Nisan - Mayıs - Haziran 2007 Sayı:2
Transkript
Nisan - Mayıs - Haziran 2007 Sayı:2
MAKRO VİZYON l MART-NİSAN 2010 SAYI 17 MAKRO | Editör İsraf ve tasarruf Makro Vizyon ekibi olarak, 2 ay boyunca, size en iyi dergiyi sunmak için canla başla çalışıyoruz. Bu çalışmamızın sonucu olarak dergimiz her geçen gün büyüyor ve aldığımız tepkilere bakınca görüyoruz ki, sizlerin daha çok beğenisini kazanıyor. Her yeni sayımızla beraber, hem eski sayılarımızı aratmamaya hem de dergiye yeni bir şeyler katarak sizlerin yanınızda olduğumuzu göstermek istiyoruz. Buradan, Makro Vizyon’u okuyan, değer veren ve bize her konuda düşünce ve görüşlerini bildiren okuyucularımıza teşekkürü borç biliyorum. Dergimiz, sizinle ve sizin için güzel! İsrafa hayır! Makromarket olarak hem mağazalarımızda hem de dergimiz Makro Vizyon’da sık sık dile getirdiğimiz bir konu var: İsraf. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın verilerine göre ülkemizde her konuda çok ciddi bir israf yaşanıyor. Bu sorunun önüne geçmek ve bilinçlenmek elimizde. Biz bu sayımızda, kapağımızdan başlayarak “İsrafa Hayır, Tasarrufa Evet!” diyoruz ve hepinizin dikkatini bu konuya çekmek istiyoruz. Hem kendimizin hem de ülkemizin en önemli değerlerimizi koruyalım. İsraf ettiğimiz sürece neler kaybedeceğimizin bilincine varalım. Doğa bizi uyarmaya başladı. İhtiyacımız olanın dışındaki her şeyi alırken, torunlarımıza bırakacağımız dünyanın nasıl bir dünya olacağını düşünelim. Hep birlikte, “israfa hayır” dersek, daha mutlu yarınlar bizi bekleyecektir. Su, gıda ve ekmek, enerji kaynakları, kağıt ve zaman gibi başlıklarda topladığımız israf yazımızı okuyarak, 2 | Mart-Nisan 2010 bireysel ölçekte alınabilecek önlemleri görebilirsiniz. Bugün çok önemli ve büyük bir sorun haline gelmiş olan dünyanın su ve enerji rezervlerini korumaya biz de katkıda bulunabiliriz. Alacağımız çok küçük önlemlerle daha iyi yarınlar gerçek olabilir. Şimdi tasarruf zamanı… Mart-Nisan ayları… Dergimizde yine sizler için birbirinden dikkat çekici konulara yer vermeye çalıştık. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü ve Yaşlılar Haftası gibi önemli günler bizi bekliyor. Bu konudaki yazı ve röportajlarımızı da ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Sağlık ve beslenme konularında da pek çok dikkat çekici ipucu sizi bekliyor olacak. Şehitlerimizi saygıyla anıyoruz 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin tarihimizde ve ulusal yaşantımızda çok önemli bir yeri var. Mithat Cemal Kuntay’ın ünlü şiirinde de söylediği gibi, “Bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır”... Biz de, 18 Mart vesilesiyle, tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Keyifli okumalar diliyoruz… MAKRO | İçindekiler s 40 GÜNCEL 12 Kadının toplumdaki yeri ve kadın hakları s RÖPORTAJ 20 Tüketiciler Derneği: Yeşil ve akıllı tüketim zamanı... s GIDA KÜLTÜRÜ 26 Elma sirkesi s GÜNCEL 30 Yaşlanma ve yaşlıların durumu üzerine s RÖPORTAJ 34 Ekici Peynir s RÖPORTAJ 36 İdris Songör s GÜNCEL 44 l 22 Mart Dünya Su Günü l Ekolojik kredimiz tükeniyor s s KAPAK 40 BESLENME 50 Çalışanlar için beslenme önerileri İsraf ve tasarruf s s HABERLER 06-10 Organikten gelen güvenle GDO’suz yaşam s l Makromarket ailesi olarak motivasyon toplantısında bir araya geldik l Abidinpaşa mağazamızda şiirle dolu, keyifli bir gün l En güzel sevgi şiirlerini seçtik l İstanbul Kadıköy'de plastik poşet yasağı başladı l Makromarket olarak Samsun’da çoğalıyoruz, büyüyoruz! ÇOCUK SAĞLIĞI 54 SAĞLIK 56 Bilinçsiz ilaç kullanımı s KONUK 60 Acun Ilıcalı s 06 04 | M a r t - N i s a n 2010 GIDA KÜLTÜRÜ 64 Kuruyemişte yenilikçi yaklaşımlar s BESLENME 66 Yiyin ve gülümseyin s SAĞLIK 70 Cep telefonları mikrop saçıyor s BESLENME 72 Her yaşta, her zaman balık 66 s 80 RÖPORTAJ 74 Jinekolojik kanserlerde geç kalmamanın yolları s GIDA KÜLTÜRÜ 80 Bir tutam baharat, lezzet ve sağlık katar s RÖPORTAJ 84 Uzungil Helva s PSİKOLOJİ 86 Zihinsel mutluluğun ipuçları s RÖPORTAJ 92 Pastatürk s 86 ÇOCUK SAĞLIĞI 94 MAKRO VİZYON MART-NİSAN 2010 SAYI: 17 Makromarket Adına Sahibi Mustafa Songör Genel Yayın Yönetmeni Nuray Erdoğan Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu) Hünkar Sibel Görel [email protected] Yazı İşleri Bikem Öğünç Özlem Bayrak [email protected] Grafik Tasarım Murat Çakır Reklam Tasarım Zafer Mert Coşkun Işıkgül Cenk Atarer Mücahit Aktaş Fotoğraf Salih Yılar Yayına Hazırlık Otizm nedir? s 106 SAĞLIK 106 Sebze ve meyve sularıyla gelen şifa s ÇOCUK 112 Dino’nun eğlence sayfaları s 114 Lezzetli tarifler s 118 Ödüllü bulmaca Tel: (0212) 503 88 08 [email protected] Renkayrım/Baskı ve Cilt Arkadaş Basım San. Ltd. Şti. Yayın Türü Yerel Süreli Yönetim Yeri Şeref Makromarket A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No: 11 06980 Sarayköy - Kazan / Ankara T: (0312) 815 47 05 www.makromarket.net M a r t - N i s a n 2 0 1 0 | 05 MAKRO | Haberler Makromarket ailesi olarak motivasyon toplantısında bir araya geldik Makromarket ailesi olarak, 21-22 Ocak tarihlerinde Abidinpaşa Lale Restaurant’ta gerçekleştirilen “Personel Motivasyon Toplantısı”nda bir araya geldik. 3.500’ün üzerinde çalışanı bulunan Makromarket’in tüm çalışanlarını ve yönetim kurulu üyelerini bir araya getiren geleneksel motivasyon toplantılarını, Makromarket’in birliğe ve çalışma azmine verdiği önemi ortaya koyan çok önemli bir gösterge olarak her yıl gerçekleştiriyoruz. Düzenlediğimiz etkinliklerle çalışanlarımızı sık sık bir araya getiren ve onlara verdiğimiz değeri ortaya koyan bir firma olarak, bu yıl da geleneği bozmadık ve 2010 yılı “Personel Motivasyon Toplantısı”nı 2122 Ocak tarihlerinde tüm çalışanlarımızın katılımıyla gerçekleştirdik. Makromarket’in son yıllarda kat ettiği yolu göstermesi açısından büyük öneme sahip olan motivasyon toplantımız, büyük bir coşkuya sahne oldu. Makromarket yönetim kurulu üyeleri ve çalışanlarının bir araya geldiği gece, Lale Restaurant’ın nezih 06 | M ar t - N isa n 2010 ortamında başladı. Gecenin ilk dakikalarında Makromarket ailesi olarak bir taraftan yemeklerimizi yerken diğer taraftan da 2009 yılında yapılan tüm açılışların, etkinlik ve kampanyaların bulunduğu bir sunum gerçekleştirildi. 2009 yılının geniş bir özetini veren sunum, Makromarket’in 2009 yılındaki büyümesini ve markalaşmasını gözler önüne serdi. Sunumun ardından Genel Müdürümüz 5. ve 10. yılını dolduran çalışanlarımız, ödüllerini almak üzere sahneye çağrıldı. Mustafa Songör, tüm Makromarket çalışanlarına “hoş geldiniz” demek için sahneye çıktı. 2011 yılı toplantısında daha da kalabalık olmayı umduklarını söyleyerek sözlerine başlayan Mustafa Songör, Makromarket’in 19. yılını kutladı. Songör, Makromarket’in 19. yılına özel olarak, tüm Yönetim Kurulu üyelerine ve babaları Şevket Songör’e, birlikteliklerinden doğan gücü ve inancı anlatan birer şilt takdim etti. Gecenin ilerleyen dakikalarında sahneye çıkan Makromarket Tiyatro MAKRO | Haberler Ekibi, Makromarket çalışanlarına, birbirinden eğlenceli gösteriler sundu. Tiyatro gösterisinin ardından sahne alan Makromarket Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör söze, “Çok önemli bir günü beraber yaşıyoruz” diyerek başladı: “Artık geleneksel hale gelen motivasyon toplantılarının birini daha beraber yaşıyoruz. Eskiden bu toplantılarda konuşmak, sizlerle hasbıhal etmek çok daha kolaydı çünkü 100 çalışanımız, 5-10 mağazamız vardı. Ama bugün bakıyoruz ki, 9 ayrı ilde, 112 mağaza ve 3 bin 500 arkadaş… Tek taraflı motivasyon kolay değil. Artık bu toplantılarda herkes birbirini motive etmeli, destek vermeli; bunun için bir arada bulunuyoruz. Birlikten doğan gücü hepimiz keşfetmeliyiz. Gücünüzü keşfedip, kendi senaryonuzu kendiniz yazmalısınız. Kendi işine, arkadaşına sahip olarak, kendi gücünün farkında olarak, beraber motivasyonumuzu arttırmalıyız. Ben burada sadece birlikteliğin gücünü anlatabilirim. Sizler de bu vesileyle kendi içinizdeki gücü keşfedersiniz.” Konuşmasına 2007 ve 2008 yıllarında yaşanan hızlı büyümeye değinerek devam eden Şeref Songör, sözlerini şöyle sürdürdü: “Makromarket olarak, 2007 ve 2008 yıllarında hızlı bir büyüme sürecinin arkasından böyle bir global krizi yaşamak kolay olmadı. Bunu hep beraber paylaşarak aştık. 2009 yılı motivasyon toplantısında da dedik ki, bugün birlik olma günü. Bugün ülkemize, elimizdeki işi en iyi şekilde yaparak, birbirimize daha çok destek olarak hizmet edebiliriz. Ve birlikte, bunu da başardık. Ben o gün paylaştıklarımızı yapan arkadaşlarımı sonuna kadar tebrik ediyorum ve hepinize bu anlamda teşekkür ediyorum.” 2010 yılının büyüme ve ivme yılı olduğuna dikkat çeken Şeref Songör, 2010 yılı büyüme hedeflerinin %20 olduğunu söyledi ve “Her yıl olduğu gibi bu yıl da hedefimizi yakalayacağımıza inanıyorum” dedi. Sözlerini verimliliğin önemini vurgulayarak bitiren Şeref Songör tüm çalışanlarına teşekkür etti. Mustafa Songör, Makromarket’in 19. yılına özel olarak, tüm Yönetim Kurulu üyelerine ve babaları Şevket Songör’e, birlikteliklerinden doğan gücü ve inancı anlatan birer şilt takdim etti. Konuşmasının ardından Şeref Songör, Makromarket’e yıllarca Mali Müşavir olarak hizmet vermiş olan Musa Çakır’a bir plaket takdim etti. Daha sonra da Makromarket’te 5. ve 10. yılını dolduran Makromarket personeli, ödüllerini almak üzere sahneye çağrıldı. Mehmet Songör ve Mustafa Songör’ün elinden ödüllerini alan Makromarket’in kadim çalışanlarının istikrarı ödüllendirildi. Ödül töreninin ardından sahneye çıkan Grup Yağmur, muhteşem konseriyle Makromarket çalışanlarını coşturdu. Konser sonrasında yapılan hediye çekilişi sonucu, pek çok Makromarket çalışanı birbirinden değerli hediyelerin sahibi oldu. Makromarket 2010 yılında da, başarısının ardındaki dev kadroyu unutmadı ve çalışanlarına verdiği değeri bir kere daha gözler önüne serdi. Ma rt - N i s a n 2010 | 07 MAKRO | Haberler Abidinpaşa mağazamızda şiirle dolu, keyifli bir gün Makromarket olarak, birbirinden ünlü isimleri müşterilerimizle buluşturmaya devam ediyoruz. Son olarak Türk şiirinin önemli isimlerinden Ahmet Selçuk İlkan, Abidinpaşa Makromarket mağazamızda sevenleriyle buluştu. 20 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirilen etkinliğe çok büyük bir ilgi vardı. Sürekli olarak gerçekleştirdiğimiz kampanyalar ve etkinliklerle her zaman müşterilerimizi şaşırtıyoruz ve avantajlı fırsatlar sunuyoruz. Bu sefer de Türk şiirinin önemli ismi Ahmet Selçuk İlkan’ı Makromarket müşterileriyle buluşturduk. Kendine has tarzı ve birbirinden güzel şiirleriyle Ahmet Selçuk İlkan, Abidinpaşa Makromarket müşterilerimizin cumartesi gününe büyük bir keyif kattı. Birçok sanatçıyı üne kavuşturan şarkıların söz yazarı Ahmet Selçuk İlkan, etkileyici yorumu, keyifli esprileri ve birlikte hareket ettiği müzik grubu ile müşterilerimizi hem düşündürdü hem de coşturdu. Sanatın ve sanatçının yanında olduğumuzu her fırsatta göstererek müşterilerimizin keyifli alışveriş yapabilmesi için sadece mağazalarımız ve kampanyalarımızla değil; düzenlediğimiz etkinliklerle de adımızdan sıkça söz ettiriyoruz. En güzel sevgi şiirlerini seçtik Makro AVM, Sevgililer Günü’nün anlamına yaraşır bir yarışmaya imza attı ve en güzel sevgi şiirlerine muhteşem hediyeler verdi. Sevgimizi anlatmak için çok güzel bir vesile olan 14 Şubat Sevgililer Günü, Makro AVM ile daha da sevgi dolu bir gün haline geldi. 08 | M ar t - N isa n 2010 Sadece sevgilimize değil, tüm sevdiklerimize sevgimizi anlatmamız için çok güzel bir vesile olan 14 Şubat Sevgililer Günü, Makro AVM’nin düzenlediği şiir yarışmasıyla daha da büyük bir anlam kazandı. 14 Şubat tarihine kadar, Makro Alışveriş Merkezi’nde bulunan “Sevgi Panosu”na sevgiyi anlatan en güzel şiiri yapıştıranlar arasından seçilen ilk 3 şiirin sahibine, muhteşem hediyeler verildi: Birinciye, Acer Notebook; ikinciye, Sinbo Elektrikli Süpürge; üçüncüye, Sinbo Mikrodalga Fırın. Makro AVM olarak, tüm sevenlerin ve sevilenlerin Sevgililer Günü’nü kutladık. Tüm hayatınız sevgi dolu geçsin! İstanbul Kadıköy'de plastik poşet kullanımı yasağı başladı Kadıköy Belediye Meclisi'nin 2009 yılı Aralık ayında aldığı bir kararla, ilçe sınırlarındaki tüm alışveriş merkezleri, çarşı-pazar ve her türlü işletmelerde ürünlerin plastik poşetlere konularak satılması yasaklandı. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, bu uygulamanın Mart ayı başından itibaren başladığını belirtti ve ekledi: "Kararda yasağın duyurulması ve gerekli hazırlıkların yapılması için esnafa süre verilmesi de göz önüne alınarak, plastik poşet yasağının uygulanmasına karar verildi." Öztürk, "Doğada yok olmaları uzun yıllar süren, çevre kirliliğinin en büyük kaynaklarından biri olan plastik poşetler, hem dünyamızı hem de sağlığımızı tehdit ediyor. Buradan herkese sesleniyorum. Çocuklarımızın geleceğini yok etmemek için naylon torba kullanımını bırakılım" dedi. MAKRO | Haberler Makromarket olarak Samsun’da çoğalıyoruz, büyüyoruz! Makromarket olarak, Karadeniz’in incisi Samsun’da, yatırımlarımıza büyük bir hızla devam ediyoruz. Samsun ilinde 8 mağazaya ulaştık; son olarak Fatih ve Çarşamba’da şube açılışı yaptık. Makromarket olarak, 2010 yılı içerisinde de bu bölgede yatırımlarımız devam edecek. ÇARȘAMBA MAĞAZASI Çarşamba mağazamız açıldı ÇARȘAMBA MAĞAZASI ÇARȘAMBA MAĞAZASI 10 | M ar t - N isa n 2010 2009 yılında başlattığımız ve 2010 yılında da hızla devam ettiğimiz Samsun ilindeki yatırımlarımıza, en son olarak 24 Şubat’ta Çarşamba mağazamızı ekledik. Çarşamba mağazamız, 17 eğitimli personeli ve 4 kasasıyla 640 metrekare satış alanı üzerinde kurulu. Açılışa özel çok sayıda ürün grubunda yaptığımız şok indirimlerin yanı sıra bölge halkı için eğlenceli gösteriler de düzenledik. Samsun halkı tarafından kabul gören ve tercih edilen mağazalarımız, 2010 yılı içerisinde de Türkiye genelinde yayılmaya ve hizmet vermeye devam edecek. FATİH MAĞAZASI Fatih mağazamız hizmete girdi Müşteri odaklı hizmeti her şeyin üzerinde tutan Makromarket olarak, Fatih semtinde açılan mağazamızla kaliteli mağazacılık anlayışımızı Samsun’un her yerine taşımayı hedefliyoruz. Samsun İlkadım ilçesinde hizmete giren Fatih mağazamız, 400 metrekare satış alanı üzerine kurulu olup 18 güleryüzlü personeliyle bölge halkına hizmet veriyor. 8 Şubat günü faaliyete geçen Fatih mağazamız, gıdadan temizlik ve züccaciye ürünlerine kadar yüzlerce kaliteli ürünü bünyesinde bulunduruyor. Bölge halkı, Makromarket’in açılışlara özel olarak yaptığı indirimlere ve kampanyalara da büyük ilgi gösteriyor. FATİH MAĞAZASI FATİH MAĞAZASI MAKRO | Güncel KADININ TOPLUMDAKİ YERİ VE KADIN HAKLARI Bu yıl yine, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayacağız. Fakat kaç kadın, yasaların kendilerine sunduğu haklarını biliyor? Türk kadınının her hakkı var ama maalesef haklarının ne olduğu konusunda fikri olan kadınların sayısı çok az. Daha da kötüsü kadınlar, haklarının kıymetini bilmiyor. Tüm dünyada kadınlar, kadın kimliği için mücadele ediyor, eşit haklar için savaşıyor, aile içi şiddetin karşısında duruyor. Bu mücadelenin önemli dönüm noktalarından biri olan 8 Mart’ın yıldönümünde, kadın sorunlarının yeterince ele alınıp alınmadığını bir düşünelim… Hayat herkes için zorluklarla ve sürprizlerle dolu. Özellikle de kadınlar için… Her ne kadar günümüzde medeni kanunlara göre kadın ve erkek eşit seviyede olarak sayılsa da yaşam kadınlar için pek de öyle ilerlemiyor. Kadınlar hala aile içi şiddete, toplumsal baskıya ve işyerinde bile kötü davranışlara ve tacize maruz kalıyor. Anayasamızın 10. maddesine göre, “Kadın ile erkek eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçirilmesiyle yükümlüdür.” Fakat pek çok kadının, sahip olduğu haklar bir tarafa, yaşama hakkının bile elinden alındığını görüyoruz. Türkiye’deki kadınların durumu hala birçok ülke kadınına göre içler acısı… Türk kadını hala sömürülüyor ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Bu durum yalnızca eğitimsiz kadınlar için değil, eğitimli kadınlar için de geçerli. Türkiye’de kadın olmak Ülkemizde Kadınlar Günü düzenli olarak 1984 yılından beri kutlanıyor. Kutlanmasına kutlanıyor ama hala kadınların yüzde 40’ı görücü usulüyle evlendirilirken, yüzde 20’si nikahsız yaşıyor. 100 kadından ancak 2’si 12 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Güncel yüksek öğrenim görürken 8 milyon kadın okuma-yazma bilmiyor. Kadınlarımızın yüzde 64’ü hamilelik döneminde doktor yüzü görmüyor; anne olmak için yılda 2 bin 500 kadın yaşamını yitiriyor. Berdel, başlık parası, töre ve namus cinayetleri, dayak ve baskı hala Türk kadınını hedef almaya devam ediyor. Kadın hem evde çalışıyor, hem dışarıda; hem çocuğunu büyütüyor hem de şiddete, tacize, aşağılanmaya maruz kalıyor. Dünyadaki işlerin yüzde 66’sını kadınlar yapıyor, buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak yüzde 10’una, malvarlığının ise sadece yüzde 1’ine sahip. Diğer bir deyişle, dünyadaki işlerin sadece yüzde 34’ü erkekler tarafından yapılırken erkekler, toplam gelirin yüzde 90’ına, toplam mal varlığının ise yüzde 99’una sahip. Türkiye’de bu sayılara yenileri ekleniyor: Şehirlerde yaşayan kadınların yüzde 18’i, köylerde yaşayan kadınların yüzde 76’sı eşleri tarafından dövülüyor. Kadına karşı işlenen suçlar, aile içi suçların yüzde 90’ını oluşturuyor. Korkutucu ve utandırıcı olsa da, Birleşmiş Milletler’in verilerine ve yapılan istatistiklere göre çıkan rakamlar ne yazık ki böyle… Siyasette durum ne? Dünya çapında yapılan araştırmalara göre Türkiye, oy 14 | M ar t - N isa n 2010 Anayasamızın 10. maddesine göre, “Kadın ile erkek eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçirilmesiyle yükümlüdür.” Fakat pek çok kadının, sahip olduğu haklar bir tarafa yaşama hakkının bile elinden alındığını görüyoruz verme hariç, kadınların siyasete katılımının en düşük oranda olduğu ülkelerden biri. Kadın milletvekili oranlarımız, İran, Nijerya, Mısır gibi demokrasiyle yönetilmeyen ülkelerle neredeyse aynı. Pakistan, Suriye, Sudan, Endonezya ve Cezayir gibi Müslüman ülkelerinse çok gerisindeyiz. Bu durumun yanı sıra, şu örnekleri de vermek gerekiyor: l Ülkemizin ilk kadın belediye başkanı Müfide İlhan, Mersin’den, 1950 yılında seçildi. l Bundan tam 18 yıl sonra Leyla Atakan, İzmit Belediye Başkanı oldu. l İlk kadın bakanımız, Türkan Akyol, 1971 yılında bakanlık koltuğuna oturdu. l İlk kadın vali ise ancak 1991 yılında atandı: Lale Aytaman. Pek çok kadının haberdar bile olmadığı hakları… Doğum izni Hem çalışan hem de çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar için yasalarımız bazı esnekliklere sahip. Çalışan kadınlar doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere, 16 hafta izin kullanabiliyor. Eğer çoğul gebelik söz konusuysa, buna 2 hafta daha ekleniyor. Ayrıca hamilelik süresince yapılması gereken periyodik kontroller için işveren ücretli izin vermek zorunda. 16 haftalık ücretli doğum izni biten kadınlar, bu sürenin sonunda eğer isterlerse, 6 aya kadar ücretsiz izin kullanabiliyorlar. Doğum izni biten kadınlar, 1 yaşından küçük çocuklarını emzirebilmek için her gün 1,5 saat süt MAKRO | Güncel arasında seçim yapmak istemedim. Hem evlenmek istedim hem kendim olmaya devam etmek istedim. Önemli olan kadının seçme hakkıdır." Yapılan araştırmalara göre Türkiye, oy verme hariç, kadınların siyasete katılımının en düşük oranda olduğu ülkelerden biri. izni alabiliyor. Bu süreyi hangi saatler arasında ve günün hangi bölümünde kullanacaklarına ise kendileri karar veriyor. Soyadı kullanma hakkı Evlenirken tüm kadınlar kocalarının soyadını kullanmak zorunda. İstenirse kocasının soyadından önce kendi soyadını kullanabiliyor. Ancak geçtiğimiz yıl açılan bir dava kadının sadece kendi soyadını da kullanabileceğini gösterdi. Ankara 5'inci Aile Mahkemesi Hakimi Sebahattin Ali Erdem, sadece kızlık soyadını kullanmak için dava açan, evli Dr. Başak Çalı'nın isteğini haklı buldu ve Çalı, iki yıllık hukuk mücadelesinin ardından kendi soyadını kullanmaya hak kazandı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi konularında uzman olan ve Londra Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Dr. Çalı, konuyla ilgili şöyle diyordu: "Öncelikle kendi kimliğimi devam ettirmek ve böyle bir hakkın kadın-erkek eşitliği açısından gerekli olduğuna inandığım için bu davayı açtım. Evlilik ile kendi adım Taciz ve şiddet Bu iki durum, kadınların günlük hayat içerisinde en çok karşılaştıkları zorluklar. Kadınlar, bu kavramlarla karşılaştıklarında, kendi başlarına kalmayı ve en yakınlarından bile bu durumu saklamayı tercih ediyorlar. Oysa bu konuda yasalar tamamıyla kadından yana. Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerine göre kadınlar maruz kaldıkları durumu Cumhuriyet Savcılıkları’na şikayet edebilir. Barolardan kendileri için avukat da talep edebilirler. Eğer aile içi şiddet söz konusuysa, karakola, savcılığa veya doğrudan Aile Mahkemesi’ne başvurmak mümkün. Aile Korunması Kanunu’na göre, şiddet uygulayan kişi, evden uzaklaştırılıyor. Boşanma sonrası mal paylaşımı Boşanan eşlerin karşı karşıya kaldıkları süreçlerden belki de en sancılı olanı, mal paylaşımı. Eğer özel olarak bir evlilik sözleşmesi yapılmadıysa, yasalarımıza göre çiftler, evlilik boyunca edinilen malları eşit şekilde paylaşmak zorundalar. Yani evlilik boyunca edinilen tüm mal varlıkları, kadın ve erkek arasında eşit olarak paylaşılıyor. 16 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Röportaj TÜDER BAȘKANI ENGİN BAȘARAN Yeşil ve akıllı tüketim zamanı Tüketiciler Derneği (TÜDER) tam 15 yıldır tüketicilerin sorunlarına çare oluyor, bilinçli ve akılcı tüketim için pek çok çalışmalarda bulunuyor. Biz de 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü’nü vesile yaparak TÜDER Başkanı Engin Başaran’la bir röportaj gerçekleştirdik. Türk tüketicisinin her geçen gün biraz daha bilinçlendiğini söyleyen Başaran, artık “Yeşil Tüketim” zamanı diyor. Bize kısaca tüketici hakları konusuna ilginizin nasıl başladığından bahseder misiniz? Hayatımın bir döneminde iş vesilesiyle Almanya’da bulundum. Almanya’da tüketicilerin nasıl korunduğunu, nasıl örgütleri olduğunu hep gıptayla izledim. Türkiye’ye dönünce tüketicinin korunmasıyla ilgili en ufak bir hareketlenme olmadığını gördüm. Bunun üzerine bir tüketici örgütünün Bakırköy şube başkanlığını aldım. Fakat bir süre sonra bu görev için, bilgimin ve altyapımın yeterli olmadığını fark ettim. Zaten İdari Bilimler Fakültesi’nde çalışıyordum. Bunun üzerine Marmara Üniversitesi İşletme Bölümünde “tüketicinin korunması” üzerine yüksek lisans yapmaya başladım. Tezimi de “tüketicinin korunması” üzerine yaptım. O arada Gümrük Birliği başladı. Gümrük Birliği, tüketiciler için bir milattır. Çünkü tüketicilerin, serbest piyasa ekonomisi içinde yasal haklara kavuştuğu bir dönemdir. Bu gelişmelerin üzerine, 1995 yılında Tüketiciler Derneği’ni (TÜDER) kurdum ve o günden bugüne bu derneğin her işini yürütüyorum. TÜDER’i kurarkenki amaçlarınız nelerdi? Dernek çalışmalarına, bilgilendirme ve bilinçlendirme 20 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Röportaj amacıyla başladık. Tüketicilerin, yasal haklarını aramaları konusunda ciddi yardımlarda bulunduk ve bulunmaya devam ediyoruz. Tabi bu arada, kamu ve üretici örgütleriyle, bir zincirin halkaları gibi, tüketicilere en kaliteli mal ve hizmetin sunulması için ciddi çalışmalar yapıyoruz. Türk tüketicisinin belli bir noktaya geldiğine ve bunda büyük payımız olduğuna inanıyorum. Ancak bütün tüketici örgütlerinde olduğu gibi, ciddi maddi sıkıntılarımız var. Tam bağımsız bir tüketici örgütüyüz; sponsor ya da reklam almayız, devletten de herhangi bir destek olmadığı için pek çok bağımsız tüketici örgütünün yaşadığı maddi sıkıntıları biz de yaşıyoruz. Avrupa’daki tüketiciyle Türk tüketicisinin farkları neler? Avrupa’da tüketiciler çok önceleri yasal haklarına kavuşmuşlar, ciddi örgütlenmeleri var, kurumsal haklar kazanmışlar ve bugün çok ciddi bir baskı gücüne sahipler. Türkiye’deki tüketicilerde örgütlenme noksanlığı var. İnsanlar derneklere üye olmak istemiyorlar. “Ben size aidatımı ödeyeyim ama beni üye yapmayın” diyen kişiler var. Halbuki bir derneğe üye olmak çok güzel bir ayrıcalıktır. Her sorunda hukukçularımız onların emrinde olur. Herhangi bir tüketiciye hukukçumuz özel bir yardım yapmaz ama üyemizin dilekçesini dahi yazıp gönderir; yönlendirme yapar. Biz ülkemizde hem tüketicinin desteğinden yoksunuz, hem de 22 | M ar t - N isa n 2010 devletin... Avrupa’da bu tip dernekler devletten ciddi bir destek alır. Bu bakımdan, ülkemizde, tam bağımsız olan tüketici birlikleri ciddi sorunlarla karşı karşıya. Avrupa Birliği’yle bir proje yapılabiliyorsa, bu proje geçici bir süre için nefes açıcı olabiliyor. Bunun dışında, bu örgütler, ya hayatiyetlerini sürdüremeyecekler ya da bağımsızlıklarından ödün verecekler. Böyle bir ikilemle karşı karşıyayız. Biz hala bu soruna çare arıyoruz. Dilerim, derneğimiz son bulmadan bir çare bulabiliriz. Çünkü ekonominin en önemli aktörleri tüketicilerdir ve tüketici derneklerinin buradaki rolü de çok değerlidir. Bu bağlamda baktığınızda, Türk tüketicisi 1995’ten günümüze çok ciddi yol aldı. Bilinç düzeyi bakımından yükselen bir grafik çiziyor. Artık hakları olduğunu, haklarını nerede araması gerektiğini biliyor. Şikayetlerin 1995’teki nitelikleriyle günümüzdeki nitelikleri bile değişti. Ancak hala Avrupa Birliği tüketicisiyle karşılaştırdığımızda son derece gerideyiz; daha alfabenin A’sındayız… Gitmemiz gereken çok yol var. Ancak geldiğimiz noktayı da küçümsemiyorum. Ülkemizde insanların sosyoekonomik durumu da üyeliklere pek müsait değil. Batıda insanların üye oldukları pek çok kulüp ve dernek var. Herkes hobileri ve ilgi alanları çerçevesinde 5-6 tane derneğe, kulübe üye oluyor. Bu tip aktivitelere ayıracak zamanları ve paraları var. Bizde insanlar evden-işe, işten-eve giderken saatlerini yollarda geçirebiliyor; aldıkları ücretler zaten ortada. Bu insanların örgütlenmeye mecali kalmıyor. Bu açıdan bakıldığında ciddi bir “tüketici açılımı”na ihtiyacımız var. İnsanların önce aç karınlarını doyuralım, insanlara düzgün mal ve hizmet götürebilelim, temel ihtiyaçlarını verebilelim; tüketici açılımını sağlayalım. Bir ülkede bu ihtiyaçları sağlamak çok önemli. Özellikle market tüketicilerine, haklarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Marketler artık günümüz tüketicisinin vazgeçilmezi. 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü, Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesi’nin açıklandığı gündür. Bu beyannamedeki en önemli haklardan bir tanesi, “tüketicilerin seçme hakkı”dır. Tüketici ne kadar çok ürünle karşı karşıya kalıyorsa, seçme hakkı o kadar artar. Siz binlerce ürün arasından kalitesiyle, ambalajıyla, kokusuyla, ağırlığıyla, irili-ufaklı binlerce ürün sergileyeceksiniz. Tüketici oraya gelecek, 5 kişilik bir aileyse 5 kişilik, 2 kişilikse 2 kişilik ürününü alıp gidecek. Rahatsızlığı varsa, az yağlı ya da yağsız alacak… Yani seçme hakkı çok önemlidir ve dolayısıyla marketler de bu bakımdan farklı bir yere sahip. Market ne kadar büyük, kaliteli, temiz ve hijyenikse, o ölçüde tüketicinin tercihini kazanır. Mekan olarak yazın serin, kışın sıcak olması, iyi ışıklandırılmış, temiz mekanlar olması çok önemli. Ama bugün ne yazık ki öyle marketler görüyoruz ki, durumları içler açısı… Temizlik yok, hijyen yok, içeride kesif MAKRO | Röportaj bir koku, çürümüş sebze ve meyveler… Zaten bu tip, kendine market diyen yerlerin, çok uzun ömürlü olduğunu düşünmüyorum. Bunun için de, iyi olan markalar örnek alınmalı. Tek marketlerin aksine, zincir marketler, tamamen tüketici odaklı çalışmalar yapıyorlar. Derneğimizin 3 yıldır üst üste yaptığı tüketici istatistiklerinde, organize perakende sektöründeki marketlerin tüketici odaklı olduklarını gördük. O marketlerden hemen hemen hiç şikayet gelmez. Bir ürünü alırsınız, geri götürmeniz gerektiğinizde size hiçbir neden sormazlar; sadece fişini isterler. Sizden direkt olarak alırlar. Bu da gerçek bir tüketici memnuniyeti sağlar. Tüketici bir ürünü alırken nelere dikkat etmeli? Bizim tüketicimiz artık ürünlerin son kullanma tarihine bakması gerektiğini öğrendi. Ancak bunun yanı sıra, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı onayı, üretim yeri, üretim tarihi, Sağlık Bakanlığı izni gibi noktalar da tüketiciler tarafından kontrol edilmeli. Özellikle kozmetik ürünlerinin üzerinde, Türkçe etiket olmasına dikkat etmeliyiz; kimse İngilizce bilmek zorunda değil. 24 | M ar t - N isa n 2010 Ayrıca günümüzde artık çok önemli bir nokta daha var. 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü’nde, Tüketiciler Derneği olarak vurgulayacağımız konulardan biri de, “yeşil tüketim”. Yeşil tüketim, tamamen Tüketiciler Derneği’ne ait bir ifadedir. Artık tüketicilerin, “yeşil tüketim”e geçmesi gerektiğini savunuyoruz. Yeşil tüketimde, doğal, sağlığa ve çevreye zarar vermeyecek, geri dönüşümlü malzemeden yapılmış, enerji tasarruflu ürünler tercih edilmeli. Dolayısıyla tüketiciler satın aldıkları ürünlerin sağlığa, doğaya zarar verip vermediğini biraz araştırmalılar. Bugün ben, elektrikli bir ürün alacaksam, onun fiyatından önce enerji tüketimine bakarım. Çünkü enerji, günümüzde ciddi bir maliyet getiriyor. Eğer konut alacaksam, bu konutun yalıtımlı olup olmadığına bakarım. Bilinçlendikçe, bilgilendikçe sadece “ucuz mu, pahalı mı?” sorusunu sorarak değil, “sağlığıma ve çevreye ne kadar zararlı, ne kadar faydalı” gibi konuları bilerek satın alma yapmak gerekiyor. Avrupa tüketicisi bu noktada… Son yıllarda kredi kartı kullanımlarıyla ilgili pek çok sorun gündeme geliyor. Tüketiciler kredi kartlarını nasıl kullanmalı? 15 Mart Tüketiciler Günü’nde bir kampanya başlatıyoruz: “Tüketimde finans bilinci.” Biz bütçe yapmayı bilen bir toplum değiliz. Elimize para geçtiği zaman, sonuna kadar harcarız. Harcadığımız ürün, nedir, ne değildir; pek fazla bakmayız. Oysa biz yerli malı kullanan, tasarrufun çok önemli olduğu günlerden geliyoruz. Artık günümüz tüketim dünyasında bu kavramlar unutuldu. Mutluluk tamamen tüketime bağlandı. Ne kadar alabilirsen o kadar mutlusun… Ama artık buna paydos demenin zamanı geldi. Tüketiciler Derneği bu durumu frenleyecek. Bilinçli vatandaş, bilinçli tüketici olmak zorundayız. Harcadığımız zaman, doğayı harcadığımızın bilincinde olmalıyız. İhtiyacımızı bilmeli ve onun kadar harcamalıyız. Bu bağlamda, kredi kartları ciddi bir savurganlık meydana getiriyor. Yapılan araştırmalar, insanların cebindeki parayı harcarken daha cimri, kredi kartını harcarken başkasının parasını harcıyor gibi savruk olduğunu gösteriyor. Kredi kartı sadece bir “ödeme” aracıdır; cebinizdeki paranın yerine kullandığınız bir ödeme aracıdır. Kredi değildir; borçlanma gerekçesi hiç değildir. Cebinizde nakit taşımamanızı sağlayan, bankanın parasını 30-40 gün vadeli olarak harcayabileceğiniz, fevkalade güzel bir ödeme aracıdır. Ama size dayatıldığı gibi bir borçlanma aracı olarak kullanıp bu oyuna gelirseniz, taksit aracı olarak kullanırsanız, ciddi bir sorun haline gelir. Bilinçli tüketiciler olarak, bütçe yapmamız, ihtiyacımız kadar harcamamız ve kazancımızın bir kısmını da “ak akçe kara gün içindir” bilinciyle mutlaka tasarruf etmemiz gerekiyor. MAKRO | Gıda Kültürü Elmanın dayanılmaz çekiciliği ve elma sirkesi Sirkenin ilk keşfedildiği günden bugüne kadar birçok hububat, meyve ve bitki sirke yapımında hammadde olarak kullanıldı ama hiçbiri sirkeye elma kadar ruhunu katmadı. Elma, içerdiği zengin mineral ve vitaminlerle gerçek anlamda tedavi edici özelliklere sahip bir meyvedir. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra zengin aroması ve tadıyla da sirkede kendini hissettirir. Günümüzde modern tıbbın yanı sıra eskilerin yakından bildiği doğal reçeteler tekrar önem kazanıyor ve doğanın bize cömertçe sunduklarını yeniden keşfediyoruz. Gelin, doğanın sunduğu özel bir armağan olan elma sirkesi ve onun harika reçetelerini yeniden hatırlayalım! saat bekletmek onları mikroplardan arındıracaktır. Boğaz ağrısında sirke Anjin ve streptokok dahil olmak üzere tüm boğaz ağrılarında 1 bardak suya katılan 1 tatlı kaşığı elma sirkesiyle her saat başı yapılacak gargara rahatlatıcı bir çözüm olacaktır. Ayak ağrıları Ayaklarınızdaki ağrılar için bir leğene ayak bileklerinize kadar ılık su doldurun ve içine yarım şişe elma sirkesi ilave edin. Sabah ve akşam en az 5 dakika ayaklarınızı bu suda dinlendirin. Antiseptik olarak sirke Meyve ve sebzelerin elma sirkesi katılmış suyla yıkanması mikroplardan arınmasını sağlar. Bakteri ve mikropların barınmaması için mutfak ve banyolarınızda temizlik yaparken elma sirkeli su kullanabilirsiniz. Lavabo, banyo ve yerleri elma sirkesi solüsyonu ile temizlemek, mikrop kırıcı bir önlemdir. İç çamaşır ve çorapları yıkamadan önce, 1 ölçek elma sirkesi ve 5 ölçek su karışımı içinde yarım 26 | M ar t - N isa n 2010 yemek kaşığı elma sirkesi ve 1 fincan bal ilave edin. Her gece yatmadan önce 2 yemek kaşığı içeceğiniz bu karışımla uykusuzluk ve yorgunluğunuzun kaybolduğunu göreceksiniz. Kaşıntılar Böcek ısırmalarına ve kurdeşene bağlı kaşıntılarda, arı sokmalarında ve cilt çatlaklarında sürülecek elma sirkesi rahatsızlığı ve acıyı geçirmeye yardımcı olacaktır. Mide bulantısı Mide bulantısının ve kusmanın önüne geçmenin yolu, ılık elma sirkesine bir bezi batırıp sonra sıkmak ve bu bezi midenizin üzerine koymak. Bez soğudukça ılık bir bez ile işlem yeniden yapılmalıdır. Saçlar Kepekli ve mat görünüşlü saçlarınızın sağlıklı ve pırıl pırıl bir hale gelmesini istiyorsanız, son durulama suyuna elma sirkesi ilave edin. Astım Elma sirkesi eklenmiş suyu kaynatarak yapılacak buhar banyosu astımın sebep olduğu rahatsızlıkları hafifletecektir. Akneli ciltler Suyla seyreltilmiş elma sirkesiyle yüzünüzü silin ve daha sonra suyla durulayın. Elma sirkesinin cildinizi yumuşattığını ve antiseptik özelliğiyle akneye sebep olan mikropları öldürdüğünü fark edeceksiniz. Yorgunluk ve uykusuzluk 1 litre suya 3 Nasırlar ve sertlikler Elma sirkesi, MAKRO | Gıda Kültürü nasırları ve sertlikleri gidermek için kullanılabilir. En bilinen yollardan biri, bayat ekmeği elma sirkesine batırıp nasırlı bölgenin üzerine koymak ve gece boyunca orada muhafaza etmektir. Sabah kalktığınızda nasırın ve sertliğin kaybolmuş olduğunu göreceksiniz. Bir başka yolsa, ılık suyun içine yarım bardak elma sirkesi koyup yarım saat süreyle nasırlı bölgeyi bu suda bekletmek ve daha sonra bir havluyla kurulayıp ponza taşı ile bölgeyi ovuşturmaktır. Elma sirkesiyle pratik çözümler... l Durulama sırasında çamaşır makinenize koyacağınız bir fincan elma sirkesi, sabun ve deterjandaki alkalileri eriterek çamaşırınızın daha yumuşak olmasını sağlar. l Krom ve plastik çeşmelerin lekelerinin giderilmesi ve parlamaları için 2 çorba kaşığı elma sirkesinde 1 çay kaşığı tuz eritilir ve çeşmeler bu suyla ovulur. l Ahşap eşyayı temizlemek için yumuşak bir bezi 1 litre su, 30 gram zeytinyağı ve 60 gram elma sirkesine batırın. Eşyayı ovarak silin. Güneş yanığı Güneş yanığının verdiği acıyı elma sirkesiyle hafifletmek mümkündür. Güneş yanığından sonra küveti oldukça ılık suyla doldurun ve içine 1-2 bardak elma sirkesi koyun. Bu şekilde banyo yaptıktan sonra ayrıca elma sirkesini yanık olan bölgelere hafifçe sürün. Lekeler Cilt lekeleri ve akne için 1/4 litre suyun içerisine 3 yemek kaşığı elma sirkesi koyun. Kaynayıncaya kadar ısıtın ve ateşi kısın, başınıza bir havlu geçirerek yüzünüzü çıkan buhara tutun. Hemen sonra yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesiyle yüzünüzü silin. Bu işlemi haftada iki kere veya ihtiyaç duydukça tekrarlayabilirsiniz. Varisler Bazı kişiler bacaklarda bulunan varislerin yol açtığı ağrıdan rahatsızdırlar. Bunun için bir bezi elma sirkesinin içine batırın ve sıkın. Bezi bacaklarınıza sarın ve 30 dakika kadar bekletin. Otuz dakikalık süreyi bacaklarınızı yukarı kaldırarak geçirin. Bu işlemi sabah ve akşam tekrarlayın. Zayıflama Sabahları kahvaltıda içeceğiniz, içine 1-2 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1 tatlı kaşığı bal karıştırılmış bir bardak su, uygun bir rejimle birlikte kullanıldığında düzenli kilo kaybetmenizi sağlar. l Halınızın renklerinin daha canlı olmasını istiyorsanız, 4 litre suya 1 bardak elma sirkesi ekleyin ve halınızı silin. l Daha parlak bardaklar için 3 litre durulama suyuna yarım fincan elma sirkesi koyun. l Plastik duş perdelerini yıkarken suya 1 fincan elma sirkesi ekleyin. Yıkamaya vaktiniz yoksa elma sirkesine batırılmış bezle silip temizleyin. Sabun lekelerinden iz kalmayacaktır. l Cilasız muşamba döşemelerinizi 2 litre ılık suya yarım fincan elma sirkesi karıştırarak silin. l Klozetin temizliği için, içine elma sirkesi döküp 5 dakika beklettikten sonra hafifçe fırçalayıp suyla temizleyin. l Mutfağınızdaki karıncalardan şikayetçiyseniz, banko ve yerleri eşit miktarda su ve elma sirkesiyle siliniz. l Bahçenizdeki parke taşlarının çevresinde ot bitmesini istemiyorsanız parkenin çevresine elma sirkesi dökebilirsiniz. l Pırıl pırıl camlar için silme bezini eşit miktarda ılık su ve elma sirkesine batırın. l Su ve yiyeceklerin alüminyum kaplarda oluşturduğu koyu renkli lekeleri, kabın içine koyacağınız 1 fincan su ve 1 çorba kaşığı elma sirkesini kaynatarak giderebilirsiniz. Ma rt - N i s a n 2010 | 27 MAKRO | Güncel Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler Araştırma Merkezi (GEBAM) müdürü olarak görev yapıyorum. Ayrıca Türk Geriatri Derneği yönetim kurulu başkanı ve Türk Geriatri Dergisi baş editörü olarak çalışıyorum ve Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği (International Association of Gerontology and Geriatrics) ve Avrupa Birliği Geriatik Tıp Derneği (European Union Geriatric Medicine Society) kapsamında Türkiye delegesi olarak yer alıyorum. Yaşlanma ve yaşlıların durumu üzerine... Yaşlılık kaçınılmaz ve geri dönülmez bir süreç. Tüm canlılar, yaşamlarının sonuna doğru yaşlanır ve ömürlerini tamamlarlar. Peki, yaşlılarımıza yeterli özeni gösteriyor muyuz? Onların yanında olabiliyor muyuz? Her yıl 18-24 Mart haftası Yaşlılar Haftası olarak kutlanıyor ve yaşlılık sorunları ele alınıyor. Ülkemizde ve dünyada bu konuda yapılan çalışmalar ve yaşlılarımıza verdiğimiz ve vermemiz gereken değer üzerine, Türk Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal’la bir röportaj gerçekleştirdik. 28 | M ar t - N isa n 2010 Türk Geriatri Derneği’nin kuruluş amaçları ve faaliyetleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Türk Geriatri Derneği, yaşlanan insanlarımızın çoklu sağlık sorunlarına çözüm önerileri üretebilmek, bu konudaki gelişmeleri gündeme getirmek için akademik bir paylaşım ortamı oluşturmak ve bilimsel birikimleri halkla paylaşabilmek amacıyla Ankara’daki çeşitli üniversitelerin tıp fakültelerinden “Yaşlı Sağlığı” konusunda çalışmaları bulunan öğretim üyeleri tarafından 2003 yılında kurulmuş bilimsel bir dernektir. Gerek hekimlere ve diğer sağlık profesyonellerine ve gerekse halka yönelik tüm eğitim etkinlikleri dernek üyelerinin gönüllü katkılarıyla gerçekleştiriliyor. Yaşlanma yaşı her geçen gün artıyor. Bu durumda şüphesiz yaşlılara hizmet sunan kurumların ve ünitelerin büyük MAKRO | Güncel payı var. Bu konuda nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz? Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği (IAGG) ve Avrupa Birliği Geriatrik Tıp Derneği (EUGMS) tarafından hazırlanan deklarasyonlarda geriatrinin önemi sürekli gündeme getiriliyor ve yaşlı sağlığı konusunun başta tıp olmak üzere ilgili tüm mesleklerin mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim süreçlerinde yer almasının önemi vurgulanıyor. Ayrıca yaşlılara sunulan tüm hizmetlerin ulusal eylem planları çerçevesinde ve multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerekliliği üzerinde duruluyor. Bu bağlamda 2008 yılında Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun koordinatörlüğünde, konuyla ilgili tüm kurum ve kuruluşların aktif katılımıyla “Türkiye’de yaşlıların durumu ve yaşlanma ulusal eylem planı” için bir çalıştay gerçekleştirilmiş ve bu etkinlik sonucunda kapsamlı bir rapor hazırlanmıştır. Bu raporda yaşlılara sunulması gereken tüm hizmetler ve bu hizmetlerin hangi kurumun sorumluluğu altında gerçekleşeceği detaylı olarak yer almaktadır. Yaşlılarda görülen hastalıklar nelerdir? Bu hastalıklardan kısaca bahsedebilir misiniz? Türk Geriatri Derneği Yönetim ve Denetim Kurulu Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, Prof. Dr. Selçuk Bölükbaşı, Prof. Dr. Kutay Biberoğlu, Prof. Dr. Sedat Boyacıoğlu, Prof. Dr. Murad Başar, Prof. Dr. Kenan Hızel, Doç. Dr. Dilek Aslan, Prof. Dr. Berna Arda, Doç. Dr. Haldun Gündoğdu, Doç. Dr. Tolga Aydos 30 | M ar t - N isa n 2010 Genel olarak sağlık, “Bedensel, ruhsal ve sosyal bakımlardan tam bir iyilik halidir” şeklinde tanımlanır. İleri yaş grubunda bildirimi yapılmayan hastalık sayısı çok yüksek. Pek çok sorun, yaşlının kendisi veya yakınları tarafından “Yaşlılıktandır” denerek göz ardı ediliyor. Oysa bu belirtiler, tedavisi mümkün olan bir hastalığın habercisi olabilir, fakat hekime başvurulmadıkça ya tedavi edilemez ya da iyileşmesi gecikerek kişiyi günlük yaşamında bağımlı hale getirir. 65 yaş ve üzeri kişilerin çoğunda bir veya iki kronik hastalık bir arada bulunuyor. Bu nedenle hastanelerde en uzun süre kalan hastalar, ileri yaş grubundakiler. Yaşlılardaki süregen hastalıklar, yaşam kalitesinde bozulmaya ve ciddi boyutlara varan sağlık harcamalarına neden olarak ekonomik açıdan da ağır bir yük oluşturmaya devam ediyor. Hastalık ve yeti yitimi gibi risklerin yaşlı insanlarda belirgin bir artış göstermesine rağmen, sağlığın bozulması yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Çoğu kronik hastalığa bağlı yeti kaybı ve ölüm, koruyucu önlemlerle azaltılabilir. Bu aşamadaki en önemli kritik sorun yaşlıların sağlık gereksinimlerinin karşılanması konusunda yeterli bilgi birikiminin olmamasıdır. Dolayısıyla yaşlılığın çoklu sorunlarını irdeleyen kapsamlı araştırmalara ve ülkemizin gerçekleri doğrultusunda çözüm önerilerinin geliştirilmesine gereksinim var. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarında, dünya nüfusunun yaşlanmasıyla birlikte kanser, diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, kronik akciğer hastalıkları ve başta demans olmak üzere mental hastalıkların arttığı, yaşla beraber gelen komorbiditenin artmasında en önemli faktörler olan sigara, sedanter yaşam tarzı, obezite, sağlıksız ve bilinçsiz beslenme gibi olumsuz faktörlerin önüne geçilebilmesi için kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği belirtiliyor. Yaşlı hastanın değerlendirilmesi aşamasında işitsel, görsel ve algılamadaki bozukluklar, ilk aşamada ele alınmalı, yardımcı cihaz kullanıp kullanmadığı sorulmalı ve eğer kullanıyorsa cihazın uygun olup olmadığı irdelenmeli. Genellikle yaşlı hastanın bellek eksikliği veya demansı olduğundan, bir aile üyesinin veya hastanın bakımını üstlenen kişinin öyküyü teyit etmesi yararlı olacaktır. Bir diğer önemli nokta da yaşlının MAKRO | Güncel tanıda en önemli anahtar, tıbbi öykü yanında göz ardı edilmemesi gereken “sosyal öykü”dür. Pek çok yaşlı, ekonomik sorunlardan ve sosyal izolasyondan kaynaklanan açmazlar nedeniyle ortaya çıkan tıbbi belirtilerle sağlık merkezlerine başvuruyor veya getiriliyor. beslenme özelliklerinin belirlenmesi ve uygunluğunun değerlendirilmesi. Hastaların aktivitelerini yapabilme yeteneğinin ölçümü için “günlük yaşam aktiviteleri”ne yönelik ölçekler kullanılmalı. Geriatrik grupta değerlendirilmesi gereken diğer alanlar ise şöyle sıralanabilir: suistimal ve ihmal, afektif bozukluklar, hastabakıcı stresi, kognitif bozukluklar, bası yaraları, diş 32 | M ar t - N isa n 2010 sorunları, ileri direktiflerin belirlenmesi ve gerekirse tartışılması, düşmeler, beslenme yetersizlikleri, yürüyüş anormallikleri, işitme bozuklukları, inkontinans, tekrarlayan infeksiyonlar, osteoporoz, ayak sorunları ve bakımı, çoklu ilaç kullanımı, rehabilitasyon gereksinimleri, uyku ve görme bozuklukları. Yaşlı hastaya yaklaşımda ve erken Yaşlılar için toplum olarak bizim yapabileceklerimiz neler olabilir? Yaşlılarımıza nasıl bakmalı ya da davranmalıyız? Pek çok platformda gündeme getirilen 1982 “World Assembly on Ageing” raporundaki önemli noktaları tekrar anımsatmakta yarar var: Yaşlılar fiziksel ve mental olarak kötüye kullanılmamalı, toplumun sosyal, eğitsel ve kültürel kaynaklarını kullanabilmeli, yaşlı birey potansiyelini geliştirme şansına sahip olabilmeli, nerede yaşarsa yaşasın temel özgürlük ve insan haklarına sahip olmalı, hastalıklardan korunmak için sağlık hizmetlerinden rahatlıkla yararlanabilmeli, olabildiğince uzun süre kendi ortamında yaşayabilmeli, yeterli gelire sahip olmalı, güvenli bir çevrede yaşayabilmeli, kapasite ve ilgi alanına göre hizmet verebilmeli, iş gücüne katılabilmeli, bilgi ve deneyimlerini genç kuşaklara aktarabilmek için kendi ile ilgili politikaların saptanmasında aktif rol alabilmelidir. 2002 yılında “Uluslararası Yaş/Anma Asamblesi” tarafından yayınlanan Yaşlanma 2002 Uluslararası Eylem Planı’nın amacı, “Her yerde insanların güvenli ve saygın şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer vatandaş olarak yaşamaya devam etmelerini garanti etmek” şeklinde ifade ediliyor. Bütün bu yaklaşımlar toplumsal bilinç ve farkındalık arttırılabilirse başarılı olabilir. www.geriatri.org [email protected] MAKRO | Röportaj İşleri “lokum” gibi peynir üretmek Ekici Peynir sadece peynir üreten bir firma. Çeşit çeşit ürünlerle Türk tüketicisini buluşturan Ekici Peynir, son yıllarda markalaşma çalışmalarında da önemli adımlar atıyor. Bu konudaki yatırımlarını sürekli arttıran, kriz döneminde dahi hız kesmeden markaya yatırım yapmaya devam eden Ekici Peynir, gayretinin meyvelerini de topluyor. Ekici Peynir’i, Ekici Peynir’in hedeflerini ve yaptığı çalışmaları, Bölgeler Müdürü İbrahim Ateş ile konuştuk. Kısaca Ekici Peynir’in kuruluş ve gelişim hikayesini anlatır mısınız? Ekici Peynir’in geçmişi, 50’li yıllara dayanıyor. O yıllarda Ekici ailesi peynirciliği meslek olarak benimsemiş, günümüze kadar sürdürmüş ve bu konuda uzmanlaşmış. Bugün, rahmetli kurucumuz Şahabettin Ekici’nin küçük bir mandırada başlattığı peynircilik, oğulları Mustafa ve Mansur Ekici tarafından Antalya’daki tesisimizde devam ettiriliyor. 1986 yılında, Antalya Varsak beldesinde ilk büyük işletme açılmış. O yıllarda iyi dostluklar geliştirilmiş, ürünler beğenilmiş, işler iyi gitmiş. Ekici ailesi daha iyisini yapmak istemiş. Bunun için de büyümek, tesisi modernize etmek gerekiyormuş. 1995 yılında Ekiciler A.Ş. kurulmuş. Antalya Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bugünkü işletmemizin inşaatına başlanılmış ve 1997 yılında da şimdiki tesisimize geçilmiş. Bugün 12 bin metrekaresi kapalı olmak üzere, toplam 20 bin metrekare alanda günlük 250 ton süt işleyerek üretimimizi sürdürüyoruz. İBRAHİM ATEȘ Ekici Peynir’in sektör içindeki misyonu ve hedefleri nelerdir? Bugüne kadar hep peynirin en iyisini, en kalitelisini üretmek için çalıştık. Bizim sektör içindeki misyonumuz, tüketicimizi kaliteli ve lezzetli peynirlerle buluşturmak. Patronlarımızdan Mansur Ekici’nin 34 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Röportaj Firma Künyesi bir sözü vardır, “Peynir, verdiğiniz sütü inkar etmez” der. Bizim üretimimizdeki titizliğimizin altında bu anlayış yatıyor. 2010 yılı hedeflerimizin başında, Türkiye genelinde ev dışı tüketim (EDT) alanında faaliyetlerimizi arttırmak, Türk turizmcileriyle iyi ilişkiler kurmak geliyor. Bunun için 2007 yılı sonlarında, başta Antalya, ardından İstanbul ve İzmir’de EDT satış ekipleri kurduk. Yine 2007’den beri süren EDT’ye yönelik yeni ürünler geliştirme projelerimiz bu yılbaşı itibariyle neticelendi. Ayrıca halen hizmet veremediğimiz Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki illere de bu yıl yeni oluşacak bayiliklerle ulaşmayı hedefliyoruz. Markalaşmayla ilgili yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz? Biz firma olarak her işin profesyonelce yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz. Markalaşma konusunda da temel yaklaşımımız bu doğrultuda. 2006 yılından beri tüm marka çalışmalarımızı Güven Borça tarafından kurulan, Türkiye’nin ilk marka danışmanlık şirketi Markam 57 yıldır sadece peynir üreten Ekici Peynir Antalya’daki üretim tesisinde, l Günlük 400 ton süt işleme kapasitesiyle, 20.000 metrekarelik alanda üretim yapmaktadır. l Sütün en iyisini, sadece peynir üretiminde kullanır. l ISO 9001:2000 ve HACCP kalite ve gıda güvenlik sertifikalarının yanı sıra, Global Gıda Standardı BRC belgesine de sahiptir. l Özel formülüyle ürettiği beyaz peyniri, “lokum kıvamı”na sahiptir. l Klasik peyniri, üretimden itibaren özel odalarda en az 6 ay dinlendirmektedir. l Ülke ekonomisine önemli katkı sağlayacağına inanılan ilk Türk Tipi Küflü Peynir olan Mai Keyf’i ve İtalyan tipi lor Ricotta Peyniri’ni tüketicisinin beğenisine sunmuştur. l 1 kg Ekici kaşar peynir üretiminde 11 litre süt kullanılmaktadır. Danışmanlık ile sürdürüyoruz. Markam Danışmanlık, Ekici Peynir’in pazarlama departmanı gibi dışarıdan şirketimize hizmet veriyor. Orada da marka yöneticisi olarak görev yapan, çok yetenekli, genç bir arkadaşımız, Eren Özata tarafından işlerimiz sürdürülüyor. Markalaşmanın belli bir istikrarın ürünü olduğunu hepimiz çok iyi kavradık. Marka olmanın kolay olmadığını, uzun süreli, istikrarlı bir çabanın sonucu tüketicinin güvenini, sadakatini kazanarak olduğunu tüm ekibimiz çok iyi biliyor. Aslında marka olma sürecinde profesyonel desteğin yanında tüm takımın inancını kazanarak, ortak amaç için hep birlikte yürümenin de çok önemli bir faktör olduğunu hepimiz biliyoruz. Genel olarak, iletişim çalışmalarımızı özel formülümüzle ürettiğimiz, lokum kıvamına sahip beyaz peynirimiz üzerine kurgulayarak sürdürüyoruz. Yeni ürünleriniz var mı? Tüketiciye hangi yeni ürünleri sunacaksınız? Uzmanlığımızla Türk tüketicisinin damak tadına göre yorumladığımız, Türkiye’nin ilk Rokfor tipi küflü peyniri olan Ekici Mai Keyf’i ürettik. Fransız danışmanlar eşliğinde yürütülen yaklaşık iki yıllık bir emeğin ürünü, Ekici Mai Keyf. Ürünümüzü Ocak 2009 itibariyle öncelikli olarak otellerin ve restoranların aşçılarının beğenisine sunduk ve onlardan geçer not aldık. Bu beğeninin sonucu olarak, yakında küçük gramajıyla market raflarında da ürünümüzü tüketicilerimiz bulabilecek. Diğer bir ürünümüz İtalyan tipi lor Ricotta, 1.600 gramlık özel kasesinde üretimini gerçekleştirdiğimiz ürünümüzü 150 gram kasesiyle de, tanışma fiyatı 1 TL olmak üzere tüketicimizin beğenisine sunduk. Ekici Ricotta’yı salatalarda sos olarak, bazı meyve ve reçellerle tatlı yapımında, chesecake yapımında kullanmak mümkün olduğu gibi kahvaltıda ekmek üzerine sürerek ya da öğlen ve akşam yemeklerinde pizza ve makarnaların yanında da tüketmek mümkün. Ma rt - N i s a n 2010 | 35 MAKRO | Röportaj Biraz kendinizden bahseder misiniz? 1973 yılında Kayseri’de doğdum. 12 yıl önce reyon elemanı olarak başladığım Makromarket’te bugün Nonfood Kategori Grup Müdürü olarak görev yapıyorum. Plaklar, pikaplar, gramofonlar... www.idicim.com adlı internet sitesi, plak, pikap ve gramofona ilgisi olan tüm koleksiyoncuların buluşma noktası olma yolunda hızla ilerliyor. Biz de Makro Vizyon ekibi olarak, idicim.com’un kurucusu İdris Songör’le, hem internet sitesi hem de koleksiyon tutkusu üzerine çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 36 | M ar t - N isa n 2010 Gramofon ve plaklara olan ilginizi biliyoruz. Bu ilgi ne zaman ve nasıl başladı? İşim gereği sık sık İstanbul’a gidiyordum. Bundan 10 yıl önce bir gün, firma ziyareti için İstanbul’un eski ticaret merkezlerinden olan Tahtakale’ye gitmiştim. Arabamı park etmiş, firmaya doğru gidiyordum ki toptan hediyelik eşya satan bir mağazanın vitrininde eski filmlerden bildiğim gramofonu gördüm. Bunun aksesuar olduğunu düşünerek, yeni taşınmış olduğum evime bir süs eşyası olarak aldım. Akşam otele gittiğimde, aldığım gramofonu incelemeye başladım. Gramofonun üzerinde iğne ve plak takılı olduğunu fark ettim, yan tarafında bulunan kolu çevirerek kurduğumda, inanılmaz ses kalitesiyle çalmaya başladı. İşte benim gramofon ve plak tutkum, eve aksesuar olarak aldığım, işlevini pek de bilmediğim o gramofonla başladı. Aksesuar olarak yapılan gramofon, böyle güzel ses veriyorsa orijinal bir gramofonda Müzeyyen Senar ve Zeki Müren şarkılarını dinlediğimi düşündüm ve araştırmaya başladım. İçine girdikçe derin bir kuyu olduğunu ve insanı tutkuyla içine çektiğini gördüm. Gramofon ve plak koleksiyonunuzun şu anki durumu ve gelecekteki hedeflerinizle ilgili bilgi verir misiniz? Sesin ilk alındığı cihaz olan fonograftan başlayarak son dönemde yapılmış olan gramofonlara kadar onlarca adetten oluşan, geniş yelpazede bir koleksiyonum var. Bunun yanı sıra binlerce plak ve pikap MAKRO | Röportaj arşivim var. Koleksiyon öyle bir ilgi ki, hep açsınız, hiç doymuyor, hep daha fazlasını arzuluyorsunuz. Elinizde olan eserin sınırlı sayıda üretilmiş olması, geçen zaman içerisinde kıymetinin bilinmeyerek maalesef atılmış ve yakılmış olması sonucu çok az sayıda kalması ve bir tanesinin de sizde oluşu, insana tarifi güç duygular yaşatıyor. Bir de biriktirmiş olduklarınızın sizde olması, sizi çok mutlu etmenin yanı sıra, karşı konulmaz bir paylaşım isteği de uyandırıyor. Yani, koleksiyonunuzu insanlar görsün, sizin aldığınız hazzı onlar da alsınlar istiyorsunuz. İşte bu nedenle, ben de plak, pikap ve gramofon arşivimi gerek www.idicim.com adlı kişisel web sitesi oluşturarak gerek sosyal paylaşım sitelerine girerek ilgililerle paylaşıyorum. Siteyi her gün onlarca kişi ziyaret ediyor, müzik dinliyor, duygu ve düşüncelerini yazıyor; bu da beni çok mutlu ediyor. Plaklar, pikaplar, gramofonlar üzerine bir web sitesi yapmak harika bir fikir. Sitenin oluşum, gelişim süreci ve gelecek planlarıyla ilgili bilgi verir misiniz? Gelişen teknoloji ve bununla birlikte yaygınlaşan internet kullanımı, Türk halkının yaşam tarzını ve alışkanlıklarını çok yönlü olarak etkiledi. Değişen yaşam koşulları ve alışkanlıklarla, insanlar her şeyi çabuk tüketir hale geldiler. Bir şarkıyı internetten indiriyorsunuz, 38 | M ar t - N isa n 2010 CD’ye veya bilgisayarınıza MP3 olarak kaydediyorsunuz, şarkıyı beğenmediğinizdeyse yok olması, bir tuşun ucunda oluyor. Ancak, plaklar öyle değil; onlar vefalıdır, beğenmezseniz onları silemezsiniz, kenarda dinleyeceğiniz günü beklerler. Plakların enteresan bir özelliği vardır; plaklar dinlendikçe sevilir. Görüldüğü üzere, çabucak dinlenip tüketilecek ve işlevini yitirecek uğraşlar değildir. Benim için plak dinlemek, bir yaşam tarzı. Onları temizlemek, pikaba koymak ve dönüşünü izleyerek müzik dinlemek çok büyük bir zevk. Özellikle yeni nesil bilgi ve sanata internet aracılığıyla ulaşıyor. Bu nesil, plakları tanımıyor ve hatta hiç görmemiş. Benim amacım, gençliğin çabuk tüketen ve her türlü akıma kapılan yapısından kurtulup emeğe ve güzel yapılmış her türlü müziğe saygı göstermelerini sağlamak. Gelecekte, www.idicim.com olarak hedefimiz, Türk müziği plakları arşivinin, en doğru ve en geniş bilgiye ulaşılabilen bir adresi olmaktır. Sitenizi tercih eden ziyaretçiler, hangi meslek grupları ve yaşlara göre oluşuyor? Her ne kadar gramofon ve pikap, Türk kültürünün bir parçası olmasa da, Türk müziğinin çok eski bir geçmişi var. Benim amacım, geçmişte şimdiki gibi teknolojinin olmadığı ortamlarda insanların ne kadar kaliteli müzikler yaptığını hatırlatmak. Sitemiz, özellikle Türk sanatçılarını ve Türk müzik geçmişini tanıttığı için, her yaş ve meslek grubundan ziyaretçilerimiz bulunuyor. Gençlere müzikle ilgili ne gibi önerilerde bulunursunuz? Benim, özellikle üniversite gençliğine bir tavsiyem var. 60’lar, 70’ler ve 80’lerin müziklerini araştırsınlar ve yeni dönemde tamamen bilgisayar ortamında yapılan, dijital müziklerle arasındaki emek ve kaliteyi kıyaslasınlar. Bunun neticesinde, emeğin, sevginin, dostluğun ve aşkın çabuk tüketilemeyecek değerler olduğunu anlayacaklardır. MAKRO | Kapak israf ve tasarruf Dünya üzerinde yaşayan insanlar olarak, sürekli bir israf içerisindeyiz. Çağımızın en kötü ve bulaşıcı hastalıklarından biri de israf. Suyumuzu, zamanımızı, paramızı, gıdamızı, enerji kaynaklarımızı ve kağıt rezervlerimizi sürekli israf ediyoruz ve hem kendi geleceğimizi hem de gelecek nesillerin dünyasını tüketiyoruz. Ancak her birimiz çok küçük görünen önlemler alarak israfı önleyebiliriz. Gün, tasarruf günü! Su israfı okul 2 milyon derslikli 171 bin Türkiye’de yılda toplam 9 bin yataklı 11 bin 263 yapımı veya 3 milyon 37 ynağın israf edildiğini hastane yapımı kadar ka israf edilen 214 milyar biliyor muydunuz? Yani e Vakfı’nın verilerine TL… Türkiye İsrafı Önlem büyük rakamlar, sizi göre karşımıza çıkan bu a hepsi birer gerçek. Bu çok şaşırtmış olabilir am ve yararsız sebeple, gereksiz, amaçsız alardan kaçınarak hem faaliyetlerden ve harcam di devlet bütçesi için çok cid kendi bütçemiz hem de faydalar sağlayabiliriz. 40 | M ar t - N isa n 2010 Dünya nüfusu, 19. yüzyıla göre 3 kat artış gösterdi. Ancak o zamandan bu zamana, su kaynaklarının kullanımı 6 kat arttı. Bu da beraberinde, özellikle son 20 yılda hissettiğimiz bir su krizini getirdi. Dünyanın toplam su rezervi, 1.4 milyar metreküp ancak bunun sadece %2.5’i tatlı su kaynağı. Tatlı suyun ise sadece % 0,3’ü nehir ve göllerde bulunuyor ve tüm dünya nüfusu bu suyla ihtiyacını karşılıyor. Ülkemiz dünyanın en hızlı nehirlerine sahip olmasına rağmen, su rezervleri bakımından alt sıralarda MAKRO | Kapak Türkiye’de tüketilen toplam elektrik enerjisi içerisinde aydınlatmanın payı, %25. Bu yüzden evinizdeki ve işyerinizdeki tüm normal ampulleri tasarruflu ampullerle değiştirin yer alan bir ülke. Devlet Su İşleri’nin verilerine göre, 2030 yılında 80 milyon nüfusa ulaşacağı tahmin edilen ülkemizde kişi başına düşen su 1.100 metreküp olacak ve Türkiye su sıkıntısı çeken bir ülke haline gelecek. Su israfını önlemek için hepimizin alacağı çok basit önlemler var: l Su damlatan musluklarınızı mutlaka tamir ettirin. l Armatür satın alırken, su tasarruflu olanlarını tercih edin. l Bulaşık makinenizi tamamen dolduğunda çalıştırın. l Sebze ve meyvelerinizi akan suyun altında yıkamayın. Bir kapta yıkayın ve daha sonra bu suyu çiçeklerinizi sulamakta kullanın. Sebzelerin ilk yıkama suyuna sirke koyarsanız daha çabuk temizlenir. l Dişlerinizi fırçalarken ya da yüzünüzü yıkarken suyu açık bırakmayın. Bu şekilde her gün 6 litre sudan tasarruf edebilirsiniz. Enerji israfı Günlük yaşamımızda en çok israf ettiğimiz noktalardan biri de enerji. Günlük elektrik kullanımımızın neredeyse %25’ini tasarruf edebiliriz. Ancak bunun için tedbirler almanın önemini kavramamız gerekiyor. Bu tip tasarruf, hem ülkemizin enerji Gıda ve ekmek israfı Hepimizin sofralarında mutlaka bulunan ekmek, kokusu, bereketi ve tadıyla vazgeçilmez bir gıda. Türkiye’de günde 123 milyon ekmek üretiliyor ve bu ekmeğin %5’i israf ediliyor. İsraf ettiğimiz bu ekmeklerle her yıl yaklaşık 600 milyon TL fakirleşiyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’de 600 bin kişi açlık sınırında yaşarken, diğer tarafta çok ciddi miktarlarda bir gıda ve ekmek israfı olduğunu görüyoruz. Ekmek israfının önüne geçmek için öncelikle bayat ekmeklerimizi yemek ve tatlılarda kullanarak değerlendirmeyi öğrenmeliyiz. Ayrıca gereğinden fazla ekmek almamak da bu israfı önlemenin en önemli yollarından biri. kaynaklarını koruyacak hem de bütçemizi… l Türkiye’de tüketilen toplam elektrik enerjisi içerisinde aydınlatmanın payı, %25. Bu yüzden evinizdeki ve işyerinizdeki tüm normal ampulleri tasarruflu ampullerle değiştirin. l Yemek yaparken düdüklü tencere kullanmaya ve yemekleri ısıtırken mikrodalga fırında ısıtmaya dikkat edin. Mikrodalga fırın, %60-65 civarında tasarruf sağlar. l Pişireceğiniz gıdanın hacmine uygun tencereler tercih edin. Çok büyük tencere ve tepsiler fazla enerji kullanımına neden olur. l Klimaların bakım ve temizliğine dikkat edilmesi, %40 oranında tasarruf sağlar. l Buzdolabınızı ısı yayan aletlerden uzak tutun. Ma rt - N i s a n 2010 | 41 MAKRO | Kapak l Oturmadığınız odaların lambalarını kesinlikle açık bırakmayın. Çok kısa bir süre sonra dönecek dahi olsanız, ışığı söndürün. l Gün ışığından mümkün olduğunca çok faydalanın. l Çamaşırlarınızı çok yüksek sıcaklıklarda yıkamak yerine normal sıcaklıkları tercih edin. Durulamak için mutlaka soğuk su kullanın. l Elektrikli süpürgenizin torbasını sık sık boşaltın. Çekim gücü artacağı için daha az enerji harcayacaktır. l Camlarınızı çift camlı olanlarından seçin. Böylece ısı kaybının önüne geçip doğalgaz faturalarınızı azaltmış olursunuz. l Kuru hava soğuğu daha çok hissetmenize neden olur. Kışın odalarınızı nemlendirin. tasarrufun boyutları çok büyük. 700 ton hurda kağıdın tekrar işlenmesi, 10 bin ağacın kurtulması demektir. Bu bakımından kağıt tasarrufunda, geri dönüştürmenin çok önemli bir rolü var. Kişisel kağıt kullanımından kurumlardaki kullanıma kadar kağıdın geri dönüştürülmesini doğru ve düzenli bir şekilde sağlamak çok önemli bir nokta. Kağıt israfından kaçınmak için, l Fotokopilerimizi iki taraflı çektirmeye özen göstermeliyiz. l Arşivlemeyi kağıt yerine dijital ortamlarda yapmaya başlamalıyız. l Çok önemli bir durum olmadıkça e-posta iletilerinin çıktısını almamalıyız. Birey olarak aldığımız çok küçük önlemlerle onlarca ağacın kesilmesini engelleyebiliriz. Zaman israfı Planlı ve programlı yaşamak, hepimizin istediği bir durum ancak çoğu zaman bunu gerçekleştiremiyoruz. Bu da beraberinde ciddi bir zaman israfını getiriyor. Zamanımızın avuçlarımızdan kayıp gitmesini engellemek “zaman yönetimi” ile mümkün olabiliyor. Öncelikle zamanınızı nasıl geçireceğinizi belirleyerek yapmanız gereken işlerin planını yapın. Programlı yaşamak, kendinize daha çok vakit ayırmanızı sağlayıp mutlu ve stressiz günleri de beraberinde getirir. Zaman yönetimi, zaman israfının önüne geçmenin en kolay yollarından biri. Bunun için öncelikle, akıp giden zamanınızı nasıl kaybettiğinizin bilincinde olmanız gerekir. Olması gerekenden fazla mükemmeliyetçi olmak ya da tam tersi, hayatı fazla hafife almak, zaman israfına neden olan en önemli noktalardan biri. Ayrıca zamanınızı israf etmemek için “hayır” demeyi de öğrenmeniz gerekiyor. Başkalarının istekleri Her yıl kağıt doğrultusunda yaşamak yerine, kendi isteklerinizi ön planda üretiminde tutmanız çok önemli. “Hayır” diyememeniz, yapmak istediklerinizi kullanılmak üzere erteleyeceği gibi, karşınızdaki insana 40 milyon hektar karşı öfke biriktirmenize de sebep olacaktır. orman alanı yok ediliyor. Ayrıca kağıt üretiminde kullanılan elektrik, su ve yakıt da cabası… Kağıt israfı Her yıl kağıt üretiminde kullanılmak üzere 40 milyon hektar orman alanı yok ediliyor. Ayrıca kağıt üretiminde kullanılan elektrik, su ve yakıt da cabası… Halbuki kağıtlar geri dönüştürülerek elde edilecek 42 | M ar t - N isa n 2010 Daha mutlu ve huzurlu bir yaşam için yapmanız gereken işleri bir önem sırasına koyun ve zamanınızı buna göre planlayın. Unutmayın ki, bir insan her şeyi yapamaz ama zamanını doğru kullanarak yapabileceği işlerin en iyisini yapabilir. MAKRO | Güncel 22 Mart Dünya Su Günü Su, yaşamın temel koşuludur. Yaşam, suyla vardır ve su olmadığında sona erecektir. Hayatımız için bu derece önemli olan su, insanlık için ciddi bir sorun olmaya başladı. Su kaynaklarımız hızla tükeniyor; insan nüfusu hızla artıyor. Şimdi hepimizin yapması gereken, sularımıza sahip çıkmak. 22 Mart Dünya Su Günü, suyun insan için önemini vurgulaması açısından çok önemli bir gün. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda, dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün “Dünya Su Günü” olarak kutlanmasına karar verdi. Ortaya çıkışı BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nın sonuç metni olan Agenda21’in su kaynaklarının gelişimiyle ilgili 18. bölümüne dayanan Dünya Su Günü, suyun önemiyle ilgili bilincin geliştirilmesi ve Agenda21’de sunulan önerilerin uygulanmasının sağlanması için, bütün ülkelerin ulusal düzeyde konferans, seminer, sergi, yayın ve doküman dağıtımı gibi bir dizi etkinlik yapmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Su hakkındaki gerçekler l Dünyadaki tatlı suyun %80’i buzul olarak kutuplarda bulunuyor. l Dünyadaki nehirlerin yaklaşık 2/3’ü (yaklaşık 300 nehir) sınır ötesi su olarak bir kaç komşu ülke tarafından paylaşılıyor. Bu nehirlerin hemen hemen tamamı, komşu ülkelerle sorunlara yol açıyor. l Yaklaşık 1,1 milyar insan, temiz içme veya kullanım suyundan yoksun olarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. l Her yıl yaklaşık 5 milyon insan, kirli su ile ilgili hastalıklardan dolayı ölüyor. l 2025 yılında, dünya nüfusunun üçte birinin, şiddetli derecede su sıkıntısı çekeceği öngörülüyor. l Dünyada 2,8 milyar insan şehirlerde yaşıyor. Bu rakamın 2025'te 4,5 milyara yükseleceği düşünülüyor. Şehirler temiz suya daha fazla ihtiyaç duyar ve aynı zamanda da daha büyük atık su sorununa yol açar. Şehir nüfusunun artması, ciddi su sorunlarını da beraberinde getirecektir. l Ülkemizdeki 3200 belediyenin yaklaşık 50 adedi kanalizasyon sularını arıtıyor. Başka bir deyişle, nüfusumuzun yaklaşık 50 milyonuna ait kanalizasyon suları doğrudan nehirlere dolayısıyla göl ve denizlere akıyor. 44 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Güncel “Ekolojik” kredimiz tükeniyor 2008 yılının başından beri süregelen küresel ekonomik kriz bir çember gibi tüm yaşamımızı sardı. Bir araya gelen herkes krizi konuşmaya, pek çok kişi kendince bütçesine yönelik tedbirler almaya başladı. Kriz başladığı günden bugüne yaşamımız, bütçe planlamalarıyla geçer oldu. Uygun kredi paketleri, düşük faizler, vergi indirimleri derken, yaşamak için para kazanmak zorunda olan insanoğlunun gözü yine paradan başka hiçbir şey görmedi. Peki, yaşam yalnızca paradan mı ibaret? Koklayacağınız rengarenk çiçekler, içinizi ısıtan pırıl pırıl bir güneş, sıcak günlerde ferahlamanıza yol açan tatlı bir esinti yoksa... Bahçenizde kurduğunuz kahvaltı masanıza artık arılar dadanmıyorsa... Çocuğunuz bir kelaynak kuşunu yalnızca Hayat Bilgisi kitaplarında görmüşse... Bir zamanlar sizin suyunda serinlediğiniz göl, şimdi çorak topraklardan ibaretse... Nefes aldığınız havada oksijenden çok karbonmonoksit varsa... Her taraf gri bir toz tabakasıyla kaplıysa ve etrafınızda yeşilin tek bir tonunu bile göremiyorsanız kazandığınız parayla yaşamınızda size zevk katacak ne kalmış olabilir? Dünyanın ekolojik kredisi hızla tükeniyor. Hayvan ve bitki türleri giderek azalıyor, doğal kaynaklar bilinçsizce harcanıyor ve yok ediliyor. Kısacası 'ekolojik denge' bozuluyor. Parasız yaşayamayan insanoğlunu bu düşüncesizlik ekolojik bir trajediye doğru sürüklüyor. 46 | M ar t - N isa n 2010 Ekolojinin bozulması canlı hayatını tehdit ediyor İnsanoğlunun doğaya olan borcu ne yazık ki hızla büyüyor. Üretmeden tüketilen, yok edilen ve geri kazandırılmayan doğal kaynaklar ekonomik krizin mi yoksa ekolojik krizin mi daha yıkıcı olacağı sorusunu akıllara getiriyor. Tükenen doğal kaynakları, çevre kirliğini ve buna her gün bireysel olarak yaptığımız olumsuz katkıyı düşündüğümüzde, yaşanan ekolojik krizin canlı hayatını ekonomik krizden çok daha fazla tehdit ettiğini görebiliriz. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konan sonuçlar şöyle: “Yaşayan her dört memeli türünden birinin nesli tükenmek üzere. Doğadaki kriz, yaşanan ekonomik krize benzer özellikler gösteriyor. Biyolojik çeşitlilikteki kayıp, finansal kayıptaki kadar büyük önem taşıyor.” Öte yandan çıkan sonuçlarda şu noktaya da dikkat çekiliyor: “Dünyanın toplam gelirinin her yıl yüzde 1 kadarı bu tehlikenin önlenmesine yönelik olarak harcansa, felaket önlenebilir.” Yaklaşık 15 yıl sonra dünyanın zararının 7 trilyon doları bulacağı söyleniyor. Afrika kıtası bütünüyle çöle dönüşecek, Asya'da 200 milyon insan evsiz kalacak. Deniz seviyesi 6 metre yükselecek. Bu da bazı ülkeleri bugünün haritalarından silecek. MAKRO | Güncel Ortalama sıcaklığın 3 derece artmasıyla bugün var olan mevcut hayvan türleri yarın tarihe karışacak. Yaklaşık 20 yıldır uluslararası örgütler tarafından dile getirilen bu gerçekler, felaket senaryosu gibi algılanıyordu. Ancak bugün hepsi hayatın gerçek bir kesitine dönüşüyor. Ben sana mecburum, bilemezsin... Ekolojik denge, bilindiği gibi canlıların birbirinden farklı olmalarına dayanıyor. Bütün canlıların tek bir tür olduğunu düşünün, insanlar kısa zamanda yiyecek sıkıntısına düşer ve yok olurdu. Ya da yeryüzünde yalnızca bitkilerin olduğunu varsayalım, kabondioksit kısa sürede tükeneceği için bitkilerin de kısa sürede sonu gelecekti. Bu durumda şu gerçeği asla göz ardı etmemek gerekiyor; insanlar, hayvanlar ve bitkiler birbirlerine gereksinim duyuyorlar. Biri olmadan diğeri de doğada var olamıyor. Atomdan hücreye, hücreden insana, insandan topluma, toplumdan doğal yaşama kadar her şeyin temelinde farklılık yatıyor. Bu farklılaşmayı doğal ekolojik döngü ilkesine göre düşünüp uyguladığımız sürece, doğal yaşamın zarar görmeyeceğini akıllardan çıkarmamak gerekiyor. Dengeyi böyle bozuyoruz... l İklim, toprak, hava, bitki, hayvan gibi faktörlerin olumsuz yönde değişmesi çevrenin ekolojik özelliklerini de değiştiriyor. Artan küresel ısınma beraberinde kuraklıkları da getirince ekosistemdeki bitki ve hayvan sayısı hızla azalıyor. Öte yandan suların hızla kirleniyor olması da suya giren ışığı ve dolayısıyla suyun hava oranını önemli ölçüde azaltıyor. Toprakta oluşan tahribat ve kirlenmeler, bitkilerin ve canlıların ölümüne, ağaçların kesilmesi de çölleşmeye yol açıyor. l Sera gazı etkisi ve küresel ısınma derken iklim şartları giderek değişiyor. Bu da canlı yaşamını ve dağılışını etkiliyor. İklimi değişen bölgelerde barınamayan o bölgenin canlıları göç ediyor veya şartlara uyum sağlamaya çalışarak biyolojik değişiklikler gösteriyor. Ozon tabakasının incelmesi ve büyüyen delik, ormanların azalmasına, havanın kirlenmesine, yağışların azalmasına neden oluyor. l Ekolojik dengenin bozulmasıyla birlikte bitki örtüsünün azalması, şiddetli yağmurların yağması, karların çok kısada sürede erimesi, fırtınaların oluşması toprak kaymasına yol açıyor. Bu durum da toprağın yapısını ve verimlilik oranını değiştiriyor. l Su kaynaklarının kirlenmesi ve azalması, tarımsal verimliliği düşürüyor. Öte yandan hidroelektrik santrallerinden sağlanan enerji üretiminin de kısılmasına yol açıyor. Enerji kıtlığı nedeniyle besin zincirinin oluşmasını sağlayan enerji nakli gerçekleşemiyor. Böylece biyolojik denge de bozulmaya başlıyor. Dünya bitkin düșüyor! Ekolojik dengedeki bozulmaları çıplak gözle fark etmek son derece basit. Yaşamınızdaki değişimlere şöyle bir göz atmanız yeterli. Örneğin, mevsimler giderek birbirine karışıyor, aynı gün içinde yaşanan yüksek ısı farklılıkları biyolojik 48 | M ar t - N isa n 2010 dengemizi de etkiliyor. Güneş ışınları bizi son yıllarda daha çok tehdit ediyor. Akciğer hastalıkları, kanser türleri artıyor; yeni pek çok hastalık türü ortaya çıkıyor. Dünya, ne yazık ki, tüm bu olumsuzluklar karşısında bitkin düşüyor. MAKRO | Beslenme Çalışanlar için beslenme önerileri Hayatımızın çok büyük bir bölümünü geçirdiğimiz işyerimizde yediklerimiz sağlığımızı çok etkiliyor. Uzun saatler geçirdiğimiz iş günlerinde ve yoğun çalışma temposu içerisinde sağlıklı beslenmek çok önemli bir yere sahip. İşte size, ofiste sağlıklı beslenmenin ve kiloları önlemenin püf noktaları… Çalışan insanların beslenme konusunda dikkat etmesi gereken en önemli nokta, tüm öğünlerini düzenli olarak yapmaları. Örneğin sabahleyin yarım saat daha fazla uyumak için kahvaltıyı atlamamalısınız. Eğer kahvaltı yapacak vaktiniz yoksa en azından bir bardak süt ya da portakal suyu içebilirsiniz. Öğle yemeğinde ise bir çorba içmek ve sebze yemeği yemek doğru bir öğün için çok gerekli. Uzun bir öğle yemeği için vaktiniz yoksa, evinizde hazırladığınız sağlıklı sandviçleri yiyebilirsiniz. Öğle yemeğinde olabildiğince düşük kalorili yemekleri tercih etmelisiniz. Ana yemeğinizin yanında pilav, makarna gibi yemekler yerine sebze yemek çok daha sağlıklı. Öğünler arasında ise abur cubur atıştırmak yerine meyve, ceviz, fındık, fıstık, yoğurt, süt, galeta gibi sağlıklı gıdalar yemek çok önemli. Ayrıca masa başında çalışanların en büyük tiryakiliği olan çay ve kahve de zaman zaman zararlı bir hale gelebiliyor. Çayın ve kahvenin içine atılan şeker, kalori olarak geri dönüyor. 1 küp şeker, 10 kalori anlamına geliyor. Ayrıca çok fazla tüketilen çay ve kahvenin vücuttaki vitamin ve mineralleri azalttığı ve özellikle kadınlarda demir eksikliğine yol açtığı unutulmamalı. Çay ve kahve yerine bol bol su içebilirsiniz. 50 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Beslenme Buğday, pirinç, mısır, darı, marul, soya, yer fıstığı, badem, susam, ceviz ve yeşil sebzelerde bolca bulunan E vitamininin bilinçli ve doğru miktarlarda alınması çok önemli. Gece çalışanlar: Gece çalışmanın dezavantajları çok fazla. Fiziksel ve duygusal olarak daha fazla yıpranabilen gece çalışanların vücut ritminde de problem olabiliyor. Bu da kişilerde hastalık oranlarını arttırıyor. Gece çalışan kişilerin D vitamini alması çok önemli. D vitamini en fazla balıkta bulunuyor. Mesleğe göre beslenme Sağlıklı bir fizyolojik yapıya sahip olmanın yolu elbette dengeli ve yeterli beslenmeden geçiyor. Beslenme alışkanlıklarımızda yaş, cinsiyet, bedensel ihtiyaçlar çok önemli bir yer tutuyor. Peki ya mesleğimiz? Los Angeles Pasifik Üniversitesi Beslenme Profesörü Earl Mindell, yazdığı “Vitaminlerin Kutsal Kitabı”nda, mesleğe göre beslenmenin üzerinde duruyor ve meslek gruplarına vitaminler üzerinden çeşitli önerilerde bulunuyor: Yöneticiler: Şirketlerde çalışan yöneticiler, taşıdıkları sorumluluk gereği yoğun bir stres altındalar. Bu yüzden de gerilim ve stresten uzak, huzurlu bir iş hayatı için yöneticiler B vitaminini takviye olarak almalıdır. B vitamini enerji vermesinin yanı sıra 52 | M ar t - N isa n 2010 sinirlerin gevşemesine de yardımcı oluyor. B vitamini en çok balık, süt, peynir, yeşil yapraklı sebze ve meyvelerde bulunuyor. Bilgisayar kullanıcıları: Gününü bilgisayar başında çalışarak geçiren kişilerin en çok gözleri yoruluyor ve sürekli ekrana bakmaktan baş ağrıları kronik bir hal alabiliyor. Bu nedenle, göz yorgunluğunu hafifletmek ve sinirleri rahatlatmak için her gün düzenli olarak E vitamini öneriliyor. Ara öğünler Çalışanlar için ara öğünler çok önemli. Uzun süre aç kalmayı engelleyen ve kan şekerinin düzenli kalmasını sağlayan ara öğünler sayesinde metabolizma hızı da yükseliyor. Böylece gün içerisinde daha dinç, konsantre ve huzurlu olabilirsiniz. Gün içinde tatlı yemek isterseniz en azından sütlü ve meyveli tatlıları tercih edebilirsiniz. Tatlı isteğinizi, meyve yiyerek de bastırabilirsiniz. MAKRO | Çocuk Sağlığı Hipp markası organik tarım ve hayvancılığa verdiği önemle tanınıyor. Bunu biraz açıklar mısınız? Organik gıdalar, katkı maddesi, zirai ilaç kalıntısı, sağlığa zararlı bileşen ve genetiği değiştirilmiş organizma içermediği için sağlıklı ve güvenli yiyeceklerdir. Organik besinlere yönelmek herkes için önemlidir ancak bebek beslenmesinde organik ürünlerin ayrı bir yeri vardır. Bebeklerin bağışıklık sistemi yaşamlarının ilk yıllarında henüz tam gelişmemiştir ve hızlı büyüme evresinde olmaları sebebiyle beslenme gereksinimleri yetişkinlere oranla daha fazladır. Bu nedenle gıda kaynaklı tehlikelere karşı açık ve savunmasızdırlar. Bunun bilincine yarım asır önce varan ve bebek ve küçük çocukların organik ürünlerle beslenmesinin gerekliliğini savunan Hipp firması 1956 yılından bu yana organik odaklı üretim yapıyor. Bugün Hipp dünyanın en büyük organik hammadde işleyicisi konumunda olup Avrupa’nın lider bebek maması üreticilerinden biri. Organikten gelen güvenle GDO’suz yaşam! Çocuklarınıza yedirdiğiniz mamanın içinde Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) olmasını göze alabilir misiniz? Henüz etkileri ve ortaya çıkaracağı sorunlar net olarak bilinmeyen GDO’lar özellikle alerjik bünyeler için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bebek beslenmesi konusunda 100 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren Hipp, 1956 yılından bu yana organik bebek gıdaları üretimiyle GDO’suz bir yaşam sunuyor. 54 | M ar t - N isa n 2010 Ürünlerinizin hiçbirinde koruyucu madde, kıvam arttırıcı veya benzeri katkı maddeleri kullanılmıyor. Peki, özellikle kavanoz mamalarının raf ömürleri nasıl uzatılıyor? Hammaddeler gerekli analizlerden ve işlemlerden geçtikten sonra kavanozlara doldurulur ve vakum altında kapaklanır. Bu işlem ile ürünün içindeki hava alınır ve oksijenli solunum yapan mikroorganizmaların ölmesi sağlanır. MAKRO | Çocuk Sağlığı Kalan mikroorganizmalar da yüksek sıcaklık, kısa süre, prensibine dayalı sterilizasyon işlemi sayesinde yok edilir. Bu yöntemle ortam sıcaklığındaki değişime uyum sağlayamayan mikroorganizmalar ölürken, besleyici değerde büyük kayıplar olmaz. Bozulmaya neden olan mikroorganizma kalmayınca ürünün raf ömrü başka hiçbir katkı maddesine ihtiyaç duymadan uzatılmış olur. Hipp ürünlerine ve kalitesine duyulan güvenin kaynağı nedir? Hipp kalitesi ekim yapılacak tarlanın analiziyle başlar, tohum seçimi (kesinlikle genetiği değiştirilmiş tohum kullanılmaz) ile devam eder ve her hammadde, hasattan kavanoza girene kadar, Avrupa’nın en iyi laboratuarlarından biri olan Hipp laboratuarlarında 260’tan fazla kontrolden geçer. Kanunda belirtilen limitlerden daha düşük, oldukça katı kriterlere sahip olan Hipp firması, ancak bu limitleri ve kriterleri sağlayan, üstün Hipp kalitesine uyan hammaddeleri kullanır. Bu da Hipp ürünlerine ve kalitesine duyulan güvenin sebebidir. Organik biberon formüllerinin diğerlerinden farkı nedir? Türk Gıda Kodeksi bebek ve devam formülleri tebliğinde her biberon formülünün protein, karbonhidrat, vitamin, mineral ve benzeri besleyici bileşenlerinin hangi oranlarda bulunması gerektiği belirlenmiş durumdadır ve üreticiler bu limitler dahilinde üretim yapmak zorundadırlar. Ancak biberon formüllerinin asıl hammaddesi olan inek sütünün kaynağı ile ilgili bir madde bulunmamakta ve Hipp ürünleri… l Hipp ürünlerinde en güncel teknoloji kullanılır ve 260’tan fazla dikkatli kontrol yapılır. l Hipp organik ürünlerinde organik süt kullanılır. l Hipp ürünlerinde kullanılan sebzeler korunmuş alanlarda yetiştirilir ve elle toplanır. l Hipp ürünlerinde kullanılan meyveler tamamen doğal olarak yetiştirilir. l Hipp ürünlerinde kullanılan hayvanların kökenleri kontrollüdür ve besinleri doğaldır. l Hipp ürünlerinde, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yaptırılan GDO analiz sonuçlarına göre kesinlikle GDO yoktur. l Hipp ürünlerinin, bağımsız sertifikasyon kuruluşu BCS Öko-Garantie GmbH şirketi tarafından verilen ve organik tarım yönetmeliklerine uygun üretim yapıldığını ve GDO kullanılmadığını gösteren onay belgesi vardır. sorgulanmamaktadır. Hipp organik biberon formüllerinde, sadece organik hayvancılık kuralları çerçevesinde yetiştirilmiş ineklerden elde edilen organik süt kullanılır. Diğer bir deyişle, sütün elde edildiği ineklere hormon verilmez, suni / genetiği değiştirilmiş yemle beslenmez, tamamen doğal ortamlarında, kimyasal veya zirai ilaç bulunmayan otlaklarda serbest bir şekilde yetiştirilirler ve bağımsız bir kuruluş tarafından organik olarak sertifikalandırılırlar. Hipp ürün portföyünde hangi ürünler var? Nereden temin edilebilir? Ürün çeşitliğimizi sürekli arttırıyoruz. Anneler internet sitemizi (www.hipp.com.tr) ziyaret ederek yeni ürünlerden haberdar olabilirler. Şu an için portföyümüzde bulunan ürünler, organik bebek ve devam formülleri, organik sütlü ve sütsüz tahıl bazlı ek gıdalar, organik kavanoz mamaları ve meyve suları, organik bebek ve çocuk bisküvisi, bebek ve yetişkin çayları ve Hipp Natal anne sütü arttırıcı çay olarak sıralanabilir. Ürünlerimiz zincir ve yerel marketlerden, bebek mağazalarından ve eczanelerden temin edilebilir. Ayrıca internet üzerinden satış yapan noktalar için web sitemiz ziyaret edilebilir. Ma rt - N i s a n 2010 | 55 MAKRO | Sağlık BİLİNÇSİZ İL AÇ KULL ANIMI Pek çoğumuz, başımız ağrıdığında hemen bir ağrı kesici ya da grip olduğumuzda bir antibiyotik alıyoruz ve sorunu bertaraf ettiğimizi sanıyoruz. Ancak bunun farklı hastalıklara neden olabileceğini biliyor musunuz? Çünkü bir doktor tarafından tanı koyularak verilmemiş bir ilaç, çok büyük sorunlara neden olabilir. Yani ilaçları bilinçsiz kullanmak sağlığa zararlıdır. İlaç kullanımı denildiğinde bilinmesi gereken ilk nokta, herhangi bir tanı konulmadan ilaç kullanılmaması gerektiği… Doktor hastanın şikayetlerini dinler, uygun tanıyı koyar ona göre ilaç verir. Tanı konulmadan ilaç almak, kesinlikle doğru ve akılcı bir yaklaşım değil. Basit bir ilaç gibi gördüğümüz aspirin bile, bazı kişilerde ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Bu yüzden evimizde bulunan ecza dolaplarında biriken ilaçları, herhangi bir sorunda kullanmak, çok ciddi sağlık sorunları doğurabilir. Ülkemizde bilinçsiz ilaç kullanımı, özellikle gribal enfeksiyonlarda yoğun olarak karşımıza çıkıyor. Hava sıcaklığının ani değiştiği mevsimlerde, soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonların daha sık görüldüğünü hepimiz biliyoruz. Ancak bu durumlarda başvurulması gereken yer, kesinlikle evimizdeki ecza dolabı değil, bir doktor olmalıdır. Akılcı ilaç kullanımı Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1985 Nairobi toplantısında akılcı ilaç kullanımını, “Kişilerin klinik bulgularına ve bireysel özelliklerine göre uygun ilacı, uygun süre ve dozajda, en düşük fiyata ve kolayca sağlayabilmeleri” olarak tanımladı. İlaçların bilimsel anlamda doğru ve uygun kullanılması için öncelikli olarak hastalığın tam teşhisinin yapılması gerekiyor. Bu bakımdan önce bir doktora başvurulmalı, ardından da doktorun yazdığı reçeteyle eczaneden gerekli ilaçlar alınmalı. 56 | M ar t - N isa n 2010 MAKRO | Sağlık Uzmanlar, yanlış kullanılan soğuk algınlığı ilaçlarının bazen ölümcül olabilen alerjilere, karaciğer, böbrek ve kalp-damar problemlerine, kan hücrelerinde düşmelere ve kanı fazla sulandırarak kanamalara yol açabileceği uyarısında bulunuyorlar. Yüzlerce insan hayatını kaybediyor Her yıl yüzlerce insan, bilinçsiz ilaç kullanımı nedeniyle çeşitli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Bilinçsiz ilaç kullanımı sonucunda, zehirlenmeler, çeşitli mide ve bağırsak problemleri, hatta ölüme kadar giden organ yetmezlikleri yaşanabiliyor. Hangi ilaç, nasıl kullanılmalı? l Soğuk algınlığı ve alerji tedavisinde kullanılan ilaçlar ve öksürük şurupları, alkol ve uyku verici ilaç veya bitkisel takviyelerle kullanılmamalı. l Gut ve diyabet ilaçları, aspirin ile kullanılmamalı. l Mide ağrısı, bulantı ve kusması olanlar, kabızlık giderici ilaçları kullanmamalı. l Tansiyon, depresyon, kalp, guatr, diyabet ilaçları alanlar, prostat sorunları olanlar, burun açıcılar kullanmamalı. l Tansiyonu yüksek olanlar ve tansiyon ilaçları alanlar, kanama problemi olanlar, karaciğer ve böbrek hastası olanlar, ağrı kesici kullanmamalı ya da hekim önerisi ile kullanmalı. İlaçların sadece doktor tavsiyesiyle, doktorun öngördüğü doz ve sürede alınması gerektiğini kesinlikle unutmayın. Doktor reçetesiyle eczaneden ilaç alırken, kesinlikle son kullanma tarihini kontrol edin. İlaçları doktorunuzun ve eczacınızın tarif ettiği doz ve şekilde kullanmaya özen gösterin. İlaçların büyük bir bölümü bitkilerden yapılıyor ancak çeşitli kimyasal analizler sonucu, belli bir doz aralığına indirgenerek üretiliyor. Fazla dozda etken madde alımına sebebiyet vermemek için ilaçları doktorunuzun önerdiği şekilde, çok ölçülü kullanmalı ve gerçekten alanında uzmanlaşmış hekimlerden destek alarak uygulamalısınız. 58 | M ar t - N isa n 2010 l Reçete edilen ilaçlar arasında en yanlış kullanılan ilaç grubu antibiyotikler. Genellikle gerekmediği halde kullanılmaları, hem bireysel hem toplumsal hasarlara neden oluyor. Kısacası, herhangi bir hastalık için doktora başvurduğunuzda, kullandığınız diğer ilaçları da söylemeyi kesinlikle unutmayın. Her zaman kullandığınız bir ilaç, başka bir ilaçla etkileşime girerek tahmin edemeyeceğiniz sonuçlar doğurabilir. Hafif baş ağrınızdan ya da burun akıntınızdan kurtulmaya çalışırken, çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. MAKRO | Konuk HAYAT FELSEFEM: İYİLİK YAP, İYİLİK BUL Yaptığı her programla çok geniş kitlelerin ilgisini çeken, reyting rekorları kıran Acun Ilıcalı, televizyon ekranlarında gördüğümüz ve kendimize en yakın hissettiğimiz isimlerden biri. Çok ilginç bir hayat hikayesine sahip olan Ilıcalı, bu sayımızın konuğu… 60 | M ar t - N isa n 2010 Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? 1969 yılında, Edirne’de dünyaya geldim. Çok yaramaz bir çocuktum. Acayip bir şeydim. Benden iki yaş büyük, Ömer adında bir ağabeyim var. O, okul birincisi, örnek bir çocuk. Edirne’de, İtalyan Lisesi’ni kazanan tek öğrenciydi. Ailem için ben de o kadar başarılı olmalıydım. Hiç kimsenin beklemediği bir şeydi ama ben de Kadıköy Anadolu Lisesi’ni kazandım. Her yıl 10 dersten ikmale kalır, yıl sonunda hepsini verir, sınıfımı geçerdim. Yani sınıfın en kötü, Kadıköy Anadolu Lisesi’nin en başarısız öğrencisi bendim. Ama dediğim gibi hiçbir yıl sınıfta kalmadım. Nasıl kalmadım; öğrenim hayatında gelmiş geçmiş en büyük kopyacı benimdir herhalde. Daha sonra, İngilizcem iyi olduğu için İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nü kazandım. Hem de üç kez... Ama üniversite hayatım, 7 yılın sonunda mezun olmadan bitti. Zaten 19 yaşında da evlendim. Evlendikten sonra kızım dünyaya geldi. Kızım doğduktan 9 ay sonra da ailemi kaybettim. O andan itibaren de zor yıllar başladı işte. Ailenizi çok genç yaşta bir trafik kazasında kaybettiniz… Evet, Bodrum’a tatile gidiyorlardı. Kızım Banu da onların yanındaydı. Babam sakin sakin konvoyu sollarken, bir anda karşısına 180’le gelen bir araç çıkmış ve kafa kafaya çarpışmışlar. Annemle babam orada rahmetli olmuş. Kızım ise kurtulmuş. Sadece vücudunda 18 kırık vardı. Hepsi de iyileşebilecek kırıklardı, nitekim 4 ay sonra da eski sağlığına kavuşmuştu. Bu dünyada, bundan daha büyük bir acı olamaz herhalde. Öyle bir acıydı ki, kızımın yaşamasına sevinememiştim bile. Banu’nun o kazadan sağ çıkması gerçekten mucizeydi. Ben o yüzden kızıma “mucize çocuk” derim. MAKRO | Konuk Bu olaydan sonra hayatınızda neler değişti? Kalbimdeki sızı hiç geçmiyor. Ben o olaydan sonra tam bir yıl evden dışarı çıkmadım. Kimseyle görüşmek, hiçbir şey yapmak istemiyordum. Hep arkadaşlarım eve geliyordu. Ben de sürekli onlarla oyun oynuyor, futbol izliyordum. Benim bu durumuma eşim daha fazla dayanamadı ve boşanmak istediğini söyledi. Ona göre benden pek bir şey olmayacaktı. Ve boşandık. Her şey o kadar üst üste gelmişti ki. Deli gibiydim... Tam dibe vurmuştum yani... Dibe vurduktan sonra ne oldu da yeniden yükselmeye başladınız? Kanal D’nin Genel Müdürü olan İrfan Şahin, yeğenimin en yakın arkadaşıydı. Dolayısıyla çocukluğumu bilir. O dönem İrfan Ağabey, Show TV’de mali kontrolördü. Bir gün onu ziyarete gittim. Beni İlker Yasin ile tanıştırdı ve stajyer kadrosundan spor servisinde işe başladım. İki ay sonra da çıkartıldım. Fakat birkaç ay sonra İlker Bey beni yeniden işe aldı. Ama devamlı topun ağzındaydım. Beşiktaş maçlarına gittikten sonra bu durum normale dönmeye başladı. Beşiktaş muhabiri olduktan sonra bir anda sporcular ile samimi oldum, sıcak diyaloglar içinde bulundum. Bu samimiyetten dolayı bütün futbolcularla özel röportajlar yapmaya başladım ve bir anda yıldızım parladı. Parlamamla beraber Şansal Büyüka’nın yanına, Televole’ye, maaşımın yedi katına transfer oldum. Televole o zaman futbol magazindi. Televole benim hayatımın dönüm noktası oldu. Çünkü futbol dünyasından ünlüler dünyasına transfer oldum. Kimseyi satmadığım, samimi olduğum için sanat dünyasında da çok özel işler yaptım. Derken Televole içerisinde kendime ait bir bölümüm oldu ve o bölüm için bir süre sonra dünyayı dolaşmaya 62 | M ar t - N isa n 2010 “Acun Firarda” programıyla birlikte yapımcılığa da başladınız. Son olarak da “Var mısın, Yok musun?” ve “Yetenek Sizsiniz” gibi çok başarılı iki projeye imza attınız. Yetenek Sizsiniz Türkiye nasıl gidiyor? Beklediğimden daha iyi gidiyor. Çünkü birinci hedefim, programın halk tarafından kabul görmesiydi. Çok iyi tepkiler aldık. İkincisi, ilginç yetenekte insanları bulabilmemizdi. Öyle yoğun bir başvuru oldu ki, çekimi sekiz adet ilk tur olarak düşünüyorduk, şu anda 11’e çıkarmış durumdayız. Yetenek Sizsiniz Türkiye, beklediğimden daha iyi gidiyor. Birinci hedefim, programın halk tarafından kabul görmesiydi. Çok iyi tepkiler aldık. İkincisi, ilginç yetenekte insanları bulabilmemizdi... başladım. 105 ülke gezdim ve bu arada bir kez daha evlendim. Eşim Zeynep’ten de iki kızım daha var: Leyla ve Yasemin. Yani üç kız babasıyım. Kendinizi nerede konumluyorsunuz? İşini hakkıyla yapan bir yapımcı ve halkın sevdiği bir sunucu. Garip bir yerde konumlandırmıyorum kendimi. Öyle hırslarım yok. Sokakta insanlarla görüştüğüm zaman, gözlerindeki enerji, en yakın arkadaşımı görüyorum enerjisi. Bana ulaşabileceklerini düşünüyorlar, o tonlamayla konuşuyorlar. Kendi içlerine almışlar beni. Bunu sağlamış olmak, benim için gerçek bir başarı. Karşınızdaki insan, işinde çok başarılı, medyanın vazgeçilmezi ama bir kötü özelliği var, art niyetli... İş yapar mısınız onunla? Hayatta yapmam. İyi kalpli olduğunu düşünmediğim hiçbir insanla, hiçbir zaman iş yapmam. Ekibimde de iyi olmadığını düşündüğüm biri çalışamaz. Hayat felsefenizi hangi slogan özetler? İyilik yap, iyilik bul. Türkiye’de de geçerli mi bu? Bence geçerli. Benim şu andaki pozisyonumu çok iyi yansıtan bir slogan. Türkiye’de de geçerli olduğunu düşünüyorum. MAKRO | Gıda Kültürü Kuruyemişte yenilikçi yaklaşımlar Papağan Kuruyemiş, ay çekirdeğinden, fındığa, fıstıktan kuru üzüme, fındıktan kabak çekirdeğine, yer fıstığından leblebiye, zengin bir yelpazede paketlenmiş kuruyemiş sunuyor. Emekçioğlu Grubu bünyesinde faaliyet gösteren Papağan, Çorlu’da 40 bin metrekare açık ve 9 bin 500 metrekare kapalı alana sahip, en yeni teknolojiyle donatılan modern tesisinde Avrupa standartlarına uygun, hijyenik ortamda üretim gerçekleştiriyor. 64 | M ar t - N isa n 2010 Güçlü Ar-Ge, yenilikçi yaklașım Genç ve dinamik bir ekiple çalışmalarını sürdüren Papağan, güçlü Ar-Ge altyapısıyla öncü uygulamalar başlatmayı, sektöründe kalitesini yükseltecek bir iş hedefi olarak değerlendiriyor. Bunun uzantısı olarak Papağan, çevreci bir yaklaşım göstererek, ay çekirdeği ürününü yanında “çöp poşeti” ile sundu ve bu konuda dünyada ve Türkiye’de bir ilke imza attı. Öte yandan ürünlerin açıldıktan sonra bayatlamasını engelleyen “keeper” uygulaması da, bir ilk olarak ve sektörde yenilikçi bir girişim olarak dikkat çekti. Papağan, tüketici dostu ve çevreci bu uygulamalarla, çeşitli tüketici ödüllerinin yanı sıra Türk Standartları Enstitüsü’nden de ambalaj tasarım ödülüne layık görüldü. Üretimde uluslararası standartlar Papağan, Çorlu’daki tesislerinde, üretimini Avrupa normlarına uygun, sağlık ve kalite standartları doğrultusunda ISO 9001:2000 ve HACCP Uluslararası Gıda Güvenlik Sistemi kurallarına göre gerçekleştiriyor. Çiftçiden, tarladan, üretim yerinden alınan, Türkiye’den ve dünyadan seçilen en kaliteli kuruyemişler, fabrikada özelliklerine uygun işlenerek, el değmeden en taze haliyle paketleniyor. Güçlü dağıtım ağıyla ürünler, tüm Türkiye’nin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İsviçre, Azerbaycan, Kosova, Romanya, Arnavutluk, Macaristan, Irak ve Türkmenistan’a gönderiliyor. MAKRO | Gıda Kültürü Emekçioğlu Grubu Papağan Kuruyemiş’in bünyesinde yer aldığı Emekçioğlu Grubu, tuz, gıda, kimya, taşımacılık ve makine üretimi sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Grup, özellikle sanayiye yönelik tuz üretiminde, Türkiye ihtiyacının %70’ini karşılayan lider bir kuruluş olarak öne çıkıyor. Emekçioğlu Grubu, bu konudaki liderliğini ve yönetim tecrübesini Papağan ile kuruyemiş sektörüne de taşımayı amaçlıyor. ve Tüketici Raporu Koordinasyon Merkezi tarafından Tüketiciyle Dost Altın Kalite Ödülü’ne layık görüldü. PAPAĞAN FİT Kuruyemiş sektöründeki yeniliklerin adresi olan Papağan Kuruyemiş, “FİT” ile formunu korumanın ve zinde kalmanın en lezzetli yolunu sunuyor. FİT’te, tamamen kurutulmuş meyveleri ve tamamen çiğ olan fıstıkları buluşturarak kuruyemiş sektöründe yeni bir kategori oluşturan Papağan, yine Türkiye’de ilk kez kuru yaban mersini, kivi ve kayısı ile çiğ badem, kaju, fındık ve yer fıstığını bir araya getiriyor. Papağan “FİT”, adı gibi fit olmayı önemseyen, sağlığını koruyan ve gün boyunca zinde kalmaya özen gösterenlere sesleniyor. Mucizevi yaban mersini ve C vitamini deposu kivi Kuruyemiște inovasyon ÇÖP POȘETİ Çevreci anlayışıyla öne çıkan Papağan Kuruyemiş, dünyada ve Türkiye’de bir ilke imza atarak, ay çekirdeği paketlerine çöp poşeti ekledi. Böylece çekirdeğin keyfine varırken, artık çevre kirliliği oluşmuyor. Bu çalışmasıyla kuruyemiş tüketimine işlevsel bir yenilik getiren Papağan Kuruyemiş, keyfi, tazeliği ve temizliği bir arada sunmuş oluyor. Modern ve hava almayan paketlerde ay çekirdekleri tazeliklerini koruyarak sunulurken, keyifle gerçekleşen tüketim sonrasında da kabuk kirliliği engelleniyor. Papağan Kuruyemiş, bu çalışmasıyla Tüketici Çevre Ödülü, Türk Standartları Enstitüsü 19. Altın Ambalaj Ödülü Faydaları nedeniyle özellikle Avrupa ve ABD’de yaygın olarak tüketilen yaban mersini, yoğun antioksidan içeriğiyle gözlere ve damar tıkanıklıklarına iyi geliyor. Çeşitli araştırmalarda özellikle görme konusunda, gece görüşünü arttırmaya yardımcı olduğu için pilotlara ve göz yorgunluğuna iyi geldiği için de bilgisayar önünde uzun saatler geçiren ofis çalışanlarına tavsiye ediliyor. FİT’te yer alan kivi ise yoğun C vitaminiyle öne çıkıyor. KEEPER Papağan Kuruyemiş, Türkiye’de yine bir ilke imza atarak, kuruyemiş paketlerine “keeper” ekledi. Paketli kuruyemiş alan tüketiciler, paketi açtıktan sonra içindekini bitiremeseler bile, ürün tazeliğini korumaya devam ediyor. Papağan Kuruyemiş paketlerine eklenen “keeper” adlı yapıştırıcılar, paket açıldıktan sonra da içindeki kuruyemişin havayla temasını en aza indirerek, taze kalmasını sağlıyor. Böylece keeper, ara verilmiş kuruyemiş keyfinin, daha sonra aynı tat ve tazelikle devam edilebilmesine imkan tanıyor. FRUTTY MİX Frutty Mix, aynı paket içinde kuru incir, kuru kayısı ve kuru üzüm, fındık ve yer fıstığının yanı sıra işlenmemiş yani çiğ halde kaju ve badem sunuyor. Bu zengin kuruyemiş karışımı, gün içi atıştırmalıkları için iyi bir alternatif oluşturuyor. Ayrıca formunu korumak isteyenlerin özen gösterdiği ara öğünler için de güzel ve lezzetli bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. PAPAĞAN KROKAN Yerfıstıklı, antepfıstıklı ve fındıklı çeşitleriyle Papağan Krokan, gün içinde enerji ihtiyacı hissedenlere çıtır çıtır, keyifli ve lezzetli bir alternatif sunuyor. Krokan kelimesi, Fransızca’da çıtır çıtır ya da gevrek gibi anlamları olan “croquant” kelimesinden geliyor. Şeker ve kuruyemişlerle hazırlanan ve tüm dünyada sevilerek tüketilen krokanlar, şimdi en güzel haliyle ve Papağan farkıyla tüketiciyle buluşuyor. Zindelik arayan ya da sadece keyifli bir atıştırmalık isteyenler için Papağan’ın krokan seçenekleri, tatlı birer çare olarak ideal bir seçenek oluşturuyor. Ma rt - N i s a n 2010 | 65 MAKRO | Beslenme Muz Kendinizi asabi, mutsuz ve güçsüz hissettiğiniz zaman bir muz yemelisiniz çünkü zengin kalsiyum ve magnezyum içeriğiyle muz bu şikayetlerin hepsi için birebir. Tam bir endorfin deposu olan muz, kokusuyla bile sizi rahatlatabilir. Yemek arası öğünlerinizde muz tüketerek sinirlerinizi güçlendirebilir, strese karşı savaşabilirsiniz. Yiyin ve gülümseyin İnsanoğlunun en önemli amaçlarından biri daha mutlu bir yaşam sürmek. Ancak günlük hayatımız içerisinde bizleri mutsuz eden pek çok durumla karşı karşıya kalıyoruz. Küçük bir tartışma, uzaktaki akrabalara duyulan özlem, sınavdan gelen kötü bir not ya da işyerinde kötü geçen bir gün… Unutmayın ki, doğru zamanda doğru gıdaları tüketerek moralinizi düzeltebilir, enerjinizi toplayabilirsiniz. Potasyum, likopen ya da serotonin barındıran bazı gıdaların zor durumlarda işe yaradığı, yapılan çeşitli araştırmalarla ortaya konuyor. İşte size, gülümseten lezzetler! 66 | M ar t - N isa n 2010 Makarna Makarna, çok ağır soslarla yenmediği zamanlarda tam bir enerji deposu. Hazmı çok kolay ve rahat olan makarnayı salatayla birlikte yiyebilirsiniz. Özellikle kötü bir günün sonunda bütün bir günü kafanıza takarak uykusuz kalmaktansa, patates, pilav, makarna gibi karbonhidratları tüketerek uykusuz kalmaktan kurtulabilirsiniz. Çünkü karbonhidratlar insanı dengeli bir hale getiren serotonin maddesinin daha çok salgılanmasını sağlar. MAKRO | Beslenme Endorfin: İnsan vücudunda ağrıyan dokularda ağrının azalması için beyin dokuları tarafından üretilen hormonlara verilen isimdir. Hormonun işlevi, ağrının şiddetini azaltmak ve vücuda daha az rahatsızlık vermesini sağlamak için sinirleri uyuşturmaktır. Seratonin: Bir nörotransmitter olan seratonin, vücudumuzda bulunan bir salgıdır. Keyif ve mutluluk verici olduğu bilinir. Likopen: Likopen, sebze ve meyvelerde doğal olarak bulunan karoten (carotenoid) ailesine ait bir pigmenttir. Antioksidon özelliği bulunur. Yapılan araştırmalar likopenin, stres düşmanı olduğunu gösteren bulgular içeriyor. Acı biber Acı besinlerin bizi mutlu ettiğini biliyor muydunuz? Pul biber, sivri biber gibi acı besinler yediğimiz zaman ağzımız yandığı için beynimiz mutluluk verici endorfinleri salgılamaya başlar. Bu yüzden de kendimizi çok daha iyi hissederiz. Siz de acı olaylar yaşadığınızda acı besinlere sarılın. Üzüm Faydalı şeker içeriği çok yüksek olan üzüm, güne başlarken size enerji vereceği için sabahları üzüm yemeyi tercih etmelisiniz. Üzümde bulunan ve direkt kana karışan şeker sayesinde enerji dolu bir gün geçireceksiniz. Zengin bir potasyum kaynağı olan taze üzüm, sindirim sorunları için de birebir. Fındık ve fıstık Bazı günlerde hiç sebep yokken yataktan sinirli bir şekilde uyanırız ve bütün bir günümüz böyle geçer. Çinko içeren gıdalar, bu kötü ruh halinin önüne geçebilir. Fındık, fıstık gibi 68 | M ar t - N isa n 2010 çinkolu gıdalar, bağışıklık sistemini dengeleyerek gün boyu zinde ve verimli olmanızı sağlar. Çilek Değerli bir C vitamini kaynağı olan çilek, çok iyi bir antioksidan olduğundan bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca çilek, salgı bezlerinin büyük kısmını çalıştırdığından vücuda gençlik ve kuvvet verir. Sakinleştirici bir etkisi olduğundan çilek, strese karşı da birebir. Turunçgiller Soğuk günlerde sağlığımızın kurtarıcıları olan turunçgiller, aynı zamanda zihinsel güç de veriyor. Gün içindeki performansımızı üst seviyeye çıkaran turunçgiller bedenimizi zinde tutuyor. Turunçgilleri sadece yemek ya da suyunu sıkarak içmek değil, ara sıra koklamak bile etkisini göstererek gülümsemenize yardımcı olabilir. Çikolata Canımız sıkkın olduğunda hemen çikolata ya da çikolata içeren bir şeyler yemek isteriz. Bunun sebebi, kakaonun içeriğinde bulunan keyif verici maddelerdir. Bu maddeler üzüntümüzü baskılayarak moral depolamamıza yardımcı olur. Moral verici bir besin olarak hepimizi mutlu eden çikolata sayesinde beynimizde serotonin dolaşmaya başlar. Balık Eğer kilolarla başınız dertteyse ve bu yüzden çikolatadan uzak durmak zorunda olduğunuzu düşünüyorsanız, bizim size önerimiz, balık tüketmeniz. Balıkta bulunan omega-3 yağ asitleri ve B12 vitamini, sizi sadece mutlu etmekle kalmaz aynı zamanda bu mutluluğun uzun süre devam etmesini sağlar. Ancak üzgün olduğunuz anlarda hemen balık yemek gibi bir şansınız olmayabilir. Bu durumda imdadınıza tarçın ve limon yetişecek. Bu gıdaların kokuları, çok faydalıdır. Soğuk günlerde, tarçınlı bir salep, moralinizi düzeltmeniz için size çok iyi gelecek. MAKRO | Sağlık CEP TELEFONLARI MİKROP SAÇIYOR Günlük yaşamımızın vazgeçilmez cihazlarından biri haline gelen cep telefonlarının birer mikrop yuvası olduğunu biliyor musunuz? Sağlığınızı tehdit eden cep telefonlarınızı, pek çok hastalığı kendinizden uzak tutmak için, temizlemeyi ihmal etmeyin. Son aylarda gündemimizden düşmeyen domuz gribiyle beraber hijyenin hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunu daha iyi anladık. Hepimiz ellerimizi eskisinden çok daha düzenli bir şekilde yıkıyoruz, yanımızda antibakteriyel ıslak mendil ve jel taşıyoruz. Ancak tabi ki bu önlemler yeterli olmayabiliyor. Örneğin, kullandığımız cep telefonları tam bir mikrop yuvası ve pek çok hastalığın da tetikçisi. Uzmanlar, cep telefonlarının, tıpkı klozet kapakları, kapı kolları gibi mikroorganizma yuvaları olduğunu söylüyor. Günlük hayatımızda elimizi dokundurduğumuz pek çok yerden aldığımız mikroorganizmalar, ellerimiz aracılığıyla cep telefonlarına geçiyor. Cep telefonları da belirli bir ısı yaydıkları ve sıcak oldukları için mikroorganizmaların rahatça üremelerine olanak veriyor. Uzun sözün kısası, cep telefonları mikropları ağza ve burna iten iyi bir yüzey olarak görev yapıyor. Bu nedenle, cep telefonlarınızı her gün 2 kez temizlemeniz çok önemli. Mikrobik hastalıklardan uzak kalmak için bu işlemi düzenli olarak gerçekleştirmek gerekiyor. Dezenfekte işlemini, aşındırıcı olmayan ıslak mendillerle ya da cep telefonları için üretilen dezenfektan mendillerle yapmak doğru olur. Araștırmalar ne söylüyor? Cep telefonlarınızı her gün 2 kez temizlemeniz çok önemli. Mikrobik hastalıklardan uzak kalmak için bu işlemi düzenli olarak gerçekleştirmek gerekiyor 70 | M ar t - N isa n 2010 Cep telefonları ve temizlik üzerine yapılan bir araştırma, hijyeni yeterince önemsemediğimizi gösteriyor. 266 tıp personeli ve öğrenci arasında yapılan bir araştırmaya göre, katılımcıların %98’i cep telefonu kullanıyor ancak bunların sadece %3’ü cep telefonlarını temizliyor. MAKRO | Beslenme Her yaşta, her zaman balık Sağlık reçetelerinin ve diyet listelerinin vazgeçilmezleri arasında olan balık, her yaştan insan tarafından bol bol tüketilmesi gereken besinlerin başında geliyor. Protein bakımından oldukça zengin olan balık, yumurta ve süt kadar değerli. Her 100 gram balıkta, yüzde 18 ila 20 oranlarında protein bulunuyor. Denizden babam çıksa yerim yiyenlerin, ileriki yaşlarda Balığın saymakla bitmeyen unutkanlık ve bunama gibi hafıza faydalarını her gün televizyonlarda problemleri yaşamadıklarını ortaya izliyor, gazetelerde okuyoruz. Öyle ki koyuyor. Gün içinde kullanılan balık eti, kemik gelişimi, göz sağlığı ve “Denizden babam çıksa yerim” deyimi, bağışıklık sisteminin gelişmesinde bu bakımdan çok doğru. önemli rol oynayan A vitamini, D Duyduğumuzda espri diye gülüp vitamini ve özellikle kanın geçtiğimiz veya “Abartıyorsun” diye akışkanlığında görevli K vitamini ve B tepki verdiğimiz bu deyim, aslında hiç grubu vitaminleri yönünden son de abartılı değil. Balığın besin derece zengin bir besin. değerleri göz önüne alındığında, Öte yandan Omega 3 herkesin denizden babası denildiğinde de çıksa yemesi gerekebilir. akla ilk olarak İçeriğinde İşte tüm bunlar göz önüne balık ve balık bol miktarda B, A ve D alındığında, herkesin yağı geliyor. vitamini bulunan balık, haftada en az 300 gram Araştırmalar, bol her yaştaki insan için çok balık tüketmesi gerekiyor. bol balık besleyici bir gıda 72 | M ar t - N isa n 2010 Balığın faydaları l İçerdiği koruyucu yağ asidi ile balık, kalp hastaları için önemli bir besin. Özellikle kalp hastalarının kırmızı ve beyaz etten daha fazla balık tüketmesi öneriliyor. l İçeriğinde bol miktarda B, A ve D vitamini bulunan balık, her yaştaki insan için çok besleyici bir gıda. l Balık, kolesterol açısından da fakir bir et türü. Bu açıdan kırmızı ve beyaz etten daha sağlıklı olan balığın, sağlıklı bir kalp için düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor. l Balıktan istenen faydanın sağlanabilmesi için pişirilmesine de dikkat edilmeli. Balığı ızgarada ya da fırında pişirmek daha sağlıklı. Yağda kızartıldığı zaman, kolesterol ve yağ oranı artıyor. Ton balığının özellikleri Ton balığı, haftada en az üç kez yendiğinde, içerdiği zengin omega 3 yağ asiti ile kolesterol seviyenizi dengeleyerek kalp hastalıkları riskini düşürüyor. Alzheimer, hipertansiyon, depresyon ve kanser ise, önlediği diğer hastalıklar. Örneğin öğle ya da akşam yemeğinde yiyeceğiniz ton balıklı bir sandviç ya da salata, hem enfes hem de çok sağlıklı bir tercih olacaktır. MAKRO | Beslenme Dardanel Ton’lu makarna salatası Malzemeler: 1 kutu Dardanel Ton, 1 paket makarna, 6-8 adet cherry domates, yarım demet taze soğan, 1 adet kırmızı biber, dilediğiniz kadar bezelye Hazırlanışı: Makarnayı suda, diri kalacak şekilde haşlayın. Haşlama işlemini bitirmeden 4 dakika önce bezelyeleri ekleyin. Makarnayı ve bezelyeleri süzüp büyükçe bir kabın içine alın ve soğumasını bekleyin. Bu arada, domates, biber ve taze soğanı istediğiniz büyüklükte doğrayıp aynı kaseye ekleyin. Üzerine Dardanel Ton’u da koyup hepsini birden karıştırın. Dardanel Ton ve domates soslu makarna Malzemeler: 2 kutu Dardanel Ton, 3 adet domates, yarım demet maydanoz, 1 adet kırmızı biber Hazırlanışı: Makarnayı tarifine uygun olarak pişirin. Makarna pişerken, bir sos tavasına yağ koyun. Yağa önce ince doğradığınız biberleri, daha sonra da kabuklarını soyup küp küp kestiğiniz domatesleri ekleyin. Domatesler suyunu salıp çektikten sonra ince kıyılmış maydanozları koyun ve çok az karıştırdıktan sonra tavayı ateşten alın. Diğer tarafta pişip süzdüğünüz makarnalarınızı tabaklara paylaştırın. Üzerine domatesli sosunuzu ve Dardanel Ton’u koyup servis edebilirsiniz. Dardanel Ton’lu ve mayonezli sandviç Malzemeler: 1 kutu Dardanel Ton, 3 kaşık mayonez, tost ekmeği, marul ve salatalık turşusu Hazırlanışı: Dardanel Ton’un kapağını açıp yağını süzün. Ardından mayonezle iyice karıştırın. Tost ekmeklerini tost makinesinde hafifçe kızartın. Ekmeklere mayonezli ton balığı karışımını sürün. Üzerine marul yaprakları ve turşu koyup servis edin. Dardanel Ton’lu pratik sandviç Malzemeler: 1 kutu Dardanel Ton, 3 kaşık mayonez, sandviç ekmeği, kaşar peyniri , domates Hazırlanışı: Dardanel Ton’un kapağını açıp yağını süzün. Ardından mayonezle iyice karıştırın. Sandviç ekmeklerine bu karışımdan sürün ve üzerine kaşar peynirini ve yuvarlak şekilde doğradığınız domatesi yerleştirin. Tost makinesinde hafifçe ısıtıp afiyetle yiyebilisiniz. Ma rt - N i s a n 2010 | 73 MAKRO | Röportaj Bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Cerrahpaşa Tıp Fakültesi KadınDoğum, Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapıyorum. 1991 yılından beri de kadın genital kanserleri konusunda çalışıyorum. Jinekolojik kanserlerde geç kalmamanın yolları! Rahim kanseri, rahim ağzı kanseri, yumurtalık ve tüp kanseri, dış genital bölge ve vajen kanseri… Kadınlarda görülen bu jinekolojik kanserlerin belirtilerini, risk faktörlerini, tanı ve korunma yollarını kısacası, geç kalmamak için bilinmesi gerekenleri, Jinekolojik Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Tugan Beşe’ye sorduk. 74 | M ar t - N isa n 2010 Jinekolojik Onkoloji ne demektir? Jinekolojik Onkoloji, kadın genital organ kanserlerinin teşhis ve cerrahi tedavisiyle ilgili çalışan bir üst ihtisas dalı. Kadın doğum uzmanları çoğu zaman genital kanserlerin cerrahi tedavisini yeteri kadar uygun bir şekilde yapamazlar. Kanser cerrahi tedavisi bu konuda uzmanlaşmış hekimler (Jinekolog Onkolog) tarafından yapılıyor. Türkiye’de Jinekolog Onkolog sayısı azdır. Prof. Dr. Tugan Beșe Yaklaşık 60 kadar jinekolojik kanser cerrahisi konusunda uzmanlaşmış hekim bulunuyor. Kadınlarda rastlanan jinekolojik kanserler hangileridir? Bu grup kanserler içinde, rahim kanseri, rahim ağzı kanseri, yumurtalık ve tüp kanseri, dış genital bölge ve vajen kanseri bulunur. MAKRO | Röportaj Hangi tip jinekolojik kanserde erken tanı mümkün olabilir? En kolay rahim ağzı kanserleri erken teşhis edilebilir. Rahim ağzı kanseri oluşmasının en büyük sebebi HPV (human papilloma virüs) adı verilen bir virüstür. HPV çoğu kez cinsel temas yoluyla bulaşır ve yaklaşık 100 alt tipi olan bir virüstür. Genellikle çok eşli bir cinsel yaşam süren kişilerde görülmektedir. Bazı alt tipleri genital bölgede kondilom (siğil) veya kanser öncesi hücre değişikliklerine neden olur. Erken dönemde tespit edilip tedavi Kadınlar, yılda bir kez mutlaka, jinekolojik muayene ve smear testi yaptırmalı. edilmezse, zaman içerisinde rahim ağzı (serviks) veya dış genital organ kanseri gelişebilir. HPV’den nasıl korunulur? Virüs bulaşmadan önce aşılama yapılabilirse 4 tip virüse karşı %100’e yakın koruma sağlanabilir. Virüs bulaştıktan sonra aşı veya ilaç tedavisi yoktur. Vücudun kendi bağışıklık sistemi yardımıyla, 2-3 yıl içinde virüs %80-90 ortadan kaldırılabilir. %10-20 ise vücutta uzun dönem kalıcı olabilir. Virus çoğu kez, çok eşli cinsel yaşamla ilişkili olduğundan tek eşli bir cinsel yaşam sürülmeli. Ayrıca HPV aşısının da yeri çok önemli. Aşı, 10 yaş ile 45 yaş aralığında kız çocuklarına ve kadınlara yapılabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları yapan virüs ve mikroplardan korunmak için ilişki sırasında prezervatif kullanılmalı. Rahim ağzında doku bozukluğu nasıl teşhis edilir? Rahim ağzında doku bozukluğu, kanser haline dönmeden teşhis edilebilir. Rahim ağzından alınan akıntı bir cama yayılarak, mikroskop altında incelenir (smear testi). Rahim ağzından dökülen hücrelerin normalliği ya da dökülen hücrelerde kanser öncesi değişikliklerin (atipik hücreler) mevcut olup olmadığı araştırılır. Smear testinin hastalığı yakalama oranı, %65-70’ler civarındadır. Her kadın, yılda 1 kez smear testi yaptırmalıdır. Alınan akıntıda HPV teşhisi de yapılabilir. Ayrıca kolposkop adı verilen bir çeşit mikroskop yardımıyla inceleme de çok yararlı bir yöntemdir. Bu yöntemde rahim ağzı (serviks), 8 ila 15 kat daha büyüterek incelenir. Çıplak gözle görülemeyen patolojik değişiklikleri tespit etmeye yarayan bu yöntem kullanılarak rahim ağzındaki kanser öncesi değişiklikler %85-90 oranında yakalanabilir. Ancak kolposkopi bulgularını yorumlaması 76 | M ar t - N isa n 2010 Jinekolojik kanserlerin gelișmesinde etken olan risk faktörleri Rahim kanseri için: l Geç yaşta menopoza girme l Şişmanlık l Polikistik over hastalığı l Rahim durmasına rağmen menopozda sadece östrojen ilacı kullanmak l Çocuk doğurmamak Rahim ağzı ve dış genital organ kanseri için: l HPV l Kadın veya kocasının çok eşli olması l Sigara içmek Yumurtalık kanseri için: l Ailede yumurtalık veya meme kanseri mevcudiyeti l BRCA I ve II gen hasarı l Çocuk sahibi olamamak için, hekimin bu konuda bilgi birikiminin olması gerekiyor. Genital organ kanserleri arasında en öldürücü olanı hangisidir? Çoğu kez geç dönemde teşhis edildiğinden tedavi başarı oranı en düşük olan yumurtalık kanseridir. Yumurtalık kanserlerinin %70’i, MAKRO | Röportaj Jinekolojik kanserlerden korunmak için her iki partnerin de tek eşli bir cinsel yaşam sürdürmeleri çok önemli. Ayrıca çocuk doğurmak, yumurtalık kanseri açısından koruyucu… hastalık karın içine yayıldıktan sonra teşhis edilebiliyor. Karında şişlik veya ele bir kitle gelmesi söz konusu olabilir. Yumurtalık kanserinin erken dönemde yakalanabilmesi için yılda iki kez rahim ve yumurtalıklar ultrasonografi cihazıyla incelenmelidir. Dolayısıyla yumurtalıklarda ortaya çıkabilecek tümoral bir yapı, çok daha küçükken yakalanabilir. Tabi bu muayeneler sırasında tüm genital organlar da inceleneceği için olası problemler daha olayın başındayken yakalanabilir. Yumurtalık kanseri olan bir hastada tedavinin başarısı neye bağlıdır? Erken tanı çok önemlidir. Yumurtalıkta bir kitle saptandığında ve bu kitlenin kanser olabilme olasılığı varsa, hastanın ameliyatında mutlaka jinekolog onkolog da hazır bulunmalı. 78 | M ar t - N isa n 2010 Yumurtalık kanseri olan bir hastada, hastalığın tedavisi için en önemli faktör, tümörlü dokuların tamamının çıkartılabilmesidir. Ameliyat sonrası karın içinde tümör dokusu kalmaması gerekir. Bunu başarmak için bütün şartlar zorlanmalıdır. Ameliyata rağmen karın içinde tümör kalan kişilerde, hastalığın tedavi başarısı düşmektedir. Rahim kanserinin belirtisi nedir? Kanama düzensizliği en önemli bulgudur. Aşırı veya düzensiz adet kanaması olan kişilerde rahim kanseri ekarte edilmelidir. Eğer kişi menopozda ise, kanama olmaz. Menopoza girmiş bir kişide kanama olursa hiç vakit geçirmeden doktora gitmelidir. Kanserli doku, kanama yapar. Kanama şikayeti, rahim kanserinin erken teşhis edilmesini sağlar. MAKRO | Gıda Kültürü Bir tutam baharat lezzet ve sağlık katar! Tıbbın temelinin doğal yollarla ve şifalı otlarla atıldığını göz önüne alırsak baharatların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Doğru şekilde ve doğru miktarda kullanıldığında birçok hastalığı engelleyen ve hatta tedavi eden baharatlar, yemeklerimize verdikleri tatla da önemli bir yere sahip. Hem ruhumuz hem de bedenimiz üzerinde etkili olan 10 baharatı sizler için bir araya getirdik. Karabiber Dünyada en çok kullanılan baharatlardan biri olan karabiber, ağacının meyvesi olan biber tohumunun olgunlaşmadan toplanıp kurutulmasıyla elde ediliyor. İştahı açan ve sindirim sisteminin daha iyi çalışmasını sağlayan karabiber, aynı zamanda sinirleri de kuvvetlendiriyor. Kekik Sabahları kahve veya çay yerine içeceğiniz bir bardak kekik çayı, kısa sürede etkisini göstererek sizi güne hazırlar. Midede rahatlama, zeka keskinliği ve genel bir rahatlık sağlayan kekik, stres ve uykusuzluk için de birebir. Üst solunum yolu hastalıklarında da etkisini hemen gösteren kekik, öksürük ve solunum yolu iltihapları için kullanılan çok faydalı bir baharat. Tarçın Baharatların tarihi, insanlık tarihi kadar eski. İlk olarak Uzak Doğu’da kullanıldığı varsayılan baharatlar, en eski çağlardan beri insanoğlunun hayatında önemli bir yere sahip. Yiyecek ve içeceklere tat katan, hastalıkları iyileştirmede önemli bir yere sahip olan baharatlar, güçlendiriyor, gevşetiyor ve mutluluk veriyor… Baharatlar, hem beden hem de ruh sağlığımız için çok önemli bir yere sahip. 80 | M ar t - N isa n 2010 Her derde deva olan tarçın, sütlü tatlılar, salep ve boza gibi içecekler söz konusu olduğunda ilk akla gelen baharat. Tarçının en önemli özelliği MAKRO | Gıda Kültürü vücut direncini arttırması ancak dediğimiz gibi, neredeyse her derde deva… Tarçın, şeker hastalığına ve romatizmaya karşı önleyici ve yorgunluğu giderici bir baharattır. Kan şekerini düşürmeye yardımcı olduğu gibi, gerginliği alır ve sakinleştirici etki yapar. Kırmızı biber Et yemeklerinde ve soslarda bolca kullandığımız kırmızı biber, içeriğinde bulunan “kapsaisin” maddesi sayesinde, beynimizin, mutluluk veren endorfini salgılamasını sağlıyor. Özellikle ruhumuzu sıkan kış günlerinde kırmızı biberin değeri daha da çok anlaşılıyor. Kan dolaşımını da uyaran kırmızı biber, kanın yüzeysel bölgelere daha kolay ulaşmasını sağlıyor. Kimyon Akdeniz bölgesinde tarih öncesinden beri yetişen bir bitki olan kimyon, Fas, Mısır ve Suriye’nin yanı sıra Hindistan, Meksika, Kuzey Amerika ve Şili’de yetiştiriliyor. İştah açan ve sindirimi kolaylaştıran kimyon, mide ve bağırsaklardaki gazı söktürücü bir özelliğe sahip. İdrar söktürücü ve terletici olarak kullanılan bu baharat, kan şekerini düşürücü etki de yapıyor. Defne İnsanoğlu en eski çağlardan beri defneyi sevmiş ve pek çok alanda defneden faydalanmıştır. Çok hoş bir 82 | M ar t - N isa n 2010 Baharat, bitkilerin çoğunlukla yaprak, tohum gibi kısımlarının kurutulması, toz haline getirilmesi, ufalanması veya benzeri kimi işlemlerden geçirilmesiyle elde edilen yemek tatlandırıcılarının genel adıdır. kokusu olan defne, özellikle et yemeklerinde çok tercih edilir. Soğuk algınlığı sebebiyle meydana gelen kırgınlık ve bazı romatizma ağrılarına faydalı olan defne, ağız kokuları için de birebirdir. Sadece baharat olarak değil sabun olarak da çok faydalıdır. Defne sabunu mikrop öldürücü özelliğinden dolayı cilt mantarlarında, saç dökülmesini yavaşlatmada kullanılır. yetişen ve kullanılan bir baharattır. İyi bir sindirim için yemeklerden sonra bir fincan nane çayı alınması önerilir. Birkaç damlasıyla bronşitli hastalarda göğse, farenjitli hastalarda boğaza ve sinüzitli hastalarda sinüslerin üstüne yapılacak nane yağı masajı çok etkili olur. Nane aynı zamanda, mide bulantılarını kesici ve koku verici olarak kullanılır. Karanfil Kișniș Güzel kokusundan dolayı yemeklerden sonra ağzımıza attığımız karanfilin ne kadar faydalı olduğunu biliyor musunuz? Karanfil sadece ağız kokularını gidermekle kalmaz, içeriğindeki “eugenol” maddesi sayesinde hafif şiddetli diş ve diş eti ağrılarına da iyi gelir. Hazmı kolaylaştıran karanfil, aynı zamanda zihni ve bedensel yorgunlukların giderilmesinde de kullanılır. Eski Mısır papirüsleri, Çince ve Sanskritçe metinlerde sağlığa yararlı etkilerinden övgüyle söz edilen kişniş, sinirleri yatıştırmasıyla ön plana çıkıyor. Kişniş tohumları içerdiği yağlarla mideyi uyarıyor; iştahı açıyor, sindirimi kolaylaştırıyor ve hazımsızlığa iyi geliyor. Aynı nedenden dolayı mide ve bağırsaklardaki gazı söktürüyor. Nane En çok tatlı sosları aromatize etmek için kullanılan vanilya çubukları, baştan çıkartan bir aromaya sahiptir. Sinir bozukluğuna iyi gelen vanilya, bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve hazmı kolaylaştırmasıyla da mucizevi bir baharat. Mide ve sinir sistemini uyaran vanilya, ruhsal bunalım durumlarında da oldukça faydalıdır. İçeriğinde pek çok uçucu yağ ihtiva eden nane, dünyanın pek çok yerinde Vanilya MAKRO | Röportaj hijyenik şartlarda, kaliteden hiç taviz vermeden üretmeye başladık. 2001 yılında, 5 kişiyle çalışan tesisimizde, şu anda 110 kişiyle üretime devam ediyoruz. Helva, lokum, reçel, akide şekeri, pişmaniye ve saray helvasından oluşan ürün portföyümüz, Türkiye’nin birçok ilindeki seçkin marketlerinde tüketicileriyle buluşuyor. “Önce tat sonra anlat” sloganıyla hizmet veriyoruz. SATILMIȘ ÇATAK ÖNCE TAT, SONRA ANLAT Helva, lokum, reçel, akide şekeri, pişmaniye ve saray helvası denince akla gelen ilk markalardan biri, Uzungil Şekerleme. Ülkemiz insanının sağlığı ve damak tadı için çok önemli bir yeri olan bu ürünlerin üretim sürecini ve faydalarını, Uzungil Şekerleme ve Gıda Sanayi Limited Şirketi Genel Müdürü Satılmış Çatak’tan dinledik. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? 1956 yılında Çankırı’da doğdum. 1986 yılından beri, gıda sektöründe hizmet veriyorum. İlk olarak Türk Henkel A.Ş’nin (Turyağ) nakliyeciliğini yaparak ticarete başladım. Daha sonra Turyağ A.Ş’nin toptan satışını ve distribütörlüğünü yaptım. 1992 yılında, Ankara’da Nazar Süpermarketleri’ni kurdum ve 20 şubeye kadar çıkardım. 2001 yılında ise bu marketleri sattım. Uzungil ne zaman ve nerde kuruldu? Kuruluş ve gelişme hikayesini anlatabilir misiniz? 2001 yılında, 1966 yılında kurulmuş olan, Ankara ilinin en eski 84 | M ar t - N isa n 2010 yerel firması Uzungil Şekerleme Gıda Sanayi Limited Şirketi’ni satın alarak helva, lokum ve şekerleme sektörüne girdim. Satın aldıktan sonra, üretim tesislerimizi İvedik Organize Sanayi Bölgesi’ne kurup ürünlerimizi Uzungil olarak pek çok farklı çeşitte ürün üretiyorsunuz. Üretimde dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir? Uzungil Şekerleme olarak, lider bir markayız. Bunun bilincinde olduğumuz için, başladığımız günden beri kaliteden hiç bir şekilde ödün vermeden, müşteri memnuniyetini ön planda tutarak, hijyenik şartlarda deneyimli, uzman ve yetişmiş kadromuzla, sağlıklı, kaliteli ve güvenilir ürünler üretmeye devam ediyoruz. ISO9001:2008 kalite yönetim belgesine sahip olan firmamız, son MAKRO | Röportaj Helvanın faydaları l Helva, besin değeri çok yüksek olan bir gıda. Bu bakımdan da çok sağlıklı ve besleyici olduğunu söylemek mümkün. Özellikle sporculara, büyüme çağındaki çocuklara, gün içince çok enerji harcayanlara, emziren hanımlara tavsiye edilen helva, tüketimi çok pratik, tok tutan, lezzetli ve doğal bir yiyecek. Ayrıca kaliteli bir helvanın, mide rahatsızlıklarına iyi geldiği de bilinen bir gerçek. l Helva yüksek enerji değerinin yanında, protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından da oldukça yüksek değerlere sahip. "B" grubu vitaminler bakımından da oldukça zengin olan helva özellikle sıcak ekmeğin arasına konduğunda, nefis bir katık oluşturur. Tahin, hücreleri yeniler l Tahinin hammaddesi olan susam, çok önemli bir besin maddesidir. Susamda yüzde 45 protein, yüzde 55 yağ vardır. l Gençlik kaynağıdır. Özelliği ise hücreleri yenilemesi ve yaraları kapamasıdır. l Tahinde bol miktarda lesitin (E vitamini) bulunur. C ve B vitaminleri de boldur. l Tahin, hafif laksatif ve idrar söktürücüdür. l İki çorba kaşığı tahinde, yaklaşık yarım kilo biftekteki kadar protein vardır. teknoloji makinelerle üretim yapıyor. Her geçen gün rekabetin arttığı bu ortamda, gıda sektörünün gelişmesine paralel olarak, biz de kendimizi ve personelimizi her şartta piyasaya adapte edebilmek ve yeni ürünler geliştirebilmek için gerekli bütün eğitimleri alıyoruz. Uzungil Helva’nın ülkemiz helva kültürüne katkısından bahsedebilir misiniz? Ülkemizde helva kültürü çok eskilere dayanır. Susamdan tahin olur. Tahin, şeker ve çöğen suyuyla pişirilir, karıştırılır ve ortaya çok besleyici ve mide dostu bir ürün olan helva çıkar. Biz helva kültürünü yeni nesillere de öğretmek için tattırım elemanlarımızla bütün marketlerde tattırımlar yaparak anlatıp eğitim veriyoruz. Uzungil Lokumları, dünyada herkesin birbirine hediye olarak götürdüğü ürünlerdendir. Pekmezimiz, kan düşüklüğü olanlara, öksürük şikayeti olanlara tavsiye edilen bir üründür. Reçellerimiz, ev yapımı tadında, çok beğenilen, güvenli ve kaliteli bir ürün grubudur. Kısaca Uzungil Şekerleme’nin bütün ürünleri, kaliteli ve hijyenik şartlarda üretilip “Önce Tat, Sonra Anlat” sloganı eşliğinde Türk damak tadının vazgeçilmez kalitesiyle Türk ve dünya insanlarına armağanıdır. Ma rt - N i s a n 2010 | 85 MAKRO | Psikoloji Önce kendinizi sevin! Hiçbir insan kusursuz değildir. Hiç birimiz değiliz… O yüzden öncelikle kusursuz bir insan olmaya çalışmayın ve kendinizi kusurlarınızla sevin. Başkalarına kendinizi sevdirmek için fedakarlık yapmak zorunda değilsiniz. Her insanın ve tabi ki kendinizin de Zihinsel mutluluğun ipuçları “Bana mutluluğun resmini çizebilir misin?” Hepimiz Nazım Hikmet’in yakın arkadaşı Abidin Dino’ya söylediği bu sözleri biliriz. Konu mutluluk gibi soyut ve herkes için değişik anlamları olan bir kavram olunca, tanımlama ve tarif yapmak zorlaşıyor. Ancak mutluluk denilen o duyguya hepimizin ihtiyacı var. Mutlu olmak için öncelikle zihnimizi mutlu etmemiz gerekiyor. İşte size kendi zihinsel mutluluğunuzu sağlamanız için küçük ipuçları… 86 | M ar t - N isa n 2010 çok değerli olduğunu bilin ve kendinizi sevin. Kendinizi o kadar çok sevin ki, başkalarının sevgisine muhtaç olmayın. Küçük yaşlarda, kendi dünyamızda yaşarken mutluluk çok kolaydır ancak büyüdükçe ve diğer insanlarla olan iletişim arttıkça mutlu olmak daha zor bir hal almaya başlar. Yapılan eleştiriler ve hayatla ilgili problemler arkası alınamaz bir şekilde artar. Önemli olan, her kişilik durumunda olması gerektiği gibi bu durumda da bir dengeyi yakalayabilmektir. Herhangi bir sorun, eleştiri ya da teklif karşısında kesinlikle yetersizlik duygusu yaşamayın. Çünkü söz konusu olan, duygular ve daha da önemlisi mutluluk olunca, başarı veya başarısızlık diye bir şey yoktur. Akraba ve arkadașlık ilișkilerinin önemi İnsan, sosyal bir varlıktır. Ailemiz, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla olan bağlarımız bizi hayata bağlar. Ailenizle ettiğimiz bir sabah kahvaltısı, arkadaşlarınızla yediğimiz bir akşam yemeği ya da kuzeninizle izlediğimiz bir filmin sizi ne kadar MAKRO | Psikoloji mutlu ettiğini düşünün. Aslında mutlu olmak, bizim elimizde ve çok kolay. Onun için arkadaşlıklarınıza yeterli değeri verin ve akraba ve ailenizle bağlarınızı asla koparmayın. En azından bayram ve yıldönümleri gibi özel günlerinizi onlarla geçirin. Her şeye rağmen mutsuz olduğunuz, işlerin en kötü gittiği zamanlarda, onların sizin yanınızda olacağını hatırlayın. Kendinize zaman ayırın Uzmanlar bir günü 3 parçaya bölmek gerektiğini söylüyor: Uyku, çalışma ve kendi seçtiğiniz ve zevk aldığınız faaliyetler. Sizi mutlu edecek hobiler edinmeye çalışın. Her insanın kendine ayırdığı vakitlerde yapmaktan zevk aldığı çeşitli faaliyetler vardır. Sinema, bulmaca, spor, sanat ya da sergi gezmeleri… Bir hobi edinmek, hem zihninizi açarak hayata farklı bir gözle bakmanızı sağlar hem de sizi hayatın sıkıntılarından bir nebze de olsa uzaklaştırır. Mutlaka kendinize uygun bir hobi edinin ve bunu geliştirmeye çalışın. Ayrıca okumayı asla unutmayın. Okumak sadece birikim sahibi olmanız için değil, zihinsel faaliyetlerinizi geliştirmeniz için de çok önemli bir unsurdur. İnsanın okuyarak edindiği bilgi birikimi ve mutluluk hissi hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Herkesin doğrusu kendine… Sizin için doğru olan düşüncelerin ya da davranışların başkaları için doğru olmayacağını kabullenin. İnsanı mutsuz eden en büyük sorunlar, başkalarıyla olan ilişkilerinde ortaya 88 | M ar t - N isa n 2010 Uzmanına sorduk! Dünya çapında uygulanan birçok dönüşüm metodunu Türkiye’ye ilk defa getiren Nefes Terapisti Nevşah Fidan ismi, yıllardır nefes teknikleri ve transformal nefes kurslarıyla anılıyor. Nevşah Fidan, nefes alış biçimimizin yaşamımızı etkilediğini ve hatta yönlendirdiğini söylüyor. Nasıl nefes almak gerekiyor? Açık nefes almak gerekiyor. Açık nefes, diyafram kasının doğal bir şekilde çalışmasıdır. Diyaframla yapılan nefes egzersizlerinden söz etmiyorum. O da doğal bir durum değil çünkü. Söylediğim doğallık, kişinin hiç farkında olmadan aldığı nefes… Doğal bir nefes, okyanustaki yumuşak bir dalga gibi diyaframdan başlayarak, yukarılara kadar devam ediyor. Bu doğallığın dışında ne fazladan diyaframla nefes almak doğru, ne de brüt nefes doğru. İnsanlar doğal nefes aldıklarında bütün vücudu oksijen ve enzim aldığından, tüm organları sağlıklı çalışıyor. Biz de doğal nefesi bozulan insanları çalışmalarımızla tedavi ediyoruz. Peki, kişinin doğal nefes alıp almadığını fark etmesi mümkün mü? Kendisinin fark etmesi pek mümkün değil. Şöyle fark etmek mümkün olabilir: Nasıl nefes alıyorsan öyle bir hayat yaşıyorsun. Dolayısıyla hayatınızda ciddi problemler varsa, anlayın ki nefesinizde de bir sorun var. “Transformal Nefes Tedavisi” gerek fiziksel gerekse ruhsal hastalıkları iyileştiren bir yöntem. Peki, travmaların yaşanmasına doğal nefes nasıl engel olabiliyor? Mesela bir teyp düşünün. Ne zaman sistemin içinde bir arıza olursa, o zaman teyp kötü ses vermeye başlıyor. Aynı şey insanlar için de geçerli. İnsanı da Allah mükemmel bir sistemle yarattı. Çocuklara baktığınızda bunu çok iyi anlıyorsunuz. Hiçbir sorunları yok. Her şeye pozitif bakıyorlar; tam anlamıyla mutlular… Bu sistemin nasıl bozulabildiğini araştıran bilim adamları, en sonunda sorunun nefesten kaynaklandığını buluyorlar. Tabi ki düşünce de nefesi çok etkiliyor. Kötü bir düşünce, nefesi bozabiliyor. Ne zamanki bozuk bir nefes üzerinde çalışmaya başlıyoruz, kişinin hem nefesi değişiyor hem de düşünceleri… İşte o zaman müthiş bir dönüşüm yaşanıyor. MAKRO | Psikoloji İnsan, sosyal bir varlıktır. Ailemiz, akrabalarımız ve arkadaşlarımızla olan bağlarımız bizi hayata bağlar. Ailenizle ettiğimiz bir sabah kahvaltısı, arkadaşlarınızla yediğimiz bir akşam yemeği ya da kuzeninizle izlediğimiz bir filmin sizi ne kadar mutlu ettiğini düşünün. çıkar. Çevrenizdeki insanların hareket ve davranışlarını denetlemek, hem sizi hem de etrafınızdaki insanları mutsuz eder ve onları sizden uzaklaştırır. Ayrıca hiç kimsenin dillendirmediğiniz bir şeyi anlamasını beklemeyin. Kimse sizin aklınızdan geçenleri bilmek ya da söylemeye çalışıp ima ettiğiniz şeyleri anlamak zorunda değil. İletişim kurarken olabildiğince açık ve ön yargısız olmak, mutluluğun temel taşlarından biridir. Karşınızdaki insanlara içinizden geldiği gibi davranın. Unutmayın ki, onlar sizin yaşamınızda sizin izin verdiğiniz 90 | M ar t - N isa n 2010 oranda var olabilirler. Kimseyi değiştirmeye ya da denetlemeye kalkmayın. Bu durumda birilerinin de size aynı hareketlerde bulunması olasılığı çok yüksek. çeşitli nefes egzersizleri yaparak daha mutlu bir yaşam sürebilirsiniz. Nefes, öfke, kaygı gibi sıkıntıya yol açan problemlerin çözümünde önemli bir rol oynuyor. Nefesinizi kontrol edin! Zihinsel mutluluk için… Çok gergin ve kaygılı olduğunuz zamanlar için nefesinizi kontrol etmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Doğru nefes almayı öğrenmek çok önemli bir kavram. Nefes yüzyıllardır bir tedavi aracı olarak kullanılıyor. Doğru nefes alma yöntemleriyle, pek çok hastalık tedavi edilebildiği gibi zihinsel açıklık da sağlanıyor. O yüzden her gün l Mükemmeli değil elinizden geleni yapın. Zaten sizin için mükemmel olan bir başkası için mükemmel olmayabilir. l Sıkıntılarınıza yeni sıkıntılar eklemektense, kendinizinkilerle birlikte başkalarının sıkıntılarını da gidermeye çalışın. l Sizi aşan konularda mutlaka bir uzmandan danışmanlık alın. Her şeyi bilemezsiniz ve çözemezsiniz. Evliliğinizle, çocuklarınızla ya da işinizle ilgili büyük problemlerinizi bir uzmanla görüşmek çok iyi sonuçlar verecektir. l Doğayla iç içe olmaya çalışın. Evinize yakın bir parkta ya da ormanlık alanda yürüyüşler yapmanız size çok iyi gelecektir. MAKRO | Röportaj Pastatürk hakkında bilgi verebilir misiniz? Ben, unlu mamuller sektöründe 20 yılı aşkın süredir profesyonel yöneticilik yapıyorum. Gıda Mühendisi arkadaşım Sinem Bağcıoğlu ile birlikte, büyük özveri ve ideallerle, 2005 yılı Ağustos ayında Pastatürk’ü kurduk. Merkezi imalat ile yapılan ürünlerin frigofrik Lezzet Pastatürk’te Pastatürk, Makromarket’te Makromarket’in birbirinden lezzetli ve taze pastalarını üreten Pastatürk, kalitesi ve zengin çeşidiyle Makromarket müşterilerini her zaman memnun ediyor. Pastatürk’ün kurucularından Bülent Türkmenoğlu ile Pastatürk’ün kuruluşu, ürün çeşitleri ve üretime verdikleri önem üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. 92 | M ar t - N isa n 2010 araçlarla satış noktalarına sevkiyatıyla, kaliteden taviz vermeden, maliyetleri kontrol altına alıp en kaliteli ürünü en uygun fiyata tüketicilere ulaştırmayı ilke edindik. Görüntünün bir kez satacağını, buna karşın lezzetin devamlılık yapacağını düşünerek “Lezzette Çizgi Ötesi”ni sloganımız olarak seçtik. Firmamız genç bir firma olmasına karşın, tecrübemizle, dünyada kullanılan tüm yenilikleri yakından takip edip teknoloji ve hammaddeleri üretim aşamalarımızda kullanıyoruz. Pasta üretiminde nelere dikkat ediyorsunuz? Biz, alt katta pasta üretip üst kattaki dolaba pasta dizmiyoruz. Bizim sistemimiz, satış grafikleri paralelinde belirlenen miktarlarda seri üretim yapıp Ankara’daki 74 Makromarket mağazasına (Kırıkkale ve Polatlı dahil) sevkiyat planlaması yapıyoruz. Bunun için de her şeyin planlı programlı yürütülmesi gerekiyor. Kullanılan hammaddede, piyasa tanınırlığı yüksek, dünya pazarında kabul görmüş ürünlerin miks’leri kullanılıyor. Yumurta tüketimimizse pastörize yumurtadır. Bu modelle standardizasyon sağlanmaktadır. Zira tüketici, bütün şubelerde aynı standartta ürünü bulmak istiyor. Reçetelerimizde bize has değerler sıkı bir şekilde denetlenerek kullandırılıyor. İmalat aşamaları, gıda mühendisimiz ve kapalı devre kamera sistemiyle sürekli denetleniyor. Ürünleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Ürün portföyümüzde, yaş pasta, kuru pasta, adet pastalar, şekerpare, tulumba ve halka tatlısı bulunuyor. Tatlılarımız, piyasada her yerde satılan klasik tatlılardır. Ama Pastatürk’ün tulumbasında, kilo başına 0,850 gram pastörize yumurta ve sadece ayçiçek yağı kullanılıyor. Ayçiçek yağı, ömrünü tamamladığında toplanıp Çevre Bakanlığı’nın onayladığı firmalara bedelsiz olarak teslim ediliyor. Kesinlikle yanık yağ kullanılmıyor. Şekerparemizin reçetesi ise, çok özel ve bizim lezzetimiz; hafifliğimiz tüketiciden takdir alıyor. Yaş pastalarımızda kekteki yumuşaklık, krema ve şantideki hafiflik ön plana çıkıyor ve bizim pastamızı yiyen ikinci dilimi istiyor. BÜLENT TÜRKMENOĞLU Pasta severlere satın aldıkları pastaları nasıl saklamaları gerektiği konusunda bilgi verebilir misiniz? Soğuk zincirin kırılmaması, en önem verilmesi gereken konudur. Zira pastanın içinde süt türevleri krema ve şanti var. Bu yüzden, mağazada, alışverişin sonunda yaş pastanın alınması gerekir. Pastanın 0-4 derece arasında muhafazası gereklidir. Özellikle yaz aylarında pastanın en kısa sürede, uygun ısı derecelerinde korunması gerekir. Makromarket’ten alınan bir pasta, uygun derecelerde muhafaza edilmesi şartıyla 3-4 gün tazeliğini korur. Pasta ekşimesi konusunda tüketicilerimizin bilmesi gerekenler, pasta, soğuk zincir kırıldığında ekşime yapar ve bu da üç nedenden olur: 1İmalat hatası. 2- Mağaza dolabı arızalanmıştır. 3- Tüketici soğuk zinciri kırmıştır. Bunu değerlendirirsek, imalatta hazırlanan bir parti kremadan 30-40 pasta yapılıyor ve hata varsa bu pastaların hepsi ekşiyor. Mağaza dolabı arızalanırsa, dolaptaki tüm pastalar ekşiyor. Eğer bir tüketicimiz “pasta ekşi” diyerek getiriyorsa, yorumu tüketicilere bırakıyoruz. İnsanların pasta seçimi neye göre değişiklik gösterebiliyor? Bizim tüketicilerimizin ilk tercihi, çikolatalı pastalar. Beyaz ve meyveli pastalar, özellikle yaz aylarında tercih ediliyor. Satışımızın %90’ı çikolatalı çeşitlerdir. Bundan hareket ederek, bizim pastalarımızda bir katta mutlaka damla çikolata kullanılıyor. Buradan tüm yaş pasta severleri ve sevmeyenleri, lezzetimizi tatmaya davet ediyoruz. Zira biz pasta tüketicisinin tercihlerini değiştirmeye adayız. Makromarket mağazalarında satılan tüm pastaları siz yapıyorsunuz? Makromarket hakkında neler düşünüyorsunuz? Biz Makromarket’e ürün üretmek için kurulduk ve kurulduğumuz günden bu yana sadece Makromarket’e hizmet veriyoruz. Makromarket Türkiye’nin gururudur. Almış olduğu Anadolu’nun Yerli Markası ünvanı ve tüketici ödülleriyle bunu kanıtlıyor. Bu kriz ortamında da göstermiş olduğu kriz yönetimi ile cesur ve emin adımlarla büyümeye devam ediyor. Her vilayetimizin tüketicilerinin Makromarket’ten mahrum olmaması dileğiyle, başarılarının devamını diliyoruz. Sonuç olarak biz Türk insanının kaliteye layık olduğunu ve bu kaliteyi en uygun fiyata alması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için de “Lezzette çizgi ötesi”ni “Hizmette çizgi ötesi” ile bütünleştirip memnun müşteriler oluşturuyoruz. Lezzet Pastatürk’te, Pastatürk Makromarket’te. Ma rt - N i s a n 2010 | 93 MAKRO | Çocuk Sağlığı Otizm nedir? Otizm, doğuştan gelen ve yaşamın ilk üç yılında belirtileri gözlenen bir gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bozukluk olarak tanımlanıyor. Başta ABD ve Avustralya olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütülen yaygınlık araştırmalarına göre otizm, her 150 çocuktan birini etkiliyor. Ülkemizde bu konuda etkin olarak çalışmalar gerçekleştiren Tohum Otizm Vakfı’ndan Kurucu Başkan Yardımcısı Aylin Sezgin’le bir röportaj yaptık ve otizm hakkında bilmeniz gereken her şeyi sorduk. 94 | M ar t - N isa n 2010 Tohum Otizm Vakfı hakkında bilgi verebilir misiniz? Tohum Otizm Vakfı, otizmli çocukların erken tanı ve tedavisinde eğitimle topluma kazandırılabilmeleri, bu çocukların ve ailelerin eğitim ve sağlık hizmetlerinden tam olarak faydalanabilmeleri ve bu hizmetlerin iyileştirilmesi, yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla 15 Nisan 2003 tarihinde kar amacı gütmeyen sağlık ve eğitim vakfı olarak kuruldu. Diğer vakıflardan ayrıldığı en büyük nokta, devletin yaptığı eğitim ve sağlık hizmetlerini desteklemesi. Türkiye’de bu konuda kurulmuş daha birçok vakıf var ama onlar kendi çocuklarına eğitim olanağı sağlamak amacıyla ebeveynlerin oluşturduğu dernek ve vakıflar. Biz daha kapsamlı bir vakıf kurduk. Vakıf, 26 kurucunun destekleriyle kuruldu. Amaçlarımız doğrultusunda Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile çok yönlü çalışmalarımız bulunuyor. Tohum Otizm Vakfı’nın kuruluş aşamasında yaptığınız çalışmalar ya da araştırmalar nelerdir? Türkiye’deki durumu tespit edebilmek için alandaki uzmanlarla MAKRO | Çocuk Sağlığı okullu olmasını hedefleyen “Herkes İçin Eğitim” projesi kapsamında tamamlanan belgesel, kar amacı gütmeyen, tamamen kişi ve kurumların desteği ile TV, DVD, sinema, panel ve benzeri alanlarda kamuoyuyla paylaşılacak. uzun süren görüşmelerimiz oldu. Durum tespitinin ardından yurt dışı gezilerimizi yaparak bu yöndeki çalışmaları takip ettik ve ülkemizde uygulanması için kararlar aldık. Bu araştırmaların temelleri tamamen bilimsel dayanaklı olmalarıdır. Vakıfın resmi kuruluş aşamasında yazılması gereken vakıf senedimizi yazmamız, yaklaşık 1 yıl sürdü. Vakfın genel çalışmaları neler? Tohum Otizm Vakfı kurulduğu günden beri üç kolda çalışmalarını devam ettiriyor. İlk günden beri bir model okul olmayı hedeflemiştik. Otizmin eğitiminin içerik ve uygulama açısından doğru bir örneğini Türkiye’ye getirebilmek ve bu okul vasıtasıyla öğretmenlere, öğrencilere ve ülkemize bu konuda önemli bir müfredatı kazandırmak amacıyla kurulduk. Bu amacımızı gerçekleştirdik. PCDI (Princeton Çocuk Geliştirme Enstitüsü) gibi ABD’nin otizm konusunda en ileri ve en bilimsel okullarından birisinin uzmanlığıyla bugün Şişli’deki okulumuzda Özel Tohum Vakfı Eğitim Okulu’nu kurduk. Tamamen ABD’deki sistemle çocuklarımıza eğitim veriyoruz. Birinci amacımız buydu. İkinci amacımız Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’yla 96 | M ar t - N isa n 2010 birlikte hizmetlerin iyileştirilmesi için çalışmalar yapmaktı. Bu konuda da bir hayli yol aldık. Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte 1800 devlet öğretmenine hizmet içi eğitim verdik. Sağlık Bakanlığı’yla birlikte anneçocuk sağlığı merkezlerinde 46 bin çocuk taradık. 1250 sağlık personeline otizm taraması konusunda eğitimler verdik. Tohum Otizm Vakfı olarak uluslararası çalışmalarda da yer alıyoruz. UNESCO tarafından hazırlanan “A World For Inclusion” belgeselinin tamamlanmasında işbirliği yaptık. UNESCO’nun 2015 yılında, dünyadaki tüm çocukların Bir insan çocuğunun otizmli olduğunu nasıl fark eder? Nelere dikkat etmelidir? Genç anne-babaların dikkat edebilecekleri şeyler var. Eğer çocuk başkalarıyla göz teması kurmuyorsa, ismi söylediğinde duymuyor ve orada değilmiş gibi davranıyorsa, söyleneni işitmiyor gibiyse, bir nesneye uzun uzun ve dalgın bakıyorsa, oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa, konuşmada akranlarının gerisindeyse veya garip konuşuyorsa, sallanıp çırpınıyorsa, günlük yaşamdaki değişikliklere aşırı tepki gösteriyorsa, bu çocuğu otizm konusunda değerlendirmekte fayda olabilir. Bu durumda anne-babaların bir çocuk psikiyatristine gitmelerinde fayda var. Otizm nedir, yaygınlığı hakkında bilgi verebilir misiniz? Otizm doğuştan gelen ve yaşamın ilk üç yılında belirtileri gözlenen bir MAKRO | Çocuk Sağlığı gelişimsel yetersizlik ve nörolojik bozukluktur. Başta ABD ve Avustralya olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde yürütülen yaygınlık araştırmalarına göre otizm her 150 çocuktan birini etkiliyor. Ülkemizde de yaygınlığın benzer düzeylerde olduğu tahmin ediliyor. Bu oran, otizmin çocuklarda rastlanan en yaygın nörolojik bozukluk olduğunu gösteriyor. Otizmin genetik olduğu yönünde güçlü bulgular var; ancak, otizmden sorumlu olan genler henüz netleştirilmiş değil. Ayrıca, genetiğin yanı sıra bazı çevresel tetikleyicilerden de kuşkulanılıyor. Otizmli çocukların davranıș özellikleri nelerdir? Burada erken belirtilerden bahsetmek en doğrusu olacaktır. Her otizmli çocuğun gösterdiği davranışlar farklıdır. l Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa, l İsmini söylediğinizde bakmıyorsa, l Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa, l Parmağıyla istediği şeyi göstermiyorsa, l Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa, l Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa, l Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa, l Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa, l Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa, l Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa, l Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa, l Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa, l Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa, otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir. 98 | M ar t - N isa n 2010 Aile çocuğunun otizmli olduğundan şüpheleniyorsa, teşhis için nereye başvurmalı? Eğer çocuğunuzda otizm olabileceğinden kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda, hiç vakit kaybetmeden bu kuşkunuzla ilgili olarak uzman görüşü almalısınız. Bu amaçla doğrudan çocuk ruh hastalıkları uzmanına ya da çocuk nöroloğuna başvurabileceğiniz gibi, önce çocuğunuzun doktoruna ya da sağlık ocağında çalışan sağlık personeline de danışabilirsiniz. Çocuğunuzun gelişimini takip eden çocuk doktoruna, Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlama Merkezlerinde ya da sağlık ocaklarında görev yapan aile hekimlerine, hemşirelere ve ebelere, çocuğunuzda fark ettiğiniz sorunları ve neden otizmden kuşkulandığınızı anlatabilirsiniz. Bu kişiler çocuğunuzun rutin gelişim takibini yaparken sizin otizmle ilgili kuşkularınıza da ışık tutabilirler. Otizmde erken tanının önemi nedir? Otizmli çocuklar diğer çocuklardan farklı görünmediği ve genellikle konuşmada zorluklar ortaya çıktığı için bazen tanıda gecikme olabiliyor. Fakat yapılacak en doğru şey bir an evvel, çocuk tanı aldığı gibi, özellikle beş yaşına kadar çocuğun yoğun eğitim alması. Böyle çocukların haftada yaklaşık 40 saat eğitim almaları gerekiyor. Bu şekilde eğitim alan çocukların yüzde 50’sinin ergenlikte bu tanıdan kurtulduklarını görüyoruz. Otizmin tedavisi var mı? Tedavi süreçleri ve önemli noktaları hakkında bilgi verebilir misiniz? Otizmin bilimsel olarak ispatlanmış tek tedavi yöntemi yoğun, kesintisiz, özel eğitimdir. Bu noktada özellikle belirtmek isterim ki yoğun özel eğitim olarak haftada yaklaşık 40 saat özel eğitimden bahsetmekteyiz. Özel eğitim süresince ailenin kesinlikle bilinçli bir şekilde eğitimin içerisinde olması gerekiyor. Otizmli çocuğun bireysel eğitim programı hazırlanırken eğitimcisi ile iletişim halinde olması ve kurumda alınan eğitimi evde, dışarı da sürekli devam ettirmesi gerekiyor. Biz bu konuda Tohum Vakfı Özel Eğitim Okulu’nda ailelerimize düzenli olarak eğitimler veriyoruz. Ayrıca eğitimin genelleştirilebilmesi için düzenli periyotlar halinde eğitimci çocuğun eğitimini ev programlarıyla geliştiriyor. MAKRO | Çocuk Sağlığı Otistik çocukların ebeveynlerine ne gibi önerilerde bulunursunuz? Özel eğitim, uzun ve zorlu bir yoldur ancak öncelikle yalnız olmadıklarını bilmelerini isteriz. Eğitim ve sağlık haklarından tam olarak yararlanabilmeleri için faaliyet gösteren birçok kurum ve kuruluş var. Bu noktada ailelere düşen en büyük görev, çocuklarının avukatları olmaları. Kanunlarla sağlanmış eğitim ve sağlık hakları bakımından ülkemiz oldukça ileride ancak uygulamada sorunlar yaşanıyor. Aileler vakıf merkezimize başvurarak Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde hazırladığımız Otizm Eğim Kiti’nden ücretiz olarak edinip bu konu ve otizmle ilgili diğer tüm konular hakkında detaylı bilgi edinebilirler. gelişimi ve psikoloji gibi sosyal bilim alanlarında lisans ve yüksek lisans derecesine sahip eğitimciler görev yapar. Eğitimcilerimizin çoğu, bazı gelişimsel yetersizlik alanlarında akademik eğitim almış ya da bu konularda deneyim kazanmıştır. Bazı eğitimciler Milli Eğitim Bakanlığı’nın talep ettiği özel eğitim sertifikasına sahiptir. Eğitimcilerimizin her biri otizmli çocukların dil, öz-bakım, akademik, meslek, serbest zaman gibi alanlarda beceri kazanmaları için uygulamalı davranış analizi ilkelerinden elde edilen yöntemleri kullanırlar. Öğrencilerimiz, farklı kurumlarda görev yapan çocuk psikiyatristi veya çocuk nöroloji uzmanlarınca otizm tanısı konmuş çocuklardır. Çocukların yaş aralığı 014 arasında değişir. Bu çocukların Özel Tohum Vakfı Özel eğitim, Özel Eğitim uzun ve zorlu bir Okulu’nun otizmli çocuklara verdiği yoldur ancak eğitimlerden öncelikle yalnız bahseder misiniz? olmadıklarını Okulunuzu bu bilmelerini isteriz. anlamda farklı kılan Eğitim ve sağlık özellikler nelerdir? haklarından tam Eğitim modelimiz, olarak uygulamalı davranış yararlanabilmeleri analizi (ABA-Applied için faaliyet gösteren Behavior Analysis) birçok kurum ve ilkelerine dayalıdır. Uygulamalı davranış kuruluş var. analizi, otizmli çocuklara yönelik bilinen en etkili eğitim modelidir. Bu eğitim modeli, dünyanın en başarılı kurumu olan PCDI'dan (Princeton Child Development InstitutePrinceton Çocuk Gelişim Enstitüsü) alınmıştır ve bu kurumun danışmanlığında yürütülür. Ayrıca okulun, erken çocukluk, okul öncesi, ilköğretim, ev programları ve seanslı rehabilitasyon gibi çok geniş bir hizmet yelpazesi vardır. Okulumuzda, özel eğitim, okul öncesi eğitim, çocuk 100 | M a r t-N isa n 2010 yaşları ilerlemekte ve ileride yaşları 021 arasında değişen bireyler ve 21 yaş sonrası yetişkinler için de eğitim programları planlanmaktadır. Maddi imkanı yetersiz ailelere nasıl destek oluyorsunuz? Kurumumuza başvurarak özel eğitim hizmeti almak isteyen ancak maddi olanakları yetersiz öğrencilerimize burs imkanı sunuyoruz. 2009- 2010 eğitimöğretim yılında, 121 öğrencimizden 44’ü burslu olarak eğitimlerine devam ediyorlar. Öğrencilere burs verilmesi için, gerekli kriterlerin sağlanmış olması gerekiyor. Burslu eğitim kriterlerini öğrenmek ve başvurmak için vakıf merkezine (0212) 248 94 30 numaralı telefondan ulaşabilirsiniz. MAKRO | Sağlık Üzüm suyu Sebze ve meyve sularıyla gelen şifa Doğal sağlık ve güzellik iksiri olan meyve ve sebze sularının sağladığı faydalar saymakla bitmiyor. Grip ve nezle başta olmak üzere pek çok hastalığın tedavisi için de kullanılan meyve ve sebze suları, antioksidan özellikleriyle de dikkat çekiyor. 106 | M a r t-N isa n 2010 Bol miktarda A ve C vitamini ile mineral içeren üzüm suyu, en çok da potasyum ve magnezyum ihtiva ediyor. Vücudun hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlayan üzüm suyu, antioksidan özellikli olduğu için cildin yaşlanmasını da geciktiriyor. Böbrek ve karaciğerin işlevini arttıran üzüm suyu, kanın temizlenmesine ve vücuttaki yağların erimesine de yardımcı oluyor. Portakal suyu Kahvaltıda içilecek 1 bardak portakal suyu, güne dinamik başlamak için atılması gereken adımların başında gelir. Bağışıklık sistemini güçlendirmesi açısından çok önemli bir yeri olan portakal suyu, kansızlık sorunu için de birebir. Çünkü portakal suyu, yemeklerle birlikte tüketildiği zaman, kansızlığa engel olan demir emilimini arttırıyor. Bunların dışında da, portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin, damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engelliyor. Portakal suyundaki bir antioksidan olan bioflavin, damarları ve kılcal damarları güçlendirerek kalbin zarar görmesini engelliyor. MAKRO | Sağlık Domates suyu Domates suyu, özellikle zayıflamak isteyenler için birebir. Hazmı kolaylaştırıcı ve vücudun su tutmasını önleyici özelliğe sahip olan domates suyu, zararlı maddelerin de vücuttan atılmasını önler. Domateste, yüksek oranda bulunan C vitamini, bağışıklık sisteminin gelişmesinde, grip ve nezle gibi hastalıkların tedavisinde de faydalıdır. Havuç suyu Migren ağrıları, kronik baş ağrıları ve sık sık baş ağrısı şikayeti çekenler için taze sıkılmış havuç suyu bulunmaz bir nimettir. Havuç suyu, içeriğindeki A vitamini ve barındırdığı diğer vitaminlerle karaciğeri kuvvetlendirir. Vücuttaki üre asidi ve ürat tuzları, havuç suyu yardımıyla dışarı atılır. Elma suyu Antioksidan etkisi en yüksek meyve sularından biri olan elma suyu, sağlıklı beslenmede büyük bir öneme sahip. Elmanın içeriğindeki vitaminler, sindirilebilir şeker, bedenin dengesi için gerekli olan temel asitler ve kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller, sağlıklı beslenmede çok önemli bir yere sahip. Tüm toksinlerden arının! 1 adet kereviz sapı, 2 adet havuç, yarım elma ve 1 santim zencefili katı meyve sıkacağında sıkın. Portakalın da suyunu çıkarıp bu karışıma ekleyin. Son olarak tüm malzemeyi blender’dan geçirin. Bir bardağı yaklaşık 130 kalori olan bu sebze ve meyve karışımı, vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor ve kanı temizliyor. Antioksidan etkisi en yüksek meyve sularından biri olan elma suyu, sağlıklı beslenmede büyük bir öneme sahip Sakinleșin! 2 dilim kavunu, 8 adet üzümle beraber katı meyve sıkacağında sıkın. Posalarını süzmeden bardağa boşaltın. Üzerine yarım limon suyu sıkarak tüketin. B vitamini, brom ve iyot içeren kavun, doğal bir antioksidan. Sindirim sisteminin düzenlenmesinde ve uyku kalitesinin artmasında son derece faydalı olan bu karışım, içeriğindeki B grubu vitaminleri sayesinde sakinleştirici etki sağlıyor. Genç kalın! Yarım elmayı, kabuk ve çekirdekleriyle katı meyve sıkacağına atın. Sonra 4 adet üzüm ve 3 adet çilekle beraber blender’dan geçirin. Posalarıyla beraber bir bardağa alın ve istediğiniz kadar buz ekleyin. Üzümün en önemli özelliği, antioksidan etkisi… Siyah üzümün kabuğunda bulunan “resveratrol” anti-kanserojen ve antioksidan özelliğe sahip. Elma ise içeriğindeki pektin ile ödem oluşumunu önlüyor. Çilek de A, B ve C vitaminlerini bolca barındırıyor. 108 | M a r t-N isa n 2010 MAKRO | Çocuk 1 2 3 4 5 6 7 8 9 1 2 3 4 5 6 Haz›rlayan: Orhan Akcan 7 SOLDAN SA⁄A: 1- Malazgirt Meydan Muhaberesini kazanan Türk Hükümdar› 2- Bir erkek ad›-Boru sesi. 3- Asmaktan emir-Çok de¤il. 4- Güneyde bir ilimiz-Tersi bir hayvan. 5- Bak›r›n üzerine ›s›t›larak sürüplüp parlat›lan bir elementGümrük kelimesinin ilk hecesi. 6- Bir renk-Üvey olmayan. 7- Tersi bir hece-Bir soru-Tersi bir renk. YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1- Bir k›ta 2- Bir nota-Aç›l›p kapanan küçük cep b›ça¤›. 3- Sabit bir say›-Bir organ›m›z. 4- Bir renk - Bir nota 5- Alfabenin ilk harfi. Taraf, bir fleyin yüzlerinden biri. 6- Tersi asmaktan emir-Tersi ezmekten emir. 7- Ela’n›n ikinci harfi-Alfebimizin sekizinci harfi 8- Gazi Mustafa Kemal’in soyad›. 9- Düzen, s›ra TEKERLEME ‹ki kel kör kirpinin y›rt›k kürkünü difli kel kör kirpinin y›rt›k kürküne eklemifller. Cüce çinici Celali Hoca gizlice marpuççular içindeki züccaciyecilere gidip içi Çince yaz›l› cicili bicili cam çubuklar› cepce¤izine indirmifl. Gökten bir damla düfltü, fl›p benim aln›ma, fl›p anam›n aln›na, fl›p benim aln›ma, fl›p anam›n aln›na... Milli fiirin topu hangi kaleye att›? SOLDAN YUKARIDAN SA⁄A AfiA⁄IYA 1- ALPARSLAN 1- AFR‹KA 2- FA‹K-T‹ 2- LA-ÇAKI 3- AS 3- P‹-EL 4- ‹ÇEL-TA 4- AK-LA 5- KALAY-GÜM 5- YÖN 6- AK-ÖZ 6- SA-ZE 7- IK-NE-KA 7- L-G 8- ATATÜRK 9- N‹ZAM BULMACANIN CEVABI 112 | M a r t-N isa n 2010 MAKRO | Çocuk Ma rt - N i s a n 2010 | 113 MAKRO | Tarif Akdeniz Salatası (4 kişilik) Malzemeler 1 bağ marul, 8 adet küçük domates, 2 adet salatalık, 200 gram beyaz peynir, 15 adet zeytin, 1 çay kaşığı kekik, zeytinyağı ve limon suyu Hazırlanışı Marul, domates ve salatalıklar iri doğranıp karıştırılarak servis tabağına alınır. Beyaz peynir küp doğranır ve üzerine kekik dökülerek zeytinlerle beraber diğer malzemelerin üzerine eklenir. Zeytinyağı ve limon ilave edilerek servise sunulur. 3 Renkli Tortellini (4 kişilik) Malzemeler 600 gram tortellini, 200 gram krem peynir, 4 yemek kaşığı tereyağı, 7 adet orta boy mantar, 1 tutam taze nane, tuz ve su. Hazırlanışı Bir tencereye su konulup kaynatılır ve tortellini ilave edilerek 8 dakika kaynatıldıktan sonra süzülür. Ayrı bir tavada tereyağı eritilip ince doğranmış mantar kavrulur. Krem peynir ve tuz ilave edilerek karıştırılır. Bu karışıma tortellini ilave edilerek 2 dakika kadar sotelenir ve servis tabağına alınarak taze nane yapraklarıyla süslenir. 114 | M a r t-N isa n 2010 MAKRO | Tarif Krem Karamel (4 kişilik) Malzemeler 2 su bardağı şeker, 8 adet yumurta, 1 litre süt, yarım paket vanilya Hazırlanışı 1 su bardağı şeker ve yumurtaları iyice çırpın. Sütün tamamını ilave edip iyice karıştırın. Karışıma vanilyayı da yedirdikten sonra karıştırma işlemini bitirin. Kalan 1 bardak şekeri, teflon tavada yakın. Karamelize olan şekeri, krem karameli koyacağınız kaselerin altına eşit şekilde paylaştırın. Hazırladığınız kremayı da kaselere eşit şekilde koyun. Kaseleri derin bir tepsiye yerleştirin ve tepsiyi yarısına gelecek kadar suyla doldurun. Önceden 175 dereceye ısıttığınız fırında, tatlıların üzeri kızarana kadar pişirin. Fırından çıkardıktan sonra soğumasını bekleyip buzdolabına koyun. Yaklaşık 6 saat sonra servis yapabilirsiniz. Sebze Çorbası (4 kişilik) Malzemeler 1 büyük boy patates, 1 küçük boy kereviz, 2 orta boy havuç, 1 orta boy kabak, 1 orta boy kuru soğan, 3 yaprak beyaz lahana, 4 adet orta boy sivri biber, 1 küçük boy kabuğu soyulmuş domates, 40 gram margarin, 2 yemek kaşığı un, 1 çay kaşığı salça, tuz ve su. Hazırlanışı Tencereye yağ konup eritilir ve ince doğranmış soğan kavrulur. Küp şeklinde doğranmış sebzeler ilave edilerek çırpma teliyle 5 dakika daha kavrulur. Un ilave edilerek biraz daha kavrulur ve salça ilave edilip suyla açılır. Küp doğranmış ve kabuğu soyulmuş domates, sivri biber ve tuz ilave edilip ve devamlı köpüğü alınarak 40 dakika kadar kaynatılır. Arzu edilirse ocaktan almadan 2 dakika önce krema ilave edilir. 116 | M a r t-N isa n 2010 MAKRO | Bulmaca 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Soldan sağa: Yukarıdan aşağıya: 1. Yüzeyi lifli, parlak, yumuşak kumaş – Rütbesiz asker – Çabukluk, sürat. 2. Gelenek – Büyük ve siyah taneli bir üzün türü. 3. Ticaret eşyası – Saniyenin altmışta biri – Sıcak yer, kışlak. 4. Uyarı – El veya makine ile yapılan – Molibden elementinin simgesi. 5. Şarkılarda tekrarlanan bölüm – Romanya’nın para birimi – Kiloamperin kısaltması. 6. Koca – Olay – İstenç, istek. 7. Saat ya da fiyat bildiren çizelge – Yolcu evi – Kabul etmeyerek geri çevirme. 8. Cüsseli, büyük – Tutma organımız – Bir ilimiz. 9. Orta Asya’dan çıkışlarında Göktürklere yol gösteren kurt – Yüzeylerin birbirlerine rastladıkları, kesiştikleri yer. 10. Başlangıçta yer alan – Malın üzerine konulan, fiyat bildiren yafta – Bir uzunluk ölçüsü. 1. Küçük ispirto ocağı. 2. Büyük kara parçası, kıta – Bir renk. 3. İç organlarımızdan biri – Zarara girme tehlikesi, riziko. 4. Küçük mağara – Gereğinde kullanmak üzere saklanan tahıl. 5. Eskiden erkeklerin giydiği bir tür başlık – Arıtımevi. 6. Emre hazır – Binek hayvanı. 7. Mesaj. 8. Bir meyve – Daha çok sol elini kullanan kimse. 9. Resullük, peygamberlik – Bir nota. 10. Asalak bir hayvan – Orduda onbaşı ve çavuşlara verilen ad. 11. Kabaca evet – Karşılık beklemeden yapılan yardım. 12. Uzak – Kötüleme, yerme. 13. İnce perde veya örtü – Balıkesir ilimizin eski adı. 14. Hazırda bekleyen – Vilayet. 15. Makromarket’in logosunda da bulunan sevimli maskotunun adı – Bir konu hakkında yapılan ön çalışma. 118 | M a r t-N isa n 2010 Bulmacay› do€ru çözüp gönderen 30 flansl› okuyucumuza Oral-B Bakım Paketi armağan ediyoruz. Ad, Soyad Doğum Tarihi Meslek Adres : : : : Telefon (cep) : (iş) (ev) E-mail : POSTA ADRESİ: Şeref Makromarket San. ve Tic. A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No:11 PK: 06980 Kazan-Ankara / Tel: (0312) 815 47 05 MAKRO VİZYON l MART-NİSAN 2010 SAYI 17
Benzer belgeler
Mayıs - Haziran 2010 Sayı:18
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu)
Hünkar Sibel Görel
[email protected]