Kasım - Aralık 2010 Sayı:21
Transkript
Kasım - Aralık 2010 Sayı:21
MAKRO VİZYON l KASIM-ARALIK 2010 SAYI 21 MAKRO | Editör Dünya bir tık uzağımızda... 2010 yılının son sayısıyla, sizlerle birlikteyiz. Bu sayımızın kapak konusunu e-yaşam olarak belirledik. Sanal ortamda yapabileceklerimizin sınırı, artık neredeyse yok. İletişim kuruyoruz, gazete okuyoruz, televizyon seyrediyoruz, alışveriş yapıyoruz… Ve daha da önemlisi bunların hepsini, her an, her yerde yapabiliyoruz. Otobüste, deniz kıyısında, piknikte… İnternet ve teknolojik olanaklar sayesinde yaşadığımız bu elektronik çağ ile dünya avucumuzun içinde… Kıymetini bilerek yaşayalım! Ulusal yas günümüz, 10 Kasım yaklaşıyor! 10 Kasım günü, çok yönlü ve üstün bir kişiliği olan ‘Ata’mızın hayata gözlerini yumduğu gün. Atatürk, 57 yaşındayken, bundan tam 72 yıl önce, saat 9’u beş geçe, Dolmabahçe Sarayı’nda hayata veda etti. 10 Kasım 1938 günü ilan edilen ulusal yas, bugün hala yüreklerimizde... Her 10 Kasım, ‘Ata’mızı derin bir saygıyla anıyoruz ve O’nun bize bıraktığı emanetlere sahip çıkacağımıza söz veriyoruz. 24 Kasım’ı coşkuyla karşılıyoruz Ülkemizde, 1981 yılından beri kutlanan Öğretmenler Günü, her yılın 24 Kasımında tüm okullarda büyük bir coşkuya sahne oluyor. Öğretmenlere adanan 24 Kasım, Millet Mektepleri’nin açıldığı ve Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği gün olarak biliniyor. Biz de buradan tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutluyoruz ve bilgi kaynağımız olan öğretmenlerimize sevgilerimizi sunuyoruz. Kurban Bayramı’nız kutlu olsun! Bu yıl 16 Kasım gününe denk gelen Kurban Bayramınızı şimdiden kutluyorum. Bizi Allah’a yaklaştıran vesilelerden biri olan kurban, hepimiz için çok önemli bir yere sahip. Ancak Kurban Bayramı yaklaşınca hepimiz, kurbanlıklarımızı nereden alacağımızın stresini yaşıyoruz. Bu sene bu derdinize, Makro Market çözüm oluyor. Sizi, bayramın ilk günü, modern ve hijyenik şartlarda kesim yaptığımız ve son derece güzel vakit geçireceğinizi temin ettiğimiz Kurban Kesim Merkezimize bekliyoruz. Kurbanınız son derece hijyenik şartlarda kesilirken siz de özel olarak hazırlanan alanımızda kahvaltı etmenin keyfini çıkaracaksınız. Kurban kesim merkezimizle ilgili ayrıntılı bilgiyi dergimizin sayfalarından ve “makrokurban.makromarket.net” adlı internet sitemizden alabilirsiniz. Hepinize mutlu bayramlar ve keyifli okumalar diliyorum! 02 | K a s ı m - A ra l ı k 2010 MAKRO | İçindekiler s 32 GÜNCEL 18 Makro Market’ten Ankara halkının özlem duyduğu modern kurban kesim merkezi s GÜNCEL 24 l İnsanlığın en eski tatlısı AŞURE l Kışa yenik düşmeyin! s RÖPORTAJ 36 Haluk Alpay s RÖPORTAJ 40 Uyku ve uyku sorunları üzerine... s GÜZELLİK 50 5 bin yıllık bir hikaye PARFÜM s HABERLER 6-17 l Makro Market’e Büyük Seğmen Ödülü l Yılda 70 milyon kişiye hizmet veriyoruz! l Dalin’den Makro Market müşterilerine 9 adet akülü araba l Ariel ve Makro Market’ten çocuklara tertemiz giysiler l Sağlığa özen gösteren market, Makro Market l Makro Market her gün kazandırıyor l Makro Market Antalya’da yeni mağazalarıyla büyümeye devam ediyor 04 | K a s ı m - A ra l ı k 2010 Bülent İnal s E-YAŞAM... Dünya avucumuzun içinde! s s KAPAK 32 KONUK 54 RÖPORTAJ 58 Aromel’den Tattoo... s GÜNDEM 60 Bireysel emeklilik nedir? s SAĞLIKLI BESLENME 64 5 önemli hastalık için bilinçli beslenme önerileri s 60 GÜZELLİK 70 Saçlarım neden dökülüyor? s 64 CİLT SAĞLIĞI 74 Cilt diyetiyle cildinizi içerden fethedin s SAĞLIK 78 Ülser ve gastrit nedir? s CİLT BAKIMI 82 Kış mevsiminde cilt bakımı s RÖPORTAJ 86 Nizam Aydınyer s SAĞLIK 88 Varis s DEKORASYON 92 Uzun ömürlü bir halının sırları s 92 BESLENME 96 Çocuğunuz yemek mi seçiyor? s 96 MAKRO VİZYON KASIM-ARALIK 2010 SAYI: 21 Makro Market Adına Sahibi Mustafa Songör Genel Yayın Yönetmeni Nuray Erdoğan Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu) Hünkar Sibel Görel [email protected] Yazı İşleri Bikem Öğünç Özlem Bayrak [email protected] Grafik Tasarım Murat Çakır Reklam-PR Nilgün Tüfekçioğlu [email protected] Reklam Tasarım Zafer Mert Coşkun Işıkgül Cenk Atarer Mücahit Aktaş Fotoğraf Salih Yılar Yayına Hazırlık YAŞAM 100 Bir şeyler bırakmak hayata... s ÇOCUK 102 Dino’nun eğlence sayfaları s 106 Lezzetli tarifler s 110 Ödüllü bulmaca Tel: (0212) 503 88 08 [email protected] Renkayrım/Baskı ve Cilt Arkadaş Basım San. Ltd. Şti. Yayın Türü Yerel Süreli Yönetim Yeri Makro Market A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No: 11 06980 Sarayköy - Kazan / Ankara T: (0312) 815 47 05 www.makromarket.net K a s ı m - A ra l ı k 2 0 1 0 | 05 MAKRO | Haberler Makro Market’e Büyük Seğmen Ödülü Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekleştirdiği, Ankara’nın başkent oluşunun 87. yıl kutlamaları bir resepsiyonla son buldu. Resepsiyonda, “Ankara’nın Marka Değerini Yükselten” kişi, kurum ve kuruluşlara “Büyük Seğmen Ödülleri” verildi. Makro Market de istihdam alanında ödül almaya hak kazandı. 06 | K a s ım -A ra lık 2010 Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Ankara’nın başkent oluşunun 87. yılı kutlamaları büyük bir coşkuya sahne oldu. Kutlamaların son gününde, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve eşi Nevin Gökçek’in ev sahipliğinde gerçekleşen resepsiyona, Ankara Valisi Alaâddin MAKRO | Haberler Yüksel, İl Emniyet Müdürü Zeki Çatalkaya, İl Milli Eğitim Müdürü Kamil Aydoğan, çok sayıda bürokrat ve davetli katıldı. Rixos Otel’de gerçekleşen resepsiyonda ayrıca, eserleri, hizmetleri ve girişimleriyle Ankara’nın marka değerini yükselten ve Ankara’ya değer katan kişi, kurum ve kuruluşlara da “Büyük Seğmen Ödülleri” dağıtıldı. Geceye Makro Market adına Makro Market Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör de katıldı. Konuklarını kapıda karşılayan Başkan Gökçek ve eşi Nevin Gökçek’in seğmen kıyafetleriyle katıldığı ve büyük ilgi gördüğü resepsiyonda konuşan Başkan Gökçek, açılışta yaptığı konuşmasına, “Ankara’mızın başkent oluşunun 87. yıldönümüne hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Sözlerimin başında Ankara’ya başkent olma hakkını veren, bunu layık gören Mustafa Kemal Atatürk’e, tüm Ankaralılar adına şükranlarımızı, teşekkürlerimizi sunuyorum” diyerek başladı. Seğmen kıyafetleri içerisinde tüm konuklara seslenen Gökçek, “Ankaralı olmak gerçekten bir ayrıcalık, seğmen olmak gerçekten bir ayrıcalık. Onun için Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi olarak bu sene ‘Büyük Seğmen Ödülleri’ni Ankara’ya katkısı bulunan vatandaşlarımıza, değişik branşlarda vermek için oy birliği ile karar aldık” dedi. Ankara için ne yapılsa az geleceğini belirten Başkan Gökçek, çok önemli bir yayın organı sayılan CNBC-e Dergisi tarafından, Ankara’nın son 2 yılda, arka arkaya “Türkiye’nin en yaşanabilir kenti, bir numaralı kenti” seçildiğini de hatırlatarak, “Bunda hepimizin gayreti var ve bununla iftihar ediyoruz. Ayrıca Avrupa’da, 8 yıl içerisinde Ankara Büyükşehir Belediyesi, 4 ödülü birden arka arkaya alıyorsa ve en son Avrupa Ödülü’nü alıyorsa, bunda sizlerin gayreti son derece önemli” dedi. Büyük Seğmen Ödülleri dağıtıldı Ankara’nın başkent oluşunun 87. yılı onuruna gerçekleştirilen resepsiyonda konuşmaların ardından Ankara’ya eserleri, hizmetleri ve girişimleriyle değer katan, Ankara’nın marka değerini yükselten kişi kurum ve kuruluşlara da bu çabalarından dolayı “Büyük Seğmen Ödülleri” verildi. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde geçen Ekim ayında alınan karar doğrultusunda meclis üyeleri ve belediye bürokratları tarafından yapılan değerlendirme sonucu Ankara’nın marka değerini yükselten, Ankara’ya değer katan hayırsever, şirket, kamu kurumu, Ankaralı başarılı iş adamı, sanatçı, gazeteci, sporcu ve bilim adamı gibi önde gelen isimlerine tek tek ödüllerini veren Başkan Gökçek, “Ankara’ya değer katan, Başkentimizi güçlendiren, destek veren ve bu konuda gayretlerini esirgemeyen ödül alan herkese teşekkür ediyorum” dedi. Pek çok alanda dağıtılan Büyük Seğmen Ödülleri, istihdam alanında da Makro Market’e verildi. Ankara’nın en büyük perakende zinciri olan Makro Market adına ödülü Makro Market A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, Melih Gökçek’in elinden aldı. K a s ı m - A ra l ı k 2010 | 07 MAKRO | Haberler Yılda 70 milyon kişiye hizmet veriyoruz! Çağ değiştikçe insanların alışkanlıkları da değişiyor ve çeşitleniyor. Modern insanın en temel ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yapması gerektiği de bir gerçek. Hızla büyüyen organize perakende sektörü, insanların bu ihtiyaçlarını tek bir yerden sağladıkları göz önüne alındığında, çok önemli bir yerde bulunuyor. Yapılan pek çok araştırma gösteriyor ki, evinin çevresinde zincir market bulunan tüketicilerin %70’i bu marketten alışveriş yapma eğilimde. Ayrıca zincir marketlerden, özellikle gıda, meşrubat, ev temizlik ürünleri ve et ürünleri gibi ihtiyaçlar yoğunluklu olarak karşılanıyor. Yapılan başka bir araştırmanın sonuçları ise şöyle: Türkiye metropol illeri kent genelinde yaşayan tüketicilerin yaklaşık %65’i, çevrelerinde zincir mağaza olduğunu ve alışverişlerinin büyük bir kısmını bu satış noktalarından gerçekleştirdiklerini ifade ediyorlar. Yani modern insanın, özellikle mutfak alışverişi yaparken ilk tercihi, organize perakendeden yana. Biz de Makro Market olarak, 20 yıllık tecrübemizle bugünlere geldik. Müşterilerimizin eğilimlerini iyi analiz ederek bugün Türkiye’nin 9 ayrı ilinde hizmet veriyoruz. Mağazalarımızda her yıl 70 milyon kişiyi ağırlıyoruz ve bu sayının her geçen gün artmasıyla müşteri memnuniyetini en üst seviyelere çıkardığımızı kanıtlıyoruz. Ulusal bazda, organize perakende sektörünün 6. büyük oyuncusu olmanın motivasyonuyla yatırımlarımıza devam ediyoruz. 2010 yılını da hedeflerimizin üzerinde bir büyümeyle kapatacağımızı umuyoruz. Alışverişte “Hep Ucuz Hep Kaliteli” sloganını Anadolu’nun dört bir tarafına yaymayı hedefleyen bir marka olarak, bu amaçla yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Samsun ve Ankara’dan sonra MEHMET SONGÖR 08 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Haberler Antalya ilinde yeni açtığımız mağazalarımızla Türkiye genelinde hizmet ağımızı genişletmeye devam ediyoruz. Şu anda toplam 9 ilde, 4 bölge müdürlüğümüzle hizmet veriyoruz ve mağaza açılışlarının yanı sıra alt yapı yatırımlarına da devam ediyoruz. Ankara Genel Merkez olmak üzere, Samsun, Kayseri ve Konya bölge müdürlükleriyle lojistik ağımızı ve depolama stratejilerimizi geliştiriyoruz. Bu yatırımlarımıza 2011 yılında da devam edeceğiz. Antalya Bölge Müdürlüğü’nün ardından Mersin Bölge Müdürlüğünü de hizmete açmayı planlıyoruz. Yatırım ağımızı, sadece mağaza açarak değil, teknik ve lojistik alt yapımızı da sağlamlaştırarak sürdürüyoruz. Son dönemde müşterilerimizin ihtiyaçlarını daha iyi analiz etmek ve bulunmadığımız bölgelerde var olmak için uygun stratejiler belirledik ve organize perakendenin milli gelir artışını tetikleyen unsurlardan biri olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Yılda 70 milyon müşterimizin bizi ziyaret ediyor olmasından dolayı gurur duyuyoruz. Hedefimizin çok daha yüksek sayıda müşterimizi memnun etmek olduğunun altını çizen Makro Market Genel Müdürü Mehmet Songör’ün konuyla ilgili görüşleri şöyle: “20 yıla yaklaşan perakende serüvenimizde, yıllık 70 milyon müşteri sayısına ulaşmış olmak bizi mutlu ederken, geleceğe dönük olarak heyecanlandırıyor da. Kayıtsız şartsız müşteri memnuniyeti için gereken hususlardan biri de kolay ulaşılabilir olmaktır. Tüm Türk halkının Makro Market müşterisi olma ayrıcalığını yaşamaya hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bu düşünce de bize daha hızlı büyüme ve tüm Türkiye’ye yayılma misyonu yüklüyor. Türkiye’nin yerli bir markası olarak, yabancı devlerle mücadele ediyoruz. Bu mücadelemizi çok daha yaygınlaşarak sürdürme ve halkımızın teveccühüne daha iyi ve yaygın hizmet sunarak karşılık verme gayretindeyiz. Hedefimiz, yılda 70 milyon müşteriden, tüm ülkeye yayılıp 70 milyon nüfusa hizmet verebilir hale gelmek. Yapacak çok işimiz var, dolayısıyla çok çalışmamız gerekiyor. Durma lüksümüz olmadığından, yola devam diyoruz.” K a s ı m - A ra l ı k 2010 | 09 MAKRO | Haberler Dalin’den Makro Market müşterilerine 9 tane akülü araba 26 Haziran-31 Ağustos tarihleri arasında Makro Kart Gold ile her 15 TL’lik Dalin alışverişi yapan 9 kişi akülü araba kazanma şansı elde etti. Katılım kuponunu kasalardan alan Makro Market müşterileri, 4544’e kupondaki kodu mesaj atarak 9 akülü arabadan birini kazanma şansını yakaladı. Ariel ve Makro Market’ten çocuklara tertemiz giysiler Ariel, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın (KEDV) da desteğiyle, Ağustos ayı içerisinde, ‘Çocuklarımız İçin Bayramda Tertemiz Giysiler’ adlı bir kampanya gerçekleştirdi. Makro Market olarak destek verdiğimiz bu kampanyaya müşterilerimiz büyük ilgi gösterdi. Kampanya kapsamında ağustos ayı boyunca Makro Marketlerde ve daha pek çok noktada 0-13 yaş grubundaki çocukların küçülen kıyafetleri toplandı. Bu giysiler yaş ve cinsiyete göre ayrıştırıldıktan sonra Ariel tarafından temizlenip, ütülendi. Yeni gibi tertemiz şekilde hazırlanan giysiler, daha sonra KEDV’in desteğiyle İstanbul, Adapazarı, Mardin ve Diyarbakır’daki ihtiyaç sahibi çocuklara ulaştırıldı. Kampanyayla Türkiye’deki toplumsal dayanışma ve paylaşım geleneğine önemli bir katkı sağlamayı hedeflediklerini söyleyen P&G Türkiye Dış İlişkiler Direktörü Hayrünnisa Aligil, “Türk aile geleneğinde dayanışma çok önemlidir. Biz de süregelen bu yardımlaşma ve geleneğe Ariel markamızla destek olmak istedik” diye konuştu. Abidinpaşa, İstanbul Yolu, Eryaman, Çay Yolu 2, Keçiören ve Dikmen mağazalarımızda kurulan stantlara Makro Market müşterilerinin de ilgisi yoğun oldu. Tüm müşterilerimize, diğer sosyal sorumluk projelerinden farklı olan bu projeye destek verdikleri için teşekkür ediyoruz. 10 | K a s ım -A ra lık 2010 Çocuklar için oyun oynamak adeta bir vazgeçilmezdir. Hele ki oyuncakları akülü bir arabaysa… Makro Market olarak Dalin’le, çocukların yüzünü güldürmek ve oyunlarının tadına tat katmak için 9 adet akülü arabayı Dalin sever çocuklara ulaştırdık. Makro Marketlerden 15 TL’lik Dalin alışverişi yapan 9 şanslı müşterimiz, çocuklarına akülü araba armağan etti. Makro Market mağazalarında kampanyaya özel kurulan Dalin stantları ve Dalin’in sevimli civcivi yoğun ilgi gördü. Sağlığa özen gösteren market, Makro Market Grip, “influenza” virüsünün solunum yoluyla insan vücuduna girmesiyle oluşan ve salgınlara yol açan bir enfeksiyon hastalığı. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, grip her yıl dünya nüfusunun yüzde 5’ini etkiliyor. Bu önemli salgından korunmak için tüm Makro Market çalışanları Ekim ayı içerisinde grip aşısı oldu. Havaların soğumasıyla beraber grip hastalığı da kol gezmeye başladı. Gribin önüne geçmenin etkili yollarından birinin grip aşısı olduğunu belirten uzmanlar, “Bu aylarda yapılacak grip aşısı ile kışı daha rahat geçirebilirsiniz” diyor. Bu gerçeğin bilinciyle hareket eden Makro Market üst yönetimi tüm Makro Market Genel Merkez çalışanlarına grip aşısı yaptırdı. Genel Merkez binasında aşı olunması için uygun şartların hazırlandığı bir odada her çalışan aşısını oldu. Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekiyor ve aşının etkisinin ortaya çıkması için aşağı yukarı 2-3 haftalık bir süreye ihtiyaç duyuluyor. Grip aşısı olan Makro Market çalışanları artık gripten korkmuyor. MAKRO | Haberler Makro Market her gün kazandırıyor! Sürekli olarak düzenlediğimiz kampanyalarımızla müşterilerimizin yüzünü güldürmeye devam ediyoruz. Hem ucuz hem kaliteli ürünlerimizi şık mağazalarımızda Makro Market müşterilerine sunuyoruz. Amacımız, müşterilerimize her zaman avantajlı alışverişin kapılarını açmak. Geçtiğimiz günler boyunca sizler için hazırladığımız kampanyalar mağazalarımızdaydı. Kampanyalarımızdan haberdar olmak için bizi ziyaret etmeye devam edin. Makro Market’te Doğuş Çay kazandırıyor Makro Market’ten 3-30 Eylül tarihleri arasında 8.90 TL’lik Doğuş çay alışverişi yapan müşterilerimiz, aldıkları kazı-kazan kartı sonucu pek çok değişik hediyeden birini kazanma şansı elde etti. Ayrıca Makro Kart Gold ile, 2-10 Ekim tarihleri arasında, 30 TL’lik alışveriş yapan Makro Market müşterileri, 512 gramlık Doğuş Royal Breakfast demlik poşet çayı, 8,60 TL yerine 4 TL’ye satın aldı. Omo Total Sıvı çok uygun fiyata Mağazalarımızdan Makro Kart Gold ile, 11-19 Eylül tarihleri arasında, 30 TL’lik alışveriş yapan tüm Makro Market müşterileri, Omo Total Sıvı deterjanı 12,90 TL yerine 4 TL ödeyerek satın aldı. Makro Kart Gold, puan kazandırmasının yanı sıra indirimleriyle de dikkat çekiyor. Makro Market personelini de unutmadık! Personelimize verdiğimiz değeri her zaman, elimizden geldiğince göstermeye çalışıyoruz. Bu bakımdan onlar için de pek çok etkinlik düzenliyoruz. Bu defa bununla yetinmedik ve Makro Market personeline özel bir sistemle, her alışverişlerinde %3 değerinde Makro Para Puan kazanmalarını sağladık. 13 Eylül tarihinden itibaren başlayan bu kampanya personelimizden ilgi görmeye devam ediyor. Ariel ve Makro Market’ten dikkat çekici kampanya Makro Kart Gold ile 20-26 Eylül tarihleri arasında, 30 TL ve katları tutarında alışveriş yapan müşterilerimiz, 1,5 kg’lık Ariel’i 6,95 TL yerine 2,50 TL’ye satın aldı. 12 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Haberler Geçmişin eskimeyen lezzeti, en uygun fiyata Pötibör şüphesiz pek çoğumuzun vazgeçemediği bir lezzet. Makro Kart Gold ile 25 Eylül-3 Ekim tarihleri arasında 40 TL’lik alışveriş yapan müşterilerimiz, bu eşsiz lezzeti, 5,15 TL yerine 2 TL’ye satın aldı. Çocukların en sevdiği kampanya Kahvaltı kuşkusuz en önemli öğün. Çocukların kahvaltıda en sevdiği lezzet ise Chokella. Makro Market olarak çocukları çok sevindiren bir kampanya gerçekleştirdik. 9-17 Ekim tarihleri arasında, 20 TL ve katları 14 | K a s ım -A ra lık 2010 alışveriş yapan müşterilerimiz, Nestle Chokella’yı 5,95 TL yerine 2,95 TL’ye satın alarak çocuklarını sevindirdi. Samsun halkına ayrıcalıklı alışveriş Makro Market, Samsunlu müşterileri için özel bir indirime imza attı. 29 Eylül-6 Ekim tarihleri arasında, Makro Kart Gold ile 30 TL ve katlarında alışveriş yapan müşterilerimiz, 24 cm’lik teflon tavayı 9,90 TL yerine 4 TL’ye satın alma şansı elde etti. Papia’dan tertemiz bir fırsat Papia ve Makro Market tertemiz bir kampanyaya imza attı. Makro Market mağazalarından, 5-25 Ekim tarihleri arasında, Papia 12’li havlu ve 32’li tuvalet kağıdı ürünlerini beraber alan müşterilerimize, Papia decor peçete veya Papia peçete hediye ettik. Superfresh’in hediyesi Çamlıca Gazoz Makro Kart Gold ile 4 Ekim-7 Kasım tarihleri arasında, 10 TL’lik Süperfresh alışverişi yapan müşterilerimize, 2,5 litrelik Çamlıca gazoz hediye ediyoruz. Afiyetle yemeniz ve içmeniz dileğiyle… MAKRO | Haberler Makro Market Antalya’da yeni mağazalarıyla büyümeye devam ediyor... 2010 yılını, gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla geçirdik, mağaza sayımızı arttırmaya devam ediyoruz. Türkiye genelindeki yatırımlarımıza Ankara’dan başladık ve büyük bir hızla Anadolu’nun dört bir yanına yayılıyoruz. Makro Market olarak Antalya’da 2 mağaza daha açarak mağaza sayımızı 4’e çıkardık. Antalya ilinde daha önce biri merkez biri de Alanya ilçesinde olmak üzere 2 mağazamız bulunuyordu. Makro Market olarak, 2 mağazamızın daha açılışını yaparak Antalya’daki mağaza sayımızı 4’e çıkardık. Barınaklar ve Perge’de açılan Makro Market mağazaları, bundan böyle Antalya halkına hizmet verecek. 1200 metrekare satış alanına sahip olan Barınaklar mağazasında, eğitimli 35 personel istihdam ediliyor. Perge mağazası ise 1000 metrekare satış alanı üzerinde 40 eğitimli ve güler yüzlü Makro Market personeliyle hizmet veriyor. 7 Ekim’de hizmete açtığımız Antalya Perge Mağazasının resmi açılışı 16 Ekim Cumartesi günü yapıldı. Yeni mağazalarla ilgili açıklama yapan Makro Market Genel Müdürü Mehmet Songör “Antalya’da hizmete açtığımız Makro Market Barınaklar mağazası, 1200 metrekare; Perge 16 | K a s ım -A ra lık 2010 mağazası ise 2051 metrekare satış alanına sahip. Binlerce ürün çeşidinin tüketiciyle buluştuğu bu mağazalarımızda 75 eğitimli personel hizmet veriyor” dedi. Barınaklar ve Perge Mağazalarından sonra Antalya’da yeni mağazalar açılacağını da söyleyen Songör, 2010 yılı içerisinde Konya, Mersin, Kırıkkale, Samsun, Antalya ve Kayseri illerinde de açılacak yeni mağazalarla yatırımlarına devam edeceklerinin müjdesini verdi. MAKRO | Güncel Makro Market’ten Ankara halkının özlem duyduğu modern kurban kesim merkezi Dinimiz için en kutsal günlerden biri olan n Kurbaınız Kurban m Bayramı Bayra tlu geldi çattı. Ku ! n u Dinimizin O ls hali vakti yerinde kabul ettiği kişiler, kurban alma ve daha sonra da kesmekle yükümlü olduklarından herkesi "Kurbanı nereden alacağız?" endişesi sardı bile. Ama bu sene Ankara halkı, modern bir Kurban Kesim Merkezi'ne kavuşuyor. Aylardır süren çalışmalarımız tamamlandı ve Makro Market Kurban Kesim Merkezi bu yılki Kurban Bayramı'nda hizmet vermeye başlıyor. En modern ve hijyenik koşulların sağlandığı merkezimizde çile çekmeden kurbanlıklarınız hazır olacak. Siz ise ayrılan özel alanda kesim randevunuzun olduğu saate kadar çayınızı içip Makro Market ikramlarının tadını çıkaracaksınız. Makro Market olarak bir süredir fizibilite çalışmalarını yaptığımız bu projeyi hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü Makro Market'in kurban toplama, satış, kesim merkeziyle beraber müşterilerimiz Kurban Bayramlarını çok daha rahat bir şekilde geçirecekler. Kesim Merkezimiz, 20 dönümlük bir arazi üzerinde kurulu, yüzlerce büyükbaş ve yüzlerce küçükbaş 18 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Güncel hayvan kapasiteli olarak organize edildi. Ayrıca küçükbaş kurbanlıklar için 1500 adet/gün kapasiteli, büyükbaş kurbanlıklar için ise 500 adet/gün kapasiteli ayrı ayrı iki adet kesimevimiz bulunuyor. Kurban Bayramı'ndan önce, insanların gelip kurbanlık hayvanları görmesi için padoklar oluşturduk. Müşterilerimiz ve konuklarımız, bu padoklarda kurbanlıklarını seçecekler, işaretleyecekler, bayram günü belirlenen randevu sisteminde buraya gelip kesimlerini yaptıracaklar. Kurban toplama, satış ve kesim merkezimizin, Ankara'da bulunan özel kesim ve toplama merkezleri içerisinde modern ve hijyenik yapısıyla müşterilerimizin beğenisini kazanacağına inanıyoruz. Kurban kesiminin hijyenik koșullarda ve İslami șartlara uygun olması için yaptığımız çalıșmalar ve aldığımız önlemler Kurban Kesim Merkezimizle ilgili ayrıntılı bilgiyi “makrokurban.makromarket.net” adlı internet sitemizden alabilir, bu sitedeki sipariş formunu doldurarak sizinle iletişime geçmemizi sağlayabilirsiniz. Hayvanların kesimi kesinlikle dini vecibelere uygun, helal ritüellerle yapılacak. Ayrıca sadece kesimde değil, hayvanların başka diğer özellikler olarak da İslami şartlara uygun olmalarına çok dikkat ettik; yaşı, sağlığı, cinsiyeti… Müşterilerimiz unutmamalıdır ki satışa sunulan her kurbanlık hayvan, “kurban” değildir. Bundan sonraki bakımlarını da o yolda devam ettiriyoruz. Tesislerimizin kurulmasında müșterilerimizden gelen yoğun talebi değerlendirdik Et konusunda müşterilerimizin Makro Market ismine duyduğu bir güven söz konusu. Yıllardır Kurban Bayramı döneminde, müşterilerimizden bu tip bir merkez kurmamız konusunda talepler alıyorduk. Kurbanlıklarını Makro Market'ten almak istediklerini söylüyorlardı. Biz de bu yıl 20 | K a s ım -A ra lık 2010 müşterilerimizin taleplerini en iyi şekilde anlayıp doğru bir yapılanma ile yerine getirmeye çalıştık. Bu çabalarımızın sonucunda modern bir kurban toplama, satış ve kesim merkezini oluşturduk. Bu yıl ve bundan sonraki yıllarda, tesislerimizde hizmet vermeye devam edeceğiz. Müşterilerimize hijyenik ve kaliteli bir tesiste kurban kesmenin keyfini yaşatacağız. Tesisimizde bayram namazınızı kılabileceğiniz cami ve sabah çayı gibi çeşitli ikramlarımız da bulunuyor. Müşterilerimiz, yanı başımızda bulunan yaklaşık 1200 kişi kapasiteli nezih camimizde bayram namazlarını eda ettikten sonra kurban toplama, satış ve kesim merkezimiz içerisinde hazırladığımız alanda sabah çaylarını içebilecekler. Bunların yanı sıra başka ikramlarımız da olacak. MAKRO | Güncel İnsanlığın en eski tatlısı Aşure İnsanlığın en eski lezzetlerinden biri olan aşure, her yıl Muharrem ayının 10. günü mutfaklarımızda pişiyor. Bu yıl Aşure günü 16 Aralık Perşembe gününe denk geliyor. Toplumsal ilişkilerin tatlı ve anlamlı bir yansıması olan bu lezzet, aynı zamanda kökeni inanç tarihinde bulunan çok önemli bir yemek. Tarihi kaynaklara baktığımızda, Muharrem ayının aşure gününün pek çok millet tarafından kutsal kabul edildiğini görürüz. Milattan önceki Arap, Fars ve İsrail milletleri tarafından bu gün, önemli bir değerdir. 10 Muharremle tarihlenen bazı inanışları şöyle sıralayabiliriz: l Hz. Adem’in cennetten kovulmasının ardından, tövbesinin kabul edildiği gün. l Büyük Tufanın ardından, Nuh Peygamberin gemisinin karayı bulduğu gün. l İbrahim Peygamberin Nemrut’un ateşinden kurtulduğu gün ve ayrıca oğlu İsmail’i kurban edecekken Cebrail’in koç getirdiği gün. 24 | K a s ım -A ra lık 2010 l Musa Peygamberin kavmini firavunun şerrinden kurtardığı gün. l Yunus Peygamberin balığın karnından kurtulduğu gün. l Eyüp Peygamberin dertlerine şifa bulduğu gün. l Hz. Yakup’la Hz. Yusuf’un buluştuğu gün. Așure ve Nuh Tufanı Nuh tufanına dayanan tarihinden dolayı, aşureye en eski kutsal yemek demek abartılı olmaz. Nuh’un gemisinde tufanı atlatıp tekrar karaya ayak basanların, karada yiyecek bulamayınca, gemide arta kalan çeşitli baklagilleri pişirip bir kutlama yaptıkları söylenir. Ancak aşure geleneği nasıl ortaya çıkmış olursa olsun bugün hala bizleri birbirine bağladığı bir gerçek. Apartman hayatlarının getirdiği uzaklaşmayla, komşularımızı bile tanımıyoruz. Ama aşure buna bir vesile oluyor. Bașlıca așure malzemeleri Buğday, kuru fasulye, nohut, kuru üzüm, kuru incir ve şeker başlıca aşure malzemeleri olarak bilinir. Ancak aşureyi bunların dışında malzemeler katarak zenginleştirmek de mümkün. Ceviz içi, fındık, çam fıstığı, badem, kuru kayısı, kuş üzümü, nar taneleri, karanfil ve zencefil bunların arasında sayılabilir. Ayrıca üzerine tarçın serpmek de lezzete lezzet katar. En sadesi 7 çeşit malzemeyle yapılabilen aşurenin, 40 çeşit malzemeyle, saray usulü süzme yöntemiyle yapılanları bile var. Bu nedenle, “bir kaşıkta kırk tane” olarak da adlandırılan aşurede ölçü ve oranlar ile pişirirken kıvamı tutturmak çok büyük bir maharet işi. MAKRO | Güncel Grip ile baș edebilmek için bol vitamin alın ve mutlaka așı olun Kışa yenik düşmeyin! Yaz mevsimini geride bıraktığımız ve sıcaklara veda ettiğimiz bugünlerde kış, soğuk yüzünü yavaş yavaş gösterirken, hastalıklara da davetiye çıkarıyor. Öksürmeler, hapşırmalar, ses kısılmaları, burun akmaları, sonbaharın, yapraklarını döken ağaçlardan sonra en tipik özelliği. Gün geçtikçe iyice soğuyan havalar, vücut direncimizin de baş düşmanı. Dış ortamla sürekli temas halinde olduğu için dengesiz hava koşullarından en çok solunum yollarımız etkileniyor ve hastalıklar kaçınılmaz oluyor. Grip, soğuk algınlığı, sinüzit, bronşit, farenjit, bu mevsimde pek çok kişide rastlanan hastalıklar arasında. Mikroplar havada uçuşurken bile nefes almak zorunda olduğumuza göre bu hastalıklara yakalanmamak için çok dikkatli olmamız gerekiyor. 26 | K a s ım -A ra lık 2010 Güneş etkisini azaltırken, mevsime uyum göstermeye çalışan vücudumuz daha çok enerji harcıyor ve bu durum da direnç kaybına yol açıyor. En tipik solunum yolu hastalıklarından biri olan grip, eğer iyi korunamazsak yakamıza yapışıyor. Çok kolay bulaşabilen grip, soğuk algınlığı ile çok karıştırılan bir hastalık olmasına rağmen belirtileri aynı değil. Hastalık, hasta kişilerin öksürmesi ve hapşırması sonucu havaya saçılan damlacıkların havada asılı kalması ve hasta kişilerin salgılarıyla kirlenmiş ellerine ve eşyalarına direkt temas yoluyla bulaşabiliyor. Boğazda kuruluk, kaşıntı, burunda tıkanıklık ve akıntı, halsizlik ve ani ateş yükselmeleri, bu hastalığın en belirgin özellikleri arasında yer alıyor. Hastalığın çabuk atlatılabilmesi için bol sıvı tüketmek, takviye olarak C ve B vitamini almak ve sık sık elleri yıkamak büyük önem taşıyor. Gribal enfeksiyonda yatak istirahatının yanı sıra, gerektiği durumlarda yakınmaları hafifletmeye yönelik tedaviler de uygulanabiliyor. Örneğin ateş düşürücü ilaçlar, kas veya eklem ağrılarını gidermek amacıyla ağrı kesicilerden yararlanılabiliyor. Yeni çıkan bazı ilaçlar da, ilk belirtilerin başlamasından sonraki 24-48 saat içerisinde alındığında, gribin daha MAKRO | Güncel kolay atlatılmasını sağlıyor. Bağışıklık sistemi güçlü olan çoğu insan için 5-7 gün yatak istirahatı ve bol sıvı alımı bile yeterli oluyor. Ancak ilaç alırken mutlaka uzman bir doktora danışmanız gerektiğini unutmayın! Tedbir alınmadığında sinüzit ve bronşit gibi çeşitli hastalıklara da yol açabilen gripten korunmanın asıl yolu ise, zamanını kaçırmadan ve hastalığa yakalanmadan aşısını olmaktan geçiyor. Grip aşısının mutlaka salgın başlamadan önce yapılması gerekiyor. Soğuk algınlığını griple karıștırmayın Soğuk algınlığı aslında bütün mevsimlerde görülebilen bir hastalık, ancak en çok sonbahar ve kış aylarında etkili oluyor. Hapşırık ise bu hastalığın tipik bir özelliği. Üşütme ve nezle olarak da adlandırılan soğuk Soğuktan ve algınlığını gripten ayıran en önemli rüzgardan korunun fark ise, ani ateş yükselmesi olmaması Genellikle üst solunum yolu ve genel durum bozukluğunun enfeksiyonları sonrasında oluşan yaşanmaması. Burun tıkanıklığı, “sinüzit” hastalığında, sürekli baş burun akıntısı, boğazda yanma hissi ağrısı, mevsimsel değişikliklere bağlı ve öksürükle başlayan hastalık, halk olarak görülen iki kaşın arasında, arasında söylendiği gibi “ilaç ile bir yanaklarda ve alın bölgesinde şiddetli haftada, ilaçsız yedi günde” geçiyor. ağrı, burundan gelen akıntı Tokalaşma, öpüşme ve kalabalık görülebiliyor. Ayrıca burun tıkanıklığı, ortamlarda bulunma durumunda burun akıntısı, koku duyusunda kolayca bulaşabilen soğuk algınlığı, azalma, geniz akıntısı, ateş, belirtileri çene ve dişlerde ağrı, ağız başladıktan kokusu, burun kanaması, gınlığı Grip ve soğuk al sonra çoğu kez göz kapakları ve yüzde ndimizi dinlenmeksizin şişme gibi belirtiler bu mevsimde ke n ciddi ke re ge ız am ayakta görülüyor. Hastayı en çok m koru a am ar kl lı geçirilebiliyor. geniz akıntısı ve buna ta has an ıl n la ka ya Ancak, araya bağlı boğaz ağrısı ile sonbaharda la ar d ka başka hastalıklar öksürük rahatsız ediyor. bu ar kl hastalı i iz m girdiği zaman di Sinüzite yakalanmamak en K sınırlı değil. e d ir mutlaka veya kolay atlatabilmek kd ta korumadığımız dinlenmek için ise soğukta fazla geçirilen gribal ır ağ gerekiyor. Sıkı kalmamak, ıslak saçla soğuk enfeksiyon veya giyinerek vücudu dışarı çıkamamak, algınlığı bronşite sıcak tutmak, rüzgardan korunmak ya dönüşebiliyor ve bolca vitamin ve sigara içilen t ile almak da hastalığın ardından sinüzi ortamlarda fazla arı kl lı ta as h bi gi t atlatılmasına bulunmamak farenji yardımcı oluyor. gerekiyor. getirebiliyor. 28 | K a s ım -A ra lık 2010 Tozlu ortamlardan kaçının Kış aylarında sıklıkla karşılaşılan “farenjit” ise boğazın arka duvarının mikrobik olmasına veya ortamın ısısına ve tozuna bağlı olarak reaksiyon gösteriyor. Bazen de midedeki fazla asit, farenjite sebep olabiliyor. Ses kısıklığı, boğazda kuruluk, yanma, yutkunma zorluğu görülebiliyor. Boğaz kültürüyle hastalığın mikrobik olup olmadığı MAKRO | Güncel balgamlı öksürüklere dönüşmesi. Muhakkak ilaç tedavisi gerektiren bronşit hastalığından korunmak için kesinlikle sigara içilmeyen, nemli ve sıcak ortamlarda yatarak istirahat etmek gerekiyor. Balgam söktürücü olması sebebiyle bolca ıhlamur içmek de hastalığın tedavisinde son derece etkili oluyor. Ne yemeli? anlaşılıyor. Sinüslerden geniz akıntısı olması halinde de farenjit görülebiliyor. Sonbaharda sıkça görülen hastalıklardan biri olan farenjitte çok sıcak ve çok soğuk sıvılar tüketmemeye özen göstermek gerekiyor. Bol bol ıhlamur için Her türlü mikrobun havada bolca bulunduğu bu mevsimde en dikkat 30 | K a s ım -A ra lık 2010 edilmesi gereken hastalıklardan biri ise şüphesiz ki “bronşit” hastalığı. Hafife alınan bir soğuk algınlığı sonrasında bile kendini gösterebilen bronşit, uzun süre geçmediği gibi kronik bir hastalığa da dönüşebiliyor. Vücuttaki kırıklık ve ateş, bu hastalığın en belirgin özellikleri arasında yer alıyor. Bu hastalığı tehlikeli yapan ise başlarda kuru olarak başlayan öksürmelerin zamanla Kış aylarında vücudumuzu en çok destekleyen gıdalar, içerisinde antioksidan ve vitamin barındıran gıdalar. Gribal enfeksiyonlara karşı bağışıklığı arttırmanın en doğal ve basit yolu, içeriğinde C vitamini, E vitamini, A vitamini, çinko ve selenyum bulunan gıdalar tüketmek. Limon, portakal, greyfurt, kivi, lahana ve biber gibi besinler, C vitamini yönünden çok zengin. Ayrıca soğuk algınlığını hem önlemek hem de tedavi etmek için çinkodan faydalanabilirsiniz. Çinko, savunma hücrelerini arttırmakla kalmıyor aynı zamanda aktifleşmelerine de yardımcı oluyor. Susam, peynir, sığır eti, yumurta ve mısır tüketerek, günlük 15 mg olan çinko ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Grip ve soğuk algınlığından korunmanın bir başka yolu da şifalı çaylar içmek. Kuşburnu, ıhlamur, rezene, zencefil gibi çaylar, gayet etkilidir ancak günde 3 bardaktan fazla tüketmemeye özen göstermelisiniz. MAKRO | Kapak Teknolojinin yaşamımızın içine iyiden iyiye işlediğini düşünerek şöyle bir geçmişe uzanın. Çok eskiye gitmenize gerek yok. Örneğin 15 yıl öncesine kadar gidin ve o tarihten bugüne kadar kaç kere internet üzerinden araştırma yapmadan alışverişe çıktığınızı, seyahate gittiğinizi, elden fatura ödediğinizi, kitap satın aldığınızı, gazeteleri ellerinizde E-YAŞAM... n u z u m u c u v a a y Dün içinde! 32 | K a s ım -A ra lık 2010 sayfaların izi kalarak okuduğunuzu hatta yüz yüze sohbet ettiğinizi düşünün. Geçmişin ‘Uzay Yolu’ maceralarında hayalini bile kuramadığımız detaylar, şimdilerde hayatımızın vazgeçilmez parçaları haline geldi ve bize zaman kazandırmaya başladı. Ancak yaşamı kolaylaştırmada pek çok faydası olan internetin bizi yaşamdan uzaklaştırmasına izin vermeyelim! Hayatımızın boyut değiştirdiği bugünlerde, internetin ve teknolojinin olanaklarını doğru kullanarak kendimize ve sevdiklerimize daha çok zaman ayıralım. İnternet ve teknolojik olanaklar sayesinde yaşadığımız bu elektronik çağ ile dünya avucumuzun içinde… Kıymetini bilerek yaşayalım! MAKRO | Kapak e-tüketiyoruz… Zaman insanoğlu için bugün her şeyden değerli. Yarış içinde yaşarken 24 saat pek çoğumuza işlerimizi yetiştirmek için yetmiyor bile. İmdadımıza yetişen teknoloji, internet harikaları ile karşımıza çıkıyor. İnternet üzerindeki seçenekler artık sokak alışverişlerini pek çok kişi için en aza indirmiş durumda. Bir mağazanın internet sitesini ziyaret ederek on-line alışveriş yapabiliyor, bir restoranın internet sitesinden sipariş verebiliyor ve yemeğimizin nasıl pişirildiğini bile yine on-line olarak izleyebiliyoruz. İstediğimiz bir müziği önce internetten dinleyebiliyor, yine internet üzerinden o müzik albümünü satın alabiliyoruz. Mutfak alışverişimizi dahi süpermarketlerin on-line çözümleri ile gerçekleştirebiliyoruz. e-geziyoruz… Geçmişte büyük yol haritalarıyla koyulurduk yola. Nereye gideceğimizi bilmeden, gittiğimiz yerde neyle karşılaşacağımızı düşünmeden çıkılan yollar en güzel anılarla yazılırdı kişisel tarihimize. Küçük notlar alır, yol üstü lokantalarını keşfeder, en taze balı, turfanda meyveyi yine yol üstünde satın alır, küçük pansiyonlarda tek gecelik konaklamalar yapar ama hayat boyu kopmayan bağlar kurardık. Yurt dışını ise gidenlerin yolladığı kartpostallardan görür ya da televizyon programlarıyla daha fazla tanıma şansı bulurduk. Gitme fırsatı bulduğumuzda ise yine neler yaşayacağımız şansa kalırdı. Şimdi bugüne dönelim; gitmek istediğiniz yeri yurt içi veya yurt dışı fark etmeden internet üzerinden detaylı olarak inceleyebiliyorsunuz. Nerelerin gezilmesi gerektiğini, en iyi restoran ve otellerinin nerelerde olduğunu ve bunların isimlerini dahi öğrenebiliyorsunuz. Fotoğraf ve videolarıyla bilgilerinizi daha da pekiştirebiliyor ve daha gitmeden gitmiş kadar olabiliyorsunuz. Sonrasında uçak biletinizi de yine on-line satın alabiliyorsunuz. Seyahate arabanızla gidecekseniz navigasyon aletleri yardımınıza koşuyor bu defa. Uydu sistemiyle kendinizi izlettiriyorsunuz ama ne karmaşık yol haritalarıyla uğraşıyorsunuz ne de kaybolma riskini göze alıyorsunuz. Gitmek istediğiniz noktaya tam planladığınız saatte varıyorsunuz. Teknolojinin ve internetin yaşamımıza kattığı bu artıları kullanırken, unutmamamız gereken, insanlarla kurduğumuz bağı koparmamak olmalı. e-okuyoruz… Kütüphane kokusunu hatırlayan var mı? Ya da daha yakın tarih için soralım, sahaf kokusunu? Peki ya kitapçılar… Evinizde kitaplığınız var K a s ı m - A ra l ı k 2010 | 33 MAKRO | Kapak Her ne kadar karşılıklı yapılan sohbetlerin yerini tutmasa da elektronik olanaklar hasret gidermeyi ve uzaklığa katlanmayı daha kolay hale getiriyor. Önemli olan nokta, tüm arkadaşlık ilişkilerini sanal hale getirmemek ve karşılıklı yapılan sohbetlerin tadını unutmamak! mı? Ya da daha kolay bir soru soralım; kitap var mı? Her gün evinize kaç gazete giriyor? Artık kitapları ve gazeteleri internetten okur hale geldik. Son dakika haberleri mail adresimize ya da telefonumuza hemen geliyor ve habersiz kalmak imkansızlaşıyor. Çantanıza bir e-kitap aleti atarak yüzlerce kitabı yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Daha da önemlisi bu teknolojiler geliştikçe kağıda olan ihtiyacımız azaldığından çevresel olarak da fayda sağlanmış oluyor. En yakın dostumuz olan kitaplar sürekli 34 | K a s ım -A ra lık 2010 yanımızda oluyor. Her ne kadar bazı insanlar hala kitap ve kağıt kokusundan vazgeçememiş olsa da ekitap ve e-gazete hayatımızı kolaylaştırıyor ve bilgiye çok daha zahmetsiz ulaşmamıza olanak tanıyor. e-konușuyoruz… Kimi uzmanlarca tehlikeli bir bağımlılık olduğu savunulan internetin yaşamı kolaylaştırdığı da yadsınamaz. Haberleşmenin e-mail’ler sayesinde çok hızlandığını hepimiz görebiliyoruz. İş yaşamı için oldukça verimli bir gelişme olan bu sistem, anlık iletiler sayesinde de günlük hayatın içine girdi. Arkadaşlarımızla hem sosyal paylaşım siteleri hem de anlık ileti programları sayesinde çok daha sık görüşüyoruz. Ancak bu durumun, çok fazla kullanılması halinde bizi yalnızlaştırdığı da yadsınamaz bir gerçek. Eskiden sık sık düzenlediğiniz arkadaş toplantılarını düşünün, bir araya gelip oynadığınız oyunları, kahve sohbetlerini hatırlayın. Beraber gittiğiniz bir film üzerine yüz yüze yaptığınız tartışmalar çok da uzak bir tarihte değil… Aynı evin içinde birbirini göremeyen çekirdek ailelerde, birbirine ve dünyaya yabancı bireyler yetişiyor dersek abartmış olmayız. İnternette gerçekleşen sanal sohbetler, gerçek kimliklerimizi geride bırakmaya devam ediyor. Bu durumun hem iyi hem de kötü tarafları olduğu yadsınamaz. Ancak olması gereken, bu tip iletişim olanaklarını kullanırken sağduyulu olabilmek. Örneğin sizden binlerce kilometre uzakta yaşayan bir yakınınızla ya da en yakın arkadaşınızla her gün telefonla görüşemezsiniz belki ama internet üzerinden görüntülü konuşma olanakları genişliyor. Her ne kadar karşılıklı yapılan sohbetlerin yerini tutmasa da elektronik olanaklar hasret gidermeyi ve uzaklığa katlanmayı daha kolay hale getiriyor. Önemli olan nokta, tüm arkadaşlık ilişkilerini sanal hale getirmemek ve karşılıklı yapılan sohbetlerin tadını unutmamak! MAKRO | Röportaj Bu sistem, Makro’nun yarını için kuruldu HALUK ALPAY MEHMET SONGÖR Makro Market’in en önemli hedeflerinden biri, Türkiye’nin en büyük perakendecisi olmak ve daha sonra da dünyaya açılmak. Bu hedefle yatırımlarına devam eden ve büyüyen Makro Market, operasyonel sisteminin alt yapısını da bu hedefi karşılayacak şekilde oluşturdu. Mağazacılık Yönetim Sistemleri konusunda yazılım çözümleri üreten ve bu çözümleri Makro Market’in tüm operasyonel sistemine uygulayan Obase’in Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Alpay ile bir röportaj gerçekleştirdik. Operasyonel sistemde Makro Market Obase’le çalışıyor. Bize Makro Market ve Obase işbirliğinden bahseder misiniz? Makro Market Obase’le yaptığı bu işbirliği sonucu sistem olarak nerede? Mağazacılık Yönetim Sistemleri için yazılım çözümleri üreten Obase, Makro’nun operasyonel süreçlerini verimli olarak yönetebilmesi için yazılım çözümlerini Makro bünyesine uyguladı. Tüm süreçteki günlük veri yönetimi optimum şekilde sağlanarak, 36 | K a s ım -A ra lık 2010 Makro için verinin bilgiye ve daha sonra da karara dönüşmesine olanak tanıyor. Oluşan bilgiler, B2B sistemi vasıtasıyla tedrikçilerle paylaşılarak verimliliğin arttırılmasına katkı sağlıyor. CRM çözümü ile toplanan müşteri verileri de çeşitli gruplar altında analiz edilerek doğru zamanda, doğru yerde, doğru ürünün müşteriyle buluşmasını olanaklı hale getiriyor. Tabii bu yatırımlar, Makro’nun ulusal çapta bir marka olması ve farklı coğrafi yapılarda hızlı bir şekilde büyümesine imkan verecek şekilde tasarlandı. Bu çerçevede, gerek donanım gerekse yazılım yatırımları ve kullanılan çözümler, teknoloji olarak dünyanın önde gelen perakendecileri ile benzer seviyededir. CRM günümüzde pek çok kurum için çok önemli bir konu ancak perakendeciler için çok ayrı bir yeri var. Bu bakımdan Makro Market CRM alt yapısına nasıl bir yatırım yaptı? Şu anda bu sistemin nimetlerinden faydalanmaya başladı mı? Günümüzde, gerçekleştirilen kampanyalar, genelde fiyat bazlı… Bununla da rekabet yapmak artık demode hale geldi. Çağdaş perakende yaklaşımında her müşteri grubuna uygun ve ihtiyaca göre kampanya yapmak, daha verimli sonuçlar alınmasını sağlıyor. Bu çerçevede Makromarket, CRM uygulaması ile biriktirdiği müşteri bilgileri üzerinde, segmentasyon çalışmasını tamamladı. Müşterilerin demografik bilgilerine göre, genel ve tedarikçi bazında ciroları, alışveriş sıklıkları ve alışveriş eksiklikleri değerlerine göre segmentleri belirlendi. Veri madenciliği teknikleri uygulanarak yapılan çalışma sonuçlarına göre müşteri verileri analiz edilebiliyor ve segmentlerine yönelik kapmanyalar yapılabiliyor. B2B uygulaması anlamında Makro Market’in alt yapısı ne durumda? Tedarikçi tarafıyla ilgili aktif çalışmalar başladı mı? Perakendeci firmaların, sadece kendi süreçlerini optimize ederek yeterli verimliliğe sahip olması mümkün değidir. Malın üretildiği süreçten, mağazada tüketiciye sunulduğu ana kadar geçen tüm süreç burada önem taşıyor. Bu sebeple de bu süreci tamamlayan perakende kuruluşlarının dışında en önemli paydaş, tedarikçilerdir. MAKRO | Röportaj Burada verimliliği arttıran en önemli süreç, perakendeci ile tedarikçinin bilgi paylaşımında bulunmasıdır. Özellikle mağazalar bazında, ürünler hakkında gerekli bilgilerin tedarikçilerle paylaşılması hedeflenmiştir B2B uygulaması, 2 yıldır Makro Market’te uygulanıyor. Bu süre içerisinde hem B2B sistemine dahil olan tedarikçi sayısı artıyor, hem de B2B uygulaması içerisinde tedarikçilerle paylaşılan bilgiler zenginleştiriliyor. Operasyonel sistem söz konusu olduğunda sadece alt yapı yatırımı yeterli olmuyor. Bu sistemi uygulayan çalışanların vizyonu ve bilgisi de çok önemli. Makro Market çalışanları, kadro olarak sisteme hakim mi? En son teknolojiyi de alıp getirseniz, en iyi yazılımları da kullansanız, bunları kullanacak insan kaynağını aynı vizyon çerevesinde e eğitmezseniz başarılı sonuç üretmeniz mümkün değildir. Bu konuda Makro Market’te yaptığımız eğitim çalışmaları, yazılımın getirdiği disiplinle birleştirilerek çok hızlı hayata geçirildi. Bu arada, bir yandan da yeni zincirlerin alındığı düşünülürse, böyle bir yapıda son derece hızlı büyüyen Makro Market, sistemin operasyonel kısmını 6 ay gibi bir sürede hayata geçirdi. Bu ölçekteki bir yapı için neredeyse rekor sayılabilecek bir süredir. Bu da, başta üst yönetimin konuya inancı ve desteği, diğer taraftan personelin disiplinli çalışması ile sağlanmıştır. Makro Market’in hedefi, Türkiye’nin en büyük perakendecisi olmak ve hatta dünyaya açılmak. Makro Market’in yaptığı bu alt yapı yatırımları, bu büyük hedefi karşılayabilecek nitelikte mi? 38 | K a s ım -A ra lık 2010 Makro Market’in Obase’le olan ișbirliğinin boyutlarını ve 4 yıldır yapılan bu ișbirliğinin durumunu ve sonuçlarını Makro Market Genel Müdürü Mehmet Songör’den öğrendik. Operasyonel sistem alt yapısı konusunda Obase’i seçtiniz ve çalıșıyorsunuz? Neden Obase? Bilindiği gibi kurumlardaki en sıkıntılı konu, sistemsel alt yapının kurgulanmasıdır. Özellikle perakende gibi karmașık ve girift yapılarda bu daha da sıkıntılı hale gelir. Bu süreci iyi yönetmek için doğru tercihler yapmalı, en iyi olanla yol almalısınız. OBASE, bilișim alanında kendini ispat etmiș, kurumsallığı ve profesyonel ekibiyle bariz farkla öne çıkmayı bașarmıș bir yazılım ve teknoloji șirketi. Belirli büyüklüklere geldiğimizde yola Obase ile devam etmemiz gerektiğine karar verdik. Operasyonel sistemde, 2008 yılı bașından itibaren OBASE ile çalıșıyoruz. Șu anda her konuda Obase’in farkını ve avantajlarını yașamaktayız. Bu süreçte, stoklarımızı optimal seviyeye getirerek, hem karlılık hem de hizmet açısından avantajlar sağladık. Artık, daha net bilgiler ıșığında stratejiler olușturabiliyoruz. Yaptığımız farklı raporlamalarla, tedarikçilerimizi ve satın almamızı doğru yönlendirerek isabetli uygulamalar yapıyoruz. Doğru stok yönetimi yapabiliyoruz. Mağazalarımızda sipariș önerilerimiz otomatik olarak üretiliyor ve otomatik olarak depolarımıza ve belli tedarikçilerimize aktarılıyor. Depolar ve tedarikçilerimizden de bu önerilere hızlı cevap alabiliyoruz. Veri ambarı ve B2B ile operasyonel verimliliğimiz arttı, stok maliyetlerimiz düștü, ișimizi daha doğru yönetebilir hale geldik. OBASE ile Analitik CRM projesini de bu yıl içerisinde bașlatmıș bulunuyoruz. Analitik CRM ile kișiye özel kampanyalar tasarlayabilir duruma geleceğiz. BT departmanımızın bașarılı çalıșmalarıyla, ihtiyaç duyduğumuz bilgilere en kısa zamanda ulașabiliyoruz. Düzgün ve doğru verilerle daha kolay raporlama yapabiliyoruz ve doğru sonuçlar alabiliyoruz. Altyapımız șu anda gayet Daha önce de konuştuğumuz gibi, kullanılan sistemlerin, çağdaş perekendenin gerekleri düşünülerek yatırımları yapılmıştır. Obase, zaten buna benzer örnekleri senelerdir gerçeleştiren, farklı büyüklükteki perakendeciye gerek yurt içinde gerekse yurt dışında birçok noktada düzgün çalıșıyor ve karșılaștığımız sorunları çözebileceğimiz ya da sorunlarla ilgili bilgi alabileceğimiz bol miktarda kaynağa erișimimiz bulunuyor. Obase’le hangi alt konularda ortak çalıșma yürütüyorsunuz? Obase ile operasyonel sistem dıșında veri madenciliği (Micro Strategy Raporlama) yapıyoruz. Yani operasyonel sistemden, ihtiyaç duyduğumuz verileri depolayıp ihtiyaç duyduğumuzda doğru ve hızlı raporlamasını yapıyoruz. B2B sayesinde ise, tedarikçilerimizle elektronik ortamda haberleșerek sipariș ve raporlamalarını yapıyoruz. Tedarikçilerimiz bize ihtiyaç duymadan mağazalarımızdaki satıș ve stoklarını görerek nasıl bir operasyon yapmaları gerektiğine karar verebiliyorlar. Müșteri ilișkileri yönetiminde, kișiye özel kampanyalar yaparak etkileșimlerini ve aktivite sonuçlarını raporlayabiliyoruz. Șimdiye kadar, yapılan bu ișbirliğinden memnun kaldınız mı? İstediğiniz sonuçları elde edebildiniz mi? Bizim için istikrar ve satıș sonrası hizmet, son derece önemli. Obase ile 4 yıldır ișbirliği içindeyiz; bilgilerine güveniyoruz. Yazılım taleplerimiz en kısa zamanda karșılanıyor. Gerektiğinde uzaktan bağlantı kurularak en kısa sürede çözülebiliyor. Obase ile çalıșıyor olmak, bugünü iyi yönettiğimiz gibi yarını planlarken güvenle hareket etmemiz anlamına geliyor. Makromarket’in bașarısında Obase’in çok önemli bir paya sahip olduğunu belirtmek isterim. Obase ile çalıșıyor olmaktan son derece memnunuz. Bu vesileyle bugüne kadar bize verdikleri hizmet ve değerli katkılarından dolayı tüm Obase ailesine, özellikle de Sayın Haluk Alpay’a șükranlarımı sunmak isterim. hizmet veriyor. Bu çerçevede, yatırımı yapılan sistem, Makro’nun yarını için kuruldu. Makro Market büyüdükçe, buna göre ölçeklenebilecek; farklı ülkelerde geliştikçe yerleşebilecek bir altyapı sistemi, son derece verimli bir şekilde çalışması için işler hale getirildi. MAKRO | Röportaj Uyku ve uyku sorunları üzerine... Ara sıra uykusuzluk çekmek normal ama uykusuzluğunuz kronik bir hale geldiyse ya da horlama sorunuyla karşı karşıyaysanız, mutlaka bu konuda uzman bir doktora görünmeniz gerekiyor. Nasıl uyuduğumuzu çok umursamıyoruz belki ama uyku hastalıkları çok ciddi sorunları beraberinde getirebiliyor. Biz de uyku hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için Uykum Uyku Bozuklukları Merkezi’nden Prof. Dr. Hakan Kaynak ile uyku ve en önemli uyku hastalıkları üzerine konuştuk. Tabi ki uyku hakkında bilinmesi gerekenler bunlarla sınırlı değil. Bu yüzden, Prof. Dr. Hakan Kaynak’ın “Uyku-Uyuyamamak mı? Uyanamamak mı?” adlı kitabını edinmenizi ve okumanızı tavsiye ediyoruz. Uyku nedir? Uyku, organizmanın çevreyle iletişiminin, değişik şiddette uyaranlarla geri döndürülebilir biçimde, geçici, kısmi ve periyodik olarak kaybolması durumu olarak tanımlanabilir. Ne kadar uykuya ihtiyacımız var? Hayatımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Çevremizde seyrek de olsa kısa süreli uykuyla yetinen insanlara rastlıyoruz. Uyku süresinin genetik etkenlerin etkisiyle kişiden kişiye 4 ile 11 saat arasında değiştiği biliniyor. Genetik olarak belirlenen bu süreyi, belli sınırlar dışında değiştirmek mümkün değil. Uyku süresi kısaltılmak zorunda kalındığında uyku yoksunluğunun yol açtığı istenmeyen belirtilerle karşılaşılır. Genetik geçişin varlığını gösteren en iyi kanıt, tek yumurta ikizlerinin uyku sürelerinin tamamıyla aynı oluşudur. Ülkemizde toplumun büyük bölümü, 7-8 saat süreyle uyuma alışkanlığına sahip. Türkiye’de toplumun sadece %10’unun 6 saatin altında bir uykuyla hayatını sürdürdüğü biliniyor. 8 saatten daha uzun süre uyuyanların oranı ise %15’e kadar yükseliyor. Peki, uyku süremizi azaltmamız mümkün mü? Uyku süresi uzun, fakat çalışmak için daha çok zamana ihtiyacı olanlar, çoğunlukla uyku sürelerini kısaltma isteği duyarlar. Ancak, uyku süresini 40 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Röportaj belli bir oranın ötesinde kısaltmak mümkün değildir. Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir çalışmada, uyku süresinin kısa bir zaman diliminde kısaltılmasının mümkün olmadığı, deneklerde ertesi gün yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü ve hafıza bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıktığı saptandı. Deneye katılanlar, uygunsuz zamanlarda uyku ihtiyaçlarına yenilip uyudular. Ancak başka bir çalışma, uyku süresinin uzun bir zaman dilimi içinde, 1-2 saati aşmamak şartıyla azaltılmasının mümkün olduğunu ve bu azaltmanın deneklerin performansında bozukluğa yol açmadığını gösterdi. Bu çalışmanın sadece genç deneklerle yapıldığı unutulmamalıdır. Çocuk ve yaşlılarda uyku süresi azaltıldığında daha değişik belirtilerle karşılaşılır. Çocukların uyku süresi ne kadar olmalı? Yenidoğan, ilk 3 aylık dönemde, günün yaklaşık 15-18 saatini uykuda geçirir. Bebekler, gece ve gündüz eşit sayıda olmak üzere birçok kez uyanır ve tekrar uyurlar. Anne-babalar için dayanılmaz derecede zor olan bu uyku düzeni, ne mutlu ki çok uzun sürmez. Üç aydan itibaren bebek daha az uyumaya ve gece uykusundan daha seyrek uyanmaya başlar. Altı aylık olduğunda uyku ihtiyacı 12 saate iner, gündüzleri daha uzun süre uyanık kalır. Okul öncesi dönemde ise, erişkin dönemdekine yakın bir seyre girer ve sadece bir kez öğleden sonra uyur. Bu uyku düzeni, okul ve daha sonra da iş hayatının getirdiği zorunluluklar nedeniyle, 24 saatte bir kez uyunan gece uykusuna dönüşür. Yaşlandıkça uyku süresi azalır mı? Yaşlıların sabah erken uyanmaları, bazı araştırmacılar tarafından uyku ihtiyaçlarının azalması biçiminde yorumlanır. Ancak, sıklıkla 42 | K a s ım -A ra lık 2010 Sürelerine göre uykusuzluklar Geçici uykusuzluklar Genellikle iyi uyuyanlarda ve uykusuyla ilgili şikâyeti olmayanlarda bir veya birkaç gece süreyle ortaya çıkar. En sık görülen uykusuzluk tipidir. Otel odası, arkadaş evi gibi alışık olunmayan ortamlarda, imtihan, seçim, iş görüşmesi gibi gerginlik yapan olaylar öncesinde veya geçici bir hastalığın yol açtığı ağrı, kaşıntı gibi nedenlerle, genellikle geçici olarak ortaya çıkar. Kısa süreli uykusuzluklar 1-4 hafta devam eden uykusuzluklar bu gruba girer. Geçici uykusuzluklarda olduğu gibi gerginlik yaratan bir olay veya hastalık sonucunda ortaya çıkar. Genellikle sebebin ortadan kalkmasıyla düzelir. Ancak bu tür hastalıklarda uykusuzluğun uzun süreli hale dönüşme tehlikesi ihmal edilmemeli, gerektiğinde aşırı kullanıma yol açmayacak şekilde uygun bir ilaç tedavisi düzenlenmelidir. Uzun süreli uykusuzluklar Hastalık süresi bu grupta aylarla ifade edilir. Psikolojik, psikiyatrik, organik, farmakolojik ve kronobiyolojik nedenlerle ortaya çıkar. Bazen bu nedenlerden birkaçı birlikte görülebilir. Uyku ilaçlarıyla tedavi edilemeyen bu tür uykusuzlukların mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi gereklidir. gözlemlendiği gibi, yaşlılar gün içerisinde aralıklı olarak uyudukları veya uyuyakaldıklarından, gece uykusundan sabah erken uyanarak kısalttıkları uyku sürelerini gündüz uykularıyla telafi ederler. Bilimsel veriler de yaşlıların uyku sürelerinin erişkin dönemdekinden çok farklı olmadığını göstermektedir. Uykunun organizmadaki rolü nedir? Uyku, büyüme sürecinde önemli rol oynar. Ninnilerimizde geçen “Uyusun da büyüsün” sözü, uykunun büyümedeki rolünü anlatır. Yapılan araştırmalarla derin ve yavaş uyku döneminde salgılanan büyüme hormonunun çocuğun gelişiminde MAKRO | Röportaj bulunuyor. Rüya dönemlerinin araştırılması amacıyla yapılan bir çalışmada, araştırmaya katılan gruplar çeşitli uyku dönemlerinde uyandırıldı ve REM döneminde uyandırılanların %80’inin rüyalarını anlatabildiği görüldü. Bu deneyler, gece içinde her REM dönemine girildiğinde kural olmamakla birlikte rüya görüldüğünü gösteriyor. Kimse gece içinde 5-7 kez rüya gördüğünü düşünmez. Ancak, rüya görmenin ve rüyaları hatırlamanın ayrı şeyler olduğu düşünülmelidir. Rüyaların hatırlanması için rüya görülen dönemde uyanmak gerekir. Rüya görmek sağlıklı bir uykunun belirtisi mi? Halk arasındaki “Çok sık rüya görüyorum, öyleyse sağlıklı bir uykum var” biçimindeki yanlış inanış, aslında REM döneminden sık sık uyanmanın veya REM dönemlerinin sık sık uyanıklıklarla bölünmesinin göstergesi ve kötü kalitede bir uykunun belirtisidir. önemli bir rol üstlendiği, herhangi bir uyku problemi nedeniyle derin ve yavaş uyku dönemi azalan çocukların gelişiminin geciktiği saptandı. Çocukluk çağında büyümeyi sağlayan uyku, erişkin dönemde büyüme durduğuna göre hangi işlevi yerine getirir? Uyku, erişkin dönemde hücre yenilenmesini hızlandırır, organizmanın onarımına katkıda bulunur. Onarım sürecinde uykunun süresinden çok, kalitesi ve derin ve yavaş uyku miktarı önemlidir. Uykunun öğrenme sürecindeki rolü de 44 | K a s ım -A ra lık 2010 inkâr edilemez. Yoğun öğrenme dönemlerinde, REM uykusu oranının arttığı bilinen bir gerçektir. Öğrenme döneminin ardından iyi bir uyku, öğrenilenlerin unutulmasını da engeller. Her gece rüya görüyor muyuz? Çeşitli uyku evreleri, gece boyunca ortalama 90 dakikalık dönemlerle tekrarlanır. Uykunun başlangıcından her bir REM döneminin sonuna kadar olan bölüme bir siklus denir. Gece boyunca, uykuda 5-7 siklus İyi bir uykunun kanıtı olabilecek veriler nelerdir? Uykularını almış olarak 4-5 saat uyuyup uyananlara da çok daha uzun süre uyuduğu halde dinlenmemiş, uykusundan tatmin olmamış olarak uyananlara da sıklıkla rastlanır. Dolayısıyla iyi bir uyku ile uyku süresi arasında bir doğru orantıdan söz etmek mümkün değil. Uykuya dalmak için geçen sürenin uzunluğu ve bu sıradaki sıkıntının düzeyi, uykudan memnun kalkmayı etkileyen önemli etkenlerden biridir. Uykudan dinlenmiş olarak uyanmayı etkileyen ikinci etken ise gece içindeki uyanma sayısıdır. Araştırmalarda görülmüştür ki, kısa veya uzun süreli uyanıklıklar, uykunun tatmin edici olarak algılanmasını engeller. Uykuya dalma süresi ve uykunun devamlılığı ile ilgili veriler, uykunun tatmin ediciliğiyle ilgili önemli MAKRO | Röportaj ölçütler ise de, iyi uyuduğumuzu gösteren kesin ve tek bir ölçüt henüz belirlenememiştir. Sağlıklı bir uykunun kuralları nelerdir? l Uyku saatlerine ve süresine dikkat edin. l Uykunuza gündüzden hazırlanın. l Yiyecek ve içeceklerinize dikkat edin. l Uyku ortamının fiziksel şartlarına dikkat edin. l Yatak odasını oturma odası gibi kullanmayın. Horlama oldukça sık rastlanan bir sorun. Horlama hakkında neler söyleyebilirsiniz? Horlama, genellikle nefes alma sırasında yutak çevresindeki yumuşak dokuların titreşmesi sonucu oluşan sestir. Üst solunum yolunun genellikle dil arkasındaki alanda daralmasıyla orantılı olarak horlama artar. Daha çok sırtüstü yatarken ortaya çıkan horlama, yorgunlukla artan kesintisiz bir gürültüdür. Toplumda çok sık denebilecek oranda görülen horlama, 100 kişiden 42’sinde karşımıza çıkıyor. Yaşın artmasıyla horlamanın görülme sıklığı da artıyor. Bu oran, 60 yaşındaki erkeklerde %60’a, kadınlarda ise %40’a ulaşır. Kesintisiz, yani solunum düzensizliğinin eşlik etmediği düzenli horlamanın, uykuda bölünme oluşturmuyorsa hastaya herhangi bir zarar vermediği düşünülüyor. Bu tür horlama sadece hastanın çevresini ve eşini rahatsız eder. Bazen horlama, düzensiz, zaman 46 | K a s ım -A ra lık 2010 zaman da solunum yüzeysel bir uyku uyur. Toplumda çok sık güçlüğüyle birlikte olur. Solunum durmaları, 10 denebilecek Bu durumda hasta, saniyeden 1-2 dakikaya oranda görülen solunum sırasında aşırı kadar uzayabilir. horlama, 100 güç harcar. Solunum Gecede 15-20’den 400düzensizlikleri 500’e kadar değişen kişiden 42’sinde uyanıklıklara neden karşımıza çıkıyor. sayıda olabilir. Saatte oluyorsa, uyku kalitesi 60-70 kez tekrarlayan Yaşın artmasıyla de bozulur. 15-20 saniyelik horlamanın En çok üzerinde solunum durmaları, durulması gereken görülme sıklığı da hastalığın ciddi horlama biçimi, anlamda ilerlemiş artıyor. sessizlik dönemleriyle olduğunu gösterir. kesintiye uğrayan Kalp atımında şiddetli horlamalardır. düzensizlikler görülür. Bu tür horlamalardaki sessizlik Bu düzensizlikler ileri yaşlarda, ani dönemleri, solunum durmalarına kalp durmalarına yol açarak uykuda karşılık düşer. Solunum durmaları ve ölümlere neden olabilir. Hastalık azalmaları, gece içinde yüzlerce defa sonucunda hasta, gece boyunca daha tekrarlanabilir ve bunların çok az bir sık idrara çıkma ihtiyacı hisseder ve kısmı hasta yakınları tarafından fark çok terler. Kalktığında kendini yorgun edilir. Horlamanın solunum ve uykulu hisseder. Yorgunluk gün durmalarıyla birlikte olduğu klinik boyu devam eder. tabloya obstrüktif uyku-apne Obstrüktif uyku-apne sendromu, sendromu denir. uzun dönemde, yüksek tansiyon, kalp Hasta, her solunum durmasında 5-10 krizi, beyin-damar tıkanıklığı sonucu saniye süreyle uyanır daha doğrusu felç gibi ciddi problemlere yol açabilir. ancak uyanarak solunum durmasını Bu ciddi sonuçlar nedeniyle, sürekli ve sonlandırır. Ancak bu uyanıklıklar, şiddetli horlaması olanlar, eğer hasta tarafından hissedilmemesine solunum durması da eşleri tarafından rağmen, uykunun dinlendirici olan fark edildiyse, mutlaka bir hekime dönemlerine ulaşılmasını engeller. başvurmalı ve en az bir gece uyku Hasta farkında olmadan, kalitesiz ve laboratuvarında incelenmelidir. MAKRO | Güzellik 5 BİN YILLIK BİR HİKAYE PARFÜM Çiçek, baharat ve meyve dünyasının birbirinden güzel kokuları küçücük şişelerde buluşuyor ve parfüm haline geliyor. Tarihi yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan parfümler günümüzde hala cazibesini koruyor. Koku alma duyumuzun diğer pek çok duyumuzu da direkt olarak tetiklediğini düşünürsek, güzel kokuların hayatımızda ne kadar önemli bir yeri olduğunuz anlarız. Etrafımızdaki birçok maddeyi kokularıyla ayırt ediyor ve çeşitli durumlarda bu duyumuzu ön plana çıkartıyoruz. Latince “kokulu duman” anlamında kullanılan “per fume” kelimesinden pek çok dile geçmiş olan parfümün tarihi yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanıyor. Parfüm, kokuyu uzun süre koruyan sabitleyici maddelerle, baharat, çiçek, ot, yaprak ve odun gibi güzel kokan maddelerin esansiyel yağlarının bir birleşimi. Mısırlılar, ölülerini kokulu yağlarla mumyalıyor ve hatta mezarlara da parfüm şişeleri ve kokulu kremler bırakıyorlardı. Yapılan kazılarda, Tutankamon’un mezarından parfüm şişelerinin ve krem kavanozlarının çıkarılması, Mısırlıların, binlerce yıl önce bile kokuya düşkünlüğünü gözler önüne seriyor. Mısır kraliçesi Nefertiti’nin ise yasemin banyosu yaptıktan sonra vücuduna çiçek özleri sürdüğü biliniyor. 50 | K a s ım -A ra lık 2010 Modern parfümün tarihi ise, bugün hala parfüm endüstrisinin merkezi sayılan Fransa’da başladı. 16. yüzyıl Fransa’sında, Paris’in kanalizasyonları şehre döküldüğü için sokaklar çok pis kokuyordu. Adalet Sarayı ve opera gibi yapıların içinde bile kokudan dolayı durulmuyordu. İşte bu kokuları maskelemek için Fransızlar, çok keskin parfümler üretmeye ve kullanmaya başladılar. Böylece parfüm sanayisi gün geçtikçe gelişti. Temizlik koşullarının iyileşmesiyle beraber, ağır kokular yerini daha yumuşak ve taze kokulara bıraktı. Parfüm üretiminde en büyük gelişme, kimyanın parfüm üretiminde kullanılmasıyla başladı. 1860’lı yıllarda, sentetik bazlı ilk parfümler ortaya çıkmaya başladı. Kimya alanında yaşanan gelişmeler, pahalı doğal hammaddelerin yerine sentetik maddelerin konulmasını giderek daha olanaklı bir hale getirdi. 1888 yılında artık sentetik kokular biliniyordu. Parfümü alırken şişeden koklamak yerine mutlaka kolunuza sıkın. 10 dakika bekledikten sonra koklayın ve kararınızı verin. Parfüm çeșitleri Parfüm, içeriğinde yer alan inceltici ve çözücü maddelerle, kokulu yağın oranına göre çeşitleniyor ve farklı isimler alıyor: Esans, eau de parfum, eau de toilette, eau de cologne. Eau de toilette’ler değişik sentetik bileşenler veya yoğun esanslar içeriyor. Eau de parfümler ise, sentetik bileşenlere göre daha yüksek oranlarda doğal malzemelere sahip. MAKRO | Güzellik Parfüm alırken dikkat edilmesi gerekenler l Parfüm alacağınız zaman, koku alma duyularınızın hassaslaştığı akşam saatlerini seçmeye özen gösterin. l Aynı günde 3’ten fazla parfüm denemeyin. Ancak, her parfümün ardından kahve çekirdekleri koklayarak kokuları sıfırlayabilirsiniz. l Parfümü alırken şişeden koklamak yerine mutlaka kolunuza sıkın. 10 dakika bekledikten sonra koklayın ve kararınızı verin. l Başkasının üzerinde koklayıp beğendiğiniz bir parfümü denemeden kesinlikle almayın. Parfümler, her cilt tipinde farklı bir tepki gösterir. Doğru bir parfüm seçmek kadar, parfümü doğru noktalara uygulamak da önemli. Parfümünüzü kıyafetleriniz yerine, saçınızı taramadan önce fırçanıza ve nabzınızın attığı bölgelere (bilekler, boyun, kulak arkası, dirsekler…) Seçim yaparken… Yapılan araştırmalar, parfümlerin etkilerinin ten rengine göre değiştiğini gösteriyor. Esmer: Keskin kokuların daha çok yakıştığı esmerler, bu tip parfümler sayesinde, etkileyici bir ışık saçabiliyor. Sarışın: Taze kokuları tercih edebilecek olan sarışınlara gülün efsanevi kokusu çok yakışıyor. Kumral: Kumrallar, çiçeklerin aromatik kokuları sayesinde hafızalarda iz bırakabilirler. Ayrıca, parfümünüzü kişilik Latince “kokulu duman” anlamında kullanılan “per fume” kelimesinden pek çok dile geçmiş olan parfümün tarihi yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanıyor. uygulamayı deneyebilirsiniz. Ayrıca, yapılan araştırmalara göre, parfümler kuru ve açık renkli ciltlerde daha az kalıcı oluyor. Bu yüzden de daha sık tazelenmesi gerekiyor. 52 | K a s ım -A ra lık 2010 özelliklerinize göre de seçebilirsiniz. Neşeli: Neşeli ve sevecen biriyseniz, çiçek ve meyve kokularını seçebilirsiniz. Portakal çiçeği ve bergamot sizi çok daha sempatik yapacak. Sportif: Canlı, hareketli ve sportif biriyseniz, ferah kokuları tercih edebilirsiniz. Okyanus ve deniz esintileri tam size göre… Hırslı ve atak: Kendine güvenen, cesur ve atak bir yapınız varsa, zencefil ve sandal ağacı ile derinleşen bir koku, cesaretinizin ve ataklığınızın altını çizecektir. Özverili: Evcimen, özverili ve sakin biriyseniz, beyaz çiçekler ve vanilya karışımından oluşan bir koku kişiliğinizi vurgulayacaktır. MAKRO | Konuk Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı? Benim oyunculuk serüvenim, tiyatro kurslarıyla başladı. Ama 19-20 yaşıma kadar tiyatroya gitmişliğim de yoktu, hayatımda öyle bir şey yoktu yani. İçine kapanık, sıkılgan bir çocuktum. İzmir’de böyle aylak aylak gezerken, bir afiş görüp büyük bir cesaretle tiyatro kurslarına başlamamla hayatım değişti. Tiyatroyla, oyunculukla, sinema gibi şeylerle tanışmam 20’li yaşlardan sonra oldu. 3 yıl sonra da konservatuvara girip İstanbul’a geldim. Neredeyse 10 yıldır bu işin içindeyim. Tiyatroda bir kariyerim olmadı, televizyonda ise ciddi bir geçmişim var. Bir şekilde, kader beni televizyona itti ve televizyondayım. Çıkışımı sağlayan “Kurşun Yarası”ndaki kaymakam ve Bülent İnal: TV beni çok yorarsa, işin mutfağına kayabilirim 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı mezunu olan Bülent İnal, yıllardır televizyon ekranlarında gördüğümüz bir isim. Birbirinden çok farklı rollerde karşımıza çıkan İnal, muhteşem oyunculuğuyla bizi hemen oynadığı karaktere yakın hissettirmeyi başarıyor. Oynadığı kişi, bir varoş delikanlısı da olsa, devrimci bir genç de, kendimizden birşeyler buluyoruz. Bülent İnal, “Azad” dizisinde Urfa’lı Azad, “Kurşun Yarası”nda işgal altındaki Ege’de mert bir kaymakam ve “Ihlamurlar Altında”da varoş delikanlısı Yılmaz olarak karşımıza çıktı. “Karayılan” adlı dizide de rol alan İnal daha sonra “Kalpsiz Adam” dizisinde Oktay rolünü canlandırdı. 2009 yılında “Bu Kalp Seni Unutur mu?” dizisinde Sinan isimli bir karakteri canlandıran Bülent İnal, şimdilerde Bergüzar Korel ile “Bitmeyen Şarkı” adlı dizide başrolü paylaşıyor. 54 | K a s ım -A ra lık 2010 “Ihlamurlar Altında”da oynadığım Yılmaz karakteri oldu. Tabii para kazanmak için içim kan ağlayarak gittiğim setler de oldu. ‘Kurşun Yarası’nda iyi oynadınız mı?’ diye sorarsanız, evet iyi oynadım. Günlük yaşantınız nasıldır? Nelerle ilgilenirsiniz? Ben çalıştığım zamanlarda hayatım bitiyor, ortalama haftanın altı ya da yedi günü sette oluyoruz. Boş vakitlerimizde ancak uyuyoruz, olabilirse arkadaşlarımız, ailemizle bir MAKRO | Konuk Diziler • Bitmeyen Şarkı (2010) • Bu Kalp Seni Un utur Mu? (2009) • Kalpsiz Adam (2 008) • Karayılan (2008) • Ihlamurlar Altın da (2005) • Kurşun Yarası (2 003) • Azad (2002) • Aşk ve Gurur (2 002) • Karanlıkta Koşa nlar (2001) • Cesur Kuşku (2 001) • Dikkat Bebek Va r (2000) yemek yiyoruz. Herkesin farklı hobileri var. Ben ya spora gitmeye ya da aileme, arkadaşlarıma vakit ayırmaya çalışıyorum. Bir şeyler okuyorum, izlemediğim filmleri izlemeye çalışıyorum. Ben sıradan olmayı çok istiyorum ve bunu kendime daha çok yakıştırıyorum. Mesleğimi yaparken de yapabildiğim kadar yapmaya çalışıyorum. Mutlu da oluyorum. “En çok ben konuşayım, daha büyük olayım, en büyük oyuncu olayım” gibi de bir derdim yok. Böyle yapmayanlar çok para kazanmıyor olabilir ama ben kendi kazandıklarımla ilgileniyorum. Ben nasıl yetiştiysem, öyle yaşamaya devam Filmler • Başka Semtin Çocukları (2008) • Cenneti Beklerken (2005) • Aşk Yolu (2005) • Bir Aşk Hikayesi (2004) • Vizontele Tuuba (2003) • Hiçbiryerde (2001) • Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (2001) • Kayıkçı (1998) 56 | K a s ım -A ra lık 2010 ediyorum. Zaten eskiden de magazinel yerlere gitmiyordum, şimdi de gitmiyorum. Çok sakin bir hayat sürdürüyorum. Arkadaşlarımla sakin ortamlarda olmayı tercih ediyorum. Nadir çıkıyorum ve nezih, sohbet edebileceğim yerleri tercih ediyorum. Yani herkesin zıpladığı yerleri değil! Öyle eğlence bana zevk vermiyor. Bitmeyen Şarkı’da Bergüzar Korel’le beraber oynuyorsunuz. Aldığınız tepkiler nasıl? Yaman’la Feraye’nin uyumu gayet iyi. Seyirci uyumu sevmese, zaten işimiz iyi olmaz, ama şimdiye kadar aldığımız yorumlar, o uyumun yakalandığını gösteriyor. Ekran için doğru bir çift olduğumuz söyleniyor. Neler izlersiniz, hangi yönetmenleri seversiniz? Sevdiğim pek çok yönetmen var. Ama en çok Coppola’yı seviyorum. “Baba”, benim en sevdiğim filmlerdendir, oradaki oyuncular da… Bir gün bu işler sizi yormaya başlarsa, ne yapmak istersiniz? Televizyon ekranı beni çok yorarsa, işin mutfağına kayabilirim. Gerçekleştirmek istediğim bazı projeler var. Oyuncu, yönetmen ve teknik grupların çalışmalar yapabildiği stüdyoların olduğu bir kurum düşünüyorum. MAKRO | Röportaj Aromel’den Tattoo… Modern ve genç parfümler Yenilikleri takip eden ve hedef kitlesini her geçen gün genişleten Aromel, markalarına bir yenisini daha ekledi. Tattoo Parfüm ve Deodorant serisi, genç tüketicilerle buluşuyor. Pek çok yeniliği içinde barındıran Tattoo tam bir genç kız markası… Pazarlama Müdürü Gonca Kalkavan, Aromel ürün yelpazesini incelediklerinde bütün dünyada yükselişte olan, süslü ve “kokoş” olarak tabir edilen yaşayış tarzını içeren genç markalarının olmadığını tespit ettiklerini ve böylece Tattoo markasının doğduğunu dile getiriyor. Tattoo’nun en önemli tasarımsal özelliklerinden biri puf puflu pompalı şişesi… Kalkavan, hep hayalini kurduğu bir şişeyi kullanmanın heyecanını yaşadığını söylüyor. Genç kızlar hedeflendiği için serinin kutu tasarımında pembe, mor, turuncu ve turkuaz gibi genç ve dikkat çekici renkler tercih edildi. Kutuların üstü pırlanta taş görüntüsü verecek metalize gofrajlarla süslendi. Her bir seriye, rengine göre Passion, Charm, Star ve Angel isimleri verildi. Bütün bunların yanında kutu tasarımında kullanılan kurdele ve görseller genç kızların kalbini çalacak. Yeni markanızda çok fazla yenilik ve çekici yan var; yeni dört ürününüzün özellikleriyle ve ambalaj tasarım tercihlerinizle ilgili detaylı bilgi verir misiniz? Tasarımda hedef kitlenizin hangi 58 | K a s ım -A ra lık 2010 beklentilerine göre hareket ettiniz? Kutu ve şişe tasarımları için marka fikri doğduğundan bu yana tasarımda hangi yöne gideceğimizi çok iyi belirlemiştik. Kişisel olarak meslekteki en büyük hayalim olan özel pufpuflu pompayı kullanacağımız bir ürünü yaratmış olmanın da ayrıca heyecanını yaşıyorum. Parfüm denince akla ilk gelen sembol puf puflu parfüm pompası ve seneler içinde maliyetli de olduğu için unutulmuş ve geride kalmış. Türkiye’de bir eşi ve benzeri yok. Dünya trendlerine baktığımızda ise son döneme damgasını vuran pek çok parfümde çok modernize ve genç bir bakışla yeniden gündeme geldiğini gördük. Bu hepimizi heyecanlandırdı ve renkleri şık şişe tasarımını da kurgulayarak ürünü bugünkü haline getirdik. Pembe tutku ve aşkın rengi olarak passion adını ve kalp ikonunu; mor cazibenin rengi olarak Charm adını ve kelebek ikonunu; turuncu ışıltının, güneşin rengi olarak Star adını ve yıldız ikonunu; turkuaz da masumiyetin ve duru güzelliğin rengi olarak Angel adını ve melek ikonunu aldı. Kutu üstünde “hediye” kavramını daha da güçlendirecek şekilde bir kurdele kullandık. Hem kutu tasarımına çok şık bir katkı sağladı hem de kullanıcılarımız atmayıp bileklik ya da saç tokası olarak kenarda tutabilecekler. Pompalı parfüm kullanmanın diğerlerinden farklı bir kullanımı var mıdır, paylaşabilir misiniz? Pompalı parfümlerde mekanizmanın çalışabilmesi için metal bölümde hava almasını sağlayan bir küçük delik kullanılıyor. Bu dünyaca ünlü Prada pompalı parfümler için de geçerli bir teknik detay. Dolayısıyla parfümün kutuda ters dönüp bu delikten akıtmaması için çevirmeli bir şık kapağı oluyor; tüketici pompasını şişeye takıyor ve tuvalet masasının en güzel yerinde parfümünü konumlandırıyor. Çantada taşımak isterse mutlaka kapağını kapatmalı. Bu teknik bilgi bütün kutularda çok görünür şekilde tüketicimize ilettiğimiz bir detay. Parfüm ve deodorantların kalıcılık değerleriyle ilgili bilgi verir misiniz? Sekiz saatlik kalıcılıkları test edilmiş ve onaylanmıştır. MAKRO | Gündem 1. %100 güvenli bir sistem Bireysel emeklilik sistemi çok güvenli bir sistemdir çünkü sistemin tüm unsurları denetim altında tutulur. Bireysel emeklilik sisteminin güvenirliğini sağlayabilmek için devlet gerekli tüm düzenlemeleri yapmış durumdadır. Emeklilik Gözetim Merkezi, emeklilik şirketlerinin faaliyetlerini günlük olarak gözetip denetler. Ayrıca tüm sistem, Hazine Müsteşarlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından da denetlenir. 2. Tamamen șeffaf bir sistem Bireysel emeklilik hesaplarınız Takasbank’ta tutulur. Bu hesaplardan günlük olarak fon paylarınızı izleyebilirsiniz. Yani sisteme yatırdığınız payınızın durumunu istediğiniz zaman görebilirsiniz. Bireysel emeklilik nedir? Bireysel emeklilik sistemini, tasarruf imkanı bulunan insanları daha rahat bir emeklilik dönemi için birikimde bulunmaya teşvik eden, tasarrufları katılımcının talepleri ve risk/getiri özellikleri doğrultusunda değerlendiren bir tasarruf mekanizması olarak tanımlayabiliriz. Yani bireysel emeklilik, mutlu bir emeklilik dönemi için bugünden birikim yapmanızı sağlayan, sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olan ve devlet tarafından da vergi avantajıyla desteklenen bir sistemdir. Tasarruf için alınabilecek en iyi tedbirlerden biri olan bu sistemi sizler için araştırdık. İşte size, bireysel emeklilik sistemine dahil olmanız için 10 iyi neden… 60 | K a s ım -A ra lık 2010 3. Rahat bir emeklilik sağlar Bireysel emeklilik sistemi, sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısıdır ve amacı emeklilik döneminde size ek bir gelir sağlayarak refah seviyenizi arttırmaktır. Sistemde en az 10 yıl kalarak ve 10 yıl süreyle katkı payı ödemek koşuluyla 56 yaşını tamamladıktan sonra emekli olabilirsiniz. Emekliliğe hak kazandığınızda, birikimlerinizi toplu ya da bir program dahilinde kısmi olarak alabileceğiniz gibi emeklilik maaşı sağlayan yıllık gelir sigortası sözleşmesi yaptırarak tercihleriniz doğrultusunda değişecek emeklilik maaşınızı almaya da hak MAKRO | Gündem kazanabilirsiniz. Bu bakımdan bireysel emeklilik, zaten sigortalı Gelecekteki olarak çalışmakta birikiminizin olanlara ikinci bir ihtiyaçlarınızı emekli maaşı ya da karşılayabilmesi için toplu para aylık gelirinizin sağladığı gibi, ev %10’unu bireysel hanımları gibi emeklilik sistemine sigortası olmayan aktarmanızı tavsiye kişilerin de yaşları ederiz. Emekliliğe ilerlediğinde maaş hak kazandığınızda almasına olanak sağlar. elde edeceğiniz 4. Vergi avantajı da var birikim tutarı, sisteme giriş yaşınız ve ödeme tutarınıza bağlı olarak değişkenlik gösterir. Sisteme ödediğiniz katkı paylarınızı, brüt asgari ücretin yıllık tutarını ve ücretli iseniz brüt maaşınızın, ücretli değilseniz beyan ettiğiniz gelirin %10’unu aşmamak kaydıyla vergi matrahınızdan düşebilirsiniz. Böylece, ödediğiniz katkı payının, bulunduğunuz vergi dilimine göre değişecek bir bölümünün maaşınıza, gelirinize yansımış olduğunu ve aslında cebinizden çıkan tutarın ödediğiniz katkı payından daha az olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca, yatırım aşamasında, emeklilik yatırım fonları için stopaj ödemezsiniz. 5. Profesyonel fon yöneticileri Bireysel emeklilik sistemine dahil olduğunuz andan itibaren, tüm birikiminiz emeklilik yatırım fonlarında profesyonel fon yöneticileri tarafından yönetilir. 6. Lisanslı bireysel emeklilik aracıları Bireysel emeklilik sisteminin tanıtım ve satışı, mesleki yeterlilikleri ölçülmüş, ilgili sınavda başarılı olmuş bireysel emeklilik aracıları tarafından yapılır 7. Planınızı değiștirebilirsiniz Bireysel emeklilik temsilciniz tarafından uygulanması zorunlu olan risk getiri profili formu, yatırımcı kişiliğinizi tanımanıza yardımcı olur. Emeklilik planınızı yılda 4 defa; yatırım yapmak istediğiniz fonu, almak istediğiniz risk derecesine göre seçme ve yılda 6 defa değiştirme hakkınız var. 8. Bașka bir emeklilik șirketine geçebilirsiniz Mevcut şirketinizdeki emeklilik sözleşmenizin yürürlük tarihinden itibaren bir yıl sonra başka bir emeklilik şirketine geçme, farklı 62 | K a s ım -A ra lık 2010 şirketlerdeki hesaplarınızı birleştirme hakkınız var. Aynı şirkette bulunan hesaplarınızı ise herhangi bir anda birleştirebilirsiniz. 9. Ödemeye ara verebilirsiniz Mali durumunuzda beklenmedik gelişmeler olduğu dönemlerde katkı ödemeye ara verebilirsiniz. Ara verdiğiniz dönem, emeklilik hakkı kazanmanız için gerekli 10 yıl hesaplamasına, bu döneme karşılık gelen asgari katkı payı tutarını ödemeniz durumunda dahil edilir. 10. İșverenler için de faydalı Eğer işverenseniz, çalışanlarınız adına ödediğiniz katkı paylarını, ücretle ilişkilendirmeksizin ticari kazancınızın tespitinde gider olarak indirebilirsiniz. Çalışanlarınız için ödediğiniz katkı payları ve getirilerinden oluşan birikimler için 5 yılı aşmamak kaydıyla, hak kazanma süresi tespit edebilirsiniz. Bu şekilde çalışanlarınız için motivasyon, firmanız için çalışan sadakati sağlamış olursunuz. MAKRO | Sağlıklı Beslenme Ölümlerin birinci nedeni: Kalp-damar hastalıkları 5 önemli hastalık için bilinçli beslenme önerileri Beslenme, yaşamımızın her döneminde sağlığımızın temelini oluşturuyor. Sağlıklı bir yaşam sürmek için sağlıklı ve dengeli beslenmemiz gerektiğini hepimiz biliyoruz. Özellikle ilerleyen yaşlarda bunun önemi daha çok ortaya çıkıyor. Öyle hastalıklar var ki, beslenme, hastalığın meydana çıkmasını önleme ve tedavi sürecinde çok önemli bir yere sahip. Sizin için bu 5 hastalığı bir araya getirdik ve bilinçli beslenme ilkelerini araştırdık. 64 | K a s ım -A ra lık 2010 Kalp-damar hastalıkları, tüm dünyadaki ölümlerin birinci derecede nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde dünya nüfusunun %25’i kalp damar hastalıklarından etkileniyor ve ülkemizde de önemli bir sorun olan kalp-damar hastalıklarının görülme durumu, 50 yaş üstündeki yetişkinlerde %12-15 arasında değişiyor. Kalp-damar hastalıkları, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişikliğiyle önlenebilen veya oluştuktan sonra tıbbi beslenme tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle iyileştirilebilen bir sağlık sorunu olduğundan beslenmenin önemi çok fazla. Kalpdamar hastalıklarının risk faktörlerinin iyileştirilmesinde, doymuş yağların ve rafine karbonhidratların tüketiminin azaltılması, tekli doymamış yağ asitlerinin ve posa içeriği yüksek besinlerin tüketiminin arttırılması öneriliyor. l Yediğiniz tüm besinlerin yağ miktarını dikkate alın. Çok fazla yağ içermeyen sağlıklı bir diyeti sebze ve meyveler, tahıllar, yağsız kırmızı et, derisiz kanatlı hayvan etleri, balık ve düşük yağlı besinlerle oluşturabilirsiniz. l Beslenmenizde balığa daha çok yer verin. Haftada 2 kez, et yerine deniz ürünlerini tercih ederseniz yağ alımınızı azaltabilirsiniz. l Günlük enerji gereksiniminizin büyük bir kısmını karbonhidrattan zengin besinlerden karşılarsanız yağ alımınızı azaltmış olursunuz. MAKRO | Sağlıklı Beslenme Diyabette beslenme çok önemli l l l l Ancak burada özellikle kompleks karbonhidratları (kahvaltılık tahıl ürünleri, kepekli, yulaflı ekmekleri, bulgur, makarna, pirinç gibi nişastalı besinler) tercih etmeye çalışın. Yulaf gibi tahıllar çözünür posa da içerdiği için kan lipitlerini düşürücü etkisi vardır. Yemek hazırlama yöntemlerinizi değiştirerek lezzette herhangi bir eksiklik olmaksızın yemeklerinizdeki yağ miktarlarını azaltabilirsiniz. Örneğin besinleri kızartmak yerine, fırında kızartma, haşlama, ızgara, buharda veya mikrodalga fırında pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz. Aşırı vücut yağı da kalp hastalığı riskini arttırır. Vücutta fazla yağın depolandığı bölgeye göre de kalp sağlığı etkilenir. Karın bölgesinde fazla yağ toplanması, kalça ve uyluklarda toplanan yağa kıyasla daha yüksek oranda kalple ilgili risk oluşturur. Bir öğünde çok yüklü yemek yerine sık aralıklarla beslenmeye çalışmak önemli. Düzenli olarak spor yapılmalı. Diyabet (şeker hastalığı), vücudumuzda bulunan pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Sonuç olarak kişi, yediği besinlerden kana geçen şekeri yani glikozu kullanamaz ve kan şekeri yükselir. Birçok organın çalışmasını etkileyen bir hastalık olan diyabet, tıbbi bir beslenme programı, ilaç, insülin ve egzersizle tedavi ediliyor. Diyabet yaşamınızda, başta beslenme alışkanlıklarınız olmak üzere pek çok değişiklik yapmanıza neden olan bir hastalık. Tüm yaşama yayılması gereken bazı alışkanlıklarla, diyabet hastaları da sağlıklı bir hayat sürebilirler. Ayrıca iyi bir kan şekeri kontrolü sağlamak, diyabet tedavisinde öncelikli hedeftir. Kan şekerinin mümkün olduğunca normale yakın düzeylerde olması, kalp hastalığı, inme, böbrek ve göz hastalığı, sinir hasarı gibi diyabetle ilişkili sorunların gelişme riskini azaltılabilir. l Diyabette doğru beslenme 3 önemli unsurun üzerine oturtulmalıdır: Sağlıklı besinler seçmek, gerekli miktarda besin almak ve uygun zamanda yemek. l Diyabet hastaları, kana hızlı karışma özelliği olan şeker, bal, pekmez, tatlı gibi besinlerden ve her türlü basit şekerden kaçınmalıdır. l Ayrıca karbonhidrat beslenme programında önemli bir yer tutar. Karbonhidrat kaynağı olarak, daha çok tahıllar, kuru baklagiller ve meyvelerin tercih edilmesi gerekiyor. Karbonhidrat, kan şekeri üzerinde etkisi en fazla olan besin öğesidir. Posa da bir karbonhidrattır ve yapılan çeşitli araştırmalar posanın kan şekeri üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını gösteriyor. Posanın kan şekeri üzerine olumsuz etkisi yoktur, çünkü vücutta diğer karbonhidratlar gibi parçalanmaz. Ayrıca, elma veya tam taneli tahıldan yapılmış ekmek içindeki posanın kan şekerine etkisi yoktur, kalori vermez. Beslenme planınızda posa içeriğini arttırmak için beyaz ekmek yerine kepekli ekmek özellikle de çavdar veya yulaf ekmeği, pirinç yerine bulgur, meyve suyu yerine meyve tüketebilirsiniz. l Az ve sık aralıklarla günde 6 öğün beslenilmeli. l Öğün zamanı, ilaç ve insülin saatlerine göre belirlenmeli. l Düzenli egzersiz yaparak kan şekerinin yükselmesinin önüne geçilmeli. Ayrıca ideal kilo korunmalı. l İnsanlar çoğu zaman, vücutlarının ihtiyaç duyduğu miktardan biraz daha fazla tuz yer. Bu fazla tuz, bazı insanlarda tansiyonun aşırı yükselmesine neden olabilir. Diyabetlilerde tansiyonun yüksek olma olasılığı, diyabetli olmayanlardan çok daha fazladır. Yüksek tansiyon ve diyabet, tehlikeli bir ikilidir. K a s ı m - A ra l ı k 2010 | 65 MAKRO | Sağlıklı Beslenme Diyabette düzenli egzersiz yaparak kan şekerinin yükselmesinin önüne geçilmeli. Ayrıca ideal kilo korunmalı. l l l l l yemeklere ekstra tuz ilave etmekten kaçınılmalıdır. Asitli içecek ve yiyecekler mide asit salgısını arttırdığından, kola, gazoz, asitli meyve suları ve meyveler tercih edilmemelidir. Besinler az ve sık aralıkla alınarak midenin boş kalması önlenmelidir çünkü midede besin bulunduğunda salgının etkisi azalır. Yemekler yavaş yavaş, normal ısıda, iyi çiğnenerek yenmelidir. Böylece diri besinin, birden bire fazla alınan besinin, sıcak ve soğuğun yarayı incitmesi önlenir. Ülser tedavisinde kullanılan ilaçlar kabızlığa neden olabileceğinden günlük posa alım miktarı arttırılmalıdır. Sigara, mide hareketlerini arttırıcı etkisi olduğundan kesinlikle içilmemelidir. Ülkemizde 30 bin kronik böbrek hastası var Vücutta bir çeşit süzgeç görevi gören böbrekler, kanda bulunan atıkların idrarla atılmasını sağlarken aynı zamanda yaşam için önemli besin öğelerini vücuda kazandırmak gibi önemli rolleri olan organlarımızdır. Özellikle kronik böbrek yetmezliği gibi yaşamı tehdit eden, diyaliz gerektiren türleri olduğu için böbrek hastalıkları beslenme açısından çok dikkatli olunması gereken bir hastalık Büyük bir sorun: Ülser Ülser, mide veya onikiparmak bağırsağının, mide asidi ve sindirim sıvıları tarafından hasara uğraması sonucunda meydana gelen doku kaybı ve yara olarak tanımlanabilir. Sinir sistemi bozukluğu, midede asit birikimi, zamanında ve iyi tedavi edilmeyen gastrit, karaciğerin yetersiz çalışması veya safra asidi azlığı, koroner arter hastalıkları, sindirilmesi zor olan yiyeceklerin aşırı derecede 66 | K a s ım -A ra lık 2010 tüketilmesi, sigara, gereğinden fazla çay, kahve veya asitli içeceklerden içmek ve alkol kullanmak, mide ülserinin başlıca sebepleri olarak sayılabilir. l Acılı ve çok baharatlı besinlerin tüketilmesi en aza indirilmelidir. Tuzlanmış, salamura besinler olumsuz sonuçlar meydana getireceğinden normal oranlarda tüketilmeli, MAKRO | Sağlıklı Beslenme grubu olarak karşımıza çıkıyor. Ülkemizde yaklaşık 30 bin diyalize bağımlı kronik böbrek yetmezliği hastası olduğu biliniyor. Bu bakımdan tedavi aşamasında diyaliz, tıbbi tedavi ve beslenme önemli bir yer tutuyor. l Böbrek hastalarının beslenme planı, bir diyetisyen tarafından ve kişiye özel olarak planlanmalı. l Proteinli yiyeceklerin aşırı tüketimi böbreklere fazla yük olduğundan proteinli yiyecekler az tüketilmeli ve alınması gereken protein miktarları kişinin kilosuna göre ayarlanmalı. Özellikle hayvansal gıdalar çok fazla protein içerdiğinden bu gıdaların tüketim miktarları bir diyetisyen tarafından belirlenmeli. l Böbrekler kan-sodyum düzeyinin düzenlenmesinde önemli görevi olan organlardandır. Böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve sodyum arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Böbrek yetmezliğinde vücutta sodyum birikir. Aşırı sodyum hipertansiyona, su birikimine ve kalp yetmezliğine yol açar. Bu sebeple diyetle sodyum alımının sınırlandırılması gerekebilir. l Böbrekler hastalık durumunda, kandaki fosfor düzeyini 68 | K a s ım -A ra lık 2010 ayarlayamaz. Bir süre sonra kanfosfor düzeyinde artış görülür. Yüksek fosfor düzeyi, kemiklerde kalsiyum kaybına, kemik kırıklarına, kas güçsüzlüğü ve eklem ağrılarına neden olabilir. Fosforca zengin besinlerin azaltılması, fosfor düzeyinin indirilmesinde etkindir. Proteinden zengin besinler, fosforun en iyi kaynağıdır. İleri yașların hastalığı, osteoporoz Kemik erimesi olarak da adlandırılan ve metabolik bir kemik hastalığı olan osteoporoz, kemiklerde kalsiyum kaybının artması ve kemikteki mineral yoğunluğunun azalması sonucu oluşuyor. Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de özellikle ileri yaşlarda karşılaşılan bu hastalık, kronik sırt ve bel ağrıları, boy kısalığı gibi klinik bulgular ve oluşan kırıklar nedeniyle kişilerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Bu sağlık sorununa en önemli yaklaşım, hastalıktan korunma yani osteoporozun önlenmesidir. Osteoporozun önlenmesinde ve korunmasında amaç, çocukluk ve ergenlik döneminde kemik-mineral kütlesini maksimum düzeylere çıkarmak ve korumak, yaşamın ileriki dönemlerinde meydana gelebilecek kemik kaybını geciktirmek ve kayıp hızını yavaşlatmaktır. Bu da doğru beslenme ve düzenli egzersizle olur. l Sağlıklı kemiklere sahip olabilmemiz için en önemli mineral kalsiyumdur. Bu nedenle beslenmede kalsiyum en başta yer alıyor. İskeletin gelişimi sırasında yeterli kalsiyum alımı, kemik kütlesini arttırmakta ve en üst düzeylere çıkarmaktadır. Kalsiyumun yeterli alınması, kemiklerimizin korunması açısından da önem taşımaktadır. l Haftada en az iki kez balık yenmesi öneriliyor. Balık, içeriğindeki omega-3 yağ asitleri sayesinde kemik sağlığını koruyor. l Kalsiyum emilimini azalttığından dolayı doymuş yağ oranı yüksek gıdalar azaltılmalı. l Kafein idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için, kafein alımı en aza indirilmeli. l Vücudunuza yeterli D vitamini sağlamak, kemik yoğunluğunu arttırdığı için çok önemli. Her gün yaklaşık 15 dakika güneşe çıkarak yeterli D vitamini alınmış olur. MAKRO | Güzellik Saçlarımız büyüme, gerileme, dinlenme olarak üç fazdan oluşan bir döngüde ömrünü sürdürür. Dinlenme aşamasındaki saç dökülür ancak bu kalıcı bir kayıp değildir. Bu dökülen saç Saçlarım neden dökülüyor? Saçlarımız, güzellik ve estetiğin sembolüdür. Hatta seçtiğimiz renk ve stiliyle kendi hakkımızda çok şeyi ifade eden saçlarımız kaybı nedeniyle bizi telaşlandırır. Saç kaybı doğal bir süreç olabileceği gibi, stres kökenli veya altta yatan başka bir hastalığın uyarıcısı olarak da karşımıza çıkabilir. Dr. Ayfer Aydın Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü tekrar büyüme fazına girerek büyümeye devam eder ve bu döngü sürekli devam eder. 50-100 tele kadar dökülmeyi doğal karşılıyoruz. Daha yoğun kayıplar ise sorgulanmayı gerektiriyor ve bir dizi analizle sebep bulunup sebebe yönelik tedavi yapılması gerekiyor. Saç dökülmesi nedeniyle gelen bir hastaya önce çıplak göz ve elle rutin muayenesi yapılır. Bir sonraki aşamada ise eğer altta yatan bir hastalık düşünülüyorsa çeşitli kan laboratuar testleri, saçlı deri muayenesi ile gerek görülürse deri biyopsisi, saç çekme testi ile saç telinin yapısı mikroskop altında incelenerek kesin sebep tespit edilir. Saç dökülmesinin en sık görülen nedenleri Erkek tipi saç dökülmesi: En sık görülen saç kaybı nedenidir. Genetik özellikler ve erkeklik hormonu nedeniyle görülen doğal bir durumdur. Bir hastalık değildir. Çok sayıda uygulanabilecek topikal tedaviler ve ilaçlarla durdurulabilen ve bazı durumlarda tedavi edilebilen bu durum, radikal olarak saç ekim yöntemiyle kesin olarak çözülebilir. Saçkıran (Alopesi Areata): Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para 70 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Güzellik büyüklüğünde veya daha geniş, yuvarlak yama tarzı kel alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut kıllarında kayıp oluşabilir. Her yaşta görülebilir. Daha çok sıkıntılar ve stres sebebiyle oluşan bu durum, çocukluk yaşında ortaya çıktığında otoimmün, yani bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklarla da ilişkili olabilir. Çeşitli topikal ve sistemik tedaviler ve yine psikolojik destekle tedavisi mümkün olan bir durumdur. Kansızlık(Anemi): En sık demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlık nedeniyle saçlar dökülür. B12 ve folik asit eksiklikleri nedeniyle oluşan anemilerde saç dökülmesi görülür. Tespit edilen eksiklik yerine konulunca saç dökülmesi de düzelir. Tiroid hastalıkları: Fazla (hipertroidi) ve az çalışan tiroid (hipotroidi), saç kaybına neden olabilir. Tiroid hastalıkları laboratuar testleriyle araştırılabilir. Hastalığın tedavisi ile saç dökülmesi de düzelir. Saçlı deriyi tutan hastalıklar: Mantar hastalıkları ve likenpilanopilaris dediğimiz çeşitli saçlı deriyi tutan hastalıklar, saçlarda dökülmelere yol açabilir. Yüksek ateş, ağır enfeksiyon hastalıkları: Saçların dinlenme fazına girip dökülmesine neden olabilir. Kalıcı 72 | K a s ım -A ra lık 2010 bir kayıp yoktur; hastalık iyileştikten bir süre sonra saçlar eski haline döner. Doğum sonrası: Gebelik süresi boyunca saçlar büyüme aşamasındadır; dolayısıyla saçlarda dökülme durur, saçlar gürleşir. Doğum sonrası saçlar dinlenme fazına girer ve bu aşamada saçlarda yoğun bir dökülme görülür. Bu durum, doğum sonrası 8 ay ile 1 yıla kadar devam eder ve tamamen doğal bir süreçtir. Saçlar tekrar eski sağlığına kavuşacaktır. Bu dönem, destek tedavilerle çok daha sağlıklı bir şekilde atlatılabilir. Şok diyetler, hızlı kilo vermek, proteinden fakir beslenme: Saçlarımız köklerinden ve kan yoluyla beslenir. Esas besini ise proteindir. Özellikle yaz mevsimine girişte hızla kilo verdiren diyet programları, tüm vücut sağlığımız gibi saç sağlığımızı da Saçlarımızla ilgili bildiklerimiz doğru mu? l Her gün saçların yıkanması, saçların fazla dökülmesine yol açmaz. l Saçın kısa kesilmesinin ya da kazıtılmasının saç dökülmesini önleyici veya saçı gürleştirici etkisi yoktur. l Yıkama ve tarama esnasında saçın dökülmesi normaldir. Ancak durup dururken dökülüyor veya elinizi attığınızda tutam tutam geliyorsa, doktora başvurulmalıdır. l Saç dökülmesinde hala ilk başvurulan yerler, ne yazık ki kuaför ve eczaneler. Oysa saç dökülmesi bazen bize bir hastalık tanısı koydurabilecek kadar önemli olabilir. Dolayısıyla bazı “saç dökülmesine son” gibi ürün satışı için yapılan sloganlara kanmayıp eğer ciddi miktarda saç dökülme probleminiz varsa, bir dermatoloğa başvurmanız en doğru yol olacaktır. olumsuz yönde etkiler ve ciddi saç kayıplarına yol açabilir. Proteinden fakir beslenen veya anormal beslenme alışkanlığına sahip kişilerde de benzer şekilde saçlar dinlenme fazına takılır ve dökülmeler görülebilir. Beslenme alışkanlıkları değiştirilip proteinden zengin diyet uygulandığında, dökülmeler duracaktır. İlaçlar: Bazı ilaçlar geçici bir süre saç dökülmesine neden olabilir. Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini, sivilce ve sedef tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da saç dökülmesi yapabilir. Kanser tedavileri: Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir. Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum, terapiden 1-3 hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90'ını kaybeder, terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline geri döner. Doğum kontrol hapları: Genetik yatkınlıkla beraber doğum kontrol hapı kullanımında saç dökülmesi görülebilir. Saçlar dinlenme fazına takılır. İlaç kullanımı bırakıldığında dökülme durur. Saç koparma alışkanlığı (Trikotillomani): Tamamen ruh sağlığı ile ilgili bir durumdur. Tırnak yeme alışkanlığı gibi, saçlar koparılır. Psikolojik destek tedavisiyle düzelebilir. MAKRO | Cilt Sağlığı Giderek doğal olana yönelen insanoğlu organik ürünler, bitki çayları derken kozmetikte de doğal olandan yana olmayı öğreniyor. Uzmanların da üzerinde ısrarla durduğu dengeli beslenme, en değerli giysimiz olan cildimizi tüm ilaçlardan çok daha iyi koruyor. Peki, yalnızca zayıflamak için diyet yapılmadığını, cilt sağlığı için de özel diyetler uygulandığı biliyor muydunuz? Size, zaman zaman tükettiğiniz bazı çerezlerin, aslında cildiniz için yaşlandırıcı etkisi olan ürünler olduğunu söylesek… İşte sağlıklı ve güzel bir cilde giden yolun beslenmeden geçen ince detayları… Çinko eksikliği sivilceye yol açıyor Cilt diyetiyle cildinizi içeriden fethedin Binlerce lira para yatırdığınız kozmetik ürünlerin cildinizi bir süre sonra yıprattığını biliyor musunuz? Sivilceleri kapatmak için fondöten, gözaltı morluklarına karşı kapatıcı, kırışıklıklar için yaşlanma karşıtı kremler derken ciltlerimiz alarm vermeye başlıyor. Halbuki bu sorunları doğru beslenerek çözmek mümkün. Yapmanız gereken tek şey, cildinizi içeriden doğru beslemek ve daha sonra en uygun ve doğal ürünlerle güzelliğini korumak... Fazlasına gerek yok! 74 | K a s ım -A ra lık 2010 Cildinizdeki sivilce ve aknelerden şikayetçiyseniz vücudunuzun daha fazla çinkoya sahip olduğunu bilmelisiniz. Yapılan araştırmalar, akne şikayeti olan kişilerde çinko eksikliğinin görüldüğünü ortaya koyuyor. Derideki yağ üretiminde ve aknelere yol açan hormon bozukluklarında çinkonun büyük rolü var. Bu eksikliği gidermek içinse kabak çekirdeği, yulaf, yumurta ve badem tüketilmesi gerekiyor. MAKRO | Cilt Sağlığı En önemli öğün ‘kahvaltı’ Bunları mutlaka yiyin! Sağlıklı bir yaşam sürmek için pek çok açıdan faydalı bir öğün olan ve uzmanların asla ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladığı kahvaltı, burada da önemiyle karşımıza çıkıyor. Sabahları yapılan güçlü bir kahvaltı, güzel bir cilde giden en önemli adım. Kahvaltıda, bal, çeşitli mevsim meyveleri, taze meyve suları ve süt kesinlikle eksik edilmemeli. Bu besinler cildinizi gün boyu maruz kalacağınız dış etkenlere karşı güçlendiriyor ve nemlendiriyor. Sabahları aç karna içilen su da cildin nemlenmesi için son derece önemli. Deri hücrelerinin genç kalması için rafine olmuş şeker, şuruplu tatlılar, beyaz ekmek ve hamur işi yiyeceklerden uzak durmak ve tuzu hayatımızdan çıkarmak gerekiyor. Cilt güzelliği için doğru beslenmek ve bunu elbette bir yaşam biçimine dönüştürmek gerekiyor. Doğru beslenmenin bir yaşam biçimine dönüşmesi için de sıklıkla tüketilmesi gereken besinler var. Bunlar neler mi? İşte cevabı... Balık: Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balık, cildin elastikiyetini arttırarak yaşlanmayı geciktiriyor. Kırmızı meyveler: Kırmızı üzüm, kızılcık, çilek, kiraz, mürdüm eriği gibi kırmızı meyvelerin hepsi, cilt için en iyi antioksidan rolünü üstleniyor. Çikolata: Fazla tüketmemek kaydıyla siyah çikolata da ciltteki kan akışını düzenleyen ve cildin güzel görünmesine katkıda bulunan besinlerden biri. Yeşil çay: Cildi sıkılaştırıcı etkisi olan 76 | K a s ım -A ra lık 2010 yeşil çay, en zengin antioksidan kaynağı olarak gösteriliyor ve aknenin doğal tedavisinde kullanılıyor. Nar: Mevsiminde tüketmek için oldukça sınırlı bulunan nar, yüksek antioksiden içeriği ile literatürde ‘süper besin’ olarak adlandırılıyor. Nar ve nar suyu, genişlemiş damar görünümü azaltıyor. Ispanak: Alpha-lipoic asit ve luteinden zengin olan ıspanak, iki güçlü antioksidan bileşeni sayesinde cildi yaşlanmaya karşı koruyor. Domates: Çok güçlü bir antioksidan olan likopenin birincil kaynağı olarak bilinen domates, özellikle kuru cilt üzerinde oldukça etkili. Yumurta: Güzellik için çok önemli olan biotin ve B12 vitaminlerini içeriyor. MAKRO | Sağlık Ülser ve gastritin sebepleri Ülser ve gastritin sebepleri arasında helicobacter pylori enfeksiyonu, ağrı kesiciler ve asprin, otoimmun hastalıklar, safra ve kimyasal irritanlar, aşırı alkol alımı, asit salgılamasını arttıran hormonal hastalıklar ve alerjik reaksiyonlar bulunuyor. Son 20 yılda ülser ve gastrit ile ilgili oldukça yol kat edildi. Daha önceleri sebebi pek anlaşılamayan bu hastalıklar, perhiz, uzun süreli anti-asit kullanımı ve çoğu Ülser ve gastrit nedir? Hijyen koşulları ile buna bağlı olarak ortaya çıkan “helicobacter” enfeksiyonunun yaygınlığına göre görülme sıklığı değişen ülserin, gelişmiş ülkelerdeki görülme riski, %10 iken, az gelişmiş ülkelerde bu oran, çok daha yüksek seviyelere çıkıyor. Gelişmiş ülkelerdeki “helicobacter” oranı %10-30 arasında değişirken; ülkemizdeki bazı yörelerde bu oran, %90’lara kadar ulaşıyor. Mide duvarlarında yer alan enflamasyonlar “gastrit” olarak adlandırılırken; bu enflamasyonların, midenin en iç katmanlarındaki yara oluşumu da “ülser”in gelişimine yol açıyor. Mide hastalıkları erken dönemlerde mide ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma, bulantı, kusma, midede kazınma hissi ile kendini belli etmekle birlikte; ağrı genellikle karnın üst tarafında oluyor. Süt ve antiasit yiyecek alımı ile asit nötralize olacağı için mide ağrıları bir miktar azalabiliyor. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde kanama ve delinme gibi yaşamı tehdit edecek komplikasyonların gelişimi durumunda hastalık, endoskopik veya cerrahi tedaviyi gerektirir. 78 | K a s ım -A ra lık 2010 kez ameliyatlarla tedavi edilirken, Avustralyalı iki bilim adamının bu hastalıkların pek çoğuna bir enfeksiyonun yol açtığını bulması ile ağırlıklı olarak antibiyotik tedavisine yönelindi ve daha kalıcı etki alındı. Ülser tanısı Geçmişte ülser tanısı için radyolojik incelemeler kullanılırken, günümüzde endoskopik tekniğin ilerlemesi sonucunda artık tamamen bu yöntem tercih ediliyor. Endoskopi, aynı zamanda olası diğer hastalıkların tanımlanmasına, şüpheli durumlarda biyopsi alınmasına, kanama gibi komplikasyonların olması durumunda müdahale edilmeye olanak tanıyor. Karın içindeki diğer hastalıklar, mide ülserleriyle kolaylıkla karışabiliyor. Bu nedenle özellikle orta yaşın üzerindeki kişilerin daha dikkatli olması gerekiyor. MAKRO | Sağlık Ülserin tedavisi Hemen inceleme gerektirecek alarm bulgular nelerdir? Gastrit ve ülserler genellikle uzun süreli ve iyi huylu hastalıklar olmasına rağmen, bazı şikayet ve bulgular daha acil müdahale ve incelemeyi gerektiriyor. Ülser vakaları ile ilgili olarak, acil müdahale ve incelemeyi gerektiren bulgular, kanlı ya da kahve telvesi tarzda kusma, siyah renkli dışkılama, istem dışı kilo kaybı, kronik bulantı ve kusma hali, karında ele kitle gelmesi ve sebebi açıklanamayan demir eksikliği ve kansızlık. 80 | K a s ım -A ra lık 2010 Ülser tedavisi, genellikle hastalığı ortaya çıkaran sebebe bağlı olmakla beraber, helicobakter enfeksiyonunun bulunduğu durumlarda, antibiyotik tedavisini gerektiriyor. 2 haftalık antibiyotik tedavisi sonrasında bakteri, genellikle temizleniyor. Ülserin aspirin ve ağrı kesici ilaç kullanımına bağlı olarak geliştiği durumlarda ise aspirin dozunun düşürülmesi, tedaviye yardımcı olur. Ağrı kesicilerin mide üzerine etkileri farklı olduğundan, bu ilaçların ya direkt olarak kesilmesi ya da ağrı kesicinin mideye en az zarar verecek ilaçlarla değiştirilmesi gerekli. Bu ilaçların kullanımının kesinlikle gerekli olduğu durumlarda ise, genellikle proton pompa inhibitörü denilen ve mideden asit saldırısını engelleyici ilaçlarla birlikte kullanılıyor. Ülserler bazen kendi kendilerine iyileşebildiği gibi, bazen de yaşamı tehdit edebilecek komplikasyonlara da yol açar. En sık görülen komplikasyon kanamadır ve mide kanaması kendini ya kanlı kusma ya da siyah dışkı ile belli eder. Ani kanamalarda, tansiyonun düşmesine bağlı olarak bayılma, halsizlik ve solgunluk görülebilir. Bazen de ülserler tüm mideyi geçip delik oluşturabilecek kadar derin yaralar haline gelebilir. Mide kanaması ile bu derin yaralar, acil müdahale ve ameliyatla tedavi edilir. Bazen de iyileşen yaralar, mide çıkışında darlıklara yol açar; bu durumda cerrahi ya da endoskopik müdahaleyi gerekir. İçki ve sigaranın ülser üzerindeki etkileri Sigara kullanımı, hem ülser riskini hem de buna bağlı olarak gelişen komplikasyon riskini arttırıyor. Ülseri olan kişilerin iyileşme süreci de sigara kullanımı ile gecikiyor. Aşırı miktarda alkol kullanımı ya da alkolün yiyeceksiz olarak tüketimi de gastrite yol açıyor. MAKRO | Cilt Bakımı Cildimiz kıș mevsiminde neden ekstra bakım ister? Kış mevsiminde cildimize özen gösterirken, açık havayı dikkate aldığımız kadar, kapalı mekanları da göz önünde bulundurmamız gerekir. Çünkü soğuk hava cildimizin kurumasına yol açarken, kapalı mekânlardaki kirli hava ise cildimizin gözeneklerini kapatarak, nefes almasını engeller. Bunun sonucunda da cildimiz, mat bir görünüm kazanır ve olumsuz dış etkenlere karşı mücadele edemez hale gelir. Bu Kış mevsiminde cilt bakımı Bedenimizin en önemli koruyucu organı aynı zamanda da en önemli giysisi olan cildimizin görünümü yaşımızı değerlendirmede temel bir gösterge. Şüphesiz ki bedenimiz için önemli olan cildimizin, her mevsim ve zamanda bakıma ihtiyacı var. Fakat kış aylarında bedenimizin bakım ihtiyacı diğer aylara göre daha fazla oluyor. 82 | K a s ım -A ra lık 2010 aylarda havadaki nem azalırken kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranını daha da azaltır. Havaların soğumasıyla cildimiz daha da hassaslaşır ve ev içi sıcak ortamdan dışarı çıktığımızda, özellikle dış ortama açık olan yüz, boyun ve el bölgesi soğuktan daha çok etkilenir. Rüzgâr da, cildimizdeki nemi aniden uzaklaştırarak cilt yüzeyinin aşırı derecede soğumasına neden olur. Nasıl ki yazın güneş faktörü en büyük düşmanımızsa, kışın da soğuklardan korunmamız gerekiyor. MAKRO | Cilt Bakımı Güneșten korunmak kıș mevsimde de önemli Peki, kıș mevsiminde cildimizi nasıl koruyabiliriz? Cilt bakımının temel kuralı olan, temizlenmesi ve nemlendirilmesi, kış aylarında cildin kuruması ve tahriş olmasını engellemede de en gerekli ilk adım olarak karşımıza çıkıyor. Kışın cildimiz kuruduğundan, nemlendirme ihtiyacı daha da artar. Bu nem ihtiyacı, cildimizin yapısına uygun nemlendiricilerin kullanımına özen gösterilerek giderilebilir. Yüz ve vücut deri tipine uygun nemlendiriciler, her banyodan sonra cildiniz çok kurumadan vücudunuzun her yerine uygulanmalı ve kuruluğa engel olacak sıklıklarda tekrarlanmalıdır. Kullanılan nemlendiricilerin etkilerinin görülebilmesi için uzun süre kullanılması gerekir. Fakat uzun El derisi yüz derisine oranla daha kalın olmasından dolayı el temizliği için kullanılan temizleyicilerin, yüz temizliği için kullanılması son derece yanlıştır. 84 | K a s ım -A ra lık 2010 süre kullanım ömür boyu kullanım anlamına gelmez. Vücut her şeye zamanla alışır ve tepkisini yavaşlatabilir. Bu sebeple değişim, her zaman daha uyarıcı olur. İstenilen etki görülmemeye başladığında kullanılan ürün değiştirilmelidir. Fakat sık sık değil. Cildimizin korunmasında en önemli silahımız; SU Kullanılan nemlendiricilerin yanı sıra bol su tüketmek de azalan nem oranını arttırmada önemli rol oynar. Bol su içmekle derinin hem nem oranı artar hem de su sayesinde çok sayıda toksin vücuttan atıldığından cildimiz parlak, diri ve genç kalır. Hücreleri temizlemek ve dolgunlaştırmak, günde içilen en az iki litre suyla mümkündür. Ayda bir profesyonel cilt bakımı ve temizliği yaptırın Bol su tüketimi ve nemlendiricilerin yanı sıra profesyonel cilt bakımı da cildimizin korunmasında başvurulacak yollardandır. Bu nedenle yüzü tahriş Bilinenin aksine güneş ışınlarına kışın da maruz kalınır. Özellikle kardan yansıyan ışınlar, cildimizde hoşlanmayacağımız sonuçlara neden olur. Bu nedenle kış mevsiminde de, dışarı çıkmadan yarım saat önce güneş koruyucu sürmek, cildimiz için faydalı olacaktır. etmeyen, ölü derilerin atılmasına da yardımcı peeling (soyucu) jeller kullanılmalıdır. Peeling, cilt üzerindeki çevresel kirlilikleri temizler; ölü hücrelerin atılmasını ve yeni, sağlıklı, genç hücrelerin oluşumunu sağlar, dolaşımı hızlandırır. Yoğun nem maskeleriyle derin dokular neme doyar, cildiniz sağlığına kavuşur. Kıș mevsimini cildiniz için avantajlı hale getirin Birçok profesyonel bakım yaz mevsimine oranla kış mevsiminde daha güvenli ve sorunsuz bir şekilde uygulanabilir. Örneğin kimyasal peeling uygulamaları; gelişmiş peeling sistemleri ile leke, akne tedavisi, akne izleri, kırışıklıkların açılmasıantiaging uygulamaları çok başarılı şekilde yapılıyor. Yine lazer ile vücut gençleştirme, leke tedavisi gibi uygulamalar, kış mevsimi için son derece uygun uygulamalar olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür sorunların giderilmesi için cilt bakımında kış mevsimi biçilmiş kaftandır. MAKRO | Röportaj Her açılan Makro Market şubesi ile biz de büyüyoruz Hacı Mehmet Aydınyer tarafından kurulan Hacıoğulları Mandıra, Kars’ta faaliyet gösteriyor ve 19 yıla yakın süredir Makro Market’e eski kaşar peyniri tedariği sağlıyor. Bugün Nizam Aydınyer tarafından işletilen mandırada, günlük 10-12 ton arası süt işleniyor. Tereyağ ve kaşar peyniri üretimi yapılan Hacıoğulları Mandıra’yla ilgili Nizam Aydınyer’le bir röportaj gerçekleştirdik. Temel amaçlarının, tüketicinin yoğun talepleri göz önünde bulundurularak, daha hijyenik ortamlarda ve standart kalitede üretim yapmak olduğunu söyleyen Nizam Aydınyer, ülke ekonomisine katkıda bulunulması için istihdam gibi konularda da topluma büyük ölçüde fayda sağlamak istediklerini vurguluyor. Makro Market ile kaç yıldır çalışıyorsunuz? Hacıoğlu Mandırası, Hacı Mehmet Aydınyer tarafından kuruldu. Makro Market ile 19 yıla yakın bir zamandır birlikte çalışıyoruz. Hacı Mehmet Aydınyer’in başlatıp ilerlettiği Hacıoğulları Mandıra, benim çabalarımla kapasitesini arttırarak üretime devam ediyor. Mandıramızın ürün çoğunluğunu eski kaşar oluşturuyor. Çünkü en iddialı olduğumuz ürünümüz, eski kaşar. Makro Market’in büyüme süresinde neler yaşadınız? Hacıoğulları Mandıra’nın büyüme süreci, Makro Market ile beraber başladı. Hacıoğulları Mandıra olarak 1985 yılında, küçük bir üretici olarak başladığımız kaşar üretimine bugün hala üretimimizi arttırarak devam ediyoruz. Makro Market’le başladığımız ve sonrasında Makro Market’le büyüdüğümüz, göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Karşılıklı NİZAM AYDINYER güven duygusuyla, yıllar ilerledikçe oluşan dostluğumuz, bizi bugünlere getirdi. Makro Market’in şube sayısı arttıkça bizim de üretim kapasitemiz arttı. Her açılan Makro Market şubesi ile biz de büyüyoruz. İlerleyen yıllarda firmanızın hedefleri nelerdir? Hacıoğlu Mandıra olarak ilerleyen yıllarda, üretim çeşitliliğimizi arttırıp tüketicinin değişen ihtiyaçlarını, mükemmel lezzet arayışı doğrultusunda kaliteli, lezzetli ve sağlıklı ürünler sunarak karşılamaktır. Kategorimizde en iyisini üreterek insanımıza sunmak, başlıca hedefimizdir. Türk halkının damak zevkine uygun ürünleri, daha kaliteli üretimle üreterek müşteri memnuniyetini en yüksek seviyeye çıkarmak, bu lezzetleri tanıtmak ve sevdirmek bizim için çok önemli. Makro Market Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Songör, uzun yıllardır beraber çalıştığı Mehmet Amca’yı evinde ziyaret etti. Eskisi kadar çalışamayan Mehmet Amca’yla, ziyarette hoş sohbetler edildi ve eski günler hakkında konuşuldu. Sohbetin devamında Mehmet Amca, Şeref Songör’ü, 2011 yılında, Ali Ekber Dağları’na davet etti. Hacı Mehmet Aydınyer kimdir? Hacı Mehmet Aydınyer, 1920 yılında Tiflis’te doğmuştur. Kars’a bağlı Merkez Dikme Köyü’nde oturmaktadır. 50 yılı aşkındır mandıracılıkla uğraşmaktadır. Özellikle eski kaşar peynir üretimi yapmaktadır. Mehmet Aydınyer, en iyi kaşar ustalarından biridir. HACI MEHMET AYDINYER ve ȘEREF SONGÖR 86 | K a s ım -A ra lık 2010 MAKRO | Sağlık Bacaklarınızdaki yeșil büklümlere dikkat Güzel bacakların en büyük düşmanı Varis Kadın olmak zor iş. Hem dışarıda çalışacaksın, hem ev işlerini kusursuz yapacaksın hem de her daim bakımlı görüneceksin. Bunlar da yetmiyormuş gibi, yağlı yemekler, hava koşulları, dış etkenler de kadına düşman. Bunlardan bir tanesi de ne yazık ki pek çok kadında, özellikle yaşın ilerlemesiyle de artan, varis sorunu... Üstelik kozmetik sektörünün canla başla çözmeye çalıştığı bu sorun, aslında önemli bir sağlık sorunu… 88 | K a s ım -A ra lık 2010 Oldukça sık rastlanan şikayetlerden biri olan varis, kılcal damarların çatlamasıyla daha çok bacaklarda ve özellikle kadınlarda oluşan bir hastalık. Kanı kalbe taşıyan toplardamarlar kan akışının kalbe doğru tek yönlü olmasını sağlayan kapakçıklar içeriyor. Ancak toplardamarlarda oluşan tıkanıklık, aşırı basınç yapıldığı için de kapakların kapanmasına neden oluyor. Bu da geriye doğru kalçalara ve bacaklardaki toplardamarların genişleyerek bükümlü, yeşil görüntüler vermesine neden oluyor. Peki, neden kadınlarda daha çok rastlanıyor? Çünkü östrojen hormonu ve gebelik dönemi, varis sorununu tetikliyor. Erişkinlerin %20’sinde 50 yaşını geçen kişilerin de %50’sinde oluşan varislere, en çok doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rastlanıyor. Varis çorabı tek çözüm değil Bir dolaşım bozukluğu sorunu olan varis, tedavi edilmezse bacaklarda ciddi yaralara neden olabiliyor. Kalbe kanın dönüşü azaldığı için orada temizlenemeyen kan, yaralara ve ağır ağrılara yol açıyor. Bilindiği gibi varis tedavisinde, halk tarafından sıkça kullanılan varis çorapları tercih ediliyor. Oysa varis çorapları hastalığı tedavi etmiyor, yalnızca ilerlemesine engel oluyor. Varis tedavisi için daha etkin yöntemlere ve uzman yardımına da başvurmak gerekiyor. MAKRO | Sağlık Hareketsiz bir yaşam, sürekli ayakta kalma, sıkı çoraplar ve ayakkabılar giymek, aşırı alkol ve sigara tüketimi, varisin oluşmasına neden olan başlıca sebepler arasında. Yașamınızı hareketlendirin Hareketsiz bir yaşam, sürekli ayakta kalma, sıkı çoraplar ve ayakkabılar giymek, aşırı alkol ve sigara tüketimi, varisin oluşmasına neden olan başlıca sebepler arasında. Bu sorunlardan korunmak için neler yapabileceğini bilmek, sorunla baş etmek için iyi bir başlangıç. Örneğin, çok yoğun bir yaşam temponuz varsa bile mutlaka fırsat bulduğunuz her an ayaklarınızı yukarı kaldırarak kan dolaşımınızın hızlanmasını sağlayın. Bunu yapamayacağınız ortamlardaysanız, en azından bacaklarınızı ileri-geri oynatarak küçük egzersizlerle bacak kaslarınızı hareket geçirin. Bunların yanı sıra varislerden korunmak için kilonuza daha çok dikkat etmeniz gerekiyor. Uygun ve sabit kiloda kalmak, varis tedavisinde büyük önem taşıyor. Otururken bacak bacak üstüne atmamaya, çok sıcak su ile duş almamaya özen gösterin. Çok sıcak su ile duş almak, varislerin hızlanmasına neden oluyor. Her akşam yatmadan önce bacaklara soğuk suyla yapılan duş masajı ise bacaklarda rahatlık sağlıyor ve varis ağrılarının azalmasına yardımcı oluyor. Varis için etkin bitkisel yöntemler Karakafes otu oturma banyosu: 200 gram taze veya kurutulmuş ve ince kıyılmış bitki yaprağını 5 litre soğuk suda 12 saat 90 | K a s ım -A ra lık 2010 beklettikten sonra süzün ve sıcak banyo suyuna ekleyin. Küvetin içini bel kısmınızı örtecek kadar suyla doldurun. 20 dakika kadar sıcak suyun içinde kaldıktan sonra durulanmadan bornoz veya havluya sarının ve sıcak bir ortamda bir süre dinlenerek ter atın. Koyun otu merhemi: Bir tavada 250 gram tereyağını erittikten sonra içine ince kıyılmış bitki yapraklarını ilave edin. Köpüklenmeye başlayınca bir süre karıştırdıktan sonra ertesi güne kadar serin bir yerde bekletin. Ertesi gün hazırladığınız yağı akışkan hale gelene kadar eritin. Bir tülbentten geçirerek süzdükten sonra da her gün düzenli olarak varislerinize merhem şeklinde sürün. Hazırladığınız merhemleri küflenmemesi için mutlaka buzdolabında saklayın. MAKRO | Dekorasyon Temiz halı, uzun ömürlü halıdır Halınızın ömrünü uzatmanın aslında tek yolu, halınızı temiz tutmanız. Çünkü halıların en büyük düşmanı tozlar ve kirlerdir. Minik minik toz ve kir zerrecikleri, birer jilet gibi halınızın liflerine büyük zarar veriyor. Zarar vermesinin yanı sıra halıların daha çabuk kir tutmasına neden oluyor. Çünkü zarar görmüş halılarda kirin temizlenmesi daha zor hale geliyor. Bunun için halılarınızı sık sık elektrik süpürgesi yardımıyla tozlardan arındırın. Tozsuz ve temiz halının ömrü uzar. Lekelere savaș açın! UZUN ÖMÜRLÜ BİR HALININ SIRLARI Evlerin bakımlı ve temiz görünmesi, evin içindeki eşyalara ne kadar iyi bakıldığı ve temiz tutulduğuyla da doğru orantılı elbette. Ne yaparsak yapalım, yine de halılar her zaman evdeki diğer eşyalara oranla daha çabuk eskiyor ve kirleniyor. Üstelik kirli ve kötü görünmelerinin yanı sıra halılar, iyi bakılmaz ve temizlenmezlerse eve giren bütün tozları tutarak mikrop saçıyor. Ancak halınızı temizlerken de yıpranmamasına dikkat etmeniz gerekiyor. Halınızın ilk günkü görüntüsünü koruması ve uzun ömürlü olmasını istiyorsanız önerilerimizi mutlaka dikkate alın. 92 | K a s ım -A ra lık 2010 Halınız herhangi bir nedenden dolayı lekelendiyse, lekeyi çabuk ve uygun yöntemle temizlemelisiniz. Eğer leke ağırsa ve suyla beraber leke çıkarıcı kullanmanız gerekiyorsa, leke çıkarıcıyı lekeye direkt olarak uygulamayın. Önce temiz bir beze leke çıkarıcıyı dökün, ardından yayılmamasına özen göstererek lekeyi silmeye başlayın. Lekeyi olabildiğince içten dışa doğru temizleyin. Leke çıkarıcı uygulandıktan sonra halınızı mutlaka suyla durulayın ve kurulayın. Leke tamamen çıkana kadar bu işlemlere devam edebilirsiniz. Ancak işlemlerin sonunda, leke çıkarıcının halınızdan tamamen temizlendiğinden emin olun. Aksi takdirde, halınız büyük zarar görür. MAKRO | Dekorasyon Büyük yardımcı: Halı yıkama makinesi Halıların en yakın dostu halı yıkama makineleridir. Lekeleri temizlemede çok yardımcı olan halı yıkama makineleri yüksek emiş güçleri sayesinde halınızı ve hatta koltuklarınızı derinlemesine temizler ve durular. Bir bez yardımıyla halınızı silmek yerine halı yıkama makinesini kullanmak, kesinlikle hem sizin hem de halınız için daha faydalı. Çünkü halı yıkama makineleri, deterjanları sayesinde derinlemesine temizlik sağlıyor. Ardından yapılan durulama 94 | K a s ım -A ra lık 2010 ve kurutma işlemleriyle halınız ilk günkü kadar temiz görünüyor. Ancak bu işlemleri yaparken yeterince sabırlı olmanızı öneriyoruz. Kilimler kurtarıcı olabilir Kapı ve balkon girişlerinde kilim kullanın. Bu kilimler evinize dışarıdan gelecek olan kir ve tozları daha sıkı tutar ve halılarınızın daha az kirlenmesini sağlar. Bu da kir ve tozun getirdiği hızlı yıpranmayı önler. Az kirlenen halı, hem daha az süpürge hem daha uzun ömürlü halı anlamına gelir. Profesyonel yardım alabilirsiniz Her ne kadar elinizden geleni yapsanız da halınızı profesyonel bir halı yıkama firması kadar özenli ve iyi temizlemeniz pek mümkün değil. Eğer evinizin eşyasına göre seçtiğiniz çok sevdiğiniz halılarınızla daha uzun yıllar birlikte yaşamak istiyorsanız, halı yıkama firmalarını tercih etmenizde ve halınızın kirlenme oranına göre yılda ortalama 1-2 defa bu işi profesyonel ellere bırakmanızda büyük yarar var. MAKRO | Beslenme Çocuklarda 0-7 yaş arası, kişiliğin geliştiği, kendi kimliklerini kazanmaya başladıkları dönemdir. Bu yaşlardaki çocuklarda en belirgin özellik, iştahsızlık ve yemek seçme davranışıdır. Çocuklarda iştahsızlık psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü bu yaşlarda çocuğun anne ve babaya karşı kullanabileceği en büyük silah, yemek yememek veya önüne gelen yemekleri beğenmeyerek yemeyi reddetmektir. Çözüm için öncelikle sebebi tespit etmelisiniz. Anne veya babadan biri yemek seçiyorsa, çocuk da onları örnek alacağı için yemek seçecektir. Çocuğum neden iștahsız? Çocuğunuz yemek mi seçiyor? Çocukların yeni tatları kabullenmesi oldukça zordur. Bu süreçte, bazı yiyeceklere karşı tepki oluşturdukları için onları farklı yiyeceklerle tanıştırmak oldukça zor bir hal alır. Ancak annelerin bu durumda unutmaması gereken bazı püf noktaları var. Bunlardan en önemlileri, çocuğun midesinin daha küçük olduğunu kabullenmek, beslenme alışkanlıkları için iyi bir model olmak ve tabi ki çocuğu zorlamamak. Çocuğunuz yemek seçtiği için ona yemek yedirmek tam bir işkence halini alabilir ancak dünyada sizin durumunuzda pek çok anne var. Peki, bu problemi çözmek için neler yapabilirsiniz? İşte size farklı öneriler… 96 | K a s ım -A ra lık 2010 Çocuğa yemek yerken müdahale etmek, arkadaşlarıyla kıyaslamak, sürekli olumsuz mesajlar vermek, yemek masasında ailesel tartışmalara girmek, sofra kuralları konusunda yaş becerisinden fazlasını istemek, çocukta tedirginliğe, korkuya ve kaçışa neden olur. Bu da sonuçta iştahsızlığı beraberinde getirir. Ailede düzensiz yemek saatleri, hep beraber yenilmeyen yemekler, çocuklarda başka bir iştahsızlık sebebidir. Çocuklar kalabalık ortamlarda yemek yemeyi severler. Anne, baba ve aile bireylerinin hep beraber yemek yediği kalabalık masalar, çocuğun yemek yeme davranışlarını olumlu etkiler. Çocuklar sohbet içerisinde hem daha fazla yemek yer, hem de aile MAKRO | Beslenme büyüklerinin yediği yemekleri örnek alarak kendilerine has bir damak tadı oluştururlar. Aileler tarafından yapılan başka bir yanlış da çocuğun kilosunu başka çocuklarla kıyaslamak. Sizin çocuğunuz zayıf olabilir veya başka çocuklar kadar iştahlı olmayabilir. Bu onun diğer çocuklara göre daha az sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, çocuğun yararlı besin maddelerini ne miktarda ve ne çeşitte tükettiğidir. Sebze, meyve ve süt ürünlerini yeterli miktarda tüketen çocuk, zayıf olsa bile, abur cubur yiyerek şişmanlayan çocuklara göre çok daha sağlıklıdır. Peki, ne yapmalısınız? l Sebze ve meyveleri çocuğunuza sevdirmeye çalışın. Bunun için izlenecek en iyi yol, çocuğunuzla birlikte sebze yetiştirmeniz. Bunu bahçenizde yapabileceğiniz gibi balkonunuzdaki bir saksıda bile yapabilirsiniz. Sebzenin büyümesi için emek harcayan ve büyümesini aşama aşama izleyen çocuğunuz, sebzelere artık daha sıcak bakacaktır. l Aileler, çocukların sevdiği yemekleri fark ettiklerinde sürekli ondan pişirirler ve çocuğun her gün onu yiyebileceğini düşünürler. Böyle düşünmek yanlış çünkü hem çocuk her gün aynı şeyleri yemekten sıkılır hem de bu tür bir beslenme sağlık açısından doğru değildir. l Çocuğun da bir birey olduğu unutulmamalı. 0-7 yaş grubu çocuklar genelde tutucu olurlar ve 98 | K a s ım -A ra lık 2010 Keyifli Öneriler l Yemekten bir saat önce veya yemek sırasında aşırı sıvı tüketmek, çocuklarda doygunluk hissi meydana getireceğinden çocuğunuzun yemek yemesini engeller. Süt, kakao, meyve suları, çay, su gibi sıvı içeceklerin tüketim sıklığını ve miktarını belirleyin. l Yemek porsiyonlarını kendi ölçülerinize göre değil, çocuğunuzun yemek gereksinimine göre belirleyin. l Yemek saatlerinizi düzenleyin ve yemek saatlerinde aile bireylerinin hep bir arada olmasını sağlayın. Kalabalık ortamlarda çocukların iştahı açılır. l Çocuğunuzun yemek yeme şekline müdahale etmeyin. Bırakın çocuğunuz özgürce, istediği şekilde yemek yesin. l Çocuğunuz bir besini sevmiyorsa, vitamin açısından onun yerini alabilecek başka bir besini deneyin. l Son olarak çocuğunuzun yemek tercihine özen gösterin. Ona sevmediği besinleri zorla yedirmeye çalışmak yerine anlaşma yoluna gidin. örnek aldıkları anne ve babası ile yarış haline girerler. Onları kendi akranları gibi görmeye başlarlar. Kendilerini ispat edebilmek için ellerinden geleni yaparlar. Çocuk, doğduğu andan itibaren yemeiçme güdüsüne sahiptir ve onların da damak tadı vardır. Onların beğenileri göz ardı edilerek beslenmeye kalkılması, yemek yemesi için ardından koşulması, ilgisi başka yere çekilerek ağzına yemek tıkıştırılması doğal olarak çocukta iştahsızlığa sebep olur. Bu tarz davranışlar çocuk tarafından işkence olarak algılanır; çocuğun psikolojisine yansıyarak, kendine olan güveni ve saygısını olumsuz etkiler. l Mutfak alışverişine çocuğunuzla birlikte çıkın. Alışveriş esnasında onun isteklerine kulak verin. Sebze ve meyveleri onun seçerek almasını sağlayın. Çocuğunuz kendi seçip aldığı sebzeleri tüketecektir. l Yemekleri birlikte yapmayı deneyin. Yemek yapmak, çocuğunuz için hem bir eğlence kaynağı olacak hem de çocuğunuz yemek yapmanın ne büyük uğraş gerektirdiğini anlayacaktır. Dolayısıyla çocuğunuz, yapılırken yardımcı olduğu yemekleri seçmeyecek ve afiyetle yiyecektir. l Çocuklar karışık yemeklerden hoşlanmazlar. Karışık yemekler yerine, onlara sebzelerin ayrı ayrı pişirildiği yemekler hazırlayın. l Sebze ve meyveleri sevdirmenin başka bir yolu da, onlara şekil vermek. Havuç ve salatalıkları çubuk haline getirebilir, domates ve patlıcanlardan gülen yüzler yapabilirsiniz. l Süt ve süt ürünleri çocukların gelişimi için çok önemlidir. Süt içmeye direnen çocuğunuza, sütü daha çekici hale getirin. Bunun için sütünün içine kakao, meyve özleri karıştırabileceğiniz gibi, bardağını kokteyl gibi süsleyebilirsiniz. Yoğurtlarına reçel karıştırarak tatlı hale getirmek de başka bir yol. MAKRO | Yaşam Bir şeyler bırakmak hayata… Bir şeyler bırakmak hayata, kendinden söz ettirebilmek yaşamda… Güzelliklerle anılabilmek, var olmaktır yok olduğun zamanda da… Anne DUDU ALTUNDAĞ karnında bir ceninken başlayan yaşamımız bir mucizedir aslında. Doğduğumuz zaman çaresiz, bakıma muhtacızdır. Minicik eller ve ayaklar, yumuk yumuk gözlerle hayata “merhaba” deriz, çevremizde bir sevgi seli mevcuttur. Herkes bizi mutlu etmeye çalışır, bir gülümsememize, çıkaracağımız bir sese hasret bakarlar. Paytak paytak yürüdüğümüz ilk anlar, ayakta durma çabamızın ilk adımlarıdır aslında. Dünya bizim etrafımızda döner sanki. Çaresizizdir… En güvendiğimiz şey, anne kokusudur. Çocukluk dönemimiz, en güzel anılarla doludur. İstediğin her şey, iki edilmeden alınır. Oyuncaklarımız en kıymetli şeyimizdir. İlk kıskandığımız kişi, annemizdir. Babamız güç anlamına gelir. Parkta kaydırağa binmek, en eğlenceli anlarımızdır ve aslında öz güven denen kelimenin anlamı, işte tek başına o kaydırakla başlar. Başarma duygusu, heyecanlandırır o zaman bile. Dünya ekseninde biz varızdır! Ve işte o zaman başlar, şekillenmemiz... Üç-beş yaş derken, yıllar geçer gider. Genç bir kızken saçlarımızı özenle tararız. Yakışıklı bir delikanlı olmak için özen gösteririz. Gözler ışıl ışıldır, yürekler kıpır kıpır… Vücudumuzun gelişiminden bazen memnunuzdur, bazen mutsuz. Keşke biraz uzun boylu olsaydım, biraz zayıf ya da keşke esmer ya da sarışın… Kendimizi kafamızdaki bir beğeni şekline sokmaya çalışırız. 100 | K as ım -A ra lık 2010 Kötü söyleme, kötü düşünme, kötü teşvik ve telkinde bulunma; ancak o zaman dünyadaki kötülüklerin sana gelmesinden kurtulursun. Mevlana Çocukluğumuzun saf duyguları, biraz daha sertleşir aslında, önemsediğimiz şeyler daha az önemsenmeye başlar, çevremizden daha çok etkilenir, daha çok çevreye göre yaşamaya başlarız. İsyanlarımız çoktur. En duygusal ve asi olduğumuz dönemdir. Çocukken çevremizde amade olan büyüklerimize, gülücüklerimizi çıkarımıza göre dağıtmaya başlarız. Aşık oluruz, dünyanın en önemli şeyinin aşk olduğunu düşünürüz. Bir şarkıya takılır, saatlerce o şarkıyı dinler dururuz. Bunun adına da ergenlik deyip arkasına gizleniriz. Zaman diyoruz ya… Geçmez dediğimiz zaman, anlamadan geçer gider ve daha gerçekçi sorumlulukları olan insanlar haline dönüşürüz. Yüz hatları oturmaya başlamıştır artık ve o ışıl ışıl bakan gözler, daha endişeli bakmaktadır hayata. Eller bir eli sıkarken daha sert sıkar. Konuşurken daha itinalı konuşmak gerekir; adına genel olarak olgunluk denir. Bu dönemlerde hayatımıza, yaşamak için gereken şeyleri edinme gayreti girer, hayat mesaisi içinde koşturur dururuz… Vücudumuz yorulur gittikçe, dinlenmek beyinde başlar ama hep bir telaş içindeyizdir. Saçımızın beyazlamasını boyalarla kapatır, yüzümüzdeki kıvrım değişiklikleriyle rahatsızlıklarımız başlar. Bununla barışık olanlar, hayatın anlamını çoktan çözmüş olanlardır zaten. Ben, yedi-sekiz yaşlarında anneanneme bakardım, elleri buruşuktu, başörtüsünü geri çeker, saçlarının iki renkli olmasına bakardım ve şaşırırdım. Ellerimi yüzüne sürer, “Anneanne, senin yüzün niye böyle?” derdim. “Ben yaşlıyım” derdi. “Sen kaç yaşındasın?” derdim. O da “65” derdi. Parmağımla sayar sayar bitiremezdim. “Ooo, sen çok büyüksün” derdim. Ben 7 yaşında bunu söylerken, şimdi 35 yaşındayım ve anneannemle sanki bu konuşmaları dün yapmışım gibi geliyor. Herkes için hayat geçer gider ama önemli olan geçip giderken arada ne yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımızdır. Çocukluğumuzdan gençliğimize, olgunluk dönemimize, bedenen ruhen ve beynen değişimler ve gelişimler yaşarız. Her dönemin ayrı bir hoşluğu, ayrı bir güzelliği vardır. Sağlıklı yaşamak, yaşamamızın her anında manevi değerleri önemsemek, bize daha sonra huzurlu bir yaşamda en büyük yardımcı olacaktır. Hayatta bazıları için, dostlar çoktur, bazen tek gördüğümüz dostumuz aynada gördüğümüzdür. Bir bayram sabahında kapına gelen ya çoktur ya da yoktur. Çok paran vardır ama aslında hiç yoktur. Az paran vardır ama her şeyin çoktur. Aslında her yolu biz seçeriz. İşimize geldiği gibi yaşar, olumsuz sonuçlarda da aslında ben böyle istememiştim deriz. İnsanoğlu doğar, büyür ve ölür… Hayatın özeti bu olmamalıdır. Önemli olan, arada yaşananlardır aslında. Yaşlı ve tonton bir nine, dede olmak, hayata o an bile renkli bakabilmek, kırlaşmış saçlarının yumuşaklığını hissedebilmek, yüzdeki kırışıkların tecrübesini yetiştirdiğin nesillere aktarabilmek, elindeki bastona mahkum olmamak ve bir bitimin değil, gerçek yaşama geçişin güzelliğini fark etmek, hakka kavuşacağına ait o güzel duyguyu hissetmek, önemlidir aslında. Anne karnında ceninken başlayan hayatımız bir mucizedir. Bir varoluşla başlayan hayatının arkasında güzellikler bırakanlar, bu mucizeyi doğru kullananlardır. Bazıları ise, yokmuş değil hiç olmamıştır. MAKRO | Çocuk 102 | K as ım -A ra lık 2010 MAKRO | Çocuk 104 | K as ım -A ra lık 2010 MAKRO | Tarif Patlıcan Sarma Malzemeler 1 patlıcan, 2 çorba kaşığı margarin, 2 diş kıyılmış sarımsak, 2 adet küp doğranmış domates, 100 gram beyaz peynir, 2 yemek kaşığı un, maydanoz, yeteri kadar tuz ve karabiber. Piliç Güzeli Malzemeler 4 adet tavuk göğsü, 2 adet yumurta, 100 gram kaşar peyniri, 1 su bardağı un, 1 su bardağı galeta unu, 1 su bardağı ayçiçek yağı, 1 tutam karabiber ve tuz. Hazırlanışı Tavuk göğsünü enlemesine, koparmadan bıçakla açıp döverek incelttikten sonra tuz, karabiber ve rende kaşar koyarak tekrar kapatıp önce çırpılmış yumurtaya ve una, daha sonra tekrar yumurtaya ve galeta ununa batırarak kızgın sıvı yağda çevirerek kızartın. Servis tabağına alıp arzunuza göre pilav ve kızarmış patates ile servis edebilirsiniz. Servisten hemen önce, etin üzerine kabuğu soyulmuş ince bir dilim limon, tereyağı ve siyah zeytin koyabilirsiniz. 106 | K as ım -A ra lık 2010 Hazırlanışı Patlıcanı soymadan boyuna ince ince dilimleyin ve tuzlu suda bekletin. 1 çorba kaşığı margarini tavada kızdırın ve patlıcanların her iki yüzünü de hafifçe kızartıp bir tabağa alın. Kalan yağı ve domateslerin yarısını tavada yumuşatın. Pişen domateslerin üzerine unu serpin, kısık ateşte 1 dakika pişirip ateşten alın. Ayrı bir kapta beyaz peynir, maydanoz, sarımsak, tuz ve biberi iyice karıştırın. Karışıma pişirdiğiniz domatesleri ekleyin ve kızarmış patlıcan dilimlerinin ortasına koyup rulo yapın. Üzerine, ayırdığınız domatesleri koyup fırında 200 derecede 10-15 dakika pişirin. MAKRO | Tarif Domates Çorbası Malzemeler 1 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 yemek kaşığı un, yarım yemek kaşığı domates salçası, 3 adet domates, 2,5 su bardağı su ve tuz. Hazırlanışı Yağ ile unu kavurun. Salçayı ilave edip kokusunun çıkmasını bekleyin. Rendelenmiş domatesleri ekleyip bir taşım kaynatın. Suyu ve tuzunu ilave edip koyulaşana kadar ara ara karıştırarak pişirin. İsteğe göre üzerine kaşar rendesi serpebilirsiniz. Çikolatalı Toplar Malzemeler 1 buçuk paket pötibör bisküvisi, 2 yemek kaşığı tereyağı, 2 yemek kaşığı kakao, 2 yemek kaşığı Hindistan cevizi, 2 yemek kaşığı mini damla çikolata, 3 yemek kaşığı pudra şekeri, yarım su bardağı iri kıyılmış ceviz veya fındık, 5-6 yemek kaşığı süt, yarım paket vanilya. Üzeri için: Hindistan cevizi Hazırlanışı Bisküvileri mutfak robotundan geçirerek un haline getirin. Tereyağını, kakao, pudra şekeri, Hindistan cevizi, damla çikolata, vanilya ve 2-3 yemek kaşığı sütü ekleyip tekrar makineyi çalıştırın. Azar azar süt ilave ederek çok katı olmayan fakat ele yapışmadan şekil alabilecek hale getirene kadar yoğurun. Buzdolabında biraz sertleşmesi için bırakın. Cevizden küçük toplar yaparak Hindistan cevizine bulayın. Servis yapılana kadar buzdolabında saklayın. 108 | K as ım -A ra lık 2010 MAKRO | Bulmaca 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Soldan sağa: 1. Makro Market’in 4 tane şubesinin bulunduğu, Akdeniz Bölgesi’nde bir ilimiz - Bir parçanın sevimli ve cana yakın bir biçimde çalınacağını anlatan müzik terimi. 2. Alfabemizin yirmi sekizinci harfinin okunuşu - Yarım kilogramlık bir ağırlık ölçü birimi Ermiş, eren. 3. Bir burç adı - Aynı soydan olanlardan her biri - Belçika'nın internet kodu. 4. Radon elementinin simgesi - Bir katalizör yardımıyla kimyasal tepkime yaparak üretim elde edilen endüstri kuruluşu Ölüm cezası. 5. Faktör - Çarpma, dövülme vb. sebeplerle vücutta oluşan bere - Doğum işini yaptıran kadın. 6. '-den -e' kadar anlamında bir kelime - Bir tür dans - Azman, iri. 7. Kan grubunda sabit işaret - Çayda bulunan etkili madde - Bir nota Satrançta bir taş. 8. Dışarıdan gelen bir ışığın etkisiyle geceleyin ışıklı görünen reflektör - Sıkıntı, çarpıntı. 9. İplik eğirmekte kullanılan araç, eğirmen - Bir şeyin gerçekleşmesini dileme - Yağ bezlerinin deri üzerinde oluşturduğu iltihaplı sivilce. 10. Kuramsal - Tasvirî. 110 | K as ım -A ra lık 2010 Yukarıdan aşağıya: 1. Altın, gümüş gibi madenlerden yapılmış şeylerin saflık derecesi - Başta, başlangıçta. 2. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif - Geniş toprakları olan, sözü geçen kimse. 3. Kovma, çıkarma. 4. Bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret - Yanlış. 5. Değişmesi bir doğru ile gösterilebilen Parlaklık, aydınlık. 6. İterbiyum elementinin simgesi - İnsan, hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. 7. Fidan dikilen yer - Yağlı, mayalı veya mayasız hamurdan yapılan çörek. 8. Bir günün, bir haftanın ardından gelen - Niyobyum elementinin simgesi. 9. Küçük kor parçası - Baharat olarak kullanılan güzel kokulu bir bitki. 10. Gerçek ve karmaşık sayıların dikdörtgen biçiminde tablosu - Birini başkasına karşı kışkırtma. 11. Üye İnsan başı, ser. 12. Çörek, tatlı bir tür ekmek - Sayıları gösteren işaretlerden her biri. 13. Belirti, emare - Hazırlanan çayın renk ve koku durumu - Dingil. 14. Babanın annesi. 15. Kimyasal yöntemlerle ayrıştırılamayan madde - Bir organımız. Bulmacay› do€ru çözüp gönderen 30 flansl› okuyucumuza 3 litrelik Persil Jel sıvı çamaşır deterjanı ve 45 adetlik kutuda Pril 7 bulaşık makinesi tableti armağan ediyoruz. Ad, Soyad Doğum Tarihi Meslek Adres : : : : Telefon (cep) : (iş) (ev) E-mail : POSTA ADRESİ: Makro Market A.Ş. Saray Mah. Gıdacılar Cad. No:11 PK: 06980 Kazan-Ankara / Tel: (0312) 815 47 05 MAKRO VİZYON l KASIM-ARALIK 2010 SAYI 21
Benzer belgeler
Mayıs - Haziran 2010 Sayı:18
Makro Market Adına Sahibi
Mustafa Songör
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu)
Hünkar Sibel Görel
[email protected]
Nisan - Mayıs - Haziran 2007 Sayı:2
Makro Market Adına Sahibi
Mustafa Songör
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu)
Hünkar Sibel Görel
[email protected]
Eylül - Ekim 2010 Sayı:20
Makro Market Adına Sahibi
Mustafa Songör
Genel Yayın Yönetmeni
Nuray Erdoğan
Yazı İşleri Müdürü (Sorumlu)
Hünkar Sibel Görel
[email protected]