’in ipoteği altındadır. Bu nedenle Türkiye ekonomisi bütünüyle AB’nin ve ABD’nin denetimine girmiş bulunmaktadır. AB’nin dizginleri, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi geçmişleri sömürgeci olan ülkeler ve onların denetimindeki şirketlerin (bunun tersi de doğrudur) elindedir. AB’de egemen olan üretim biçimi ve ilişkileri kapitalizmdir. Bu durum, AB ülkelerinin içinde de gelir dağılımı giderek bozmakta ve işsizliği körüklemektedir. AB İle İlişkiler Türkiye Tarımını Nasıl Etkiledi? AB ile ilişkiler Türkiye Tarımını da birçok açıdan etkiledi. Bunlar şöyle özetlenebilir; Türkiye’de Tarımsal KİT’ler özelleştirme sürecine sokuldu. Tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesiyle örgütsüz kalan çiftçiler, örgütlenmiş şirketler önünde sahipsiz bırakıldı. Bunun sonucu olarak yoksullaşan küçük ve orta ölçekli işletmeler tasfiye olmaya başladılar. Kırdan kentlere göç hızlandı. Tarımsal desteklemeler giderek azaltıldı. Var olan desteklemeler de Türkiye tarımının bel kemiğini oluş- Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi [email protected] turan küçük ve orta ölçekli işletmelerden daha çok, çok az sayıdaki büyük kapitalist işletmelere aktarıldı. Büyük kapitalist işletmelerin özendirilmesi, tarımsal girdiler (tohum, damızlık, ilaç, gübre gibi) de dışa bağımlılığı artırdı. Türkiye, AB ağırlıklı şirketlerin pazarı durumuna geldi. KİT’lerin özelleştirilmesi ve desteklemelerde izlenen politikalar, tarımsal üretimde gerilemeleri ortaya çıkardı. Bu sonuç, tarımsal girdilerde olduğu üzere Türkiye’yi üç önemli grup tarım ürünlerinde dış alımcı duruma getirdi. Enerji (buğday, yağ bitkileri gibi), protein (kırmızı et ve süt ürünleri) ve giysi gereksinimi (pamuk ve yapağı gibi) sağlayan ürünlerde Türkiye net tarım ürünleri dış alımcısı oldu. Türkiye’nin tarım ürünleri deseni, AB’nin ve Batı’nın gereksinmelerine göre şekillendirilmeye başlandı. Bu bağlamda, Türkiye Batı’nın meyve ve sebze ambarı olacakmış, şimdilerde bu söyleniyor. Organik tarım bile, Batı’nın gereksinmelerine göre yapılıyor. Oysa organik tarım şeklinin en temel ilkesi, yerel üret, yerel tüket ilkesidir. Bu unutturuluyor. Bir başka tarım deseni değişikliği hayvansal üretimde yaşandı. Hayvan ürünleri içinde, sığır ve tavuk öne çıkarıldı. Koyun ve keçi ihmal edildi. Küçükbaş hayvan sayısı hızla azaldı, ancak sonucu Türkiye için hazin oldu, kırmızı et üretiminde alarm zilleri çalmaya başladı. Tarım ürünleri üretiminde azalma, Türkiye’yi kaçakçılar ülkesi durumuna soktu. Her türlü tarımsal ürün Türkiye sınırlarından girer çıkar oldu. Kırsal Kesimde Yoksulluk Tavan Yaptı Sonuç olarak AB’ye güdümlü tarım politikalarıyla Türkiye’nin tarımsal üretimi azalmıştır. Ülke tarım ürünleri dış alımcısı olmuştur. Ancak bütün bunlar kadar düşündürücü ve hüzün verici durum, kırsal kesimde giderek artan yoksullaşmadır. TÜİK’in 2012 yılı için verdiği rakamlara göre kırda yaşayan nüfusun yüzde kırkına yakını yoksulluk içindedir. Bir başka deyişle her 100 kişiden 40’ı yoksul olmuştur. Tarımda yaşamakta olduğumuz olumsuzlukları daha da sıralamak mümkün. Ancak bütün bunlar Türkiye’nin ulusal ekonomi politikalarının, bir başka deyişle ulusal bir tarım politikasının olmayışından kaynaklanmıyor mu? Uzağa gitmeye gerek var mı? Ege’nin pamukçuları bunları görmeye başladılar. Eskiden ulusalcı söylemlere sıcak bakmayanlar bugünlerde ulusal politikalardan dem vuruyorlar. Tarım Sigortalarının Gelecek 10 Yılı Çalıştayı Düzenlendi »» Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) tarafından düzenlenen “Tarım Sigortalarının Gelecek 10 yılı Çalıştayı” Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in katılımıyla yapıldı. Çalıştayın açılışında bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, tarım sigortalarının ekonomik olduğu kadar sosyal boyutu da olduğunu belirtti. Babacan, Türkiye’nin stratejik ürünler bakımından kendine yeter durumda olduğunu ve tarımsal ihracatın her geçen gün artarak ekonomiye katkı sağladığını, kısa sürede tarım sigortası prim üretimi bakımından Avrupa’da üçüncü sırada bulunduğunu belirtti. Babacan, tüm çiftçileri tarım sigortası yapmaya çağırdı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı M. Mehdi Eker ise, "Türkiye'de ekili alanların sadece yüzde 8'i sigortalı. Hayvancılıkta ise durum daha kötü; oran yüzde 3. Bu çalıştayla bu oranları nasıl yüzde 60'lara 80'lere çıkarmalıyız bunun cevabı aranmalı." diye konuştu. Eker, Türkiye tarımında en önemli sorunun toprakların miras yoluyla parçalanmasını göstererek; 24 milyon hektar arazinin 30 milyon parsele bölündüğünün vurguladı. Türkiye'de sigorta konusunda hayvancılığın da kötü olduğunu söyle- yen Bakan Eker, Türkiye'de 14 milyon büyükbaş havyanın olduğunu ancak bunlardan sadece bir milyon 200 bin havyan için sigorta priminin yattığını kaydetti. Çalıştay’da tarım sigortaları konusunda bugüne kadar yapılanlar değerlendirilecek, tüm paydaşlar düşüncelerini ve geleceğe dönük beklentilerini paylaşma fırsatı bulacak. Bu doğrultuda, tarım sigortaları konusunda gelecek 10 yıla ilişkin yol haritası çizilmesi hedeflenmektedir. Çalıştay’ın açılışına, milletvekilleri, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı, Türkiye Sigorta Birliği Başkanı, Tarım Sigortaları Havuzu Yönetim Kurulu Başkanı, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi A.Ş. Genel Müdürü’nün yanı sıra; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) yetkilileri, Çeşitli Kamu,Kurum ve Kuruluş Temsilcileri, Çiftçi Örgütleri, Sigorta Şirketleri, Türkiye’nin dört bir yanından Acenteler, Brokerlar, Üniversiteler, Araştırma Enstitüleri, Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Odaları, Dernekler, Vakıflar, Tarım Sigortaları Havuzu Eksperleri, Çiftçiler, Üreticiler, Yetiştiriciler, yabancı konuklar ve basın mensupları katıldı. Kuru Meyvecilerden Okul Sütü Benzeri Proje Devletten Keçilere İade-i İtibar! »» Ege İhracatçılar Birliği ve Güneydoğu İhracatçılar Birliği işbirliğiyle oluşturulan Kuru Meyve Tanıtım Grubu, İzmir Ticaret Borsası'nda toplandı. »» 1956 tarihli Orman Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden bu yana ormana zarar veren etkenler arasında gösterilen kıl keçilerinin “olumsuz imajı” sona erdi. Toplantıda, Malatya Ticaret Borsası Başkan Yardımcısı Gürsel Özbey, ilköğretim çağındaki çocukların sağlıklı gelişimi için Okul Sütü benzeri bir projeyi hayata geçirmek için toplandıkları bilgisini verdi. Özbey, bu toplantının asıl amacının ilköğretim çocuklarına kuru meyveyi ne şekilde ulaştırabilirizi konuşmak olduğunu belirterek "Okul sütü gibi bir proje düşünülüyor. İnşallah muvaffak olunacaktır. Canı gönülden destekliyorum. Bu toplantının sonunda tanıtım grubunun katkılarıyla buna karar verileceğini sanıyorum. İnşallah toplantıdan hayırlı bir karar çıkacak" dedi. Türkiye'nin kuru incir, üzüm, kayısı, fıstık gibi ürünlerin ihracatında dünyada önemli bir konuma sahip olduğunu belirten Gürsel Özbey, zaman zaman rekolte ve üretime bağlı sıkıntılar yaşanmasına karşın sektörün giderek büyüdüğünü söyledi. Keçiler yangınla mücadelede devlete yardım edecek. Her şey 2008’de Orman ve Su İşleri Bakanlığı 6. Bölge Müdürü Adnan Yılmaztürk’ün öncülüğünde hazırlanan raporun Başbakan Erdoğan’a sunulmasıyla başladı. Konu Meclis’e de taşındı. Bundan sonra keçilere yönelik otlatma yasağı kaldırıldı. Çok yakında ise hayata geçirilecek “planlı otlatma” ile keçiler yangınla mücadelede rol alacak. Yılmaztürk, planlı otlatma yapılırsa keçilerin ormana hiçbir zarar vermeyeceğini belirterek “Keçiler ağaç diplerindeki çalı çırpıları yiyerek, iki metreye kadar ağaç dallarını budayarak yangına karşı set alanları oluşturur” dedi. Orman yangınlarında keçilerin açtıkları patikalar, yangın emniyet yolu olarak kullanılıyor. İnsan eliyle bu patikaları açmak yüksek maliyet gerektiriyor. ABD, yangınlarla mücadelede keçileri etkin şekilde kullanıyor. Ulusal Süt Zirvesi, Mayıs’ta toplanacak »» Ulusal Süt Zirvesi, 20-21 Mayıs 2013 tarihlerinde İzmir’de yapılacak. Zirveye ulusal ve uluslararası düzeyde bini aşkın sektör temsilcisinin katılması bekleniyor. Ulusal Süt Zirvesi’nin tanıtım kokteylinde bir araya gelen sektör temsilcileri, sektörün merkezi konumundaki İzmir’in daha aktif rol alması görüşünde birleşti. İzmir Gıda Tarım Hayvancılık İl Müdürü Ahmet Güldal, İzmir’in sütün başkenti olmasının önemini vurguladı. Zirveye maddi destek verdiklerini vurgulayan İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş da, “İzmir sütün başkentidir. Bu zirve sektörün içinde olan herkese fayda sağlayacak.” diye konuştu. Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk, süt ürünlerinin ihracatındaki sorunların giderilmesi için çalışmalar yapıldığını belirtirken, Platform Fuarcılık Genel Müdürü Kudret Çiçekçi ise zirvenin Türkiye süt sektörünün yanı sıra İzmir’e de canlılık getireceğini ifade etti. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TARIM 7 Kooperatif Kuruluşun Ayırıcı Özellikleri Peynir Festivali'nde 250'den Fazla Peynir Var »» Kooperatif işletme, ortaklaşa mülkiyet ilkesine dayanan kendine has yapıda bir işletmedir. »» Türkiye'nin Ulusal Peynir Festivali (Cheese Fest. Türkiye 2013), İzmir ve Mersin etkinliği yapıldı. Kooperatifler her şeyden önce “insan-halk” birleşmelerinin özel bir şeklidir. Fakat bu halk birleşmelerinin tek şekli olduğu anlamına gelmez. Kooperatifler yanında mesleki çıkarları savunan dernekler, sendikalar ve hatta politik amaçlı siyasi partilerde halk birleşmeleri şeklinde olabilir. Ancak bu birliklerle kooperatif kuruluşlar arasında, hem amaçlar ve hem de amaçlara ulaşmak için kullanılan araçlar bakımından farklılıklar vardır. Kooperatiflerin temel amacı, ortakları ile piyasa arasındaki geçit noktalarında bulunan aracıların güçlerini zayıflatmak ve bu geçit noktalarını kendisinin denetleyebileceği bir piyasa örgütlenmesi içinde yer almaktır. İkinci derecedeki amacı ise ilk amacına ulaşabilecek sosyo-ekonomik ortamın hazırlanmasına katkıda bulunmak, kendi amaçlarına yakın olan toplumsal kuruluşlarla işbirliği içinde hareket etmektir. Kooperatiflerin ilk hedefi, içinde bulundukları değişim ve ticaret ekonomisi tarafından yaratılmış olumsuz koşulları düzeltmek değildir, ancak ondan olumsuz yönde etkilenen kişileri bir araya toplayarak, onların mevcut koşullar içinde ekonomik varlığını korumaya ve geliştirmeye çalışmaktır. Charles Gide, kooperatiflerin bir takım ekonomik ve toplumsal çatışmaların nedenlerini ortadan kaldırarak, çatışmasız bir toplumun yaratılabileceğini iddia eder. Gide'e göre kooperatif çözüm bir çeşit toplumsal çatışmaların çözümünden başka bir şey değildir. Örneğin tarım-sanayi entegrasyonunda tarım için hammadde (gübre, ilaç, vb.) üreten tesislerin veya tarımsal ürünleri işleyen sanayilerin kooperatifler aracılığıyla kurulması halinde, bütün bu sektörlerdeki tesislerin sahipleri aynı kişiler olacağından, tarım-sanayi-ticaret arasında pazar düzeyindeki çelişkiler ortadan kalkacak, girdi ve çıktı kaliteleri yükselecektir. Demek ki, kooperatifler amaç bakımından diğer halk örgütlenmelerine göre daha değişik bir anlam taşımaktadır. Bu da kooperatifin kendi ortaklarını, piyasa ekonomisinin yaratmış olduğu olumsuzluklardan korumak ve bu amacını gerçekleştirmek için bütün piyasa ile ilişkiler kurarak, piyasada giriş ve çıkış noktalarını kontrol edebilmek için de her şeyden önce kooperatiflerin bir "işletme" sahibi olması gerekir. İşte kooperatifleri diğer halk örgütlenmelerinden ayıran ilk nitelik bu noktada belirmektedir. Kooperatifler bir yandan kişilerin birleşmesi demek olan dernek (association), diğer yandan bir girişim özelliğini taşıyan kuruluştur. Yani her kooperatif birbirine sıkı sıkıya bağlı bulunan biri toplumsal (birleşme olayı), diğerideekonomik (girişim olayı) iki öğenin birleşmesinden meydana gelen bir halk örgütüdür. Kooperatiflerin toplumsal öğesi, benzer gereksinimleri olan insanların gönüllü olarak bir araya gelmesi ve bu gereksinimlerini kişisel olarak değil de, ortaklaşa olarak karşılamak amacı ile birleşmeleridir. Ekonomi öğesi de, bir araya gelen insanların bu gereksinimlerini bir "işletme" aracılığı ile karşılamasıdır. Kooperatif işletme, ortaklaşa mülkiyet ilkesine dayanan kendine has yapıda bir işletmedir. Örneğin, ortaklaşa mülkiyet ilkesine göre bir kaç ekmek fabrikası kurulduğunu düşünelim. Bunlardan birincisi bir iş ortaklığı, ikincisi bir yardım veya hayır derneği, üçüncüsü belediye, dördüncüsü kişisel ihtiyaçları için bizzat tüketiciler tarafından ve beşincisi de fırın işçileri tarafından kendi emeklerini değerlendirmek için kurulmuş ve işletilmekte olsun. Dış görünüş ve teknik denetim bakımından bütün işletmeler aynı özellikleri taşır. Ancak bu işletmeler hakkında bazı soruların yanıtı arandıkça, aralarındaki farklar ortaya çıkmaya başlar. Örneğin: • Bu işletmeleri kuranların amaçları aynı mıdır? • Bu işletmeler kimler tarafından yönetilir? Sahipleri kimlerdir? Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN [email protected] • Bunlar kimlerin menfaatine çalışmaktadır? Şimdi yukarıda belirtilen beş ekmek fabrikası için sorulara yanıt getirmeye çalışalım: - Birinci fırın bir anonim şirket tarafından kurulmuştur. Kurucular fırını kendi ekmek ihtiyaçlarını karşılamak için kurmamışlardır. Yani kurucuların kendi gereksinimlerinin özelliği ile kurmuş oldukları işletmenin özelliği arasında bir ilişki yoktur. Anonim ya da sermaye ortaklığı şeklinde kurulmuş bulunan bu ekmek fabrikasının amacı, ortaklarına ait sermayeyi değerlendirmek ve kâr sağlamaktadır. Yani bu gibi girişimlerin tek amacı ve itici gücü kârdır. - İkinci ekmek fabrikası, yani bir yardım derneği tarafından kurulan işletme, onu kuranların kişisel ihtiyaçları göz önüne alınmadan yönetilir. Bu bakımdan sermaye ortaklığı girişimine benzemekle beraber, amaç bakımından ondan ayrılır. Bu ekmek fabrikası, ekmek gereksinimi olan muhtaç kişilerin bu ihtiyaçlarını karşılarken işletmeye "sermaye veren dernek üyelerinin" çıkarına göre yönetilmezler. Daha ziyade ekmek ihtiyacı olanların bu ihtiyacını karşılamak için yönetilirler. Yönetimde tüketicilere her hangi bir hak ve yükümlülük verilmez. Bu görünümüyle böyle bir ekmek fabrikası "sermayeye kâr arayan" bir işletmesi değil, bir "hizmet işletmesi" şeklindedir. - Belediye tarafından kurulan üçüncü ekmek işletmesine gelince; eğer bu işletme faaliyet alanında bulunduğu yörenin bir takım ortak ihtiyaçlarını karşılamanın yanında, aynı zamanda bir gelir sağlamak için kurulmuş ise bir "gelir işletmesi" sayılabilir. Eğer sadece beldenin genel yarar ve çıkarlarını korumak ve onlara hizmet etmek amacı ile kurulmuşsa, bu takdirde bir "hizmet işletmesi" sayılır. Ancak belediye işletmesi, birinci ve ikinci durumda açıklanan işletmeler gibi gereksinimi duyan kişiler tarafından değil, idarenin tek taraflı bir girişimi ile kurulmuş bir teşebbüs niteliğindedir. - Dördüncü ve beşinci ekmek fabrikalarına gelince, bunlar aynen yardım derneğinde olduğu gibi birer hizmet işletmesi niteliğindedir. Çünkü bu işletmeler, doğrudan hizmetten yararlananlar için kurulmuş ve bu amaçla yönetilmektedir. Yani ekmek fabrikası birinci halde kendisinden ekmek alan tüketiciler yararına, ikinci halde de mesleklerini (fırın işçiliği) icra etmek isteyenlerin yararına yönetilmektedir. Başka bir deyimle, burada işletmenin amacı ile bundan yaralananların ihtiyaçları arasında zorunlu bir ilişki ve uygunluk vardır. Yalnız burada yardım derneği işletmesi ile son iki tip işletme arasında yönetim bakımından, farklılık vardır. Yardım derneğinin ekmek fabrikası, yardım derneğine ait olup yönetimi yine yardım derneğince gerçekleştirilmektedir. Buna karşılık son iki tip ekmek fabrikasının mülkiyeti onları kuranlara ait olduğu gibi, onları yönetenler ve onların hizmetinden yararlanan aynı kişilerdir. İşte böyle kuruluşlara "kooperatif", hizmet veya mal üretmek için kurdukları işyerine de "kooperatif girişim" adı verilir. Burada açıklanan kooperatif tiplerinden birincisi bir tüketim kooperatifi, diğeri de işçi üretim kooperatifidir. Kooperatif sadece ticari ve ekonomik amaçlı bir işletme değildir. Kooperatif bir işletme sahibi olmakla birlikte, onun temel öğesi birlik, birleşme (association)'dir. Kooperatifin varlık koşulunu oluşturan şey ortakların ekonomik kaderlerine hakim olan iradeler olup, işletme bu amaca ulaşmak için bir araçtan başka bir şey değildir. Kooperatifçi selamlarımla… 12-14 Nisan 2013 tarihleri arasında İzmir’de Forum Bornova Alışveriş Merkezi'nde düzenlenen Peynir Festivali, ziyaretçilerden büyük ilgi gördü. Sektörün önemli isimlerinin biraraya geldiği festivalde; 20 peynir firması, 250'den fazla peynir çeşidi ziyaretçilerinin beğenisine sundu. Farklı şekillerde ve renklerde peynir kostümleri ile yapılan animasyonlar özellikle çocuk- ların ilgi odağı oldu. Ayrıca çocuk ve yetişkinlere yönelik etkinlik alanlarında ödüllü yarışmalar yapıldı. Türkiye Ulusal Peynir Festivali’ nin ikinci durağına 26-28 Nisan'da Mersin ev sahipliği yaptı. Etkinlik kapsamında, peynirden heykel yarışmasından, peynir fotoğraf sergisine, peynirli tatlılar yarışmasından, peynirin yapılışını anlatan sinevizyon gösteresine ve peynir resim yarışmalarına kadar birçok renkli etkinlikler düzenlendi. Festivallerle ilgili açıklamalarda bulunan organizatör Mehmet Efe, “ Türkiye Ulusal Peynir Festivali 2013 ile hem üreticileri hem de tüketicileri bir araya getireceğiz. Festival ziyaretçileri, katılımcılar aracılığıyla adını duymadıkları çok farklı Anadolu peynirleri ile tanışma ve tatma fırsatı bulacaklar. Bugüne kadar peynir festivaliyle ilgili her hangi bir şenlik veya fuar yapılmamasından yola çıktık ve peyni- rin kültürümüzde önemli bir yeri olduğu kanısına vardık. Avrupa’da 300 farklı peynir çeşiti bulunuyor ve bununla ilgili bir çok festival düzenleniyor. Yalnızca Anadolu’da 250’ye yakın peynir çeşitinin olması festivalin gerekliliğini kanıtlıyor.” diye konuştu. Türkiye Ulusal Peynir Festivali, 10-12 Mayıs’ta Forum Ankara Alışveriş Merkezi’nde, 24-26 Mayıs’ta Forum Trabzon Alışveriş Merkezi’nde yapılacak etkinliklerle devam edecek. Tarım Parsellerine Verim Atamasına Dayalı Destek Modeli »» Tarım Parselleri Verim Modeli Basın Bildirisi Model kapsamında 2012 Üretim yılı için, Parsel sınırları bilgisayar ortamına taşındı. Parsellerdeki toprak ve arazi özellikleri belirlendi. Parsellerdeki iklimsel değerler, Sulu veya kuru şartlarda üretim yapılıyor olması dikkate alındı. Uydu görüntüleri ve hava fotoğrafları kullanılarak sayısallaştırılan Tarım Parsellerinin kontrol çalışmalarının tamamlanmasıyla, kadastral parsel bazında verim hesaplanma çalışmalarına başlanmıştır. • Verim Haritalarının Oluşturulması • Kadastral Parsel Bazlı Verim Katsayısı Hesaplanması • Kadastral Parsellerin ÇKS ile Eşleştirilmesi • Kadastral Parsel Bazlı Verim Hesaplaması İl bazında verim haritalarının oluşturulması için Sayısal Yükseklik Modeli , Eğim Haritası, Toprak karakteristikleri kullanılmıştır. Ağırlıklı Çakıştırma Analizinde girdi olarak kullanılan bu veriler ile il verim haritası oluşturulmuştur. Tarım Parselleri Bilgi Sistemi kapsamında 47.049.788 Kadastro Parseli ve yaklaşık rızai taksimli 29.430.486 Tarım Parseli sayısallaştırılmıştır. Yeni Tarımsal Destek Uygulaması ile parametrelere dayalı doğru verim miktarına göre desteklerin ödenmesi sağlanmaktadır. Bu yöntem ile her türlü itiraz; gerçek, doğru ve konumsal verilerle ispatlanarak cevaplandırılabilecektir. Kadastro parselleri ile ÇKS parsellerinin entegre çalışması ile ÇKS’ye sahte mükerrer tapular ile destekleme alınmasının önüne geçilmiştir. Bunun yanı sıra ÇKS’de gerçek dışı ürün beyanlarının önüne geçilmiştir. Tarım Parsellerinin Belirlenmesiyle Destekler rasyonel, yönlendirici ve etkin bir şekilde kullanılacak, Arz açığı olan ürünler doğru bir şekilde belirlenerek bu ürünlerde üretim artışı sağlanacak, Doğal kaynakları korunması ve sürdürülebilir kullanımı sağlanacak, Tarımsal üretim planlaması sağlanacak, Böylece, hangi ürünün nerede ne kadar üretilebileceği belirlenecek, Çiftçinin geliri artırılacak. Konya Şeker Serada Yıkamadan Yenilen Domates Üretmeyi Başardı »» Hayvancılıktan tarıma varana dek pek çok alanda üretim ve imalat yapan Konya Şeker, özel ısıtma sistemli seralarda topraksız ortamda yıkanmadan yenilebilen salkım domates yetiştirmeyi başardı. 'Çatalhöyük' markasıyla tüketicilerin beğenisine sunulan domatesler, Çumra Şeker Entegre Tesisleri'nin üretim prosesinde kullanılan atık enerjiyle ısıtılan serada üretiliyor. Konya Şeker'in yeni ürünü olan Çatalhöyük domatesleri yurt içinde bütün marketlerde satılacak ve Rusya ile Hollanda’ya da ihraç edilecek. 4,1 milyon Euro'luk yatırımla, toplam 57 bin metrekarelik alanda kurulan seralarda domatesin yanı sıra salatalık, muz, kakao, hurma ve frambuaz gibi Konya ikliminde yetişmesine imkânsız gözüyle bakılan ürünlerin de deneme üretimi yapılıyor. Yıllık 2 bin 500 ton üretilecek olan domatesler için kimyasal ilaç yerine biyolojik mücadele tercih ediliyor. Konya Şeker’in şu an dünyada kullanılan sera teknolojilerinin en ilerisini kullandığını vurgulayan Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk, "Konya Şeker, sayısız çevreci uygulamay- la çevreye büyük katkı sunuyor. Ultra klimalı seralarımız 38 bin 500 metrekare alana, tam kontrollü modern seralarımız ise 17 bin metrekarelik alana yayılıyor. Şeker fabrikamızda üretim sürecinden gelen sıcak su, sera için gerekli ısıyı sağlarken bu dolaştırma işlemi ile soğuyarak, üretim prosesine tekrar verilebiliyor. Hem su, hem enerji tasarrufu sağlayan sistemle ısıtılan seralarda yetiştirilen ürünler, tam kontrollü olarak üretiliyor. Kontrollü üretimde su ve gübre tasarrufu sağlanıyor. Toprak regülatör olduğu için verilen gübre ya da suyun ne kadarının bitki tarafından kullanılacağının tespitini yapmak zor olmasına karşın, topraksız üretimde bu sağlanabiliyor. Kontrolü bizim elimizde olduğu için kaliteli bitki üretiyoruz, bunu da raf ömründen anlıyoruz. Ürünlerde kimyasal ilaç kullanılmıyor, biyolojik mücadele uygulanıyor bu da kaliteyi artırıyor." dedi. 8 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber TARIM 2013 Yılında Verilecek Tarımsal Desteklerin Kapsamı Belirlendi »» Bakanlar Kurulu’nun “2013 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar”ı, Resmi Gazete’de yayınlandı. Söz konusu düzenleme 1 Ocak 2013 tarihinden geçerli olmak yürürlüğe girdi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 yılı ile karşılaştırıldığında 2013’te bazı yeni destekleme kalemleri getirdi. Yeni destekleme kalemleri arasında bulunan ilave süt analizi, damızlığa ayrılan manda yavrusu, patates siğili ve AR-Ge projeleri desteği ile kaba yemin yanında çok yıllık yem bitkilerinde üreticilere artık her yıl destekleme ödemesi yapılacak. Daha önce çok yıllık bitkilerde 3-4 yılda bir destekleme ödemesi yapılırken bundan sonra bu ödemeler her yıl için yapılacak. Ödemeler çok yıllık bitkilerden sulu yoncada 50 TL/dekar/yıl, kuru yoncada 30 TL/dekar/ yıl, korungada ise 40 TL/dekar/yıl olarak belirlendi. Pilot olarak uygulamaya konulan süt analizi desteği öncellikle Ankara, İzmir, Tekirdağ, Balıkesir ve Bursa illerinde verilecek. Süt analizi desteği hayvan başına 50 TL olarak belirlenirken damızlığa ayrılan manda yavrusu desteği ise hayvan başına 100 TL olacak. Bir başka ödeme fark ödemesi ile ilgili olarak belirlendi. Türkiye Tarım Havzalarının Belirlenmesine İlişkin Karar’ın eki listesinde yer alan 30 tarım havzasında, 2013 yılı üretim sezonunda üretilen ve satışı yapılan ürünlere fark ödemesi yapılacak. Buna göre, fark ödemesi desteği kütlü pamukta 50 kuruş/kg, aspirde 45 kuruş/kg ve zeytinyağında 60 kuruş/ kg olarak belirlendi. Diğer ürünlerde ise değişikliğe gidilmedi. Mazot ve gübre desteklerine bakıldığında peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır, mera ve orman emvali alanları; hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumru bitkiler, sebze ve meyve alanları; yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri alanları için 2012 yılına göre mazot ve gübre desteklerinde artışa gidilirken, toprak analizi desteğinde ise 2012 yılına göre herhangi bir değişiklik yapılmadı. Hayvancılıkla ilgili desteklere bakıldığında; ithal besilik erkek sığır için 100 TL/baş ödeme yapılacak. Hastalıklardan ari işletmeler için sağlık sertifikasına sahip süt sığırı işletmelerinde bulunan damızlık boğalar dışındaki 6 aylığın üzerindeki erkek hayvanlar hariç tüm sığırlar için hayvan sahiplerine 375 TL ödeme yapılacak. Ayrıca, Onaylı Süt Çiftliği Sertifikası’na sahip olan işletmelerdeki ari işletme desteği alan tüm sığırlar için, ilave olarak hayvan başına 50 TL ödeme yapılacak. Dr. Yener ATASEVEN A.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü [email protected] Yapılan yeni düzenleme ile organik tarım sektöründe de bazı değişikliklere gidildi. 2012 yılına göre meyve-sebze üretenlere ödenen destek 15 TL/da artışla 50 TL/da olarak belirlenirken tarla bitkileri için yapılacak ödemelerde değişikliğe gidilmemiştir. Organik hayvancılıkta geçen sene yapılan ödemeler üreticilerin aldığı desteğe %50 ilave şeklinde belirlenirken 2013 yılında değişiklik yapılarak hayvan tanımlamasına göre ödeme yapılacaktır. Buna göre; anaç sığır ve manda başına 150 TL, buzağı başına 50 TL, anaç koyun ve keçi başına 10 TL, arılı kovan başına 5 TL, kilogramına alabalıkta 0.35 TL, çipura ve levrekte 0.45 TL destek verilecek. İyi Tarım Uygulamaları’nda ise geçen yıla göre değişiklik yapılmayarak dekar başına meyve-sebzede 25 TL, örtü altında üretim yapanlara 100 TL ödeme yapılacaktır. Bunların yanında patates siğili hastalığı alternatif destekleme ödemesi için dekar başına 110 TL destek verilecektir. Araştırma-geliştirme projeleri desteği için 2013-2016 yılları içinde destekleme ödemesi yapılacaktır. 2012 yılında verilen su ürünleri yetiştiriciliği için midye ve yavru balık desteği ancak 2013 yılı destekleme kapsamından çıkartılmıştır. Bitkisel üretimle ilgili desteklerden yararlanabilmek için üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS)’ye; hayvancılık desteklerinden yararlanabilmek için ise üreticilerin Türkvet Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olması gerekmektedir. Tarımsal destekler ile ilgili daha ayrıntılı bilgiler 8 Nisan 2013 tarihli ve 28612 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nda bulunabilir. Bu vesile ile tüm üreticilere sağlıklı, mutlu ve bereketli yıllar dilerim. Saygılarımla… FAO: Tarım Sektörü Yatırımları Artmalı »» BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO, 2012 yılında tarım sektörü yatırımlarının büyüdüğünü ancak bunun yeterli olmadığını bildirdi. FAO’ya göre tarım sektörü yatırımları artan gıda talebini karşılayabilmek için 2050 yılına kadar %70 artış göstermeli. Bunun için gelişmekte olan ülkelerin yapmaları gereken yıllık ortalama tarımsal yatırımlar ise 83 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Öte yandan FAO Gıda Fiyatları Endeksi’nin 2012 yılı ortalaması 212 puan seviyesinde oluştu. Bu, 2011 yılına göre endekste %7’lik bir düşüşü ortaya koydu. Endekse göre, geçen yıl şeker fiyatında %17,1, süt ürünlerinde %14,5, yağlarda ise %10,7 olmak üzere yüksek fiyat düşüşleri yaşandı. Fiyat düşüşleri hububatta %2,4, ette %1,1 olmak üzere daha mütevazı oranlarda kaldı. Türkiye Kışın Kuruyacak »» İklim ve değişiklikleri konusunda ABD’nin en büyük araştırma merkezlerinden olan Lamont-Doherty Earth Observatory’den Türkiye’ye kötü haber. Türkiye’de kış ayları daha sıcak ve az yağışlı geçecek. Özellikle güney batı sahilleri ve Orta Karadeniz’de yağışlar yüzde 30 azalacak. ABD’nin en büyük araştırma laboratuvarlarından Columbia Üniversitesi’ ne bağlı Lamont Doherty Earth Observatory’de küresel ısınma üzerine araştırma yapan İngiliz Profesör Richard Seager, Türkiye’de kış aylarının daha sıcak ve az yağışlı geçeceğini belirtti. Akdeniz’de Az Yağış Seager’a göre özellikle güney batı sahillerindeki şehirlerimiz Antalya, Mersin, Muğla, İzmir ve başta Samsun ve Sinop olmak üzere Orta Karadeniz bölgelerinde yağışlar yüzde 30 azalacak. Kasım ve Mart aylarını içine alan dönemde İstanbul ve çevresi için önümüzdeki yüzyılda bir kuraklık beklemeyen Seager’ın hazırladığı haritada, Ankara’da yağışların yüzde 10 kadar azalacağı görülüyor. Türkiye İçin Felaket Profesör Seager, küresel ısınmanın etkisiyle Akdeniz bölgesinde Türkiye ile birlikte Suriye, Ürdün ve Adriyatik denizi kıyılarında kuraklığın şiddetini artıracağını söyledi. Yağışlardaki azalmanın çok önemli bir etki yapmayacağını sananların büyük yanılgıya düşeceğini söyleyen tecrübeli biliminsanı, “Yüzyıl boyunca devam edecek olan bu kuraklık eğilimi çölleşmeye, tarlaların yok olmasına neden olup, doğaya ciddi zararlar verecek. Milyonlarca insanın yaşamları, geçim kaynakları olumsuz etkilenecek. Bu durum toplumsal huzursuzluk ve göçe neden olacak” dedi. Seager kuraklığın aynı bölgelerde daha önce 1965’ten 1994’e kadar yaşanan benzer süreçten çok daha şiddetli geçeceğini söylerken, bu konuda Türkiye’nin yapabileceği bir şey olmadığını, az yağış ve kuraklığın dünyadaki küresel ısınmanın etkisinden kaynaklanacağını belirtti. Ağaçlara bakıyor Seager, çeşitli ağaçlardan alınan kesitlerde görülen yaş halkalarındaki kalınlık, incelik ve renklere göre geçmişteki iklim değişikliklerini inceliyor. Amerika Atmosferi Kirletiyor RICHARD Seager, dünya çapında tüketilen kömür ve petrol gibi maddelerden çıkan gazların salınmasıyla atmosfer sıcaklığının artmasının doğal olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: “ABD, son yıllarda doğalgaz tüketimini arttırıp atmosfere bıraktığı zararlı gazları azaltmış olsa da çıkardığı kömürü başka ülkelere ihraç ederek, bu zararlı maddelerin tüketilmesine destek oluyor ve dolayısıyla küresel ısınmaya katkıda bulunmaya devam ediyor.” Seager, raporlar hazırlayıp hükümetlere sunabileceklerini de kaydetti. Dünyanın Çekirdek Deposu LAMONT- Doherty’deki en önemli araştırma bölümlerinden birisi de son 60 yılda dünyadaki tüm deniz ve okyanusların kilometrelerce diplerinden özel vakumla çekilen yaklaşık 20 bin adet toprak ve kaya örneğini biliminsanlarına araştırmaları için sunması. Karadeniz’den Akdeniz açıklarına, Pasifik Okyanusu’ndan Meksika Körfezi’ne kadar dünyada 20 bin noktadan çıkarılanı örnekler, okyanusların geçirdiği evrime ve küresel ısınmaya da ışık tutuyor. Tüm örnekler numaralanarak soğutucu odalarda korunuyor. Kaynak:Hürriyet TKDK’dan Çağrı İlanı »» Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), IPA'nın Kırsal Kalkınma Bileşeni kapsamında uygulanacak yatırımlara ilişkin 19 Nisan 2013 tarihinde Onuncu Başvuru İlanına çıkmış bulunmaktadır. Başvuru kabulüne ilişkin bu çağrı, Kırsal Kalkınma (IPARD) Programı kapsamında yatırım yapmak isteyen işletmeler tarafından destek almak üzere yapılacak başvurular ile ilgilidir. Kırsal Kalkınma (Ipard) Programının Amacı ve Öncelikli Eksenleri Avrupa Komisyonu tarafından 25 Şubat 2008 tarihinde onaylanan Kırsal Kalkınma (IPARD) Programı; Türkiye'nin katılım öncesi dönemdeki öncelikleri ve ihtiyaçlarını dikkate alarak, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kapasite oluşturmayı hedeflemekte, işletmeleri Avrupa Birliği standartlarına yükseltmeyi amaçlamaktadır. Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma (IPARD) Fonları, aşağıda yer alan öncelik eksenlerine yönelik olarak kullandırılacaktır. Öncelik Ekseni 1: Ortak Tarım Politikası ve gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı ile ilgili alanlara ilişkin topluluk standartlarının uygulanması ve tarım sektörünün sürdürülebilir adaptasyonuna katkı sağlanması. Öncelik Ekseni 2: Tarım-çevre tedbirlerinin ve yerel kırsal kalkınma stratejilerinin uygulanması için hazırlık niteliğinde faaliyetlere katkı sağlanması (IPARD Programının ikinci döneminde uygulanacaktır). Öncelik Ekseni 3: Kırsal ekonominin gelişimini destekleyerek, kırsal alanların sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlanması. Programın Kaynağı Faydalanıcılara uygun harcamalar karşılığında sağlanacak olan mali desteğin kaynağı, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti Eş -finansmanından oluşturulan IPARD Programı Fonudur. Bu destek “Kamu Katkısı” olarak adlandırılmaktadır. Bu kamu katkısı, program çerçevesinde gerçekleşmiş yatırımlar için geri ödemesiz olarak kullandırılacaktır. Başvurular 26.04.2013 tarihi saat 09.00'dan itibaren, yatırımın uygulanacağı ilde bulunan ve iletişim bilgileri aşağıda yer alan TKDK İl Koordinatörlüklerinde kabul edilmeye başlayacak olup, başvuruların son teslim tarihi 06.05.2013, saat 21.00'dir. Bu çağrı için son teslim tarihinden sonra yapılacak başvurular kabul edilmeyecektir. Yatırım Süreleri Onuncu Başvuru Çağrı İlanı kapsamında hazırlanacak başvurularda yatırım süreleri tek taksit olacak şekilde planlanmalı ve yatırım süresi ile ödeme talebi paketinin hazırlanıp Kuruma sunulma süresi toplamda 3 (üç) ayı geçmemelidir. Traktör Desteği İle İlgili Bilgi Traktör alımları için hibe desteği talebinde bulunacakların bütün tekliflerini traktör bayileri veya yetkili satıcılardan almaları gerekmektedir. Traktör alımları ile ilgili olarak tekliflerin toplanması ve ödeme talep işlemlerinde dikkat edilecek hususlara ilişkin Kurumumuz internet adresinde (www.tkdk.gov.tr) yayınlanan duyurular ve uyarılar dikkate alınmalıdır. Denizlerde Av Yasağı Başladı 1 Eylül 2012 tarihinde başlayan ve yaklaşık 6 aydır devam eden avlanma sezonu, 15 Nisan Pazartesi günü son buldu. Su ürünleri kaynaklarından yararlanmak, denizlerdeki ürünlerin kalite ve stoklarının korunması amacıyla başlayan genel yasaklar, gırgır ağları ve su ürünleri avcılığını kapsıyor. Vatandaşların vazgeçilmezi olan olta balıkçılığı ise serbest olacak. Bu sayede balıkların üremesi de kolaylaşacağı gibi, denizlerdeki sayıları da korunmuş olacak. Yasağa uymayan balıkçıları ağır para cezası bekliyor. Yasağa uymayanlar, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri tarafından, 272 lira ile, bin 856 lira arasında para cezası kesilecek. Aynı suç tekrarlanırsa bu para da iki katına çıkacak. İç denizlerdeki balık bolluğu da bu sezon herkesin yüzünü güldürdü. En çok tüketilen balık, tanesi 5 liraya kadar düşen Palamut olurken, sofralara en az gelen ise hamsi oldu. 15 Nisan 2013 tarihinde başlayacak av yasağı, 1 Eylül 2013 tarihinde sona erecek. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TARIM Mesele Üretmekte Değil, Üretileni Kıymetlendirmekte Türkiye 24 milyon hektarlık tarım arazisiyle arazi varlığı bakımından dünyada 13’üncü sıradadır. Sahip olduğumuz bu arazinin yaklaşık 8,5 milyon hektarı sulanabilir arazi ancak bunun henüz yaklaşık %60’ında sulu tarım yapabiliyoruz. Yani toplam tarım arazilerimizim üçte biri sulanabilir arazi ancak bunun da tamamına sulama altyapısını henüz ulaştıramamış durumdayız. Tarım arazilerimizin her yıl yaklaşık 4 milyon hektarı ise nadasa bırakılıyor. Yani mevcut arazilerimizin de %80’inde zirai üretim gerçekleştirebiliyoruz. O arazilerin bereketinden geçimini sağlamaya çalışan 17,3 milyon insanımız Türkiye’nin dört bir tarafında köylerde, mezralarda yaşıyor. Türkiye nüfusunun yaklaşık %23’üne tekabül eden bu nüfus, sahip olduğu 12,5 milyon büyük, 32,3 milyon küçükbaş ile de hayvansal üretim gerçekleştiriyor. Bu 17,3 milyon insanımız yıl boyu çoluk çocuk ailecek çalışarak bir yılda toplam 61,8 milyar dolarlık tarımsal hâsıla üretiyor. Bunun da 40,8 milyar dolarlık kısmı bitkisel üretimden geri kalanı hayvancılık ve diğer üretim kalemlerinden oluşuyor. Kişi başına milli gelir ortalamasının 10.469 dolar olduğu ülkemizde tarım kesiminde bu rakam genel ortalamanın yaklaşık üçte biri olarak gerçekleşiyor ve 3.602 dolara düşüyor. Arazi varlığı, tarımsal arazilerinin yapısı, iklim özellikleri ile tarımsal üretim için önemli avantajlara sahip olan ülkemiz, son 10 yılda tarım ekonomileri arasında 4 basmak ilerleyerek dünyada Çin, ABD, Hindistan, Brezilya, Japonya ve Endonezya’dan sonra 7. Sıraya yükselirken 10 yıl sonrası için hedefini dünyanın en büyük tarım ekonomileri arasında ilk beşte yer almak olarak belirledi. Bugün için 61,8 milyar dolarlık tarımsal üretim gerçekleştiren Türkiye, 2023’te bu üretimini 150 milyar dolara, 15,3 milyar dolar olan ihracatını ise 40 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Bugün için 17 milyar dolar civarında olan ve sanayi için ithal edilenler hariç 11 milyar dolar civarında olan tarımsal ürün ithalatını ise olabildiğince azaltmayı amaçlıyor. Bu mümkün mü? Mümkün. Önce üretim altyapımızı tamamlayıp, sonra da sektörü üretmeye, daha çok ve daha nitelikli üretmeye teşvik edebilirsek bu hedeflerden daha fazlasını da gerçekleştirebiliriz. Mesela 2023 yılında sulanabilir arazilerimizin tamamını su ile buluşturma hedefi ve Mavi Tünel, GAP gibi projelerde kaydedilen ilerleme kararlılığın göstergesidir. Arazi toplulaştırmasında ulaşılan rakamlar yapısal meselelerin halli için atılan önemli adımlardır. Ancak en az bunlar kadar önemli husus şudur, ne üreteceksiniz ve ürettiklerinizi ne yapacaksınız? Zaten bol olanı mı üretmeye devam edeceksiniz, ihtiyaç olanı, dünyada talebi yükseleni mi üreteceksiniz? Üretip müşteri mi bekleyeceksiniz, ürettiklerinizi mamul ürün haline getirip müşterisini mi bulacaksınız? Yani üreticiyi çiftçilikten hammadde tedarikçisi haline getirebilecek misiniz? Bizim cevap üretmemiz gereken sorular bunlar. Akıllı işletmeci, akıllı sanayici elindeki sermayeyi en verimli şekilde kullanmaya çalışır. Varsa fabrikası kapasiteyi olabildiğince yüksek tutmaya, düşük maliyetle üretip, pahalı fiyatla satmaya çalışır. Bol olanı değil pazarın talep ettiğini üretmeye çalışır. Bu tarım sektöründe de böyle olmak zorunda. Üreticinin fabrikası toprak. Oraya ne ekersen onu alıyorsun. Onun için önce o araziyi bir işletme olarak göreceğiz. O işletmeden de maksimum geliri elde edebileceğimiz üretimi planlayacağız. Mesela, Recep KONUK PANKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı biraz önce belirttim, nadasa bırakılanlar hariç bizim ülkemizdeki bitkisel üretim yaklaşık 20 milyon hektarlık bir arazide yapılıyor. Toplam bitkisel üretim hasılası ne kadar? 40,8 milyar dolar. Yani bir hektar tarım arazisinde biz ortalama 2.040 dolarlık ürün üretebiliyoruz. Dekarda 204 dolar. Yani aşağı yukarı bir yılda, bir dekardaki bitkisel üretimin toplam değeri 350 TL. Konya kadar bir araziye sahip Hollanda yaklaşık 1 milyon hektarlık tarıma elverişli arazide 20 milyar dolarlık üretim gerçekleştiriyor. Yani hektar başına yaklaşık yılda 20.000 dolarlık hâsıla elde ediyor. Dekarda 2.000 dolar. Yani dekar başına ciroda bizim üretim değerimizi 10’a katlıyor. Ürettiğini de öylece bırakmıyor. Tarımsal sanayide değerlendiriyor, kendi ürettiklerini, hatta hiç üretmediklerini dünyanın dört bir yanından, bizden, bizim üreticilerimizin tarlalarından da toplayıp kurduğu sanayi tesislerinde harmanlayıp, birkaç işlemden geçirdikten sonra, o 20 milyar dolarlık tarımsal üretimle entegre ettiği gıda sanayisinden 150 milyar dolarlık ciro elde ediyor. O cironun önemli bir kısmı da, yani oluşan katma değer de kooperatifler vasıtasıyla tarım sektöründe, yani tarlaya tohumu atanda, seraya fidanı dikende, ahırda uğraşanda kalıyor. Cezayir’e Et Ve Süt Ürünleri İhracatı Başlıyor »» Bakan Eker, Türkiye-Cezayir arasında sağlanan anlaşma çerçevesinde bu ülkeye süt ve süt ürünleri ile et ve işlenmiş et ürünlerinin ihracatının başlayacağını açıkladı. Gıda Güvenliğine İlişkin Mutabakat Zaptı’nı imzalamak üzere Çine’de bulunan Bakan Eker, Türkiye’de son haftalarda dünyanın değişik bölgelerine ihracat yapılmasıyla ilgili önemli gelişmeler olduğuna dikkat çekti. Bakan Eker, bunlardan birinin de 3 Nisan’dan itibaren Avrupa Birliği (AB) pazarına Türk firmalarının süt ve süt ürünleri satılmasına imkan tanıyan düzenleme olduğunu söyledi. Bakan Eker, Türkiye’nin 2001′den beri bu konuda uğraş verdiğini ve son yıllarda çabalarını yoğunlaştırarak netice aldığını kaydetti. İthalatta AB standartlarını esas alan üçüncü ülkeler olduğunu, söz konusu ülkelerin son gelişmelerin ardından Türkiye’den ürün almaya başlayacağını belirtti. Süt ve süt ürünlerinin ihracatıyla ilgili kısa süre ünce Cezayir’le ikili işbirliği anlaşmasına varıldığını, süt ve süt ürünleri ile et ve işlenmiş et ürünlerinin tamamının ihraç edilmesine imkan tanıyan Türkiye’nin veteriner sağlık sertifikasının Cezayir makamlarınca kabul edildiğini belirten Bakan Eker, Türkiye’de Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenecek sağlık sertifikası ile bu ülkeye süz konusu ürünlerin ve yumurta ihraç edilebileceğini dile getirdi. Eker, bu durumun özellikle Türkiye’deki hayvancılık sektörü- nün önünü açacağını ve ihracat imkanlarını artıracağını anlattı. Türk Gıdası Çin Sofralarında Bakan Eker, Türkiye-Çin arasında imzalanan “Gıda Güvenliğine İlişkin Mutabakat Zaptı” çerçevesinde karantina, gıda kontrolü ve hijyen gibi konulardaki mevzuatta mutabık kalınmasının ardından ticari faaliyetlerin başlayacağını ifade etti. Çin ile varılan anlaşmanın sadece süt ve süt ürünlerini kapsamadığını, işbirliğinin antepfıstığından yaş sebzeye kadar tüm gıda ve tarımsal ürünleri içerdiğini anlattı. Bakan Eker, Çin’le olan ticaret dengesinin Türkiye’nin aleyhine olduğuna ancak gıda zaptının bu dengesizliğin giderilmesi noktasında önemli bir adım teşkil ettiğini, Pekin yönetiminin Türkiye’den daha çok ürün almak istediğini dile getirdi. Bakan Eker, “Sadece antepfıstığı üretiminin yarısına talipler. Tabii biz yarısını veremeyiz ama böyle bir pazarın istikrarlı bir şekilde açılması, bun- dan sonraki süreçte Türkiye’deki üretimi ve üretim planlamasını da etkileyecektir” dedi. Çin’de büyük bir pazar olduğunu anlatan Bakan Eker, talep edilen gıda ürünlerinin hepsinin Türkiye’den ihraç edilme imkanı bulunduğunu vurguladı. Bakan Eker, Pekin’de imzalanan zaptın ardından ticari faaliyetlerin ne zaman başlayacağının firmaların sürece uyum hızına bağlı olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin Sudan’da tarım arazisi kiralamasıyla ilgili bir soru üzerine Bakan Eker, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ve Sudan yetkilileri arasında görüşmelerin sürdüğünü söyledi. Bakan Eker, Sudan’da 500 bin hektarlık arazi ayrıldığını ancak bunun hepsini TİGEM’in kiralamayacağını belirtti. Tarafların ortak bir şirket kurmasının ardından TİGEM tarafından örnek bir çiftlik oluşturulmasının öngörüldüğünü anlatan Bakan Eker, Türk özel sektörünün de bu arazinin bir bölümünü uzun süreli kiralama imkanı elde edebileceğini kaydetti. Eker, Türkiye’den gidecek firmaların ve üreticilerin Sudan’da Türkiye’nin ihtiyacı olan bazı tarımsal ham maddelerin işlenmesi, ülkeye getirilmesi ya da üçüncü ülkelere satılabilmesi gibi müşterek çalışmalar yapabileceğini belirtti. Mesela Japonya bir adalar ülkesi. Coğrafyası son derece elverişsiz. Toplam büyüklüğü Türkiye’nin hemen hemen yarısı. Yaklaşık 127 milyon nüfusu var. O Japonya’nın tarıma elverişli arazisi ise Türkiye’nin tarım arazisinin beşte birinden daha az. Ama o Japonya Türkiye’den daha çok tarımsal hâsıla elde ediyor. Bu hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir durumdur. Onlar ne yapıyor da 1 birim araziden bizim aldığımızın 5 katından fazlasını alıyor. Ya da biz neleri yapamıyoruz da onların 1 hektarda ürettiğini üretmek için 5 hektardan fazla araziye ihtiyaç duyuyoruz. Konya Şeker olarak biri beş yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Sadece bedenimizi değil aklımızı da terletiyoruz. Yani mevcut üretimi ikiye üçe beşe katlamak için yapılması gerekenleri yapmaya çalışıyoruz. 2023’e şunun şurasında 10 yıl kaldı tarım arazilerimizin büyüklüğü değişmeyeceğine göre neleri değiştirip üretimimizi iki buçuk katına çıkarırız biz ona çalışıyoruz. Yani aynı araziden iki buçuk kat verim almak için Konya Şeker olarak üzerimize düşeni, yapmamız gerekenleri yapmaya gayret ediyoruz. Arazi miktarı sabitken üretimi arttırmanın yolu ne? İyi tohum, nitelikli gübre, doğru sulama. Biz üçünde de varız ve yaptıklarımızla da yetinmiyoruz. Hep daha iyisini, hep daha verimlisini üretmeye çalışıyoruz. Bizim Konya Şeker’de yapmak iste- 9 diğimiz, önemli mesafeler aldığımız tam da budur. Yani çiftçinin en büyük sermayesi olan toprağın rantabl kullanılmasını, daha çok üretmesini ve ekonomik değeri daha yüksek ürünleri üretmesini sağlamak. O artan üretimin ve çeşitlenen ürünün de tamamını tarımsal üretimle entegre olmuş sanayide katma değerli hale getirerek, oluşan katma değerin, tarlaya tohumu atana, fideyi dikene, ahırda uğraşana intikal etmesini sağlamak. Bizim dondurulmuş patates fabrikasıyla, şeker fabrikasıyla, yem fabrikasıyla, ham yağ fabrikasıyla, çikolata, şekerleme, bisküvi, kek, gofret üretim tesisleriyle, sıvı şeker fabrikasıyla yaptığımız budur. Donuk sebze tesisleriyle, patates nişastası fabrikasıyla, et-süt entegre tesisleriyle yapacağımız da budur. 10 yılda 28 üretim tesisi bu hedefi gerçekleştirmek için atılan ilk adımlardı. Bunun sonrası da var, daha sonrası da olacak. Biz yaşadık gördük biliyoruz, Türk tarımının “ama” ile “ancak” ile “fakat” ile başlayan cümlelere, olmazları dinlemeye değil olurları ve olanları konuşmaya ihtiyacı var. Örnek ortada, çare de ortada. Tarım sektöründe tarladaki çiftçiden ve çiftçi örgütlenmelerinden, kooperatiflerinden başlayarak herkesin yapabileceği bir şey, yapabileceği çok daha fazla iş var. Kafalar bahane üretmeye değil çare üretmeye çalışmalı artık. Sözün özü; yapmak isteyen her zaman bir çare, yapmak istemeyen her zaman bir bahane bulur. Tablo ortada, rakamlar ortada, potansiyelimizi de biliyoruz. Sektörü daha büyük hedeflere taşıyacak irade de mevcut. O halde zaman mazeret gösterme değil marifet gösterme zamanıdır. Bademli Kooperatifi'nden Kazakistan'a Fidan Merkezi »» Köy-Koop İzmir Birliği’ne bağlı yarım asıra yakın fidan üretimi yapan Bademli Fidancılık Kalkınma Kooperatifi, Kazakistan'da fidan üretim merkezi oluşturuyor. Sayıları 300 olan kooperatif ortak sayısını son 1.5 yılda 415’e çıkartan Bademli Fidancılık kooperatifi, Kazakistan’a 1 milyon adet fidan, 50 bin adet anaç ihraç edecek. Kazakistan'ın Çimkent Valiliği ile ortak Kazakistan Sosyal Girişimcilik adlı bir şirket kuran kooperatif, ilk aşamada 5 bin, uzun vadede 50 bin dönüm ortak meyve bahçesi oluşturarak hem Kazakistan'ın hem de komşu ülkelerinin fidan ihtiyacını karşılayacak. Anaç ithalatına yasak getirilmesi üzerine İzmir Kalkınma Ajansı'nın da desteğiyle kurduğu Doku Kültür Laboratuvarı ile virüssüz fidan anacı üretimine başlayan kooperatif, 500 bin anacı üreticiye dağıttı. Bu yıl 11 milyon 735 bin adet fidan üretimi yapan kooperatif, inşaatı devam eden soğuk hava deposunun tamamlanmasıyla hem fidan hem de meyve fiyatlarının düşmesinin önüne geçecek. Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selçuk Bilgi, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan gibi Türk Cumhuriyetleri'ne fidan ihracatı yaptıklarını söyledi. Bilgi, "Temel hedefimiz bu ülkeye 5 milyon fidan ihraç etmek. İç pazarda patlama bekliyorduk ancak maalesef olmadı. Biz de çareyi ihracatta bulduk. İhracat sayesinde üreticilerimiz daha fazla para kazanacak. Hazırlıklarımız tamamlandı" diye konuştu. Her gün 100 bin ayranı İzmir’e gönderiyoruz. Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selçuk Bilgi, ortaklarının ürünlerinin katma değerini artırmak amacıyla süt ve süt ürünleriyle ilgili de yatırımlar yaptıklarını ifade ederek, "Süt ürünleri tesisimizde Bademli markasıyla süt, ayran ve yoğurt üretimi yapıyoruz. Bu markalarımızla İzmir'de iyi bir yere geldik. Her gün 100 bin ayranı İzmir'e gönderiyoruz. Yine Bademli markasıyla zeytinyağı üretimimiz var." diye konuştu. 10 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber RÖPORTAJ “Taslağın Yasalaşmaması Ülke Yararına Olacaktır” Röportaj: Emel TUĞRUL »» Yasalaşması durumunda; zengin biyolojik çeşitliliğiyle dünyanın en özel alanlarından biri olan Anadolu’da birçok canlının ve ekosistemin yok olacağı, derelerimize, sularımıza şirketlerin rahatça el koyabileceği, maden şirketlerinin dağlarımızı, ormanlarımızı rahatlıkla talan edebileceği, binlerce yıllık kültürüyle bu topraklardaki insanları zorla yerlerinden edebilecek olan Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Taslağı’nı Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Turhan Tuncer ile konuştuk. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu yeterli kamuoyu desteği ve görüşü alınmadan hazırlanmış, adında belirtilen hususların hiçbirini gerçekleştirmeyi amaçlamadan, sadece kimi çevre bozucu faaliyetlerin önünü açmaya yönelik bir girişim görünümündedir. Bu taslağın yasalaşmaması ülke yararına olacaktır. Köy-Koop Haber - Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu”na neden gerek görüldü? Turhan Tuncer - Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu (TBÇKK) hazırlanması, ilk olarak 2003 yılında gündeme gelmiştir. O dönemde kısaca “Tabiatı Koruma Kanunu” olarak isimlendirilen düzenleme, Odamızın da içinde olduğu çok sayıda paydaş tarafından ortaklaşa hazırlanmaya başlanmıştır. Ancak birkaç oturum sonrası çalışmalar askıya alınmış ve daha ileri götürülememiştir. Gelinen noktada kamuoyu oluşturulmadan ve yıllar önce STK’lar ve paydaşlar tarafından yapılan eleştirilerin hiçbiri dikkate alınmadan dayatılan bir taslak yasa vardır. Yasanın hazırlanmasına gerekçe olarak çevre ve biyolojik çeşitlilikle ilgili, kimi birbiriyle çelişen çok sayıda yasa olduğu ve bu durumun bir karmaşa yaratmasından dolayı tüm yasaları içine alabilecek bir şemsiye yasa oluşturulmasına ihtiyaç bulunduğu gösterilmiştir. Her tematik alan kendine has özellikler taşımaktadır. Bu nedenle de çok geniş kapsamlı olan konuların tek bir çatı altında toplanmaya çalışılması neredeyse olanaksızdır. Aynı konu taraf olduğumuz uluslararası anlaşma, antlaşma ve sözleşmeler için de geçerlidir. Uluslararası düzenlemelerde genellikle her tematik konu ayrı ayrı değerlendirilmiştir. İlki 1956 yılında imzaladığımız Kuşların Himayesine Dair Sözleşme olmak üzere Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına Ait Barcelona Sözleşmesi, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme, Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Dair Kyoto Protokolü’nün de aralarında olduğu birçok metin buna örnektir. Bizim tüm biyoçeşitliliği tek bir çatı altında toplamaya çalışmamız, uluslararası düzenlemelerle çatışan hükümlere de zemin oluşturabilecektir. K.K - Biyolojik çeşitlilik ve gen kaynakları bakımından ülkemizin durumu nedir? T.T - Türkiye bitki genetik çeşitliliği bakımından dünya üzerinde çok özel bir konumda bulunmaktadır. Avrupa ve Asya Anakaralarına yayılmış olan Türkiye toplam 78 milyon ha yüzey genişliğinde bir alana sahip olup, 2012 yılı sonu itibarıyla üzerinde 3.649’u (%31,82) endemik olmak üzere toplam 11.707 bitki taksonu barındırmaktadır (Güner, 2012). Bu rakam Avrupa kıtasında bulunan bitkisel çeşitliliğe çok yakın değerdedir. Bir başka deyişle tüm Avrupa kıtasında bulunan bitkisel biyolojik çeşitliliğin tamamına yakını ülkemizde bulunmaktadır. Türkiye’nin coğrafi yapısının farklılığı yüksek endemizm ve genetik çeşitliliği sağlar. Türkiye, iki önemli Vavilov Gen Merkezinin kesiştiği noktada yer almaktadır: Akdeniz ve Yakın Doğu. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role sahiptirler. Buna ek olarak tamamı incelemeye alınmamış olmakla beraber şu ana kadar belirlenen omurgasız hay- van türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4.000 tür/alttür endemiktir. Bugüne kadar belirlenen toplam omurgalı hayvan türü sayısı 1.500’e yakındır. Omurgalılardan, 70’i balık türü olmak üzere 100’ün üzerinde tür endemiktir. Alageyik ve sülünün anavatanı Anadolu’dur. Ülkemizin dünyanın iki büyük kuş göç yolu üzerinde olması, kuşların beslenme ve üreme alanı olarak önemini artırmaktadır. İki ayrı gen ve çeşitlilik merkezinin örtüştüğü yerde bulunan Türkiye’nin gen ve orijin merkezi olduğu bazı önemli kültür bitkileri şöyle sıralanabilir: Buğday, arpa, çavdar, yulaf, keten, soğan-sarımsak, mercimek, nohut, bezelye, yonca, fiğ. Türkiye’de buğdayın 25, arpanın 8, çavdarın 5 ve yulafın da 8 adet yabani akrabası vardır. Türkiye yemeklik tane baklagiller ve yem bitkilerini yabani akrabaları bakımından da zengindir. Mercimeğin 4, nohudun10, üçgülün 11 tanesi endemik olmak üzere 104, yoncanın 34, korunganın 42, fiğin 6 tanesi endemik olmak üzere 60 türü ülkemizde bulunmaktadır. Türkiye aynı zamanda kayısı, şeftali, badem, armut, kavun, hıyar, kabak, elma, antepfıstığı, erik, nar ve asma türlerinin gen ve çeşitlilik merkezidir. Buğday tarımının tarihte ilk kez Anadolu’da başladığı ve buradan tüm dünyaya yayıldığı bilinmektedir. K.K. - En son Haziran, 2012’de TBMM Çevre Komisyonu’nca kabul edilerek 13 Mart 2013’te TBMM’ye sunulan Tasarı ile birlikte “Doğal Sit” statüsü ortadan kalkıyor. Mevcut Doğal Sit Alan- larımız nelerle karşılaşabilir? Yeniden Değerlendirme süreci neleri kapsıyor? T.T. - Mülga düzenlemelerde ülkemizin doğal ve kültürel değerlerinin bozulmadan korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilen doğal sit alanları, Koruma Bölge Kurulları tarafından tescil edilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunan alanlar olarak ilan edilip korunurken izleyen dönemde bu yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredilmiştir. Ancak Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile bu statü tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Doğal Sit alanları statüsü şimdiye değin başta tarihi ören yerleri olmak üzere çok sayıda korumaya değer özelliklere sahip alanın korunmasında sigorta görevi yapmıştır. Yeni düzenlemede ise bu statünün ortadan kaldırılması, şimdiye değin korumayı başardığımız birçok alanı çeşitli bahanelerle bir daha geri dönmeyecek şekilde elden çıkarmamız anlamına gelebilecektir. K.K. - Tasarı’nın 8. Maddesinde yer alan “üstün kamu yararı” ifadesi ve yine aynı maddenin 4. bendinde "çevreye yarar" ifadesi doğal alanlara zarar verir mi? “Çevreye yarar” ifadesine dayanarak madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm gibi doğa üzerinde etkiye sahip birçok yatırımın kolaylıkla gerçekleştirilebilmesi mümkün olabilir mi? T.T. - Biyolojik çeşitlilik yer kürenin canlılığında temel destek sistemleridir. Bu sistem içerisinde enerji ve doğal kaynaklar kendi dinamikleri içinde dengeli bir şekilde kullanılır ve yenilenir. Sistemin zaman, mekan veya boyut olarak etkilenmesi durumunda ekosistem hizmetlerini düzenleyen “tozlaşma ve tohum dağılımı, bitki ve hayvanlar alemi için uygun iklimsel parametrelerin düzenlenmesi, hastalık ve zararlıların doğal kontrol mekanizmaları, insan sağlığı” gibi konular olumsuz yönde etkilenecektir. Aynı şekilde besin ve su dönüşüm sistemlerinde, toprak oluşturma ve bitki besin maddesi dönüşüm sistemlerinde oluşacak olumsuzluklar, gıda, yakacak, temiz su, barınma ve tıbbi destek sağlayan maddelerin üretimini etkileyecektir. Biyolojik çeşitliliği muhtelif yararları içinde en başta geleni “çevresel hizmetler” veya doğa hizmetleri” olarak da adlandırılan “ekosistem hizmetleridir”. Ekosistem hizmetleri kısaca ekosistemlerin insanoğlunun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan temel ihtiyaç maddeleri yanında içinde yaşamaya değer bir ortam oluşmasına katkısı olan her türlü mal ve hizmetlerdir. Biyolojik çeşitlilik ekosistem hizmetlerini doğrudan etkilemektedir. Örneğin insanoğlu temel gıda ve giyinme için gerekli olan ihtiyaç maddelerini bitkiler ve hayvanlardan karşılamaktadır. Lale, karanfil, üzerlik, çınar gibi birçok bitki türü geleneksel yaşam içinde gerçek değerlerinin ötesinde bir yere sahiptir. Ülkemizin doğal güzelliklerini oluşturan ormanlar, yeşil alanlar, çiçekli dağ yamaçları ve çayır gibi alanlar insanlara doyumsuz bir seyir zevki ve ruhsal dinginlik vermektedir. İnsanın güzel bir çiçeğe, kelebeğe veya tabloya bakarken veya güzel bir müzik eseri dinlerken alacağı haz, para ile ölçülemeyecek değerdedir. Bu bakımdan bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi “kamu yararı” bakımından parayla ölçülebilecek işlerden daha büyük önem taşır. Yasada yer alan “üstün kamu yararı” ifadesi yoruma açıktır. Hayvancılık yapan bir çiftçi için köy merasında hayvan otlatmak veya orman içi köylüsü için orman dışı tali ürünler toplamak kendilerine yarar sağlayacaktır. Yukarıda belirtildiği şekilde bir ormanın doğal güzelliği, havayı temizlemesi, oksijeni artırması, ortamı daha çekici ve yaşanır hale getirmesi gibi hususlar kamunun yararınadır. Ancak herhangi bir bilirkişi marifetiyle alınacak olan “üstün kamu yararı” raporu sonucu oluşturulacak bir mahkeme kararı ile bu alanların tahribine yol açacak faaliyetler kamunun yararına olabilse de somut bir değerlendirme kriteri oluşturmadan ve “üstün kamu yararı” ifadesi tanımlanmadan doğal alanlarımıza zarar verebilecek bir düzenleme, biyolojik çeşitlilik ve tabiatı korumak yerine tahriple sonuçlanabilir. Bu ifade sonuçta her şekilde yorumlanıp geri dönüşü olmayan çevre felaketlerine neden olabilir. K.K. Tasarının 28. maddesi ile ülke yüzölçümümüzün ancak %4-5’ini kaplayan korunan alanların “turizm teşvik” adı altında yapılaşmaya ve diğer insan kullanımlarına açılması mümkün müdür? T.T. - Türkiye’de yerinde koruma çalışmaları, 1950’li yıllarda başlamıştır. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TOPRAK Ülkemizde Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiatı Koruma Alanı, Doğal Sit, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, Özel Çevre Koruma Bölgesi, Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan gibi değişik statülerde yerinde koruma alanları ilan edilmiştir. Bugüne kadar farklı amaçlarla tesis edilmiş koruma alanlarının toplamı yaklaşık 4,6 milyon hektara ulaşmıştır. Bu da ülke yüzölçümünün yaklaşık % 6’sına karşılık gelmektedir. Korunan alanlarda gelinen nokta son 60-70 yıllık bir geçmişe dayanıyor gibi görünse de aslında koruma bilinci bizde Osmanlı’dan bu yana geleneksel olarak vardır. Fatih Sultan Mehmet’in meşhur “ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim” sözü cihan padişahının ormanlara ve bir ölçüde de biyolojik çeşitliliğe verdiği değeri göstermektedir. Yasa tasarısının 28. Maddesi turizmin geliştirilmesi için yapılacak yatırımlar ve uygulamaların temel ilkeler ile uyumlu olabileceği gibi koruma amaçlarına aykırı da olabileceğini, koruma amacına uymayan bir hususun uygulanması durumunda beklenmeyen sonuçların ortaya çıkabileceğini öngörmekte ve bir bakıma turizm adına yapılacak yatırımlar sonucu doğaya verilecek zararları önceden kabullenmektedir. Aslında Yasa önerisi bu haliyle tabiatı korumaktan çok turizm yatırımları önündeki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik bir düzenleme görünümündedir. Bu bakımdan doğaya zarar vermeden yapılabilecek olan eko-turizm faaliyetleri gibi daha masum faaliyetler yerine adeta yıkıcı turizm faaliyetleri destekleniyor görüntüsü hakimdir. K.K. - Tasarı’nın 37. Maddesi’nin 6. Bendinde “9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır” ifadesi yer almaktadır. 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, ülkemizde doğa koruma konusundaki en önemli yasal düzenlemelerden bir tanesidir. Bu alanlar hangi usul ve esaslara göre yönetilecek, korunacaktır, Milli Park alanlarımızı nasıl bir süreç beklemektedir? T.T. - 1983 yılında çıkarılan 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 1956 tarihli Orman Kanunu ile birlikte en önemli doğa koruma yasalarından biridir. Bu yasalara rağmen milli parklar üzerinde ciddi baskılar varken, mevcut statülerin askıya alınması bu alanları korumasız bir durumda bırakacaktır. Gerçek Milli Park uygulamalarının yapılmaya başlandığı Küre Dağları gibi deneyimler kazanılmaya başlanmışken tüm çabalara sünger çekme riski taşıyan bu uygulama milli parklarımıza büyük zararlar verecektir. Milli parklarla birlikte doğal sit alanlarının da tecavüze daha açık bir duruma getirilmesiyle birlikte halen hidro elektrik santralleri yapımı için davalık olan binlerce dosya konusu, bir anda adli vaka olmaktan çıkacak ve insanların binlerce yıldır atalarından devraldıkları kendi su kaynaklarının nimetlerinden yararlanma hakkı otomatik olarak ellerinden alınacaktır. Bu belirsizlik ortamında asıl tehlike yasanın çıkması sonrasında geçirilecek olan yönetmelik hükümlerinde gizli olacaktır. Bu yönetmeliklerin neyi ve kimi koruyacağı şimdiden tahmin edilebilmektedir. Tasarıda korunan alan statülerinden biri olarak “milli park” statüsü yer almasına rağmen, bu alanların hangi usul ve esaslara göre yönetileceği, korunacağı belirsizdir. Milli Parklar Kanunu’nun bu Tasarı ile birlikte yürürlükten kaldırılması hâlihazırda zaten ciddi baskılarla karşı karşıya kalan Milli Parklarımızı olumsuz biçimde etkileyecektir. Özellikle, son dönemde sayıları hızla artan HES’lere karşı açılan davalarda Milli Parklar Kanunu önemli bir dayanaktır ve bu düzenlemeyle beraber bu dayanak ortadan kaldırılmaktadır. Bakanlığın bu Tasarı yasalaştıktan sonra çıkarmayı planladığı yönetmeliklerin kamuoyu ve ilgili STK’larca önceden bilinmesi ve müdahale edilmesi mümkün olmayacağı için Milli Parklarımızı nasıl bir sürecin beklediği endişe uyandırmaktadır. Sonuç olarak, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu yeterli kamuoyu desteği ve görüşü alınmadan hazırlanmış, adında belirtilen hususların hiçbirini gerçekleştirmeyi amaçlamadan, sadece kimi çevre bozucu faaliyetlerin önünü açmaya yönelik bir girişim görünümündedir. Bu taslağın yasalaşmaması ülke yararına olacaktır. 11 Uçsuz Bucaksız Göklerin Yurdu Saskatchewan’da Tarım »» 2005 yılı 8 Kasım’ında saat gece yarısına yaklaşırken, Saskatoon John G. Diefenbaker Uluslararası Havalimanına indiğimde yerlerdeki hafif kar beni sevindirmişti. Belki de anlatıldığı gibi değildi o meşhur Saskatchewan kışları! Saskatchewan’ı tanımaya başlamak için günün ağarması gerekiyordu… Sabah uyandığımda hem uyku sersemliğiyle hem de 24 saatlik uçak yolculuğunun yorgunluğuyla bambaşka bir yerde olduğumu hemen anlayamadım. Her zaman uyandığım odada ve her zaman baktığım pencerede değildim. Dışarıya baktığımda gördüğüm tek şey alabildiğince bir düzlüktü. Uçsuz bucaksız bir düzlük... Türkiye’den binlerce km uzakta, bambaşka bir kıtada, ve o kıtanın bambaşka bir ucundaydım. İşte 6 yılımı geçirdiğim Kanada’nın tarım başkenti Saskatchewan’la tanışmam böyle başladı… Öğle saatlerinde Saskatchewan Üniversitesi’ ne gittiğimde eyalete adını veren Saskatchewan Irmağı’nın güney kolu ile ilk karşılaşmamızı yaşadık. O nehir kıyısında daha çok kahveler içilecek ve gün batımı izlenecekti. Irmak deli gibi akıyordu. Irmak üzerinde uçan birkaç pelikan ise dalış yaparak öğle yemeklerini arıyordu. Nehrin aslında “binlerce yıldır” hızlı aktığını az sonra öğrenecektim. Nitekim hocam, eyaletin adını da yerli dilinde “hızlı akan nehir” anlamına gelen “Kisiskatchewan” kelimesinden aldığını az sonra söyleyecekti. Saskatchewan’ın tarım konusundaki namı, Saskatchewan Üniversitesini de tarım konusunda meşhur yapmaktaydı. Ki bunu zaman içerisinde uçsuz bucaksız kanola, buğday ve mercimek tarlalarını gördükçe daha iyi anladım. Saskatchewan’ın tarım konusundaki ününü daha iyi görebilmek için bazı verilere bakmakta fayda var. Nerdeyse ülkemiz büyüklüğünde (650,000 km2) olan bir alandan bahsediyorum. İşte bu alan, verimli ovaları ve tarım arazileri ile tüm Kanada’da işlenen tarım arazilerinin yaklaşık %44’ünü oluşturmakta. Eyalette 100,000 civarında göl bulunmakta ve dolayısıyla alabildiğince su var. Suyun ve bereketli toprakların bir araya gelmesiyle tarımı yapılan pek çok ürün sadece Kanada içerisine değil dünyanın pek çok ülkesine ihraç edilmekte. Saskatchewan’da tarım denilince akla gelen ilk ürün hiç kuşkusuz kanola. Bitki adını “Canadian Oil Low Acid” (Düşük asitli Kanada yağı)’nın baş harflerinden alıyor. Hem yemeklik yağ hem de biyodizel yapımında kullanılan Kanola’nın öyküsüne biraz değinmekte fayda var. Daha 30 yıl öncesine kadar var olmayan bu ürün bugün eyalette en fazla tarımı yapılan ikinci ürün. Bu nedenle Saskatchewan Kanola’sı büyük bir başarı öyküsü. Kanola’nın büyük başarısı diğer tarım ürünlerini biraz gölgelese de eyalette en fazla üretilen buğdaya da değinmeden geçmek olmaz! Çünkü burada üretilen buğday tek başına tüm dünya’da ihraç edilen buğdayın yaklaşık %10’unu oluşturmakta. Yine verimli Saskatchewan toprakları, temiz hava ve su kaynakları ile Dr. Umut TOPRAK Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü [email protected] dünyadaki en kaliteli maltlık arpaların yetiştirilmesine de olanak vermekte. Yeşil mercimek ihracatında dünya birincisi olan Saskatchewan, tüm dünya’da da en büyük ikinci tedarikçi konumunda. Bir diğer başarı öyküsü de keten. Saskatchewan tüm Kanada’daki keten tohumu üretiminin %70’ini sağladığı gibi tüm dünya’nın da %25’lik keten tohumu ihtiyacını tek başına sağlamakta. Yine Kanola’nın kardeşi hardal’ın dünyadaki en büyük üreticisi de Saskatchewan eyaleti. Tabi “Saskatoon Berry” olarak adlandırılan lezzetli çalı meyvelerini de unutmamak lazım! Saskatoon şehriyle bütünleşen ve günümüzde adını şehirden alan bu lezzetli orman meyvesinin kökeni kıtanın yerlilerine kazar uzanmakta. Taze ya da kurutulmuş halde tüketilebilen ‘Saskatoon Berry’lerden yapılan reçellerin tadı da tarifsiz! Kısacası Saskatchewan eyaleti, sahip olduğu bu büyük tarımsal potansiyel nedeniyle dünyanın en önemli tarımsal biyoteknoloji merkezlerinden de biri olarak da kabul edilmiş durumda. Ayrıca Saskatoon’da yer alan Senkrotron da, eyaleti dünyanın sayılı teknoloji merkezlerinden birisi yapmakta. Saskatchewan’da yıllarımı geçirdim. Karış karış pek çok yerini gezdim. Yukarıda da belirttiğim üzere nerdeyse ülkemiz büyüklüğünde bir alandan bahsediyorum. Buna karşılık 1 milyonu birazcık geçen bir nüfus. Bu kadar büyük bir alanda, nüfus bu kadar az olunca Saskatchewan’ın doğası adeta el değmemiş bir cennet gibi. Bu nedenle Kanada’nın orta batısında yer alan eyalet, sadece insanlar için değil kuşundan böceğine bütün canlılar için hem bir yaşam yeri hem de uzun göçlerde bir mola yeri olmuş. Saskatoon şehri eyaletin tam kalbinde oluşu nedeniyle midir bilinmez ama 220 bin nüfusuyla bugün eyaletin en büyük şehri olmuş durumunda. Tabi diğer şehirleri unutmamak lazım. Saskatoon’dan batıya gittiğinizde North Battleford karşınıza çıkar sonra da Lloydminster ve komşu Alberta Eyaleti. Alberta’ya girdiğinizde heybetli Rocky Mountains’a uzaktan baktığınızda garipsersiniz, nasıl olur da bu kadar düzlükten sonra bu kadar büyük dağlar olabilir? Batıya giderken geçtiğim Rosetown (Gülşehir)’ı da unutamam! Hep düşünürüm şehir isimleri farklı dillerde de olsa aynı anlamları taşır diye. Doğuya gittiğinizde ise Yorkton, Melville ve derken Saskatchewan’ın kardeş eyaleti Manitoba başlar. Kuzey ise eşsizdir, çünkü daha bakirdir. Önce Duck Lake, sonra Prince Albert Milli Parkı sonra da Waskesiu’ya varırsınız. Sizi yol kenarında büyük geyikler karşılar. Binlerce yıldır oradaymış gibidirler. Evet, o dinginlik içerisinde kendinizi 1000 yıl öncesine gitmiş gibi hissedersiniz. Manzara o kadar gerçek gibi değildir ki kendinizi bir tablonun içerisinde hissedersiniz. Sanki ağaçlar gerçek değildir, çünkü bu kadar kuvvetli yeşil ancak resimlerde görülür. Daha kuzeyde La Ronge’a doğru yol alırken Kızılderili köylerinden geçtikçe vahşi batı filmlerindeki sahneler gerçek olacak sanırsınız ve derken Northwest territories karşınıza çıkar. Güney ise daha farklıdır. Başkent Regina, Saskatoon’un bir benzeridir. Moose Jaw ise kovboy filmlerindeki vahşi batı kasabaları gibidir. Sonrasında Swift Current çıkar karşınıza ve binlerce dinazor fosilleriyle meşhur Eastend. Cypress Hills ise güneybatıdaki cennettir. Saskatchewan sürprizlerle doludur. Yazın gece 22:00’e doğru gün batarken şanslıysanız Northern lights’ı yani kutuplardaki manyetik renkli ışıkların göklerdeki dansını izlersiniz… Saskatchewan araç plakalarında yazan “Land of Living Skies” yani “Yaşayan Göklerin Yurdu” aslında bir nevi bu uçsuz bucaksız göklerin altındaki verimli ovaların ihtişamını da vurgular. Umarım bir gün yolunuz Saskatchewan’a düşer ve Saskatchewan Irmağının kenarındaki binlerce yıldır var olan pelikanları izlerken kahvenizi yudumlarsınız… Ya da Waskesiu’ daki yeşili hafızanıza “Saskatchewan” yeşili olarak not edersiniz… Sağlıcakla kalın. Bu yazıdaki bazı veriler, Saskatchewan Hükümeti Tarım Bakanlığı Web Sitesi’nden (http:// www.agriculture.gov.sk.ca/) alınmıştır. Dünya Çiftçileri Yeniden Örgütlendi! Genel kurul ve kapsamındaki toplantılara dünyanın her bölgesinden tarımsal üretim ve ormancılık ile iştigal eden çiftçileri temsil eden mesleki örgütlerin ve tarım kooperatiflerinin üst örgüt temsilcileri ve uzmanları katıldılar. Ayrıca genel kurulda Birleşmiş Milletlere bağlı başta FAO olmak üzere ve WMO, CEJA, COPA-COGECA, GFAR ve UNIDROIT gibi bazı uluslararası kuruluşların temsilcileri de yer aldılar. Genel kurulda dünyada kurulan yeni örgütlerden biri olan WFO’nun geliştirilerek güçlendirilmesi konuları yanında global tarım, orman ve çevre sorunları ele alındı. Uzmanlar, bilim adamları ile tarım örgütlerinin ve uluslararası kuruluşların temsilcileri tarafından sunuşlar yapıldı. Sorunların çözümü konusunda değerlendirmeler ve öneriler ortaya kondu. Genel Kurula Dünya Çiftçi Örgütü Stratejik ortağı olan Uluslararası Tarım Kooperatifleri Örgütü (ICAO) temsilcileri de katıldılar. Genel Kurulda ICAO’yu yönetim kurulu üyesi olan Or-Koop Genel Başkanı Cafer Yüksel ve ICAO Genel Sekreteri Youn- Soo Kim temsil ettiler. Cafer Yüksel Genel kurul ve toplantılar esnasında Dünya Çifti Örgütü Başkanı Finlandiya Tarım üreticileri ve Orman Sahipleri Merkez Birliği Başkanı Juha Marttila ile görüşmelerde bulunan Cafer Yüksel, Finlandiya’daki ve Türkiye’deki ormancılık çalışmaları konularında görüşmeler yaptı. Norveç Çiftçiler birliği ve WFO yönetim kurulu üyesi Berit Hundala ile WFO çatısı altında Tarım Kooperatiflerinin yeri ve rolü ile ilgili değerlendirmeler yapıldı. Norveç Tarım Kooperatifleri Heyeti ile görüşüldü. Robert Carlson ile görüşmeler yaptı. ICAO ve ülkemizdeki tarım kooperatifleri başta olmak üzere tarımsal örgütlenmeler konusunda bilgiler verdi. Ayrıca Türkiye’den örgüte henüz hiçbir örgütün üye olmaması nedeniyle, örgüte Türkiye’den yapılacak üyelikler hakkında WFO Genel Sekreteri Marco Marzano de Marinis’ten bilgiler aldı. Merkezi Roma olan yeni örgütün daha güçlü ve etkin olması için Cafer Yüksel’den destek talep edildi. ICAO üyesi ve yönetiminde yer alan Japon Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği (JaZencu) Başkanı Akira Banzai ile görüşmeler yapan Yüksel, Tarım ve kooperatifçilik konularında fikir alışverişinde bulundu. WFO üyesi olan ve genel kurula katılan Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Alican Kabakçı, WFO’ya yeni üye olan Kuzey Kıbrıs Toprak Ürünleri Kurumu Müdürü Ragıp Ratip ve Yönetim Kurulu Üyesi olan Maliye Bakanlığı Bakanlık Müdürü Olgun Amcaoğlu’dan oluşan heyet ile görüştü. Yüksel;Genel kurula katılan Uluslar arası Tarım Kooperatifleri Örgütü’ nün (ICAO) yeni genel sekreteri Youn Soo Kim ile toplantı ve yapılacak çalışmalar konusunda görüşmelerde bulundu. Ülkemizde 06-07 mayıs 2013 tarihleri arasında yapılacak Avrupa Kooperatifleri Kıta örgütünün genel kurulu ile ilgili Genel Sekreter Kim’e bilgiler verildi. 12 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber GÜNDEM “Şekerin Tadı Kaçıyor” »» Meclis’e sevk edilen tasarıya göre Şeker Kanunu’nda köklü değişikliklere gidilerek, küresel gıda şirketlerinin kotası yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkarılırken, pancar üreticisi tamamen etkisiz hale getirilecek. Şeker sektöründe yeni bir süreç başlatıldı. Bu sürecin ilk aşamasında Şeker Kanununda değişiklikler yapılarak Şubat 2013’de Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldı ve 8 Nisan 2013 Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Hükümet Tasarısı olarak intikal etti. 19 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren Şeker Kanunu’nun; gelişen teknoloji ve üretim teknikleri doğrultusunda üretilen yeni ürünleri kapsamadığı, Şeker Kurumu’nun pazardaki denetim ve gözetim işlevini yeterince yerine getiremediği, kaçak şeker girişi ve kota dışı üretimin iç piyasada kullanımının önüne geçilemediği, beklentilerin sektörü daha ileriye götürecek, güçlü ve rekabetçi bir yapı oluşturulması yönünde yetersiz olduğu gerekçe olarak gösterilse de asıl niyet mısır şurubundan yapılan Nişasta Bazlı Şeker’cilerin sektördeki payını artırıp, kanunla bunların garanti altına alınması amaçlanıyor. İntikal eden tasarının ilk paragrafında, “Ülkemiz şeker sektörünün yıllık ekonomik büyüklüğü yaklaşık 5.7 milyar TL’dir ve doğrudan veya dolaylı olarak 2 milyon kişiye istihdam sağlaması gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda, şeker pancarı tarımı ve pancar şekeri üretiminin sürdürülebilirliğinin, ülkemiz ekonomisi açısından taşıdığı önem göz ardı edilemez.” deniliyor. Ancak TBMM ne Hükümet Tasarısı olarak intikal eden Şeker Kanunu Tasarısı incelendiğinde durumun böyle olmadığı açıkca gözüküyor. Küresel Şirketler Kazanacak Şeker Kanunu Tasarısı incelendiğinde; şeker üretim kota oranları pancar şekeri aleyhine değiştirilerek, nişasta bazlı şeker üreten küresel şirketler kazanmış, bunun karşısında pancar üreticisi, sanayicisi ve tüm tüketicilerin kaybetmiş olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. AB Ülkelerinde Kota Oranı % 0-4 Arasında Değişiyor Mevcut kanuna göre, pancar şekeri dışındaki nişasta bazlı şekerlere (NBŞ) tanınan kota %10 ve bunu %50 arttırma-eksiltme yetkisi Bakanlar Kurulu’ndaydı. Beklentiler, yüksek olan bu oranın AB’de olduğu gibi azaltılması yönünde iken, tasarıda NBŞ’lerin kota oranı % 15’e yükseltilmiş ve sabitlenmiştir. AB ülkeleri ortalaması olarak izoglukozun toplam şeker kotasına oranı %4,9’dur. AB ülkelerinde ortalamayı 4,9’a yükselten Macaristan, Portekiz, Slovakya, Bulgaristan gibi iklim şartları ve arazi yapısı itibarıyla pancar şekeri sektörü gelişmemiş ve mecburi olarak şeker ihtiyacını karşılamada NBŞ kullanmak zorunda kalan ülkelerdeki oranlardır. Türkiye gibi şeker ihtiyacını pancar şekerinden karşılama imkânı olan ve pancar şekeri sanayisi gelişmiş AB ülkelerinde bu oran çok daha düşüktür. Örneğin Almanya’da NBŞ’nin toplam şeker kotası içindeki oranı % 1,9, Polonya’da % 3, Fransa, İngiltere, ve Hollanda’da % 0’dır. Şeker sektörü ve şeker sanayi ülkemizle benzerlik gösteren bu ülkelerdeki oranları bir yana bıraksak bile, yeni düzenleme ile ülkemizde pancar şekeri dışındaki ürünlere AB ortalamasına göre üç katından fazla bir kota tahsisi getirilmektedir. Bunun anlamı şu, bizim insanımızın tükettiği ürünlerin içinde Avrupalının tükettiklerine göre iki katı izoglukoz olacak. Daha da özetlersek, bir Fransız, Hollandalı, İngiliz’in sofrasında izoglukozlu ürün ihtimali sıfır veya sıfıra yakın olurken bizim ülkemizdeki tüketicinin sofrasında, çocuğunun elinde bir Alman’a göre 4,5-5 kat fazla izogulukoz kullanılmış ürün olacak. Kota oranı %15’e çıkacak olan ve pancar şekeri yerine kullanılan diğer ürünler bu toprakların dışına çıkmayacak. Bu kota ihraç ürünler için tahsis edilmiyor. Bu ülkenin sınırları içinde bizim insanımız tarafından tüketilecek. NBŞ’lerin kotasını % 15’e sabitlemenin, pancar şekeri sanayindeki ekonomik kayıplarda son derece önemli. Ülkemiz tarımının mihenk taşı konumundaki pancar çiftçisinin sanayicisinin hakları kanunla ellerinden alınarak ağırlıklı yabancı sermayenin elinde bulunan NBŞ üreticilerinin ellerine altın tepside sunuluyor. Düzenleme ile 10 Bin Çiftçi Pancar Üretiminden Çekilecek, Tarımsal Hasıladaki Kayıp 100 Milyon Doları Bulacak Kanun Tasarısına NBŞ kotasını %15’e sabitleyen düzenlemenin, pancar şekeri sanayindeki üretim karşılığı yaklaşık 125.000 ton şekerdir ve bunun sebep olacağı tarımsal üretimdeki daralma ise yaklaşık 900.000 ton şeker pancarıdır. Yaklaşık 10.000 pancar üreticisinin pancar üretiminden bir daha yapmamak üzere çekilmesine sebep olacak bu düzenlemenin, küspe, nakliye ve yem sanayi ile hayvancılık gibi yan sektörlere etkisini bir yana bıraksak bile pancar üreticisinin tarımsal hasıla kaybına doğrudan etkisi ise her yıl 100 milyon dolar civarındadır. Kaldı ki, şeker üretiminde ve tüketiminde doğal pancar şekeri dışında kalan diğer ürünlerin pazar payının kotalarıyla orantılı yani %15’te kalacağının da garantisi yoktur. Hayvancılık Sektörü de Olumsuz Etkilenecek %5’lik bu üretim daralmasının ülkemiz tarım sektörüne başka yan etkileri de mevcuttur. Şeker pancarı sanayinin en çok desteklediği yan sektör hayvancılık, hayvancılığın en önemli problemlerinden biri ise kaba yem ihtiyacıdır. Şeker sektörü mevsim koşulları itibarıyla kaba yem ihtiyacının zirveye çıktığı bir dönemde devreye girerek ülkemiz hayvancılığının önemli bir eksiğini kapatmaktadır. Bu üretim daralmasının hayvancılığa etkisi 300.000 ton yüksek nitelikli besi hammaddesi olan küspenin ve 50.000 ton melasın kullanılamamasıdır. Dolayısıyla pancar dışı şekerlerin kotasının %10’dan %15’e çıkmasının sadece et üretimine olumsuz yansıması yaklaşık 10.000 tondur. Kanun’da yer alan diğer düzenleme ise şeker pazarının gıda şekeri ve gıda dışı şeker diye ikiye bölünmesi ve gıda dışı Şeker Kanunu Tasarısı Neleri Öngörüyor • Nişasta Bazlı Şekerin kota oranı kullanılacak şekerin kotasız üretilecek olmasıdır Ülkemizdeki gıda başta olmak üzere tüm alanlarda yaşanan denetim zorluğu ve zafiyetini göz önüne alındığında üretim süreçlerinde gıda şekeri ve gıda dışı şeker üretiminde ve tüketiminde de kayıt dışılık artacaktır. Bu durum pancar şekeri sanayisi ve pancar üreticisi açısından potansiyel tehdit oluşturacaktır. Pancar şekeri sanayinde ürünün doğası gereği planlı ve sözleşmeli tarım yapma mecburiyeti ve her sürecin kayıt altında olması sebebiyle, kayıt dışı bir gram bile pancar şekeri üretilemez. Ancak pancar şekerinin alternatifi tatlandırıcılarda durum bunun tam tersinedir. Kaldı ki, şeker üretiminde ve tüketiminde doğal pancar şekeri dışında kalan diğer ürünlerin pazar payının, kotalarıyla orantılı yani %15’te kalacağının da garantisi yoktur. Şeker pancarı üreticileri yerli üretime büyük bir darbe vuracak olan bu tasarı karşısında hayal kırıklığı yaşıyor Kanun ile, Kurum’un yapılanması değiştirilmiş, demokratik ve özerk olması gereken yapı tamamen Kamunun inisiyatifine bırakılmış, üye önerme hakkı elinden alınmış, üreticisinin temsil ve söz hakkı daha da kısıtlanmıştır. Kısaca üretici kaybetmiştir. Nişasta Bazlı Şeker Obeziteyi Artıracak Uzmanlar, nişasta bazlı şekerin öncelikle insanları tok tutmadığını, sürekli acıktırdığını, düzensiz beslenmeye yol açtığını, karaciğerde yağlanma yaparak insan metabolizmasını bozduğuna dikkat çekiyorlar. • Şeker Kurulu’nda Pankobirlik yüzde 10’dan 15’e çıkacak. yerine üreticiyi temsil edecek • Türkiye’nin şu anda en büyük üyeyi Gıda Tarım ve Hayvannişasta bazlı şeker üreticileri de cılık Bakanlığı atayacak. ek yüzde 5’lik kotadan faydala- • Artırılan bu kota için üreticiler nacak. mahkemeye başvuru yapa• Bakanlar Kurulu kota oranını ar- mayacak. tırabilecek. • 10 bin çiftçi pancar üretimin• Şeker Kurulu yerine Şeker Piya- den çekilecek, tarımsal hasısası Düzenleme ve Denetleme ladaki kayıp 100 milyon Doları Bulacak. Kurulu oluşturulacak. • Şeker Kurulu’nun mevcut baş- • Şeker hastalığı, kanser, kalp kan, üyeleri ile üst düzey yöneti- hastalığı gibi rahatsızlıklarda artış yaşanacak. cilerin görevleri sona erecek. Nişasta Bazlı Şeker Nedir? Mısırdan elde edilen şekerdir. Büyük bir oranı vücutta fruktoza dönüşür. Fruktoz çok masum olmayan bir şeker cinsi. Çünkü insülin direncini tetikleyerek aşırı şişmanlığa yol açabilmektedir. Ayrıca kandaki trigiserid değerlerini artırabiliyor. Tokluk hissi vermeyen ve kanserden kalp hastalıklarına ve karaciğer yetmezliğine kadar birçok kronik hastalığa yol açtığı ileri sürülen nişasta bazlı şeker (NBŞ) bağımsız bilim adamlarının, “Mısırdan elde edilen NBŞ’de yüksek oranda fruktoz (meyve şekeri) var. Fruktoz, tokluk hissi uyandırmaz aksine yedikçe yedirir. Kronik hastalıklar salgına dönüşmeden önlem alınmalı” dediği NBŞ için Türkiye bir cennet durumunda. Nişasta bazlı şeker hangi gıdalarda var? Şeker 3 kaynaktan elde edilir. 1) Şeker kamışı. 2) Şeker pancarı. 3) Mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker. Mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker türü mısır şurubu olarak da biliniyor. Ketçap, toz kahve kreması, bisküvi, meşrubat, şekerleme, hazır meyve suyu, çikolata, gofret, hazır puding, kek, hazır çorba gibi pek çok gıdanın üretiminde kullanılıyor. Şekerden daha ucuz olduğu için mısır şurubu tercih ediliyor. Ülkemizde üretilen gazoz ve meşrubatların neredeyse tamamında kullanılıyor. Nişasta bazlı şeker, pancardan elde edilen şekere oranla ton başına 250300 dolar daha ucuz. Şeker pancarında dünyanın 4’üncü büyük üreticisi olan Türkiye, yeterli oranda mısır üretiliyor olmasına rağmen dışarıdan ithal ettiği mısırla NBŞ üretiyor. Türkiye’de NBŞ üreten sadece 5 şirket var! Bunlardan Cargill’ın kapasitesi 400 bin ton, Adana’ da bulunan Amylum’un kapasitesi 250 bin ton, Ülker-Cargill ortaklığındaki Pendik Nişasta’nın kapasitesi 110 bin ton, Tat firmasının kapasitesi 70 bin ton ve Sunar’ın kapasitesi 55 bin ton mısır. Neden Mısır Şurubu? Mısırdan yüksek fruktoz içerikli mısır şurubu yapımına 1970’lerde başlandı. 1980’lerde yılda 3 milyon ton olan üretim, günümüzde 20-30 milyon tonun üzerine çıktı. Nişasta glikoz moleküllerinden oluşan birleşik bir şeker. Mısır şurubu, mısır nişastasının kimyasal işlemden geçirilmesiyle elde ediliyor. Nişasta parçalanarak glikoza, ardından glikoz fruktoza dönüştürülüyor. Bazı ürün paketlerinde mısır şurubuna “nişasta bazlı sıvı şeker” adı veriliyor; kısaca “NBSŞ” dendiği de oluyor. ABD’de HFCS olarak isimlendiriliyor. Mısır şurubu, şeker pancarından elde edilen şekerden daha tatlı ama daha ucuz ve taşınması daha kolay. Bu da gıda üreticileri için daha düşük maliyet ve daha yüksek kâr anlamına geliyor. Mısır şurubunun içinde yüzde 90’lara varan fruktoz (meyve şekeri) bulunur. Şeker pancarından elde edilen sakkaroz (çay şekeri) yarı yarıya fruktoz ve glikoz içerir. Sakkaroz: 100 birim, glikoz 74 birim, fruktoz 173 birim tatlılığa sahiptir. Şeker pancarı tarımı ile yaklaşık 500 bin çiftçi ailesi uğraşmaktadır. Hane halkı düzeyinde bu sayı yaklaşık 2.5 milyon kişiye karşılık gelmektedir. Kırsal kesimde ayçiçeği tarımına göre 4.4 kat, buğday tarımına göre 18 kat daha fazla istihdam oluşturur. Şeker fabrikalarında yaklaşık 30 bin kişi çalışmaktadır. Şeker pancarı tarımı, sağladığı yüksek istihdam ile köyden kente göçün hızını kesmektedir. Şeker pancarı çiftçisi devlete hiç yük olmadan 170 bin hektar kıraç tarım arazisini tamamıyla kendi yatırımı ile sulu tarıma kazandırmıştır. Devletin bu kazancının parasal karşılığı 340 milyon dolardır. Şeker pancarı üretimi için ton başına yapılan harcama buğdaydan 3.7 kat, ayçiçeğinden 7 kat daha düşüktür. Buna karşın birim alanda buğdaydan 3.3 kat, ayçiçeğinden 2 kat daha fazla katma değer yaratmaktadır. Şeker pancarı tarımı buğdaydan 1.5 kat, ayçiçeğinden 1.9 kat daha fazla makine kullanımına olanak sağlar. Şeker pancarının baş, yaprak, posa ve melası ucuz hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 KOOPERATİFÇİLİK Döner Sermaye Dosya Bedelleri Uygulaması Bakanlıkça ödenen destekleme ödemelerinde 2012 yılında dosya bedeli adı altında kişi başına 10,00 TL. nin her başvuruda Bakanlık döner sermayesi hesabına yatırılması uygulamasına başlanılmıştır. Desteklemelerin yapılmasında üretici örgütlerine görev ve sorumluluk verilmiştir. Bu sorumluluğun yerine getirilmesinin uygulamada ciddi bir organizasyonu gerektirdiği de bir gerçektir. Desteklemelerin üreticiye ulaştırılmasında tabanda en yaygın durumda olan kooperatiflerin rolü de tartışılmaz. Bakanlık mademki kooperatifleri bir işletme olarak değerlendirmektedir o halde kooperatif ortaklarının tamamından ayrı ayrı dosya parası talep edilmesi yasaya ve mevcut mevzuata aykırı bir uygulamadır. Yoksa kooperatiflerin bir işletme olarak kabul edilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bakanlık döner sermayesine desteklemelerden böyle bir kesinti yapılmasını doğru bulmak kesinlikle mümkün değildir. Ancak bu kesintiden vazgeçilmeyecekse, Bakanlığın Merkez Birliği kesintisi gibi doğrudan desteklemeler- sine de aykırı bir uygulamadır. Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı den kesmesi, bu da yapılmayacaksa peşin tahsilât yapılmaması, örgütlerce sadece destekleme alan ortaklarından kesinti yapılarak döner sermaye hesabına aktarılması ve en kısa zamanda mevzuatta bu uygulamanın kaldırılarak üretici lehine yeni düzenleme yapılması gerekmektedir. TOBB’da Kooperatifler Var mı? Bakanlıkça döner sermaye kesintilerinden bahsederken hemen hemen her kuruluşun elinin üreticinin cebinde olduğunu da görmemek mümkün değil. Bu gün ülkemizde sadece tarımsal amaçlı kooperatif olarak yaklaşık 8.000 civarında kooperatif var. Bu kooperatiflerin her yıl Ticaret odalarına aidat olarak yatırmak zorunda oldukları aidatlar önemli meblağlara ulaşmaktadır. Yasadan alınan güçle zorunlu ödeme ve zorunlu üyelik Sivil toplum kuruluşlarının en temel ilkesi olan gönüllülük ilke- Diğer taraftan tarımsal sanayiye hammadde temin eden üreticinin ekonomik faaliyetlerini yürüten ve en temel örgütü olan kooperatiflerin yaptırdıkları borsa tescilinde ve ürün pazarlamalarında yapılan kesintilerde önemli boyutlara ulaşmaktadır. Tüm bu kaynakların sağlanmasına karşın, odalarda ve borsalarda kooperatiflere hizmet verildiğini de söylemek mümkün değildir. Hala ürün borsaları bile oluşturulamamıştır. Her şey bir tarafa, Ticaret odalarında ve Borsaların önemli bir kısmında ve en önemlisi TOBB da bir kez dahi kooperatifçilikten bahsedilmediği gibi sanki kendileriyle hiç alakasız kuruluşlarmış gibi davranışlarla karşılaşılmaktadır. O zaman; Kooperatiflerimiz neden oraya üye olmak zorunda olsun? Neden bunca kaynak oraya aktarılsın? Bizim kendi örgütlerimizin bu işleri (sonuçta belge verme kayıt yapma vs.) yapmasının neden önü açılmaz? Milli Kooperatifler Birliğimiz bu işi neden yapamasın? Ekonomik ve siyasal gücün, bu kadar önemli yapıları mağdur etmeye yönelik kullanılması ne kadar etik bir davranıştır? Bu konuların artık kendi camiamızda ciddi ciddi tartışılması gerektiğine inanıyorum. Saygılarımla. 13 KOOPERATİF Peki, Bu Sene Ne Yılı? »» Malumlarınınız olduğu üzere geçen seneyi Birleşmiş Milletler “Dünya Kooperatifler Yılı “ilan etmişti. Peki, bu sene Birleşmiş Milletlerin gündeminde ne var? Bu sorunun cevabını vermeden önce Birleşmiş Milletler bunu niçin yapıyor ve son yıllardaki konular neler olmuş önce bir ona bakalım… Birleşmiş Milletler Teşkilatı altında faaliyet gösteren Ekonomik ve Sosyal Konseyi, küresel çaplı sorunların çözümüne yönelik platformlar oluşturulması için girişimlerde bulunmaktadır. Bu amaçla 1980 yılından bu yana her sene uluslararası işbirliği ve anlayışın ilerletilmesi için uluslararası yıllar ilan etmektedir. Birleşmiş Milletlerin son 10 yılda gündeme getirdiği konular aşağıda sırayla belirtilmiştir: 2003 Uluslararası İçilebilir Su Yılı 2004 Uluslararası Pirinç Yılı 2005 Uluslararası Mikro Kredi Yılı 2006 Uluslararası Çöller ve Çölleşme Yılı 2007 Uluslararası Kutup Yılı 2008 Uluslararası Patates Yılı 2009 Uluslararası Yün ve Pamuk Elyaf Tarımı Yılı 2010 Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı 2011 Uluslararası Ormanlar Yılı 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı Konuların dikkatle incelendiğinde tarımla ya doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olduğu görülmektedir. Acaba bu durum bir tesadüf mü? Sadece Birleşmiş Milletler değil, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, çeşitli gönüllü kuruluşlar gibi Dünyanın önde gelen kurumları ve hatta gelişmiş ülkelerin hükümetleri bile gittikçe artan açlık, enerji, çevre ve özellikle refah dağılımındaki denge ile ilgili bütün sorunlar için aradıkları çözümü tarımda bulduklarını görüyoruz. Hâlbuki tarım, yıllarca iktisat kitaplarında bize geri kalmışlığın göstergesi ve bir an önce terk edilmesi gereken bir sektör olarak ezberletilmiş ve hor görülmüştü. Sonra bir anda tarım, milenyumun kurtarıcısı durumuna geliverdi. Gerçekten de biraz düşününce, bunun doğru bir yaklaşım olduğu rahatlıkla anlaşılıyor. Bir ülkenin tam bağımsızlığı açısından silahtan daha önemli hale gelen Gıda Güvencesini sağlamak ve Güvenilir Gıda temin etmek için tarım her geçen gün daha önemli hale gelmektedir. Artık gittikçe daralan kaynakların sürdürülebilir yönetimini sağlamak için bilinçli tarım yapılması şart olmuştur. Bu arada tükenen enerji kaynaklarına karşı alternatif olarak enerji tarımı yapılarak çevre dostu yeşil enerji üretimi de gittikçe önem kazanmaktadır. Belki de en önemlisi yoksulluğun yaygın olduğu kırsal alanda tarıma dayalı ekonomik ve sosyal tedbirler ile refah dağılımında denge sağlanmaya çalışılmaktadır. Refah dağılımındaki denge hem ülke içi birlik ve beraberliğin sağlanması hem de Dünya barışı için anahtar kelimedir. Gelişmiş ülkelerin terör kâbusunun yegâne çözümü kaybedecek bir şeyi olmayacak kadar fakir olan toplumlara umut verebilmektir. Dr. Erhan EKMEN Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu Bütün bu göstergeler ve geçtiğimiz 10 yılın çevre ve tarım ile ilgili olması, Birleşmiş Milletlerin sorunun çözümü açısından tarıma verdiği önemi göstermektedir. Bu gidişatın böyle devam edeceğini ön görmek yanlış olmaz. İşte bu senenin ve gelecek yılın temaları: 2013 Uluslararası Su İşbirliği Yılı 2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı İçinde bulunduğumuz bu yıl “2013 Uluslararası Su İşbirliği Yılı” olarak seçilmesi tarım açısından gerçekten anlamlıdır. Dünyamızdaki kullanılabilir mevcut suyun %80’e yakın bir kısmının tarımda kullanıldığı dikkate alınırsa bu yılın tarım açısından önemi vurgulanmış olacaktır. Bir sonraki yılın “2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı” olarak belirlenmesi tarımsal üretimde aile tipi işletmenin ekonomik ve sosyal açıdan ne denli önemli olduğunu ortaya koyması büyük önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından ilan edilen “2013 Uluslararası Su İşbirliği Yılı” kapsamında akla gelen ilk şey su yönetimidir. Su yönetiminde ve sulama alanında Sulama Kooperatifleri önemli rolü bulunmaktadır. Bu rol küresel açlıkla mücadele de çevreye duyarlı tarımın yapılabilmesi adına belki de en önemli silahlardan biridir. Ülkemizde 300.000 çiftçimizin ortak olduğu 2500 sulama kooperatifi bulunmaktadır. Sulama Kooperatiflerinin amacı, devletçe ikmal edilmiş veya edilecek sulama tesislerinden alınarak tarım sahalarından çıkarılacak suyun tarımsal üretimde en etkin şekilde kullanılmasıdır. Bunun için arazi tesviyesi, tarla başı kanalları, tarla içi sulama ve drenaj gibi zirai sulama tesislerini kurmak veya kurulmuş olan sulama tesislerini işletmek ve işlettirmek, bakımını yapmak ve yaptırmak şeklinde faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Avrupa Birliği’nde bazı ülkelerdeki uygulamalara baktığımızda sulama ile arazi toplulaştırma hizmetlerinin birlikte yürütüldüğü görülmektedir. Ülkemizde de arazi parsel bilgi sistemi ile arazi toplulaştırma ve ıslah konularında yapılan çalışmaları sahaya taşıyacak bir yapıya ihtiyaç bulunmaktadır. Mevcut sulama kooperatiflerimizin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. 2013 Uluslararası Su İşbirliği Yılı, Sulama Kooperatiflerinin daha etkin bir hale gelmesi için güzel fırsat olabilir. 14 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber BİTKİ KORUMA Tarımsal Ürünlerde Önemli Bir Zararlı Grubu: Nematodlar »» Tarımsal ürünlerde genellikle ilk akla gelen zararlı grubu böceklerdir. Ancak böceklerin yanında akarlar ve nematodlar ayrı bir yer tutmaktadır. Nematodlar tarımsal ürünlerde çok önemli zararlara sebep olmaktadır. Tarımsal üretim alanlarında (sera, tarla, meyve bahçesi vb.) sıklıkla görülen nematodlar, çıplak gözle görülmezler. Dışardan ancak zararları nedeniyle oluşan simptomlarından fark etmek mümkündür. Nematodların ürünlerde oluşturduğu zararlar üreticiler tarafından diğer hastalık etmenleri veya bitki elementi noksanlığı gibi algılanabilmektedir. Bu nedenle bazen teşhiste gecikmeler olabilmekte, bu süreçte tarımsal ürünlerde önemli ürün kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Nematodlar ipliksi solucanlar olarak bilinirler. Hemen hemen her ortamda bulunabilirler, bitki ve hayvan paraziti olmaları yanında serbestte yaşamaktadırlar. Geniş bir yayılış alanına sahip olan nematodlar yıllar boyunca çok az bilinen zararlılar arasında yer almıştır. Aktif yaşama ve hareketleri için ince film şeklinde su tabakasına ihtiyaç duymaktadırlar. Nematodlar hareketli mikroskobik canlılar olup, omurgasızdırlar. Vücutlarında segment bulunmaz ve herhangi bir uzantıya sahip değillerdir. Bugüne kadar 27000 nematod türünün teşhisi yapılmıştır. Bunlar içerisinde; 4100 türü bitkilerde parazit olarak saptanmıştır (Decraemer, 2008, Perry ve Moens, 2006). Nematoloji, entomolojik ve fitopatolojik çalışmalar içerisinde nispeten daha yeni bir bilim dalıdır. Çok küçük olmaları ve bitkilerde meydana getirdikleri zararların diğer hastalık etmenleri, bitki besin elementi noksanlığı, solgunluk, sararma ve bitkilerde gelişim bozukları gibi belirtilerle karıştırılmaktadır. Bu nedenle üreticilerin bu tür belirtiler gördüğünde toprak ve bitki örneği alıp analiz ettirmeleri gerekmektedir. Dünya üzerinde bitki paraziti nematodlardan dolayı her yıl % 10 ‘luk bir kayıp meydana gelmektedir (Whitehead, 1998). İlk tespit edilen bitki paraziti nematod Anguina tiritici (Buğday gal nematodu)’ olup Needham tarafından 1743 yılında belirlenmiştir. Daha sonra Ditylenchus dipsaci, Heterodera schachtii ve Meloidogyne sp. gibi nematod türlerinin ortaya konması ile bu alandaki çalışmalar hız kazanmıştır (Ferraz ve Brown, 2002). Bitki Paraziti Nematodları Tanıyalım Dr. H.Didem SAĞLAM Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü [email protected] Prof.Dr. Sultan ÇOBANOĞLU Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Bu yazımızda bitki paraziti nematodların genel görünüşleri, habitatları ve beslenme şekilleri, biyolojileri, ülkemizde önemli nematod türleri ile bulaşık alandan örnek alma yöntemleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. 1.Bitki paraziti nematodların genel görünüşü; Bitki paraziti nematodların dişi ve erkekleri genel olarak ipliksi yapıda olmalarının yanında Heterodera sp., Meloidogyne sp. ve Tylenchulus sp. gibi kist ve ur meydana getiren türlerde dişiler gelişme döneminde şişerek limon, armut gibi görünüme sahip olurken erkek bireyleri ipliksi formdadır (Şekil 1). Şekil 1. Heterodera filipjevi’nin (a) beyaz dişi ve (b) erkek birey resmi (H.D.Sağlam, 2011) 2. Bitki paraziti nematodların yaşam yerleri; dağılmları Nematodların % 50 ‘lik bir kısmı denizlerde yaşarlar, % 15 lik kısmı hayvanlar (omurgalı ve omurgasız) üzerinde parazit olarak yaşamakta, % 25 ‘lik kısmı toprakta serbest olarak yaşar ve % 10’luk bir kısmı ise bitkilerde parazit olarak yaşamaktadırlar. Bitki paraziti nematodlar kumlu toprakları çok severler ve genel olarak 10-30 cm’lik toprak derinliğinde bulunurlar. Toprak nemi aktivitelerini arttırmaktadır. Ne- Kaman İlçesinde En Büyük Ceviz Serası Yapımı Tamamlandı »» Kaman Cevizciliğinin geliştirilmesi konusundaki Devlet-Kooperatif işbirliği ilk meyvesini verdi. Kırşehir’in Kaman Merkez Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin "Ceviz Eylem Planı" kapsamında, ilçesinin en büyük serası, kooperatif ortağı ve Ceviz Üreticisi Arif Göçmen'in bahçesine kuruldu. Kaman'a kurulan seranın bir başlangıç olduğunu belirten Tarım İl Müdürü Kenan Şahin, "240 metre karelik seranın kurulumu tamamlanarak, faaliyete geçmiştir. 2013 yılında ve önümüzdeki yıllarda İl Özel İdaresi nezdinde sera kurulması için girişimlerimiz devam edecektir" dedi. İlçenin en büyük serasına sahip ol- maktan mutluluk duyduğunu belirten Arif Göçmen ise açıklamasında, "İlçemizde üretilen aşılı ceviz fidanları çoğunlukla küçük seralarda ve zor şartlarda gerçekleştirilmekte. Tarım İl Müdürlüğümüzün ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifimizin destekleri ile ilçemizdeki ceviz üretimi daha da artacak ve kalite yükselecektir. Bu seramızda başta Kaman-1 Cevizimiz olmak üzere talep doğrultusunda farklı ceviz fidanları da üretilecektir. Tesisimizde Bakanlık Sertifikalı Kaman-1 Ceviz'inin üretimi ve satışı da gerçekleştirilmektedir" şeklinde konuştu. matodlar kendi başlarına çok kısa mesafelere yayılabilmektedirler. Dolayısıyla kendi doğal hareketleri ile dağılımları zordur. Bulaşık bir bölgeden başka bölgelere yayılmalarında öncelikle tohum, fide gibi bulaşık bitki materyali olmak üzere, salma usulü ile yapılan sulamalar, insan ve hayvanlara bulaşan toprak parçalarının diğer bölgelere taşınması, tarım araçları, alet ve ekipman ile taşınması, bulaşık tohum veya bitkilerin ekimi ile olmakta, ayrıca rüzgarla taşındığı da tespit edilmiştir (Ferraz ve Brown,2002). 3.Bitki paraziti nematodların beslenme şekilleri; Bitki paraziti nematodlarda 3 tip beslenme şekli görülmektedir; Endo parazit: Nematod tamamen bitki dokusu içerisine girer ve beslenmesini bitki kökü içerisinde yapmaktadır (Pratylenchus sp. ve Meloidogyne sp.). Ekto parazit: Bitki dokusu dışından stiletlerini bitkiye sokmak sureti ile beslenirler (Xiphinema sp ve Longidorus sp.). Yarı endo-parazit / Yarı ektoparazit: Nematodların vücutlarının ön kısımları bitkiye giriş yapar ve beslenmesine burada devam ederler. Bu tip nematodların dişileri limon armut, böbrek benzeridir erkekleri ise ipliksi yapıdadır ve ergin olduktan sonra toprağa geçerler (Heterodera sp., Globodera sp. ve Tylenchulus sp.) (Ferraz ve Brown, 2002). 4. Nematodların Biyolojisi Bitki paraziti nematodların yaşam döngüleri yumurta, 1. dönem larva (yumurta içerisinde geçirirler), 2 dönemde yumurtadan çıkan larva toprağa geçer. 2. Döneminde bitki dokusunda parazit olarak beslenmeye başlayan larva ergin oluncaya kadar beslenmesine devam eder. Toplamda 4 larva dönemi geçiren larvalar dişi veya erkek olarak gelişimlerini tamamlarlar. 5. Nematodların bitkilerde meydana getirdikleri zarar şekilleri; Bitki paraziti nematodlar bitkilerin sadece köklerinde değil toprak üstü aksamlarında da zarar meydana getirebilmektedirler. Köklerde lezyonlara, gal oluşumlarına, köklerde aşırı dallanma, şişkinlik, kısa, küt ve kalın kök oluşumlarına neden olmaktadırlar. Toprak üstü aksamda gelişme geriliği, bitki besin maddesi noksanlığı, solgunluk, bitki gövdesinde nekroz, renk açılması, kahverengileşme, 1 Tylenchida: Anguinidae Anguina tritici Buğday Gal Nematodu 2 Tylenchida: Anguinidae Ditylenchus dipsaci Soğan–Sak Nematodu 3 Tylenchida: Anguinidae Ditylenchus destructor Patates çürüklük Nematodu 4 Tylenchidae: Aphelenchoididae Aphelenchoides besseyi Çeltik Beyaz uç Nematodu 5 Tylenchidae: Aphelenchoididae Aphelencoides fragariae Çilek Nematodu 6 Tylenchida: Heteroderidae Heterodera avenae grubu Tahıl Kist Nematodları 7 Tylenchida: Heteroderidae Heterodera schactii Şeker Pancarı Kist Nematodu 8 Tylenchida: Heteroderidae Globodera spp. Patates Kist Nematodu 9 Tylenchida: Meloidogynidae Meloidogyne spp. Kök-Ur Nematodları 10 Tylenchida: Hoplolaimidae Helicotylenchus multicinctus Muzlarda Spiral Nematodlar 11 Tylenchida: Tylenchulidae Tylenchulus semipenetrans Turunçgil Nematodu 12 Dorylaimida: Longidoridae Xiphinema spp. Bağlarda Kamalı Nematodlar arasında toprak örneği alınıp analiz için laboratuvarlara gönderilir. Ağaçlardan örnekleme yapılırken, ağacın iz düşümünden örnekleme yapılmakta, alınan örnekler iyice karıştırılıp paçal yapılır ve bu karışımdan 1-2 kg kadar örnek laboratuvara gönderilir. Toprak örneği veya bitki örneği alındıktan sonra etiketinin çok dikkatli ve açıklayıcı bilgiler içermesine dikkat etmek gerekmektedir. Örnekleme etiketine yazılacaklar; • Bitkinin türü, çeşidi • Örnekleme tarihi • Yeri /konumu (varsa GPRS verileri) • Daha önce hangi bitki yetiştirildiği bilgisi Bundan sonraki yazımızda bitki paraziti nematodlarla mücadele yöntemlerine değineceğiz. verim azalması, ürün kalitesinde bozulma, gibi belirtiler görülmektedir (Agrios 2004). Nematodların bitkilerde meydana getirdikleri doğrudan zararları yanında köklerde açtıkları yaralardan bakteriyel ve fungal hastalıklarında giriş yapmasıyla dolaylı yoldan da etkide bulunmaktadır Bazı nematod türlerinin bitkilerde hastalık oluşturan virus ve bakteri ve fungal etmenleri taşıyarak da zararlı oldukları bilinmektedir. 6.Ülkemizde önemli nematod türleri; Bitki paraziti nematodların büyük bir çoğunluğu Tylenchida alt takımında yer almaktadır. Ülkemizde önemli bazı bitki paraziti nematodların listesi Çizelge 1 de verilmiştir. 7.Nematod İle Bulaşık Alandan Toprak ve Bitki Örneklerinin Alınması; Nematodla bulaşık olduğu düşünülen veya bulaşık olduğu bilinen alandan bitki parçaları ve toprak örnekleri alınarak analiz için laboratuvara gönderilmelidir. Toprak örnekleri bitki çeşidine göre farklılık göstermektedir. Tek yıllık bitkilerden örnek alınırken; tarlanın köşegenlerinden başlayarak zig-zag çizilerek (a), rastgele örnekleme (b), yıldız oluşturacak şekilde (c) veya paralel giderek (d), 0,5-1 hektar’dan en az 10 - en fazla 50 örnek sonda veya kürekle alınır (Şekil 2). Alınan topraklar bir poşette veya a b Kaynakça : Agrios, G.N. 2004. Plant diseases caused by nematodes, In: Plant pathology, Academic Pres Inc., New York, 169 p. Coyne, D.L., Nicol, J.M. and Claudius-Cole, B. 2007. Practical plant nematology: a field and laboratory guide. SP-IPM Secretariat, International Institute of Tropical Agriculture (IITA), Cotonou, Benin. 82p. Decraemer W. 2008. Nematode Morphology. International Nematology Course. Ghent University.64p. Ferraz, L. C. C. B., and D. J. F. Brown. 2002. An introduction to nematodes, plant nematology. A student textbook. Sofia, Bulgaria: Pensoft Publishers.221p. Perry, R.N. and Moens, M., 2006. Plant nemato- c kap içerisinde toplanıp paçal yapılır. Her bir örnekleme alanından 1-2 kg d logy. CABI 447pp. Whitehead, 1998. Plant nematode control. Wallingford, UK, CAB. 384pp. Türkiye'nin İlk 'Bal Borsası Açıldı »» Türkiye'nin ilk 'Bal Borsası' Muğla Ticaret Borsası tarafından balın kalitesini artırmak ve ülke genelinde fiyatını dengelemek amacıyla kurudu. Muğla Ticaret Borsası tarafından hizmete sunulan borsa ilk işlemini yaptı. Kent, balın başkenti olmayı hedefliyor. Muğla Ticaret Borsası tarafından balın kalitesini artırmak ve ülke genelinde pazar fiyatını dengelemek amacıyla kurulan bal borsası hizmete girdi. Merkeze bağlı Bayır beldesinde kurulan ve 60 bin liraya mal olan bal borsası Vali Fatih Şahin tarafından çalman gongla işlem yapmaya başladı. Vali Şahin, amaçlarının arıcılığın değerini bulması olduğunu, "Bunun için çok çalışarak markalaşmamız gerekiyor. Firmalar buradan tahlil edilmiş, içeriği bilinen, güvenilir bal alma imkanına sahip olacak. Bal dediğiniz, ama içeriğini bilmediğiniz birçok ürün var. Muğla'da kurulan bal borsası buna standart getirmiş, kaliteyi ortaya koymuş oluyor" dedi. Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Bahri Yılmaz ise Muğla'nın 700 bin kovan ve 7 bin anasıyla Türkiye'nin arıcılık açısından en önemli kenti olduğunu belirtti. Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün’de yüzde 68'i ormanlarla kaplı Muğla'da ekonominin sadece turizm olmadığını, markalaşma adına başka değerlerin de ön plana çıkarılması gerektiğini söyledi. Gürün, Muğla'da balın işlenip paketlenerek sunulması gerektiğini, böylece balın katma değeri yüksek bir ürün haline getirilebileceğini dile getirdi. Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk ise, bal borsasının fiyatları dengeleyerek üretici ve satıcıyı koruyacağını söyledi. Muğla Ticaret Borsası Meclis Başkanı Hasan Gökmen, "Amacımız üreticiden tüketiciye giden yolda kaliteli bal üretimini teşvik etmek, balın dünya standartlarına, ihracata uygun üretilerek pazarlanmasını teşvik etmek. Muğla'yı Türkiye ve dünyanın balda başkenti yapmak istiyoruz. Burada ürünlerin gıda kodeksine uygunluğu analiz raporlarıyla desteklenecek.” dedi. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TARIM “Bitkisel Kökenli İnsektisitlere Giriş” -I»» “Aslında her şey ilk cümlelerde söyleniyor, biz inanmak istemiyoruz. Bir adım sonrası yokmuş. Yolun devamı yok, sonu yok, dönüşü yokuş... Islanan toprak, sabırla yeşeren toprak; farkına varıldığı anda, apacı kuruyor. Uyanıyorum; dünya kuru bir sıcak, çöp, toz ve toprak...” Bir zamanlar Matematik öğrencisiyken, o yaşların verdiği idealizmle aynı zamanda Felsefe Bölümü’nden de kimi dersler almaktaydım. Felsefeden aldığım ve ilk anından sonuna kadar hafızamda hala tazeliğini koruyan ilk ders “Mantığa Giriş” dersi idi. Dersin hocası tam ders saatinde içeriye girdi ve amfinin kapısını kilitledi. Böylelikle ne dışarıdan öğrenci girmesi ne de ders süresince içeriden dışarıya çıkış mümkün olmayacaktı. Kapıyı kilitledikten sonra ellerini birbirine birleştirdi ve ardından sert bir çatırtı sesi büyükçe amfide yankılandı. İlk sözü ve bundan sonra sık sık duyacağımız o an için birçoğumuza çok tiksindirici gelen “Bir miktar faşizm iyidir.” cümlesiydi. O dakika o dersi seçtiğim için, o hocadan seçtiğim için dersi alabilmek için günlerce hocaya yalvardığım için kendimden nefret etmiştim. Ama artık kilitli olduğum derslikte dersi dinlemekten başka bir seçeneğim olmadığı için pür dikkat garip derecede itici olan hocamın ağzından çıkacaklara kulak kesilmiştim. Sonra anlatmaya başladı cümlesinin mealini. “Bütün kayda değer gelişmeler savaş zamanlarında, diktatörlük zamanlarında gerçekleşir, istediğinizi kesip biçersiniz, istediğiniz yerde istediğiniz şeyin denemesini yaparsınız kimse size hesap sormaz. Birçok büyük buluş ve bilimsel gelişme bu kaotik ortamlarda ortaya çıkmıştır.” diye devam etti. Sonra örneklendirmeye başladı ne demek istediğini, DDT’nin hikayesini ilk ondan duymuştum. Rachel Carson’ın Sessiz Baharı’nı da. Pestisitlerin çevreye, insanlığa verdiği zararları da beynimde ilk defa iğrenç bir cümle ile hayatıma giren adam anlatıyordu tane tane sözcükleri ile. O gün önyargılarıma teslim olmamaya söz verdim kendime. Seneler geçti, bir de baktım bitki koruma bölümündeyim. Bu bölümde, bitki hastalık ve zararlıları ile kimyasallar dışında da mücadele yöntemlerini öğrenmeye başlamıştık, rengârenk bir dünya hayali oluşmaya başlamıştı yeniden beynimde. Alternatif olan her şeyi öğrenmeye çalışmalıydım. İşte bu yazı dizisinde o yöntemlerden birinden bahsetmeye çalışacağım. Kadim insanlık tarihi kadar kadim olan ve bitkilerimizde zarar yapan böceklere karşı çok çeşitli etkileri olan bitkisel kökenli insektisitlerden. Bitkilerin muhteşem evrimi sayesinde nefes almaya devam ediyoruz hala. Ekmeğimiz aşımız, suyumuz oksijenimiz, evimiz barkımız, kalemimiz kitabımız, dertlerimize devamız, geçmişimiz ve de geleceğimiz; bütün cömertlikleriyle milyonlarca yıldır kendilerini insanlığın hizmetine sunmuş en kutsal canlılardır bitkiler. Tabi her karşılık beklemeyen gibi bizim için uzun onlar içinse küçücük bir zaman diliminde, kaderlerini bereketlerini esirgemedikleri canlıların ellerine bırakacakları gerçeği ile karşı karşıya gelmişlerdir toprak ananın ilk çocukları. Verdikçe daha fazlasını isteyen canlılara karşı kendilerini korumak için çeşitli savunma yolları geliştirmeye başlamışlardır böylece. Onların paylaşmakla ilgili bir problemi yoktu oysaki ama dünyayı yaşanabilir kıldıkları için hayatta kalmaya devam etmek belki de en çok onların hakkıydı. Onlar insanlar gibi silahlar icat etmedi bunun için, çünkü biliyorlardı ki bu dünya hepimize yeter. Bunun yerine öyle mekanizmalar geliştirdiler ki ihtiyacı olandan ihtiyacı kadar alana deva; cahillik, oburluk yapana ölümdü bunlar. Kendilerini korumak için ne çeliğe ne kurşuna ne de atom bombasına ihtiyaçları vardı. Kendilerine yeni bir kimya yarattılar. Bu kimya sayesinde kökleri toprağa sımsıkı bağlıyken bile binlerce kilometre uzağa göç edebildiler. Kâh renkleriyle kokularıyla böcekleri, kuşları cezbederek, kâh hafif tohumları ile rüzgârın, suyun peşine Esengül ERDEM Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü [email protected] takılarak. Gittikleri yerlerde hayatta kalabilmek için oralara en iyi şekilde uyum sağlayabilmeleri güçlü olabilmeleri gerekiyordu. Farklı olanlar, güçlü olanlar, en iyi silahlar yaratanlar yaşamaya ve yayılmaya devam etti. Dünya renklendi, mis kokularla ekmekle ve aşkla doldu sayelerinde. Bu kimyaları sayesinde kendilerine vahşice saldıran organizmalar tarafından tamamen yok edilmekten de kurtuldular milyarlaca yıl boyunca. Toksikolojinin babası sayılan ünlü kimyager ve Doktor Paracelcus "Her madde zehirdir. Zehir olmayan madde yoktur; zehir ile ilacı ayıran dozdur" diyerek bu vahşilik meselesini çok net bir şekilde açıklamıştır bence. Bir bitki aspirin de olabilir, böcek ilacı da. Bu tamamen evrimle ilişkilidir. Bitkiler, evrim süreçleri içerisinde bakteriler, böcekler, funguslar, virüsler gibi kendileri ile beslenen ya da onlarda hastalık yapan organizmalarla mücadele etmek için geliştirdikleri çeşitli fizyolojik değişimlerin yanı sıra, sekonder metabolitler olarak bilinen ve uzun süre işlevleri hakkında bilgi sahibi olunmayan çeşitli metabolizma ürünlerine sahiptirler. Bu sekonder metabolitler, besin katkı maddesi olmaktan, tıbba, zirai ilaç yapımına kadar birçok alanda kullanılırlar ve bunların en önemli ayrıcalıkları ise birincil metabolitler (karbonhidrat, yağ, lipid vb) gibi bütün bitkilerde ortak olmamalarıdır. Her bitki kendine has sekonder bileşiklere sahiptir. Bu bileşikleri bünyesinde geliştiremeyen bitkilerin birçoğu evrim merdiveninden yukarıya tırmanamayarak yok olmuşlardır. Özellikle ıslah yoluyla dünyaya merhaba diyen kültür bitkilerinde bu bileşenler yok denecek kadar az bulunmaktadır. Çünkü en önemli grupları terpenler, fenolik asitler ve azotlu bileşikler olan sekonder metabolitlerin bazıları yüksek konsantrasyonlarda insanlara da toksiklerdir ve insanlar hem daha çok verim elde etmek istediklerinden hem de hiçbir durumda zehirlenmeyeceklerinden emin olmak için bu ehlileştirme süreçleri başlamıştır ve bunlardan dolayı kültür bitkileri böcek ve patojen istilasına açık durumdadırlar ve onları bu zararlardan korumak için özellikle son 100 yılda büyük bir sentetik pestisit endüstrisi gelişmiştir. Yazının girişindeki hikayede de anlatıldığı üzere, sentetik pestisitler (bir zamanlar her derde deva görülen öyle ki bitlenen çocuklara dahi kullanılan) insanlık için daha büyük sorunlar oluşturmanın ötesine gidememiştir. Çevresel felaketlerin (zararlı olmayan organizmaların yok olması, sularımızın kirlenmesi, balıkların, kuşların yok olmaya başlaması, memelilerin zehirlenmesi, yeni zararlı türlerin yaygınlaşması vb), sağlığa olan zararlarının (karsinojenik, mutajenik etkiler, pestisit zehirlenmeleri vb), çernobilden bile daha büyük utanç “kaza”larının (Union Carbide, Hindistan Bhopal gibi) farkındalık yaratmasıyla birlikte özellikle bu belayı insanlığa musallat eden gelişmiş ülkelerde büyük yasal önlemler alınmaya, çok sıkı denetlemelere gidilmeye başlanılmış ve alternatif mücadele yöntemleri üzerine çalışmalar hız kazanmıştır. Mesela 1975 yılında ilk virüslü preparat ruhsatlandırılmıştır (pamukta zarar yapan böceklere karşı kullanılmak üzere). “3 Aralık 1984 günü, ABD kökenli Union Carbide firmasının Hindistan'da Bhopal'de kurduğu böcek ilacı üreten fabrikadan yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazını dışarı atması 18.000 kişinin ölümüne, 150.000'den fazla insanın zehirlenmesine neden olmuştur.” Bu alternatif mücadele yöntemlerinin, özellikle biyoteknolojik yöntemlerin çok yeni olması sebebi ile ileride dünyaya neler katıp neler kazandıracağı tartışma konusudur ve savunucuları ve karşıtları büyük cepheler oluşturmuşlardır. Bitkisel kökenli insektisitlerin etken maddeleri ise yukarıda anlatılan ve “toprağın öz evlatları” olan kültür bitkileri dışındaki bitkilerin bazılarında var olan ve milyarlarca yıldır var olmaya devam eden doğal bileşiklerdir ve bu bileşikler asırlardan beri insanoğluna çok farklı amaçları için hizmet etmişlerdir. Yani tamamen doğallardır. “Dünyada şuanda en bilinen bitkisel kökenli insektisit hammaddesi Azadirachta indica bitkisi” Bir sonraki yazımda bitkisel kökenli insektisitlerin bu doğallıklarının kullanımlarında sağladığı avantajlar ve dezavantajlardan, etki mekanizmalarından, günümüzde kullanım olanaklarından ve özellikle az gelişmiş ülkelerde sentetik pestisitlere daha büyük bir alternatif olup olamayacakları üzerine olacak. 15 Kooperatifçiliğin Gelişmesi… Dünyada kamu ve özel sektörden sonra üçüncü bir sektör olarak kabul edilen kooperatifçilik ülkemizde henüz istediğimiz seviyede değildir. En basit ancak en etkili kırsal kalkınma metodu olan kooperatifçiliğin gelişmemesi için farklı nedenler olduğunu görüyoruz. Kooperatiflerin ehli olmayan yöneticilerin ellerinde büyümesi imkânsızdır. Kooperatif ortakları yönetici seçimlerinde çok dikkatli davranmalıdır. Tabi ortakların da kooperatife olan bakışları pozitif olmak zorundadır. Ancak bu iki mesele hallolmuş olsa bile asıl sorun bundan sonra başlamaktadır. Tarım ve hayvancılık alanında faaliyet gösteren diğer birlikler ile kooperatiflerin eşit şartlarda faaliyet yapma imkânı tanınmadığı için, kooperatifçilik üzerine yapılan tüm söylemler hiçbir anlam ifade etmemektedir. Kooperatiflere ve ortaklarına Kırsal Kalkınma Yatırımları kapsamında verilen destekli projeler ile Bakanlığın kooperatifleri desteklediği gözlerden kaçmamaktadır. Ancak kooperatifçiliğin mayasını oluşturan birlikte çalışma olgusunu parçalayan uygulamalar bu desteklemeleri gölgede bırakmaktadır. Şöyle ki; kooperatiflerin kendi türü içinde teşkilatlanması engellenmektedir. Bu derhal giderilmesi gereken mühim bir arızadır. Hayvancılık Desteklemeleri tebliği gereği sadece örgütlü üreticilere verilen süt ve anaç sığır desteklemeleri için bir kooperatifin başka amaç ve kanunla kurulmuş diğer üretici veya ıslah birliklerine üye olmasının merkez birliği bazında örgütlenmiş sayılması son derece hazin bir durumdur. Ayrıca niçin böyle bir uygulama yapıldığı ise ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur. Kooperatiflerin ürettiği tonlarca süt Ulusal Süt Kayıt Sisteminde nasıl olurda baş- Faruk ÖZEN Balıkesir Hay-Koop Yönetim Kurulu Bşk. Vekili ka birliklerin adına yazılır? Acaba Talimatı yayınlayan Genel Müdür üzerinde bir etkimi var, lobi mi yapılıyor? Kooperatiflerin bölgesinde kurulmuş olan üst birliğine ve üst birliğin de Merkez Birliğine ortak olarak dikey teşkilatlanmasını tamamlamış olma şartı Hayvancılık Desteklemeleri Tebliğine müteakip yayınlanan talimatta mutlaka belirtilmelidir. Kooperatiflerin başka amaçlar farklı birliklere veya kuruluşlara üye olabilirler ancak bu dikey teşkilatı sağlamak için olmamalı. Yine 5422 sayılı kanunda (4369 sayılı kanunun 81. maddesiyle değişen şekli) kurumlar vergisi muafiyeti için üst birlik ortaklığı aranırken 5520 sayılı kanun ile bu şart kaldırılmış olup kooperatiflerin üst birliklerden kopmalarına zemin hazırlanmıştır. Bu iki mesele çözüme kavuşturulmadan ülkemizde kooperatifçilik için yapılan tüm eylem ve söylemler katıksız kalacaktır. Tüm kooperatifçilerin bu konulara hassasiyetle yaklaşmasını temenni eder, saygılar sunarım. FVO Heyeti Tarımı İnceledi Avrupa Komisyonu Sağlık ve Tüketicinin Korunması Genel Müdürlüğü DG SANCO' nun Gıda ve Veteriner Ofisi (FVO) "Avrupa Birliğine İhracat İçin Üretilen Bitkisel Kaynaklı Gıdalarda Pestisit Kontrolleri" konusunda 11-15 Nisan 2013 tarihleri arasında Antalya'da incelemelerde bulundu. FVO’de görevli, Paul Peeters VVeem, Jan Von Kıetzell ve Amadeo Rodriguez Fernandez'den oluşan misyon heyeti, ziyaretlerinin ilk gününde Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü toplantı salonunda, Zirai Karantina Müdürü Uğur Aka, İl Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürü Farnuk Kurnaz, Gıda Tarım ve Hay- vancılık İl Müdür V Mehmet Yoran ve diğer teknik elemanlarla bir araya geldi. Heyet toplantı sonrası Gıda Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü ve özel SGS Laboratuvarlarını ziyaret etti. İkinci gün Kumluca'ya hareket eden heyet, Mavikent beldesinde örtü altı üretimi yapan Ramazan Bodur ve Ali Buhurcu isimli üreticilerin seralarını ziyaret ederek üretimleri hakkında bilgi aldı. Son gün Avrupa'ya yaş meyv sebze ihracatı yapan firmalarda, depolama ve paketleme tesislerinde incelemelerde bulunan heyet, Antalya İhracatçılar Birliği Genel Sekreterliğinde ihracatçılarla ve üreticilerle toplantı yaptılar. 16 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber HAYVAN HASTALIKLARI Kasaplık Hayvanlarda Görülen Önemli Bulaşıcı Hastalıklar ve Et Muayenesi Yönünden Önemi »» Kasaplık büyükbaş hayvanlar (Sığır, Manda, Deve v.b) ile küçükbaş hayvanlarda (koyun, keçi v.b) görülen hastalıklardan bazıları, bu hayvanlara ait etlerin tüketimiyle insanlara geçebilmektedir. Bulaşıcı veya Zoonotik karakterdeki hastalıklar olarak tanımlanan bu hastalıklar etkenlerine bağlı olarak bakteriyel, viral, paraziter ve prion karakterde olabilmektedir. Zoonotik hastalıklar kısaca, hayvanlardan insanlara geçebilen hastalıklar olarak tanımlanmaktadır. Bu hastalıkların dünyadaki dağılımı ülkelerin gelişmişlik ve coğrafi konumlarına bağlı olarak, değişkenlik göstermektedir. Türkiye’nin coğrafi konumuna bağlı olarak, özellikle de doğu ve güneydoğu komşularımızı oluşturan ülkelerin gelişmişlik durumu, bulaşıcı karakterdeki bu hastalıklardan bazılarının Türkiye’ye girişinde önemli rol oynamaktadır. Bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele ve hastalıkların tamamıyla ortadan kaldırılması (eradike edilmesi) zor ve maliyeti yüksek olmakla birlikte, halk sağlığı açısından çok önemlidir. Hayvanları sağlıklı olmayan bir ülkede, insanların sağlıklı olması mümkün değildir. Nitekim bu gerçekten hareketle son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’de (WHO) “tek tıp tek sağlık konseptini” benimsemiştir. Hayvanlarda bulunan hastalıklar ve bunlarla mücadele görevi, mevcut kanun ve yönetmeliklerle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na verilmiştir. Bu hastalıklarla mücadele ve insan sağlığının korunması bakımından, kasaplık hayvanlarda kesim öncesi ve kesim sonrası muayeneler önemlidir. Bu kapsamda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan Kanun, Yönetmelik ve Talimatnamelerde kasaplık hayvanlarda et muayenesinin prensipleri ile hastalık durumlarında uygulanacak prosedürler açıklanmıştır. Aşağıda belirtildiği üzere, kasaplık hayvanlarda görülen çok sayıda bulaşıcı hastalık bulunmakta olup, biz özellikle et muayenesi ve insan sağlığı açısından çok önemli olan bazı hastalıklar hakkında kısaca bilgi vereceğiz. 1)Şarbon (Anthrax), 2) Tuberküloz (Verem), 3) Brusellozis (Malta Humması), 4) Salmonellozis, 5) Leptospirozis, 6) Kuduz, 7) Şap (dabak), 8) Deli Dana (BSE), 9) Sistiserkozis, 10) Toxoplazmozis, 11) Echinococcozis v.b. Anthrax Halk arasında şarbon olarak ta bilinen hastalık, tüm kasaplık hayvanlarda görülmekle birlikte, en fazla koyunda daha az olarak ta sığır ve atlarda görülmektedir. Şarbon hastalığı insan ve hayvan sağlığı açısından önemli bir hastalık olup, genelde septik karakterde perakut, akut ve subakut formda seyreden bulaşıcı bir hastalıktır. Klinik Bulgular: Hastalık koyunlarda sıklıkla perakut formda seyrettiğinden, çok kısa zamanda ölüm olayları şekillenir. Sığırlarda da akut formda seyrettiğinden, ölüm kısa zamanda oluşur. Hasta hayvanlarda yüksek ateş ve kanlı ishal görülür. Tipik semptom burun ve ağız boşluğu gibi vücudun doğal deliklerinden pıhtılaşmayan kan gelmesidir. Anthrax kesimi yasak bir hastalık olup, şüpheli durumlarda en yakın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İl veya İlçe Müdürlüklerine haber verilmelidir. Tuberküloz Halk arasında “Verem” hastalığı olarak ta bilinir. Bulaşıcı ve zoonotik karakterde olan hastalık, birçok hayvan türü ile insanlarda görülür. Hastalıkta vücudun değişik doku ve organlarında etrafı bağ doku ile çevrili değişik büyüklükte ve kazeifiye olmuş tüberküller oluşmaktadır. Hastalığın etkeni sığırlarda Mycobacterium bovis, insanlarda Mycobacterium tuberculozis kanatlı hayvanlarda ise Mycobacterium avium’dur. Tuberküloz infeksiyonları hayvanlar arasında genelde solunum yoluyla yayılmakta olup, mezbaha çalışanlarında hastalığın çıkışında deri yoluyla bulaşma rol oynamaktadır. Tuberküloz hastalığı da zoonotik karakterde bir hastalık olup, et muayenesi açısından önemlidir. Mezbahada kesilen sığırlarda Tuberküloz hastalığı teşhis edildiğinde, hastalığın lokalize veya generalize formda olup olmadığının saptanması gerekir. Lokalize Tuberkülozda etler şarta tabi (ısı işlemi, kavurma v.b) olarak tüketime sunulurken, generalize (yaygın) formda ise karkas total olarak imha edilir. Brusellozis Hastalık insanlarda Malta humması, Akdeniz humması ve dalgalı ateş olarak ta bilinir. Brusellozis hastalık etkenlerinin sığır, koyun, keçi ve domuz gibi hayvanlarda üreme organlarına yerleşerek yavru atma, infertilite, mastitis ve orşitise neden olan infeksiyöz bir hastalıktır. Brusellozis insan ve hayvan sağlığı açısından önemli zoonotik bir hastalıktır. Hastalığın etkeni sığırlarda Brusella abortus, koyun ve keçilerde Brusella melitensis olarak adlandırılır. B. melitensis aynı zamanda insanlarda malta humması olarak bilinen hastalığa neden olur. Hastalığa yakalanmış sığırlarda etkenler genelde uterus, meme, testis, lenf yumruları ve bağırsaklarda bulunur. Brusella etkenleri konjuktiva ve sağlam deriden vücuda girebilirler. Hastalığın önemli bir bulgusu gebeliğin ileri dönemlerinde görülen yavru atma olgularıdır. Yavru atmış hayvanların plasenta, fötus ve atık sıvılarında fazla miktarda hastalık etkenleri bulunmakta olup, bunlara çıplak elle dokunulmamalıdır. Kesim amacıyla mezbahaya götürülen hayvanlarda, kesim öncesi muayenede hastalık tespit edilmiş ve hayvanlarda yüksek ateşte varsa, etkenler kanda bulunacağından ve kesim sırasında insanlara geçmesi mümkün olduğundan hayvanlar kesilmeden öldürülerek imha edilir. Salmonellozis Tüm hayvanlarda ve insanlarda görülen bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda klinik olarak perakut septi- antijenik yapıları birbirinden farklı olan 7 tipi mevcut olup, bunlar A, C, O, Asya 1, Sat 1, Sat 2 ve Sat 3 olarak isimlendirilir. Özellikle kültür ırkı sığırlar hastalığı zor atlatırlar. Prof.Dr. Haydar ÖZTÜRK A.Ü. Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı semik form, akut enteritis ve kronik enteritis formlarında seyretmektedir. Hastalığın tipik bulguları genel durum bozukluğu, ishal, su kaybı, iştah kaybı ve yüksek ateştir. Süt hayvanlarında süt veriminde azalma gözlenir. Bugün 1500’ün üzerinde Salmonella serotipi mevcut olup, evcil hayvanların % 1-3’ü değişik Salmonella türleri ile kontaminedir. Hastalığın et muayenesi yönünden önemi, akut ve septisemik formda tüm hayvan gövdesi total olarak imha edilir. Leptospirozis Hastalık başta sığırlar olmak üzere koyun ve keçilerde görülen zoonotik karekterde infeksiyöz bir hastalıktır. Hastalık genelde kontamine yem ve sularla bulaşır. Özellikle kemirici hayvanlar hastalık etkenlerinin taşıyıcısıdır. Hasta hayvanlarda ateş, septisemi, sarılık ve hemoglobunuri (kırmızı şarap renkli idrar) en önemli belirtilerdendir. Hastalığa Türkiye’de birçok bölgede hayvan ve insanlarda tespit edilmiştir. Mezbahada kesim öncesi muayenede hastalık tespit edilmiş ve hastalığın akut septisemik formda bulunduğuna karar verilmiş ise hayvan gövdesinin total olarak imha edilmesi gerekir. Kuduz (Rabies-Tollwut) Kuduz hastalığı bulaşıcı özellikte olup, hem hayvan sağlığı hem de insan sağlığı açısından çok önemli zoonotik karakterde viral bir hastalıktır. Hastalık başta memeli hayvanlar ve insanlarda görülmekle birlikte diğer hayvan türlerinde de görülür. İnsanlara hastalığın bulaşması genelde hasta hayvanların ısırmasıyla olur. Ancak her türlü şüpheli durumlarda (ısırık, tırmalama, temas v.b) en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir. Hasta hayvanlarda huzursuzluk, şuur kaybı, yutkunma güçlüğü, ışığa karşı hassasiyet, ağızdan salya akışı ve felçler gözlenir. Kasaplık hayvanlarda hastalık görüldüğünde, bu hayvanların kesimi yasaktır. Şap Halk arasında “dabak” olarak ta adlandırılan hastalık, başta sığırlar olmak üzere manda, koyun, keçi, deve, domuz ve yabani çift tırnaklı hayvanlarda görülen viral bir hastalıktır. Şap hastalığı çok nadirde olsa insanlara da geçebilmektedir. Hasta hayvanların ağız mukozası, diş etleri, tırnak ve meme dokularında veziküler tarzda erozyonların oluşumu tipiktir. Ağız mukozasında oluşan lezyonlara bağlı olarak, hayvanlarda çiğneme güçlüğü ve buna bağlı olarak bol salya akışı tipiktir. Virusun Şap hastalığını oluşturan virus özellikle asitlere karşı duyarlı olup, etken normal olgunlaşmış etlerde pHdeğerinin düşmesine bağlı olarak 48 saat içerisinde tamamıyla inaktive olmaktadır. Virusun bu özelliğinden dolayı, mezbahada kesilen şaplı hayvan gövdeleri 4°C’de 48 saat süreyle muhafaza edildikten ve etleri kemiklerden ayrıldıktan sonra serbest bırakılır. Bovine Spongioform Encephalopathy( BSE)-Deli Dana Hastalığı: BSE veya halk arasında Deli Dana, Deli İnek hastalığı olarak bilinen hastalık, sığırların merkezi sinir sistemini etkileyen kronik karakterde bir hastalıktır. Deli İnek hastalığı ilk kez 1986 yılında İngiltere’de tespit edilmiş ve 1993 yılında ise sayısal olarak en yüksek düzeye ulaşmıştır. Hastalığın etkeni “Prion” olarak tanımlanan bir proteindir. Hastalık İngiltere’de scrapi etkeni ile kontamine yemlerin (et unu) sığırlara yedirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Hasta hayvanlarda anormal duruş bozukluğu, aşırı duyarlılık, sinirlilik, korku hali, saldırganlık, arka ayaklarda koordinasyon bozukluğu, kalkma güçlüğü ile iştahsızlık gözlenir. Hastalık İngiltere dışında, birçok Avrupa ülkesinde de ortaya çıkmış olup, bugüne kadar Türkiye’de hastalığın çıkışına dair bir bildirim bulunmamaktadır. Et teftiş talimatnamesinin 27. maddesi BSE’ li etlerle ilgili hükümleri içermekte olup, BSE hastalığında hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanların laboratuvar teyidi yapıldıktan sonra karkaslar imha edilir ve çiftlikteki tüm sığırlar da tazminatlı olarak imha edilir şeklinde hükümler yer alamaktadır. Sistiserkozis Paraziter kökenli ve zoonotik karakterde olan bu hastalık başta sığırlar olmak üzere manda, koyun ve keçilerde görülür. Sığır sistiserkozunun etkeni Cysticercus bovis olup, bu insanlardaki Taenia saginata’nın kistik formudur. Sığırlarda hastalık kanalizasyon suları ve kontamine yemlerin alınmasıyla oluşur. Bu şekilde alınan yumurtalar, sığırların ince bağırsaklarına ve buradan da özellikle vücudun hareketli kaslarına (yüz kasları, kalp kası, dil, diyafram v.b) yerleşir. Hastalık insanlara, sistiserkli sığır etlerinin çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmesi sonucu geçmektedir. Mevcut et muayenesine ilişkin yönetmeliklere göre, mezbahada kesim sonrası yapılan muayenede infeksiyon yaygın formda ise tüm gövde total olarak imha edilir. Toxoplazmozis Hastalığın etkeni paraziter orijinli Toxoplasma gondii olup, insan ve hayvanlarda görülen zoonotik karakterde bir hastalıktır. Hastalık etkenleri merkezi sinir sistemi hücrelerine yerleşmektedir. Hastalıklı hayvanlarda ensefalitis ve pneumoni tablosu gözlenir. Parazit daha çok kedi, köpek, koyun ve keçilerde görülür. İnsanlar için en önemli infeksiyon kaynağı, etkenle kontamine köpek ve kedilerdir. Et muayenesinde hastalık saptandığında, şayet infeksiyon hafif ve hayvanların besi durumları da iyi ise etler ancak sterilize (Isı işlemi, kavurma v.b) edildikten sonra tüketilebilir. İç organlar ise imha edilir. Echinococcozis Paraziter orijinli olan hastalık E. granulosus ve E. multiocularis’in larva formlarının koyun ve sığır gibi arakonakçılar tarafından alınmasıyla oluşur. Bu larvalar daha sonra çeşitli organlarda (karaciğer, akciğer v.b) hidatid kistlerini oluşturur. Parazitin kistik formu kist hidatid hastalığının nedenidir. Hidatid kistlere koyunlarda, sığırlara nazaran daha çok rastlanır. Hastalık nadirde olsa, insanlara geçebilmektedir. Hastalığın insanlara geçmesinde hayvansal gıdaların dışında, özellikle çiğ olarak tüketilen ve iyi yıkanmamış sebzelerde (maydanoz, kıvırcık, marul, nane vb.) önemli rol oynar. Et muayenesinde dokularda (karaciğer, akciğer v.b) ekinokok kistleri yaygın ve temizlemek olası değilse, bu organlar tamamem imha edilir. Şayet ekinokok kistleri yaygın değilse, kistli bölgeler temizlenerek imha edilir, sağlam kısımlar ise tüketime sunulur. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TARIM İklim Değişikliği ve Küresel Isınma: Tarımsal Kaynaklı Sera Gazı Emisyonlarının Azaltılması ve Arazi Toplulaştırma Bir önceki sayıda, ülkemizde iklim değişikliği ve küresel ısınmanın olası etkilerini minumum düzeye indirebilmek amacıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2011 yılında Temmuz ayında, 2011-2020 yıllarını kapsayan “İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı”’nın yayınlandığından bahsetmiştim. Bu sayıda ise yine bu plana dayanarak tarımsal kaynaklı sera gazı emisyonları ve azaltılması amacıyla gerçekleştirilen arazi toplulaştırma faaliyetlerinden bahsedeceğim. Arazi toplulaştırma pek çok alt disiplini içinde barındıran oldukça kapsamlı bir faaliyet alanı olmakla birlikte, ülkemizde son dönemde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü önderliğinde ciddi düzeyde yatırım yapılan bir alan olmuştur. Öncelikli olarak, tarımsal kaynaklı sera gazı emisyonlarının kısa bir değerlendirmesini yapmak toplulaştırma faaliyetlerindeki amaç ve hedeflerin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayacaktır. Bu bağlamda, Türkiye İstatistik Kurumunun 2011 yılı verilerine göre, 2009 yılı itibariyle 369,65 milyon ton CO2’lik toplam sera gazı emisyonunun sadece %7’lik kısmı yani 25,7 milyon ton CO2’u tarımsal kaynaklı olup, %9’u atık, %84’lük kısmı ise enerji üretim ve tüketimleri ile endüstriyel süreçlerden ileri gelmektedir. Sektörler arası bir karşılaştırma yapıldığında ise 2005 yılından itibaren tarımsal faaliyetler ve atıklardan kaynaklanan sera gazı emisyonlarının hemen hemen sabit kaldığı; toplam emisyonlardaki artışın büyük oranda enerji üretim ve tüketiminden ve endüstriyel süreçlerden kaynaklandığı söylenebilir (Şekil 1) . Dr. Selen Deviren SAYGIN Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Anabilim Dalı [email protected] Yukarıda da kısaca değindiğim üzere, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye’de tarımsal kaynaklı sera gazı emisyonlarının azaltılmasında yapılan yaygın ve etkili yatırımların başında, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesindeki Tarım Reformu Genel Müdürlüğünce yürütülen arazi toplulaştırma faaliyetleri gelmektedir. İlgili eylem planında belirtildiği üzere “Türkiye’de öncelikli olarak arazi toplulaştırması uygulanacak alan yaklaşık 14 milyon hektar civarında olup, toplulaştırma ile ilgili çalışmalar hali hazırda 1961 yılından itibaren başlamış olup, 2008 yılından itibaren ivme kazanmıştır. Arazi Toplulaştırma nedir? Ekonomik olarak tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilmesine imkan vermeyecek şekilde parçalanmış, dağılmış ve bozuk şekilli arazi parsellerinin, modern ve etkili tarımsal işletme esaslarına uygun olacak şekilde birleştirilmesi, şekillendirilmesi ve yeniden düzenlenmesi faaliyetlerinin bütünü olarak tanımlanabilen arazi toplulaştırmanın, üreticiye sağlayacağı faydaları şu şekilde özetlemek de mümkündür. • Parçalı, dağınık ve bozuk şekilli parseller birleştirilerek düzgün şekilli ve ideal ebatlı tarım parselleri oluşturulabilmekte, Şekil 1. Sera gazı emisyonu miktarlarının yıllara ve sektörlere göre değişimi (Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu ve İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı) Tarımsal kaynaklı sera gazı emisyonlarının azaltılmasında eylem planında başlıca izlenebilecek iki genel yatırım şekli belirtilmektedir. Bunlardan ilki sera gazı emisyonlarının doğrudan azaltılmasını ya da yutak (depolama/tutulma) kapasitelerinin sağlayacak yatırımlar ki bunlara örnek olarak biyodizel kullanımının devlet tarafından teşviki ile ekonomik olarak yetiştiricilik yapılamayan alanların karbon tutulumu için ağaçlandırılması örnek olarak verilmiştir. Bu yatırımların emisyonların azaltılmasında etkinliği bilinmekle birlikte oldukça pahalıdırlar. Planda tanımlanan diğer yatırım alanları ise dolaylı olarak sera gazı emisyonlarının azaltılmasını sağlamakla birlikte çevre öncelikli kalkınma ve sürdürülebilirliğin sağlanmasında son derece önemli olan ve kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan yatırımlardır. Bunlara örnek olarak, arazi toplulaştırması, sulama sistemlerinin yenilenmesi, organik tarım, iyi tarım uygulamaları, işlemesiz veya az işlemeli tarım uygulamaları, drenaj ve arazi ıslahı çalışmaları örnek olarak verilmektedir. • Kullanılmayan küçük araziler değerlendirilmekte ve ekilebilir alanlar artmakta, • Her bir tarla için sulama kanalları oluşturulmakta, • Her bir tarla için yol oluşturulduğundan, ulaşım daha kolay ve ekonomik olabilmekte, • Tarım makinelerinin kullanımı daha ekonomik olmakta, • Zirai mücadele ve gübreleme kolaylaşmakta, • Tarla sahipleri arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkmakta, • Kadastro yenilenmekte, • Köy yerleşim yerleri iyileştirilerek geliştirilmektedir. Bu uygulamalar ile özetle çiftçilerin daha az sermaye, zaman ve iş gücü harcayarak, daha yüksek tarımsal işletme gücüne sahip olması ve tarım sektöründe refahın arttırılması hedeflenmektedir. İlgili eylem planı çerçevesinde yapılan değerlendirmelere göre arazi toplulaştırma çalışmaları sonucunda ulaşım ve makine iş verimlerinden dolayı % 25 oranında yakıt tasarrufu sağlanacağı, bu tasarrufun ürün eşdeğeri olarak karşılığının 2,2 milyon ton buğday ya da 1,1 milyar TL paraya denk olacağı öngörülmektedir. 17 Gebe İneğimi Nasıl Beslerim? -II»» “Yıl boyu ahırda tutulan süt ineklerinin besin maddeleri ihtiyaçlarını karşılayacak rasyonlarla beslenememesi hayvanların verimlerinde azalmanın yanısıra ciddi sağlık problemlerine de yol açmaktadır”. Geçen ay yayınlanan yazımızda süt ineklerinin beslenmesinde sıkça karşımıza çıkan bazı terimleri açıklamıştık. İki önemli terimi daha tanımladıktan sonra gebe kalan ineğimizi nasıl besleyeceğimize dair bilgileri yazımızın devamında bulabilirsiniz. Günümüzde geviş getiren hayvanların beslenmesinde ham selüloz ifadesi tek başına yeterli olmamaktadır. Özellikle süt sığırı rasyonlarının hazırlanmasında bitki (yem) hücre duvarı unsurları olarak bilinen ham selüloz fraksiyonları (selüloz, hemiselüloz ve lignin gibi) son yıllarda dikkat çekmeye başlamıştır. Nötr deterjanda çözünmeyen lif (NDF): NDF kaba yemin hücre duvarının ya da yapı materyalinin kapasitesini belirleyen kimyasal bir fraksiyondur. Ruminantlarda kaba yem tüketimini düzenleyen ana faktör NDF içeriği ve NDF’nin sindirilebilirliğidir. Rumen doluluğunu belirleyen ana unsurun NDF olduğu, NDF içeriğiyle ruminasyon süresi arasında sıkı bir ilişki olduğu düşünülmektedir. NDF, bir ineğin 1 günde ne kadar yem tüketebileceğinin göstergesidir. Yemin NDF miktarının artmasıyla kaba yem kalitesi azalır ve hayvan tarafından tüketimi düşer. Rasyondaki normal NDF yüzdesindeki artış, süt verimini yaklaşık olarak % 1-2 oranında düşürür. NDF yüzdesinin azalması ise (kaliteli kaba yem verilmesi durumunda) süt veriminin % 1-2 oranında artışına neden olabilir. Asit deterjanda çözünmeyen lif (ADF) ise, nispeten sindirilemeyen kaba yemin temsilcisidir. ADF, kaba yemlerdeki enerji kapasitesinin en iyi göstergesidir. Kaba yemlerin enerji içeriği yem tüketimini etkileyen en önemli unsurlardandır. Hayvanlar enerji ihtiyaçlarını karşılayıncaya kadar yem tüketirler. Yemlerdeki enerji miktarı arttıkça yem tüketimi azalmaktadır. Rasyondaki normal ADF yüzdesinin artışı inek başına süt veriminin yaklaşık 0.3 kg düşmesine, söz konusu bu fraksiyonun azalması ise verimin artmasına sebep olmaktadır. Bu kriterlerden yola çıkarak süt ineklerinin beslenmesinde kullanılacak tam yemde (TMR= kaba yem+karma yem), kuru madde bazında % 27-30 NDF ve % 16-19 ADF içer- Dr. Neşe Nuray TOPRAK Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü mesi önerilmektedir. Rasyon selüloz düzeyinin azlığında ise, ayak problemlerinin arttığı ve hayvanların altlıksız, beton zeminlerde tutulması halinde durumun daha da kötü olabileceği bildirilmektedir. Şimdi gelelim gebelik sürecine; ineğin buzağılamasından yeniden döl tutuncaya kadar geçen süreye servis periyodu denir. Buzağılama aralığının 12-13 ayda gerçekleşmesi için servis periyodunun 70-90 gün olması gerekir. Sağlıklı inekler doğumu takip eden 40 gün içinde ilk kızgınlık belirtilerin gösterirler. Ancak ineklerin gözlemlenen ilk kızgınlık yerine onu izleyen ikinci kızgınlıkta tohumlanması ve gebe kalması istenir. Bunun nedeni, buzağılamadan sonra gerçekleşen ilk kızgınlık döne- minde doğum ve doğumla birlikte başlayan süt salgısı nedeniyle ineğin yoğun bir stres altında olması ayrıca üreme organlarının gebelik öncesindeki durumuna gelmesi için en az 30-35 gün geçmesi gerekliliğidir. Servis periyodunun 110-115 günü aşması hayvanın üreme organlarında önemli bir sorun olduğunun kanıtıdır ve 2 doğum arası sürenin 13-14 aya uzaması işletme karlılığını olumsuz etkileyecektir. Süt ineklerinde 2 doğum arasında yaşanan önemli dönemler aşağıda özetlenmiştir. Doğumu takip eden ilk üç haftaya ait enerji bilançosu 60 gün sonrasına kadar yumurtalıklarda folikül oluşumunu etkiler. Yani gebeliğin son 3 haftası ve doğumu izleyen ilk 3 haftayı kapsayan geçiş dönemi beslenmesinde yapılan hatalar süt veriminde azalmaların yanısıra hayvanın üreme performansını da olumsuz etkilemektedir. Bu durumda sık sık hastalanan, kızgınlık göstermeyen, gebe kalmayan, verimleri düşen inekleri erken yaşta sürüden çıkarmak zorunlu olmakta, bundan dolayı da hem işletme hem de ülke ekonomisi zarar görmektedir. Doğumdan 3 ay sonra tekrar gebe kalan inek, süt veriminde sürekli artışın duraklayıp yavaş yavaş azalmaların yaşandığı laktasyonun 2. dönemine girmiştir. Laktasyonun 1. döneminde (doğum - süt veriminde pike çıkma - ortalama 8-10 hafta) yem tüketiminin süt verimini karşılayamaması sonucu Negatif Enerji Dengesi’ne giren hayvan gebe kaldığında optimum kuru madde tüketimini sağlamış ve besin maddesi gereksinimlerini dengeli bir şekilde karşılayabilir duruma gelmiş, kilo almaya başlamıştır. Kuru madde tüketimi artmış, iştah problemi de ortadan kalkmıştır. Hayvanın besin maddeleri gereksinimi ve tüketimi dengededir. Bu sebeple, gebeliğin ilk döneminde süt verimi yüksek dahi olsa süt sığırlarının beslenmesinde büyük sıkıntılar yaşanmaz. Bu dönemde önemli olan hayvanlara süt verimine göre düzenlenmiş rasyonların yanında kaliteli kaba yemlerin yedirilmesi gerektiğidir. Bu dönemde süt veriminde yavaşta olsa azalmalar başladığından rasyonda kaba yem oranı hayvanın canlı ağırlığının % 1.5’inden az olmamalıdır. Gebeliğinin 2. ayını dolduran inek gebeliğin 7. ayına kadar geç laktasyon dönemi dediğimiz laktasyonun 3. dönemine girmiştir. Bu dönemde süt verimi düşmeye devam etmektedir. Gebe inek laktasyonun erken döneminde kaybettiği kiloları tekrar almış vücut depolarını yeniden kazanmıştır. Sürüde bulunan inekler süt verimine göre gruplandırılmalı ve aşırı beslemeden uzak durulmalıdır. Hayvanın vücut kondüsyon skorunun 3’ün üstünde olması istenmez. Aksi takdirde gebe hayvan yağlanacak ve doğumda güçlüklerle karşılaşılacaktır. Gebeliğin son 2 ayında süt ineklerinin beslenmesi konulu yazımızda görüşmek üzere. ‘Üretici Kart’ın Traktör Çekilişi Belli Oldu »» 21 Kasım 2012-15 Nisan 2013 tarihleri arasında geçerli olan kampanya sonuçlandı. Çekilişi organize eden DenizBank A.Ş kampanya süresince, Üretici Kart’la tek seferde 100 TL ve katları harcama, ya da nakit çekim işlemi yapanlara bir çekiliş hakkı kazandırdı. 23 Nisan 2013 tarihli çekiliş sonucunda 15 kişi toplam 15 adet Tümosan marka, 7185 4WD Kabin- li, 85 Beygir Gücünde Traktör sahibi oldular. İşte kazananlar; Akın Turğut-Aydın, Ali Beyaz-Giresun, Bayram Yücel-Mersin, Durmuş Sayalı-Mersin, Ekrem Önder-Rize, Gülsen ElmasAdana, İbrahim Hayta-Denizli, İbrahim Korhan-Mardin, İsmail Dede-Balıkesir, Leyla Sarı-Mersin, Mehmet ÇelikAntalya, Mehmet Toksoy -Atalya, Mustafa Akıl- Şanlıurfa, Mustafa Bahadırlı- Hatay, Suat Üneşi-Kırşehir. 18 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Kooperatifçilik Neden Önemlidir »» Gelişmiş ülkelerde kooperatifçiliğin önemini anlatırken pek sıkıntı çekmezsiniz. Çünkü kooperatifçilik bu ülkelerde araçtan çok amaç olarak kabul görmüş, toplumun her kesiminde doğumdan ölüme kadar her aşamada hizmet vermiştir. Üretimden tüketimin son halkasına kadar kooperatifler yer almıştır. Kooperatifler toplumda kendini ispat etmiş ve acımasız tepki görmemiştir. Hiçbir siyaside kooperatiflere müdahale diye bir konuyu gündeme getirmemiştir. Hatta bazı ülkelerde kooperatifçilik konusunda fazla bir yasal düzenlemeye bile ihtiyaç duyulmamıştır. Ama kooperatifçiliği geri kalmış ve gelişmekte olan bir ülkede anlatırken zorluk çekersiniz. Aslında bu ülkeler için kooperatifçilik daha önemlidir. Ülkenin kalkınması için kooperatifçilik adeta öncelikli şarttır. Çünkü ülkede gelir düzeyi düşüktür. Eğitim düzeyi düşüktür. Yoksulluk ve sağlık sorunları yüksektir. Ülke doğal kaynakça zengin olsa da ülkenin finans kaynakları sınırlıdır. Sanayi ve ticaret hayatı gereği gibi gelişmemiştir. Bazen ülke dış yardımlarla ve kredilerle ayakta durur. Ekonomi kötü olduğu kadar sosyal yaşam da zordur. Kırsalda yoksulluk yüksek ve şehirdeki yaşam çarpık ve sorunlarla doludur. Bu ülkelerde tarım, sanayi ve ticaret hayatında işletmeler küçük ve gelişme için yatırım yapma gücünden uzaktır. Ülkede işsizlik diz boyu, nüfus artışı yüksek, istihdam olanakları yetersizdir. Siyasi iktidarlar zor durumdadır. Güçlü ülkelerin gölgesinde siyaset ve ticaret şekillenmektedir. Halk tüm sorunlarının çözümünü devletten beklemekte, iktidarlarda sınırlı kaynakları ile sorunları çözmede çaresiz kalmaktadır. Kooperatifçiliğin sorunların çözümünde en önemli anahtar olduğu gerçeği tam anlamıyla görülmemekte ya da görülmek istenmemektedir. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler için kooperatifler neden önemlidir diye değerlendirecek olursak, öncelikle sıralayacağımız özellikler; • Kooperatifler gelir düzeyi düşük, sermayeleri yetersiz insanları bir araya getirerek onlara ekonomik güç sağlarlar. • İnsanlara sorunları birlikte çözme gücü verirler. • Bireylere kendi işinin sahibi olma duygusunu hissettirirler. • Kooperatiflerin şeffaflığı ortaklar arası güven sağlarlar. Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] • Kooperatifler faaliyet gösterdikleri alanda ortaklarının daha çok maddi menfaat sağlamasında etkili olurlar. • Kooperatifler yatırımlar ile istihdam imkânı yaratırlar. • Yöredeki sosyal sorunlar karşısında kooperatifler çözüm için destek olurlar. • Yereldeki kaynakların ekonomiye kazandırılmasında rol oynar, kullanarak ortaklarına ve yöre ekonomisine katkı sağlarlar. • Özel sektörün yatırım yapmada çekindiği bölgelerde bile yatırımları ile yerel ekonominin kurtarıcısı rolünü üstlenirler. • Yörede sorunların tartışılmasını, çözüm yolları üretilmesini kolaylaştırır. Demokratik yaşamın sağlıklı işlemesine fırsat yaratırlar. • Kooperatiflerin gelişmek ve geleceğe güvenle bakabilmek için ortağına değer verir. Yöre ekonomisine zenginlik katarlar. • Kooperatifler bulunduğu çevre ve doğaya duyarlıdırlar. Aslında kooperatifçilik insanın özünde olan birlik ve beraberlik duygusunun uygulamaya geçmiş halidir. İnsanoğlunun dünyada var olduğundan beri gösterdiği toplumsal davranışın model haline gelmiş bir şeklidir. Kooperatifler insani değerlere önem veren yaratıcı ve yapıcı toplum önderlerinin kendisi gibi düşünen insanlarla birlikte yer aldığı çatıdır. Kooperatifçilik demokrasiye gerçek- ten inanan, insana ve çevreye duyarlı, toplumsal kalkınmayı yürekten isteyen bireylerin düşünce tarzıdır. Bu nedenle geri kalmış ülkelerde ekonomik kalkınmayı kendi zenginliğine zenginlik katmak olduğunu düşünen, gelir adaletini bir tarafa bırakıp, bireysel menfaatini toplumsal menfaatten önde gören çevreler böyle bir modele soğuk bakarlar. Çünkü kooperatifler toplumsal kalkınmayı gelir adaleti içinde sağlayan modeldir. Bireylerin ekonomik ve siyasi hayatta birlikte ve eşit şartlarda etkin katılımını sağlayan yapılardır. Günümüzde global kriz ile yaşanan sosyal çalkantılar ve ekonomik çöküşlerin sonrasında kooperatifleri yeniden gündeme taşıyan da bu özellikleridir. Halen bazı geri kalmış ülkeler kooperatifçiliğe kendi anladıkları pencereden baksalar da, kooperatifler gelişmiş ülkelerde bile yeniden krizden çıkış için dikkate alınan araç haline gelmiştir. Batan şirketlerin yatırımlarını ve zora giren bankaları kooperatifler almaya başlamışlardır. Kooperatifçiliğin neden önemli olduğu gerçeği yaşanan bu kriz döneminde de bir defa daha ortaya çıkmıştır. Ülkemiz kooperatifçilik politikalarındaki uygulama geçmişi olarak geri kalmış ve gelişmekte olan birçok ülkeye benzemese de, uzun geçmişimize rağmen kooperatifçiliğimiz arzu edilen seviyede değildir. Başarılı kooperatifçilik uygulamalarımız olmuştur ve halen de başarılı kooperatiflerimiz vardır. Kooperatifçilikten gereği gibi istifade edilememektedir. Ülkemizde halen yoksulluk küçümsenmeyecek düzeydedir. Halen kırsalda birçok alanda ve yörede yatırım ihtiyacı büyüktür. İzlenen ekonomik politikalar ile işsizlik ve birçok sosyal sorun çözülememiştir. Verilen her türlü destek ve teşvike rağmen özel sektör yatırımları ile geri kalmış yörelerde beklenen çözüm yaratılamamıştır. Geçmiş deneyimlerimiz de dikkate alınarak kooperatifçiliğin yarattığı fırsatların değerlendirilmesinde fayda vardır. Geri kalmış yörelerde kamu yatırımlarına ya da kooperatif yatırımlarına ihtiyaç vardır. Kooperatifler yatırımlarına ne kadar ihtiyacımız olduğu bir kez daha ortadadır. "Tüketici Pirinçten Vazgeçiyor" »» GDO’lu pirinç tartışmaları üreticileri de rahatsız etmeye başladı. Mersin Limanı'nda ele geçirilen ve GDO'lu olduğu öne sürülen pirinçle ilgili tartışmalar çeltik üreticilerini rahatsız ediyor. Yetkililerin konuya açıklık getirmesini isteyen üretici temsilcileri, yaşanan tartışmaların pirinç tüketimini olumsuz etkilemesinden endişe duyuyor. Gdo’lu Pirinç Tartışmaları Üreticiye Zarar Veriyor. Türkiye'nin önemli çeltik üretici bölgelerinden Balıkesir Ziraat Odası Başkanı Sami Sözat, 3 firmanın Amerika'dan ithal ettiği pirinçte GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) bulunmasıyla başlayan süreçten en büyük zararı çeltik üreticilerin göreceğini dile getirdi. Tartışmaların başladığı tarihten bu yana tüketicinin bütün pirince GDO'lu gözüyle baktığını ifade eden Sözat, şunları söyledi: "GDO'lu pirinç ithal edildi mi? edilmedi mi? tartışmalarına netlik kazandırılmalı. Bir bakanlık 'ithal edildi' diyor, diğer bakanlık 'edilmedi' diyor. Konu açıklığa kavuşturulmalı. İthal edildiyse bu pirinç şu anda nerede, getiren hangi amaçla getirdi, nasıl değerlendirilecek konusunda kamuoyuna aydınlatıcı bilgi verilmeli. Üretici de tüketici de şaşkın. GDO'lu pirinç tartışmaları üreticiye zarara veriyor, insanlar pirinç yemekten vazgeçiyor." Sözat, GDO'lu pirincin yerli ürünle karıştırıldığı iddialarına ilişkin "ithal edenin vicdanına kalmış" ifadelerini kullandı. GDO'lu pirinci getiren firmaların açıklanması gerektiğini belirten Sözat, "Piyasadaki pirinç GDO'lu mudur, değil midir bilinmiyor. Çünkü üzerinde yazmıyor. 'Yakaladık' diyen merci, pirincin akıbetinin de ne olduğunu açıklamalıdır. Olay vuku bulmuşsa sorumluları en ağır şekilde cezalandırılmalıdır" diye konuştu. Üreticinin yaşanan tartışmalardan rahatsız olduğunu, tüketicilerin pirinç yerine bulguru tercih etmeye başladığını söyleyen Gönen Ziraat Odası Başkanı Necati Özkurt da "Fiyat artışı da olursa pirinçten kaçış daha da artar. Çiftçinin elinde ürün kalmadı, sanayicinin fırsat bilerek fiyatı yükseltmesi insafsızlık olur" diye konuştu. Kooperatiflerde Serbest Piyasa Ekonomik Modelin Getirdiği Sıkıntılar »» 1163 Sayılı Kooperatifler Kanun’un hazırlanıp, meclisten geçtiği 1969 yılına bakıldığında, ülkemizde uygulanan ekonomik model karma ekonomik modeldir. Kooperatifler Kanunu bu model temel alınarak hazırlanmıştır. Bugün gelinen noktada serbest piyasa ekonomik modelinin uygulanması ve kooperatiflerin bu modele göre bütünleşmesinin sağlanamaması ciddi sıkıntılar yaşanmasına ve toplumun gözünde kooperatiflerin işlevselliğinin tartışılmasına sebep olmaktadır. Nedir sıkıntılar derseniz; 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun çıktığı yıllarda uygulanan karma ekonomik model mantığından kaynaklanan sermaye ön planda olmamasından dolayı, güçsüz düşük ortaklık sermaye paylı kooperatifler, kurulmuş ve kurulmaya devam etmektedir. Bu mantıkla kurdurulan kooperatiflere; devlet kredi ve hibe veriyor. Dolayısıyla bu kooperatifler üzerinde yasal ve doğal denetçi konumunda oluyor. Peki, bugünkü noktada piyasa ekonomik modeliyle, kooperatiflerin çeliştiği ya da sıkıntısı nedir derseniz! Birincisi, piyasa ekonomisinde ana unsur sermayedir. Bunun için güçlü rekabet edebilir bir kurum oluşturmak gerekir. Bir çocuk düşünelim, dünyaya gelirken ne kadar sağlıklı gelirse gelsin, yürümesi ve koşması onunla doğru orantılıdır. Güçsüz ve altyapısız bir kooperatif, sakat bir çocuk dünyaya getirmek gibidir. İkincisi, toplumdaki sorgulama kültürünün eksikliği ve bilinçli kooperatif ortağı mantalitesinin oluşamaması. Bu kooperatifler için en büyük açmaz, kurumsallaşmada büyük sıkıntılar yaşanmasına neden oluyor. Üçüncüsü, serbest piyasa ekonomik modelinde; piyasa risklerinden dolayı, yöneticinin risk almadaki çekinceleri önemli ölçüde kooperatiflerin gelişmesinde önemli rol oynamaktadır. Oysa bu piyasa modelinde hızlı hareket etme ve risk almak gerekmektedir. Bugünkü mevcut Kooperatifler Kanunu’yla bunu aşmak mümkün değildir. Kanun değişikliğine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çözümü yapacak olan da meclis’tir. Dünyadaki gelişmiş ülkelere bak- Erdoğan YILDIZ Köy-Koop Bursa Birlik Başkanı tığımızda, mükemmel denebilecek bir şekilde serbest piyasa ekonomi modeliyle, kooperatifçilik modeli uyumlu hale getirilmiş ve çokta başarılı olmuşlardır. Bu bizde de mümkündür ve önemli olan siyasetin kooperatiflere nasıl baktığıdır. Çözüm: Havza bazında güçlü sermayeli kooperatifler kurdurulmalı ve mutlaka devlet tarafından teknik destek ve vergi muafiyeti sağlanmalıdır. Üst Örgütlenme desteklenmeli ve kooperatif kuruluşundan itibaren, üst örgüte üyeliği sağlanmalı, kooperatiflerin denetimleri bağlı bulunduğu üst örgütlere ya da özerk denetim kurumlarına bırakılmalıdır. Üst Örgütlerin Görevi öncelikle kooperatiflerin kurumsallaşması, dayanışması, ortakların eğitimi ve bilinçlendirilmesi olmalıdır. Pazarlama ise önemli sorunların başında geliyor. Kooperatifler için piyasa risklerinin aşılmasının en uygun yolu; perakende sektörüne yönelmek olacaktır. Yerinde üretimden dolayı maliyet düşecek ve aracıların olmaması gıda fiyatlarında çok ciddi inişler yaşanmasına yol açacaktır. Bu da hem üreticinin hem de tüketicinin büyük yararına olacaktır. Bu sayede üretici ürününü, daha güvenli ve iyi fiyattan satmış olacak. Tüketicide daha ucuz ve güvenilir gıdaya ulaşmış olacaktır. Ayrıca misyonu gereği kooperatifler, gıda fiyatlarındaki spekülatif hareketlerin önlenmesinde büyük rol üstlenmiş olacaklardır. Kooperatif ekonomik örgütlenme modelinin gelişmesi ve çiftçilerimizin bilinçlenmesi ülke topraklarının korunması açısından çok önem arz etmektedir. Ülkemizin üreten çiftçisinin kendisini geliştirebilecek koşullara ihtiyacı olduğunu düşünüyor, saygılar sunuyorum. 4.Gıda Güvenliği Kongresi İstanbul’da Yapılacak Gıda Güvenliği Kongresi’nin dördüncüsü 14-15 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesinde gerçekleştirilecek. Her yıl Mayıs ayında IAFP-Uluslararası Gıda Koruma Birliği ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı işbirliğinde, 27 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşunun desteğinde düzenlenen Kongre ile ilgili 4.Gıda Kongresi Başkanı Samim Değer, “Kongre, her geçen yıl başarısını katlayarak ülkemizdeki Gıda Güvenliği hareketinin gelişmesinde ve bir kültür haline gelmesinde hem akademik ve sektörel gelişim anlamında, hem de ortak aklın üretilmesi ve tüm ilgili tarafların birbirlerini daha iyi tanımaları anlamında önemli bir platform oluşturmaktadır. Gıda Güvenliği Kongresi, devlet kurumları, üniversiteler, ilgili tüm meslek grupları ve de sektörle birliktedir. Başka değişle gıda güvenliği ile ilişkili tüm paydaşların bir arada olduğu bir kongrededir. Konusunda uzman yerli ve yabancı bilim insanlarının güncel bilgileri sunacakları Kongre içerisinde, gıda güvenliği konusu sağlık, bilim-teknoloji, mevzuat ve gıda hukuku boyutuyla bilimsel program çerçevesinde geniş kapsamda ele alınacaktır.” dedi. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 TARIM Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Çalışmaları -IIGörevler: ● Kooperatifler Kanunu kapsamındaki tarımsal amaçlı kooperatif ve üst kuruluşları ile tarım kredi kooperatifleri ve üst kuruluşlarının kuruluş taleplerini incelemek, işlemlerini yürütmek ● Tarımsal amaçlı kooperatifler ve tarımsal amaçlı birliklerin kuruluş işlemlerini gerçekleştirmek ● Çiftçi kuruluşlarının olağan ve olağanüstü genel kurullarında gerektiğinde temsilci bulundurmak, genel kurul evraklarını incelemek ● Çiftçi kuruluşlarının fesih ve birleşme işlemlerini yapmak ● Gerekli hallerde kooperatifleri ve üst kuruluşları ile tarımsal amaçlı birlikleri olağanüstü genel kurul toplantısına götürmek ● Ulusal ve uluslararası nitelikteki çiftçi kuruluşları, meslek odaları, vakıflar ve benzeri hizmet yapan kuruluşların teşkilatlanmasına yardımcı olmak Gerçekleşmeler: Bakanlığımız faaliyet alanında bulunan üretici örgütleri, türlerine göre farklı kanunlara (1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, 1581 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu, 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu, 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu) tabi olarak kurulmakta ve faaliyet göstermektedirler. ● 5200 Sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununa göre kurulan üretici birlikleri ile ilgili çalışmalarla bu güne kadar, 10 adet Üretici Merkez Birliği ve Ürün/Ürün Grubunda 804 adet Üretici Birliği kuruluşu gerçekleştirilmiş, 63 adet Üretici Birliğinin tüzüğünde mevzuata uygun bulunan değişiklikler yapılmış, 64 üretici birliğinin fesih işlemleri yapılmıştır. ● 4 Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Merkez Birliği genel kurulunu yapmıştır. Hedefler: 17 Ekim 2012 tarihinde Sayın Başbakanımızın katılımıyla kamuoyuna açıklanan Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı’ndaki aşağıdaki hedeflere ulaşılmasında Bakanlığımız diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır: ● Kooperatifçilik eğitim ve araştırma faaliyetlerini yürütecek bir yapılanmaya gidilecektir. ● Örgütlenme kapasitesi ve kooperatifler arası işbirliği olanakları arttırılacaktır. ● Sermaye yapısı ile kredi ve finansmana erişim imkânları güçlendirilecektir. ● İç ve dış denetim sistemleri tümüyle revize edilecektir. ● Kurumsal ve profesyonel yönetim kapasitesi arttırılacaktır. ● Mevzuat altyapısı uluslararası esaslara ve ihtiyaçlara göre geliştirilecektir. Ayrıca görevler kapsamında gerçekleştirilen diğer çalışmalar şunlardır: ● 5996 Sayılı Kanuna istinaden hazırlanan, Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelikte, uygulamada sıkıntı yaşanılan maddelerin düzenlenip değiştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir. ● Şu ana kadar kuruluşu gerçekleştirilen 263 Islah Birliği ve 4 adet Merkez Birliğinin kurumsallaşmasını sağlamak için çalışmalar sürmektedir. ● Tavuk Yetiştiricileri Birliği kurulmuş illerden gelecek talepler doğrultusunda Tavuk Yetiştiricileri Merkez Birliği kuruluşu hedeflenmektedir. ● İl ve Merkez Birlikleri yönetim kurulu üyeleri ve çalışanlarına yönetmelik, kuruluş belgesi ve diğer mevzuata ilişkin eğitim çalışması yapılması hedeflenmektedir. Görevler: ● Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde faaliyette bulunmak ● Uluslararası çiftçi örgütleri ile işbirliği yapmak ve koordinasyonu sağlamak Gerçekleşmeler: • Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarına katkı sağlamak ve özellikle uygulamaya yönelik bilgi ihtiyacının karşılanması amacıyla, Daire Başkanlığının sorumlu olduğu tarımsal üretici örgütlerinin AB’ye uyumu açısından yeni mevzuatının hazırlanması, teknik alt yapı ve kurumsal kapasitenin arttırılması ve bu amaçla AB Proje Fonlarından (Eşleştirme, Teknik Yardım) faydalanılması büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda AB Üretici Örgütlenmesi ve Ortak Piyasa Düzenleri konulu 5 seminer verilmiştir. Hedefler: • Meyve-sebze sektöründe 1 uzman çalışması ve 1 çalışma ziyareti, zeytin ve zeytinyağı sektöründe de 1 uzman çalışması ve 1 çalışma ziyareti ile IPARD kapsamında üretici örgütlerinin kurulması ile ilgili 102 nolu tedbirin 2014 yılı sonrası uygulamasına yönelik modifikasyonu ile ilgili 1 uzman çalışması olmak üzere; toplam 5 adet eğitim teklifi ön kabul almıştır. • Hollanda-Türkiye Tarım Anlaşmasına daha önce hazırlanan “Hollanda’da Ortak Piyasa Mekanizması kapsamında balıkçılık üretici örgütlerinin mezat etkinliği ve Türkiye’de elektronik mezat sistemlerin kurulması” başlıklı G2G projesi dâhil edilmiştir. Mutabakatın uygulamaya başlaması beklenmektedir. • Avrupa Birliği Katılım Öncesi Aracı 2011 Yılı Programlaması 2. Paket kapsamında, 1 milyon Avro bütçeli “Balıkçılık Üretici Örgütlerinin Kurumsal Kapasitelerinin Arttırılması adlı Eşleştirme Projesinin, ihalesinin 2013 yılında tamamlanması ve uygulamaya başlaması beklenmektedir. Projenin amacı; kurumsal ve yasal çerçeve oluşturarak AB Ortak Balıkçılık Politikası kapsamında Ortak Piyasa Düzeninin etkin bir şekilde uygulanması için Türk Balıkçılık Sektörünü hazırlamaktır. Bunun için ilgili balıkçılık müktesebatı ile destek mekanizması için yasa taslağı hazırlanacak ve politika geliştirilecektir. Eğitim, çalışma ziyaretleri ve bilgilendirme kampanyaları yoluyla üretici örgütlerinin ve Bakanlığın teknik ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi, farkındalık oluşturulması ve bilgi arttırılması hedeflenmektedir. Bu projeyi meyve, sebze, zeytinyağı, hayvansal ürünler takip edecektir • Bölgesel işbirliği kapsamında yer alan ülkeler ile ülkemiz arasında imzalan mutabakat zaptında tarımsal üretici örgütlenmesi ile ilgili olarak İspanya, Hollanda ve Fransa mutabakat zabıtlarına üretici örgütlenmesi konusu başlık olarak eklenmiş bulunmaktadır. Söz konusu anlaşmalar çerçevesinde; eğitim, seminer, çalıştay, fuar düzenlenmesi ve katılımı, ortak yatırım girişimleri ya da ortak projeler yürütülmesi gibi işbirliği uygulamaları başlatılması beklenmektedir. • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) Türkiye Temsilciliği’ne Teknik İşbirliği Programı kapsamında Daire Başkanlığımızca 2012 yılı için 300.000 ABD Doları bütçeli bir TCP Projesi hazırlanmıştır. “Üretici Örgütleri Üst Kuruluşlarının Kurumsal Kapasitelerinin Güçlendirilmesi Projesi” FAO Merkezinde değerlendirilmek üzere iletilmiş olup 2013 yılı içinde değerlendirilecektir. FAO/Türkiye Ortaklık Programı çerçevesinde 200.000 ABD Doları bütçeli ortak bir “El Sanatları Eğitimi Mezunlarının Örgütlenme, Girişimcilik ve Tasarımcılık Niteliklerin Arttırılması Projesi FTPP Projesi hazırlanmıştır. Proje, şu anda FAO/SEC Ofisinde bekleyen yedek projeler arasındadır. • Ankara Nallıhan’da, Polatlı’da ve Çubukta kümelenme çalışmaları yapılmasına ilişkin planlamalar sürmektedir. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ve Çankaya üniversitesi ile sürdürülecek çalışmalara yön vermesi amacıyla bir protokol hazırlanmıştır. Yerel ekonomik kalkınma kapsamında oluşturulan bu yeni destekleme modeli AB’ne uyum ile ilgili üretici örgütlenmesi konusunda sürdürülen uyum çalışmalar açısından da önemlidir. 19 Dünyadan Kooperatif Hikâyeleri Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN »» Sevgili Kooperatifçi Dostlar, Sizlere bu sayıda İngiltere’de çevre konusunda büyük başarılara imza atmış “Essential Trading’’ adlı bir kooperatifin hikayesini sunuyoruz. Ekonomik buhrandan büyüyerek çıkan bu kooperatifin başarı hikayesinin ilginizi çekeceğini umarız. Düşüncemizdeki Temel Gıda Gıda kıtlığı ve iklim değişiklikleri doğada birtakım olumsuzluklara neden olur. Nasıl beslendiğimizle ilgili olarak, bu değişimlerin en önemlisi ise ‘‘gıda ayakizi’’ olarak adlandırılan olumsuz etkidir. Doğada, tükettiğimiz her şeyin elde edilmesi için ihtiyaç duyulan emekten ambalajlama materyallerine, nakliye için petrol kullanımına veya ürünleri geliştirmek için kullanılan kimyasallara kadar ekolojik ve sosyolojik bir fiyatı/etkisi vardır. Yani tükettiğimiz her şeyin doğaya bir borcu vardır. Bu borç, insan faaliyetlerinin birim karbondioksit cinsinden üretilen sera gazı miktarının çevreye verdiği zararın ölçüsüdür ve ’’karbon ayakizi’’ veya ’’gıda ayakizi’’olarak da ifade edilmektedir. Organik, bitkisel(vejeteryan) ve etik gıdaların elde edilmesi yöntemlerinde; böcek ilaçları (pestisit) ve kimyasalların kullanımlarının red edilmesi ,çiftçilerin daha makul bir fiyat ödemesi ve toplumları yeniden yatırım yapmaya yönlendirilmesi sonucunda ‘‘gıda ayak izleri’’, ‘‘parmak izlerine’’ dönüşebilir. Böylece bu tip gıdalar ile doğaya yapılacak sera gazı salınımları daha aza indirilebilecektir. Çiftlik hayvanlarından daha fazla hayvansal gıda elde edilebilir, ancak bitkisel gıdaların üretimi doğaya sera gazı salınımı açısından düşünüldüğünde daha düşük maliyetlidir. Örneğin, büyükbaş hayvanlar çevreye metan gazı(CH4) salınımı yaparken, bitkiler oksijeni serbest bırakmaktadırlar. Organik gıdalar ve doğa ilişkisi kapsamındaki bu girişten sonra İngiltere’de organik gıda üzerine kurulmuş olan bir kooperatiften bahsetmek anlamlı olacaktır. ‘‘Essential’’adı, 1970’lerde Harvest ve Nova isimli organik ve vejeteryan gıda kooperatiflerinin ikisinin varlığı ile gündeme geldi. Bu iki kooperatifin 1991’de birleşmesi sonucunda bugünkü ‘‘ Essential Trading’’ ismini aldı. Bu kooperatif pek çok değişime tanık oldu. İngiltere’de en büyük başarılı işçi kooperatiflerinden birisi oldu. 40 yıldır organik, vejeteryan ve etik gıdayı işlemekte ve ulusal ve uluslararası 6000’den fazla noktadaki perakendeciye dağıtmaktadır. Kooperatif aynı zamanda tüketicilerine www.ethicallyessential.coop. web sitesinden de doğrudan satış yapmaktadır. Kooperatif, İngiltere’de tüketicilerine organik gıdayı sunan ilk işletmeler arasında yer almıştır. Zaman içerisinde yeni trendlere adapte olurken hiçbir zaman ilkelerinden ödün vermemiştir. Tüketicilerine her zaman organik, sağlıklı, GDO olmayan (genetik yapısı değiştirilmemiş ürün) ürünleri sunmayı ve adil ticaret yapmayı ilke edinmiştir. Ayrıca her zaman yaşam tarzlarının kendileri ve çevre üzerindeki etkilerinin geliştirilmesini ve farkındalığı arttırmasını amaçlamışlardır. Diğer kooperatifleri ve toplumsal faaliyetleri aktif olarak destekleyerek sağlıklı beslenmeye teşvik etmeyi, hayvanların istismarına karşı olmayı ve insan hakları konularında farkındalığı arttırmaya katkıda bulunarak yapabildiklerinin en iyisini yapmayı ilke edinmişlerdir. Etik bir organizasyon olarak tüm üyeleri eşit düzeyde söz hakkına sahip olan bu kooperatif, gücünü ‘‘yenilikçi’’ ve ‘‘güçlendirici’’ özellikteki yapısından almaktadır. Gıdanın tarladan sofraya gelene kadar geçirdiği bütün üretim aşamalarında kaliteli olmasının gıdanın kendisi kadar önemli olduğu ilkesini benimsemiştir. Bu ilkenin gerçekleşmesi için üretici ve tedarikçileri için katı kurallarının olduğunu ve her ürünün insanların gereksinimlerini en iyi şekilde karşılaması gerektiğinin üstünde önemle durmaktadır. İngiltere’de diğer kurumsal şirketler çökerken, ‘‘Essential Trading’’ gelişen, büyüyen ve gücünü koruyan iyi bir kooperatifleşme örneğidir. İngiltere’de 13 milyon ortağı bulunan Kooperatifçilik hareketi, zorlu ekonomik koşullar karşısında her bir üyesinin karşılıklı yardımlaşma ve birlikte hareket etme bilincine sahip olduğu bir ‘‘İş Modelidir’’ ve iklim değişikliğine karşı ortak bir ticari platform oluşturmaktadır. Bu kooperatifin sürdürülebilir yaklaşımı; tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması, toplulukların güçlendirilmesi, çiftçi ve tedarikçiler için sürdürülebilir bir gelecek sağlamayı içermektedir. Kooperatifin 40 yıllık sağlıklı gıda tedariki sonrasında gelecek nesillere sağlıklı gıda üretme etik olarak küresel anlamda yaygın hale gelmiştir. Elma Sektörüne Yön Vermek İçin Elma Dergisi Çıkartılacak »» Türkiye’nin elma ihtiyacının yüzde 23’ünün üretildiği Isparta’da, Platin Elma Dergisi çıkarılması planlanıyor. Elma sektörüne yön vereceği düşünülen dergi, ulusal düzey- de yayınlanacak. Platin Elma Dergisi için ilk toplantı, Eğirdir Meyvecilik Araştırma İstasyonu Müdürlüğü (MARİM)' nde yapıldı. Toplantıda, elma sektörünün içinde yer alan ve sektörü yönlendirecek hem aktüel hem bilimsel hem ulusal bir Platin Elma Dergisi’nin çıkartılmasına karar verildi. Toplantıda, derginin danışma, yayın ve bilim kurul üyeleri seçildi. MARİM Müdürü İsa Eren, Platin Elma Derneği tarafından yayınlanacak olan dergide toprakların tanıtımı, sektördeki firmaların ve sektör haberlerinin aktarımı ve bilimsel araştırmaların paylaşılmasının hedeflendiğini söyledi. 20 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber KIRSAL KALKINMA Kooperatiflerde Yönetim Kurulunun Yetkileri ve Görevleri -III»» Sevgili Kooperatifciler, kooperatiflerin Genel Kurul toplantı döneminin başlamasından dolayı kaleme aldığım yazılarımda bu ay da Kooperatif Yönetim Kurulunun görev ve sorumlulukları konularına devam ediyorum. Seçilen Yönetim Kurulu Üyelerinin İlk Kararları • Yönetim kurulu üyeleri, seçilmelerini müteakip yapacakları ilk toplantıda aşağıdaki kararları alarak karar defterine geçirmeleri gerekir: • Başkan, başkan yardımcısı ve muhasip üyenin belirlenmesi • Yönetim kurulunun yapacağı mutat (aylık) toplantı tarihleri ve yeri • Lüzumu halinde yapılması zorunlu olan mutat dışı toplantılara çağrının nasıl ve kimler tarafından yapılacağı • Kasada bulundurulabilecek para tutarı Temsil ve İmza Yetkisi • Yönetim kurulu başkanı, olmadığı zaman yardımcısı kooperatifi temsilen birinci derecede imzaya yetkilidir. İkinci imza yetkisi yönetim kurulunca muhasip üyeye verilir. • Kooperatifin hukuken bağlanabilmesi için kooperatif unvanının yazılıp altının imzaya yetkili olan iki kimse tarafından imzalanması gerekir. • Kooperatifi temsile yetkili olanlar kooperatifin konularının sınırları içerisinde çeşitli işleri hukuki işlemleri, kooperatif adına yapmak ve kooperatifin unvanını kullanmak hakkına sahiptirler. • Yönetim kurulu üyeleriyle kooperatifi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları tescil ve ilana tabidir. Yönetim Kurulu Hangi Hallerde Sorumlu Olmaz • Yönetim kurulu üyeleri görevlerini kooperatifin bir nevi mümessili olarak ifa ettiklerinden üçüncü kişilerle yapmış oldukları muamele ve sözleşmelerden dolayı şahsen sorumlu olmazlar (KK.md.98-TTK md.336/1). • Sorumlu olan kooperatif tüzel kişiliğidir. • Bu esastan olmak üzere idarecilerin kooperatif işlerini görürken işlemiş olduğu haksız fiilden dahi kooperatif tüzel kişiliği sorumludur (KK.md.59/3). Yönetim Kurulu Hangi Hallerde Sorumludur • Yönetim kurulu üyeleri kanun ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri, kusurları nedeniyle gereği gibi yerine getirmemeleri halinde kooperatifle aralarındaki sözleşmenin ihlâli söz konusu olduğundan yönetim kurulu üyelerinin kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumlu oldukları hükmü getirilmiştir (KK.md.62/3). • Yönetim kurulu üyeleri kooperatif işlerinin görülmesinde gereken titizliği göstermeye ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi için bütün gayretini sarf etmeye zorunludur. Gereken titizliği göstermedikleri takdirde kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumlu olmaktadır. Bu sorumluluk kooperatife, ortaklara ve üçüncü şahıslara karşı şahsi sorumluluk şeklindedir (KK.md.62). • Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun hukukî müeyyidesi, verdikleri zararı tazmin etmektir. Yönetim kurulu üyeleri veya memurları, kasıtları bulunsun veya bulunmasın, kusurlu bir hareketlerinden dolayı zarar meydana geldiği takdirde, şahsen sorumlu olmaktadır. Bunların sorumluluğu cihetine gidilmesi için açık zararın meydana gelmiş olması yeterli değildir. Ayrıca zararın bir kusurdan hasıl olduğunun ispatı gereklidir. Bu hususun ispatı zararı iddia eden tarafa düşmektedir. • K.K.md.62/2’ye, göre; yönetim kurulu, kendi tutanakları ile genel kurul tutanaklarının, gerekli defterlerin ve ortak listelerinin muntazaman hazırlanmasından, tutulup saklanmasından ve işletme hesabıyla yıllık bilançonun kanuni hükümlere uygun olarak hazırlanıp incelenmek üzere denetleme kuruluna verilmesinden sorumludur. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarını düzenleyen KK.md.62’den başka KK.md.98 yollamasıyla Turgay SOLMAZ Köy-Koop Genel Müdürü TTK.md.336 uyarınca bu üyelerin müteselsil sorumluluğu da kuraldır. Kusurlu Sorumluluk Nedir? • Kusurlu sorumluluk yönetim kurulu üyelerinin kusurundan kaynaklanan bir sorumluluktur. • TTK.md.338 bir kusur karinesi getirmektedir; yani ortaklara verilen zararların yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının sonucunda meydana geldiği asıldır; Yönetim kurulu üyeleri kusursuz olduklarını ispat etmedikçe kusurlu sayılırlar. Sözleşmeden Doğan Sorumluluk Ne Demektir? • Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu sözleşme niteliği taşır. • Yönetim kurulu üyelerinin kanun veya sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmemeleri ortaklar ile aralarındaki sözleşmenin bir ihlâlini teşkil eder. Müteselsil Sorumluluk Ne Demektir? • Yönetim kurulu üyeleri, yönetim kuruluna verilmiş olan görevlerin ihlâli nedeniyle müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır (KK.m.98;TTK.m.336). • Yöneticiler için öngörülen teselsül, tam teselsüldür. Yani davacı, sorumlu yöneticilerin kusur derecesine bakılmaksızın tazminatın tamamını birinden veya hepsinden talep edebilir. Müteselsil Sorumluluk Halleri • Ödemelerin doğru olmamasından doğan sorumluluk: Yönetim kurulu üyeleri, ortakların yüklendikleri ortaklık paylarının zamanında ödenmesini istemek, takip etmek ve ortaklık paylarının ödenmesi ile ilgili kayıtların doğru olmasına itina göstermekle görevlidir. Pay bedellerine mahsuben yapılan ödemelerin doğru olmamasına bağlı olarak bir zararın doğması halinde, yönetim kurulu üyeleri meydana gelen zararları tazminle yükümlüdür. • Dağıtılan ve ödenen gelir-gider farkının gerçek olmamasından doğan sorumluluk: Gerçek müspet fark yıllık bilançoya göre hesap edileceğinden, bilançonun bilanço ilkelerine uyularak ve usule uygun olarak hazırlanmış olması lâzımdır. Yönetim kurulunun gelir gider farkı dağıtımında, kanun ve ana sözleşme hükümlerini göz önünde bulundurması gerekir. Dağıtılan müspet gelir farkı “gerçek değilse” yahut “usulüne uygun dağıtılmamışsa” yönetim kurulu üyeleri, bundan doğan zararlardan müteselsilen sorumludur. • Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya intizamsız bir suretle tutulmasından doğan sorumluluk: Kooperatifler, kanunen tutulması gereken defterler (yevmiye defteri, defter-i kebir, karar defteri, ortak defteri) ile kooperatif işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği diğer bütün defterleri tutmakla yükümlüdürler (TTK.m.66). Bu yükümlülük yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, kusuru memur ve müstahdemlere yükleterek bu sorumluluktan kurtulamaz. Ticari defterlerin kısmen veya tamamen mevcut olmamasından yahut kanuna uygun olarak tutulmamasından veyahut saklanması mecburi olan defter ve kâğıtların gereği gibi saklanmamasından doğacak zararlardan yönetim kurulu üyeleri sorumludur (TTK.m.67/11). Gelecek sayımızda Müteselsil Sorumluk hallerine devem edeceğim, saygılarımla... Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] IPARD Programı Girişimcilere Ne Sağlayacak? Ipard programı 10.uncu teklif çağrısı da yayınlandı. Ancak girişimcilerin bu programa katılma isteği hala Tarım Bakanlığınca 2005 yılından beri uygulanan KKYDP’na göre daha düşük görünüyor. Bunun nedenleri konusunda herkesin fikri var ve bunların çoğu doğru olmakla birlikte bu durumun zaman içinde tersine döneceğine inananlardan biriyim. Burada temel sorun kırsal kesimdeki girişimcinin IPARD programı kapsamında proje yapma arzusunun yaratılamaması bunun yanında gerekliliğinin farkına varılamamasıdır. IPARD programı bir kırsal kalkınma projesi olmakla birlikte faydalanıcıların önemli bir kısmının kentte yaşayan ve sermaye birikimi olan kişiler oluşturmaktadır. Mekânsal açıdan bakıldığında zaten yatırımın kırsalda yapılıyor olması doğru olmakla birlikte kırsalda yeni girişimciler yaratmak da bir amaç ise bu yönüyle de mevcut durumun analiz edilmesi gerekir. Bu programın tanıtımında yeterli çaba gösterildiği kanısındayız. Örneğin yakından takip ettiğimiz, 2013 yılında uygulama başlatılan Ankara İl Koordinatörlüğü projenin tanıtımı konusunda hedef kitleye yönelik ciddi çaba göstermiş ve oldukça da başarılı olmuştur. Ancak başarının gelen proje sayısıyla ölçülmesi çok da doğru bir yaklaşım değildir. Proje sayısından ziyade proje kalitesi çok daha önemlidir. Demek istediğimiz çok iyi yazılmış bir proje değil fark yaratan projelerin ortaya çıkmasıdır. Örneğin ülkemizde artık klasik peynir üreten bir tesis kurulması çok da yaratıcı bir proje olmayacaktır. Buna karşılık yerel bir ürünün endüstriyel üretimine geçilmesi ve beraberinde markalaşma projesi farklılık yaratacaktır. Bu noktada özellikle belirtmek istediğimiz bir diğer husus projenin tanıtımında sorun olmamakla birlikte IPARD projesi yapan bir kişi/ kurumun gelecekte ne kazanacağının anlatılması gerekir. Bugüne kadar yapılan, alınacak hibe miktarları, nelere yatırım yapabilirsiniz ve nasıl yaparsınız konularına açıklık getirilmesi olmuştur. Ancak birkaç yıl sonra bu proje kapsamında istenen koşulları sağlamayan işletmelerin rekabet şanslarının olmayacağı, muhtemelen mevzuat açısından da sorun olacağı somut ifadelerle hedef kitleye anlatılmalıdır. Başlangıç yatırım maliyeti yüksek olsa bile gerek ürün kalitesi ve gerekse verimlilik artışının gelecekte maliyet avantajı sağlayacağı, geleneksel üretim teknikleriyle bu işin gitmeyeceği insanımıza anlatılmalıdır. Çünkü konuştuğumuz kişilerden özellikle kırsal kesimde yaşayanlar mevcut işletmelerinde daha düşük maliyetle üretim yaptıklarını ifade etmişlerdir. Yeni yatırım açısından da benzer düşünceler ifade edilmektedir. Kentte yaşayıp kırsal kesimde yatırım yapmak isteyen insanlar kent yaşamının sağladığı entelektüel bilgi akışı sayesinde bunun farkına varmakta ancak kırsalda yaşayan insan bu farkındalığı yakalayamamaktadır. Dolayısıyla IPARD projesi ağırlıklı olarak kent ilişkisi yoğun olanların ilgi alanına girmiştir. Bu programın tedbirler başlığına baktığımızda “Hayvancılık” sadece iki başlık altında olmasına karşın(101 ve 102) proje tekliflerinde ağırlığının çok yüksek olduğu görülmektedir. Kırsal kalkınma sadece hayvancılık üzerine yerleştirilecek bir kavram değildir. Şüphesiz talepler bu şekilde geliyorsa buna söylenecek bir şey yok denilse de diğer başlıklar için gerekiyorsa proje yapma veya finansal kolaylıklar getirilerek daha cazip hale getirilebilir. Kooperatifler ve Ortaklarının Borçları Yeniden Yapılandırıldı »» Ortakların borcu 2015'e ertelendi birliklerin tasfiyesi kolaylaştı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın başvurusuyla Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri ve ortaklarının borçları yeniden yapılandırıldı. Buna göre ödenemeyen borçlar 2015 yılı Ekim ayına kadar erteledi. Ülke çapında 2012 yılında yaşanan kuraklık nedeni ile proje uygulayan bazı tarımsal kooperatiflerin ve ortaklarının borçlarını ödeme sıkıntısı çekmeleri üzerine, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı harekete geçti. 3 Nisan 2013 tarihli ve 443 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun değişikliği ile 1163 sayılı kanunla kurulan tarımsal amaçlı kooperatifler ve ortaklarının borçlarının ödenmesine kolaylıklar getirildi. 2015 yılı Ekim ayına kadar ertelenen borçlar bu tarihten sonra sözleşme faizi üzerinden 5 eşit taksitte ve 5 yılda ödenebilecek. Yürürlüğe Girdikten Sonraki 8 Ay İçerisinde Başvurmaları Gerekiyor Kanunla getirilen ödeme kolaylığından yararlanmak isteyen tarımsal kooperatifler ve ortakları kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 8 ay içerisinde bulundukları ilin Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine başvurabilecekler. 6111 sayılı kanun ile yapılandırma hakkı kazanan ancak tekrar muaccel duruma düşen kooperatiflerde bu haktan yararlanabilecekler. Kullanılacak olan kredilerde kooperatif ortak ve kefillerinin eşlerinin rızası aranmayacak. Ayrıca kredi kullanan ve kefil olan tarımsal amaçlı kooperatif ortaklarına uygulanan eşlerin rızasının aranması şartı da kaldırıldı. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 SAĞLIK Dt. Coşkan ARAS [email protected] Sağlıklı Dişler, Mutlu Gülüşler... Merhaba değerli okurlar, Sizinle bu 4. Sohbetimiz. Bu sayıda dişlerde çürük oluşumundan ve sonuçlarından bahsedeceğim; Dişlerin Yapısı: Dişin ağızda görünmeyen kısmına kök, boyundan sonraki görünen kısmına taç denir. Damar – sinir paketinin bulunduğu ortadaki kısma da öz denir. larak diş kurtarılabilir. Bütün bu anlattıklarımın dışında toplumda çoğu kişilerde rastladığımız bir durum da vardır: Diş çürür, mikroplar kök ucuna kadar gelir, kök ucundaki kemiği eritip orada, halk arasında diş çekildiği zaman ‘kökün ucunda sallanıp duran bir mikrop torbası’ olarak anılan kistler oluşur. Dişin ağız içinden görünen çok az bir bölümü kalmıştır ve işin ilginç yanı, hala ağrı diye bir şey yoktur. Bu kişiler genelde “Benim dişlerim içten çürüyor, ağrı da vermiyor, dişlerimi hep ondan kaybettim, doktor” derler. Onun için ağrı veya sızı olmasını beklemeden 6 ayda bir kontrole gidiniz. Mine: Taç kısmının beyaz olan en dış tabakasıdır. Dentin: Hafif sarı olan alttaki tabakadır. Sement: Kökü oluşturan tabakadır. ÇÜRÜK OLUŞUMU VE SONUÇLARI Yiyecekler ağızda, bakteri plağı dediğimiz gözle görülmeyen ince bir tabaka oluşturur. Yenen nişastalı ve şekerli gıdalar, bakteri plağı ile birleşip asit oluşumuna neden olur. Sonuçta asit, önce minenin, sonra dentinin yapısını bozarak çürüme sağlar. Çürük, dentin seviyesine geldiğinde saniyelik, geçici soğuk, sıcak, tatlı hassasiyetleri olabilir. Bu seviyedeki çürük dolguyla kurtarılır. Çürük, dişin sinir odasına yani özüne ulaşmışsa ağrılar uzun süreli ve keskin olmaya başlar. Yapılacak tedavi değişir, dişin sinirlerini almakla yani kanal tedavisi yapmakla diş kurtarılmaya çalışılır. Zira kökler kanal tedavisine uygun değilse diş çekime de gidebilir. Hastalıklı Diş Geç kalınmış, mikroplar kök ucundan çene kemiğine doğru ilerlemiş, kemiği eritip kemik içine yayılmış, hatta kemiği aşıp yumuşak dokuya yayılmışsa yani abse olup yüz şişmişse ancak abse indirildikten sonra diş çekilebilir, ya da eğer uygunsa nadiren uzun süreli bir kanal tedavisi yapı- “Gidiniz gidiniz de söylemesi kolay, bir de bize sor” dediğinizi duyar gibiyim. Bir hastam bana sormuştu, “Siz en son ne zaman diş kontrolüne gittiniz, doktor bey?” diye. Ben de “Biz zaten hep bu işin içindeyiz, biz de elbet bu elektrikli sandalyeye oturuyoruz, dinlenmek için de olsa” diyerek kaçamak bir cevap vermiştim. Kongrelerden birinde seneler önce gördüğüm karikatürü hiç unutmam: Arkası dönük bir adam, ağlayarak psikiyatrist doktora şunu söylüyordu: - Beni bu dünyada hiç kimse sevmiyor, doktor… Bu arada adamın sırtında da kocaman D İ Ş H E K İ M İ yazıyordu. Diş hekimine neden gitmeyiz: Aklıma gelen başlıca 3 neden: Derken, laf lafı açtı, yine yer kalmadı. Bundan sonraki yazımda bu nedenlerden ve sizi motive edecek bazı sözlerden sonra ‘çürük oluşmasını nasıl önleyebileceğimizden veya en aza indirebileceğimizden’ bahsedeceğim. Diş sağlığı için daima belirteceğim bir konu var: “Dişim ağrırsa dişhekimine gider doldurturum” yanlıştır. Diş kendiliğinden ağrımıyorsa doldurulur. Kendiliğinden ağrı varsa ya kanal tedavisiyle kurtarılmaya çalışılır ya da çekilir. Dişhekimine, şikâyet olmadan 6 ayda bir, en geç yılda bir gidiniz. Unutmayalım, ‘Can boğazdan gelir’ ama dişlerin de arasından geçer! İleti adresime çekinmeden olumlu-olumsuz eleştirilerinizi ve sorularınızı yazınız. (Ad soyadınızın yayınlanmasını isteyip istemediğinizi de belirtiniz.) Sonraki sayılarda buluşmak üzere; Sağlıklı dişler, mutlu gülüşler… “Böbreklerin Sessiz Düşmanı Tuz Ve Şeker” »» Aşırı tuz ve şeker tüketimindeki artış, ülkemizde hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların da artmasına neden oluyor. Ülkemizde yüksek oranda tuz ve şekert üketildiğine dikkat çeken Fresenius Medical Care Türkiye Başkan Yardımcısı Aşkın Korkusuz, “Son yıllarda giderek yaygınlaşan hazır gıda tüketimine paralel olarak aşırı tuz ve şeker tüketimindeki artış, ülkemizde hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların da artmasına neden oldu. Bu rahatsızlıklar, uzun dönemde böbrek yetmezliğinin en önemli sebeplerini oluşturmakta. Böbreklerin fonksiyonlarını yitirmesi ve görevini yerine getirememesi sonucunda da her yıl binlerce vatandaşımız kronik böbrek hastası oluyor” dedi. Birçok böbrek hastalığı sessizce gelişir ve uzun yıllar fark edilmez diye konuşan Korkusuz, “Böbrekler görevlerini yeterli ölçüde yerine getiremediklerinde tüm organizmanın işlevsel etkinliği bundan etkilenir. Böbreğin "süzgeci" arızalı olduğunda, vücüttan su ve tuz atılımında bozulma olur, idrarda protein çıkar. Bazı yararlı maddelerin kaybının yanısıra, atılması gereken zehirli maddelerin birikimi olur. Bu durum bacaklarda veya akciğerlerde ödemlere (su toplanması) yol açar. biriken atık maddeler kalp, beyin gibi hayati organlarda hasarlanmaya yol açar” diye konuştu. “Fazla tuz ve şeker böbreklerde hastalığa neden olan maddelerin başında geliyor. Bu maddelerin tüketiminin sınırlandırılması konusunda halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor” diyen Korkusuz, “Böbrek yetmezliği riskini düşürmek için ilk alınacak önlemler arasında günlük tuz ve şeker tüketiminin azaltılması geliyor. Günlük alınması gereken tuz miktarı 5-6 gram iken Türk toplumunda bu miktar 15-18 gram’ı bulmakta. Günlük şeker tüketimi ise 30-50 gram arasında olmalıdır. 1 su bardağı gazlı içeceğin 22 gram şeker içerdiği göz önüne alındığında şeker tüketimi konusunda oldukça hassas davranılması gerekiyor. Tuz ve şekerin aşırı tüketilmesi vücutta özellikle böbreklerde dönüşü olmayan hasarlara yol açabilmekte” diye konuştu. Korkusuz, “Eğer böbrekler tuzu yeterli düzeyde tasfiye edemezse, sodyum kanınızda birikmeye başlar. Çünkü, tuz suyu çeker ve tutar, dolaşım kanının toplam hacmi artar. Artan kan hacmi, damarlardaki basıncı artırarak, kanı damarlara taşıyan kalbinizi zorlar. Şeker ise kana hızlı karışır ve aşırı insülin salgılanmasına neden olarak pankreası zorlar. Bu da diyabet (şeker) hastalığının başlamasını hızlandırır.” dedi. Aşırı Çay Tüketimi Kronik Ağrılara Sebep Olabilir »» Aşırı çay tüketimi halinde kronik ağrılara sebep olabileceği ifade edildi. Demlenmiş çay, florür içeriği en yüksek içecekler arasında yer alıyor. Kemik ve diş gelişimini desteklemek amacıyla içme sularına ve diş macunlarına da eklenen florür mineralinin yeterli miktarda alınması gerektiği ifade ediliyor. Bununla birlikte aşırı çay tüketiminin kemiklerde florür birikimine, bu durumun beraberinde diş kayıplarına ve kronik kemik ağrılarına neden olduğu söyleniyor. Amerika'nın saygın tıp dergilerinden New England Journal of Medicine'da (NEJM) yayınlanan bir rapora göre ABD'de uzun yıllardır sırt, bel ve bacak ağrısı çekmekte olan bir kadının kemiklerinde yüksek oranda florür bulunduğu tespit edilmiş. 17 yıl boyunca her gün 100'e yakın demlik poşet çay tüketen hasta, çay tüketimini azalttıktan sonra rahatsızlıklarında ciddi oranda azalma tespit edilmiş. YANKI Dişhekimi hastasını muayene etmektedir. - Azı dişlerinizdeki çürükler sanki bir mağara… Mağara… Mağara… Mağara… Mağara… - Anladım doktor, anladım. Niye tekrarlayıp duruyorsun? - Ne tekrarlaması? Mağaradan gelen yankılar onlar… Onlar… Onlar… Onlar… Onlar… 21 Astım ve Nefes »» Doğru nefes alarak solunum sisteminizin tamamını kullanmaya başladığınızda bedene giren oksijen miktarını da arttırırsınız. Bedendeki oksijen miktarının artması, bedendeki enerji frekansının yükselmesi anlamına gelir. Enerji frekansının yükselmesi çok önemlidir. Çünkü enerji frekansı yükseldiğinde kendimizi daha iyi hissederiz, moralimiz yüksek olur. Bizi hastalıklardan uzak tutan da bu “moral yüksekliği” dir. Bu yüzden de doktorlar moralimizi yüksek tutmamızı isterler. Tek bir transformal nefes seansı dahi moralinizi yükseltebilir. Nefesi sürekli hayatınıza aldığınızda ise mucizevî olaylar deneyimlenir. Örneğin Transformal Nefes tekniğini keşfeden sevgili hocam Dr. Judith Kravitz 6 ay sürekli nefes yapmış ve sonunda gırtlak kanserini yenmiştir. Transformal nefesin hastalıkları uzak tutma etkisi özellikle astım, tiroit, migren, akciğer ve kalp rahatsızlıkları ve alerjilerde belirgin bir şekilde görülmektedir. Bugünkü yazımda nefesin astım üzerindeki şifa etkisinden bahsetmek istiyorum. Astım’ın endişe ve stresle direk bağlantısı vardır. Transformal nefes tekniği burada, stresi süratle ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Çünkü astımı olanlar yeteri kadar oksijen alamadıklarını düşünerek daha fazla nefes almaya çalışırlar. Kişi bu şekilde kendini zorladıkça tahriş olan ve şişen solunum dokuları normalde nefes verirken dışarı atılan karbondioksiti bloke edecektir. Karbondioksit miktarı bloke edildikçe sonraki nefeslerde akciğerlere alınan oksijen miktarı da giderek azalacaktır. Böylece astım hastası yaşamın en önemli besininden yani oksijenden mahrum kalacak, zihni bulanacak, giderek kendini daha da endişeli hatta korku içinde hissedecektir. Bu halden çıkış derin nefes alıp rahat nefes vermekle mümkündür. Bunun için de solunum sisteminin tam kapasite kullanılması önemlidir. Kişi diyaframını kullandıkça bedendeki oksijen ve karbondioksit oranı da dengelenecek, kendini daha iyi hissedecek ve de en önemlisi morali her daim yüksek olacaktır! Bahar Alerjisi mi? Nezle mi? Bu mevsimlerde çok sık nezle olmaya başladıysanız, ateşiniz olmadığı halde boğazınız ağrıyorsa, özellikle sabahları yorgun kalkıyor, burnunuz sürekli kaşınıyor ve üst üste hapşırıyorsanız bahar alerjiniz başlamış olabilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %30-40’ını etkileyen alerjik hastalıkların zirve yaptığı dönemlerden biri ilkbahardır. Bitki örtüsünün polen yoluyla yenilendiği bu dönemde soluduğumuz havadaki alerjen miktarı çok artar. Mart ayı ile başlayan ağaç polenleri, Haziran ayıyla birlikte çimen polenleri dönemi ile devam eder. Sıklıkla düzelmeyen soğuk algınlığı, nezle, grip benzeri şikayetler oluşturur. Alerjik üst solunum yolu hastalıklarının teşhisinde önce kişinin şüphelenerek hekime başvurması çok önemlidir. Ateş olmadan boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, kuru öksürük, geniz akıntısı, halsizlik, yorgunluk, özellikle sabahları üst üste hapşırma, ses kalitesinde değişiklikler gibi üst solunum yoluna ait bulgular ortaya çıkıyorsa ve bu durum birkaç hafta aynı seyirde devam ediyorsa mutlaka alerjik hastalıkları akla getirmek ve bir hekime başvurmak gerekir. Şikayetlerinizi net olarak ifade etmezseniz boğaz enfeksiyonu (farenjit), sinüzit, kulak enfeksiyonu, gırtlak enfeksiyonu (larenjit) şeklinde yanlış tedaviler alabilir. Kulak burun boğaz endoskopik (kameralı) muayenesi ile teşhis son derece kolaydır, ayrıca alerji testleri kandan ve deriden yapılabilir. Alerjik hastalıkları teşhis edilen hastalar antigribal, antibiyotik, ağrı kesici, öksürük şurubu gibi gereksiz ilaç kullanımından kurtulmuş olur. Teşhis ve tedavisi geciken hastalar ise orta kulak, sinüsler, boğaz ve gırtlak bölgesinin kronikleşen hastalıkları ile mücadele etmek zorunda kalabilirler. 22 Mayıs 2013 Köy-Koop Haber ETKİNLİKLER MAYIS 2013 TARIM FUARLARI TAKVİMİ 02 Mayıs - 05 Mayıs 2013 Çukurova Gıda Gıda Tek Fuarı - Adana Gıda, İçecek Ürünleri, Gıda İşleme, Unlu Mamuller Teknolojileri, Depolama, Soğutma, Tüyap Adana Fuarcılık 07 Mayıs - 09 Mayıs 2013 FI İstanbul 2013 1.Gıda Bileşenleri, Çözümleri, Yardımcı ve Katkı Maddeleri Fuarı Organik Katkılar, Unlu Mamuller, Tatlar, Aramolar, Antioksidanlar, Süt Ürünleri, Baharatlar, Çeşniler, Tatlandırıcılar, Şuruplar, Emülgatörler UBM Fuarcılık 16 Mayıs - 19 Mayıs 2013 Ekoloji İzmir 2013 Organik Ürünler Fuarı Sertifikalı Organik Ürünler, Sertifikasyon Kuruluşları, ve Sivil Toplum Kuruluşları İZFAŞ Fuarcılık 16 Mayıs - 19 Mayıs 2013 Olivtech Zeytin, Zeytinyağı, Fidancılık Fuarı Zeytin, Zeytinyağı, Fidan Tohum, Gübre, Şişe, Kasa ve Bidonlar, Ambalaj Malzemeleri, Üretim Teknolojileri, Saklama Üniteleri, Gıda Analiz Laboratuarları İZFAŞ Fuarcılık MAYIS AYI TARIM TAKVİMİ TARLA ZİRAATI a) Genel olarak toprak sürümü bitmiş olmalıdır. Ancak, Sonbahar ekimleri için toprak sürüldüğü gibi, anızlar bozularak da ikinci mahsul ekimi için toprak hazırlanır. Bazı bölgelerde ikileme ve üçleme yapılır. b) Bazı bölgelerde de geç kalınmakla beraber tütün, ayçiçeği pamuk gibi mahsullerle ikinci mahsul olan mısır, bostan, fasulye, turp ekimleri yapılır. c) Her türlü mahsulde çapa, sulama, ot alma, boğaz doldurma ve diğer bakım işleri yapılır. d) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele devam eder. e) Hububatta hasat ve harman işleri devam eder. Mahsüller ambarlanır ve saklanır. MEYVECİLİK a) Bazı bölgelerde bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlemesi sürüm ve belleme devam eder. b) Dikim işleri bitmiştir. c) Ilık bölgelerde sürgün göz aşısı başlar. Budama bitmiştir. Ancak bazı bölgelerde mücadele amacıyla kanserli dallar kesilir.Uç alma devam eder. Sulama, çapa ve her türlü bakım sıkı bir şekilde ay boyunca yürütülür. Meyvelerde seyreltme yapılır. d) Meyve ağaçlarnıda görülecek her türlü hastalıklara karşı mücadele yapılır. e) Ilık bölgelerde her türlü meyve hasadı başlar ambalajlanarak piyasaya sevk edilir. Bazı meyvelerde kurutularak değerlendirilir. SEBZECİLİK a) Serin bölgelerde sebze ekilecek toprakların hazırlığı ay başında bitmelidir. b) Her türlü sebze tohumu ve fide ekim ve dikimleri bu ay bitirilir. İkinci mahsul olarak ekilecek sebzeler ile Sonbahar turfandası sebzelerin ekimleri yapılır. c) Sebzelerde çapalama, uç alma, koltuk alma, sulama ay boyunca devam eder. Güb- reler sulama ile şerbet halinde verilir. Boğazlar doldurulur, çeşitli sebzeler sırıklara alınır ve hereklere bağlanır. d) Her türlü sebze hastalık ve zararlılarına karşı mücadele devam eder. e) Her çeşit sebze hasadı başlar. Sebzeler ambalajlanarak piyasaya arz edilir. Bazıları yerinde salça, konserve, turşu, kurutma, reçel şeklinde değerlendirilir. Domates suyu çıkarılır. BAĞCILIK a) Bazı bölgelerde toprak işlemesi ve gübreleme devam eder. 16 Mayıs - 19 Mayıs 2013 Pipexpo Eurasia 3. Boru, Pompa, Vana, Filtre Endüstrisi Fuarı Tüyap İstanbul Fuarcılık 22 Mayıs - 26 Mayıs 2013 Trakya Hayvancılık 2.Trakya Hayvancılık, Süt Ürünleri ve Tohum Fuarı Hayvancılık Ekipmanları,Süt Teknolojileri, Kümes Hayvanları, Mekanizasyon, Üretim, Hayvan Barınakları, İklimlendirme Renkli Fuarcılık 02 Mayıs - 15 Mayıs 2013 Animalia istanbul 2013 10.Hayvancılık ve Teknolojileri Uluslararası Fuarı Süt ve Besi Sığırcılığı Entegreleri, Canlı Hayvan Ticareti, Yem Hammadde ve Yem Katkı Üreticileri, Sperma, Besleme, Sulama Sistemleri Frig Fuarcılık Türkiye’de 24 saat esasıyla hizmet veren tek Merkez olan Ulusal Zehir Danışma Merkezi, zehirlenmeler hakkında size bilgi verir... e) Her türlü hayvan hastalık ve zararlılarına karşı mücadele edilir. TAVUKÇULUK a) Kümeslerde bakım ve temizlik işleri devam eder. b) Kuluçka işleri ayın başında biter. Tavuklara yeşil yemlerden başka takviye amacıyla diğer yemlerden de verilir. Özellikle civcivlerin beslenmelerine önem verilmelidir. b) Bağlarda sulama, uç alma, boğaz açma, çapalama, hereklere bağlama ve diğer bakım işleri devam eder. c) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır. Ay sonuna doğru turfanda üzümler hasat edilmeye başlanır. Piyasaya arz edilir. HAYVANCILIK a) Geceleri hayvanlara barınak yeri olan ahırlarda temizlik, dezenfeksiyon ve diğer bakım işleri devam eder. c) Çeşitli tavuk hastalıklarına karşı mücadele edilmeli ve tavukların gezindikleri yerler kireçlenmelidir. ARICILIK a) Bal ile dolmuş çerçeveler alınarak yeni boş çerçeveler konulur. Kovanlarda bakım ve temizlik devam eder. b) Her türlü hastalığa karşı mücadele devam eder. c) Bazı bölgelerde bal hasadı başlamıştır. b) Hayvanlar genel olarak meralarda beslenirler. Yeni doğan yavrulara kepek, yulaf ezmesi, fiğ ve yonca verilir. Kırkım devam eder. c) Süt işlemesi ve değerlendirilmesi devam eder. d) Meralar hayvanların devamlı bulunacağı yer olduğundan münavebeli otlatma yapıl- Mevzuat 16 Mayıs - 19 Mayıs 2013 2. Burdur Ulusal Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı Hayvan Sağlığı ve Veterinerlik Hizmetleri, Hayvancılık Ekipmanları, Süt Sağım, Saklama ve Süt İşleme Üniteleri, Tarımsal Mekanizasyon ve Teknolojileri, Ambalaj ve Ekipmanları ExpoLink Fuarcılık malıdır. Çayır ve yem bitkilerinin hasadı, kurutulması ve depolanması devam eder. Gıda Güvenliği ve Beslenme İçin Ormanlar üzerine Uluslararası Konferans ▶▶ 2 Nisan 2013 Tarihli ve 28606 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Buğday Unu Tebliği ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Kuru Kayısı Lisanslı Depo Tebliği ▶▶ 2 Nisan 2013 Tarihli ve 28606 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliği (Tebliğ No: 2012/2)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Pamuk Lisanslı Depo Tebliği ▶▶ 8 Nisan 2013 Tarihli ve 28612 Sayılı Resmî Gazete, 2013/4463 2013 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ▶▶ 10 Nisan 2013 Tarihli ve 28614 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Baharat Tebliği (No: 2013/12) ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Fındık Lisanslı Depo Tebliği ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliği ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Zeytin Lisanslı Depo Tebliği ▶▶ 12 Nisan 2013 Tarihli ve 28616 Sayılı Resmî Gazete, Zeytinyağı Lisanslı Depo Tebliği ▶▶26 Nisan 2013 Tarihli ve 28629 Sayılı Resmî Gazete, 2013/4458 Tarım Sigortaları Havuzuna Devlet Tarafından Taahhüt Edilecek Hasar Fazlası Desteğine İlişkin Karar ▶▶27 Nisan 2013 Tarihli ve 28630 Sayılı Resmî Gazete, 2012/4553 Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğünün Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü Adıyla Yeniden Teşkilatlandırılmasına İlişkin Karar Bildiğimiz Tarımın Sonu Çağlar Keyder, Zafer Yenal Yayınevi: İletişim Yayınları Kitap, küresel iktidar rejimlerini üreten iktisadi süreçlerle beraber tarım sorununu “yeniden” ele alıyor. 10 yılı aşan bir ortak çalışmanın ürünü olan bu eserde; tarım sorununu ve kırsal yapıların dönüşümünü, metalaşma, köylünün mülksüzleşmesi ve siyaset bağlamında tartışmaya açıyor. Dünyada da Türkiye’de de yoksulluk, bölgesel eşitsizlikler, çevre, sosyal politikalar ve toplumsal hareketler gibi birçok önemli meseleyi anlamlı bir şekilde konuşabilmek için tarımda ve kırda olup bitenleri hesaba katmamak imkânsız. Bildiğimiz Tarımın Sonu, organik pazar romantizmine ya da köy nostaljisine hapsolmadan, tarım sorununu düşünmenin ve tartışmanın bereketini anlatıyor. Köy-Koop Haber Mayıs 2013 SPOR-TARIM BULMACA Erkekler Okusun Diye... Türk Sporunda Kadın -IIVe 1936 Olimpiyatları… Türk kadını için bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye adına oyunlara katılan ilk kadın sporcularımız, Suat Fetgeri ve Halet Çambel eskrim dalında yarışarak bir ilk oldular. Bu iki genç kadın belki madalya kazanamadılar ama onlar Türkiye’nin ilk kadın olimpiyat sporcuları olarak Türk Spor Tarihindeki yerlerini aldılar. Türk kadınının spor tarihinin sayfalarında yer alma çabası bundan sonraki yıllarda da devam etti. Bu yer alma çabası bazen sporcu olarak bazen spor yöneticisi ve bazen de spor kadını (antrenör-hakem gibi) olarak sürdü. Ancak erkeklere kıyasla daha yavaş ve biraz da göz ardı edilerek. Sözgelimi, sporculuk dışında ülkemizin spor yönetimine baktığımızda erkek egemen bir anlayışın hüküm sürdüğü görülmektedir.1938 yılında kurulduğundan beri Gençlik Ve Spor Genel Müdürlerinin bir tanesi bile kadın değildi, halen de öyle. Ya da 81 ilin Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlerinden hangisi kadın? Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi hangi döneminde kadın başkan tarafından yönetilmiştir? Cevap hep aynı… Ancak olumsuz cevaplara çok da şaşırmamak gerekiyor. Spor yapma kültürünün yerleşmediği ülkemizde, erkek egemen yapıdan kaynaklanan devlet atamalarında da kadın spor yöneticisi tercih edilmemesi tuhaf karşılanmamalı. Ya da Türkiye Futbol Süper Ligine bakıldığında kadın başkan görülmemesi… Belki Kulüp başkanlığı maddi bir gücü de gerektirdiği için ekonomik anlamda kadınlar için uzak hedeflerden. Ama ne olursa olsun kadınlarımız her türlü Adnan YAHŞİ Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü [email protected] olumsuz görüntüye, düşünceye rağmen mücadeleden vazgeçmemeye kararlıdır. Türk kadını mücadelesinde, Türk spor tarihinde yer alan öncü kadınları kendisine örnek ve destek almıştır. Bu öncü kadınlarımızdan bazıları: Lale Orta: İlk kadın futbol hakemimiz Elvan Abeylegesse: 2004 yılında Norveç’te Golden Liginde 5 bin metrede Dünya Rekoru kıran İlk kadın atletimiz. Hülya Şahin: Dünya Boks Şampiyonasında Altın Madalya alan (48 kiloda) ilk kadın boksörümüz. İpek Şenoğlu: Dünyanın en önemli tenis organizasyonu kabul edilen Wimbledon’da eleme oynama başarısı gösteren ilk kadın tenisçimiz. Suat Fetgeri-Halet Çambel: 1936 TARIM BULMACA 1 2 3 4 5 6 7 olimpiyatlarıyla ilk defa olimpiyatlara katılan kadın sporcularımız. Derya Açıkgöz: 1994 Yılında yapılan Dünya Halter Şampiyonasında 3. olarak bir dünya şampiyonasında madalya kazanan ilk kadın haltercimiz. Nurcan Taylan: (2004) Olimpiyatlarda altın madalya kazanan ilk kadın haltercimiz. Gizem Girişmen: Okçuluk branşında 2008 paralimpik olimpiyatlarında altın madalya kazanan ilk kadın sporcumuz. Yıldız Aras: Karatede 2000 yılında dünya şampiyonasında altın madalya kazanan ilk kadın karatecimiz. Tuğba Karademir: Artistik buz pateni dalına ülkemiz adına kış olimpiyatlarına katılan ilk kadın sporcumuz (2006) Gül Çiray: İlk Balkan Şampiyonu kadın atletimiz. Sporculuğu döneminde 47 Türkiye ve 2 Balkan rekoru kırmış, kros dalında Balkan Şampiyonu olmuştur. Y. İzzettin BAŞER 8 9 10 11 12 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Soldan Sağa 1- Ispanakgillerden, vitamince zengin ve kökünden şeker elde edilen bir bitki. 2- Soner Yalçın’ın bir kitabı... Edevat 3- Herhangi bir şeyde görülen ezik... Limited şirket... Aynı familyanın daha iyi bir türünden alınan dal, göz, tomurcuk vb. parçaları kaynaştırma işi. 4Baş çoban... Tutsak 5- Altının tartı birimi... Bir kuvvet komutanlığımızın kısaltması... Kıta 6- Bir işi yapabilme gücü... Ecdat 7- Eti, yağı çok olan, tavlı... Bir şaşma ünlemi 8- Bir nota... Mevki, kat... Temel içeceğimiz 9- Üzüme düşen ben... Tümör... Bir nota 10- Hayvanlara yedirilen ana yem... Senet 11- Topuk kemiği... Ünlü bir aktörümüzün soyadı 12- Kadınların başlarına taktıkları küçük altın dizisi... Patlıcangillerden, geniş yapraklı, kötü kokulu bir bitki, kankurutan Yukarıdan Aşağıya 1- Bir süs bitkisi... Bileme aracı 2- Zeybek... Aynı yaşta bulunan kimselerin tümü kuşak... Bir işaret sıfatı 3- Biçilmiş ağaca verilen genel ad... Yüzyıl 4- İğdiş edilmiş, burulmuş koyun, keçi, at gibi hayvanlar... İşaret ... Fiyaka 5- Radonun simgesi... İlave... Cemate namaz kıldıran 6- Batarya... İlçe... Baston 7- Bahçe sulama için ölçü birimi... Namazda okunan bir dua 8-Bir zeytinyağı ölçü birimi ve kabı... Sodyumun simgesi 9- Kalsiyumun simgesi... Eksiksiz... Sazın en kalın teli 10- Amerika’nın bir eyaleti... Bir müzik parçasının bir kişi tarafından söylenmesi veya çalınması 11- Ergin... Nihayet 12- Güzel kokulu bitki... Melissa otu Hülya Şenyurt: Olimpiyatlarda madalya kazanan ilk kadın sporcumuzdur. 1992 olimpiyatlarında 48 kiloda tekvando dalında 3. olarak madalyayı hak etmiştir. Neslihan Darnel: Voleybol Dünya Sayı Kraliçesi. Olimpiyat oyunlarında Türk Bayrağını taşıyan ilk kadın sporcumuz. Binnaz Uslu: Üst üste iki Avrupa Kros Şampiyonu olan ilk kadın atletimiz. İlk bayan futbol takımı: Dostlukspor. 1970 li yılların başında kurulmuş ve rakibi olmadığından maçlarını erkek takımlarıyla yapmıştır. İlk bayan spor yazarı Serap Özaksoy: Tercüman gazetesinde binicilik ve tenis ağırlıklı yazılar yazarak kadın spor yazarlarının öncüsü olmuştur. Ve yazmakla söylemekle ardı arkası gelmeyecek onlarca yüzlerce sporcu Türk kadını… Günden güne artan başarılı kadın sporcu sayımız olmasına rağmen, devletin imkânlarını erkekler daha çok futbol oynasın diye hala ne kadar çok stat yaparız olarak kullanmasını kadınlara karşı haksızlık olarak görmekteyim. Yeri gelmişken, bu konuda yazılı ve görsel medyanın da kadın sporu KİTAP Kooperatifçilik 23 konusunda sınıfta kaldığını söylemekte yarar var. Ulusal yayın yapan gazetelerin, kadınlarla ilgili spor haberlerinin yüzdesine baktığınızda % 0.50’lik bir oranı bile geçmediğini göreceksiniz. Milli Atletimiz Nevin Yanıt geçtiğimiz mart ayının ilk haftası İsveç’te Türkiye Rekoru kırarak Avrupa Şampiyonu olmuş ve bir gün sonra Türkiye’nin en çok satış yüzdesine sahip gazetelerinde haftalık bulmacalar kadar yer bulabilmiştir. Eğer söz konusu Avrupa Şampiyonu olan milli takımı bırakın herhangi bir futbol takımı bile olsa günlerce manşetlerden inmezdi. Kadınlarımız daha fazla önemi, daha fazla ilgiyi hak ediyor. Ve ne olursa olsun sadece Türkiye’de değil dünya da bile halen kadınların spor yapması konusunda atılacak çok adım olduğu ortadadır. Türk kadın sporcularımız 2012 yılındaki hızlı ivmeyle başarılarını günden güne artırmaktadır. 2016 Olimpiyatlarında da erkeklerden daha fazla kadın sporcu göreceğimizin işaretleri günden güne fazlalaşmaktadır. Anneler babalar ve eğitimciler olarak bizlere düşen daha fazla kız çocuğunu, kadını sporun içine çekmektir. Ardından başarının gelmesi kaçınılmazdır. Spor dolu günler sizinle olsun… Nasıl Bir Organik Tarım Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Yayınevi: Yeni İnsan Yayınevi: Yeni İnsan Kooperatifçilik kitabının 6. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya kooperatifçiliğindeki en son durum ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik, Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı ve birçok konu ele alınmış. Bu kitapta Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi, Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi, Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği deneyimlerini paylaştı, nasıl sorusunun yanıtlarını aradı. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü Kutlamak 14 Mayıs geldiğinde dünyanın her tarafında Dünya çiftçiler günü kutlanır. Çiftçinin ve tarımın dünya için önemi anlatılır. Sokaktaki insandan politikacılara kadar her seviyedeki insana mesaj verilir. Tarımı desteklemek geleceğimizi desteklemektir diye. Çiftçilerin sorunlarının çözümünün sadece çiftçilere faydası olmadığı, ülkenin de menfaatine olduğu ifade edilir. Çiftçinin desteklenmesinin bir yönüyle ülkenin gıda güvenliğini sağlamak olduğu vurgulanır. Aslında birçoğumuz tarımın ve çiftçinin öneminin farkındayız. Biliyoruz ki; tarım insanlık için nasıl önemli ise tarım içinde çiftçiler o kadar önemlidir. Tarımsal üretimi yapan çiftçilerdir. Gıdayı da üreten çiftçilerdir. Bugün artık insanlık şunun bilincindedir. Çiftçilik yapılmazsa gıda da üretilemeyecektir. Belki içinde bulunduğumuz yüzyılda küresel ısınmanın yol açtığı iklim değişikliği nedeniyle gıda güvenliği fazla dillendirilmeye başlansa da, gerçekte dünyada yüzyıllardan beri gıda savaşları yaşanmaktadır... 14 Mayıs Dünya Çiftçiler gününü kutlarken kooperatifçilik konusunda bir zamanlar ülkemizde de bir ölçüde var olan, bugün dünyanın tercih ettiği okullarda kooperatifçiliği sevdirme ve teşvik etme politikasına yeniden dönülmesi gerektiğini bilmeliyiz. Sadece kırsalda değil tüm alanlarda kooperatifler daha ilkokul çağından itibaren sevdirilmeli ve okullardaki kantinlerin kooperatifler eliyle işletilmesini teşvik etmeliyiz. Bugün başta ABD, Japonya, Malezya, İngiltere olmak üzere birçok ülkede bile bu yönde politikalar uygulandığını unutmamalıyız. Ünal Örnek 02 Tar›m ilan 31,5x46,5cm.pdf C M Y CM MY CY CMY K 1 12.04.2013 19:16
Benzer belgeler
Köy-Koop Haber Gazetesi 43. Sayı
01-31 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine Ait 4/a ve 4/b
Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin Primlerin Ödenmesi
01-31 Mayıs 2013 Nisan 2013 Dönemine İlişkin Ba, Bs
Formlarının Verilmesi
ULUSLARARASI KOOPERATİFLER BİRLİĞİNDEN (ICA) MESAJ VAR
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık-Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık,
halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal,
çeltik üretimi ve işlenmesi...