Köy-Koop Haber Gazetesi 49. Sayı
Transkript
Türkiye’nin Tarım Gazetesi ARALIK 2015 Yıl:5 Sayı:49 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ Mera ve Yaylak Alanları Kentsel Dönüşüme Açıldı »» Bakanlar Kurulu 1998 yılında yayınlanan Mera Yönetmeliği’nde değişiklik yaparak, birinci sınıf mera alanlarına 20 yıllık ot gelirini yatırana bina yapmasının önünü açtı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle ile 31 Temmuz 1998 tarihli Mera Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinin 5’inci fıkrasına yeni bir bent eklenerek mera ve yaylak alanlarının kentsel dönüşüm alanı ilan edilerek imara açılmasına karar verildi. Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik 30 Ekim 2015 tarihinde yürürlüğe girdi. Yönetmeliğe göre, durumu ve sınıfı çok iyi veya iyi olan mera, yaylak ve kışlaklarda tahsis amacı değişikliği yapılamadığı için, bölge kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilmeden önce1/5000 ölçekli haritası ile Mera Komisyonuna başvurarak uygun görüş alınacak. Tahsis amacının valilikçe değiştirilmesinin ardından 20 yıllık ot gelirinin yatırılması sağlanacak. Ot bedeli yatırıldıktan sonra iki yıllık süre zarfında kesinleşmiş uygulama imar planının komisyona sunulacak. Bu süre zarfında söz konusu planların sunulmaması durumunda tahsis amacı değişikliği iptal edilecek. Düzenleme Hayvancılığa Zarar Verir Konu ile ilgili açıklama yapan Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, düzenlemenin hayvancılığa darbe anlamına geldiğinin altını çizerek, “mera özelliğini yitiren, ıslah edilemeyen alanların köy tüzel kişiliklerine veya kooperatiflere tahsis edilmesine karşı değiliz ama bu düzenleme hayvancılığa zarar verir. Üreticiyi olum- BM ‘2016 Uluslararası Bakliyat Yılı’nın Açılışını Yaptı »» BM Genel Kurulunda kabul edilen, 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı tanıtım toplantısı 10 Kasım tarihinde Roma'da yapıldı. Toplantının açılış ve kapanış konuşmaları Uluslararası Bakliyat Yılı’nın yürütme komitesi başkanları FAO Türkiye Daimi Temsilcisi Aydın Adnan Sezgin ve FAO Pakistan Daimi Temsilcisi Nadeem Riyaz tarafından yapıldı. Resmi olarak başlatılan 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı için BM’nin mesajı, “Kuru fasulyeden bezelyeye her Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK, “Yeni Büyükşehir Yasasının Getirdiği Sorunlar ve Çözüm Önerileri” Panelinde, Büyükşehir Yasası’nın kırsalın geleceği açısından tehditler ve çözüm önerilerini anlattı. » Syf 12’de . 9.Gıda Mühendisliği Kongresi Gerçekleştirildi »» Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odasınca iki yılda bir düzenlenen “Gıda Mühendisliği Kongresi”nin 9.su 12-14 Kasım 2015 tarihleri arasında İzmir Selçuk’ta gerçekleştirdi. çeşit bakliyat; ucuz, lezzetli ve içerdiği yüksek orandaki protein ve önemli mikrobesinlerle özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki insanların sağlık ve yaşamlarını olumlu etkiliyor.” oldu. » Syf 6’da “Büyükşehir Yasası, Büyük Dengesizliklere Neden Oluyor, Olmaya da Devam Edecek” suz yönde etkileyecek olan düzenleme, kötüye kullanımlara da açık. Biz bunu doğru bulmuyoruz” dedi. Geçmişte yürürlükte olan Mera Yönetmeliği’nin 8. maddesi, kadimden bu yana mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılan arazilerin ihtiyaç fazlası olan bölümlerini talep edilmesi durumunda öncelikle hayvancılıkla uğraşan yöre halkına ihale yoluyla tahsis edilmesini sağlıyordu. Yönetmeliğin ilgili maddesi, 25 yıllığına yapılabilen tahsislerin, arazinin yalnızca hayvancılık amacıyla kullanılması koşulunu hükme bağlarken, her beş yılda bir ilgili komisyonca yapılan değerlendirmeyle meraların kullanılmasını denetim altında tutuyordu. Meralarda yapılan düzenlemeyle, 20 yıllık ot parasını yatıran inşaat firmaları, bugüne kadar keçi, koyun ve ineklerin otladığı arazilere kolaylıkla apartman dikebilecekler. 3 gün süren ve yaklaşık 500 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen kongrede; konunun tüm tarafları; kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri, bilim insanları, sektör temsilcileri ve basın mensupları bir araya geldi. » Syf 8’de ICA Genel Kurulu Antalya’da Gerçekleştirildi »» Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) Küresel Konferansı ve Genel Kurulu 1013 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. Kanadalı aday MoniqueLeroux ICA’nın yeni başkanı seçildi. Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’nin ev sahipliğini yaptığı ICA Küresel Konferansı ve Genel Kurulu’na 76 ülkeden 1.000’in üzerinde kooperatifçi iştirak etti. Konferansa, Köy-Koop Merkez Birliği’ni temsilen Genel Başkanı Yakup Yıldız ile Genel Başkan Yardımcısı M.Barış Aydın katıldı. » Syf 13’te Kırşehir’de “Kooperatif Girişimciliği Eğitimi” »» Köy-Koop Merkez Birliği, Ahi Evran Üniversitesi ve Ticaret İl Müdürlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen “Kooperatif Girişimciliği Eğitimi” Kırşehir Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda 25-27 Kasım 2015 tarihinde gerçekleşti. Eğitim Programına; Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar BAHÇECİ, Ahi Evran Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Rüştü YEŞİL, Ticaret İl Müdürü Mahmut DALGALI, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Daire Başkanı Mehmet YAKUT, GTHB Tarım Reformu Genel Mü- dürlüğü Kontrolörler Başkanı Ahmet MENDİL, Başkan Yardımcısı Ercan AKTAŞ, Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, KöyKoop Genel Müdürü Turgay SOLMAZ il daire müdürleri, öğretim görevlileri, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı. » Syf 2’de Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Erol AKAR Atatürk ve Kooperatifçilik » Syf 4’te GDO’lu Ürün İthalatı Kanser Korkusunu Artırıyor » Syf 5’te Sürdürülebilir Kalkınmada Kooperatifler » Syf 9’da Doç.Dr. Yener ATASEVEN Mehmet SEVER Tevfik Fikret CENGİZ 2015 AB İlerleme Raporu Kentiniz Çiçek Açsın Gönlünüz Huzur Bulsun IPARD II » Syf 17’de » Syf 7’de » Syf 20’de Ünal ÖRNEK Dr. Erhan EKMEN Dr. Nezaket CÖMERT Çölleşme ile Mücadele ve COP 12 Zenginler Kulubü » Syf 14’te » Syf 16’da Örgütler Rekabet Gücüne Nasıl Katkıda Bulunuyorlar? » Syf 15’te 2 KOOPERATİFÇİLİK “Kooperatif Girişimciliği Eğitimi” Kırşehir’de Yapıldı »» Köy-Koop Merkez Birliği, Ahi Evran Üniversitesi ve Ticaret İl Müdürlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen “Kooperatif Girişimciliği Eğitimi” Kırşehir Ticaret ve Sanayi Odası Konferans Salonu’nda 25-27 Kasım 2015 tarihinde verildi. MUHASEBEDE BU AY Değerli Kooperatif Ortakları, Aralık-2015 Dönemi muhasebe işleri ile ilgili yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız. her zaman belirttiğimiz gibi zamanlar konusunda çok dikkat etmemiz gerekiyor. 01.12.2015 16-30 Kasım 2015 Dönemine Ait Noterlerce Yapılan Makbuz Karşılığı 09.12.2015 Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi 01.12.2015 16-30 Kasım 2015 Dönemine Ait Petrol ve Doğalgaz Ürünlerine İlişkin 10.12.2015 Özel Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait BSMV Beyanı ve Ödemesi 15.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemina Ait Dayanıklı Tüketim ve Diğer Mallara İlişkin Özel 15.12.2015 Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemina Ait Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Kesintisi 15.12.2015 Bildirimi ve Ödenmesi 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Motorlu Taşıt Araçlarına İlişkin Özel Tüketim 15.12.2015 Vergisinin (Tescile Tabi Olmayanlar) Beyanı ve Ödenmesi 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi 21.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Yangın Sigortası Vergisinin Beyanı ve Ödemesi 21.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Gelir/Kurumlar Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi 23.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin Verilmesi 23.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı 23.12.2015 Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı 24.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Ödenmesi 28.12.2015 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı Öden28.12.2015 mesi Gereken Damga Vergisinin Ödemesi 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Ödenmesi 28.12.2015 01.12.2015 2016 Yılında Kullanılacak Yasal Defterlere İlişkin Açılış Tasdiki 31.12.2015 Öğr. Gör. Selami Sedat Akgöz tarafından verildi. Eğitime moderatör ve panelist olarak Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden Yrd. Doç. Dr. Ertuğrul Güreşçi, GTHB Kontrolörler Başkanı Ahmet MENDİL, Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, Yrd. Doç. Dr. Oktay Aktürk ve Yrd. Doç. Dr. Murat Yüksel kooperatiflerle ilgili yaptıkları sunumlarla katılımcıları bilgilendirdiler. Ayrıca Kontrolörler Başkan yardımcısı Ercan Aktaş katılım sağlayan öğrencilere kooperatiflerde muhasebe konusunda bilgiler verdi. Eğitim sonunda katılımcılara Ahi Evran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Vatan Karakaya ve Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü yöneticileri tarafından “ Kooperatifçilik Girişimciliği Eğitimi Katılım Belgesi” verildi. . 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi 31.12.2015 01.12.2015 Yıllık Gelir Vergisi Beyannamelerinde, Toplam Gelir Zirai Kazançları %75 31.12.2015 ve Daha Yüksek Oranda Olanlar için 2. Taksit Ödemesi KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır. Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. YAYIN KURULU • Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI • Yrd.Doç.Dr. Caner KOÇ • Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA • Yrd. Doç.Dr. Ertuğrul GÜREŞÇİ • Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN • Dr. Özdal KÖKSAL • Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK • Dr. Neşe N. TOPRAK • Prof.Dr. Cem ÖZKAN • Dr. Selen Deviren SAYGIN •Doç.Dr. Yener ATASEVEN • Uzm. Dr. Esra GÜNERİ • Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI • Ünal ÖRNEK • Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA • Erol AKAR • Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA • Tevfik Fikret CENGİZ Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. SA M LA AÇLI KOO P ER İ AT F BİR LİKLERİ M E K RLİ Ğİ • KÖY KA L "Süt fiyatlarında herkese Avrupa genelinde kalıcı yüzde, yüzlük eşitlik istiyo- Bİ Süt üreticileri protesto nedenlerini şöyle özetledi: ruz. Mandıra 1litre süte 30-35 cent ödüyor bu çok az. Biz süt üreticileri olarak en azından litre başına 50 cent istiyoruz. Avrupa’nın önde gelen ülkeleri Alman ve Fransız siyasetçiler bize kulak versin. Başta Avrupa Birliği’nin (AB) tarım konusunda izledikleri politika çiftçiye zarar veriyor. Avrupa ülkeleri arasında rekabetin eşit olmasını istiyoruz. Kimse zarar etmesin. 12 Kasım Perşembe günü İtalya Z İki komşu ülkenin çiftçileri ve süt üreticileri Avrupa’nın tarım politikasını eleştirdi. ve çoğu Avrupa ülkelerinde süt üreticileri protesto eylemi başlattı. Biz de bugün 13 Kasım Cuma günü trafiğin yuğun olduğu gün protestomuzla sınırı kapatmaya karar verdik" Her gün yaklaşık 20-25 bin aracın seyahat ettiği Almanya ile Fransa arasında trafiğin en yoğun olan sınır kapısı iki buçuk saat trafiğe kapalı tutuldu. Eylem yapan çiftçiler traktörlerinde astıkları dövizlerde ‘yanlış politika hepimizi öldürüyor’, ‘Angela Merkel bizi dikkate al’, Almanya’da iktidar partisi ‘CDU tarım politikasını batırıyor’ mesajları yer aldı. Alman ve Fransız süt üreticileri 9 derece sıcaklıkta şişme havuza süt ve sıcak su karıştırarak köprünün ortasında süt banyosu yaparak basına poz verdi. Çiftçiler "hakkımızı istiyoruz, biz unutmayız yeniden buraya gelir eylemlerimizi daha sık yaparız" dediler. E Almanya ile Fransa arasında Ren nehri üzerinde Kehl-Strasburg kentleriyle iki ülkeyi birleştiren Avrupa köprüsü bugün süt üreticilerin protestosuna sahne oldu. Yaklaşık 100’e yakın traktörleriyle köprüye gelen Fransız ve Alman çiftçilerle, süt üreticileri sınırı kapattı. İki ülke arasında trafik aksadı. Arabayla seyahat edenler başka sınır kapılarına yönlendirildi. Protesto eylemi iki buçuk saat kadar devam etti. RK IN MA »» Almanya ile Fransa arasında Ren nehri üzerinde Kehl-Strasburg kentleriyle iki ülkeyi birleştiren Avrupa köprüsü süt üreticilerinin protestosuna sahne oldu. Yaklaşık 100’e yakın traktörleriyle köprüye gelen Fransız ve Alman çiftçilerle, süt üreticileri sınırı kapattı. 01.12.2015 Kasım 2015 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin 31.12.2015 Primlerin Ödenmesi M Süt Üreticileri Sınır Kapattı konuşulduğu eğitim Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Uzmanları ve Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksekokulu RI Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planında, tespit edilen sorunların etkin ve hızlı bir şekilde çözülmesi amacı ile çok sayıda faaliyet ve projeye yer verilmiştir. Bu anlamda yer alan “Kooperatif Girişimciliği Eğitim Projesi (KOOPGEP)” kapsamında hazırlanan proje ile girişimcilerin ve kanaat önderlerinin kooperatifçilik konusunda bilgilendirilmesi, kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya olan katkıları artırılarak, ülkemizdeki kooperatiflerin güçlendirilmesi ve yeni kooperatiflerin kurulması amaçlanmaktadır. Eğitimde girişimcilik, yeni iş fikirlerinin oluşturulması, kooperatifçiliğin anlamı ve ilkeleri, diğer örgütlenme biçimlerinden farklılıkları, Dünyada ve Türkiye’de kooperatifçiliğin durumu, başarılı kooperatiflerden örnekler ve güncel gelişmeler yanında tedarik ve pazarlamanın V E D İ Ğ E R TA Eğitim Programına; Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar BAHÇECİ, Ahi Evran Üniversitesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Rüştü YEŞİL, Ticaret İl Müdürü Mahmut DALGALI, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Daire Başkanı Mehmet YAKUT, GTHB Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Kontrolörler Başkanı Ahmet MENDİL, Başkan Yardımcısı Ercan AKTAŞ, Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, Köy-Koop Genel Müdürü Turgay SOLMAZ il daire müdürleri, öğretim görevlileri, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı. Eğitimin açılışında bir konuşma yapan Doç. Dr. Rüştü Yeşil, eğitimin amacına değinerek katılımcılar için faydalı olması temennisinde bulundu. Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci yaptığı konuşmasında, “Kırşehir Ahiliğin merkezi kooperatifçiliğin temeli Ahilikle başlar. Kırşehir kooperatifçilik konusunda tecrübeli bir il. Yeni süreçte kooperatifçilik konusunda insanlara doğru bir şekilde yönlendirirse Kırşehir başarılara imza atmaya devam edecek. Bir yerde çalışma varsa bereket vardır. Çalışma yoksa bereketi yoktur. Ahi Evran Üniversitesi ile Ticaret İl Müdürlüğü’nün iş birliğiyle hazırlanmış olan program beni ayrıca mutlu etti. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yeni projeler bekliyorum. Üniversitemiz en önemli dinamiğimiz. İnşallah üniversite yönetimimizle Kırşehir için güzel etkinliklerle bir araya geliriz.’’ dedi. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mehmet Yakut, ise “Kooperatif girişimcilerini bilgilendirmek üzere ihtiyaçları giderecek çalışmalar hazırladık. Yenilenebilir enerji ile ilgili eğitimlerimiz var. Yaptığımız çalışmalarımızda ana unsur güven, kardeşçe ve birliktelik içerisinde yaşayacağız” ifadelerini kullandı. Ülkemizde kooperatifçilik sektörünü, sürdürülebilir ve rekabet edilebilir yenilikçi bir yapıya ulaştırmak, toplumdaki kooperatifçilik imajını olumlu yönde güçlendirmek, kooperatifçilik sektörünü geliştirmek amacıyla düzenlenen eğitime yoğun katılım sağlandı. Aralık 2015 Köy-Koop Haber İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet SEVER Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96 Web: www.koykoop.org E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Aralık 2015 ANKARA Baskı: Matus Basımevi Reklam ve Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. Matbaacılar Sitesi 1514. Sk. No:2 İvedik Organize Sanayi - ANKARA Tel: 0312. 395 95 96 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. 4 Aralık 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Atatürk ve Kooperatifçilik Köy-Koop Muğla Birliği 8. Ege İlleri Tanıtım Günleri’ndeydi »» Sonsuzluğa uğurlanışının 77. Yıldönümünde M. Kemal Atatürk’e Özlem ve Saygıyla... Cumhuriyetin Türkiye’de gerçekleştirdiği bütün yeniliklerde Atatürk’ün başat yeri var. Bu nedenle Cumhuriyetin Atatürk ile eşdeğer kabul edilmesi kaçınılmaz bir gerçek olarak ortada. Çiftçilerin örgütlenmesinde kooperatifçilik denilince de Atatürk ve Cumhuriyet akla geliyor. Atatürk, 1920’den ölümüne kadar geçen süreç içinde Türk kooperatifçilik hareketine de önderlik yapmıştır. Bu bağlamda, özellikle çiftçilerin kooperatifleşmesi konularında konuşmalar yaptığı, yasaların çıkarılmasında egemen rol oynadığı bilinmektedir. Atatürk bunlarla da yetinmemiş, eylemiyle de kooperatifleşme hareketine katkıda bulunmuştur. Örneğin iki kooperatifin kurucu ortağı olmuştur. Bunlardan biri, tarımsal amaçlı bir kooperatif olan Tarım Kredi Kooperatifi’dir. Diğeri ise, Ankara Memurları Tüketim Kooperatifi’dir. Atatürk’ün kooperatifleşme konusunda yapmış olduğu söylevlerin kimileri şunlar: • “Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür, Birleşiniz. Böylece makine alınız” (24 Ağustos, 1925 Kastamonu). • “Bu sene zirai kooperatif teşkilatına başlanmış olması, bilhassa memnuniyetimize mucip oluyor. Bu kooperatifleri memleketin her tarafına teşmil etmeyi ziyadesiyle iltizam ediyoruz” (1 Kasım 1929, TBMM açış konuşması). • “Mesela; Kooperatifler. Şurada burada halk ya da münevverlerin teşebbüsü ile fiili sahasına geçen kıymetli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri takviye etmesi lazımdır. Hükümeti Cumhuriyet bu lüzumu tabii idrak etmektedir” (27 Ocak 1931, İzmir Halk Fırkası Kongresi). • “Kanaatim odur ki, muhakkak suretle birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak, maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmek demektir. … Müstahsillerin birleşmesinden şahsi menfaatlerini haleldar olacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir. (1 Şubat 1931, İzmir Ticaret Odası). • “Kooperatif teşkilatı, her yerde sevilmiştir. Kredi ve satış için olduğu gibi istihsal vasıtalarını öğretip kullandırmak için de kooperatiflerde istifayı mümkün görüyoruz.” (1 Kasım 1936, TBMM Açış Konuşması). • “Köyde ve yakın köylerde müşterek harman makinalarını kullandırma köylülerin ayrılamayacağı bir adet haline getirilmelidir. … Ziraai sanayi bilhassa üzerinde meşgul olacağımız mevzu olacaktır. Bu arada sütçülüğe, süt sanayine önem vermekteyiz. Sırasıyla; şehir ve kasabalarımızın temiz ve ucuz süt mamulatı ihtiyacını temin edecek fabrikalar tesisinse ve bununla ahenkli bir surette köylerdeki sütleri kıymetlendirecek ve satışı kolaylaştıracak kooperatifler teşkiline çalışılacaktır” (1 Kasım 1937, TBMM Açış Konuşması). Atatürk döneminde çiftçilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşmesi doğrultusunda çıkarılan Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI İzmir Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu [email protected] yasaların kimileri şunlardır; • “1924 yılında Zirai Birlikler Kanunu çıkarılmıştır. Aynı yıl, kooperatiflerin ticari şirketlerden sayılmasına ilişkin fıkra, Ticareti Beriye Kanunu’na eklenmiştir. • 1925 yılında tüketim kooperatifçiliğiyle ilgili yasal bir düzenleme yapılmıştır. • 1926 da 856 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kooperatiflerin diğer şirketler arsında yer almasına ilişkin bir değişiklik gerçekleştirilmiştir. • 1929 yılında ise Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu kabul edilmiştir. • Daha sonra 1935 yılında da, 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu ile 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu çıkarılmıştır. Atatürk, kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi Programları’na da kooperatifçilik konularında maddeler koydurmuştur. Örneğin, 1931 tarihindeki CHP 3. Büyük Kongresi’nde resmi programın iktisat bölümünün 4. maddesinde “Çiftçimizi kredi ve istihsal kooperatifleri gibi iktisadi teşekküllere mazhar etmek ve teşekkülleri terakki ve tekâmül ettirmek gayedir” denilmektedir. Yine, 1935 yılında yapılan CHP 4. Büyük Kongresi’nde kooperatifçilikle ilgili 10. madde şöyle kabul edilmiştir; “Partimiz, kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki değerlerinden üretmelerini faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır”. Atatürk, kooperatifçilik konularında çalışma yapmak üzere bir derneğin kurulmasını da gerçekleştirmiştir. 1931 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağlı “Türk Kooperatifçiliği Derneği”ni kurdurmuştur. Bu dernek daha sonra Ankara’ya taşınmış ve halen “Türk Kooperatifçilik Kurumu” olarak varlığını sürdürmektedir. Özetle, Atatürk’ün gerek üretim, gerekse tüketim sürecinde kooperatifleşmeye büyük önem verdiği gözlemlenmektedir. O, özellikle kırsal kesimde küçük ve orta ölçekli işletmeler için girdilerinin ortaklaşa sağlanmasında olduğu kadar ürünlerinin değerlendirilmesinde kooperatiflerin işlevini en iyi bir şekilde görmüş ve değerlendirmiştir. Meraklısı için Not: Atatürk’ün kooperatifçilik ile ilgili düşün ve eylemlerini, Türkiye Kooperatifçiliğinin duayeni Hocam Ziya Gökalp Mülayim’in “Kooperatifçi Atatürk ve Kooperatifçilik” kitabından derledim. Kendisine teşekkür ediyorum. . »» 8. Ege İlleri Tanıtım Fuarı Ankara’da 12-15 Kasım 2015 tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Ege bölgesi illerinin kültürlerini Türkiye’ye tanıtmak, iller arasındaki birlik ve dayanışmayı sağlamak, bölgenin kültürel, turistik, sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan ve bu yıl Ankara’da 8’incisi düzenlenen Ege İlleri Tanıtım Günleri-Ankara Egem Fuarı’nda; Muğla, İzmir, Denizli, Manisa, Kütahya, Uşak, Afyonkarahisar, ve Aydın ilinin kendi has ürünleri, yiyecekleri ve sanayi ürünlerinin tanıtımı yapıldı. Köy-Koop Muğla Birliği Ürünlerine Ankaralılar Büyük İlgi Gösterdi Atatürk Kültür Merkezi’nde 4 gün süren fuara katılmalarının birinci amacının Köy-Koop Muğla Birliğini tanıtmak, ikincisininse kooperatif ortaklarının üretmiş oldukları ürünlerini pazarlamak olduğunu kaydeden Köy-Koop Muğla Birlik Başkanı Eray Çiçek, “Köy-Koop’u ürünleriyle bilinen bir marka haline getirdik. Ortaklarımız tarafından üretilen ürünlere herkes güveniyor. Fuarlarda en çok süzme çiçek ve çam balımız, petek ballarımız, pekmez, zeytin, zeytinyağı, kurutulmuş domates, biber, turşularımıza yoğun talep var. Özellikle bal ve zeytinyağımız, doğal olduğu için fuarlarda yok satıyor, ilgi fazla oluyor. Marka ve güven, bizim tercih edilmemizin en başta gelen sebebi. Gerek toptan gerek perakende satışlarımız oluyor. Fuarların da bu anlamda bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Köy-Koop Muğla Birliği olarak fuarlara katılmaya devam edeceğiz. Hedefimiz daha kaliteli ürünlerle, daha uygun fiyatlarla ilk elden üreticiye ulaşmak. Kooperatifçiliğin temelini oluşturduğu birlik ve beraberliği omuz omuza vererek daha iyi konumlara getireceğiz. Ayrıca bölgemize has ürünleri Türkiye gündemine sokacağız. Ankaralıların standımıza göstermiş oldukları ilgiden çok memnunuz, fuarda bize desteklerini esirgemeyen ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” değerlendirmesinde bulundu. Başkan Eray Çiçek, “Başta kooperatiflerimize vermiş oldukları büyük destek olmak üzere, Muğlamıza göstermiş olduğu katkılardan dolayı Muğla Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Bülent KARAKUŞ’a, meclis üyelerine, yönetim kuruluna ve personeline teşekkür ederim. Kalkınma sadece şehir yöneticileri ile değil sivil toplum kuruluşlarımızın da sayesinde gerçekleşmektedir. İlk göreve geldiğim günden itibaren Ticaret ve Sanayi Odamızın Muğla’nın gelişimi için canla başla çalıştıklarını bizzat gördük. Ortak akılla kollektif hareketle yolumuza devam edeceğiz.” diye konuştu. Bademler Kooperatifi Uluslararası Süs Bitkileri, Peyzaj ve Yan Sanayileri Fuarına Katıldı »» Köy-Koop İzmir Birliği, Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi 26-29 Kasım tarihleri arasında bu yıl 7’incisi düzenlenen Eurasia Plant Fair-Flower Show İstanbul 2015 fuarında yerini aldı. CYF Fuarcılık tarafından düzenlenen Fuara 25 ülkeden sektör temsilcilerini bir araya getiren fuar Rusya ile yaşanan gerilim sektördeki ihracatçıları olumsuz etkilerken, fuara Rusya'dan davetli bazı katılımcılar ise programlarını iptal etti. Eurasia Plant Fair-Flower Show İstanbul 2015, CYF Fuarcılık Genel Müdürü Hakan Yüksel’in sunumuyla başladı. Süs Bitkileri Üretim Birliği Başkanı Selahattin Altun, İç Anadolu Süs Bitkileri Üreticileri ve İhracat Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu, Peyzaj Mimarları Odası İstanbul Şube Başkanı ve Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Murat Ermeydan, Tohumcular Birliği Başkanı Yıldıray Gençer, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı/Tohumculuk Daire Başkanı Mehmet Sığırcı ve İBB Genel Sekreteri Hayri Baraşlı birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından plaket töreni düzenlendi. Gelecek için umutlu bir başlangıç... Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Sever, Sektörün geçmişten günümüze büyümesiyle tanınırlığının artmasına ve markalaşmasına dikkat çekerek, “Fuarın sektörün gelişmesi ve firmalar arası iletişiminin artmasında çok önemli rol oynadığını düşünüyorum. Kooperatif olarak büyüme ve kalitenin artmasından dolayı mutluyuz. Kooperatif ürünlerimizi ulusal veya uluslararası pazara sunmak anlamında fuarları önemsiyoruz. Var olan potansiyelimizi daha yüksek seviyelere getirmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Fuara olan ilgi tüm katılımcıları sevindirdi.” değerlendirmesinde bulundu. Rusya ile yaşanan kriz süs bitkileri sektörünü zor duruma düşürdü Türkiye’de süs bitkileri sektörünün son 10 yılda ivme kazandığını ve hızla büyüdüğünü kaydeden Türkiye Süs Bitkileri ve Mamülleri İhracatçıları Birliği Başkanı Osman Bağdatlıoğlu, Rusya ile yaşanan krizin sektörle olan ilişkilerini değerlendirirken şu bilgileri aktardı: “Dünyada en fazla çiçek ithal eden ve tüketen iki ülke var. Bunlardan biri Almanya, diğeri Rusya. Rusya önemli pazarlarımızdan biri. Rus müşterilerimizle birlikte karşılıklı olarak pazarı geliştirmek adına çalışırken, maalesef yaşadığımız bir kriz var. Bu kriz ile birlikte süs bitkileri sektörü zor duruma düştü. Aldığımız bilgilere göre, Rusya'ya ihracat yapan bazı firmaların mal gönderdikleri 6 TIR geri çekildi. Bu TIR'larda toplam 2 milyon dal çiçek bulunuyordu. Malların gümrüklerde bekletileceği bilgisi geldi. Bozulan bir malın gümrüklerde 5-6 gün bekletilmesi ürünlerin zarar görmesi anlamına gelir. Bu TIR'lardaki çiçeklerin piyasa değeri 200 bin dolardır. Bu sektörün hiçbir şekilde olumsuz etkilenmesini istemeyiz.” diye konuştu. Köy-Koop Haber Aralık 2015 TARIM “Tavuk Etinde Zehir Var” Haberine Açıklama »» Tavuk etinde ‘arsenik’ olduğu iddialarına yönelik, tavuk etiyle ilgili bilgi veren kurumdan yanıt geldi. Tavuk üreticilerinin danışmanı olan akademisyenlerin oluşturduğu Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu Danışma Kurulu, yaptığı yazılı açıklamada, tavuk etiyle ilgili bilimsel olmayan açıklamalar yapıldığı belirtildi. Kurulun yazılı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı: “Ülkemizde kanatlı sektöründe üretim AB norm ve standartlarına uygun metotlar kullanılarak yapılmakta ve tüm süreçler Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından sürekli ve titizlikle takip edilmekte ve denetlenmektedir. Halkımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesine oldukça önemli katkılar sağlayan kanatlı sektörü, konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından, bilimsel olmayan hatalı açıklamalarla yıpratılmaya çalışılmaktadır. “Tavuk etinde zehir var” başlığı ile gündeme gelen ve ülkemizdeki üretim metoduyla kesinlikle alakası olmayan bir bilgininhaber olarak aktarılması, halkımızın sağlıklı beslenmesi ve değerli bir protein kaynağını tüketmesinde çekince yaratacak bilgi kirliliğine neden olmaktadır. Söz konusu açıklamada bahsi geçen arsenik kalıntısı Amerika Birleşik Devletleri’nde tavuk ve domuz beslenmesinde kullanılan ruhsatlı olan 4 adet yem katkı maddesi ilaçla (Roxarsone, Nitarsone, Arsanilic Acid ve Carbarsone) ilgilidir. Söz konusu ilaçlar; organik formda arsenik içermekte olup2011 ve 2013 yıllarında yapılan araştırmalarda Amerika Birleşik Devletleri’nde marketlerden alınan tavuk eti örneklerinde, limitlerin altında olmakla birlikte, arsenik kalıntısı bulunması sonucu 2013 Eylül ayında 3 tanesi ve 2015 Nisan ayında da nitarsone olmak üzere FDA tarafından hayvan yemlerinde kullanılmaları yasaklanmıştır. Bunun ülkemiz kanatlı sektöründeki bir durum gibi aktarılması ülke ekonomisine ve toplum sağlığına yapılan en büyük kötülüktür. Ülkemizde kullanımı 2006 yılından beri yasak olan bu tip bileşiklerle ilgili olarak kafa karıştırıcı bilimsel olmayan açıklamaların kasıtlı olduğunu düşünüyoruz. Piliç eti ve yumurta üretiminde dünyada ilk 10 ülke, Avrupa’da ise ilk 3’te yer alan sektörümüzü büyütürken ve geliştirirken her zaman bilimin yanında olduğumuzu, bu vesileyle bir kez daha gururla paylaşmak isteriz. Saygılarımızla kamuoyunun bilgisine sunarız.” Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu Danışma Kurulu 5 GDO’lu Ürün İthalatı Kanser Korkusunu Artırıyor »» Hayvan yemlerinde kullanılmak üzere yeni GDO’lu mısır ve soya çeşitlerinin ithaline izin verildi. Bu kararları alanların sanırım GDO olayının aslında dünyada bilimsel olarak çöktüğünden haberleri yok. Hatırlayacağınız gibi Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- kısaca IARC) GDO’lu ürünlerin yüzde 80’inde kulProf.Dr. Tayfun ÖZKAYA lanılan ot ilacı (herbisit) etken Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi maddesi olan glyphosate’in [email protected] sanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıklamıştı. Bu muhtemelen sözü hafife alınmama- Çoktandır birçok araştırma ile lı. Çünkü doğrudan insanlar- bu etken maddenin kanseroda deney yapılması mümkün jen olduğu araştırmalarla sapdeğil. Hayvan deneyleri ile bu tanmıştı. Ancak büyük GDO şirketi bunları reddediyordu. sonuca ulaşılıyor. Hatta bu büyük şirket (anlaDDT de bu şekilde yasaklandınız ne olduğunu değil mi?) mıştı. Kurum bu maddeyi Grup Fransa’da “Zarar vermiyor” 2A şeklinde sınıflandırmıştı. 1A şeklinde sınıflandırsaydı dediği için 150 bin Euro ceza insanlarla ilgili karşılaştırma ödemişti. Bu BBC haberi ile de yapmaya uygun veri olması dünyaya duyurulmuştu. gerekirdi. Bu durum yasak- Yıllardır bu ot ilacına ihtiyacılanmasından onca yıl geçme- mız olmadığını söylüyorduk. sine rağmen DDT’de de halen Otlara niye zehir dökelim ki? yapılmamıştır ve muhtemelen Bize organik enginarlarını gehiç yapılamayacaktır. GDO’lu tiren çiftçimiz hiç ot ilacı kulürünlerin yüzde 80’inde ürün- lanmıyor. Enginarların içindelere ot ilacına dayanma gücü ki yenilebilen otları da toplayıp kazandırılıyor. Böylelikle GDO bize satıyor, kendileri yiyorlar. şirketi GDO’lu tohumla birlik- Ayrıca içinde dolaşan tavuklar te marka ot ilacını da beraber da otları yemekte. Aynı alansatıyor. Bu büyük bir ilerleme dan bir de yumurta üretimi yagibi sunulmuştu. Aslında bu pılmakta. Bu etken madde ile sonuç bizim için şaşırtıcı değil. yapılan ot ilacının marka ismi var. Bunu yazmayalım. Çiftçilerimiz kendileri bulsun. GDO’lu ürünlerin çoğunda bu ot öldürücü zehir kullanıldığına göre GDO olayı aslında çökmüştür. Resmi kuruluşlar bu sonuçlar hakkında doğru dürüst bir açıklama yapmamışlardı. Şimdi diyecekler ki hayvanlar için yem gerek.GDO’lu bu ürünler daha ucuz, dolayısıyla bunlara muhtacız. Hiçte değil. Bir kere kökten bir şekilde bu mantık reddedilebilir. Yani yoğun yemler aslında hayvansal ürünlerin insan sağlığına zararlı olmasına yol açmaktadır. Omega 3 ve CLA oranları düşmekte, Omega 6 oranları artmaktadır. Bu kalp ve damar hastalıkları ile beyin ve sinir hastalıklarını arttırmaktadır. Hadi diyelim ki yoğun yemden hızlıca vazgeçmemiz zordur. Mısır ve soyanın GDO’lu olmayanı yok mu? Biraz daha pahalı imiş. İnsan sağlığından daha mı önemli? Yeni GDO’lu ürünlere ithal izni verilmesi çok zararlı sonuçlara yol açacak. . 6 Aralık 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM BM 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı’nın Yumurta Zirvesi Yapıldı Açılışını Yaptı »» Projesine 2012 yılında başlanan ve FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından Türkiye’nin önerisi ile Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda kabul edilen, 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı tanıtım toplantısı dünya genelinde bakliyata ilişkin faaliyetlerde görev alacak 14 ülkenin temsilcileri ile 10 Kasım tarihinde Roma'da yapıldı. Toplantının açılış ve kapanış konuşmaları Uluslararası Bakliyat Yılı’nın yürütme komitesi başkanları FAO Türkiye Daimi Temsilcisi Aydın Adnan Sezgin ve FAO Pakistan Daimi Temsilcisi Nadeem Riyaz tarafından yapıldı. Resmi olarak başlatılan 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı için BM’nin mesajı, “Kuru fasulyeden bezelyeye her çeşit bakliyat; ucuz, lezzetli ve içerdiği yüksek orandaki protein ve önemli mikrobesinlerle özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki insanların sağlık ve yaşamlarını olumlu etkiliyor.” oldu. FAO Genel Direktörü José Graziano da Silva, “Bakliyatın beslenme düzenlerinde önemli olduğu ve küçük ölçekli çiftçiler tarafından yetiştirildiği Latin Amerika, Afrika ve Asya’da bakliyatların, gıda güvenliği açısından önemi yadsınamaz” dedi. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, açılış toplantısında adına yapılan yazılı açıklamada, “Bakliyatlar açlık, gıda güvenliği, yanlış beslenme, çevre sorunları ve insan sağlığı gibi konulara katkıda bulunabilir” dedi. Bakliyatların faydaları konusunda farkındalık yaratmak, üretim ve ticaretini arttırmak ve gıda zincirinde yeni ve akıllı yöntemleri teşvik etmek amacıyla “Sürdürülebilir gelecek için besleyici tohumlar” sloganıyla BM Genel Kurulu 2016’yı Uluslararası Bakliyat Yılı olarak ilan etti. Toplantıda, FAO Genel Direktörü sembolik olarak toprağa bakla tohumu ekerek yılın açılışını yaptı. Kullanılmayan potansiyel proteinle buğdayın iki katı, pirincin ise üç katı besin sağlıyor. adaptasyon için büyük bir potansiyele sahiptir. FAO Genel Direktörü Silva, mino asit ve B vitaminleri gibi mikrobesleyiciler açısından da zengin olan bakliyatların sağlıklı beslenme için yaşamsal olduğunun altını çizdi. Bakliyatları ürün rotasyon sisteminde kullanmak toprak erozyonunu önler, hastalık ve zaralıların konrolünü sağlar. Silva, yaptığı konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu: Yağ oranı az, besleyicler ve lif bakımdan zengin olan bakliyatlar kolestrolü dengeler, sindirimi düzenler, içeriğindeki yüksek demir ve çinko oranıyla kadınlar ve çocuklarda kansızlıkla mücadelede etkilidir. Diyabet, kalp hastalıkları ve kanser gibi kronik hastalıkları olduğu kadar obeziteyi de önlemek için beslenme düzenlerinin başlıca bileşeni oluştururlar. Bakliyatlar besleyici içeriklerinden dolayı acil gıda yardımlarının en temel ürünlerinden biri olmakla birlikte gluten içermediği için çölyak hastalarının kullanımına uygundur. Hayvanlar ve çevre bakımından faydaları Bakliyatlar gıda kültürünün ve gündelik beslenme düzenlerinin dünyanın birçok yerinde önemli bir parçasını oluşturuyor. Aynı zamanda falafelden kuru fasulyeye birçok ulusal ve bölgesel tanınmış yemeğin içinde yer alıyor. Dünya üzerinde bakliyatların birçok çeşidinin yetiştiğini görmek mümkün. En çok bilinen çeşitler arasında barbunya, lima fasulyesi, bakla, fasulye, nohut, börülce ve bezelye gibi türler bulunuyor. Bakliyatlar, daha pahalı olan hayvan temelli proteine göre çok daha hesaplı bir fırsat sunmakla birlikte dünyanın yoksul yerlerinde yaşayan insanların beslenme biçimlerini daha sağlıklı hale getiriyor. Örneğin; sütten elde edilen proteinin bakliyattan elde edilenin beş katı daha pahalı olduğu belirtiliyor. Bunun nedeni bakliyatların tahıla göre iki ya da üç kez daha yüksek fiyata ürün verebilmesi olarak gösteriliyor; böylece bakliyat çiftçi topluluklarını kırsaldaki yoksulluktan kurtarabilmek konusunda büyük bir potansiyel olarak ortaya çıkıyor. Aynı zamanda imalat sürecinde özellikle kadınlar için ekonomik fırsat yaratıyor. Sağlık için faydaları Bakliyatların en küçüğü bile içerdiği Bakliyatlar sadece insan sağlığını değil, biyoçeşitliliği koruyarak hayvan ve toprakların sağlığını da iyileştiriyor. Bakliyatların küspeleri hayvan yemi olarak kullanılır, yem içeriğindeki nitrojen yoğunluğunu arttırarak hayvan sağlığını ve gelişimini olumlu etkiler. Özellikle bakliyatların nitrojen düzenleyici özelliklerinden bahsederek toprak verimliliğine olan katkısına dikkat çekti. Bakliyat bu özelliğinden dolayı tarladaki üretkenliği arttırabilir ve sentetik gübreye bağımlılığı sonlandırarak karbon ayak izinin küçülmesine; dolayısıyla sera gazı emilimlerinin azalmasına yardımcı olur. Bakliyatlar toprak altı biyoçeşitliliğini korur; çeşitli türdeki böcek, bakteri ve toprak organizmalarını içinde barındırarak toprağın sağlıklı bir yapıya ulaşmasını sağlar. Çok farklı çeşitleri olmasından dolayı çiftçilere değişen iklim koşullarına uygun farklı üretim seçenekleri sunması bakımından iklim değilikliğine 2016 Bakliyat Yılı faaliyetleri FAO tarafından yürütülecek. Komitede, IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), WFP (Dünya Gıda Programı), Bioversity International gibi uluslararası organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcileri de bulunuyor. Yönlendirme Komitesinin eş başkanlıklarını ise Nisan 2015’ten beri Türkiye ile Pakistan birlikte yürütüyor. 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı’nın, Türk baklagillerinin dünyaya tanıtılması ve piyasa değerinin artırılması açısından önemli olacağı belirtiliyor. Mercimek ve nohutun ana vatanı ve gen merkezlerinden birisi olan Türkiye’nin küresel baklagil ticareti içerisindeki payı, yüzde 3 civarında bulunuyor. Türkiye, Dünyada mercimek üretiminde 3’üncü, nohut üretiminde 4’üncü sırada bulunuyor. Son 7 yılda toplam kuru baklagil üretimini yüzde 21,5 artıran Türkiye, nohut ihracatında dünyada 5’inci, mercimekte ise 3’üncü sırada bulunuyor. Bakliyatın gıda güvenliğine katkı sağlaması ve besinsel yararları hakkında insanlarda bilinç düzeyinin artırılması amaçlanan 2016 Uluslararası Bakliyat Yılı çerçevesinde, çeşitli faaliyetler programa alındı. Diğer yandan, insanların bakliyat kaynaklı proteinleri daha çok tüketebilmeleri açısından, dünyada üretiminin artırılması ile ticaretinde yaşanan sorunların da gündeme getirilerek, sorunlara çözüm üretilmesi planlanıyor. Türkiye'deki ilk faaliyet 23 Ocak 2016 tarihinde TAŞPAKON (Tüm Aşçılar ve Pastacılar Konfederasyonu) ve Türkiye Ulusal Baklagil Konseyi üyesi Mersin Ticaret Odası işbirliğinde Mersin'de organize edilecek. Yüzlerce çeşit yöresel ve farklı fikirler ile oluşturulmuş bakliyat yemekleri sunumu TAŞPAKON'a bağlı federasyonlar ve dernekler tarafından gerçekleştirilecek. . »» Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Yum-Bir) tarafından 5 -8 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya’da; yumurta sektörünün geleceğini paydaşları ile beraber tasarlamak, yeni gelişmeleri paylaşmak ve sektörde düşünce birlikteliğini oluşturmak üzere düzenlenen 2. Yumurta Zirvesi yapıldı. Zirveye değişik illerden çok sayıda yumurta üreticisinin yanı sıra, sektöre yem, aşı-ilaç, civciv, viol gibi girdileri sağlayan firmaların temsilcileri, kanatlı sektörüne hizmet sunan veteriner hekimler, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yönetici ve uzmanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, yumurtayı girdi olarak kullanan gıda sektörü temsilcileri ve akademisyenler de katıldı. Zirvede dünyada ve Türkiye’deki yumurta üretimi ve ticareti, sürü sağlığı, doğru antibiyotik kullanımı, atık yönetimi, kanatlı beslenmesinde yenilikçi yaklaşımlar, yumurtanın bilinen ve bilinmeyen yönleri ve küresel bir tehdit olan kuş gribi başta olmak üzere bir- çok konu, yerli ve yabancı uzmanlar tarafından ele alındı, yumurta sektörünün sorunları kadın üreticiler tarafından tartışıldı. Zirvede ayrıca tavuk dışkısını nasıl atık olmaktan çıkarırız, yumurta kabuğundan nasıl katma değer yaratabiliriz, yumurta nasıl marka yapılır sorularına cevap arandı. “Altın Çan” İçin İtalyanlar Geliyor »» 11-14 Şubat 2016 tarihleri arasında 11. kez kapılarını, tarım ve hayvancılık dünyasının profesyonellerine açacak olan Agroexpo Eurasia Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı için çalışmalar sona geldi. Her yıl düzenlediği etkinlikler ile adından söz ettiren Fuar, bu kez İtalyan misafirlerini İzmir’de ağırlayacak. Türkiye’nin en büyük, en yeni fuar alanı, Fuar İzmir’de gerçekleşecek Altın Çan İnek Güzellik Yarışması, Türkiye’nin hayvancılık konusunda önde gelen kuruluşlarının gözetiminde gerçekleşecek. Tarım fuarcılığının önde gelen firması Orion Fuarcılık tarafından Fuar İzmir’de 11-14 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek olan Agroexpo Eurasia 11. Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı yeni sürprizlere hazırlanıyor. Yoğun bir çalışma takviminin sonuna geldiklerini belirten Orion Fuarcılık Genel Müdürü Burak Tan, “Tarım fuarcılığında Türkiye’nin en köklü firmasıyız. 29 yıldan beri sürdürdüğümüz fuarcılık çalışmalarında her yıl farklı bir yeniliğin öncüsü olmak için çaba harcıyoruz. Önümüzdeki Şubat ayında sadece İzmir’de değil tüm Türkiye’de ses getirecek yarışmalarımız olacak” diye konuştu. Türkiye’nin en kapsamlı canlı hayvan şovuna ev sa- hipliği yapan Agroexpo Eurasia bu yıl çıtayı yükselterek Damızlık Sığır Güzellik Yarışmalarında haklı bir üne sahip İtalyan eğitmenlerin İzmir’e gelmeleri konusunda anlaşmaya vardı. İtalyan Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği ile yapılan görüşmelerin son derece verimli geçtiğini belirten Burak Tan, uzman eğitmenlerin Kasım ayı içerisinde İzmir’e gelip çalışmalarına başlayacaklarını söyledi. İzmir’deki pilot çiftlikte 1 hafta eğitim verecek olan İtalyan Eğitmenler, 16 Türk bakıcıya yürüyüş ve duruş eğitimleri vererek yarışmalara ineklerin hazırlanmasını sağlayacaklar. 8 Holde 110.000 metrekare kapalı alanda gerçekleşecek fuarın 1 holü etkinlik ve yarışmalara tahsil edildi. Okul Sütü İhalesi Yapıldı »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nda yapılan okul sütü ihalesinde birim fiyat olarak en düşük teklifi, Dimes Gıda - Pınar Süt iş ortaklığı verdi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı toplantı salonunda bugün gerçekleştirilen okul sütü ihalesinde, Türkiye 4 kısma ayrıldı. Toplamda 288 milyon 582 bin 216 paket 200 mililitre yağlı UHT içme sütü satın alımı yapılması için gerçekleştirilen ihale onaylandı. İhalede, Panagro, Güney Süt, Yö- rükoğlu Süt, Meysu Gıda, Dimes GıdaPınar Süt iş ortaklığı, Ak Gıda ve Aynes Gıda tarafından 7 ayrı teklif zarfı sunuldu. Birim fiyat olarak en düşük teklifi, Dimes Gıda - Pınar Süt iş ortaklığı verdi. İhalede toplam maliyet, 4 bölge için 181 milyon 694 bin 375 lira olarak gerçekleşti. Köy-Koop Haber Aralık 2015 TARIM 7 Kentiniz Çiçek Açsın Gönlünüz Huzur Bulsun Biçerdöverleri Türkiye’nin Her Yerinde Hasatta… »» Yaklaşık bir asırlık hasat makineleri tecrübesi ile Türkiye biçerdöver pazarına hızlı bir giriş yapan DeutzFahr, 2015 hasat döneminde Türkiye’nin her noktasında başarılı bir sezon geçirdi. Deutz-Fahr markalı biçerdöverler ülkemizde 2014 yılında satılmaya başlanmış ve YAKIT EKONOMİSİ – TEST EDİLMİŞ YÜKSEK PERFORMANSI ile kendisini bu pazarda da ispatlamıştır. 2015 hasat sezonunda satılan makineler Türkiye’nin her noktasında farklı hasatlarda (buğday-arpa-mısır-ayçiçeği vb.) başarı ile çalışmış ve makine sahiplerinin yüzünü güldürmüştür. Yaygın satış sonrası servis ve yedek parça teşkilatı ile başarılı bir hasat döneminin ardından, 2016 yılı için de tüm beklentileri karşılayacak, SEKTÖRDE İLK olan büyük bir kampanya başlatılmıştır. 5 YIL Masrafsız-Peşinatsız SIFIR FAİZLİ kampanya. Her zaman Türk çiftçisinin yanında olmayı kendine görev edinen SDF Türkiye, biçerdöver işinde de hem müşterilerinin beklentilerine hem de piyasa koşullarına göre hazırladığı 2016 model makineler için geçerli BÜYÜK BİR KAMPANYA ile sektöre damgasını vuruyor. Burada amaç, kaliteli makine ve kaliteli hasadın çiftçilerle buluşmasını hızlandırmak, eski model birçok makinenin yenilenerek modern makinelerin kullanılmasını desteklemek ve bu şekilde ülke ekonomisine katkı sağlamakla birlikte müşterilerin daha kolay makine sahibi olmasını gerçekleştirmektir. “Beklentilerin ötesinde hizmet anlayışı ile sektörü değiştiren marka DeutzFahr.” Çağdaş ve huzurlu bir toplumun oluşmasında da sosyal ve ekonomik dengelerin eşitlikçi bir paylaşım gerektirdiği her kesim tarafından bilinmektedir. Bu veriler ışığında yaşama hakkının kullanılmasında diğer bütün tarım ürünleri gibi süs bitkileri üretiminin önemi de ortaya çıkmaktadır. Bu veriler aynı zamanda toplumun kültür düzeyini de göstermektedir. Bir toplumun okuma alışkanlığı ile çiçek tüketim alışkanlığı paralellik gösterir. Biz süs bitkilerinin kendi alanımıza giren üretim aşamasını irdeleyeceğiz. Deutz-Fahr 6040 ve 6060 serisi biçerdöverlerin hasat ettiği ürünlerde dane kalitesi ile birlikte daha az kayıpla artan tonajlar dikkat çekti. Hem biçerdöver sahiplerinin hem de hasadını yaptıkları müşterilerin hasat sonrası markaya gösterdiği ilgi ve güven, müşterilerin önümüzdeki sezonda da aynı makinenin kendi yerlerini hasat etme talepleri ile daha da pekişti. Hem makine sahipleri hem de hizmeti alan müşteriler bu durumdan son derece memnun olduklarını her platformda paylaşıyorlar. Biçerdöver tercihinde neden Deutz-Fahr ? »» En önemli hak olan yaşama hakkı için temiz havaya, temiz suya, sağlıklı gıdaya ihtiyacımız olduğu bilinir. Bunların yanı sıra huzura da ihtiyacımız olduğu görüşüne büyük çoğunluğumuz katılırız. Huzur ortamının oluşmasında yeşil bir çevrenin ve çiçeğin en önemli etken olduğu da bilinen bir gerçektir. Her şeyden önce süs bitkileri üretiminin de tarımsal bir uğraşı olduğunu görmemiz gerekir. Kışın soğukta, yazın sıcakta, tozda, toprakta, çamurda emeğiyle çalışanlar penceresinden değişen bir durum yoktur. Tüketilen bir parça peynir soframıza gelinceye kadar emek verenlerin alın teriyle birçok aşamadan geçtiğini biliyoruz. Sevgiliye verilen bir demet kasım patının da Konuyla ilgili olarak görüşlerini belirten SDF Türkiye Ticari Müdürü Mehmet Uzunköprü, “Müşterilerin beklentileri doğrultusunda hazırladığımız kampanya yoğun ilgi ile karşılanmıştır. Adana Tarım Fuarı’nda da bu kampanyanın büyük etki yaratacağı görülmektedir. SDF Group’un Türkiye’de satışını yaptığı Same ve Deutz-Fahr traktörlerine de bölge çiftçisinin yoğun ilgisi fuar öncesi bizleri fazlası ile memnun etmiştir. Ürünlerimizi alarak SDF Ailesine katılan ve katılacak olan müşterilerimize şimdiden kaliteli ürün ve kaliteli yaşamı tercih ettikleri için teşekkür ediyoruz.” şeklinde konuştu. Sözlerine müşteri memnuniyeti ve yeni hizmet anlayışı ile ilgili düşüncelerini de ekleyen Mehmet Uzunköprü; “ Yeni bir makine algısı ile sektörün beklentilerinden farklı mükemmel sonuçlar yaratan marka, Türkiye pazarına hızlı bir giriş yaptı. Zor şartlarda çalışan ve bir biçerdöverin ortalama Dünyadaki çalışma saatlerinin 5 katı iş yapılan Türkiye de makinenin arkasında durmak ve onun bu zorlu koşullarda başarı ile çalışmasını sağlamak ancak iyi bir organizasyon ve planlama ile mümkündür. Bunu fazlası ile yapan SDF Türkiye teşkilatı farklı müşteri yaklaşımı ile de sektörde bir ilki gerçekleştirmiştir. Müşterilerle çalışma ortamlarında birebir ziyaret gerçekleştiren firma ekipleri Her müşterisini birebir ziyaret ederek müşteri memnuniyeti sağlamayı başarmıştır. Sadece servis ve yedek parçayı zamanında temin etmekle kalmayan SDF Türkiye yapmış olduğu bu ziyaretlerle de sektörde farklı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.” diyerek sözlerini tamamladı. Sürdürülebilir toprak ve arazi yönetiminin teşviki: üretken bir gıda sistemi sağlamak, kırsal yaşamı geliştirmek ve sağlık bir çevre elde etmek için esastır. benzer aşamalardan geçtiğini düşünmemiz gerekir. Hepsinin ortak paydası çiftçinin (üreticinin) ve birbirine bağlı diğer emekçilerin alın teridir. Yalnızca uğraşı yöntemleri farklılık gösterir. Süs bitkileri ve peyzaj firmaları tarımsal uğraşılar içinde en çok oluşmuş sektördür. Yine de önemli bir bölümü aile işletmeleri olarak üretimini sürdürmektedir. Küçük aile işletmelerinin hangi aşamada olursa olsun sorunları ortaktır. Çözümleri de ortaktır. Çözüm her şeyden önce kooperatiflere ortak olmaktır. Yöremizde kooperatif yoksa bir araya gelerek kurmaktır. Hem ekonomik durumumuzu, hem sosyal ilişkilerimizi doğrudan etkilediği için aynı zamanda bir kültür göstergesidir. Son dönemlerde diğer tarımsal uğraşılarda olduğu gibi süs bitkileri alanında da kooperatifleşmenin yaygınlaşması olumlu bir göstergedir. Tabiki bütün bunlar çiftçilerimizin iradeleriyle gerçekleşmektedir. Daha sağlıklı ve daha huzurlu bir yaşam için henüz örgütlenememiş tüm çiftçilerimizi kooperatifleşmeye davet ediyoruz. 8 Aralık 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM Yem Hijyeni Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapıldı »» Yem Hijyeni Yönetmeliği’nde en son 5 Ocak 2013’te yapılan değişikliğin ardından Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca değişiklik yapıldı. Söz konusu değişiklik 20 Kasım 2015'ten itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girecek. Yeni yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasına şu bentler eklendi: “Bitkisel yağlardan elde edilen ürünler: Rafine yağ dışında, oleokimyasal veya biyodizel işleme ya da damıtma, kimyasal veya fiziksel rafine işlemi yoluyla geri kazanılan bitkisel yağdan veya ham bitkisel yağdan elde edilen ürünü, Parti veya seri: Orijin, çeşit, ambalaj şekli, paketleyici, sevkiyatçı, etiketleme gibi sahip olunan ortak özellikleri bakımından ayırt edilebilir miktardaki bir yemi, bir üretim prosesinde ise üniform üretim parametreleri kullanılarak bir işletmedeki bir ünite üretim miktarını ya da seri üretim halinde ve birlikte depolandığında ünitelerin sayısını, Yağ karıştırma işlemi: Karışık yağ üretmek üzere, yalnızca ardışık partiler hariç, ham yağ, rafine yağ, hayvansal yağ, gıda sanayinden geri kazanılan yağ ve/veya onlardan elde edilen ürünleri karıştırma işlemini.” Yönetmeliğin 10. maddesi birinci fıkrasına “Ek-2’de bulunan Tesis ve Ekipmanlar başlığı altında belirtilen işletmeler.” bendi eklendi. 9.Gıda Mühendisliği Kongresi Gerçekleştirildi »» Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Gıda Mühendisleri Odasınca iki yılda bir düzenlenen “Gıda Mühendisliği Kongresi”nin 9.su 12-14 Kasım 2015 tarihleri arasında İzmir Selçuk’ta gerçekleştirdi. 3 gün süren ve yaklaşık 500 kişinin katılımı ile gerçekleştirilen kongrede; konunun tüm tarafları; kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri, bilim insanları, sektör temsilcileri ve basın mensupları bir araya geldi. “Yüzyılda Beslenme Kültürü ve İstanbul” belgeseli gösterimi ile yapılan açılışta; Kongre ve GMO Yönetim Kurulu BaşkanıYusuf Songül, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Zeki Taydaş ve Selçuk Kaymakamı Ayhan Boyacı birer konuşma gerçekleştirdiler. Sorunları” konuları tartışıldı. Van'da 20 Kadın Kooperatif Kurup Arıcılık Yapıyor »» Van’da 'TuşBal Üretim Kooperatifi' kurarak kooperatifleşmeye giden 20 kadın projeleri ile bölge de bir ilki gerçekleştirdi. 20 kadının bir araya gelerek tamamen organik bal üretimine başladığı ve 'TuşBal' ismini vererek markalaştırdığı arıcılık projesi kadınların umudu oldu. 20 kadın, Hisar Anadolu Destek Derneği'nin katkılarıyla kendileri için oluşturulan fonla 30 kovanla projeyi hayata geçiren kadınlar bir yılda kovan sayısını 440’a çıkardı. Bir yılda 2 ton bal hasılatı yapan kadınlar, bir içecek firmasının desteği ile de bal ürettikleri konteynerlerde laboratuvar kurdu. Tamamen doğal ve katkısız bir şekilde elde ettikleri balları bu laboratuvarda test eden kadınlar, petek ve süzme ballarını şişeleyerek 'TuşBal' ismi ile markalaştırdı. Ailelerine ekonomik katkıda bulunan kadınlar, sadece bal üretimi yapmıyor. Okuma-yazma bilmeyen kadınlar için proje kapsamında okuma- yazma kursları açılırken, yine bilgisayar ve anne çocuk sağlığı eğitimleri ile kadınların sosyalleşmesi için her türlü aktivite de yapılıyor. Fındık Fiyatında Büyük Düşüş »» Fındık fiyatı bir haftada 2,5 lira geriledi. Bugün serbest piyasada fındık 12,50 liradan işlem görüyor. Giresun Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu Başkanı Erim Yaman, fındık fiyatının bir haftada 2,5 lira gerilediğini belirterek, "Bugün serbest piyasada fındık 12,50 liradan işlem görüyor" dedi. Bir hafta önce fındık fiyatının 15 liradan işlem gördüğünü anlatan Yaman, "Bir haftadır fındık fiyatında bir düşüş söz konusu. Fındık fiyatı bir haftada 2,5 lira geriledi. Bugün serbest piyasada fındık 12,50 liradan işlem görüyor. Piyasada neredeyse 12 liralık ağustos ayındaki sezon açılış rakamına geri dönülmüş durumda" diye konuştu. Yaman, fındık fiyatındaki düşüşün geçici olduğunu, bu yolla piyasanın baskı altına alınmak istendiğini ifade ederek, şöyle konuştu: "Şu anda pazara yok denecek dü- zeyde fındık inmekte. Tüccar ve sanayici fındık bulmakta zorlanıyor. Bu durum fiyatı yukarılara çıkartması gerekirken, rakam aşağıya doğru iniyor. Buna biz de anlam veremiyoruz. Fiyat neden düşüyor biz de bilemiyoruz. Ama tahminimiz 15 liraya yükselen fiyatın daha da yukarıya çıkmasını oluşturulacak baskıyla engellemek. Fındıktaki fiyat düşüşü tamamen psikolojik. Piyasada panik havası oluşturup üreticinin elindeki ürünü pazara indirmek amaçlı olduğunu düşünüyoruz." Fiyat düşüşünün geçici olduğunu dile getiren Yaman, "Üreticimiz endişe etmesin. Bu fiyat yeniden yükselmeye başlayacak. Hatta mart ve nisan ayında 20 lira düzeyine çıkacak. Yeter ki bu panik havasına aldanmasınlar. Pazara fındık indirmemeli ve direnmeyi sürdürmeliler. Sonunda kazanan kendileri olacaktır" dedi. Gıda Mühendisleri Odası olarak, gıda konusunda söyleyecek sözü olan kişi, kurum ve kuruluşları bir araya getirmenin meslek örgütlülüğümüzün de bir yansıması olduğunu vurgusunu yaparak konuşmasına başlayan, GMO Başkanı Yusuf Songül, yapılan yasal düzenlemelerle Odaların gelir kaynaklarının son derece kısıtlı hale getirildiğinin bu sebeple gücünü üyelerinden alan GMO’nun da Kongreyi zor şartlar altında düzenlenmek durumunda kaldığının altını çizdi. Yusuf Songül, gıda zincirinin bilimsel ve teknik konularının çiftlikten sofraya tüm aşamalarını kapsayacak şekilde ele alınacağını ayrıca 5996 sayılı kanun ile özel sektördeki çalışma alanları fazlasıyla kısıtlanan, kendi alanlarında bakanlık kadrolarında sayıca ve temsiliyet açısından etkin bir şekilde yer alamayan meslektaşlarımızın ülkemizdeki gıda güvenliğinde yerinin neresi olduğu sorgulanacağını ve bu bakış açısıyla gıda alanında hiçbir uzmanlığı olmayan kişilerin gerek medyada gerekse sosyal medyada bilim ahlakından son derece uzak olarak hem gıdalar hem de gıda mühendisliği mesleği hakkında yaptıkları gerçeği yansıtmayan açıklamalarının da bilgi kirliliği kapsamında konuşulacağını ve gıda sektörünün her yönüyle tartışmaya açılacağını belirtti. Açılış konferansını, Japon Anadolu Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Dr. Sachihiro Omura’nın yaptığı kongre kapsamında 22 sözlü, 166 poster olmak üzere çok değerli bildiriler sunuldu. Gerçekleştirilen beş oturumda ve iki kısa bağımsız sunumla, ambalaj, mikrobiyoloji, yeni teknolojiler, yağ, hububat ürünleri ve sağlığımızı tehdit eden yanıltıcı iddialar, basında gıda ve yeni mezun gıda mühendislerinde mesleki ve kariyer hedefi farkındalığının önemi konuları katılımcılarla paylaşıldı. Ayrıca yapılan iki panelde de tüm ilgili taraflarla gündemde yoğun olarak yer tutan “Bilgi Kirliliği” ve “Türkiye‘de Gıda Sanayi‘nin Kongre kapanışında yapılan poster yarışması ödül töreninde birincilik Beyza Yıldız ve Zübeyde Öner tarafından hazırlanan “Karbondioksit Uygulamasının Beyaz Peynir Kalitesine Etkisi” başlıklı bildiriye, ikincilik Seda Özgen ve Kemal Sarıoğlu tarafından hazırlanan “Likopenin İyonik Jelasyon Yöntemi Kullanılarak Mikroensapsülasyonunda Kapsül Üretim Parametrelerinin Kapsüllerin Morfolojik Özellikleri Üzerine Etkisi” başlıklı bildiriye, üçüncülük ise Pelin Poçan, Mecit Halil Öztop ve Haluk Hamamcı tarafından hazırlanan “Farklı Lignoselülozik Biyokütlelerin Enzimatik Hidrolizi” başlıklı bildirilere verildi. Kongre Sonuç Bildirgesi’nden başlıklar • Gıda güvencesi ve gıda güvenliğine ilişkin yaşanan sorunlar, dünyada olduğu gibi ülkemizde de artarak sürmektedir. Uygulanan neo-liberal politikaların bir sonucu olarak, 1 milyar insan açlık sınırının altında yaşam savaşı verirken 1,3 milyar insan da, aşırı ve yanlış beslenmenin getirdiği obeziteye bağlı sağlık sorunlarıyla uğraşmaktadır. • Dünyada yaşanan açlık ve yetersiz beslenmenin nedeni üretim yetersizliği değil, üretim ve tüketim dengesinin sağlanmamasıdır. Adil ve eşit dağıtım ilkesi temelinde dünyada herkese yetecek kadar kaynak ve yiyecek varken, uygulanan piyasacı politikalarla kaynaklar savurganca tüketilmekte veya gıda egemenleri tarafından üretim fazlası tarım ürünleri biyoyakıt olarak değerlendirilmektedir. • Özellikle son 40 yıldır uygulanmakta olan ulusal ekonomi-politikaları gelir dağılımı dengesini alt gelir grubu zararına büyük ölçüde değiştirmiş, tüketiciyi kayıt dışı üretilen ve kalitesiz gıdalara yönelmek zorunda bırakmış, sağlık sorunları yoğunlaşmış, kitlesel gıda zehirlenmeleri yaşanmasına neden olmuştur. • Yaklaşık 20 yıldır hammadde ve gıda üretimi-denetimi konusunda yetkili olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, AB mevzuatının uyumlaştırılması, denetim sıklığının artırılarak kayıt dışı üretimin önlenmesi, yeterli personel istihdamı sağlanması ve tüm sürecin doğru yönetilmesi açısından başarılı bir performans ortaya koyamamıştır. • Gıda güvenliği gibi tüm toplumu ilgilendiren bir konuda mevzuat, “kervan yolda düzülür.” anlayışıyla oldu bittiye getirilmemeli, gıda mevzuatı katılımcı bir anlayışla hazırlanmalı, paydaşların sürece katkıda bulunması sağlanmalıdır. • Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda gıda denetçi sayısı, özellikle Gıda Mühendisi sayısı son derece azdır ve bakanlık ilgili mesleklerin istihdamı konusunda dengeli bir politika izlememektedir. Gıda denetim hizmetlerinin etkin biçimde yapılabilmesi için, bakanlığın Gıda Mühendisi istihdamını ivedilikle artırması ve Bakanlık üst düzey yönetim kadrolarında da Gıda Mühendislerine yer vermesi gerekmektedir. • Sağlıklı ve güvenli gıda için üretim kalitesinin artırılmasının gerekliliği kaçınılmazdır. Sürdürülebilir tarım politikalarının gereği, üretimde kalitenin artırılması için üreticilerin bir araya gelmesini sağlayacak koşullar oluşturulmalı, kooperatifler desteklenmeli, çiftçi ve köylüye ekonomik ve teknik katkı artırılmalı, kırsal kalkınmaya önem verilmelidir. Bu bağlamda doğal çevrenin tahrip edilmesi önlenmeli, verimli tarım alanları ve orman arazilerinin imara açılması ve kontrolsüz yapılaşmanın kesinlikle engellenmesi gerekmektedir. • Ulusal Biyogüvenlik Yasası yürürlüğe girdiğinden bu yana Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) ile ilgili tartışmalar yoğunlaşmakta, bakanlık tarafından kamuoyuna doyurucu açıklamalar yapılmamaktadır. Toplumda, yem hammaddesi olarak izin verilen GDO’lu ürünlerin insan tüketimine sunulduğuna yönelik kuşkular artarak sürmektedir. . Köy-Koop Haber Aralık 2015 GÜNDEM Yaş Meyve ve Sebzede Acil Önlem Gerekiyor »» Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'nin yaş sebze ve meyve ihracatını değerlendirdi. Yetkin, yaptığı yazılı açıklamada; Türkiye'nin yaş sebze ve meyve ihracatı geçtiğimiz bir yıl içinde önemli bir azalış trendi içine girmiş bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak geçen yıl Ocak-Ekim ayları arasında 1 milyar 716 milyon 552 bin dolar olan ihracat tutarı bu yıl aynı dönemde 1 milyar 508 milyon dolara düşmüştür. Miktar olarak da 2 milyon 462 bin ton olan ihracat 2 milyon 332 bin tona gerilemiştir. Bu, miktar olarak yüzde 5, değer olarak yüzde 12 azalma anlamına gelmektedir. Yaş meyve ve sebzede en büyük ihracat pazarımız Rusya'dır. Geçen yıl ile bu yıl kıyaslandığında diğer pazarlara yaptığımız ihracat genelde düşerken Rusya pazarına yaptığımız ihracat miktar olarak artmıştı. Bunun sonucunda ihraç edilen yaş meyve sebze miktarı 861 bin 593 tondan 894 bin 623 tona çıkmıştı. 2015 yılı Ocak-Ekim ayları itibariyle Rusya'ya yapılan yaş meyve sebze ihracatı, toplam yaş meyve sebze ihracatımızın miktar olarak yüzde 38'ini, değer olarak da yüzde 42'sini oluşturmaktadır. Hal böyle iken Rusya'ya yapılan yaş meyve ihracatımızda bir süredir olumsuz gelişmeler yaşanmaktadır. Rusya, son uçak olayından önce rını ve Türk şirketlerinin Rusya’daki pazar paylarını kaybedebileceklerini belirtmiştir. Ayrıca Rusya'nın gümrük kapılarında uyguladığı gayriresmi ambargo nedeniyle kesme çiçek taşıyan TIR'lar geri döndürülmüş, İstanbul'daki Çiçek Fuarı'na davetli Rus basını ve sektör temsilcileri programlarını iptal etmiştir. Sarp Sınır Kapısı'ndan Rusya'ya gitmek üzere geçiş yapan nakliyat firmalarına ait TIR'ların, sınır kapılarında bekletildiği bilgileri de gelmektedir. Türkiye’den ithal edilen 4 ton nar ve 20 ton domatesi tehlikeli haşere bulunduğu gerekçesiyle iade etmişti. Ekim ayında da benzer bir olay olmuş ve yaklaşık 40 ton nar benzer gerekçeyle Türkiye'ye iade edilmişti. Son olarak da Türkiye’den ithal edilen 23,5 ton domates ve 23 ton greyfurt haşere bulunduğu gerekçesiyle geri gönderilmişti. Uçak olayından sonra yaşanan gelişmeler, Rus pazarında yaşanan bu olumsuz gelişmelerin katlanarak artabileceğini göstermektedir. Türkiye-Rusya ilişkilerinde yaşanan krizi Moskova’dan irdeleyen Amerika’nın Sesi (VOA) muhabiri, Rusya'nın “ekonomiyi hedef alacağını” belirtmektedir. Olayın ardından Rus şirketleri, 1 Aralık’tan itibaren Türkiye’den beyaz et ithalatını durdurma kararı almış, Rusya Başbakanı Alexander Medvedev, Türkiye'ye karşı ekonomik önlemler alacakla- Her ne kadar Kremlin’den yapılan açıklamada “Türk ürünlerine ambargo uygulamayı düşünmüyoruz" denilse de Rusya Tarım Bakanı Aleksandr Tkaçev, gerekirse Türkiye’den yaş meyve ve sebze alımını durdurabileceklerini ve Türkiye’ye gönderilen tahıl ihracatının başka ülkelere yönlendirebileceğini ifade etmiştir. Tüm bu gelişmeler söz konusu olumsuz gelişmelerin tarım kesimini ilgilendiren önemli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Bilindiği gibi yaş meyve ve sebze ihracatımızda son bir yılda görülen gerileme nedeniyle bir çok ürünün fiyatı büyük ölçüde düşmüş ve çiftçilerimiz zarar etmiştir. Bunun sonucunda ihraç malı ürünler iç pazara sürülmüş ve çiftçi elindeki ürünü zararına satmak zorunda kalmıştır. Eğer Rusya pazarı da tıkanırsa, bu durum çok daha vahim bir hal alacaktır. Bu konularda şimdiden acil bazı önlemlerin alınması gerekmektedir. Çiftçi Toprağını Terk Ediyor! »» Türkiye'de son bir yılda yaklaşık 98 bini aşkın çiftçi üretimden çekildi. Mersin'de 9 binden fazla çiftçi, Antalya'da da 2.500 çiftçi üretimden vazgeçti. Bir yandan üretim maliyetlerinin artması bir yandan iklim değişikliği 98 bin 409 çiftçiyi üretimden kopardı. Üretimden çekilen çiftçi sayısı bakımından Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alırken onu Orta Anadolu izledi. Türkiye'nin turfanda ihtiyacının yüzde 60'ını karşılayan, yaş meyve sebze deposu olan ve ekonomisi tarımla canlanan Antalya'da son bir yılda 2 bin 500 çiftçinin faaliyetini sonlandırdığı belirtildi. ÜRETİMDEN ÇEKİLEN ÇİFTÇİ SAYISI SIRA İL ÇİFTÇİ 1 Mersin 9.121 2 Manisa 5.592 3 Konya 4.328 4 Samsun 3.551 5 Hatay 3.321 6 Ankara 3.283 7 Aydın 3.109 8 Bursa 2.804 9 Balıkesir 2.672 Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı (BAGEV) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, işsizliğin Türkiye'nin ve Batı Akdeniz'in en önemli sorunları arasında yer aldığını vurgulayarak, Antalya'da eylül ayında 3 bin 400 kişinin işsizlik ödeneği alabilmek için başvuruda bulunduğuna dikkat çekti. 10 Denizli 2.555 11 Antalya 2.500 Kamuda arttı 12 Erzurum 2.357 Antalya gibi 12 ay boyunca tarımsal üretimin yapılabildiği ve tarım ürünleri ihracatının 1 milyar liraya yaklaştığı bir kentte çiftçi sayısının azaldığına dikkat çeken ATB Başkanı Ali Çandır, “Bakıyoruz ki tarım kenti Antalya'da çiftçi sayısı geriliyor. Bu geleceğimiz için kaygı verici bir durum. Son bir yılda Antalya'da 2 bin 500 çiftçi faaliyetini sonlandırmış, 45 bine yakın çiftçi sayımız bu yıl 42 bine kadar gerilemiştir. Antalya, çiftçi sayısındaki azalma bakımından Türkiye'de 11. sırada yer almıştır" değerlendirmesinde bulundu. Antalya'da çiftçi sayısı azalırken kamu çalışanı sayısında hem aylık hem de yıllık bazda önemli artış olduğuna dikkat çeken Ali Çandır, “Antalya kamu çalışanı sayısı bir yıl içinde 4 bine yakın artışla 70 bine yaklaşmıştır. Bunun anlamı çalışanların mevsimlik kazanç ve risklerden sıyrılıp, sırtını devlete dayama düşüncesinin hâkim olduğu gerçeğidir" diye konuştu. Üretim maliyetleri artan ve kazancı her geçen gün azalan çiftçinin, başka alanlara yöneldiğini kaydeden Çandır, “Antalya olmak üzere ülke genelinde daha az işsizimizin olmasını istiyorsak, reçetemizin başında tarım yer almalıdır. Tarımı girdi olarak kullanan sanayi ile desteklenen bir politika sepeti, verimli toprağımızın betona dönüşmesine engel olacaktır. Bu da tüketicimizin daha ucuz ürüne ulaşması, üreticimizin daha çok üretme, emekçimizin ekmek bulma derdine çare olacaktır" dedi. 9 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin Gerçekleşmesinde Kooperatiflerin Rolü »» Birleşmiş Milletler tarafından 25-27 Eylül 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 193 ülkenin imzası ile kabul edildi. • Her tür yoksulluğu nerede olursa olsun sona erdirmek, • Gıda Güvenliğini sağlamak, • Sürdürülebilir tarımı desteklemek, • Sürdürülebilir tüketimi ve üretimi sağlamak, • Ormanların sürdürülebilir kullanımını sağlamak, yayınlanan 17 sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer almaktadır. Belirlenen hedeflerin gerçekleşmesinde, özellikle kırsal alanda yaşayan nüfusun yaşam standardının geliştirilmesi en önemli hedef olarak görülmektedir. Tüm bu hedeflerin gerçekleşmesi için yöresel kalkınmanın sağlanması kaçınılmaz olacaktır. Bu anlamda özellikle kooperatiflerin önemli görev ve sorumlulukları olacak, kooperatifçiliğimizin daha fonksiyonel hale gelmesi için gerekli çalışmaların zaman geçirilmeden yapılması ülkemiz açısından daha da fazla önem arz edecektir. Kalkınmaya, salt ekonomik verilerin iyileştirilmesi olarak bakılmadığı, ülkelerin toplumsal ve sosyal gelişiminin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Ülkemizde de bu yaklaşımın etkin olması gerekmektedir. (ICA), “Küresel Konferans Ve Genel Kurulu” Uluslararası Kooperatifler Birliğinin (ICA), “Küresel Konferans ve Genel Kurulu” 10-13 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. Her iki yılda bir, farklı ülkelerde düzenlenen Uluslararası Kooperatifler Birliği Küresel Konferansı ve Genel Kurulu’nun 44 üncüsü Ülkemizde gerçekleşti. ICA Genel Kurulu ve Küresel Konferansına 94 ülkeden yaklaşık 1 milyar kooperatif ortağını temsilen yerli ve yabancı yaklaşık 1000 delege katıldı. Toplantı Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. HAL VE GİDİŞ Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Bu durum hiç şüphesiz Ülkemiz ve kooperatifçiliğimiz adına önemli bir gelişme olarak değerlendirilmelidir. Toplantı sürecinde beş ayrı konuda konferanslar düzenlenmiş, özellikle kooperatifçilikte sürdürülebilirlik ve katılımcılığın geliştirilmesi konuları ağırlıklı olarak işlenmiştir. Özellikle “Kooperatif Düşüncede Derinlik” kavramı üzerindeki tartışmalar önemliydi. Sosyal medyanın ve teknolojinin kooperatiflerde uygulanmasının önemi üzerinde duruldu. Tüm dünyada kooperatiflerin gençliğe özel önem verdikleri, kooperatif hareketin içerisinde gençlerin ve kadınların yer almasını özellikle sağlamaya çalıştıkları çok belirgin bir şekilde görülmektedir. Ülkemiz açısından bu konuda gerekli çabayı sarf etmemiz de hem kooperatifçiliğimizin geleceği açısından hem de istihdam yaratılması açısından önemlidir. Uganda’da özellikle kahve üretiminde ve pazarlamasında kooperatiflerin çok etkin olduğu ve aracıların ortadan kaldırıldığını duymak ilginçti. Kooperatifçilikte genel anlamda 2020 hedefleri tartışıldı. Ülkemizde 2012 yılında hazırlanan Stratejik planın sonuna yaklaştığımız bu süreçte stratejik hedeflerin ne kadarını gerçekleştirdiğimiz artık ciddi boyutta tartışılmalıdır. . Sait MUNZUR 10 Aralık 2015 Köy-Koop Haber TARIM La Via Campesina İzmir’de Toplandı »» 2016 Şubat Ayında yapılması planlanan Uluslararası çiftçi hareketi La Via Campesina (LVC)'nın Yarıyıl Konferansı'nın hazırlık toplantıları, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (ÇİFTÇİ-SEN) ev sahipliğinde Ortadoğu, Kuzey Afrika (MENA) ve Türkiye’den çiftçi temsilcilerinin katılımıyla 13-14 Kasım 2015 tarihinde İzmirSeferihisar-Sığacık'ta yapıldı. 200 milyondan fazla köylüyü biraraya getiren uluslararası örgüt La Via Campesina Yarıyıl Konferansı, İzmir’in Seferihisar ilçesinde gerçekleşti. Konferansta, üyelerin sorunları, eylemleri, örgütün işleyişi ve 2017’deki genel kurula kadarki süreç planlandı. Via Campesina 10-11 Kasım Yurttaş Medyası toplantısında, egemen medyaya karşı oluşturulmak istenen yurttaş medyasının işleyiş ilkeleri tartışıldı. 12 Kasım Saha Gezisi yapıldı Via Campesina delagasyonu Türkiye'deki tarımın ve küçük üreticiliğin tahribatını daha iyi görebilmek için Manisa-Soma'nın Yırca Köyü'ne gittiler. Yol boyunca tarımdaki tahribat gözler önüne serildi. Menemen ve Aliğa'daki çevre katliamına tanıklık edildi. Yırca'da ise sermaye gruplarının ve onların hizmetindeki devletin küçük bir köyün arazisine olan gaddarca saldırısına ve köylülerin direnişine Soma’da tanıklık edildi. Köylüler dünyanın dört bir yanından gelen kardeşleriyle ortak sorunlarını tartıştıklar. Dillerin ve kıtaların kapitalist yağmacılığın önüne engel olmadığı ama direnişin ve umudun da aynı ölçüde karşılık verdiği bir kez daha görüldü. Köylüler nar ve çay ikramında bulundular. Birlikte fotoğraf çekildiler. Via Campesina delegasyonu daha sonra Soma'daki Sosyal Haklar »» Dünya Bankası, iklim değişikliği nedeniyle 2030’a kadar 100 milyondan fazla insanın daha yoksulluk tehdidi altında olduğunu açıkladı. Derneği'ne gitti. Burada yaşamını 2014 yılındaki katliamda yitiren 301 işçi adına bir işçi eşi ve dernek yetkilileriyle dertleştiler. Güney Afrika delegesi Demba kendi ülkesinde yaşanan maden işçisi katliamlarından örnekler verdi. ABD Delegesi Carlos ise acılar için başsağlığı dileğinde bulundu. Duygusal bir kucaklaşmadan sonra delegasyon Sığacık'a döndü. 13–15 Kasım MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika) toplantısı Via Campesina Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı kapsayan yeni bir bölge örgütü kurmak istiyor. Bu nedenle Bu bölgeden gelen delegelerle bir dizi toplantı gerçekleştirdi. Toplantılara Suriye, Filistin, Mısır, Fas, Tunus delegeleri ile Via Campesina Genel Koordinasyon grubu temsilcileri ile ev sahibi Türkiye delegeleri katıldılar. Via Campesina öncelikle kendi ta- rihini ve hedeflerini anlattı. Daha sonra tüm katılımcılar kendi ülkelerindeki tarımın, köylülerin ve örgütlerinin durumunu özetlediler. La Via Campesina (LVC) Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika kıtasında (Kuzey, Orta ve Güney Amerika) 88 ülkede 183 örgütü bir araya getiren, 200 milyondan fazla köylü, küçük çiftçi, topraksız, kadın, genç, yerli, göçmen, tarım ve gıda emekçisinden oluşan uluslararası bir köylü hareketidir. Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu da, 1993’te Mons’ta (Belçika) kurulmuş olan La Via Campesina’nın 2004 yılından bu yana üyesidir. La Via Campesina her dört yılda bir, tüm üyeleriyle bir araya gelerek Uluslararası Genel Kurulu’nu yapmaktadır. Bu Genel Kurullarda uzun dönemli stratejiler, politikalar geliştirerek küresel köylü mücadelesini yürütmektedir. . Türk Zeytin ve Zeytinyağına Suudi Arabistan’da Yoğun İlgi »» Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi (ZZTK) Türkiye'nin zeytin ve zeytinyağı ihracatını arttırmak için Kasım ayı içerisindeki yoğun tanıtım atağını Amerika ve Suudi Arabistan’da sürdürdü. 15-17 Kasım tarihleri arasında Türkiye’nin zeytinyağı ihracatında lider ülke konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’nin Şikago şehrinde düzenlenen Private Label Manufacturers Association Fuarı’na katılan ZZTK, 17-20 Kasım 2015 tarihleri arasında ise; S.Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen Foodex Saudi 2015 Fuarı’na iştirak ederek Türk zeytin ve zeytinyağının tanıtımına imza attı. Suudi Arabistan’ın gıda tüketiminin büyük bölümünü ithalat yoluyla karşıladığına işaret eden Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı M. Kadri Gündeş, Türkiye’nin zeytinyağı ihracatında Suudi Arabistan’ın 9 milyon 423 bin dolarlık tutarla ikinci ülke konumunda olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın 30 milyonluk nüfusu yanında her yıl 15 milyon turistin ziyaret ettiği petrol zengini bir ülke olduğuna işaret eden Gündeş, “Suudi Arabistan bizim için hedef pazar konumunda olan bir ülke. 50 milyar ABD$ gıda tüketimi ile S.Arabistan körfez ülkeleri arasında en geniş gıda ve içecek pazarına sahip olan ülke olup sektörün yıllık büyüme oranı yüzde 18. S.Arabistan'ın Gıda ve içecek sektörüne özel tek fuarı olma özelliğini taşıyan Foodex Dünya Bankası: İklim Değişikliği 2030’a Kadar 100 Milyon İnsanı Yoksullukla Karşı Karşıya Bırakabilir Saudi 2015 Fuarı’na katılarak konumumuzu güçlendirmek istedik. Fuarda ZZTK standı ziyaretçilerin en yoğun ilgi gösterdiği stantlardan biri oldu” diye konuştu. Suudi Arabistan, Cidde Kongre ve Fuar Merkezi’nde 9.800m2 alanda gerçekleşen Fodex Saudi’ye 350'den fazla firmanın katıldığını anlatan Gündeş şöyle devam etti; “Fuarı 6000'den fazla kişi ziyaret etti. Ziyaretçilere Türk zeytin ve zeytinyağı tadımı yaptırıldı. Fuara 30 farklı ül- keden firmalar katılarak ürünlerini sergilerken Hindistan, Güney Kore ve İtalya fuara milli katılım düzenleyen ülkeler oldu. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı üretim rakamlarında yaşanacak artışa paralel olarak Suudi Arabistan’a ihracatımızda artış gösterecektir.” Türkiye 2014-15 sezonunda Suudi Arabistan’a 9 milyon 423 bin dolarlık dilimi zeytinyağı olmak üzere, 11 milyon 606 bin dolarlık zeytinyağı ve sofralık zeytin ihraç etti. Dünya Bankası’nın iklim değişikliği ve küresel yoksulluğa etkileriyle ilgili son raporunda, gelecek 15 yılda iklim değişikliğinin küresel yoksulluğu artırabileceği bildirildi. İklim değişikliğinin özellikle yoksul ülkelerin başlıca geçim ve yaşam kaynağı olan tarım sektörü ile birlikte gıda güvenliği, beslenme, istihdam ve ihracat gelirleri gibi unsurları da etkileyeceği vurgulanan rapora göre, yoksulları iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden korumak için doğru bir politika uygulanmazsa, halihazırdaki 900 milyon yoksul insana ek olarak, 2030 yılına kadar 100 milyon insan daha yoksulluk seviyesine gerileyecek. BM üyesi ülkelerin Eylül ayından kabul ettiği 17 yeni hedeften biri olan açlığın tamamen ortadan kaldırılmasının, küresel ısınma ve bunun yoksul insanlar üzerindeki etkileri dikkate alınmadan imkansız olduğunun altı çizilen raporda, 2030 yılına gelindiğinde, tarım mahsullerindeki azalmanın Sahraaltı Afirka’da gıda fiyatlarını ortalama %12 artırabileceği, bu durumun gelirlerinin %60’ını gıdaya harcayan yoksul hane halkını olumsuz yönde etkileyeceği kaydedildi. İklim değişikliğinin yoksulluğu en fazla, dünyanın en fakir bölgeleri olan Sahraaltı Afrika ve Güney Asya’da artıracağına dikkat çekilen raporda, 45 milyonu Hindistan’da olmak üzere 2030’a kadar dünya genelinde 100 milyondan fazla insanın yoksulluk sınırının altına gerileyeceği tahminine yer verildi. Dünya Bankası verilerine göre, 2012 yılında dünya genelinde 896 milyon insan günde 1,90 dolardan az bir gelirle geçinirken, bunların %78’ini Sahraaltı Afrika ve Güney Asya’daki yoksul nüfus oluşturdu. Dünya Bankası Grup Başkanı Jim Yong Kim yaptığı açıklamada, iklim değişikliğinin en çok yoksul insanlara zarar verdiğini ve şimdiki mücadelelerinin iklim değişikliği nedeniyle yoksulluk seviyesine düşecek milyonlarca insanı bu durumdan korumak olduğunu belirtti. . Miras İntikali Yapılamayan Tarım Arazilerine Tapu Harcı Muafiyeti Getirildi »» Ölümlerde miras yoluyla yapılacak devir veya paylaşım işlemleri tapu harçlarından muaf tutuluyor. Muafiyet süresi ise yeniden uzatıldı. 15 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 6537 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”a eklenen geçici madde ile; 15 Mayıs 2014 tarihinden önce gerçekleşen ölümlerde miras yoluyla yapılacak devir veya paylaşım işlemleri tapu harçlarından muaf tutuluyor. Muafiyet süresi 15 Mayıs 2016 tarihinde sona erecek Ülkemizde, miras kalan tarım arazilerinin, tapu harçlarının yüksekliği, varislerin bir araya gelememeleri veya anlaşamamaları gibi nedenlerle, tapuda intikal ve paylaşımının yapılmadığı eski usulden yöntemiyle gayri resmi paylaşıldığı bilinmektedir. Bunun sonucu olarak, varisler resmiyette mülk sahibi olmadığı için tarımsal desteklemelerden ve çeşitli projelerden yararlanamamaktaydı. Tapu harcı muafiyeti bu sorunun çözümüne yönelik olarak sunulmuş ekonomik bir kolaylık. Miras paylaşımı işlemleri için, varislerin kendileri veya kanuni temsilcilerinin (avukat veya vekalet verilen kişi) vasıtasıyla, kendi aralarında düzenlemiş oldukları Rıza-i Taksim Sözleşmesi, Murise ait Veraset İlamı veya Noterden alınan Mirasçılık Belgesiyle tarım arazilerinin kayıtlı olduğu Tapu Müdürlüklerine başvurmaları gerekmekte. Tapu harcı uygulaması her parsel için, Belediyelere beyan edilen gerçek arazi satış değerinin % 4'ü oranında olup 15 Mayıs 2014 tarihinden önce vefat edenlerin miras paylaşımında, harç alınmamakta. 15 Mayıs 2014 tarihinden sonra vefat edenlerin miras paylaşım işlemleri ise 6537 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılmaktadır. Vatandaşların harç muafiyetinden faydalanmaları için, son tarih 15 Mayıs 2016 . 12 Aralık 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM “Büyükşehir Yasası, Büyük Dengesizliklere Neden Oluyor, Olmaya da Devam Edecek” »» 24 Kasım 2015 tarihinde Ankara Barosu Eğitim Merkezi (ABEM) Konferans Salonu’nda gerçekleşen panelde “Yeni Büyükşehir Yasasının Getirdiği Sorunlar ve Çözüm Önerileri” masaya yatırıldı. Yaklaşık 600 belde belediyesi ile 16,082 köy ve 30 ilde: il özel idaresi ve İl Genel Meclislerinin tüzel kişilik ilk mahalli idareler seçiminden sonra kaldırılıyor. Ankara Üniveristesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.Bülent GÜLÇUBUK yaptığı konuşmada; Büyükşehir yasası ile Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi (YİKM) adıyla bir kurum oluşturulacağını, Bakanlar Kurulu kararı ile bu illere bağlı ilçeler ve diğer illerde de Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi kurulabileceğini. Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezinin sevk ve idaresi illerde valilik, ilçelerde ise kaymakamlar tarafından yerine getirileceğini belirtti. GÜLÇUBUK, önceden Büyükşehir dışında ilçe belediyelerine %2.85 olan genel bütçeden katkının, yeni yasa ile %1.5’e indirileceğini, Büyükşehir belediyelerine önceden %2.5 olan katkının yeni yasada %4.5 olacağını söyledi. Bedel Katılım Payı Yeni yasayla birlikte olacakların altını çizen GÜLÇUBUK; Büyükşehir sınırlarına dahil edilen ve mahalle statüsüne dönüştürülen köylerde yaşayanlar; içme suyu, atık su gideri, alt yapı yatırımları ve benzerleri için zamanla ‘bedel, katılım payı’ adı veya benzeri adlarla yeni harcama kalemleri ile karşılaşacakları gibi, bu giderleri metropol alandaki fiyatlar düzeyine ulaşarak gittikçe daha ağır maliyetli bir yaşama mahkum olacağını, Yasa ile yalnızca Büyükşehir Belediyesi olan illerde değil, diğer illerde de 559 belediyenin nüfusun 2000’in altına düşmesi nedeniyle kapatıldığını belirterek “yalnızca nüfus kriterini esas alan bir düzenlemenin hizmetin yerelden sağlanması ve toplumun kararlara katılması açısından büyük dengesizliklere neden olacaktır”, dedi. Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK, konuşmasında, Yasada kırsalın geleceği açısından tehdit oluşturan maddeleri şu biçimde sıraladı; • “(7) 3213 sayılı Kanuna göre maden üretim faaliyetleri ile bu faali- yetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatına ilişkin yetki ve görevler, il özel idarelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı illerde valiliklerce yürütülür. • Madde 7; “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” • Madde 16; 5393 sayılı Kanunun 12’nci maddesine aşağıdaki fıkra eklendiğini, “Mevzuatla orman köyleri ve orman köylüsüne tanınan hak, sorumluluk ve imtiyazlar orman köyü iken, mahalleye dönüşen yerler için devam eder. Bir belediye katılarak mahalleye dönüşen köy, köy bağlısı ve belediyelerce kullanılan mera, yaylak, kışlak gibi yerlerden bu mahalle sakinleri ve varsa diğer hak sahipleri 25/02/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu hükümleri çerçevesinde yararlanmaya devam eder.” • 1’inci maddeye göre; tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. • Kanunun 3 nücü maddesine göre; ilçe belediyeleri veya ilçe belediyelerinin talep etmeleri hâlinde büyükşehir belediyeleri tüzel kişiliği kaldırılarak mahalleye dönüşen köylerde yapılacak ticari amaç taşımayan yapılar için yürürlükteki imar mevzuatı doğrultusunda yörenin geleneksel, kültürel ve mimari özelliklerine uygun tip mimari projeler yapar veya yaptırır. • Kanunun 11 nci maddesine göre; “İmar mevzuatı uyarınca belediyelerin otoparkla ilgili olarak elde ettikleri gelirler tahsil tarihinden itibaren 45 gün içinde büyükşehir belediyesine aktarılır. Büyükşehir belediyeleri bu geliri tasdikli plan ve beş yıllık imar programına göre hazırlanan kamulaştırma projesi karşılığında otopark tesisi için gerekli arsa alımları ile bölge ve genel otoparkların inşasında kullanır. Bu gelirler bu •İl Özel İdaresine ait gayrimenkullerin dağıtılması, beraberinde yereldeki farklılıkları göz ardı eden bir düzenlemeyi getiriyor. • Kent-Kır ayrımını ortadan kaldıran yasa ile genişleyen belediyenin hizmet alanının büyük bir kısmını, yerleşim bölgesi olmayan, tarım arazileri, meralar, orman alanları ve ekolojik hassasiyeti bulunan bölgeler oluşturacaktır. fıkrada belirtilen amaç dışında kullanılamaz.” • Bu Kanunla mahalleye dönüşen köylerde; entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapılardaki işletmeler ile bu yerlerde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, fırın, kahve, lokanta, pansiyon, tanıtım ve teşhir büfeleri, yerleşim yeri halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatifler işletme ruhsatı almış sayılır. • Bu yerlerde içme ve kullanma suları için alınacak ücret 5 yıl süreyle en düşük tarifenin %25’ini geçmeyecek şekilde belirlenir.” • Kırın planlaması, temel olarak tarımsal üretimin planlamasını da beraberinde taşıması gerektiği için imar mevzuatı ve planlama pratiği yetersiz ve belirsiz kalacaktır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, belediyenin planlama yetkisi olan ve tarımsal faaliyet yürüten arazilerde nasıl etkin olacağının tartışılması ve geliştirilmesi gereklidir. •Yasa, üretim için kullanılması gereken verimli tarım arazilerinin, kentsel alan kapsamına alınıp arsaya dönüştürülmesinin yolunu açmıştır. • Yasa ile tüzel kişiliği sona eren köylerde rantçıların gözünü diktiği kıyı alanları ve meralar, tüzel kişilikler tarafından korunamayacağı için “amaç dışı kullanıma” açılacak ve böylece doğal varlıklar ve kır yaşamı, ekosistem dengesi gözetilmeksizin tahribata uğrayacaktır. GÜLÇUBUK, Yasa ile olacak tehditler ve çözüm önerilerini anlattı. Tehditler; • Büyükşehir Belediyesi olgusu, merkezi politikaların en küçük birimlere kadar yayılması ile yerel düzeyde etkili bir araç konumuna gelmiştir. Halk Öncelikli Bir Büyükşehir Belediyesi Ne Yapmalı? • Çiftçiler açısından gelecekte ortaya çıkacak en önemli sorun sulama ve su ücretlendirilmesi olacak. Bu konuda belediyeler suyu kademeli ücretlendirebilir. Yani evsel su, endüstriyel su, tarımsal amaçlı su biçiminde bir ücretlendirmeye giderek, çiftçiden minimum maliyet üzerinden sulama bedeli alabilir. • Suyun etkin ve verimli kullanımı konusunda yerel yönetimler çalışmalar yaparsa bu çiftçiye katkı olarak yansır. • Yerel yönetimler öncelikle kırsalın, kırsaldakinin taşınmazına kesinlikle müdahale etmeyecek ve bunu ranta çevirecek düzenlemelere girişmemelidir. Yani; kapatılan daha doğrusu mahalleye dönüştürülen köy ve kasabalardaki ortak mülkiyete, taşınmazlara, mera, çayır vb. unsurlara belediyelerin karışmayacağı ve bunları halkın kullanımına bırakılacağı ve yasanın getireceği hakları kötüye, yerelin çıkarlarına ters biçimde kullanılmayacağı konusunda taahhütte bulunmalıdır. • Çiftçiye, küçük üreticiye maliyeti düşürecek katkılarda bulunabilir. Kooperatifler desteklenebilir. AB Ekonomisi ve Kırsal Alanlar Genel anlamda AB ekonomisi için kırsal alanlar ve tarım sektörünün özel anlam ve daha fazla önem taşıdığına değinen GÜLÇUBUK; 2013 AB Ortak Tarım Politikası Reformunun Kırsal Kalkınmaya Olası Yansımalarında AB Ülkelerinde; • Toplam yüzölçümün %92’ sini kırsal alanların oluşturduğunu, • Toplam nüfusun %55’i kırsalda, • Toplam istihdamda %53’lük bölümü kırsalda, • Gayri safi katma değer üretiminde ise %45’lik pay kırsal alanlardaki sektörlerde gerçekleşmekte, • Toplam istihdamın %8.3’üne karşılık gelen yaklaşık 15 milyon istihdam ile toplam gayri safi AB hasılasının %4,4’ünü tarım ve gıda sektörleri oluşturduğunu belirtti. Yani, AB kırsala daha fazla anlam ve önem yüklerken bizde kırsal alanlar elden çıkartılmaktadır. Çözüm önerileri; •Kentteki sosyal olanakları, sosyal yaşam alanını kırsal alana da taşıyabilir. • Yasa ile Türkiye’de yeni bir göç dalgası oluşacaktır. Üretim kaynakları sınırlanan, yaşam biçimine müdahale edilen kırsaldaki yurttaş kentlerde daha zor koşullarda yaşamaya, iş bulmaya ve barınmaya zorlanacaktır. İmece geleneği yok olacak yerine, parasal hizmet karşılığı yer alacaktır. Köy bütünlüğü yok olacaktır. • Yasa, yönetimin tek elde toplanmasını sağlayan, yereldeki farklılıkları görmeyen, özgünlüklerini göz ardı eden bir düzenlemeyi getiriyor. Kırsal yaşamın kendine özgü niteliklerini, değerlerini aşındırıyor. • Yasa ile köylere yönelik yürütülecek hizmetler kentin öncelikleri içinde geri planda kalacaktır. • Sulama hizmetleri Belediye tekeline giriyor. • Yasa ile toprak artık sermaye birikim aracı haline gelmiştir. Ama bu kırdaki için değil kırın kaynaklarını ranta çevirmek isteyenler için geçerlidir. • Kırsaldaki, tarımdaki gençler için eğitim-yayım programları, tarım dışı istihdam alanları oluşturabilir. • Kırsalda üretilen ürünlerin katma değerini artırıcı girişimlerde bulunabilir. Paketleme ve pazarlama gibi. • Kırsala altyapı hizmetlerinin düzenli götürülmesi sağlanabilir. •Taşıma, nakliye işlemlerinde katkıda bulunulabilir. • Kırsal turizm faaliyetlerinde özellikle kadın ve gençlere yönelik projeler geliştirilebilir. • Kırsalda belediyelerin alıcısı olduğu süs bitkileri, dış mekan bitkileri vb. üretimi sağlanabilir, bunların alıcısı belediye olabilir. • Belediye kendi tükettiği ürünleri kırsaldan temin edebilir, böylece üreticiye katkıda bulunabilir. • Belediyeler çiftçilerin, küçük üreticilerin, kadınların ürünlerini satabilecekleri, değerlendirebilecekleri satış alanları, pazar yerleri oluşturabilir. • Kente ucuz ulaşım olanakları artırılabilir. . • Kentteki sosyal faaliyetlere kırdakilerin katılımı için organizasyonlar yapılabilir. Köy-Koop Haber Aralık 2015 KOOPERATİFÇİLİK 13 ICA Genel Kurulu Antalya’da Gerçekleştirildi »» Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) Küresel Konferansı ve Genel Kurulu 10-13 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. 700 oyun 407’sini alan Kanadalı aday MoniqueLeroux ICA’nın yeni başkanı seçildi. ICA Küresel Konferansı ve Genel Kurulu 10-13 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. Ev sahipliğini Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin yaptığı ve 76 ülkeden 1.000’in üzerinde kooperatifçi iştirak ettiği konferansa .Köy-Koop Merkez Birliği’ni temsilen Köy-Koop Genel Başkanı Yakup YILDIZ ile Genel Başkan Yardımcısı M.Barış AYDIN katıldı. ICA Genel Kurulu ile birlikte ICA çatısı altındaki sektör örgütlerinin yönetim kurul toplantıları, kıta örgütlerinin toplantıları ve konu bazında komisyonların toplantıları ve bazı önemli konularda konferanslar gerçekleştirdi. Konferanslarda uzmanlar ve araştırmacılar tarafından kooperatifçiliğin güncel sorunları ve çözüm önerileri ele alındı. ICA Küresel Konferansı açılış töreni Küresel Konferans, ICA Direktörü Charles Gould’un “hoş geldiniz” konuşması için ev sahibi örgütün başkanı olarak Muammer Niksarlı’yı kürsüye daveti ile başladı. Niksarlı: Başardık, mutluyuz.. Niksarlı, sözlerini şöyle tamamladı: “Kooperatifçi dostlarım, dünyamızın birçok bölgesinde yaşanan ve bir kültüre dönüşen şiddet, birebir olumsuzluklarını hissetmeye başladığımız çevre sorunları, küresel ısınma ve iklim değişikliği, kooperatiflerimizi daha fazla sosyal sorumluluk almaya zorlamaktadır. Bu sosyal sorumlulukları göz ardı etmeden ticari ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Bu toplantılarda üretilecek fikirlerin ve alacağımız kararların farkındalık yaratılması ve tanınabilirliğimiz açısından yeterli olmayacağı kanısındayım. O nedenle de yeni seçilecek ICA Başkanının kendisinin dinamik olması yetmeyecek, tüm yapıyı da dinamik hale getirmesi gerekecek.” Dame Pauline: Türkiye’ye teşekkürler.. Konferansın açılışında ikinci konuşmayı ICA Başkanı Dame Pauline Green yaptı. Green Türkiye’de ilk defa toplantı yaptıklarını belirterek, “Türkiye gerçekten çok güzel bir ülke. Bu toplantıya ev sahipliği yapan Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Başkanı Muammer Niksarlı ve bizleri bu toplantıda yalnız bırakmayan Sayın Bakan Cenap Aşçı’ya teşekkür ediyorum” diye konuştu. Green konuşmasında ayrıca kooperatiflerin dünya kalkınma politikalarında oynadıkları rolün giderek arttığına dikkat çekerek G20 toplantısının burada, Antalya’da ICA Genel Kurulundan hemen sonra yapılmasını da mutlu bir rastlantı olduğunu söyledi. tışılacağını ve tecrübelerinin paylaşılacağını, sonrasında 2020 yılına nasıl bir vizyonla girileceğinin sonuç bildirgesinin paylaşılacağını dile getirdi. ICA Genel Kurulu 13 Kasım’da yapılan ICA Genel Kurulu ICA Başkanı Dame Pauline Green’in Yönetim Kurulu raporunu sunuş konuşması ile başladı. Green konuşmasında son dokuz yılın (20112015) kendi kariyerinde önemli bir dönemi kapsadığını ve elde edilen başarıların kendisinin değil, yönetim kurulunun ve ICA personellinin olduğunu söyledi. Green özellikle bir yıldır yaptıklarını anlattı ve Birleşmiş Milletler’in 2030 Gündemine ilişkin rapora dikkat çekerek bu raporda kooperatiflere yer verildiğinin altını çizdi. Pauline Green’e veda Pauline Green’e veda töreninde muhtelif hediyeler verildi ancak dikkati çeken hediyeyi TÜRKİYE KOOP Başkanı Muammer Niksarlı verdi. Niksarlı yaptığı kısa konuşmada Green’e hizmetleri için teşekkür etti ve KöyKoop’a bağlı Isparta’lı kadın kooperatif ortaklarının ördükleri Pauline Green resminin yer aldığı bir ipek halı hediye etti. Duygulu anlar yaşayan Green hem Niksarlı’ya hem de halıyı dokuyan kadınlara teşekkür etti. the value of nothing” başlıklı sunumu ve Harward Üniversitesi Profesörlerinden ve “Ağların Zenginliğithe Wealth of Networks” adlı ünlü kitabın yazarı Yochai Benkler’in gelecekte sıradan insanların ortak ağları (netwörkleri) kullanarak neler yapabileceklerine ilişkin sunumu büyük beğeni topladı. Dotcoop (.coop) toplantısı ICA’nın 2012 yılında kabul ettiği Genel Müdür Charles Gould da 2014 yılında ICA’ya 26 yeni kooperatif katıldığını ve temsil edilen ülke sayısının da 2 artırıldığını söyledi. Gould ayrıca ICA Strateji Belgesi (Blueprint) ve Kooperatif On yılı raporu ve uygulamasına dikkat çekti. Monique Leroux yeni ICA Başkanı seçildi TÜRKİYE KOOP Genel Başkanı Muammer Niksarlı kısa konuşmasında konferans hazırlık sürecini özetleyerek mali desteklerinden dolayı başta Halkbank, Esnaf Kefalet Kooperatifleri ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birlikleri ve Pankobirlik olmak üzere tüm kooperatif örgütlerine teşekkür etti. Konuşmasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve Gümrük ve Ticaret Bakanına da teşekkür eden Niksarlı, süreç boyunca TÜRKİYE KOOP ile birlikte çalışan ve her türlü desteği sağlayan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürü Arif Sami Seymenoğlu’na da teşekkür etti. Türk kooperatiflerinin sorunlarına da atıfta bulunan Niksarlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde seçimlerden önce görülen kötü olaylar nedeniyle dünyanın bazı ülkelerindeki yöneticiler vatandaşlarını Türkiye’ye gitmeme yönünde uyardılar. Bütün uyarılara rağmen bu toplantının Türkiye’de yapılması için çok gayret gösterdik, tüm dünyadaki kooperatif yöneticilerini Türkiye’ye getirmek için. ICA Başkanı’na çok teşekkür ediyoruz. Ülkemiz 1 Kasım seçimlerinden sonra rahatlamış, herkes derin bir nefes almıştır. Artık eksik kalan işlerimizi tamamlama zamanı gelmiştir. Yeni kooperatifler yasasının bir an önce çıkarılması gerekmektedir. Bu yasa ile kooperatiflerimizin Ticaret Odaları vesayetinden kurtarılmalarını, tek çatı altında toplanıp güvenilir ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmalarını bekliyoruz.” Genel Kurulda kullanılan 700 oyun 407’sini alan Kanada’lı kooperatifçi Bayan Monique Leroux ICA’nın yeni Başkanı oldu. Bakan Aşçı: Türkiye 10.uncu ekonomi olacak. Konferansın Türk Hükümeti adına açış konuşmasını yapan Gümrük ve Ticaret Bakanı Cenap Aşçı Türk kooperatifleri hakkında bilgi vererek konferansta öncelikle "2020 yılında kooperatiflerin nasıl görüneceği" sorusuna cevap aranacağını, 2020 yılında kooperatiflerin geleceği, nasıl bir vizyonla çalışacakları, üretime nasıl katkı sağlayacakları, dünya ekonomisini nasıl geliştirecekleri Üç öncelikli bir hedef belirleyerek seçimlere giren ve başarılı olan Monique Leroux, Kanada’nın en büyük kooperatif bankası olan Desjardins’in yönetim kurulu başkanı ve CEO’su. Leroux’u tüm kooperatif delegeleri ayakta alkışladı. Genel Kurulda, Dame Pauline Green'e ayrıca ICA'nın 2015 yılı Rochdale Pioneers ödülü verildi. ICA Başkanı Pauline Green’den görevi devralan Monique Leroux ise Başkanlığa seçilmesinden duyduğu mutluluğu dile getirerek bütün seçmenlere teşekkür etti. 407 oy ile başkan seçilen Leroux, Kanada Kooperatif Finans grubu olan Desjardins Group Başkanı ve CEO’su görevlerini sürdürmekle beraber Dünyanın en büyük kooperatifçilik zirvelerinden biri olan olan Quebec Kooperatif Zirvesinin de kurucusudur. gibi konuların üç gün boyunca tar- Teksas Üniversitesi öğretim üyelerinden ve gıda politikaları uzmanı Prof. Raj Patel, “Hiçbirşeyin Değeri/ kooperatiflere özgü alan adı dotcoop (.coop)’un ve 2013 yılında kabul ettiğicoop markasının tanıtımı amacıyla kurduğu Domains.coop şirketi temsilcileri ile konferans öncesi Teskomb, Tarım Kredi, Ecza Koop ve TÜRKİYE KOOP temsilcileri yanısıra Gümrük ve Ticaret Bakanlığı temsilcilerinin de katıldığı teknik bir toplantı yapıldı. Toplantıda dünyanın yaklaşık 103 ülkesinde .coop alan adının kullanılmaya başlandığı belirtilerek, Türkiye’deki kooperatiflerin de bu uygulamaya geçerek kimliklerini güçlendirmeleri üzerinde duruldu. Bu konuda da genel bir anlayış birliğine varıldı.Türkiye’deki uygulamaların koordinasyonu TÜRKİYE KOOP tarafından yapılacak. . 14 Aralık 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Dünyadan Kooperatif Çölleşme ile Mücadele ve COP 12 Hikâyeleri Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN Değerli Kooperatifçi Dostlar, Geçtiğimiz ay Antalya’da yapılan ICA 44. Genel Kurulu sırasında Başkan Dame Pauline Green ile görüşme fırsatım oldu. Kendisine gazetemizdeki bu köşeyi gösterdim. Meslektaşım Nezaket Hanım ile 30 aydan fazla bir süredir ICA web sayfasındaki hikâyeleri Türkçe tercüme edip sizlerle paylaştığı anlattım. Büyük mutluluk duyduğunu belirterek sizlere selamını ve bu başarı hikâyelerin sizler için de faydalı olmasını dilediğini iletti. Sizlere bu sayıda yine kooperatifçilikte çok ileri bir ülke olan ABD’den bir hikâyeyi paylaşacağız. Hikâyemizde ‘‘Valley Green Feast Kooperatifi” İle “Boston Toplu Dağıtım Kooperatifi”nin gıdaya erişimi arttırmak için tedarik zincirinde işci kooperatifleri ile kapalı bir döngü yaratmak için yaptıkları işbirliğini ve çalışmaları okuyacağız. Bu hikâye aynı zamanda kadın girişimcilerin kooperatif kurarak nasıl başarılı olduklarını gösteren güzel bir örnek. Bizim kadın çiftçilerimizin ve gençlerinde sadece üretici olarak değil, değer zincirinde ürününe değer kadar girişimciler olarak kooperatifleri aracılığıyla faaliyetlerde bulunmaları dileğiyle. Valley Green Feast Kooperatifi (http://www.valleygreenfeast.com) Valley Green Feast Kooperatifi, Amerika Birleşik Devleti (ABD)’nin Northampton şehrinde 2010 yılında, 4 tane kadın tarafından kurulmuştur. Kooperatifin kurucu ortakları olan bu kadınlar aynı zamanda kooperatif çalışanıdırlar. Kooperatifin hem kurucusu, hem de çalışanı olan kadınlar, güçlerinin işlerine olan tutkularından ve birlikte organize olabilme yapısından kaynaklandığına inanmaktadırlar. Kooperatif, ortakları tarafından adil ticaret ilkelerine göre üretilmiş olan yerel organik ürünlerin satışını gerçekleştirmektedir. Kooperatifin amacı, kuruldukları bölgedeki tüketicilerin tarımsal kaynaklarla bağlantılarını kolaylaştırmak ve sağlıklı gıdaya kolay ulaşımlarını sağlamaktır. Kooperatifin amacı, yerel çiftlikleri ve küçük işletmeleri desteklemek ve müşterilerine sağlıklı ve lezzetli gıdayı ulaştırmaktır. Kooperatif bu hizmetlerini, İşçi Kooperatiflerinin Vadi Birliği (Valley Alliance of Worker Co-operatives VAWC) olarak adlandıkları bir internet ağı (network) üzerinden gerçekleştirmektedir. Müşterilerinin bu ağ üzerinden sipariş vermiş olduğu ürünleri indirimli olarak tüm yıl boyunca evlere teslimatını yaparak, sağlıklı gıdaya kolay ulaşımlarını sağlamaktır. Kooperatif olarak aynı zamanda çevresel etkileri en aza indiren, ekonomiyi güçlendiren, sağlıklı ve uygun fiyata satılan gıdaya erişimi arttıran bir yerel gıda sisteminin parçası olmak konusunda da çalışmalar yapmaktadırlar. Kooperatif için, kurulduğu bölgedeki diğer kooperatiflerle de işbirliği yapmak oldukça önemlidir. Bu ilkeleri doğrultusunda ‘Boston Toplu Teslimat ve Stone Soup Çiftliği (Boston Collective Delivery and Stone Soup Farm) isimli kooperatif ile ülkede tedarik zincirinde rol oynayan kooperatiflerden birisi olmak için ortaklık yapmışlardır. Kooperatif, bölgelerindeki yerel gıda üretimi konusunda faaliyet gösteren kooperatiflerin sayısının arttırılması yönde çalışmalarını sürdürmekte ve herkesin üretebildiği, ürettiğini pazarlayabildiği bir gelecek inşa etmeyi hedeflemektedir. »» Geçtiğimiz aylarda Ankara’da tarihimizin en büyük utancı ve yüz karası olan 100’e yakın insanımızın katledildiği gün yaşamıştır. Böylesi güvenlik zafiyetinin ve çaresizliğinin olduğu, yetkililerin sorumluluktan kaçtığı ve anlamsız demeçler vererek kimseyi inandıramadığı günlerde Ankara önemli bir olaya sahiplik ediyordu. Bir tarafta insanlar bir hiç uğruna katledilirken, bir tarafta da dünyanın her tarafından ülkemize gelen uzmanlar, bilim adamları ve devlet temsilcileri dünyayı tehdit eden iklim değişikliğine karşı uluslararası kuruluşlar ve anlaşmalar çerçevesinde çözümler arıyorlardı. İklim değişikliğinin en belirgin tehlikelerinden biri olan çölleşme ve mücadele konusu en üst düzeyde ele alınıyordu. Kaybettiğimiz insanların acısını yaşarken, ülkemizde gerçekleştirilen COP 12 Çölleşme ile Mücadele Konferansı ülke gündemindeki yerini tam anlamıyla bulamadı. Ama dünyanın hızla bir çölleşme ile milyonları etkileyecek ve savaşlara ve göçlere neden olacak gelişmeler büyük güçlerin gelecek planlarında yerini çoktan aldı. İşbirlikçiler ve insanlık düşmanları bu oyunda yerlerini aldılar. Ülkelerin toprak bütünlüğü ile oynamaya başladılar. Çölleşme nedir diye bir soru sorulduğunda; çölleşme kurak, yarı-kurak ve yarı nemli alanlarda, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dâhil arazilerdeki fiziksel, kimyasal, biyolojik, siyasi, kültürel, ekonomik ve gibi nedenlerden kaynaklanan bozulma diye açıklanmaktadır. Günümüzde bu alanlar dünyadaki arazilerin büyük bir bölümünü kaplamaktadır. Büyük bir kesiminde yaşam alanı ve geçim kaynağını oluşturmaktadırlar. Öyle ki 4 milyar hektardan fazla arazi çölleşme tehdidi altında ve 250 milyondan fazla insan doğrudan çölleşme ve kuraklıktan olumsuz etkilenmekte etkilenmektedir. Bunun yanında 110’dan fazla ülkede yaşayan yaklaşık 1,2 milyar insan çölleşme tehlikesi altında çözüm aramaktadır. Tehlikeyi gören Birleşmiş Milletler üye ülkeleri ve dünyayı uyarmanın yanında harekete geçmeye, daha aktif çalışmaya çağırmıştır. Bu çerçevede 1992 yılında 108’i devlet başkanlığı düzeyinde 172 ülkenin katılımı ile Rio Zirvesi gerçekleştirilmiştir. Zirve’de dünyanın yol haritası olacak 3 sözleşme imzaya açılmıştır. Bunlar: İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (UNCBD) ve Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesidir. (UNCCD) Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 1994 yılında Paris’te kabul edilmiş, Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] 115 ülkenin imzası ile 1996’da yürürlüğe girmiştir. Bu güne kadar 195 ülke ve Avrupa Birliği sözleşmeye taraf olmuştur. Ülkemiz ise 1998 yılında sözleşmeye taraf olmuştur. Sözleşme; 40 maddeden oluşmakta, başta Afrika ülkelerindeki çölleşme sorunu olmak üzere küresel ölçekte sorunun tespiti ve çözüm yollarının bulunması için çalışmalar yürütmeyi öngörmekte ve ülkeleri 5 ayrı ek sınıf içinde ele almaktadır. Bunlar sırası ile Afrika Ülkeleri (EK-I), Asya Ülkeleri (EK-II), Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri (EK-III), Kuzey Akdeniz Ülkeleri (EK-IV) ve Orta ve Güney Avrupa Ülkeleri (EK-V) Türkiye, sözleşmeye taraf olduğu tarihten beri Arnavutluk, Hırvatistan, Kıbrıs (Kıbrıs Rum Kesimi), Yunanistan, Macaristan, İsrail, İtalya, Malta, Portekiz, İspanya ve Slovenya’nın yer aldığı “Kuzey Akdeniz Bölgesel Uygulama Grubu” çalışmalarında aktif olarak yer almaktadır. Diğer yandan BM Siyasi Bölge Grupları aşağıda yer almaktadır. Bu gruplar; Afrika Grubu, Asya-Pasifik Grubu, Doğu Avrupa Grubu, Latin Amerika ve Karayip Devletleri Grubu (GRULAC) ve Batı Avrupa Diğerleri Grubudur. (WEOG), Türkiye BM Siyasi Bölge Gruplarında Batı Avrupa ve Diğer Grubu (WEOG) içerisinde yer almaktadır. Ayrıca Ülkemiz, sadece topraklarının çölleşme ve diğer etkenler sebebiyle tahrip olma seviyelerine göre değil ekonomik gelişme seviyelerine göre de mesuliyetleri ve çeşitli mekanizmalardan yararlanma imkanları belirlenmektedir. Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesinin ana karar alma ve yardımcı organları bulunmaktadır. Bunlar: Taraflar Konferansı (COP), Sözleşmenin Uygulamalarının Gözden Geçirilmesi Komitesi (CRIC), Bilim ve Teknoloji Komitesi (CST), Küresel Mekanizma (GM) ve sekretaryadır. Taraflar Konferansı ise sözleşmenin en yüksek organı ve ana karar alma mekanizmasıdır ve sözleşmeye taraf ülke temsilcilerinin katılımı ile kararlar almaktadır. Sözleşmenin olan Taraflar Konferansı 1997 yılından 2001 yılına kadar (COP 1-COP 5) her yıl, daha sonra iki yılda bir düzenlenmiştir. COP 12 Konferansı bu kez Ankara’da 12-24 Ekim 2015 tarihleri arasında çalışmalar yapmak üzere toplanmıştır. Ülkemiz Sözleşme sekretaryası tarafından Türkiye pek çok toplantıda çölleşme ile mücadelede lider ülke olarak ifade edilmektedir. Sözleşmenin hem ulusal hem de uluslararası seviyede uygulanması konusunda ülkemiz etkili rol almaktadır. Kuzey Akdeniz Bölgesel Koordinasyon Birimine yapacağımız ev sahipliği ise 12. Taraflar Konferansını daha önemli hale getirmiştir. COP 12’ nin dönem başkanlığı İki yıl süre ile Türkiye tarafından yürütülecektir. Bu süre içinde Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 10 Yıllık strateji Belgesi yenileyecektir. UNCCD’nin yeni stratejisi Türkiye’nin COP Başkanlığı döneminde yenilenmiş olacaktır. Bu dönem ülkemizde çölleşmeden etkilenecek olan başta tarım ve ormancılık sektörü olmak üzere devlet ve devlet dışı kurum, kuruluşlar stratejilerini iyi belirlemelidir. Dünya deneyimleri yanında ülkemizdeki araştırmalar ve uygulamalar yakından izlenmeli ve toplumsal bilincin yükseltilmesi yönünde politikalar geliştirilmelidir. Konuya duyarlı devlet dışı örgütlerinde uyarıları altında hiçbir kötü niyet aranmadan dikkate alınmalıdır. Aksine sivil toplum örgütlerinin toplumsal duyarlılığı geliştirme yönünde çabaları desteklenmelidir. Madem iki yıl COP Başkanlığını üstlendik, o zaman tarım alanlarına, ormanlara ve doğal kaynaklara yönelik rant amacı taşıyan politikalar bu dönem içinde yeniden gözden geçirilmeli, dünyada örnek işler yapan bir ülke olduğumuz gösterilmelidir. Dünyanın En Büyük Şarap Üreticisi Yine İtalya »» İtalya, geçen yıl birinciliği kaptırdığı Fransa'yı bu yıl 1.5 milyon hektolitre geçerek, yeniden "Dünyanın En Büyük Şarap Üreticisi" seçildi. Valley Green Feast girişimi, yerel çiftlikleri desteklemek ve tüketicilerin yerel ürünlere daha kolay ulaşabilmeleri amacıyla 2007 yılında, Jessica Harwood tarafından başlatıldı. Şarap üreticisi ülkelerin ilgili kamu kuruluşlarının üyesi olduğu Uluslararası Şarap Örgütü'nün verilerine göre, dünya şarap üretimi, elverişli hava koşullarının desteğiyle bu yıl yüzde 2 artarak 275.7 milyon hektolitreye yükseldi. Örgütün Paris’te düzenlenen toplantısı dünyanın"en büyük şarap üreticisi" çekişmesine sahne oldu. Örgütün Genel Sekreteri Jean-Ma- rie Aurand, 2015 yılında en çok şarap üreten ülkenin 48.9 milyon hektolitre ile birinci sırada İtalya'nın yer aldığını söyledi. Fransa 47.4 milyon hektolitre ile ikinci sıraya düşerken, İspanya 36.6 milyon hektolitre ile, Amerika 22.1 milyon hektolitre ile, Arjantin 13.4 milyon hektolitre ile, Şili 12.9 milyon hektolitre ile, Avustralya 12.0 milyon hektolitre ile, Güney Afrika 11.3 milyon hektolitre ile, Çin 11.2 milyon hektolitre ile ve Almanya 8.8 milyon hektolitre ile 10 büyük şarap üreticisi arasına girdi. Köy-Koop Haber Aralık 2015 TARIM Üretici Örgütleri Rekabet Gücünü Geliştirerek Ortaklarının/Üyelerinin Dünya Tarım Sektöründe Söz Sahibi Olmasına Nasıl Katkıda Bulunuyorlar »» Bilindiği gibi günümüzde her ürün pazarında olduğu gibi tarımsal ürünler pazarında da koruma tedbirleri ortadan kalkarak, ulusal pazarlar her geçen gün uluslararası rekabete daha açık bir hale gelmektedir. ABD üretilen taze ve konserve acı biberler ve pamuklar, Şili elmaları, Norveç Somonu ve Uskumruları tüm büyük kentlerde üst gelir gurubuna hitap eden tüm marketlerde yerli ürünlerin iki üç katı fiyata alıcı bulmaktadır. Hollanda peynirleri, ABD Pastörize Meyve Suyu Konsantreleri, kuru erikleri gibi işlenmiş ürünler pazarında ise bu ürünlere karşı katma değeri olmayan yerli ürünlerin rekabet etme şansı git gide daha azalmaktadır. ABD, Avustralya ve Almanya’da üretilen damızlık hayvanlar, aşılar ve genetik materyaller tüm dünyada kurulan yüksek verimli damızlık sığır işletmelerinin nerdeyse % 80’nin kurulmasında ve gelişmesinde gerekli olan ana materyalleri ve uzmanlığı sağlamaktadırlar. Günümüzde uluslararası tarımsal ürün pazarından fazla pay alma rekabeti sanıldığının aksine düşük fiyat bazlı bir rekabet mücadelesi değildir. Gelişmiş ülkelerin birbiri ile ve gelişmekte olan ülkelerle tarımsal ürün pazarındaki rekabeti, tamamen üst gelir guruplarına hitap eden pazarlarda kalite, hizmet, ürün sürekliliği ve güvenliğinde rekabet şeklinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle son on yıl içinde, özelikle gelişmiş ülkelerdeki tarımsal ürün üreticilerine destek sağlayan kamu kurumları ülkesel rekabet stratejilerini; kendi iç pazarları için ucuz ve normal kaliteli, diğer ülke pazarları içinse yüksek fiyatlı ve çok kaliteli ürünler üretip diğer ülkelerdeki üst gelir gruplarına yönelik pazarları ele geçirmeyi hedef alarak şekillendirmeye başlamışlardır. Katma değeri düşük olan ucuz ara (dolgu maddesi) tarımsal ürünler ise uluslararası ve ulusal pazarlarda orta ve düşük gelir gruplarındaki tüketicilerin beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Gelişmiş ülkelerin tarımla ilgili kamu kurumları, tarımsal üretimde rekabet hedeflerine ulaşmak için ana araç olarak üretici örgütlerinin üreticilere sağladığı hizmetlerde rekabeti güçlendirici ve rekabet güçlerini artırıcı destekleme mekanizmalarını kullanmaktadırlar. Avrupa’dan, ABD’ye, Avusturya’ya ve Yeni Zelanda’ya kadar olan tüm coğrafyalarda üretici örgütleri; daha kaliteli, daha verimli, daha sürekli ve daha güvenli tarımsal üretim sistemlerinin geliştirilmesi, kurulması ve işletilmesine yoğunlaşarak önce kendi rekabet güçlerini arttırmakta ve daha sonrada üyeleri olan tarımsal üreticilerin rekabet güçlerinin artırılmasına yönelik stratejiler geliştirmektedirler. Bu ülkelerdeki üretici örgütlerinin diğer stratejileri ise; • Ulusal ve uluslararası ürün işleme, paketleme, dağıtım ve pazarlama şirketleri ve diğer ülkelerdeki üretici örgütleri ile stratejik ortaklıklar kurmak, • Yeni ulusal ve uluslararası pazarlar Dr. Nezaket CÖMERT Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] Tunç Deniz ŞENSOY Bölgesel ve Kırsal Kalkınma Projeleri Hazırlama ve Uygulama uzmanı [email protected] geliştirerek, üyeleri olan üreticilerin sabit giderlerini karşılamaya yönelik pazar merkezli tarımsal üretim ve tedarik sistemlerinin kurulması için çalışmalar yürütmektir. Üretici örgütlerinin bu stratejileri ile ilgili dünyadan birçok örnekler verebiliriz. Örneğin; Amerika Soya Fasulyesi Yetiştiricileri Birliği (ASA= American Soy Bean Association) ve Amerika Fasulye Yetiştiricileri Birliği (ABA=America Bean Association) bir yandan tüm dünyada Amerika’da üretilen soya ve normal fasulyenin kalitesi ve güvenliği için tanıtım yaparken; bir yandan da pazar taleplerine yönelik yeni soya ve fasulye türleri geliştirilmesi, soya ve normal fasulyeden yeni ürünler üretilmesi ve bunların örneğin gıda katkısı, vejetaryen ve askeri yemekler üretilmesi gibi alanlarda kullanılması ile ilgili çalışmalar yapmaktadırlar. Hollanda’daki, İsveç’teki ve Fransa’daki hayvancılık kooperatifleri; yerli ırk inek, koyun ve keçi türlerinin tanıtımı ve bu hayvanların sütünden yapılan peynir, krema, tereyağı gibi gurme ürünlerin geliştirilmesine yönelik planlamalar yapmaktadırlar. Almanya Holstein Sığır Üreticileri Birliği ülkedeki diğer sığır yetiştirici birlikleri ve kooperatiflerle ortak olarak “German Genetics” adlı bir firma kurarak 2005 yılından itibaren tüm dünyaya üstün kaliteli genetik materyal, aşı, damızlık inek ve danışmanlık hizmetleri pazarlaması yapmaya başlamıştır. Avusturalya’daki kooperatifler ve sığır yetiştirici birlikleri “Austrex” adında pazarlama şirketi kurarak tüm dünyaya damızlık et ve süt sığırı ile koyun ve keçi pazarlamaktadırlar. ABD “SUNKIST” kooperatifler birliği Florida başta olmak üzere ülke çapındaki kooperatifler, ürün birlikleri ve meyve suyu pazarlama şirketleri ile birlikte çalışarak; farklı tatta ve farklı renkte portakallar geliştirmekte, yeni işleme teknikleri bulunmasına yönelik çalışmaları finanse etmekte ve tüm dünyada meyve suyu üreten şirketlere ABD portakal üreticilerinin ürünlerini pazarlamaktadır. Yukarıda sunulan örnekler şu an dünyada gerçekleşen çok önemli bir değişimin ilk habercileridir. Bu değişimde üretici örgütlerinin kuruluş amaçlarında uzmanlaşması, üyelerinin/ortaklarının üye oldukları diğer üretici örgütleri ile işbirliği içine girmesi, personel ve organizasyonel kültürünü rekabetçilik üstüne oturtması, ülkesindeki ve dünyadaki tarım ürünleri işleyen ve pazarlayan düğer şirket ve üretici örgütleri ile stratejik iş ortaklıkları kurmak üstüne bir değişime gitmelidirler. Dünyada üretici örgütleri; • Ekiplerini uzmanlaştırmakta, profesyonel ve organizasyonel kültürleri adapte etmekte, 15 Gül Üreticisine 60 Kuruş Daha Ödeme Yapılacak »» Dünya gül üretiminin yüzde 65’ini karşılayan Isparta’da Gülbirlik Yönetim Kurulu tarafından alınan kararla gül çiçeğinin taban fiyatına 60 kuruş daha ödeme yapılacak. Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, “Bilindiği üzere birliğimiz 2015 yılı gül çiçeği taban fiyatını 5,61 TL olarak belirlemiş ve ödemeler Eylül ayı içerisinde tamamlanmıştır. Birliğimiz Yönetim Kurulu 18.11.2015 tarihinde yapmış olduğu oturumla 2015 yılı gül çiçeğine 60 kuruş fiyat farkı ödenmesine karar vermiştir. Ödemeler önümüzdeki hafta içerisinde yapılacak” dedi. Tarım Sigortası Kararı Yayınlandı »» “Tarım Sigortaları Havuzu Tarafından Kapsama Alınacak Riskler, Ürünler ve Bölgeler ile Prim Desteği Oranlarına İlişkin Karar”ın yürürlüğe konulmasına dair Bakanlar Kurulu kararı, 19 Kasım 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Don ve doğal afet olmak üzere bitkisel ürünlerin karşı karşıya kalacağı mevcut risklere ek olarak, isteğe bağlı olmak üzere, yaban domuzunun tarla ürünleri, sebze ve fidanlara verdiği zararlar da TARSİM teminatı kapsamına alındı. Müşterek prim desteklerine ilişkin de düzenleme yapıldı. Bitkisel ürün sigortaları tarife ve talimatları kapsamındaki standart müşterek sigorta seçeneği için sigorta priminin yüzde 50’si oranında prim desteği verilecek. Açık alanda yetiştirilen meyvelerde çiçeklenme evresinin don riski kapsamına alınması, risk maliyetindeki artışlar ve çiftçinin ödeyeceği prim de dikkate alınarak, verilen prim desteğine ek olarak, sadece don riskine üçte bir oranında ek prim desteği sağlanacak. Müşterek sigorta seçenekleri için verilecek prim desteği, her durumda standart müşterek sigorta seçeneği için hesaplanacak prim desteğini geçemeyecek. 5363 sayılı Kanun ile belirlenen sigorta primleri destekleme ödemelerinden, idari hata sonucu düzenlenen belgelerle yapılan ödemeler hariç, haksız yere yapılan yararlandığı tespit edilen üreticiler, beş yıl süreyle hiçbir destekleme programından yaralanamayacak. Karar, 1 Ocak 2016’da yürürlüğe girecek. Dünyayı Döndüren Küçük Canlılar • Farklı amaçlarla çalışan üretici örgütleri ile il, bölge veya ülke bazında ortak çalışmalar yürütmekte, • Üyelerinin kendilerini daha fazla desteklemeleri ve toplumun kendilerinin yaptığı katkıları daha iyi anlamaları için profesyonel iletişim kampanyaları hazırlayıp yürütmekte, • Ulusal ve uluslararası şirketlerle, araştırma merkezleri, üniversiteler ve diğer ülkelerdeki üretici örgütleri ile stratejik ortaklıklar kurmakta, Kısacası profesyonelleşmekte, büyümekte, güçlenmekte üyelerinin yaşam kalite ve gelir düzeyini artırırken kendi ülkelerinin vatandaşlarına da daha ekonomik ve kaliteli gıda sunmaktadırlar. Dünyadaki yeni üretici örgütleri ekosistemi artık budur. Bu ekosistem; tüm üreticilere ve tüketicilere büyük gıda şirketleri tekelleri tarafından yönetilen endüstriyel tarımsal üretim modeline alternatif rekabetçi, düşük karbon izli, çevre dostu tarımsal üretim yapılmasına, aile işletmelerinin ortadan kalkmasının önüne geçilmesine, gıda fiyatlarının üretici ve tüketici lehine daha adil olarak oluşmasına katkıda bulunmak gibi çok önemli faydaları sağlamaya başlamıştır bile. . [Bilimsel Adı: (Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera takımı: Tortricidae)] Elma içkurdu ergini gri renkli, yak- mını ve çekirdek evini yiyerek pislaşık 1 cm uzunluğundadır. Ergin- likler bırakmaktadır. Elma dışında lerin her iki kanat ucunda kahve- armut, ayva, ceviz, erik, kayısı ve renginde lekeler bulunur. Yumurta şeftalide önemli zararlar yapar. yaklaşık 1 mm çapında ve oval şe- Mücadelesinde ağaçlarının altına kildedir. Yumurtadan çıkan larva- dökülen kurtlu meyveler toplanıp lar yaklaşık 8 saat içinde meyveye uzaklaştırılması yanında farklı tipgiriş yapar. Gelişimini tamamlayıp lerde tuzakların kullanımı etkilidir. elmayı terk eden olgun larva 1.5-2 Biyolojik mücadelesinde Trichogcm uzunluğunda beyazımsı pembe görünümündedir. Erginin yumur- ramma cinsine bağlı çok sayıda ta bırakması için akşam alacaka- parazitoit, etkili bir şekilde kullaranlık sıcaklığının üst üste iki gün nılabilmektedir. Tahmin ve erken 15°C’nin üzerinde olması gerek- uyarı sistemi kullanılarak yıllık üç mektedir. Doğrudan meyvede zarar ilaçlama ile etkili bir mücadele sağyapan larvalar, meyveleri delerek lanabilmektedir. içlerinde galeriler açmakta, etli kıs- Metin: Prof.Dr. Cem ÖZKAN 16 Aralık 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK GDO'lu 8 Ürüne İthalat İzni »» Biyogüvenlik Kurulu, GDO içeren 6 çeşit mısır ve 2 çeşit soyanın hayvan yemlerinde kullanılmasına onay verdi. Biyogüvenlik Kurulu, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği’nin başvurusu üzerine genetiği değiştirilmiş 6 mısır, 2 soya çeşidi ve ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanımına izin verdi. Kurul, 8 GDO’lu ürünlerin hayvan yemlerinde kullanımına yönelik ithalat yapılabilmesini onayladı. Kurul’un konuya ilişkin kararları bugün Resmi Gazete’de yayımlandı. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği tarafından, 11 Mayıs 2015’te genetiği değiştirilmiş 14 mısır, 9 soya, 4 kolza ve 10 pamuk olmak üzere 37 çeşidin hayvan yemlerinde kullanılması için başvuru yapılmıştı. Bugüne kadar 7 soya ve 25 mısır çeşidi olmak üzere toplam 32 çeşide sadece yem amaçlı kullanılmak üzere GDO’ya onay verildi. Konuyla ilgili açıkalamalarda bulunan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “GDO’lu ürünleri ithal etmek yerine ülkemizde GDO’suz ürünlerin üretimi teşvik edilmelidir. Ülkemizin kaynakları yabancı tarım şirketlerine değil; kendi çiftçilerimize aktarılmalıdır’’ dedi. »» Değerli kooperatifçiler, bu sayıda sizlerle geçtiğimiz ay Antalya’da kooperatifçilik adına gerçekleştirilen büyük organizasyon sırasındaki izlenimlerimi paylaşacağım. Sarıbal, ‘’Yemlerden hayvan dokusuna geçen GDO’lar hayvanlara önemli zarar verir. GDO’ların insan sağlığına da başta alerjiler olmak üzere antibiyotiğe direnç vb çeşitli şekillerde zarar verdiği ortaya çıkmıştır. GDO’lu ürünleri ithal etmek yerine ülkemizde GDO’suz ürünlerin üretimi teşvik edilmelidir’’ dedi. Ülkede yeterli miktarda tarım alanı bulunduğunu dile getiren TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Songül ise şöyle konuştu, ‘’İthal edilecek bu ürünlerin GDO içermeyen türlerinin tarımının yapılması mümkün iken yurtdışından ithal edilmesi doğru bir tarım politikası değil. Bakanlığın çiftçileri teşviki ile ülkemizde pekâlâ GDO’suz mısır ve soya tarımı yapılabilir. Bakanlık tarafından bu yönde çalışmalar başlatılmalıdır.’’ Amaranth'ın Hasat ve Harmanı Yapıldı »» Yozgat Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü teknik personelinin koordinasyonu ile parsel denemesinde elde edilen Amaranth ürünün hasat ve harmanı yapıldı. Yozgat Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü teknik personelinin koordinasyonu ile parsel denemesinde elde edilen Amarat ürünü hasat ve harmanı yapıldı. Yozgat çiftçilerinin alternatif ve daha çok gelir getirici ürünlerin ekim ve üretimlerini teşvik etmek ve artırmak maksadıyla Yozgat Merkez Dayılı köyü Araplıçiftliği mevkiinde 40 m2’lik deneme parseline 20 gr tohum kullanılarak 22 Mayıs 2015 tarihinde herhangi bir gübre kullanılmadan ekimi yapılmıştır. Bitki gelişim sürecinde takibi yapılmış olup herhangi bir gübreleme yapılmamış olup ihtiyaca binaen 2 defa sulama yapılmıştır. Ayrıca yabancı ot mücadelesi için sıra araları çapalanmış ve bitkide seyreltme çalışmaları yapılmıştır. 150 günlük vegetasyon süreci sonunda hasadı elle yapılarak Amaranth başakları gölgelik bir yerde kurumaya bırakılmıştır. Yeteri kadar kuruması neticesinde ürün danelerinin ayrımı işlemi yapılmış olup 2 Kg tohum elde edilmiştir. Amaranth bitkisi; Anavatanı Güney Amerika olan bitki yaprakları sebze olarak tohumları ise tahıl olarak değerlendirilmektedir. Yaprakları marul gibi çiğ olarak salatalar, yada pişirilerek ıspanak yemeğine benzer yemekler hazırlamakta faydalanılabilmekte olup tohumları ise yüksek lif ve protein oranına sahip, mısır gibi patlamış olarak, unu yapılarak ve değişik gıdalarla karıştırılarak yenebilmektedir. Sizlerin de bildiği üzere; 120 yıllık bir geçmişe sahip bağımsız bir sivil toplum örgütü olan Uluslararası Kooperatifler Birliği (International Cooperative Alliance- ICA), her iki yılda bir Genel Kurul ve Küresel Konferans düzenlemektedir. Bu arada bünyesindeki sektörel ve kıtasal alt birliklerin de Genel Kurulları yapılmaktadır. En son 2013 yılında Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde düzenlenen toplantıda oybirliği ile alınan karar doğrultusunda; 2015 yılı Genel Kurul ve Küresel Konferansının Türkiye’de yapılması kabul edilmiştir. Bu arada 2013 yılında Avrupa Kooperatif Alt Teşkilatı (the Cooperatives Europe) Genel Kurulu İstanbul’da yapılmıştır. Bu organizasyonun başarılı bir şekilde tamamlanmasından sonra, büyük Genel Kurulun Türkiye’de yapılması ülkemiz ve kooperatifçiliğimiz adına bu gerçekten önemli bir karardır. İnsanlık adına devletler üstü yaptığı çalışmalar ile Kooperatifçilik alanında Dünyanın en büyük örgütü olan ICA’da 95 ülkeden 289 üye bulunmaktadır. Bunların ortağı olan yaklaşık 1 milyar kooperatifçiyi temsilen 1500’e yakın delege Antalya’ya davet edilmiştir. Hemen hemen her sektörden Dünyanın en büyük kooperatiflerinin yöneticileri bir araya gelmiştir. Yaklaşık 3 trilyon ABD Doları bulan varlıkları ve 500 milyar ABD Doları geliri ile 29 bin kooperatifini temsilen “ABD Ulusal Kooperatifler Birliği” Genel Müdürü, 15 milyondan fazla kooperatif ortağı ve 37 milyar Pounda denk gelen milli gelir payı ile “Birleşik Krallık Kooperatifleri” temsilcisi ve yıllık cirosu 15 milyar Amerikan Dolarının üstünde olan İtalyan “LegaCoop” başkanı gibi önemli sektör temsilcilerinin bu sıralamada önde oldukları görülmektedir. Ayrıca Fransa’dan 40 kooperatifin toplam yıllık cirosu 200 milyar ABD Doları, Japonya’ndan ise sadece 13 kooperatifin 150 mil- Dr. Erhan EKMEN yar ABD Doları cirosu olduğu düşünülürse durum daha iyi anlaşılabilir. Bunlardan Japonya’da 20 milyon ortağı olan ve yıllık 5 milyar ABD Dolar cirosu bulunan Tüketici Kooperatifinin yöneticisi diğer kooperatifler açısından işbirliği potansiyeli nedeniyle Antalya’da oldukça büyük bir ilgi odağı olmuştur. Sadece bu kooperatif ile bizden ünlü gıda maddeleri markalarına sahip kooperatifler arasında, herhangi bir üründe yapılacak yıllık 20 milyon paketlik bir anlaşmanın ülkemize getirisini hesaplamanızı rica ediyorum. İşte bu tür hesapları yaparken insan kendini zenginler kulübündeymiş gibi hissediyor. Sadece filmlerde gördüğümüz ve hayal bile edemediğimiz bu kulübün üyeleri aslında hepimizin yakından tanıdığı birçok ünlü markadan oluşuyor. Amerika’da yayımlanan meşhur Fortune Dergisi tarafından açıklanan Global-500 listesinde bulunan ve yıllık ciroları 350 milyar ABD Dolarını geçen bu kooperatifler arasında akla hemen gelenler Credit Agricole, DZ Bank, Rabobank, Edeka Zentrale, Groupama, Migros, Nationwide, Cooperative Group, Coop, Sunkist ve Land-O-Lakes olarak sıralanabilir. Görüldüğü üzere; Kooperatifçilik ABD, Almanya, İngiltere, İtalya ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde ilk sıralarda yer alıyor. Perakende mağazalar zincirleri ya da güçlü bankaları olan bu kooperatifler, pazarda büyük paya sahipler. Bu kooperatifler bugüne kadar alışageldi- ğimiz sadece tarım, balıkçılık, yapı, tüketim, işçi, nakliye, sağlık gibi işlerle de uğraşmıyorlar. Enerji, eğitim, fastfood, sigorta, çocuk ya da yaşlı bakımı, dezavantajlı grupların istihdamı hatta cenaze gibi yeni alanlara da giriyorlar. Bunların pazarda aldıkları pay ciddi oranlara ulaşıyor. Dünya çapında milyonlara istihdam yaratıyorlar. Bazılarının ciroları ise neredeyse küçük bir ülkenin bütçesinden fazla. Bütün bu mali açıklamalardan sonra, gelişmiş ülkelerin kapitalist piyasaları neredeyse kooperatif merkezli yürüyor diyebiliriz. ICA’da ülkemizi temsilen; Türk Kooperatifçilik Kurumu (1969), Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği ile Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (1987), Türkiye Milli Kooperatifler Birliği (2000), Türki)ye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği (2014) ve Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (2014) üye olarak yer almaktadır. Bu merkez birlikleri; ICA’nın altına yer alan Avrupa Bölge Ofisi, Uluslararası Konut Kooperatifleri Örgütü ve Tarım Kooperatifleri Örgütü’nde Yönetim Kurulu üyeliği görevlerini sürdürmektedirler. Bu onur verici sorumluluklara bu sene bir yenisi daha eklendi. Uluslararası Balıkçılık Kooperatifleri Örgütünün (the International Cooperative Fisheries Organisations - ICFO) Antalya’da yapılan Genel Kurulunda ülkemizden Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Örgütün Başkan Yardımcılığına seçildi. Bu önemli pozisyondan dolayı kendilerini tebrik ediyor ve başarılar diliyorum. Bu tür başarıların ve katılımların önümüzdeki yıllarda daha da artması, kooperatifler arası işbirliklerinin oluşturulması bizi zenginler kulübünde daha üst seviyelere çıkartacaktır. Dünyanın en büyük 13. ekonomisine sahip olan ülkemizin 2023’de ilk 10’a girmeyi hedeflediğini düşünürsek, kooperatiflerimizin daha üst seviyeleri çıkmak için Dünyadaki emsalleri gibi çok çalışmaları gerektiğini söyleyebiliriz. Ben bunu başarabileceğimize inanıyorum. Ramazan Özkaya (ICFO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oldu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik »» 64. Hükümetin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı AKP Şanlıurfa Milletvekili Faruk Çelik oldu. Siyasete gençlik yıllarında başlayan Faruk Çelik, 1956 yılında Artvin’in Yusufeli ilçesinde doğdu. İlkokulu Artvin’de orta öğrenimini Bursa’da tamamladı. Bursa Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi. Daha sonra Yıldız Üniversitesine bağlı Kocaeli İşletme Enstitüsünde iki yıl işletme eğitimi gördü. Dört yıl Lise öğretmenliği yapan Bakan Çelik, çeşitli dallarda ticaretle meşgul oldu. Zenginler Kulubü 1 Kasım seçimlerinin ardından kurulan yeni hükümette Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevini üstlenen Faruk Çelik, evli ve 4 çocuk babası. »» Sür-Koop Başkanı Ramazan Özkaya Uluslararası Balıkçılık Kooperatifleri Örgütü (ICFO) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oldu. Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (SÜR-KOOP) ülkemizdeki balıkçılık sektörünün en büyük örgütlü gücü. SÜR-KOOP kuruluşundan günümüze su ürünleri alanında faaliyet gösteren gerek tarım sektöründeki gerekse ülkemizdeki diğer kooperatif örgütleri arasında istikrarlı ve geleceğe emin adımlarla ilerleyen ve gelişen kooperatif üst örgütlerimizden birisi. Türk Kooperatifçilik hareketi için önemli bir kazanım Bu yıl ülkemizde büyük katılımla Antalya’da gerçekleşen ICA toplan- tısında; Uluslararası Balıkçılık Kooperatifleri (ICFO) Genel Kurulunda yapılan seçimlerde Türkiye’den Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Başkanı Ramazan Özkaya ICFO Başkan Yardımcılığına seçildi. Yapılan seçim ICA Genel Kurulunda da kabul edildi. Böylece ülkemizden Uluslararası Tarım Kooperatiflerinde Yönetim Kurulu üyesi Cafer Yüksel, Uluslararası Konut Kooperatifleri Örgütünde (ICA-Housing) Mehmet Aksoy, Avrupa Kıta Örgütünde (Cooperative Europe) Yönetim Kurulu üyesi İlhami Teke’den sonra bir Türk Kooperatifçi daha yönetimlerde yer aldı. Türk Kooperatifçilik hareketi için önemli bir kazanım elde edildi. Uluslararası Kooperatifler Birliği’ nin (ICA) de üyesi olan Uluslar Arası Balıkçılık Kooperatifleri Örgütü (ICFO) ’ya geçtiğimiz yıl 5 Haziran 2014 tarihinde ICFO Başkanı ile SÜRKOOP Genel Başkanı Ramazan ÖZKAYA arasında üyelik anlaşması imzalamışlardı. Köy-Koop Haber Aralık 2015 TARIM Tarım Sektörü Açısından Türkiye’nin Değerlendirilmesi: 2015 AB İlerleme Raporu »» AB’nin Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri’nden sorumlu Komiseri Johannes Hahn tarafından 10 Kasım 2015 tarihinde açıklanan Türkiye İlerleme Raporu, 1998 yılından bu yana ülkemiz için hazırlanan 18. İlerleme Raporu özelliğindedir. Her yıl genelde Ekim ayında açıklanan Rapor bu yıl 3 kez ertelenerek Kasım ayında açıklandı. Rapor’da Türkiye açısından ekonomik kriterlerden siyasi kriterlere ve ayrıca 33 adet fasılla ilgili çeşitli değerlendirmeler yer alıyor. Bu yazıda söz konusu değerlendirmelerden tarım sektörü ile ilişkili olan önemli başlıkları aktarmaya çalışacağım. İlerleme Raporları neden önemlidir? Ya da önemli midir? Bununla ilgili bir açıklamadan sonra yapacağım değerlendirmeler bir anlam ifade edecektir. Türkiye, AB’ye aday ülke olduğundan açıklanan Rapor söz konusu başlıklar için ne yaptığımızın ya da yapamadığımızın bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Bu göstergeler itibari ile de bir gelişme gösterdiğimiz ya da gösteremediğimiz kabul edilebilir. Kısaca, bu Rapor’da yer alan konuları önemli olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak, öncelikli olan konu Türkiye’nin AB tarafından verilen ev ödevlerini yapmak zorunda kalmadan kendi kalkınması için bir takım gelişmeleri kaydetmesidir. Peki, Rapor’da tarım sektörü ile hangi değerlendirmelere yer verildiğine bakarsak temel olarak 3 başlığın yani 11. fasıl “Tarım ve Kırsal Kalkınma”, 12. fasıl “Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası” ve 13. fasıl “Balıkçılık” konularının tarım sektörü ile doğrudan bağlantılı olduğunu görmekteyiz. Tarım ve Kırsal Kalkınma ile ilgili 11. fasıl ile ilgili yapılan değerlendirmelere bakıldığında hazırlıkların belli bir düzeyde olduğu ve 2014 yılında bazı ilerlemelerin kaydedildiği ifade edildiği görülmektedir. Ayrıca, tarımla ilgili genel konularda ve Ortak Tarım Politikası’na uyum açısından Türkiye’nin yaptığı hazırlıkların da ilerlediği belirtilmiştir. Ancak, burada şunu da belirtmek gerekmektedir. 11. fasıl 11 Aralık 2006 tarihinden bu yana askıda bekletiliyor. Yani, olumlu gelişmeler yaşansa da bu faslın ne zaman açılacağına dair kesin bir bilginin olmadığını söylemek mümkündür. Kırsal kalkınma konusunda ise Katılım Öncesi Kırsal Kalkınma Programı (IPARD)’nın uygulanması neticesinde Türkiye’nin kullandığı fonları yani maddi kaynakları hazmedebilme kapasitesinin arttığına işaret edilmiştir. Bu fasıla ilişkin olarak olumlu bir Doç.Dr. Yener ATASEVEN Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü [email protected] başka değerlendirme ise organik tarım konusundadır. Organik tarımın esaslarına ve uygulanmasına ilişkin mevzuat hazırlığının son aşamada olduğu ifade edilmiştir. Ki, bu konuda Türkiye açısından senelerdir önemli bir sorun yaşanmamaktadır. Ancak, bu olumlu ifadelerin yanında Türkiye’nin halen yapamadığı bazı konulara da dikkat çekilmiştir. Örneğin, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı ile ilgili eksiklerin olduğu, geçmiş yıllardaki Raporlar’da da belirtildiği gibi 2016 yılında da canlı sığır ve sığır eti ithalatındaki kısıtlamaların tamamen kaldırılması ve tarım istatistikleri için bir strateji belgesinin hazırlaması gerektiği vurgulanmıştır. Bir diğer eksiklik de tarımsal desteklemeler ile ilgilidir. Bu konuda da Ortak Tarım Politikası’na uyum aşamasında bir strateji hazırlanmadığı, ancak desteklemelerin verilmesi ile ilgili olarak tarımsal veri bilgi sisteminin geliştirilmesine yönelik çalışmaların başladığı belirtilmiştir. Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası ile ilgili 12. fasıla bakıldığında bu alandaki hazırlıkların belli bir düzeyde olduğu ancak 2014 yılında ilerlemenin kaydedilmediği belirtilmiştir. Bu alanda özellikle hayvansal yan ürünler, hayvan refahı ve büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınması ile hareketlerinin kontrolü konularında Türkiye’nin sınırlı ilerleme gösterdiği ve bu konularda daha fazla çaba göstermesi gerektiği ifade edilmiştir. Veterinerlik politikasının AB müktesebatıyla tam olarak uyumlaştırıl- Doğuda Çiftçi Mağduriyeti masına yönelik çabaların artırılması gerektiği belirtilirken; büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kimliklendirilmesi ve kayıt altına alınması ile ilgili çalışmaların, hayvan hastalıklarına karşı mücadelenin devam ettiği vurgulanmıştır. Bunların yanında gıda güvenliği, yem ve bitki sağlığı politikaları ile ilgili olarak olumlu gelişmelerin olduğuna yer verilmiştir. Balıkçılık başlığındaki 13. fasıl konusundaki hazırlıkların hala başlangıç aşamasında olduğuna vurgu yapılmıştır. 2014 yılında kaynaklar ve filo yönetimi, denetim ve kontrol ve uluslararası anlaşmalar konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Yapısal eylemler, devlet desteği ve piyasa politikası konularındaki mevzuatın uyumlaştırılması ve kurumsal kapasitenin artırılması için Türkiye’nin daha fazla çaba göstermesi gerektiği ifade edilmiştir. 2016 yılında Türkiye’nin özellikle Su Ürünleri Kanun Taslağı’nı kabul etmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, yapısal eylemler ve devlet destekleri ile ilgili olarak ilerleme kaydedilmediği ifade edilmiştir. İlerleme Raporu’nda tarım sektörü ile ilgili olarak öne çıkan gelişmeler bu şekilde. Yapılan değerlendirmelerden ortaya çıkan sonuç ya da kısa özet Türkiye’nin bazı alanlarda gelişme gösterdiği ancak bazı konularda da önemli çabalar sarf etmesi gerektiğidir. İlerleme Raporları’ndaki genel görünüme bakıldığında yıllardır bu şekilde bir sonucun ortaya çıktığı görülmektedir. Türkiye’nin tarım sektöründe kaydettiği gelişmelerin AB’yi pek memnun edici yönde olmadığı da anlaşılmaktadır. Gelecek yıl açıklanacak Rapor’da da durumun hemen hemen aynı yönde olacağı tahmin edilebilir. Bu bakımdan, 2016 yılında tarım sektörü açısından hangi gelişmelerin yaşanacağını hep beraber göreceğiz. Ayrıca, yapılan çalışmaların AB’nin gözünde yeterli olup olmadığına da şahit olacağız. Yapılacak çalışmaların ise öncelikle Türkiye’nin ilerlemesi açısından düşünülmesi gerektiğini ve gerisinin bu gelişmelerle beraber kendiliğinden geleceğini unutmamak gerekmektedir. Son olarak, gelecek yılın hazırlıklarına yavaş yavaş başlayan tüm üreticilerimize de sağlıklı ve bereketli bir yıl dilerim. »» Doğu ve Güneydoğudu Anadolu bölgelerindeki terör olayları, tarımsal faaliyetleri, dolayısıyla çiftçileri olumsuz etkiledi. Toplanan ürünler, alıcıların güvenliklerini gerekçe göstererek bölgeye gelmemesi yüzünden çiftçilerin elinde kaldı. Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde 5 bin dönüm arazide üretilen yaklaşık bin ton fasulye, alıcı bulunamayınca depoda kaldı, bazı ürünler de hasat edilemedi. Adilcevaz Ziraat Odası Başkanı Alaattin Uluğ, "Terörden dolayı, alıcılar ve araçların yakılacağı endişesini taşıyan nakliyeciler ilimize gelemedi. Çiftçilerimiz mağdur oldu. Yetkililerin çiftçilere yardımcı olmasını bekliyoruz. Çiftçi borçlarının da ertelenmesini istiyoruz. Terör olaylarından olumsuz etkilenen çiftçimiz bitmiş durumda" dedi. Adilcevaz Sulama Kooperatifi Baş- kan Yardımcısı Şahabettin Dursun da "İhracata giden fasulyeler çiftçilerimizin elinde kaldı. Geçen yıl toptancılar Mersin, Adana, İstanbul, Konya ve farklı illerden gelerek tonlarca fasulyeyi alıyordu. Çiftçi sıkıntı yaşamıyordu ancak terör olaylarından dolayı kimse buraya gelemedi. Çiftçilerimizin ürettiği fasulyeler ellerinde kalınca perişan oldu" diye konuştu. Ahlat Ziraat Odası Başkanı Necat Demirden de çiftçilerin terör olaylarından en çok etkilenen kesimin başında geldiğini, tek geçim kaynağı ürünlerinin tarlada kaldığını söyledi. Yıllık ortalama 150 bin ton patates ve 10 bin tonun üzerinde domates üreterek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Irak'a sattıkları bilgisini veren Demirden, "Terör olayları nedeniyle borçlarını ödeyemeyen çiftçilerimiz zor durumda. Çözüm Süreci'nde çiftçiler rahatlıkla ürünlerini pazarlıyordu, alıcılar da ilçemize geliyordu ancak bu olaylar her şeyi altüst etti. Önceden müşteri ayağımıza gelip ürünlerimizi alıyordu ancak yaşanan bu olaylardan sonra hiçbir alıcı bölgeye gelmedi.” diye konuştu. 17 Zirai İlaçlarla İlgili Yasaların Yenilenme İhtiyacı Giderek Büyüyor »» FAO ve WHO zirai ilaçlarda düzenleme ve etiketleme konularını işleyen güncellenmiş ilkelerini yayınladı. BM’nin gıdadan sorumlu örgütü FAO, “Zirai İlaçların Kullanımı ve Dağıtımı Hakkında Uluslararası Düzenleme”ilkelerinin yayınlanmasından yaklaşık 30 yıl sonra, zirai ilaç yönetimleriyle ilgili düzenleyici çerçevelerin ülkeler tarafından yenilenmesi gerektiği konusunda çağrı yaptı. FAO’nun tarım ve tüketici güvenliğinden sorumlu Genel Direktör Yardımcısı Ren Wang, “Düzenlenme yayınlandığından beri çok önemli başarılar kaydedilmesine rağmen bugünün sorunlarıyla mücadele etmek için zirai ilaç yönetimiyle ilgili ulusal düzenlemelerin birçoğunun yenilenmeye ihtiyacı var.” dedi. Bugün, zirai ilaçların sağlığa ve çevreye uzun vadeli etkileri olduğu biliniyor, yeni uluslararası anlaşmalar devrede ve zirai ilaçların iyi yönetilememesinin ticarete ve tarımsal üretime olumsuz etkisi geniş çevrelerce kabul edildi. Wang yaptığı açıklamada, 80’ler ve 90’larda yapılan düzenlemelerin sağlık açısından yeniden gözden geçirilerek çevreyi ve insanı etkili olarak koruduğundan emin olunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Wang, zirai ilaçların küresel düzeyde kullanımının son 30 senede artmaya devam ettiğini sözlerine ekledi. Son 15 senede küresel zirai ilaç piyasasının büyüklüğü ikiye katlandı ve yıllık satışları 50 milyar doları geçti. Düzenlemeler ve etiketlemede yeni ilkeler Bu sorunlara çözüm getirebilmek amacıyla BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yeni gelişmeleri ve kaygıları dikkate alarak zirai ilaç düzenlemeleri ve etiketlenme konularında yenilenmiş başvuru kaynaklarını yayınladı. Gözden geçirilen ilkeler, ulusal düzeyde zirai ilaçlar konusunda yasal çerçevelerin unsurlarını ayrıntısıyla açıklıyor ve hükümetlerin zirai ilaçların düzenlenmesinden sorumlu birimleri için bir referans kaynağı olma özelliği taşıyor. Yenilenen ilkeler, özellikle gelişmekte ya da geçiş ekonomisinde olan ülkelerdeki zirai ilaçların düzenlenmesinden sorumlu, ilkeleri ortaya çıkarmak ya da gözden geçirmekle yükümlü birimleri hedefliyor. İnsan sağlığını korumak ve olumsuz çevresel etkileri önlemek için zirai ilaçların etiketlen- mesi kritik bir öneme sahip. Zira; etiketler ürünlerin yasal ve doğru olarak nasıl kullanılması gerektiğini, potansiyel riskleri ve önlemleri, zehirlenmelere ve ilacın başka alanlara yayılmasıyla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Wang, “İnsan sağlığını ve çevreyi daha iyi koruyabilmek ve tarımı daha sürdürülebilir kılabilmek adına FAO, tüm ülkelerin kendi zirai ilaç düzenlemeleri ve etiketleme kurallarını bu ilkeleri göz önüne alarak incelemeyi teşvik ediyor.” dedi. “Vahşi Batı”ya düzen getiren ilkeler Wang, “1985’te yayınlanan Uluslararası Zirai İlaçlarının Kullanımı ve Dağıtımı Hakkında Uluslararası Düzenleme’ye o zamanlar var olan “Vahşi Batı” durumuna bir düzen getirmek için ihtiyaç duyulmuştu. Birçok ülke, zirai ilaçların kontrolü hakkında bir düzenlemeye sahip değildi, yanlış kullanımdan kaynaklanan sağlık ve çevre sorunları ise yaygındı” dedi. “Bunun bedelini en ağır ödeyenler ise bilgiye, eğitime ve korumaya erişimi olmayan milyonlarca yoksul çiftçi oldu.” Düzenleme, en son 2013’te Zirai İlaç Yönetimi Hakkında Düzenleme adıyla yenilendi. FAO’nun yardımcı ilkeleri, politika çalışması ve saha programları, hükümetler ve özel sektör için zirai ilaç kontrolünde uluslararası bir referans çerçevesi oluşturdu. Bugün, neredeyse tüm ülkelerin zirai ilaç düzenlemeleri mevcut ve ürünler daha iyi etiketlenmiş durumda. Birçok ülkede toksik özellikleri üst düzeyde olan zirai ilaçlar piyasadan çıkartıldı ve tarımda kimyasal kullanımına karşılık Entegre Mücadele gibi doğal yöntemlerin tercih edildiği alternatif yaklaşımlar gittikçe benimsenmeye başlandı. Önemli gelişmelere rağmen hala atılması gereken adımlar var. FAO, zirai ilaç düzenlemelerini güçlendirmek ve zirai ilaçlara bağımlılığı azaltmak için entegre zararlı yönetimini teşvik ediyor, bu doğrultuda ülkeleri ilerlemeleri için destekliyor. FAO, aynı zamanda insan sağlığına ve çevreye yönelttiği risklerden dolayı yüksek tehlike içeren zirai ilaçları tespit etmek amacıyla hükümetlerin onaylı zirai ilaç listelerini gözden geçirmelerini desteklemek için ülkelere rehberlik ediyor. 18 Aralık 2015 Köy-Koop Haber HAYVAN HAKLARI Endüstriyel Çiftçilik, Tarihteki En Kötü Suçlardan Biri »» Endüstriyel olarak yetiştirilen hayvanların kaderi, çağımızın en acil etik sorularından biridir. Herbiri karmaşık algı ve duyulara sahip on milyarlarca duyarlı varlık, üretim hattının üzerinde yaşıyor ve ölüyor. Hayvanlar, tarihin başlıca kurbanlarıdır ve endüstriyel çiftliklerde evcilleştirilen hayvanlara yapılan muamele belki de tarihteki en büyük suçtur. İnsanlığın gelişme yolu, ölü hayvanlarla döşelidir. Onbinlerce yıl önce bile, taş devrindeki atalarımız halihazırda bir dizi ekolojik felaketten sorumluydu. İlk insanlar 45,000 yıl önce Avustralya’ya vardıklarında, büyük hayvanların %90’ının hızla neslini tükettiler. Bu, homo sapienslerin gezegenimizin ekosistemi üzerindeki ilk önemli etkisidir. Yaklaşık 15,000 yıl önce insanlar Amerika’yı kolonize ettiklerinde, süreç içinde büyük hayvanların %75’ini yok ettiler. Sayılamayacak kadar çok sayıda diğer tür Afrika’dan, Avrasya’dan ve kıyılarının etrafındaki çok sayıda adadan kayboldu. Ülke ülke yapılan arkeolojik kayıtlar aynı üzücü hikayeyi anlatır. Trajedi, homo sapiense rastlanılmaksızın bol ve çeşitli büyük hayvanlar sürüsünü gösteren bir sahneyle açılır. İkinci sahnede, fosilleşmiş kemik, mızrak ucu veya belki de bir kamp ateşiyle belgelenen insanlar ortaya çıkar. Hemen ardından kadınlar ve erkeklerin sahnenin ortasını işgal ettikleri, çok sayıda büyük hayvanın küçüklerle birlikte gittikleri üçüncü sahne gelir. Sapiensler tümüyle daha ilk buğday tarlasını ekmeden, ilk metal aleti şekillendirmeden, ilk metni yazmadan ya da ilk madeni parayı basmadan karada yaşayan büyük memelilerin yaklışık %50’sinin neslini tükettiler. İnsan-hayvan ilişkilerinde bir diğer başlıca nokta, tarım devrimiydi: göçebe avcı-toplayıcılardan, kalıcı yerleşimlerde yaşamaya döndüğümüz dönem. Bu, yeryüzünde tamamen yeni bir yaşam biçimini de kapsıyordu: evcilleşmiş hayvanlar. İnsanlar “yabani” kalan sayısız türe kıyasla 20’den az memeli ve kuş türünü evcilleştirmeyi başardıkları için başlangıçta bu gelişme daha önemsiz görünebilir. Fakat, asırların geçmesiyle birlikte, bu alışılmadık yaşam biçimi norm haline geldi. Bugün, bütün büyük hayvanların %90’ı evcildir (“büyük” en az birkaç kilogram ağırlığı olan hayvanları belirtiyor.) Mesela tavuğu ele alalım. Onbin yıl önce, Güney Asya’nın küçük ekolojik konumlarıyla çevrelenmiş nadir bir kuştu. Bugün milyarlarca tavuk, Antarika hariç, hemen her kıta ve adada yaşıyor. Evcil tavuk, dünya gezegeninin tarihinde belki de en yaygın kuştur. Başarıyı rakamlar üzerinden ölçersek, tavuklar, inekler ve domuzlar gelmiş geçmiş en başarılı hayvanlardır. Ne var ki evcilleştirilen türler eşsiz kolektif başarılarını tek tek eşi benzeri görülmemiş ızdıraplarla ödedi. Hayvan krallığı, milyonlarca yıldır çok sayıda acı ve sefalet türü tatmıştır. Fakat, tarım devrimi nesiller geçtikçe yalnızca kötüleşen yeni tür ızdıraplar yarattı. İlk bakışta, evcil hayvanlar, vahşi kuzenlerine ve atalarına göre daha iyi durumda görünebilir. Vahşi bufalolar günlerini yiyecek, su ve barınak aramakla geçirir ve aslanlar, parazitler, seller ve kuraklık tarafından sürekli tehdit edilirler. Evcil sığırlar ise, aksine, insanların bakım ve korumasının tadını çıkarır. İnsanlar ineklere ve buzağılara yiyecek, su ve barınak sağlar; hastalıklarını tedavi eder; onları avcılardan ve doğal afetlerden korurlar. Doğru; er ya da geç çoğu inek ve buzağı kendini mezbahada bulur. Ama bu onların kaderini vahşi bufalolardan daha kötü kılar mı? Bir adam tarafından kesilmektense aslan tarafından yenmek yeğ midir? Timsah dişleri, çelik bıçaklardan daha mı naziktir? Evcil çiftlik hayvanlarının varlığını özellikle zalimce kılan şey, sadece ölme biçimleri değil her şeyden öte nasıl yaşadıklarıdır. Birbiriyle yarışan iki faktör çiftlik hayvanlarının yaşama koşullarını biçimlendirmektedir: bir yandan, insanlar et, süt, yumurta, deri, hayvan kas gücü ve eğlence ister; öte yandansa, çiftlik hayvanlarının uzun süreli hayatta kalmalarını ve üremelerini sağlamak zorundadırlar. Teorik olarak, bu hayvanları aşırı acı çekmekten korumalıdır. Bir çiftçi, ineğini ona yiyecek ve su sağlamadan sağarsa, süt üretimi azalır ve inek kısa sürede ölür. Ne yazık ki, insanlar hayatta kalmalarını ve üremelerini sağlasalar bile çiftlik hayvanlarına başka şekillerde de çok büyük acı çektirebilirler. Sorunun kökeni, evcil hayvanların vahşi atalarından çiftliklerde lüzumsuz olan çok sayıda fiziksel, duygusal ve sosyal gereksinimi miras almalarıdır. Çiftçiler, hiçbir ekonomik bedel ödemeden rutin biçimde bu ihtiyaçları gözardı eder. Hayvanları ufacık kafeslere kapatır, boynuzlarını ve kuyruklarını keser, anneleri yavrularından ayırır ve seleksiyona dayalı olarak hilkat garibeleri üretirler. Hayvanlar çok acı çeker ama yaşamaya devam eder ve çoğalırlar. Bu, Darwinci evrimin en temel ilkeleriyle çelişmiyor mu? Evrim teorisi, bütün dürtü ve güdülerin hayatta kalma ve üremenin yararına geliştiğini savlar. Öyleyse eğer, çiftlik hayvanlarının sürekli üremesi bütün ihtiyaçlarının karşılandığını kanıtlamaz mı? Bir ineğin hayatta kalma ve üreme için gerekli olmayan nasıl bir “ihtiyacı” olabilir? Tüm içgüdü ve dürtülerin, hayatta kalma ve üremenin evrimsel baskılarını karşılamak üzere evrimleştiği kesinlikle doğrudur. Fakat bu baskılar kaybolduğunda, şekillendirdikleri içgüdüler ve dürtüler hemen yok olmaz. Hayatta kalma ve üreme için artık yararlı değillerse bile, hayvanın sübjektif deneyimlerini biçimlendirmeye devam ederler. Günümüzdeki inek, köpek ve insanların fiziksel, duygusal ve sosyal ihtiyaçları mevcut şartlarını değil atalarının onbinlerce yıl önce karşılaştıkları evrimsel baskıları yansıtır. Modern insanlar tatlıları neden bu kadar çok sever? 21. yüzyılın başlarında hayatta kalmak için midemizi dondurma ve çikolatayla doldurmamız gerektiğinden değil. Daha ziyade, taş devrindeki atalarımızın tatlı, olgun meyvelerle karşılaşırlarsa yaptıkları en akıllı şeyin mümkün olan en kısa sürede, yiyebildikleri kadar meyve yemek olmasıdır. Neden genç adamlar dikkatsiz araba kullanır, sert kavgalara karışır ve kişiye özel internet sitelerini hacklerler? Eski kalıtsal hükümleri yerine getirirler de ondan. buna karşılık 1 milyar evcil domuz vardır; 500,000 fil ve 1,5 milyar evcil inek; 50 milyon penguen ve 20 milyar tavuk. 2009’da tüm türler birlikte sayıldığında, Avrupa’da 1.6 milyon yabani kuş vardı. Aynı yıl, Avrupa et ve yumurta endüstrisi 1.9 milyar tavuk yetiştirdi. Tümüyle, dünyanın evcil hayvanlarının ağırlığı insanların 300 milyon tonuna kıyasla 700 milyon tondur ve büyük vahşi hayvanlar için 100 milyon tondan daha azdır. Yetmiş bin yıl önce, mamut kovalarken hayatını riske atan genç bir avcı tüm rakiplerini gölgede bırakırdı ve bölgedeki güzelin gönlünü kazanırdı -şimdi onun maço genlerine saplanmışız. Tamamen aynı evrimsel mantık, endüstriyel çiftliklerimizdeki ineklerin ve buzağıların yaşamlarına şekil verir. Eskiden vahşi sığırlar, sosyal hayvanlardı. Hayatta kalmak ve üremek için iletişim kurmaya, işbirliği yapmaya ve etkili biçimde rekabet etmeye gereksinimleri vardı. Tüm sosyal memeliler gibi, vahşi sığırlar da gerekli sosyal becerileri oyun aracılığıyla öğrendiler. Kedi yavruları, köpek yavruları, buzağılar ve çocukların hepsi oynamaya bayılırlar çünkü evrim bu dürtüyü içlerine yerleştirmiştir. Vahşi doğada oynamaları gerekiyordu. Oynamazlarsa, hayatta kalma ve üreme için yaşamsal sosyal becerileri öğrenemezlerdi. Eğer bir kedi yavrusu ya da buzağı onu oyun oynamaya kayıtsız kılan nadir görülen bir mutasyonla doğmuşsa, hayatta kalması ve üremesi imkansızdır, tıpkı atalarının o becerileri elde etmeseydi en başta var olamayacakları gibi. Benzer biçimde, evrim köpek ve kedi yavrularına, buzağılara ve çocuklara anneleriyle birleşmeleri için çok büyük bir arzu aşıladı. Anne-yavru bağını zayıflatan olası bir mutasyon, ölüm demekti. Peki, çiftçiler genç bir buzağıyı alır, onu annesinden ayırır, onu ufak bir kafese koyar, çeşitli hastalıklara karşı aşılar, ona yiyecek ve su verir ve sonra yeterince büyüdüğünde onu boğa spermiyle yapay olarak döllerlerse ne olur? Nesnel açıdan, bu buzağının hayatta kalmak ve üremek için artık ne anne bağına ne de oyun arkadaşına ihtiyacı vardır. Tüm ihtiyaçları insan efendileri tarafından karşılanmaktadır. Öznel bir açıdan ise, buzağı hala annesiyle bağ kurmak ve diğer buzağılarla oynamak için güçlü bir dürtü hisseder. Bu dürtüler yerine getirilmediği takdirde, buzağı fazlasıyla acı çeker. Evrimsel psikolojinin temel dersi budur: binlerce yıl önce şekillenen bir gereksinim, artık hayatta kalma ve üreme için gerekli olmasa bile öznel olarak hissedilmeye devam eder. Trajik biçimde, tarım devrimi insanlara evcil hayvanların öznel ihtiyaçlarını gözardı ederken onların hayatta kalmasını ve üremesini sağlama gücü verdi. Sonuç olarak, evcil hayvanlar dünyadaki kolektif açıdan en başarılı hayvanlardır fakat aynı zamanda bireysel açıdan gelmiş geçmiş varolan en acınası hayvanlardır. Bu durum son birkaç asırdır sadece daha da kötüleşti, bu süre zarfında geleneksel tarım endüstriyel çiftçiliğe dönüştü. Eski Mısır, Roma imparatorluğu ya da ortaçağ Çin’i gibi geleneksel toplumlarda insanların biyokimya, genetik bilimi, zooloji ve epidemiyoloji bilgileri çok kısıtlıydı. Dolayısıyla, manipulatif güçleri sınırlıydı. Ortaçağ döneminde köylerde tavuklar serbestçe koşar, çöp yığınından tohum ve solucan toplar ve ahırda yuva yapardı. Hırslı bir köylü 1,000 tavuğu kalabalık bir kümesin içine tıkacak olsa, muhtemelen tüm tavukların yanı sıra çok sayıda köylüyü de öldüren ölümcül bir kuş gribi salgını patlak verirdi. Hiçbir rahip, şaman ya da cadı doktor bunu önleyemezdi. Fakat modern bilim kuşların, virüslerin ve antibiyotiklerin sırrını çözdüğünde, insanlar hayvanları olağanüstü yaşam koşullarına maruz bırakabilmeye başladı. Şimdi aşıların, ilaçların, hormonların, tarım ilaçlarının, merkezi havalandırma sistemlerinin ve otomatik yem kaplarının yardımıyla onbinlerce tavuğu ufacık kafeslere tıkıştırmak ve benzersiz verimlilikte et ve süt üretmek mümkün. Bu tür endüstriyel tesislerdeki hayvanların kaderi, kesinlikle ilgili rakamlar açısından çağımızın en baskın etik sorunlarından biri haline gelmiştir. Bu günlerde, çok sayıda büyük hayvan endüstriyel çiftliklerde yaşıyor. Gezegenimizin aslanlar, filler, balinalar ve penguenlerle dolu olduğunu hayal ediyoruz. Bu belki National Geographic Kanalı, Disney filmleri ve çocuk masalları için doğru olabilir, ama gerçek dünya için artık doğru değil. Dünyada 40,000 aslan bulunur, Bu yüzden, çiftlik hayvanlarının kaderi, etik bir ikincil mesele değildir. Yeryüzünün büyük hayvanlarının çoğunluğunu ilgilendirir: her biri algılar ve duygulardan oluşan karmaşık bir dünyası olan, fakat endüstriyel üretim hattında doğan ve ölen on milyarlarca duyarlı varlık. Kırk yıl önce, ahlak filozofu Peter Singer bu konuda insanların akıllarını değiştirmede çok şey yapan kanonik kitabı Hayvan Özgürleşmesi’ni yayınladı. Singer, endüstriyel çiftçiliğin tarihteki tüm savaşlardan daha çok acı ve sefaletten sorumlu olduğunu iddia etti. Hayvanlar hakkındaki bilimsel çalışmalar, bu trajedide üzücü bir rol oynamaktadır. Bilim camiası, hayvanlarla ilgili gitgide artan bilgisini, esas olarak, insan endüstrisi hizmetinde yaşamlarını daha etkin manipule edebilmek için kullanmaktadır. Fakat bu aynı bilgi, makul şüphenin ötesinde çiftlik hayvanlarının karmaşık sosyal ilişkiler ve sofistike psikolojik modellerle duyarlı varlıklar olduklarını göstermektedir. Bizim kadar zeki olmayabilirler, ama kesinlikle acıyı, korkuyu ve yalnızlığı biliyorlar. Onlar da acı çekebilir ve onlar da mutlu olabilirler. Bu bilimsel bulguları dikkate almamızın tam zamanı, çünkü insan gücü büyümeye devam ediyor, diğer hayvanlara zarar verme ya da yarar sağlama yeteneğimiz de onunla birlikte büyüyor. Dört milyar yıldır, yeryüzünde yaşam doğal seleksiyon tarafından yönetiliyordu. Şimdi gitgide insanın zeka tasarımıyla yönetiliyor. Biyoteknoloji, nanoteknoloji ve yapay zeka çok yakında insanların yaşayan varlıkları radikal yeni biçimlerde yeniden şekillendirmelerini sağlayacak ki bu, hayatın mutlak anlamını yeniden tanımlayacaktır. Bu cesur yeni dünyayı tasarlamaya geldiğimizde, sadece homo sapiens’in değil, tüm duyarlı varlıkların refahını da hesaba katmalıyız. Yuval Noah Harari‘nin The Guardian’ da yayınlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak‘ın çevirisiyle yayınlıyoruz. Köy-Koop Haber Aralık 2015 DOĞA Bal Üretiminde Büyük Düşüş Bekleniyor »» Mevsimsel geçişlerden olumsuz etkilenen bal üretiminde, üretimin geçen yıla oranla yüzde 30 daralma bekleniyor. Türkiye Bal Üreticileri Merkez Birliği Genel Başkanı Azmi Yıldız, mevsimler arasındaki sert geçişlerin bal üretimini olumsuz etkilediğini, üretimde geçen yıla göre yüzde 30 daralma beklediklerini söyledi. Yıldız, iklimin bu yıl sert soğuk ve sıcak geçişler yaptığını, çiçek zamanı ise yağmurların arılar üzerinde olumsuz etki bıraktığını belirtti. Türkiye’nin tüm bölgelerinde ve komşu ülkelerde de olumsuz hava koşulları nedeniyle bal üretiminde gerilemeler görüldüğünü dile getiren Yıldız, “Mevsimler arasındaki sert geçişler, bal üretimini olumsuz etkiledi. Hastalık etkisi söz konusu değil. İklim koşulları nedeniyle arı çok gelişemeyince koloniler bölünmeye başladı. Yağışlar da bu süreci olumsuz etkiledi. Geçen sene bal üretiminde yaklaşık yüzde 40 oranında düşüş vardı. Bu sene de üretimin geçen yıla göre yüzde 30 daralacağını tahmin ediyoruz” dedi. Bal üretimindeki bu gerilemeye rağmen iç piyasaya yetecek ürünün bulunduğunu, bal arzında bir sıkıntı yaşanmayacağını belirten Yıldız, fiyatlarda da yükselme beklentisinin olmadığını söyledi. Bal üretemeyen arıların polen ve propolise yöneldiğini, bu yıl tüketicinin bu ürünlere teşvik edilmesi gerektiğini ifade eden Yıldız, sahte balla daha etkin mücadele edilmesi gerektiğine işaret etti. Çam balı üretimi de düştü Ege Bölgesi’nde üretilen ve yoğun ihracatı yapılan çam balında da üretimin büyük ölçüde geriledi. Manisa Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Turgut, dünyada sadece Türkiye’nin Ege kıyıları ve Yunanistan’da üretilen çam balında bu yıl verimin yüzde 80 düştüğünü söyledi. “Bazı arıcılarımız kovanlarından hiç bal alamadı” diyen Turgut, çam balının oluşumunda önemli rolü bulunan ve halk arasında Basra böceği olarak da bilinen çam pamuklu bitinin geçen yıl uzun kış koşulları nedeniyle istenen düzeyde görülmediğini kaydetti. Çam balının bu hayvanın salgısının arılar tarafından kovanlara taşınması sonucu oluştuğuna dikkati çeken Turgut, arıcının 2015 yılını “pas geçtiğini” dile getirdi. Manisa’da bal üretimi yapan Kubilay Ordahan ise sezonu “kabus yılı” olarak değerlendirdi. Ordahan, geçen yıl 30 kilogram ürün elde ettikleri kovanlardan bu yıl 5 kilogram civarı ürün alabildiklerini belirterek düşüşte iklim koşullarının yanında zirai ilaç kullanımının da etkisinin bulunduğunu savundu. »» Türkiye'nin nar üretiminde en önemli merkezlerden Ortaca'da hasadın başladığı bugünlerde narın tarla fiyatının 20 kuruşa kadar gerilemesi üreticileri endişelendiriyor. Nar hasadının yaklaşık 1 ay sürdüğüne dikkati çeken Çöllü, "Hasat edilen ürünün bir ay içinde tüketilmesi gerekiyor. Vaktinde ağaçtan toplanmazsa meyve çatlıyor. Hasadıyla tüketimi arasındaki süre kısa Akdeniz Meyve Sineği »» Erginleri, genellikle ev sineğinin 2/3 ‘ü büyüklüğündedir. Vücudun genel rengi sarımsı kahverengidir. Kanatları geniş olup üzerinde siyah ve soluk kahverengimsi şeritler vardır. Larvası beyaz ve bacaksızdır. Zararlı kışı toprakta veya ağaç üzerinde kalan turunç meyveleri içinde geçirir. İklim koşullarına göre ilkbahar sonu, yaz başında çıkan erginler beslendikten sonra yumurtalarını olgun meyvelerin kabuğu altına ovipozitörleri (yumurta koyma borusu) ile açtıkları deliğe bırakırlar. Açılan yumurtalardan çıkan larvalar meyvenin etli kısmı ile beslenerek olgunlaşınca kendisini toprağa atar, toprağın 2-3 cm derinliğinde pupa olurlar. Yumurtlamanın olması için o sıcaklığın 16 C’ nin üzerinde olması şarttır. Erginin ortalama ömrü doğal koşullarda 30-50 gündür. Ege Bölgesinde yılda 4-5, Akdeniz Bölgesinde ise 7-8 döl verebilir. Akdeniz meyve sineği zarar şekli ‘Kabus yılı’ Nar Fiyatlarındaki Düşüş Üreticiyi Üzdü Ortaca Ziraat Odası Başkanı Salim Çöllü, yaptığı açıklamada, nar fiyatlarının hasatla birlikte maliyetinin altına gerilediğini söyledi. Sıkmalık narın kilogram fiyatının 20 kuruşa kadar düştüğünü belirten Çöllü, "Türkiye'nin her tarafı nar bahçesi oldu. Sadece Ortaca'da 15 bin dekar alandan 40 bin ton nar alınıyor. Rekolte fazla olunca ihracatçı ve tüccar nazlanarak alım yapıyor" dedi. Narın üreticiye kilogram maliyetinin 30 kuruş olduğunu ifade eden Salim Çöllü, hasadın yeni başladığı üründe fiyatın daha da düşmesinden korktuklarını belirtti. 19 olunca 'üretici elimde kalır' endişesiyle alıcının verdiği fiyata 'olmaz' diyemiyor. Üretici tüccarın insafına kalıyor" diye konuştu. Marketlerde ve semt pazarlarında 1-3 lira arasında satılan narın bahçede para etmemesinin üreticiyi sıkıntıya soktuğuna işaret eden Çöllü, geçen yıl sıkmalık narın fiyatının 15 kuruşa kadar düştüğünü hatırlattı. Dalaman Ziraat Odası Başkanı Ünatın Barın ise narda yaşanan durumun bilinçsiz üretimden kaynaklandığını dile getirdi. "7-8 yıl önce meyve fabrikalarının alımıyla narın kilogramı 70-80 kuruştan alıcı bulunca herkes bahçe dikti" diyen Barın, üretim artışı nedeniyle 3 yıldan bu yana üreticinin para kazanamadığını kaydetti. Geçen yıl olduğu gibi meyvenin ağaçta kalmasından korktuklarını belirtti. Akdeniz meyve sineği zararı larvası tarafından yapılır. Meyvenin etli kısmında beslenen larvalar, bu kısmında bir yumuşama ve çöküntü meydana getirirler. Zararlı tarafından yumurta bırakılan vuruklu olan meyveler hasat zamanından önce dökülür. Vuruklu meyveler genel olarak erken sararırlar. İhraç edilen turunçgil çeşitlerindeki zararı ülke ekonomisi yönünden çok önemlidir. Bu tür meyvelerin vuruklu ve bulaşık olması ihracata engel olmakta ve malın yurt dışına çıkarılmasına izin verilmemektedir. Yıllık zararın Ege Bölgesinde %5-80 arasında değişebileceği saptanmıştır. Dünyadaki subtropik ve tropik iklime sahip hemen hemen tüm ülkelere yayılmış bulunan zararlı, Ülkemizde de özellikle Ege ve Akdeniz Bölgelerinin sahil şeridi boyunca uzanan kısımlarında devamlı faaliyet göstermektedir. Akdeniz meyve sineğinin zarar verdiği bitkiler Ülkemizde tespit edilen en önemli konukçuları kayısı, ayva, elma, şeftali, incir, Trabzon hurması, nar, avokado ve limon hariç turunçgillerdir. Limonun (ticari anlamda üretimi yapılan ekşi limonlar grubu) kabuklarında bulunan eterik yağlar nedeniyle yumurtaları açılamadığından zarar yapamamaktadır. Akdeniz meyve sineği mücadele yöntemleri Kültürel Önlemler: Turunçgil bölgelerine ara konukçuluk eden şeftali, incir, Trabzon hurması ve nar gibi çeşitler dikilmemelidir. Hasattan sonra ağaçlar üzerinde kalan meyveler, zararlıya konukçuluk ederler. Hasat sonrası ağaç üzerinde bulunan meyveler mutlaka toplanmalıdır. Toplanan meyveler uygun şekilde ortadan kaldırılmalıdır. Ağaçların altına düşen meyveler de toplanıp yok edilmelidir. Kimyasal mücadelesi: Sonbaharda Ağustos ayı sonu eylül ayı başlarında turunçgil bahçelerine, özellikle erkenci çeşit olan satsuma mandarinleri olgunlaşmadan önce mutlaka tuzak asılarak Akdeniz meyve sineği çıkış kontrolü yapılmalıdır. Sineğin tespitinden sonra meyveler vurma olgunluğuna erişmişse (dipten itibaren sararma başlamışsa) ve sıcaklıklar 16 0 C’nin üzerindeyse derhal ilaçlamaya geçilir. İlaçlamayı takiben tuzaklarda yine sinek görülüyorsa 7-10 gün ara ile hasada 10 gün kalıncaya kadar ilaçlamaya devam edilir. Günlük ortalama o sıcaklıklar 16 C’nin altına düştüğünde ilaçlama gerekmez. Limon bahçelerinde ilaçlamaya gerek yoktur. 7. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı’nın, DenizBank desteğiyle düzenlediği “7. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması” sonuçlandı. 7. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışmasının amacı, tarımın ve toprağın önemi konusunda duyarlılığın geliştirilmesi, tarımsal gelişmeler ile tarım, doğa, çevre ve insan ilişkilerini, estetik ve öznel bakış açılarıyla belgesel olarak arşivlerde yerini almasını sağlamak olarak hedeflendi. Tarım, hayvancılık, toprak, su, su ürünleri, gıda ve muhafazası, her türlü tarım hareketliliğinin işlenmesi, üretici, çiftçi, köylü ve köy yaşamına dair her türlü faaliyet yarışmanın konusuydu. 2015 yılının FAO tarafından “Uluslararası Toprak Yılı” ilan edilmesiyle Tematik kategori ”Toprak” olarak belirlenmişti. 7. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması Sonuçları Açıklandı Yarışmaya başvurular 29.06.2015 tarihinde başlayıp, 02.10.2015 tarihinde sona erdi. Seçici kurul 23.11.2015 tarihinde (UTEM) Uluslararası Tarımsal Eğitim Merkezi’nde toplanarak, ödül alan ve sergilemeye değer bulunan eserleri belirledi. 7. Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışmasına bu yıl 401 katılımcı 1827 eserle katıldı, değerlendirmeye alınan 739 eserden 17 eser ödül, 156 eser ise sergileme ve albüm çalışması için seçildi. Yarışmada dereceye giren eserlere toplam 36 bin TL tutarında DenizBank hediye çeki ödül olarak verilecek. Kazananlara ödülleri düzenlenecek bir törenle takdim edilecek. 20 Aralık 2015 Köy-Koop Haber KIRSAL KALKINMA Bir Sorun Olarak Kırsal Göç ve Kooperatifleşme »» Kırsal göç, kırsal yerleşim birimlerinden (köy-kasaba-mezra) kentlere olan göçleri tanımlanmaktadır. Buradaki kırsal kavramı, sadece idari anlamda ki yerleşim birimlerini ifade etmemekte aynı zamanda sosyo-ekonomik bir yaşam tarzını daha doğrusu kentlerden farklı olarak tarıma dayalı bir ekonomik yapı ve sosyal hayatı büyük ölçüde geleneksel öğelerin yönlendirdiği coğrafi bir bölge ya da yaşam tarzını ifade etmektedir. Kırsal göç ilkesel olarak bir sorun olarak düşünülebilir. Bu düşüncenin oluşmasına neden olan faktör, yaşam tarzının veya sosyo –ekonomik konum veya sınıfın değişmesi, zaten başlı başına bir uyum sorununu gerek göç edenler gerekse göç edilen yerler için ortaya koyacaktır. Böyle bir uyum sorunu, göç edilen yerde yaşayanlar ve göç edilen yer olarak ta düşünüldüğünde sorunun çift taraflı bir sorun olduğunun anlaşılmasına neden olmaktadır. İşin içine kamu hizmetleri de girince kırsal göç sorunun çok yönlü kompleks bir sorun olduğu sonucuna varılmaktadır. Kırsal göçün, olumlu ya da olumsuz etkileri çok yönlü düşünüldüğünde işin içine ekonomik, siyasi, sosyal, psikolojik, coğrafi, sosyolojik ve diğer birçok bilimsel disiplinin girdiği gözlemlenebilmektedir. Bu yönüyle kırsal göç, disiplinler arası yani multisiplin bir sorun olduğu anlaşılmaktadır. İlkesel olarak kırsal göç ile ilgili sorunsal bu yaklaşımın yanı sıra kırsal göçün gelişim süreci, nedenleri ve sonuçlarının da ele alınması gerekmektedir. Kırsal yerleşim yerlerinden kentlere olan göçlerin Sanayi Devrimi ve sonrasına dayandığını söylemek mümkündür. 1700’lü yıllar ve sonrasında yaşanan bu süreç, ekonomik ve sosyal yönden toplumların hayatını oldukça hızlı bir şekilde değiştirmiş ve geliştirmiştir. Bu gelişme ve değişme, başta batı ülkeleri olmak üzere birçok ülke ya da bölgede kırsal toplumun çözülmesine ve kentlere doğru göç etmesine neden olmuştur. Sanayileşme sürecinin etkileri gecikmeli de olsa 1950’li yıllardan sonra Türkiye’de de kendisini göstermiş ve benzer gelişmeler bu yıllardan sonra Türkiye’de de gözlemlenmeye başlanmıştır. Bu gelişmeler hızlı bir şekilde Türkiye kırsalını çözmüş ve nüfusun kitleler halinde kentler veya çevresinde oluşturulan varoşlarda Yrd.Doç.Dr. Ertuğrul GÜREŞÇİ Ahi Evran Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü birikmesine neden olmuştur. Kırsal toplum Türkiye’de büyük ölçüde köy, mezra veya kasabalarda yaşamaktadır. Söz konusu bu toplumun temel geçim kaynağı tarım olup sosyal yaşamı da tarım toplumu karakteri göstermektedir. Tarımın sektörel sorunlarının yanı sıra politik ve ekonomik sorunlardan doğrudan veya dolaylı kaynaklanan bir takım sorunları da mevcuttur. Bu sorunlar, tarım kesiminde tarım politikaları ve araçları ile çözüme kavuşturulmaya çalışılmakta bu yönü ile ülkenin genel ekonomi ve sosyal politikaları ile de oldukça bağlantılıdır. Tüm bu sorunlara çözüme kavuşturulmadıkça yeni ve daha büyük sorunlarla karşılaşılmakta ve nitekim baş edilemeyen bu sorunlarda kaçış yani kırdan kente doğru bir göç hareketine neden olmaktadır. Kırsal toplumun tarıma dayalı sorunları çeşitli nedenlere bağlansa da bu kesimin örgütsüz oluşu ya da yeterli örgütlenmeye sahip olmayışı da sorunlarının gür bir şekilde ifade edilememesine veya çözüme kavuşturulamamasına neden olmaktadır. Türkiye’de ve dünyada birçok kırsal toplum örgütleneme biçimleri mevcuttur. Bunların başında kooperatifleşme ve son yıllarda gelişen üretici birlikleri gelmektedir. Kooperatifleşme küçük mesleki sorun ve kaygıların iktisadi bir çıkar altında çözüme kavuşturulması ile alakalıdır. Türkiye’de tarımda yaklaşık 4 milyonu aşkın işletme ve bunlarda 20 milyonu aşkın çalışan ve nüfus olduğu düşünüldüğünde sektörün zaten dağınık, parçalı ve birbirinden habersiz olan bir kitle tarafından üretim araçlarını kullandığı anlaşılmaktadır. Kooperatifleşme bu yönüyle karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve işbirliği ilkelerine en fazla muhtaç olan bir sektörde uygulama imkânlarına daha fazla sahiptir. Ülkemizde tarım kesiminde, 1163 sayılı Kooperatifleşme yasasına bağlı kooperatiflerin yanı sıra özel yasalarla kurulmuş tarım kredi kooperatifleri ve tarım satış kooperatiflerinin bulunduğu bilinmektedir. Bu kooperatifler arasında gerek yasal gerekse ekonomik yönden bir fırsat eşitsizliğinin olduğu bir gerçektir. Özellikle 1163 sayılı yasayla kurulan köy kalkınma kooperatifleri, sulama kooperatifleri gibi kooperatiflerin ciddi ekonomik sorunlarının da olduğu bir gerçektir. Kooperatifleşme Türkiye’de kırsal toplumun ekonomik temelli ancak sosyal yönü de olan bir örgütlenme biçimi halinde bir araya gelmesini sağlayacaktır. Bu birlikteliğin, örgütlü ve daha güçlü bir yapıya kavuşması açısından tarım kesimi için bir şans olarak değerlendirilebilir. Kooperatifler tarım kesiminin sorunlarının çözümünde bizzat rol alma ya da politik araç olarak sorunların çözümünde etkili olması gerekmektedir. Bu etki derecesi, yasal ve ekonomik yönden güçlendirilerek yapılabilir. Kooperatiflerin kırsal toplumun sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal sorunlarının da çözüme kavuşturulmasında etkili olması kırsal göçe neden olan birçok sorununda tölere edilmesine veya çözüme kavuşturulmasına neden olabilecektir. Kooperatifleşme, tarım kesimi için örgütlenmeye, örgütlenmede kırsal kesimin sorunlarının çözümünde etkili olmasına ve böylece kırsal göç sorununda çözümünde etkin bir faktör olmasına neden olmaktadır. . Türkiye Domuz Satacak »» Domuz ithalatı, ihracatı ve üretimine resmi şemsiye geliyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın taslağına göre ithal domuzlar, küpelerinden takip edilecek. Domuz işletmelerine, hayvan hastalıkları dışında kısıtlama konulmayacak. Domuzlara takılacak plastik kulak küpeleri, bakanlık logosu taşıyacak. Düzenleme, yurtdışına domuz ihracını da düzenliyor Türkiye Domuz İhracatçısı Olacak Domuz ithalatı, ihracatı ve üretimi, yönetmelikle düzene kavuşuyor. Domuzların Tanımlanması ve İzlenmesi Yönetmeliği Taslağı'na göre AB üyeleri ile Avrupa dışından ithal edilen domuzlar, küpelerinden takip edilecek. Bünyesinde domuz bulunduran işletmeler il-ilçe müdürlükleri tarafından tanımlanacak, hepsine numara verilecek. AB ülkelerine domuz ihraç etmeye de izin veren taslak yönetmeliğe göre domuzların AB üyesi ülkelere ihracı durumunda, sevk edilecek hayvanlara ait nakil belgelerinin bir nüshası, ihraç yapılacak gümrük kapısının bulunduğu ildeki il-ilçe müdürlüğüne teslim edilecek. AB dışına domuz ihracında da benzer bir prosedür izlenecek. Küpe Takılacak Hayvanların da sayılmasını öngören taslağa göre, domuz çiftliklerine habersiz denetimler yapılacak. Her işletme yılda en az iki kere denetlenecek. Yönetmelik hükümlerine uygun olarak tanımlanmış domuzlara ve domuz işletmelerine, hayvan hastalıklarını önleme amacı dışında kısıtlama konulmayacak. Domuzlara takılacak plastik kulak küpelerin üzerinde lazer ile yazılmış bilgiler olacak, plastik kulak küpeleri, bakanlık logosu taşıyacak. Domuzlar için elektronik küpe de kullanılabilecek. Tanımlanmamış hayvanlar ise itlaf edilecek. IPARD II »» IPARD programı ikinci faz uygulaması yakında başlayacak olup (muhtemelen Aralık ayı içinde ilk teklif çağrısı yayınlanacak) yatırımcılarımızı konuyla ilgili ne gibi değişiklikler olduğu konusunda genel olarak bilgilendirmek istedik. 9-14 Kasım 2015 tarihleri arasında TKDK’nın düzenlediği “Danışman Firmalar ve Faydalanıcılara” yönelik toplantılarda yapılan açıklamalar çerçevesinde öne çıkan başlıklar şöyle. 1. Yeni dönemde sıralama kriterleri birinci derecede önem arz etmektedir. Projenizde dikkat edeceğiniz en önemli noktalardan biri muhtemelen bu olacaktır. Bunun yanında iş planından alınacak puan ve eksik evrak teslim tarihlerindeki öncelik projenizi öne çıkartacaktır. 2. Yine benzer bir husus artık projelerin yarışacağı bir döneme giriyoruz. Çünkü hem danışman firmalar hem faydalanıcılar bu işi iyi öğrendiler ve aynı zamanda TKDK da artık çok profesyonelleşti. Geçmiş dönemde kabul etmek lazım ki projelere çok olumlu yaklaştılar ve teknik anlamda çok destek verdiler. En azından biz danışman firmaların ve faydalanıcıların Ankara il koordinatörlüğünden gördüğü yaklaşım böyleydi. Gelecek dönemde daha fazla proje olacak dolayısıyla inceleme için zaman azalacak ama sıralama kriterleri öne çıkacaktır. 3. 101, Sektörü Et ve süt hayvancılığı projelerinde birinci dönemde % 65 olan hibe oranları % 70’e çıkartılmıştır. 4. 103, Sektörü için en önemli yaklaşım et işleme yeni yatırıma hibe desteği yapılmayacaktır. Ancak kesimhane ve parçalama tesisleri yeni işletme olarak kurulabilir. 5. Atık maddelerin depolanması/ arıtma ile ilgili olarak detayları teklif çağrısında ortaya çıkacağını düşündüğümüz (örneğin fosseptik çukuru yeterli midir?) yatırımın sadece bu kısmına uygulanacak % 10 luk ilave hibe desteği ile belli bir bölümün hibe oranı 101 sektörü için % 80’e, 103 için % 60’a yükselmektedir. 6. Yumurta tavukçuluğunda 20.000 adet ve üzeri tesislere modernizasyon için hibe desteği verilecektir. Kapasite artışına yönelik proje teklifi verilemeyecektir. Burada önemli nokta şudur. Türkiye’de 120.000 kapasiteli bir yumurta işletmesi AB standartlarına göre (hayvan refahı kurallarına uymadığını düşünürsek) 47.000 adede denk gelmektedir. Dolayısıyla bu işletme AB standartlarını sağlamayı taahhüt ettiğinde destek alabilecektir. 2025 Yılında 3 Milyar Kişi Su Sıkıntısı ve Ürün Kıtlığı Yaşayacak Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] 7. Meyve sebze işleme paketleme sektöründe daha önce 1163 sayılı yasayla kurulan kooperatifler teklif veremiyordu. Yeni dönemde bu kooperatifler de proje sunabilecekler. 8. Yeni uygulama döneminde ortak makine parkı kurulması teşvik edilecektir. Bu konuda detaylar netleşmemiş olmakla birlikte Birlikler, Kooperatifler vs. gibi kurumların teklif verebileceği ve KOSGEB’in imalat sanayiinde uyguladığı ortak kullanım atölyeleri benzeri bir uygulama yapılacağını düşünmekteyim. 9. IPARD I döneminde herhangi bir başlık altında yapılan yatırım ve alınan hibe yeni dönem için yeni başvurularda sınırlayıcı bir kriter olmayacaktır. 10. Yenilenebilir Enerji başlığı altında ise; a. 101, 103, 302 sektörlerinde yatırım yapmış olanlar ve yatırım yapacak olanlar öz tüketimi karşılamak amacıyla yenilenebilir enerji yatırımı yapabileceklerdir. En fazla 1MW kapasite destek kapsamında değerlendirilecektir. b. Nüfusu 10.000’in altında olan yerel yönetimlerin 1MW’ a kadar olan yatırımları % 100 oranında desteklenecektir. c. 1 Mw’a kadar özel sektör yatırımları “ Kırsal Alan Listesinde” olmak ve “ Çağrı Mektubunu” ilgili kurumdan almış olmak kaydıyla proje başvurusu yapabileceklerdir. Bu yatırımlarda hibeye esas tutar 500.000 avro olup hibe oranı % 65’dir. Burada önemli gördüğüm bazı konuları aktarmaya çalıştım. Ipard programı çok kapsamlı olduğu için daha fazla ayrıntıya girmemiz mümkün değil. Faydalanıcılar soruları olduğunda Köy-Koop Genel Merkezini telefonla arayarak veya aşağıdaki e-mail adresinden sorularını sorabilirler. . 2015 Yılının İlk 4 Ayında 550 Bin Kişi Suya Bağlı Hastalıklardan Hayatını Kaybetti Köy-Koop Haber Aralık 2015 SAĞLIK Ses Kısılmasına Ne İyi Gelir? »» Bağırmak, uzun süre konuşmak ve şarkı söylemek ses kısılmasının başlıca nedenleri arasındadır. Eğer sigara kullanıyorsanız zaten sesiniz %90 sigara nedeniyle kısılmıştır. Ayrıca kış aylarında yaygın olarak görülen grip boğaz ağrısıyla birlikle sesin kısılmasına neden olabilir. Tüm bunlara ek olarak bulunduğunuz ortamın havası kuruysa veya klimada, otobüste, uçakta uzun süre kaldıysanız sesiniz kısılabilir. bir kaç damla lavanta yağı ekledikten sonra buharı soluyun. Buharın daha etkili olması için başınızın üzerine havlu serebilirsiniz. Bal: Gripseniz, çok öksürüyorsanız ve bu nedenle sesiniz kısıldıysa en eski yöntemlerden biri olan bal ve limon karışımı kullanabilirsiniz. Bunun işin 2 yemek kaşığı balı yarım limonun suyuyla iyice karıştın ve 2-3 saatte bir 1 çay kaşığı bu karışımdan yiyin. Ama öyle hemen yutmayın, balın ağzınızda iyice dağılmasını bekleyin. Bal boğazı yumuşatırken limon antiseptik etkisiyle bakterileri temizler. Zencefil Çayı: Aslında pek çok bitki çayı ses kısılmasına iyi gelir ancak zencefil çayı çabuk etki göstermesi nedeniyle bu çaylar arasında bir adım öne çıkıyor. 1 büyük kupa zencefil çayı hazırlamak için 4-5 ince dilim taze zencefil yeterli olacaktır. Suyu kaynatın, içine kabuğunu soyduktan sonra dilimlediğiniz zencefilleri atın ve 10-15 dakika kadar daha kaynatın. Daha sonra ocaktan alın, zencefilleri süzün ve 10 dakika kadar soğumasını bekleyin. Çayınıza limon ve bal ekleyebilirsiniz. Evde zencefil yoksa papatya çayı, okaliptüs çayı veya kekik çayı da kullanabilirsiniz. Tuzlu Suyla Gargara: Tuzlu suyla gargara boğaz tahrişini alır ve sesinizi açar. 1 büyük bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz attıktan sonra iyice karıştırın ve bu suyla gargara yapın. Gün içinde aralıklarla 2-3 kez tekrar edebilirsiniz. Gereğinden fazla tuz kullanmayın çünkü bu sefer fazla tuz boğazınızı tahriş edebilir. Su: Hasta olun olmayın ses kısıklığının daha kısa sürede iyileşmesini istiyorsanız gün boyu bol bol su içmelisiniz. Su gırtlağın nemli kalmasını sağlar ve öksürük gibi ses kısılmasını tetikleyen hastalık belirtilerine karşı sizi korur. Çok soğuk veya çok sıcak su içmeyin. Yağlar: Anti bakteriyel özelliği bulunan yağlar bakteri nedeniyle oluşan ses kısıklığı ve boğaz ağrısı tedavisinde kullanılabilir. Bunun için en etkili yağlar lavanta ve papatya yağıdır. Yarım tencere suyu kaynattıktan sonra içine bir kaç damla papatya, »» Türkiye’de tedavileri yalnızca organ ve doku nakliyle mümkün hastaların sayısı giderek artıyor. Bu artışla birlikte organ ve doku naklinin önemi de artıyor. Bu konuda birçok çalışma yürütülüyor, özellikle de bilinçlenme yönünde… beyin ölümü gelişse bile iyi bakılmadığından dolayı organları kullanılamayacak durumda olacaktır. Dolayısıyla üzerinden organ bağış kartı çıksın veya çıkmasın en ağır hasta en öncelikli hastadır. Milyonda bir yaşam şansı bile olsa bu öncelikten dolayı hasta yaşam şansını kullanır, aksi halde bu iyi bakıma rağmen beyin ölümü gelişmişse zarar görmemiş organlarının başka hastaların tedavisinde kullanılma ihtimali olur. Konu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Zerdeçal: Zerdeçalı bakteriyel ve viral enfeksiyonlara bağlı olarak görülen ses kısıklığı için kullanabilirsiniz. 1 çay kaşığı toz zerdeçalı 1 bardak sıcak sütle karıştırarak ses kısıklığı geçene kadar günde 2 defa için. Buhar: Sesiniz kısıksa evde almanız gereken ilk önlem havayı nemlendirmek olmalı. Özellikle kaloriferlerin, ısıtıcıların çalıştığı kış aylarında evin havası iyice kurur ve bu kuruluk boğazının tahriş olmasına yol açar. Beyaz eşya ve elektronik ürün satan mağazalarda bulabileceğiniz ev kullanımı için üretilen buhar cihazlarını kullanabilirsiniz. Bütçe ayırmak istemiyorsanız çorba kaselerine yarım su doldurup evin çeşitli noktalarına, kalorifer peteklerine veya ısıtıcılara yakın yerlere koyabilirsiniz. Aynı önlemi yatak odanızda da alın. Soğan: Eğer soğanla ilgili bir sorununuz yoksa ses kısıklığı için öncelikle bu tarifi denemenizi öneririm. 3 adet soğanı kalın dilimler halinde kesip yarım tencere suda ağır ateşte 45 dakika kaynatın. Soğanları süzdükten sonra bu suyu büyük bir bardağa alın ve içine 1 yemek kaşığı bal ve yarım limonun suyunu ekleyerek iyice karıştırın. Daha sonra bu karışımı 1-2 saate yayarak yudum yudum için. Organ bağışı nedir? Yaşayan veya ölen bir kişinin organ ve dokularının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin verilmesi organ bağışıdır. Ne zaman organlarımı bağışlayabilirim? Burada iki durum söz konusu olabilir; Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra organ ve dokularının ihtiyacı olan hastalar için kullanılmasına izin verebilir veya hayatta iken bu konuda bir beyanda bulunmamışsa yine tıbben yaşamı sonar erdikten sonra yakınları tarafından organ ve dokuları bağışlanabilir. Bu işlem ölüden (kadavra) canlıya organ bağışıdır. Kişi hayatta iken kendi serbest iradesi ile bir böbreğini veya karaciğerinin bir kısmını ihtiyacı olan bir hasta için bağışlayabilir. Bu işlem de canlıdan canlıya organ bağışıdır. Organ bağışı için nereye başvurabilirim? Canlı vericiden organ bağışı için alıcı adayı hasta ile bir organ nakli merkezine başvurmanız yeterlidir. Öldükten sonra kullanılmak üzere organlarınızı bağışlamak için büyük hastanelerin organ bağış ünitelerine ya da Türkiye Organ Nakli Vakfına başvurabilirsiniz. Burada iki tanık huzurunda bu isteğinizi beyan ederek imzalayacağınız organ bağış formu ile size bir organ bağış kartı verilecektir. Bu konuda ailenizi de bilgilendirmek daha sonradan çıkacak karışıklıkları önlemek açısından faydalı olacaktır. Dilediğiniz zaman organ bağış ünitesi olan bir hastaneye başvurup organ bağış kartınızı iptal ettirebilirsiniz. Organ bağışı için yaş sınırı var mıdır? Organ nakli yasasına göre canlıdan canlıya organ bağışında 18 yaş altındaki kişilerden organ alınmaz. Ancak, kadavradan yapılan bağışlarda yaş sınırı yoktur. Ölen bir yenidoğan bebeğin bağışlanan organları kullanılacağı gibi doksanlı yaşlardaki bir vericinin de organları kullanılabilir. Organ bağış kartı taşırsam bir gün ölmeden organlarım alınır mı? Organ bağış kartı taşıyan bir kişi, hayatının herhangi bir döneminde ağır bir sağlık durumu nedeniyle acil servise getirilirse acil hastaya yaklaşım prosedürleri gereği öncelik ağır hastaya verileceğinden tüm imkanlar seferber edilecektir. Genel durumu çok kötü bir hastanın üzerinden organ bağış kartı çıktı diye göz ardı edilmesi durumunda Öldükten sonra kullanılmak üzere bağışladığım organlarım satılır mı? 2238 Sayılı organ nakli yasasına göre organların satılması yasaktır ve cezai müeyyide gerektirir. Ölen kişilerin bağışlanan organları Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Ulusal Koordinasyon Sistemi içerisinde belli bir dağıtım düzenine göre paylaştırılmaktadır. Sistem açık ve çok kontrollü bir şekilde çalıştığından bağışlanan organların herhangi bir ticari döngüye girmesi mümkün değildir. Bağışladığım organlar adaletli bir şekilde ihtiyacı olanlara nakledilir mi? Ölen kişilerin kişilerin bağışlanan organları Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Ulusal Koordinasyon Sistemi içerisinde akademisyenlerden oluşan bilimsel danışma komisyonlarının belirlediği kurallar ve prensipler çerçevesinde organ nakli merkezlerine ve hastalara tahsis edilmektedir. Irk, din, dil, cinsiyet ve statü farkı gözetmeksizin kurallar katı bir şekilde uygulanarak organlar en uygun hastalara adalet ve şeffaflık ilkeleri çerçevesinde nakledilmektedir. Türkiye Organ Nakli Vakfı Belfıtığı Bazı Hastalıklarla Karışabilir Sirkeli Su: Sirkeli su özellikle soğuk algınlığı nedeniyle meydana gelen ses kısıklığı için etkili bir çözüm olarak kullanılabilir. 1 bardak ılık suya 2-3 çay kaşığı sirke ekleyip iyice karıştırdıktan sonra bu suyu içebilir veya içmek istemiyorsanız gargara suyu olarak kullanabilirsiniz. Sarımsak: Sarımsak bakteri nedeniyle oluşan enfeksiyona bağlı olarak kısılan ses için iyi bir doğal çözüm ama sarımsak kokusuna biraz katlanmanız gerekiyor. Antibiyotik etkisi bulunan sarımsak bakteri temizler ve ses kısıklığının daha kısa sürede geçmesine yardımcı olur. Bunun için 1-2 diş sarımsağı çiğnemeniz yeterli. Sarımsak yemek istemiyorsanız iyice çiğnedikten sonra posasını atabilirsiniz. . Dt. Coşkan ARAS NE DUYUYORMUŞ? Genç ve güzel bayan diş hekimi, genç erkek hastasının çıkmakta olan 20 yaş dişinin ağrıyıp ağrımadığını anlamak için uzun sarı saçlarıyla hastaya arkadan öyle bir yaklaşmıştı ki… Türkiye’de 30 Bin Kişi Hayata Tutunmak İçin Organ Bağışı Bekliyor! ”Organ bağışı hayat kurtarır” sloganını hepimiz duyuyoruz. Peki organ bağışı nedir, neden bu kadar önemlidir? İşte bu soruların cevabını tam anlamıyla öğrenmeliyiz ve ona göre kararlar almalıyız. Ses Kısılmasına Karşı Evde Yapılabilecekler 21 - Dişetinize dokunuyorum bakın. Şimdi şöyle yapınca ne duyuyorsunuz? - Ne duyacağım doktor hanım, elbette ki saçlarınızın nefis kokusunu duyuyorum! • Eklem blokajları: Sakroiliak eklemde ve omurgalar arasındaki eklemlerde oluşan eklem blokajları çok şiddetli bel ağrısına neden olur. Hatta doktora sedyede gelebilirler. Dikkatli bir muayene yapıldığında bel fıtığı olmadığı tespit edilebilir. Tedavisi MANUEL TEDAVİ yöntemleri ile yapılır. Bel fıtığı ile en çok karıştırılan hastalıktır. • Brucella (Peynir Hastalığı): Halk arasındaki tabiriyle hayvan hastalığı da denir.Brucella hastalığına yakalanmış hayvanların sütünün içilmesi veya bu sütten yapılan taze,tuzsuz peynirin yenilmesi sonucu insanlara bulaşır. Hastaların belinde şiddetli ağrılar olur. Ağrı kalçalara doğru yayılabilir.Hastaların aşırı derecede gece terlemeleri vardır. İç çamaşırlarını ıslatacak kadar bol terlerler. Yapılacak kan tetkikleri ile bel fıtığından ayırt edilebilirler. Çok sık olarak bel fıtığı ile karıştırılabilir. Hatta bel fıtığı zannedilerek ameliyat edilen hastalar vardır. Dikkatli bir sorgulama yapılırsa ağrının tüm vücutta olduğu ve aşırı terlemenin olduğu fark edilebilir. (Bel fıtığında ağrı tek taraflı bacağa vurur). Ayrıca salgın (Bulaşıcı) bir hastalık olduğundan hastanın çevresinde aynı şikayetleri olan başkalarının da bulunması ayırıcı teşhis de yardımcı olabilir. Tedavisi antibiotik kullanımı ile yapılır. Ağır gece yatarken çok ağrı oluşabilir) Ayırt etmek için damar cerrahisi uzmanlarınca muayene edilmelidir. vakalar hastaneye yatırılarak tedavi edilir. • Fibromyalji: Yumuşak doku romatizması adı da verilir. Yaygın vücut ağrıları vardır. Bel ağrısı ve bacak ağrısı olması nedeniyle bel fıtığı ile karıştırılabilmektedir. • Burger Hastalığı: Sigara içenlerde sık görülür. Bacağa gelen atardamarın tıkanması söz konusudur. Hasta yürüyünce bacağında ağrı oluşur. Birkaç dakika dinlenince geçer. Yürüyünce tekrar başlar. Bu çok tipik bir bulgudur. Yürüyünce başlayan ağrı hasta durur durmaz birkaç dakika içinde geçer.Buna cladicatio intermittend denir. (Bel fıtığında ağrı bacakta ve sürekli olur, dinlenmekle geçmez. Özellikle • Omurilik Kanalının Daralması: Kireçlenme nedeniyle omurilik kanalı daralmıştır.Daralan kanal da omurilik sıkışır.Özellikle hasta hareket edince omuriliğin kanal içinde sürtünmesine bağlı olarak belinde,bacaklarında ağrı ve her iki bacağa yayılan uyuşmalar olur. Yarım saat ve daha fazla dinlenince ağrı ve uyuşmalar azalır. Genelde yaşlı insanların hastalığıdır. Hasta yüz metre veya daha az bir mesafe yürüdüğünde uyuşmaları başlıyorsa ve hastanın günlük aktivitesini kısıtlıyorsa ameliyat yapılabilir. • Omurilik kayması: (Spondilolistezis) Bel omurlarının yerinden kaymasıdır. Omurlardan birisi yerinden kayarak diğerlerine göre öne veya arkaya birkaç milimetreden, 1-2 cm’ye kadar kayabilir. Bu esnada omurilik kanalı daralacağından burada bulunan omurilik ve bacaklara gelen sinirler baskı altında kalırlar. Hastalarda bel ağrısı ön plandadır. Özellikle çok çalışıldığı veya ağır işler yapıldığı zamanlar şikayetleri artar. İstirahat halinde ağrılar azalır. İlerlemiş dönemlerde ağrı tek taraflı veya çift taraflı bacağa vurabilir. Teşhis için 2 yönlü Lumbosakral grafi (Halk deyimiyle “düz bel filmi”) çekilerek Kayan omurga tespit edilir . 22 Aralık 2015 Köy-Koop Haber ETKİNLİKLER ARALIK AYI TARIM TAKVİMİ TARLA BİTKİLERİ HAYVANCILIK e) Pamukta pembe kurt için kültürel mücadele işlemleri yapılır. a) Buğday ve arpa ekimlerine devam edilir. b) 2-3 el pamuk hasadı devam eder. Aralık 2015 - Ocak 2016 TARIM FUARLARI TAKVİMİ f) Sebze fide yastıklarının ilaçlaması yapılır. c) Pamuk sapları kırılır ve sürüm yapılır, pamukta çırçırlama devam eder. g) Sebze fideliklerinde kök çürüklüğü ile mücadele edilir. d) Yeni ekim dönemi için tütün tohumu temin edilir. h) Seralarda hastalık ve zararlılarla mücadele sürdürülür. e) Fiğ ekimleri yapılır. 02.12.2015 - 05.12.2015 Growtech Eurasıa 2015 15. Uluslararası Sera, Tarım Ekipmanları ve Teknolojileri Fuarı Tarım, Seracılık, Hayvancılık Ve Teknolojileri UBM NTSR Fuar - Antalya 02.12.2015 - 05.12.2015 ÇUKUROVA GIDA / GIDA-TEK FUARI Adana 9. Gıda, İçecek Ürünleri, Gıda Işleme, Unlu Mamüller Teknolojileri, Depolama, Soğutma, Taşıma ve Mağaza Market Ekipmanları Tüyap-Adana 02.12.2015 - 05.12.2015 Adana Ambalaj Fuarı 9. Ambalaj ve Plastik Malzeme ve Makineleri, Paketleme İşlemleri ve Kauçuk Fuarı Tüyap-Adana 09.12.2015 - 10.12.2015 Aydın Tarım Gıda ve Hayvancılık Fuarı Tarım, Seracılık, Hayvancılık ve Teknolojileri, Gıda, Gıda İşleme, İçecek, Teknoloji ve Endüstrileri - Aydın Büyükşehir Belediyesi Kapalı Fuar Alanı - Kobi Fuarcılık 13.01.2016 - 15.01.2016 2.AGRI-VIP Tarım ve Hayvancılık, Üretim Girdileri, Ticaret ve Pazarlama Fuarı Tarım, Hayvancılık, Alet Ekipman, Tohum, Fidan, Gübre, İlaç, Tasnif, Ambalaj ve Büyük Ölçekli İşletmeler Adana Hilton Oteli Fuar ve Kongre Merkezi MSK Fuarcılık BAĞ-BAHÇE a) Meyve bahçelerinde toprak işleme ve yanmış hayvan gübresi ile gübreleme yapılır. b) Gübreleme için toprak örneği alınıp, analiz ettirilir. c) Yeni kurulacak meyvelik tesisi için fidan yeri işaretlemesi ve çukur açma işlemleri yapılır. d) Kışlık sebze hasadı devam eder, ilkbahar için marul ve turp tohumları ekilir. e) Yazlık sebzelerin ekileceği sıcak yastıklar hazırlanır. a) Ağıllarda turfanda kuzu doğumları başlar. b) Kuzular 3 haftalıkken kesif yeme başlanır, mer’a dönüşü koyunlara ek yem verilmeli c) Gebe koyunlar sinirsel ve fiziksel stresten uzak tutulmalı d) Doğum malzemeleri hazırlanmalı e) Ahırlarda havalandırma ve sık sık altlık temizliği yapılır. f) Kümeslerde nem ve ısı kontrolleri yapılır. g) Yemlikler sık sık temizlenir. f) Bağlarda boğaz açma yapılır, don tehlikesi olmayan yerlerde bağ budamaya başlanır, gübreleme yapılır. b) Mısır silaj makinalarının bakımı yapılır ve silaja devam edilir. a) Zirai alet ve makinalarının, zirai mücadele makinalarının kışlık bakımları yapılır. c) Araçların kışlık bakımlarının yapılması, antrifizlerinin konması, vize ve sigorta işlemleri gerçekleştirilir. g) Ağaç kesimi h) Zeytin hasadı h) Koyun-keçi vebası, Tüberkiloz, Ruam, Br.Abortus Bang, Br. Melitensis, Kuduz, Nevcastle hastalıklarıyla mücadele yapılır. BİTKİ KORUMA a) Pamuk tohumu fümigasyonu, muayene ve mühürleme işlemleri b) Fidanlıklarda söküm dönemi kontrolleri c) Buğday entegre mücadele çalışmaları KONGRE & SEMPOZYUM ▶▶ 18 Kasım 2015 Tarihli ve 29536 Sayılı Resmî Gazete, 2015/8215 Fındık Üreticilerine Alan Bazlı Gelir Desteği Ödenmesine Dair Karar Avrasya Hayvancılık 2016 8.Hayvancılık, Ekipmanları, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi Fuarı Hayvancılık, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi - İstanbul GAPTARIM 9. Uluslararası Tarım ve Tarımsal Mekanizasyon Fuarı Tarım, Tarım Teknolojileri, Hayvancılık Türkiye’de 24 saat esasıyla hizmet veren tek Merkez olan Ulusal Zehir Danışma Merkezi, zehirlenmeler hakkında size bilgi verir... Mevzuat ▶▶ 17 Kasım 2015 Tarihli ve 29535 Sayılı Resmî Gazete, Yerli Hayvan Irk ve Hatlarının Tescili Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2004/39)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/43) 22.01.2016 - 24.01.2016 04.02.2016 - 07.02.2016 f) Fidanlıklardan sökülen fidanların kontrolü yapılır, denetlenip mühürlenir ve pazara çıkarılır. TARIMSAL MEKANİZASYON Avrasya Tarım Fuarı 2016 9. Uluslararası Tarım ve Tarımsal Mekanizasyon Fuarı Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi - İstanbul Mersin Agrodays Mersin Tarım Gıda ve Hayvancılık Fuarı Tarım, Tarım Makineleri, Gübre, Tohum, Gıda Makineleri, Seracılık, Hayvancılık, Sulama Yenişehir Fuar Merkezi Pozitif Fuarcılık e) Zeytinlerde halkalı leke ile mücadele edilir. e) Seralarda sonbahar ürünü sebzelerin hasadı yapılır. İlkbahar yeütiştiriciliği için domates fidealeri naylon torbalara şaşırtılır. 21.01.2016 - 24.01.2016 21.01.2016- 24.01.2016 d) Buğdayda sürme mücadelesi KOOPERATİF GİRİŞİMCİLİĞİ GELİŞTİRME KURSU KOOP-GEP EĞİTİMİ KOOPERATİF GİRİŞİMCİLİĞİ GELİŞTİRME KURSU KOOP-GEP EĞİTİMİ KOOPERATİF GİRİŞİMCİLİĞİ GELİŞTİRME KURSU KOOP-GEP EĞİTİMİ Kooperatifçi, kooperatiflerin özellikleri, kuruluş işlemleri, kooperatif üyeliği, üyelerin hak ve ödevleri, organları ve kooperatif işlemlerinin tek düzen muhasebe sistemine göre kaydedilmesi iş ve işlemlerini gerçekleştirecek kişidir. İçerik : 17 Ekim 2012 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Kooperatifçilik Strateji Eylem Planı kapsamında (TÜKOSEP) kooperatiflerde yönetici olmak için koop-gep belgesi zorunlu hale gelmiştir. Bu eğitim kapsamına kooperatifçiliğe ilgi duyanlar, Kooperatifçi, kooperatiflerin özellikleri, kuruluş işlemleri, üyeliği, Kurs üyelerin hak ve ödevleri,veorganları ve sendikalar ve yönetim kurulu üyelerine bu gelgeyi almak zorunlu kooperatif hale getirilmiştir. kooperatif finansmanı muhasebesi kooperatif işlemlerinin tek düzen alternatif muhasebeörnek sistemine göre kaydedilmesi iş veolacaktır. işlemlerini gerçekleştirecek alanlarında verilecek eğitimlerle bir kooperatifçilik eğitimi Verilecek bu eğitimkişidir. Kooperatif finansmanı ve muhasebesi alanlarında yeterlilik sağlayamayanlara büyük bir fırsat niteliğinde olmayı hedeflemektedir. İçerik : 17 Ekim 2012 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Kooperatifçilik Strateji Eylem Planı kapsamında (TÜKOSEP) kooperatiflerde yönetici üst olmak için koop-gep belgesi zorunlu hale bireyler, gelmiştir.kooperatif Bu eğitim yönetmek kapsamınaveya kooperatifçiliğe ilgi duyanlar, Katılımcılar : Kooperatif yönetim kurullarında görev alabilecek kurmak amacıyla çalışmak sendikalar ve yönetim kurulu üyelerine bu herkes gelgeyikatılabilir. almak zorunlu hale getirilmiştir. Kurs kooperatif finansmanı ve muhasebesi isteyen bireyler, kooperatifçiliğe ilgi duyan alanlarında verilecek eğitimlerle alternatif örnek bir kooperatifçilik eğitimi olacaktır. Verilecek bu eğitim Kooperatif finansmanı Kooperatifçi, kooperatiflerin kuruluş büyük işlemleri, kooperatif üyeliği, hak ve ödevleri, organları ve ve muhasebesi alanlarında yeterliliközellikleri, sağlayamayanlara bir fırsat niteliğinde olmayıüyelerin hedeflemektedir. kooperatif tek düzen muhasebe sistemineToplam göre kaydedilmesi Kayıt Tarihiişlemlerinin : 30 Kasım 2015 – 31 Aralık 2015 : 40 saat iş ve işlemlerini gerçekleştirecek kişidir. Katılımcılar : Kooperatif üst yönetim kurullarında görev alabilecek bireyler, kooperatif yönetmek veya kurmak amacıyla çalışmak İçerik 17 Ekim 2012 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Kooperatifçilik Strateji Eylem Planı kapsamında (TÜKOSEP) isteyen :bireyler, kooperatifçiliğe ilgi duyan herkes katılabilir. kooperatiflerde yönetici olmak için koop-gep hale gelmiştir.özel Bu kuruluşların eğitim kapsamına kooperatifçiliğe ilgi duyanlar, Eğitim Yeri : AESEM Binası Cacabey Kampüsü belgesi - Kamu zorunlu kurum ve kuruluşları, seminer salonları. sendikalar ve yönetim kurulu üyelerine bu gelgeyi almak zorunlu hale getirilmiştir. Kurs kooperatif finansmanı ve muhasebesi alanlarında eğitimlerle alternatif örnek bir Eğitim kooperatifçilik eğitimi olacaktır. Verilecek bu eğitim Kooperatif finansmanı KayıtÜcreti Tarihiverilecek :: 3250 0 Kasım 31 Aralık 2015 Toplam : 40 saat Kurs TL +2015 Halk– eğitim Merkezine Sertifikası Bedeli 50 TL’dir. ve muhasebesi alanlarında yeterlilik sağlayamayanlara büyük bir fırsat niteliğinde olmayı hedeflemektedir. Kurslarda sınıflar 30 kişi ile sınırlıdır. Eğitim Yeri ::Kooperatif AESEM Binası - Kamu kurum ve kuruluşları, kuruluşların seminer Katılımcılar üst Cacabey yönetim Kampüsü kurullarında görev alabilecek bireyler, özel kooperatif yönetmek veyasalonları. kurmak amacıyla çalışmak Programın sonunda katılımcılara «Eğitim Sertifikası» verilecektir. isteyen bireyler, kooperatifçiliğe ilgi duyan herkes katılabilir. Kurs Ücreti : 250 TL + Halk eğitim Merkezine Eğitim Sertifikası Bedeli 50 TL’dir. Kurslarda sınıflar 30sayfası kişi ileveya sınırlıdır. Nasıl Başvurabilirim? AESEM web sekretarya ile ön kayıt yapabilirsiniz. Kayıt Tarihi : 30 Kasım 2015 – 31 Aralık 2015 Toplam : 40 saat Programın sonunda katılımcılara «Eğitim Sertifikası» verilecektir. *** Ödemelerinizi TC Ziraat Bankası Kırşehir Şubesi AESEM hesabı olan TR24 0001 0002 6158 8995 5650 01 numaralı Eğitim Yeri : AESEMTCBinası Cacabey Kampüsü - Kamu kurumKursun ve kuruluşları, özel kuruluşların seminer salonları. hesaba; Ad-Soyad, Kimlik Numarası ve Katılacağınız Adını belirterek yatırmanız ve dekontu merkezimize teslim etmeniz gerekmektedir. Nasıl Başvurabilirim? AESEM web sayfası veya sekretarya ile ön kayıt yapabilirsiniz. Kurs Ücreti : 250 TL + Halk eğitim Merkezine Eğitim Sertifikası Bedeli 50 TL’dir. İletişim : Ahi Evran Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Cacabey Kampüsü C Blok Eski Rektörlük Binası Tel.Nu. : 0386 280 4892–93 Kurslarda sınıflarBankası 30 kişi ile sınırlıdır. TC Ziraat Kırşehir Şubesi AESEM hesabı olan TR24 0001 0002 6158 8995 5650 01 numaralı *** Ödemelerinizi hesaba; Ad-Soyad, TC Kimlik Numarası ve Katılacağınız Kursun Adınıverilecektir. belirterek yatırmanız ve dekontu merkezimize teslim Programın sonunda katılımcılara «Eğitim Sertifikası» etmeniz gerekmektedir. İletişim : Ahi Evran Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Cacabey Kampüsü C Blok Eski Rektörlük Binası Tel.Nu. : 0386 280 4892–93 Nasıl Başvurabilirim? AESEM web sayfası veya sekretarya ile ön kayıt yapabilirsiniz. *** Ödemelerinizi TC Ziraat Bankası Kırşehir Şubesi AESEM hesabı olan TR24 0001 0002 6158 8995 5650 01 numaralı hesaba; Ad-Soyad, TC Kimlik Numarası ve Katılacağınız Kursun Adını belirterek yatırmanız ve dekontu merkezimize teslim etmeniz gerekmektedir. İletişim : Ahi Evran Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Cacabey Kampüsü C Blok Eski Rektörlük Binası Tel.Nu. : 0386 280 4892–93 ▶▶ 18 Kasım 2015 Tarihli ve 29536 Sayılı Resmî Gazete, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Kontrolüne Tabi Belirli Ürünlerin Girişine Yetkili Gümrük İdareleri ile Resmi Kontrollerini Yapmaya Yetkili İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerinin Belirlenmesine Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ▶▶ 19 Kasım 2015 Tarihli ve 29537 Sayılı Resmî Gazete, 2015/8234 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sudan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Tarımsal İşbirliği ve Ortaklığına İlişkin Anlaşmanın Onaylanması Hakkında Karar ▶▶ 19 Kasım 2015 Tarihli ve 29537 Sayılı Resmî Gazete, 2015/8246 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Avrupa Komisyonu Arasında Katılım Öncesi Yardım Aracı Altında Tarım ve Kırsal Kalkınma Politika Alanı (IPARD) Kapsamında Türkiye Cumhuriyetine Yapılacak Olan Birlik Mali Yardımının Yönetimi ve Uygulanmasına İlişkin Hükümleri Tesis Eden Sektörel Anlaşmanın Onaylanması Hakkında Karar ▶▶ 19 Kasım 2015 Tarihli ve 29537 Sayılı Resmî Gazete, 2015/8248 Tarım Sigortaları Havuzu Tarafından Kapsama Alınacak Riskler, Ürünler ve Bölgeler ile Prim Desteği Oranlarına İlişkin Karar ▶▶ 20 Kasım 2015 Tarihli ve 29538 Sayılı Resmî Gazete, Yem Hijyeni Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 21 Kasım 2015 Tarihli ve 29539 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Takviye Edici Gıdalar Tebliği (Tebliğ No: 2013/49)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/44) Aralık 2015 Tarım Bulmacası Çözümü Soldan-Sağa: 1- Bakliyatyılı 2- Asma... Masat 3- Ra... İrs... Kırı 4- Brokoli... Ar 5- Kırsal 6Nalça... Katı 7- Oa... Mir... Ma 8- As... Ne... Kanara 9- İm... Na... Ka... Ir 10- Aman... Yakarma 11- Ayı... Balata 12- Ra... Manas... Dia Yukarıdan Aşağıya: 1- Barbunya... Aar 2- Asar... Simya 3- Km... Oslo... Mai 4- Laik... Çan 5Roka... En... Ba 6- Yaslı... Ayan 7- İrmik... Ala 8- Tm... Rakkas 9- Yakmak... Naat 10-Isı... Lama... Rad 11- Lara... Tarım 12- Itırlı... Arama Köy-Koop Haber Aralık 2015 SPOR-TARIM BULMACA 23 Sağlam Kafa (Eskiden) Sağlam Vücutta Bulunur (Du)..! »» 30 ton ağırlığı ve 167 m2 büyüklüğü olan bir nesneyi cebinizde taşıyabilirmisiniz? Hayal etmesi bile zor olan bu büyüklüğü, her gün milyonlarca insan farkında olmadan cebinde taşıyor.1946 yılında dünyanın ilk bilgisayarı kabul edilen “ENIAC” adlı dev makinayı üretenler, bir gün onun cebimize gireceğini hayal bile etmemişlerdir. Günümüzde artık teknolojiden ve teknolojinin nimetlerinden faydalanmama, uzak durma, kaçma gibi bir durum söz konusu değil. Çünkü artık tüm insanlık “TEKNOLOJİ BAĞIMLISI” haline geldi. Gözünü açtığı anda telefona sarılan, hatta gecenin bir yarısı bile, uyarıcı sese tepki verip uykuyu bölüp telefona bakan, telefonla, bilgisayarla yaşayan bir insanlık haline dönüşüyoruz demiyoruz dönüştük bile. Bu bağımlılık sonucu yeni yeni hastalıklar ortaya çıkmaya başladı. Ancak bu hastalıkların hepsinin temel nedeni her fırsatta dile getirdiğimiz “HAREKET” eksikliğidir. Yapılan araştırmalarda dünyada her yıl binlerce insanın, hareketsiz yaşantıya bağlı rahatsızlıklardan dolayı hayatını kaybettiği ispatlanmıştır. Ve ne yazık ki bu sayı gitgide artmaktadır. Çünkü teknoloji bize hareket etme imkânı vermemektedir. Oysa eskiden ne rahattık. Bilgisayarımız yoktu, kâğıt kalemimiz vardı. Cep telefonumuz yoktu, jetonlu telefonlar ya da komşudaki telefonla işimizi hallederdik. Uzaktan kumandamız yoktu, zaten gerekmiyordu da çünkü tek kanaldan başka seçeneğimiz yoktu. Kibrit kutusundan daha küçük müzik çalarlarımız da yoktu, radyo yetiyordu. Google da yoktu, ansiklopedilerimiz vardı sayfalarını yüzlerce kez çevirdiğimiz. Sonra, hızla hayatımıza “TEKNOLOJİ” girdi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi ve olmayacaktı da. Oturduğumuz yerden elimizdeki internete bağlı bir telefondan, alışveriş, yemek, içmek, eğlence, sohbet vs. aklımıza gelebilecek her türlü işlemi yapabilmekteyiz. daha onlarca insan hayatının kalitesini etkileyen etkende artış gözlenmektedir. • Kas, iskelet sistemi sorunlarında, • Göz sorunlarında, • Beyin ve sinir sistemi sorunlarında, • Obezite sorunlarında, • Uyku sorunlarında, • Ruh sağlığı sorunlarında, • Çocuklarda dil gelişimi sorunlarında, • Sosyal iletişim sorunlarında ve Her saniye artan, bu insan hayatını kolaylaştıran şeylerin sonucu: TARIM BULMACA 1 2 3 4 5 6 7 8 Y. İzzettin BAŞER 9 10 11 12 Giderek artan tehlikenin herkes farkında ve çok yakında bu bağımlılık için de tedavi merkezlerinin açılması, aklı başında kimseyi şaşırtmayacaktır. Oysaki uzak duramadığımız teknolojiyi biraz kontrollü kullanmayı başarabilirsek, sağlığımızı da korumayı başaracağız. Özellikle çocuklarda sigara, alkolü nasıl tehlikeli görüyorsak ve yasaklıyorsak, aynı şekilde teknolojik aletlerin de kullanımını kısıtlama yoluna gitmeliyiz. Bu kı- Daha Özgür, Daha Eşit ve Daha Mutlu Bir Dünya İçin İnsan Hakları Tüm insanların doğuştan özgür ve eşit olduğu gerçeği üzerine inşa edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun Haziran 1948’de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir. İnsan hakları bilincinin tüm dünyada yerleşmesi ve gelişmesi açısından Beyanname’nin taşıdığı anlam ve önemin dünya kamuoyunca paylaşılması amacıyla, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Soldan Sağa 1- BM tarafından kabul edilen 2016’nın konusu 2- Belirli bir tür üzüm veren bitki... Bağ çubuğu budandıktan sonra kütükte kalan parça. 3Güneş tanrısı... Kalıtım... Eşek yavrusu, sıpa 4- Bir tür sebze... Utanma 5- Nüfus yoğunluğunun düşük, tarım ve hayvancılık yapılan yer, bölge 6- Ayakkabıların altına çakılan demir... Sıvı olmayan 7- Ona... Kumandan, amir... Su 8- Gelincik denilen hayvan... Neon’un simgesi... Hayvan satılan ve kesilen yer, mezbaha. 9- İşaret... İşte... Bir çeşit saç ekmeği, böreği ... İridyumun simgesi 10- Yardım istenildiğini anlatan bir söz... Israrla istemek, yalvarmak 11- Bir hayvan... Üzümün yarı olgun durumu... 12- Radyumun simgesi... Mayısböceğinin tırtıl durumu... Slayt Yukarıdan Aşağıya 1- Bir tür fasuyle... Eğer 2- Şalvar, potur... Alşimi 3- Kilometre... Norveç’in başkenti... Mavi 4- Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan... Kadeh şeklinde, madenden yapılmış ses çıkaracak âlet... 5- Taneli mısır koçanı... Genişlik... Baryumun simgesi 6- Matemli... Belli, açık 7- Hayvanların beğenmeyerek yemedikleri iri saman... Karışık renkli 8- Türk malı... Erkek dansçı 9- Tutuşturmak... Bir şeyin niteliklerini övme 10- Sıcaklık ve soğukluk derecesi.... Yassı ve dar biçimli parça ... Radyasyon enerjisini ya da dozunu gösteren doz birimi 11- Antalya’nın bir ilçesi... Ziraat 12- Aromatik, güzel kokulu... Bulmaya çalışma, inceleme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi( AİHS) Sözleşme Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmıştır. Tam adı, ”İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi”dir. Sözleşme 04.11.1950 tarihinde Roma’da kabul edilmiştir. Yürürlüğe giriş tarihi 03.09.1953’tür. Türkiye Sözleşmeyi, 04.11.1950 tarihinde imzalamış ve 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Kanunun ve Sözleşmenin Resmi Gazete’de yayım tarihi, 19.03.1954’tür. Sözleşme’nin onay belgesi 18.05.1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine depo edilmiştir. Bu tarih Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği tarih olmaktadır. S öz l e ş m e ’d e düzenlenen ve kenar başlıkları 01.11.1998 tarihinde yürürlüğe giren 11 Numaralı Protokol’ün hükümleri doğrultusunda Sözleşme metnine işlenen haklar ve özgürlükler şunlardır: 1. Yaşam hakkı(madde 2) 2. İşkence yasağı(madde 3) 3. Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı (madde 4) 4. Özgürlük ve güvenlik hakkı (madde 5) 5. Adil yargılanma hakkı (madde 6) 6. Kanunsuz ceza olmaz (madde 7) 7. Özel ve aile hayatına saygı hakkı (madde 8) 8. Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (madde 9) 9. İfade özgürlüğü(madde 10) 10. Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü (madde 11) 11. Evlenme hakkı(madde 12) 12. Etkili başvuru hakkı (madde 13) 13. Ayrımcılık yasağı (mad.14) sıtlama ve dikkatli kullanım sadece çocuklar için değil hangi yaşta olursa olsun tüm bireyler için gereklidir. Çünkü sağlık için gereken “HAREKET” dir. ürüyün, koşun, Y sıçrayın, yuvarlanın, oturun, kalkın. Tüm bu söylediklerimi vücudunuzun bir organı haline dönüşmüş telefonunuz ya da bilgisayarınız yapamaz ya da sizin yerinize yapamaz. Sağlığınız bozulduğunda da yerine getiremez. Unutmayın, bedeninizin harekete, ruhunuzun etten kemikten insana ihtiyacı var. Teknolojinin esiri olmayın, o sizin köleniz olsun. Spor ve hareket dolu günlerin sizinle olması dileğiyle… Kooperatifçilik Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya kooperatifçiliğindeki en son durum ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik, Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı ve birçok konu ele alınmış. Kooperatifçilik Prof.Dr. Erkan Rehber • Kooperatifçiliğin Tarihçesi • Kooperatif Tanımı, Sınıflandırılması • Kooperatifçilik Değer ve İlkeleri • Kooperatif Teorisi • Dünya ve Türkiye'de Kooperatifçilik • Kooperatiflerin Geleceği www.ekinyayinevi.com Küreselleş(tir)me Karşısı Bilim Politik Yazılar Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı Yayınevi: İlkim Ozan Yayınları Kitapta öncelikle günümüzde dünya ve Türkiye’de bilimin durumu ele alınmış ve akademik kapitalizm irdelenmiştir. Bu yazıları, Batı’da bilimin gelişmesi, buna karşılık İslam Dünyası ve Osmanlı’da bilimin gerilemesinin nedenlerini sorgulayan metinler izlemiştir. Bilimin ve onun yarattığı uygarlığın salt Batı’ya ait bir olgu olduğunu ve Doğu’nun gelişen Dünya tarihi içinde edilgen bir izleyici olarak kaldığını varsayan Oryantalizm/Avrupa merkezci görüşler ise birbirini izleyen yazılarla sorgulanmış ve bu görüşün dayanıksız olduğuna ilişkin bilgiler derlenmiştir.
Benzer belgeler
Slayt 1 - Sosyal Bilgiler
01.12.2015 Kasım 2015 Dönemina Ait Dayanıklı Tüketim ve Diğer Mallara İlişkin Özel
15.12.2015 Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi
01.12.2015 Kasım 2015 Dönemina Ait Kaynak Kullanımı Destekleme Fo...
Köy-Koop Haber Gazetesi 10. Sayı
Ülkemizde kooperatifçilik sektörünü, sürdürülebilir ve rekabet edilebilir yenilikçi bir yapıya ulaştırmak,
toplumdaki kooperatifçilik imajını
olumlu yönde güçlendirmek, kooperatifçilik sektörünü ge...
Dünyada Başarılı Kooperatifçilik Uygulamaları
»» Sonsuzluğa uğurlanışının 77. Yıldönümünde M. Kemal
Atatürk’e Özlem ve Saygıyla...
Cumhuriyetin Türkiye’de gerçekleştirdiği bütün yeniliklerde Atatürk’ün
başat yeri var. Bu nedenle Cumhuriyetin A...
Gelişmiş Ülkelerde Kooperatifçilik Uygulamaları
konuşulduğu eğitim Gümrük ve Ticaret
Bakanlığı Uzmanları ve Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksekokulu