HAMİLELİKTE SİGARANIN ZARARLARI Serbest
Transkript
HAMİLELİKTE SİGARANIN ZARARLARI Serbest
8 Sayı:89 - 28 Şubat 2013 HAMİLELİKTE SİGARANIN ZARARLARI - Erken doğum - Düşük doğum ağırlığı, prematurite - Bebeğin akciğer gelişimi daha zayıf olur, doğum sonrasında sıkıntı riski artar. - Bebeğin doğumdan sonra erken dönemde ölme riski 2 kat artar. - Bebeğin doğumdan sonra hasta olma oranı artar. - Bebeğin eşinin erken ayrılma (dekolman, ablasyo) riski artar. - Bebeğin eşinin aşağı yerleşmesi Sevcan Kasapoğlu - Serdarlı (plasenta previa) artar. Hamilelik sırasında kullanılan az sayıda (günde 1-2 adet) sigaranın - Membranların erken yırtılması bile bebek üzerinde çeşitli zararlı (erken su gelmesi) riski artar. - Sigara içenlerde düşük yapma etkileri vardır o yüzden gebelikte sigara kesinlikle kullanılmamalıdır. riski de artar. Sigara dumanı içinde binlerce biGebelikte sigaranın verebileceği leşik vardır bunlardan en önemleri başlıca zararlar: nikotin ve karbon monoksid gebelikte bebek kanına da geçmektedir. Nikotin ve metabolitleri anne sütünden de bebeğe geçebilir. Hayvan çalışmaları nikotinin; - Uterin arter kan akımını azalttığını - Umblikal arter kan akımında değişikliklere yol açtığını - Fetal oksijenizasyonu bozduğunu - Asit baz denge bozukluğuna neden olduğu - Fetal kalp hızının azalması ve ortalama arter basıncının artışına yol açtığı gösterilmiştir. Genel olarak sigara kullanan annelerin bebekleri 200-250 gram daha düşük ağırlıkta ve 1 cm daha kısa doğmaktadır. Ayrıca doğum kilosu düşük olan bebeklerin kronik bir hastalığa yakalanma ve doğumdan sonraki ilk 1 ay içerisinde ölüm riski 40 kat artmaktadır. Sigara içen gebelerde düşük ve erken doğum olasılığı 2 kat artmakta ve doğumdan sonraki ilk 1 yıl içerisinde ölüm riski artmaktadır. Doğumdan sonra 2. - 5. aylar arasında “ani bebek ölümü” en önemli bebek ölüm nedeni olup, sigara içen annelerin bebeklerinde bu risk içilen sigara sayısına bağlı olarak 2-6 kat artmaktadır. Solunum sistemi, sinir sistemi, duyu organları, deri ve idrar yolları hastalıkları sigara içen saray annelerin çocuklarında daha sık görülmektedir. Annenin süt vermesinde ve süt miktarında azalmalara ve sorunlara neden olabilir. Yapılan çalışmalarda doğum öncesi sigaraya maruz kalan bebeklerde hiperaktivite, dikkat eksikliği, heceleme ve okuma zorluklarının daha sık olduğu görülmüştür. Yine bazı çalışmalarda bu bebeklerde entellektüel gelişimde yetersizlik ve bazı davaranış bozukluklarının daha sık olduğu gösterilmiştir. Ayrıca doğumdan sonra da etrafında sigara içenlerden dolayı dumana maruz kalan çocuklarda da birçok sağlık problemi daha sık görülmektedir. Serbest güreş sporu çocukları olumsuz etkiliyor Karzan Hevleri-Erbil Serbest güreş sporunun içerdiği şiddet görüntüleri çocukları olumsuz etkiliyor. Televizyonda serbest güreş müsabakalarını izleyen çocuklar yaşıtlarına sert davranabilirler. Bu spor dalının kendi kuralları olduğunu ifade eden hoca Abdülhalık Siyament, serbest güreşin bir savaş sanatı olduğunu söyledi. Serbest güreş müsabakalarını izlemenin saldırgan bir neslin yaratılmasına yol açacağına inanmadığını dile getiren Siyament, “Spor ruhundan uzaklaşılmadığı sürece serbest güreşin zararı olmaz. Ancak bu tür sporların diğerlerine nazaran gerekli ilgiyi görmediğini düşünüyorum” dedi. Bu dalda yarışan güreşçi Tuana Rebwari, bu spor dalının çocuklara zarar vermediğini savunuyor. Show havasında yapılan bu tür müsabakalardaki güreşçileri taklit etmenin olumsuz sonuçlara yol açtığını ifade eden Rebwari, çocukları güreşçilerin gösterdikle- ri figürlere özenmemeye çağırdı. Spor öğretmeni Lokman Ali, yakın dövüş sporunun olimpiyatlarda yer aldığına belirtti. Serbest güreş müsabakalarını kaçırmayan Ahmet Abüzeyd adlı vatandaş, çocukların güreşçilere özendiğini söyledi. Bu spora özenen bazı çocukların gördüklerini kendi yaşıtlarına uyguladıklarını, bunun da aralarında kavgaya yol açtığını ifade eden Abüzeyd, bu konudaki tehlikeye dikkat çekti. Spor yazarı Mesut Hasan serbest güreşin saldırgan bir neslin ortaya çıkmasına yol açtığını düşünmediğini söyledi. Serbest güreşin ana temasının spor olduğunu belirten Hasan, serbest güreşçilerin bilimsel temellerle yetiştirilmesini ve kendilerine sporun yüksek mana, değer ve ruhunun aşılanması gedikkat çekti. Bu sporların rektiğini savundu. Hasan, gelişmiş ülkelerde bilimsel “Bunun yapılması duruyöntemlerle öğretildiğini ifa- munda saldırgan bir topde eden Ali, bu spor dalları- lum yaratmamış olacağız” nın kendi kuralları olduğunu dedi. Dünya kupalarında atılan en erken gol sahibi Hakan Şükür’ün futbol ve siyasi kariyeri Saray Hakan Şükür, Kosova göçmeni bir ailenin 2. çocuğu olarak 1 Eylül 1971′de Sakarya’da doğdu. İsmi Galatasaray ile özdeşleşmiş olan bir Türk futbolcudur. Kâğıt üzerindeki doğum tarihinin aksine gerçek doğum tarihi 29 Temmuz 1971’dir. Boyu 1.89 olan Hakan Şükür, Türkiye’nin en çok kafa golü atan milli futbolcusudur. Sakarya’nın merkez ilçesi Adapazarı’nda dünyaya gelmiştir. Basın danışmanlığını Cüneyt Yalınkılıç yapmaktadır. Futbolculuğunda oynadığı kulüpler: 1987-1990 – Sakaryaspor 1990-1992 – Bursaspor 1992-1995 – Galatasaray 1995 – Torino 1995-2000 – Galatasaray 2000-2002 - Inter Milan 2002 – Parma 2002-2003 - Blackburn Rovers 2003- Galatasaray Bireysel Başarıları • 1997 FIFA Dünyanın En İyi Golcüsü Ödülü • UEFA Kupası’nda ilk Türk Başyazar Yardımcısı İsa Abdulkahhar DİZGİ ROMAN BEKİR Gol Kralı: (1999-2000) 10 Gol • 1998 Türkiye Ligi Gol Kralı (32 gol) • Cumhurbaşkanlığı Kupası maçlarında en çok gol atan futbolcu: 5 gol • Türkiye liglerinde en çok gol atan 2. oyuncu: 238 gol (1. Tanju Çolak: 240) • 2 kez Dünya Karmasına çağrılan tek Türk futbolcu • 1997 Bronz Ayakkabı Ödülü • 1997 Türkiye Ligi Gol Kralı: 38 gol • Avrupa kupalarında en çok gol atan Türk futbolcu: 37 gol • Yurt dışında en çok gol atan 2.Türk futbolcu: 11 gol (Torino 1 gol, Inter 5 gol, Parma 3 gol, Blackburn Rovers 2 gol) • Toplamda en çok milli olan Türk futbolcu: 158 defa (109 defa A Milli, 25 defa Ümit Milli, 13 defa A Genç Milli, 6 defa B Genç Milli, 5 defa Olimpik Milli) • Milli takımda en çok gol atan futbolcu: 51 gol (39 defa Galatasaray’da, 7 defa Inter’de, 2 defa Torino’da, 2 defa Parma’da, 1 defa Blackburn Rovers’da) -IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu) Dünyanın gelmiş geçmiş en çok gol atan Türk futbolcusu (07.01.2006): 466 lig maçında 254 gol • Dünya kupalarında atılan en erken gol: 9.saniye Türkiye 3-2 Güney Kore (29.06.2002) (2002 Dünya Kupası Üçüncülük Maçı) • IFFHS (Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu) 2005 yılı Dünyanın faal en iyi 5. golcüsü (07.01.2006): 466 lig maçın- BAŞYAZAR 07504487791 07704487791 Email: [email protected] Email: [email protected] da 254 gol • Avrupa’da en çok hat-trick yapan Türk futbolcu: 2 defa • Şampiyonlar Ligi’nde en çok gol atan Türk futbolcu: 8 gol • Şampiyonlar Ligi’nde İtalyanlara deplasmanda gol atan ilk futbolcu 1998-99 Juventus 2-2 • 1999 Türkiye Ligi Gol Kralı (19 gol) • Bir sezonda en çok maç yapan Türk futbolcu: 54 maçta 4697 dakika • Gümüş ve bronz ayakkabı kazanan Türk futbolcusu… • 2011 yılında televizyonu bırakarak siyasete girmeye karar verdi ve 12 Haziran seçimlerinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’nden İstanbul 3. bölge milletvekili seçildi. Adres: Erbil, Minare Mahallesi, Aşgal Caddesi 7 Mubarek Sonrası Mısır Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık, ORSAM Ortadoğu Danışmanı, ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Md. Mubarek sonrası Mısır bir türlü durulmuyor. Bu aslında çok da şaşırtıcı değil; uzun yıllar otoriter bir rejim altında yönetilen ve bu rejimin yarattığı siyasi, sosyal ve ekonomik çarpıklıklarla başetmeye çalışan bir ülkede geçiş sürecinin sorunlu olması beklenen bir gelişmeydi. Üstelik bu sürecin nasıl evrileceğini ve neyle sonuçlanacağını da bugünden kestirmek mümkün değil. Sonuçta bu yaşanan mücadeleler Mısır’ın daha demokratik bir yapıya kavuşmasına da, yeni bir diktatörlüğün ortaya çıkmasına da, ya da, birçok geçiş ülkesinde yaşandığı gibi, hem demokratik, hem de otoriter öğelerin birarada bulunduğu hibrid bir rejime dönüşmesine de yol açabilir. Bu anlamda Mısır’da bugün yaşananları doğru okumak çok önemli. Bazı analizlerde iddia edildiği gibi Mısır’da Mubarek sonrası yaşanan mücadeleleri İslamcı-laik çekişmesi ya da yeni demokratlar-eski rejim kalıntıları arasındaki mücadele olarak anlamak, geçiş sürecini tüm karmaşıklığı içinde anlamamıza yardım etmeyecektir. Mısır’da Mursi yönetimine karşı çıkanları laiklik üzerinden tanımlamak bu muhalefetin yapısını anlatmakta yetersiz kalacaktır. Muhalefet liderlerinden hiçbiri Anayasanın 2. maddesinde yer alan şeriatın yasamanın kaynaklarından biri olduğu ibaresine (kaldı ki bu Mubarek zamanında da böyleydi) karşı çıkmamaktadır. Yine bu liderlerden hiçbiri din ve devletin birbirinden tamamen ayrıldığı bir düzen isteğinde bulunmamışlardır. Muhalefeti oluştu- saray Sayı:89 - 28 Şubat 2013 ran kesimler içinde farklı din ve devlet ilişkileri tahayyülü olanlar vardır. Aynı durum Müslüman Kardeşler için de söz konusudur. Ancak bugün Mursi yönetimi ile muhalefet arasında yaşanan çekişme laiklik üzerinden tanımlanamaz. Benzer şekilde Mursi yönetimine karşı çıkanlar arasında “eski rejim kalıntıları” da olabilir, ancak birçoğu canı pahasına eski rejimin yıkılmasında rol oynamış muhalefeti bu şekilde tanımlamak çok yanlış olacaktır. O halde bugün muhalefet Mursi yönetimini niçin eleştirmektedir? Muhalefetin kızgınlığının en büyük sebebi Müslüman Kardeşler’in siyaseti domine etmeye çalıştıkları algısıdır. Mubarek’in devrilmesinde başat rol oynayan liberal ve solcu gruplar, genç üyeleri liderlerini dinlemeden gösterilere katılmış olsalar dahi Mubarek’e karşı muhalefete geç destek veren Müslüman Kardeşler’in şimdi “devrimlerini ellerinden aldıklarını” düşünmektedirler. Muhalefetin bu görüşe ulaşmasına ne tür gelişmeler sebep oldu? Öncelikle muhalefet Müslüman Kardeşler’in en fazla oyu olacağından emin olduğu için meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çok hızlı bir şekilde yapılmasını desteklediğine inanmaktadır. Daha da önemlisi muhalefet Mısır’ın bundan sonraki siyasi düzeninin en önemli unsurlarından biri olacak Anayasanın yapım ve onaylama sürecinin de hızlıca yapılmasından rahatsızlık duymaktadır. Kısacası, muhalefet siyasi geçis süreci için bir yol haritası oluşturmada çabayı gösterdiğini görüyor, ancak ülke içindeki muhalefetle uzlaşmak, geçiş sürecini katılımcı bir şekilde yürütmek için çaba göstermediğine inanıyor. Öte yandan Mursi yönetimi ve genel olarak Müslüman Kardeşler’in ise sınırlı bir demokrasi anlayışı ile seçimlerde çoğunluğu elde ettikleri, dolayısıyla ülkeyi yönetme yetkisi aldıkları anlayışıyla hareket ettikleri anlaşılıyor. Bu anlamda kendilerine oy vermeyenlerin de kendilerine güvenmelerini bekliyorlar. Geçiş döneminde siyaseti daha da karmaşıklaştıran başka bir unsur da seçimlerde Selefilerin oy oranları oldu. Bu gruba ait Nur Partisinin beklenenden çok daha fazla oy alması geçiş sürecini iki nedenle daha zora soktu. Öncelikle, Selefilerin oyları liberal ve solcu grupları ülkedeki değişim süreci ile ilgili endişeye sevk etti. İkincisi, son yıllarda demokratik prensipleri ideolojileve yeni siyasi düzen ile ilgili rine entegre etme çabasında olarak Müslüman Kardeşolan Müslüman Kardeşler de ler’in uzlaşma aramadığını tabanlarını Selefilere kaptıriddia etmektedir. Müslüman ma endişesine Kardeşler’in sürecin başında kapıldılar. Dolayısıyla Seleficumhurbaşkanlığı için aday lerin çıkışının son dönemde göstermeyeceği, her keMısır’da yaşanan kutuplaşsimden muhalefetle diyalog maya katkı sağladığı söyleiçinde olacağı konularında nebilir. verdiği sözleri yerine getirme- Sonuç olarak, Mısır geçiş mesinin de güven bunalımısürecini hızlı yaşamanın nın ortaya çıkmasında önemli (örneğin, Tunus ve Libya’da rol oynadığı görülüyor. MurAnayasa çalışmaları halen süsi’nin rüyor), Mubarek’in yıkılmasını yetkilerini arttıran, daha sonra sağlayan muhalif gruplar arası muhalefet nedeniyle geri aldı- artan kutuplaşmanın sonucu ğı, 22 Kasım kararnamesi ise olarak istikrarsızlık yaşıyor. muhalafet açısından bardağı Orta vadede daha da önemlisi taşıran son damla oldu. SoMısır’ın karşı karşıya olduğu nuç olarak, muhalefet Mursi sosyo-ekonomik sorunların yönetiminin eski rejimin ana artarak devam etmesi. Bu unsuru olan güvenlik güçlesorunlar ancak katılımcı ve riyle hayli pragmatik bir ilişkisi uzlaşmaya dayalı bir siyasi olduğunu, benzer bir şekilde süreçle çözülebilecekken, hekendini Batıya anlatmak ve nüz Mısır’da bunun belirtileri kabul ettirmek için her türlü ufukta görünmüyor. Binlerce Lübnanlı, Daha Yüksek Maaş Talebiyle Meydanlara Döküldü Lübnan’da faaliyet gösteren sendikalar aracılığıyla koordine olan öğretmenler ile diğer kamu çalışanları, maaş zammı ve sosyal güvenlik paketlerinin genişletilmesi isteğiyle meydanlara indi. Lübnan’da faaliyet gösteren sendikalar aracılığıyla koordine olan öğretmenler ile diğer kamu çalışanları, bugün kabine toplantısıyla aynı saatte maaş zammı ve sosyal güvenlik paketlerinin genişletilmesi isteğiyle meydanlara indi. Lübnan’da büyük kısmını öğretmenlerin oluşturduğu binlerce kamu sektörü çalışanı, yaklaşık 18 ay önce kabine tarafından onaylanmış olan maaş bareminde artış yasa tasarısının, hala daha parlamentonun onayını beklediği için kanunlaşamamasını protesto etmek adına 19 Şubat’ta başlattıkları açık uçlu grevin devamı olarak bugün meydanlara indi. Sendikalar Koordinasyon Komitesi Başkanı Hana Garib bugün yaptığı coşkulu konuşmada 5 bin kişinin ‘açlığın devrimi’ yürüyüşünü başlattığını ve sürecin ağırdan alınmaya devam edilmesi durumunda ulusal çapta bir grev çağrısı yapılacağını belirterek, hükümete gözdağı verdi. Lübnan Başbakanı Necip Mikati geçen hafta yaptığı konuşmada Pazartesi günü meseleyi Parlamento’ya havale edeceğini taahhüt etmiş fakat gerçekleştirmemişti. Lübnan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Nikolas Nahas da Pazartesi günü maaş bareminde zammı öngören yasa tasarısının yürürlüğe girmesi için gerekli olan fonun sağlanabilmesi adına bütçenin dengelenmesi gerektiği ve bunun için çok çalışılmasına ihtiyaç olduğu açıklamalarında bulunmuştu. Nahas, Pazartesi yaptığı konuşmada ayrıca parlamentonun ülke ekonomisini nasıl etkileyeceğinin hesabını yapmadan hiçbir adım atmayacağını da belirtmişti. Ne var ki hükümet tarafından yapılan bu açıklamalar greve çıkan kamu çalışanlarını tatmin etmemiş görünüyor. Lübnan’ın farklı kesimlerinden gelen ve Babir’den Beyrut’un merkezindeki Başbakanlık ofisine kadar yürüyen göstericiler, ellerinde “Artık usandık!” yazan pankartlar taşıdılar. Yürüyüşün organizatörlerinden Muhammed Kasım gazetecilere verdiği demeçte, “Sendikalar Koordinasyon Komitesi yalnızca uzun süredir onay bekleyen maaş zammı yasa tasarısının parlamentonun onayından geçmesini istiyor. Eğer kanun onaylanmazsa biz belki de tüm Lübnan’da harekete sebep olacak bir grev başlatacağız” ifadelerine yer verdi. Grev yürüyüşünün katılımcılarından Said Ebu Halil adlı öğretmen de Muhammed Kasım gibi kanunun onaylanmaması halinde ulusal çapta bir grev başlatılacağının sinyalini vererek, “Devlet okulu ve özel okul öğretmenleri ile kamu çalışanları olarak hepimiz bu grev ve gösteriye yalnızca maaş sisteminde yapılmasını istediğimiz artış gibi basit bir isteğin onaylanması için katılıyoruz. Biz uzun zamandır karşılıksız taahhütlerle kandırılıyoruz. Eğer hükümet bu meseleyi çözmezse grev, biz isteklerimizi alana dek tümLübnan’da devam edecek” şeklinde konuştu. Lübnan’da maaş artışı isteğiyle sokaklara dökülen öğretmen ve diğer kamu çalışanlarının başlattığı bu protestonun ülkede 1975 ila 1990 yılları arasındaki iç savaşın ardından bugüne değin gerçekleştirilen en büyük çaptaki ekonomik protesto olduğu düşünülüyor. Hükümetin maaş artışı için 1,2 milyar dolar bütçeye ihtiyaç duyduğu tahmin ediliyor. 6 saray Sayı:89 - 28 Şubat 2013 Müslüm vefat etti Sibel Can Çekilişteki Cipe Resmen Göz Dikti Usulsüz evrak düzenlendiği gerekçesiyle lüks cipine el konulan, bu yüzden sıkıntılı günler geçiren Sibel Can; Antalya’da hayranlarıyla buluştu. Usulsüz evrak düzenlendiği gerekçesiyle lüks cipine el konulan, bu yüzden sıkıntılı günler geçiren Sibel Can; Antalya’da hayranlarıyla buluştu. Calista Luxury Resort’ta sahneye çıkan ünlü sanatçı, esprileriyle de güldürdü. Gecede düzenlenen bir çekilişle, bir konuğa cip verileceğini duyan Can, kendi aracının evrak hatası nedeniyle elinden alındığına gönderme yaparak “Cipim gitti, o cipi bana verin” diyerek, otelin sahibine takıldı. Dört aydır Memorial Hastanesi’nde tedavisi süren sanatçı Müslüm Gürses’ten kötü haber var. Ajanslardan geçen haberler Müslüm Gürses’in hayatını kaybettiği yönünde. Müslüm Gürses’in doktoru iddialra üzerine hastane önünde basına açıklama yaptı. Memorial Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Deniz Şener, sanatçı Müslüm Gürses’in sağlık durumuna ilişkin, “Gürses’in durumu iyi değil, kaybedebiliriz, ancak şu anda makineye bağlı hayatı devam ediyor” dedi. Şener, “Gürses’in durumu iyi değil, kaybedebiliriz, ancak şu anda makineye bağlı hayatı devam Hülya Avşar’dan 50’yim ama taş gibiyim pozları ediyor. Şu anda durumu iyi değil, kaybedilebilir ama şu an öyle bir şey gelişmiş değil. Durumu, 2, 3, 5 gün, bir hafta öncesinden farklı değil” ifadelerini kullandı. Deniz Şener, Gürses’in bilincinin yerinde olduğunu, kolunu bacağını oynattığını, ancak akciğerleri iyi olmadığı için makine desteğiyle hayatını sürdürdüğünü bildirdi. Sanatçının tepkilerinin iyileşme yönünde olmadığını ifade eden Şener, süreç uzadıkça kendilerinin de dirençlerini kaybettiklerini, sanatçının kaybedilme riski altında olduğunu deklare ettiklerini kaydetti. Özcan Deniz -10 Derecede Suya Girdi Özcan Deniz; yeni filminin çekimleri için gün sayarken, setlerden de uzak kalamıyor. Yönetip oynadığı ‘Benim Evim Sensin’ adlı sinema filmi ile geçtiğimiz yıl adından söz ettiren Özcan Deniz; yeni filminin çekimleri için gün sayarken, setlerden de uzak kalamıyor. Yaz başında çekeceği sinema filminin son hazırlıklarını sürdüren Deniz; ‘Karagül’ adlı televizyon dizisinde konuk oyuncu olarak yer alacak. ROLÜ İÇİN... Oyuncuyönetmen; Gaziantep ve Urfa’da çekilen dizi için, -10 derecede suya girdi. Deniz; oyunculuk için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağını göstermiş oldu. TÖRELER VE AŞK İlişkileri, hayatı ve kızıyla ilgili konuşan Avşar Kızı, çok özel pozlar da verdi.. Oynadığı filmler, katıldığı televizyon programları, aşkları, yaptığı sürpriz açıklamalarla medyanın en çok konuştuğu isimlerden biri olan Hülya Avşar, 50 yaşına girdi. Hayatı ve ilişkileriyle ilgili Elele dergisine açıklamalarda bulunan Avşar, verdiği pozlarla da çok konuşulacak. İşte Avşar’ın Elele dergisine verdiği o röportaj ve pozlar:. Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Şu an hayatımın keyfini çıkarma dönemindeyim. Allah’ın şanslı kullarından biri olduğumu düşünüyorum. Çünkü hayatla ilgili yapmam gerekenleri çok kıvamında bir yaşta yaptım ve bitirdim. Tabii ki yapmaya devam ediyorum, ama bundan sonrası işin eğlence kısmı, keyfi, tadı... Dolayısıyla hayatımın en mutlu dönemini yaşıyorum. Ne zamandır böyle hissediyorsunuz? Son bir senedir... Benim hayatımda bir şeyin eksik gidiyor olması; bu ufacık bir şey bile olsa çok çabuk moralimi bozar. O yüzden hem özel hayatım, hem iş hayatım, hem kendi görselliğim, hayata bakış şeklim, zekamı kullanış şeklim, kısacası çok tadında bir hayat yaşıyorum. Her şeyi halletmiş vaziyetteyim. Olayların üzerinde dans ediyor gibi hissediyorum kendimi. Başrolünü Yavuz Bingöl’in oynadığı, yakında ekrana gelecek olan ‘Karagül’ dizisinde; töreler ve aşk konusu işlenecek. Fransız ‘Buddha’ Diva’nın Elinden Öptü! YAPMAM GEREKEN NE VARSA YAPTIM Biraz tamamlanma dönemi gibi mi? Kesinlikle... Yapmam gereken ne varsa; sanat hayatım, evlenmek hatta boşanmak, Allah uzun ömür versin çocuk yapmak, manevi anlamda birçok şeyi yapmış ve başarmış olmak, kısacası maddi manevi her şey artık tamamlandı, artık raks ediyorum. Dünyanın en önemli DJ’lerinden Fransız Claude Challe, dinlemeye gittiği Bülent Ersoy’u övgü yağmuruna tuttu. Bülent Ersoy, yoğun istek üzerine önceki gün bir kez daha Cahide’de sahneye çıktı. Türk sanat müziğinin iddialı eserlerinin yanı sıra pop müziğin sevilen parçalarını da seslendiren Ersoy’u dinleyenler arasında birbirinden ünlü isimler vardı. Bu isimlerden biri de; müzik dünyasının en ünlü DJ’lerinden ve Buddha Bar’ın yaratıcılarından Claude Challe’dı. Daha önceki Türkiye ziyaretlerinde de Ersoy’a ve sanatına övgüler yağdıran Challe, yanına giderek Diva’nın elini öptü. Ardından da ona hayran olduğunu ve sanatına büyük saygı duyduğunu söyleyip birlikte bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi. Bülent Ersoy, kendisini dinlemeye giden Tuğba Özerk, Tufan Kayhan ve Rober Hatemo ile de birlikte şarkı söylemeyi ihmal etmedi. Ünlülerden fasıl grubu kuran Ersoy, dinleyiciler tarafından dakikalarca alkışlandı 5 Sayı:89 - 28 Şubat 2013 “Erbil’in Tarihi ve Sosyal Yapısı” adlı kitaba objektif bakış dini medreselerde görev yapan El-Assaflı, Kur’an-ı Kerim’i tecvit ve diğer okuma şekilleriyle çok iyi okuyabiliyordu. Rahmetli Şeyh Merdan’dan Kur’an-ı Kerim’in tecvit usulünü öğrenen El-Assaflı tecvit icazetini birçok kez almayı başardı. El-Assaflı 50’li yıllarda merhum Şeyh Muhiddin Tekkesi’nde verdiği vaaz ve hutbeleriyle herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Şeyh Muhiddin’in dini bilinçlendirme ve irşat alanlarında büyük rolü olmuştur. Din Âlimleri Cemiyet Başkanı merhum Emced El-Zahavi ve ünlü hatip Muham1931’de Erbil’in KaleŞeyh Hüsamettin Erbilli met Mahmut El-SavHalil Süleyman El-As- si’nde doğdu. Annevaf tarafından ziyaret sinin adı Nigar Muhlis safi’nin “Erbil’in Tarihi ve Sosyal Yapısı” adlı Doğramacı’dır. Yazar, edilen Şeyh Muhiddin, bölgede İslam’ı sailkokul tahsilini Erbil eseri piyasaya çıktı. vunması ve saptırıcı El-Üla ilkokulunda biYazar eserinde Erakımlara karşı durmatirdi. Erbil’in aydın, yabil’in eski tarihine ışık zar ve bürokratlarının sı nedeniyle türlü entutarak şehrin eski gelleme ve tacizlerle yapısının korunmasını hemen hemen hepsi karşı karşıya kalmıştır. bu okuldan mezun hedefliyor. Bunun neticesinde oldular. Liseyi Erbil Yazar, eserin giriş lisesinde tamamlayan büyük din âlimi Molla kısmında şu bilgilere Salih Kozapankeyi ile El-Assaflı, ardından yer veriyor: “Aile olaöğretmenlik okulundan birlikte sürgüne gönrak Erbil Kalesi’nin derilen Şeyh MuhidTophane mahallesinde mezun oldu. din’in hayatı hakkında ikamet ediyorduk. Bu- El-Assaflı 1954’te fazla şeyler yazmayı Köysancak Hazine rada 1931’de dünyaya ümit ediyorum. geldim. Kale’de yaşa- Dairesi, Erbil’de MaHalil Süleyman Elliye Dairesi, 1957’de yanlar evde TürkmenMahmur Dairesi ve Er- Assafi hoca Hanaka ce konuşuyordu”. Camii’nde 30 yıl boHalil Süleyman El-As- bil Maarif Dairesi gibi yunca Kur’an-ı Kerim farklı kamu kurumlasafi kimdir? okuyarak Cuma günrında görev yaptıktan El-Assafi’nin kızı baleri bazen imam yerisonra öğretmenliğe basıyla ilgili bana şu ne hutbe okurdu. geçti. bilgileri verdi; Halil Ayrıca Kürdistan İslaErbil’de farklı okul ve Süleyman El-Assafi mi Birliği’nin Yekgirtü Radyosu’nda programlar da yapan ElAssafi Türkmenliğiyle her zaman iftihar eder, duaları kendi diliyle okurdu. Dini için mücadele eden Türkmen din adamı ne kadar pahalı olursa olsun kütüphanesinde nadir kitapları bulundurmaya gayret ederdi. 1992’de Rasan kitapçılığını açtığımda beni ilk ziyaret eden merhum El-Assafi olmuştur. Kendisi babamın çok yakın arkadaşıydı ve aynı mahalledendiler. Aile olarak biz dededen Kaleliyiz. El-Assafi, Bağdat’ta İlahiyat Fakültesi’nde tahsil yaparken ve orada Hüseyin Paşa Camii’nde imamlık yaptığım günlerde de beni ziyarete gelirdi. Bağdat’a yerleşen Erbilli aileleri ziyaretinde kendisine refakat ettim. O ziyaretlerin tadı hâlâ damağımda. Çünkü burada yaşadığını hiç tahmin etmediğim Erbilli ailelerle yakından tanışma fırsatım olmuştu. Bu aileler Erbil’e olan sevgi ve özlemlerini bize anlatırken ve kentteki hatıralarını bizimle paylaşırken gözyaşlarımızı tutamıyorduk. Yaşadığımız o duygusal anlar görmeye değerdi ... Orta Asya’nın bazı bölgelerinde yaşayan halklar ve Irak Türkmenleri için kullanılmaktadır. Modern Türkmenler, kısmen Orta Asya’nın büyük bir kesimini içine alan Batı Türkistan yöresindeki Oğuz Türklerinin soyundan gelmektedirler. Oğuz kabileleri 7. yüzyılda Altay Dağları’ndan Sibirya stepleri üzerinden batıya hareket etmişler ve Güney Rusya içlerine kadar girmişlerdir. Bu ilk dönem Türkmen halkının yerli İran halklarıyla karıştığını ve Rusya’nın işgaline kadar göçer olarak yaşadıklarına inanılmaktadır. Irak Türkmenlerinin konuştuğu birçok şive bulunmaktadır. Kerkük-Daukuk ve etrafındaki şive, Telafer ve etrafındaki şive, Erbil-Altunköprü ve etrafındaki şive, Kifri-Karatepe ve etrafındaki şive, Hanekin-KızlarbatŞehraban- Mendeli ve Karağan şivesi, Tuzhurmatu ve etrafındaki şive. Bu şivelerin en temizi Azerbaycan ve yeni Türkçeye yakınlığıyla bilinen Kerkük şivesidir. Türkmen edebiyatçıları eserlerinde bu şiveyi kullanmaktadırlar. Kaynak: - Irak Türkmenleri, Dr. İbrahim Dakuklu s14 -Irak’ta Türkmen varlığı, Abdüllatif Benderoğlu Türkmen Sözcüğünün Kökeni Azerilerin Türkmenlere halen Türkmen demesi, diğer tezleri Türkmen sözcüğünün kökeni hakkında fonetik bakımdan zayıflatmaktadır. İkinci birkaç farklı bilimsel teze göre Türkmen görüş bulunmakla kelimesi, Türk sözbirlikte en çok kabul gören etimolojik tahlil, cüğüne İran dillerinden gelen ve “Türk’e “Türk-i emin” terkibi üzerinde yapılan tah- benzeyen” anlamı veren manada sözcülildir. ğünün eklenmesiyle Araplar, savaşçı oluşmuştur. Modern Türklerin İslamlaşaraştırmacılar ise masını çok önemsi-man/-men ekinin yorlardı. Oğuzların yoğunlaştırma işlevi Maveraünnehir’deki sivil ve askeri temas- gördüğü ve “saf Türk” lar esnasında Müslü- veya “çoğu Türkler man olanlarına ahlak gibi” şeklinde tercüve barış bakımından me edilebileceğini aynı safta bulunmak- öne sürmektedirler. Tarihi bakımdan tüm la emanete kavuşBatı veya Oğuz Türkmaktan hareketle “Türk-iman” demişler- lerine Türkmen veya Turkoman denilmesidir. Kelime zamanla Türkmen halini almış- ne karşın günümüzde terim genellikle tır. Türkmenistan’da ve Kava Faris saray Siyasi Terminoloji Federasyon nedir? Çeviren: Nazım Saiğ İki veya daha fazla devletin ortak ve fakat sınırlı olmayan hayati menfaatlerini sağlamak amacıyla birleşmelerinden meydana gelen bir devletler topluluğudur. Federasyon devlet şekli, konfederasyon devlet şeklinin ulaştığı son merhaledir. Bugün federasyon olan Amerika, Almanya ve İsviçre bir zamanlar konfederasyon devlet topluluğuydu. Federasyonda, konfederasyonun aksine olarak, federasyona giren devletler arasındaki hukuki bağ sözleşmesi değil, anayasa esastır. Yani federasyonu meydana getiren devletler arasındaki alakayı düzenleyen metin, bir antlaşma değil bir anayasadır. Federasyonda, topluluğu meydana getiren devletlerin üstünde bir federal devlet vardır. Bu devletin kendisine mahsus teşkilatı bulunur. Federal devlet, federe devletlerin aracılığına muhtaç olmaksızın onların ülkesi ve vatandaşları üzerinde doğrudan doğruya egemenlik hak ve yetkilerini kullanır. Federasyonda ülke ve vatandaşlar aynı anda bir tarafta federal devletin egemenliğine, diğer tarafta federe devletlerin egemenliğine tabidirler. Federasyonda federe devletlerin iç hâkimiyetleri olduğu halde, harici hâkimiyetleri yoktur. Dışa karşı hep federal devlet muhataptır. Başka ülkelerle münasebetleri federal devlet yürütür. Federasyonda, konfederasyonun aksine üye devletlere topluluktan ayrılma hakkı tanınmıştır. Sovyet anayasası, devletlere topluluktan ayrılma hakkını tanımış ise de mad. 17, vaktiyle Ukrayna’nın gösterdiği ayrılma arzusu, çok kanlı bir şekilde karşılanmakla, bu hakkın tamamen göstermelik olarak verildiği ispatlanmıştır. 1990 sonlarında Litvanya’nın bağımsızlık isteğine Sovyetler askerle karşılık verdiler. Federasyon yürütme organı, eski Alman federasyonunda olduğu gibi, bir kraldır veya Birleşik Amerika’da olduğu gibi halk tarafından seçilmiş bir başkandır. Yahut İsviçre’de, Sovyet Rusya’da olduğu gibi, bir heyettir. Şekli ne olursa olsun, federasyonda yürütme organı oldukça güçlüdür. Yasama organı ise federasyonun mahiyeti icabı daima iki meclislidir. Bunlardan biri, üye devletlerin nüfusuna bakılmaksızın her federe devletten eşit sayıda meydana gelen meclis, diğeri de yalnız federasyonun birliğini sağlayan ve ülkede yapılan bir seçimle teşkil edilen meclistir. Tarihin muhtelif dönemlerinde devlet topluluğu birkaç şekilde meydana gelir. ABD’de ve Almanya’da da görüldüğü gibi evvelce bağımsız olan devletler birleşir, Britanya İmparatorluğu’nda olduğu gibi bir tek devlet parçalanır ve bu parçalar yeni bağlarla birbirine bağlanır veya eski Rus Çarlığı’nın parçalanıp, yerine SSCB’nin gelmesinde olduğu gibi, eski devletin parçalanmasından meydana gelir. 4 Sayı:89 - 28 Şubat 2013 Bernard Shaw saray Acaba meşhur oyun yazarı, düşünce adamı, müzik, sanat ve tiyatro eleştirmeni Bernard Shaw’u tanımayan var mıdır? Bu İrlandalı yazar tavır ve komedi içerikli yazılarıyla tüm eleştirmenlerini susturabilecek güçteydi. 26 Temmuz 1856’da İrlanda’nın başkenti Dublin’de dünyaya gelen Bernard Shaw, 2 Kasım 1950’de Londra’da vefat etti. Hem 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü hem de 1938’de Pygmalion için Oscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Shaw, 1856 yılında İrlanda’nın Dublin şehrinde, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Klasik eğitimine başladıysa da bir süre sonra okuldan ayrılarak eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı ve bir emlak komisyoncusunun yanında çalışmaya başladı. Bir süre sonra alkolik olduğu için babasını terk edip annesi ve iki kız kardeşi ile birlikte Dublin’den ayrılarak Londra’ya geçti. Bernard Shaw’un Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hakkında söyledikleri: Gerçekten İslam Peygamberine büyük bir hürmet duyuyorum. Kendisi tüm hayatını insanların özgürlüğü ve eşit şekilde yaşa- ması için harcadı. Eğer bugün yaşamış olsaydı dünyayı çok iyi bir biçimde yönetecekti. Orta çağda bizim papazlar bu zata karşı vicdansızca iftira ederek Muhammed’in Hıristiyanlığa karşı olduğunu söylüyordu. Fakat Muhammed kimseye karşı değildi, O ıslah ve insanlık için mücadele etmişti”. Bernard Shaw 1915 yılında Efendimiz hakkında bir oyun yazmak istiyordu. Bernard Shaw’dan kesitler İrlandalı yazarın birçok konuda ilginç görüşleri vardı. Reddettiği Nobel ödülü için şöyle diyor; “Nobel ödülü birisine verildiği zaman sanki bu insana kurtuluş zinciri atılıyor ama bu insan kendisi zaten özgürdür”. Hayat için ise şöyle diyor; “İnsan hayatının hiçbir manası yoktur. Bu hayat sadece değişim sürecinden geçiyor”. Maddi gelirin insanın kendisi çalışarak elde etmesine inanan Bernard Shaw okulun çocuklar için bir zindandan ibaret olduğunu söylüyordu. Bernard Shaw çocukların ebeveynlerinin sırf menfaati için baba ve annelerinden bir süre uzaklaştırıldığını düşünüyor. Siyaset ve seçimler konusunda da ilginç çıkışları bulunan Bernard Shaw; “Kim der ki seçmenler bu hükümete layıktır ve beklentileri karşılanıyor. Demek ki hakla haksızlık arasında kapalı bir daire vardır”. Demokrasi konusundaki görüşleri ise şöyledir; “Demokrasinin lokomotifi yolsuzluk ya da iradesiz bir cahil olabilir”. Birinci Dünya Savaşı’na karşıtlığıyla da bilinen İrlandalı yazar, Alman savaş uçaklarının Londra’ya bombardımanını mizahi bir üslupla eleştirirken: “Arkadaşlar korkmayın; Hitler doğum günümü Londra’ya bomba yağdırarak kutluyor”. 1884’te Sharlot adlı bayanla evlenen Bernard Shaw, kısa bir süre sonra eşinden ayrıldı. Kendisinin ayrıca evli birçok kadınla da aşk yaşadığı biliniyor. Resmi eğitime de karşı olan yazar ve düşünür, yarım kalan eğitimini tamamlamak için British Museum Kütüphanesi’nden istifade etmeye ve bu yolla kendi kendine eğitimini tamamlamaya çalıştı. Kendini yetiştirmek maksadıyla konferansları takip ederek muhtelif tartışmalara katıldı. Bu arada geçimini sağlamak için de yazmaya başladı. Sosyalist bir cemiyete de üye olan yazar, Londra il meclisi üyeliğini yapan bir kişidir. 1895’te Londra’da siyasi bilimler ile idari ve iktisadi fakültelerinin kurucu üyeleri arasında da yer alan Bernard Shaw’un yakın bir dostu da Arabistanlı Lorans’tır. Arap devrimi ile İngiltere arasında koordinasyonu sağlamakla görevli Arabistanlı Lorans 1920’de İngiltere Krallık Hava Kuvvetleri’nde, “Bernard Shaw” lakabıyla yer aldı. Nobel ödülünü reddeden Bernard Shaw, paranın İsveç eserlerinin İngilizceye tercüme işine harcanmasını talep etti. Çok ilginçtir ki yazar, kızamık aşısına da karşıydı. Ancak sonunda kendisi de kızamık hastalığına maruz kalırken doktora görünmek zorunda kaldı. Bernard Shaw kendisini temiz tutmasını ve kırmızı et yememesini tavsiye eden doktora; “Ben zaten 25 yıldan beri vejetaryenim, ancak belli ki o günden beri insan eti yiyorum” diye cevap verir. Yaklaşık 25 bin mektup ve 50 tiyatroya imza atan yazarın eserleri birçok ülkede sahnelendi. Bernard Shaw; Latince, Fransızca ve Yunancayı da iyi konuşabiliyordu. Bernard Shaw, kurucu üyeleri arasında yer aldığı Fabian Derneği’nde yaptığı bir konuşmada, reformun doğrudan devrim yoluyla değil barışçıl temel üzerinde gerçekleşmesini talep etti. 94 yaşındayken ağaç budarken merdivenden düşen Bernard Shaw, kısa bir süre sonra vefat etti. Bernard Shaw keşke 5 dakika hayata dönüp reform talebiyle Ortadoğu’da cereyan eden Arap baharını ve değişiklikleri görebilseydi. Eminim ki bunları kaleme alırdı… * Milletvekili Saray Dünyanın en büyük araba firması olan Toyota’nın, Japonya ve dünyanın 24 ülkesinde 42 fabrikası bulunuyor. Yılda yüz binlerce araba üretimini gerçekleştiren Toyota ilk kurulduğunda aslında dikiş makinesi üretiyordu. Toyota hikâyesi Toyota hikâyesi Japon Sakişi’ye dönüyor. Sakişi’nin annesi bir terziydi. Büyüyünce Sakişi, annesine bir dikiş makinesi almaya karar verir. Ardından 1906’da Sakişi dikiş makinesi üreten bir fabrika inşa eder. O dönemlerde Amerikalı General Motors firması Japonya’da bir şube açar. Bu Sakişi’nin dikkatini çeker ve hemen aklına araba üretme fikrini yerleştirir. İlk başta General Motor’dan bir araba alır ve parçalara böler. Sonra arabanın parçalarını tekrar takmaya başlayan Sakişi, fabrikasını araba üretmek için dönüştürür. Bu işte ba- şarılı olduktan sonra dikiş makinesi üretiminden vazgeçen Sakişi’nin artık yeni işi araba üretmek olur. Sakişi’nin oğlu ve araba Sakişi’nin oğlu Keşirwa Toyoda 1920’de üniversite tahsilini başarıyla tamamlar. 1926’da babasının firmasında teknik bölümde çalışmaya başlayan oğul Sakişi, ardından kurulan Toyoda Otomatik’te çalışmaya başlar. 1929’da Sakişi, ipek üreten bir fabrikanın bir İngiliz firmasına satılması karşılığında 100 bin pound alır. Bu parayı araştırmalarda harcanmak üzere oğluna veren Sakişi’nin bu girişimiyle Japonya’da ilk ulusal araba üretilir. Sakişi 1930’da vefat eder. Ancak oğlu araba konusundaki araştırmalarına devam eder. Bunun sonucu olarak 1935’de benzinle çalışan bir motoru üretmeyi başaran oğul Sakişi, 1936’da Toyota adlı ilk arabasını üretir. Arabanın motoru Amerika yapımı olsa da diğer parçaları Japon imzası taşır. Araba ulusal düzeyde büyük bir beğeni toplar. Genel merkezi Japonya’nın Aişi kentinde bulunan Toyota Motors Corporation’in toplam 315 bin çalışanı var. Araba üretiminde dünyanın en büyük firmaları arasında yer alan Toyota’nın yıllık cirosu 108 milyar dolardır. Toyota sözcüğünün anlamı Başta araba Toyoda adı altında üretiliyordu. Ancak daha sonra ailenin bir üyesiyle izdivaç yapan Risaboro Toyoda, bu adın yerine Japonca daha kolay yazılan Toyota’nın kullanılmasını önerir. Öneri kabul edilir. Toyota Japoncada pirinç tarlası anlamına geliyor. * Ahenk Nakşibendi Dikiş makinesinden araba üretimine geçen marka Toyota saray 3 Türkmen çevrelerinin tek ses olması talep ediliyor Sayı:89 - 28 Şubat 2013 Saray-Erbil Türkmen çevrelerinin birlik olması isteniyor. Bölge hükümeti, taleplerinin uygulanabilmesi için Türkmen siyasi çevrelerinin görüş birliği içinde olmasını istiyor. Bilindiği gibi bu çevreler bir yıl önce bölge hükümetine bir talep paketi sunmuştu. Ancak aralarında görüş birliği olmadığı için bu talepleri rafa kaldırılmıştı. Türkmen Liberaller Cemiyeti Başkanı Sami Şebek, Türkmen çevrelerinin saf dışı edildiğini söyledi. Bu çevrelerin hem Erbil’de Kürt liderlerinin toplantısına hem de Bağdat’taki toplantılara çağrılmadığını ifade eden Şebek, bu toplantılara Türkmenleri değil kendi partilerini temsil eden çevrelerin davet edildiğine dikkat çekti. Türkmen çevreleri olarak Neçirvan Barzani ile yapmış oldukları toplantıda tek ses olmaya anlaştıklarını dile getiren Şebek, “Ancak toplantı sonrası her parti kendine bir şeyler istedi. Fakat bölge hükümeti bu ferdi talepleri dikkate almadı. Çünkü toplantıda Barzani, bizden taleplerimizi tek pakette sunmamızı istedi” dedi. Şebek, “Türkmen çevreleri olarak bazı makamlara uygun unsurlar seçmek için aramızda anlaştık. Ancak ne yazık ki her grup bu makamlara kendi adamlarını veya ailelerinden birini yerleştirmek istedi. Ancak biz buna karşı çıktık. Çünkü bu durum ne biz Türkmenlere ne de bölgeye hizmet eder. Türkmenler olarak üzerinde anlaşmadığımız bir isim bizi temsil edemez” diye konuştu. Türkmen Demokrat Partisi Başkanı Dilşat Çavuşlu, bölgede henüz bir anayasanın bulunmamış olmasının birçok meselenin askıda kalmasına yol açtığını söyledi. Saray’a konuşan Çavuşlu, Türkmenler olarak kaderlerinin bölge kaderine bağlı olduğunu kaydetti. Bölgenin başarılarını kendi başarıları olarak kabul ettiklerini dile getiren Türkmen parti başkanı, “Bölgenin hem acı hem güzel günlerini paylaştık. Dolayısıyla haklı taleplerimize kulak vermeleri gerekir ve Türkmenler olarak ille de tek ses olmamız gerekmez. Bir talep, 5 parti imza atarsa uygulanmalıdır. İlla ki tüm Türkmen partilerinin imza atması gerekmez” dedi. Ancak bu görüşe katılmayan bir Türkmen yetkili, bu grupların tek ses olmasının öneminin altını çizdi. Türkmen Kardeşlik Ocağı yöneticisi Abdülkerim Mollaoğlu, Türkmen çevrelerinin saf ve söylem birliği içinde olması gereğini savundu. Türkmen taleplerini dikkate almayan bölge hükümetine hak veren Mollaoğlu, “Bölge hükümeti bizden tek ses olmamızı istemekte haklı. Ferdi yaklaşımlar bize fayda sağlamaz. Türkmenler olarak bu sorunu kendi içimizde çözüme kavuşturmalıyız” dedi. “Salt çoğunluk” şartının kaçınılmaz olmadığını savunan Mollaoğlu, “Eğer 6 Türkmen grup bir talepte bulunuyorsa, bu hemen kabul edilmelidir. Çünkü bu şartlarda salt çoğunluk elde etmek çok zordur” diye konuştu. Türkmen işlerinde uzman siyasi gözlemci Dr. Salim Otrakçı, bölge hükümetini Türkmen taleplerini uygulamamakla suçladı. Hükümetin Türkmenlerin tek ses olmamasını bahane ederek taleplerini dikkate almadığını belirten Otrakçı, “Bölge hükümeti, bölünmüş olarak hareket eden Türkmenlerden tek ses olmalarını istiyor” dedi. Bölge hükümetinin Türkmenlerin birlik olmasını istemediğini iddia eden Otrakçı şöyle devam etti: “Bölge hükümeti Türkmenlerin tek ses olmayacağını zaten çok iyi biliyor. Bazen de kendisi bunu istiyor, çünkü Türkmenler birleşirse bu iktidarın yararına olmaz”. Bölge hükümetinin Türkmenlere karşı zekice oynadığını ifade eden siyasi gözlemci Otrakçı, “Bölge yönetimi hiçbir zaman birleşemeyen Türkmen çevrelerinden birlik olmalarını isteyerek zekice oynuyor” diye konuştu. Saray konuyla ilgili olarak bölge yönetimi sözcüsü Sefin Dizayi ile temas kurmaya çalıştı. Ancak Dizayi telefona çıkmadı. Bazı milletvekillerimiz birbirleriyle konuşmuyor Saray –Erbil Görüş ayrılığı ve siyasi rekabet bölgedeki bazı milletvekillerinin birbirleriyle konuşmamasına neden oluyor. Ancak bu durumu medyadan saklamaya çalışanlar var. Bağımsız bir parlamenter bu durumun Kürdistan Parlamentosu’nda yaygın olduğunu, hatta ve hatta aynı gruptan bazı parlamenterlerin birbirlerine küs olduğunu belirtti. Bir uzman, parlamenterler arasında görüş ayrılığının sağlıklı bir durum olduğuna dikkat çekerek bazı milletvekillerin birbirleriyle konuşmamasını eleştirdi. Türkmen parlamenter Şerdil Tahsin, bazı milletvekillerinin birbirleriyle konuşmadığı haberlerini doğruladı. Saray’a konuşan Tahsin, bazı parlamenterlerin 4 yıllık görevleri süresinde temsil ettikleri kitle değil sadece kendi menfaatleri için çalıştıklarını kaydetti. Kendi milletlerini düşünen parlamenterlerin zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Tahsin, sırf kendileri için çalışan vekillerin diğerlerinin önünde engel teşkil ettiğini söyledi. Bağımsız parlamenterlerin kendi irade ve kararlarının eri olduklarını belirten Türkmen vekil, bunların sırf kendileri için çalışan vekillerle çoğu zaman sürtüştüğünü belirtti. Kimi parlamenterlerin diğer grupların referansıyla bu göreve geldiklerini dile getiren Tahsin, bunların halkın menfaati yönünde yapılan çalışmalara engel teşkil ettiklerini kaydetti. Bağımsız Milletvekili Karvan Salih, “Bizler doğu insanları olarak eğer birisi bize uymazsa kendisine düşman gözüyle bakarız veya ona küseriz” dedi. Artık sorunların silah ile değil oylama yoluyla çözüldüğünü ifade eden Salih, “Bizler farklı ortamlardan gelen insanlarız. Dolayısıyla bir milletvekilinin bir meslektaşı ile konuşmaması doğaldır. Bazen aynı gruptan milletvekilleri bile birbirlerine küs oluyor” diye konuştu. Bir Türkmen parlamenter bu durumu şahsi meselelere bağladı. Milletvekili Yaşar Altıparmak, parlamenterlerin birbirleriyle konuşmayacak kadar alt seviyeye inmemeleri gerektiğini söyledi. Parlamenterlerin hareketlerinde halkın çıkarlarını her zaman göz önünde bulundurmaları gereğini savunan Altıparmak, “Bazı milletvekilleri şahsi meseleler nedeniyle birbirleriyle konuşmuyor olabilirler” dedi. Altıparmak, “Parlamenterlerin aramızda görüş ayrılığı olursa bu doğal bir şeydir. Ancak bu görüş ayrılığı birbirimizle konuşmayacak seviyeye gelmemelidir. Biz çocuk muyuz ki birbirimize küs olalım? Her birimiz 19 bin seçmeni temsil ediyoruz. Şahsen kimseye küs değilim ve hepsiyle iyi ilişkilerim var. Mesela Zaholu parlamenter Abdurrahman Zahoyi taziyemize katılmıştı” diye konuştu. Parlamento işlerinden sorumlu bir uzman, parlamenterlerin oturumlarda görüş bildirmede özgür olduğunu söyledi. Uzman Zana Rostayi bu durumun parlamenterler arasındaki sosyal ilişkileri etkilememesi gerektiğini kaydetti. “Eğer iki parlamenter arasında husumet varsa bu anlaşılabilir, ancak bunun dışındaki sebepler parlamenterler birbirleriyle konuşmayacak arasında dargınlığa kadar alt seviyeye inmemeleri yol açmamalıdır” diyen ve hareketlerinde halkın Rostayi, iktidarla muhalefet çıkarlarını göz önünde parlamenterleri arasındaki bulundurmaları gerekir. Bazı ilişkilerin husumete dayanan milletvekilleri şahsi meseleler ilişkiler olmadığını kaydetti. nedeniyle birbirleriyle Aralarında görüş ayrılığı konuşmuyor olabilirler” diye olsa da hem iktidar hem de konuştu. muhalefet parlamenterlerinin Değişim Hareketi grup kamunun çıkarı için milletvekillerinden Kostan çalıştıklarını söyledi. Bu Muhammet, parlamentoda iki grubun isteklerini farklı böyle bir durumun gözüne şekillerde ifade ettiklerini dile çarpmadığını söyledi. Saray’a getiren uzman Rostayi, bazı konuşan Muhammet, “Eğer milletvekillerinin birbirleriyle böyle bir şey söz konusu ise, ben bunu sağlıklı görmüyorum. konuşmamasının normal bir durum olmadığının altını çizdi. Parlamenterler olarak 2 102. Türkmen Basın Günü Anısına 102. Türkmen Basın Günü’nde Saray Ödüllendirildi Ahmet Seyit Yakup Dünyada, özellikle Ortadoğu’da basının önem ve etkisinin her geçen gün arttığını görüyoruz. Şöyle ki; günlük ve siyasi hayatımızda bıraktığı etkiyle basın; icra, yasama ve yargı kuvvetlerinden sonra bugün dördüncü kuvvet konumundadır. Biz Türkmenlerin basınla tanışması bir hayli eski yıllara dayanıyor. Bundan 102 yıl önce Ahmet Medeni Kudsizade kardeşler Kerkük’te “Havadis” adı altında bir gazete çıkararak adını tarihe yazdırmayı başarmıştır. Ancak bu iş sanıldığı gibi o kadar kolay değildi. Çünkü o günlerin elverişsiz siyasi şartları bir yana, maddi ve teknik açıdan imkânlar da çok sınırlıydı. Ancak bu olumsuzluklar Kudsizade kardeşleri yıldırmadı. Kardeşler, Fransa’dan matbaa ithal ederek, sorunların üstesinden geldiler ve Havadis’i çıkarmaya devam ettiler. Böylece Kutsizade kardeşler birçok gazete ve derginin de çıkmasına ön ayak oldular. Bu süreç günümüze kadar devam ederek hem krallık döneminde hem de ondan sonraki cumhuriyet döneminde Türkmen gazeteciliği, Irak gazeteciliği arasında kendine iyi bir yer edinebildi. 1991’deki bahar ayaklanmasına müteakip yıllarda Türkmen basını büyük bir gelişme kaydetti. Bu dönemde de Arapça ve Türkçe gazete ve dergiler çıkarıldı. Ancak ne yazık ki; şu günlerde 102. yılını kutladığımız Türkmen basını can çekişiyor. Şöyle ki; eğer Türkmen Kültür ve Sanat Müdürlüğü olmasaydı bu günü kimse hatırlamazdı. Müdürlük birkaç gün önce düzenlemiş olduğu törenle bu anıyı taze tutmaya çalıştı. Ne üzücüdür ki koskoca Erbil’de sadece bir tek Türkmen gazete var. Bu içler acısı durum karşısında soruyorum: Acaba neden bu kadar az gazetemiz var? Acaba her gün karşımıza çıkıp Türkmenlerin mücadelesi ve tarihinden söz eden yetkililerimizin bundan haberleri var mıdır? saray Sayı:89 - 28 Şubat 2013 Saray Erbil 102. Türkmen Basın Günü törenlerle kutlandı. Türkmen Kültür ve Sanat Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği tören, Erbil’in Çuarçıra Oteli’nde yapıldı. Törende gazetemiz Saray ödüllendirildi. 24 Şubat 2013 günü gerçekleşen törene Kültür Bakanı temsilcisi, Türkmen parti ve grup temsilcilerinin yanı sıra gazeteci ve aydınlar da katıldı. Törende, aralarında Saray’ın da bulunduğu birtakım Türkmen gazete ve dergi ödüllendirildi. Türkmen Kültür ve Sanat Genel Müdürü Ümit Halife törende yaptığı konuşmada 102. Türkmen Basın Günü’nü kutlayarak Türkmen medyacıların tek ses ve tek saf olmasının öneminin altını çizdi. Türkmenler için büyük bir medya kuruluşunun inşa edilmesini talep eden Halife, tahsisatı kesilen Türkmen gazete ve dergilerin yeniden çıkarılması için gerekli maddi desteğin verilmesinin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Halife, “Türkmenlere tek bir gazete yetmez” dedi. Kültür Bakanı’nın özel temsilcisi Dr. Fazıl Caf ise, Kürdistan Bölgesi’ndeki süreçten söz ederek, 102. Türkmen Basın Günü’nü kutladı. Caf, asil bir millet olarak nitelediği Türkmenlerin görüş ve taleplerini yansıtabilmeleri için kendi özel basın kuruluşlarına sahip olmaları gereğini savundu. Törende bazı Türkmen gazete ve dergilere takdir plaketi verildi. Ödüllendirilenler arasında bölgenin tek Türkmen gazetesi olan Saray da vardı. Erbil basın heyeti Türkiye’yi ziyaret etti Saray-Türkiye Dünya TV’nin daveti üzerine Erbil’den bir basın heyeti Türkiye’yi ziyaret etti. Türk Fezalar Kurumu’nun işbirliğiyle gerçekleşen ziyarette heyet Gaziantep’te yayın yapan Dünya TV yetkilileriyle görüştü. 19 Şubat 2013 günü gerçekleşen ziyaret üç gün sürdü. Şanlıurfa’yı da ziyaret eden heyette Fezalar Kurumu Enformasyon Sorumlusu Özgür Küçük, Saray Gazetesi Başyazarı İmat Rifat, Xebat gazetesinden Muhammet Zengene, Kurdish Glop’tan Salih Veledbegi, Hawlati’den Suut Haşim ve Hewler’den Saad Hawrami yer aldı. Heyeti sıcak bir şekilde karşılayan Dünya TV Genel Müdürü Remzi Ketenci, heyeti Türkiye’ye davet sebeplerini anlattı. Kürtçe yayın yapan Dünya TV’nin Samanyolu yayın grubunun bir parçası olduğunu ifade eden Ketenci, Kürdistan Bölgesi’ni ve Erbil’i defalarca ziyaret ettiğini ve burada basın mensuplarıyla görüştüğünü söyledi. Erbil’den bir basın heyetinin Türkiye’yi ziyaret etmesini sağlamak için Fezalar Kurumu ile temasa geçtiklerini dile getiren yetkili, heyetin Dünya TV’yi ziyaret etmesini istediklerini kaydetti. Bölge ile Türkiye arasında siyasi bir sınır bulunsa da iki halkın birbirlerine akraba ve dost olduğunu savunan Dünya TV yetkilisi Ketenci, aralarındaki mevcut yakınlaşmanın çoktan oluşması gerektiğini belirtti. Dünyanın küçük bir köye dönüştüğünü ve demokrasinin her geçen gün ilerlediğini ifade eden Ketenci, gazetecilerin bu duruma ayak uydurmaları gerektiğini söyledi. İki halk olarak birbirlerinden uzun bir süre uzak kaldıklarını dile getiren Ketenci, “Artık yakınlaşma zamanı geldi” dedi. Dünya TV olarak Erbil’de şube açmayı planladıklarını ifade eden yetkili, kanal olarak üç aydan beri Turksat ve Nilsat üzerinde yayın yaptıklarını hatırlattı. Canlı yayın, dini ve kültür içerikli programlar gerçekleştirdiklerini ifade eden Ketenci, heyete Dünya TV’nin bölümlerini gezdirdi. Ziyaretten duyduğu sevinci dile getiren Erbil basın heyeti ise, ziyarete ön ayak olan Fezalar Kurumu ve Dünya TV yetkililerine teşekkür etti. Ziyaretin bölge ile Türkiye’deki basın mensupları arasında yakınlaşma sağlamak için faydalı olduğunu ifade eden heyet, böyle bir yakınlaşmanın her iki tarafa da yararlı olacağını vurguladı. Ziyaretin ilk gününde Erbil basın heyeti, Gaziantep gazetecileri ile bir akşam yemeğinde buluştu. Buluşmada ikili ilişkileri geliştirme yolları ve iki ülkedeki basın durumu konuşuldu. Basın mensuplarının iki ülke arasındaki ilişkilere hız kazandırılması için köprü görevi üstlenmelerinin vurgulandığı yemekte Gaziantep gazetecileri ilk fırsatta Erbil’i ziyaret etmek istediklerini ifade ettiler. Ardından Şanlıurfa’ya geçen Erbil basın heyeti, buradaki basın mensupları tarafından karşılandı. Kentteki tarihi, kültürel ve dini mekânları da gezen heyetin dikkatini çeken mekânların başında Balıklı Göl vardı. Balıklı Göl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri) Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Şanlıurfa'nın en çok ziyaretçi çeken yerlerindendir. İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye ve tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol"' emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. İbrahim bir gül bahçesinin içerisine sağ olarak düşer. İbrahim'in düştüğü yer Halilür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut'un kızı Zeliha da İbrahim'e inandığından onu da peşinden ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır. Buraya insanlar dua etmek için gelirler. Heyet Şanlıurfa kültürünü, adet ve geleneklerini yansıtan bir gösteriyi de izleme fırsatı buldu. Türkiye’de gördüğü ilgiden gayet memnun kalan Erbil basın heyeti, ziyarete vesile olan Fezalar Kurumu’na, Işık Koleji’ne ve buradaki basın mensuplarına teşekkür ederek, ziyaretin iki halk arasında var olan kardeşliğe hız kazandırmasını temenni etti. 102. Türkmen Basın Günü Kutlu Olsun 102. Türkmen basın günü nedeniyle tüm Türkmen basın mensuplarını kutlar, bu münasebetle Türkmen basın sürecinin mesafe alarak daha da gelişmesini dileriz. Ayrıca Bu münasebetin Türkmen halkının tek ses ve tek tavır olmasını sağlayacak büyük bir Türkmen basın kurumunun inşasına da vesile olmasını temenni ederiz. Saray Gazetesi Sayı:89 - 28 Şubat 2013 Erbil'deki tek Türkmen gazetesi ödülendirildi 2 Bazı parlamenterler birbirleriyle konuşmuyor 3 Bölge Başkanının Danışmanı: Bölge yönetimi Türkmenlerin tek ses olmasını istiyor 3 Mısır istikrara kavuşacak mı? 7 Bölge Başkan Yardımcısı Türkmen Olmalı Saray-Erbil Kürdistan Bölge Başkanı’nın Danışmanı, bölgedeki kilit görevlerin birisinin Gazeteciler Sendikası Meclisi, 102. Türkmen Basın Günü’nü Kutladı Saray Özel Kürdistan Gazeteciler Sendikası Meclisi tarafından yayınlanan mesajda 102. Türkmen Basın Günü kutlandı. Sendika Başkanı Azat Hamademin’in imzasıyla yayınlanan mesajda, 1911’de Kerkük’te Muhammet Kutsizade tarafından çıkarılan ilk Türkmen gazete olan Havadis’in yıldönümü kutlandı. Sendika Başkanı, mesajında ayrıca Türkmen basın mensuplarını da kutlayarak Kürdistan Bölgesi’ndeki demokratik süreç sayesinde çıkan Türkmen basınının gelişmesini diledi. Türkmenlere verilmesi yönündeki talebe destek verdi. Bölge Başkanı’nın Basın Danışmanı Faysal Debbağ, bölgede Kürtçe yayınlanan Hewler Gazetesi’nde kaleme aldığı yazıda bölge başkan yardımcısı, parlamento başkan yardımcısı ya da başbakan yardımcısının Türkmen olması gereğini savundu. 24 Şubat 2013 tarihli yazısında Debbağ, bu üç kilit görevden birisinin iyi yetişmiş bir Türkmen’e verilmesini istedi. Debbağ yazısında şunlara yer verdi: “Sayı olarak bölgenin en büyük ikinci topluluğu konumundaki Kerkük Türkmenlerinin, kendilerine hiçbir şey vaat etmeden bizimle olmalarını istemek acaba ne kadar doğru bir yaklaşım? Bu arada gün yoktur ki güney Kürdistan’ın asil Arap toplumundan söz etmeyelim. Fakat bunlara bir bakanlık vermeyi hiç düşündük mü?”. Yazısında hem iktidarı hem de muhalefeti bu konuyu ciddi bir şekilde ele almaya çağıran Debbağ, bu meselenin, muhalefeti hükümete alma meselesinden öncelik kazandığını kaydetti. Barzani’nin danışmanı Debbağ yazısına şöyle devam etti: “Türkmen ve Hıristiyanların birer bakana sahip oldukları doğru, ama bana göre bunlara bir veya iki kilit görev vermemiz lazım”. Doğramacı Vakfı, Bilkent Koleji’ne 2 minibüs hediye eden Sefin Yasin’e teşekkür etti Saray Özel Erbil’de bir avukat, İhsan Doğramacı Bilkent Koleji’ne 2 araç hediye etti. Avukat Sefin Yasin, eğitim sürecine hız kazandırmak amacıyla okula 2 minibüs hediye etti. Doğramacı Vakfı, bu anlamlı jesti karşılığında Avukat Yasin’e teşekkür ederek, emsallerinin artmasını diledi. 14 yolcu kapasiteli iki minibüs İhsan Doğramacı Bilkent Koleji’ne teslim edildi. İhsan Doğramacı Erbil Bilkent Kolejin’de kayıtlar başlamıştır İhsan Doğramacı Bilkent Erbil Koleji Kayıt Başvuruları İhsan Doğramacı Bilkent Erbil Koleji 2013- 2014 akademik yılı için öğrenci başvurularını kabul edecektir. Kontenjanlar 2008 ve 2009 yıllarında doğmuş olan öğrenciler için ayrılmıştır. 1.,2.,3.,4., sınıf öğrencileri için kontenjanlar sınırlı olup öğrencinin İngilizce dil becerilerine bağlıdır. Hafta içi hergün (pazar-Perşembe) saat 8:00 – 16:00 arasında kayıt başvurusu yapabilirsiniz. Admissions for ihsan Dogramaci Bilkent Erbil College IDBEC will accept applications for the 2013 – 2014 school years. Places will be offered to students born in 2008 and 2009 .Limited places are available for students in G1-G4 and will depend on the students command of english . School hours are Sunday to Thursday from 8:00AM to 4:00 PM. Adreess; ıhsan dogramaci bikent erbil college /toreq village mosul road, erbil,ıraq Tel: 0750 383 8101 -0750 383 8102- 06626449180662644917- Web: www.bilkenterbil.org
Benzer belgeler
gazeteni okumak için buraya tıklayın
Kahn, Alman futbolunun yakın tarihte
yetiştirdiği en başarılı oyunculardan
oldu. Bireysel çapta gösterdiği başarılar ona art arda dört UEFA Avrupa’nın
En İyi Kalecisi, üç IFFHS Dünyanın
En İyi Kale...
6 ayaklı canavar` Frankfurt`ta! Lahmacun böreği
kavgaya yol açtığını ifade
eden Abüzeyd, bu konudaki
tehlikeye dikkat çekti.
Spor yazarı Mesut Hasan
serbest güreşin saldırgan
bir neslin ortaya çıkmasına yol açtığını düşünmediğini söyledi. Serbes...
SARAI LATINInew.indd
Dünya kupalarında atılan en erken gol sahibi
Hakan Şükür’ün futbol ve siyasi kariyeri
Saray
Hakan Şükür, Kosova göçmeni bir ailenin 2. çocuğu
olarak 1 Eylül 1971′de Sakarya’da doğdu. İsmi Galatasar...