ankara çiğdemi - Atılım Üniversitesi Ankara Digital Kent Arşivi
Transkript
______________ Ankaralı Gezginler Bülteni ______________ ANKARA ÇİĞDEMİ Sayı: 17, 2013/Yaz “8. YAŞ ÖZEL SAYISI” İçindekiler 3 - EDĠTÖRDEN “Timur Özkan” 4 - KISA/KISA Ankara’dan ve Grubumuzdan Haberler 7 - OBJEKTĠF “Can Özgün” 8 - ÜYELERĠMĠZ “Feyza Kelly, Belgin Samurkaşoğlu” 10 - GEZ/OKU Gezgin Gözüyle Türkiye 1-2, Trenler Kalkar Haydarpaşa’dan, 7 Kıtadan EK – ANKARALI GEZGĠNLER 8 YAġINDA 11 - GEZ/DĠNLE: Geçmişin Ruh İzleri “Belkıs Ceyla Çetinsoy” KARTPOSTALLARDAN “Necati Kazancı” < 12 – DÜNYA’DAN; Papua “Halil Ünsal” 14 - TÜRKĠYE’DEN; Kapadokya “Timur Özkan” 16 - ANKARA’DAN; Beypazarı “Haldun Cezayirlioğlu” 17 - TADI DAMAĞIMDA: Samsa “Erdem Engin” 18 - ANKARA KÜTÜPHANESĠ Gezgin Gözüyle Ankara, Suda Suretimiz Çıkıyor, Bir Kentin Tarihi Serencamı Ankara, Dumankara 19 - ANKARA/ANKARA; Bir BaĢka An…Kara “Nezih Kuleyin” ANKARA ÇĠĞDEMĠ ANKARALI GEZGĠNLER BÜLTENĠ Ankaralı Gezginler Grubu tarafından yayınlanır. Ücretsizdir. Burada yayınlanan yazı, haber, fotoğraf, resim vb kaynak gösterilerek ve sahiplerinden izin alınarak kullanılabilir. Editör: Timur Özkan, [email protected] http://groups.yahoo.com/group/ankaraligezginler [email protected] ◙ Bu sayının basımını üstlenen Cafe del Mundo’ya teşekkür ederiz. ◙ ANKARA ÇĠĞDEMĠ hakkındaki her türlü görüş, eleştiri ve önerilerinizi, bültenimizde yayımlanmasını istediğiniz etkinlik haberlerinizi ve de Ankara’dan, Türkiye’den, Dünya’dan gezi yazılarınızı [email protected] adresine bekliyoruz. ◙ ANKARA ÇĠĞDEMĠ’nin önceki sayılarını; grubumuzun ana sayfasındaki Files'dan E-dergi "Ankara Çiğdemi" klasörünü veya http://groups.yahoo.com/group/ankaraligezginler/files/%20E-Dergi%20%20%22Ankara%20Cigdemi%22/ adresinden ilgilendiğiniz sayıyı tıklayarak okuyabilirsiniz. Eğer açılmıyorsa dosya adı üzerinde sağ klikle Yeni Pencerede Aç yapabilir, bilgisayarınıza indirmek için aynı şekilde sağ klikle Hedefi Farklı Kaydet, yazdırmak için ise Hedefi Yazdır fonksiyonlarını kullanabilirsiniz. ◙ Bültenlerimiz dergi formatında tasarlandığından kitapçık olarak baskı alırsanız, dergi gibi okuyabilirsiniz. ◙ Ankara Çiğdemi’nin tüm sayılarını, medya destekçimiz www.fotogezgin.com sitesinden de takip edebilirsiniz… 2 . ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Editörden ___________________________Timur ÖZKAN [email protected] BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK’E NE ÇOK ġEY BORÇLUYUZ Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan İran ve St. Petersburg‟dan Moskova‟ya taşıyan Rusya‟dan başka yakın zamanda da Almanya başkentini Bonn‟dan Berlin‟e, Kazakistan ise Almatı‟dan Astana‟ya taşıdılar. Ayrıca birer taşınma sayılmasa da dünyada, Pakistan‟ın başkenti İslamabat, Brezilya‟nın başkenti Brasilia, ABD‟nin başkenti Washington ve Avustralya‟nın başkenti Canberra gibi başkent olarak inşa edilen kentler de mevcuttur. Ankara’nın BeĢinci BaĢkentliği Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti‟nin başkentliği, Ankara‟nın tarihindeki ilk başkentlik deneyimi değildir. Sık sık dile getirilen bir gerçektir; Ankara, Türklerin bu coğrafyada, Konya, Bursa, Edirne ve İstanbul‟dan sonra beşinci başkentidir. Ancak Ankara‟nın -her nedense dikkatlerden kaçan- bir beşinciliği daha vardır ki o da Ankara‟nın tarihindeki beşinci başkentliğini yaşamakta olduğudur. İlk defa Galatların üç kolundan biri olarak Ankara‟ya yerleşen Tektosagların başkenti olan Ankara MÖ 21‟de Roma İmparatorluğu‟na bağlı Galatya Eyaleti‟nin başkenti olarak tarihindeki ikinci başkentliğine erişir. Ankara‟nın üçüncü başkentlik deneyimi MS 7. ve 8. yüzyıldaki Bizans‟a (Doğu Roma) bağlı Opsikion ve Bukellarion themalarının başkentliğidir. Dördüncü olarak, Türk tarihindeki ilk ve tek kent-devlet örneği, Ankara (Ahi) Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara, son defa modern Türkiye Cumhuriyeti‟nin başkenti olarak bir kez daha tarih sahnesine çıkar. (Ankara’nın başkentliklerine MÖ 8. yy’da Polatlı yakınlarındaki Gordion’da yaşadığı Frigya başkentliği de eklenebilir…) Tarih boyunca defalarca başkentlik yapmış böyle bir kenti bir kez daha başkent seçen Türkiye Cumhuriyeti için “başkentini değiştirdi” demek doğru mudur? O da tartışılır… Öncelikle göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek vardır ki Türkiye Cumhuriyeti yeni bir ülkedir ve başkentini kendi coğrafyası içinde, en uygun gördüğü yerde oluşturmuştur. Üstelik bu hiç kolay olmamıştır. Bu büyük kararın nedenleri hakkında görüşler farklı olsa da, hem içerde hem dışarıda Ankara‟nın başkent olmasına karşı çıkanlar olmuştur. İçlerindeki payitaht özleminden vazgeçemeyen Hilafet taraftarı yerli karşıtlar gibi İstanbul‟daki görece rahat yaşamlarından vazgeçmek istemeyen Batılı diplomatların öncüğünü yaptığı yabancı karşıtlar; bu kararın Atatürk‟ün geçici bir hevesi olduğunu, başkentin en kısa zamanda İstanbul‟a taşınacağını düşündüler. Ve yanıldılar… Atatürk’ten Bir Diplomasi Manevrası Hilafet taraftarları, (o dönemde) bu özlemlerini içlerine gömerlerken, başını İngiltere‟nin çektiği bazı ülkeler daha açık bir tavır aldılar ve büyükelçiliklerini Ankara‟ya taşımadılar. Bunun üzerine çıkarılan bir kanunla, Ankara‟da büyükelçilik açacak ülkelere bedava arsa verilmesi ve kendi arsasını satın alan ülkelerin de paralarının iade edilmesi kararlaştırıldı. İlginçtir, ilk tahsisi İngiltere aldı. Aldı ama gene de inşaata başlamayarak direnişini sürdürdü. Atatürk, işte tam da bu günlerde, Çankaya Köşkü‟nün açılışı nedeniyle vereceği davet için İngiltere‟nin ulusal gününe yakın gelen bir tarihi (1 Haziran 1929) seçerek bu direnişi kırdı. Bilindiği gibi diplomaside mütekabiliyet (karşılıklılık) diye bir kavram vardır, örneğin bir ülke diğerinin ulusal gününe hangi düzeyde katılmışsa, muhatap ülkenin ulusal gününde de aynı düzeyde katılım beklenir. Üstelik o devirde, böyle ulusal gün ve benzeri davetler çok önemlidir, çünkü sınırlı bir basın ve radyo dışında ülkelerin birbirleri hakkında tek bilgi alma ortamı bu davetler olup her türlü istihbarat buralarda yapılmaktadır. Ayrıca genç cumhuriyet ve Atatürk, Avrupa için henüz kapalı kutu olduğuna göre hiç bir diplomat, bu daveti kaçırmayacaktır. Dolayısıyla bütün protokol Ankara‟da olacak ve İngiltere‟nin -her zaman İstanbul‟da verdiği- ulusal gününe katılım alt düzeyde kalacak, bu da İngiltere‟nin prestijini kötü etkileyecektir. Sonuç olarak 1929‟da İngilizler ilk kez ulusal günlerini İstanbul yerine Ankara‟da kutlamak zorunda kaldılar ve Atatürk‟ün bu ince planı sayesinde altı yıl süren direnişleri sona ermiş oldu. Büyük Önder Atatürk’e ne çok Ģey borçluyuz. BaĢkent oluĢunun 90. yılı tüm Ankaralılara kutlu olsun! 3 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Kısa/Kısa _________________________________________________ Tempo Turizm’in fotoğraf akĢamları ve ücretsiz müze gezileri devam ediyor Bir kültür hizmeti olarak her hafta salı akşamları Ankaralı gezi ve fotoğraf dostlarını buluşturan Tempo Turizm, geçtiğimiz haftalarda iki turistik ilçemizin belediye başkanını ağırladı. 15 Şubat‟ta Niksar Belediye Başkanı Duran Yadigar‟ın, 12 Mart‟ta ise Kemaliye Belediye Başkanı Mustafa Haznedar‟ın ilçelerini tanıttıkları sunumlar izleyenlerden büyük ilgi gördü. Gezgin Gözüyle Fransa Fotoğraf Sergisi Tempo Turizm‟in fotoğraf akşamlarına daha önce de grubumuz üyelerinden A. RüĢtü Hatipoğlu (4 Aralık, Anapurna Yolculuğu), Murat Selam (11 Aralık, Küba ve 15 Ocak, Gürcistan), Gülcan Acar (25 Aralık, Japonya), Sultan Sarı (8 Ocak, Fas) ve Umut Ġlkay Kavlak (5 Şubat, Sicilya) konuk olmuşlardı. 23-30 Mart tarihleri arasında, Ankara Galatasaraylılar Evi‟nde, Galatasaraylılar Birliği ve Türk Fransız Mühendisler Birliği (AFTİ) ile ortaklaşa düzenlediğimiz Gezgin Gözüyle Fransa Fotoğraf Sergisi 60‟dan fazla konuğun katıldığı bir kokteyl ile açıldı. Seçici Kurulu‟nda Hatice Özder, Haluk Sargın ve Vedat Biner‟in görev aldığı, koordinatörlüğünü ise Necati Kazancı ve Timur Özkan‟ın yaptığı sergide, biri AFTİ, 23‟ü grubumuz üyesi 24 katılımcıya ait 56 fotoğraf sergilendi. Üç üyemizden üç sergi Grubumuz üyelerinden Münevver Karabacak ilk kişisel fotoğraf sergisini, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‟nde, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‟nde açtı. “Kadın ve Sahne” temalı 30 fotoğraftan oluşan sergi daha sonra Ankara Halk Tiyatrosu Kültür Merkezi‟nde ve DTCF Farabi Salonu fuayesinde olmak üzere iki kez tekrarlandı. Bir diğer üyemiz Engin Ersöz, kanvas tuval üzerine bastırdığı fotoğraflarından oluşan üçüncü kişisel sergisini, 8-19 Nisan günleri arasında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi‟nde açtı. 20 Nisan‟da ilk sergisini açan üyemiz M. Haluk Saran ise fotoğraflarını Madalion Sanat Galerisi‟nde sergiledi. 4 “Mutluluklar Dileriz” Ankara Çiğdemi Ġki mutlu haberimiz var… Grubumuz üyelerinden Zeynep Eser Deniz Oğuz ve Vedat Kırca, Ankara Palas‟ın tarihi ortamında ve 20.12.2012 tarihine denk gelen özel bir günde evlendiler. Sevgili Arya Bebek Aramıza hoşgeldin Grubumuz üyelerinde Cem Artun, 14 Mart 2013 tarihinde baba oldu. Artun ailesini kutluyor, en küçük Ankaralı gezgine sağlıklı, mutlu ve bol gezmeli bir ömür diliyoruz. Tempo Turizm‟de bu sezonun son etkinliği olarak 9 Mart‟ta, grubumuz üyelerinden Rasim Selçuk ve Cem Artun ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Kamçatka gezimizin izlenimlerini Ankaralı gezginlerle paylaştık. Tempo Turizm‟in kış aylarının hafta içi günlerinde yaptığı bir diğer kültür hizmeti olan ücretsiz müze gezileri de devam ediyor; MTA, Ulucanlar, Pembe Köşk gibi nispeten daha çok tanınan bazı müzelerin yanısıra Harita, TRT, Vakıf Eserleri, THK, Meteoroloji, SÖKÜM vb az bilinen müzelerin gezildiği bu etkinliklere dileyen üyelerimiz de katılabilirler ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Murat Özsoy Fransa’yı, Onur Ataoğlu Japonya’yı anlattı Geçen sezonda Mülkiyeliler Birliği‟nde başladığımız ve grubumuz üyelerinden Acar Şensoy‟un koordine ettiği yemekli “Bir Ülke” sunumlarına Ankara Galatasaraylılar Evi‟nde devam ediyoruz. 11 Ocak‟ta gerçekleştirilen ilk toplantıda Murat Özsoy‟un Fransa, 8 Nisan‟daki ikinci buluşmamızda ise Onur Ataoğlu‟nun Japonya konulu sunumlarını izledik. Buket Uzuner LÖSEV’de 2. Ankara ve Turizm Paneli Romancı ve gezi yazarı Buket Uzuner, 6 Mart‟ta LÖSEV‟in açtığı LSV Dükkân‟ın toplantı salonunda Ankaralı okurlarıyla buluştu. Ankaralı Gezginlerin de bazı üyeleriyle izlediği bir konferans veren Uzuner daha sonra kitaplarını imzaladı. Ankara Kulübü tarafından düzenlenen “Ankara‟nın Turistik Potansiyeli” temalı ikinci “Ankara ve Turizm Paneli”, 20 Nisan‟da Abidinpaşa Köşkü‟nde gerçekleştirildi. Gazi Üniversitesi‟nden Doç. Dr. Muharrem Tuna, Atılım Üniversitesi‟nden Yrd. Doç. Dr. Gül GüneĢ, Restorasyon Uzmanı Y. Mimar Nevin Apaydın ile Gezgin Timur Özkan’ın katıldığı paneli Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar yönetti. Gezginler Kulübü Ödülleri Bir Kar Yağsaydı, Sıcacık… Grubumuz üyelerinden Prof. Dr. Mehlika Pulat „ın “Bir Kar Yağsaydı, Sıcacık” adlı yağlı boya resim sergisi 18-29 Mart 2013 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Kültür Evi‟nde açıldı. Aralarında, grubumuz üyelerinden Cem Polatoğlu, Mete Darcan, Rasim Selçuk ve Timur Özkan‟ın da yer aldığı, 50, 100, 150 ve 200‟den fazla ülke gören Gezginler Kulübü üyeleri, 10 Nisan‟da, İstanbul‟da tarihi Sait Halim Paşa Yalısı‟nda düzenlenen bir törenle plaket aldılar. 27 Kasım 2010 tarihinde Ankara Kulübü tarafından aynı mekânda düzenlenen 1. Ankara ve Turizm Paneli‟nde sektör temsilcilerini dinleyen Ankara Kulübü üyeleri bu defa akademisyen ve uzmanların görüşlerini öğrenme fırsatı buldular… Ankara Evi Ekim’de açılacak Ankara Kent Müzesi Açılıyor Kartpostal kampanyamız baĢladı Çağdaş kentlerin olmazsa olmazlarında kent müzemiz nihayet açılıyor. Altındağ Belediyesi tarafından kent müzesi yapılmasına karar verilen Ulucanlar Cezaevi‟nin matbaa binasının restorasyonu tamamlandı. Halen sergilenecek objeleri temin edilmekte olan Ankara Kent Müzesi‟nin yakın zamanda açılması planlanıyor. 5 Grubumu üyelerinden Berrin Cerrahoğlu‟nun önerisiyle başladığımız kartpostal kampanyamız devam ediyor. Gittiğimiz ülke ve kentlerden P.K. 1341 ANKARA adresine gönderdiğimiz kartpostalları yılsonunda bir sergi ve katalogla değerlendirmeyi planlıyoruz. İlk kartpostalı yurt içinde Abidin Lütfi Demir Diyarbakır‟dan, yurt dışında Belma Akalp Tekin Avusturya‟dan gönderdi. Ankara Kulübü Derneği‟nin Yenimahalle‟de yapımına başladığı ancak 17 yıldır inşaatı yarım durumda bekleyen Ankara Evi, Yenimahalle Belediyesi tarafından tamamlanıyor. İnşaatın yeniden başlaması vesilesiyle 30 Mart günü yapılan törende konuşan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar; Ankara Evi‟nin 13 Ekim tarihine yetiştirileceğini ve Ankara Kulübü tarafından her yıl bu tarihte yapılan geleneksel hemşeri gecesinin artık burada gerçekleştireceğinin sözünü verdi. ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) “BaĢkent OluĢunun 90. yılında Ankara” Sempozyumu Ankara Üniversitesi Ankara Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi‟nin (ANKAMER) düzenlediği ve Ankara‟nın 1923‟den günümüze geçirdiği değişim ve dönüşümün her boyutuyla irdeleneceği Başkent Oluşunun 90. Yılında Ankara; 1923*2013 Sempozyumu 7- 8 Ekim 2013 tarihlerinde DTCF‟nin Farabi Salonu‟nda gerçekleştirilecek. Sempozyuma katılmak için son başvuru tarihi 13 Mayıs 2013. Gezgin Kafe’de Quiz Night Türkiye‟nin ilk ve tek gezgin kafe zinciri özelliğine sahip Varuna Gezgin / Cafe del Mundo, geleneksel olarak pazar geceleri gerçekleştirdiği ve ilk üç dereceyi kazananların ikişer kişilik yemeklerle ödüllendirildiği Quiz Night‟larına Eskişehir ve İzmir‟den sonra Ankara‟da da başladı. 6 Yılın gezgini; Varuna Geçen Sayının Ardından Gezginler Kulübü Derneği‟nin bu yıl ilk kez verdiği “Yılın Gezgini” ödülüne “Varuna Gezgin” layık görüldü. 2004‟de, Eskişehirli gezginler Murat Fıçıcı ve Yekta Özcan‟ın kurdukları “Varuna Gezgin” zamanla gelişerek ülkemizde ekonomik gezi kültürünün yerleşmesine yönelik etkinlikler yapan ve küçük bütçeli gezginleri destekleyen özgün bir modele dönüştü. www.varunagezgin.com Basında Ankaralı Gezginler Her ayın ilk Cuma gününü okurlarının gezi yazılarına ayıran Cumhuriyet gazetesinin Ankara ekinde; grubumuz üyelerinden Aykut Güzer (Helsinki), Ebru Yalçın (Moskova, St. Petersburg), Feyza Kelly (Mısır), Gökçe Günel (Yemen), Turhan DemirbaĢ (Memphis), GüneĢ DemirbaĢ (Vancouver), Emre Apaydın (Kudüs), Nalan ElguĢ (Zanzibar) ve A. RüĢtü Hatipoğlu (Serengeti) yazılarıyla yer alırken Sevinç ĠĢcan, Mete Darcan ve Tarık Koçoğulları‟nın da birer fotoğrafları aynı gazetede yayımlandı. Her hafta bir sayfasını okur fotoğraflarına ayıran Hürriyet gazetesinin Seyahat ekinde; üyelerimizden Vedat Biner ve Zeynep Biner fotoğraflarıyla, ayrıca Ġsmet Ġnce (Karayipler) ve Timur Özkan (Kamçatka) yazılarıyla, Gamze Sarıkoca ise Phuskar‟ı anlattığı söyleşisiyle yer aldılar. Öte yandan üyelerimizden Haluk Sargın, geleneksel Ankara evleri söyleşisiyle Hürriyet‟in Ankara ekine konuk oldu. Kaleminize sağlık, çok güzel olmuş, iyi ki yayınlamaktan vazgeçmenizden vazgeçmişsiniz. “Lakme Toktaş, İstanbul” Çok güzel olmuş... Bunu daha yazıları okumadan, sadece görseline baktıktan sonra söylemek istedim. Eline sağlık. “Can Özgün, Ankara” Teşekkürler ve tebrikler değerli dost Timur Bey, yine güzel bir çalışma yapmışsınız... Değer üreten insan ne güzel insandır... Bugün Cengiz Bektaş'ı ziyarete evine gittik eşimle. Adam 80 yaşında ama hala pazar dâhil 12 saat çalışıyor. 94. kitabı çıkıyormuş bu hafta... Bunca işin arasında 94 kitap... “Hüseyin Gökçe, İstanbul” Elinize sağlık, içerikli ve tasarım kalitesi oldukça iyi bir bülten. Her türlü emeğiniz için bir Ankaralı olarak içten teşekkürler. “Prof. Dr. Seriye Sezen, Ankara” Ankara Çiğdemi'ni okudum. Çok zevkli. Çok seçkin. Çok özenli. Kutlarım. “Aysun Tokatlıoğlu, İstanbul” Ankara Çiğdemi yine çok güzel olmuş, her zamanki gibi... “Recep Peker Tanıktan, Ankara” ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Objektif Can ÖZGÜN [email protected] La Defense, Paris 2006 Paris 2006 7 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Üyelerimiz [email protected] [email protected] Her sayıda bir üyemizi tanıttığımız bu sayfalara bu defa iki üyemizi konuk ediyoruz. Her ikisi de deneyimli gezginler olan Feyza Kelly ve Ayşe Belgin Samurkaşoğlu aynı zamanda grubumuzun ilk üyelerinden… BĠZ ÇOĞU ZAMAN -KENDĠMĠZĠ DE ġAġIRTACAK DERECEDEAYNI ANDA AYNI ġEYLERĠ DÜġÜNÜYORUZ… Önce Feyza Kelly’i biraz tanıyalım, Feyza kimdir? Ne iş yapar? Gezmeye neden ilgi duyar? 2G (gezme geni) ile doğduğu hayali ile kendisini kandıran bir gezgin. Sürekli keşfetme duygusuyla kendi dünyamın dışındaki coğrafyaları, onların halkını, müziğini, mutfağını, renklerini merak ederim. O ülkelerin arka sokaklarında kaybolmaya bayılırım, böyle mutlu olurum, böyle nefes alırım böyle de keşfetmeyi öğrendim diyebilirim. Yeni bir ülke görmek, kişiliğimi, ufkumu geliştiriyor, bana yeni bir felsefi görüş açısı ve hayata bakış açısı veriyor, o yeni kişilik yeni bir ülkeye gidiyor yeniden ufku gelişiyor, ufku yenilenen yeni kişi yeni bir ülkede tekrar yenileniyor, bu döngü içersinde olgunlaşıyor diyebiliriz. Aynı soruyu Belgin’e de soralım. Tıp doktoru olarak ki göğüs hastalıkları eğitim görevlisiyim, yoğun ve stresli bir çalışma tempomuz var. Bu ortamdan uzaklaşmak, kendi adıma yeni yerler keşfetmek yeni coğrafyaları tanımak için uzaklara gitmek zihnimi dinlendiriyor açıkçası. Yurt içi ya da yurt dışı olsun bunun mümkün olmadığı durumlarda günübirlik Ankara çevresine uzaklaşmalar da benzer etki sağlıyor bana. Örneğin en son gittiğim Çayırhan'da doğanın eşsiz güzelliklerini fotoğraflamak çok hoştu. Önde gelen hobilerimden biri fotoğraf çekmek, AFSAD ın atölyelerine katılıyorum, gerek fotoğraf çevrelerinde, gerekse Ankaralı Gezginler grubunun sergi ve sunumlarında fotoğraf paylaşımından mutlu oluyorum. 8 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Gideceğiniz yerleri nasıl seçiyorsunuz? Nereleri gördünüz ve nereleri görmek istiyorsunuz? Belgin: Daha önce gitmediğim yerler olmalı öncelikle, ama aradan 8-10 yıl geçmişse tekrar görmek isterim. Merak ya da hafıza tazelemek.. Artık ne dersen. Finlandiya'da kızakları çeken Haskileri tekrar kucaklamak isterim örneğin. Artık saymıyorum ama 50‟nin üzerinde oldu gördüğüm ülke… Hindistan'ın insanları inançları kültürü, Venezüella'da Canaima bölgesinin coğrafyası, Namibya ve Botswana da gördüğümüz yaban hayatı dışında Endonezya, Mısır, Küba gibi daha pek çok yer görülmesi gereken yerlerden bence. Sırada ne var'a gelince Ankhor Wat, Machu Pichu, Patagonya derim ama olur mu, olursa ne zaman olur bilemem, araya diğerlerin gireceği kesin. Çok önceden plan yapınca galiba gerçekleşmeyebiliyor... Feyza: Gideceğim ülkelere, gezgin olarak yukarda saydığım nedenlerden dolayı aklımda bir liste yaparım. Eskiden beri 3P'ye gitmek isterim (Peru, Papua Yeni Gine ve Portekiz). Hala bu ülkelere gidemedim.... Genelde, yabancı ülkelere gitmeyi mevsime, ekonomik ve tatil durumuna göre ayarlıyorum. Şu ana kadar 49 ülke gördüm, beni en etkileyen ülkeler arasında sırasıyla Yemen, Küba, Hindistan, Mısır gelir, ayrıca Namibya'da safari, İzlanda'da Blue Logoon'da yüzmek de ayrı bir zevkti. Bu sene içinde, Faroe Adaları, Kamboçya ve Vietnam için planlar yapılmış ve bavullar hazırlanmış durumda, henüz ülkeleri çalışmadım. Hazır bu konuda konuşurken bir sloganımı tekrar etmek isterim: Bir gezgin her zaman için yabancı ülkeleri gezdiği kadar kendi ülkesini de gezip görecek ve tanıyacak kadar ona da vakit ayırmalıdır. Kendi ülkesi ve insanını tanımayan nasıl öbür ülke ve insanlarını tanıyabilir ve kendisine gezgin diyebilir ki? Çoğunlukla beraber geziyorsunuz, beraber gezmenin kısaca artıları, eksileri neler? Belgin: Tek başıma gezmekten zevk aldığım zamanlar da oldu. Örneğin elimde haritayla Prag sokaklarında kaybolmak keyifliydi. Ama anlaşabildiğim birisiyle paylaşmak daha güzel bence. Biz Feyza ile çoğu zaman - kendimizi de şaşırtacak derecede - aynı anda aynı şeyleri düşünüyoruz. Bu açıdan kendimi çok şanslı görüyorum. Feyza: Bir geziye tek başıma gidebilirim, ama birlikte gezdiğimiz zaman daha zevkli oluyor. Gerçekten de Belgin ve ben gezilerde aynı şeyleri aynı anda düşünürüz. Bazen de aynı yanlışı yaparız! Bir keresinde Trabzon Uzungöl‟de bu yüzden yaklaşık 2 km fazladan yürümek zorunda kalmıştık, çünkü ikimiz de aynı buluşma yerini gölün öbür ucu olarak anlamıştık. Başka elektronik posta gruplarına üye misiniz? Genelde e-posta gruplarının, özelde gezi gruplarını işlevi hakkında ne düşünüyorsunuz? Feyza: Benim üye olduğum başka e-posta grubu yok ama benim ilgi alanımın içinde veya dışında olsun birçok gruba üyeymişim gibi e-posta geliyor. Çoğunu okuyacak vaktim gerçekten yok, ama gezi grupları söz konusu olunca bunun çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Belgin: Gerek hobilerimle ilgili gerekse mesleki e-posta üyeliklerim var, aslında iletişimi artıran kolaylıklar sağlıyorsa da hayatın hızla akışında bilgi bombardımanı etkisiyle biraz da yoruyor sanırım, tabi ki bu imkânları hayatı kolaylaştırmak amacıyla kullanmak yine bizlerin elinde. Grubun ilk üyeleri olarak Ankaralı Gezginler hakkındaki görüşünüz ve gruptan beklentileriniz nelerdir? Belgin: Ankaralı Gezginler grubu kurulduğundan bu güne kadar büyüyerek çok yol kat etti. Grup üyelerinin katkısıyla ortaya çıkarılan başta gezi kitapları olsun, fotoğraf sergileri, ülke sunumlarına mümkün olduğunca katılıyorum. Bu aktivitelerin devam etmesini diliyorum. Feyza: Ankaralı Gezginler bizim göz bebeğimiz. Bu grupta o kadar gerekli, o kadar güzel bir bilgi akışı oluyor ki, örneğin, bir gezgin arkadaş genel olarak vizelerle ilgili en son durumu veya bir ülke ile ilgili vize deneyimini gruba yazarak bildiriyor. Biz de gerekirse o ülkeye gitmeden önce tedbir alabiliyoruz. Zaten bizim bu grubumuz "paylaşım" üzerine kurulu. Çoğu gezgin gittiği ülkeden gözlemlerini yazıyor, biz de okuyarak o ülkeyi tanıyoruz. Son zamanlarda başladığımız ve artık unutulmuş olan gidilen ülkelerden veya Türkiye'nin herhangi bir bölgesinden "kartpostal" gönderme olayı yapılan diğer etkinlikler gibi, hiç kağıt harcamadan gezi kitapları serisinin basılması, sergiler, sunumlar ve yemekli toplantılar sanıyorum diğer gezi grupları arasında 'Ankaralı Gezginler'i farklı bir yere oturtuyor. 9 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Gez/Oku _____________________________ Timur ÖZKAN [email protected] GEZGĠN GÖZÜYLE TÜRKĠYE 1 Editör: Timur Özkan, 344 Sayfa, Alter Yayınları, 2013 39 gezgin yazarın ortak eseri “Gezgin Gözüyle Türkiye 1”, Türkiye‟nin Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinden derlenen 59 gezi yazısından oluşuyor. İstanbul, İzmir, Muğla, Antalya, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, Mersin vb bazı kentlerin öne çıktığı ve bu üç bölgemizin tüm kentlerinin en az bir yazıyla anlatıldığı kitapta; bu kentlerin gezilecek görülecek yerlerinin yanı sıra tarihi ve turistik özelliklerine ve yazarlarının başından geçen ilginç anı ve gözlemlere de yer veriliyor. Kitapta ayrıca Mavi Yolculuk, Likya Yolu ve Aziz Paul Yolu gibi tematik rotalar da yer alıyor. Aynı adlı serinin ikinci kitabı ise Karadeniz, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi kapsıyor. GEZGĠN GÖZÜYLE TÜRKĠYE 2 Editör: Timur Özkan, 352 Sayfa, Alter Yayınları, 2013 44 gezgin yazarın ortak eseri “Gezgin Gözüyle Türkiye 2”, Türkiye‟nin Karadeniz, Orta, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden derlenen 60 gezi yazısından oluşuyor. Eskişehir, Kastamonu, Çorum, Tokat, Sivas, Erzurum, Mardin vb kentlerin öne çıktığı ve bu bölgelerimizin hemen hemen tüm kentlerinin en az bir yazıyla anlatıldığı kitapta; bu kentlerin gezilecek görülecek yerlerinin yanı sıra tarihi ve turistik özelliklerine ve yazarlarının başından geçen ilginç anı ve gözlemlere de yer veriliyor. Kitapta ayrıca Frig Vadisi ve Kaçkarlar gibi popüler tarih ve yürüyüş rotaları da yer alıyor. Aynı adlı serinin ilk kitabı ise Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerimizi kapsıyor. TRENLER KALKAR HAYDARPAġA’DAN, Derleyen Haydar Ergülen 265 Sayfa (14x20) Kırmızı Kedi 2013 Muavin olduk, otobüsü Cümleten İyi Yolculuklar diyerek uğurladık. Şimdi de Hareket Memuru olduk, gar müdürü, kondüktör, istasyon şefi olacak halimiz yok ya, baktık Trenler Kalkar Haydarpaşa‟dan geliyor, hemen bir cem kurduk. Almanya‟dan, İtalya‟dan, Suriye‟den, Hindistan‟dan, Moğolistan‟dan, Erzurum‟dan, Ankara‟dan, Eskişehir‟den, Haydarpaşa‟dan, en çok da rüyalardan, anılardan, aşklardan, yalnızlıklardan, ayrılıklardan, kavuşmalardan gelir de geçermiş tren. İçimizdeki gurbete gider orada beklermiş bizim gelmemizi. Biz de nedense oyalanırmışız, nasılsa tren Türkçenin en uzun kelimesi diye... Oysa tren birazdan Haydarpaşa‟dan kalkacak, iskeleye bir vapur yanaşacakmış, kim bilir orada bizi hangi vazife bekliyormuş, miço olmak mı, çımacılık mı, Edip Bey‟in mavi bir suyun duşunu uyutur dediği bir tayfa olmak mı, yoksa „deniz‟ olmak mı? Uzatmayalım, yol verelim tren kitabına, yolculuk başlasın 21 yazarın tren yazılarına ve düşlerimizde vardığımız her gar Haydarpaşa olsun diyelim bu sefer de, her seferde. 7 KITADAN, Timur Özkan 272 Sayfa, Alter Yayınları, 2013 Gezgin Gözüyle serisinin editörlüğünü de yapan Timur Özkan‟ın; Gezmek Yaşamaktır, Gezgince, 4 Kıtadan, 5 Kıtadan ve 6 Kıtadan adıyla yayımladığı kişisel gezi kitaplarının sonuncusu olan 7 Kıtadan adından da anlaşılacağı gibi dünyanın yedi kıtasından ve bu arada Türkiye‟den ve Ankara‟dan da çeşitli gezi yazılarından oluşuyor. Toplam 65 yazının yer aldığı kitapta; Avrupa‟dan İzlanda, İskandinav ve Baltık başkentleri ile Varşova ve Krakov, Afrika‟dan Madagaskar ve Mauritius, Asya‟dan Abhazya, Erbil, Bahreyn, İran, Kabil, Cakarta, Bali ve Doğu Timor, Okyanusya‟dan Yeni Zelanda, Kuzey Amerika‟dan Los A, San F, Las Vegas, Büyük Kanyon, Route 66 ve Roue 1, San D ve Hawaii, Güney Amerika‟dan Sao Paula, Ushuaia ve Punta Arenas ile Antarktika yazıları okunabilir. 7 Kıtadan‟ın Türkiye sayfalarında; Edirne, Balıkesir, Taraklı, Söğüt, Sivrihisar, Frig Vadisi, Bolu, Akçakoca, Amasra, Niksar, Erzincan, Kırşehir, Niğde ve Kaş ile Büyük Atatürk Yolu (Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas, Kayseri, Hacıbektaş ve Beynam), Ankara sayfalarında ise Haymana, Gölbaşı, Keçiören, Hamamönü ve Ulucanlar ile Ankara‟nın yakın çevresinden 10 hafta sonu seçeneğini özetleyen yazılara yer verilmiş. 10 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Gez/Dinle Belkıs Ceyla ÇETİNSOY [email protected] GEÇMĠġĠN RUH ĠZLERĠ Bu sayımızda TRT arşiv serisinden 2012 yılında yayınlanmış bir albüm ile karşınızdayım. TRT arşivlerinden derlenmek suretiyle onlarca albüm bu şekilde yayınlanmış durumda. Tertemiz kayıtlar, billur sesli sanatçılar eşliğinde CD‟ler halinde dinleyiciye sunuluyor. “Geçmişin Ruh İzleri” adlı albüm de, söz konusu bu seriye dahil olup, seçkin eserleriyle Türk Sanat Müziği‟ni temsil ediyor. İçinde anonim olanlarından başka Yunus Emre, Zekai Dede, Muallim Ömer Latif Bey ve İsmail Hakkı Bey gibi ustaların klasik eserlerini TRT sanatçıları icra etmiş. İlk eser olan peşrev, size ramazan ayını hatırlatacak, mahur ilahi ile yüreğiniz “Yunus” diye atacak. Tahliye marşında mehteran ezgisi tadında naif bir marşa ritm tutacak, keman ve kanun taksimleri ise hüzünlü tınılarıyla gönül telinizi titretecek. Nihavend Tangoyla bir dansa davet alacak, “Kız kulesi yakut küpe takındı” ve “Gelin kızlar, tiyatroda hora tepelim” şarkılarına siz de eşlik etmek isteyeceksiniz. Albümün son parçası ise İstanbul Radyosu‟nun değerli sanatçısı Çiğdem Yarkın tarafından seslendirilen “Fikrimin ince gülü” olup, kesinlikle sizi olduğunuz yerden alıp mazinin derinliklerine götürecek. Serinin tamamını merak edenler; www.trtmarket.net web sitesinden CD külliyatını inceleyebilirler. Albümü dinlemek ve satın almak isteyenler için link: http://www.esenshop.com/detail.aspx?id=68407 Kartpostallardan ____________ ___ Necati KAZANCI [email protected] MASALSI BİR YOLCULUK Masallarda hep hazine taşıyan deve kervanlarından söz edilir. Belleğimizde yer etmiş bu motifi gözümüzde pek canlandıramayız. Develerle insanlar nasıl seyahat ederlerdi? Yüzyıl öncesine kadar ülkemizde yaygın yolculuk biçimi deve ile yapılanlardı. Kentler arası uzaklıklar, yolculuk süreleri deve ile kaç gün olduğu biçiminde bilinir, söylenirdi. 1900‟lü yılların başlarına ait bir kartpostalda yukarıdaki soruların yanıtını görsel olarak buluyoruz. Deve ile yolcu taşımasının nasıl yapıldığı, İzmirli kartpostal yapımcısı P.L.Dermond‟un bastığı kartpostala konu olmuş. Tarihlemek ise biraz güç zira ne kartın üzerinde ne de posta damgasında tarih var. Ancak Dermond kartpostalın üzerine „Avusturya Postahanesi‟ ibaresini koyarak bize bir ipucu bırakmış. Biliyoruz ki Osmanlı Devleti döneminde yabancı posta hizmetlerine izin verilmektedir. Yabancılara verilen bu imtiyaz 1914 yılında kaldırılmıştır. Yani kartpostal 1914 yılı öncesine denk düşmektedir. Görüntü, deve üzerine yolcular için yapılmış tahtırevanı fotoğraflamış. Tahtırevan yolcuları güneşten, rüzgardan korumak için saray çadırlarını andıran çadırı, oturma yerleri, yolcuları ve özel giyimi ile devenin bakıcısını göz önüne seriyor. 11 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Dünya’dan Halil ÜNSAL [email protected] WAH! WAH! WAH! Varuna Gezgin olarak düzenlediğimiz keşif gezilerimizin sonuncusu olan ve İz TV tarafından belgesel çekimleri yapılan Endonezya ve Malezya keşfinin hiç şüphesiz en etkileyici ve sıradışı anları Papua adasının Endonezya‟ya bağlı kısmında yer alan Wamena şehrinin yakınlarındaki Baliem Vadisi‟nde yaptığımız iki günlük doğa yürüyüşü ve Dani Kabilelerinin ziyaretleri oldu. Yöreye ulaşmak için kat ettiğimiz yol oldukça uzun ve yorucuydu. Mısır havayollarından aldığımız biletle İstanbul, Kahire ve Bangkok aktarmaları ile Malezya‟nın başkenti Kuala Lumpur‟a ulaştık. Bir gecelik konaklamanın ardından ertesi sabah Endonezya‟nın Sulawesi adasının başkenti Makassar‟a geçip Papua adasının başkenti olan Jayapura‟ya ulaşmak için 9 saatlik bir aktarmayı bekledik. Güneşin doğuşuyla eşsiz doğa manzarasında büyülenerek Papua adasına vardık. Wamena şehri adanın orta kesimlerinde ve kara yoluyla ulaşım mümkün değil. Aynı zamanda Endonezya hükümeti tarafından yabancılara sıkı denetimlere tabi olan bölgeye giriş için „Surat Jalan‟ adı verilen izin belgelerini almanız gerekiyor. Surat Jalan için iki fotoğraf, pasaport fotokopisi ve 2-5 dolar arası değişen „bağış‟ yani rüşveti hazır ettikten sonra Jayapura karakoluna gittik. Öğleden sonra belgelerimizi alıp otelde dinlenmeye çekildik ve ertesi sabah Wamena‟ya bizi götürecek olan 50 kişilik pırpır uçağımıza binip 35 dakikalık bir yolculuktan sonra bu garip adanın belki de en garip kasabasına ulaştık. Ġlk durağımız Wamena Yakın dönem tarihinin sömürü devletleri tarafından her daim işgal ve kimliksizleştirme politikalarıyla yoğun bir şekilde baskı altına alınmasıyla adaya çok karmaşık bir kültürel yapı hâkim olmuş. Gerçek kimliklerinden uzaklaşmış bir yerli halk ve Endonezya hükümeti tarafından adaya yerleştirilmiş göçmen Endonezyalılar karşılıyor bizi. Mücadeleden ve bayrakları „sabahyıldızından‟ vazgeçmeyen adanın gerçek sahipleri Endonezya hükümetinin baskılarına rağmen duvarlara “free papua‟‟ yazmaya devam ediyorlar. Gerçek kimliklerini kaybetmemek adına batıdan gelen bizim gibi turistlere ise tembih edilen ilk şey fotoğraf çektirdiğimiz yerlilere para yerine çok sevdikleri karanfilli sigaralardan hediye etmemiz oluyor. Çocuklar dünyanın her yerinde olduğu gibi yine aynılar; ceplerimizi onlar için bol bol şekerle dolduruyoruz. Yolculuğun mimarı ve “Varuna Gezgin”in kurucusu Murat Fıçıcı ile eşi Yekta Fıçıcı‟nın geçen sene bölgeye yaptıkları yolculukta tanıştıkları rehber Wendy‟nin bize göre mucizevî bir şekilde henüz uçaktan inmişken Murat Fıçıcı‟nın yanına gelmesi ise bu iletişim teknolojisinin henüz eline geçiremediği topraklarda yaşadığımız ilk sürpriz oluyor. İlk günümüzü Wamena sokaklarında ve pazarlarında geçirdikten sonra ertesi gün başlayacak olan Baliem Vadisi yürüyüşü öncesi akşam yemeği için Endonezyalı bir aile tarafından işletilen restorana geçiyoruz. Profesyonel işimiz olduğundan sanırım yolculuk boyunca tüm restoranlarda rahatça mutfağa girebilmemizin özgüveniyle Yunus Emre ve ben mutfağa dalıyoruz. Biz mutfakta anne aşçıya yardım ederken Özge içecek siparişlerine Ezgi de servise el atıyor. Aksi takdirde tek bir garsonun servis yaptığı bu küçük işletme on altı kişinin karnını doyurmakta zorlanacak. Bir çeşit 12 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) sebzeli tavuk çorbası olan “sup ayam‟‟ ve tropikal iklimin mucize meyvelerinden mango, papaya ananas karışımı muhteşem meyve suları uzun yolculuğun yorgunluğunu alıp hepimize şifa veriyor. Baliem Vadisi Sabah tüm ekip bir jiple bir saatten uzun süren yolculuğun ardından yürüyüşün başlayacağı noktaya varıyoruz. Yakıcı ekvator güneşi altında yürüyüşümüz başlıyor. Tarlalarında çalışan “kotekalı‟‟ köylüler bizlere el sallıyorlar yanımıza gelenlere karanfilli sigara ikram ediyoruz. Yol boyunca misyoner dönemlerin hediyesi birçok kilise ve günümüz Endonezya sömürüsüne ait karakol noktaları görüyoruz. Her karakol geçişlerinde izin belgelerimizi onaylatıp karakola bağışlarımızı yaptıktan sonra herbiri Endonezya‟nın farklı adalarından gelen askerlere el sallayıp yolumuza devam ediyoruz. Aslında o coğrafyada yaşayan her birey durumun farkında. Bir yanda Müslüman Endonezya tarafından yönetilen, isimleri ve dinleri Protestan olan, yerel kıyafetlerinden, „koteka‟larından ve yaşam ritüellerinden vazgeçmeyen 300‟den fazla yerli dilin ve 100‟den fazla diyalektiğin konuşulduğu yerli bir halk diğer yanda onlara kotekalarını çıkartmaları için baskı yapan silahlı göçmen Endonezya hükümeti. Mola verdiğimiz bir köyde ekibimizin abisi ve aynı zamanda bir çocuk doktoru olan Armağan Başlı annesinin kucağında bir çocuğun sol bacağındaki ilerlemiş enfeksiyonu fark ediyor. Durumun ciddiyetini önce bize aktardıktan sonra rehberimiz aracılığıyla anneyi ve dedeyi masrafları karşılama sözüyle ikna ediyoruz. Yerli kadınların hemen hepsinde görüp anlam veremediğim başlarına takıp sırtlarına doğru sallandırdıkları eşarp benzeri file gerçek işlevini gösteriyor: Anne Noli ufaklığı filenin içine atıyor ve bizimle birlikte aracımızın olduğu yere kadar bir saatlik bir yürüyüş yapıyor. Şehre ulaştıktan sonra hastane denilen ancak Türkiye‟de sağlık ocağı statüsüne denk gelecek sağlık birimine ulaşıyoruz. İçerdeki sağlık görevlisi doktorun olmadığını söylüyor biraz ısrar edince telefonla doktor çağırılıyor. Bizi karşısında görmekten biraz tedirgin olan Endonezyalı doktor iyi niyetimizi anlayınca Armağan Başlı‟nın gözetiminde tedaviye başlıyor. Çıkarılan faturayı (200 Dolar) ödedikten sonra otelimize dönüyoruz. Durum acıklı çünkü 200 Dolar gerçekten çok büyük bir para. Bunca toprak kavgasının altında ise dünyanın en büyük altın ve bakır rezervleri yatıyor. Daniler Ertesi sabah tüm yolculuğumuzun sebebi olan sevgili Dani kabilesi üyelerinin yaşadığı Obiah köyüne ziyaret için yola koyuluyoruz. Bizi geleneksel savaş danslarıyla karşılayan bu kabile misafirperverlikleriyle gönlümüzü fethediyor. Köyün avlusunda kadınların katılımıyla devam ediyor danslar ve şarkılar. Çakmak ya da kibrit kullanmadan, sürtünme kuvvetiyle avluda yaktıkları ateşi büyük odunlar ve taşlardan oluşturdukları ocak benzeri kısma götürüyorlar. Fırına tatlı patatesler ıspanak benzeri sebzeler ve muz yaprağına sarılmış domuz etleri sırayla koyulup üzerlerine taş ve yaş otlar atılıyor. Etrafı kapatılan fırın kendi halinde bırakılıyor. Ekipte tüm yemeklere ayrı bir ilgi gösteren Wilco yaşadığı bu deneyim karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor. Hediye olarak rehberimiz Wendy aracılığıyla götürdüğümüz domuzu yüzyıllardır değişmeyen ritüelleriyle öldürdükten sonra köyün reisi “Wah! Wah! Wah!‟‟ diye bağırarak avluda kısa bir teşekkür koşusu yapıyor.‟ “Wah!” yerli dilinde birçok anlam taşıyor. Tek bir “Wah!‟‟ teşekkür ederim anlamına gelirken birden çok tekrarlarda memnuniyetin derecesi belirtiliyor. Kimi zaman günaydın ve iyi akşamlar anlamlarında da kullanılan bu kelime tüm ekibin diline dolanıyor. Onlar ellerini uzatıp Wah! Dedikçe bizde onlara Wah! Wah! Wah! diye bitmeyen bir seremoniyle eşlik ediyoruz. Sıcakkanlılıkları ve biraz utangaç halleriyle avluda bizim için küçük bir hediyelik eşya pazarı kuruluyor. Kendi el yapımları olan domuz dişlerinden kolyeler, kadınların file eşarpları, savaş aletleri ve kullanılmamış kotekalar dolduruyor küçük tezgâhları. Ufak pazarlıklarla herkes bir anı edinebilmenin peşinde. Köyün genç kızlarının Derya‟ya bir şey anlatmaya çalıştıklarını görüyorum. Yanlarına gittiğimde kızların Derya‟nın saçlarını örmek istediklerini anlıyorum. Kaç para istediklerini sorduğumda utanarak para istemediklerini anlatmaya çalışıyorlar. Bu sefer utanma sırası bende. Derya da kendisini kızların ellerine bırakıyor. Sonuç incecik örülmüş saçlar. Normal bir insanın kafasında olandan daha fazla ve kıvırcık saçı olan bu insanlar için eşsiz bir deneyim. Malay dilinde kıvırcık saç anlamına gelen “Ilhas dos Popuas” adanın ismini yeniden doğruluyor. Köyün sakinleriyle dört saati aşkın bu güzel tanışıklığımızı ekvator ikliminin gök gürültüleri ve yağmur damlaları bozuyor. Avludaki herkes saçak altlarına saklanırken köyün reisi yine avluya çıkıyor ve gökyüzüne doğru bağırmaya başlıyor: “Lütfen şimdi yağma! Misafirlerimiz var. Wah! Wah! Wah!‟‟ 13 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Türkiye’den Timur ÖZKAN [email protected] KAPADOKYA HAVADAN DAHA BĠR GÜZEL! Aksaray ve NevĢehir illerimizin sınırları içinde kalan Kapadokya -moda ifadenin tam anlamıyla- bir doğa harikası. Doğa yürüyüĢü parkuruyla ve Derinkuyu, Kaymaklı yeraltı Ģehirleriyle ünlü Ihlara Kanyonu Aksaray sınırları içinde yer alırken, Kapadokya’nın diğer önemli merkezlerinden Uçhisar Kalesi, Zelve Açık Hava Müzesi, en bozulmamıĢ kiliselerin bulunduğu Göreme, kaya evleriyle dikkat çeken ÇavuĢin, çömlekçileriyle ünlü Avanos, doğal soğuk hava deposu olarak kullanılan mağaraların bulunduğu Ortahisar ile birlikte bölgenin merkezi Ürgüp ve köy enstitülerinin yeni bir uygulaması sayılabilecek Kapadokya Meslek Yüksek Okulu’na ev sahipliği yapan MustafapaĢa (Sinassos) NevĢehir sınırları içinde kalıyor. Kapadokya’yı gezmenin birçok yolu var. Arabayla, yürüyerek veya kısmen araba kısmen yürüme Ģeklindeki klasik tercihlerin yanı sıra Kapadokya’da cip, motosiklet, bisiklet veya at safari de yapılabiliyor. Hepsi de karadan gerçekleĢtirilen bu turların havadan alternatifi ise balonlar. Bölgede uzun zamandır turistleri gezdiren balonların sayısı çok artmıĢ. Her sabah 50 kadar balonun havalandığı bölgede bazı balonlar iki uçuĢ gerçekleĢtiriyor. Balon gezisi baĢlı baĢına bir ritüel. Bölgedeki baloncuların pek çoğunun kullandığı kalkıĢ yeri, Göreme yakınındaki at çiftliklerinin de bulunduğu bir düzlük alan. Sabahın çok erken saatlerinde otellerinden alınarak balonun yanına getirilen turistler önce hafif bir kahvaltı ikramı eĢliğinde balonun hazırlanıĢını izliyorlar. Dev pervanelerin ĢiĢirdiği balonun içindeki hava bir yandan da ısıtılıyor. “Isınan hava hafifler ve yükselir” prensibiyle çalıĢan balonlar bu nedenle hava sıcaklığının daha az olduğu sabah saatlerinde havalanıyor. Bölgede yedi yıldır uçmakta olan pilotumuz Cihangir Cihangiroğlu’nun verdiği bilgilere göre balonlar 14-28 arası yolcu alabiliyor, propan gazıyla ısıtılan balonların taĢıdıkları beĢ tüp en çok iki saat yeterli oluyor. UçuĢ bir saat sürüyor. Pilot sadece alçalıp yükselmeye kumanda edebiliyor, balonların yön değiĢtirmesi tamamen rüzgara bağlı. Bu nedenle tam bir rota verilemiyor, rüzgârın izin verdiği ölçüde yer değiĢtirirken zaman zaman alçalıp yükseliyoruz ki gezinin en keyifli anları bu esnada yaĢanıyor. Peri bacalarına çarpacak kadar yanaĢtığımız veya diğer balonları havadan gördüğümüz gezi esnasında bol bol fotoğraf çekiyoruz. Balonun yolcu sepetini paylaĢtığımız Ġtalyan grup bir süre sonra kalkıĢtaki tedirginliklerini atıyor. Böylece hep beraber Kapadokya’nın güzelliklerini izleyerek Güller, AĢk, Kızıl ve Güvercin adlı vadiler üzerinde uçuyoruz. Avanos ve Uçhisar’ı ancak uzaktan görebiliyoruz. Rüzgara göre Ürgüp’e kadar uçulduğu da oluyormuĢ ama bu defa iniĢ yeri bulmakta sıkıntı yaĢanıyormuĢ. 14 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Balonun iniĢ yeri de rüzgâra bağlı, nadir de olsa kalkıĢ noktasına iniĢ yapılabiliyormuĢ. Balon alçalırken yer ekibiyle haberleĢilerek onların da iniĢ yerine intikali sağlanıyor. 6-8 kiĢiden oluĢan ekip öncelikle balonun güvenli bir Ģekilde iniĢini sağlamakla görevli. Her Ģey yolunda giderse balonun sepeti tam da onu taĢıyacak römorkun üzerine indirilebiliyor. Daha sonra bir baĢka ritüel baĢlıyor. Önce bir çeĢit diploma törenini andıran sertifika dağıtımı yapılıyor. Biz uçuĢ sertifikalarımızı alırken balon da söndürülmeye devam ediyor. Kısmen sönmüĢ balonun oluĢturduğu fon önünde topluca fotoğraf çektiriyoruz. Bu esnada pilot her baĢarılı uçuĢun sonunda bir gelenek olduğu üzere bir Ģampanya patlatıyor ve deneyimli yer ekibi bu anı da fotoğraf makinelerimize kaydetmeyi baĢarıyor. Kapadokya’da balon turu böylesine keyifli ama bir o kadar da pahalı bir gezi. Her ne kadar otel transferinden yer hizmetlerine kadar çok sayıda kiĢinin görev aldığı, kullanılan gazın pahalı olduğu ve balonun kendisinin büyük bir yatırım gerektirdiği böyle bir turun ucuz olması beklenemez ama 160 Avro civarındaki uçuĢ bedelinin önemli bir kısmı rezervasyonu yaptıran otellere gidiyor. Bu turu otelden satın almak yerine doğrudan bu iĢi yapan firmalarla görüĢülerek daha ucuza almak mümkün. Ne de olsa her gün çok sayıda balon havalanıyor. Balon turu Kapadokya’nın yeraltı Ģehirlerinin, kaya kiliselerinin, peri bacalarının yarattığı özgün ortamı tamamlayan bir etkinlik. Doğrusunu söylemek gerekirse uçulmadan pek anlaĢılmıyor ama balon havalanınca Kapadokya’ya gelip de balon turu yapılmazsa bir Ģeylerin eksik kalacağı çok daha iyi anlaĢılıyor... 15 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Ankara’dan Haldun CEZAYİRLİOĞLU [email protected] http://www.flickr.com/photos/leylagundogan BEYPAZARI’NI FARK ETMEK Herkes farklı Beypazar‟ı anlatmaya başladı bana. Yıllar öncesinin anlatılarından bugüne çok şey değişti doğrusu. Sakindi, sıcaktı, hoştu her şey seneler öncesi. Sonra adeta hiç görmediğimiz, daha da doğrusu görmek istemediğimiz eski yapılar, evler, konaklar anlatıldı. Onlar sardı her yanımızı. Peşisıra bir Peypazarı Kurusu girdi hayatımıza. Devam etti gitti Peypazarı serüveni, binbir çeşit yemek adıyla. Tarhanalar, dolmalar, baklavalar. Bitince yerini elişi örgüler aldı. Gümüşler eklendi en son. Gümüşte takılı kaldı Beypazarı. Beypazarı Gümüş Yıllarını yaşıyordu adeta. Çok değil, ilk kez 15-16 yıl önce ziyaret ettiğim Beypazarı‟nı, ziyaretimin her defasında daha değişik görüyorum. Her defasında da sakinlik, sıcaklık, hoşluk azalıyor farkındayım. O hayran olup, çocuklarımızı içinde büyütmeyi düşündüğümüz evlerin, konakların kokusu, tadı kayboluyor. Nerede şimdi o mis gibi tereyağı kokusuna bulaşmış Kuru‟lar? Sokaklar kendi yolunu çizerdi insanlara, kimseden tarif alınmaz, elinle konmuş gibi bulunurdu fırınlar. Şimdi her yerde yufka kokusu var ağır bir şekilde. Ne kadar da çok severmişiz bizler gözlemeyi, hamuru? Yıllar öncesinin evlerin mutfağında hapsolunmuş dolmalar ve baklavalar mı sarmış her yanı? Konaklar şimdi kimleri ağırlıyor, akşam ziyafetlerinde. Ve gümüşçüler! Hiç mi fark etmemişiz biz onları yıllar öncesi. Hiç mi görmedik? Son ziyaretim bir bahar sabahıydı. Biliyorum alışık olduğum sesler, renkler ve kokular karşılayacaktı beni. Hani, Beypazarı adına ne kalmış ise hafızamda onlar karşılayacaktı. Üstelik mahallin de pazarı oluşu, renkleri, sesleri ve kokuları çoğaltacaktı kuşkusuz. Onların coşacağından emin olmak ne kadar hoş olurdu. Oysa birden karanlık sarıverdi gökyüzünü. Biz Hıdırlık Tepe yolunda yakalanmış idik, yağmurun bu gri ıslaklığına. Elimize sıcak bir çay bardağı değdiği anda ise çoktan Beypazarı, karanlıklar ve gök gürültüleri altında kalmıştı. Koşuşturmacalar, bağırışlar, kaçışlar ve dağılışlar yeni heyecanların odak noktası olmuştu çoktan. Yağmur, o eski konakların kiremitlerine hızla çarpıp, göğe yeniden yükselmeye çalışıyordu. Hiç tütmeyen bacalardan bir kaçı belli ki yeniden bir kor görmüştü şimdi. Çocuklarını, yaşlılarını üşütmeyecekti. Simsiyah odun közü, birkaç evde kapkaranlık tütsüler çiziyordu uzandığı taş bacalardan. 16 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Toprağın kokusu, beklenmedik bir aşinalığı çarpıverdi yüzümüze. İçimize çekmek geldi, yağmurun altında bizim gibi ıslanmış oksijeni. Nefes nefese. İlk defa ıslanıyorduk Beypazarı‟nda. İlk defa toprak kokusu sarmıştı burada her yanımızı. İlk defa yandığını gördük sobaların ve tüttüğünü bacaların. İlk defa Beypazarı, o güzelim pazarının beyliğini yaşatmadı bize. Taş yolları fark ettik ilk kez, özellikli yapılışlarını, yağmur sularını aşağılara bir nizam içinde taşıyışlarını. Bir estetik içinde akıp gittiklerini. O eski konakların, nasıl da muhteşem yapılmış olan teneke oluklarını gördük. Misafirleri korumaya yarayan merdiven üstlerindeki küçük çatıları fark ettik ilk kez. Ahşabın ıslanınca hemencecik nasıl da kızıla dönüştüğünü; ilk defa gördük Beypazarı‟nda. Pencerelerin ne kadar çok sevildiğini gördük hanlarda, konaklarda. Her pencerede, dışarıda ıslananları izleyen, kalabalıkları seyreden, sessiz, sakin insanları gördük. Beypazarı‟nı bir farklı gördük. Asıl farkın, aynı şeyleri görmek olmadığına inandık o an. Bir kış günü hiç orada olmadığımıza yandık, bunu fark etmek için. Hayallerde Beypazarı kışı yaşadık ayaküstü. Üşüdük. Aklımıza elimizdeki sıcak, demli bir çay gelince; içimizi ısıttık. Meğerse Beypazarı‟nda çay içmek, hayatı bir başka yudumlamakmış, onu fark ettik. Tadı Damağımda Erdem ENGİN [email protected] YOL ARKADAġLIĞININ TADI Bu sayının tarifi yol arkadaşımdan, yol arkadaşlığının unutulmaz tatlarından ve aslında “Mavi Vatan”dan… Bilen bilir; gezmenin, keşfetmenin tadını öylesine artırır ki iyi bir yol arkadaşı, bir daha bir başkasıyla düşmek istemezsiniz yollara. Uyumla atılan adımların, adım adım gezilen sokakların, beraber yapılan keşiflerin tadı damağınızda kalır da başka hiçbir şey bu tadı veremez olur; sonsuza kadar yürümek istersiniz beraberce… Büyük İskender‟in, Hint kapılarına gelip de yol arkadaşlarının artık kendisine eşlik edemeyeceğini fark ettiğinde bir daha asla gidemeyeceği topraklara bakıp, ufuk çizgisinin ardını bir daha asla göremeyeceğini anlayıp üzüntüden üç gün çadırından çıkmadığını öğrendiğimde neden bilmem ben de ağlamıştım. Montaigne, “Yol Günlüğü”nde “bilinmedik ülkeleri gezerken aldığı ve kendisine yaşının ve sağlığının verdiği güçsüzlüğü unutturacak kadar tatlı hazzı, heyetteki kimseye aşılayamadığından” bahseder. Simone De Beauvoir, Sartre‟la yaptığı gezilerden aldığı keyfi o kadar güzel dile getirmiştir ki gezi notlarında, hafif kıskançlık duymadan edemezsiniz. Kısacası, yollara kiminle düştüğümüz çok önemlidir biz gezginler için. İşte yol arkadaşımın tarifi de aslında tüm yol arkadaşlarıyla birlikte “Mavi Vatan”da beraber yol aldıkları, beraber büyüdükleri, beraber öğrenip, beraber keşfettikleri günlerden. Bizlere, toplam alanı kara topraklarımızın neredeyse yarısına eşit Mavi Vatan‟dan bahseden pek olmadı, "Üç tarafımız denizlerle çevrili", yalnız bunu bildik. Gezginler olarak yüzümüzü rüzgâra dönüp kimi zaman özgürce yeni rotalara yelken basmayı, kimi zaman ufuk çizgisindeki teknelere uzun uzun bakıp hayal kurmayı, kimi zaman iyot kokusunu ciğerlerimize çekmeyi sevdik. Mavi suların sınırlarını ve derinliğini kavrayamasak da bu sulara her baktığımızda özgürlüğü tüm hücrelerimizde hissettik. Tarifin denizle ilgisi yok gibi görünse de donanmanın, engin denizlerdeki yol arkadaşlığının izini taşıyor. Donanma denizcilerinin bugün artık çok gerilerde kalan günlerinin geleneksel ve biraz da buruk tadı: Samsa Tatlısı. Bunun için 4 adet milföy hamurunu kenarları üst üste gelecek şekilde birleştirin ve hamuru merdaneyle inceltin. 1 su bardağı dövülmüş fındık içini 1 su bardağı toz şeker ve bir yumurta akıyla karıştırıp iç malzeme olarak hamurun içine serin. Hamuru iç harcıyla rulo yapıp enine yönde verev keserek üzerine yumurtanın sarısını sürün ve 175 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin, ılımaya bırakın. Üzerine 2 su bardağı şeker, 2 su bardağı su ve bir dilim limonla kaynatıp ılıklaştırdığınız şurubu dökün. Servis öncesi hamurun şurubu iyice çekmesini bekleyin. Tüm denizciler ve tüm gerçek yol arkadaşlarına saygıdan üzerine biraz deniz tuzu serperek servis yapılması tavsiye olunur. Eğer pişirirseniz sadece bir dakika durup saygıyla “Mavi Vatan”ı düşünmeniz ve bu sularda daha nice keyifli yolculuklar yapmanız dileğiyle… 17 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Ankara Kütüphanesi Timur ÖZKAN [email protected] GEZGĠN GÖZÜYLE ANKARA Editör: Timur Özkan, 312 Sayfa, Alter Yayınları, 2013 49 gezgin yazarın ortak eseri “Gezgin Gözüyle Ankara”; geçtiğimiz yıllarda yayınlanan “Ankaralı Gezginler 3 - Ankara‟dan Gezi Yazıları” adlı kitaptan sonra Ankara‟nın gezgin gözüyle anlatıldığı ikinci kitap olarak raflardaki yerini alıyor. Ankara‟dan ve ilçelerinden 56 gezi ve kent kültürü yazısından oluşan kitapta; Ankara‟nın tarihinden kesitlerden Ankara adının kökenine, Ankara‟nın sosyal yaşamından türkülerine ve halk oyunlarına, mutfağından cadde ve sokaklarına, meydanlarına ve bu cadde ve meydanları süsleyen heykellerine kadar çeşitli başlıklar altında başkentin bilinen ve bilinmeyen tüm özellikleri toplanmış. Önsözünü Ankara araştırmacısı ve uzman sanat tarihçisi Gökçe Günel‟in yazdığı ve aynı zamanda Ankara‟nın merkez ve ilçelerinde bulunan tarihi, doğal, turistik yerlerin de anlatıldığı Gezgin Gözüyle Ankara “Ankara‟nın gezilecek görülecek neresi var ki” şeklindeki yanlış ezberi değiştirmeye aday. SUDA SURETĠMĠZ ÇIKIYOR Ankara Dereleri Üzerine Tarihi ve Güncel Bilgiler Erman Tamur, 170 Sayfa, Kebikeç Yayınları, 2012 Ankara Araştırmacısı Erman Tamur‟un, “Ankara‟da Topografya, Akarsular ve Yerleşim” üzerine genel bir bilgiyle başlayan kitabı; ayrı ayrı dört bölüm halinde incelediği; Hatip Çayı-Bent Deresi, İncesu Deresi, Çubuk Çayı ve Ankara Çanağındaki diğer küçük derelerden sonra Ankara Çayı başlıklı bölümle sona eriyor. Bir zamanlar, Ankara‟nın sosyal yaşamında çok önemli bir yeri olan Ankara‟nın derelerinin doğal ve tarihi çevreleriyle birlikte ele alındığı ve birçoğu ilk defa yayınlanan tarihi fotoğraflarla da desteklenen kitap “sudaki suretimizi çıkarıyor”. Yitirilen derelere dikkat çekiyor. Her nasılsa açıkta kalan son dere parçalarına ve Eymir Gölü‟ne bilimsel ve estetik ölçüler içinde sahip çıkılmaya çağırıyor… Bir Kentin Tarihi Serencamı ANKARA, Kent ve Siyaset Yazıları Ali Ulusoy, 140 Sayfa, Ġtalik Yayınları, 2013 Dünyada yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen bizler; mimarlar, meslek adamları ve sivil toplum örgütleri, kentin gerçek sahipleri olarak, dünyamızın ve kentlerimizin daha yaşanılır, daha sağlıklı, daha güvenli, kentin olanaklarından herkesin eşit yararlandığı yaşam alanlarının yaratılması yönünde çabalarımızı artırarak sürdürmek zorundayız. Bu çabalar aynı zamanda dünya barışına, dostluğa, kardeşliğe, farklı kültürlerin barış içerisinde bir arada yaşamasına, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, bir yaşam biçimi olarak yaygınlaşmasına katkı sağlayacaktır. Bu kitap, kent mücadelesine ışık tutması amacıyla çeşitli zamanlarda ve ortamlarda yapmış olduğum konuşmaları ve düşüncelerimi içermektedir. (Arka Kapaktan) DUMANKARA, Levent Cantek Hayat Bir Yangındı 230 Sayfa, ĠletiĢim Yayınları, 2013 Ankaralı Akademisyen, yazar Levent Cantek‟in kaleme aldığı ve 17 çizerin resimlediği 21 çizgi hikâyeden oluşan kitap, Ankara‟yı konu alan ilk grafik roman özelliği taşıyor. Sadece bu açıdan bile özel bir ilgiyi hak eden kitabın, ilki 1916 yılına ait hikâyelerinin edebi değeri kadar bu hikâyeleri yorumlayan usta çizerler de olağanüstü kolektif bir eser yaratmışlar. “Mazhar ile Galip”in bir karesinde unuttuğumuz troleybüsleri hatırlarken “Nohut”ta Ankara‟nın tarih olmuş kabadayılarıyla tanışıyoruz. “Boksörün Ömrü”, “Bu Dünya Yalan Polis Efendi”, “Bilmiyorum Fatma”, “Skor” kitaptaki hepsi de ayrı ayrı ilginç başlıklardan bazıları. Kaledibi, Altındağ, sabahçı kahveleri, Fidayda‟sız duramayan Angaralı (moda deyişle) hepsi ve daha fazlası bu kitapta… 18 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) Ankara/Ankara ___________________________________________ BĠR BAġKA AN...KARA… Nezih Kuleyin Ankara Magazine dergisinin Mart 2008 tarihli 73. sayısından 19 ANKARA ÇİĞDEMİ (Sayı: 17, 2013/Yaz) 20
Benzer belgeler
ankara çiğdem - Atılım Üniversitesi Ankara Digital Kent Arşivi
Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan
Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan
İran ve St. P...
ankara çiğdemi
Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan
Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan
İran ve St. P...
ANKARA ÇİĞDEMİ
Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan
Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan
İran ve St. P...
ankara çiğdemi
Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan
Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan
İran ve St. P...
ankara çiğdem - Atılım Üniversitesi Ankara Digital Kent Arşivi
Türkiye Cumhuriyeti dünyada, başkentini değiştiren ilk ülke değildir. Başkentini Upsala‟dan
Stockholm‟e taşıyan İsveç, Kyoto‟dan Tokyo‟ya taşıyan Japonya, İsfahan‟dan Tahran‟a taşıyan
İran ve St. P...