Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele - Köy-Koop
Transkript
Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele - Köy-Koop
DEUTZ-FAHR HASATA BASLADI! 6040 biçerdöver modelimiz, müteahhit kullanıcıların aradığı tüm özelliklere sahip. 6040 • 140 yıllık hasat makinaları tecrübesi • Üstün Alman mühendisliği • Düşük yakıt tüketimi • Ekonomik işletim maliyeti • Kaliteli ve uzun motor ömrü • Yaygın satış sonrası ve yedek parça ağı Uygun fiyat ve ödeme seçenekleriyle Türkiye’nin hizmetindeyiz! www.deutz-fahr.com Türkiye’nin Tarım Gazetesi MAYIS 2015 Yıl:4 Sayı:42 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ İzmir’de “Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele” 2015 Yılı Tarımsal Desteklemeler Belirlendi »» Türkiye’de ilk kez sözleşmeli üretim modelini uygulayarak kırsal kalkınmaya destek veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, Köy-Koop İzmir Birliği ile “Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele Çalıştayı” düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin KöyKoop ile birlikte düzenlediği Tarım Çalıştayı’nda konuşan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Ne yaparsanız yapın, ne üretirseniz üretin; pazarlayamıyor ve satamıyorsanız, yaptığınız iş yok olur” diyerek kooperatifleşmeyi işaret etti. Köy-Koop Birlik Başkanı Muhittin Akbulut, Türkiye’de ilk kez bir belediye başkanının tarımı kendisine dert edindiğinin altını çizerek Başkan Kocaoğlu’na teşekkür etti. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleşen çalıştaya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkanı Yakup Yıldız, Köy-Koop Genel Bşk. Yrd. M. Barış Aydın, Köy-Koop İzmir Birlik Başkanı Muhittin Akbulut, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce ile Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen kooperatif birlik baş- »» Bakanlar Kurulu‘nun 2015 yılında yapılacak tarımsal desteklemelere ilişkin kararı, 1 Ocak 2015 tarihinden geçerli olmak üzere 8 Nisan 2015 tarih ve 29320 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlandı. kanları katıldı. Çalıştayın yöneticiliğini Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Çiğ Süte Sözleşme Zorunluluğu Getirildi »» Çiğ Sütün Sözleşmeli Usulde Alım Satımına İlişkin Yönetmelik 16 Nisan 2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmeliğe göre; sözleşme yapmayan alıcılar üreticiden çiğ süt alamayacak. Sanayiye arz edilen çiğ sütün alım ve satımı sözleşme sistemine göre yapılacak. Sanayiciler çiğ sütü yönetmelik kapsamında sözleşmeli almak zorunda olacak. Sözleşme koşulları ve uyulması gereken kurallar ise şöyle; » Syf 9’da “İnanılmaz bir bilgi kirliliği var” Gıda hakkındaki bilgilerin tek ağızdan yapılmasını ve hekesin gıda ile ilgili konuşmaması gerektiğini vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Beslenme ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. A.Tülay Bağcı Bosi ile ‘Gıda Güvenliği’ni konuştuk. » Syf 12’de Tarım Projeler Şube Müdürü Ertuğrul Tugay, kırsal kalkınma için Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği desteği anlatan bir sunum gerçekleştirdi. » Syf 4’de Afetzede Çiftçilerin Borçları 1 Yıl Ertelendi ödemeleri için de yüzde 10 artış sağlandı. » Syf 8’de Tunuslu Kooperatifçiler Bursa’yı Ziyaret Etti »» Ülkelerinde hazırlanacak Kooperatif Kanunu için Tunus’tan Türkiye’ye gelen heyet Bursa’da da incelemelerde bulunarak Köy-Koop Bursa Birliğini de ziyaret etti. »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2015 yılında doğal afetlerden çiftçilerin borçlarının yüzde 3 faizle bir yıl ertelendi. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “Çeşitli Afetler Nedeniyle Zarar Gören Gerçek veya Tüzel Kişi Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan Düşük Faizli Kredi Kullandırılmasına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararları Kapsamındaki Kredi Borçlarının Ertelenmesine Dair Karar” ile İl/İlçe hasar tespit Resmi Gazete‘de yayımlanan tarımsal destekleme kararına göre bu yıl Çiftçi Kayıt Sistemi‘ne (ÇKS) dahil olan çiftçilere dekar başına 2,5 TL toprak analizi desteği ile mazot ve gübre destekleme ödemesi yapılacak. Mazot destekleme ödemeleri için ortalama yüzde 5, gübre destekleme komisyonlarınca tespiti yapılan yüzde 30 ve üzeri zarar gören üreticilerin borçlarının yüzde 3 faizle bir yıl ertelediği bildirildi. » Syf 6’da Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) organizasyonu ile kooperatifçilik inceleme gezisi amacıyla Bursa’ya gelen Tunuslu heyette; Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı Muammer Niksarlı, ILO Kuzey Afrika Bölge Temsilcisi Kholoud Al Khaldi, ILO Tunus temsilcileri, Tunus Ariaya Kooperatifi, BM/ILO Kooperatifçilik Başdanışmanı Prof. Hüseyin Polat, Emir-Koop Başkanı Ekrem Pamuk, Bursa KöyKoop Birlik Başkanı Erdoğan Yıldız ve kooperatif ortakları da yer aldı. » Syf 7’de Hadi İlbaş Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN Erol AKAR Dünden Bugüne Kooperatifçilik -41- Atütürk ve Ekonomi Ana Sözleşme Sorunu » Syf 4’te » Syf 11’de » Syf 9’da Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ünal ÖRNEK Genel Seçimlere Doğru Adaylara Emekçi İle Esnaf ve Sanatkar Soruları » Syf 4’te GDO’da Kullanılan Ot İlacı Glyphosate Kanserojen » Syf 5’te Tevfik Fikret CENGİZ Dr. Erhan EKMEN Dr. Nezaket CÖMERT 2015 Kırsal Kalkınma Destek Programları » Syf 20’de Kooperatiflerimiz İçin Bir Fırsat AB’nin Dijital Tek Pazar Politikası » Syf 16’da » Syf 15’te İnsanlığın Reklam Arası » Syf 19’da KOOPERATİFÇİLİK Dünden Bugüne Kooperatifçilik -41»» Köy-Koop Manisa Birliği’nin Kuruluşu ve Önemli Faaliyetleri Bu ayki (Mayıs-2015 Dönemi) muhasebe işleri ile ilgili yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız. her zaman belirttiğimiz gibi zamanlar konusunda çok dikkat etmemiz gerekiyor. 01.05.2015 16-30 Nisan 2015 Dönemine Ait Noterlerce Yapılan Makbuz Karşılığı 12.05.2015 Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi 01.05.2015 2015 I. Geçici Vergi Dönemine (Ocak-Şubat-Mart) Ait Gelir Geçici 14.05.2015 Vergisinin Beyanı 01.05.2015 2015 I. Geçici Vergi Dönemine (Ocak-Şubat-Mart) Ait Kurum Geçici 14.05.2015 Vergisinin Beyanı Hadi İLBAŞ 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait Dayanıklı Tüketim ve Diğer Mallara İlişkin Özel 15.05.2015 Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödemesi 01.05.2015 2015 I. Geçici Vergi Dönemine (Ocak-Şubat-Mart) Ait Gelir Geçici 18.05.2015 Vergisinin Ödemesi 01.05.2015 2015 I. Geçici Vergi Dönemine (Ocak-Şubat-Mart) Ait Kurum Geçici 18.05.2015 Vergisinin Ödemesi 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve Ödemesi 20.05.2015 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait Müşterek Bahislere İlişkin Eğlence Vergisinin Beyanı ve Ödemesi ile Diğer Eğlence Vergilerine İlişkin Eğlence Vergisi20.05.2015 nin Ödemesi 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait Yangın Sigortası Vergisinin Beyanı ve Ödemesi 20.05.2015 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait GVK 94. Madde ile KVK 15. ve 30. 25.05.2015 Maddelerine Göre Yapılan Tevkifatların Muhtasar Beyanname ile Beyanı 01.05.2015 GVK Geçici 61. Madde Uyarınca Hesaplanan Yatırım İndirimi Stopajının 25.05.2015 Beyanı 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı 25.05.2015 Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı 01.05.2015 25.05.2015 01.05.2015 26.05.2015 01.05.2015 26.05.2015 01.05.2015 26.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı Nisan 2015 Dönemine Ait GVK 94. Madde ile KVK 15. ve 30. Maddelerine Göre Yapılan Tevkifatların Ödemesi Nisan 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Ödemesi GVK Geçici 61. Madde Uyarınca Hesaplanan Yatırım İndirimi Stopajının Ödemesi 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı 26.05.2015 Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Ödemesi 01.05.2015 1-15 Mayıs 2015 Dönemine Ait Noterlerce Yapılan Makbuz Karşılığı 27.05.2015 Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi 01.05.2015 6552 Sayılı Kanunun 73. Maddesi Hükmü Uyarınca Ödenmesi Gereken 30.06.2015 4. Taksit Ödemesi KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır. Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. YAYIN KURULU • Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI • Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA • Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN • Prof.Dr. Cem ÖZKAN • Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK • Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI • Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA • Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA • Dr. Yener ATASEVEN • Dr. Özdal KÖKSAL • Dr. Neşe N. TOPRAK • Dr. Selen Deviren SAYGIN • Dr. Caner KOÇ • Uzm. Dr. Esra GÜNERİ • Ünal ÖRNEK • Erol AKAR • Tevfik Fikret CENGİZ SA M LA AÇLI KOO P ER BİR V E D İ Ğ E R TA F RI M Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. İ AT K RK IN MA LİKLERİ M E 2004 yılında kurulan ve aynı yıl faaliyete geçen kooperatifin 113 ortağı var. Ancak bunların 82’si faal durumda. Günlük 3 ton süt kapasitesi ve köyde 5 tonluk da süt tankı bulunuyor. Çevrede örnek bir kooperatif olarak gösterilen AYAZÖREN’de tek hedef şimdilik bir TOPLU SAĞIM ÜNİTESİ KURMAK.” Arpa, buğdayla bir yere varılamayacağını söyleyen Alim Çubuk “hep devletten yardım istiyoruz. Bizim de konuya el atmamız gerekiyor. Bu nedenle hayvancılığa ilgimizin artması gerek” diyor. Kooperatifin yem ezme ve silindir makinesinin de bulunduğunu söyleyen Başkan Çubuk şöyle konuşuyor: Ortaklarımızın kullanımına verdiğimiz silindir makinesinden hiçbir ücret almıyoruz. Ayrıca, ortaklarımızla zaman zaman bilgilendirme toplantıları yaparak on- Demirci de köye ve köylüye ve özellikle de öğrencilere yaptığı kırtasiye vb. yardımları ile haklı bir üne sahip olan Kargınışıklar Kooperatifi başkanı Hasan Şahin bu tür yardımların önümüzdeki yıllarda da sürdürüleceğine dikkat çekmektedir. Başkan “kooperatifimizin daha da gelişmesi için tarım arazileri reformunun yapılmasını istiyoruz.” Dedi. Bütün Yönetim Kurulu Üyelerinin başkan yetkisine sahip olduğunu ifade eden Hasan Şahin şöyle konuştu: “Biz şeffaf bir politika izliyoruz. Ortaklarımız ne yapılıyor ise biliyordur. Bu bakımdan bütün yönetim kurulu üyelerimiz başkan yetkisine sahiptir. Şunu da belirteyim ki, cami ve okula sürekli yardım yapılırken bu yardımlardan ihtiyaç sahipleri de yararlanmaktadır.” Kooperatifin 1 kamyoneti, Ford Transit aracı ile 1traktörünün olduğunu söyleyen Başkan Hasan Şahin en çok sıkıntılarının Tarın Kredi ile ilgili olduğunu dile getirdi. - sürecek - 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Kesintisi 15.05.2015 Bildirimi ve Ödemesi L Ayazören Sulak Araziye Kavuşacak Köye ve Köylüye Her Zaman Yardımcı Oluyoruz Nisan 2015 Dönemine Ait Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisinin Beyanı ve Ödemesi KA Başkan Ahmet Kırkkulak Şeffaf politika izlediklerini belirttikten sonra “tek amacımız ortaklara hizmettir. Hizmet neredeyse biz oradayız. Bunun sonucu olarak bütün sütlerin kooperatife verilmesi, beraberinde başarıyı da getirecektir” diyor. Uyguladıkları 100x2 projesi sonucu çok kışı borçlarını ödeyebilmek için hayvanlarını satar duruma geldi. BARDAKÇI KOOPERATİFİ Başkanı Ali İlkdoğan “Gölet yapılması ile köyde tarıma önem verileceğini söyledi. Geçimini daha çok ormandan sağlayan köyde bütün umutlar yapılacak gölette. Nitekim aynı zamanda muhtar olan başkan İlkdoğan “Gölet için proje yapıldı. Ancak yer konusunda tereddütler var. Gölet olursa silajlık mısır yetiştirilecek. Ayrıca tarımda sürdürülecek taze fasulye, elma, salatalık da yetiştirilecek ürünler arasında. Köyde çıkan kaynak suyunu değerlendirmek istediklerini söyleyen kooperatif başkanı “ bu suyu şişeletmeyi de düşünüyor. Başkan Ali İlkdoğan bununla ilgili olarak ”Türkiye’de böyle su yoktur. Şunu da söyleyebilirim ki bu suyun içerisinde hiç kireç yoktur.”diyor. Günde 110 kg süt toplayan kooperatifin 3 transit aracı var. Bunlardan birini süt toplama işinde, diğer ikisini de okul çocuklarına servis aracı olarak kullanıyorlar. Nisan 2015 Dönemine Ait Özel İletişim Vergisinin Beyanı ve Ödemesi Ğİ • KÖY Böyle diyor 35 ortaklı Ahmetli Köyü Kooperatifi Başkanı. Kooperatifin balyalama, yem makinesi, bir traktörü ve süt toplama aracı bulunuyor. Başkan Ahmet Kırkkulak “Tarım yapmak istiyoruz. Ancak suyumuzun olmaması bizi engelliyor. Devlet bu konuya el atmalı ve bizim üreticiliğimiz desteklemelidir. Eski başkan, halen yönetim kurulu üyesi olan Şinasi Kaymak, kooperatifin süt sağım ünitesine sahip olması halinde faaliyetini sürdürebileceğine dikkati çekiyor ve “Devlet Güney-Doğu Anadolu’ya hibe uygulaması yapıyor, bize neden yapmıyor “diye soruyor. Borç Ödemek İçin Hayvanlar Satışta Nisan 2015 Dönemine Ait Motorlu Taşıt Araçlarına İlişkin Özel Tüketim Vergisinin (Tescile Tabi Olmayanlar) Beyanı ve Ödemesi RLİ Manisa Birlik 5 yıllık bir çalışma sonucunda köylüye toplatarak dünya pazarlarına sunma başarısını göstermiş ve böylece köylünün para kazanmasını sağlamıştır. Bugün Almanya, İsviçre, Güney Kore ve Çin pazarları ‘Türk Peliti’ni çok iyi tanımaktadırlar. Manisa Birliğin kooperatiflerin zeytinini yağ haline getirerek değerlendiren bir zeytinyağı tesisi vardır. ların konuya daha bilinçli eğilmelerini sağlıyoruz. Eskiden mazot satışı da yapıyorduk. Şimdi sadece, yem satışı yaparak onlara yardımcı oluyoruz.” Başkan Alim Çubuk kooperatifte bilgisayar, kamera sistemi ve barkotlama cihazının da bulunduğunu ifade ederken sözlerini şöyle sürdürüyor: “Son bir yıldır süt fiyatları iyi seyrediyor. Bu çok iyi bir durum. Tersi olursa, biz zarar ederiz. Şunu da söylemeliyim ki, kooperatifimizin üst katını yaptığımız bir düzenleme ile düğün salonu haline getirdik. Bu düğün salonu ortaklarımızın ihtiyaçlarını karşılıyor ve 1 kişi ile bütün sorunlarının üstesinden geliyoruz. 50 x 2 projesini bizim köyde de uyguladık. 01.05.2015 15.05.2015 01.05.2015 15.05.2015 01.05.2015 15.05.2015 Bİ Köy-Koop Eski Genel Başkanı Devlet Su Konusuna El Atsın Başkan Nurettin Dingaz Bşk. Yrd. Mehmet Kavas Bşk.Yrd. Ahmet Dursan Bşk. Yrd. Mehmet Ergün Yön. Kur. Üyesi Ahmet Tekbaş Yön. Kur. Üyesi Mustafa Cavcav Yön.Kur. Üyesi İsmail Atalay Önce Manisa Köy-Koop Birliğinin faaliyetlerinden söz edelim. Sonra bu birliğe bağlı başarılı kooperatifleri tek tek ele alalım. Birlik 87 birim kooperatifi ve 14.000 ortağı ile önemli bir sivil toplum örgütüdür. Türkiye tarımını ve Manisa üreticilerini sorunlarını her platformda dile getirmektedir. Manisa Birlik kendisine bağlı kooperatiflerin sorunlarını çözmenin yanında, kooperatiflerin ürettiği ürünlere pazar açmak amacıyla Türkiye’de açılan fuarların yanında dünya fuarlarını da birer birer dolaşmaktadır. Örneğin, Denizli Tarım Fuarına bünyesinde kurduğu Kadın kooperatifince el emeği, göz nuru ürünlerin tanıtımını yapmış ve kadınlarımızın ürettiği övgüye değer elişleri çok rağbet görmüştür. Kadınlarımızın büyük başarı gösterdiği elişleri sanatına daha sonra daha geniş yer verilecektir. Manisa Birliğin katıldığı başlıca fuarlar Konya Fuarı, Ankara Fuarı, Kayseri Fuarı ve Manisa fuarlarıdır. Yurtdışında ise, Brezilya Kuruçiva Fuarında birliğin açtığı standı büyük ilgi toplamıştır. Manisa Birlik tarım alanında bir ilke daha imza atmıştır: Aylarca dalında bekledikten sonra toprağa düşüp çürüyen MEŞE PALAMUTU PELİT’in Değerli Kooperatif Ortakları, Z Manisa Birliği 7 köy kalkınma kooperatifinin katılımıyla 1973 yılında kurulmuştur. Kuruluşu sağlayan kooperatifler şunlardır: Saruhanlı Hacırahmanlı Kalkınma Kooperatifi, Appak Köyü Kalkınma Kooperatifi, İshak Çelebi Kalkınma Kooperatifi, Merkez Üçpınar Kalkınma Kooperatifi, Osmancalı Köyü Kalkınma Kooperatifi, Gödes Yakaköy Kalkınma Kooperatifi, Turgutlu Dalbahçe Köyü Kalkınma Kooperatifi. 1989 Yılına kadar Birlik Başkanlığı yapan kooperatif başkanları şöyle: Ferit Tosun 1972 – 1974 Hayati Kırca 1974 – 1975 Kemal Aytan 1975 – 1976 Hasan Zengin 1976 – 1977 Selahattin Gökhan 1977 – 1978 Mustafa Pala 1978 – 1983 Lütfü Halat 1983 Faal olmayan yıllar 1983 – 1988 Mustafa Ali Sarıkaya 1988 – 1989 Mevcut Yönetim Kurulu: MUHASEBEDE BU AY E 2 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet SEVER Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96 Web: www.koykoop.org E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Mayıs 2015 ANKARA Baskı: Matus Basımevi Reklam ve Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. Matbaacılar Sitesi 1514. Sk. No:2 İvedik Organize Sanayi - ANKARA Tel: 0312. 395 95 96 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. 4 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber TARIM Genel Seçimlere Doğru Adaylara Emekçi İle Esnaf ve Sanatkâr Soruları »» 7 Haziran 2015 tarihinde Türkiye’de yapılacak genel seçimler için partiler seçim programlarını açıkladılar. Bu bağlamda kaleme aldığım son iki yazımda tarım ve çiftçilerin beklenti ve sorularını dile getirmeye çalışmıştım. Bu yazımda da çiftçilerin doğal müttefiki olan işçi ve memurların olası soruları, kısaca emekçilerin soruları ile Esnaf ve Sanatkâr Soruları üzerinde duracağım. Adayların bu sorulara şimdiden hazırlık yapmalarında yarar görüyorum. Adaylara Emekçi Soruları • Özelleştirmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Çimento sanayi, Turban, Sümerbank, Havaş, SEK, Orüs, Deniz Nakliyat ve POAŞ gibi Türkiye’nin en önemli sanayi kuruluşlarının özelleştirmeler iyi mi oldu? • Taşeronlaştırma konusunda görüşleriniz nelerdir? • Taşeron firmaların patronları deneme süresi diye bir şey den bahsediyorlar. Bu nedir? Partiniz kazanırsa sigortasız işçi çalıştıran firmalar konusunda tavrınız ne olacak? • Seçimi kazandığınız zaman emekçi haklarının saklı kalması konularında nasıl çalışma yapacaksınız? • Partileriniz adayları arasında sendikalı işçi ya da emeği ile geçinenler var mı? • İşçi ve memurlara 2015 yılı için sağlanan ücret artışları yeterli mi? Seçildiğiniz taktirde bu konuda neler yapacaksınız? Benzine, elektriğe, suya, doğalgaza, ekmeğe yapılan her zam karşısında önlemleriniz var mı? • İş kazaları önleme ve sağıtımı konusunda neler düşünüyorsunuz? • Kadın işçilerin hamilelik ve doğum izni ile doğum yapan kadın işçilerin hakları konusunda önermeleriniz nelerdir? Adaylara Esnaf ve Sanatkâr Soruları Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI İzmir Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu [email protected] • Destek Programları ve Teşvik Paketlerinde Neden Esnaf ve Sanatkârlara Yer Verilmiyor? • Esnaf ve sanatkârların finansmanı sorunları konusunda önerileriniz var mı? • Esnaf ve Sanatkâr ve Tarım Kredi Kefalet Kooperatifleri neden yeterli verimlilikte çalıştırılmıyor? • KOSGEB Desteklerinden Esnaf ve Sanatkârların Çoğu Neden Yararlanamıyor? • Esnaf ve sanatkârlarımızın vergileri neden adaletsiz? • Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda esnaf ve sanatkârların temsil hakkı neden yok? »» Türkiye’de ilk kez sözleşmeli üretim modelini uygulayarak kırsal kalkınmaya destek veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, Köy-Koop İzmir Birliği ile “Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele Çalıştayı” düzenledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Köy-Koop ile birlikte düzenlediği Tarım Çalıştayı’nda konuşan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Ne yaparsanız yapın, ne üretirseniz üretin; pazarlayamıyor ve satamıyorsanız, yaptığınız iş yok olur” diyerek kooperatifleşmeyi işaret etti. Köy-Koop Birlik Başkanı Muhittin Akbulut, Türkiye’de ilk kez bir belediye başkanının tarımı kendisine dert edindiğinin altını çizerek Başkan Kocaoğlu’na teşekkür etti. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleşen çalıştaya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkanı Yakup Yıldız, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce, Köy-Koop İzmir Birlik Başkanı Muhittin Akbulut ile Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen kooperatif birlik başkanları katıldı. Çalıştayın yöneticiliğini Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım Projeler Şube Müdürü Ertuğrul Tugay, kırsal kalkınma için Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği desteği anlatan bir sunum gerçekleştirdi. • Mevzuatta esnaf ve sanatkârlarla tacir ve sanayici ayrımı neden yapılmıyor? • Halk Bankası Yönetim Kurulu’nda neden esnaf ve sanatkâr kesimi temsil edilmiyor? • Esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşlarının gelir kaynakları nasıl artırılabilir? • Perakende Gıda Piyasası Kimin Denetiminde? Bu sorular artırılabilir. Adaylar bu sorulara nasıl cevap veriyorlar? Emekçiler, esnaf ve sanatkârlar aldıkları cevaplara göre oylarını yönlendirsinler derim. Stoller Teknolojisi Narenciye Üreticileri ile Buluştu »» Stoller Nisan ayı eğitimlerine başladı. Adana (Merkez) ve Hatay (Dörtyol)’da gerçekleşen eğitimlerin konusu Narenciye yetiştiriciliğindeki kritik gelişim dönemleri ve bu dönemlerde bitki beslemenin önemi oldu. Yapılan eğitimlerde çiçeklenme dönemi ve döllenme dönemi gibi sorunlara değinen Stoller Pazarlama Direktörü Dr. Canan Yılmaz, döllenme döneminde oluşacak sorunların meyve dökümlerine sebep olabileceğini belirtti. Bu amaç ile Flower Power ve Fruit Power gibi Stoller teknoloji ve patentini taşıyan ürünlerin üreticilere sağlayacağı faydalar anlatıldı. Bu ürünlerden çiçeklenme döneminde uygulanan Flower Power içeriğin- İzmir’de “Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele” deki besin elementleri ile döllenme dönemi ihtiyaçlarını karşılarken, Fruit Power isimli ürün ise Kalsiyum içeriği ile hücre duvarının sağlamlaşması, meyve kalitesinin artması gibi faydalar sağlamaktadır. İki eğitim toplamında 115 kişiye ulaşan Stoller firması üreticilerin yoğun ilgisi ve sorularından oldukça memnun kaldıklarını dile getirdi. Eğitim sonunda katılımcı üreticiler ve bayiler bu tarz eğitimler ile sezonda yasabilecekleri sorunlara daha kolay çözüm bulacaklarını belirttiler. Çalıştayın açılış konuşmasını yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, tarım ve hayvancılık ile kooperatiflerin gelişimine büyük destek verdiklerini anlattı. 27 yaşına kadar çiftçilik yaptığını ve tarım sektörünün sorunlarını çok iyi bildiğini hatırlatan Başkan Kocaoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Amaç kalkınmak, insanımızın yaşam standardını, gelir düzeyini artırmak ve lokmamızı büyütmek. Kendimize hedef belirledik, ‘yerelde kalkınma’ dedik. Çok önemli tarım alanlarına sahip bir bölgenin merkez kentinin belediye başkanı olarak tarım ve hayvancılığa özel önem veriyoruz. Hangi çocuğunuz zayıfsa, onu daha çok önemsersiniz. Tarım da bizde ‘sanayileşeceğiz’ diye başlanan süreçte göz ardı edildi. Tabi ki sanayileşme olacak ama tarım hiçbir zaman göz ardı edilmemeli”. Konuşmasında Yarımada Stratejik Planı’nı yaptıklarını hatırlatan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Artık uygulamaya geçtik. Şimdi Gediz, Küçük Menderes, Nif, Bakırçay ve Tahtalı Havzası için çalışma yapacağız. Kalkınmanın kalıcı olması için çok boyutlu olması ve alt yapı çalışmalarının yapılması gerekiyor. Bunların hepsini, Büyükşehir Belediyesi olarak kooperatiflerimizle birlikte yapıyoruz. Ama ne yaparsanız yapın, üretirseniz üretin; pazarlayamıyor ve satamıyorsanız, yaptığınız iş yok olur” dedi. Kooperatifleşmeliyiz Tarım ve hayvancılığın kalkınması için kooperatifler bünyesinde birleşmek gerektiğinin altını çizen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “Pazarda söz sahibi olmak için kooperatiflere girmek zorundayız. Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde tarım ve hayvancılık, kooperatif organizasyonlarıyla gerçekleştiriliyor. Biz de kooperatifleri kuracağız, destekleyip büyüteceğiz. Markalaşamadığımız müddetçe pazar payını artıramıyoruz. Biz İzmir’de tesis kurduğumuz, yatırım yaptığımız kooperatiflerle protokol yaparak onların verimliliğini, ekonomik gücünü artırmak için çalışacağız. Denetleyici olacağız ama müdahale etmeyeceğiz. Destekleyici, geliştirici olacağız. Nakliye masrafları nedeniyle İzmir’de tarım ürünlerinin rekabet gücü azaldı. Pazarımıza egemen olmamız lazım. Zamanımız kısıtlı. Dünyada herkes birbiriyle yarışıyor. O zaman bizim de koşturmamız gerekiyor. Koşturmamız için de birlik ve beraberlik, dayanışma içinde olmamız gerekiyor. Biz İzmir’de çiftçiler ve üreticiler arasında kader birliği yaparak bir güven ortamı tesis ettik.” Büyükşehir’e Teşekkür Köy-Koop İzmir Birlik Başkanı Muhittin Akbulut, Türkiye’de küçük çiftçinin son 10 yıldır çok zor durumda olduğunu belirterek, maliyetlerin artması nedeniyle artık çiftçinin toprağını ekip biçmekten vazgeçtiğini söyledi. İzmirli çiftçilerin arkalarında İzmir Büyükşehir Belediyesi gibi bir destek olduğuna dikkat çeker Akbulut, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizim yıllar- dır bir umudumuz var, o da İzmir Büyükşehir Belediyesi. İlklerin şehri İzmir’de umudumuz var derken boşuna söylemiyoruz. Türkiye’de ilk kez bir belediye, tarım ürünleri toz, toprak, çamur olmasın diye arazi yollarını asfaltladı. Okul Sütü projesi ilk kez İzmir’den başladı. Devlet bu doğru hamleyi görerek Türkiye genelinde okullarda çocuklara süt dağıtmaya başladı. İzmir her şeyin öncüsü ve örneği olan bir kenttir. Türkiye’de ilk kez bir belediye başkanı tarımı kendisine dert edindi. Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım Komisyonu’na mektup yazdı; teklifler sundu. İlk kez Kooperatifçilik Yasası, tarım ve hayvancılık gelişsin diyen bir belediye başkanımız var. Kırsal kalkınmaya belediyelerin olumlu katkıları çok büyük. Hayranlıkla ve heyecanla takip ediyoruz”. Akbulut, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeler ile birlikte kırsaldaki kadınların sürece katılımını sağlayacak tarım mağazaları açmak istediklerini de söyledi. Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkanı Yakup Yıldız ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na kooperatiflere sahip çıktığı ve tarımdaki önemli konuları masaya yatırdığı için teşekkür etti. Yıldız, tarım ve hayvancılık konusunda faaliyet gösteren kooperatiflerin tek çatı altında toplanması gerektiğini de sözlerine ekledi. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 TARIM 5 Kırmızı Ete Müdahele GDO’da Kullanılan Ot İlacı Glyphosate »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, artan gıda ve kırmızı et fiyatları için piyasaya 1.5 milyon ton kırmızı et girmesini sağlayacak plan hazırladıklarını belirterek; “Et fiyatlarıyla ilgili kısa ve uzun vadeli tedbir alıyoruz. Nerede sorun olabilir diye yakından takip ediyoruz” dedi. Marketlerde et fiyatlarını takip ettiklerini belirten Eker fiyat değişimini şöyle özetledi: “Kıyma 31 TL, 7 yıl önce 24 liraymış. Kuşbaşı, 34 lira, 2010’da 27 liraymış. 7 liralık artış var. Et ve Süt Kurumu’nda kıyma 24, kuşbaşı 28 TL. Kuzu kol da Et Balık’ta 23, markette 29 TL.” Etle ilgili piyasayı regüle edecek bir mekanizma kurduklarını vurgulayan Eker şöyle konuştu: “Et ve Süt Kurumu, bir müdahale kurumu haline geldi. Et üreticileri ile 100 bin besi danası için sözleşme imzalandı. Bunlar 4-5 ay beslenip kesilecek. Sonra da piyasaya sürülecek. Bu, 25 bin ton etin piyasaya sürülmesi demek. Bu bir emniyet supabı. Bu et ile piyasa arzı artırılacak. Şu anda zaten 3.5 milyon besi erkek hayvan kesime hazır. Bu et, yıllık ortalama ihtiyacı karşılıyor. Buradan 830 bin ton et çıkıyor. Şu anda 1.5 milyon ton kırmızı etlik tedbir alıyoruz, İçerdeki besici rahatsız olmayacak şekilde 55 bin besi danası ithalatı yaptık. Kapasitesi olanlar, elindeki yerli ırk kadar ithalat imkânına sahip. İhtiyaca göre bu tür tedbirler devam edecek.” Koyun ve keçi etinin tüketiminin artırılmasını önemsediklerini söyleyen Eker, “TSK ile görüştük, koyun ve keçi eti alımı yapmalarını teşvik ettik. Et ve Süt Kurumu veriyor. Koyun ve keçi eti pek yenmiyor ama bu basit bir alışkanlık. İki kere yersen alışırsın. Mönülerde daha fazla göz önüne getirilmeli. Turistik tesislerde tüketiminin artırılması lazım. Koyun ve keçi artık daha etkin şekilde bir kırmızı et kaynağı olarak kullanılmalı” dedi. Gıda fiyatlarını tehdit eden üretim dışı çok unsur olduğuna dikkat çeken Eker“Türkiye’de pazarlama zinciri uzun. Mevsimsel etkiler, nakliye, enerji maliyeti, işçilik faktörleri var. Türkiye’de küçük küçük çok fazla üretici olduğunu, Üretici örgütlenemediği için ürünlerini kendilerinin pazarlayamadığını bu nedenle de komisyoncular araya girdiğini, haldeki fiyatın, İstanbul’daki, Ankara’daki büyük marketlerle görüşüp belirlendiğini belirterek; Türkiye’deki pazarlama ve ticaret sektörünün mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Kanserojen Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- kısaca IARC) GDO’lu ürünlerin %80’inde kullanılan ot ilacı (herbisit) etken maddesi olan glyphosate’in insanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıkladı. Bu muhtemelen sözü hafife alınmamalı. Çünkü doğrudan insanlarda deney yapılması mümkün değil. Hayvan deneyleri ile bu sonuca ulaşılıyor. DDT de bu şeklide yasaklanmıştı. Kurum bu maddeyi Grup 2A şeklinde sınıflandırıyor. 1A şeklinde sınıflandırsaydı insanlarla ilgili karşılaştırma yapmaya uygun veri olması gerekirdi. Bu durum yasaklanmasından onca yıl geçmesine rağmen DDT’de de halen yapılmamıştır ve muhtemelen hiç yapılamayacaktır. GDO’lu ürünlerin %80’inde ürünlere ot ilacına dayanma gücü kazandırılıyor. Böylelikle GDO şirketi GDO’lu tohumla birlikte marka ot ilacını da beraber satıyor. Bu büyük bir ilerleme gibi sunulmuştu. Aslında bu sonuç bizim için şaşırtıcı değil. Çoktandır birçok araştırma ile bu etken maddenin kanserojen olduğu araştırmalarla saptanmıştı. Ancak büyük GDO şirketi bunları reddediyordu. Hatta bu büyük şirket (anladınız ne olduğunu değil mi?) Fransa’da “zarar vermiyor” dediği için 150 bin Euro ceza ödemişti. Bu BBC haberi ile de dünyaya duyurulmuştu. Yıllardır bu ot ilacına ihtiyacımız olmadığını söylüyorduk. Otlara niye zehir dökelim ki? Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi [email protected] Bize organik enginarlarını getiren çiftçimiz hiç ot ilacı kullanmıyor. Enginarların içindeki yenilebilen otları da toplayıp bize satıyor, kendileri yiyorlar. Ayrıca içinde dolaşan tavuklar da otları yemekte. Aynı alandan bir de yumurta üretimi yapılmakta. Bu etken madde ile yapılan ot ilacının marka ismi var. Bunu yazmayalım. Çiftçilerimiz kendileri bulsun. Ülkemizde GDO’lu ürün üretmek yasak diye bu sonucun bizle ilgisiz olduğu sanılmasın. Ülkemizde de bu ilaç (zehir demek daha doğru) zeytin ve meyve ağaçlarının altına, tarla kenarlarına vb. atılmakta idi. Şimdi kanser yaptığı artık Birleşmiş Milletlere bağlı bir örgütçe de açıklanmış oluyor. Bu durumda bu etken maddenin derhal yasaklanması gerekiyor. Araştırma kuruluşu tarafından açıklandığı gibi bu etken madde tarımda, ormancılıkta, kentlerde hatta ev bahçelerinde kullanılmaktadır. Glyphosate uygulanışından sonra havada, sularda ve besinlerde saptamıştır. Yapılan açıklamada Grup 2A’nın ne anlama geldiği de belirtilmiştir. Grup 2A etken maddenin muhtemelen kanserojen olduğunu belirtmektedir. Bu kategori insanlarda sınırlı kanıt, fakat hayvan deneylerinde yeterli kanıt olduğunda kullanılmaktadır. Bu raporda glyphosate ile birlikte diğer tarım ilaçları (zehir) olan malathion ve diazinon da Grup 2A olarak belirtilmiştir. tetrachlorvinphos ve parathion adlı etkin maddeler ise grup 2B olarak sınıflandırılmıştır. Grup 2B etken maddenin insanlar için olasılıkla kanserojen olduğunu göstermektedir. Bu durum deney hayvanlarında kanser yaptığına dair yeterli kanıt olduğu, fakat insanlarda kanser yaptığına dair bilgi olmadığı durumlar için kullanılmaktadır. Endüstriyel tarımın kalkanları birer birer düşmektedir. Raporda bu değerlendirmelerin sonuçlarının ne olacağı da açıklanmaktadır. Rapor bilimsel değerlendirmelere dayalı olarak bu değerlendirmelerin yapıldığı, fakat bu konuda düzenlemeler ve mevzuat geliştirme ve kamu sağlığı alanında müdahaleler yapma konusunun hükümetlere ve diğer uluslararası kuruluşlara kaldığını belirtmektedir. Hadi bakalım Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı. Top sizde. Kimden yanasınız. Test önünüzde. 6 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM Organik Pazarda Çiftçiler Tohumlarını Takas Etti »» Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi Kırsal Alan Çalışma Grubu iş birliğiyle düzenlenen "1. Nilüfer Yerel Tohum Takası ve Organik Pazar" açıldı. Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi Kırsal Alan Çalışma Grubu, 17 Nisan Dünya Çiftçi Mücadele Günü'nde anlamlı bir faaliyete imza attı. Konak Pazar Alanı'nda hem organik pazar açılışı yapıldı, hem de "1. Nilüfer Yerel Tohum Takas" düzenlendi. "Başkan burada" projesi çerçevesinde makamını bir günlüğüne Konak Mahallesi'ne taşıyan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de açılışa katıldı. Bozbey, doğada yaşanan büyük tahribatın çevre bilinci eğitiminin zamanında verilmemiş olmasından kaynaklandığını söyledi. Bozbey, "Türkiye'nin bugün yaşadığı sorunların en başında yine eğitim gelmektedir. Eğer bugün ekolojik yıkımlar ve iklim değişikliğini yaşıyorsak, çevre bilinci eğitiminin zamanında verilmemiş olmasındandır. Doğayla dost yaşamayı öğrenememiş olmamızdandır" dedi. ‘Tarımsal üretimi destekliyoruz’ Dünya Çiftçi Mücadele Günü'nde çiftçilerin yanlış politikalar sebebiyle zor durumda kaldığını kaydeden Bozbey, "2014 seçimleriyle birlikte köyken mahalle statüsüne geçerek bize bağlanan kırsalımızla, artık "kocaman bir aile" haline gelen Nilüfer'de, tarımsal üretimi tüm olanaklarımızla destekliyoruz. Şehir ile kırı buluşturacak Küçük Ölçekli Kent Bostanları proje çalışmalarımız sürüyor. Kırsal mahallelerdeki kadın derneklerimizin sayısı 15'i buldu. Kooperatifler kurulmasına destek vereceğiz. Yine ücretsiz olarak dağıttığımız fidanlarla, ürün çeşitliliğinin geliştirilmesini sağlıyoruz. Akademisyenlerle işbirliği halinde çiftçilerimize eğitimler düzenlerken, "önder çiftçi" uygula- mamızla da örnek oluyoruz. Ayrıca, şehirde yaşayan, toprakla uğraşmak ve üretmek isteyen insanımızı da organik ve doğal tarıma yönlendirecek projeler yürütüyoruz" diye konuştu. Yerel tohum üretme ve saklama projesinin "1. Nilüfer Yerel Tohum Takası" ile ilk meyvesini verdiğini belirten Bozbey, "Çevre Koruma Kontrol Müdürlüğü Kırsal Alan Bürosu, Nilüfer Kent Konseyi Kırsal Alan Grubu ve Ekoder, kırsal mahallelerimizden topladıkları 4 bin paket yerel tohumu dağıtıyoruz. Açılışı yapılan organik pazarımız da bu alandaki atılımımızın önemli bir adımıdır. Biz, "kırsaldan kaçan değil, kırsalda üreten" çiftçilerimizi kentimizin bir değeri haline getirmek için canla başla çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz" diye kaydetti. Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Doç.Dr. Ertuğrul Ak- soy da projenin önemine dikkat çekerek, "Bursa'da ilk olan FSM'deki organik ürün satışı yıllardır önemsendi. Günümüzde bir gecede köyden mahalleye dönüşen alanlarımız için bu tür projeler örnek adımdır. Ekolojik projelerle organik üretim desteklenmeli. Taş ocağı, termik santral yapımları kırsal alanlara büyük zarar verecektir" dedi. Konuşmaların ardından Yerel Tohum Paneli’ne geçildi. Nilüfer Belediyesi Çevre ve Kırsal Alan Danışmanı Arca Atay’ın yönettiği panelde, Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Üyesi Adnan Çobanoğlu, Uzman Dr. Mete Ekşioğlu ve Dr. Füsun Tezcan, katılımcıları kendi alanlarında bilgilendirdi. Panel sonunda Başkan Mustafa Bozbey katılımcılara teşekkür plaketi verdi. Etkinliğe katılanlara organik yemek ikramı yapılırken, öğleden sonraki bölümde ise Yerel Tohum Forumu yapıldı. 1. Nilüfer Yerel Tohum Takası etkinliği kapsamında Bursa ve diğer illerden çok sayıda çiftçi ve tohum grubu takas yapma imkânı buldu. 8. Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası Ankara’da Toplandı »» Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin düzenlediği 8. Türkiye Sektörel Ekonomi Şurası Başbakan Ahmet Davutoğlu ve bakanların katılımıyla Ankara’da toplandı. Açılışta konuşan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Sektörel Ekonomi Şurası’nın, tüm sektörleri bir araya getiren, Türkiye’nin bu alandaki en büyük ve en kapsamlı buluşması olduğunun altını çizdi. Her sektördeki en büyük 40 firmayı ihtiva eden, ilgili kamu idaresinden de bir temsilcinin yer aldığı Türkiye sektör meclislerinin sektörel bir istişare mekanizması ve adeta bir mutfak olarak faaliyet gösterdiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Meclis Başkanlarımız ve üyelerimizin özverili ve yoğun çalışmaları sayesinde, tüm sektörlerin fotoğrafı, kapsamlı bir raporda bir araya getirildi.” dedi. Raporda dile getirilen sorun ve önerilerin ilgili bakanlık ve kurumlara iletileceğini belirten TOBB Başkanı, “İnanıyorum ki, bu çalışmalar, kamu-özel sektör işbirliğine yeni bir ivme kazandırarak, ekonominin büyümesine destek verecektir.” diye konuştu. “NBŞ kotası kalkmalı” 62 sektör meclisinin hazırladığı sorunlar ve çözüm önerilerini içeren raporda, Türkiye Gıda Meclisi’nin şeker kotaları sorununun çözümüne ilişkin önerileri de yer buldu. AB ülkelerinde NBŞ’lerden kota sadece früktoza uygulanırken, ülkemizde glikoza da uygulandığı vurgulanan raporda, “NBŞ üreten beş firmanın 950 bin ton olan kurulu kapasitesi, kota nedeniyle ancak %30-50 oranında kullanılabilmektedir. NBŞ kotası, üretim fazlası ve maliyeti nedeniyle ihracat şansı bulunmayan sofra şekeri (sakkaroz) üretim miktarına bağlı olduğundan şeker fabrikaları özelleştirilmeli, serbest piyasa ekonomisi kuralları çalıştırılmalı ve NBŞ kotası kaldırılmalıdır.” denildi. “Kayıt dışılığın gıda güvenirliğini olumsuz etkilemesi”nin bir diğer sorun olarak dile getirildiği raporda, “Gıda sanayinde kayıt dışılık sadece kayıplara (vergi, SGK primi vb.) yol açmamakta, pazara sürülen kayıt dışı gıdalar gıda güvenilirliğini de olumsuz etkilemektedir. Bir yandan halk sağlığı tehlikeye düşürülmekte, diğer yandan ortaya çıkan haksız rekabet nedeniyle kayıt altındaki kuruluşlar zarar görmektedir. Bilinçli tüketici yetiştirmek için beslenme ve gıda güvenirliği eğitimi ilköğretim müfredatına eklenmeli, Gıda denetim sistemi yalnızca nihai ürüne odaklanmamalı, ürünün yanı sıra üretim süreci ve tesis etkin bir biçimde denetlenmelidir.” değerlendirmesi yapıldı. “Gıda ve beslenme konusunda kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesine karşı”, “Tüketicilerin güvenini kazanacak bağımsız ve tarafsız bir gıda otoritesi kurulması” önerisine yer verilen raporda, ham madde teminindeki zorlukların da rekabet gücünü olumsuz etkilediği kaydedildi. Afetzede Çiftçilerin Borçları Ertelenecek »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2015 yılında doğal afetlerden çiftçilerin borçlarının yüzde 3 faizle bir yıl ertelendiğini bildirdi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ ndan yapılan yazılı açıklamada, “Çeşitli Afetler Nedeniyle Zarar Gören Gerçek veya Tüzel Kişi Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan Düşük Faizli Kredi Kullandırılmasına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararları Kapsamındaki Kredi Borçlarının Ertelenmesine Dair Karar” ile İl/İlçe hasar tespit komisyonlarınca tespiti yapılan yüzde 30 ve üzeri zarar gören üreticilerin borçlarının yüzde 3 faizle bir yıl ertelediği bildirildi. Üreticilerin T. C. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan Bakanlar Kurulu Kararı kapsamındaki borçlarının ertelenebileceği vurgulanan açıklamada, “1 Ocak 2015 – 31Aralık 2015 tarihleri arasında ülke genelinde meydana gelen veya gelecek; don, dolu, kuraklık, aşırı yağış, sel-su baskını, yangın, aşırı sıcak zararı, samyeli, çığ, heyelan, taban suyu yükselmesi, fırtına, aşırı kar yağışı, kar fırtınası, kırağı, yıldırım düşmesi ve hortum afetlerinin zararı, borç erteleme kapsamı içindedir. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından; düşük faizli kredi kullandırılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı kapsamı dışında da krediler kullandırılabilmektedir. Bu kapsamda kullandırılan kredilerde borç erteleme yapılamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Rusya, 20 Ton Çekirdeği Eksik Belgeden Türkiye'ye Geri Gönderdi »» Rusya, Türkiye'den gelen ürünlerin iadesine bir yenisi daha ekledi. 20 ton ayçiçeği çekirdeğine eksik belgeler nedeniyle ülkeye giriş izni verilmedi. Çekirdekler iade edildi. Rusya Federal Bitki Koruma ve Karantina Servisi (Rosselhoznadzor) Başkanı Danışmanı Aleksey Alekseyenko, Ukrayna ile sınır kapısı Kursk Sudja'da Türkiye'den gelen toplam 20 ton ayçiçeğini kontrol ettiklerini açıklayarak "Sınır kapısında bir TIR durduruldu. Araçta Türkiye'den getirilen ayçiçek çekirdekleri incelendi. Araştırmada, Türk ürünlerinde Rusya'nın talep ettiği gerekli izin belgelerinin bulunmadığı tespit edildi. İhlal gerekçesiyle ürünlerin Türkiye'ye geri gönderilmesine karar verdik. Ürünler Saratov kentinde bir şirkete gönderiliyordu." dedi. Rusya, Domatesleri de Geri Gönderdi Türkiye’den ithal edilen 19,5 ton domateste zararlı güve bulunduğu gerekçesiyle ülkeye girişine izin verme- di. Rus yetkililer domateste zararlı güvenin görüntüsünü de yayınladı. Aleksey Alekseyenko, Kuzey Kafkasya’nın Krasnodar şehrinde Türkiye’den gelen toplam 19,5 ton domatesi kontrol ettiklerini, sağlıksız oldukları gerekçesi ile girişine izin vermediklerini açıkladı. Alekseyenko, “Krasnodar’da Türkiye’ den ithal edilen sebzeler laboratuvar ortamında incelendi. Araştırmada Türk domatesinde tehlikeli haşaratlardan sayılan Güney Amerika çiçek tripsi tespit edildi. Zaralı güvenin görüntüsünü kurum olarak yayınladık ve 19,5 ton ürünün Türkiye’ye geri gönderilmesine karar verdik. Bu yılda 19 Mart, 7, 15 ve en son 17 Nisan tarihlerinde de benzer gerekçeyle toplam 101 ton domates Türkiye’ye geri gönderilmişti.” dedi. Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Artışı Açıklandı »» Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarım ürünleri üretici fiyatları Mart ayında yüzde 2.48 arttı ve böylece yılın ilk üç aylık dönemindeki artış yüzde 10.90'a tırmandı. TÜİK verilerine göre tarım ürünleri üretici fiyatları, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15.40 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 11.65 artış gösterdi. Bir önceki aya göre değişim, tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 3.54, çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 4.93 ve canlı hayvanlar ve hayvansal ürünler ana grubunda yüzde 1.22 artış olarak gerçekleşti. Alt tarım gruplarından sebzeler yüzde 6.45 ve turunçgiller yüzde 13.45 artarken, yağlı meyveler yüzde 1.83 azalış gösterdi. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 7 TARIM Tunuslu Kooperatifçiler Bursa’yı Ziyaret Etti 6. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi Düzenlendi »» Ankara Üniversitesi bünyesinde bu yıl 25-26 Nisan 2015 tarihleri arasında 6.’sı düzenlenen Ulusal Çevre ve Ekoloji Öğrenci Kongresi (UÇEK), çevre ve ekolojiyle ilgili çalışmalara ilgi duyan birçok öğrenciyi buluşturdu. »» Ülkelerinde hazırlanacak Kooperatif Kanunu için Tunus’tan Türkiye’ye gelen heyet Bursa’da da incelemelerde bulunarak Köy-Koop Bursa Birliğini de Ziyaret etti. Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) organizasyonu ile Bursa’ya gelen Tunuslu heyette; Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı Muammer Niksarlı, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü (BM/ILO) Kuzey Afrika Bölge Temsilcisi Kholoud Al Khaldi, ILO Tunus temsilcileri, Tunus Sendikalar Konfederasyonu, Tunus Mesleki Eğitim ve Çalışma Bakanlığı yetkilileri, Tunus Endüstri, Ticaret ve Küçük Sanatlar Konfederasyonu, Tunus Ariaya Kooperatifi ve BM/ILO Kooperatifçilik Başdanışmanı Prof. Hüseyin Polat, Bursa temasları kapsamında Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’i Halk Evi’nde ziyaret etti. Tunus heyetinin ziyaretine Emir-Koop Başkanı Ekrem Pamuk ve Bursa Köy-Koop Birlik Başkanı Erdoğan Yıldız ve kooperatif ortakları da yer aldı. Niksarlı, Tunus Heyetine ÇEK modelini önerdi Türkiye Koop Genel Başkanı Muammer Niksarlı, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun müştereken düzenlediği kooperatifçilik inceleme gezisi amacıyla Bursa’da bulunan 15 kişilik Tunus heyeti ile buluştu. BM adına Prof. Hüseyin Polat tarafından hazırlandı ve uygulananan heyetin program çerçevesinde; Çağdaş Eğitim Kooperatifi ziyaretinde düzenlenen açış töreninde konuşan Niksarlı, kooperatiflerin ayrımcılığı reddettiğini belirterek okumanın Kur’an emri olduğunun altını çizdi ve çağdaş eğitim modelinin gelişmekte olan ülkelere uygun bir model olabileceğini belirtti. Tunus Heyetine ÇEK modelini öneren Niksarlı, kooperatifçiliğin demokrasi gibi yaşayarak öğrenileceğini bildirerek yeni dönemde Tunus’ta kooperatifçiliğe eğitim ile başlanılmasını önerdi. Açılışta ÇEK Başkanı Ali Arabacı, ILO Kuzey Afrika Bürosu Temsilcisi Bayan Kholoud Alkhaldi ve Hüseyin Polat da birer konuşma yaptılar. Açlık Çeken İnsanların 800 Milyonu Gelişmekte Olan Ülkelerde Yaşıyor İlki 2009 yılında düzenlenen Ulusal Çevre ve Ekoloji Öğrenci Kongresi’ni Hacettepe Üniversitesi (2 kez), Çanakkale Onsekiz Mart, İstanbul Teknik ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ve bu yıl da Ankara Üniversitesi bünyesinde 6.sı düzenlenen kongre, A.Ü. Teknoloji Geliştirme Bölgesi ek bina konferans salonunda, 25-26 Nisan 2015 tarihlerinde yapıldı. Ulusal Çevre ve Ekoloji Öğrenci Kongresi (UÇEK), yurtiçi ve yurtdışından çevre ve ekolojiyle ilgili çalışmalara ilgi duyan ve bu konularda öğrenim gören lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini özgün araştırma ve derlemelerini paylaşabilecekleri bir ortamda biraraya getirdi. Kayıt dışı ekonomi ile mücadelede kooperatiflere önemli görevler düşüyor Kongreyi Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO) ekibi düzenledi Yapılan çeşitli sunumlarla, katkı sağlanması ve farkındalık oluşturulduğu düşünülen kongreyi, Ankara Üniversitesi Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO) ekibi düzenledi. Düzenleme Kurulu Başkanı Araştırma Görevlisi Miray Durlu Külbaş ve Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cem Özkan, canlıların çevreleriyle ve birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına ekoloji dendiğini, ekolojinin çalışma alanının son derece geniş olduğunu ifade ederek, bu konuda şu bilgiyi verdi; Birçok canlı türünün yaşamını riske atan insanoğlu same_bayi_fuar_16x23cm_koy koop.pdf“Ekoloji 1 24/10/14 14:22 biliminin, başlarda hayvan ve bitkilerin birey ve tür olarak Aynı gün öğleden sonra Marmarabirlik ziyareti sırasında Prof. Hüseyin Polat’ın Türkiye’de Kooperatifler ve Kooperatif Politikası konulu bildirisinden sonra düzenlenen panelde de bir konuşma yapan Niksarlı, bazı yanlış algılara dikkat çekerek kooperatifçiliğin komünizmle bir ilgisinin bulunmadığının altını çizdi ve kooperatiflerin birer işletme olduğunu ve ayakta kalabilmek için işletme fazlası elde etmek zorunda olduklarını, ancak bunun spekülâtif kâr ile bir ilgisinin bulunmadığını söyledi. Karma ekonominin hâkim olduğu her ülkede kooperatiflerin özel sektör içinde farklı bir işletme türü olarak varlıklarını sürdürdüklerini ifade etti. Kayıt dışı ekonomi ile mücadelede kooperatiflere önemli görevler düştüğünü belirten Niksarlı, konuşmasında Türkiye’deki başarılı kooperatiflerden de örnekler verdi. çevreleriyle olan ilişkileri ve dağılımını incelemesine karşın; gelişen teknoloji ve artan gözlemlere bağlı olarak, sosyal bilimlerin yaygın biçimde başvurduğu yöntemlerden de yararlandığı görülmektedir.İnsanoğlu yerleşik hayata geçip tarım yapmaya başladığı dönemden itibaren, çevreye telafisi güç olan zararlar vererek, kendisi dahil olmak üzere, birçok canlı türünün yaşamını riske atmıştır. Tüm bu problemler ekoloji biliminin ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kez daha kanıtlamaktadır.” Çok sayıda öğrencinin katılım sağladığı kongreyle ilgili açıklamada bulunan A.Ü. Böcek Şenlik Okulu (BÖŞO) ekibi “Bu kongrenin altıncısını üniversitemizde düzenlemekten mutluluk duymaktayız. Kongremize Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, sivil toplum örgütleri, çeşitli üniversitelerden öğrenci ve öğretim elemanları yaptıkları sunumlarla katkılar sağladılar” açıklamasında bulundular. Türkiye’de dir üretilmekte C M Y CM MY ‘’Kaliteli ürün için kullandığımız her şey 1. sınıf olmalı.‘’ ‘’İstediğim ve hayal ettiğim her özelliğe sahibim.‘’ CY Türkiye’deki kooperatifçiliği yerinCMY de incelemek ve yapılan çalışmaları gözlemlemek için Bursa’yı ziyaret K ettiklerini belirten BM/ILO Kuzey Afrika Bölge Temsilcisi Kholoud Al Khaldi, Bursa’da uygulanan örnek projeleri Tunus’ta hayata geçirmek istediklerini kaydetti. Yaptıkları incelemeler sonucunda Nilüfer Belediyesi’nin kooperatiflere önemli bir desteği olduğunu gözlemlediklerini dile getiren Kholoud Al Khaldi, Nilüfer Belediyesi’nin bu bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak istediklerini söyledi. 2015 Yılının İlk 4 Ayında 550 Bin Kişi Suya Bağlı Hastalıklardan Hayatını Kaybetti Bahçelerde NATURAL zamanı! Frutteto3 Natural Her işe uygun bir traktör modeli olan SAME Frutteto3 Natural; kompakt boyutlarıyla her türlü bağ bahçe koşullarında rahatlıkla hizmet veriyor, başarısı kanıtlanmış SDF 1000 Serisi 3 silindirli motoruyla performans ve yakıt ekonomisini bir arada sunuyor. • 4 Tekerlekte Yağ Banyolu Disk Fren (4WD) • 50-55-65 HP Güç Seçenekleri • Bağımsız Pompa ile Hidrostatik Direksiyon • 4 adet Hidrolik Güç Çıkışı • 540/540 ECO PTO Devri • Yüksek Manevra Kabiliyeti Türkiye'de üretiliyor, dünya pazarlarına ihraç ediliyor. Orjinal yağları ve soğutucuları kullanmanız tavsiye edilir. SAME bir same-tractors.com/tr-TR markasıdır 8 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM 2015 Yılı Tarımsal Desteklemeler Belirlendi »» Bakanlar Kurulu‘nun 2015 yılında yapılacak tarımsal desteklemelere ilişkin kararı, 1 Ocak 2015 tarihinden geçerli olmak üzere 8 Nisan 2015 tarih ve 29320 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlandı. Resmi Gazete‘de yayımlanan tarımsal destekleme kararına göre bu yıl Çiftçi Kayıt Sistemi‘ne (ÇKS) dahil olan çiftçilere dekar başına 2,5 TL toprak analizi desteği ile mazot ve gübre destekleme ödemesi yapılacak. Mazot destekleme ödemeleri için ortalama yüzde 5, gübre destekleme ödemeleri için de yüzde 10 artış sağlandı. Peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır, mera ve orman emvali alanlarında dekar için 3,3TL mazot, 4,75 TL de gübre desteği verilecek. Hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumru bitkiler, sebze ve meyve alanlarında dekar için 4,85 TL mazot, 6,6TL gübre, yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri alanları için dekara 7,9 TL mazot, 8,25 TL gübre desteği verilecek destekleme ödemesi yapılacak. Bu yıl sözleşmeli yağlık ayçiçeği, aspir, kanola ve soya fasulyesi üretimi yapanlara fark ödemesi desteğine ilave olarak dekar başına 15TL ödenecek. Öte yandan Türkiye tarım havzalarının belirlenmesine ilişkin kararın eki listesinde yer alan 30 tarım havzasında 2015 yılı üretim sezonunda üretilen ve satışı yapılan ürünlere fark ödemesi yapılacak. Yağlık ayçiçeği, kütlü pamuk, soya fasulyesi, kanola, dane mısır, aspir, zeytinyağı, buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikale, çeltik, kuru fasulye, nohut ve mercimek ürünleri, tarımsal veriler ve uydu görüntüleri; zeytinyağı tarımsal veriler kullanılarak belirlenecek verim değerlerine göre, pamuk yurt içinde üretilip sertifikalandırılan tohumları kullanma şartı aranarak desteklenecek. Buna göre fark ödemesi desteği için kilogram başına, yağlık ayçiçeğinde 30 kuruş, kütlü pamukta yüzde 18 artış ile 65 kuruş, soya fasulyesinde 50 kuruş, kanolada 40 kuruş, dane mısırda 4 kuruş, aspirde 45 kuruş, zeytinyağında 70 kuruş, buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikalede 5 kuruş, çeltik 10 kuruş, kuru fasulye, nohut ve mercimekte yüzde 100 artışla 20 kuruş, çayda ise 12 kuruş olarak belirlendi. ırkların anaç sığırı için soy kütüğüne kayıtlı olanlara ve etçi ırklara farklı olmak üzere hayvan başına ödeme yapılacak. Anaç sığır başına ödeme birim miktarları, tek işletme olarak kabul edilen, kooperatif ile birlikler hariç; 500 başa kadar tam, 501 baş ve üzeri için yüzde 50‘sine karşılık gelen tutarın ödenmesi suretiyle uygulanacak. Birlik ve kooperatiflere üye olup işletmesinde 500 baştan fazla hayvan bulunduran yetiştiricilere hayvan sayısı limitleri uygulanacak. Sütçü ve kombine ırklar ve melezleriyle etçi ırkların melezleri her anaç sığır için 225 TL, etçi ırklar anaç sığır 350 TL, anaç mandaya 400 TL, sütçü ve kombine ırklar ve melezleri anaç sığır soy kütüğü ilavesinde 70 TL destekleme ödemesi yapılacak. E-Islah veri tabanına kayıtlı anadan suni tohumlama veya etçi ırklarda Bakanlık’tan izin alınmış tabii tohumlama boğasıyla tohumlama sonucu doğan buzağılar için 75 TL, döl kontrolü projesi kapsamında testi tamamlanıp onaylanmış boğa spermasıyla yapılan suni tohumlamadan doğanlara 35 TL, yerli ırk veya melezi sığırlardan etçi ırklara ait spermayla yapılacak tohumlama sonucu doğan buzağılara 75 TL destek verilecek. Sürü yöneticisi istihdamı desteği uygulaması olarak 300 baş ve üzeri küçükbaş anaç hayvan varlığına sahip işletmelere, işletme başına 5 bin TL ödeme yapılacak. Büyükbaş besi destekleme ödemesine 2015 yılında da devam edilecek. Hayvancılık Hayvancılık desteklerinde ise Bakanlık kayıt sistemlerine ve Soy Kütüğü ve Ön Soy Kütüğü Sistemi (E-Islah) veri tabanına kayıtlı, sütçü, kombine ve etçi kültür ırkı veya kültür ırkı melezi en az 5 baş anaç sığıra sahip, ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir hayvancılık örgütüne üye olan yetiştiricilerle sayı şartına bakılmaksızın Bakanlık kayıt sistemine kayıtlı anaç mandaya sahip olan yetiştiricilere, sütçü ve kombine Koyun-keçi yetiştiriciliği yapan, damızlık koyun-keçi yetiştiricileri birliklerine üye, hayvanları Bakanlık kayıt sistemlerine kayıtlı yetiştiricilere anaç hayvan başına yüzde 10 artışla 22 TL/baş, tiftik keçisi yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi ve tiftik üretiminin artırılması için üretmiş oldukları tiftiği, Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği‘ne (Tiftikbirlik) veya kooperatiflerine satan yetiştiricilere yüzde 10 artışla 22 TL/kg ödenecek. Ürettiği çiğ sütü süt işleme tesislerine satan birlik üyesi yetiştiricilere manda, koyun ve keçi için Bakanlığın belirleyeceği dönemler ve birim fiyatlar üzerinden ödeme yapılacak. Islah Amaçlı Süt Kalitesinin Desteklenmesi Projesi kapsamında her bir sığır için süt içeriğinin tespiti amacıyla yapılacak analizler için Ankara, İzmir, Balıkesir, Bursa ve Tekirdağ illerinde hayvan başına 50 TL ödeme yapılacak. İpekböceği tohumunu sağlayan Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliği‘ne (Kozabirlik) kutu başına ürettiği yaş ipekböceği kozasını Kozabirlik ve/ veya kooperatiflerine satan yetiştiricilere ödenen miktar 30TL/kutu iken 40TL/kutu olarak ödenecek. Arıcılık Kayıt Sistemi‘ne (AKS) kayıtlı olma şartıyla arı yetiştiricilerine kovan başına 10 TL, seralarda doğal polinasyonu sağlamak amacıyla Örtüaltı Kayıt Sistemi‘ne (ÖKS) kayıtlı bombus arısı kullanan yetiştiricilere ise koloni başına 60 TL destekleme ödemesi yapılacak. Su ürünleri yetiştiricilerine, kilogram başına alabalık için 65 kuruş, çipura-levrek için 85 kuruş, yeni türler için 1 TL, midye için 5 kuruş ödenecek. Bir işletmenin destekten faydalanabileceği en fazla miktar yılda 500 bin kilogram olacak. Yılda 250 bin kilograma kadar kısma bu miktarın tamamı, 250 bin 1-500 bin kilogram için ise yarısı kadar destekleme ödemesinde bulunulacak. Biyolojik ve biyoteknik mücadele desteği; örtüaltı paket toplamı 460 TL/ dekar, açık alanda paket toplamı 70 TL/dekar ödenmeye devam edilecek. Yem Bitkileri Çiftçi Kayıt Sistemi‘ne (ÇKS) kayıtlı arazileri üzerinde kaliteli kaba yem üretmek amacıyla yem bitkileri ekilişi yapan üreticilere yapay çayırmera için üretim yaptıkları ilk yıl, çok yıllık yem bitkilerinden yonca için 4 yıl ve korunga için 3 yıl süreyle tek yıllık yem bitkileri ekilişlerinde üretim yaptıkları yıl için ürünü hasat etmeleri kaydıyla dekar başına sulu yoncada 50 TL, kuru yoncada 30 TL, korungada 40 TL, tek yıllıklarda 35 TL, silajlık tek yıllıklarda 50 TL, silajlık sulu mısırda 75 TL, silajlık kuru mısırda 35 TL, yapay çayıra 100 TL ödenecek. Hastalıklardan Ari İşletmelere İlave Destek Hastalıklardan ari işletmeler için sağlık sertifikasına sahip süt sığırı işletmelerinde bulunan damızlık boğalar dışındaki 6 aylığın üzerindeki erkek hayvanlar hariç tüm sığırlar için hay- van sahiplerine 375 TL ödeme yapılacak. Ari sığır başına ödeme birim miktarları 500 başa kadar tam, 501 baş ve üzeri için yüzde 50‘sine karşılık gelen tutar ödenecek. Ayrıca, Onaylı Süt Çiftliği sertifikasına sahip olan işletmelerdeki ari işletme desteği alan tüm sığırlar için ilave olarak hayvan başına 50 TL ödeme yapılacak. Hayvan hastalıklarıyla mücadele çerçevesinde Bakanlıkça belirlenen programlı aşılamalar için uygulayıcılara büyükbaş şap aşısı için 75 kuruş, küçükbaş şap aşısı için 50 kuruş, büyükbaş Brucellosis için 1,50 TL, küçükbaş Brucellosis için 50 kuruş destekleme ödemesi verilecek. nımında ise alınan desteğin yüzde 50‘si oranında ilave destek verilecek. Bu yıl ilk defa olarak sanayilik/ ihracata çeşitlerde sertifikalı veya standart fidan kullanımında ise alınan desteğin yüzde 50‘si oranında ilave destek verilecek. Yurtiçi sertifikalı tohum üretim destekleri ise buğdayda 10 kuruş, arpa, tritikale, yulaf, çavdar ve patateste 8 kuruş, çeltikte 25 kuruş, nohut, kuru fasulye, mercimek, aspir, korunga, fiğ ve yem bezelyesinde 50 kuruş, soyada 35 kuruş, kanolada 1,2 TL, susamda 60 kuruş, yoncada 1,5 TL ve yer fıstığında 80 kuruş olacak. Sertifikalı Tohum, Fide Fidan Desteği Kararla yurt içi sertifikalı tohum kullanım destekleri de buğday ve arpa için dekar başına yüzde 15‘lik artışla 8,5 TL, tritikale, yulaf ve çavdar için 6 TL, çeltik ve yer fıstığı için 8 TL, nohut, kuru fasulye ve mercimek yüzde 20 artışla 12 TL, susam, kanola ve aspir için 4 TL, patates için 40 TL, soya için 20 TL, korunga, fiğ, yem bezelyesi yüzde 40 artışla 7 TL, yonca için yüzde 25 artışla 10 TL olarak belirlendi. Standart bodur meyve, fidan türleri ile bahçe tesisi için dekar başına 150 TL, sertifikalı olanlar için yüzde 15 artışla 400 TL, yarı bodur meyve fidan türleri ve bahçe tesisi için dekar başına 150 TL sertifikalı olanlar için yüzde 17 artışla 350 TL, standart bağ ve meyve fidanları ile bahçe tesisi için dekar başına 100 TL, sertifikalı olanlar için yüzde 21 artışla 280 TL; standart zeytinde yağlık çeşitleri ile bahçe tesisi için dekar başına 50 TL, sertifikalı olanlar için yüzde 50 artışla 150 TL; sertifikalı çilek fidesi desteği için yüzde 17 artışla 350 TL‘da sertifikalı/standart Antep fıstığı anacı ile meyve bahçesi tesisi için dekar başına 100 TL, sertifikalı olanlar için de yüzde 21 artışla 280 TL‘da destekleme ödemesi yapılacak. Patates siğili görülen alanlarda sertifikalı veya standart fidan kulla- Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemi‘ nin yaygınlaştırılması amacıyla İstanbul, Samsun, Malatya, Adana, Konya, Bursa, Erzurum, Şanlıurfa, Nevşehir, Tekirdağ, Giresun, İzmir, Çanakkale, Balıkesir, Manisa, Aydın, Denizli, Muğla, Burdur, Antalya, Mersin, Osmaniye ve Hatay‘da örnek seçilen ve ÇKS‘ye kayıtlı tarımsal işletme sahiplerine işletme başına yüzde 13 artışla 425 TL katılım desteği ödenecek. Organik Tarım ve İyi Tarım Desteği Büyükbaş, küçükbaş hayvan, arı ve su ürünleri yetiştiriciliğinde organik tarım yapan çiftçilere hayvancılık desteklemelerine ilave belirlenen organik tarım destekleme ödemesi verilecek. Bu çerçevede meyve ve sebzede organik tarım desteği dekar başına 70 TL, tarla bitkilerinde organik tarım desteği dekar başına 10 TL, anaç sığır mandada hayvan başına 150 TL, buzağıda 50 TL, anaç koyun-keçide 10 TL, arılı kovanda 5 TL, alabalıkta 35 kuruş, çipura levrekte 45 kuruş destek belirlendi. Sebze ve meyvede İyi Tarım Uygulamaları’na dekar başına 50 TL, örtü altı iyi tarım uygulamalarına dekar başına 150 TL ödeme yapılacak. Bu yıl ilk defa olarak süs bitkileri ve tıbbi aromatik bitkilerde iyi tarım uygulamalarına da dekar başına 100 TL destek verilecek. AR-GE destekleme ödemelerinin 2015-2019 dönemi içinde devamı sağlanacak. Tarımsal yayım ve danışmanlık hizmeti alan işletmeler için destekleme ödemesi kapsamında 600 TL ödenecek. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 SÜT Ana Sözleşme Sorunu AB Süt Kotalarını Kaldırıyor »» Kooperatif faaliyetlerinin yürütülmesinde en önemli doküman kooperatiflerin ana sözleşmeleridir. Tüm faaliyetlerin çerçevesi ve yol haritası ana sözleşmelerle belirlenir. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapan 3476 S.K. yürürlüğe girdiğinde, Bakanlıkça yeni bir düzenlemeye gidilerek, Köy Kalkınma, Ormancılık, Hayvancılık ve Çay kooperatiflerinin Ana sözleşmelerini değiştirerek, Bakanlıkça hazırlanan tip ana sözleşme türü olan Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ana sözleşmesine 3476 sayılı yasa gereği intibak zorunluluğu getirilmiştir. Mevcut Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ana sözleşmesinin, yerelde üreticinin ithalat ihracat dâhil tüm tarımsal faaliyetlerinin yürütülmesine önemli ölçüde imkân sağladığını söylemek mümkündür. 1163 sayılı kooperatifler Kanununda, zaman zaman yapılmış olan değişikliklere uyum sağlamak için veya farklı gerekçelerle ana sözleşmelerde değişikliklere gidilmiş, uygulamada çok farklı ana sözleşme çeşitleri ortaya çıkmış ve yapılacak madde değişikliklerinin getirdiği maliyet de önemli bir sorun haline gelmiştir. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ana sözleşmesinde yapılan bir kısım değişikliklerin gerçekten gerekli olduğunu, ancak yapılan bazı madde değişikliklerinin ise, kooperatif yapıları zafiyete uğrattığını da görmemiz gerekmektedir. Genel kurulun toplanabilmesi ve gündemin görüşülebilmesi için toplantı tarihindeki ortaklardan genel kurula katılma hakkına sahip olanlardan 1/4 ünün katılımıyla genel kurul toplantısının yapılabilmesi kooperatifçiliğimiz adına önemli bir sorun oluşturmuştur. Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Kooperatif ortaklarının çok küçük bir azınlığının yönetimde etkinliğine meydan vermesi, kooperatiflerimizde katılımcılık zaten yetersiz iken “Nasıl olsa çoğunluk sağlanır.” düşüncesiyle sorunun daha da büyümesine ve zafiyet oluşmasına neden olmuştur. Tarımsal Kalkınma kooperatiflerinin en önemli kuruluş amacı, kurulduğu yörede yaşayan insanlara hizmet etmektir. Bu anlamda kooperatifin çalışma alanı ve ortakların çalışma alanı içerisinde ikamet etmesi son derece önemlidir. Bakanlığın onayı ile yapılan madde değişikliği ile ortağın çalışma alanında ikameti veya nüfus kaydının o kooperatifin çalışma alanında olması yeterli bulunabilmektedir. Yapılan madde değişikliği ile bölgede geçimini sağlayan insanların gelirine, o bölgede oturmayan hatta başka yerlerde gelir sahibi insanların ortak olmasına zemin hazırlanmıştır. Orman üretimi yapan kooperatiflerde bu husus önemli bir sorun teşkil etmektedir. Orman İdaresince verilen işin dağıtımında, o bölgede ikamet etmeyen ancak nüfus kaydı kooperatifin çalışma alanında olan kooperatif ortağına yönetimler iş vermek zorunda kalmaktadır. Bu durum o bölgede yaşayan ve geliri gerçekten ormana dayalı insanlar arasında huzursuzluğa neden olmaktadır. Birim kooperatiflerin birden fazla birliğe ortak olmalarına yasal bir engel bulunmamaktadır. Aynı durum bölge birliklerinin merkez birliğine ortaklıklarında da geçerlidir. Ana sözleşmelerin Gelir-Gider farkları ve bölünmesi ile ilgili maddesi ile ayrılması öngörülen Birlik ve merkez birliğine yardım fonunun, bölge ve merkez birliklerine ne oranda aktarılacağı ile ilgili sorun yaşanmaktadır. Dolayısıyla ana sözleşmenin bu hükmünün gerçek anlamda yerine getirilmesi mümkün olmamaktadır. Sulama kooperatiflerinde yapılan madde değişikliği ile bu kooperatiflerin tarımsal faaliyetleri yürütebilmesi sonucu ana sözleşme farklılığı da anlamını kaybetmiştir. Ana sözleşmenin ortaklıktan düşürülme, çıkarma, çıkarılma ve sermaye düzenlemeleri ile ilgili maddelerinin netleştirilmesi de bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Temel sorun, köylerde çok amaçlı tarımsal kalkınma kooperatifi kurulurken bölge ve merkezlerde ihtisas birliklerinin oluşturulmuş olmasıdır. Umarım yapılacak olan yasal düzenlemede ve ana sözleşme çalışmalarında bu hususlar dikkate alınır. Çiğ Süte Sözleşme Zorunluluğu Getirildi »» Çiğ Sütün Sözleşmeli Usulde Alım Satımına İlişkin Yönetmelik 16 Nisan 2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Sanayiye arz edilen çiğ sütün alım ve satımının sözleşmeli yapılması, üretici örgütü ile alıcı arasında uyulması gereken kuralların belirlenmesi, üretim ve pazarlamada sürdürülebilirliğin sağlanmasına ilişkin esasları belirleyen yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmeliğe göre; sözleşme yapmayan alıcılar üreticiden çiğ süt alamayacak. Sanayiye arz edilen çiğ sütün alım ve satımı sözleşme sistemine göre yapılacak. Sanayiciler çiğ sütü yönetmelik kapsamında sözleşmeli almak zorunda olacak. Sözleşme koşulları ve uyulması gereken kurallar 1- Üreticiler veya bunların üyesi bulunduğu üretici örgütleri ile alıcılar arasında imzalanan sözleşmenin onaylı bir örneği, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 7 iş günü içerisinde üretici/üretici örgütü tarafından çiğ süt üretiminin yapıldığı yerdeki Bakanlık il/ilçe müdürlüğüne teslim edilmesi gerekiyor. Sözleşme bilgileri, Bakanlık il/ilçe müdürlükleri tarafından 5 iş günü içinde Bakanlıkça kullanılan süt kayıt sistemine kaydedilecek. 2- Yapılacak sözleşme süresi 6 aydan az, 1 yıldan fazla olamayacak. Taraflar sürenin bitiminden evvel sözleşme süresini uzatma hakkına sahip olacak ve tarafların anlaşarak sözleşmeden dönmesi halinde 6 aylık zorunlu asgari süre hükmü uygulanmayacak. 3- Teslim edilecek çiğ süt, hijyenik şartlara uygun olarak, sözleşmede belirtilen üretim yeri veya yerlerinde üretilecek. 4- Taraflar mücbir sebepler ve veteriner hekim raporu ile belgelenen süt üretimini doğrudan etkileyen hayvan hastalıkları ile sütün gıda olarak tüketimine izin verilmeyen hayvan hastalığı tedavi süreçleri haricinde miktarı, kalitesi, teslim yeri, teslim şartları ve zamanı sözleşmede belirlenen çiğ sütü almak veya satmak zorunda. Çiğ sütün alım satımının bu fıkrada belirtilen şartlar dışında durdurulması halinde, taraflar için eşit miktarda uygulanacak ceza koşulu sözleşme ile belirlenecek. 5- Sözleşmede, teslim edilecek ve alınacak çiğ sütün dönemler itibari ile asgari ve azami miktarı, fiyatı, soğutma ve hizmet bedeli, kalite ve miktar primi, muayene ve kabul şartları ile çiğ süt alım satımıyla ilgili ödeme yöntemi belirtilmesi gerekiyor. 6- Sözleşmede, nakit avans veya çiğ sütün üretiminde kullanılan her türlü girdinin alıcı tarafından üretici/üretici örgütüne verilmesi kararlaştırılabilir. Bu durumda avans tutarı ve girdi bedeli süt bedelinden mahsup edilecek ve üreticiye kesif yem verilecekse süt/yem 9 paritesi 1,3’ün altında olamayacak. 7- Üretici örgütü üzerinden sözleşme yapmak isteyip birden fazla örgüte üye olan üreticiler bunlardan birisini, kendileri adına sözleşme yapmak üzere yazılı olarak yetkilendirmesi gerekiyor. 8- Üretici örgütleri aracılığıyla satılan çiğ süt karşılığı alınan nakit avans, üretim oranları göz önüne alınarak üretici örgütünün üyelerine dağıtılacak. 9- Üretici örgütleri, hesaplarına aktarılan çiğ süt bedellerini aktarma tarihini takip eden 3 iş günü içerisinde üyelerine ödemek zorunda. 10- Taraflarca çiğ sütün fiyatını; pazarlık ile, çiğ sütteki koloni sayısı, somatik hücre sayısı, süt yağı ve protein oranlarını dikkate alarak kalite ve içeriğe göre, pariteye göre, Ulusal Süt Konseyi’nin ilan ettiği tavsiye fiyatına göre belirleyebilecek. 11- Tarafların, sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun temerrüt ve sorumluluğa ilişkin ilgili hükümleri uygulanacak. 12- Sözleşmede, çiğ sütün kalitesinin belirlenmesi için analiz yapılması kararlaştırılabilir. Analizlerin ne şekilde ve ne zaman yapılacağı ile analizlere ilişkin yapılan masrafların karşılanma şekli sözleşmede belirtilmesi gerekiyor. 13- Sözleşmeye taraf üretici örgütlerinin bağlı bulundukları merkez birlikleri, örnek süt alım satım sözleşmesi hazırlayabilecek. »» AB süt üretiminde 31 yıldır uygulanan kotaları kaldırıyor. Avrupa Birliği’nde 1984 yılında uygulamaya konulan süt üretim kotaları, 1 Nisan tarihi itibariyle kalktı. Süt kotaları 1984 yılında sektördeki kamu harcamalarını sınırlandırmak amacı ile uygulamaya konuldu. Kotaların üzerinde üretim yapan ülkelere ve üreticilere yaptırımlar uygulandı. Avrupa Birliği, peynir başta olmak üzere birçok süt ürününde dünya pazarında lider ihracatçı konumunda bulunuyor. Türkiye nasıl etkilenecek? AB’de süt kotalarının kaldırılması, dünya süt ürünleri piyasasında fiyatların düşmesine yol açabilir. Üretimin daha da artmasıyla fiyatların gerilemesi, tüketicileri memnun ederken bazı üreticileri fazlasıyla üzecek. AB’de süt üretiminin talepten fazla artması, özellikle süt tozu üretiminde artışa ve dünya süt fiyatlarında düşüşe yol açacak. Girdi maliyetlerindeki artışların engellenememesi ise Türk üreticilerini düşük fiyatlar karşısında çaresiz bırakacak. Türkiye’nin bu karardan olumsuz etkilenmemesi için süt sektörünün başta yem olmak üzere tüm girdi maliyetlerini azaltması gerekiyor. Kararın sektörde sıkıntıları daha da derinleştirmesinden endişe ediliyor. Dünyanın birçok yerinde süt ürünleri tüketimi giderek artıyor. Artışın gelecekte de sürmesi bekleniyor. Kota sisteminin kaldırılmasıyla AB’li üreticilerin diğer pazarların artan talebine daha hızlı cevap vermesi hedefleniyor. Yaklaşık 55 milyar euro büyüklüğündeki süt ürünleri pazarı AB’nin toplam tarımsal üretiminde yüzde 15’lik bölüme tekabül ediyor. AB’nin tüm ülkelerinde süt üretimi yapılıyor. 650 bin süt çiftliği 4 bin 500 süt işleme tesisi AB’deki toplam 650 bin süt çiftliği bulunuyor ve birliğin yaklaşık 4 bin 500 süt işleme tesisinde 300 bin kişi istihdam ediliyor. Kotaların devre dışı kalmasıyla bu sektörün özellikle Asya’nın artan talebinden daha fazla avantaj elde etmesi bekleniyor. Kotaların kaldırılmasının bir diğer nedeni kota uygulamasının bir anlamının kalmamış olması. 2012 yılı sonunda Avrupa Komisyonu’nun AB Parlamentosu ve AB Konseyi’ne sunduğu bir rapor, AB üyesi ülkelerin pek çoğunda süt üretim rakamlarının, belir- HAL VE GİDİŞ lenen kotaların altında kaldığını gösteriyor. Avrupalı üreticilere Asya pazarlarında fırsatlar sunacak Avrupa Komisyonu’nun tarımdan sorumlu üyesi Phil Hogan, fiyatlardaki dengesizliğe karşı tetikte olmayı sürdüreceklerini, ancak kotaların kalkmasının Avrupalı üreticilere Asya pazarlarında fırsatlar sunacağını söyledi. Avrupalı çiftçiler böylece, talepten bağımsız olarak ürettikleri süt için yüksek fiyattan alıcı bulabiliyor. Hogan, kotaların kalkmasıyla birlikte fiyatlarda dengesizlik yaşanabileceğini, ancak üreticilerin karşılaşabilecekleri risklere karşı tetikte olacaklarını söyledi. Hogan aynı zamanda, piyasa odaklı bir yaklaşımın süt üreticilerine yeni fırsatlar da getireceğini belirtti. AB’de süt kotalarının kalkması rekabeti artıracak Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, AB’de kotaların kaldırılması ile ucuz çiğ süt üreten ülkelerin daha çok üretim yapacaklarını belirterek, “Türk ürünlerinin ihraç edildiği pazarlarda rekabet artacak. AB’nin çiğ süt üretim maliyetlerinin Türkiye’deki sektöre göre yaklaşık yüzde 30-40 daha ucuz olduğunu vurgulayan Çallı, şöyle konuştu: “Şu anda AB’de çiğ süt fiyatları 28-30 sent civarında iken çiğ süt fiyatı Türkiye’de 115 kuruş. Kotaların kalkmasıyla daha ucuza çiğ süt üreten ülkeler, öne geçecekler. Bu ürünlerde Türkiye ile Türk ürünlerinin ihraç edildikleri pazarlarda kıyasıya rekabet olacaktır.” dedi. Sait MUNZUR 10 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Kooperatiflerde Ortak mı, Üye mi? »» Köy-KoopHaber Gazetesine kooperatifçilik konusundaki yaşananları ve çalışmaları güncel olarak aktardığı için teşekkür borçluyuz. Bu özelliği ile Türkiye’de kooperatifçilik bilgi ve anlayışının ne düzeyde olduğunu değerlendirme olanağını da yaratmaktadır. Ayrıca şahsıma ait “Kooperatifçilik” kitabının, kitap tanıtımlarından ayrı bir köşede ve farklı bir tarzda da olsa, tanıtımına yer vermesi açısından kişisel bir borcumu da dile getirmek isterim. Gazetenin son sayılarında kooperatifi oluşturan bireylerin üye mi yoksa mı ortak mı olduğu tartışmaları yer almıştır. Hatta konu “son nokta koyma” gibi ifadelerle parlatılmaya çalışılmıştır. Gerçekte konunun bu şekilde abartılması doğru değildir. Kooperatifçilikle ilgilenenlerin konuyu bilmeleri gerekir. Hem Türkçe ve hem de yabancı kooperatifçilik literatüründe üye (member) ve ortak (shareholder) kelimeleri kullanılmaktadır. Türkiye’deki kooperatifçilik yasa ve ana sözleşmelerinde daha çok ortak kelimesi geçmektedir. Ancak, birlikte kullanıldığı durumlar da söz konusudur. Örneğin 1163 Sayılı yasada “ortak üye” ifadesi vardır (“1000 üyeli kooperatiflerde”; “ortağın üyelik hakkı”). Kooperatif sahibi bireylere ortak veya üye denmesinden çok bunların taşıdığı anlam ve gerçekte neyi temsil ettiği önemlidir. Konunun bu şekilde tartışılması anlamsız görülse de günümüz kooperatiflerinin temel sorunlarından birisi ile ilgili olduğu ve bu soruna değinmeye fırsat yarattığı için yararlı olmuştur. Genel olarak bakıldığında ortaklık ve üyelik ifadeleri işletme ekonomisinde tartışılan önemli kavramlardır. Bu alan, şirketin yapı ve işleyişine göre farklı ve çok geniş olarak ele alınabilecek bir konudur. Ortak ve üye farklı kişiler olacağı gibi, bir üye aynı zamanda ortak da olabilir. Bizim konumuzun bu olmadığı açıktır. Ancak, buradan hareketle kooperatifin de bir şirket olduğunu kabul ederek, bunun üye değil ortaklarının olduğu iddiası da doğru olmadığı anlaşılacaktır. Diğer yandan günlük konuşmalarda da bir kuruluş veya örgütü meydana getiren bireylerin ortak ve üye olarak adlandırıldığı görülür. Daha çok sosyal amaçlı örgütlerin üyeleri vardır (Dernek, vakıf vb). Ekonomik amaçlı kuruluşlarda ise, üyelik ve ortaklık ayrı, ayrı veya birlikte söz konusudur. Bunun kar amacı veya kar elde etmeyle de bir ilgisi yoktur. Ancak ortada bir ekonomik varlık (sermaye ve/veya işletme) söz konusu ise kesinlikle bir ortaklıktan söz edilebilir. Şirketlerde olduğu gibi ortak ne kadar bir payla ortak olduğunu bilir ve bunun bir belgesine de sahiptir. Başka bir durumda ise bazı vakıf, sendika, yardımlaşma kurumu gibi örgütlerde bundan farklı olarak sahip olunan varlıklar üyelerin ortak malıdır. Türkiye’de tarım alanında ilk kooperatiflerden olan tarım satış kooperatifleri kuruluşlarından itibaren işletme tesislerine sahip olmuşlardır. Kooperatifi kuran çiftçiler kooperatif üyesi ve tesislerinde ortağı gibi kabul edilmiştir. Ancak kâğıt üzerinde bu ifadeler kullanıldığı halde, kooperatifler üzerindeki devlet vesayeti nedeniyle, kooperatif üyesi çiftçi kooperatifin kendi kooperatifi olduğu bilincini yaşayamamış ve bunu içselleştirememiştir. Daha açık bir anlatımla, bırakın üye veya ortaklığı, kooperatifi kuran çiftçiler kooperatiflerini bir kamu kurumu gibi görmüşlerdir. 2000 yılından sonra ise dış baskılarla tarım satış kooperatifleri yeniden yapılandırılmaya çalışılmış ve kooperatiflere bağlı işletmelerin anonim şirket haline getirilmesi öngörülmüştür. Bu şekilde üyelikle, ortaklığın ayrılma olanağı yaratılmaya çalışılmışsa da uygulamada saptayabildiğimiz kadarı ile çiftçi ortak açısından sistem değişmemiştir. Yine çifti üyedir ve üyesi olduğu kooperatif kanalıyla kurulan bir şirketin dolaylı olarak ortağıdır. Burada ortak çiftçinin elinde mevcut sermayenin ne kadarına sahip olduğuna ilişkin bir bilgi ve belge yoktur. Bazı birliklerde ise eskiden olduğu gibi ortaklık değil ortak mülkiyet korunmaktadır. Türkiye’de büyük Atatürk’ün önderliğinde üreticinin ürününü işleyerek katma değer yaratan işletmelere sahip tarım satış kooperatifleri 1936’dan sonra kurulurken ABD ve Prof.Dr. Erkan REHBER Tarım Ekonomisi [email protected] Kanada gibi ülkelerde bu tip kooperatifler 1970’lerden sonra yeni nesil kooperatifler olarak ortaya çıkmışlardır. Bu kooperatiflerde de daha sonra sorunlar yaşanması ile birlikte, kooperatif yapısını ve özünü zedelemeden, yukarda açıklanan ortaklık (mülkiyet) sorunu başta olmak üzere yaşanan sorunlara çözüm arama çalışmaları başlamıştır. Yani kooperatifin sahibi çiftçinin; üyeliği (bir üye bir oy) yanında kooperatife ait yatırımlarda da ortaklık payını bilmesi, bunun üzerinde tasarrufta bulunması gibi çözümler üretilmiştir. Hatta sermaye temini için bazı durumlarda, üye olmayan ortak bile söz konusu olmaktadır (Tartışılan konu açısından ele alırsak, bu durumda üye olmayan ortak kavramı ortaya çıkmaktadır). Üye sayısının sınırlaması (üye sınırlaması ile birlikte, ürün teslim hakkının bir finansal değer kazanması) yeni üye alınmasında sermayeye katılımın gerekli olması gibi uygulamalar da vardır (1). Bu tartışmalar günümüzde ayrı bir boyut kazanmıştır. 1980 ve özellikle demir perdenin yıkıldığı 1990’lardan itibaren, kısaca vahşi kapitalizm olarak adlandırabileceğimiz kâğıt ekonomisinin hâkimiyetini artırdığı bir dünyada kooperatifçiler, kooperatif ilke ve anlayışından vazgeçmeden kooperatifleri yaşatma ve sorunlarına çözüm arama gayreti içindedirler. Özellikle sermaye yapılarını güçlendirme açısından farklı seçenekler konusunda hem teorik ve uygulamada önemli çalışmalar vardır. Bu alanda hem bireysel ve hem de kurumsal düzeyde önemli çalışmalar bulunmaktadır. 2015 yı- lında yayınlanan bir çalışmada bir iş alanına girmede, özellikle başlangıç aşamasında gerekli sermayeye ulaşmanın güçlüğü vurgulanırken, birçok ülkede kooperatiflerin deneyimlerine dayalı olarak bu sorunun aşılamaz olmadığı vurgulanmaktadır. Yapılan çalışmada 300 büyük kooperatif ve birçok küçük ölçekli kooperatifin deneyimlerinin sağlanan yasal çerçevelerle çok farklı sermaye yaratma seçeneklerine kavuştuğu belirtilmektedir (2). Türkiye’de bu konuyu ele alırken dünyadaki mevcut gelişmeleri de dikkate almak gerekir (3) Türkiye’de tarım satış kooperatifi, köy kalkınma kooperatif gibi işletme tesislerine sahip kooperatiflerde üye çiftçilerin, kooperatif tesislerine ortak olduklarını tanımlayacak, belgeleyecek bir sisteme acilen geçilmelidir. Örneğin (A) kooperatif birliğinin sahip olduğu milyarlık tesislerde her bir üyenin payı ne kadardır. Üyelikten ayrılmak isterse bu pay üzerinde tasarruf hakkı nedir? Yeni giren üye, bu işletmenin ortağı olacak mıdır, vb. sorulara kooperatifçilik ilkeleri ve sistemi içinde yanıtlar bulunmalıdır. Konuyu bir örnek üzerinde daha da somutlaştırabiliriz. Saha çalışması yapma olanağı olmadığı için kesin ifadelerde bulunmak doğru değildir. Ancak, basılı ve görsel medyada çiftçi ortaklığı denildiği için ve kendi web sayfalarından yer alan bilgilere (“doğal üretim yapan 900 bin çiftçiyiz ve kendi ürettiğimizi yine kendi fabrikalarımızda işleyerek kendi markamızla sizlere ulaştırıyoruz (4)”) dayalı olarak TORKU’nun 900 bin çiftçinin ortağı bulunan bir örgüt markası olduğu bildirilmektedir. Bu durumda bir çiftçinin ortaklık payı ne kadardır. Daha açık ifadesi ile kooperatif üyesi çiftçi, söz konusu yatırımlarda ortaklık payının ne kadar olduğunu bilmekte midir? Yoksa Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK) Konya Şeker’in de içinde yer aldığı şirketler grubu Anadolu Birlik Holding’e (5)kooperatif tüzel kişiliği olarak mı ortaktır? Eğer böyleyse, pancar ekicisi bir çiftçi için ortak veya üye olmanın ne farkı vardır. Konuyu kooperatifçilik açısından özetlersek, sosyal amaçlı kooperatifler, başka bir anlatımla işletme veya bir yatırım sermayesine sahip olmayan kooperatiflerde üyelik söz konusudur. Başka bir anlatımla üye veya ortak ifadesinin bir farkı yoktur. Ancak işletme ve yatırım sermayesine sahip kooperatiflerde üye tanımı yeterli değildir. Ortaklığın da söz konusu olması gerekir. Bu ortaklığın topluca değil, üye bazında nesnel olarak tanımlanabilen bir durumda olması gerekir. Açıklandığı gibi, bu sorun günümüz kooperatiflerinin temel sorunlarının başında gelmektedir. Bu sorunlar çözülmeden, küresel kapitalizmin hâkim olduğu bir dünyada kooperatiflerin adı kalsa bile kooperatifçiliğin ruhu ve özü yok olacaktır. Türkiye’de daha çok belli bir siyasi görüşün sahibi olunduğunun göstergesi olarak slogan kooperatifçiliği yapılmaktadır. Kooperatifçiliği sadece klasik ilkeler, özü yıllardır değişemeyen yasalar ve kooperatif muhasebesi olarak görmek sınırlı bir anlayıştır. Maalesef kooperatifler devlet ve kendi bürokrasileri içinde sıkışmış durumdadır. 1980’den itibaren daha belirgin olarak akademik çevrelerin kooperatif konusuna ilgisi hem eğitim hem de araştırma boyutuyla giderek azalmıştır. 20.yüzyılın bilgileri ile günümüz kooperatiflerinin sorunlarına çözümler bulmak oldukça güç gözükmektedir. KAYNAKLAR 1)Rehber, E., Kooperatifçilik, Ekin Basım, Yayın, Dağıtım, 2011, 395 s. 2)Andrews, A. M., 2015, Survey of Cooperative Capital, (http://ica.coop/en/ media/news/ survey-co-operative-capitalreport-highlights-innovative-ways-raisingcapital-co). 3)Mayo, E., 2012, Global Business Ownership 2012, Cooperative UK, New Insight 9, 17 p., (http://www.uk.coop/sites/storage/public/downloads/membershares_0_0.pdf) 4)http://www.torku.com.tr/#!Kurumsal 5)http://www.abholding.com.tr/TR-tr/ kurumsal Tarım İşçilerinin Sorunları Rapor Oldu »» Tarım sektörünün emektarları olan mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını araştırmak için TBMM’nde kurulan Araştırma Komisyonu yılbaşından bu yana 14 toplantı yaptı. Kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerden toplamda 23 katılımcı komisyona davet edilerek dinlendi. Komisyon, mevsimlik tarım işçilerinin durumunu yerinde görmek ve işçilerin sorunlarını bizzat kendilerinden dinlemek için Şanlıurfa, Adana ve Ordu illerini de ziyaret etti. Bu konuda çalıştaylar düzenleyen Komisyon, sonunda 240 sayfalık kapsamlı bir rapor hazırladı. Türkiye'de 485 Bin Mevsimlik Tarım İşçisi Var Türkiye'de 15 yaş üzeri mevsimlik gezici çalışan işçisi sayısı 485 bini buluyor. Bu rakam, mevsimlik gezici tarım işçilerinin tarım sektörünün vazgeçilmez işgücü olduğunun teyidi niteliğinde. Ailelerle birlikte değerlendirildiğinde her yıl 1 milyon civarında nüfus tarımda iller arasında gezici çalışıyor. Raporda, tarım sektörünün en önemli işgücü olan mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin, yönetsel/mevzuat sorunları, ulaşım, barınma, iş sağlığı ve güvenliği, eğitim, sosyal güvenlik, ücret ve çalışma ilişkileri, aracı ilişkileri konularında önemli sorunları tespit edildi. Acı olan, bu rakamın büyük bir kısmı maalesef kayıtdışı. Raporda, Türkiye’de 26 milyonu aşan toplam istihdam içinde 5 milyon 404 bine ulaşan tarım sektörünün yüzde 23 ile ikinci sırada yer aldığı hatırlatılıyor. Gezici mevsimlik tarım işçilerinin insan onuruna yaraşır bir ücret ve yaşam koşullarının sağlanamamasının en önemli nedeni tarım sektörünün ucuz işgücüne duyduğu ihtiyaç Raporda, mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların çözümüyle ilişkili yasal düzenlemeler olmasına karşın bunların etkin olarak uygulanamadığına dikkat çekiliyor. olarak gösteriliyor. Bu ihtiyaç, sanayide yaklaşık %35’e kadar düşürülen kayıt dışı istihdamın tarım sektöründe % 80’ler, mevsimlik tarım işinde ise % 95’ler düzeyinde olması sonucunu doğuruyor. Kayıtdışılık örgütlenmeyi olanaksız kılarken, sürekli mekan değişikliği bir yandan siyasal hakların kullanılmasını kısıtlıyor, diğer yandan da ağır barınma sorunlarına yol açıyor. Raporun sonuç bölümünde yer alan öne çıkan 'sorunlar'; • Tarım işlerinde 50 ve daha az sayıdaki işçi çalışan tarım işletmeleri 4857 Sayılı İş Kanunu’nun kapsamında olmadığından, mevsimlik tarım işçilerinin çoğunluğu İş Kanunu kapsamında değil. • Tarım alanlarında minimum sağlık ve güvenlik standartlarını belirleyen ILO’nun 184 sayılı 'Tarımda İş Sağ- • İşçi aileler naylon, bez, branda tarzı iptidai barınaklarda, çamur ve uygun olmayan alanlarda yaşamakta olup, konaklama alanlarında içme/kullanma suyu temini, tuvalet/ banyo, çamaşır yıkama imkânları kısıtlı. lığı ve Güvenliği Sözleşmesi' Türkiye tarafından henüz onaylanmadı. • Yıl içindeki mevsimlik gezici tarım işgücünün ulaşım güzergahı tanımlanmamış durumda. • Yoksulluk nedeniyle, maliyeti düşürmek amacıyla yük üzerinde ve taşıma sınırı üstünde yolculuklar gerçekleşiyor. İşçiler konaklama alanlarından çalışma alanlarına giderken römork, kamyon, traktör gibi açık kasa araçlar kullanılıyor ve elverişsiz koşullarda taşınıyor. • Atıklar genellikle açık alana gelişigüzel bırakılmakta ve ciddi hastalık ve yaralanmalara neden oluyor. • Tarımsal üretimin yoğun olduğu illerde, mevsimlik tarım işçilerine sağlık hizmeti verme yükümlülüğü Toplum Sağlığı Merkezleri'nde olmasına karşın yetersiz hizmet veriliyor. Mevsimlik tarım işçisi ve ailelerinde ölüm ve hastalık sıklıkları yüksek seyrediyor. • Mevsimlik tarım işçileri yeterli ve dengeli beslenemiyor. Beslenme bozukluğuna bağlı gelişimsel bozukluk ve hastalıklar ortaya çıkıyor. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 TARIM Atatürk ve Ekonomi »» Atatürk dönemine ait ekonomi politikaları ve kooperatifçilikle ilgili bilgiler değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılabilir. Atatürk döneminde tarım, sanayi ve hizmetler sektörü birbirleriyle karşılıklı bir etkileşim dokusu içinde ele alınmıştır. Bu dokunun ülkenin her tarafına aktarılabilmesi için uygun insan tipinin yetiştirilmesi için “ Köy Enstitüleri” ile “iş içinde eğitim” ilkesi hayata geçirilmeğe çalışılmıştır. Köy Enstitüleri eğitim projesi ile çevresini tanıyan ve çevrenin doğal, beşeri, ekonomik kaynaklarını değerlendirebilecek insan tiplerinin yaratılması hedeflenmişti. Öte yandan Türkiye’nin kalkınabilmesi için tarımın önce bir “artık” (fazla ) yaratabilecek bir duruma geçmesi, daha sonra bu “artık”ın denetimli olarak sanayide kullanılması gerekliydi. Böylece sanayinin “tarımsal üretimi çerçevelemesi” düşünülmüştür. Kırsal alanlara Devletin tarımla ilgili özendirme ve desteklerinin iletilmesi ve sonuçlarının izlenmesi gerekliydi. Bunun için Tarım Bakanlığı bünyesinde güçlü bir “Tarımsal Yayım Servisi” geliştirilmeye başlandı. Üretimin pazara sunum ve istem olarak yansıması için kooperatifçilik, sistemin tamamlayıcısı, fakat “ olmazsa olmaz” bir yaklaşımla ele alınması gerekiyordu.( Atatürk’ten sonra bu politikalarda büyük sapmalar oldu. O dönemde hazırlanan tasarımlarla oluşan kurumların etkin çalışmaması için mevcut iktidarlar elinden geleni yaptı. 1980’lerden sonra da bu kurumlar, ekonomide “kara delik” yaratıyorlar diye “özeleştirme” kapsamında tasfiye sürecine sokuldular.) 1923-1938 dönemi daha ziyade Cumhuriyet’in kuruluş dönemidir. Daha çok Türkiye’nin eğitim, hukuk, ekonomik alanlarında temel alt yapılar üzerinde durulmuştur. Bununla beraber bu süreç içinde, kooperatifçilikle ilgili yedi yasa çıkarılması, Atatürk’ün sayısız konuşmaları, konu ile ilgili 1930’lu yıllarda Kadro, Kooperatif, Kooperatifçilik, Karınca, vb. yayınların çıkarılması, başta üniversiteler olmak üzere bir çok okullarda kooperatifçilik derslerinin okutulması, bu dönemde kooperatifçiliğin oldukça ciddiye alındığının birer göstergesidir. Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN [email protected] Konuyu salt Atatürk bazında değerlendirirsek şu sonuçları da değinmek gerekir: 1. Atatürk, kooperatifçiliği önemli bir kalkınma aracı olarak görmüş, onun Türkiye’de gelişmesi ve yaygınlaşması için ömrü boyunca çalışmıştır. 2. Atatürk, kooperatifçiliğin fikri alt yapısını geliştirmek için bu konuda düşüncelerini söylemiş ve konu ile fikir üretenleri de candan desteklemiştir. 3. Atatürk kooperatifçiliğin yasal dayanaklarını ülke koşullarına uygun hale getirebilmek için TBMM’nin açılışından ölümüne kadar büyük bir uğraş vermiştir. 4. Atatürk, bir devlet başkanı için son derecede ayrıntı sayılabilecek kooperatifçilik olgusuna bizzat üye olarak, kooperatif kurarak, bu konuda öneriler ve yasalar geliştirerek bu konu ile ciddi bir şekilde ilgilenen nadir devlet başkanlarından biridir. 5. Atatürk, kooperatifçilik sorunlarının araştırılması ve bu konuda fikirler üretilmesi için kurumların oluşmasına (Türk kooperatifçilik cemiyeti gibi) önem vermiştir. 6. Atatürk döneminde kooperatifçilik son derecede hızlı bir gelişme temposu yakalamış, cumhuriyetin kurulduğu tarihte 2 (iki) adet olan kooperatif sayısı, onun öldüğü yıl- larda kooperatif sayısı 600’e, ortak sayısı da 175 binlere ulaşmıştır. 7. Atatürk döneminde kooperatifçilik üniversite programlarında ders olarak yer almış, bu konuda çeşitli dergiler ve kitaplar yayınlanmıştır. Örneğin “Dr. Mehmet Ali, Mukayeseli Kooperatif Hukuku, İzmir 1932” ? “Dr. Suphi Nuri İleri, Kooperativler, İstanbul, 1935” gibi ciddi kitaplar yayınlanmıştır. Ayrıca Türk Kooperatifçilik Cemiyeti “Kooperatifçilik” ve “Karınca” dergileri ile Limancı Ahmet Hamdi (Başar) Bey de “Kooperatif Dergisi”ni yayımlamıştır. 8. Herbert Melzig, onun için şöyle demektedir: “cihan tarihini araştıracak olursak, sözü ile işi birbirine O’nun kadar uyan hiçbir devlet adamı” yoktur. 9. Dr. Suphi Nuri İleri’nin ifadesiyle “ne liberal ve ne de komünist olan kamalizmin en tabii ve makul ekonomik rejimi kooperatifçiliktir. İşte bugünkü kamalizmin noksanı, işte yarın ki kamalizmin biricik ideali.” (İleri, 1935, s. 360). Atatürk’ün bu idealini uygulamaya aktarmak için 1933’de “Birinci Sanayi Planına” “İdeal Cumhuriyet Köyü” diye bir proje Plana eklenmiştir. 10. 1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesinde görev alan G. Kessler’e, İktisatFakültesi’nde kooperatifçilik dersleri verdirilmiştir. Kessler bu konuda şunları söylüyor : “Bugün dünya üzerinde ekonomik gücünü özençle baktığımız hiçbir ülke yoktur ki, o ülkenin ekonomisi kooperatifçiliğin omuzlarında yükselmemiş olsun” . Mustafa Kemal, bir eylem adamı olduğu kadar bir düşün adamıdır da. Ancak o düşünce ile eylemi bir arada gerçekleştiren nadir insanlardan biridir. Onun şu sözü bunun en güzel örneğidir : “Ben manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra benimsemek isteyenler, bu temel üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.” Bilgi Kirliliğine “Sertifika” Çözümü »» Medyada sağlık ve beslenme konularındaki açıklamalarıyla toplumda kafa karışıklığı yaratan isimlere karşı harekete geçen Sağlık Bakanlığı, “Ekran sertifikasyonu ve akreditasyon” getirmeye hazırlanıyor. Televizyon programlarının müdavimi olan ve söyledikleri büyük ilgi gören ünlü isimlerin “sıra dışı” sağlık ve beslenme önerilerine dikkat çeken Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, sağlıkta bilimsel temele dayanmayan söylemlerden kaçınılması gerektiğini söyledi. Gümüş, “Ekranlarda birçok isim beslenme konusunda açıklamalar yapıyor. Bunların arasında hiçbir bilimsel kanıta dayanmayanlar var. Deniyor ki, ‘Kiraz yerseniz prostat kanseri geçer.’ Tamam da, öyle demekle kanser geçmiyor. Önerdikleri bazı bitkilerin fazla alınması sonrasında ölümler bile yaşanabilir. Ya da ‘Çay yap iç’ diyor. İyi de, çok içildiğinde kalbi durduran bitkiler var.” diye konuştu. Türkiye Halk Sağlığı Kurum Başkanlığı’nın ekranlara çıkan isimlerle ilgili çalışma yapacağını ifade eden Gümüş, “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü ile Kronik Hastalıklar ve Halk Sağlığı Enstitüsü açılacak. Ayrıca bir Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü kuruyoruz. Televizyon programlarına çıkan isimler, geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında tavsiyelerde bulunuyorlarsa, önce çalışmalarını Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü’ne göstererek onay alacaklar. Her önüne gelen kalkıp topluma bir şeyler öneremeyecek. Bilimselliği kanıtlanmamış, sağlıkla ilgili hiçbir bilginin televizyonlarda açıklanmasına izin verilmeyecek. Uzmanlar, kendi alanlarıyla ilgili bile olsa, önce bize gelip anlatacak, bilimsel verilerini ve kanıtlarını önümüze koyacaklar.” dedi. Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü’ nün bu ay sonu açılacağını ve başkanının atanacağını dile getiren Gümüş, oluşturulacak 20 kişilik bilim kurulunun, ekrana çıkacak isimler için standartları belirleyeceğini kaydetti. 11 İzmir’de Süt Bayramı Düzenlenecek »» İzmir genelinde süt üreticisini tüketici ile buluşturup sütün ekonomi, sağlık ve beslenmedeki önemine dikkat çekmek için organize edilen "Süt Bayramı" 8-9-10 Mayıs tarihleri arasında Ödemiş'te kutlanacak. Birbirinden farklı ve yöresel peynirleriyle peynir cenneti Türkiye’nin, unutulmaya yüz tutmuş peynirleri Ödemiş’te düzenlenecek Süt Bayramında tanıtılacak. Bergama deri tulumu, Tire ve Ödemiş’in çamur peyniri, Seferihisar’ ın ‘armola’sı ve Karaburun Yaramadası’nın kopanistisinin de aralarında yer aldığı Ege’nin eşsiz peynirleri, 8-10 Mayıs tarihleri arasında Ödemiş’te düzenlenecek Süt Bayramı’nda tanıtılacak. Anadolu’nun yerel peynirleri için ilk adımı atıp, Milas ve Bodrum’da Türkiye’nin ilk peynir festivalini düzenleyen “Slow-Food Yaveş Gari” grubunun katılımıyla gerçekleştirilecek Workshoplarla zenginleşecek etkinliklerde öne çıkacak peynir atölyeleri konuya ilgi duyanlara yol gösterecek, üreticilerin tecrübesini arttıracak. Süt Bayramı ile ziyaretçiler süt ve süt üretimi ile ilgili verilecek paneller, eğitimler ve uygulamalı gösterimler ile bilgi sahibi olup, sponsor firmaların stantlarıyla yeni ürünleri tanıyıp ihtiyaçlarını karşılarken bir taraftan da onlara ailece doyasıya eğlenebilecekleri bir ortam sağlanacak. Mutfak araştırmacısı gazeteci-yazar Nedim Atilla’nın sunumları ve keyifli sohbetiyle lezzet avcıları tarafından ilgiyle izlenecek etkinlikte amaç yöresel peynirler başta olmak üzere yerel lezzetler konusunda farkındalık yaratmak olarak belirlendi. Ziyaretçilerin süt ve süt üretimi ile ilgili verilecek panellerle bilgileneceği, süt üreticilerinin uygulamalı eğitimler ile tecrübelerini artıracağı organizasyonda sponsor firmalar sektöre dair en yeni teknolojileri sergileyecek. Bir Ziraat Fakültesi Daha Kuruldu »» Türkiye'de 5 yeni üniversite kurulmasına ilişkin 23 Nisan 2015 Tarihli ve 29335 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kanuna göre Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi ve üniversite bünyesinde de ziraat fakültesi kuruldu. Adnan Menderes Üniversitesi, Ahi Evran Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi Bingöl Üniversitesi, Bozok Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Harran Üniversitesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Mustafa Kemal Üniversitesi, Namık Kemal Üniversitesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ordu Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyelerinde kurulu olan ziraat fakültesi sayısı, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile toplam 24 oldu. İngiltere’ye İlk Peynir İhracatı Başladı »» Pınar, Türkiye’den İngiltere’ye peynir ihraç eden ilk marka oldu. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği ülkelerine süt ve süt ürünleri ihracat izni verilen ilk 6 markadan birisi olan Pınar, İngiltere’ye peynir ihracatına Nisan ayı itibarıyla başladı. İngiltere’de Pınar Labne ve Pınar Kahvaltı Keyfi Beyaz Peynir ürünleri tüketicilerin beğenisine sunuldu. Türkiye’nin peynir üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu dile getiren Pınar Süt Genel Müdürü Gürkan Hekimoğlu, “Geçen yıl Türkiye’den tüm dünyaya 172 milyon dolar peynir ihracatı gerçekleştirildi. Bu rakamın yüzde 21’i Pınar markamıza ait. Önceki yıl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın destekleriyle AB ülkelerine ihracatın önündeki engel kaldırılmış ve Pınar AB ülkelerine süt ve süt ürünleri ihracat izni alan ilk 6 marka arasında yer almıştı. Bu hakkımızı kullanarak, Nisan ayı itibarıyla İngiltere’ye ilk peynir ihracatını gerçekleştirdik. İngiltere her yıl 2 milyar dolar civarında peynir ithal ediyor ve bunun da büyük kısmını İrlanda ve Fransa’dan gerçekleştiriyor. Uzun süredir stratejik olarak potansiyel gördüğümüz ve etüt ettiğimiz bu pazardan pay alacak olmaktan dolayı ülke ekonomisi adına da son derece mutluyuz, Pınar Labne ile Körfez’de yakaladığımız başarıyı İngiltere’ye taşıyacağız” diye konuştu. 12 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber RÖPORTAJ Röportaj: Emel TUĞRUL Temizliğe Önem Verin Pişmiş ve Çiğ Gıdaları Ayrı Tutun 70˚C İyice Pişirin bölge! Yiyeceklerinizi Doğru Isıda Saklayın Temiz Su Temiz Malzeme Kullanın “İnanılmaz bir bilgi kirliliği yaşanıyor” »» Dünya Sağlık Örgütünün ( WHO) kuruluş günü olan 7 Nisan tarihi tüm dünyada sağlık günü olarak, 7-13 Nisan tarihleri arası da Sağlık Haftası olarak kutlanmaktadır. Dünya Sağlık Gününde her yıl önemli halk sağlığı sorunlarından birine değinilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü bu yıl ki temayı gıda kaynaklı sağlık risklerinin azaltılması için ilgili tüm paydaşlar arası işbirliğinin gerekliliğine ve tüketicilerin önemli rolüne vurgu yaparak “Gıda Güvenliği” olarak belirlemiştir. Konuyu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Beslenme Uzmanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. A.Tülay Bağcı Bosi bizler için değerlendi. Köy-Koop Haber- Gıda güvenilirliği nedir, öneminden bahseder misiniz? Dr. A.Tülay Bağcı Bosi- Gıda güvenilirliğini; amaçlandığı biçimde hazırlandığında, fiziksel kimyasal ve mikrobiyolojik özellikleri itibariyle tüketime uygun, besin değerini kaybetmemiş gıda maddesi olarak tanımlayabiliriz. Gıda güvenirliliği neden önemli? Dünya’da gıda kaynaklı hastalık sıklığında artış yaşanmaktadır. Şöyle ki; gıdalarda bulunan zararlı bakterileri, virüsler, parazit veya kimyasal atıklar ishalden kansere kadar 200 den fazla hastalıktan sorumludur. Sağlıksız gıdalardan çocuklar dâhil yılda yaklaşık 2 milyon kişi ölmektedir. Gıdalarda daha önce bilinmeyen tehlikelerin varlığı, gıda ticaretinin küresel bir boyut kazanması, kimyasal kirleticilerdeki artış, yeni teknolojilerin sektöre girişi ve farklı riskler yaratması, ekonomik yük getirmesi, besin teminindeki hızlı artış ve yarattığı eşitsizlikler gıda güvenilirliğini her geçen gün artırmaktadır. Gıda kaynaklı hastalıklar sağlık sistemine yük getirerek sosyo-ekonomik gelişmeyi engelleyerek, turizm, ticaret ve ulusal ekonomiye zarar vermektedir. K.K.- Gıdalarda bulunabilecek tehlikeler nelerdir? T.B.B- Gıdalarda bulunabilecek tehlikeleri biyolojik, kimyasal ve fiziksel olarak sınıflandırabiliriz. Bunları sırayla anlatacak olursak; Biyolojik tehlikeler; Bakteri, virüs, parazit, küf ve toksinler Kimyasal tehlikeler; Pestisitler, veteriner ilaçları, doğal toksik maddeler, endüstriyel kontaminantlar, gıda işleme sırasında oluşan toksik maddeler, gıda katkı maddeleri, Fiziksel tehlikeler; cam, metal, plastik, taş, toprak, tahta parçaları, kıl v.b, radyoaktivitedir. Gıda kaynaklı hastalıklarda mide ağrısı, kusma ve ishal olabilir. Ağır metaller veya doğal toksinlerle kontamine olmuş gıdalar KANSER VE NÖROLOJİK HASTALIKLAR gibi kronik hastalıklara neden olur. K.K.- Tarladan sofraya gıda güvenirliliği hakkında kısaca bilgi verir misiniz? T.B.B- Tarladan sofraya kadar, çevre ve insan sağlığına zarar vermeyen, üretimin her aşamasında gerekli kontrolleri yapılmış, sağlıklı ve güvenilir ürünlerin temin edilmesidir. Tarladan sofraya gıda güvenilirliği dediğimiz zaman hayvan sağlığı, bitki sağlığı, hayvan yemlerinin güvenilirliği, gıda maddelerinin güvenilirliği, gıdaların etiketlenmesi, merkezi yetkili gıda güvenilirliği otoritelerinin kontrol ve denetimlerini kapsamaktadır. K.K.- Bu konuda çıkmış olan yasal düzenlemeler nelerdir? T.B.B- 28 Haziran 1995 tarihinde çıkarılan 560 sayılı “ Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair” kanun hükmündeki kararnameye HACCP ile ilgili bilgiler gıda ile ilgili hükümler yerleştirilmiştir. • Ulusal Gıda ve beslenme Eylem Planı (2003) • Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi (2004) • Biyogüvenlik Kanunu (2010) • Veteriner Hizmetleri Bitki sağlığı, Gıda ve Yem kanunu (2010) • 2009 yılında Gıda, Tarım ve hayvancılık Bakanlığı tarafından “ Güvenilir Gıda Sağlıklı Yaşam” kampanyası başlatılmıştır. • “Alo 174 Gıda Hattı” 14 Şubat 2009 tarihinde hizmete girmiştir. • Gıda hijyeni yönetmeliği (2011)Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri (2011) • Görevler madde 2 -(1) gıda üretimi, güvenliği ve güvenilirliği genel politikaları belirlemek, uygulamasını izlemek ve denetlemektir. K.K.- Ülkemizdeki gıda güvenilirliği hakkında bilgi verir misiniz? T.B.B- Gıda güvenilirliğini büyük üretim yapan yerler mutlaka bilmek zorundadır. Bunu bilmeden analiz belgesi olmadan üretim yapması mümkün değildir. Ama sulama, tarımsal ilaçlar, hayvancılıkta kullanılan ilaçlar, bunların insan sağlığına etkileri konusunda yeterli bilgi sahibi değiliz. Bu konularda eğitimlerin sık sık yapılması gerekiyor. Aslında üreticiden daha çok da tüketicinin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Tüketicinin bilinci gelişirse daha sağlıklı gıdaya ulaşmak isteyecek böylece üretici daha sağlıklı, güvenilir gıda üretmek zorunda kalacaktır. Tarımsal ilaç kullanımına baktığımızda, kişi bilinçsiz bir şekilde önce kendisine zarar veriyor. Doğanın da kendine özgü bir dengesi var, bunu bozduğumuz zaman karşımıza başka zorluklar çıkacaktır. Çiftçimizin ilacı kullanırken önce kendine sonra ürününe, toprağa, çevreye vereceği zararı düşünerek hareket etmesi gerekir. Üreticinin toprağı en iyi şekilde nasıl idare etmesi gerektiği öğretilmelidir. Neden ek kaynaklara gereksinim duyuyor, çünkü istediği verimi alamıyor. Burada Ziraat Mühendislerine çok görev düşüyor. Tarlaya, hayvancılığa yatırım yapılacak mı yapılmayacak mı? Yatırım yapacak- sak nasıl olacak hangi üretim şekli ile yapılmalı, hangi ürün yetiştirilmeli. Ürün planlamasının yapılması, tarım politikalarının belirlenmesi gerekli. Tarlada ve sonraki aşamalarda yapılacak bilinçli üretim güvenilir gıdaya ulaşmamızı sağlayacaktır. K.K.- Üretimden tüketime kadar gıdalarda izlenebilirlik nasıl olmalı? T.B.B- Burada istenen kritik kalite noktalarında tehlike analizin yapılmasıdır. (HACCP) Bu sistem, gıda kaynaklı hastalıkları kontrol etme ve önleme amacıyla gıdalarda biyolojik, kimyasal ve fiziksel zararları kalite ve gıda güvenirliliği beklentileri doğrultusunda ortadan kaldırmayı amaçlayan bir Gıda Güvenirliliği sistemidir. Her üründe kritik kontrol noktalarının çıkartılması gereklidir. Örneğin domateste; domates nerede ekiliyor, hangi tarlada yetişiyor, nasıl sulanıyor, hangi böcekle, hangi kimyasalla karşılaşıyor, depolandığı zaman deponun saklama koşulları ne, transferde neler oluyor, tezgâha nasıl geliyor? Her gıda için önce kritik kontrol noktalarının belirlenmesi gerekiyor. Sonra buna ait kritik kontrol noktalarında kontrollerin, denetimlerin na- sıl yapılacağı belirlenmesi gerekiyor. Kritik kontrol noktalarında gerçekten denetim yapılıyor mu? 2014 yılında 600.000 denetim yapıldığı belirtiliyor. Bu yeterli mi? Yasal düzenlemelerimiz var ama denetlemelerimiz yoksa bir işe yaramıyor. K.K.- Gıda güvenilirliğinde yasal yaptırımlar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? T.B.B- Yasal yaptırımlar belirlenmiş ama denetimlerdeki çok başlılık büyük sorun. Bir taraftan Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanlığı, diğer taraftan Sağlık Bakanlığı ve belediyeler denetimde yer alıyor. Uç noktalarında denetimler nasıl yapılıyor? Şikâyet üzerine gidiliyor, karalama kampanyaları başladı, şikâyet üzerine istenilen özelliklere uymayan aykırı üretim yapan firmalar teşhir edilmeye başlandı. Bu durumda da tüketici bilinci önemli. Önemli olan tüketicinin doğru seçim yapması, üretici istediği ürünü üretsin satamadığı zaman üretemez, üretmeye devam edemez. Sağlıkçı olarak bize düşen görev insanları bilinçlendirmek olacak. Hayatımız için elzem olanları öğretmemiz lazım. Bu konuda görev alacak kişilerin sağlık okuryazarlığının artırılması yönünde sorumlu bakanlık Sağlık Bakanlığıdır. Halka eğitim verilmeli. Toplum sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezlerinde çalışan kişilerin aynı düzeyde eğitim almış kişilerin halkı eğitim vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu eğitimler yapılıyor ama okullardan mezun olan kişiler aynı standartta mezun olmuyor. Eğitimler aynı seviyede olmayabiliyor. K.K.- Güvenilir gıda tüketmede tüketici bilinci yeterlimi? T.B.B- Risk altında olan gruplar özellikle bebek, çocuk, hamile, yaşlı, emzikli en önemli risk gruplarıdır. Çünkü gıdalardan kaynaklanacak herhangi bir zehirlenmeden bu gruplar etkileniyor. Bebeklik döneminden itibaren ne kadar maruz kalırsanız o kadar etkilenmede fazla olur. Tüketici bir şeyler biliyor ama o kadar bilgi kirliliği var ki kafası karışıyor. Şöyle ki; bir gün boyunca dört TV kanalına baksanız dört kanalda da farklı şeyler söyleniyor. Bunlarda yetkin ağızlar. Böyle olunca tüketici kendine en yakın hissettiği Köy-Koop Haber Mayıs 2015 13 Sür-Koop 13. Olağan Genel Kurulunu Gerçekleştirdi KOOPERATİFÇİLİK yetkin kişiye inanıyor. Ona göre davranış biçimini değiştiriyor. Bunların düzenlenmesi gerekiyor. Gıda hakkındaki bilginin tek ağızdan yapılması gerekir. Herkes gıda ile ilgili konuşmamalı. Cezalar yeterli olmuyor. Cezayı alıyor. Yine konuşmaya devam ediyor. Gıdacı, ziraatçi, beslenmeci, diyetisyen, hekim konuşuyor. Tüketici kendine en yakın olanı tercih ediyor. Bu nedenle; Tüketici güvenli gıdaya ulaşma yöntemleri hakkında iyi bilgilendirilmelidir. Tüketici; yeterli ve dengeli beslenmeyi ve doğru gıda tercihlerini, gıda kaynaklı yaygın hastalıkları ve önleme yöntemlerini, güvenli gıda sağlama basamaklarını, gıda etiketlerinde yazanları bilmelidir. K.K.- Sağlıksız gıda tüketmenin sonuçları nelerdir? T.B.B- Gıdada sağlıksız gıda tüketimi en hızlı gıda zehirlenmesi yapar. Risk altındaki gruplarda ölümlere neden olabilir. Bu akut etkisi. Asıl önemli olan kronik etkisidir. Etkisi 30 yılda çıkar. Gıdalarda muatap olma sonucu bir takım yan etkileri oluyor, Vücutta birikim yapıyor, ondan sonra insanlarda bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar denilen beslenmeye bağlı hastalıklar çıkıyor. Hipertansiyon, hiperkolestrol, inme, kalp hastalığı, bazı kanser hastalıkları buna bağlı. Ne kadar yanlış beslendiyseniz, ne kadar kötü beslenmeye maruz kaldıysanız, dozu ne kadarsa o kadar hastalıkla karşılaşıyorsunuz. Belirli bir yaşta hipertansiyon hastası olabilirsiniz. Ama beslenmeye bağlı olarak 45 yaşında da olabilirsiniz 65 yaşında da karşılaşabilirsiniz. Karşılaştıktan sonra kronik hastalıklarla geçirilen süre çok önemli. Sağlıksız geçirilen günlerin sayısının % 53ünden beslenme faktörleri sorumlu. Hayat kalitesini çok etkiliyor. Temele ne koyarsanız sonuçta onunla karşılaşıyorsunuz. Beslenmeye bağlı faktörler hayat kalitemizin % 55 inden sorumlu. Beslenme, güvenilir gıdaya, sağlıklı gıdaya, yeterli ve dengeli gıdaya ulaşma çok önemlidir. K.K.- Medyada bilgi ve haber aktarımında karşılaşılan sorunlar nelerdir? T.B.B- İnanılmaz bir bilgi kirliliği var. Bu bir eğitim meselesi. En az 5 yıl okumanız gerekli ki bir gıda ile ilgili bilginiz olsun. Ama herkes ben biliyorum diye bir şey söylüyorsa hele ki akademik unvanlar kullanılarak söyleniyorsa sorunlar artıyor. İnanılmaz bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Bu sorun nasıl çözülür, nasıl bir denetim mekanizması getirilirin üzerinde durmak lazım. Bilmemek sorun de- ğil, yanlış bilenin yanlışını düzeltmek çok büyük bir sorun. Medyanın da kendine ait bir sorumluluğu olması gerekiyor. Konu ile ilgili bir şeyler söyleyen kişinin ne kadar yetkin olduğunu bilmek lazım, halkın da okuryazarlığının artması gerekli. Reklamlar çok büyük problem. Bir reklamın zararlı bir reklam olduğuna kara verilmesi 8-12 ay sürüyor. Bu arada satışlar yapılıyor. Televizyon ekranları pazar yerine döndü. Ne yiyelim ne içelim televizyonlara göre karar verir olduk. Herkes bir şeyler pişiriyor, beslenme uzmanları, diyetisyenler insanların hastalanmadan yaşamalarını öngörmek yerine sürekli formüller atıyor. Herkes konuşuyor. Gıda güvencesinin bir maddesi de halkın onurunu zedelemeyecek şekilde programlar yapılmalı der. Ama TV programlarında alım gücü olsun olmasın dikkate almayarak programlar yapılıyor. K.K.- Üretimde kayıt dışılık ve serbest rekabetin gıda güvenliğine etkisi nedir? Kayıt dışılık çok önemli. Serbest rekabette de kuralları belirlememiz gerekir. Kuralları belirlemeden kim ne üretirse üretsin satış yapalım olmaz. Denetimsiz ve kayıt dışı üretim bizim en önemli problemimiz. Ben bir tüketici olarak birçok yerde açıkta satılan gıda maddesi buluyorum. Kayıt dışılığı kesinlikle önlememiz lazım. Bir taraftan da denetlenemeyen organik ürün adı altında satışlar arttı. Halkın sağlığı ile oynanmaması gerekir. K.K.- Güvenilir gıdaya ulaşılmak için ne yapılması gerekir? Denetimli gıdaların tüketilmesi daha doğru olacaktır. Bu seferde fiyat avantajı ve dezavantajı karşımıza çıkıyor. Küçük üreticilerinde birleşerek büyük firmaların ürettiği ürünlerin kalitesinde ürün üretip satması gerek. Ayrıca beslenmemiz için gerekli olan gıdalar belli, çeşit olsun diye kalitesi düşük ürün almanın yeri yok. K.K.- Son olarak üretici ve tüketicilere önerileriniz nelerdir? Sağlıklı gıda üretmek için bilinçlenmek, bilinçli üretim yapmak gerekir. Tüketici olarak ise; gıdaların hepsi bizim beslenmemiz için zorunlu değil. Beslenmemiz için gerekli olanları seçip sağlıklı olan yerlerden almak gerekir. Tüketici olarak da mutlaka bilinçli olmamız gerekiyor. Sonuçta güvenilir gıda, sağlıklı beslenmek, sağlıklı olmak için önemli ve öncelikli bir konudur. Yeterli ve dengeli beslenme yanında gıda güvencesi, gıdaya ulaşılabilirlik, toplumun her kesiminin eşit bir şekilde sağlıklı beslenme olanaklarına erişiminin sağlanması gerekir. 17 Nisan Dünya Çiftçi Mücadele Günü Kutlu Olsun… Bundan yirmi yıl önce, 17 Nisan 1996’da Brezilya’daki Topraksız Kır İşçileri’nden (MST) bir bölümü toprak dağılımında adaleti sağlamak için toprak reformu gerçekleştirmeye çalışırken, 19’u şirket ve devletin güvenlik güçleri tarafından acımasız bir şekilde katledilir. Bu sırada küresel çiftçi örgütü La Via Campesina (Çiftçi Yolu) Meksika’da II. Genel Kurulu’nu gerçekleştirmektedir. Acı haber Genel Kurul’da duyurulur, herkes çok üzgündür. Brezilyalı Topraksız Kır İşçileri’nin katledildiği gün olan 17 Nisan’ın bundan böyle Çiftçi Mücadele Günü olarak anılması, bu genel kurulda kararlaştırılır. O tarihten bu yana 17 Nisanlar Çiftçi Mücadele Günü olarak dünya ölçeğinde anılımaktadır. »» Türkiye Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği’nin (SÜR-KOOP) 22 Nisan 2015 tarihinde gerçekleşen Mali Genel Kurulunda Türkiye balıkçılığının ve kooperatifçiliğinin sorunları konuşuldu. Ankara Plaza Otel Konferans Salonunda gerçekleşen Genel Kurula; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Balıkçılk ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Turgay Türkyılmaz, Türkiye Sulama Kooperetifleri Genel Başkanı Halis Uysal, KöyKoop Merkez Birliği Genel Müdürü Turgay Solmaz, Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Temsilcisi Cafer Çatalbaş, Türk-Konut Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Abidinoğlu, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Twinnig Proje Koordinatörleri Dr. Erhan Ekmen ve Esther Koopmanschap, Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlileri, sivil toplum kuruluş temsilcileri, kooperatif ortakları ve basın mensupları katıldı. Yeni Yasa Bir An Önce Çıkmalı Sür-Koop’un gerçeleştirmiş olduğu faaliyetleri içeren bir sunumun ardından, Genel Kurul açılış konuşmasını yapan Sür-Koop Genel Başkanı Ramazan Özkaya, “Bütün sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer tüm paydaşların görüşleri alınarak ve büyük emekler harcanarak, genel müdürlüğümüzün de çalışmalarıyla birlikte hazırlanan 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanun Taslağı Başbakanlığa gönderilmiştir. Bütün beklentilerimiz bu taslağın Başbakanlıktan TBMM’ne getirilerek kanunlaşması yönündeydi. Ancak bugüne kadar maalesef bu gerçekleşmedi. Hazırlanan bu taslağın içerisinde eksiklerimiz olabilir. Bu eksiklerimizi yasa çıktıktan sonra da tamamlanabilirdi. Yeni yasaya acil olarak ihtiyacımız var ve bu yasanın bir an önce çıkması gerketiğini düşünüyoruz.” dedi. 1971 yılında çıkan 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunun o günün şartlarında çıkan en iyi kanunlardan birisi olmasına rağmen, gelişen günün şartlarına ve ihtiyaçlarına karşı yetersiz kaldığını belirten Özkaya, “Dünyada yaşanan ekonomik krizlerde gördüğümüz gibi üçüncü sektör olarak anılan kooperatifçiliğin gelişmiş olduğu ülkeler krizden en az etkilenenler oldu. Yurt dışına yapmış olduğumuz ziyaretlerde, kooperatiflerin özellikle balıkçılık sektöründe piyasaya, pazara müdahale edebilen güçlü yapılarıyla karşılaşıyoruz. Bu ülkeler balıkçılığın sürdürülebilirliliğini tam anlamıyla sağlayabilmişler. Ülkemizde de ihtiyaçtan doğan kooperatif oluşumlarının başarıyı yakaladıklarını görüyoruz. Gelişmiş ülkelerdeki gibi bir kooperatifçiliğimizin olmasını istiyorsak, herkesi suçlayarak değil, kooperatiflerimizi bölge birliklerimizi ve merkez birliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Tabi bunu yaparken de yasal desteğe ihtiyacımız var. Bu desteği de aldığımızda da piyasaya etki yapacak gücü bulabilir, balığın reel fiyattan satılabileceği, kooperatif ortaklarımızın kazançlarından mutlu olacağı günlerin yakın olacağına inanıyoruz.” dedi. Ülkemizdeki balıkçılığın gelişmesi, büyümesi ve kazançlı hale gelebilmesi için tüm paydaşlara görevler düştüğünün altını çizen Sür-Koop Genel Başkanı Ramazan Özkaya, “Bu görev kamudan tutun da voltacıya kadar her kademeyi ilgilendiriyor. Bizlerin büyük veya küçük olsun, kaçak avcılığa, yanlış avlanmaya, stoklara zarar veren her türlü faaliyete müsade etmememiz gerekiyor. Denizlerimizi ya hep beraber kurtaracağız ya da hep beraber batıracağız.” diye konuştu. Karadeniz’e sınırı olan çoğu ülkenin AB üyesi olduğunu bu nedenle Bölgesel Balıkçılığa geçme durumuyla karşı karşıya kalınacağını belirten Özkaya, “Bölgesel balıkçılığa geçtiğimizde karşımıza kotalar çıkacaktır. Onun için tüm balıkçılarımıza diyoruz ki, curnalarınızı lütfen doğru bir şekilde işleyin. Şuanda Karadenizde yılda 600-700 bin ton hamsi yakalarken, resmi rakamlarda bu sayının 250 bin civarında olduğunu görüyoruz. Avlanma planlarımızı doğru yapabilmemiz için bu verilerimizin mutlaka doğru olması gerekiyor. Verilerimiz doğru olmazsa, denizden ne çıktığını bilemezsek kota da koyamayız. Kooperatifler olarak da balıkçılar olarak da şeffafız, biz yetki istiyoruz, avlanma planlaması istiyoruz, kota istiyoruz, reef fiyattan satış için önlemlerin alınmasını istiyoruz diyebilmeliyiz. Bunu yüksek sesle söylemeliyiz. Tüm bunları yapabilmenin yoldu da birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz den geçiyor. Büyük küçük diye ayrım yapmadan, denizler hepimizin gelin bu sektörü elbirliğiyle kazançlı hale getirelim, eksiklerimizi düzeltelim, balıkçılığımızı sürdürülebilir kılalım” diye konuştu. Rekabetten Korkmayın Ülkemizde üretici örgütlerinin Avrupa Birliği’ne uyumu konusunda gerekli çalışmaları yapmak üzere Avrupa Birliği Katılım Öncesi Aracı (Instrument Pre-Accession - IPA-1) kapsamında finanse edilen GTHB Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı tarafından yürütülen; “Balıkçılık Üretici Örgütlerinin Kurumsal Kapasitelerinin Arttırılması - Institutional Capacity Building for Fishery Producer Organisations” başlıklı Eşleştirme (Twinning) Projesi, Projeler ve Dış İlişkiler Koordinatörü Dr. Erhan Ekmen Genel Kurulda yaptığı sunumun ardından yaptığı konuşmasında, “Rekabetten korkmayın, sizler güçlüsünüz. Rekabet ortamında daha çok gelişir ve büyürsünüz. Ayrı ayrı olmak yerine, bahsedilen küçük ve büyük oluşumlar bir yerde birden fazla oluşumlar şeklinde ayrılmak yerine, onlarla bir araya gelmenin yollarını bulmalısınız. Bunu yaptığınız zaman da daha büyük ve güçlü olursunuz. Aslında bu durum sizler için bir sorun ya da engel değil, bir fırsat. Bu konuyu böyle değerlendirdiğiniz zaman daha doğru bir yaklaşım olacağına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu. Küresel ısınmanın her türlü platforda konuşulması gerektiğini, küresel ısınma yüzünden Türkiye’de 2025’li yıllarda çölleşme olacağını vurgulayan Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği (TÜSKOOP) Genel Başkanı Halis Uysal, “Bugün Türkiye küresel ısınmanın risk grubu ülkelerin başında geliyor. Bilim insanlarının yaptıkları araştırma sonuçlarına göre Ege ve Akdeniz bölgelerimiz bundan ençok etkilenecek yerler olacağı görülüyor. Küresel ısınmanın bir sonucu olan kuraklığı son dönemlerde daha da çok yaşamaktayız.” dedi. Küresel ısınma ve kuraklıkla mücadelede su kullanıcı örgütleri ve modern sulama sistemlerinin önemine de değinen Uysal, "Küresel ısınma risk grubunda yer alan Türkiye'de 112 milyar metreküp su rezervinden 41 milyarı kullanılıyor. Bunun da yüzde 75'i tarımda harcanıyor. Bu oran başka ülkelerde yüzde 45’i geçmemektedir. Suyun yüzde 75'ini kullanan bizler, su yönetimlerinde yer almıyoruz. Suyu, tarımla birlikte ele almak gerekiyor. Suyu kontrol altına almak mecburiyetindeyiz. Su kaynaklarının tüketilmesi kadar korunması da önemli. Çevresel atıkların su kaynaklarına verdiği zarar, tüketicinin sofrasına kadar ulaşamaktadır" diye konuştu. Son 15 yıldır sektörde kurumsallık açısından güzel gelişmeler yaşandığını söyleyen Balıkçılk ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Turgay Türkyılmaz ise yaptığı konuşmasında, “1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunun bu yasama yılı döneminde çıkarılması hepimizin temennisiydi ancak gerçekleşemedi. Yeni yasama döneminde ele alınacak ilk konular arasında Su Ürünleri Kanunu var. Yaşanılan sorunların çözümünün yasal dayanağı da bu kanun içerisinde yer almaktadır” dedi. Merkez Birliğinin yapmış olduğu çalışmalardan duyduğu memnuniyetini dile getiren Türkyılmaz, Su Ürünleri Merkez Birliği’nin artık uluslararası arenaya çıktığını, Türkiye’yi temsil ettiklerini bu anlamda da emeği geçen herkese teşekkür etti. 14 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber TARIM Ülkemizdeki Organik Tarım Pazarı »» Organik tarım, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyen, üretim sürecinde kimyasal girdi kullanılmadan, her aşaması kontrollü ve sertifikalı bir tarımsal üretim sistemidir. Doğal kaynakların ve ekolojik dengenin korunması esas alınarak yapılan bu üretim sistemine ekolojik ya da biyolojik tarımda diyebilmekteyiz. Organik tarım, üretilen ürünün sertifikalandırıldığı bir üretim şekli olduğundan, bu süreç kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının denetiminde ve sözleşme dâhilinde yapılmaktadır. Bu nedenle organik tarıma başlamak isteyen çiftçi öncelikle üretimi yapacağı arazisinin; geleneksel üretim yapılan bölgelerden, yollardan, sanayi tesislerinden, maden işletmelerinden kentsel atıkların bırakıldığı alanlardan, kirletici atıklar içeren akarsu ve yeraltı sularından etkilenmeyecek uzaklıkta olması gibi çevre şartlarını sağlayarak kontrol ve sertifikasyon kuruluşuna başvurmaktadır.Organik tarım üreticileri, ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar olan işlemlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş 20 adet Kontrol ve sertifikasyon Kuruluşu tarafından kayıt altına alınarak izlenip ve denetlenmektedir. Öğr. Gör. Zuhal ÖZKAN Gaziantep Üniversitesi Araban Meslek Yüksek Okulu-Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölümü lidir. Ülkemizde Ankara, İstanbul, İzmir vb. de sertifikalı organik ürünlerin bulunduğu ve yaş sebze -meyveyi de içeren organik pazarlar kurulmaktadır. Bu ülkemiz için sevindirici bir gelişmedir. Ancak yeterli değildir. Bu gibi pazarların daha da yaygınlaşması gerekmektedir. Ancak bu şekilde organik tarım üreticisini tüketiciyle buluşturabiliriz. Tabi organik ürünlerin fiyatlarının konvansiyonel tarım ürünlerine göre fazla olması da talebi sınırlayan diğer bir faktördür. AB ülkelerinde Organik tarım, 1900’lü yıllarda başlayan bireysel girişimler veya hobi şeklindeki sağlıklı doğal gıda üretimi ve sürdürülebilirtarım felsefesiyle için ön plana çıkmıştır. Daha sonra 1972’de kurulan ve merkezi Almanya'da olan "Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu" (IFOAM) tüm dünyadaki organik tarımın gelişmesi için gerekli standart ve yönetmelikleri hazırlayıp, üreticilere sunmuştur. Ülkemizde organik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa’daki gelişmelerden farklı şekilde ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda ilerlemiştir. Bu taleplerin artışı organik üretim yapılan tarım alanlarının artmasına sebep olmuştur. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2013 yılı verilerine göre bu gün ülkemizde organik olarak yetiştiriciliği yapılan ürünler ve doğal ürünler olmak üzere toplam ürün sayısı 213 adettir. Ülkemizde 60.797 adet organik tarım üreticisi, 1.620.466 ton organik üretimi, 769,014 hektar alanda gerçekleştirmektedir. IFOAM tarafından 165 ülke arasında gerçekleştirilen organik tarım araştırmasına göre Türkiye, en fazla organik tarım arazisine sahip 14'üncü ülke konumundadır. Türkiye′de üretilen organik ürünler arasındaki ürün dağılımını incelediğimizde % 29,09 kurutulmuş incir,%26,48 kuru üzüm ve%10,56 fındık üretimi ilk sıraları alırken tahıllar, taze veya işlenmiş sebze ve meyveler, baklagiller, baharatlar, tıbbi ve aromatik bitkiler, çay çeşitleri, endüstri bitkiler ve çeşitli işlenmiş ürünler daha sonraki sıralarda yer almaktadır. İhracat ürünlerimiz arasında meyve suları, baklagiller ve işlenmiş meyve sebze grubu yer almaktadır. En çok Organik ürün ihracatı yapılan ülkeler arasında Almanya, ABD ve Fransa ilk sırada bulunmaktadır. Dünyadaki organik tarım pazarı 63 milyon doları aşmış durumdadır. Raporlara göre organik pazarda Türkiye'nin yaklaşık 350 milyon dolarlık bir paya sahip olduğu tahmin edilmektedir. Son yıllarda tüketicilerde özellikle insan ve çevre sağlığı bilincinin artmaya başlamasıyla birlikte organik ürünlere talep de artmıştır. Ancak talebin artması maalesef yeterli değildir, tüketicinin bu ürünlere kolay erişebilirliliği de son derece önem- BİO ürün olarak satılan sertifikalı organik ürünler, ülkemizdeki gibi 2,5-3 katlık bir artış oranıyla satılmamaktadır. Tabi bu ülkelerde organik tarım bize göre çok daha profesyonel bir mantıkla yapılmaktadır, ayrıca organik tarım üreticilerinin sayılarının fazla olması rekabeti arttırmakta bu rekabette üründe fiyatın düşmesi olarak yansımaktadır. Bu nedenle AB ülkelerinde toplumun her kesiminden tüketici bu ürünleri kolaylıkla alıp tüketebilmektedir. Bu şekilde bu ürünlere olan talep de arzı doğurmaktadır. Temennimiz bizim ülkemizde de organik tarım pazarının bu duruma gelmesidir. Organik ürünlere her anlamda erişebilirliği sağlayan bir ekonomik sistemin oturması son derece önemlidir. Aksi halde bu ürünler toplumun sadece belirli bir kesimine hitap etmeye devam edecektir. Bizlere düşen görev ise daha bilinçli organik tarım üreticileri için gerekli yayım ve eğitim faaliyetlerinin yapmak ve organik tarımın ülkemizde yaygınlaşması için gereken katkıyı sağlamaktır. Türk Balı İtalya'da Altın Madalya Kazandı »» Mersin'in Erdemli ilçesinde Eğriçayır Yaylası'nda üretilen bal, İtalya'da düzenlenen "BIOLMIEL 2015" organik bal yarışmasında altın madalya kazandı. 10 ülkeden 162 üretici katıldığı yarışmada altın madalya alan Celal Çay; Anadolu yaylalarındaki doğal flora zenginliğinin organik arıcılık için uygun ortam sunduğuna dikkati çekerek, "Daha önce üç dünya ikinciliği bir de dünya üçüncülüğü elde ettik. Bu yıl da ülkemize altın madalya kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Toroslar'da ürettiğimiz balla girdiğimiz yarışmalarda derece almamızın üç sebebi var. Birincisi, Akdeniz Bölgesi, yazları çok kurak geçtiğinden bitkiler az nektar salgılıyor ancak aroması, tadı ve kokusu yoğun oluyor. İkincisi, kimyasal kalıntı bulunmuyor. Diğer neden ise Toros florasının zenginliği."dedi. Eğriçayır balının bu yıl ilk ihracatı- nı Ortadoğu 'ya gerçekleştirdiklerini anlatan Çay, "Japonya ve Kore'den de talep alıyoruz. Önceleri, Avrupa 'ya ihraç edilmek istenen Türk ballarında tarımsal ilaç kalıntısı çıkması sebebiyle imajımız zedelenmişti. Aldığımız ödüllerle bu algıyı iyi yöne çevirmeye başladık. Türkiye 'de organik arı ürünü üreten diğer firmalar da bu tür yarışmalara katılıp, dereceler alırsa Türk balının yurtdışındaki imajını düzeltmiş oluruz" diye konuştu. Türkiye yıllık 45 milyar tutan tarımsal hasılasının 2 milyarını baldan elde ediyor. İlaçlı Mücadelede Dirençli Böceklere Dikkat! »» Günümüzde, tarımsal üretimde zararlı böcekler önemli ölçüde verim kaybına neden olabilmektedir. Bu zararlılarla mücadele edilmediği takdirde %100’e varan ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Tarımsal üretimde bu zararlı böcekler ile savaşımda farklı mücadele yöntemleri kullanılmaktadır. Bu yöntemler arasında kültürel önlemler, biyolojik mücadele, biyoteknik mücadele ve ilaçlı (kimyasal) mücadele yer almaktadır. Üreticilerimiz, bunlardan en etkili ve çabuk sonuç veren sentetik kökenli tarım ilaçlarının kullanıldığı kimyasal mücadeleyi tercih etmektedirler. Ancak kimyasal mücadelenin uzun vadede insan ve çevre sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu yapılan çalışmalarla da ispatlanmıştır. Yapılan bilinçsiz ilaçlamalar faydalı böceklerin biyolojileri ve davranışlarını da olumsuz etkilemektedirler. Bunlara ek olarak ülkemiz için tarım ürünleri ihracatında sorun yaratan kalıntı problemi ve zararlı böceklerde görülen direnç, kimyasal mücadelenin diğer olumsuz etkileri arasındadır. Peki, zararlı böceklerde tarım ilaçlarına karşı direnç ne demektir? Kısaca özetlemek gerekirse, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 1957 yılında “Bir popülasyondaki böceklerin çoğunu öldüren ilaç dozuna, diğer bir popülasyonunun tolerans göstermesi” olarak tanımlamıştır (Brown, 1958). Böceklerde direnç gelişimi, bilinçsizce ve yoğun olarak kullanılan tarım ilacı baskısı sonucu oluşmaktadır. Bir böcek popülasyonunu göz önüne aldığımızda, bunun içerisinde hem dirençli hem de hassas böcekler karışık halde bulunmaktadırlar. Çiftçilerimiz bu zararlıları ilaçladıkları zaman hassas böcekler ölürken, dirençli böcekler hayatta kalmakta ve bu direnci döllerine aktarmaktadırlar. Bu şekilde ilaca maruz kalan zararlı böceklerde bir süre sonra direnç oldukça yüksek düzeylere çıkarak bütün böceklerde kalıcı hale gelebilmektedir. Aynı zamanda böceklerin hızlı üreme kapasitesi, göç ve konukçu durumu, tarım ilaçların kalıcılığı ve özellikleri ile ilaçların kullanım talimatlarına uyulmaması da direnç gelişimini teşvik edebilmektedir (Velioğlu ve Erdoğan, 2007). Aslına bakarsanız, böcekte direnç gelişirse gelişsin bunun bizimle ne alakası olabilir ki diye düşünebilirsiniz. Ancak durum hiç de böyle değildir. Yapılan ilaçlama sonucunda direnç kazanan zararlı böceklerin ölmemesi nedeniyle çiftçilerimiz aşırı dozda ve sık ilaçlama yapmaktadırlar. Bu durum ürün maliyetini arttırmakta ve direnç sadece üreticileri değil biz tüketicileri de olumsuz olarak etkilemektedir. Zararlı böceklerde gelişen bu direnç karşısında biz ne yapabiliriz?. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki di- Duygu Demiröz Ziraat Yüksek Mühendisi Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü Fizyoloji ve Toksikoloji Bölümü renç gelişimi sadece bizim ülkemize has bir durum değildir ve tüm dünyada görülen önemli bir problemdir. Elbette ki kullanılan tarım ilaçlarına zamanla direnç gelişimi olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Ancak bizler bu direnci yönetebiliriz. Direnç yönetiminde, dikkat etmemiz gereken en önemli husus tarım ilaçlarının önerilen dozda kullanılmasıdır. Ayrıca zararlı bir böceğe karşı uzun süre aynı etken maddeli tarım ilaçlarının kullanılmaması gerekmektedir. Zararlı böcekler ile mücadelede kimyasal tarım ilaçlarının en az ölçüde kullanılmasını hedefleyen ve diğer mücadele yöntemlerini (kültürel önlemler, biyolojik mücadele, biyoteknik mücadele, kimyasal ilaçlı mücadele) de içine alan Entegre Mücadele stratejisinin benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Zararlı böceklerde “Direnç Yönetimi’ de Entegre Mücadele stratejisinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır (Anonymous 2015a). Bu doğrultuda entegre mücadele yaklaşımıyla tarım ilaçlarının insan ve çevre sağlığına verdiği olumsuz etkiler en az düzeye indirilebilecektir. Direnç gelişimini engellemek için üreticilerimizin aldıkları ilaçların ilk önce etiketlerini okuyarak, ilaçları tavsiye edilen zaman, doz ve uygulama sayısında kullanmaları son derece önemlidir. Ayrıca ilaç karışım ve uygulamalarını dikkatli yapmaları ve tekrarlayan uygulamalarda farklı sınıflardan insektisitlerin seçilmesine de özen göstermeleri gerekmektedir. Üreticilerimizin, tarımsal ilaçlara karşı zararlı böceklerde görülen direnç konusunda bilinçlendirilmeleri ve bu konuya en az bizler kadar hassasiyet ile yaklaşmaları da yapılacak eğitim ve yayım faaliyetleri ile sağlanmalıdır. KAYNAKLAR: Anonymous (2015a). www.irac-online.org . (Erişim tarihi 21.04.2015). Brown, A. W. A. 1958. Insecticide resistance in arthropods. WHO Monograph Series, No: 38, 240 p., Switzerland. Velioğlu, A. S. ve Erdoğan, C. 2007. Tarımsal Alanlarımızın Önemli Zararlıları. Bilim ve Teknik, 40 (471): 54-55. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 TARIM AB’nin Dijital Tek Pazar Politikası »» AB’nin 30 Haziran 2015 tarihine kadar sürecek Letonya dönem Başkanlığı’ndaki öncelikleri; Avrupa 2020 Stratejisi’ne paralel olarak, AB’nin küresel rekabet ortamına adapte olması, işsizlik gibi yapısal sorunun AB genelinde azaltılması ve istikrarlı bir ekonomik büyümenin sağlanması için atılacak stratejik adımları içerecektir. Bu süreçte, AB’nin gündemi, üç temel başlık üzerinden hazırlanmıştır: 1- Büyümeyi ve istihdamı artırması için rekabetçi bir Avrupa, mevcut medya kurallarını ve telekom kurallarını gözden geçirecek, 2- Avrupa ekonomisinin dijital potansiyelinin artırılması ve bu bağlamda Dijital Tek Pazar Avrupa’sının oluşturulması, 3- AB’nin küresel rolünün sağlamlaştırılması yönünde katılımcı bir Avrupa. Avrupa Birliğinin Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Başkanlığındaki AB Komisyonunun 2015 yılı çalışma programı içerisindeki 10 temel önceliği olan politikalar şunlardır: 1. Dijital Tek Pazar Politikası 2. Enerji Birliği ve İklim Değişikliği Politikası 3. İşler, Büyüme ve Yatırım için Yeni Teşviklerle İlgili Politikası a) € 315 milyar dolar yatırım Planı b) Çalışma Entegrasyonu ve İstihdam İçin Teşvik c) Avrupa 2020 Stratejisinin yeniden gözden geçirilmesi 4. Demokratik Değişim Politikası 6. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması 7. Adalet ve Temel Haklar Politikası a) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi b) Güvenlik üzerinde Avrupa Gündemi 8. Daha Derin ve Daha Adil İç Pazar Stratejisi a) Çalışma Hareketlilik Paketi b) Sermaye Piyasası Birliği Eylem Planı c) Finans Kurumu Kararı İçin Çerçeve Oluşturulması d) Havacılık Paketi 9. Göç Hakkında Yeni Bir Politika 10.Global Bir Aktör Olarak AB a) Avrupa Komşuluk Politikası b) 2015 yılı sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Dijital Tek Pazar Politikası AB Komisyonu 25 Mart 2015 tarihinde Brüksel’de tüm eylem alanlarına yönelik olarak Dijital Tek Pazar Stratejisini kabul etmiştir. Dijital Teknoloji günlük yaşamın bir parçasıdır. Çünkü eğitim almadan film izlemeye, online alışveriş yapmaya, arkadaşlarımızla ve hayatımızda iletişim halinde olduğumuz diğer kişilerle bağlantı kurmaya kadar birçok alanda kullanılan internet, dijital fırsatların bulunabileceği bir altın maden değerindedir. Fakat AB’deki insanlar ve şirketler her gün sınır ötesi malların teslimatından, bağlantı kurulamayan e-hizmet’e kadar olan alanlarda birçok engellerle karşılaşmaktadırlar. Dijital hizmetler genellikle ulusal sınırlar içinde kalmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Başkanlığındaki Komisyon, bu engelleri ortadan kaldırmak için Dijital Tek Pazar oluşturmayı bir öncelik haline getirmiştir. AB’nin tek pazar politikası, Avrupa kıtasında büyümeyi ve yeni iş imkânlarını arttırma ilkesine dayanmaktadır. Günümüzde AB Yüksek Komiserler Kurulu, Dijital Tek Pazar Stratejisi hakkındaki ilk tartışmayı başlatarak, tüketiciler ve işletmeler için benzer gerçek değişimleri tetikleyecek ana alanlarda başlatacağı çalışmalara odaklanmıştır. Bu çalışmaların içeriğinde üzerinde durulan Dr. Nezaket CÖMERT Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] temel noktalar şunlardır: • İnsanların sınır ötesi sosyal ve iş amaçlı iletişimlerini bloke edecek tüm engelleri ortadan kaldırabilecek online iletişim kurabilme olanaklarının geliştirilmesi, • Özellikle yenilikçi işletmelere sadece iç pazarda değil, AB’nin sınırlarının dışındaki pazarlarda da etkili olmaları yönünde yardımcı olunması, • Dijital çağdan daha iyi servis, daha fazla katılım ve yeni iş imkânları açısından tam olarak faydalanılması, • Avrupa 28 tane farklı AB üyesi ülkenin telekomünikasyon hizmetleri, telif hakkı, bilgi teknolojisi (IT) güvenliği ve veri koruma ile ilgili farklı kurallarının olması nedeniyle dijital devrimin ön planında yer alamıyor. Bu nedenle, internetin avantajlarını kullanarak sanayide, büyümede yeni başlangıçlar yapan ve yeni iş modellerine izin veren bir Avrupa Pazarına ihtiyaç duyulması, • İnsanların, Bilgi Teknolojileri (IT) alanındaki becerilerini arttırmaya ve işlerini çağın gereksinimlerine göre geliştirmeye yönelik yatırımlar yapmak zorunda hissetmeleridir. Günümüzdeki uyum tartışmasının içeriği, AB Komisyonunun odaklandığı 3 temel alanı içermektedir: 1. Dijital mal ve hizmetlerin müşterilere ve işletmelere daha iyi ulaşması • Özellikle KOBİ’lerin uyumlaştırılmış tüketici ve sözleşme kuralları ile birlikte daha etkili ve daha ekonomik paket teslimatı için sınır ötesi e-ticaret kolaylaştırılmalıdır. Günümüzde ürünlerin müşteriye teslimat ücretleri ürünün gerçek fiyatından daha yüksek olursa, müşterilerinin sadece % 15’nin başka bir AB ülkesinden online alışveriş yapması sürpriz bir sonuç olmayacaktır. • Jeo-engelleme ile mücadelede; çoğu Avrupalı genellikle hiçbir gerekçe olmadan veya farklı fiyatlar ile yerel bir depoya yeniden yönlendirilerek, diğer AB ülkelerinde mevcut olan online hizmetleri kullanamamaktadırlar. Oysaki bu tip ayrımcılık, Dijital Tek Pazar’da var olamayacak bir durumdur, • Eserleri oluşturanların çıkarları ile kullanıcılar veya tüketicilerin çıkarları arasındaki doğru dengeyi sağlamak için telif hakları yasasının modernize edilerek kültürel çeşitliliğin desteklenmesi sağlanmış olacaktır, • Katma Değer Vergisi (KDV) düzenlemelerinin basitleştirilmesi özellikle KOBİ’lerin sınır ötesi iş aktivitelerini arttırmak için önemlidir. 2. Dijital ağları ve hizmeti geliştirmek için çevreyi şekillendirmek • Tüm dijital hizmetler, uygulamalar ve içerik yüksek hızda internete ve güvenli ağlara bağlıdır ki bu durumda yenilikçi hizmetlerin can damarıdır. Altyapı yatırımlarını güçlendirmek için, Komisyon özellikle tüketici kullanımları ile ilgili ve yeni oyuncuların yeni sorunlara karşı hazırlıklı olmalarını sağlamak amacıyla • Spektrum internet için oldukça önemlidir. Ayrıca, AB’ye üye devletlerarasındaki koordinasyon güçlendirilmesi gereklidir. Avrupa’da uygun spektrum mevcut olmadığı için, en son 4G teknolojisinin yaygınlaştırılmasında önemli gecikmeler yaşanmıştır. Spektrum, ulusal sınırlarda durmadığı için, onun yönetilmesi ile ilgili bir Avrupa yaklaşımı, tüm Avrupa hizmetleri ile birlikte gerçek bir tek pazarı teşvik etmeye ihtiyaç duymaktadır, • Komisyon, etkili bir internete dayalı ekonomi için önemi gittikçe artan online platformlar (arama motorları, sosyal medya, uygulama mağazaları v.b) konusunda bir araştırma yapmaktadır. Bu araştırmanın içeriği; daha çok şeffaflık ile online hizmetlerde güvenin nasıl güçlendirileceği, online değer zincirine nasıl dahil olunacağı ve yasadışı içeriklerin hızlı bir şekilde nasıl çıkarılacağını içermektedir, • Günümüzde Avrupa’daki internet kullanıcıların %72’si online hizmetleri kullanmakta endişeliler. Çünkü çok fazla kişisel verilerin ortaya çıkarılmak zorunluluğu vardır. Bu nedenle, Veri Koruma Yönetmeliğinin hızlı bir şekilde benimsenmesi güvenin artmasında anahtar rol oynayacaktır. 3.Bir Avrupa dijital ekonomisi ve uzun vadeli büyüme potansiyeli olan topluluk oluşturmak • Endüstri Avrupa ekonomisinin önemli bir ayağıdır. Komisyon, yeni teknolojileri tüm sanayi sektörlerine entegre etmek ve akıllı sanayi sistemine(“Sanayi 4.0”) geçmeyi yönetmede yardımcı olmak istemektedir, • Komisyon, sanayi ve toplumdan veri ekonomisinin çoğunu yapmasını istemekte ve verilerin güvenliğin sağlanmasının önemini vurgulamaktadır, • Çevirim içi bilgi dağıtımı (cloud computing) hızla gelişmektedir. Bulut’ta (saklama hizmeti) saklanan dijital verilerin oranı 2013’de % 20’den 2020’de % 40’a çıkacağı tahmin edilmektedir. Paylaşılan ağlar ve kaynaklar ekonomiyi canlandırırken, bir yandan da Avrupa genelinde daha fazla insan, şirket, kuruluşlar ve kamu tarafından kullanımlarının geliştirilmesi için doğru bir çerçevenin oluşturulmasına ihtiyaç duyarlar, • Avrupalılar, birlikte çalışabilir e-hizmet, e-devlet ve e-sağlığa kadar olan her alanda internetin fırsatlarını kullanmak ve iş bulma şanslarını arttırmak için dijital becerilerini geliştirmek zorunda oldukları bilincindedirler. Sonuç olarak, 21.yüzyılın eşiğinde tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki tüm sektörler, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler tüm alanlarda olduğu gibi ekonomide de başarılı olabilmek ve çağın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için; e-pazar ve e-ekonomi ile ilgili altyapısını ve gerekli olan dijital eğitim çalışmalarını planlamalı ve hızla uygulamaya koymalıdr. KAYNAKLAR 1.http://ec.europa.eu/digital-agenda/digital-single-market-analysisand-data 2.http://europa.eu/rapid/pressrelease_IP-15-4653_en.htm 3.http://www.ikv.org.tr/ikv. asp?id=500 17 Nisan 15 »» Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken, her türlü tarım ürününü, samanı bile ithal eder duruma geldik. • Tütün en önemli üretim ve ihraç ürünümüz iken bu gün tüketilen sigaranın tamamı Amerikan Virginia tütünü. • Yerli tohumlar yok edilirken genleri oynanmış tohumlara ve dışa bağımlı bir duruma getirildik. (Yerli tohumların satışı yasak) • Hayvan sayısı azalarak et tüketiminde dışa bağımlı duruma düştük. Üstelik de halkımız en pahalı eti almak zorunda kalıyor. (Halkımızın çoğunluğu et satın alacak durumda da değil.) • Bakliyatta dünya birincisi idik, şimdi mercimeği bile ithal ediyoruz. • Şeker pancarından üretilen şeker ihraç ederken, Amerikan Cargil şirketinin mısır şurubunu kullanmak zorunda kaldık. Şeker pancarı üreticimiz büyük darbe yedi. • Pamuk üretimimiz büyük ölçüde azaldı. Hem tekstil, hem yağ, hem de hayvan yeminde dışa bağımlı bir hale geldik. • Zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünya üçüncüsüyüz ama ürünlerimizi dış pazarlarda hak ettiği değerde ve ürettiğimizle orantılı satamıyoruz. • Sanayi tipi tavukçulukta bütün damızlık yumurtalar İsrail den geliyor. Yılda ödediğimiz para 680 milyon dolar. • 65 milyon dönümden daha fazla arazide üretim yapılmıyor. Köyden kente göç 20 milyonu aştı. Daha pek çok konuda çiftçimizin ve tarımımızın durumu çok kötü. Dışa bağımlılık yalnız pahalılığı değil, sağlıksızlığı, tembelliği, sosyal sorunlarımızı da büyük ölçüde çoğalttı. Bütün bu sorunlarımızın çözümü için her şeyden önce duyarlılık sonra bilinçlenme sonra çalışkanlık ve üretkenlik gerekiyor. Ulusal önderi- miz Mustafa Kemal Atatürk’ çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamayı alışkanlık haline getiren toplumlar, her şeylerini, onurlarını bile kaybetmeye mahkûmdurlar’ derken bu günleri düşünerek bizleri uyarmış. Neden bunlar unutuldu? Çiftçilerimiz, köylülerimiz bu değerlelerini nasıl kaybetmiş? Bunları düşünürken bir 17 Nisan tarihini daha gördük takvim yapraklarında. (Ya da cep telefonlarının ekranlarında) 17 Nisan Duyarlılığın, bilinçlenmenin, öğrenmenin, sorgulamanın, paylaşımın, köylü aydınlanmasının dünyada tek örneği olan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü. 17 Nisan 1940 tarihinde kurulan Köy Enstitüleri 1954 yılında kapatılmıştır. Bu eğitim kurumlarının varlığı devam ediyor olsaydı, bu sorunların büyük bir bölümü yaşanmazdı. Mustafa Kemal Atatürk’ü, Hasan Ali Yücel’i İsmail Hakkı Tonguç’u ve aydınlanmacı bütün köy enstitüsü öğretmenlerimizi saygı sevgi ile anıyoruz. ICA Küresel Konferansı ve Genel Kurulu İçin Kayıtlar Devam Ediyor »» Uluslararası Kooperatifler Birliği ICA’nın 10-13 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak Küresel Konferansı ve Genel Kurulu için kayıtlar devam ediyor. Konferans web sitesi adresi antalya2015.coop/registration-intro ziyaret edilerek kayıt yaptırılabilir. Konferans ve Genel Kurul Antalya Belek’teki Pine Beach Convention and Exhibitiion Center’da yapılacak olup, konaklama için 5 yıldızlı Maritim Pine Beach Resort ya da Papillon Aysha Resort otellerinde yer ayırtmak için www.dekon. com.tr/ICA2015 web adre- sinden rezervasyon yaptırılabilir. Konferansta bildiri sunmak isteyenler, konferans web sitesinndeki formu doldurarak başvurabilirler.Konferans Sekretaryasına aşağıdaki iletişim adresleri yolu ile ulaşılabilir; e-mail: [email protected] Tel: + 32 2 743 10 30 Fax: + 32 2 743 10 39 Sürdürülebilir toprak ve arazi yönetiminin teşviki: üretken bir gıda sistemi sağlamak, kırsal yaşamı geliştirmek ve sağlık bir çevre elde etmek için esastır. 16 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK KOOPERATİF Zeytinyağının Kooperatiflerimiz İçin Bir Fırsat Oskarları Açıklandı »» Değerli Kooperatifçi Dostlar, sizler ile bu ay Avrupa Birliği fon kaynakları kapsamında kullanabileceğiniz Sivil Toplum Diyaloğu adı altında bir fırsattan bahsetmek istiyorum. Sivil Toplum Diyaloğu Programı, Türkiye ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarının, ortak bir konu etrafında bir araya gelerek, üyelerinin birbirini tanımaları, karşılıklı bilgi alışverişi ve kalıcı diyalog kurmalarını sağlayan bir platform olarak 2008 yılında geliştirilmiştir. Türkiye ve AB toplumlarını birbirine yakınlaştıran onlarca farklı alanda bugüne kadar 200’ün üzerinde proje gerçekleştirilmiştir. Sivil Toplum Diyaloğu programının dördüncü ayağını oluşturacak bu dönemde, dokuz politika alanında geliştirilecek projeler için toplam yaklaşık 11 milyon Avro bütçe tahsis edilmiştir. Bu dokuz alan arasında tarım ve balıkçılık alanı da yer almaktadır. Diğer alanlar ise; çevre; enerji; tüketicinin ve sağlığın korunması; adalet, özgürlük ve güvenlik; iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi, bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu; işletme ve sanayi politikası ve eğitim şeklinde sıralanmaktadır. “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” ve “İşletme ve Sanayi Politikası” Hibe Programlarının toplam bütçesi program başına 1’er milyon Avro; “Tarım ve Balıkçılık” Hibe Programının bütçesi 2 milyon Avro’dur. Proje başına asgari olarak 50 bin Avro, azami olarak da 150 bin Avro hibe desteği sağlanacaktır. Program, Avrupa Birliği’nin katılım öncesi mali yardım aracı (IPA) kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilmektedir. Programın teknik uygulamasından Avrupa Birliği Bakanlığı, ihale işlerinden ise Merkezi Finans ve İhale Zeytindostu Derneği 8. Ulusal Natürel Sızma Zeytinyağı Kalite yarışmasının kazananlarını Akhisar Belediyesi Meclis Salonunda düzenlenen törenle açıklandı. Yarışmaya Rekor Katılım Dr. Erhan EKMEN Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu Birimi sorumludur. Tarımsal amaçlı üretici örgütlerinin programdan faydalanabilmeleri amacıyla konunun duyurulması, başvuru öncesi bilgi taleplerinin karşılanması ve teknik bilgi ihtiyaçlarının karşılanması için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde “Sivil Toplum Diyaloğu Programı İrtibat Ofisi” kurulmuştur. Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından geliştirilen “AB ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğu-IV Hibe Programı” çerçevesinde “Tarım ve Balıkçılık” kapsamında başvuruların uygunluğu ile ilgili bazı şartlar aranmaktadır. Türkiye ve AB sivil toplumları arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi amacıyla Türkiye ve AB üye ülke sivil toplum kuruluşları arasında güçlü bağlar kurulması ve işbirliğinin desteklenmesi öncelikli hedeftir. Sivil Toplum Diyaloğu-IV kapsamındaki hibe programlarından faydalanılabilmesi için, projelerde AB ve Türkiye’deki kuruluşlar arasında ortaklık kurulması şartı bulunmaktadır. “Tarım ve Balıkçılık” kapsamında Türkiye’den uygun başvuru sahiplerinin AB Üyesi Ülkelerden kar amacı gütmeyen kuruluşlar ile ortak projeler geliştirmeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Benzer şekilde AB üyesi ülkelerden başvuru yapacak kar amacı gütmeyen kuruluşların da eş-başvuran olarak Türkiye’den başvuru rehberlerinde belirtilen niteliklere sahip kuruluşlar ile ortak bir proje geliştirerek başvurmaları gerekmektedir. Hibe programı kapsamında sunulan projelerin uygulama süreci en az 10 en fazla 15 ay olabilecek ve proje başvuruları ise İngilizce olarak 5 Haziran 2015 tarihine kadar Merkezi Finans ve İhale Birimi’ne yapılacaktır. Hibe başvuru rehberlerine ve detaylı bilgilere buradan ulaşılabilmektedir. http://www.ab.gov.tr/index. php?p=49878&l=1 http://www.ab.gov.tr/index. php?p=49882&l=1 Türkiye’nin gıda kimyasallarında dışa bağımlı olduğunu ve 11 milyon dolarlık ithalatı bulunduğunu aktaran Güngör, ürününe ilişkin şu bilgileri verdi: Güngör, proje sonucunda doğal antibakteriyeli elde ettiğini belirterek, “Bunu gıda için saflaştırma imkanı vardı. İkinci projeyi de bunun için TÜBİTAK’a verdik. Geçen yıl mayısta İTÜ Çekirdek’te üçüncü oldum. Şimdi ufak çaplı üretimim var” dedi. 17 Altın Madalyalı Marka Yarışmanın değerlendirme sürecinde, Bursa Gıda ve Yem Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü’nün evsahipliğinde; kurumun akredite duyusal analiz labaratuvarının yanısıra, Zeytindostu Tadım Paneli, Ulusal Zeytin ve Zeytin Konseyi Tadım Paneli, Aydın Ticaret Borsası Tadım Paneli, Ayvalık Ticaret Odası Tadım Paneli ve Zeytin ve Zeytincilik Araştırma İstasyonu tadım panellerinden panelistler analizlerde görev aldı. Değerlendirme sonunda 17 altın, 15 gümüş, 5 bronz madalya verildi. Dereceye giren markalar ise şunlar; Altın: Nar Gourmet (2 altın), Büyükakça, Zetay, Seroliva (2 altın) ,Tuay, Beyzade, Menteşe-SOM, Safitad, Zeytinseli, Karakaş Çiftliği, Aureline, Silisya, Mahmut Çevik (Şahış), Elea, Sedat Köksalan (Şahıs) Gümüş: Fromida, Ovilo, Öz-Em, İzorya, Güven Asa, Dizem, Balcatepe, Ayvalık Köklü Zeytincilik, Semercioğlu, Alhatoğlu, Alyattes, Zeytinseli, Ravika, Düet, Orfe Bronz: Toy Konağı, İnoliva, İdamis, Tuna, Nar Dünyayı Döndüren Küçük Canlılar Ağustos Böceği Kooperatiflerimizin, sektörde bulunan dernek ve vakıflar ile birlikte sadece tarım ve balıkçılık değil, çevre, enerji gibi daha diğer birçok alanda da programa başvurarak ortakları için önemli fırsatlar yakalayabileceklerine inanıyorum. »» İTÜ Çekirdek girişimcilerinden Elif Güngör, ürettiği doğal gıda koruyucusu ile Türkiye’nin dışa bağımlı olduğu gıda kimyasalları alanına girmeye hazırlanıyor. başarılı olduklarını ve patent başvurusunda bulunduklarını dile getiren Güngör, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Teknogirişim programından 100 bin liralık bir hibe kazandığını, kurduğu firmayla Ar-Ge sürecinin başladığını ifade etti. Ödül töreninin açılış konuşmasını yapan Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Tatlı, yarışmaya bu yıl katılımın rekor seviyelere ulaştığını kaydetti. Önceki yıllarda 5-6 olan madalya sayısının 37 madalyaya çıktığını altını çizen Tatlı, “Ülkemizde sızma zeytinyağı bilincini yerleştirmeyi başardık. Ülkemizde 40 ilde zeytincilik faaliyeti yapılıyor. Kalite yarışmamızda kalitesini tescilleten firmaların coğrafi dağılımına baktığımızda zeytin üreten bölgelere yayılmış olduğunu görüyoruz. Bu yıl rekor düzeyde katılım aldık. Önümüzdeki yıl Zeytinyağının Oskarları olarak yarışmamızı uluslararası hale getirmeyi planlıyoruz” dedi. Mayıs ayı içinde yapılacak bilgilendirme seminerleri Avrupa Birliği Bakanlığı’ndan bilgi gelince duyuruları yapılacaktır. Yumurta Kabuğundan Doğal Gıda Koruyucusu Güngör: “Ürünü, yumurta kabuğuna hiçbir kimyasal eklemeden elde ediyoruz. Türkiye’de ve dünyada ilk” “Ürünümüz doğal,hiçbir yan etkisi yok. Sadece koruma özelliği var. İçine katıldığı ürünü 2 yıl koruyabiliyor” İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ), fikrinin inovatif ve TICARIfaaliyete dönüştürülebilir olduğuna inanan girişimcilere yönelik platformu İTÜ Çekirdek’in girişimcilerinden Elif Güngör, yumurta kabuğundan doğal gıda koruyucusu üretti. Güngör, gıda katkı maddeleri alım satım işi yaptığı sırada Japonya’da istiridye kabuğundan yapılan doğal bir antibakteriyel gıda koruyucusu bulduğunu ve kendisi de yüksek lisans tezini hazırlarken farklı hammadde ile bu tür bir koruyucu yapmak üzere çalışmaya başladığını söyledi. Yumurta kabuğu denemelerinde çok »» Zeytindostu Derneği’nin 8. Ulusal Natürel Sızma Zeytinyağı kalite yarışması sonuçlandı. “Ürünü, yumurta kabuğuna hiçbir kimyasal eklemeden elde ediyoruz. Türkiye’de ve dünyada ilk. Yumurta kabuğu tamamen yıkanıyor, temizleniyor. Ardından ön yakma yapıyor ve öğütüyoruz. Sonra çok yüksek sıcaklıklarda uzun süre pişiriyoruz. Hiçbir şekilde element bulaşmaması gerekiyor. O nedenle çok pahalı bir sistemle çalışıyoruz. Süt ürünleri, salça, reçel grubu, şekerleme grubu, unlu mamuller, et ürünleri, bulyon gibi toz grubu, çiğ köfte sektörlerinde kullanılabilir. Üretici direkt ürünün içine atarak kullanabiliyor. Yaklaşık 10 firmada Ar-Ge çalışmalarımız devam ediyor. Bunlardan 2’si onaylandı.” [Bilimsel Adı: (Cicada orni Linnaeus (Homoptera takımı: Cicadidae familyası)] Ağustos böceğinin gerçek haya- çıkarırlar. Dişilerinde ses çıkarma tını bilenler, bilindiği zannedilen organı yoktur. Eş aramak için öten hikâyede onun haksızlığa uğradı- erkeklerin çıkardıkları bu ses çoğu ğını anlarlar. Çünkü; ergin ağustos zaman hayatlarına mal olur. Sesi böcekleri yaz sonuna doğru çift- duyan serçe ve diğer kuşlar, sesin leştikten sonra ölürler. Bu yüzden geldiği noktaya hızla inerek ağustos yiyecek biriktirmek gibi bir endi- böceğinin kanatlarını koparıp beşeleri yoktur. Ağustos böceklerinin sili vücutlarını yerler. Birçok meybirçok türü mevcuttur. Cicada orni ve ve çam ağaçlarında zararlıdır. adlı ağustos böceği büyük boydaki Dişi ağustos böceği, yumurtlama ağustos böceklerindendir. Dişbu- borusuyla yumurtalarını ağaçladak ağustos böceği adı ile de bili- rın genç sürgün yarıklarının içine nir. Genel rengi kahverengimsidir. bırakır. Bunlardan altı hafta sonBaş ve gövde üzerinde koyu leke ve ra “NİMF” adı verilen ve erginlere desenler bulunur. Ön kanatlar say- benzemeyen yavrular çıkar. Danadam olup dış kenara doğru munta- burnuna benzeyen bu yavrular, kazam olarak sıra halinde dizili küçük zıcı ön ayaklarıyla toprağı kazarak koyu lekelere sahiptir. Vücut uzun- altına gizlenirler. Toprak altında luğu 3 cm civarındadır. Yaşam sü- galeriler kazarak ağaç köklerini buresi 4 yıldır. Erkek ağustos böcek- lur ve özsuyu emerek beslenirler. lerinin karınlarının altı sağlı sollu Yıllarca toprak altında kaldıktan gergin bir zarla örtülüdür. Bunlar sonra erginleşmek için topraktan bir çift ses çıkarma organıdır. Kas çıkar, ağaç gövdelerine tırmanırlar. yardımıyla bu zarları titreterek ses Metin: Prof.Dr. Cem ÖZKAN Köy-Koop Haber Mayıs 2015 DOĞA Kuşlar Neden V Şeklinde Dizilerek Uçarlar? 17 »» Kuş türlerinin yaklaşık olarak yarısı, düzenli aralıklarla bir doğal yaşam alanından ötekine gider. Bazıları bu sırada çok uzun mesafeler kat eder. Göç olarak bildiğimiz bu davranışlar, besin kaynaklarından ya da üremek için uygun koşullardan daha çok yararlanmayı sağlayarak, türün yaşamını sürdürme şansını artırmaktadır. Kuşlar, göç sırasında çoğunlukla sürüler halinde hareket ederler. Göçmen kuşların birçoğunun seyahatleri sırasında sürüler oluşturmalarının birçok sebebi vardır. Sürü oluşturma, düşmanlara karşı bir caydırıcılık sağladığı gibi uçuş esnasında sürüye başka avantajlar da sağlar. Bu avantajlardan biri “V” şeklindeki uçuş tekniğinde gizlidir. V şeklinde bir pozisyonda uçmak düşmanlara karşı geliştirilmiş bir yöntem olsa da, göç sırasında, enerji kullanımını azaltma açısından da oldukça etkili bir yöntemdir. Ancak yalnızca az sayıda kuş türü bu yöntemi kullanmaktadır; büyük ve ağır bedenli olan kuşlar. Kuşlarda, kanat büyüklüğü-beden ağırlığı oranı oldukça önemlidir. Uçuş hızı, havadaki çeviklik ve enerji kullanımı; bunların tümü kanat büyüklüğü ve şekline bağlıdır. Havanın kaldırma ve rüzgârın itme kuvveti, kanadın boyutuna ve kanat üzerindeki hava akımının hızına göre de farklılık gösterir. V şeklinde uçuş, özellikle ağırlıkları, kanatlarına göre daha büyük olan kuşlarda, enerjinin korunmasını sağlar. Öndeki kuşun kanat ucu hizasında uçmak, arkada- ki kuşların kendi kanat uçlarındaki hava akımının etkisini ortadan kaldırır. Bu sayede, rüzgârın itme kuvvetinin etkisi azalır ve daha az enerji harcanır. Bu nedenle, özellikle göç sırasında kazlar, bir öndeki kuşun kanat ucu hizasında uçarlar. Bu da, V şeklinde bir diziliş ortaya çıkarır. Bu yöntem sayesinde, % 50’den daha az enerji harcarlar. Kuşlar V şeklinde uçarken, her kuşun kanat çırpışı, arkasındaki kuşu yükselten bir hava akımı oluşturmaktadır. Ortaya çıkan bu hava akımı kullanan kuşlar, uçuş mesafelerini % 70 oranında uzatabilmektedirler. Kuşlardan biri gruptan çıktığında tüm denge bozulur ve uçmakta güçlük çekerler ve V şeklini hızlı bir şekilde yeniden ayarlarlar. V pozisyonundaki uçuşlarda önde giden öncü kuş hiçbir hava akımından yararlanamadığı için başı çekmek oldukça güç bir hal almaktadır. Bu nedenle öncü kuş yorulduğunda en arkaya geçer ve onun hemen arkasındaki kuş öncü konumunu alır. Bu değişim, öncü kuşlar yoruldukça devam etmektedir. Böylece her kuş, grubun her noktasında yer almış olur. Bu sayede kuşlar, ulaşmak istedikleri yere daha çabuk, daha az enerji harcayarak ve daha güvenli bir şekilde ulaşırlar. Üstelik kuşlar V şeklinin tek avantajsız yeri olan ön kısmına sakat ya da güçsüz olan kuşları getirmemekte, bu şekilde onların güç kazanmasına yardımcı olmaktadırlar. Bilim adamları yıllardır kuşların V şeklindeki oluşumlarının tek başına uçan kuşlardan daha az enerji gerektirdiğini biliyorlardı. Hava akımı direncinin azalmasına sebep olan bu oluşumun benzer şekilde uçaklarda da başarılabileceğini düşünüyorlardı. Bu amaçla iki F/A18 uçağı ile göç eden kuşların düzeni taklit edilerek, arkadaki uçakta %10 yakıt tasarrufu sağlayacak bir proje yürütülüyor. Mükemmel uçuş makineleri Kuşlar mükemmel uçuş makineleridir. Bir aracın uçabilmesi için hafif olması gereklidir. Bu, kanadı tutturmak için kullanılan vida ve perçinler için de geçerli bir kuraldır. İşte bu nedenle insanlar uçak imalatında Nepal Depreminin Tarıma Ve Gıda Güvenliğine Etkilerinin Çok Yüksek Olacağı Tahmin Ediliyor »» FAO, depremden etkilenen Nepal çiftçilerinin tarımsal kayıplarını telafi etmek ve üreticilerin pirinç ekim mevsimine hazırlanmaları için 8 milyon doların acilen toplanması gerektiğini duyurdu. Ekim mevsimini kaçıran çiftçilerin Mayıs ayının sonlarına doğru ülkenin başlıca gıda maddesi olan pirinç ekimi yapması bekleniyordu ancak 2016’nın sonuna kadar tekrar ekim yapılamayacak. FAO; bu durumun, gıda stoklarının erimesine, buğday ve mısır mahsullerinin kaybına yol açacağının ihtimaller dahilinde olduğunu bildirdi. Bir Güney Asya ülkesi olan Nepal’deki nüfusun üçte ikisi geçimini tarımdan sağlıyor. Tarımsal alanlar depremden en çok etkilenen bölgeler arasında Ülkenin en büyük şehirleri olan Kathmandu ve Pokhora da dahil olmak üzere batı ve orta bölgelerde yaklaşık 8 milyon insanın felaketten etkilendiği tahmin ediliyor. Tarımsal sektördeki hasarlar henüz tespit edilmediyse de, depremden etkilenen ailelerin hayvanlarını, mahsullerini, gıda stoklarını ve önemli tarımsal kazançlarını büyük olasılıkla yitir- dikleri tahmin ediliyor. Bununla birlikte felaketin; yolları, önemli sulama kanallarını, altyapıyı ve piyasaları tahrip etmesi sonucunda acil yardım desteği de dahil ülke içi ticaret sekteye uğradı. Depremden önce FAO’nun Nepal’daki 2015 tahıl üretimi tahminleri, geçen seneki mahsulün yüzde 5 aşağısında konumlanarak 1.8 milyon ton olarak hesaplanmıştı; fakat ürünlerin zarar uğraması ve çiftçilerin depremden etkilenen alanlarda ekim yapamayacak olması tahminlerin büyük olasılıkla değişeceğini gösteriyor. Buna ek olarak; pirinç ve mısır ekilen alanlar depremden en çok etkilenen alanlardan olduğu için bu ürünlerin mahsulünde şiddetli bir düşüş bekleniyor. Bu senenin mahsulünü kaybetmemek için ekin üretim paketleri dağıtımının yanında; FAO ve diğer paydaşlar Nepal hükümetiyle birlikte çalışarak hayvancılığın daha fazla kayba uğramaması için yem ve veterinerlik desteği sağlayacak ve böylelikle hayvanların sağlıklı ve verimli kalmasına katkıda bulunacak. FAO toplamda 20.000 korunmasız haneye geçim kaynaklarını tekrar elde etmeleri için destekte bulunuyor. Zamanında yapılan tarımsal destekler felaketten etkilenen aile çiftçilerini güçlendiriyor ve kayıplarını telafi etmek için harcanan parayı ve zamanı büyük ölçüde azaltıyor. FAO Nepal Temsilcisi Somsak Pipoppinyo yaptığı açıklamada, “Çiftçilerin pirinç ekimine zamanında başlamalarına yardım etmek ve onları kendi kendilerini idare edecek hale getirmek için önümüzde kritik bir fırsat penceresi bulunuyor. Bununla birlikte; felaketten etkilenen ailelerin besin ve gelir ihtiyacını karşılayacak hayati hayvancılık ürünlerini korumak için elimizden geleni yapmalıyız” dedi. hep özel malzemeler kullanmaya çalışırlar: Sert ama hafif, aynı zamanda da darbelere dayanıklı. Bütün çabalara rağmen bu konuda kuşlara yaklaşamadığımızı söyleyebiliriz. Siz hiç iniş sırasında infilak eden ya da parçalanan bir kuş gördünüz mü? Ya da uçarken gövdeye olan bağlantıları zayıfladığı için kanadı düşen bir kuş? Kuşlardaki kusursuz tasarımların havacılığın gelişmesinde çok büyük etkileri vardır. Nitekim uçağın mucidi olarak kabul edilen Wright kardeşler, Kittyhawk adındaki uçaklarının kanatlarını yaparken akbaba kanatlarının tasarımını örnek almışlardır. İçi boş hafif kemikler, bu kemikleri hareket ettirecek güçlü göğüs kasları, havada tutunmayı sağlayacak nitelikte tüyler, aerodinamik kanatlar, yüksek enerji ihtiyacını karşılayacak bir metabolizma. Kuşların bir tasarım ürünü olduğunu açıkça gösteren tüm bu özellikler onlara havada büyük bir hareket kabiliyeti verir. Kuşlar daha pek çok bakımdan da uçaklardan çok ileridir. Örneğin kuzgun, güvercin gibi kuşlar havada takla atabilirken, arı kuşları havada asılı kalabilirler. Havada uçarken fikir değiştirerek ani bir hareketle bir dala konabilirler. Uçaklar ise bu tarz manevralar yapamazlar. En kusursuz uçuş makinesi hangisidir? Skorsky helikopteri mi, Boeing 747 yolcu uçağı mı, yoksa F-16 savaş uçağı mı? Reader’s Digest dergisinde konu olarak kuşları ele alan bilimsel bir makale aşağıdaki cümle ile başlayarak bu sorunun cevabını şöyle vermektedir: Aeorodinamik bir harika olan kuşla kıyaslandığı zaman en gelişmiş hava aracı bile sadece kabataslak bir kopyadan öteye geçmez. Çevre Yönetimi Tartışılacak »» TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, üretim ve tüketim dengesizliği, sınırlı doğal kaynaklar, artan çevre kirliliği ve çevre yönetim politikalarının yetersizliği nedeniyle yaşananları, yapılması gerekenleri ve konu ile ilgili yeni teknolojileri, bu yıl 11. kez düzenleyeceği bilimsel Çevre Mühendisliği Kongresi'nde tartışacak. ÇMO'dan yapılan açıklamada, küreselleşen dünya şartlarında üretim ve tüketim dengesindeki sapmalara, sınırlı doğal kaynaklara, çevre yönetim politikalarının yetersizliğine dikkat çekilerek çevre yönetiminin ne denli önemli olduğunun altı çizildi. 'Doğal dengenin bozulmasındaki temel nedenler çevre kirliliği ve tahribatıdır' denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: Günümüzde çevre kirliliğinin artmasıyla birlikte, çevre bilimi ve teknoloji de çeşitli önlemlerin alınmasına, bertaraf tekniklerinin geliştirilmesine, doğal kaynakların korunmasına ve güvenli bir çevre için sürdürülebilirliğin sağlanmasına ilişkin çalışmalar yapmaktadır. Gelişen teknolojiyi ve bilimi ilgili tüm kesimlerle buluşturmak, çevre bilincinin yaygınlaştırılmasıyla paydaşlarımızı sürece dahil etmek, Çevre Mühendisleri Odası olarak gö- revlerimiz arasındadır. Amacımız, çevre sorunlarına her geçen gün yenilerinin eklendiği ülkemizde, sağlıklı, konforlu, enerjisi etkin, sürdürülebilir bir çevre anlayışı ile sorunları tartışmak, bilimsel yaklaşımla çözüm önerilerini ortaya koymak ve karşılıklı bilgi ve deneyim aktarımı sağlamaktır.' Açıklamada, akademisyenlerin, öğrencilerin ve çevre alanında faaliyet gösteren kişi ve kurumların bir araya getirilerek konunun etraflıca tartışılmasının amaçlandığı kongreye yurt dışından da akademisyenlerin katılacağı belirtildi. ÇMO Bursa İl Temsilciliği öncülüğünde, "Çevre Yönetimi" ana temalı kongre, 15-17 Ekim tarihlerinde, Bursa Uludağ Üniversitesi Mete Cengiz Kongre ve Kültür Merkezi‘nde gerçekleştirilecek. TARIM “Tarım, Kırsal Turizm ve Madencilik Şehri Beypazarı” -ıı»» Bu ayki sayımızda geçen ay yayımlanan yazımızın devamı olan Beypazarı İlçesinde ekşi karadut fidancılığa hobi olarak başlayıp fidan üretimine geçen Hasan Parça ile söyleştik. Beypazarında karadut üretimi ve pazarlanması hakkında bizlere neler söylebilirsiniz? Beypazarı’na özgü spesifik olan ekşi karadutun, üretimde başarı oranı Beypazaı dışında yetiştirilen bölgelerde yüzde yetmiş seksenlerde iken biz Beypazarı’nda yüzde doksanlarda fidanı tutturma oranını yakalımış bulunmaktayız. Karadut fidan yetiştiriciliği ağırlıklı olarak Kahramanmaraş, Tokat ve İzmir Bölgesinde etkin olarak yapılmaktadır. Beypazarı da bu iller ile rekabet edebilir konuma gelmiştir. Karadut üçüncü senesinde ürün vermeye başlamaktadır. Karadut bodur bir ağaç olmasından dolayı diğer meyveler gibi beşinci yılda değil en iyi verime 7. ve 8. yıllarda ulaşmaktadır. Ürünü toplaması biraz zahmetli olmaktadır. Çünkü tek tek elle toplanması gerekmektedir. Mesela bir Ayaş dutunda ağaçı silkeleyerek toplanırken karadut elle toplanmaktadır. Bir kişi günde en fazla 15-20 kg toplayabilmektedir. Biz ağırlıklı olarak meyve fidanı üretimi gerçekleştiriyoruz ve hemen hemen tüm Türkiye’ye satıyoruz. Günümüzde lojistik ve kargo sistemlerin gelişmesi ile birlikte internet üzerinden gelen siparişleri satabilmekteyiz. Karadut fidanları genellikle Beypazarı ve çevresine pazarlarken, karadutta önemli bir yere sahip olan İzmir’e karadut fidanı satışımız olmuştur. Ortalama bir adet karadut fidanının fiyatı 40 TL’dir. Bulunduğu yerlerde 200300 yıllık hiç bir ilaçlama yapılmadan yaşayan asırlık ağaçlar vardır. Tokat bölgesinde asırlık karadut ağaçları, anıt ağaç olarak işaretlenerek gelecek nesillere bir şekilde aktarılmış oldu. Bir kilo ekşi karadutun fiyatı geçen sene 10 TL idi. Yetiştikten sonra tamamen doğal bir bitki olan karadut, ilaç istemeyen, üzerinde herhangi bir hastalığı olmayan bir bitkidir. Yıllarca insan sağlığında kullanılan, eczacılar tarafından kullanılan bir bitkidir. Özellikle ağız yaraları, sindirim sistemi ve son yıllarda bazı makalelerde okuduğum kadarıyla kanser tedavilerinde de kullanılan bir bitki türüdür. Özel bir bitki olduğundan dolayıda fidan fiyatları da biraz yüksek olmaktadır. Türkiye’de üretimi az olan bir türdür ekşi karadut. Bildiğim kadarıyla Sütçü İmam Üniversitesi’nin yüksek verim konusunda çalışmaları olduğudur. Doku kültürüyle yapılmaktadır bu çalışmalar. Beypazarı’nda sizi görüp fidan yetiştiriciliğine başlayanlar oldu mu? Diğer meyve fidanı yetiştiriciliği yapanlar sizden bir talepleri oluyor mu? Mutlaka diyenler oluyor ama kendi işimi yetiştirdiğim işin cevap vermekte zorlanıyorum. Esas işim fidancılık olmadığı için diğer işlerime de zaman ayırmak zorunda kalıyorum Üniversitede okuduğu için derslere gidiyorum, aynı zamanda yakın zaman kadar Beypazarı TRT haber muhabiriyimdim, bu iş yoğunluğumdan dolayı diğer fidancılara yardımcı olamıyorum yeteri kadar. Muhabirlik dönem, boyunca, yaklaşık 5 sene sürdü, 300’den Dr. Özdal KÖKSAL Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü [email protected] fazla haberim TRTekranlarında yayınlanmıştı. Beypazarı’nın tarımı hakkında bilgi verebilirmisiniz? Her ne kadar Beypazarı bir kırsal turizm şehri olarak görülse de aslında bir tarım kenti olarak görmekteyim ben. Beypazarı çiftçisinin çok önemli bir özelliği vardır. Yenilikleri hemen kabullenebilirler ve yeniliklere çok açık bir yapıdadırlar. Havuç, soğan, salata malzemesi olarak kullanılan ürünlerde, ıspanakta Türkiye’de önemli bir paya sahip bir kenttir Beypazarı. Beypazarı’nı Beypazarı olarak tanıtan Beypazarı havuçudur. Türkiye’de havuç üretiminin %30’u Beypazarı’nda üretilmektedir. Günümüzde havuç üretimi hibrit tohumlarla gerçekleştirilmektedir. Bir kaç üretici dışında yerel Beypazarı Havuçu tohumu ile üretim yapılamamaktadır. Bir tohum firmasının İç Anadolu Bölge Bayiliği Beypazarı’nda bulunması, bölgedeki havuç üretimi hacminin hangi boyutlarda gerçekleştiğinin bir göstergesidir. Beypazarı’nın tarımda en önemli bir özelliği, üreticilerin girişimci bir ruha sahip olmasıdır. Beypazarı’nda yeni bir şey yapacaksanız size “Aman ha! Saklı yap” derler, çünkü siz yaptıktan sonra hemen sizin yaptıklarınızı üreticilerin yapacaklarından dolayıdır. Bu sefer elinde malın kalır ve sizden daha iyi yapacaklarından emin olabilirsiniz. Beypazarı’nda bir yeniliği 1-2 sene içerisinde çok kolay yayabilir ve üreticilere benimsetebilirsiniz. Bunun sebebini ben Beypazarı tarihinden geldiğini düşünmekteyim. Çünkü Beypazarı tarihi İpek Yolu üstünde bulunması bölge insanının sürekli farklı insanlarla ve görüşlerle iç içe olmasını sağlamış buda kültürel yapıya bugün de yansımıştır. Çoğu bölgelerde olan kesin kalıplar burası için geçerli değildir. Beypazarı üreticisi bazen toprakları yetmediğin Konya’da, İzmir’de ilginçtir Bulgaristan’da, Ukrayna’da oradaki üreticilerle ortak olarak üretim yapmaktadır. Neden Ukrayna veya Bulgaristan diye sorarsanız AB ve Rusya pazarına girmenin en kolay yolunun Ukrayna ve Bulgaristan olduğunu Beypazarı üreticisi görmüştür. Bu ülkelerde salata malzemesi ve havuç üretimi yapmaktadırlar. Tarımın en büyük sorunu olan genç nüfusun olmaması tarımın etkin yapıldığı ova köylerinde görülmemektedir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın yapıldığı yerlerde ise gençler kendi hayvanlarının başında durmaktadırlar. Bölgede 90 bin küçükbaş hayvan varlığı mevcut, bunların yaklaşık 12.500’ü Ankara Tiftik keçisidir. Atalardan gelen bir kültür olarak Ayaş ve Beypazarı’nda tiftik keçisine sahip çıkılmıştır. Son yıllarda devletin verdiği destekler ile tiftik keçisi üretimi devam etmektedir. Üretilen tiftikler tiftik kooperatifine satılmaktadır. Beypazarı’ında tarımsal kooperatifleşme ne durumdadır? Havuç İşleme Kooperatifi ve Bostancılar Odamız mevcut. Bostancılar Odası aslında bir kooperatif şeklinde çalışmaktadır. Tüm üreticiler ürünlerini bu oda üstünden pazarlamaktadır. Görünüşte bir kahve ortamı şeklinde olsada ticaretler burdan yapılmaktadır. Ankara’ya, istanbul’a gönderilecek ürünler buradan pazarlaması yapılmaktadır. Oda’nın yüksek sayıda üyesi bulunmaktadır. Oda’nın bir lobi etkisi yaptığı bile ileri sürülebilir Beypazarı siyasetinde. Sizce tarımın geleceği nasıl görüyorsunuz? Türkiye’de tarım maalesef olumlu bir yöne doğru gitmiyor. Tüm dünyada olduğu gibi tarım sürekli desteklenmesi ve el üstünde tutulması gereken bir sektördür. Ancak üreticiler mevsimin kötü gittiği yıllarda yoksulluk seviyesine hatta bu seviyenin altına düşmektedir. Türkiye’nin son rakamlara göre %16’sı kırsal alanda yaşamaktadır. Tarımdaki insanlara yeter gelir sağlanamadığı takdirde, bu kişiler kırsal alandan koparak şehirlere göç etmeye başlayacaklardır. Şehirlerde karşımıza şu durum çıkacaktır. Kırsaldan gelmiş şehire adapte olmaya çalışan bir grup. Köyde kendi işinin başındaydı ve kendine yetiyordu, şehirde başkasının işinde kendine yetemeyen bir kitle oluşacaktır. Bu durumun hem sosyolojik hem psikolojik sorunlara yol açacaktır. Hatta kentlerin köylüleşmesi süreci ortaya çıkacaktır. Dünya’da bunun örnekleri vardır. Örneğin Cezayir’de üretimden, köyden kopartılmış insanların şehire göçü var, şehirlerde suç oranları artmış, şehir şehir olmaktan çıkmış, kırsalda üretim yapan kişi sayısı azalmış ve Cezayir dışa bağımlı bir ülke haline getirilmiştir. Tarım gelecekte stratejik öneme sahip bir sektör konumuna gelecektir. Dünya Sağlık Günü »» Dünya Sağlık Örgütü’nün kuruluşu olan 7 Nisan her yıl Dünya Sağlık Günü olarak kutlanmaktadır. Örgüt bu yılki Dünya Sağlık Günü'nün teması "Tarladan Tabağa Gıda Güvenilirliği" olarak belirlemiştir. Böylece toplumda gıda güvenirliği konusunda farkındalık oluşturulması hedeflenmektedir. ciler ve tüketiciler organize Çok eski yıllardan beri otoritelerin, bilim adamve koordineli bir şekilde larının ve tüketicilerin davranmak zorundadır. gündeminde yer almakGıda Güvenliğinin Sağlanla birlikte, dünyada son masında; 20-30 yıl içinde, çoğunBakanlık, AB müzakere luğu hayvansal kökenli süreci konusu 12’nci Faolan ve insan sağlığı Okan BARUTÇU sıl ile ilgili konularla ilgili için büyük tehlike arz yeni mevzuatlar hazırlanVeteriner Hekim eden hatta hatta ölümmasından, var olan ve ihlerle sonuçlanan gıda tiyaca cevap vermeyen mevzuatların kaynaklı sorunların giderek artması, yenilenmesinden, gıda zincirinde Halk sağlığı açısından Gıda Güvenizlenebilirliği sağlanmasından, bünliği ve Gıda Güvenirliği konularıyesinde uzman gıda kontrolörleri nın önemini daha da arttırmıştır. Güvenilir Gıda; gıdalarda olabilecek (veteriner hekim, gıda mühendisi fiziksel, kimyasal, biyolojik ve her vs.) istihdam ederek, Risk Analiz türlü zararın bertaraf edilmesi için prensiplerine dayalı etkin gıda dealınan tedbirlerin bütünü olarak tarif netim ve kontrolleri yapılmasından, edilmektedir. Başka bir ifadeyle gıda gıda denetimlerinde etkin rol oyürünlerinin, tarladan tabağa kadar nayan yetkili, uluslararası düzeyde yani gıdanın üretiminden tüketiciye akredite laboratuvar sayısını arttıarzına kadar her aşamasında gerekli rılmasından, başta geleceğimiz olan denetim ve kontrollerinin yapılarak çocuklarımız olmak üzere toplumun sağlıklı, güvenilir biçimde elde edil- her kesimini, “Güvenilir Gıda”, “Bimesi iş ve işlemlerinin bütünüdür. linçli Hassas Tüketici” konularında Güvenilir gıdaya erişim ve beslenme bilinçlendirilmesinden sorumludur. her insan için evrensel bir haktır. Gıda Sektörü, birincil üretim ile Sağlıklı toplumlar için sağlıklı bi- ikincil üretim dâhil tüketime arz etreylerin olması gerekmektedir. Sür- tikleri gıda maddelerinin ulusal gıda dürülebilir güvenilir gıda teminin- mevzuat şartlarına uygunluğundan de tek yetkili otorite Gıda Tarım ve sorumludur. Hayvancılık Bakanlığıdır. Konuyla ilgili olarak ülkemizde 1930 yıllar- Sivil Toplum Kuruluşları, Badan beri çalışmalar yapılmakta ise de kanlığın sürdürülebilir güvenilir 2004 yılından sonra bu çalışmalar gıda temini ile ilgili yapmış olduğu hız kazanmıştır. Özellikle Türkiye- çalışmalarıyla kamuoyu arasında AB Müzakere Süreci ve bu süreçte köprü görevi yaparak, yapılan bu ça12’nci fasıl gereği yapılan çalışmalar lışımların etkinliğinin arttırılmasınsürdürülebilir güvenilir gıda temini dan sorumludur. çalışmalarını tetiklemiştir. Bakanlık, Üretici, başta teknoloji geliştikçe yeni mevzuatlarla, “Çiftlikten Sofra- kullanımı kaçınılmaz olan tarımsal ya Gıda Güvenliği”, Güvenilir Gıda ilaçların kullanımı olmak üzere güSağlıklı Yaşam “ gibi sloganlarla venilir gıda üretimi için gerekli bilgi toplumda gıda güvenirliği bilincinin donanımına sahip olmaktan, güveyaygınlaşmasını ve toplumun güve- nilir gıda gereksinimini sürdürülebinilir gıda teminini amaçlamıştır. lir kılmaktan sorumludur. Güvenilir gıdanın sürdürülebilirli- Tüketici; sürdürülebilir güvenilir ğinin sağlanmasında başta paydaş gıda temininde yukarıda zikredilen kurum/kuruluşlar olmak üzere toptüm çalışmaların bilincinde ve haslumun tüm katmanları sorumludur. sasiyetinde olmaktan ve ona göre Gıda maddelerinin insan sağlığı üzehareket etmekten, özellikle gıda derindeki etkileri ve taşıdığı riskleri göz netimi ve kontrollerinde, Bakanlığın önüne aldığımızda bu sorumluluğun ötelenemeyecek olduğunu daha iyi konuyla ilgili kurmuş olduğu ALO anlarız. Çünkü ötelenen sorunlar, 174 Gıda Hattını kullanarak, aktif ileride daha karmaşık ve telafisi daha rol almaktan sorumludur. zor sorunlar olarak karşımıza çıka- Sağlıklı, mutlu bir yaşam için “Tarcaktır. Bu konuda Bakanlık, sivil top- ladan Tabağa Güvenilir Gıda” temin lum örgütleri, gıda sektörleri, üreti- etmeniz dileğiyle esenlikler dilerim. com 18 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber Köy-Koop Haber Mayıs 2015 KOOPERATİFÇİLİK Dünyadan Kooperatif İnsanlığın Reklam Arası Hikâyeleri Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN Değerli Kooperatifçi Dostlar, İkinci yılımızı yaşadığımız bu köşemizde sizler ile bu sayıda Hindistan’dan çok güzel bir Balıkçılık kooperatifi hikâyesi paylaşacağız. Balıkçı Kooperatifleri Ulusal Federasyonu Ltd. (FISHCOPFED), Hindistan’daki balıkçılık kooperatifi hareketini ilerletmiş ve geliştirmiştir. Balıkçılık kooperatifi sektörünü oluşturarak, büyümeleri için balıkçıları eğitmekte, onlara rehberlik etmekte, desteklemekte ve kooperatif fikrinin bir sembolü olarak kooperatif ilkelerine uygun şekilde hizmet vermektir. Örneğin kadınlara yönelik sosyal hizmetler vererek gerçek anlamda bir kooperatifin ne demek olduğunu göstermektedir. Ulusal Bağımsız ateşinin başladığı, Gençlik ve Spor Bayramınızı kutlarız. Hindistan’ın Balıkçılık Kooperatiflerinin Birleştirilmesi Uzun kıyıları ve zengin iç suları, avcılık ve yetiştiricilikle ilgilenen 14 milyon üzerindeki insanla, Balıkçılık sektörü Hindistan’da önemli bir endüstridir. Ancak, balıkçı toplulukları bilgisizlik, yoksulluk ve teknoloji hakkındaki eksikliğinden dolayı toplumda en zayıflar arasında yer almaktadırlar. Birçok balıkçı, komisyoncular tarafından sömürülmektedirler. Fakat kooperatifler balıkçıları güçlendirmek ve sosyo-ekonomik şartlarını geliştirmek için bir alternatif olmuşlardır. Hindistan’da şu anda 2,2 milyon balıkçı ortağı ile 14.620 tane balıkçılık kooperatifi bulunmaktadır. Bunlara, Hindistan’da balıkçılık kooperatif hareketlerinin gelişmesi için ulusal düzeydeki kooperatif organizasyonu olan Balıkçı Kooperatifleri Ulusal Federasyonu Ltd. (FISHCOPFED) kurmuşlardır. Bu federasyon, tarafından bir koordinasyon, teknik destek, eğitim ve birçok diğer faydalar sağlanmaktadır. Tüm Balıkçılık Kooperatiflerinin Hindistan Federasyonu olarak 1980’de kurulmuş,1982’de ise resmi olarak Balıkçı Kooperatiflerinin Ulusal Federasyonu (FISHCOPFED) olmuştur. Bu Ulusal Federasyon, il ve ilçe düzeyindeki balıkçılık kooperatif federasyonlarını birleştiren ve şu anda 83 ana üyeye sahip olan bir organizasyondur. FISHCOPFED’in amacı, kooperatifler aracılığıyla Hindistan balıkçılık endüstrisini kolaylaştırmaktır. Ulusal Federasyon faaliyetlerini gelişim veya tanıtım, refah ve ticaret olmak üzere üç geniş kategoride gerçekleştirmektedir. Hindistan Tarım Bakanlığı’nın idari denetimi altın- daki FISHCOFED, birçok küçük balıkçı kooperatifinin ülkede güçlü sesi olan Ulusal Kooperatif Kalkınma İşbirliğiyle ve Hindistan Hükümeti ile yakın çalışma içerisindedir. FISHCOPED’un en önemli düzenlemelerinden bir tanesi balıkçılar için sigorta sağlaması, üyelerin kaza durumlarında zararları karşılaması ve daha iyi personel ve finansal güvenlik sağlamasıdır. FISHCOPFED 2011-2012 yılları arasında, merkezi olarak ülkede neredeyse 3,5 milyon balıkçıyı kapsayan grup kaza sigortası düzenlemesine sponsorluk yapmıştır. Federasyon, aynı zamanda daha fazla balıkçının hayatını kurtarmak için kaza ve ölüm nedenleri üzerinde de aktif olarak çalışmaktadır. Bir diğer önemli faaliyet alanı ise, geleneksel olarak balıkçılık endüstrisinde ihmal edilmiş bir grup olan kadınlarla ilgilidir. Kadın balıkçılar balık yakalamaktan daha ziyade hasat sonrası faaliyetlerde önemli bir rol oynamaktadırlar. FISHCOPFED, kadınları güçlendirmek için kıyı illerde balık kurutma üzerine bir proje uygulamaktadır. Geçmişte ağ dokuma, çocuk bakımı, aile planlaması, sağlık ve beslenme alanlarında kadınların güçlendirilmesi üzerine birçok eğitim programı FISHCOPFED tarafından başarıyla düzenlenmiştir. FISHCOPFED, aynı zamanda kooperatiflerin balıklarını pazarlamalarına yardımcı olmak gibi birçok başka alanlarda da aktiftir. Delhi’deki Hindistan Turizmini Kalkındırma Kurumu’nun (ITDC) otellerine ve düzenli tüketicilere toplu miktarlarda balık tedarik etmek için, federasyon perakende balık dükkânı işletmektedir. Çok yakında dükkân ağlarını diğer alanlara da genişletecektir. FISHCOPFED aynı zamanda balıkçıların avlarından daha iyi bir gelir elde etmelerini sağlayarak, balığın karaya çıkış noktasından, yetersiz olduğu bölgelere soğuk hava depolu kamyonlarda taşınmasını düzenlemektedir. Dünya’daki küçük ölçekli ve hobi olarak yapılan balıkçılık, endüstriyel balıkçılıkla rekabet, gittikçe artan kirlilik, balık yetişme ortamının yok olması ve aşırı avlanmayla birlikte büyüyen problemlerle karşı karşıyadır. Hindistan’daki FISHCOPFED, kooperatiflerde örgütlenmiş olan küçük ölçekli balıkçılara çok değerli destek sağlamakta ve seslerini duyurmalarına yardımcı olmaktadır. 19 »» Farkında mısınız son yıllarda dünyada neler olmaya başladı. 1980’den itibaren adına global ekonomi dediler, ülkelerin ekonomik güçlerini sarstılar, adına proje dediler ülkelerin düzenini altüst ettiler, adına demokrasi baharı dediler, ülkeleri kan gölüne çevirdiler, adına açılım dediler ülkeleri parçaladılar ya da parçalanmanın eşiğine getirdiler. Dünyada karıştırmadık ülke, birbirine düşürmedikleri etnik ve dini grup bırakmadılar. Ülkesinde güçlü konumda liderler dahi bırakmadılar, kullanacakları yeni liderler yarattılar. Daha da ötesi ülkede birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularına zarar verdiler. Tüm değerleri ve dengeleri yerle bir ettiler. Etrafı sahte aydınlar, sahte dindarlar, sahte demokrasi havarileri ile doldurdular. Proje kaynakları ve karanlık paralar ile beslenen çevreler ülkelerini ortaçağ karanlığının içine soktular. Bir de işin içine yönlendirilmiş bazı medya kuruluşlarının yanıltıcı ve taraflı yıkıcı gücünü ekleyince medya bölen parçalayan, kin ve nefret yayan araçlar haline geldi. Dünyanın her yöresinde marjinal grupların ve paralı askerlerin köşelerde yer aldığı bir düzen ortaya çıktı. İnsanlığı bir tarafa bırakan paralı askerlik, ruhları ve duyguları esir aldı. Müslümanın müslümanı öldürdüğü bir ortam yaratıldı. Nihayet oyun kuruldu. Yüzyılın savaşı başladı. 11 Eylülden sonra dünyada kurulan haçlı ordusu hiç tarihdekilere benzemiyordu. Bunlar bizden biri gibi görünüyorlar. Hatta bunlar müslüman görünen din adına savaştığını söyleyen paralı askerlerden oluşuyordu. Başta müslüman ülkeler olmak üzere birçok ülkenin siyasileri ve dini çevreleri bu oyuna alet oldular. Baş kaldırdıklarında baskı ve şantaj ile susturuldular. Maddi ve kültürel fakirlik içinde çırpınan kitleleri ırkçılık çevresinde örgütleyen güdümlü ayrılıkçı kesimler demokrasiyi kullanarak ülkeleri içeriden çökeltmenin hesabını yaptılar. En modern silah ve araçlarla donatılmış marjinal gruplar, arkalarında hiçbir halk gücü olmadan hakimiyet kurmaya başlamışlardı. Mah- zayıf ülkelere olan düşmanlıkların artmasına ortam yarattılar. Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] sum insanlar ölmeye başladı. Savaş korkusu ile ortaya çıkan göçler tüm dünyayı sardı. AB bile değerlerini bir tarafa bırakmış, adaleti bile hiçe saymış, bu savaşa benzin dökmekten de geri kalmadı. Hele 11 Eylül’ün kışkırtıcı ve provake eden havasında dünyanın her tarafında çatışma ve düşmanlıklar artmaya, zavallı yoksul halk kitlelerini paralı provakatörler aracığıyla bölmeyi ve parçalanmayı barış diye renklendirmeye başladılar. Demokrasi ve eşitliğin olmadığı ülkelerde ve yörelerde sahte demokrasi havarileri parayla gerektiğinde baskı ile halkı esir alma fırsatını elde ettiler. İşine gelmeyenleri vurdular, işbirliği yaptıkları düşman çevreler ile ülkelerinin değerli makanlarına dahi kumpas kurdular, adaleti rafa kaldırdılar, askeri rejimleri bile aratan bir hava içinde zevk ve sefalarından geri durmadılar. Bir zamanlar yoksulluk edebiyatı yapanlar, iktidar koltuklarına geldiklerinde ülkelerini alenen soymaktan çekinmediler. Yetimin hakkını yediler ve yedirdiler, bu güç odakları kendi insanlarını bile harcamaktan geri kalmadılar. Ülkelerinde profesyonel kişilere sahte saldırılar düzenleterek, ekonomisi ve demokrasisi Bozulan ekonomileri örtmek için dünyayı ve çevrelerini ateşe verdiler. Birçok kişinin inanmadığı görüşleri kabul edilmiş görüşlermiş gibi algı yönetimine hakim oldular. Sahte saldırılar ile kendi ülkelerindeki insanları bile kandırdılar. Arap bahari ile başlayan sahte demokrasi sürecinde işbirlikçilerine bile acımadılar. Adeta sağ gösterip sol vurdular, sivil iktidarları askerlere emanet etmekten geri durmadılar. Sivil iktidarları sivil diktatörlüklere çevirmeye yönelttiler. Eğer birilerine biat etmiyorsanız. Bağımsız düşünme ve vicdanınızın sesini dinleme gücünü hala koruyorsanız. Başınızı iki elinizin arasına alın ve şöyle bir düşünün. Nereye gidiyoruz. Batıda islam karşıtlığı gün ve gün artıyor. Global kriz bir yönü ile devam ediyor. Yoksulluk ile birlikte bölgede düşmanlıklar artıyor. Bölgemizdeki işbirlikçiler ve maşaları sahte barış oyunları ile tuzaklar hazırlıyorlar. Bakmayın kimse demokrasiyi, insan haklarını ve dini özgürlükleri düşünmüyor. Yolsuzluk ve adaletsizlikleri görmüyor. İşin üzücü yanı da bu ortam içinde menfaati olanlar inanmadıkları değerleri savunacak kadar alçalıyor, gerçeklere kör duruyor. Bölgemizde ve ülkemizde yaratılan ortam gerçekte insanlığın bittiği, dini ve insani duyguların hiçe sayıldığı, her dinden her ırktan suçsuz insanın katledildiği ve bunun suçunun islam dünyasına yıkıldığı bir dönem, dünyaya korku verme, islam dünyasına kin ve nefreti artırma projesi özetle bu dönem oyuncuları ile kafa karıştıran insanlığın bir reklam arası gibi. Çiğ Süt Üreten Çiftlik Sahipleri Önemli Kararlar Aldı »» Çiğ süt üreten büyük çiftlik sahipleri sektörü etkileyecek 5 önemli karar aldı. Üreticiler çiğ sütün değerlendirilmesi için süt tozu fabrikası kurma, tüketiciye doğrudan çiğ süt satışı, kooperatif çatısı altında örgütlenme gibi somut projelere imza atacak. Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) organizasyonu ile “Arama Konferansı”nda bir araya gelen süt üreticileri çiğ sütün değerlendirilmesi için süt tozu fabrikası kurma, tüketiciye doğrudan çiğ süt satışı, kooperatif çatısı altında örgütlenme, bölgesel olarak süt pazarlama ve sözleşmeli yem üretimi gibi somut kararlar alındı. Çiğ süt üreticileri olarak birçok sorunla karşı karşıya olduklarını belirten TÜSEDAD Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Yıldız alınan kararları şöyle sıraladı: • Her üyemizin ortak olabileceği yine TÜSEDAD adıyla tüzel kişilik veya bir kooperatif kuracağız. • Süt üretiminin yoğun olduğu bölgelerde süt tozu üretim tesisleri kurarak sütümüzü süt tozuna işle- baskı oluşturmasına karar verdik. yerek iç ve dış pazarlarda satışının gerçekleştirilmesini sağlayacağız. • Dernek olarak halkımızın taze, günlük çiğ süt talebini karşılamak amacıyla özellikle mevzuatın çıkmasına yönelik, tüketici dernekleri başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütü ile diyaloga geçerek desteklerinin istenmesine, siyasi partilerden destek istenmesine, kamunun bu yönde mevzuat değişikliğine gitmesi için • Ürettiğimiz kaliteli süte katma değer sağlamak amacıyla, bölgesel süt işleme tesislerinin kurulmasına ve üretilecek mamullerin yine bölgesel olarak pazarlaması çalışmalarına karar verdik. Bu konuda başarısını kanıtlamış Tire Süt Kooperatifi ve Konya Şeker ( TORKU ) gibi üretici örgütlerinden destek alacağız. • Kendi yemimizi uygun fiyata almak için Ziraat Odaları ile işbirliği yaparak üyelerimizin ihtiyacı olan özellikle kaba yemi sözleşmeli ürettireceğiz. Böylece hem uygun fiyata girdi sağlayacağız, hem de çiftçilerimize pazar ve fiyat garantisi sunacağız. Devletimizden de bu tür sözleşmeli üretim yapan çiftçilerimize ilave destek talebinde bulunacağız.” 20 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber KIRSAL KALKINMA TKDK 14. Başvuru Çağrı İlanı'na Çıktı »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK), Türkiye Cumhuriyeti adına Avrupa Birliği’nin Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı olan IPA’nın Kırsal Kalkınma Bileşeni kapsamında uygulanacak yatırımlara ilişkin 17.04.2015 tarihinde On Dördüncü Başvuru Çağrı İlanına çıktı. • Su ürünlerinin işlenmesine ve pazarlanmasına, • Meyve ve sebze ürünlerinin işlenmesine ve pazarlanmasına yönelik yatırımlar desteklenecek. Desteklenecek Tedbir ve Destek Bütçesi Öncelik Ekseni 1 • Süt ürünlerinin işlenmesine ve pazarlanmasına, Süt Üreten Tarımsal İşletmelere Yatırım Tarım ve Balıkçılık Süt ve Süt Bütçe Kalemi-1 Ürünlerinin Ürünlerinin (Süt işleyen işletmeler) İşlenmesi ve İşlenmesi ve Bütçe Kalemi-2 Pazarlanmasının Pazarlanması (Süt Toplama Merkezleri) Yeniden Yapılandırılması ve Topluluk Et ve Et Bütçe Kalemi-1 Standartlarına Ürünlerinin (Kırmızı et işleme ve pazarlama) Ulaştırılmasına İşlenmesi ve Bütçe Kalemi-2 Yönelik Yatırımlar Pazarlanması (Kanatlı eti işleme ve pazarlama) (Sadece Mevcut İşletmeler Yapım Meyve ve Sebzelerin İşlenmesi ve Pazarlanması İşleri Haricinde Su Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması Desteklenecektir) Bu başvuru çağrı ilanı kapsamında; 1- Tarımsal İşletmelerin Yeniden Yapılandırılması ve Topluluk Standartlarına Ulaştırılmasına Yönelik Yatırımlar (101) tedbirinin, Süt Üreten Tarımsal İşletmelere Yatırım (101-1) alt tedbiri kapsamında mevcut ve yeni işletmeler desteklenecek. Alt Tedbir Adı ve Bütçe Kalemleri Avro Tarımsal İşletmelerin Yeniden Yapılandırılması ve Topluluk Standartlarına Ulaştırılmasına Yönelik Yatırımlar • Süt üreten tarımsal işletmelere yatırım, • Kesimhane ve Et İşleme Tesisleri, Tedbir Alanı Toplam Destek Destek Bütçesi* Oranı (AB+TC Katkısı) %50-%65 Öncelik Ekseni %50 Çağrı, Kırsal Kalkınma (IPARD) Programı kapsamında yatırım yapmak isteyen işletmeler tarafından destek almak üzere yapılacak başvurular ile ilgili. TKDK 14. Çağrı İlanı ile; 81.000.000 40.000.000 121.000.000 TOPLAM *IPARD Programı kapsamında taahhüt altına alınmamış gösterge bütçeleri ifade etmektedir. Söz konusu bütçelerde aktarımlar sonrası ve önceki taahhütlerin eksik tamamlanması nedeniyle artış olabilir. 2- Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanmasının Yeniden Yapılandırılması ve Topluluk Standartlarına Ulaştırılmasına Yönelik Yatırımlar (103) tedbirinden sadece Mevcut İşletmeler, Yapım İşleri haricinde desteklenecek. ların Yapılacağı ve Yatırımın Uygulanacağı İller Afyonkarahisar Ağrı Aksaray Amasya Ankara Ardahan Aydın Balıkesir Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Elazığ Erzincan Erzurum Giresun Hatay Isparta Kahramanmaraş Karaman Kars Kastamonu Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muş Nevşehir Ordu Samsun Sivas Şanlıurfa Tokat Trabzon Uşak Van Yozgat Başvuru Yapılacak İller Başvuru Tarihleri Destek Almak Amacıyla Başvuru- Başvurular 11.05.2015 tarihi saat 09.00’dan itibaren, yatırımın uygulanacağı ilde bulunan TKDK İl Koordinatörlüklerinde kabul edilmeye başlayacak olup, başvuruların son teslim tarihi 05.06.2015, saat 23.00’dir. Bu çağrı için son teslim tarihinden sonra yapılacak başvurular kabul edilmeyecek. Yatırım Süreleri On Dördüncü Başvuru Çağrı İlanı kapsamında hazırlanacak başvurularda yatırım süreleri maksimum 9 (dokuz) ay olarak planlanacak. Tıbbi, Aromatik ve Boyamada Kullanılan Bitki Üretiminin Artırılması İçin, Dekara 100 TL Destek »» Muğla ve Aydın’ın adaçayı, Hatay’ın defnesi, Isparta ve Burdur’un lavantası, İzmir’in kekiği, Karabük’ün safranı, dünyaya şifa dağıtacak… Bitki çeşitliliği bakımından büyük zenginliğe sahip olan Türkiye’de, yaklaşık bin çeşit tıbbi ve aromatik bitki kullanılıyor. Bu çeşitlerden iç piyasada ticarete konu olan bitki sayısı 350 olarak belirlenirken, kekik, kimyon, kişniş, karabuğday, safran, çörekotu, çemen, anason, fesleğen, tıbbi adaçayı gibi bitkilerde, iyi tarım yapan çiftçileri destekleme kararı alarak, dekar başına 100 lira verecek. Bu yıl ilk defa destekleme kapsamına alındı Tıbbi ve aromatik bitkiler, bu yıl ilk defa destekleme kapsamına alınarak, destek miktarları da açıklandı. İlaç sanayi, gıda, kozmetik gibi bir çok sektörde kullanılan tıbbi ve aromatik bitkilerin üretiminde artış sağlamayı hedefleyen Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, aynı zamanda ülkemize özgü çeşitlerin, dünyaya da pazarlanması hususunda, bazı yeni çalışmalar yürütüyor. Proje 2014’de hazırlandı Tarımsal üretimin iç ve dış talebe uygun bir şekilde geliştirilmesi, doğal ve biyolojik kaynakların korunması yanında, kırsal kalkınmanın sağlanması amacıyla, ülkemizde tıbbi ve aromatik bitkiler ile boyamada kullanılan bitkilerin üretimlerinin artırılması, ürünlerin çeşitlendirilmesi, kalitenin iyileştirilmesi için, üretiminde artış sağlanması hedeflenirken, aynı zamanda bu projeyle İzmir’in kekiği, Karabük’ün safranı, Muğla ve Aydın’ın adaçayı, Hatay’ın defnesi, Isparta ve Burdur’un lavantası ilaç sanayi, gıda, kozmetik gibi bir çok sektörde kullanılmak üzere dünyaya da ihraç edilebilecek. Yaklaşık 100 bitkinin ihracatı yapılıyor Bakanlık tarafından 2014’de proje hazırlandı. 6 ildeki projeye,19 il daha eklendi Denizli, Muğla, Antalya, Konya, Eskişehir ve Tokat’da uygulamaya başlanan projeye, bu yıl Aydın, Ağrı, Balıkesir, Bartın, Bilecik, Bingöl, Çankırı, Diyarbakır, Elazığ, Hatay, Isparta, İzmir, Kahramanmaraş, Karabük, Kayseri, Kütahya, Trabzon, Malatya ve Niğde de dahil edildi. Yeni proje kapsamında safran, çörekotu, kekik, kimyon, kişniş, karabuğday, çemen, anason, fesleğen ve tıbbi adaçayı gibi bitkilerde, iyi tarım yapan çiftçilere, Bakanlık dekar başına 100 lira destekleme ödemesi yapacak. Hatay’ın defnesi, Isparta ve Burdur’un lavantası İlk defa destekleme kapsamına alınan tıbbi ve aromatik bitkilerin Bitki çeşitliliği açısından büyük zenginliğe sahip Türkiye’de, yaklaşık bin çeşit tıbbi ve aromatik bitki, evlerde ve çeşitli sanayi sektörlerinde kullanılıyor. İç piyasada ticarete konu olan bitki sayısı 350 olarak belirlenirken, yaklaşık 100 bitkinin ise ihracatı yapılıyor. Bu bitkilerden bitkisel çay ve drog (doğal maddelerden elde edilen ilaç hammaddesi) şeklinde kullanılan ürünlerle ilgili Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının getirdiği sözleşmeli üretim uygulaması kapsamında, birçok üretici bitkisel çaylarda dünyanın önde gelen firmalarıyla anlaşma sağladı. Etken madde miktarı ve kalitesi yüksek “standart” ürünleri Dünya pazarlarına satmak ve doğal bitki zenginliğimizi ekonomik değere dönüştürmek için başlatılan bu projeyle, bugüne kadar genelde doğadan toplanarak karşılanan tıbbi ve aromatik bitkilerin, profesyonel şekilde üretilmesi sağlanacak. Halim Utlu 2015 Kırsal Kalkınma Destek Programları »» Türkiye’nin genel ekonomik durumu ile ilgili (1.nci çeyrek) Dünya Bankası raporunu bu ay kısa bir özet olarak sunmak istiyorum “Ankara, 17 Nisan 2015— Dünya Bankası’nın Ankara’da açıkladığı Türkiye Ekonomik Bilgi Notunun Nisan sayısına göre, 2014 yılının ikinci yarısında toplam talepteki durgunluk 2014 yılında büyümenin yüzde 2,9’da kalmasına yol açtı. Beklenmeyen stok oluşumu ve zayıf seyreden bir dizi gösterge, mevcut ekonomik zayıflığın 2015 yılının ilk yarısında da devam etmesinin olası olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla yılsonu büyüme tahmini yüzde 3 olarak revize edilmektedir. Enerji fiyatlarındaki düşüş ve zayıf iç talep cari açığın azalmasına yardımcı olmakla beraber kurdaki değer kaybının devam etmesi ile birlikte bunların enflasyon üzerindeki etkisi beklenenden daha düşük. Enflasyondaki düşüş hızı önemli ölçüde yavaşlaması da yılsonu enflasyon tahmini yüzde 7 olarak belirliyor. Bilgi Notu’na göre zayıf sanayi faaliyeti istihdam yaratma hızını düşürdü ama altın ihracatındaki artış ve düşen enerji faturası sayesinde cari açık azalmaya devam ediyor. Not ayrıca şunları kaydediyor: “Önümüzdeki genel seçimlerle ilgili belirsizlik yatırımcı davranışlarını olumsuz etkilemeye devam ediyor; güvenin yeniden tesis edilebilmesi için yapısal reformların hızlı bir şekilde uygulanması kritik önem taşıyor.” Öyle anlaşılıyor ki seçimlerden sonra ülkenin yeni bir atılıma ve ilerde anlatılacak yeni bir kalkınma hikâyesine ihtiyacı var. Kooperatifler IPARD programından neden faydalanamıyor. Bilindiği üzere 14.ncü çağrı programıyla birlikte IPARD programı 1.nci aşaması bitecektir. İkinci program bu yıl başlayacak ve eski uygulama ve hibe konusu sektörler bazı yeni ilavelerle ( mantar, yumurta tavukçuluğu, küçük ölçekli altyapı yatırımları vs.) 2020 yılına kadar aynen devam edecektir. Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] Birinci uygulamada kooperatifler bu programa proje teklif edememişlerdir. Ancak şirketleri var ise şirket yatırımı olarak teklif verebilmişlerdir. İkinci uygulama döneminde nasıl bir yöntem izleneceği şu anda bilinmemektedir. Kooperatiflerin IPARD programından doğrudan faydalanmaları gereklidir. Bir kırsal kalkınma programının kooperatifleri kapsamaması çok izah edilebilir bir durum değildir. En azından kurumsal altyapılarını güçlendirmelerini sağlayacak projeleri ile ürünlerinin markalaşma ve pazarlama kapasitesini artıracak projeleri kapsam içine alınabilir. Diğer taraftan finansal kapasiteleri yeterli olan kooperatifler sabit yatırım proje tekliflerini herhangi bir şirket gibi teklif edebilmelidir. Zira bu program kendi içinde başarılı olmuş buna karşılık kırsal kesimde geniş kesimlere yönelik gelir artışına yaygın etkisi olduğu söylenemez. Benim anlamadığım Türkiye’de altı ya da yedi tane kooperatif merkez birliği bulunmakta ancak bunların hiçbirinin veya birlikte IPARD programı kapsamında kooperatiflerin proje-yatırım yapması konusunda ilgili Bakanlık nezdinde girişimde bulunduklarını zannetmiyorum. Ya da ben duymadım. Hal böyle olunca kooperatif yöneticilerinin kooperatifçiliğin faydaları konusunda yazıp söyledikleri bana çok anlamlı gelmiyor. Asıl gelir ürünlerin işlenmesi ve değer yaratılması ile olacaktır. Kırsalda üreticilerin zenginleşmesi de bu geliri paylaşmaları ile sağlanacaktır. ICA Antalya Küresel Konferansı’nın Ana Konuşmacısı Belli Oldu »» 10-13 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak ICA Küresel Konferansı ve Genel Kurulu’nun ana konuşmacısı olarak Hindistanlı Prof. Raj Patel’in seçildiği bildirildi. Öğretim üyesi, yazar, gazeteci ve uluslararası politikalar uzmanı olan Prof Patel Küresel Konferansın “2020’ye Doğru” başlıklı açılış oturumunun ana sunumunu yapacak ve gıda güvenliği konusundaki son gelişmeleri yorumlayarak, bu konuda ileriye dönük önerilerde bulunacak. Yazarın yayınları arasında “Value of Nothing – Değersiz Şeyler 2010” ve “Doymuş ve Açkalmış: Dünya Gıda Sisteminin Gizli Savaşı - Stuffed and Starved: The Hidden Battle for the Whole Food System 2008” öncelikle sayılmaktadır. Köy-Koop Haber Mayıs 2015 SAĞLIK 21 Limonlu Suyun Faydaları Bahar Aylarında Alerjik Nezleye Dikkat »» İçtiğiniz suya biraz limon eklemek, susuzluğunuzu daha fazla gidermekle kalmaz; vücudunuzun vitamin, mineral ve eser öğe ihtiyacını da giderir. Limonlu su enerjinizi tazeleyecek en iyi içeceklerden biri. »» Halk arasında ‘saman nezlesi’ olarak da bilinen alerjik nezle, burun akıntısı ve tıkanıklığı ile kendini gösteriyor. Sabah uyandığınızda, gece boyunca susuz kalan vücut dokularınız, toksinleri atmak ve hücreleri canlandırmak için suya her zamankinden fazla ihtiyaç duyar. Limonlu su toksinlerin atılmasını sağlar, böbrek hareketlerini düzenler, sindirim sisteminin rahatça çalışmasını sağlar. Limonlu suyun mucizeleri; • Limon potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi elktrolitler yönünden zengindir. Limonlu su, içerdiği elektrolitler ile vücudun susuzluğunu giderir. • Limonlu su eklemler için çok iyidir; eklem ve kas ağrılarının giderilmesine yardımcı olur. • Limonun içeriğindeki sitrik asit diğer enzim ve asitlerle etkileşime geçerek sindirim sistemini düzenler. Limonlu ılık su, gastrit ve sindirim rahatsızlıklarını ortadan kaldırmaya yardımcı olur. • Karaciğerin ürettiği enzim sayısını artırmak için limonlu sudan daha iyi bir reçete yoktur. • Limonlu su, karaciğeri temizler ve toksinlerin atılmasını sağlar. • Limonlu su, anti enflamatuar etkisiyle, soluk borusundaki enfeksiyonların temizlenmesine yardımcı olur. • Limonlu ılık su, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur. • Limon kuvvetli bir antioksidan olduğundan vücudu serbest radikallerden korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Metabolizmanın düzgün çalışması açısından çok önemlidir. • Limon içerisindeki potasyum, sinir sisteminin düzgün çalışmasına yardımcı olur. Depresyon ve anksiyete genellikle kandaki düşük potasyum oranı sonucunda ortaya çıkar. Sinir sistemi, kalbe doğru sinyalleri yollamak için potasyuma ihtiyaç duyar. • Limonlu su kanı, damarları ve arterleri temizler. • Limonlu su, tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Her gün limonlu su içmek yüksek tansiyonu ortalama %10 oranında düşürür. • Limonlu su vücudun pH oranını artırarak hastalıklarla daha iyi mücadele etmesini sağlar, metabolizmayı bazlaştırır. • Limonun içerisindeki C vitamini, derinizi canlandırır ve teninizin daha pürüzsüz olmasını sağlar. Her sabah limonlu su içmek cildinizin canlanmasını sağlar. • Limonlu su, eklem ağrılarının bir başka sebebi olan ürik asidi seyreltir. • Limonlu su, hamile kadınların olmazsa olmaz besin kaynaklarındandır. Soğuk algınlığı gibi virütik hastalıklarla mücadeleyi kolaylaştırır, içeriğindeki C vitamini bebeğin kemik yapısını güçlendirir, zengin potasyum içermesi nedeniyle de bebeğin beyin hücrelerinin ve sinir sisteminin güçlenmesini sağlar. • Yarım bardak suya karıştıracağınız bir tatlı kaşığı limon suyu, mide ekşimesine iyi gelir. • Limonlu su böbrek ve pankreas taşları ile kalsiyum birikiminin çözülmesine yardımcı olur. • Limonlu su, içeriğindeki pektin lifleri sayesinde acıkmayı azaltarak kilo kaybına yardımcı olur. Çalışmalar alkalin oranı yüksek diyetleri uygulayanların daha hızlı kilo kaybettiğini göstermiştir. • Limonlu su diş ağrısı ve diş eti iltihabını azaltır. • Limonlu su, yüksek alkali içeriği sayesinde kanserler mücadeleyi güçlendirir. Birçok çalışma kanserin alkali ortamlarda büyüyemeyeceğini ortaya koymuştur. Uzun Süreli Stres Şeker Hastalığı Riskini Artırıyor »» Uzmanlar uzun süreli stresin şeker hastalığı riskini yüzde 45 oranında arttırdığını söylüyor. İnsanların sayısız kaynaklardan gelen uyaranlar yüzünden sürekli stres altında kaldığını ifade eden uzmanlar, yapılan değişik çalışmalarda uzun süreli stresin immün sistemimize zarar vererek sık enfeksiyon ve kansere yol açtığı, sindirim sistemi ve kalp damar hastalığına sebep olabileceğinin kanıtlandığının bilgisini veriyorlar. Tükenmişlik sendromu ve kronik stresin hayatı çekilmez hale getirdiğinde karanlık odada yeterli uyku alınması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar; sendromdan kurtulmak için egzersiz yapmanın, gülümsemenin, negatif insanları hayattan çıkarmanın, düzenli beslenmenin, organik ürünler tüketmenin,deniz tuzu kullanmanın, yeterli D vitamini ve magnezyum desteği almanın, çay veözellikle kahve tüketimini azaltmanın, B kompleks vitaminler almanın, bol sebze tüketmenin fayda getireceğini belirtiyorlar. Dt. Coşkan ARAS CİMRİ Bekâr bir diş hekimi samimi bir arkadaşına dert yanıyordu; - Ben bugüne kadar evlenmek için sadece tek bir kadını düşündüm. - Evlenmenize ne engel oldu? - Para.! - Sen varlıklı birisin. O çok mu fakirdi? - Yoo. En az benim kadar zengindi. - Niye evlenemediniz? - Kadının ağzı çok kötüydü. İmplantlar, köprüler, kaplamalar… - Eeeee? - Benim meslek hayatımda en pahalı ağızdı. - Evet? - Benim için çok masraflı olurdu.!!! Soğuk algınlığı ile karıştırılan Alerjik nezle özellikle bahar aylarında da görülme sıklığı artıyor. Hayvan tüyleri, duman, toz ve polen gibi alerjenler, alerjik nezleye neden olabiliyor. Bu durum, çocuklarda astımı da tetikliyor. Önlem alınmadığında ise çocuk yaşlarda görülen alerjik nezle, tüm yaşam boyunca birlikte yaşamayı gerektiren bir hastalık haline gelebiliyor. Alerjik nezle en sık görülen alerjik hastalıklardan birisi. Alerji, vücudun bağışıklık sisteminin yabancı bir maddeye (antijen) yanıt vermesiyle oluşuyor. Burun mukozası polen, ev tozu gibi antijenlerle karşılaştıktan sonra iltihaplanır. Hapşırma, gözlerde, burunda kaşıntı, burun tıkanıklığı, akıntısı ve baş ağrısı hastalığın belirtileri arasındadır. Bazı hastalarda işitme problemleri, boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve öksürük de görülebilir. Alerji yakınmaları kimilerinde bütün bir yıl boyunca sürerken, kimilerinde ise belli mevsimlerde artış gösterir. Mevsimsel alerjik nezle ya da bahar nezlesi olan kişilerin yakınmaları özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında ortaya çıkar. hastalıkları alerjik nezle ile birlikte görülebilen hastalıklar olarak sayılabilir. Bu nedenle sık orta kulak iltihabı veya sinüzit geçiren çocuklarda da alerji olup olmadığı sorgulanmalıdır. Alerjik nezleye en sık neden olan alerjenler çim polenleri, ağaç polenleri ve yabani ot polenleridir. Yıl boyu alerjik nezle yakınması olanlarda ise ev tozu akarı, küf mantarları ve hayvan tüyleri en sık rastlanılan alerjenlerdir. Diğer taraftan hava kirliliği de alerji yakınmalarını arttırıyor. Astım oranını arttırıyor Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde hem alerjik nezle hem de astım sıklığında bir artış gözlenmektedir. Genel olarak alerjik nezlesi olan hastaların astım geliştirme risklerinin 4 kat arttığı kabul ediliyor. Ayrıca sinüzit, burun tıkanıklığı nedeniyle diş ve ağız yapısında gelişme bozuklukları, orta kulak Alerjik nezle teşhisinde hastanın bulgularının sorgulanması çok önemlidir. Hastanın yaşı, hangi ortamlarda şikayetlerinin arttığı, daha önce hangi ilaçları kullandığı ve özellikle ailesinde alerjisi olan başka kimse olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Alerji, genetik bir hastalık olduğundan ailede başka bireylerde alerji olması tanıda çok yardımcı olabilir. Muayene bulguları alerjiyi düşündürüyorsa alerji testleri uygulanmalıdır. Yapılan araştırmalar aşı tedavisinin yeni alerjilerin gelişmesini önleyebileceği, çocuklarda astım gelişme riskini azaltabileceği gösteriyor. Bu tedaviye cevap vermeyen kişilerin kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayeneleri detaylı olarak yapılmalı. Çocuklarda geniz eti, erişkin hastalarda kıkırdak eğriliği, burun polipleri, sinüzit olup olmadığı araştırılmalıdır. En Büyük Engel Engellenmektir! »» Türkiye Engelliler Araştırması, çok ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Yapılan araştırma, çocuklukta ve gençlikte engelliliğe daha az rastlandığını, yaşlılıkta ise arttığını ortaya koyuyor. Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi engelli olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletlerin rakamlarına göre dünyada 500 milyon kadar engelli insan bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından, dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birinin hayatlarında bir çeşit engelle doğrudan ya da dolaylı olarak karşı karşıya olduğu belirtilmekte. Engelliler İdaresi Başkanlığı’nca yapılan araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 12,29’unu engelliler oluşturuyor. Bu oranın yüzde 9.70’ini süreğen hastalığı olanlar, yüzde 2,58’ini ise ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engelliler oluşturuyor. En fazla engelli nüfusun Marmara bölgesinde bulunduğunu ortaya koyan araştırmaya göre engellilerin çoğu evli, yüzde 37,7’si bekar ve yüzde 1,6’sı boşanmış durumda. Araştırmanın ileri analizi, çocuklukta ve gençlikte engelliliğe daha az rastlandığını ortaya koyuyor. Doğumla birlikte gelen engellilik daha azken, yaşlılıkta engellilik artıyor. Analizler, engellilerin bir kısmında iki veya daha fazla sorunun bulunduğunu gösteriyor. Buna göre, bedensel engellilerin yüzde 5,5’inde görme, yüzde 3,2’sinde işitme, yüzde 8,4’ünde konuşma ve yüzde 6,6’sında ise zihinsel engel var. İşitme engeli bulunanların yüzde 34’ünde aynı zamanda konuşma engeli ve konuşma engeli bulunanların yüzde 27’sinde aynı zamanda zihinsel engel bulunuyor. Okuma yazma bilmeyen engellilerin oranı, okuma yazma bilmeyen genel nüfusun 3 katını oluşturuyor. Engellilerin yüzde 84,2’sinin eğitimi ilkokul düzeyinde. Araştırma, genel olarak engelli bireylerin yüzde 68’inin yaşadığı çevrede engeline bağlı herhangi bir düzenleme bulunmadığını ortaya koyuyor. Konuşma engellilerin sadece yüzde 3,1, bedensel engellilerin yüzde 3’ü, görme engellilerin yüzde 2,6’sı, işitme engellilerin yüzde 2,3’ü ve zihinsel engellilerin yüzde 1,8’i yaşadıkları bina, cadde, sokak ve yollarda engeline uygun olarak bir takım düzenlemelerin bulunduğunu ifade ediyor. Araştırmaya katılanların yüzde 63,9’u zihinsel engellilerin, yüzde 45,9’u konuşma engellilerin “çalışamaz” durumda olduğunu belirtirken, görme engellilerin çalışamayacağını düşünenlerin oranı ise yüzde 15,4. Engellilerin yüzde 55,7’si sağlık hizmetlerinden yararlanırken, sadece yüzde 12,27’si eğitim, yüzde 5,9’u bakım ve rehabilitasyon hizmetinden faydalanabiliyor. Engelli bireyler, bir takım kurum ve kuruluşlar tarafından kendisine verilen hizmetlerden yararlanamamasının en önemli nedeni olarak ekonomik yetersizliği gösteriyor. Engelli bireylerin engel türüne göre günlük aktivitelerini yerine getiriş biçimleri değerlendirildiğinde, işitme engellilerin yüzde 75,7’si, görme engellilerin yüzde 70,3’ü, bedensel engellilerin yüzde 61,2’si ve konuşma engellilerin yüzde 54,5’i kendi başına hareket edebiliyor. Kendi başına bağımsız hareket etme durumu en kısıtlı olan grubu zihinsel engelliler oluşturuyor. Günlük aktivitelerini yerine getirirken bir başkasına tam bağımlı olanlar, iş yerinin fiziki şartlarından en fazla rahatsızlık duyuyor. Günlük aktivitelerini yerine getirirken bir başkasına yarı bağımlı olanların yüzde 46,4’ü, faaliyetlerini bağımsız yapabilenlerin yüzde 24,3’ü iş yerinin fiziki şartlarının uygun olmadığını belirtiyor. Engelli insanların yaşadıkları sorunlar sadece kendilerinin değil; ailelerinin, çevrelerinin, toplumun, kısacası tüm insanların ortak sorunudur Engelli insanların sağlık, rehabilitasyon, çevre, eğitim ve istihdam alanlarında karşılaştıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla 10-16 Mayıs Engelliler Haftası olarak ele alınmaktadır. 22 Mayıs 2015 Köy-Koop Haber ETKİNLİKLER MAYIS AYI TARIM TAKVİMİ MAYIS 2015 TARIM FUARLARI TAKVİMİ 13.05.2015 – 15.05.2015 FI İstanbul 2015 3. Gıda Bileşenleri, Çözümleri, Yardımcı ve Katkı Maddeleri Fuarı Organik Katkılar, Unlu Mamuller, Tatlar, Antioksidanlar, Süt Ürünleri, Baharatlar, Çeşniler, Tatlandırıcılar, Şuruplar, Emülgatörler TARLA ZİRAATI a) Yazlık ekim yapılacak tarlalarda sürüm, ikileme, üçlemeler ve gübreleme yapılır. Kaymak kırma, çapa ve ot alma amacıyla tırmık ve kültüvatörle toprak işlemesi devam eder. Çeltik tavaları hazırlanır. Yerfıstığında boğaz doldurulur. b) Pamuk, ayçiçeği, susam, fasulye, soya, çeltik ve bostan ekimi ile tütün fidelerinin dikimi yapılır. c) Sulama, çapalama, hereğe bağlama, seyreltme ve diğer bakım işleri yapılır. d) Özellikle bu ay zararlı ve hastalıklara karşı dikkat edilmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır. UBM İstanbul Fuarcılık 13.05.2015 – 17.05.2015 Hasyurt Tarım Fuarı Tarım, Seracılık, Hayvancılık ve Teknolojileri Tarım Teknolojileri, Seracılık, Fidancılık, Sulama ve Gübreleme Hasyurt Mahmut Esen Kültür Merkezi-Finike Batı Akdeniz Fuarcılık 14.05.2015 – 16.05.2015 ANUFOOD EURASIA 7. Uluslararası Gıda ve İçecek Ürünleri, Soğutma Teknolojileri, Mağaza Donanımıi Servis ve İkram Hizmetleri Fuarı Özel Gıdalar, Dondurulmuş Gıdalar, Et ve Et Ürünleri, Soğutulmuş ve Dondurulmuş Gıda Ürünleri, Süt ve Süt Ürünleri, Şekerleme, Un ve Unlu Mamüller, İçecek ve Meşrubatlar, Organik Gıda Ürünleri, Helal Gıda, Sağlıklı Gıda Ürünleri, Hizmet ve Perakende Teknolojisi e) Sıcak bölgelerde erkencil hububat çeşitleri hasat edilir, harman hazırlığı yapılır. Yem bitkilerinin ve çayır otlarının biçilmeleri başlar. MEYVECİLİK a) Bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlemesi çapa ve sürüm şeklinde devam eder. Toprak işlemesiyle birlikte gerekli gübreler verilir. b) Bazı soğuk bölgelerde fidan dikimi ay sonuna kadar devam eder. c) Bahçe ve fidanlıkta her türlü bakım, taçlandırma, budama, uç alma, çap ve sulama işleri yapılır. Aşılama genel olarak kalem aşısı şeklinde devam eder. Bazı bölgelerde sürgün göz aşısına başlanır. Geçen mevsimde yapılarak tutmayan aşılar yenilenir. Sıcak bölgelerde ağaçlara kireç badanası yapılır. d) Görülebilecek her türlü hastalık ve zararlılara karşı mücadele edilir. e) Can erik, kiraz, vişne, yenidünya, kayısı, badem hasadına başlanır. SEBZECİLİK a) Bazı bölgelerde sıcak ve soğuk yastık işleri devam eder. b) Sebze ekilecek ve fide dikilecek topraklar hazırlanır. Her çeşit sebze için gerekli gübreleme yapılır. c) Her çeşit sebze tohumu ekimi ile fide dikimi tavalara yapılır. d) Çapalama, sulama, hereklere alma ve uç alma işleri devam eder. e) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır. f) Ay boyunca her türlü sebze hasadı yapılarak ambalajlanır ve pazara sevk edilir. BAĞCILIK a) Bazı serin bölgelerde bağlarda toprak işlemesi ve gübreleme uygulaması yapılır. b) Asma çubukları dikimi devam eder. c) Serince bölgelerde budama, boğaz açma, aşılama devam eder. Ilık bölgelerde uç alma ve hereklere bağlama işleri yürütülür. d) Mildiyö ve külllemeye karşı mücadele yapılır. Diğer zararlılarlada savaşılır. c) Doğumlar kısmen azalmakla beraber bazı bölgelerde devam eder. d) Mera ıslahları yapılır. Ve dışarda otlatma bütün bölgelerimizde devam eder. e) Çeşitli hayvan hastalık ve zararlılarıyla mücadele yapılır. TAVUKÇULUK a) Kümeslerde bakım temizlik ve kireçle dezenfeksiyon yapılır. Kümeslere kuşların girmemesi için pencerelerin kafeslenmesine devam edilir. b) Kuluçka işleri ay boyunca devam eder. c) Tavuklara özellikle yeşil yem verilmelidir. Bu konuda en iyisi yumurta verimini arttıran yoncadır. d) Çeşitli tavuk hastalıklarına karşı koruyucu aşılar ve önleyici ilaçlar yapılmalıdır. HAYVANCILIK a) Ahır işleri ay boyunca devam eder. b) Bazı serin bölgelerde henüz meraların yetersizliğinden yem takviyesi olarak ahır besisi yapılır. Hayvanlarda kırkım yapılır. ARICILIK a) Arıların kolay çalışmalarını temin için kovanlarda bakım ve temizlik işleri devam eder. Özellikle modern kovanların kullanılması bu işi sağlamada önemlidir. b) Arı malzemeleri işler durumda bulundurulur. Oğul verme ay boyunca devam eder. Reed Tüyap Fuarcılık 17.05.2015 – 17.05.2015 EXPOTROIA 100. Yıl Tarım Fuarı Tohumlar, Gübreler, Zirai İlaçlar, Tarım Makineleri, Fidanlar Sulama Ekipmanları Sera Teknolojileri, Fideler, Hayvancılık, Gıda DLG Fuarcılık 19.05.2015 – 23.05.2015 EVTEKS 2015 21. İstanbul Ev Tekstili Fuarı Ev Tekstili, Halı - İstanbul Fuar Merkezi İstanbul Fuarcılık 21.05.2015 – 24.05.2015 1. Teke Yöresi Canlı Hayvan, Hayvancılık, Tarım Teknolojileri ve Yem Fuarı Canlı Hayvan, Hayvancılık, Tarım ve Yem Teknolojileri - Burdur Çok Amaçlı Kullanımlı Fuar Alanı Platform Fuarcılık 27.05.2015 – 31.05.2015 Trakya Tarım Hayvancılık 4.Trakya Tarım Hayvancılık, Süt Ürünleri ve Tohum Fuarı Hayvancılık Ekipmanları, Süt Teknolojileri, Kümes Hayvanları, Mekanizasyon, Üretim, Hayvan Barınakları, İklimlendirme Renkli Fuarcılık Türkiye’de 24 saat esasıyla hizmet veren tek Merkez olan Ulusal Zehir Danışma Merkezi, zehirlenmeler hakkında size bilgi verir... KONGRE & SEMPOZYUM Mevzuat ▶▶ 2 Nisan 2015 Tarihli ve 29314 Sayılı Resmî Gazete, Safkan Damızlık Sığır Yetiştiriciliği Hakkında Tebliğ (No: 2015/11) ▶▶ 2 Nisan 2015 Tarihli ve 29314 Sayılı Resmî Gazete, Atık Yönetimi Yönetmeliği ▶▶ 4 Nisan 2015 Tarihli ve 29316 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7396 Okullara Kuru Üzüm Dağıtımı Programı Uygulama Esasları Hakkında Karar ▶▶ 8 Nisan 2015 Tarihli ve 29320 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7495 2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar ▶▶ 8 Nisan 2015 Tarihli ve 29320 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7497 Fındık Üreticilerine Alan Bazlı Gelir Desteği ve Alternatif Ürüne Geçen Üreticilere Telafi Edici Ödeme Yapılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar ▶▶ 9 Nisan 2015 Tarihli ve 29321 Sayılı Resmî Gazete, Ulusal Meslek Standartlarına Dair Tebliğ (No: 2015/6) ▶▶ 10 Nisan 2015 Tarihli ve 29322 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7510 Çeşitli Afetler Nedeniyle Zarar Gören Gerçek veya Tüzel Kişi Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan Düşük Faizli Kredi Kullandırılmasına İlişkin Bakanlar Kurulu Kararları Kapsamındaki Kredi Borçlarının Ertelenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı ▶▶ 11 Nisan 2015 Tarihli ve 29323 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7503 2015 Yılında Sulama Birliklerince İşletilen Sulama Tesislerinde Uygulanacak Su Kullanım Hizmet Bedeli Tarifelerine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ▶▶ 15 Nisan 2015 Tarihli ve 29327 Sayılı Resmî Gazete, Yüzeysel Su Kalitesi Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 16 Nisan 2015 Tarihli ve 29328 Sayılı Resmî Gazete, Çiğ Sütün Sözleşmeli Usulde Alım Satımına İlişkin Yönetmelik ▶▶ 19 Nisan 2015 Tarihli ve 29331 Sayılı Resmî Gazete, Orman Kanununun 16 ncı Maddesinin Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 23 Nisan 2015 Tarihli ve 29335 Sayılı Resmî Gazete, Tohumculuk Sektöründe Yetkilendirme ve Denetleme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 24 Nisan 2015 Tarihli ve 29336 Sayılı Resmî Gazete, 2015/7467 Çevre Amaçlı Tarımsal Arazilerin Korunması Programını Tercih Eden Üreticilerin Desteklenmesine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar Köy-Koop Haber Mayıs 2015 SPOR-TARIM BULMACA Kış Tembelleri İçin Bahar Kılavuzu! 23 »» Bahar ayları geldiğinde aklıma gelen ve baharı en güzel anlatan sözlerden biri “Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları…” dır. İnsanların çoğunda sürekli şikayet, yorgunluk, miskinlik, iştahsızlık şikayetlerinin ardı arkası kesilmez. Hele kışın yatıp, güle oynaya yenenlerin ardından alınan kiloların verilmesi gündeme geldiğinde, mucize diyetlerin sohbetine doyum olmaz. Etrafımda olan insanların konuşmalarından, bazılarının bu konularda nasıl engin bilgilere sahip olduğunu görünce, bir sürü üniversite bitirmiş diyetisyenin işsizlikten kıvrandığını görür gibi olurum hep. Bu mucize diyetler arasında lahana, maydanoz, limon gibi bazı besin maddelerinin sularının içilmesinden tutun da, bazı bitkilerin saplarının kaynatılması, bazı çekirdek türlerinin toz haline getirilip yutulmasına kadar yüzlercesi gündeme bir girip, bir çıkıyor. Yazılı ve görsel medyada reklamı yapılanları saymıyorum artık. Özellikle bahar aylarında gündeme gelen, kilo ve bahar yorgunluğu konusunu anlamak için öncelikle, nedenlerinin bilinmesi gerekiyor. Nedenlerini anladığınızda bahar yorgunluğu ile başa çıkmanız kolaylaşır ve gözünüze batan kilolarınız için mücadele gücünüzü daha kolay elde edebilirsiniz. Bu nedenler: • Havanın değişmesi. Soğuk kış aylarının ardından, sürekli değişken ısı farklılıkları bünyeyi olumsuz etkiler. • Gece ve gündüz sürelerinin değişmesi. Gece ve gündüz sürelerinin değişmesinin hormonal dengeye etki ettiği biliniyor. Düzeni değişen hormon dengesinin, ruhsal ve fiziksel yapı üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor. • Damarların genişlemesi. Isınan hava ile damarların genişlemesi, tansiyon değerlerinin de değişmesi nedenleri arasındadır. • Beslenme düzeninin değişmesi. Değişen iklimle beraber, kış beslenme alışkanlıklarının da bahara uygun değiştirilmesi gerekiyor. Daha fazla vitamin ve protein ihtiyacı bu aylarda kaçınılmazdır. • Tembellik ya da hareketsizlik. Kı- TARIM BULMACA 1 2 3 4 5 6 7 Y. İzzettin BAŞER 8 9 10 11 12 Soldan Sağa 1- Uluslararası Kooperatifler Birliği... Tropik bir meyve 2- Bu aylarda kilosu 4-5 TL olan, ülkemizde en çok yetiştirilen sebze... Bir sebze 3- Kedi köpek yavrusu... Yağmur 4- Ekin, hars 5- Bir işaret sıfatı... Mavi... Rusya’da bir ırmak 6- Ortak bir amacı veya işi gerçekleştirmek için bir araya gelmiş birlik... Milimetre... Deli 7- Kalsiyumun simgesi... Yumuşak yünlü kumaş.... Bir cetvel 8- Bir meyve... Gün bitimi 9- Özel kokulu renksiz, yanıcı, bir gaz.... Yerden çıkarılan patateslerin bıraktıkları küçük çukur... 10- İstikamet,cep... Koyun ve keçilerin boyunlarına konulan, çan takılmış tahta çember 11- Temelsiz eğreti yapı 12- Zekasını hile yapmakta kullanan, kurnaz, açıkgöz... Geşmiş Yukarıdan Aşağıya 1- Değerli bir dokuma bitkisi yapan böcek 2- Yaşam, hayat... Avrupa’yı Asya’dan ayıran sıra dağlar... Bizmutun simgesi 3- Çevik, hızlı... Baklagiller ailesinden çok yıllık bir çalımsı bitki 4Akımtoplar 5- Bir binek hayvanı... Dar ve kalınca tahta... Ayak direme 6- Seçkin... Uğur sayılır 7- Bir kürk hayvanı... Eski dilde su...Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi kısaltılmışı 8- Bir metal... Onun gibi yar olmaz 9- Ecdat... Beyaz... İkinci çoğul şahış 10- Sulak alanlarda yetişen kokulu bir çiçek... Neşeli 11- Fasıla, mesafe... Başkomutan 12- Dengesi bozularak düşecek gibi olmak... Oksijenin simgesi şın az hareket etmeye alışan bedeni, bir anda harekete, spora başlatmak, aylarca garajda kalmış arabayı çalıştırmak gibidir. Aküler şarj ister. Tembelliklerinin nedenlerini anlayanlar bu açıklamalar ışığında ne yapacaklar? : • Spor yapacaksınız! Ama abartma- dan. Öncelikle hafif sporlarla başlamak en idealdir. Düşük tempolu yapacağınız yürüyüş, yoga, yüzme, bisiklet ve plates öncelikli sporlardan sayılabilir. Bu sizin metabolizmanızı hızlandırmanıza yardımcı olacaktır. • Beslenmenize dikkat edeceksiniz! Özellikle bahar aylarında vitamin değerleri yüksek beslenmeye ağırlık vermek gerekir. Mevsim meyvelerine ve sebzelerine öncelik tanıyın. • Kötü alışkanlıkları bırakın! Sigara, içki, kola, kafein, şekerli gıdalar dostunuz olmasın artık. En azından bir daha ki kışa kadar. 1 Mayıs İşçinin Emekçinin Bayramı... 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanmıştır. 2008 Nisan’ında, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir. 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM’de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir. İlk kez 1856’da Avustralya’ nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştır. Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı. Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz- 21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’ de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü “ olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi. Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde 1 Mayıs tüm dünyada kutlanmaktadır. Tüm emekçilerimizin bayramını kutlarız... • Hareket edin! Çağımızın üç tembellik icadı “Televizyon, telefon ve bilgisayar” Bunların kapatma düğmelerinin olduğunu unutmayın. • Su için! Kışın azalan su tüketiminizi artırın. Su, metabolizmanızın sağlıklı çalışmasının olmazsa olmazıdır. Unutmayın “Su hayattır” Tüm bunların ardından hala tembellikte ısrar ediyorsanız, bikini mayo hayallerinize, yeni gardırop düzenleme planlarınıza bir müddet daha ara verecekseniz demektir. Belki de, daha uzun bir ara, kim bilir! Spor dolu sağlıklı günler sizinle olsun… Kooperatifçilik Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya kooperatifçiliğindeki en son durum ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik, Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı ve birçok konu ele alınmış. Kooperatifçilik Prof.Dr. Erkan Rehber • Kooperatifçiliğin Tarihçesi • Kooperatif Tanımı, Sınıflandırılması • Kooperatifçilik Değer ve İlkeleri • Kooperatif Teorisi • Dünya ve Türkiye'de Kooperatifçilik • Kooperatiflerin Geleceği www.ekinyayinevi.com Küreselleş(tir)me Karşısı Bilim Politik Yazılar Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı Yayınevi: İlkim Ozan Yayınları Kitapta öncelikle günümüzde dünya ve Türkiye’de bilimin durumu ele alınmış ve akademik kapitalizm irdelenmiştir. Bu yazıları, Batı’da bilimin gelişmesi, buna karşılık İslam Dünyası ve Osmanlı’da bilimin gerilemesinin nedenlerini sorgulayan metinler izlemiştir. Bilimin ve onun yarattığı uygarlığın salt Batı’ya ait bir olgu olduğunu ve Doğu’nun gelişen Dünya tarihi içinde edilgen bir izleyici olarak kaldığını varsayan Oryantalizm/Avrupa merkezci görüşler ise birbirini izleyen yazılarla sorgulanmış ve bu görüşün dayanıksız olduğuna ilişkin bilgiler derlenmiştir.
Benzer belgeler
Köy-Koop Haber Gazetesi 43. Sayı
Köy-Koop Genel Bşk. Yrd. M. Barış Aydın, Köy-Koop İzmir Birlik Başkanı Muhittin Akbulut, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce ile Türkiye’nin çeşitli