Bio ExPERT
Transkript
Bio ExPERT
ISSN: 1309-2596 Cilt: 3, Sayı: 3, 2013 BioExPERT EULAR 2013'den Seçilmiş Çalışmalar BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Editör Prof. Dr. Nurullah Akkoç Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmünoloji-Romatoloji Bilim Dalı, İzmir Yazarlar Prof. Dr. Salih Pay Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Romatoloji Bilim Dalı, Ankara Prof. Dr. Cengiz Korkmaz Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı, Eskişehir Doç. Dr. Veli Yazısız Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı, İstanbul Doç. Dr. Süleyman Serdar Koca Fırat Üniversitesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Romatoloji Bilim Dalı, İstanbul BioEXPERT Yıl: 3 Sayı: 3 Sayfa: 1-32 ISSN: 1309-2596 YEREL SÜRELİ Sigma Publishing Dan. ve Org. Dış Tic. Ltd. Şti. adına; İmtiyaz Sahibi Gönül Simpson Yayın Danışmanı İlkay Marangoz Editör Prof. Dr. Nurullah Akkoç Yazarlar Prof. Dr. Salih Pay Prof. Dr. Cengiz Korkmaz Doç. Dr. Veli Yazısız Doç. Dr. Süleyman Serdar Koca Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu) Gönül Simpson İdare Yeri ve Yazışma Adresi Sigma Publishing Danışmanlık ve Organizasyon Dış Tic. Ltd. Şti. Vişne 2 Bölgesi, Çayırgüzeli Sok. No:14 Zekeriyaköy Sarıyer / İstanbul Tel : 0 212 352 16 61 Faks : 0 212 352 16 57 e-mail: [email protected] www.sigmapublishing.com Sertifika No: 12165 Has Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti. Yüzyıl mahallesi, MAS-SİT Matbaacılar Sitesi, 3. Cadde, 199A, Bağcılar İstanbul Tel: 0 212 629 02 49 | www.hasmatbaa.com.tr Sertifika No: 13903 Bu dergide yayınlanan yazı ve şekillerin sorumluluğu yazarlarına aittir. Sigma Publishing herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar İçindekiler yÖnsöz . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . II Prof. Dr. Nurullah Akkoç y EULAR 2013; Romatoid Artrit Tedavisinde JAK İnhibitörleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 Prof. Dr. Salih Pay y EULAR 2013; Romatoid Artrit Tedavisinde TNF İnhibitörleri . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 6 Prof. Dr. Cengiz Korkmaz y EULAR 2013; Romatoid Artrit ve Diğer Romatizmal Hastalıkların Tedavisinde TNF İnhibitörü Olmayan Biyolojikler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 13 Doç. Dr. Veli Yazısız y EULAR 2013; Spondiloartrit Tedavisinde TNF İnhibitörleri ve Diğer Biyolojikler . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 22 Doç. Dr. Süleyman Serdar Koca BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Önsöz Değerli Bioexpert Okuyucuları, Bioexpert’in bu yılki 3. sayısında 12-15 Haziran 2013 tarihleri arasında Madrid’de yapılan EULAR kongresinde sunulan bildirileri sizler için gözden geçirdik. Bildirileri seçerken her zamanki gibi biyolojik ilaçlar ve protein kinaz inhibitörleri ile yapılan klinik çalışmalara önem verdik. Bu yıl EULAR toplantısına 14.001 kişi katıldı. Bu sayı 2012 yılında Berlin’deki katılımın (14.740) ve 2011 yılındaki Londra’daki toplantının (16.106) altında kaldı. Kongreye 3889 abstrakt sunuldu; 2142 abstrakt sözel veya poster sunumu olarak, 908 abstrakt ise yalnızca kongre kitapçığında yayınlanmak üzere kabul edildi. Türkiye’den kabul edilen abstrakt sayısı 164 olup, bunlardan 56 tanesi sadece kitapçıkta yayınlanmak için kabul edilen abstraktlardı. Bu yılki EULAR toplantısında sunulan abstraktların yaklaşık 743 tanesi romatoid artrit ile ilgiliydi. Bu abstraktlardan 71 tanesi sözel, 411 tanesi poster bildiri olarak sunuldu ve 261 tanesi abstrakt kitapçığında yayınlandı. Spondilartrit ile ilgili 223 tane abstrakt vardı; bunlardan 25 tanesi sözel, 99 tanesi poster bildiri olarak sunuldu ve 99 tanesi abstrakt kitapçığında yayınlandı. Bunların dışında 20 tane psöryatik artrit ile ilgili abstrakt vardı. Bu bildiriler arasından seçilen, spondilartritlerde biyolojik ilaçlar ile ilgili çalışmalar Dr. Süleyman Serdar Koca tarafından; romatoid artritte TNF inhibitörleriyle ilgili çalışmalar Dr. Cengiz Korkmaz tarafından; romatoid artrit ve diğer romatizmal hastalıklarda TNF-inhibitörü olmayan biyolojikler ile ilgili çalışmalar Dr. Veli Yazısız tarafından, romatoid artritte protein kinaz inhibitörleriyle ilgili çalışmalar Dr. Salih Pay tarafından sizler için gözden geçirildi. Romatizmal hastalıklarda biyolojik ilaçlar ile yapılan ve bu yılki EULAR toplantısında sunulan çalışmaların gözden geçirildiği bu sayıyı ilgi ile okuyacağınızı ve yararlanacağınızı umarım. Prof. Dr. Nurullah Akkoç Ağustos, 2013 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Salih Pay EULAR 2013; Romatoid Artrit Tedavisinde JAK İnhibitörleri Tofasitinib (CP690,550) romatoid artrit (RA) tedavisi için geliştirilmiş olan oral yolla kullanılan immünmodülatör ve hastalık modifiye edici ajandır. Tofasitinib Janus Kinaz (JAK) enzimini bloke ederek etkisini gösterir. JAK enzimlerinin yer aldığı hücre içi yolaklar immün hücre aktivasyonu, proinflamatuar sitokinlerin üretimi ve sitokin sinyalizasyonunda önemli rol oynarlar. Tofasitinib, JAK1 ve JAK3’ü JAK2’ye göre fonksiyonel olarak daha spesifik bir şekilde inhibe eder. Fakat daha sonraki yıllarda barisitinib gibi başlıca JAK1 ve JAK2 inhibisyonu yapan, spesifik olarak JAK1 veya JAK3’ü inhibe eden küçük moleküller geliştirilmiş ve RA’nın tedavi çalışmalarında kullanılmaya başlanmıştır. EULAR 2013’de sunulan RA’lı hastalarda JAK inhibitörleri ile ilgili çalışmaları iki bölüme ayırmak mümkündür: 1. Tofasitinib ile ilgili çalışmalar, 2. Yeni JAK inhibitörleri ile ilgili çalışmalar. Tofasitinib ile İlgili Çalışmalar Tofasitinib ile ilgili çalışmalar tofasitinibin farklı hasta gruplarında etkinliğini gösteren veya monoterapi gibi farklı uygulama protokollerinde kullanıldığı araştırmaları, diğer tedavi seçenekleri ile karşılaştıran çalışmaları ve güvenlik verilerini araştıran çalışmaları içermektedir. EULAR 2013’te tofasitinibin farklı hasta gruplarında etkinliğini gösteren veya monoterapi gibi farklı uygulama protokollerde kullanımını değerlendiren 5 çalışma vardır. Bunların ilki tofasitinibin sinovyal inflamasyona etkisini göstermek için Boyle ve arkadaşlarının yaptığı prospektif sinovyal biyopsi çalışmasıdır (1). Bu çalışmada JAK inhibisyonunun sinovyal histopatoloji, gen ekspresyonu ve sinyalizasyon üzerine etkileri değerlendirilmiştir. Randomize, çift kör, bu faz2a klinik çalışmada MTX’e yanıtsız hastalarda günde iki kez 10 mg tofasitinib alan 15 hasta ile plasebo alan 14 hasta karşılaştırılmıştır. Biyopsiler 7. ve 28. günlerde alınmıştır. Bu çalışmanın sonuçları tofasitinibin JAK1-STAT1 sinyal yolağını süprese ederek sinoviyal immün ve inflamatuar yanıtları modüle ettiğini ve bu değişikliklerin klinik yanıt ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışma tofasitibin sinoviyal patolojiyi düzelttiğini göstermektedir. © 2013 Sigma Publishing. Tüm hakları saklıdır. Tofasitinibin adalimumab ile karşılaştırıldığı bir faz-3 randomize kontrollü çalışma daha önceden yayınlanmıştı (2). Genovese ve arkadaşları bu çalışmanın açık etiketli uzatma bölümünde washout yapmadan adalimumabdan tofasitinibe geçiş yapan 125 hasta ile tofasitinib alarak devam eden 124 hastayı karşılaştırmışlardır (3). Bu açık etiketli uzatma döneminde her iki grupta da ACR 20, 50 ve 70 ve de HAQ-DI ile belirlenen klinik yanıttaki sayısal düzelmenin devam ettiği gösterilmiştir. Benzer olarak güvenlik ile ilişkili olayların her iki grupta aynı olduğu, ancak randomize kontrollü çalışma dönemine göre her iki grupta da biraz artığı gözlenmiştir. Bu çalışma adalimumabın üzerine tofasitinib uygulamanın güvenli olduğu göstermektedir. Ancak her iki grupta yan etkilerdeki artışın nedeni araştırılmalıdır. EULAR 2013’te diğer ilginç bir çalışmada daha önce TNF inhibitörlerine yetersiz yanıt veren hastalarda tofasitinibin etkinliği ile diğer biyolojiklerin karşılaştırıldığı bir metaanalizdir (4). Bu metaanalizde Vieira ve arkadaşları MTX ile kombine tofasitinibi değerlendiren 5 randomize klinik çalışma ile abatasept, golimumab, tosilizumab ve rituksimabı karşılaştırmışlardır. Etkinlik kriteri olarak 12. haftadaki ACR yanıtları ve HAQ skorları göz önüne alınmıştır. Güvenlik verileri yan etkilere bağlı tedavinin kesilme oranlarına göre değerlendirilmiştir. Çalışmada tofasitinib grubu 1946 hastayı içermiştir. Yapılan metaanalizin sonuçları, TNF inhibitör dirençli hastalarda tofasitinibin semptom ve bulguları düzeltmekte ve yan etkilere bağlı tedavinin kesilmesi sıklığının diğer biyolojiklere benzer olduğunu göstermiştir. EULAR 2013’te tofasitinib ile ilgili en heyecan verici çalışmalar sanırım monoterapi ile ilgili olan iki araştırmaydı. Bunların birincisi Keystone ve arkadaşlarının faz-3 çalışmalardaki DMARD dirençli RA hastalarında monoterapi ve kombine tedavinin etkinlik ve güvenliğini değerlendiren post-hoc analizleridir (5). Bu analize; DMARD tedavisine dirençli olan hastaları dahil eden üç faz-3 çalışmadan DMARD ile kombine tofasitinib uygulanan yaklaşık 2100 hasta ve tofasitinib monoterapisi uygulanan bir faz-3 çalışmadan yaklaşık 600 kişi alınmıştır. Bu metaanaliz, 1 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar DMARD dirençli hastalarda tofasitinibin monoterapi olarak kullanımı ile DMARD ile kombine uygulanması arasında etkinlik ve güvenlilik sonlanım noktaları açısından farklılık olmadığını göstermiştir. Ancak bu konuda kesin bir kanaate erişmek için tofasitinib monoterapisi ile DMARD’lar ile kombinasyon tedavisini doğrudan karşılaştıran randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu konuyla ilgili olarak Strand ve arkadaşları MTX-naif aktif RA’lı hastalarda yapılan randomize, çift kör, paralel grup faz-3 çalışmanın 12 aylık ara analizinde tofasitinib ve MTX monoterapisinin hastanın bildirdiği değerlendirmelere (HBD) etkisini araştırmışlardır (6). Hasta bildirimine dayanan değerlendirmeler başlangıca göre; VAS, hastanın global değerlendirmesi, HAQ -DI, HR-QoL (SF-36) ve yorgunluk içinde FACIT-F’i kapsamaktaydı. Çalışmanın 12. ayında 307 hasta günde iki kez 5 mg, 328 hasta günde iki kez 10 mg tofasitinib, 134 hasta ise MTX monoterapisi almaktadır. Tofasitinib 5 mg grubunun SF 36 mental komponent skoru dışındaki tüm HBD parametrelerinde tofasitinib tedavisi istatistiksel olarak belirgin daha iyi iyileşmeler sağlamıştır. HBD parametrelerin değerlerindeki değişiklikler 5 mg tofasitinib grubuna göre 10 mg grubunda sayısal olarak daha yüksek saptanmıştır. Tofasitinib 10 mg tedavisi alanlar arasında tüm HBD parametreleri açısından minimum klinik olarak önemli farklılığa ulaşan hasta oranı MTX alanlara göre daha fazladır. Bu iki çalışma (5, 6) aktif RA’lı hastalarda tofasitinib monoterapisinin de etkili olduğunu göstermektedir. EULAR 2013’te tofasitinibin güvenlik verileri ile ilgili 4 çalışma sunulmuştur. Bunlardan birincisi Wintrop ve arkadaşları tarafından yapılan tek başına veya MTX ile birlikte tofasitinib kullanan RA’lı hastalarda grip ve pnömoni aşısı yanıtlarını değerlendiren çalışmadır (7). Bu çalışmada MTX ile birlikte veya tek başına günde iki kez 10 mg tofasitinib veya plasebo alan hastalara tedavinin başlangıcından 28 gün sonra grip ve pnömoni aşısı uygulanmıştır. Aşılama öncesi ve 35 gün sonra her iki aşının da spesifik antikorlarına bakılmıştır. Bu çalışmanın birincil sonlanım noktası; aşılamadan 35 gün sonra pnömokok ve grip aşısı için yeterli hümoral yanıt sağlayan hastaların oranları olarak tanımlanmıştır. Çalışma grubu tofasitinib ile tedavi edilen 102 hasta ve plasebo alan 98 hasta olmak üzere 200 hastadan oluşmuştur. Her iki grubun yaklaşık yarısı MTX almaktaymış. Aşılamanın sonucunda her iki grupta grip aşısına karşı yeterli humoral immün yanıt oluşturan hastaların oranları benzer saptanmıştır. Ancak özellikle MTX ile kombine tofasitinib alan hastalarda pnömoni aşısına karşı yeterli humoral im2 Cilt 3, Sayı 3 mün yanıtın daha az oranda geliştiği gösterilmiştir. Bu sonuçlara göre RA’lı hastalarda genel bir öneri olarak MTX veya tofasitinib başlamadan önce pnömoni aşısı uygulanması tavsiye edilmelidir. EULAR 2013’te bildirilen ikinci güvenlik çalışması van Vollenhoven ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir (8). Bu çalışmada tofasitinibin lenfosit gelişimi, fonksiyonu ve homeostazı ile yakın ilişkili olduğu bilinen IL-2, 4, 7, 15, 21 sitokinlerini inhibe ettiği bilindiği için tofasitinib tedavisini takiben mutlak lenfosit sayısı ve enfeksiyon gelişimi arasındaki ilişki araştırılmıştır. RA’lı hastalarda üç faz-3 ve iki açık etiketli uzatma çalışması olmak üzere 5 randomize kontrollü çalışmada mutlak lenfosit sayısı ve tedavi ilişkili advers olaylar, ciddi enfeksiyon ve fırsatçı enfeksiyonlar analiz edilmiştir. Lenfopeni OMERACT kriterlerine göre tanımlanmıştır (mutlak lenfosit sayısı x 1000/mm3); hafif: ≥1.5 ve <2; orta-ciddi: <1.5 ve ≥0.5; ve yaşamı tehdit eden: <0.5. Bu çalışmada faz-3 çalışmalarına katılan 3252 hasta analiz edilmiş ve başlangıçta hastaların %35-39’unda mutlak lenfosit sayısı <1.5 olarak saptanmıştır. Faz-3 verilerin havuzlanmış analizi ile birinci ayın sonunda tofasitinib ile başlangıç değerlere göre mutlak lenfosit sayısında artışlar belirlenmiş, ancak bunu takiben tedavinin 12. ayının sonunda mutlak lenfosit sayısı düzeylerinde kademeli olarak yaklaşık %10 civarında azalmalar gözlenmiştir. Açık etiketli uzatma döneminde ise ortalama mutlak lenfosit sayısında azalma izlenmemiştir. Faz-3 çalışmalarındaki lenfopeni sıklığı 3. ve 6. aylarda tofasitinib ve plasebo grubunda benzerdir. Mutlak lenfosit sayısı değerleri ≥0.5 olan hastalarda tedavi ilişkili advers olay, ciddi enfeksiyon ve fırsatçı enfeksiyon sıklığında artış izlenmemiştir. Mutlak lenfosit sayısı değerleri <0.5 hasta oranı faz-3 çalışmalarında %0.2 ve açık etiketli uzatmada %0.3 olmak üzere (toplam 15 hastada) oldukça nadir görülmüştür. Bu hastaların da 11’inde tedavi ilişkili advers olay, 4’ünde ciddi enfeksiyon ve 1’inde fırsatçı enfeksiyon gözlenmiştir. Bu verilere göre tofasitinib alan hastalarda yaşamı tehdit eden lenfopeni (mutlak lenfosit sayısı <0.5) oldukça nadirdir; ancak mutlak lenfosit sayısının <0.5’in altında olması önemli bir risk olarak gözlenmektedir. Tofasitinibin güvenlik verileriyle ilgili diğer ilginç bir çalışma da Burmester ve arkadaşları tarafından sunulmuştur (9). Bu çalışmada tofasitinib uygulanan DMARD ve biyolojiklere dirençli hastalarda güvenlik verilerinin farklı olup olmadığı araştırılmıştır. Bu araştırmada birincil karşılaştırma 6-12 ay günde 2 kez 5 veya 10 mg tofasitinib ile tedavi edilen 5 randomize kontrollü faz-3 çalışma verilerinden yapılmıştır. Des- BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 tekleyici analiz ise havuzlanmış açık etiketli uzatma çalışmasında gerçekleştirilmiştir. Hastalarda havuzlanmış faz-3 çalışmalarından ve DMARD dirençli hasta grubu toplam 2389 ve biyolojik dirençli hasta grubu ise toplam 641 hastadan oluşmuştur. DMARD dirençli hasta grubuna göre, biyolojik dirençli hasta grubunda ciddi advers olay daha sık izlenmiştir. Bunun dışında, ölüm oranları, ciddi enfeksiyon, malinite ve majör kardiyovasküler olayların oranı gruplar arasında benzer bulunmuştur. Açık etiketli uzatma çalışmalarına ise DMARD dirençli 2715 ve biyolojik dirençli 514 hasta katılmıştır. DMARD dirençli hastalarla karşılaştırıldığında, biyolojik dirençli hasta grubunda ciddi advers olay, advers olay ve ciddi enfeksiyon daha sık olarak izlenmiştir. Bu veriler tofasitinib tedavi sürecinde yan etki açısından biyolojik dirençli hastalarda daha dikkatli olmanın gerektiğini düşündürmektedir. Mclnnes ve arkadaşları aktif RA’lı hastalarda tofasitinibin lipid biyo-belirteçleri üzerine etkilerini araştırdıkları çalışmalarını sundular (10). Çalışmanın amacı tofasitinib veya plasebo ile tedavi edilen RA’lı hastalarda lipid biyokimyası ve kardiyovasküler risk ile ilişkili biyo-belirteçlerdeki değişiklikleri araştırmaktır. Kardiyovasküler biyo-belirteçler MTX veya diğer DMARD’lara yetersiz yanıt veren RA’lı hastalarda tofasitinibin uygulandığı iki faz-2 ve bir faz-3 çalışmada değerlendirilmiştir. Analizler başlangıçta ve tedaviden (tofasitinib monoterapisi, kombine tedavi ve plasebo tedavisi) 3 ay sonra yapılmıştır. Tofasitinibin lecithin-cholesterol acyltransferase ve paraoxonase düzeylerini arttırdığı ve serum amyloid A (SAA) ve high-density lipoprotein (HDL)-associated SAA düzeylerini ise azalttığı bulunmuştur; Lipoprotein (a), cholesteryl ester transfer protein veya lipoprotein-associated phospholipase A2 düzeylerinde ise bir değişiklik gözlenmemiştir. Bu veriler lipoprotein partiküllerinin yapısal ve fonksiyonel modifikasyonunda JAK’lara bağlı yolakların rol aldığını ve böylece tofasitinib ile tedavinin hastalardaki kardiyovasküler riskte de azalmaya neden olabileceğini gösteren ipuçları olarak değerlendirilebilir. Yeni JAK İnhibitörleri ile İlgili Çalışmalar EULAR 2013’te 3 farklı yeni JAK inhibitörünün farklı aşamalardaki çalışmaları bildirilmiştir. Bu çalışmalar arasında barisitinibin 52 haftalık uzun dönem verilerinin bildiren çalışmalar, GLPG0634 ve ASP015K gibi moleküllerin ise faz-1 ve faz-2 çalışmaları sayılabilir. Barisitinib (önceki ismi LY3009104/INCB028050) RA tedavisinde araştırılan JAK-STAT sinyal yolağında yeni bir oral JAK1 ve JAK2 inhibitörüdür. Faz-2b EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar çalışmasında, barisitinib tedavisi 12. haftada plaseboya göre RA’lı hastaların bulgu ve semptomlarını baskılamada çok başarılı olmuştur (11). Bu olumlu yanıtın ilave 12 haftalık çift kör dönemde de devam ettiği veya daha da geliştiği rapor edilmiştir. EULAR 2013’te Taylor ve arkadaşları bu faz-2b çalışmanın 52 haftalık açık etiketli uzatma çalışmasının güvenlik ve etkinlik verilerini sunmuşlardır (12). Çalışmaya 12+12 haftalık faz-2b çalışmasını tamamlayan hastalar alınmıştır. Açık etiketli dönemde günde 8 mg barisitinib alan hastaların hepsi aynı dozda devam etmiş; ancak diğer tüm hastalar günde 4 mg barisitinib almaya başlamışlardır. Klinik bulguların baskılanamadığı hastalarda (şiş ve duyarlı eklem sayısı altıdan fazla olduğunda) 28. ve 32. haftalarda doz artışına gidilmiştir. Randomize çift kör dönemi bitiren 212 hastanın 201’i açık etiketli uzatma çalışmasın girmiş ve 184’ü 52 haftalık süreci tamamlamıştır. Bu açık etiketli çalışmada 108 hasta günde 4 mg barisitinib tedavisinde kalmış ve bu grupta advers olay %53, ciddi advers olay %13, enfeksiyon %31 ve ciddi enfeksiyon %4 oranında gözlenmiştir. Günde 8 mg barisitinib alan hastalarda ise (n: 93) benzer oranlarda advers olay (%63), ciddi advers olay (%9), enfeksiyon (%40) ve ciddi enfeksiyon (%2) gözlenmiştir. Fırsatçı enfeksiyon ve tüberküloz izlenmemiştir. Açık etiketli dönemde barisitinibin klinik etkinliğini değerlendirmek için başlangıçtaki yani tüm çalışmanın 24. haftası ve 52. haftasındaki ACR20, ACR50, ACR70, CDAI remisyon, SDAI remisyon, DAS28CRP ≤3.2, DAS28CRP <2.6, DAS28ESR ≤3.2, DAS28CRP <2.6 veya ACR/ EULAR Boolean remisyon kriterlerini karşılaştırmışlardır. Bu parametrelerin 52. haftada değerlerini koruduğu veya daha iyiye gittiği gözlenmiştir. Bu veriler barisitinibin etkinliğinin 52 haftada boyunca devam ettiğini ve hatta zamanla biraz arttığını; güvenlik verilerinde ise çift kör döneme göre değişiklik olmadığını göstermektedir. EULAR 2013’te, oral yoldan alınabilen selektif bir JAK1 inhibitörü olan GLPG0634 ile ilgili çalışmalar da yer aldı. GLPG0634 selektif olmayan JAK inhibitörlerinin yan etkilerinden kaçınmak amacıyla üretilmiş bir moleküldür. Namour ve arkadaşları gönüllüler ve RA’lı hastalarda GLPG0634 ve onun ana metabolitlerinin farmakokinetik , farmakodinamik ve etkinliğini araştırmışlardır (13). Bu çalışmada 36 gönüllüye günde 2 x 25 mg, 2 x 50 mg ve 2 x 100 mg, 1x 200 mg, 1x 300 mg ve 1 x 450 mg dozlarında 10 gün GLPG0634 verilmiştir. Bunların yanında 24 RA’lı hastaya mevcut MTX tedavisine ilave olarak 28 gün süresince günde 2 x 100 mg ve günde 1 x 200 mg GLPG0634 teda3 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar visi uygulanmıştır. Sağlıklı gönüllülerin kanlarında GLPG0634 ve aktif metabolitinin klinik farmakokinetik ve farmakodinamik özellikleri değerlendirilmiştir. Farmakodinamik değerlendirmede JAK1 aktivitesinin inhibisyonunu değerlendirmek için için ex vivo olarak sağlanan IL-6 ile CD4+ hücrelerde indüklenen STAT1 fosforilizasyonu (pSTAT1) değerlendirilmiştir. JAK2 inhibisyonunu ölçmek için CD33+ hücrelerde GMCSF ile indüklenmiş pSTAT5 kullanılmıştır. İlacın ve metabolitinin JAK inhibisyonu ve selektivitesi üzerindeki etkisi in vitro olarak değerlendirilmiştir. GLPG0634’nin yarı ömrü 7 saat, metabolitinin ise 22 saat olarak bulunmuştur. İlacın günde bir doz kullanımı ile JAK1 aktivitesinin 24 saat baskılandığı, ancak JAK2 aktivitesinin baskılanmadığı görülmüştür. Hasta grubunun %75’inde ACR 20 yanıtı sağlanmıştır. Bu veriler göre; GLPG0634’nin aktif metabolitinin farmakokinetik ve farmakodinamik özelliklerinin GLPG0634’ün etkinliğine katkıda bulunduğu ve bu nedenle bu molekülün günde bir kez kullanılmasına olanak sağlayabileceğini söylemek mümkündür. Bu faz-1 çalışmaya ek olarak Vanhoutte ve arkadaşları GLPG0634’nın bir faz-2a çalışmasını da bildirmişlerdir (14). Bu 4 haftalık, çok merkezli çalışmada MTX’e dirençli RA’lı hastalarda kısa dönem güvenlilik ve etkinlik araştırılmıştır. Diğer bir hedef olarak da GLPG0634’ün dozunun belirlenmesine çalışılmıştır. Bu nedenle 91 hastaya günde bir kez 30 mg, 75 mg, 150 mg, 300 mg GLPG0634 ve plasebo verilmiştir. Hastalar MTX almaya devam etmişlerdir. Araştırıcılar GLPG0634’ün günde tek doz 75-300 mg doz aralığında 4 hafta süresince RA’lı hastalarda etkili olduğunu ve iyi tolere edildiğini bildirmişlerdir. EULAR 2013’te karşılaştığımız bir diğer JAK inhibitörü, orta derecede JAK3’ü selektif olarak inhibe eden ASP015K’dır. Zhu ve arkadaşları sağlıklı gönüllülerde tek veya bölünmüş dozlarda kullanılan ASP015K’nin farmakodinamiğini incelemek için yaptıkları iki faz-1 doz yükseltme çalışmalarını sunmuşlardır (15). Bu çalışmalarda JAK1/3 aktivitesinin biyo-belirteçleri olarak STAT5-P kullanılmıştır. Çalışma A: Gönüllülere 9 sekansiyel grup yapılarak günde tek doz 3 mg, 10 mg, 30 mg, 60 mg, 120 mg, 200 mg ve 300 mg aktif ASP015K veya plasebo verilmiştir (her grupta n=6 aktif ilaç ve 2 plasebo). Çalışma B: 3 grup erkek gönüllüye günde iki kez 30 mg, 100 mg, 200 mg ASP015K veya plasebo; ve bir grup kadın gönüllüye 2 x 100 mg ASP015K veya plasebo (her grupta; n=9 aktif ilaç ve 3 plasebo) 13.5 gün süresince verilmiştir. Farmakodinamik inceleme için seri olarak ilaç uygulamalarından önce ve sonra T hücrelerinde IL-2 4 Cilt 3, Sayı 3 ile uyarılan STAT5-P’de azalma oranları, total lenfosit sayısı ve periferik lenfosit subtipleri ölçülmüştür. ASP015K’nın doz ve konsantrasyona bağlı olarak STAT5-P inhibisyonu yaptığı gösterilmiştir. Total lenfosit sayısında ise doza bağlı olmayan değişiklikler görülmüştür. Multipl dozlarda NK hücrelerinde doza bağımlı azalma gözlenmiştir. Bu sonuçlar JAK1/3 inhibisyonunun farmakolojik etkileri olarak değerlendirilmiştir. ASP015K ile ilgili diğer çalışmada Garg ve arkadaşları sağlıklı gönüllülerde ve hastalarda tamamlanmış olan 13 faz-1 ve faz-2 çalışmanın klinik güvenlik verilerini değerlendirmişlerdir (16). Bu çalışmada daha önce yapılmış olan çalışmaların havuzlanmış güvenlik verileri tedaviye bağlı advers olay, ilaç ile ilişkili advers olay ve ciddi advers olay başlıkları altında değerlendirilmiştir. Çalışmaya 382 sağlıklı gönüllü ve 139 hasta olmak üzere 521 kişi alınmış ve bunlardan 77’sine plasebo, 444’üne ASP015K uygulanmıştır. Tedaviye bağlı advers olay aktif tedavi grubunda %44.4, kontrol grubunda %24.7, ilaç ile ilişkili advers olay aktif tedavi grubunda %29.5 ve kontrol grubunda %15.6 olarak saptanmıştır. En sık advers olay baş ağrısı, diyare, bulantı, kusma olarak gözlenmiş; sadece iki ciddi advers olay (gastroenterit ve genitoüriner sistem enfeksiyonu) tespit edilmiştir. Tüberküloz ve ölüm hiç bir hastada bildirilmemiştir. Bu bulgular ASP015K’nın iyi tolere edildiğini göstermektedir. Kaynaklar 1. Boyle DL, N. Wei N, Singhal AK, ve ark. The JAK inhibitor tofacitinib suppresses synovial JAK1-STAT1 signalling in rheumatoid arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):138 2. van Vollenhoven RF ve ark. N Engl J Med 2012; 367: 508-519 3. Genovese M, van Vollenhoven R, Wilkinson B ve ark. Tofacitinib, an oral janus kinase inhibitor, in a rheumatoid arthritis open-label extension study following adalimumab therapy in a phase 3 randomised clinical trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):65 4. Vieira MC, Wallenstein G, Bradley, J ve ark. Tofacitinib versus biologic treatments in patients with active rheumatoid arthritis who have had an inadequate response to tumour necrosis factor inhibitors - a network meta-analysis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):619 5. Keystone E, Fleischmann R, van Vollenhoven R ve ark. Tofacitinib, an oral janus kinase inhibitor: post-hoc analyses of efficacy and safety of monotherapy versus combination therapy in a phase 3 rheumatoid arthritis population. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):242 6. Strand V, Fleischmann R, Alten RE ve ark. Oral start: effects of the oral JAK inhibitor tofacitinib monotherapy versus methotrexate on patient-reported outcomes in the phase 3 oral start trial of active rheumatoid arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):252 BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 7. Winthrop KL, Neal J, Hrycaj P ve ark. Evaluation of influenza and pneumococcal vaccine responses in rheumatoid arthritis patients using tofacitinib. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):107 8. van Vollenhoven R, Riese R, Krishnaswami S ark. Relationship between lymphocyte count and risk of infection in rheumatoid arthritis patients treated with tofacitinib. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):250 9. Burmester G, Charles-Schoemann C, Isaacs J ve ark. Tofacitinib, an oral janus kinase inhibitor: safety comparison in patients with rheumatoid arthritis and an inadequate response to nonbiologic or biologic disease-modifying anti-rheumatic drugs. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):245 10. McInnes IB, Kaplan I, Boy M ve ark. Effects of tofacitinib on lipid biomarkers in patients with active rheumatoid arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):416 11. Genovese MC ve ark. Arthritis and Rheumatism, 2012, Vol 63 supplment 10: 2487 12. Taylor P, Genovese MC, Keystone E, Schlichting D, Be- EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar attie, Macias W. Baricitinib, an oral janus kinase inhibitor, in the treatment of rheumatoid arthritis: safety and efficacy in open-label, long-term extension study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):65 13. Namour F, Galien R, Vanhoutte FP ve ark. Once-daily dosing of glpg0634, a selective jak1 inhibitor, is supported by its active metabolite. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):244 14. Vanhoutte FP, Van der Aa A, Meuleners L ve ark. Safety and efficacy of glpg0634, a selective jak1 inhibitor in patients with rheumatoid arthritis: results of a 4-week phase ii a dose ranging, multi-center trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):242 15. Zhu T, Valluri U, Lewand M ve ark. Pharmacodynamics of asp015k, a novel janus kinase inhibitor, in healthy volunteers. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):252 16. Garg J, Ball G, Cao Y ve ark. Pooled analysis of clinical safety data for asp015k, a novel JAK inhibitor in development for treatment of autoimmune diseases. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):241 5 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Cengiz Korkmaz EULAR 2013; Romatoid Artrit Tedavisinde TNF İnhibitörleri Romatoid artrit (RA), ankilozan spondilit (AS) ve psöryatik artrit (PsA) gibi romatizmal hastalıkların tedavisinde neredeyse 20 yıllık deneyime ulaşan biyolojik ilaçlar hastalıkların seyrinde ve sonlanım ölçütlerinde olumlu yönde değişmeler yapmışlardır. Ancak bu süre içerinde hala etkileri, yan etkileri, doz değişiklikleri, çapraz etkisizlik veya etkililik kavramları konusundaki tartışmalar ve bu tartışmaların uyardığı araştırmalar devam etmektedir. Bu derlemede, EULAR-2013 kongresinde sunulmuş olan TNF-α inhibitörleri ile ilgili bazı çalışmaların bir özeti yapılacaktır. Bu çalışmalar klinik uygulamada karşılaşılan bazı pratik soruların yanıtlanmasını sağlayacağından önemli olabilir. Yöntem olarak, birbirine benzeyen çalışmalar ortak başlıklar altında özetlenmeye çalışılmıştır. 1. Biyolojik İlaçlar Arasında Etkinlik ve Güvenirlik Karşılaştırmaları Öteden beri biyolojik ilaçlar arasında kafa kafaya yapılan çalışmaların eksikliğinden söz ederiz. Ancak son yıllarda bu konuda yapılan çalışmalar literatürde boy göstermeye başlamıştır. AMPLE çalışması, Abatacept (ABA) ile Adalimumab (ADA) arasında etkinlik, radyografik ilerleme ve güvenlik bağlamında yapılan 1 yıllık Faz IIIb çalışmadır. Bu çalışmanın aynı çalışma koşulları altındaki 2 yıllık sonuçları EULAR-2013 kongresinde sunulmuştur (1). AMPLE çalışmasında, MTX kullanmasına rağmen hastalık aktivitesi devam eden, daha önce herhangi bir biyolojik ilaç kullanmamış 646 RA hastasının yarısına ABA, diğer yarısına ise ADA verilmiş ve tedaviye yanıt durumu, 2. yılda, ACR 20/50/70/90’a bakılarak yapılmış. Radyolojik ilerleme ise modifiye Total Sharp skoru (m-TSS) ile değerlendirilmiş. Sonuçta iki biyolojik ilaç arasında ikinci yılda da, birinci yılda olduğu gibi etkinlik açısından fark bulunamamış. Radyolojik ilerlemeyi engelleme konusunda da benzer etkinlik gösterdikleri saptanmış. Yan etki ve ciddi yan etki açısından istatistiksel fark bulunmamış (ABA %13.8, ADA %16.5). Otoimmün yan etkiler ABA kolunda biraz daha sık görülmüş (%3.8’e karşı %1.8). ADA kolunda 2 olguda tüberküloz gelişmiş ve ilaç bu olgularda kesilmiş. Sonuç olarak bu iki biyolojik ajan arasında etkinlik, 6 radyografik ilerlemeyi engelleme konusundaki başarıları ve yan etki sıklıkları bakımından fark bulunamamış, ancak ABA grubunda yan etki, ciddi yan etki ve yerel ilaç reaksiyonlarına bağlı ilaç kesiminin daha az olduğu görülmüştür. İkinci çalışma, infliksimab (INF) ile INF’ye benzer özelliğe sahip olan CT-P13’ün karşılaştırılmasıdır (2). Bu iki ilacın 30 hafta karşılaştırma sonuçları 2012 EULAR kongresinde sunulmuştu. Son kongrede iki ilacın etkinlik ve yan etki bakımından karşılaştırması 54. hafta sonuçları ile birlikte bildirilmişir. RA hastası olup MTX kullanmasına rağmen aktivitesi devam eden hastalar 1:1 şeklinde randomize edilerek 3 mg/ kg dozunda CT-P13 veya aynı dozda INF bilinen infüzyon aralıklarıyla uygulanmış. ACR 20 bakımından iki grup arasında farklılık gözlenmemiş (CT-P13 %57; INF %52; Güvenlik aralığı (GA): -0.03-0.13). ACR50 ve ACR-70 sonuçları benzer bulunmuş (ACR 50 için %33.1 ve %31.6; ACR 70 için %16.2 ve %15.1). DAS-28-CRP’ye göre, CT-P13 alanların %26.4’ü, INF alanların ise %27.8’i remisyona girmiş. Başlangıçta her iki grupta %80 olan yüksek hastalık aktivitesi, CT-P13 kullananların %14.3’ünde, INF kullananların %14.9’unda düşük hastalık aktivitesine gerilemiş. Her iki ilaca karşı gelişen antikor oranları da benzer bulunmuş (CT-P13 için %53.2, INF için %48.1). Total Sharp skoru, 54. haftada, her iki grupta da bazal değere göre benzermiş (CT-P13 için %104.6 ve 70.4; INF için %103.6 ve 73). Yan etki açısından da iki ilaç arasında farklılık yokmuş. İlaçla ilişkili en az bir yan etki görülme sıklığı CT-P13 alan hastalarda %43.4, INF alanlarda %44.7 bulunmuş. Ciddi yan etki oranları ise sırasıyla CT-P13 için %13.9, INF için ise 10.3 gözlenmiş. Sonuç olarak bu iki benzer biyolojik özelliklere sahip iki ilaç arasında da hem etkinlik hem de emniyet açısından anlamlı farklılıklar görülmemiş. Bir diğer kafa kafaya yapılan araştırma ADACTA çalışmasıdır (3). Randomize, çift-kör, paralel gruplu bir faz 4 çalışması olan ADACTA’da Tosilizumab (TCM) ile ADA karşılaştırılmıştır. MTX alamayan ya da alması sakıncalı olan, en az 6 aydır hasta olan ve şiddetli seyreden 325 RA hastası eşit sayılabilecek 2 gruba bölünmüş ve bir gruba 4 haftada bir 8 mg/kg © 2013 Sigma Publishing. Tüm hakları saklıdır. BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 dozunda TCM+2 haftada bir plasebo (sc); diğer gruba ise 2 haftada bir 40 mg ADA+4 haftada bir plasebo (sc) 24 ay verilmiş. Primer sonlanım noktası olarak, bazale göre 24. haftadaki DAS-28 skorundaki değişim alınmış. Sonuçta, bazale göre 24. haftadaki DAS-28 değişimi TCM grubunda -3.3 iken ADA grubunda -1.1 olarak gerçekleşmiş (P<0.0001). ACR 20/50/70 yanıtlarında da TCM daha etkili bulunmuş. Ciddi yan etki ADA grubunda %10 bulunurken, TCM grubunda %12 oranında gözlenmiş. TCM grubunda, LDL kolesterol yüksekliği, karaciğer enzim yüksekliği, platelet ve nötrofil düşüklüğü daha fazla hastada belirlenmiş. Sonuç olarak TCM, ADA’ya göre MTX kullanamayan hastalarda daha etkin bir seçenek olarak önerilmiştir. 2. Biyolojik İlaçların Kan Düzeyleri ve Bunlara Karşı Antikor Gelişimi Klinik Yanıtı Nasıl Etkiliyor? Klinik uygulamalarda, biyolojik ilaç kullanan bazı hastaların tedaviye iyi yanıt vermediğini veya yanıtın zamanla köreldiğini görüyor ve dirençli hastalık olarak değerlendirebiliyoruz. Bu yanıtsızlıkta hastalık temelli bazı özelliklerin payı olduğunu (ileri dönem, erozif olma, başlangıçta yüksek şiş ve ağrılı eklem sayısı, vs) düşünüyoruz. Ancak ilaç temelli nedenler olabileceğini de düşünmemiz gerekiyor. TNF inhibitörlerine karşı antikorların gelişebildiği ve bu antikorların ilacı nötralize ederek etkinliği azalttığı artık biliniyor. Bu antikorların varlığı ile beraber, ilaç kan düzeyindeki düşüklük de bir başka araştırma konusu olma yolunda. Bu iki değişkenin bilinmesi, ilaca klinik yanıtın devam edip etmeyeceği ve ilaca devam edilip edilmeyeceği kararı konusunda önemli gösterge olabilir. Eng ve ark. (4) ADA ya da INF kullanan ve remisyonda olan RA’lı hastalarda hem ilaçların kan düzeylerine hem de bunlara karşı gelişen antikor titrelerine bakmışlar ve bunlardan 93 hastanın 13 tanesinde ilaca karşı antikor bulmuşlar; bu hastalardan 2 tanesi ADA (2/49, %4), 11 tanesi ise INF kullanan hastalarmış (11/44, %25). Sonuçta, remisyonda olan RA hastalarının %14’ünde TNF antikoru belirleyen araştırıcılar, bu antikorların, ilaç kesildikten sonra remisyonun devamını bozup bozmayacağını test etmek gerektiğini vurgulamışlardır. Başka bir çalışmada ise ADA ve INF kullanan otoimmün hastalığı olan bireylerde hem ilaçların düzeylerine hem de antikor gelişimine bakılmış. Hastalar hastalık aktiviteleri göz önünde bulundurularak, ilaca yanıt verenler ve yanıtsızlar olmak üzere 2 gruba ayrılarak 101 hastadan INF için 131, ADA için 48 test örneği elde edilmiş. Yanıt veren 51 hasta INF, 16 hasta ADA kullanmaktadır. Yanıtsız olan grupta 34 EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar hasta anti-TNF tedaviye hiç yanıt vermemiş, 10 hasta ise yanıtın sonradan kaybolduğu hastalarmış (24 hasta INF, 10 hasta ADA). Tedaviye iyi yanıt veren grupta INF ve ADA serum düzeyleri yanıtsız gruba göre daha yüksek bulunmuş; öte yandan antikor gelişimi, yanıtlı grupta yanıtsız gruba göre daha düşük titrelerde saptanmış. Hastalık alt gruplarına bakıldığında RA ve AS’li hastalarda antikor düzeyleri PsA olan hastalara göre daha yüksek bulunmuş. INF ve ADA’ya karşı gelişen antikor düzey yüksekliğinin ilacın bırakılmasında bir öngörücü gibi davrandığı gözlenmiş. İlaç düzeylerinin ve antikor titrelerinin her ikisinin de düşük olduğu hastalarda tedavi aralığını kısaltmak etkinlikte düzelmeye yol açabilmekteymiş. Sonuç olarak biyolojik ilaç kullanan ve yeterli yanıt alınamayan hastalarda antikor titrelerine bakmak tedavinin yönlendirilmesinde kılavuz olacak gibi gözükmektedir. Düşük ilaç düzeyi ve düşük titrede antikor olan hastalarda tedavi aralığını kısaltmak ya da ilacın dozunu arttırmak bir çözüm gibi gözükürken, düşük ilaç düzeyi ve yüksek titrede antikor olan hastalarda başka bir biyolojik ilaca geçmek mantıklı gibi gözükmektedir (5). Plasencia ve ark. (6), Etanercept (ETN) kullanan RA hastalarında, ilaç serum düzeyi ile etkinlik arasındaki ilişkiyi ve ilaç kesilmesinin sonuçlarını test etmişler. ETN kullanan 44 RA hastasının alındığı bu çalışmada, hastalık aktivitesi DAS-28 ile, klinik iyileşme delta-DAS-28 ile, tedaviye yanıt EULAR ölçütlerine göre değerlendirilmiş. ETN düzeyleri 6 aylık aralıklarla belirlenmiş. İlaç kan düzeyi 1000 ng/ml üzerinde ise yüksek titre (YT), altında ise düşük titre (DT) olarak kabul etmişler. Klinik aktivite DT’li ETN grubunda daha yüksek bulunmuş. Klinik iyileşme (delta-DAS-28) DT’li ETN hastalarında çalışma boyunca daha düşük seyrederken ilaçtan ayrılan hasta sayısı bu grupta daha fazla saptanmış. DT’li ETN varlığı kötü klinik yanıtla doğru orantılı bulunmuş. YT’li ETN varlığında, yanıt oranı daha yüksek ve ilaç kesilmesi daha azmış. EULAR iyi ve orta derece yanıt ölçütlerini karşılayan hastalardaki ETN düzeyleri, EULAR yanıtsızlığı olan hasta grubuna göre daha yüksek bulunmuş. Bu yükseklik 1. ve 3. yıl karşılaştırmalarında anlamlılık düzeyindeyken, 2. yıl değerlendirmesinde ETN düzeyleri daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel anlamlılığa ulaşmamış. Sonuç olarak serum ETN düzeyi ile etkinlik arasında doğru bir orantı bulunmakta ve ilaç bırakılması bu grupta daha az olmaktadır. Antikor gelişimi ve buna bağlı etkinlik azalması nedeniyle biyolojik ilaçlar arasında değişim (switch) yapılmaktadır. İlaca karşı gelişen antikorların varlığı 7 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar başka bir biyolojik ilacın etkisini değiştirir mi? sorusu ilginç ve araştırılmaya muhtaç bir konu gibi gözükmektedir. Bu sorunun yanıtı RESTART çalışmasının hasta verilerinde aranmış. RESTART çalışması, çok merkezli, açık etiketli, faz 4, aktif bir “switch” çalışmasıdır (7). ETN veya ADA+MTX’e yanıt vermeyen aktif RA’lı hastalarda (DAS-28 ≥3.6, şiş ve ağrılı eklem sayısı ≥6), yıkama periyodu uygulanmaksızın 3 mg/kg INF’ye geçilmiş ve 1. sonlanım noktası olarak 10. haftada EULAR yanıtı değerlendirilmiş; yeterli yanıt verenler aynı dozla INF’ye devam ederken, yanıtı yetersiz olanlar ya da yanıtı devam ettiremeyenler 14. veya 22. haftalarda dereceli doz artışına tabi tutulmuşlardır. Son etkinlik değerlendirilmesi 26. haftada yapılmıştır. Pool ve ark. bu çalışmadaki hastalarda aralıklarla ADA, ETN ve INF’ye karşı gelişen antikorları ve serum INF düzeylerini ölçmüş ve ADA ve ETN’ye antikor geliştirmiş ve geliştirmemiş hastalar arasında serum INF düzeyleri ve INF’ye karşı gelişen antikorlar açısından, karşılaştırma yapmışlar (8). ETN’ye yetersiz yanıt veren hastaların %71’inde (88/124) ETN’ye karşı antikor gelişirken, ADA’ya karşı yetersiz yanıt veren hastaların %50.6’sında (40/79) antikor gelişmiş. Bu hastalardan, ETN kullananların %40.3’ünde (50/124), ADA alanların %46.8’inde (37/79) INF uygulaması öncesi ölçülebilir antikorlar saptanmış. INF antikoru için 195 hastanın kan örneği incelenebilmiş. Bu hastalar arasında INF’ye karşı antikor belirlenen 24 hastanın (%12.3) 23’ünde başlangıçta antikor varmış (ETN (12/12), ADA (11/12). Her ne kadar INF ile anti-ADA antikorları arasında çapraz reaksiyon gözlenmediği rapor edilse de 26. haftada INF’nin serum konsantrasyonu, anti-ADA antikorları olan hastalarda olmayanlara göre çok daha düşük bulunmuş (p<0.0001). Bu durum ETN’ye karşı antikor gelişen hastalarda gözlenmemiş. INF dozu 5 mg/kg veya 7 mg/kg’a çıkartılan hastalarda, anti-ADA antikoru ve INF antikoru birlikteliği olanlarda, INF antikoru pozitif ancak ADA antikoru negatif olanlara göre, INF serum seviyesi anlamlı olarak daha düşük bulunmuş. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde, ADA antikoru pozitif olan hastalarda, INF’ye EULAR yanıtı erken dönemde daha az iken, INF’nin dozunda yapılan artışla, ADA antikoru negatif olan hastalara benzer yanıtlar elde edilmiştir. Daha önce yapılan çalışmalarda, ADA ve ETN kullanan erişkin RA hastalarında, sırasıyla %5 ve %6 oranında antikor gelişirken, bu çalışmada ADA ve ETN tedavisine yanıt vermeyen hastalarda orta ya da yüksek titrede antikor geliştiği gözlenmiştir. İşte bu grup hastalarda INF tedavisine geçiş yapıldığında, 26. haftada hastaların %12.3’ünde INF’ye karşı an8 Cilt 3, Sayı 3 tikor geliştiği saptanmıştır. Anti-ADA antikorları ile INF arasında çapraz bir reaksiyon gözlenmemiş olsa da, anti-ADA antikorlarının INF’nin dolaşımdan hızla temizlenmesine yol açarak ilacın düzeyini düşürdüğü araştırıcılar tarafından ileri sürülmüştür. 3 Biyolojik İlaçlarla Metotreksatı Hangi Hastalarda Nasıl Kombine Edelim? Erken RA hastalarında, ETN+MTX birleşik tedavisinin sadece MTX kullanımına göre klinik ve radyolojik ilerlemeyi engelleme bakımından daha etkili olduğu gösterilmişti (9). Remisyondan sonra tedavinin nasıl devam ettirileceği konusunda akla bir çok soru gelebilir. Örneğin, bu iki ilacın birlikte kullanımı ile remisyona giren hasta gruplarında ETN’nin dozunu azaltalım mı? MTX’in dozu bu aşamadan sonra nasıl olmalı? Tamamen keselim mi? Ya da ETN’yi kesip sadece MTX ile mi yola devam edelim? Bu soruların bazılarının yanıtlarını PRIZE faz 1 çalışmasının devamı olan PRIZE faz 2’de bulmak olanaklı. PRIZE faz 1 çalışması, 52 haftalık açık etiketli, daha önce MTX ve ETN kullanmamış orta ve şiddetli erken RA (6 ay) hastalarını kapsayan bir çalışma olup 2012 ACR’da sunulmuştur (10). Bu çalışmada remisyona giren (39. haftada DAS-28 ≤3.2, 52. haftada <2.6) hastalar faz 2 çalışmasına dahil edilmişler (11). Hastaları 3 kola ayırmışlar ve ilk kolda ETN dozu 25 mg/hafta’ya indirilmiş ve MTX eklenerek devam edilmiş. Diğer kolda ETN tamamen kesilerek MTX ile yola devam edilmiş, 3. kola ise sadece plasebo verilmiş. Remisyonun devam edip etmediğini DAS-28 ve ACR/EULAR Boolean (AEB) kriterlerine göre değerlendirmişler. 193 hasta, ETN-25/MTX: MTX/Plasebo injeksiyonu: Plasebo kapsül/plasebo injeksiyon içerecek tarzda 1:1:1 şeklinde gruplandırılmış. DAS-28 değeri 3.2’den yüksek olan hastalara 56 ya da 64. haftalarda steroid verilmiş. Eğer bu hastalar gelecek vizitte de remisyonda değillerse çalışmadan çıkarılmışlar. Sonuçta, ETN/MTX birlikte tedavisi ile devam eden grupta AEB’e göre remisyonun devamı MTX grubuna ve plasebo grubuna göre daha yüksek bulunmuş. Hastaların %12’den azında radyolojik ilerleme gözlenmiş ama çalışma grupları arasında bir farklılık gözlenmemiş. ETN/MTX grubu beklendiği gibi ACR 50 ve 70’i karşılamada plaseboya göre daha başarılı bulunmuş. Bu çalışmadan çıkarılacak sonuç, RA hastalarında remisyon sağlandıktan sonra ETN dozu azaltılarak MTX ile yola devam etmek daha iyi gibi. Aynı araştırıcılar, aynı çalışma hastalarında (PRIZE faz 2) hasta bildirimine dayanan sonuçları da (Patient-reported outcomes) analiz etmişlerdir (12). Verileri değerlendirirken “Son gözlemin BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 ileri taşınması (Last observation carried forward)” yöntemini kullanmışlardır. Bu yöntemde longitüdinal olarak bakılan parametrelerden değerlendirme zamanında eksik olanlar, hastanın mevcut son gözlem verisi kullanılarak tamamlanır ve değerlendirme anında eksik veri bu şekilde tamamlanarak hesaplama yapılır. Hasta temelli bu çalışmada Questionnaire disability index (HAQ-DI); EuroQol-5 Dimensions utility score (EQ-5D); Short Form Health Survey P/MCS Physical/ Mental Component Summary; Functional Assessment of Chronic Illness Therapy (FACIT-Fatigue); Work Productivity ve Activity Impairment Questionnaire (WPAI:RA) ve Work Instability Scale for Rheumatoid Arthritis (RA-WIS) ölçütleri kullanılmış. Sonuçta hemen hemen tüm ölçeklerde, ETN-25+MTX grubunda, plaseboya göre daha etkili bir idame etki sağlandığı gözlenmiştir. PRESERVE çalışmasında (12), orta şiddetli RA hastalarına açık etiketli bir biçimde MTX+ETN birleşik tedavisinin 36 hafta verilmesinden sonra remisyon/düşük hastalık aktivitesine kavuşan hastalar üç gruba bölünerek hastaların bir kısmı aynı tedaviye devam etmiş, bir kısmında ETN dozu yarıya düşülmüş ve bir kısmında ETN kesilmişti. MTX ile birlikte tam doz ve düşük doz ETN alan hasta grupları arasında 88. hafta sonunda düşük hastalık aktivitesi yanıtları benzer bulunmuş; ancak sadece MTX kullanan ve ETN kesilen hastalara göre daha yüksek oranda olduğu rapor edilmişti (13). Ancak bu çalışma MTX kesilmesi halinde (ETN+MTX vs ETN) klinik seyrin nasıl olacağını araştırmamıştı. Sözünü edeceğim çalışma bu konuyu açıklığa kavuşturmayı amaçlayan bir çalışmadır (14). Önce “Canadian Methotrexate and Etanercept Outcome Study” (CAMEO) çalışmasından söz etmek gerekir. CAMEO çalışması, açık etiketli, altı ay MTX+ETN birleşik tedavisinden sonra MTX kesilmesiyle, şiddetli ve orta dereceli hastalığı olan RA hastalarında iyilik halinin devam edip etmediğini araştırmıştır. EULAR-2013’de sunulan sözünü edeceğim çalışma da benzer bir düzenlemeye sahip. Bu çalışmada daha önce TNF inhibitörü almamış, en az 12 haftadır 15 mg/hafta ya da daha yüksek dozda MTX almasına rağmen hastalık aktivitesi (DAS-28 ≥3.2 ve 3 ya da daha fazla eklemde şişlik) devam eden hastalara 50 mg ETN eklenmiş, 6. ayda hastalar 2 kola ayrılmış, kollardan birine ETN+MTX birleşimi aynı dozlarda verilirken diğer kol sadece MTX ile takip edilmiş ve 18 ayın sonunda değerlendirilmiş. Orta dereceli aktiviteye (ODA) sahip hastalarda, 6. ayda düşük hastalık aktivitesine gerileyen ya da remisyona ulaşan hasta sayısı (DAS-28 ≤3.2), şiddetli hastalık EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar aktivitesine (ŞHA) sahip hastalara göre yaklaşık 2 kat daha fazla bulunmuş (49/80, %61.3; 43/129, %35.8; OR [%95 GA]=2.5[1.38-4.41]). ODA’ya sahip hastalar, ister MTX+ETN birleşik tedavi grubunda, ister sadece ETN tedavisi kolunda olsunlar 12. aya kadar DAS-28 skorunu istikrarlı bir şekilde korumuşlar. MTX+ETN kolunda ort. DAS28 3.10 (%95 GA; 2.66-3.53) iken ETN kolunda ort DAS28 3.06 (%95 GA; 2.59-3.52) bulunmuş. Tersine, ŞHA olan ve ETN+MTX kullananlar 12. aya istikrarlı bir DAS-28 skoru ile giderken 3.39 (%95 GA; 3.02-3.76), sadece ETN alanlarda bu gözlenmemiş 4.31 (%95 GA; 3.854.76). Sonuç olarak, orta dereceli hastalık aktivitesine sahip RA hastalarında 6 aylık MTX+ETN birleşiminden sonra MTX’i geri çekmek mümkün olabilir. Ancak şiddetli hastalık aktivitesine sahip olanlarda bu birleşimi devam ettirmek istikrarlı bir düşük hastalık aktivitesi için ya da remisyonun sürdürülebilirliği açısından gereklidir. Vollenhoven ve ark., PRIZE faz 2 çalışmasının metodolojik özelliklerine büyük benzerlik gösteren başka bir çalışmada (15) DHA’ya ulaşmış veya remisyona girmiş RA hastalarında hem bu klinik istikrarın hem de radyolojik durumun devam edip etmeyeceğini 3 ayrı uygulama ile (ETN 50+MTX; ETN-25+MTX; MTX) test etmişler. Ancak araştırıcılar, aynı çalışmada düşük hastalık aktivitesini ya da remisyonun devamını bozabilen klinik öngörücüleri de görmeyi amaçlamışlar. Bu çalışmaya, 50 mg/ hafta ETN ve oturmuş bir MTX dozuyla (7.5-25 mg/ hafta), en az 11 ay DHA ya da remisyon hali devam eden hastalar alınmış. Hastalar, tedavide hiçbir değişim yapılmaksızın 2 ay daha gözlendikten sonra 1:1:1 şeklinde çalışma kollarına ayrılmış. Tedavide başarısızlık DAS28 ≥3.2 olması ve DAS28’de 0.6 ya da daha fazla artış olarak tanımlanmış. Primer sonuç, 48. haftada, ETN50 ve plasebo kollarında tedavi başarısı devam eden hasta oranlarının (%) karşılaştırması olarak ifade edilmiş. Sekonder sonuçlar ise, tedavi başarısızlığının öngörücüleri, aktivasyona kadar geçen süre, DAS-28 ve tedavi başarısızlıklarının karşılaştırılması şeklinde belirlenmiş. İstikrarlı durumu devam ettirenler ETN50 grubunda (%52) plasebo grubunda %13 olarak bulunmuş [OR 7.2 (1.7-29.8), p=0.007]. ETN25 grubunda plaseboya göre daha fazla oranda (%44) [OR 4.2 (1.0-17.0); p=0.044] DHA’nın devamı sağlanmış. ETN50 ile ETN25 arasında bir farklılık gözlenmemiş. Alevlenme zamanına kadar geçen süre, ETN50, ETN25 ve plasebo gruplarında sırasıyla 48, 36 ve 6 hafta olarak saptanmış. Alevlenme öngörücüleri olarak yüksek erozyon skoru, yüksek VAS skoru, 9 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar tarama öncesinde kısa süreli ETN kullanımı bulunmuş. Sonuç olarak ETN50+MTX ile DHA veya remisyona sokulmuş RA hastaları, ya aynı tedavi ile veya ETN25+MTX ile bu istikrarlı durumlarını devam ettirebilmektedirler. Bu durum özellikle az ağrısı olan, erozyonsuz ve uzun süre ETN kullanan hastalar için öngörülebilir. 4. Biyolojik İlaçların Radyolojik Progresyon Üzerindeki Etkileri Özellikle RA tedavisinde, fırsat penceresi de denilen zaman aralığında, uygun ilaçların başlanması kabul edilebilir klinik ve radyolojik sonuçlara ulaşılmasında önemlidir. Çünkü yakınmaların başladığı dönemde bile radyolojik ilerleme başlamış olabiliyor. PRIZE çalışması MTX ve ETN “naive” erken RA hastalarında (Süre ≤12 ay), remisyonun sürdürülebilirliğini ve hasta verimliliğini değerlendirmek amacıyla 52 ve 91 haftalık zaman çerçevesi çizilerek yapılmış bir faz 3 araştırmasıdır (NCT00913458). Emery ve ark. PRIZE çalışmasına dahil edilmiş bu hastaların bazal modifiye TSS (m-TSS) sonuçlarından yararlanarak, 52 hafta sonuçlarını “post-hoc” analizi ile değerlendirmişler (16). Amaçlarının, daha çok radyolojik ilerleme ile remisyon ölçütlerinin nasıl bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymak olduğu anlaşılıyor. Hastalar, bazal m-TSS’nin ≤3 ve >3 olmasına göre ve 52. haftadaki radyolojik ilerlemenin ΔmTSS’nin ≤0 ve >0 olmasına göre tabakalandırılmış. Klinik etkinlik değerlendirmesi için DAS28-ESR, CDAI, SDAI, ACR 20/50/70 kullanılmış. 269 hastanın 141’inde m-TSS >3 bulunmuş, 128 hastada ise m-TSS ≤3 saptanmış. m-TSS >3 olan grup m-TSS’si ≤3 olan gruba göre, daha yaşlıymış ve daha yüksek CRP’ye, daha uzun semptom süresine ve daha düşük kadın hasta oranına (ort. 54 yıl, 18 mg/L, 6.9 ay, %59)’ye karşı (45 yıl, 14 mg/L, 6.1 ay, %77, P<0.05) sahipmiş. 52. hafta değerlendirmesinde, bazal m-TSS >3 olan hastalarda diğer grup hastalarına göre DAS28ESR, CDAI, CRP ve ESR’de anlamlı iyileşme görülmüş. Ayrıca bazal m-TSS ≤3 ve 52 hafta ΔmTSS >0 olan hastalar ile bazal m-TSS >3 olan ve 52. hafta ΔmTSS ≤0 olan hastalar diğer hastalar ile karşılaştırıldıklarında sayısal olarak çok daha fazla ACR50/70 ve CDAI/SDAI remisyon ölçütlerini karşılamışlardır. Sonuç olarak bazal radyolojik hasarın miktarı ne olursa olsun, 52. haftadan sonra test edilen tüm hastalık sonlanım parametreleri ile radyolojik progresyon değişimi olan ΔmTSS arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Ancak yine de yapılacak çalışmalarla m-TSS’nin öngörücü bir rolü olup olmadığını ortaya çıkarmak gerekir. 10 Cilt 3, Sayı 3 5. Biyolojik İlaçlar ve Tüberküloz Biyolojik ilaçların latent tüberkülozu (Tbc) alevlendirdiği ya da yeni Tbc enfeksiyonuna eğilimi arttırdığı artık yerleşmiş bir bilgidir. Bunu doğrulayıcı verilerin gelmeye devam ettiğini söyleyebiliriz. Sözünü edeceğim çalışmada, RA, AS, PsA, inflamatuvar barsak hastalığı (İBH) ve psöryazis’de kullanılan ve sadece 3 biyolojik ajanı (ADA, INF, CTZ) içeren randomize kontrollü çalışmaların (RKÇ) Cochrane ve Med-line veri tabanlarından yararlanılarak oluşturulmuş toplu analizinde, Tbc riski değerlendirilmeye çalışılarak, 86 RKÇ’nin 22.071 hastası değerlendirilmiş (17). Anti-TNF kullanan 14.478 hasta arasında 34 olguda Tbc ortaya çıkmış. Anti-TNF kullanmayan 7593 hastada hiç Tbc görülmemiş (P<0.001). Yirmi dokuz Tbc olgusu romatizmal hastalıklarda, 5 tanesi İBH’de saptanmış. Psöryazisli hastalarda Tbc gelişmemiş. Biyolojik ajanlar arasında bir farklılık saptanmamış, ancak anti-TNF ilaçlar MTX ile kombine edildiklerinde Tbc olasılığının arttığı görülmüş (OR: 48.3 GA 2.9-793). Sonuç olarak anti-TNF ilaçlar Tbc olasılığını arttırıyor ve artışta MTX’in de rolü olduğu söylenebilir. Yoo ve ark. ise anti-TNF ilaç almadan önce Quantiferon testi negatif olan hastaların tedavi sırasında bu test sonucunun nasıl değiştiğini INF veya CT-P13 kullanan, değişik ülkelerden seçilmiş 501 hasta üzerinde (373 RA hastası, 14 ülkeden; 128 AS hastası, 8 ülkeden) değerlendirmişler. Ülkeleri, Tbc sıklığına göre, çok düşük, düşük, orta sıklık ve sık olmak üzere 4 gruba ayırmışlar. Quantiferon testi 14, 30, 54 ve 62. haftalarda tekrarlanmış. Ancak, test, Tbc sıklığı çok düşük olan ülkelerde hekimin kararına göre bir kez yapılmış. Sonuçta olguların %22’sinde Quantiferon testi negatiflikten pozitife dönüşmüş. Pozitifleşme RA olgularında %20.9, AS olgularında %25 bulunmuş. Pozitifleşme oranı ülkelerin Tbc sıklığı ile doğru orantılı saptanmış. Çok düşük sıklığa sahip ülkelerde %16, düşük sıklıkta %15.9, orta sıklıkta %21, sık olan ülkeler de ise %26.5 bulunmuş. Pozitifleşme tedavinin 14. haftasında %11.8, 30. haftasında %7.6, 54-62 haftalar arasında ise %6 olguda gözlenmiş. Testi pozitifleşen olgulara profilaksi uygulanmış. Tedavi sırasında Tbc gelişen hasta olmamış. Ancak tedaviden sonra başlangıçta testi negatif olan 4 olguda Tbc gelişmiş. Araştırıcılar bu bulgulara dayanarak, Tbc sıklığının yüksek olduğu ülkelerde anti-TNF tedavinin ilk yılında seri Quantiferon testi yapmanın ve pozitifleşenlerde profilaksi verilmesinin Tbc riskini azaltacağını ileri sürmüşlerdir. BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 6. Biyolojik İlaçların Kardiyovasküler Olaylar Üzerindeki Etkisi Ne Yönde? RA hastalarının miyokard infarktüsü (Mİ) gibi kardiyovasküler hastalıklara (KVH) erken yakalandığını biliyoruz. Bu süreçte inflamasyon da önemlidir. Güçlü anti-inflamatuvar etkileriyle anti-TNF ilaçların bu konuda olumlu yönde değişiklikler yapabileceği beklenen bir durumdur. Reynold risk puanlaması (RRP) KVH riskini hesaplamak amacıyla geliştirilmiş, içeriğinde yüksek sensitif CRP’yi de alan bir puanlama sistemidir. Bu puanlama sisteminin RA hastalarında KVH riskini hesaplamada işe yarayabileceği düşüncesiyle, Pappas ve ark. biyolojik ilaç kullanan hastalarda (Anti-TNF, Rituksimab, Tosilizumab, Abatasept) RRP ve lipid profilindeki değişimlere bakmışlar (19). Çalışmaya orta dereceli hastalık aktivitesi olan 779 RA hastası alınmış (CDAI >10). Anti-TNF veya diğer biyolojik ilaçlara başlanmadan önce sensitif CRP’ye, lipid düzeylerine ve RSP’ye bakılmış. Tedavinin 3. ayında bu parametrelerdeki düzeltilmiş değişimlere bakılarak biyolojik ajanlar arasında kıyaslama yapılmış. Sonuçta beklendiği gibi Tosilizumab kullananlarda, anti-TNF kullananlara göre kolesterol, trigliserit ve LDL düzeylerinde yükselme gözlenirken, log sensitif CRP’de anlamlı düşme gözlenmiş. Log sensitif CRP’deki değişim ABA kullananlarda, anti-TNF kullananlara göre daha az bulunmuş. RRP’nin bazal ve 3. ay değişiminde biyolojikler arasında bir farklılık bulunmamış. Araştırıcılar bu sonuçlara dayanarak KVH üzerinde lipid değişikliklerinin inflamasyon ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, tek başına lipid değişikliklerinin RRP’ye yansımayacağını ileri sürmüşlerdir. Bir diğer çalışma hala devam eden İngiliz kohortunun verileridir. Bu kohortta, 2001-2009 arasında kayıt edilen ve biyolojik ilaç (INF, ETN, ADA) kullanan hastalar ile sadece DMARD kullanan hastalar Mİ riski bakımından karşılaştırılmışlardır (20). Araştırmanın temel mantığı, anti-TNF ilaçların anti-inflamatuvar etkileriyle Mİ’yi azalttığı ön kabulüne dayanmaktadır. Hastalar ilk 3 yıl için her 6 ayda bir, 3 yıldan sonra yılda bir kez anket sorularıyla sorgulanmış ve ulusal ölüm kayıtlarından yararlanılmış. Başka hastanelerdeki Mİ ile ilgili veriler doğrulukları açısından gözden geçirilmiş. Sonuçta, 235 Mİ olayının, 43 tanesi, 10.337 hasta yılında DMARD kullananlarda, 192 tanesi 55.636 hasta yılında anti-TNF kullananlarda oluşmuş. Daha anlaşılır bir dil ile ifade etmek gerekirse, DMARD ve anti-TNF kullanan hastalarda 10.000 hasta yılı başına görülen Mİ oranı 42/35 olarak bulunmuş. Sonuç olarak, Anti-TNF kullananlarda MI riskin- de bir azalma eğilimi olduğu gözükmektedir. Daha uzun takipli çalışmalar bu konuda daha inandırıcı veriler sunacaktır. 7. Osteoartrit Hastalarında Anti-TNF İlaçlar Kullanılabilir mi? Osteoartrit (OA) dejeneratif bir hastalık olmasına rağmen düşük dereceli bir sinovyal inflamasyona sahiptir. Bu süreçte bazı sitokinler de rol oynamaktadır. OA’nın farmakolojik tedavisinde en sık kullanılanlar parasetamol ve NSAI ilaçlardır. Richette ve ark. farmakolojik tedaviye yanıt vermeyen ağrılı el OA olan 85 hastaya (41 ADA, 42 Plasebo, 2 bilinmiyor) 2 ADA (0 ve 2. hafta) enjeksiyonu yaparak, primer sonlanım ölçütü olarak belirledikleri vizüel ağrı skorunda en az %50 azalan hasta sayısını plaseboyla karşılaştırmışlar (21). Altıncı hafta değerlendirilmesinde ilaç grubu %31.7, plasebo grubu %24.3 oranında primer sonlanım ölçütünü karşılamış (RR, 1.05; %95 GA, 0.93-1.17). Sekonder sonlanım ölçütleri bakımından iki grup arasında farklılık bulunamamış. Enjeksiyon sayısının arttırılmasıyla sonuçların ne olacağı ve uzun takip sonuçlarının neler getireceği yeni çalışmalara zemin hazırlayacaktır. Kaynaklar 1. Schiff M, Weinblatt M, Valente R, et al. Head to head comparison of subcutaneous abatacept versus adalimumab on background methotrexate in RA: two year results from the AMPLE study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):64 2. Yee DH, Racewicz A, Brzezicki J, et al. A phase 3 randomized controlled trial to compare ZT-P13 with infliximab in patients with active rheumatoid arthritis: 54 week results from the PLANETRA study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):73 3. Gabay C, Emery C, Vollenhoven RV et al. Tocilizumab monotherapy versus adalimumab monotherapy for treatment of rheumatoid arthritis (ADACTA): a randomised, double-blind, controlled phase 4 trial. Lancet 2013;381 (9877):1541-1550 4. Eng G, Fana V, Omerovic E, et al. Presence of antibodies to adlimumab and infliximab in patients with rheumatoid arthritis in clinical remission. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):230 5. Braun-Moscovici Y, Ben-Horin S, Dagan S, et al. The input of measuring of infliximab and adalimumab levels and levels of antibodies to these drugs in the management of patients with autoimmune diseases treated with anti-TNF monoclonal antibodies. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):442 6. Plasencia C, Pascual-Salcedo D, Alcozer P, et al. Etanercept serum through levels are correlated with clinical activity in rheumatoid arthritis patients with long-term treatment with etanercept. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):428 11 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar 7. http://clinicaltrials.gov/show/NCT00714493 8. Pool C, Shankar G, Schantz A, et al. Antibodies to etanercept and adalimumab in rheumatoid arthritis inadequate responders and clinical outcomes after an active switch to infliximab. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):224 9. Emery P, Breedveld F, van der Heide D et al. Twoyear clinical and radiographic results with combination etanercept-methotrexate therapy versus monotherapy in early rheumatoid arthritis: a two-year, double-blind, randomized study. Arthritis Rheum 2010;62:674-682 10. Emery P et al. ACR/ARHP Annual Scientific Meeting-2012;64:S160, abstract 368 11. Emery P, Hammoudeh M, FitzGerald O et al. Assessing maintenance of remission with reduced etanercept plus methotrexate, methotrexate alone, or placebo in patients with early rheumatoid arthritis who achieved remission with etanercept and methotrexate: The PRIZE study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):399 12. Emery P, Wiland P, Dudler J et al. Reduced/withdrawn dose of etanercept-methotrexate therapy of early rheumatoid arthritis has a favorable impact on patient-reported outcomes compared with methotrexate alone or placebo: the prize study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):765 13. Smolen JS, Nash P, Durez P et al. A Randomized, Double-Blind Study Comparing the Safety & Efficacy of Once-Weekly Etanercept 50 mg, Etanercept 25 mg, & Placebo in Combination With Methotrexate in Subjects With Active Rheumatoid Arthritis. Lancet 2013;381(9870):918-929 14. Keystone E, Haraoui, Thorne C, et al. Response to etanercept-methotrexate therapy and etanercept monotherapy in rheumatoid arthritis patients with moderate 12 Cilt 3, Sayı 3 and severe disease in the CAMEO trial . Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):425. 15. Vollenhove R, Franck-Larsson K, Leirisalo- Repo M, et al. In rheumatoid arthritis patients with stable low disease activity on methotrexate plus etanercept, continuation of etanercept at 50 mg or 25 mg weekly are both clinically superior to discontinuation: results from a randomized, 3-arm, double-blind study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):434. 16. Emery P, Szumski A, Jones H. Radiographic progression in patients with early rheumatoid arthritis treated with etanercept: results from the prize study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):399. 17. Bruzzese V., Lorenzetti R.,. Zullo A, et al. Anti-TNF therapy and tuberculosis risk in rheumatic diseases, psoriasis, and IBD: a pooled-data analysis of randomized controlled trials. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):74. 18. Yoo DH, Shevchuk S, Ramiterre E, et al. Local tuberculosis incidence affects the rate of positive conversion in the Quantiferon®-Tb gold test among patients receiving infliximab or CT-P13 therapy. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):426. 19. Pappas DA, John A, Kremer J, et al. Effect of biologic agents on lipids and cardiovascular risk in rheumatoid arthritis patients. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):49. 20. Low A, Lunt M, Mercer L, et al. Influence of anti-TNF therapy on the risk of myocardial infarction in subjects with rheumatoid arthritis: results from the BSRBR-RA. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):428. 21. Richette P, Ravaud P, Maheu E. A randomized, multicentre, double blind, placebo controlled study of anti –TNF- alpha (adalimumab) in refractory hand osteoarthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):54. BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Veli Yazısız EULAR 2013; Romatoid Artrit ve Diğer Romatizmal Hastalıkların Tedavisinde TNF İnhibitörü Olmayan Biyolojikler Anti-Tümör Nekrosiz Faktör-α Dışındaki Biyolojik Ajanlar Son yıllarda, birçok romatizmal hastalığın tedavisinde bu hastalıkların patogenetik yolaklarındaki molekül ve hücreleri hedef alan biyolojik ajanlar kullanılmaktadır. Bu hedefler proinflamatuvar sitokinler, T ve B lenfositler, adezyon molekülleri, kemokinler ile hücre içi ve hücre dışı sinyalizasyon yolaklarıdır. En önemli pro-inflamatuvar sitokinlerden biri olan tümör nekrosiz faktör-α (TNF-α) inhibe eden ajanlar romatoid artrit (RA), ankilozan spondilit (AS), psöriasiz, psöriatik artrit (PsA) ve inflamatuvar barsak hastalıklarının tedavisinde oldukça etkindir (1). Mevcut biyolojik ajanların bazı hastalıklarda etkin olmaması, bazılarında tam kür sağlayamaması ve yan etkilerin gelişmesi daha etkin ve daha az yan etki potansiyeline sahip başka biyolojik ajanların araştırılmasına neden olmuştur. Rituksimab (RTX), tosilizumab (TCZ) ve Abatacept (ABA) anti-TNF ajanlardan sonra geliştirilen ve kullanımı yaygınlaşan biyolojik ajanlardır. Belimumab ise SLE’de son yıllarda en çok araştırma yapılan biyolojik ajandır (1). Bu derlemede, EULAR 2013’de sunulan rituksimab, tosilizumab, abatasept ve belimumabın son çalışmaları gözden geçirilecektir. 1. Rituksimab (RTX) Çalışmaları Rituksimab bildirilerinin iki tanesi ANCA-ilişkili vaskülitler üzerinedir. İlk bildiri Fransız Vaskülit Çalışma Grubu tarafından yapılan ANCA-ilişkili vaskülitlerin idame tedavisinde azatiyoprin (AZA) ile RTX’in karşılaştırıldığı prospektif, randomize-kontrollü bir çalışma olan MAINRITSAN çalışmasının 34 aylık uzatma sonuçlarını içermektedir (2). Bu çalışmada konvansiyonel bir tedavi ile remisyon sağlanan hastalar iki kola randomize edilerek bir gruba altı ayda bir tekrarlanan RTX kürleri (1. ve 15. günlerde IV 500 mg), diğer gruba ise AZA 2 mg/kg/gün verilmiştir. Hastalar ortalama 34 ay sonunda relaps ve sağkalım oranları açısından değerlendirilmiştir. AZA grubunda %45.3 oranında en az bir relaps gözlenirken, RTX grubunda bu oran %10.7 bulunmuştur. RTX grubunda ölüm gözlenmezken AZA grubunda 4 hasta ölmüştür. Sonuç olarak, © 2013 Sigma Publishing. Tüm hakları saklıdır. RTX alan hastalarda AZA grubundan daha az relaps görülmüş ve daha iyi bir sağkalım elde edilmiştir. ANCA-ilişkili vaskülitlerdeki diğer çalışma tek merkezli, gözlemsel bir güvenlik çalışmasıdır (3). Nükseden ANCA-ilişkili vaskülitlerde remisyonun sürdürülmesinde tekrarlayan RTX infüzyonlarının güvenliği değerlendirilmiştir. Çalışmaya her bir kürde 2x1000 mg RTX ve en az iki kür tedavi alan 30 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan 8’i 6 kez, 10’u 5 kez diğerleri ise daha az sayıda RTX infüzyonu almıştır. RTX tedavisi süresince serum immunglobulin düzeyleri, ciddi enfeksiyon ve yan etkiler takip edilmiş ve 14 hastada toplam 26 ciddi yan etki, çoğu üst solunum yolu olmak üzere 8 ciddi enfeksiyon gözlenmiştir. İstatiksel olarak fark olmamasına rağmen ciddi enfeksiyon geçiren hastalardan 6’sında bazal IgM düzeyi düşük bulunmuş ve tedavi süresince IgG düzeylerinde daha fazla azalma gözlenmiştir. Bir hastaya ciddi enfeksiyon sırasında intravenöz immunoglobulin verilmiştir. Nükseden ANCA-ilişkili vasküliti olan hastalarda tekrarlayan RTX tedavisi sırasında (eğer hastanın bazal düzeyi normal ise) serum IgG düzeylerinde progresif düşme gözlenmemiştir. Yazarlar makalenin sonuç bölümünde, özellikle nükseden hastalardaki tedavi opsiyonlarının sınırlı olduğuna dikkat çekerek bu güvenlik verisinin önemine vurgu yapmışlardır. ANCA-ilişkili vaskülitlerde remisyonun sağlanması ve sürdürülmesinde RTX’in etkinliğine dair hem klinik deneyimler hem de randomize/non-randomize klinik çalışmaların sayısı her geçen gün artmaktadır (4, 5). RTX, oral ve intravenöz siklofosfamid tedavisinden daha az bir yan etki profiline sahiptir. Burada sunulan iki çalışmanın sonuçları birlikte değerlendirildiğinde RTX’in uzun dönemde yan etki sıklığı artmadan etkinliğin devam ettiğine dair yeni kanıtlar sunmaktadırlar. RTX ile yapılmış bir diğer çalışma başka bir vaskülit tipi olan “miks krioglobulinemik vaskülit”te yapılmış, açık prospektif bir klinik çalışmadır (6); %96’sı HCV’li ve sistemik tutulumları olan 27 hastaya “4 artı 2 infüzyon protokolü” olacak şekilde farklı bir RTX uygulaması yapılmıştır. Bu uygulamaya göre hastalara ek bir immunosupresif verilmeden 1, 8, 15 13 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar ve 22. günlerde 375 mg/m2 RTX verilmiş, 1. ve 2. ayda aynı doz tekrarlanmıştır. Ortalama 54.3 ay gibi oldukça uzun bir takip süresi sonunda tedavi öncesi purpurik cilt lezyonları ve iyileşmeyen bacak ülserleri olan hastaların tamamında, periferik nöropatili hastaların %80’inde tam remisyona ulaşılmıştır. Glomerulonefritli 15 hastada RTX uygulamasından iki ay sonra serum kreatinin ve proteinüri düzeylerinde iyileşme tespit edilmiştir. Ortalama 31. ayda nüks gözlenen 9 hastada re-induksiyon tedavisi uygulanmıştır. Takip süresince bir yan etki gözlenmemiştir. Araştırmacılar, miks krioglobulinemik vaskülitin membranoproliferatif glomerulonefrit, polinöropati ve şiddetli cilt tutulumlarında 4 artı 2 infüzyon protokolünün oldukça etkin ve güvenli olduğunu belirtmişlerdir. HCV-ilişkili krioglobulinemik vaskülitlerde RTX monoterapisinin etkinliği daha önce randomize kontrollü bir çalışmada gösterilmişti (7). Burada sunulan bildiride Roccatello ve arkadaşları farklı bir infüzyon protokolü uygulamış ve daha uzun takip süresine ulaşmışlardır. SLE’de RTX etkinliğini değerlendiren iki bildiri dikkati çekmiştir. Bunlardan ilkinde, uluslararası kayıt kütüğü (International Registry for Biologics in SLE, IRBIS) Avrupa’da endikasyon dışı olarak RTX kullanılan SLE hastalarının sonuçları incelenmiştir (8). Bu çalışmada Avrupa’da SLE hastalarında RTX kullanım oranı %0.5-1.3 olarak bulunmuştur. RTX alan 103 hastanın sonuçları 72 konvansiyonel immunosupresif (%43 MMF, %33 AZA) alan hastaların sonuçları ile karşılaştırıldığında elde edilen veriler; iki grup arasında organ tutulumlarının dağılımı açısından fark gözlenmediğini; RTX ve diğer immunosupresiflerin en sık lupus nefriti için kullanıldığını; fakat RTX’in daha yaşlı, daha uzun süredir hastalığı olan ve hastalık aktivitesi ile hasar indeksi yüksek olan hastalarda tercih edildiğini göstermiştir. Bu kayıt sisteminin sonuçları RTX’in daha şiddetli hastalığı olan ve ileri evredeki hastalarda tercih edildiğine işaret etmektedir. Diğer SLE çalışması, böbrek dışı tutulumlarda RTX’in etkinlik ve güvenilirliğini değerlendirmek için literatürdeki çalışmaların gözden geçirildiği bir derlemedir (9). Toplam 1015 hastayı kapsayan 22 makale (1 randomize-kontrollü, 2 açık, 19 kohort çalışması) değerlendirmeye alınmıştır. Bu çalışmalarda RTX dozu ve uygulama şekli ile hedeflenen sonuçlar farklı olmasına rağmen RTX alan hastaların çoğunda böbrek dışı organ tutulumlarının düzeldiği ve steroid dozunun azaldığı görülmüştür. Hafif infüzyon reaksiyonları ve infeksiyonlar başta olmak üzere birkaç ciddi yan etki gözlenmiştir. Derlemenin sonucunda, RTX’in SLE böbrek dışı organ tutulumlarında etkin (hastalık akti14 Cilt 3, Sayı 3 vitesini düzeltme, remisyonu sağlama, kortikosteroid ihtiyacını azaltma, anti-dsDNA seviyesinde düşme ve kompleman düzeylerini artma) ve güvenilir olduğu kanaatine varılmıştır. Bu bildirinin bulgular kısmında RTX sonrası relaps oranları hakkında herhangi bir açıklayıcı bilgi olmamasına rağmen sonuç bölümünde uzun dönemde hastalık relapslarının önemine vurgu yapılmıştır (Kanıt derecesi 2b-C ve Öneri düzeyi B). Yazarların bu vurgudan ne kastettikleri ve hangi bulgulara dayandırdıkları tam olarak anlaşılamamaktadır. SLE yoğun şeklinde antikor üretimi olan ve B lenfositlerin etiyopatogenezde önemli rol oynadığı otoimmun bir hastalıktır. B lenfositleri hedef alan RTX’den önemli yararlar beklenmesine rağmen randomize kontrollü çalışmalarda bu etkinlik gösterilememiştir (10). Vaka serileri ve açık etiketli çalışmalarda RTX’in SLE’nin birçok organ ve sistem tutulumlarını iyileştirdiğine dair yayınlar vardır. Yukarıda özetlenen iki bildiride de görüldüğü gibi birçok klinisyen immunosupresif tedavilere yanıtsız SLE hastalarında RTX kullanmaya devam etmektedir. Sonuçlar, RTX’in SLE’nin hem böbrek hem de böbrek dışı organ tutulumlarında seçilmiş hastalarda kullanılabileceğini göstermekle birlikte etkinliği randomize-kontrollü çalışmalarla kanıtlanan belimumabın kullanımının yaygınlaşması ile RTX kullanımı azalabilir. RA patogenezi çok karmaşık olmasına rağmen, T lenfositlerin daha fazla rol oynadığı bilinmektedir. Hem otoantikorların olması, hem de spesifik olarak B lenfositleri hedef alan bir monoklonal antikor olan RTX’in bir grup RA hastasında (özellikle RF ve/veya ACPA pozitif) etkin olması patogenezde B lenfositlerin de önemli rol oynadığını göstermektedir (11). EULAR 2013’de sunulan bir bildirinin (12) sonuçları RA’da RTX’in etkinliğinin sadece B lenfositler üzerinden olmayabileceğini göstermektedir. RTX verilen çoğunluğu RA 75 hastanın periferik kanlarındaki T ve B lenfosit değişimleri akış sitometresi ile takip edilmiştir. CD4+ T lenfosit sayılarında belirgin azalma saptanmış ve bu azalma klinik yanıtla ilişkili bulunmuştur. Bildiride çalışmaya alınan hastaların kullandığı diğer ilaçlar ve hastalık aktivite düzeyleri hakkında yeterli açıklayıcı bilgi yoktur. Ayrıca, sıklıkla RTX ile birlikte kullanılan ilaçları alan bir hasta kontrol grubu oluşturulmamıştır. Bu çalışmanın sonuçlarının kontrol grubu içeren daha ileri çalışmalarla doğrulanması ve RTX sonrası CD4+ T lenfosit sayısındaki azalmanın mekanizmalarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 2. Tosilizumab (TCZ) Çalışmaları TCZ ile ilgili bildiriler RA’da etkinliği değerlendiren BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 yeni randomize-kontrollü çalışmalar ve daha önce yayınlanmış çalışmaların uzun dönem sonuçlarını içeren yayınlardır. Burmester ve arkadaşları tarafından yapılmış Roche firması tarafından desteklenmiş iki yeni randomize kontrollü çalışmanın (13, 14) ilk sonuçları yayınlanmıştır. SUMMACTA olarak isimlendirilen faz 3 çalışmada (13), daha önce BREVACTA (15) çalışmasında test edilen TCZ’nin 162 mg haftalık subkutan (SC) enjeksiyon formunun alışılmış olan aylık 8 mg/kg IV infüzyon kadar etkin ve güvenilir olup olmadığı araştırılmıştır. İlk 24 hafta çift kör, daha sonraki 72 hafta açık etiketli olarak planlanan bu araştırmanın ilk 24 haftalık sonuçları yayınlanmıştır. Toplam 1262 hastanın randomize edildiği iki grup arasında yaş, hastalık süresi ve DAS-28-ESR değerleri, 24. hafta sonundaki ACR 20 yanıtları, en az bir yan etki ve ciddi yan etki açısından fark bulunmamıştır (Tablo 1). Enjeksiyon yeri reaksiyonu SC formda daha fazla olmasına rağmen ilaç kesilmesini gerektirecek düzeyde reaksiyon gözlenmemiştir. Evde kullanım ve uygulama kolaylığı nedeniyle TCZ’nin 162 mg’lık SC formu hasta ve klinisyenler tarafından daha çok tercih edilecektir. Mart 2013’de satışa sunulan SC TCZ formu Mayıs 2013’de ABD’de geri ödeme listesine alınmıştır. Yakın gelecekte ülkemizde de kullanıma girebilecek ürünlerden biridir. Üretici firma tarafından desteklenen diğer araştırmada Burmester ve ark. (14) MTX almamış erken RA (tanıdan itibaren geçen süre 2 yıldan daha az) hastalarında TCZ ve MTX’in tekli ve kombine formlarının etkinlik ve güvenirliliğini incelemişlerdir. Toplam 1157 hasta dört gruba randomize edilmiştir: 1) TCZ 8 mg/kg + MTX; 2) TCZ 8 mg/kg monoterapi; 3) TCZ 4 mg/kg + MTX; 4) MTX monoterapisi. TCZ 4 haftada bir IV uygulanmış, 7.5 mg/hafta olarak başlanan MTX 8. haftaya kadar 20 mg/hafta dozuna yükseltilmiştir. Çalışma süresi 104 hafta, ana hedef DAS28 skorunda remisyon, ikincil hedefler van der Heijde modifiye Sharp skoru (mTTS) ve fiziksel fonksiyonlardaki iyileşme olarak belirlenmiştir. Halen devam eden çalışmanın 52. hafta sonuçları yayınlanmıştır. Sonuçlar, 24 ve 52. haftalarda DAS28 remisyon oranı ve ACR 20/50/70 yanıtlarının TCZ 8 mg/kg + MTX grubunda MTX monoterapi grubundan anlamlı oranda yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır. Elli ikinci haftadaki mTTS ve fiziksel iyileşme oranı da daha yüksektir (p<0.005). TCZ monoterapi grubunda da primer amaca ulaşılmıştır. Yan etki ve ciddi yan etki açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Bu çalışma, diğer biyolojik ajanlarda olduğu gibi, TCZ’de de en iyi etkinliğin MTX ile kombine edilmesi halinde elde edildiğini göstermektedir. Takeucki ve ark. tarafından Japon hastalarda yapılan SURPRISE çalışmasında (16) ortalama 4 yıl hastalık süresi olan MTX yanıtsız RA hastaları iki gruba randomize edilmiştir. Bir grupta MTX kesilmiş ve TCZ monoterapi olarak başlanmış (SWITCH grubu), diğer grupta mevcut MTX tedavisine TCZ eklenmiştir (ADD-ON grubu). Çalışmanın 24. hafta sonuçları Tablo 2’de özetlenmiştir. DAS28 remisyon kriterini sağlamada TCZ-MTX kombinasyonu TCZ monoterapisinden daha üstün olsa da, diğer parametreler açısından gruplar arasında fark bulunmamıştır. Erken RA’lı hastalarda yapılan bir önceki çalışmada (14) TCZMTX kombinasyonu MTX monoterapisinden DAS28 remisyonu dahil hemen tüm etkinlik parameterleri açısından üstün bulunmuşken, daha uzun süreli RA’sı olan hastaların alındığı bu çalışmada TCZ-MTX kombinasyonu TCZ monoterapisinden yalnızca DAS28 remisyon kriterine göre üstün bulunmuştur. TCZ posterlerinden iki tanesi ilk sonuçları daha önce yayınlanmış çalışmaların devam sonuçlarıdır. SURPRISE çalışmasına benzer şekilde dizayn edilmiş, MTX yanıtsız RA hastalarında TCZ’nin tekli veya MTX ile kombine etkinliğin değerlendirildiği Tablo 1. SUMMACTA çalışmasının ilk 24 haftalık sonuçları Tosilizumab SC (162 mg/haftada bir) IV (8 mg/kg/4 haftada bir) ACR 20 %69.4 %73.4 En az bir yan etki %76.2 %77.0 Ciddi yan etki %4.6 %5.2 Enjeksiyon yeri reaksiyonu %10.1 %2.4 15 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 2. SURPRISE çalışmasının 24. hafta sonuçları TCZ (SWITC) MTX + TCZ (ADD-ON) 115 118 DAS28 5.2 ± 0.1 5.1 ± 0.1 Hastalık süresi (yıl) 4.0 ± 0.3 3.8 ± 0.3 MTX dozu (mg) 8.4 ± 0.2 8.6 ± 0.2 HAQ-DI 1.0 ± 0.1 1.1 ± 0.1 DAS28 remisyon oranı* %59.4 %71.6 ACR20 %66.7 %64.3 ACR50 %53.2 %48.7 ACR70 %36.0 %27.8 CDAI %27.0 %36.5 SDAI %30.6 %40.0 ACR/EULAR remisyon %20.7 %20.0 Ciddi yan etki %9.9 %8.7 Hasta sayısı (n) Bazal 24. Hafta *p=0.0372 ACT-RAY çalışmasının (17) ilk sonuçları daha önce yayınlanmıştı. ACT-RAY çalışma planına göre 2. yıla ulaşıldığında 12 haftadır remisyonda (DAS28 <2.6) olan hastaların ilaçlarının kesilmesi (önce TCZ daha sonra DMARD) ve ilaçsız dönemde atak olan hastalara en son kullanmakta oldukları ajanların tekrar başlanması gerekiyordu. Çalışma halen devam etmekte olup hastalardan 2. yılı tamamlamış olanların (%76) ara sonuçları yayınlanmıştır (18). Protokolde tanımlanan remisyon kriterlerini tamamlayan ve tedavi kesilen hasta oranı yaklaşık %50, tedavi kesildikten sonraki relaps oranı yaklaşık %86 bulunmuştur. ACTRAY çalışmasında tespit edilen klinik iyileşmenin ikinci yılda da büyük ölçüde devam ettiği fakat TCZ tedavisi sonlandırılınca relaps riskinin yüksek olduğu gözlenmiştir. LITHE çalışması (19) orta ve şiddetli hastalık aktivitesi olan MTX yanıtsız RA hastalarında 2 yıllık, randomize, çift kör, plasebo-kontrollü bir klinik çalışmadır. Bu kongrede LITHE çalışmasının açık etiketli olarak devam eden 3. yıl sonuçları yayınlanmıştır (20). LITHE çalışmasında hastalar 3 gruba 16 randomize edilmiş; MTX + TCZ 4 mg/kg, MTX + TCZ 8 mg/kg ve MTX + plasebo. On altıncı haftada aktif hastalığı olanlara TCZ ile kurtarma yapılmış, 52. haftadan sonra açık etiketli olarak TCZ 8 mg/ kg ile devam edilmiştir. Çalışmaya alınan ve en az 1 doz TCZ uygulanan hastalardan (toplam 1149 hasta) %34’ü 5. yılını doldurmuştur. Başlangıçta TCZ alan 545, plasebo alan 258 hastanın grafileri Genant-modifiye total Sharp skoru (GmTSS), hastalık aktiviteleri ise ACR 20/50/70, DAS28-ESR ve HAQ skorları ile değerlendirilmiştir. Beşinci yıl sonunda, başlangıçta plasebo alanlarla karşılaştırınca TCZ alan hastalarda eklem hasarının büyük ölçüde engellendiği (%56 olguda); TCZ alanların %53’ünde ilerleme olmadığı (GmTSS ≤0), plasebo grubunda bu oranın %35 olduğu, klinik iyilik halinin sürdüğü tespit edilmiştir. TCZMTX kombinasyonu ile uzun dönemde radyolojik kötüleşmenin engellendiği, klinik yanıtların sürdüğü ve yan etki profilinin 2. yıl sonunda gözlenen profile benzer olduğu gözlenmiştir. RA tedavisinde kortikosteroidlere olan ihtiyacın azaltılması önemli hedeflerden biridir. Doz ve süre BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 bağımlı olan kortikosteroid yan etkileri için 5 mg/gün ve altı dozlarda risk belirgin azalmaktadır. Fransa’da yapılan çok merkezli prospektif bir klinik çalışmanın (SPARE-1) ara analizlerinde TCZ’nin steroid ihtiyacını azaltıp azaltmadığına bakılmıştır (21). TCZ tedavisi başlanan hastaların %34’ünde 6. ayın sonunda ≤5 mg prednizolon doza inilmiş, %9’unda steroidler tamamen kesilmiştir. Günlük rutin pratik içinde ve prospektif bir çalışma olması nedeniyle sonuçları gerçek rutin pratiği yansıtmaktadır. RA’da hastanın hangi biyolojik ajana daha iyi yanıt verebileceğini öngören ve biyolojik ajanları tercihte etkili olabilecek belirteçlerin tespiti konusunda araştırmalar devam etmektedir. EULAR 2013 kongresinde sunulan bildirilerde TCZ’ye klinik yanıtı belirlemede bazal solubl interlökin-6 reseptörü (s-IL6R) seviyesi (22) ve sinovyal dokudaki IL-6 üretiminin önemli olabileceğine işaret eden çalışmalar sunulmuştur (23). 8 mg/kg/4 hafta’da bir TCZ infüzyonu yapılan 51 hastanın tedavi öncesi s-IL6R düzeyi için kan alınmış, tedavinin 24. haftasında hastalık aktiviteleri değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi s-IL6R düzeyi ile 24. haftadaki tedavi yanıtları arasındaki ilişki irdelenmiştir. Lojistik regresyon analizleri bazal s-IL6R seviyesinin 24. haftadaki remisyonu belirlemede önemli bir prediktör olabileceğini ortaya çıkarmıştır (p<0.01). Hastaların medyan s-IL6R düzeyi 1556 pg/ml bulunmuş; bu değer sınır olarak kabul edildiğinde remisyonun öngörülmesinde sensitivite %82, spesifisite %65 ve odds oranı 6.0 (%95 CI:1.6-22.4) bulunmuştur. Benzer bir ilişki daha önceki infliksimab çalışmalarında da tespit edilmiştir (24). Bu sonuç bir kaç açıdan önemlidir; 1) s-IL6R yüksekliği için sınır değer daha yüksek tutulur ise remisyonu öngörmede sensitivite düşer, fakat spesifite artabilir; 2) Bazal s-IL6R düzeyi çok yüksek olan hastalarda TCZ dışı başka bir biyolojik ajan tercih edilebilir; veya 3) daha yüksek doz TCZ (>8 mg/ kg) veya daha sık aralıklarla infüzyon (< 4 hafta) yaparak daha iyi klinik yanıt elde edilebilir. Ducreux ve ark. (23) tarafından yapılan diğer bir çalışmada, 5 osteoartrit, 7 tedavi almamış RA, adalimumab (ADA) başlanan 8 MTX-yanıtsız RA, RTX başlanan 12 anti-TNF-yanıtsız RA, TCZ öncesi tedavi almamış 12 erken RA hastasının sinovyal biyopsi örneklerinde global sinovyal gen ekspresyon profillerine bakılmıştır. ADA, RTX ve TCZ başlanan hastaların tedavi öncesi ve 3. ayda gen ekspresyonları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. TCZ ve RTX alan hastaların gen ekspresyonlarındaki değişikliklerin korelasyon gösterdiği (r:0.5797, p<0.0001), ancak ADA alanlarda farklılıklar olduğu görülmüştür. Ayrıca, TCZ alan ve EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar 6. ayda remisyon sağlanamayan hastalarda IL-6 tarafından uyarılan transkriptlerin bazal ekspresyonları immunglobulinler dahil yüksek bulunmuş; ancak bunun aksine immunglobulin gen ekspresyonları RTX’e yanıt veren hastalarda daha yüksek gözlenmiştir. Bu sonuçlar 1) TCZ ve RTX etki mekanizmalarının hastalık patogenezinde önemli olan IL-6 üreten B lenfositler noktasında birleştiğini; 2) sinovyal dokudaki IL-6 düzeyinin TCZ yanıtını belirlediğini (sinovyal IL-6 artıkça daha az etkinlik); 3) sinovyal dokuda IL-6 yüksek olan hastalarda RTX tedavisinin tercih edilebileceğini göstermektedir. Hem s-IL6R hem de sinovyal IL-6 düzeylerinin TCZ yanıtını belirlemedeki rolünü inceleyen ek çalışmalara ihtiyaç vardır. 3. Abatasept (ABA) Çalışmaları ABA bildirileri ağırlıklı olarak RA hastalarında yapılan randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarıdır. AMPLE çalışmasından 3, ACTION, ORION ve AGREE çalışmalarından birer bildiri yayınlanmıştır. AMPLE çalışması (25) daha önce MTX alan, başka bir biyolojik ilaç almayan aktif RA hastalarında ABA 125 mg/hafta ve adalimumab (ADA) 40 mg/2 hafta tedavilerinin bire bir karşılaştırıldığı randomize, tek kör, faz IIIb çalışmasıdır. Çalışma süresi 2 yıl olarak belirlenmiştir. 646 aktif RA hastası klinik ve demografik özellikleri benzer (318 ABA kolu, 328 ADA kolu) iki kola randomize edilmiştir. Tüm analizler intent-to-treat popülasyonu kullanılarak yapılmıştır. EULAR 2013’de yayınlanan iki bildiri birinci yıl sonuçlarıyla ilgilidir. Birinci yıl sonunda, ABA ve ADA alan hastalarda remisyon ve düşük hastalık aktivitesine ulaşılan hasta oranları, fiziksel fonksiyon ve radyolojik iyileşme oranları benzer bulunmuştur (26). Diğer bildiride hasta bazlı değerlendirmelerin (HRQoL, PROs, HAQ, SF36, ALQ) sonuçları yayınlanmıştır. Her iki grupta da hasta bazlı değerlendirmelerde 169. günde ortaya çıkan ve 1. yıl sonuna kadar devam eden iyileşmeler görülmüştür (27). Sözel olarak sunulan diğer bildiride (28) 2. yıl sonu etkinlik ve güvenilirlik sonuçları paylaşılmıştır. Buna göre, birinci yıl sonunda elde edilen klinik etkinlik ve radyolojik iyileşmenin ikinci yıl sonunda da devam ettiği ve gruplar arasında fark olmadığı görülmektedir. ABA grubunda daha az enjeksiyon yeri reaksiyonu ve ciddi enfeksiyon olmasına rağmen yan etki profilleri benzer, yan etki nedeniyle ilaç kesilme oranı daha düşük bulunmuştur. Tablo 3’de AMPLE çalışmasının daha önce yayınlanan 1. yıl sonuçları ile EULAR 2013’de sunulan 2. yıl sonuçları gösterilmektedir. Biyolojik ajanlarda tedavide kalma oranları son yıllarda üzerinde çalışılan, yeterli klinik yanıt ve ilacın 17 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 3. AMPLE çalışması 1. ve 2. yıl sonuçları (kaynak 25 ve 28) Abatasept (125 mg/hafta SC) Adalimumab (40 mg/2 hafta'da bir SC) 1. yıl sonu 2. yıl sonu 1. yıl sonu 2. yıl sonu ACR20 (%) 64.8 59.7 63.4 60.1 ACR50 (%) 46.2 44.7 46 46.6 ACR70 (%) 29.2 31.1 26.2 29.3 ACR90 (%) - 14.5 - 8.2 DAS28-CRP değişikliği -2.30 -2.35 -2.27 -2.33 Remisyona ulaşan hasta oranı (%) (DAS28-CRP <2.6) 43.3 50.6 41.9 53.3 Radyolojik ilerleme olmayan hasta oranı (%) 84.8 84.8 88.6 83.8 sTSS değişimi 0.58 0.89 0.38 1.33 Erozyon skoru değişimi 0.29 0.41 0.01 0.41 Eklem aralığında daralma skoru 0.28 0.48 0.39 0.72 Yan etki (%) 10.1 13.8 9.1 16.5 Malinite (%) 1.6 2.2 1.2 2.1 Otoimmün olaylar (%) 3.1 3.8 1.2 1.8 Enjeksiyon yeri reaksiyonu (%) 3.8 4.1 9.1 10.4 tolere edilebilirliliğinin göstergesi olarak kabul edilen bir parametredir. İki çalışmada ABA işe tedavide kalış oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kanada’daki RHUMATA veritabanındaki tek merkezin sonuçlarını içeren bildiride (29), MTX’e yanıtsızlık nedeniyle ADA, ETA veya ABA başlanan 203 RA hastası ile ilk anti-TNF tedaviye yanıtsızlık nedeniyle ADA, ETA veya ABA başlanan 87 RA hastasının 5. yıl sonuçları karşılaştırılmıştır. MTX yanıtsızlığı nedeniyle tedavi başlanan hastalarda 5. yıl sonunda tedavide kalma oranları bakımından gruplar arasında fark gözlenmezken (ABA için %63, ADA için %54, ETA için %50, p=0.6779), birinci anti-TNF yanıtsızlığı nedeniyle tedavi başlanan hastalarda ABA’da kalma süresinin ikinci anti-TNF’lerden daha fazla olduğu bulunmuştur (ABA için %48, ADA için %31, ETA için %31, p=0.0381). İlginç olan diğer bir bulgu, tüm biyolojik ajanlarda MTX ile kombinasyon halinde daha yüksek ilaçta kalma oranına ulaşılmaktadır. Diğer çalışma 2 yıllık prospektif bir araştırmadır (30). ACTION olarak isimlendirilen bu çalışma ilk çalışmaya göre daha kısa süreli, fakat daha yüksek hasta sayısına sahip ve çok merkezlidir. %86.6’sı ≥1 biyolojik ajana yanıtsız 18 (%98’i anti-TNF) 999 hasta çalışmaya alınmıştır. Çok değişkenli analizler ile ABA’da kalmayı etkileyen faktörlere bakılmış ve sonuç olarak, anti-CCP pozitif ve 2’den daha az anti-TNF ajana yanıtsızlık nedeniyle ABA başlanmış ise daha yüksek oranda ABA tedavisinde kalındığı tespit edilmiştir. Biyolojik tedavi başlanırken kardiyak sorunlar varsa ABA kesilme oranı diğer biyolojiklerden daha az bulunmuştur. Ülkeler arasında ilaç kesilme oranlarının farklı olmasında ülkelerin sağlık hizmeti sistemi ve popülasyonlardaki farklılıkların etkili olabileceği belirtilmiştir. Bu iki çalışmanın sonuçları birlikte değerlendirilir ise; MTX yanıtsız hastalarda ABA’nın MTX ile kombine kullanımı halinde en az anti-TNF’ler kadar etkin/güvenli olduğu, ilk anti-TNF’ye yanıtsız hastalarda ikinci anti-TNF’den daha etkin/güvenli olduğu, anti-TNF tedavinin kontrendike olduğu kardiyak sorunlar gibi durumlarda iyi bir seçenek olduğu görülmektedir. RA tedavisinde amaçlardan birisi tedavi ile sağlanan iyilik halinin tedavi kesildikten sonra da devam etmesidir. Biyolojik ajanlarla sağlanan iyilik halinin daha sonra belli oranlarda devam ettiğini gösteren çalışmalar vardır. ABA için yapılmış bir faz II/III çalış- BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 mada remisyon sağlanan hastaların kendi istekleri de göz önünde bulundurularak tedavileri kesilmiş (n=34) veya devam ettirilmiştir (n=17). Hastalıkta alevlenme olanlara tekrar ABA başlanmıştır. ORION çalışması olarak adlandırılan (31) bu çok merkezli prospektif gözlemsel çalışmada takip süresi 52 haftadır. Bu sürenin sonunda ABA kesilen hastaların %41.2’sinde remisyon, %58.8’inde düşük hastalık aktivitesi; ABA devam eden hastaların %64.7’sinde remisyon hali saptanmıştır. Bu bulgulara göre, günlük pratikte ABA ile remisyon sağlanan hastalarda tedavinin kesilebileceği, önemli bir grup hastada biyolojik tedavisiz remisyonun devam edebileceği, nüks olanlarda tekrar aynı biyolojik ajanın başlanabileceği görülmektedir. RA’da ABA kullanımı ile ilgili bir bildiri AGREE çalışmasındandır (32, 33). Bu çalışmaya kötü prognostik faktörlü erken RA hastaları alınmış, ABA+MTX kombinasyonunun etkinliği tek başına MTX alanlarla karşılaştırılmıştır. Bu çalışmaya alınan hastaların 3. ayda hastalık aktivitesini gösteren skorları (SDAI, CDAI ve DAS28 ile ayrı ayrı) ile 12 ay sonundaki yapısal değişiklikler (Genant-modifiye Sharp skoru ile) ve fonksiyonel durum (HAQ-DI skoru) arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Post hoc analiz sonuçlarına göre 3. ayda remisyon veya düşük hastalık aktivitesi olan hastalarda 12. ay sonunda daha az radyolojik hasar ve daha iyi fonksiyonel durum gözlenmektedir. Tüm gruplarda, fakat en belirgin olarak üçüncü ayda orta/ şiddetli hastalığı olan grupta ABA+MTX kombinasyonu ile MTX monoterapisine göre (istatistiksel anlamlılığa erişmese de) daha az radyolojik hasar ilerlemesi olmuştur. Primer SjS tedavisinde etkin biyolojik ajan arayışları devam ediyor. Potansiyel bir ajan olan ABA’nın primer SjS’deki etkinliği ve güvenliliğini araştıran açık etiketli bir çalışmanın ara sonuçları paylaşılmıştır (34). ASAP çalışması olarak isimlendirilen bu çalışmaya 15 erken dönem (hastalık süresi <5 yıl) primer SjS’li hasta alınarak bu hastalara 5 ayda 10 mg/kg dozunda 8 kez ABA infüzyonu yapılmıştır. Yanıtlar tedavi süresince 4, 12 ve 24. haftalarda ESSPRI ve ESSDAI indeksleri ile hesaplanmıştır. Tedavi sonlandırıldıktan sonraki dönemde de yanıtlara bakılması (36 ve 48. haftalarda) planlanmış; fakat henüz 24 haftalık süreç tamamlandığı için ilk 24 haftalık ara sonuçlar verilmiştir. ESSPRI skorunda ilk 4 haftada hızlı bir azalma olmuş ve bu etki 24. haftaya kadar sabit kalmıştır; ESSDAI skorunda ise ilk 4 haftada hızlı bir düşüş gerçekleşmiş, 12. ve 24. haftalarda eğimi azalmakla birlikte bu düşüş devam etmiştir. Hastalık aktivite skorlarındaki iyileşme anlamlıdır. Serum RF EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar seviyesi düşmüş, T ve B lenfosit sayıları ılımlı şekilde azalmış; fakat uyarılmış tükürük salımı stabil kalmıştır. Ciddi yan etki ve ölüm görülmemiştir. Çalışmanın ara sonuçları istatiksel olarak ABA’nın SjS’de etkin ve güvenilir olduğunu göstermekle birlikte sonuçların dikkatli yorumlanması gerekmektedir. Bildiride gösterilen grafiklere göre ESSPRI skoru (normal değeri 0-10 arasında) tedavi öncesi yaklaşık 7.8 birim iken 4. haftada yaklaşık 6.0 birime gerilemiş ve 24. haftaya kadar sabit kalmıştır. ESSPRI skorunda hastaların kendileri daha belirleyicidir ve subjektif semptomlar değerlendirilir. Hekim tarafından belirlenen ve daha objektif bulgulara dayanan ESSDAI skoru (normal değeri 0-123 arasında) tedavi öncesi yaklaşık 11 iken 4 haftada 6’ya, 12. haftada 4’e ve 24. haftada yaklaşık 3’e gerilemiştir. Organ tutulumları hakkında ayrıntılı bilgi verilmemiştir; ancak ESSDAI skoru ortalamalarına göre çalışmaya alınan hastaların hafif-orta aktivite düzeyine sahip olduğu görülmektedir. Halbuki, SjS’de biyolojik tedavilere daha çok vaskülit, pulmoner ve nörolojik tutulum gibi ciddi organ tutulumlarının tedavisi için ihtiyaç vardır. ABA’nın hangi organ tutulumunda ne kadar etkili olduğunu gösteren ayrıntılı sonuçların, tedavi kesildikten sonraki etkinliğin ve ciddi organ tutulumlarındaki nüks oranlarının görülmesi gerekmektedir. Ayrıca sonuçlar çift-kör, randomize-kontrollü çalışmalar ile doğrulanmalıdır. 4. Belimumab Çalışmaları SLE’nin tedavisinde anti-TNF ajanlar ve RTX’in etkinliklerine dair vaka serileri ve klinik deneyimler olmasına rağmen, çift kör, randomize-kontrollü çalışmalarda yeterli etkinlik sağlayamadıkları anlaşılınca üzerinde en çok çalışılan biyolojik ajan belimumab olmuştur. Belimumab, B lenfosit stimülatörü (BlyS) olarak da bilinen B hücre aktive edici faktörü (BAFF) inhibe eden bir insan monoklonal antikorudur. ABD, Kanada ve Avrupa ülkelerinde SLE tedavisi için onay almıştır. SLE’nin farklı organ tutulumlarındaki tedavi başarısını inceleyen araştırmalar devam etmektedir. EULAR 2013’de SLE’de belimumabın etkinliğine dair üretici firma (GSK) destekli iki araştırmanın sonuçları yayınlanmıştır (35, 36). İlk yayında, iki ayrı randomize, çift kör, çok merkezli çalışmanın (BLISS-52 ve BLISS-76) verileri birleştirilmiş ve yüksek aktiviteli SLE hastalarında belimumabın etkinliğine bakılmıştır. Yüksek aktiviteli hastalık renal, nörolojik, hematolojik veya kardiyovasküler/ pulmoner tutulum, ds-DNA pozitifliği ve kompleman düşüklüğü olarak kabul edilmiştir. Belimumab tedavisi alan hastalar iki gruba ayrılarak (1 mg/kg ve 10 mg/kg) sonuçlar plasebo gru19 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 4. Belimumab tedavisinin 52. haftasında elde edilen sonuçlar (35) Belimumab (1 mg/kg) Belimumab (10 mg/kg) Plasebo SLE Responder Indeks (SRI) iyileşme %45.9 %49.6 %33.6 SELENA-SLEDAI ≥4 puan azalma %47.1 %50.7 %35.8 Yıl için ortalama atak 3.98 3.96 Ω 4.81Ω PGD azalma – 0.54* 0.40* FACIT-Yorgunlukta düzelme – 4.72& 2.05& SF-36 ∑ ? ? ? EQ-5D düzelme – 0.10 Ω ∑ Ω ∏ 0.05∏ p<0.001, *p<0.0001, &p<0.0007, ∏ P=0.0011 Farklar belirtilmemiş fakat anlamlı iyileşme bildirilmiş. bundaki hastaların sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Belimumab tedavisinin 52. haftasında SLE yanıt indeksi, SELENE-SLEDAI, SF-36, hastalık alevlenme sayısı, doktor global değerlendirme (PGD), EQ-5D ve FACIT-Yorgunluk skorlarına bakılmıştır. Elli ikinci hafta sonuçları Tablo 4’de özetlenmiştir. Elli ikinci haftada 10 mg/kg belimumab tedavisi alanlarda önemli etkinlik, atak sıklığında azalma, hasta ve doktor global değerlendirmelerinde iyileşme görülmektedir. Diğer araştırma (36) retrospektif dizaynda gözlemsel bir çalışmadır. Doksan iki romatoloji uzmanı tarafından ≥8 belimumab infüzyonu alan 501 hastanın kayıtları değerlendirilmiştir. En az 6 ay süre ile belimumab alan yüksek aktiviteli SLE hastalarında, SLE’nin klinik semptomlarında düzelme, SELENE-DAI skoru ve kullanılan steroid dozlarında azalma (ortalama steroid doz azalması 11.5-15.0 mg/gün) tespit edilmiştir. Gözlemsel olan bu çalışmanın sonuçları, belimumabın SLE’de etkinliği gösteren randomize kontrollü klinik çalışmaların sonuçlarını destekler niteliktedir. Kaynaklar 1. Rosman Z, Shoenfeld Y, Zandman-Goddard G. Biologic therapy for autoimmune diseases: an update. BMC Med. 2013 Apr 4;11:88 2. Terrier B, Pagnoux C, Karras A, et al. Rituximab Versus Azathioprine For Maintenance In Antineutrophil Cytoplasmic Antibodies (ANCA)-Associated Vasculitis (MAINRITSAN): Follow Up At 34 Months. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):124 3. Yusof MY, Vital E, Dass S et al. Safety Of Rituximab For Remission Maintenance In Relapsing ANCA–Associated Vasculitis: Repeat Cycles On Clinical Relapse Are Associated With Low Rates Of Hypogammaglobulinaemia. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):487 20 4. Stone JH, Merkel PA, Spiera R, et al. RAVE-ITN Research Group.Rituximab versus cyclophosphamide for ANCA-associated vasculitis. N Engl J Med. 2010 Jul 15;363(3):221-32. 5. Jones RB, Tervaert JW, Hauser T, et al. European Vasculitis Study Group.Rituximab versus cyclophosphamide in ANCA-associated renal vasculitis. N Engl J Med. 2010 Jul 15;363(3):211-20. 6. Roccatello D, Sciascia S, Baldovino A, Rossi D. Very Long-Term Effects Of The “4 Plus 2 Infusion Protocol” Of Rituximab Alone In Patients with HCV-Associated Mixed Cryoglobulinemia with Diffuse Membranoproliferative Glomerulonephritis, Severe Polyneuropathy And Necrotic Ulcers Of Skin. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):124 7. De Vita S, Quartuccio L, Isola M, A randomized controlled trial of rituximab for the treatment of severe cryoglobulinemic vasculitis. Arthritis Rheum. 2012 Mar;64(3):843-53. 8. van Vollenhoven RF, Mild M, Dörner T et al. Off-Label Use Of Rituximab For SLE In Europe: A Comparison to Patients Treated with Conventional Immuno-suppressive Medications. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):254 9. Cobo-Ibanez T, Loza-Santamaria E, Pego Reigosa JM et al. Rituximab for the Treatment of Non-Renal Systemic Lupus Erythematosus. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):254 10. Merrill JT, Neuwelt CM, Wallace DJ, Efficacy and safety of rituximab in moderately-to-severely active systemic lupus erythematosus: the randomized, double-blind, phase II/III systemic lupus erythematosus evaluation of rituximab trial. Arthritis Rheum. 2010 Jan;62(1):222-33. 11. Choy E. Understanding the dynamics: pathways involved in the pathogenesis of rheumatoid arthritis. Rheumatology (Oxford). 2012 Jul;51 Suppl 5:v3-11. 12. Melet J, Mulleman D, Goupille P, Ribourtout B, Watier H, Thibault G. Rituximab-Induced T-Cell Depletion in Patients with Rheumatoid Arthritis: Association with Clinical Response. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):614 13. Burmester GR , Rubbert-Roth A, Cantagrel A, et al. SUMMACTA: A Randomized, Double-Blind, Parallel BioExPERT Cilt 3, Sayı 3 Group Study of the Safety and Efficacy of Tocilizumab SC Versus Tocilizumab IV, In Combination With Traditional DMARD’s in Patients with Moderate to Severe RA. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):615 14. Burmester GR, Rigby W, van Vollenhoven R, et al. Tocilizumab (TCZ) in Combination and Monotherapy Versus Methotrexate (MTX) In MTX-Naive Patients (Pts) with Early Rheumatoid Arthritis (RA): Clinical and Radiographic Outcomes From A Randomised, Placebo-Controlled Trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):63 15. Burmester GR, Rubbert-Roth A, Cantagrel A, et al. A Randomized, Double-Blind, Parallel Group Study of the Safety and Efficacy of Tocilizumab SC Versus Tocilizumab IV, In Combination With Traditional DMARD’s in Patients with Moderate to Severe RA. Arthritis Rheum. 2012;64 (suppls 10):1075 16. Takeuchi T, Kaneko Y, Atsumi T, et al. Adding Tocilizumab or Switching to Tocilizumab Monotherapy in RA Patients with Inadequate Response to Methotrexate: 24-Week Results From A Randomized Controlled Study (SURPRISE Study). Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):62 17. Dougados M, Kissel K, Sheeran T, et al. Adding tocilizumab or switching to tocilizumab monotherapy in methotrexate inadequate responders: 24-week symptomatic and structural results of a 2-year randomised controlled strategy trial in rheumatoid arthritis (ACTRAY) Ann Rheum Dis (2012) doi:10.1136/annrheumdis-2011-201282 18. Huizinga TWJ, Donka T, Conaghan G, et al. Clinical and Radiographic Outcomes at two Years and the Effect of Tocilizumab (TCZ) Discontinuation Following Sustained Remission in the Second Year of the ACT-RAY Study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):63 19. Kremer JM, Blanco R, Brzosko M, et al. Tocilizumab inhibits structural joint damage in rheumatoid arthritis patients with inadequate responses to methotrexate: Results from the double-blind treatment phase of a randomized placebo-controlled trial of tocilizumab safety and prevention of structural joint damage at one year. Arthritis Rheum. 2011;63 (3):609-21 20. Kremer JM, Halland AM, Brzosko M, et al. LITHE: Tocilizumab (TCZ) Inhibits Radiographic Progression and Improves Physical Function in Patients (Pts) with Rheumatoid Arthritis (RA) at 5 Years With Maintenance of Clinical Efficacy Over Time. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):614 21. Saraux A, Rouanet S, Flipo RM et al. Description of Glucocorticoid Sparing Effect In Rheumatoid Arthritis (RA) Patients Treated By Tocilizumab (TCZ) In Real Life: An Interim Analysis of The SPARE-1 Study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):618 22. Nishina N, Kikuchi J, Hashizume M, Yosimoto K, Kameda H, Takeuchi T. Baseline Soluble Interleukin-6 Receptor Levels Predict The Clinical Effectiveness Of Tocilizumab In Patients with Rheumatoid Arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):369. 23. Ducreux J, Durez P, Nzeusseu Toukap A, Houssiau FA, Lauwerys BR. Tocilizumab and Rituximab, But Not Adalimumab, Display Highly Concordant Molecular Effects In The Rheumatoid Arthritis Synovium. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):116. 24. Marotte H, Maslinski W, Miossec P. Circulating tumour EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar necrosis factor-alpha bioactivity in rheumatoid arthritis patients treated with infliximab: link to clinical response. Arthritis Res Ther. 2005;7(1):R149-55. 25. Weinblatt ME, Schiff M, Valente R, et al. Head-to-head comparison of subcutaneous abatacept versus adalimumab for rheumatoid arthritis: findings of a phase IIIb, multinational, prospective, randomized study. Arthritis Rheum. 2013 Jan;65(1):28-38. 26. Flaischman R, Schiff M, Weinblatt M, et al. Remission, Low Disease Activity, And Associated Changes In Physical Function And Radiographic Outcomes With Subcutaneous Abatacept Or Adalimumab: Results From The AMPLE Trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):626. 27. Flaischman R, Weinblatt M, Schiff M, et al. Improved Quality Of Life, Work Productivity, General Activity And Independence In Response To Subcutaneous Abatacept Or Adalimumab In Rheumatoid Arthritis: Results From The AMPLE Trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):624. 28. Schiff M, Weinblatt M, Valento R, et al Head-To-Head Comparison Of Subcutaneous Abatacept Versus Adalimumab On Background Methotrexate In Ra: Two Year Results From The AMPLE Study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):64. 29. Choquette D, Sauvageau D, Haraoui B, et al. Use Of Abatacept In Patients With Rheumatoid Arthritis From The RHUMADATA® DATABASE: Experience As First Or Second Line Agent Compared With Adalimumab And Etanercept. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):449. 30. Nüblein H, Alten R, Galeazzi M, et al. Predictors Of Retention With Abatacept In Patients Who Have Failed One Or More Biologic Agents: Results From The International, Real-World Action Study. Ann Rheum Dis 2013;72 (Suppls 3):616 31. Matsubara T, Ohta S, Mukaı M, et al. on behalf of ORION study group. Abatacept Biologic-Free Remission Study In Established Rheumatoid Arthritis Patients ORION Study (SAT0100) Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):613 32. Westhovens R, Robles M, Ximenes AC, et al. Clinical efficacy and safety of abatacept in methotrexate-naive patients with early rheumatoid arthritis and poor prognostic factors. Ann Rheum Dis. 2009 Dec;68(12):1870-7. 33. Smolen JS, Yazici Y, Wollenheupt J, et al. Relationship Between Early Disease Activity Status And Structural And Functional Changes In MTX-Naïve Patients With Early Ra Treated With Abatacept Plus MTX Versus MTX Alone In The AGREE Trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):617 34. Meiners P, Vissink A, Kroese F et al. Abatacept Treatment Reduces Disease Activity In Early Primary Sjögren’s Syndrome (Phase Ii Open Label ASAP Study). Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):89 35. Schmitt C, Roth D, Birch H, Kleoudis C, Vries JD. Efficacy Of Belimumab In Systemic Lupus Erythematosus Patients With High Disease Activity In Key Organ Systems: BLISS Sub-Populations. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):90 36. Kan H, Collins C, Dall’Era M, et al. Outcomes In Systemic Lupus Erythematous (SLE) Patients With High Disease Activity Treated With Belimumab: Results From An Observational Study In The United States (U.S.). Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls 3):253 21 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Süleyman Serdar Koca EULAR 2013; Spondiloartrit Tedavisinde TNF İnhibitörleri ve Diğer Biyolojikler Bu makalede, 2013 yılı EULAR (European League againist Rheumatism) kongresinde sunulmuş, spondilartrit (SpA)’lerin tedavisini konu edinen çalışmaların sonuçları derlenmiştir. Aksiyel SpA 2009 yılında yayınlanmış olan ASAS (Assessment of SpondyloArthritis international Society) kriter seti ile SpA’lar arasındaki aksiyel ve periferal ayrımı daha da keskinleşmiştir. Sonrasında yapılan çalışmalarda, katılımcı gruplarının bu ayrım dikkate alınarak seçildiği görülmektedir. Bu kongrede, aksiyel SpA tedavisinde etanercept (1) ve adalimumabın (2) etkinliklerinin araştırıldığı iki çalışmanın verileri sunulmuştur. Erken aksiyel SpA (hastalık süresi <5 yıl) hastalarının dahil edildiği prospektif randomize kontrollü ESTHER çalışmasında, hastalara bir yıl süre ile etanercept veya sulfasalazin tedavileri verilmiştir. Birinci yılın sonunda, aktif tedavi grubunda etanercepte devam edilmiştir. Geçtiğimiz kongrede, Song ve ark. (1) ESTHER çalışması kapsamında etanercept ile tedavi edilmiş hastaların iki yıllık manyetik rezonans (MR) bulgularını sunmuşlardır. Etanercept ile tedavi edilen hastalarda, tüm vücut MR ile tespit edilen spinal inflamasyon bulgularının birinci yılın sonunda %78’inin, ikinci yılın sonunda %87’sinin; sakroiliak eklemde tespit edilen inflamasyon bulgularının ise birinci yılın sonunda %73’ünün, ikinci yılın sonunda %71’inin kaybolduğu gösterilmiştir. Yeni oluşan inflamasyon bulguları açısından bakıldığında, erken aksiyel SpA hastalarının etanercept ile tedavileri sırasında, spinal bölgede birinci ve ikinci yılların sonunda %2, sakroiliak eklem bölgesinde ise sırasıyla %4 ve %3 yeni inflamasyon bulgusunun oluştuğu raporlanmıştır. Bu çalışma, erken aksiyel SpA’da etanerceptin MR bulguları üzerine etkisinin uzun süre devam ettiğini göstermektedir. Ancak, daha güncel bir tartışma konusu olan, biyolojiklerin kemik proliferasyonu üzerine etkisi bu çalışmada değerlendirilmemiştir. Pedersen ve ark. (2), ise çift kör randomize plasebo kontrollü çalışmalarında, adalimumabın aksiyel SpA tedavisinde klinik olarak etkin olduğunu ortaya koy22 muşlardır. Bu çalışmaya ESSG (European Spondylarthropathy Study Group) kriter setine göre aksiyel SpA ölçütlerini karşılayan, sakroiliiti olan, nonsteroidal anti-inflamatuar ilaç (NSAİİ) kullanmasına karşın BASDAI ≥ 40 mm olan hastalar alınarak iki koldan birine 40 mg adalimumab, diğer kola plasebo verilmiştir; 12 haftalık periyottan sonra, açık etiketli 12 haftalık ek bir uzatma dönemine giren tüm hastalar aktif ilaç ile devam etmişlerdir. On iki hafta süre ile adalimumab veya plasebo ile tedavi edilen hastaların tamamı (n=52) açık uzatma evresinde adalimumab ile tedavi edilmişlerdir. On iki haftanın sonunda adalimumab grubunda daha fazla hastada ASAS40 yanıtının (%56 vs. %28, p=0.04) elde edildiği bildirilmiştir. BASDAI (%48’e karşı %24, p=0.07) ve ASAS20 (%63’e karşı %44, p=0.17) yanıtları ise plaseboya göre daha iyi olmakla beraber istatistiksel anlamlılığa erişmemiştir. Yirmi dördüncü haftada her iki grupta %80 ve üstünde BASDAI yanıtı alınmıştır (Tablo 1). Çalışmanın sonucunda adalimumabın aksiyel SpA’lı hastalarda etkin olduğu ve bu etkinlikte daha genç ve hastalık süresinin daha kısa olmasının önemli olduğu vurgulanmıştır. Non-radyografik Aksiyel SpA Ankilozan spondilit (AS) omurga ve sakroiliak eklemin ankilozu ile karakterize bir SpA’dır. Radyografide belgelenmiş sakroiliit, 1984 yılında yayınlanmış olan modifiye New York AS kriter setine göre karşılanması gerekli bir kriterdir. Gelişen teknik olanaklar hastalığın daha erken tanınmasının olası olduğunu ortaya koymuştur. Ek olarak, etkin tedavi ajanları klinik kullanıma sunulmuştur. Modifiye New York AS kriter setine göre tanı koymak için radyografik sakroiliitin şart olması nedeniyle hastalığın erken döneminde tanısal değeri düşüktür. Bunun üzerine, daha erken dönemdeki hastalarda tanınabilmesine yönelik olarak ESSG ve ASAS sınıflandırma kriterleri geliştirilmiştir. ASAS aksiyel SpA tanı kriterleri ile birlikte ‘non-radyografik aksiyel SpA’ kavramı günlük klinik pratiğimize girmiştir. Böylece, non-radyografik aksiyel SpA tedavisinin biyolojikler ile tedavisi güncel araştırmaların konusu olmuştur. © 2013 Sigma Publishing. Tüm hakları saklıdır. BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 1. Non-radyografik aksiyal spondilartritli hastalarda adalimumabın etkinliği (2) BASDAI Yanıtı (%) ASAS20 Yanıtı (%) ASAS40 Yanıtı (%) Adalimumab Plasebo Adalimumab Plasebo Adalimumab Plasebo 12. hafta 13 (48) 6 (24) 17 (63) 11(44) 15 (56) 7 (28)* 24. hafta 23 (85) 20 (80) 24 (89) 20 (80) 21 (78) 20 (80) *p<0.05'in öneüne kısaltmalar yazılmalıdır: BASDAI: BATH Ankilozan spondilit hastalık aktivite indeksi; ASAS: Assessment of SpondyloArthritis international Society. Dougados ve ark. (3) prospektif randomize plasebo kontrollü çalışmalarında etanerceptin bu hastalık grubunda etkinliğini değerlendirmişlerdir. Yakınma süresi 3 ay ile 5 yıl aralığında olan ASAS kriterlerine göre aksiyel SpA kabul edilen ancak modifiye New York AS kriterlerini karşılamayan ve ≥2 NSAİİ kullanmasına karşın halen aktif olan (BASDAI ≥4) hastalar çalışmaya alınmıştır (3). On iki haftalık tedavi sonunda, plasebo grubu ile karşılaştırıldığında, etanercept grubunda daha fazla sayıda hastada ASAS40 yanıtı (%32.4 vs. 15.7, p=0.006), ASAS kısmi remisyonu (%25.7 vs. 11.9, p=0.014), BASDAI50 yanıtı (%43.8 vs. 23.9, p=0.003) elde edildiği; ASDAS-CRP (-1.1±0.1 vs. -0.5±0.1, p<0.001), BASDAI (-2.0±0.3 vs. -1.3±0.3, p=0.019), BASFI (-1.4±0.2 vs. -0.8±0.2, p=0.016) ve SPARCC sakroiliak eklem (-4.0±0.7 vs. -0.8±0.6, p<0.001) skorlarının daha fazla azaldığı gözlenmiştir. Bu çalışma, günlük klinik pratikte non-radyografik aksiyel SpA tanısı alan hastalarda, etanerceptin plasebodan üstün olduğunu göstermiştir. Prospektif çok merkezli randomize kontrollü çift kör faz 3 çalışma olan ABILITY-1’de adalimumabın non-radyografik aksiyel SpA hastalarındaki etkinliği değerlendirilmişti. Bu çalışmada ilk 12 haftalık kör dönemin ardından tüm hastaların aktif tedavi grubuna dahil edilerek adalimumab ile devam etmişler (4). İki yıllık açık uzatmanın sonunda %82 ASAS20, %66 ASAS40, %69 BASDAI50 yanıt oranları elde edildiği ve %44 hastanın ASAS kısmi remisyon kriterini, %49 hastanın ise ASDAS remisyon kriterini (ASDAS <1.3) karşıladığı ortaya konulmuştur. Yakınma süresi <5 yıl ve ≥5 yıl olanlarda remisyon oranlarının benzer olduğu bildirilmiştir. Çalışma sürecinde hiçbir hastada malinite veya demiyelinizan hastalık gelişmediği, ölüm, lupus benzeri sendrom, tüberküloz ve diğer enfeksiyonlardan oluşan advers olayların diğer çalışmalarda elde edilen verilerle benzer olduğu raporlanmıştır. Bu çalışma, non-rad- yografik aksiyel SpA hastalarında adalimumabın uzun dönem etkinliğini göstermektedir. Aynı çalışma grubunda (ABILITY-1), MR bulgularında remisyon (SPARCC <2) ile klinik remisyonun (ASDAS <1.3) ilişkisi de değerlendirilmiştir (5). Adalimumab tedavisinin, non-radyografik aksiyel SpA hastalarında, birinci ve ikinci yılın sonunda MR skorlarında da belirgin iyileşmeye yol açtığı gösterilmiştir (Şekil 1). Ancak, iki yılın sonunda, klinik olarak remisyonda kabul edilen hastaların sırasıyla %74, %76 ve %58’inde sakroiliak eklem, spinal ve sakroilak + spinal bölgelerde MR’de remisyon izlendiği bildirilmiştir. Diğer taraftan, MR bulguları açısından remisyonda kabul edilen her hastanın da klinik açıdan remisyonda olmadığı ortaya konulmuştur (Tablo 2). Bu sonuçlar, MR’de inflamasyon bulgularının düzelmesi veya yokluğunun her zaman klinik remisyon anlamına gelemeyeceğini önermektedir. Biyolojiklerin İş Gücü Kaybı Üzerine Etkileri SpA’lar neden oldukları sakatlıkların yanında aktif dönemlerinde fiziksel fonksiyonları ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Sonuçta, iş gücü kaybına neden olabilmektedir. Boonen ve ark. (6) etanercept tedavisinin 6. ve 12. ayların sonunda AS hastalarının iş gücü kaybı üzerine etkilerini değerlendirmişlerdir. Etanerceptin AS hastalarındaki mesleki yetersizlikleri anlamlı olarak iyileştirdiği gösterilmiştir. Hastaların 6. ve 12. ayın sonunda işe devamsızlık (sırasıyla; %26 ve %31) ve özürlülük nedeniyle para yardımı alma (sırasıyla; %22 ve %22) oranlarının belirgin azaldığı (her ikisi için; p<0.001) ortaya konulmuştur. Ek olarak, iş gücü kaybındaki düzelmenin hastalık aktivite indeksleri (BASDAI vb.), fiziksel fonksiyon ve ağrı indekslerindeki iyileşmelerle ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Mease ve ark. (7) ise, adalimumab tedavisinin periferal SpA hastalarının iş gücü kaybı üzerine etkilerini incelemişlerdir. Bu kapsamda planlanan çok merkezli 23 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 MR Skorlarındaki Değişimler 0 SPARCC sakroiliak SPARCC spinal -1.2 -1.4 -1.5 -3 -3.7 -3.8 52. hafta 104. hafta -4.5 Şekil 1. ABILITY-1 çalışmasında adalimumab tedavisi ile SPARCC MR skorundaki 52. ve 104. haftadaki değişimler (5) MR: manyetik rezonans, SPARCC: spondilarthritis research consortium of Canada. Tablo 2. 52. ve 104. haftalarda MR (SPARCC skoru<2) ve klinik remisyon (ASDAS <1.3) oranları (5) n=101 n=116 SPARCC SİE Skoru SPARCC Vertebra Skoru SPARCC SİE ve Vertebra Skoru <2 ≥2 <2 ≥2 <2 ≥2 52. hafta ASDAS <1.3 40 10 35 15 29 21 52. hafta ASDAS ≥1.3 49 17 39 27 31 35 104. hafta ASDAS <1.3 37 13 38 12 29 21 104. hafta ASDAS ≥1.3 42 9 28 23 27 24 SPARCC: spondilarthritis research consortium of Canada, SİE: sakroiliak eklem, ASDAS: ankylosing spondylitis disease activity score. prospektif çift kör randomize plasebo kontrollü faz 3 çalışmaya (ABILITY-2) 165 periferal SpA hastası dahil edilmiştir. On iki haftanın sonunda, plasebo grubu ile karşılaştırıldığında, adalimumab grubunda işe devamsızlık oranının (-4.4 vs.1.5, p=0.047) ve aktivite yetersizliğinin (-19.5 vs.8.5, p=0.003) anlamlı olarak daha fazla iyileştiği gösterilmiştir. Bu çalışma, adalimumab tedavisinin periferal SpA hastalarında erken dönemde dahi iş gücü kaybını engelleyebildiğini ortaya koymaktadır. Biyolojiklerin Ateroskleroz Üzerine Etkileri Kronik inflamatuar hastalıklarda aterosklerotik hastalıkların riskinin arttığı bilinmektedir. Ayrıca, aterosk24 lerozun subklinik inflamasyonla karakterize olması nedeniyle biyolojikler ve konvansiyonel temel etkili ilaçların hastalarımızdaki hızlanmış ateroskleroz üzerine etkileri ilgi konusu olagelmiştir. Van Sijl ve ark. (8) AS tanısı ile 5 yıl süre ile anti-TNF ilaç kullanmış hastalardaki (n=67) karotis intima-media kalınlıklarındaki değişimi yayınlamışlardır. Biyolojik tedavileri remisyon nedeniyle kesilmiş hastalarda, bazale göre, 5 yılın sonunda intima-media kalınlıklarındaki artışın anlamlı olduğu bildirilmiştir (p=0.025). Biyolojik tedaviyi sürekli alan hastaların 5. yılın sonundaki intima-media kalınlıklarının bazal ile benzer olduğu gösterilmiştir. Anti-TNF ajan kullananlarda karotis intima-media kalınlığındaki artışın yaklaşık 5 kat BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 daha yavaşladığı raporlanmıştır. Bu çalışma, anti-TNF ajanların AS hastalarında oluşabilecek aterosklerozu engellediğine işaret etmektedir. ASAS kısmi remisyon (%) Hastaların Biyolojiklerde Devamlılıkları Anti-TNF tedavi ajanı başladığımız hastaların tedavilerine devam etmesini ilacın etkinliğinin göstergesi olarak kabul edebiliriz. Zufferey ve ark. (9) retrospektif çalışmalarında, anti-TNF başladıkları aksiyel SpA hastalarını ASAS kriterlerini karşılayan (n=111) ve karşılamayan (n=36) olarak iki gruba ayırmışlar; kriterlerin tedavi devamlılığına katkılarını incelemişlerdir. Bir ve iki yıllık tedavi alan hastalarda kriterleri karşılayan ve karşılamayanlar arasında tedaviye devam oranları açısından fark bulunmadığı bildirilmiştir. Ancak, her iki alt grupta, tedavi öncesi yüksek CRP düzeyinin (>10 mg/L) tedavide kalma için iyi bir prediktör olduğu (Hazard Ratio [HR]; 7.8, %95 güven aralığı [CI]; 4.4-14.5, ve p<0.001) ortaya konulmuştur. Benzer şekilde, INFAST çalışmasında da, tedavi başlangıcındaki yüksek CRP düzeyinin infliksimab tedavisine iyi yanıtla ilişkili olduğu gösterilmiştir (10). Prospektif çift kör randomize kontrollü INFAST çalışmasına aktif aksiyel SpA hastaları alınmıştır. Hastalar infliksimab+naproksen (n=105) ve plasebo+ naproksen (n=51) gruplarına randomize edilmişler ve çalışma 28. haftada sonlandırılmıştır. İnfliksimab grubunda ASAS kısmi remisyon oranlarının daha yüksek olduğu (%61.9 vs. %35.3, p=0.0021) gösterilmiştir. Ek olarak, infliksimab grubunda bazalde CRP düzeyleri yüksek hastalarda daha da yüksek ASAS kısmi re- 80 60 40 Yüksek CRP Düşük CRP 71.4 59.1 40.7 20 0 misyon rakamlarına ulaşılabilmesine (Şekil 2) karşın, plasebo grubunda CRP düzeyi yüksek ve düşük hastaların remisyon rakamlarının benzer olduğu ortaya konulmuştur. Diğer taraftan, Kristensen ve ark. (11) bir başka çalışmada bazal CRP düzeyinin non-radyografik aksiyel SpA hastalarının tedaviye devam oranlarını etkilemediğini bildirmişlerdir. Bu çalışmada, ilaca devam oranları birinci yılın sonunda %75, ikinci yılın sonunda ise %64 olarak gözlenmiştir. CRP düzeyinin tersine, MR bulgusuna sahip olmak (HR; 0.33, %95 CI; 0.16-0.69, ve p=0.002) ve erkek olmanın (HR; 0.45, %95 CI; 0.24-0.859, ve p=0.011) tedaviye devamın prediktörleri olduğu ortaya konulmuştur. Anti-TNF ajan başlanan aksiyel SpA hastalarında ilacın etkinliğini kestirme konusunda BIORHEUMA (BIOlogic treatment of patients suffering from inflammatory RHEUMAtic disorders in Norway) projesinin sonuçları ilgi çekicidir (12). İlk kullanılan anti-TNF ajan oldukça etkin, ikinci ve üçüncü kullanılan anti-TNF ajanların etkinliğinin ise giderek azaldığı ortaya konulmuştur. Kan ilaç düzeyi ve immünojenisite biyolojiklerin klinik etkinliklerini değiştirebilmektedir. Bu konu romatoid artritte daha yoğun araştırılmıştır. Bu kongrede AS’de yapılmış iki çalışmanın (13, 14) verileri sunulmuştur. AS tanısı ile etanercept kullanan hastaların 24. hafta kan etanercept düzeyi çalışılmış ve klinik yanıt ile ilişkileri değerlendirilmiştir (13). Yirmi dört haftanın sonunda, kan etanercept düzeyinin, etanercept ile düşük hastalık aktivitesi (ASDAS <2.1) elde edilmiş hastalarda, tedaviye rağmen yüksek hastalık aktivi- INF+NAP 38.5 PLA+NAP Şekil 2. INFAST çalışmasında (10) 28. haftadaki ASAS kısmi remisyon oranları CRP; C-reaktif protein, ASAS; Assessment of SpondyloArthritis international Society, INF+NAP; infliksimab+naproksen grubu, PLA+NAP; plasebo+naproksen grubu. 25 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar tesine sahip (ASDAS ≥2.1) olan hastalardan yüksek olduğu (p=0.01) ortaya konulmuştur. Ancak, etanercept düzeyinin, BASDAI50 yanıtı ile ilişkili olmadığı bildirilmiştir. Aynı merkezden gelen bir diğer çalışmada (14), AS tanısı ile adalimumab kullanan hastalarda adalimumab kan düzeyi ve anti-ilaç antikor varlığı araştırılmıştır. Yirmi dört haftalık adalimumab tedavisi sonunda %27 hastada anti-ilaç antikoru geliştiği gözlenmiştir. Antikor tespit edilen hastalarda, antikorun negatif olduğu hastalarla karşılaştırıldığında, adalimumab kan düzeyinin anlamlı olarak düşük olduğu (p<0.001) görülmüştür. Bir önceki çalışmaya (13) benzer şekilde, adalimumab kan düzeyi BASDAI50 yanıt oranları ile ilişkili değilken, ASDAS ile ilişkili bulunmuştur. Ek olarak, kan adalimumab düzeyinin ölçülebilir düzeyin altında ve anti-ilaç antikorun yüksek titrede (>100 AU/ml) pozitif olan hastalarda (%9.6) CRP düzeylerinin tedavi süresince yüksek devam ettiği bildirilmiştir. Bu iki çalışma (13, 14), immünojenisitenin AS hastaları için de problem oluşturabileceğini düşündürmektedir. Anti-TNF Ajan ile Remisyon Elde Edilen Hastaların Tedavisi Anti-TNF tedavi ajanları aksiyel SpA tedavisinde oldukça etkindir. Ancak, güvenlik sorunları ve yüksek maliyeti uzun dönem kullanımında kaygılara neden olmaktadır. Diğer taraftan, aksiyel SpA hastalarında klinik remisyon elde edildiğinde biyolojikleri kesildiğinde relaps (reaktivasyon) sıklıkla kısa sürede gelişmektedir. Almirall ve ark. (15) anti-TNF ilaç (7 etanercept, 7 infliksimab ve 36 adalimumab) kullanımı sırasında remisyon (>6 ay NSAİİ kullanmayan, BASDAI ≤2, artrit veya entezit yok ve CRP düzeyi yüksek değil) elde edilen aksiyel SpA hastalarında ilaçların dozlarını azaltmışlar. Etanercept 50 mg/10 gün veya 25 mg/hafta, infliksimab 3 mg/ kg 8 hafta ara ile, adalimumab ise 40 mg 3 hafta ara ile uygulanmış. Remisyon ve relaps (BASDAI ≥4) oranlarının 3. ayın sonunda sırasıyla %85 ve %5; 6. ayın sonunda ise sırasıyla %71 ve %16.5 olduğu gözlenmiştir. GLAS (Groningen Leewarden AS) kohortunda anti-TNF ajan başlanan AS hastalarında >6 ay süre ile düşük hastalık aktivitesi (BASDAI <4) elde edildiğinde anti-TNF ilacın (35 etanercept, 8 infliksimab ve 6 adalimumab) dozu azaltılmış (16); düşük hastalık aktivitesinin 6. 12. 18. ve 24. aylarda sırasıyla %88, %83, %89 ve %86 hastada devam ettiği, azaltılmış dozlarda ilaçlarına devam eden hastaların oranlarının ise sıra26 Cilt 3, Sayı 3 sıyla %71, %54, %47 ve %42 olduğu gösterilmiştir. Bu iki çalışma (15, 16), remisyon elde edildiğinde etkili olan ajanın dozunu azaltmak veya uygulamaların arasını açmanın başvurulabilecek yöntemler olduğunu göstermektedir. Paramarta ve ark. anti-TNF tedavi ile remisyon elde edildikten sonra ilacı kesilen periferal SpA hastalarındaki relaps oranlarını bildirmişlerdir (17). 12 hafta (n=12) veya 24 hafta (n=14) süre ile adalimumab aldıktan sonra tedavisi kesilen hastaların %73’ünde ilk 16 hafta içerisinde (ortalama 10.0±3.2 haftada) relaps (≥1 eklemde şişlik veya BASDAI, hasta-, hekim-global değerlendirme veya BASDAI’de ≥2 artış relaps olarak kabul edilmiş) geliştiği bildirilmiştir. Relapsa kadar olan sürenin, sadece adalimumab tedavisinin süresi (r=0.72, p<0.001) ve şiş eklem sayısı (r=-0.59, p=0.002) ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Aksiyel SpA Tedavisinde Sertolizumab Romatid artrit tedavisinde onaylanan, Fab fragmenti pegile edilmiş humanize anti-TNF antikoru olan sertolizumab pegol (CZP)’ün SpA hastalarındaki etkinlikleri araştırma konusudur (18-20). Bu amaçla planlanmış olan çift kör randomize plasebo kontrollü faz 3 çalışmaya (RAPID aksiyel SpA) aksiyel SpA hastaları (AS ve non-radyografik SpA) alınmıştır. CZP 0, 2 ve 4. haftalarda 400 mg (yükleme dozu) devamında ise 200 mg/iki hafta ara ile veya 400 mg/4 hafta ara ile uygulanmıştır (18-20). Yirmi dört haftalık tedavi sonunda CZP tedavisi ile BASDAI (-3.1 vs. -1.1), BASFI (-2.3 vs. -0.4) ve BASMI (-0.5 vs. -0.1) skorlarında daha fazla düzelme (hepsi için; p<0.001) elde edilmiştir (18). ASAS20 yanıt oranı açısından farkın CZP lehine ilk haftadan itibaren açıldığı ve 24 haftanın sonuna kadar devam ettiği ortaya konulmuştur. Ek olarak, bu çalışma ile, CZP doz rejimleri arasında klinik etkinlik açısından fark olmadığı ve CZP’nin AS ve non-radyolojik aksiyel SpA hastalarında benzer etkinlik sergilediği gösterilmiştir. Bu çalışmada, hastalık süresinin 5 yıldan kısa olması, hastanın 45 yaşın altında olması ve erkek olmasının yanıtı arttırıcı faktörler olduğu gözlenmiştir. CZP’nin, aksiyel SpA’daki klinik etkinliğinin yanında, hastaların işyeri ve evdeki verimliliklerini de iyileştirdiği (Tablo 3), hatta iş gücü kaybı üzerine bu olumlu etkisinin 4. haftadan itibaren anlamlı duruma geldiği ortaya konulmuştur (19). Van der Heijde ve ark. (20) aynı çalışma kohortunda CZP tedavisinin MR bulguları üzerine etkilerini araştırmışlardır. Plasebo tedavi grubu ile karşılaştırıldığında 12 haftalık BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 3. Sertolizumabın aksiyel SpA hastalarının işyeri ve evdeki verimlilikleri üzerine etkisi (19) PBO (n=106) CZP1 (n=111) CZP2 (n=107) İş yerinde devam edilemeyen gün sayısındaki (ayda) değişim -0.4 -1.2 -0.8* İş yerinde verimliliğin ≥% 50 azaldığı gün sayısındaki (ayda) değişim -0.9 -2.4 -2.0 Evde işlerin yapılamadığı gün sayısındaki (ayda) değişim -1.3 -2.5* -2.5* Evde verimliliğin ≥% 50 azaldığı gün sayısındaki (ayda) değişim -1.8 -4.3* -4.0* Sosyal etkinliklere katılamadığı gün sayısındaki (ayda) değişim -2.3 -3.3* -1.7 SpA; spondilartrit, PBO; plasebo, CZP1; sertolizumab pegol 200 mg/2 haftada, CZP2; sertolizumab pegol 400 mg/4 haftada. *Plasebo grubu ile karşılaştırıldığında p<0.05. tedavi sonunda SPARCC sakroiliak eklem MR skoru ve ASspiMRI skorundaki düzelmelerin her iki CZP kolunda da daha fazla olduğu (hepsi için; p<0.001) bildirilmiştir (20). Ankilozan Spondilit Tedavisinde Yeni Umutlar Anti-TNF ajanlar oldukça etkili ancak pahalı tedavi seçenekleridir. Hematoloji pratiğinde daha önceden biyolojik tedavi ajanlarının biyobenzerlerinin etkili olduğu ortaya konulmuş ve klinik kullanıma sunulmuştur. Bu durumlar, anti-TNF ajanların biyobenzerlerini geliştirme konusunda araştırmacıları heveslendirmiştir. İnfliksimabın biyobenzeri olan CT-P13’ün AS hastalarının tedavisinde denendiği PLANETAS (Programme evaLuating the Autoimmune disease iNvEstigational drug cT-p13 in AS patients) çalışmasının birinci yıl etkinlik ve güvenlik verileri EULAR 2013’de sunulmuştur (21). Bu çift kör çok merkezli ve çok uluslu çalışmaya modifiye New York kriterlerini karşılayan AS hastaları alınmış ve hastalar 1:1 oranında CT-P13 ve infliksimab gruplarına randomize edilmişler; CT-P13 ve infliksimab aynı doz ve zaman aralıklarında kullanılmıştır. Bir yılın sonunda, CT-P13 ve infliksimabın farmakokinetiklerinin ve ilaçlara karşı gelişen antikor oranlarının (%22.9 vs. %26.7) benzer olduğu görülmüştür. Ek olarak, bir yılın sonunda, CTP13 ve infliksimab gruplarındaki ASAS40 (sırasıyla; %54.7 ve %49.1) ve ASAS kısmi remisyon (sırasıyla; %19.8 ve %17.6) oranlarının benzer olduğu bildirilmiştir. Diğer taraftan yan etkiler bakımından anlamlı bir fark gözlenmemiştir. IL-17 birçok inflamatuar hastalıkla ilişkilendirilmekte ve tedavi hedefi olarak dikkat çekmektedir. Secukinumab (AIN457) humanize IL-17A monoklonal antikorudur. Psöriyazis, psöryatik artrit (PsA) ve AS’de secukinumabın etkinliğini değerlendiren faz 3 çalışmalar halen devam etmektedir. Baraliakos ve ark. AS hastalarında secukinumabın MR bulguları üzerindeki etkilerini araştırmışlardır (22). Daha önceden kısa dönem verileri yayınlanmış olan secukinumabın proof-of-concept (PoC) çalışmasının açık uzatma evresinde secukinumab kullanan, bazal, 28. ve 94. hafta sonunda MR verileri olan AS hastalarında (n=13) tedavi ile MR bulgularındaki değişiklikler burada sunulmuştur. Randomize plasebo kontrollü PoC çalışmasında secukinumab 3 hafta ara ile 10 mg/kg dozda intravenöz (iv) uygulanmış ve randomize kontrollü dönemin (28. hafta) ardından hastalar 4 haftada bir secukinumab 3 mg/kg iv alarak açık uzatma evresinde izlenmeye devam edilmişti. Bu hastaların MR görüntüleri incelendiğinde 28 haftanın sonunda MR spinal inflamasyon bulgularının, bazal ile karşılaştırıldığında, belirgin azaldığı saptanmıştır (%9.9 vs. %3.7). Daha düşük dozlarda idame kullanımında bile 94 haftanın sonunda inflamasyon bulguları üzerinde olumlu etkinin hala devam ettiği gözlenmiştir (22). Ancak, secukinumabın MR bulgularından yağlı dejenerasyon üzerine etkili olmadığı (bazalde; %13.5, 28. haftada; %14.3 ve 94. haftada; %13.7) görülmüştür. Psöryatik Artrit Tedavisi PsA’da IL-17 yolağını hedef alan tedavi ajanları brodalumab (23) ve ustekinumab’ın (24) etkinlik ve 27 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 güvenlik çalışmalarının bulguları da bu kongrede sunulmuştur. Brodalumab humanize anti-IL17 reseptör A monoklonal antikorudur. Mease ve ark. randomize plasebo kontrollü çalışmalarında, 140 veya 280 mg dozlardaki brodalumabı iki hafta ara ile uygulamışlardır (23). On iki haftanın sonunda brodalumab gruplarında daha fazla hastada ACR20 ve ACR50 yanıtlarına (Şekil 3) ulaşıldığı raporlanmıştır. Tedavi sürecinde hiçbir hastada fırsatçı enfeksiyon, tüberküloz veya ölüm oluşmadığı, gözlemlenen yan etkilerin ise plasebo grubundan fazla olmadığı bildirilmiştir. Bu çalışma, brodalumabın PsA tedavisindeki kısa dönemde etkin ve güvenli olduğunu göstermektedir. IL-23 Th17 subtip T lenfositlerin proliferasyonunu uyaran, IL-17 üretimini artıran pro-inflamatuar bir sitokindir. IL-12 ve IL-23’ün p40 bölümü ortaktır. Ustekinumab p40’ı hedef alır ve bu iki sitokinin reseptörlerine bağlanmasını engeller. Böylece, IL-17 yolağını etkiler. Ritchlin ve ark. (24) ustekinumabın PsA’da etkinlik ve güvenirliğini değerlendiren çok merkezli randomize plasebo kontrollü faz 3 çalışmanın (PSUMMIT 2) birinci yıl verilerini sunmuşlardır. Ustekinumab (45 veya 90 mg) 0., 4. ve 16. haftalarda subkutan yolla uygulanmış ve sonrasında uygulamalara 12 hafta ara ile devam edilmiştir. Yirmi dört haftanın sonunda, ACR20, ACR50, ACR70 ve PASI75 (psoriasis area and severity index) yanıtları plasebo grubunda sırasıyla %20.2, %6.7, %2.9 ve %5 ve ustekinumab grubunda sırasıyla %43.8, %20.2, %7.7 ve %53.4 hastada elde edilmiştir (sırasıyla; p<0.001, p<0.01, p>0.05 ve p<0.001); 52. haftadaki ACR20, ACR50, ACR70 ve PASI75 yanıtları ise sırasıyla %47.6, %27, %15.3 ve %60.6 olarak gözlenmiştir. Ustekinumabın her iki dozunda da klinik etkinlik benzer bulunmuştur. Anti-TNF naif hastalardaki yanıt oranları daha önceden anti-TNF kullanmış hastalarınkinden yüksek bildirilmiştir. Çalışma süresince, ustekinumab tedavi gruplarında, %1.1 hastada malinite (hastalar daha önceden anti-TNF ilaç kullanmışlar), %1.1 hastada ciddi enfeksiyon ve %1.6 hastada miyokard infarktüsü gelişmiştir. Ustekinumabın her iki dozunda da benzer advers olaylar gözlenmiştir. Fosfodiesteraz tip 4 (PDE4) inhibitörü olan apremilast siklik AMP metabolizmasını modüle eder ve inflamatuar hücrelerden pro-inflamatuar sitokinlerin salınımını baskılamaktadır. PsA tedavisinde apremilastın etkinlik ve güvenirliği randomize plasebo kontrollü faz 3 çalışmalar olan PALACE 1 (Psoriatic Arthritis Long-term Assessment of Clinical Efficacy) ve PALACE 3 ile test edilmiştir (25, 26). PALACE 1 çalışmasına temel etkili anti-romatizmal ilaç ve/ veya biyolojik kullanmasına karşın aktif PsA hastaları (n=504) alınmış (25); PALACE 3 çalışmasında ise hastaların (n=505), PsA açısından aktif olması yanında, en az bir adet ≥2 cm çaplı psöryatik lezyona sahip olması şart koşulmuş (26). Her iki çalışmada, apremilast 20 veya 30 mg günde iki defa oral kullanılmıştır. Bu iki çalışma, apremilastın PsA tedavisinde etkin olduğunu (Tablo 4) ve yan etkiler açısından plaseboya benzer olduğunu ortaya koymuştur. Yanıt oranları (%) 50 37 40 * 30 20 PBO 39 BRO140 * BRO280 18 14 10 * 4 0 ACR20 Şekil 3. 12. hafta ACR20 ve ACR50 yanıt oranları (23) PBO; plasebo, BRO; brodalumab, ACR; American Collage of Rheumatology *Plasebo grubu ile karşılaştırıldığında p<0.05. 28 14 ACR50 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar Cilt 3, Sayı 3 Tablo 4. PsA’da apremilastın etkinliği PBO APR20 APR30 16. haftada ACR20 (%) 19.4 31.3* 40.0× 52. haftada ACR20 (%) - 63.0 54.6 16. haftada ACR20 (%) 19 29* 43× 24. haftada ACR20 (%) - 40 42 24. haftada DAS-28 <2.6 (%) 12 22* 21* 24. haftada PASI50 (%) 26 36 46* 24. haftada PASI75 (%) 12 23 27* PALACE 1 PALACE 3 PBO; plasebo, APR20; apremilast 2×20 mg, ARP30; apremilast 2×30 mg, PALACE; Psoriatic Arthritis Long-term Assessment of Clinical Efficacy, ACR; American College of Rheumatology, DAS; disease activity score, PASI; psoriasis area and severity index. Plasebo grubu ile karşılaştırıldığında; *p<0.05 ve ×p<0.001. Kaynaklar 1. Song IH, Hermann KG, Haibel H, Althoff CE, Poddubnyy D, Listing Y, Weiß A, Lange E, Freundlich B, Rudwaleit M, Sieper J. Effective prevention of new inflammatory bony lesions on magnetic resonance imaging in patients with early axial spondyloarthritis during treatment with etanercept over 2 years - data of the ESTHER trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):517. 2. Pedersen SJ, Sørensen IJ, Loft AG, Hindrup JS, Thamsborg G, Asmussen K, Kluger E, Nørregaard J, Christensen TG, Jurik AG, Møller JM, Hasselquist M, Skjødt T, Mikkelsen D, Østergaard M. Efficacy of adalimumab in patients with axial spondyloarthritis: results of an investigator-initiated 12-weeks randomized double-blind placebo controlled trial with a 12 weeks open-label extension phase. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):289. 3. Dougados M, van der Heijde D, Sieper J, Braun J, Maksymowych WP, Citera G, Pedersen R, Bonin R, Bukowski J, Koenig AS, Vlahos B, Alvarez D. Clinical and imaging efficacy of etanercept in early non-radiographic axial spondyloarthritis: a 12-week, randomized, double-blind, placebo-controlled trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):87. 4. Sieper J, Baeten DL, Van den Bosch F, Rathmann SS, Anderson J, Pangan AL. Sustained clinical remission in patients with non-radiographic axial spondyloarthritis after two years of adalimumab treatment. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):88. 5. Van der Heijde D, Maksymowych W, Sieper J, Lambert R, Brown MA, Rathmann S, Anderson J, Pangan AL. Relationship between MRI and clinical remission in patients with non-radiographic axial spondyloarthritis after two years of adalimumab therapy. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):287. 6. Boonen A, Boone C, Albert A, Mielants H. Work productivity in a cohort of employed ankylosing spondylitis patients treated with etanercept. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):289. 7. Mease PJ, Rao S, Betts KA, Lu M, Fan L, Pangan AL, van der Heijde M, Cifaldi MA. Effect of adalimumab on physical function, health-related quality of life, and work productivity in patients with peripheral spondyloarthritis: results from the ability-2 clinical trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):86. 8. Van Sijl AM, van Eijk IC, Peters MJ, Serne EH, van der Horst-Bruinsma IH, Smulders YM, Nurmohamed MT. Tumor necrosis factor blocking agents inhibit the progression of preclinical atherosclerosis in patients with ankylosing spondylitis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):519. 9. Zufferey P, Ghosn J, Finckh A, Fabreguet I, Aubry-Rozier B, Dudler J, Neto D, So A. Anti-TNF drug survival in axial spondylarthritis is not related to the new ASAS classification criteria. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):656. 10. Sieper J, Rudwaleit M, Lenaerts J, Wollenhaupt J, Myasoutova L, Park S, Song Y, Yao R, Govoni M, Chitkara D, Vastesaeger N. Role of baseline C-reactive protein in response to infliximab plus naproxen vs naproxen alone in patients with axial spondyloarthritis in the INFAST study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):518. 11. Kristensen L, Kapetanovic M, Saxne T, Gulfe A, Geborek P. Efficacy and tolerability of anti-TNF therapies in patients with non-radiographic axial spondyloarthritis: an observational cohort study from Southern Sweden. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):288. 12. Haugeberg G, Kalstad S, Soldal DM, Hansen IJW, Bakland G. The effect of anti-TNF treatment in axial spon- 29 BioExPERT EULAR 2013’den Seçilmiş Çalışmalar dyloarthritis patients treated in ordinary clinical practice – results from two BIORHEUMA clinics in Norway. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):290. 13. Kneepkens EL, Krieckaert CL, Nurmohamed MT, van der Horst-Bruinsma IE, Wolbink GJ. Lower etanercept levels are associated with high disease activity in ankylosing spondylitis patients at 24 weeks of follow-up. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):288. 14. Kneepkens EL, Wei JC, Nurmohamed MT, Chen CY, Yeo KJ, van der Horst-Bruinsma IE, Wolbink GJ, Krieckaert CL. Immunogenicity, adalimumab levels and clinical response in ankylosing spondylitis patients during 24 weeks of follow-up. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):518. 15. Almirall M, Salman TC, Lisbona MP, Iniesta S, Maymó J. Dosage reduction of biological therapy in patients with axial spondyloarthritis in persistent clinical remission. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):290. 16. Arends S, van der Veer E, Kamps FB, Efde M, Leijsma MK, Bootsma H, Brouwer E, Spoorenberg A. Successful dose reduction of TNF-alpha blocking agents in ankylosing spondylitis patients with stable low disease activity. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):517. 17. Paramarta J, Heijda T, Baeten D. Fast relapse upon discontinuation of tumor necrosis factor blocking therapy in patients with peripheral spondyloarthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):289. 18. Landewé R, Rudwaleit M, van der Heijde D, Dougados M, Maksymowych WP, Braun J, Deodhar A, Stach C, Hoepken B, Coteur G, Kielar D, Fichtner A, Arledge T, Sieper J. Effect of certolizumab pegol on signs and symptoms of axial spondyloarthritis, including ankylosing spondylitis and non-radiographic axial spondyloarthritis: 24-week results of RAPID-axSpA study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):86. 19. Van der Heijde D, Braun J, Rudwaleit M, Purcaru O, Kavanaugh A. Improvements in work and household productivity after 24 weeks of certolizumab pegol in treatment of axial spondyloarthritis patients, including patients with ankylosing spondylitis: results of RAPID-axSpA study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):87. 20. Van der Heijde D, Maksymowych WP, Landewé R, Stach C, Hoepken B, Fichtner A, Kielar A, Braun J. Effect of certolizumab pegol on inflammation of spine and sacroiliac joints in patients with axial spondyloar- 30 Cilt 3, Sayı 3 thritis: 12-week magnetic resonance imaging results of RAPID-axSpA study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):515. 21. Park W, Jaworski J, Brzezicki J, Gnylorybov A, Kadinov V, Goecke Sariego I, Abud-Mendoza C, Otero Escalante WJ, Kang SW, Andersone D, Blanco F, Yoo DH, Ahn C, Kim HU, Braun J. A randomised, double-blind, parallel-group, phase 1 study comparing the pharmacokinetics, safety and efficacy of CT-P13 and infliximab in patients with active ankylosing spondylitis: 54 week results from the PLANETAS study. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):516. 22. Baraliakos X, Braun J, Laurent D, Baeten D, van der Heijde D, Sieper J, Emery P, McInnes I, van Laar J, Landewe R, Wordsworth P, Wollenhaupt J, Kellner H, Wright A, Vandenhende F, Radford K, Borah B, Hueber W. Long term inhibition of IL-17A with secukinumab reduces spinal inflammation but has no influence on fatty lesions as assessed by magnetic resonance imaging in patients with ankylosing spondylitis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):516. 23. Mease PJ, Genovese MC, Greenwald MW, Ritchlin CT, Beaulieu A, Newmark R, Feng J, Erondu N, Nirula A. Efficacy of brodalumab, an anti-IL-17R antibody, in subjects with psoriatic arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):85. 24. Ritchlin C, McInnes I, Kavanaugh A, Puig L, Rahman P, Li S, Shen Y, Doyle M, Mendelsohn A, GottliebA, on behalf of PSUMMIT 2 Study Group. Maintenance of efficacy and safety of ustekinumab in patients with active psoriatic arthritis despite prior conventional nonbiologic and anti-TNF biologic therapy: 1 yr results of the PSUMMIT 2 trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):48. 25. Kavanaugh A, Mease PJ, Adebajo AO, Wollenhaupt J, Hu C, Shah K, Stevens RM, Gomez-Reino JJ. Longterm (52-week) results of a phase 3, randomized, controlled trial of apremilast, an oral phosphodiesterase 4 inhibitor, in patients with psoriatic arthritis. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):163. 26. Birbara C, Blanco FJ, Crowley JJ, Hu C, Stevens R, Edwards CJ. Apremilast, an oral phosphodiesterase 4 inhibitor, in patients with psoriatic arthritis including current skin involvement: results of a phase 3, randomized, controlled trial. Ann Rheum Dis 2013;72(Suppls3):85. Bioexpert’in bu yılki 3. sayısında 12-15 Haziran 2013 tarihleri arasında Madrid’de yapılan EULAR kongresinde sunulan bildirileri sizler için gözden geçirdik. Bildirileri seçerken her zamanki gibi biyolojik ilaçlar ve protein kinaz inhibitörleri ile yapılan klinik çalışmalara önem verdik. Bu bildiriler arasından seçilen, spondilartritlerde biyolojik ilaçlar ile ilgili çalışmalar Dr. Süleyman Serdar Koca tarafından; romatoid artritte TNF inhibitörleriyle ilgili çalışmalar Dr. Cengiz Korkmaz tarafından; romatoid artrit ve diğer romatizmal hastalıklarda TNF-inhibitörü olmayan biyolojikler ile ilgili çalışmalar Dr. Veli Yazısız tarafından, romatoid artritte protein kinaz inhibitörleriyle ilgili çalışmalar Dr. Salih Pay tarafından sizler için gözden geçirildi. “ “ Prof. Dr. Nurullah Akkoç
Benzer belgeler
Robert Allen Graded_Wholesale_August 2012_Layout 1
ADELPHIA ............................U+47
ADELRAY..............................U+94
ADELTRUDIS........................U+64
ADESO....................................U+1
ADESTAN.........................
Anti-TNF HUMİRA REMİCADE SİMPONİ ENBREL CİMZİA 18062016
Tablolar ve içeriğinden yazar veya yayıncıların resmi hiç bir yükümlülüğü yoktur. Güncelleme tarihi 18/06/2016 [email protected]