29. sayımızı okumak için tıklayın
Transkript
29. sayımızı okumak için tıklayın
Vatan Hastalığı HSYK Değişikliği Yetmez Ergun BABAHAN S.9’da Ahmet TULGAR S.3’te Barış Şartı İshak KARAKAŞ S.11’de Durum Halkın Nabzı’nın faşist partiler ve örgütler hariç bütün siyasi parti ve akımlara sayfalarında yer veriyor olması bazı okurlarımızı şaşırtıyor. Çünkü ulusal medyada olduğu gibi yerel medyada da saflar belirlenmiş ve okur farklı bir tutum beklemiyor gazetelerden. Okurlar her kesimden haber almak isteseler de, gazeteler ve televizyonlar hükümetlerle ilişkileri oranında her dönem okurlarını ve izleyicilerini biçimlendirmeye ve gündemi kendi haberlerinden ibaret göstermeye çalışıyorlar. Gazetelerin yayın politikalarını ilkeler değil gazete patronlarının ve vitrindeki isimlerin hükümetten nemalanma ölçü ve imkanları belirliyor. Oysa bu gazetelerin gündemlerinin dışında da büyük bir hareketlilik içinde Türkiye. Bu hareketliliği bir gazetenin sayfalarına taşıması ancak hükümet ve güç odakları ile ticari ilişki kurmamış olması ile mümkün olabilir. Yerel gazeteler bunu başarabilir. Ancak bunun yolu da okur dayanışması ve ilan desteği. Halkın Nabzı, bunu başarmaya çalışıyor. Türkiye’deki siyasi hareketliliğin merkezinde bugün sokak duruyor. Kürt hareketi senelerdir sokakta. Gezi direnişi ile Batı’da da sokaklar hareketlendi. Bu iki hareketi Batı’da ortaklaştıran Halkların Demokratik Partisi yakından izlenmeli. Halkın Nabzı bunu yapıyor. Bu hafta da HDP Sancaktepe Belediye Eşbaşkan adayları Engin Aras ve Nahide Kılıç ile bir söyleşi yaptım. Bu iki HDP adayının söylediklerinde sokaktaki muhalefetin sesini duyacaksınız. Halkın Nabzı da zaten ismini buradan almış bir gazete. Halkın Nabzı, sesinizi duyurmak için ilan desteğinizi bekliyor. Haftaya görüşmek üzere. İshak KARAKAŞ Maltepe’de Ali Kılıç Kolları Sıvadı 1 HalkınNabzı 29.indd 1 S6’da www.halkinnabzi.com.tr Yıl 2 Sayı 29 19 Şubat 2014 ÇARŞAMBA e-mail: [email protected] Fiyatı:1TL Şehir Bizimse Neden Biz Yönetmiyoruz? Mart 2014 seçimleri öncesinde daha önce Kürtler’in kendi kentlerinde duyurduğu modern belediyecilik kavramlarının HDP’de biraraya gelen Kürtler ve sosyalistler tarafından Batı kentlerinde de yüksek sesle dile geliyor. Ben de bu hafta yine bir ilçede iki eş başkanla, Sancaktepe HDP belediye eş başkan adayları Engin Aras ve Nahide Kılıç ile konuştum ve HDP ve seçimleri sordum: S12’de AK Parti’nin Maltepe Çıkartması S9’da 18.02.2014 20:04 HAKAN AKSAY 2-3 HalkınNabzı 29.indd 2 18.02.2014 20:05 YORUM 3 2014 Çarşamba 19 Şubat Heimatkrankheit ya da Vatan Hastalığı AHMET TULGAR 1. Türkiye siyasetinin temel motifi iyileşmeye direnmektir. 2. Türkiye siyaset sınıfı ve bürokrasisi, iyilik fikrinin kendisi için yıkıcı olduğunun farkındadır ve kötülüğe yatırım yapar. 3. Ne kuruluşunda ne de sonrasında bir felsefesi olan bu devlet, iyilik fikrinin yerine çıkar ve kârı ikame etmiştir. 4. Herhangi bir konuda ortak iyilik fikrinden söz eden herkes bu devlet için düşman, toplum sanılan kalabalık için gülünçtür. 5. Bir hastanın iyileşmesi için bir sağlık anısının olması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir anısı yok. 6. Kemalizm, zenofobi, siyasal İslam, Türk-İslam sentezi, hepsi bu ülkenin seküler bir ahlak ve bir ‘common law’ sahibi olamamasından kaynaklanır. 7. Seküler ahlak olmadan topluluk, teba, kul olunabilir ama toplum olunamaz. Türkiye nüfusu bir toplum değildir. 8. İktidara yaranma çabası yüz ve beden proporsiyonunu bozar. İktidara yaranma çabası insan ruhu gibi insan anatomisine de uygun bir eylem 10. Pozitif hukuk insanı kuruma dönüştürür, ahlak hukuku kurumu insanileştirir. 11. Zenginlerin dolu cüzdanları, değildir. 9. İktidarlara karşı artık en güçlü direniş açıklık ve saydamlıktır. yalıları, villaları, lüks otomobilleri, yatları varsa, yoksulların da şerefli bayrakları, milli duyguları var. ABONELİK KARTI ANADOLU YAKASINDA GÖRÜNÜR OLMAK iÇiN ilan Reklam ve Rezervasyon hattı için bizi arayınız T: 0216 457 46 46 F: 0216 457 13 12 e-mail: [email protected] 2-3 HalkınNabzı 29.indd 3 3 Ay 6 Ay 1 Yıl Yurtiçi 15 Yurtdışı 15 Yurtiçi 30 Yurtdışı 30 Yurtiçi 60 Yurtdışı 60 Adı Soyadı:.................................................................................................................. Adresi:......................................................................................................................... .................................................................................................................................... e-mail:......................................................Tel-GSM:.................................................... Abonelik bedelini banka hesabına yatırdıktan sonra bilgileri lütfen aşağıda belirtilen posta adresine veya e-mail e gönderiniz. HALKIN NABZI Bağlarbaşı Mahallesi 2. İlkokul Cad. No: 39 Cihangir İş Mrk. Kat:2 D:7 Maltepe/İstanbul/Türkiye T: 90 216 457 46 46 F: 90 216 457 13 12 [email protected] AKBANK Maltepe Şubesi TL HESABI: Şube Kodu: 0029 Hesap No: 0189926 IBAN:TR 350004600029888000189926 HESABI: Şube Kodu: 0029 Hesap No: 0201353 IBAN:TR 880004600029036000201353 12. Zenginlerin yoksullarda olmasından memnuniyet duyacağı iki şey: Milli duygu ve dini inanç. Bir de ertesi gün işe gelecek kadar güç. 13. Zenginler için sizin memnuniyetiniz çok önemlidir. Yani halinizden memnuniyetiniz. 14. Zenginlere kirasını ödemeseydiniz, sadece eviniz değil, vatanınız da olmazdı. 15. Milliyetçilik, bir ülkeyi yoksullar için katlanılır, zenginler için güvenle yaşanır hale getirir. 16. Milliyetçilik, hayali bir emlak kooperatifidir. Yoksulları, evleri, toprakları olduğuna inandırır. 17. Kendinde ve dostlarında bir şey bulamayan milliyetçi olur. 18. Milliyetçilerin en hazin aymazlığı ideolojilerinin ne kadar kısa bir tarihi olduğunu ve ne kadar az ömrü kaldığını bilmemelerinden ileri gelir. 19. Türkiye’nin en derin fay kırığı devletin ar damarındaki çatlaktır. Halkın Nabzı Gazetesi Süreli Yayın AHİS Reklam Organizasyon Prodüksiyon San. Tic. Ltd. Şti. Adına İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni (sorumlu) İSHAK KARAKAŞ Editör: Ahmet TULGAR Görsel Yönetmen İsmail DOĞAN Grafik Mizanpaj Ayda ARAZ Kazım ÇINAR Hakan YILDIRIM Haber Merkezi Yeliz DOĞAN Kültür Sanat Bedros DAĞLIYAN Avusturya Temsilcisi Erdal BOYOĞLU Viyana Temsilcisi Emine NURHAN Hukuk Danışmanı Av. Uğur KARAKAŞ Danışma Kurulu Fehim IŞIK Samet MENGÜÇ Fuat TOKAT Yer: Bağlarbaşı Mh. 2. İlkokul Cd. No: 39 Cihangir İş Merk. Kat 2 D:7 Maltepe - İstanbul Tel: 0216 457 46 46 Fax: 0216 457 13 12 [email protected] Baskı: GÜN MATBAA Beşyol Mah. Akasya Sk No 23/A Sefaköy-Küçükçekmece - İST. Tel: +90 212 426 63 00 18.02.2014 20:05 4 YORUM 2014 Çarşamba 19 Şubat Bir Şair Neden ÖNDER BİROL BIYIK Malum, Halkların Demokratik Partisi’nden Sarıyer belediye eş başkan adayıyım. Beni naçizane şair kimliğim ile tanıyan dostlarım, adaylığımı öğrenince şaşırdılar biraz. Şaka yollu, “Otur şiirini yaz. Ne işin var senin adaylıkta?” diyenler bile çıktı. Haklarını yemeyeyim, adaylığım kesinleştikten sonra en çok desteği de bu dostlarımdan gördüm. Türkiye’de şöyle bir algı var; eğer şair isen fildişi kulende şarabını yudumlar, şiirini yazar, arada bir insanlığın efkârına derinden bir iç geçirirsin. Hepsi bu kadar! Böyle düşünenler haksız da sayılmazlar. Günümüz şairlerinin ekseriyeti böyle yaşar, böyle düşünür, suya sabuna dokunmadan isim sivriltme derdindedir çoğu. Geneli kendine ‘solcuyum’ der kestirmeden. Ama solculuğu üç beş temkinli bildiriye imza atmaktan, meyhane muhabbetlerinde Nazım’dan, Neruda’dan birkaç dize patlatmaktan ibaret sanır. Toplumcu şiirden çokça hazzetmeseler de “dünya şairi” olmuş toplumcu şairlere söz söyleyecek kadar da yürekli değildirler. İşi biraz teorik laf salatasına boğarak toplumcu şiirin kötü örneklerini gözümüzün içine so- kup ne kadar demode olduğunu anlatmak için sayfalar dolusu ‘dolayımlı’ metincikler yazarlar. Her şey İkinci Yeni şiiriyle de çok ilgisi olmayan yığma ve plastik şiirlerinin şiir pazarında tek geçer akçe olduğunu ispata yönelik bir ‘entelektüel’ zorlamadan ibarettir oysa. Sorunlu millettir şair milleti… Ben şuna inanırım, eğer içinde yaşadığınız onca acıyı, şu karanlık dünyayı anlama yeteneğiniz yoksa ne şiirin size ne de sizin şiire bir katkınız var, demektir. Kendinizi bir yabancılaşmanın sınır çizgisinde yeniden var edemezsiniz. İçinde yaşadığınız dünya sizi öfkelendirmiyorsa, Roboski’de çocukların üzerine atılan bombaların gürültüsü kalbinizi titretmiyorsa, şiir damarlarınız da kesilmiş demektir. Bireysel şiire sonuna kadar evet elbet… Yaşamda var olan her şey şiirin de temasıdır. Ancak, dünyayı kendi iç dökümlerinizden, post-modernizm tarafından teslim alınmış yalıtık bireyciliğinizden ibaret sanırsanız, işte orada sorunlu bir ruh kozmosuna savrulmuşsunuz demektir. Çok sancılı bir süreçten geçiyor şu günlerde ülkemiz… Bir yanda özgürlüklerin canına kasteden, tarihin Hdp’li Olur? altında ezilmeye mahkûm AKP’si, CHP’si, MHP’si ile ülkemiz insanına kahırlı bir hayatı reva gören ‘eski sistem’ partileri, diğer yanda geleceğin demokratik özgür dünyasını arayan, bütün ezilenlerin, ötekileştirilmişlerin yan yana duyduğu, her dilden şarkıların birbiri ile kucaklaştığı, insanın doğaya ekleyen Halkların Demokratik Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi… Bütün güncel-pratik sorunlarına rağmen bu duruşun, bu projenin kendisi şiir gibi geliyor bana. Şiiri yaşamla birlikte düşünen bir şiir heveslisinin böyle bir projeden kaçması, elinin ağrısını düşünmesi mümkün mü? Şu an HDK-HDP çatısı altındaki bileşenler bu özgürlükçü çizgiyi bir kitle hareketi haline getirebilir mi? Bu biraz da azim, çaba ve emek meselesi. Biz başarabiliriz veya başaramayız; ancak şu çok açık ki, eğer Neo- liberalizmin küresel barbarlığı altında insan denen varlık yok olup gitmeyecekse, eğer savaşlara kıyımlara, sömürüye, işkenceye, yalana talana söyleyecek sözümüz olacaksa, eğer Gregor Samsa betonlaşmış şehirlerin hamamböceklerine dönüşmeye küçücük bir itira- zımız olacaksa dudağımızdan dökülen her sözcük Halkların Demokratik Kongresi’nin ve HDP’nin yapıp etmek istedikleri ile buluşacaktır. Şu geçiş sürecinde kendini kenara çekip olanlara seyirci kalma emniyetçiliği, “Hele bir gün ışısın yola çıkarız,” hesapçılığı şiirden de şairden de uzak olsun. Ne ömrünün 13 yılını mahpuslarda geçiren Nazım, ne İspanya iç savaşında kurşuna dizilen Lorca, ne Vaptsarov, ne de Neruda böyle düşündü çünkü. Onları büyük kılan sadece şiirleri mi? Böyle düşünmedikleri için hem şair hem de sırılsıklam insan olarak büyük değiller mi onlar? Evet, her şeyden önce Nazım’a borcumu ödemek için Halkların Demokratik Partisi’nden aday oldum. Elbette çok çalışacağız ama kazanıp kazanmamak emin olun hiç ilgilendirmiyor beni. Böyle bir özgürlük duygusunda buluşmuş olmanın hazzı ve onuru her şeye değer. Umarım kabul eder usta… Her şeye inat yine özgürlük, yine şiir; “ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında/ Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında…” HDP Beykoz Aday Tanıtım Toplantısı HDP Beykoz’da görkemli bir aday tanıtım kahvaltısı düzenledi. Kahvaltıya HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Sözcüsü Naci Sönmez ve BDP, HDP, ESP bölge yöneticileri katıldı. Etkinlikte konuşan HDP Beykoz Belediye Eşbaşkan Adayları Birgül Hakan ve Davut Demir, birlikte mücadelenin önemine vurgu yaparak, ’Tüm halkımızın desteğini bekliyoruz’ dedi. 4-5 HalkınNabzı 29.indd 4 Sebahat Tuncel ise, “Türkiye’nin çok kimlikli ve kültürlü politikası sadece HDP’de var. Gezdiğimiz yerlerde görüyoruz ki, HDP’den büyük bir beklenti var. Bizim görevimiz bu beklentiye cevap olmaktır. AKP, CHP, MHP’nin zamanı dolmuştur, artık bizim zamanımız” dedi. ‘Kendimizi de kentimizi de biz yöneteceğiz’ sloganları eşliğinde kahvaltı devam etti. 18.02.2014 19:03 2014 Çarşamba 19 Şubat YORUM 5 Barışın şartı İSHAK KARAKAŞ “Barış” denildi mi ben iyimserim, hem de radikal iyimser. Malûm, bir yıla yakın bir süredir, 2013 Newroz’unda Sayın Abdullah Öcalan’ın tarihi manifestosuyla resmiyet kazanmış bir müzakere süreci devam ediyor ülkede. Ancak bu bir yıl boyunca hükümetin Kürt sorununun demokratik çözümü yönünde elle tutulur bir adım atmamış olması ve müzakere sürecinde kolaylaştırıcı bir tutum sergilememiş olması, benim gibi iyimserliğini muhafaza edenlerin soldan eleştirilere maruz kalmasına neden oluyor. Eleştiri babında sorulan şu: Kürtler AKP ile uzlaştı mı? Ya da Kürtler AKP iktidarını ehveni şer olarak mı görüyor? Muhalefeti devlete ve sisteme değil de hükümete endeksleyen bu siyasi anlayışa göre Kürtler’in öncekli görevi bu dönemde AKP’yi iktidardan uzaklaştırma çabalarına omuz vermek olmalı. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi’nin siyasi perspektifi çok daha kapsamlı ve geniş. Kürt Özgürlük Hareketi “onurlu barış” ve “özgür yaşam” derken ulus-devletten kapitalist moderniteye kadar çok geniş bir araziyi tarıyor ve karşısına modern bir alternatifle çıkıyor. Bu anlamda Kürtler için iktidarda hangi düzen partisinin olduğu pek de önemli değil. Şimdilik mevzu müzakere sürecinin kesintiye uğramaması. Biz Kürtler müzakereyi bitiren, masayı deviren taraf olmayacağız. Buradaki inadımız ödediğimiz bedelin ve özgürlük mücadelemizin büyüklüğünden beslenmektedir. Bizler ailelerimizden çok kayıp verdik. Bir yıldır gençlerin ölmüyor olması çok kıymetli bir kazanımdır. Ama hükümet de Kürtler’i oyaladığını sanmasın ve Sayın Öcalan’ın müzakere sürecinin gidişatını belirleyecek önerilerine uygun yasal ve pratik düzenlemeleri yapsın. Bu düzenlemeler yapılırken hükümet, müzakere sürecini inşa eden Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne doğru gidecek bir yol izlemelidir. Kürtler açık ve net olarak “Öcalansız barış olmaz” diyor. Rojava’da Öcalan’ın önderliği bir devrimin dayanağı olmuş durumda. Bu ülkenin milyonlarca yurttaşı onun özgürlüğünü bekliyor. Öcalan’ın özgürlüğü bu coğrafyada toplumsal barışın şartıdır. Şimdi bunu gerçekleştirme zamanıdır. Kürtler bu konuda kararlıdır. 4-5 HalkınNabzı 29.indd 5 18.02.2014 19:04 6 HABER 2014 Çarşamba 19 Şubat Gün; Birlik Olma Günüdür Önce Maltepe’de sonra İstanbul da ve tüm Türkiye’de; CHP olarak bahar temizliği yapıyor ve AKP’yi süpürüyoruz” CHP Maltepe Belediye Başkan Adayı Ali Kılıç, adaylığı kesinleştikten sonra Maltepe ilçe örgütünü ziyaret ederek, partililerle buluştu. CHP Maltepe İlçe Başkanı Hasan Solmaz ve CHP Maltepe Belediye Başkan Aday Adaylarıyla kendisini karşılayan kalabalığın huzuruna çıkan Kılıç, “Hiçbir zaman bir gülle bahar gelmiyor. Hep beraber güllerle donattığımız zaman baharın geldiğini göreceğiz. Şimdi biz bahar temizliğine başlıyoruz. Önce Maltepe’de sonra İstanbul’da ve tüm Türkiye’de CHP olarak bahar temizliği yapıyor ve AKP’yi süpürüyoruz” dedi. “GÜN BİRLİK OLMA GÜNÜDÜR” CHP Maltepe İlçe Başkanlığı önün- 6-7-8 HalkınNabzı 29.indd 6 kucaklayıp, onlar için elimizden geleni yapacağız.’ de gerçekleşen meydan buluşmasında söz alan CHP Maltepe İlçe Başkanı Hasan Solmaz, Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin’e hizmetlerinden dolayı teşekkür ederek ‘Gün birlik olma günüdür’ dedi. Kılıç şöyle konuştu: ‘Yerel yönetimler çok önemlidir. Belediye başkanı elbette kişiliğiyle duruşuyla söylemiyle çok önemlidir ancak belediye başkanının çalışmalarını denetleyecek olanlarda sizler olacaksınız. Yanlışı gördüğü zaman eleştirecek doğruyu bulduğu yerde de alkışlayacaksınız. Çalışmalarımızı tüm aday adayı arkadaşlarımızla beraber yürüteceğiz, onlarla beraber tüm Maltepe halkını 18.02.2014 19:04 2014 Çarşamba 19 Şubat YORUM 7 Yarınlara korkuyla bakmak... ANAP Eski Genel Başkanı / İktisatçı NESRİN NAS G eçen hafta benim için zor bir haftaydı. Önce annemin hastalığı sonra benim şiddetli grip nedeniyle yatak döşek yatmam... zaten ülkenin zorlayıcı gündeminin bozduğu sinirlerimi iyice alt üst etti. Televizyon karşısında, artık izlemekten zorlandığım haberlere kendimi vermeye çalışırken, hiçbir haberin artık beni şaşırtmadığını ve heyacanlandırmadığını farkettim. Ne olmuştu bana böyle? Hep umutlarını taze tutmaya çalışan, oğluna bugünün dünden daha güzel olduğunu, yarının daha da güzel olacağını hiç aklından çıkarma diyen bana ne olmuştu? 2002’de milletvekiliydim. Seçim kararı alınmış ama uzun vadede Türkiye’nin önünü açacak ‘3 Ağustos reform paketi’ için parlamento yeniden toplanmıştı. İdamın kalkmasından, kürtçe yayın engelinin kaldırılmasına kadar reform niteliğinde kararları içeriyordu bu paket... Çok heyacanlı ve umutluydum. TBMM Genel Kurulu’nda kürtçe yayının serbest kalması hakkında konuşurken söylediğim her kelimeye yürekten inanıyordum. Nihayet sabaha kadar süren oturumda 3 Ağustos kararları kabul edildi. Çok mutluydum. Önemli bir adım atmıştık, belki küçük bir adımdı ama daha büyük adımların atılmasına kapıyı aralamıştı. Heyecanlıydım. Danışmanımın önüme koyduğu seçim anketine bakarken gülümsüyordum. Oysa anket sonuçları partim için felaketti. Olsun diyordum. Türkiye artık geri dönülmez bir yola girdi, bundan sonra hiçbir kuvvet bize geri adım attıramaz. Sonra Kasım 2002 seçimleri geldi. Baraja takıldık. Akşam canlı yayınlara katıldım. AKP’ye başarılar diledim. Demokrasi ve özgürlükler yolunda atacakları her adımda yanlarında olacağımızı söyledim. Demokratikleşme reformlarını hep destekledim. Muhalefet partisi genel başkanı olduğum sırada Avrupa Birliği’nden müzakere tarihi alınması için elimden geleni yaptım. Brüksel’in koridorlarında koşturdum durdum. Umutluydum. Türkiye nihayet demokratikleşme ivmesini yakalamıştı. 6-7-8 HalkınNabzı 29.indd 7 Zaman zaman tıkanmalar oluyordu, adalet çok iyi çalışmıyor birçok hak ihlalleri yaşanıyordu. İtirazlarımızı dile getirdik ama bu hep birlikte ileriye bakmamızı engellemedi. Bu umudumu geçen yıla kadar korudum. Hatta barış sürecinin hayata geçmesi, ısrarla görmezden geldiğimiz PKK’nın rasyonel bir zeminde değerlendirilmesi gibi umutlarımı diri tutmama yol açan gelişmeler oldu... Ta ki Gezi olaylarına kadar... Gezi ile birlikte Türkiye’nin ‘güvenlikçi’ eski zihniyeti ete kemiğe büründü ve yeniden haşmetli cüssesi ile karşımıza dikildi. Avrupa Birliği hayalleri her geçen gün silikleşti, Ankara kriterleri kocaman kapkara bir bulut gibi gökyüzünü lerin önünü kesmek için Azarbeycan örnek olarak önümüze konuyor. Şanghay beşlisi işaret edilip, bakın biz ne kadar demokratiğiz deniyor. Oysa 1800’lü yıllardan beri hep batı standartları ışığımız olmuş. Orhan Kemal Cengiz, ”Eğer mesele dünyadaki kötü örneklere bakıp kendimizi rahatlatmaksa, örnek çok. Ama biz ‘ileri demokrasi’den bahsederken bugün bulunduğumuz bu noktaya geldik.” diyor. Hiç de haksız değil. Kaldı ki Sınır Tanımayan Gazeteciler’in basın özgürlüğü endeksinde Türkiye, 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer alıyor. Zaten tepetaklak düşmüşüz. Başbakan, resmi konuğu İspanya Başbakanı’nın ve onlarca yerli yaban- ğını biliyoruz. Zaten bunu saklamaya dahi gayret sarfetmiyorlar. Bakanlarla ilgili fezlekeler hasıraltı ediliyor, muhalefet liderlerine ilişkin eften püften fezlekeler parlamentoya gönderiliyor. İnandığımız herşey bir bir elimizden kayıp gidiyor. Ne mahkemelere, ne savcıya, ne polise ne hükümete ne de birbirimize güvenimiz kaldı! Hepimiz, sonunda sadece seyircilerin acı çekeceği bir oyunu izliyoruz sanki... İktidar başlarını o kadar döndürmüş ki, koca bir ülkenin insanıyla, ekonomisiyle, tüm kurumlarıyla uçuruma doğru sürüklendiğini görmüyorlar. İktidardan korkanların sayısı sevenlerini kat be kat aşmış. Bunun nasıl bir felaket getireceğini bilmiyor- kapladı. Sokakta polis şiddeti egemen oldu. Gencecik çocuklarımız ‘özgürlük’ istedikleri için dövüldü, gazlandı ve öldürüldü. Başbakan günde 5-6 miting yaparak toplumun bir bölümünü çapulcu, hain, darbeci ilan etti. Başbakan ve bakanları konuştukça ben ve benim gibi milyonların, geleceğin bugünden daha iyi olacağı umudu da yok olmaya yüz tuttu. Kırgınım, kızgınım ve umutsuzum! Çünkü geldiğimiz yer hiç iç açıcı değil. Bugün, Başbakan’ı eleştirmek büyük bir cesaret kabul ediliyor. Gazeteciler, işadamları, aydınlar açıkça tehdit ediliyor, kitlelere hedef gösteriliyor. Artık AB kriterleriyle karşılaştırma dahi yapmıyor bakanlarınız. Eleştiri- cı gazetecinin önünde bir gazeteciyi şiddetle azarlıyor. Arınç, otoriter rejimlerde başbakanları eleştirenlerin başına neler geleceğini hatırlatarak gözdağı veriyor. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve şu soruyu sorun “bu demokratik bir ülkede yaşanır mıydı?” Ya, Alo Fatih mottosuyla gündeme yerleşen bir medya müdahalesi herhangi bir demokratik ülkede ortaya çıksaydı, o ülkede başbakan koltuğunda en fazla kaç saat oturabilirdi? Topluma saygı hiç kalmamış. Gerçeklerin üstü örtülmüş. Meğer herşey gerçeği algıya kurban etmek üzere kurgulanmış. Artık adil olmadıklarını, aranılanın adalet olmadığını, hele hukukla demokrasiyle hiç işleri olmadı- lar mı? Yarınlarına umutla değil, korkuyla bakan insanlarla hangi seçim kazanılırsa kazanılsın nasıl bir gelecek inşa edilecek? Hangi sandık başarısı güvensizliğin, umutsuzluğun üstünü örtecek? Biliyorum, bu kötü günler de geride kalacak tıpkı daha öncekilerin kaldığı gibi. Bugün ne 12 Eylülcüler var, ne 28 Şubatcılar... Hırsızlar, yolsuzlar hesaplarını mahkemede, yalancılar da sandıkta ergeç verecek. Ama umutları ellerinden alınan, gelecekten koparılan insanların vicdanlarına bir daha nasıl seslenilecek? Ya tarih bugünleri nasıl yazacak?.. Bizim umutlarımızı katletmenin cezası ne olacak?... 18.02.2014 19:04 8 YORUM 2014 Çarşamba 19 Şubat Dr.İsmail Beşikçi Viyana’daydı V İYANA’DAN Dr. İsmail Beşikçi, İsmail Besikçi Vakfı Başkanı Ibrahim Gürbüz, Başkan yardımcısı Ruşen Aslan ve Vakıf sekreteri Tülin Dağ; Prof. Celile Celilin kurduğu Viyana Kurdoloji Enstitüsünün davetisi olarak Viyana’ya geldiler. Konferans’ın konusu‘‘1920-2014 uluslararası anti-Kürd nizam‘‘ Ali Gedik; Konferans projesini benimle paylaştığında gerçekten çok heyacanlandım. Çünkü İsmail Beşikçi’nin ilk kitabını 1984 yılında Viyana okumuştum. İlk Vıyana’da onun kitabıyla tanışmıştım. Şimdi kendisiyle tanışacaktım. Bunun için Ali Gedik’e ayrıca teşekkür ettim. 12 Şubat günü bu güzel insanla tanıştım. Aynı günün akşamı güzel bir tesadüf oldu. Wan depremzedeleri için yapılacak olan Konser’e gittik. Yardım konseri için etkinlikte kısa bir konuşma yaptı. Gençlerin bu güzel etkinliğinden dolayı teşekkür etti. Sabah hotelde kahvaltıdan sonra akşam 21.00-22.00’a kadar Viyana’da hayatımım çok güzel günlerini yaşadım İsmail Beşikçi ile. Heyette bulunan İbrahim Gürbüz, Ruşen Aslan ve Tülin Dağ’la bol bol sohbet ettik. Viyana’yı tanıtmaya çalıştık ben ve Ali Gedik. Ama asıl rehber olan arkadaşımız Yusuf Sümbültepe çok daha detaylı bilgilendirdi. İsmail Beşikçi’yi tanımam, sohbet etmem, birlikte gezmem ve Viyana’yı tanıtmam beni çok ama çok sevindirdi.(tabi ki heyetteki İbrahim Gürbüz, Ruşen Aslan ve Tülin Dağ’la tanışmam da beni çok sevindirdi. Şivan Perwer Vakfı Basın Danışmanı Amed Mardin’le tanışmamda bir o kadar sevindirdi.) Viyana’yı bu güzel insanlarla birlikte gezdik. Hep birlikte gülüştük, hep birlikte görüşmelere gittik.(parlamento gürüşmesi dışında) İnnsbruck’tan gelen Nuran’da son iki gün bize eşlik etti. 12 Şubat günü Viyana’ya gelen heyeti Konferansı örgütleyen Ali Gedik ile birlikte Viyana Havaalanına gittik. Kiralanan Minübüs büyük olunca park yerine giremedik. Biz park yeri 6-7-8 HalkınNabzı 29.indd 8 ERDAL BOYOĞLU buluncaya kadar heyeti Kürdistan Kürdoloji Enstitüsü Başkan‘ın yeğeni Cemal Celil bizden önce karşıladı. Park yerine girmeden heyetle birlikte hotele geldik. Dr.İsmail Beşikçi ve Vakıf heyeti Viyana’da bir dizi ziyaretler gerçekleştirdi. Avusturya Parlamentosu’nda Yeşiller Partisi Milletvekili olan Berivan Aygül Aslan ve Alev Korun ilk ziyaret edilen yerdi. Parlamento ofislerinde sıcak bir karşılaşma gerçekleşti. Ziyarette her iki parlamenter büyük memnuniyet ve onur duyduklarını belirttiler. Ermeni Ani Değirmencioğlu, Viyana’da Güney Fransa şaraplarının pazarlaması yapıyor, Dr. İsmail Beşikçi ve heyeti şarap tanıtımı yaptığı 2 Viyana’da bir restuaranta davet etti. Dr. İsmail Beşikçi için güzel bir değişiklik oldu. Kırmızı şarabı tattı ve çok beğendi. İkinci ziyaret Federal Kürdistan Hükümeti’nin resmi temsilciliği oldu. Kürdistan Bölgesel Yönetiminin Avusturya Temsilcisi Dr. Mustafa Ramazan, Dr. İsmail Beşikçi ve beraberindeki heyeti makamında kabul etti. Görüşmede birçok konuda sohbet edildi ve Dr. Mustafa Ramazan ’’Diplomatik kuralların karşılıklı çıkarlar çerçevesinde olduğunu Güney Kürdistan hükümetinin haklarını elde etmek için her türlü görüşme ve çalışmanın yapıldığını, yeni dostlar kazanmaya çalıştıklarını belirtti.‘‘ İsmail Beşikçi Kürtlerin 1920`de uğradıkları uluslararası haksızlıkları kısaca anlattı. Kürtlerin, Kürdistan için bilince çıkarmaları gereken konuları söyledi Dr. Mustafa Ramazan’a. Dr. İsmail Beşikçi ve heyet; 13 Temmuz 1989 yılında Viyana`da İran Ajanları tarafından bir görüşme esnasında öldürülen Dr. Abdurrahman Qasimlo ve iki yoldaşının vurulduğu yeri ziyarete gittik. ‘‘İran KDP Çalışma komitesi temsilcisi Jaza Salehi Dr. İsmail Beşikci’nin kendileri için büyük bir gurur kaynağı olduğunu ve bu ziyaretten büyük bir şeref duyduklarını belirtti. Dr. İsmail Beşikçi‘nin böylesi anlamlı bir günde aralarında olduğundan dolayı teşekkür etti. Dr. İsmail Beşikçi kısaca yaptığı açıklamada; “Kürt liderlerlerinin yurtdışında İran devletinin terörist saldırısı sonucu katledilmelerinin, burada katillerinin Avusturya dışına çıkmalarına göz yumularak cezalandırılmamalarının 1920`den beri Kürtlere karşı uygulanan uluslararası Anti-Kürt nizamın pratik bir tezahürüdür. Kürt Önderi olan Dr. Qasimlo`nun katledilmesini kınadığını ve bugünkü organizasyon için teşekkür ederek konuşmasını bitirdi. İran KDP Avusturya temsilcisi Hiwa Bahrami kısaca “çok mutluyuz ki İsmail Beşikçi bugün buraya geldi ve Qasimlo`nun vurulduğu yeri ziyaret etti. Gönül isterdi ki; İran`da da sayın İsmail Beşikçi gibi aydınlar çıksın, Kürt halkının hakları için mücadele etsin” dedi. İran KDP Avusturya temsilcisi Hiwa Bahrami`nin ve Avusturya İran KDP Çalışma komitesi temsilcisi Jaza Salahi`nin yani sıra Prof. Celile Celil, Viyana Yeşiller Partisi Eyalet Milletvekili Şenol Akkılıç, Viyana 78`liler Avusturya temsilcisi Erdal Boyoğlu, Şivan Perver Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve program organizatörü Ali Gedik, Şivan Perver Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Amed Mardin, program organizasyonunda çevirmen olan Alişan İlkay ve onlarca Kürt şahsiyeti bu etkinliğe katılım gösterdi. Heyet anıta çiçek koyduktan sonra Dr. Qasimlo‘nun katledildiği mekândan ayrıldı. 14 Şubat 2014. saat 18.30’da Anti Kürdi Nizam 1920-2014 konferansı açılışını Ali Gedik yaptı. Vakıf Başkanı İbrahim Gürbüz kısaca vakfın kuruluşunu ve çalışmalarını anlattı. Vakfın Kürt ve Kürdistan adına yapılacak her türlü kültürel, bilimsel ve sanatsal çalışmaları yapan herkese kapılarının açık olduğunu ve birlikte çalışabileceklerini söyledi. Dr. İsmail Beşikçi; Anti Kürdi Nizam Konferans’ında, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasında Avrupa devletlerinin emperyal emellerini anlattı. İngiltere ile Fransa’nın büyük rol oynadığını söyledi. Anti Kurdi Nizam’ın kürtler üzerinde nasıl tahribatlar yarattığını anlatırken; o çok sakin tavrıyla, o çok yumuşak konuşmasıyla bilgi ve bilincin öneminden bahsetti. Çok çarpıcı bilgiler paylaştı. Umarım Anti Kurdi Nizam üzerine bir kitap çalışması yapar. Ve bu güzel bilgileri paylaşır. Bilgilenmeyi ve bilinçlenmeyi merak edenler için çok önemli bir paylaşım olacağına inanıyorum. Cumartesi günü Pressbaum’a Konferans’ın davetiyesini yapan Prof. Celile Celil‘in kurduğu Institut Für Kurdologie. Kürdoloji Enstitüsü’ne gittik. Çok zengin bir kütüphane, çeşitli dillerde kaynakların ve belgelerin olduğu kütüphane Kürtler için çok önemli bir kazanım. Büyük bir toplantı salonu var. Gelen ziyaretçilerin rahat edebileceği her türlü olanak hazırlanmış. Şirin bir kasabanın ortasında Kürdistan geleneklerini ve güzelliklerini yaşatan Dr. Celile Celil espirileri ile dostluğunu sergiledi.Kütüphane ve enstitü çalışmaları hakkında bilgi verdi. Dr. Celile Celil öğle yemeği hazırlamıştı. Yemekten sonra eşi İngrid Cerha hazırladığı pastalar yendi, kahveler içildi. (İngrid, Ortadoğu muhabirliği yapan uzman bir gazeteci, Ayrıca İsmail Beşikci üzerine bir kitap hazırlıyor. Almanya’da çıkan Die Zeit gazetesinde ve Avusturya Salzburg Nahrichten gazetesinde yazıyor.) Ve ayrılık vakti geldiğinde Dr. Celile Celil, Dr. İsmail Beşikçi’yi bırakmak istemedi. Bir daha geleceğine dair söz alarak heyeti yolculadı. Cumartesi akşam saat 19.00’da Dr. Mustafa Ramazan’ın davetlisi olarak yemeğe çağrılan heyet son buluşmasını gerçekleştirdi. Hotel’e saat 22.00’de döndük ve geç saatlere kadar konuştuk. Pazar günü saat 12.30’da Viyana havaalanın’da son kahvelerimizi içerek Dr. İsmail Beşikçi ile birlikte heyeti yolculadık, ben, Ali Gedik ve Amed Mardin. 5 gün boyunca Dr. İsmail Beşikçi’den bilginin, bilincin ve kitabın dostluğunu gördüm. Hele ki Dr. Celile Celil’in kütüphanesinde kitabı okşadığını, bir çocuk gibi sevdiğini gördüğümde bir kez daha bu güzel bilim insanını tanıdığıma, onunla birlikte olmaktan çok mutlu oldum. İyi ki varsın onurlu insan Dr. İsmail Beşikçi. 5 Gün süren sohbetlerimizde Ruşen Arslan ve İbrahim Gürbüz yapılan ve gelecekte yapılmak istenen projelerden bahsetti. Bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Ali Gedik’e çok çok ama çok teşekkür ediyorum. 18.02.2014 19:04 YORUM 9 2014 Çarşamba 19 Şubat HSYK değişikliği yetmez rüşveti de suç olmaktan çıkarmanız gerekiyor! ERGUN BABAHAN İ smim Sabah-atv satışı, Reza Zarrap’tan para veya saat alan siyasetçi, Etiler Polis Okulu’na yapılacak milyar dolarlık rezidans işini ihalesiz ayarlayan işadamları listesinde geçiyor olsaydı, ilk tepkim ‘‘Yetmez ama evet’’ olurdu. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na getirilen yeni düzenleme yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık dosyalarında adı geçen isimlerin soruşturulmasını engelleyecek, başlamış olan soruşturmaların kapatılmasını sağlayacak; bunda hiç kimsenin kuşkusu yok. Ucu iktidara ve yakın çevresine dokunan tüm soruşturmaların başına gelenler, 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmalarının da başına gelecek. Bu herkesin bildiği açık bir gerçek. 12 Eylül referandumunda ‘‘Yetmez ama evet’’ denilerek sağlanan kısıtlı yargı bağımsızlığı, AKP’nin Meclis darbesiyle rafa kaldırıldı ve 12 Eylül askeri rejiminin modeline dönüldü. Vardığımız nokta, gitti Kenan Evren, geldi Recep Tayyip Erdoğan şeklinde özetlenebilir. Her türlü muhalif gösteriye gösterilen şiddet dolu tepki, medyaya uygulanan baskı, Batı ile kopma noktasına hızla yaklaşan ilişkiler tablosuna bakılınca; 12 Eylül’den farksız bir ortamda yaşamadığımız bütün çıplaklığıyla görülür. Evet ama Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapısını değiştirmek bu insanlara dokunulmazlık sağlayacak mı? Bence hayır! Derhal Türk Ceza Kanunu’nda da bir değişiklik yapıp hırsızlık ve yolsuzluğun suç olmaktan çıkarılması gerekir. Aksi halde bu yolsuzluklarda adı geçen siyasetçi ve müteahhitlere dokunulmazlık sağlanamaz. Evet, şu anda kamuoyunun bir kısmında ‘‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’’ düşüncesi hâkim. Ancak ANAP-DYP geleneğinden gelen kentli seçmenlerin de AKP politikalarından, baskı ve yalanlarından, her gün televizyonlarda onlarca kere Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlemek zorunda kalmaktan rahatsızlık duyduğu da bir başka gerçek. Geleneksel merkez sağ seçmen kesiminin AKP’yi terk etmeye başlaması, yüzde 50 oy oranını iktidar partisi için bir hayal haline getirecek. Yüzde 50 çizgisinden uzaklaşılan her oran Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkma hayalinin suya düşmesi anlamına gelecektir. 30 Mart seçimlerinin ardından Erdoğan için tek çözüm 3 dönem kısıtlamasını kaldırıp AKP’nin başında devam etmek şeklinde olabilir ama bunu söylemek kolay, yapmak daha zor hale gelecek. AKP bugün siyasi bir parti olmaktan çıkıp çıkarları için birleşmiş insanlar grubu haline gelmektedir. İnternete, medyaya uygulanan baskı bu gerçeğin geniş kitlelere ulaşmasını engelleyemeyecek. Bu nedenle, Erdoğan’ın lider olarak girdiği AKP ile yakın geçmişin başarılarına ulaşmakta ciddi sıkını çekecek. Buna bir de Kürt meselesinde adım atılmaması, bugünkü sürüncemenin devam etmesini eklemek de lazım çünkü MHP oylarındaki yükseliş trendi AKP’nin Kürt meselesinin çözümü konusunda harekete geçmesini imkansız hale getiriyor. AKP, Kürt meselesinin çözümünde aylardır ipe un seriyor. Kendi çıkarına geldiği için HSYK’yı bir gecede değiştiren iktidar, hala yerel yönetimlerde reform planı sunarak Kürtleri oyalayacağını sanıyor. (Bu arada barış sürecinin kesintiye uğraması, bazı iktidar kalemlerinin iddia ettiğinin aksine yeniden silahlı mücadelenin başlayacağı anlamına gelmiyor. Sadece AKP’ye güçlü bir muhalefet odağının daha çıkması anlamına geliyor.) Artık Kürtler’in de gördüğü bir gerçek var; hırsızlığa-yolsuzluğa bulaşmış iktidarlar reform yapamaz, barışı kuramaz. Çünkü sadece kendini korumaya, kurtarmaya çalışır. Önümüzdeki tablo, Kürt sorununun çözümü rafa kalkmış, kentleri gergin ve öfkeli, ekonomisi hızla büyüyen cari açık ve artan sıcak para maliyeti nedeniyle aşırı kırılgan bir Türkiye tablosudur. Kapısında ortaya çıkmasına bizzat katkıda bulunduğu bir Suriye kaosu olan bir Türkiye bu. Yargısı yürütmeye bağlı bir ülkeye doğrudan yabancı sermaye girişinin imkânsızlığı gerçeğini de ekleyen bu tabloya. Sonuç, AKP’nin önce patinaj yapacağı, ardından hızlı bir gerileme dönemine gireceğidir. Koca imparatorluklar, şirketler, rejimler benzer gelişmeleri yaşamıştır, AKP’nin yaşaması da kaçınılmazdır. Devrin değişmesi her geçen biraz daha gerçek haline geliyor. Yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmış siyasetçi ve işadamlarının şapkayı önlerine koyup cevap vermeleri gereken soru budur: O zaman ne yapacaklar? Onları adaletin elinden o gün kim kurtaracak? Onun için iktidarın kapısını çalıp bu fiilleri suç kapsamından çıkartmaya çalışmaları gerekir, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yarın da değişir, unutmasınlar! AK Parti’den Maltepe çıkarması A k Parti Maltepe İlçe Teşkilatı’nın düzenlemiş olduğu kahvaltılı toplantıya İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Maltepe Belediye Başkan Adayı Prof. Dr. Edibe Sözen, İlçe Başkanı Kamil Barkır’ın yanı sıra birçok partili katıldı. İlçe Başkanı Kamil Barkır, İstanbul’un önemine vurgu yaparak sözü Başkan Adayı Prof. Dr.Edibe Sözen’e bıraktı. Söze ‘’Çok güzel bir kalabalık, çok güzel bir 30 Mart sabahı, bu güzelliği, bu renkliliği her zaman görmek dileğiyle’’ diye başlayan Sözen konuklara etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş ise yaptığı konuşmada , ‘’ Maltepe, spor ve aktivite 9 HalkınNabzı 29.indd 9 kenti olacaktır. Bu yüzden Büyükşehir Belediyesi olarak Maltepe’yi büyük bir spor kompleksi yapacağız, 1000 araçlı otopark, 4 yeni metro hattı, 5 hava rayı ve 2 finiküler ile İstanbulu’u daha modern bir mega kent haline getireceğiz, söz veriyoruz. CHPliler, ‘Biz İstanbul’u eski günlerindeki gibi yapacağız’ diyor, evet doğru onlara hak veriyorum. Eski günlerini unutmadık. Çöp yığınlarıyla, akmayan sularıyla, projesiz belediyeciliği halkımız çok iyi biliyor. Halkımız eski İstanbul’u istiyorsa, benim diyeceğim birşey yoktur. Bunun takdirini halkımıza bırakıyorum ve sizden ricam 5 sene daha beni hizmetkarınız olarak düşünün ve görevi bana verin’’ dedi. 18.02.2014 20:04 10 YORUM 2014 Çarşamba 19 Şubat Aybike (Cebrail) MUSTAFA İŞİTMEZ B azen bir uzmana danışırsın ve o da dudak büküp iki kolunu yanlara açarak, sana bir şantiyeyi işaret eder. Git der, hatta bu senin yüzüne tükürürcesine dudağının arasından fırlattığı bir adet kısa ve net git emridir; git der, orada düşün biraz. Ya akıbetini ya da şu anda olup bitmekte olan şeyleri. Hatta der ki bu konuların uzmanı; “Şimdi tam zamanıdır güzelim, git, oracıkta kendi kendini de azıcık rahat bırak.” Haspam der bakışıyla bir de. Senin de o nazarı nasıl acizce fark ettiğini o an fark etmez. Onu dinler, söz konusu şantiyeyi bulmakta zorluk çekmezsin. Şimdi malum piyasa durgun, inşaatlar hep yarım kaldı öyle, mevsimlik işçilerse aç acına köylerine filan dönmüştür, o umut kırıcı şehirlerarası seferlerle, kim bilir. Ben de kendime yakıştıramadım bunu, yani yarım kalmış bir inşaata gitmeyi ama uzman görüşüydü. Elime bir top aldım ben de, biraz teşvik etsin beni diye. Elimden kaçırırmış gibi yapıp fırlatınca onu, mendeburun oğlu o patlak futbol topu, alışık olduğu falsoyla, yolunu gayet güzel buldu ve o müstakil ev kabasına kaçıverdi. Tuğlaların o gören göze dehşet veren turuncu rengine, ev müsveddesinin önündeki yine iğrenç renkteki o kum deryasına, kurumuş betonun burun kıran kokusuna rağmen içeri girerken, neşeli ve hayatta hep yeni şeyler denemeyi seven o yüzeysel laylaylomlarınkine özgü, rahat bir kahkaha da atmışımdır. Aslında benliğimi sarsan bir tasam yoktur da varmış gibi mi davranırım. Kim bilir? Ben nereden bilebilirdim peki böyle keyifli bir anda, o ‘leş adam’ Cebrail’in bu ıssız ve yarım bırakılmış mekanı öteden beri mesken tuttuğunu? Müstakil villanın inşaatına böylelikle girerek ve topumu aramaya zahmet etmeden derhal ikinci kata çıktım. Üç ila beş metrekarelik, ıslak hacim olarak düşünülmüş o karanlık odacığa attım kendimi. Müstakbel helalar insana nasıl da iç çektirir. Oraya girdim çünkü orası insanı düşüncelere ve türlü türlü içlenmelere gark edecek kadar karanlık ve ılıktı. Ve zaten Cebrail gelene kadar şu ruhumun en derininde 10-11 HalkınNabzı 29.indd 10 bile korkunun en ufak bir zerresi dahi bulunmuyordu. Yeminle bak! Bence bizler, ağlamak için yorganın altını ve yalnız kaldığımız karanlık anları seçeriz. Hatta çok sessizce, usul usul ağlarız. Yahut da bir cenazeyi, (söz konusu cenazede sadece başımızı hafifçe öne eğip farz gözlüğümüzün ardında surat ekşitmeyi tercih etmezsek elbette.) Hıııııııı, huuuuu, uuuuuuuuuuvv diye diye dertlenmeyi ve birtakım Karanlık sessizlikle birleşince çok güzeldir. Derhal bir algı kargaşası yaşarsın, feleğini şaşırıverirsin. Gözlerimi kapadım, kulaklarımı tıkadım bu kez. Derken sağ elimin üzerinde hırıl hırıl bir sıcaklık hissettim, bir belirdi bir kayboldu. Bir süre bekledim, belirip kaybolmaya devam etti. ‘Burada da mı?’ dedim, gözlerim hala kapalı. ‘Burada da buldunuz değil mi?’ dedim, isyan edercesine. Neticede olumsuz şeyleri aklıma getirip oracıkta hiç yoktan bir iki damla gözyaşı imal etmeyi düşündüm. Sonrada tercihen hıçkırabilirdim bile. Ne bileyim. O gün son derece aylaktım, yapacak şey bulamıyordum. Çömeldiğim yerde öne arkaya sallanıyordum, başım ellerimin arasındaydı, ellerim bir yandan gözlerimi örtme çabasındaydı. korkmuyordum, vallahi de, billahi de korkmuyordum ama sinirlenmiştim işte. İnsan aylak bir gününde, hele de dünyayla arasına bir an bir perde çekmeye niyetlenmişse mutlaka rahat bırakılmalıdır. Ellerimi gözlerimden çekince bağıracak oldum, bu her kimse yüzüne bakıp s.ktiri çekecektim. Gözümü açınca görüverdim. Me- ğer işte Cebrail’miş. Ağzın leş gibi kokuyor diyecek oldum. Ama tabii yüzüne, hele de yüzünün haline dikkatle bakınca. ‘Cebrail seni kim dövdü böyle?’ dedim, cevap vermediği gibi kolumdan sıkıca tuttu beni ayağa dikiverdi. Hiç zorlanmadı da, pehlivan gibi kuvvetliydi o gün Cebrail. Beni o karanlık müstakbel tuvaletten dışarı sürüdü Cebrail yine öyle bir çırpıda. Elinde bir kağıt, üzeri hiç anlamadığım işaretlerle doludur. Yarısı saçma sapan karalamalar. Cebrail tuttu, kağıdın üzerinde bazı rakam benzeri işaretler vardı, onları işaret etti mürekkepli parmağıyla, tıslayarak dedi ki, tok bir sesle: “Şu integral sorusunu çöz bakalım”. ‘Cebrail’ dedim, Pazar Pazar işin mi yok, ben dört işlemden ötesini bilmem ki. Cebrail’in oysa gözleri yuvalarında fıldır fırıldak, kendisine denen şeyi kesinlikle duymaz: “Çöz” dedi, “Bu düğümü, çöz!” ‘Cebrail’ dedim, bu integral sorusu değil be güzel kardeşim, baksana rakam yok burada. “Bunlar işaretler” dedi “çözeceksin”. Ayaklarımdan ellerimden kanım hızlıca çekildi, beynime toplandı. Sinirlenince oluyor. “Cebrail git başımdan” dedim. Geriye doğru gerildi Cebrail, cüsselidir, bu kez korktum, ciğerlerini uzun uzadıya şişirdi, üzerime hamle yapıp yüzüme birden o iğrenç nefesini boşalttı. Kimbilir o gün neler yemiştir, pis herif. Öğürdüm. Tam kendimi toparlamışken sonra, Cebrail yine çözeceksin, diye tutturdu. İşte bana zehir olan bir başka Pazar ikindisi. “Ya Cebrail, bak sinirleniyorum, git ulan, başlatma şimdi integralinden, puşt herif ” dedim. Artık cesareti nereden almışsa hayvan, tekrar uzun uzun gerilip bu kez yüzümün ortasına kallavi yumruğunu gömüverdi. Ayılınca okuyabildim; “Aşık oldun celladına” yazıyordu. 18.02.2014 19:04 2014 Çarşamba 19 Şubat 10-11 HalkınNabzı 29.indd 11 YORUM 11 18.02.2014 19:04 12 SÖYLEŞİ 2014 Çarşamba 19 Şubat Nahide Kılıç İshak Karakaş İshak Karakaş: Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için ikinize de teşekkür ediyorum. Sizden başlamak istiyorum Nahide Hanım, ne iş yaparsınız ? Neden HDP ? Neden Sarıgazi ? Nahide Kılıç: Mesleğim muhasebe, fakat 1999 yılından itibaren aktif siyaset içerisindeyim, kadın hareketi içerisindeki çalışmaları yürüttüm, yürütmeye de devam ediyorum. HDP olarak Sancaktepe’den aday gösterildik, HDP’yi diğer siyasi partilerle karşı karşıya getirdiğimizde, eşbaşkanlık sistemini önemsiyor, HDP içerisinde olan diğer siyasi parti bileşenlerinin de eşbaşkanlık sistemini uyguladığını 12-13-14-15 HalkınNabzı 29.indd 12 görüyoruz. HDP öncelikli olarak eşitlikten yana ,demokrasi ve adalet anlayışıyla ortaya çıkan bir parti. Yıllardır sancısını çektiğimiz ve bir türlü biraraya gelemiyor olduğumuz diğer siyasi partileri birleştiren bir parti. Bu kendi temsiliyetimizi sağlamak bakımından çok önemli bir şey, pozitif ayrımcılık meselesinde kadınların kendi temsiliyeti bakımından HDP önemli bir yerde duruyor,bu yüzden aday olarak önerildim. Bir dönem ben Sancaktepe’de özellikle 2009 yerel seçimlerinde çalışmalarda bulundum. O dönemlerde de Sancaktepe’nin çeşitli sorunlarıyla karşılaştık, Şu an ismi Sancaktepe eski adıyla Sarıgazi. Özellikle alevi ve kürtlerin en fazla yaşadığı bir alan. Biz burda HDP ile sadece yerel sorunlar değil , Sancaktepe’nin aslında daha önce varolan isminin de değiştirilmesi için çalışacağız, çünkü Sarıgazi devrimci bir yapıya sahipti, AKP’nin yerel politikalar anlayışında bu hep vardı, yerel yönetimlerde ilçe, mahalle hatta sokak isimlerini değiştirmek gibi yapıya sahip. Kendi siyasal yapısını uygulayarak bunu gerçekleştirdi. Örneğin Gazi mahallesi’ni Sultangazi yaptı. İ.K.: Bununla devrimci geleneği mi ortadan kaldırmak istediler? Toplum mühendisliği mi yaptılar yani? Bunlar hep kendi oy potansiyelini arttırma çabalarıydı. Ben Sancakte- pe’de bir çok demokratik eylemde de bulundum, geçmişte çok ciddi çarpışmalar ve müdahalelerle karşılaştık. Sarıgazi’nin gerçek demokratik yapısına sahip çıkmak adına mücadele edeceğimizi ifade ediyoruz, projelerimiz bu doğrultuda ilerliyor. Kadınlara, gençlere ve alt yapıda yerel sorunlara dair çalışmalarımız var. Sancaktepe’nin gerçek kitlesine ulaşmasını bizim sağlayacağımıza eminiz, çünkü burayı tanıyoruz, biliyoruz. Engin Başkanımız daha iyi tanıyor burayı, o yüzden burayı halkımızla birlikte yöneteceğiz ve burayı geri alma iddiasındayız. İ.K. : Yani Sancaktepe’de tüm bileşenlerle beraber Sarıgazi kimliğini 18.02.2014 20:01 2014 Çarşamba 19 Şubat SÖYLEŞİ13 Gelişmişlik Engin Aras YÜKSEK Binalarla Ölçülmez Mart 2014 seçimleri öncesinde daha önce Kürtler’in kendi kentlerinde duyurduğu modern belediyecilik kavramlarının HDP’de biraraya gelen Kürtler ve sosyalistler tarafından Batı kentlerinde de yüksek sesle dile geliyor. HDP, bu seçimlere kendi rengini kattı. “Şehir Senin” ve “Kendimizi de kentimizi de biz yöneteceğiz” sloganları kamuoyu tarafından sevinçle benimsendi. Ben de bu hafta yine bir ilçede iki eş başkanla, Sancaktepe HDP belediye eş başkan adayları Engin Aras ve Nahide Kılıç ile konuştum ve HDP ve seçimleri sordum: geri kazanma iddianız var, öyle mi ? N.K. : Aynen öyle, kültürel değerleri, halkın değerlerini beraber kazanacağız. İ.K. : AKP başarmış bişeyleri ki burada, sokak isimleri bile değiştirilmiş . N.K. : Tabi sonuçta rant ve kendi ellerinde, dolayısıyla bişeyleri değiştirip dönüştürme mekanizmaları daha fazla var, esas olan halkın belirleyici oylarıdır, aslında geçmişteki çalışmalarına baktığımızda AKP de burda çok fazla bişey değiştirmiş değil. Değişimlere emekçiler ve halk da tepki göstermiyor, burada işte bu kültürel değerlerin yok olmaması için çalışmalarımızı 12-13-14-15 HalkınNabzı 29.indd 13 sürdüreceğiz, bu anlamda ilçemizi geri alıp esas sahibi olan emekçilerin kendi yönetimlerini kendileri oluşturmaları gerektiğini düşünüyoruz ve bunu savunuyoruz. İ.K. : Gördüğüm kadarıyla dolu bir kadın ve dolu bir eş başkansınız ve burada bayağı iddialısınız. Bu iddia çalışmalarda motive edici etki yapıyordur, değil mi? N.K. : Engin Başkanımızla beraber evet iddialıyız, ben aynı zamanda Ezilenlerin Sosyalist Partisi ilçe başkanlığı yaptım, bu yüzden eş başkan olarak adaylığımız olmazdı. Bizim iddiamız aslında emekçilerle yanyana oluşumuzdandır. Yerel yönetimlerde ‘ben’ olgusu çok fazladır, bizde tam aksi hep ‘biz’ olgusu vardır. İ.K. : Engin hocam siz biraz kendinizi tanıtır mısınız ? Engin Aras : Emekli öğretmenim, Muş’un Varto ilçesi İçmeler köyünde doğdum, okulları yatılı okudum, 1966 Varto depreminden sonra öğretmen okulunu da Diyarbakır’da yatılı okudum, 27 yıl öğretmenlik yaptım, bu arada 12 Eylül’de yargılandım, 1994 yılında bir dönem istifa ederek DEP’ten Sultanbeyli belediye başkan adayı oldum, 2001 yılında emekli olduktan sonra 2004 yılına kadar Samandıra belde başkanlığı yaptım DTP’den, 2004-2009 yılları arasında yerel yö- netim seçimlerinde bir dönem belediye meclis üyesi seçildim Samandıra belediyesi’nde. 2011’de de arkadaşlarımızın KCK operasyonları adı altında yoğun şekilde tutuklanmasından sonra Sancaktepe ilçe başkanlığına olağanüstü bir kurultayla seçildim, 28 nisan 2013 yılında yapılan olağan kurultayda yeniden ilçe başkanı oldum, bu seçimlerde de HDP’den Sancaktepe belediye başkan adayı olarak önerildim. Çatı partisi hepimizin partisidir, hepimiz HDP’liyiz. İ.K. : Peki HDP için Sarıgazi ne ifade ediyor ? E.A. : Sancaktepe’ye baktığınızda Türkiye’yi görebilirsiniz, Karade- 18.02.2014 20:01 14 SÖYLEŞİ niz’den, Ege’den, Kürdistan’dan, her yöreden insanın yaşadığı bir alan. Burada halklar ve inançlar içiçedir, bizim ideolojimiz de tamamen budur. HDP ideolojik olarak zaten ötekileştirilmiş sistem tarafından ezilmiş insanların partisi olarak kendini kabul etmiştir. İnsanların HDP’yi içselleştirerek HDP’li olacağına inancımız tamdır, yeter ki biz bu hususta üzerimize düşen görevi tam yapabilelim. İ.K. : Daha önce de bir birleşim oldu, şimdi bu ötekileştirilmiş kişileri birarada tutabilecek misiniz ? E.A. : Yerel olarak bazı özgürlük ve barış blokları kuruldu, fakat HDP onun dışında gerçekten Türkiye’deki bütün inançların bir araya gelerek kurduğu bir HDK vardı biliyosunuz , bu oluşumun yarısı HDP çatısı altında birleşti, hedef artık kendi özgün kimliklerimizden arınarak, bir HDP anlayışı yerleştirmek, umuyorum bundan sonraki seçimlerde de kendi özgün kimliklerimiz altında bütün Türkiye halklarını seçime sokmak istiyoruz. İ.K. : Geniş katılımlı bir HDP be- 12-13-14-15 HalkınNabzı 29.indd 14 2014 Çarşamba 19 Şubat lediyecilik açısından Sarıgazi’ye ne vaad ediyor ? E.A. : Sloganımız ‘şehir senin’, madem şehir bizimse, bu şehri neden biz yönetmiyoruz? Yine bir sloganımız var; ‘kendimizi ve kentimizi biz yönetelim’ . Bizler mahallelere kadar giderek halk meclisleri, kadın ve genlik meclisleri hatta sakatlar ve yaşlılar meclisleri gibi örgütlenmeler vasıtasıyla, yönetimi halkla birlikte ele almak istiyoruz. Yani sorunu merkezde oturup çözmeyeceğiz, mahallelere gidip onlar ne istiyorsa onu yapma amacındayız. Hizmeti, merkezden dışa doğru değil, dışarıdan merkeze doğru geliştirerek yapma amacındayız. Her sorunu her mahallenin halk meclisinde tartışarak çözme gayesindeyiz, zaten katılımcılıktan kastımız da budur. Ayrıca yine çoğulcu blok anlayışımız gereği, kent konseyleri dediğimiz bölgelerde kimin neye ihtiyacı varsa belirlenecek, tabii bunu yaparken de, onların fikirlerini de alarak bunu da hayata geçirmek istiyoruz. Yine eşitlikçi belediyecilik diyoruz, hiç kimseye bir etnik köken veya başka ayrımcılık gözetmeden bütün Sancaktepe’lilere eşit hizmet götürmeya çalışacağız. Şeffaf olacağız, sorunlarımızı gizli kapılar arkasında değil halkla tartışarak çözeceğiz. Meclis toplantılarımızı sinevizyonlarda halka izleteceğiz. Baskıcı değil, demokratik olacağız, halkla birlikte kendimizi yöneteceğiz. İ.K. : Özerk bir belediye mi yaratıcaksınız yani ? E.A. : Aynen öyle. Bazen özerklik kelimesi kullanılınca, aceba Kürtleri ayırmak mı istiyorlar düşüncesi oluyor,böyle birşey asla yok, özerklik ; yerinden yönetimin güçlendirilmesidir. Bu nedir? Sancaktepe’ye yatırılan bütün parayı Sancaktepe’lilere sunmak. İ.K. : Bu özerk yönetimi halka yeterince tanıtabiliyor musunuz ? E.A. : Yeterince anlattık desek doğru olmaz, ama bütün gücümüzle anlatmaya çalışacağız, diğer belediyelerden farkın olmalı, halk bunu farketmeli. Bu meclisleri kurma amacımızda halkla yönetimi ele geçirmektir. Zaten bugüne kadar hiçbir belediye halka danışarak bişey yapmamıştır. Makamlar- da oturdukları yerde kararlar vererek belediyecilik yapmışlardır. Birde yaptıklarını milletin başına vura vura yapıyorlar, zaten yapmakla yükümlüsünüz, cebinizden yapmadınız ki halkın parasıyla yaptınız. Biz belediyemizde nelerin niye yapılmadığının hesabını vereceğiz. Paraların hepsi neler yaptığının reklamına gidiyor, ama ortada hizmet yok. İ.K. : Nahide Başkan, Sarıgazi halkı HDP’nin ruhunu algıladı mı ? N.K. : Bunu halkın algılaması için öncelikle HDP bileşenlerinin bunu algılaması gerekiyor, HDP bileşenlerinin hepsi bulunduğu yerlerde kitle faaliyetlerini yürütüyor. Dolayısıyla hemen ve rahat bir şekilde benimseme şansımız olmuyor. Bu seçim süreci bizim tam HDP’lileşmeyi, birlikte hareket etmeyi , beraberinde gösterecek sanırım. Dolayısıyla HDP’yi Sarıgazi’ye anlatma konusunda daha ciddi bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Sarıgazi halkı bizi tanıyor mu? Evet HDK olarak burada birçok faaliyette bulunmuştuk, tabii HDP’nin içinde HDK’nin bütün 18.02.2014 20:01 SÖYLEŞİ 15 SOYLESI 2014 Çarşamba 19 Şubat bileşenleri yer almıyor. Bizim başlangıçta amacımız; HDP’nin tüzüğü nedir? Programı nedir? Gençler kadınlar emekçiler, işsizler, eşcinseller için neler yapılabilir? Öncelikle bunları anlatmaya ihtiyacımız var. Bu anlamda önce kendimize bir özeleştiri yapmamız gerekiyor. Sarıgazi’ye baktığımız da özellikle CHP kitlesinin en fazla yoğun olduğu görünse bile, AKP’ye geçmiş bir belediyecilik var. Bu algıları kırmak için, HDP’lileşme kavramını çok iyi anlatmamız gerekiyor. Çünkü hala onları bir alternatif olarak görüyorlar. İ.K. : Sarıgazi halkından beklentiniz nedir peki ? N.K. : HDP diğer siyasi partilerin karşısında gerçek bir alternatif,oy vermelerine rağmen maalesef o algıyı, özellikle aleviler ve kürtler henüz benimsemiş değil, oylarımız boşa gitmesin diye AKP’ye karşı sadece CHP’ye oy veren var, bu düşünce yıllardır değişmiyor, amacımız bu olguyu kırmak. AKP içinde de onlarca yüzlerce dindar kürt var, bunların hepsi ranta dayalı, makarnalarla, ekmeklerle, çöreklerle halkımız kandırılıyor ve biz yapılanları çok çabuk unutan bir halkız, dolayısıyla halkın HDP’ye oy verebilmesi için AKP ve CHP gibi burjuva siyasetten sıyrılması gerekiyor, bunun için de bizim güçlü olamamız gerekiyor. Özellikle alevi ve kürt halkımızın ağırlıkta olduğunu bildiğimiz için o anlamda, ona yönelik çalışmalarımız ağırlıkta olacak. Algıyı değiştirmek zor olsa da çok çalışacağız. Herkes aynı şeyi soruyor, hal böyleyken Sarıgazi, Sultanbeyli gibi bir yerde AKP nasıl oy alabiliyor. Bu yüzden bundan kurtulmak için halk, CHP’yi bir kurtarıcı olarak gördü hep, öncelikle bundan sıyrılmaya ihtiyaçları var. AKP anlayışının burada kesinlikle olmaması gerekiyor, o yüzden hedeflerimizi anlatırken sadece seçime yönelik bir parti olarak çıkmadığını anlatmaya ihtiyacı var, çünkü insanlarda ‘acaba seçimden sonra parti kapanır mı ?‘ algısı da var, halbuki böyle değil, kendi içimizde, çevremizle alakalı sıkıntılar yaşasak da, bileşenlerden oluştuğumuz için fikir ayrılıkları tabiiki oluyor. Bu yüzden bunun olmayacağına dair düşünceyi ve bizim burda tek alternatif olduğumuzu, ezilenlerin partisi olduğumuzu anlatmaya ve halkımıza benimsetmemiz gerekiyor. Bunu bu süreçte, seçim, propaganda faaliyetlerimizde anlatcağız, tabii işimiz zor, daha önceki seçimlerde olduğu gibi. Çünkü HDP’yi anlamak anlatmak bu kadar kolay olmuyor. İ.K. : Engin Başkan, çalışmaları- 12-13-14-15 HalkınNabzı 29.indd 15 nızda öncelikli konular hangileridir ? E.A. : İlk hedef kendimizi anlatmak ifade etmektir, bu şu an zor oluyor, neden zor ? İktidar ne kadar suçluysa ana muhalefet de o kadar suçludur. İşte bunların dışın da üçüncü bir zihniyet olması gerekiyor, bunu da HDP temsil ediyor. Bu yaşanılanlardan sonra HDP’y anlatmak tabii ki zorlaşıyor, AKP gitsin, CHP gelsin, CHP gitsin, AKP gelsin, sonuç aynı değişen bişey yok ki, mevcut çürümüşlük devam ediyor. Biz birinden ötekine mahkum değiliz. Bütün kimliklerin kendisini özgürce ifade edebildiği yeni bir anlayışa ihtiyacımız var. Bunu anlatmak güçlü insanların, güçlü kadroların işidir, bu da HDP’dir, biz zoru başaracağız. İlk ve en önemli sorunumuz kendimizi halkımıza benimsetmek anlatmak kabullendirmek. Bize verilen her oyun ne anlama geldiğini gerçekten kapı kapı gezip insanlara anlatmamız lazım. Çünkü biz insanlarımıza mevki makam vaad etmiyoruz, bize verilen her oy, Türkiye’de barışın özgürlüğün kardeşliğin, bütün halkların ve inanç- baktığınızda size göre Sarıgazi’nin en önemli sorunu nedir? N.K. : Öncelikli olarak şu an Sancaktepe olan isminin yeniden Sarıgazi olarak değiştirilmesini istiyoruz. Biraz da kadınlar cephesinden ifade edersem ; HDP kadın aktivistleri olarak ranta dayalı kentlerde yaşıyoruz ve kadınlar bakımından da çok sağlıksız koşullarda olduğumuzu görüyoruz. Yerleşim alanlarına kaldırımlara yollara baktığımızda sanki herşey kadına ve çocuklara engellilere karşıymış gibi. Bu yüzden HDP’nin çalışmalarının başında kadınların yaşayabilecekleri alanlar yaratmak geliyor. Bugün AKP’nin açtığı kurslar, boncuk, takı tasarımı v.s. Evet, bunlar sanatsal bakımdan önemli şeyler fakat bir yönden de kadını eve gönderen şeylerdir. Kadının evden çıkması sokak da olması, kendi siyasetini yapması, meslek edinmesi bakımından önemli şeyler değil. Öncelikli olarak hedef mesela, bugün ücretli olan kreşlerin belediye tarafından karşılanması, çalışabilecek durumda olan fakat çocuklarından dolayı çalışamayan kadın olarak belediyeler de bir kent meclisi oluşturacağız, burada kadınlar gençler işsizler yer alacak, kendi kendilerini yönetecekler, kendi sorunlarını kendileri tespit edecekler ve kendileri çözecekler. Esnafların ortaklaşmasını sağlayacağız. Meclis bizim için bir irade sorunudur, dolayısıyla kadın meclislerini genç meclislerini kendimiz oluşturacağız ve temsilcilerle sorunlarımızı çözeceğiz. Bunların hiçbirini diğer partilerde göremezsiniz. Bu sorunlar yol yapmaktan kaldırım yapmaktan köprü yapmaktan daha önemli sorunlar. Bugün belediyeler tek bir başkanlık sistemine dayalı değildir, o yüzden ben olgusunu dışa itip biz olgusuna dönüştürmektir. Bu zor görünüyor ama öyle değil, bu deneyimlerin yaşanmışlıkları vardır. Bu anlattıklarımız yapacaklarımızın sadece bir kısmı. Kadınlar cephesinden baktığımızda bir kenti, bir şehri, bir mahalleyi gösteren en başta kadınlardır, önceliklerimiz onlar olacaktır. Çünkü biz hep eşit temsiliyetten yana olduk, HDP eş başkanlık sistemi le bunu göstermiş oldu zaten. İ.K. : Engin Başkan sizce Sarıgazi’nin en önemli sorunları nedir ? E.A. : Gelişmişlik yüksek binalarla ölçülmez , aksine tamamıyla gelişmemişliğin göstergesidir. Buranın en önemli sorunlarından biri bence betonlaşma. İnsanların nefes alabileceği alanlar, oturup keyif yapabilecekleri alanlar çok az, kaç tane tiyatro var deseniz yok, sineması bir kaç tane, hiçbir aktivitesi olmayan bir ilçe, bu anlamda imar sorunu öncelikli sorunlardan biri. ların birarada uyum içinde yaşamasının oyu olacak. Biz Türkiye’deki bütün halkla kardeşce yaşamak istiyoruz. İ.K. : Başkanım anladığım kadarıyla kısıtlı bi bütçeniz var, hatta bütçeniz yok gibi, bu durumda kendinizi halka ne kadar anlatabileceksiniz ? E.A. : Biz bu görevi üstlenirken ne kendi paramıza güvendik ne de arkamızdaki güçlü parababalarının gücüne güvendik, biz tamamıyla halkımıza güveniyoruz. Tamamıyla bireysel gücümüze, insan emeğine dayanarak kendimi anlatacağız. Biz eksiden başladık, halkımız da bunu bildiği ve bileceği için bizi korumaya ve destek olmaya çalışıyor, çalışacaktır da. Biz halkın bize gönülden verdiği desteklerle yaşıyoruz. Bu seçimde de bu devasa güçlere karşı halkımızla elele olup başedeceğimize inanıyoruz. İ.K. : Umarım bunu başarırsınız. Nahide Başkan; bir kadın gözüyle arkadaşlarımızın çocuklarını ücretsiz götürebileceği kreşlerin açılmasını isitiyoruz. Çocukların çocukluklarını yaşayabilecekleri alanlar yaratmak istiyoruz ki bu bu bölgede yok denecek kadar kısıtlı. Bu çevrede yaygınlaşmış çeteleşme , esrar eroin ticaretine son verilmesi önemli bir ayrıntı bizim için. Burada gençlerimiz ciddi anlamda yozlaşmış durumda çünkü gençlerimizin gidebileceği sportif ve kültürel anlamda hiçbir yer yok. Belediye’nin kanununda sığınma evi diye geçiyor ama ben sığınma kelimesini kullanmak istemiyorum çünkü kadınların sığınmaya ihtiyacı yok korunmaya ihtiyacı var, dolayısıyla burada öncelik olarak; kadın dayanışma evlerinin açılmasını sağlayacağız. Bu evlerin de yine kadınlarımız tarafından denetlenmesini istiyoruz. İlçelerin özellikle kadın kentlerine dönüştürülmesini istiyoruz, kazandığımız takdirde önceliğimiz onlar olacaktır. Bizler öncelikli İ.K. : Kentsel dönüşüm var mı burda ? E.A. : 2B alanlarında kentsel dönüşüm olacak, neticede bununla beraber yeni rant alanları açılacak, ve burayı alanlar kocaman binaları dikip küçücük daireler içinde insanları sıkıştıracaklar. Doğru olan insanların hem rahat oturabilecekleri, hemde nefes alabilecekleri ortamlar yaratmak. İ.K. : Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. E.A. : Biz de bize bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz, sizin aracılığınızla halkımızın bizi anlayıp fikirlerimizi değerlendireceğine inanıyorum. Saygılarımı sunuyorum. N.K. : Objektif gazetecilik anlayışı bizim için önemli, sansürsüz bir şekilde yayınlanması kendimizi ifade etmemiz açısından önemli. Teşekkür ederiz. 18.02.2014 20:01 16 YORUM 2014 Çarşamba 19 Şubat 17 Aralık, Papalar ve İmparatorlar MİT BURNU DR. ULAŞ BAŞAR GEZGİN 1 7 Aralık operasyonu aslında ne? Çokça yazıldı çizildi. Su yüzüne bir Gülen-Erdoğan çatışması olarak yansırken, kimi yorumcular, milli İslami burjuvazi ile uluslararası İslami burjuvazi arasındaki ayrıma dikkat çekti. Kimileri ise, “en büyük cemaat” olarak adlandırılan ‘Diyanet’e vurgu yaptı. Yurtdışındaki Gülen okullarına karşı, AKP’nin yabancı ülke İmam-Hatipleri açma çabası içerisinde olduğu konuşuluyor. Egemenler arası çatışmalar yeni mi? Hayır, elbette yeni değil. Zaten kardeş katlini yasaya bağlayan bir devlet geleneğinde, egemenlerin iç çatışmalı olmasına değil; görece daha az çatışmalı olmasına şaşmalı. Öte yandan, Osmanlı tarihinde, bir padişah-şeyhülislam kavgası geleneği, Avrupa’daki papa-imparator çatışması kadar keskin bir biçimde seyretmiyor. Şeyhülislamın bağımsızlığı gibi bir kavram sözkonusu değil. Bu açıdan, Mustafa Kemal için ölüm fetvası veren son Osmanlı şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi (d. 1869, Turhal - ö. 1954 Mısır) incelenmeyi hakediyor. Buna karşı Ankara Fetvası’nı verip daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk diyanet işleri başkanı olacak olan Mehmet Rifat Börekçi (1860-1941) de öyle. Şimdi geçelim Katolik Dünyası’na... Papa 7. Gregory (1015/1028-1085) ile Kutsal Roma İmparatoru 4. Henry (1050-1106) arasındaki iktidar kavgasında; İmparator, Papa’nın papalığını tanımadığını açıklıyor; Papa da, bunun üzerine, İmparator’u geri alınmaz bir biçimde aforoz ediyor. Bu olayın yakın sonucu şu: İmparator, Almanya’dan İtalya’ya gitmek zorunda kalıyor. Papa’nın bulunduğu şatonun kapısında 3 gün 3 gece diz çökmüş bir biçimde bekliyor. Papa, onu makamına kabul etmiyor. Kar fırtınasının da olduğu 3 16-17 HalkınNabzı 29.indd 16 günün sonunda (28 Ocak), Papa, İmparator’u affediyor. Papa, ilerleyen aylarda, İmparator’u bir kez daha aforoz ediyor. İmparator, yine de, iç savaşı kazanıyor; Roma’ya yürüyor; Papa’yı Diyanet İşleri), Althusser’ci bir bakışla, devletin ideolojik aygıtlarından biri olarak da çözümlenebilir; Gramsci’nin hegemonya kavramı üstünden de açımlanabilir elbette. Tüm bu bakışlar- “Ne papalara kul ne de imparatorlara köle oluruz” dediler yıllarca ve diyorlar... “Bizim sorunumuz birinizle değil ikinizle birden” dediler yıllarca ve diyorlar... “İki tarafa da karşı çıkmak; tarafsızlık değildir” dediler yıllarca ve “taraf tutmak hiç değil” ve diyorlar. Biz de diyelim... görevden alıp yeni papa atıyor. Bu olayın uzak sonucu ise şu: Siyasetin din üstündeki zaferinde önemli bir aşama. Siyasetle din, yine de, sonrasında, sık sık kavga etmiş değiller. Örneğin, Vatikan’ın İtalya’dan bağımsız olmasını ve böylece bugün görüldüğü gibi özel bir statüye kavuşmasını sağlayan, faşist Mussolini’dir. Din (ve Türkiye özelinde dan ortak olarak şu sonuç çıkartılabilir: Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel olarak, dinin piyasaya bırakılamayacak kadar ciddi bir mesele olduğunu en başından farketmiştir. “Diyanet İşleri kaldırılsın” ekseninde hareket eden kimi kesimlerin göremediği nokta, Diyanet’in egemenler açısından ideolojik işlevinin vazgeçilmez olmasıdır. İkin- cisi, Diyanet’in olmadığı yerde, cemaatlerin bu işlevleri gerçekleştirdikleri görülmektedir. Ancak, aslolan çatışma, ezenlerin dinsel yorumlarıyla ezilenlerin dinsel yorumları arasındaki kimi zaman uzlaşmaz noktalara varolan farklardadır. Alevilik de, devrimci İslam tartışmaları da, bu açıdan yeniden okunabilir. Bir din, resmi bir ideoloji halini aldığında biçim değiştirir. Din, su gibidir; doldurulduğu kabın yani egemenlerin biçimini alır... İmparatorlarla papalar, birbirleriyle yüzyıllardır didişirken, halk da boş durmuyor elbette, mücadeleye devam ediyor... “Ne papalara kul ne de imparatorlara köle oluruz” dediler yıllarca ve diyorlar... “Bizim sorunumuz birinizle değil ikinizle birden” dediler yıllarca ve diyorlar... “İki tarafa da karşı çıkmak; tarafsızlık değildir” dediler yıllarca ve “taraf tutmak hiç değil” ve diyorlar. Biz de diyelim... 18.02.2014 19:05 KÜLTÜR 17 KULTUR 2014 Çarşamba 19 Şubat BEDROS DAĞLIYAN —Mustafa her zamanki telâşlı güleç yüzüyle aşağıdan bağırdı. Bir taraftan beni çağırıyor, bir taraftan elleriyle aşağıya gelmem için işaret ediyordu. Annem hınzırca gülerek: —Oğlum ne istiyor yine Mustafa? Ben bir taraftan ağzımda ki lokmayı çiğnemeye çalışırken, bir taraftan da alelâcele aşağıya doğru merdivenlerden seğirtirken: — Ne olacak ki yine mahalle maçı vardır mutlaka, deyiverdim. Mustafa ile çocukluk arkadaşıydık. Neredeyse aynı zamanlarda doğmuş, mahalle ortamında büyürken, arkadaşlığın, dostluğun güzel yanlarını keşfedip, oyun ve macera dolu bir hayatı; içtiğimiz su ve yediğimiz ekmekle birlikte paylaşacak denli yakınlaşmıştık. Yakın bir zaman içinde de parmaklarımızı hafifçe keserek kan kardeşi olunca da kardeşten öte bir can haline gelmiştik. Güleç yüzlü, iri vücutlu hatta fazlaca kilolu bir çocuktu. Başı vücuduna göre daha büyük olduğundan mıdır, daha iri gösteriyordu, sanki… Mahalle maçlarında kaleye geçtiği zaman gol yemeyeceğimizden hepimiz emin olurduk. Dost canlısı, kocaman yürekliydi her daim… Mustafa evin girişindeki geniş girişte bekliyordu. —Oğlum geldiler, dedi. —Kimler geldi? —Hani her yıl hac zamanı geliyorlar ya Pakistanlılar —Neredeler? —Aşağıda İpek Otel var ya, işte onun önüne park etti otobüsleri… Hac zamanlarına yakın mevsimlerde, Pakistanlı, İranlı ya da Afganlılar bir veya iki otobüsle hacca gitmek üzere yol üstünde olan kentimizde konaklarlardı. Değişik kıyafetleri, alınlarındaki dövmeleri ve esmer tenleriyle hepimizin ilgisini çekerlerdi. Çoğu zaman otele verecek paraları olmayan hacılar ya otobüsün içinde ya da kaldırımlarda yatarak geceyi geçirirlerdi. Bazen birkaç gün kaldıkları da olurdu. Her ne hikmetse üzerleri çeşitli resimler, süslerle bezeli rengârenk olan otobüsleri, neredeyse hurda denecek ölçüde eski olurdu. Bundan dolayı da tamir için fazladan bekledikleri de olurdu. Çoluk çocuk hayli kalabalık olan ailelerde sakallı erkeklerin yanı sıra, sadece gözleri görünen kadınlar ve kızlarda bulunurdu. Bu pejmürde kılıklı insanlar hayli ilgimizi çeker, hallerine acır ekmek ve su gibi ihtiyaçlarını karşılardık. Hele annem dayanamaz, evin girişine yerleştirdiği bazılarına yemek bile taşırdı. Konu komşu annemin bu yardımsever gönlüne bir ad bulamaz ”Anam sende 16-17 HalkınNabzı 29.indd 17 çok abartıyorsun” derlerdi… Mustafa gülerek: Gel bir bakalım, dedi. Otobüsün etrafında bir tur atarak gelenlere baktık. Her zamanki neredeyse birbirine benzer nitelikte insanlardı. —Neyce konuşuyorlar lan? —Mustafa Kürtçeye benziyor oğlum, dedi Otel sahibinin oğlu Ahmet uzaktan bağırdı: —Afgan bunlar oğlum, Afgan! Peştun’ların Kürtçeye benzer bir dil konuştuklarını, daha önce tanıştığım, bir Pakistanlıdan duymuştum. Kirli camların gerisinde suskun, yaşlı, genç insanların yüzlerine bakmaya başladım. Sonra hayli yaşlı ve hasta görünümlü bir adamın yanı başında lacivert gözbebekleri ve esmer teniyle çok güzel bir kız dikkatimi çekti. Öylesine mahzun ve öylesine kederle bakıyordu ki, gözlerimi alamadım. Mustafa her zamanki acele tavrıyla: —Su getirelim, susamıştır bunlar, deyince Hemen su getirmek için fırladık. Elimizdeki testilerle otobüsün içine girerek su dağıtmaya başladık. Hayır, duaları arasında su dağıtırken yaşlı adamın hastalığının farkına vardık. Genç kız elindeki artık kirlenmiş mendille adamın terini siliyor, endişeyle bakıyordu. Aşağıdan bize bakan Hasan Abiye doğru seslendim: —Hasan abi, adam hasta; bizim evin girişine yatıralım mı? Hem, doktor çağırmak lazım bence, ne dersin? Hasan abi hemen otobüse atladı. —Hastanız varmış gelin şu evin girişi geniş, hasta orada yatsın doktor çağıralım, dedi Kürtçe olarak. Hasta adam ve yanındakiler öylesine minnetle baktılar ki, içim acıdı. Önceden yere bir hasırla döşekler getirerek evin girişini oturulacak hale getirdik. Sonrada yardım ederek oraya yerleşmelerini sağladık. Konu komşu yemek ve çay yetiştirdiler. Bizde mahallemizin iyi yürekli doktoru Mahmut Amcayı çağırdık. Sağ olsun hemen gelip hastayı muayene etti. Basit bir soğuk algınlığı var ama asıl sorun tansiyonu deyip birkaç ilâç yazdı. Aramızda topladığımız parayla ilâçlarını alıp verdik. O sırada kızın güzel gözlerinin kederli hali gitmiş ışıl ışıl parlamaya başlamıştı. Ertesi sabah indiğimde yaşlı adam kendine gelmiş ama bitkin gözüküyordu. Uzun yol şartları adamı hayli yormuş olmalı ki daha kendine gelememişti. Yanındaki kızınsa sevinçten gözlerinin içi gülüyor, kabına sığmıyordu. Bir ara oto- Zahide büse gitmek için kalkınca bende ardından fırladım. Herhâlde birkaç eşyasını alacaktı. Koşarak yardım için otobüse çıktım. O sırada birden ellerimi tutup öpüverdi. Şaşkınlıkla bakarken yanağıma usulca bir öpücük kondurup telâşla indi. O an’ın verdiği sarhoşlukla olduğum yerde kalıvermiştim ki Mustafa’nın sesiyle kendime geldim. —Oğlum kız sahan âşık oldu zar, dedi. —Kızı bilmem ama ben âşık oldum asıl, deyiverdim. Artık her dakika o ailenin yanına gidip yarım yamalak Kürtçeyle anlaşmaya çalışıyordum. Adı Zahideydi. Onbeş yaşında ve bir ön sırada oturan diğer yaşlı adamla nişanlıydı. Aslında bu evliliğe karşı olduğunu ama karşı çıkmanın ölüm olduğunu, üstelik babasının sözü dışına çıkamayacağını söyledi. Bense onun o güzel gözlerinde her dakika eriyor, onun acısını tenimin her zerresinde hissediyordum. Akşamüstü eve çıkarken kıza baktığımda yerinde yoktu. Ertesi sabah erkenden gidecek olmalarının hayal kırıklığıyla, herhâlde otobüse gitmiştir deyip merdivenleri çıkmaya devam ettim. Bir kat çıktıktan sonra merdiven kuytuluğunda birinin beklediğini fark ettim. Sonra bir an için onun gözlerinin akınının beyazında harelenmiş lacivert gözlerinin ayırtına vardım. —Zahide! Ses vermeyip usulca yanıma sokuldu. Badem kokuyordu. Başını omzuma koyup sessizce ağlamaya başladığında titriyordu. Bense ne yapacağımı bilmez durumda sadece ona sarılarak teselli etmeye çalışıyordum. Onun o acınası çaresizliğini hissediyor, ama bir şey yapamayacağımı da biliyordum. Yaşım onun derdine çare olabilecek bir yaş değildi ki. Henüz on altı yaşın baharını yeni yaşıyordum. Şimdiye dek kimseyi böylesine bir duyguyla beğenmemiştim bile. Oysa şimdi âşık olmanın güzel duygularını tüm bedenimde hissediyor, onunla acı çekiyordum. O halde ne kadar kaldığımızı bilmiyorum. Sessizce yanağıma bir buse kondurmuş bense onun alnını utangaç bir ivedilikle öpüp, yanımdan kayıvermesine ses çıkaramamıştım. Eve gidip yatağıma uzandım. Saatlerce dönenerek sabahı zor ettim. Hemen giyinip, evdekilere sezdirmeden sessizce aşağıya indim. Aile girişten çıkıp otobüse binmiş. Otobüs yola çıkmaya hazır bir halde şoförün gelmesini bekliyordu. He- men Zahide’nin bulunduğu tarafa gidip pencereye hüzünle baktım. Zahide gözleri kıpkırmızı bir şekilde solgun yüzüyle bana bakıp sessizce elveda diyordu. Onu bir daha göremeyeceğimi bilmenin ağır yükünü taşırken nasıl güle güle diyebilirdim ki. Onun yüzünü, gözlerini benliğime kazımak istedim o an… Zaman dursun istedim. Birlikte geçirdiğimiz o birkaç gün ömrümün en güzel zamanlarıydı. Büyümüştüm ve bunu hissedebiliyordum. Otobüsün camlarından yansıyan, güneş yeni bir günün başladığını müjdeliyordu bizlere… HEP SEN Sattığın yemişler kadar taze, Gülüşün vardı Kofi’nden sarkan zülüflerin Rüzgârla dalgalanan Mavi Ege. Sendin biliyorum, o sen! Son görüşümde Bir köy evinin serin duldasında En güzel gülüşlerinden Birini devşiriyordun, Maharetle ördüğün dantellere… Hatırladım! Bir benin vardı dudak üzerinde Ve bana göz kırpan çillerin… Sendin biliyorum, o sen! Devran döndü, bir Haziran yağmurunda Karşılaştık, ıpıslak saçların ve Üzerine yapışmış al entarinle, hasat zamanı Kulaklarında, yenice, kopardığın Bir çift al kiraz. Damladan yansıyan, güneş Tadında gülümsüyordun… O sendin; biliyorum O sen! Bir ikindi yağmurunda Sılada bıraktığım. Kaz Dağları, 25 Haziran 2009 Bedros Dağlıyan 18.02.2014 19:05 18 YORUM 2014 Çarşamba 19 Şubat Anadil ile eğitimin sosyal ve siyasal FEHİM IŞIK Baskı ve asimilasyon politikalarıyla giderek dönüşen/dönüştürülen Kürtler, Cumhuriyet’in karşısında, özellikle 1938 İsyanı’ndan sonra uzun yıllar direnemediler; Cumhuriyeti ve ‘tekçi’ politikalarını sessiz sedasız kabullendiler. Bu durum 1960’lı yılların ortalarına kadar sürdü. Uzun yıllar süren ret ve inkar politikaları, son birkaç yıldır yerini utangaçça bir kabullenmeye bıraktı. Herhangi bir yasal güvencesi olmasa da devlet televizyonunda Kürtçe yayın yapılmaya başlandı. Mardin Artuklu Üniversitesinde ve bazı özel üniversitelerde Kürtçe dersler verilmeye, akademisyenler yetiştirilmeye başlandı. Sorunun çözümünün birden bire sağlanamayacağını, sürecin kendi koşullarını oluşturacağının bilincinde olmak gerekir. Bu anlamıyla anadil sorununu tartışırken herhangi bir modeli birebir taklit etmek gerekmeyebilir. Elbet modellerden, deneyimlerden yararlanılır. Ancak çözümün kendisi, sorunun yaşandığı coğrafyaya ve yaşanan sorunun boyutuna özgü olmalıdır. Bu açıdan baktığımızda, dosya konusuyla bağlantılı olarak anadilde eğitim sorunundan önce çok dilliliğin, çok kültürlülüğün bir sorun olmaktan çıkıp bir avantaja dönüşmesini irdelemeye, bazı uluslar arası belgelerdeki tariflerden başlayabiliriz. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde, “Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi inanç, milli veya sosyal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetmeksizin bu bildirgede ilan edilen bütün haklardan ve özgürlüklerden yararlanır.” deniliyor. Birleşmiş Milletler Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 27. maddesinde ise “Etnik ve dinsel azınlıkların yaşa- 18-19 HalkınNabzı 29.indd 18 dığı ülkelerde, bu azınlıklara mensup bireyler, grubun diğer üyeleriyle birlikte kendi kültürlerini yaşamak, kendi dillerini ifade etmek veya kendi dillerini kullanmak haklarından mahrum edilemez.” yazılıyor. Ulusal ve etnik toplulukların haklarının korunması ve geliştirilmesi konusunda bu belgelerin yanı sıra farklı belgelerde de önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Son zamanlarda Türk devleti ve hükümetleri açısından nispeten ikileme neden olan çatışmalı bir durum yaşanıyor olsa da yüzünü giderek daha belirgin bir biçimde Avrupa’ya dönen Türkiye açısından bağlayıcılığı olan belgelerde de, dil ve azınlık hakları açık anlatımlarla ele alınıyor. Örneğin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği teşkilatı (AGİT) tarafından 1990’da Kopenhagen’da düzenlenen İnsani Boyut Konferansı belgesinde, dil kullanımı ile ilgili su görüşlere yer veriliyor: “Katılımcı devletler, ulusal azınlık gruplarına mensup olan kişilerin resmi dili veya devletin dillerini öğrenme ihtiyacının yanı sıra, kendi anadillerini öğrenmeleri ve kendi anadillerinde eğitim almalarını ve mümkün ve gerekli olan hallerde ve var olan hukuki mevzuata uygun şekilde, kamu otoriteleriyle iletişimlerinde kendi anadillerini kullanmalarını sağlamaya çalışacaklardır.” Bunların yanı sıra Türkiye açısından bazı bölümlerine çekinceler konulsa da bağlayıcılığı olan birçok uluslar arası belgede, örneğin Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmesi ve Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı’nda dilsel ve kültürel hakların kullanımı ve özellikle tehdit altında olan kültürel mirasın geliştirilmesi ile ilgili önemli adımlar önemi (1) atılmış, bunlar, birçok ülke tarafından kabul edilir hale gelmiştir. Günümüzde birçok ülkede Türkiye’nin yaşadığı sorunlar ya aşılmış ya da aşılması için önemli adımlar atılmıştır. Dil ve kültür politikalarının uygulamasında, yerli halklardan öte göçmen halklara da dönük ciddi kazanımlar elde edilmiştir. Baskı altındaki kültür ve dillerin geliştirilmesi için özel, pozitif ayrımcı politikalar geliştirilmiştir. Ulusal veya dinsel azınlıkların taleplerine saygılı davranılmış, bu kesimlerin kendilerini geliştirilmelerine olanak sağlanmış, dolayısıyla, bu ülkelerin bazılarında sorun tamamen ortadan kaldırılmamış olsa bile, hakların kullanımı yönünde kolektif bakış açısı esas alındığından, sorunlar önemli oranda çözülmüştür. Belçika, Almanya, İtalya, İsviçre ve birçok ülke bu konuda sorunlu ülkelerdi. Ancak onlar sorunlarını çözmede ciddi ve etkin adımlar attılar. Türkiye ise hala sınıfta kalmaya devam ediyor. Diğer ülkelerde sorunlarını çözen ya da çözüm konusunda ciddi adımlar atan ülkelerin günümüzdeki uygulamalarını kısaca şöyle belirtmek mümkün. Örneğin Belçika’da kullanılırlılık bakımından dört dil bölgesi vardır. Bu dört dil bölgesinde nüfusun yoğunluğu ile bağlantılı olarak yerel ve ulusal dillerin, resmi kurumlarda, eğitimde, parlamento ve senatoda kullanımı önünde bir engel yoktur. İtalya’da 25 farklı dil konuşulur. Bunlardan 12’si İtalyanca’nın lehçeleridir. Almanca, Ladince (Güney Tirol), Fransızca (Aostatal) ve Slowence (Triest) bölgesel resmi dillerdir. İlkokullarda ana dil, isteğe bağlı ama zorunludur. Ortaokullarda yerel dilde eğitim verilmesine yönelik düzenlemeler vardır. İsviçre’de bölgeler dil esasına göre ayrılmıştır. Öğrenciler bağlı oldukları kentteki sisteme tabi olur ve bölgenin egemen dilinde öğrenim görürler. Federal Almanya’da eyaletler birbirinden bağımsızdır. Her eyalet kendi yasalarını oluşturur. Ancak göçmenlerin yoğun olduğu Kuzey Ren Westfalya, Bremen, Hamburg, Berlin gibi eyaletlerde ana dil dersleri yoğun bir biçimde verilmektedir. Bu eyaletlerde ana dil dersi öğretmenlerini Eyalet Hükümeti tayin etmekte ve denetimini gerçekleştirmektedir. İsveç’te, evinde İsveççeden başka herhangi bir dili konuşan her anne ve babanın kendi çocuklarına anadilinin öğretilmesini isteme hakkı vardır. Belediyeler de bu hakkın gereklerini yerine getirmek zorundadır. Devlet İstatistik Bürosunun 2002– 2003 öğretim yılı istatistiklerine göre, İsveç okullarında 138 ayrı dil konuşan öğrenci grupları var. Bu gruplardan 112’sine ayrı dilde anadili eğitimi veriliyor. Kürtçenin anadil dersi olarak verildiği ilk Avrupa ülkesi İsveç’tir. İsveç’te hem anadil eğitimi, hem de anadilde eğitim verilmektedir. Bu örnekleri artırabiliriz. Ama bu boyutuyla esas görmek istediğimiz şudur; artık ülkelerin önemli bir bölümünde dilin ve kültürel hakların kullanımı diye bir sorun ya yoktur ya da yok olmak üzeredir. Yani insanlar kendi dillerini ve kültürlerini, dilsel ve kültürel konum ve ağırlıklarıyla orantılı olarak özgürce yaşayabiliyorlar.. Devam edecek 18.02.2014 19:05 2014 Çarşamba 19 Şubat YORUM 19 Günlük Siyasetin Genel Cerrahi Uzmanı İstanbul Tabip Odası Divan Başkanı DR. SAMET MENGÜÇ Mecrası; Algılar Üzerinden Yürüyor Algı; Duyularımız aracılığıyla beyine ulaştırdığımız bilgilerin psikolojik ve bilişsel olarak yorumlanması, elemine edilmesi ve düzenlenmesidir. Dış ortamdan edindiğimiz görsel, işitsel bilgileri değerlendirme ve buna göre günlük yaşamda davranış şekli geliştirmemiz işte bu algı mekanizması üzerinden oluşmaktadır. Algılar sinir sistemi ve özellikle beyinin bir fonksiyonu olarak oluşurlar. Normal koşullarda algılar insan duyularına bağlı oluştuğundan, duyu sistemleri- gılar üzerinden oluştuğunu savunanlar olduğu gibi duyu ve algılarımızın birer yanılsamadan ibaret gerçeklikler olmadığını savunanlarda olmuştur. Bu felsefi tartışma ve görüş farklılıkları günümüzde de devam etmektedir. Yine duyu ve algılar sistemi tıp içerisinde Nöroloji, Psikoloji ve Psikiyatri’nin ana uğraş konularından biridir. Tıp uğraşıyorsa bunların sağlıksızlık hali söz konusudur demektir. Son günlerde her siyasetçi yada her medya aktörü sürekli olayların gerçek- tir), insanların algılarını istedikleri doğrultuda yönlendirmekte, yani gerçek olanı değil, yanılsamalara dayalı bir bilgilendirme mekanizması işletilmektedir . Kabataş’ta linç derecesinde darp edildiğini söyleyen bir kadının, yaşadıklarının gerçekliği ile toplumsal algısı arasında hiçbir doğruluk ve gerçeklik olmadığı ve böylesine bir olayın algılar üzerindeki manipülasyonlarla nasıl kirli siyaset konusu yapılabildiği 80 milyonun gözleri önünde sergilen- nin sağlıklı olması algıların da sağlıklı olmasını sağlar. Algı kavramı tarihin birçok döneminde Felsefe’nin ve Felsefecilerin ana konularından biri olmuş, insanın tüm gelişimi bilgi ve yaşam kaynağının al- liğini değil algılarda yanlışlıklardan dem vurmaktadır. Demek ki halkın duyuları ve algıları üzerinde bir sağlıksızlık mekanizması işlemekte ya da işletilmektedir. Bu algılar üzerinden yapılan siyaset (ki bu kirli bir siyaset- miştir. Bu kadın gerçekten darp edildi mi? Yoksa halüsinasyonlar gören bir hastalığı mı var? Bir vatandaş olarak bu gerçekliklerden haberdar değilken yansıtılanlar üzerinden bir algı oluşturmaktayız, oysa bu olayın gerçekliği 18-19 HalkınNabzı 29.indd 19 sadece birdir. Algılarsa 80 milyondur. Gözler önünde olmayan gerçekliklerin nasıl manipüle edilebileceğini, topluma nasıl bir algıyla yansıtıldığını tahmin etmek zor olmasa gerek Peki bunun bir kriteri yok mu ? Siyaset uygulayıcıları ortalama toplum algılamasına göre davranırlar, yani yapacağı bir konuşma, ya da davranış toplumun yüzde kaçı tarafından nasıl algılanır? Söz ve davranışın gerçeklik değerinden bağımsız, hatta yanlış olduğunu bildikleri halde işte bu ortalama hesaplamalarla bile bile yalan söyleyebilmekte yanlış davranış ve söylemler sergileyebilmektedir. Yani günlük siyasetimiz algılara dayalı olduğundan, yalan, yanlış, karşıtlık ve zıtlıklar üzerinden işleyen gerçek dışı yani kirli bir siyasettir. Bu kirli siyaset sayesinde toplumun duyu ve algıları dejenere edilmektedir. Duyu ve algılar sağlıksız hale getirildiğinde toplumda psikolojik, ruhsal travma ve hastalıklar artmaktadır. Günümüzde artan psikolojik ve sinirsel hastalıların en önemli kaynaklarından biri de bu algılar üzerinden yürütülen kirli siyasettir. Her şeyin mülkiyete ve paraya dayandırıldığı kapitalizmin kendisi hastalıklar üretirken, kapitalizmin bekçisi kirli siyasetçileride bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Rahatsızlık ve hastalıkların en etkili tedavisi koruyucu ve önleyici tedbirlerdir, eğer hastalık oluşmuşsa en etkili tedavi etyolojiye (sebebe) yönelik tedavidir. O halde toplumun bu hastalıklardan korunması ve sağlıklı olmasının yolu da kirli siyaset ve onun etyolojik kaynağı olan kapitalizme karşı çıkmakla ve onu yok etmekle mümkündür. Algıların güçlü ve sağlıklı olduğu insanca yaşanan günlere… 18.02.2014 19:05 20SPOR 2014 Çarşamba 19 Şubat Toprak Saha İ nananlar topluluğu, hedefleri uğruna tüm güçleriyle savaşan bir takım; Pendikspor. Son 5 haftada 4 galibiyet 1 beraberlik, toplam 13 puan. Lider Hatayspor’un puansız kapattığı haftada gelen muhteşem galibiyet. Adım adım şampiyonluğa koşuyor Pendikspor futbolcuları ve takımına gönülden bağlı taraftarları. Hakediyorlar bence ve hakettiklerini alacaklar inşallah. Bu takım Play-Off ’lara kalmadan şampiyon olarak direkt üst lige çıkacak, net. Bir ritim tutturdu Kırmızı-Beyazlı ekip ve bu ritmini bozmaması lazım sadece, hepsi bu. Haftaya Anadolu Selçukluspor ile karşılaşacak ve son- raki hafta lider Hatayspor’u kendi sahasında ağırlayacak Pendikspor. Düşünün; bu iki maçta alınacak 6 puan Pendikspor’u nerelere taşır? Alın 6 puanı yakın şampiyonluk meşalelerini. Tebrikler Pendikspor. Maltepespo’a istikrarsız dedik, bir hafta galip bir hafta mağlup dedik. Yine oldu; kendi sahasında Orhangazispor’u 5-2’lik skorla hezimete uğrattı Maltepe temsilcisi. Deplasmanda da galip gelmeye başlaması ve bunu alışkanlık haline getirmesi lazım bu takımın. Salt kendi sahasında aldığı sonuçlarla Play-Off hedeflerine ulaşmaları çok zor hatta imkansız. Eğer ki hedefleri ligde kalmak ise birşey diyemeyeceğim. Gelecek hafta kapı komşusu Sancaktepe ile karşılaşacak Maltepespor, misafir olarak gidecek belki ama ‘’misafir umduğunu değil bulduğunu yer’’ düşüncesiyle hareket etmesin, umduğunu elde etsin. O zaman Play-Off hesaplarını daha sağlam yapabilirler. Kartalspor ise tıpkı Maltepespor gibi istikrarsız bir görüntü çizmeye başladı. Deplasmanda kaybetme gibi bir alışkanlık kazanmaya başladı sanki. Kartal temsilcisinin Play-Off ile arasında 9 puanlık bir fark ve önünde halen 2 takım var. Büyük bir galibiyet serisi yakalanmadığı takdirde Play-Off ’ları rüyalarımızda bile gö- remeyiz. Dost acı söyler beyler kimse kusura bakmasın. Gönlüm tabii ki Kartalspor’un Play-Off ’lara kalmasından ve başarılı olup lig atlamasından yana ama gidişat iyi değil, bunu söylüyorum sadece. Haydi diyip galibiyet serisine gelecek haftadan tezi yok başlamak lazım. Son söz; her ne olursa olsun takımlarımızla gurur duyuyorum ve siz sevgili futbol severler her gününüz kazanmakla geçsin, hoşçakalın. Arjen Barış Maltepespor Gol Oldu Yağdı: 5-2 Türkiye 3. Lig 2. Grup’ta mücadele eden Maltepespor kendi sahasında ağırladığı Orhangazispor’u 5-2 gibi farklı bir skorla mağlup ederek moral tazeledi ve play-off mücadelesini sonuna kadar sürdüreceğini gösterdi. Mücadelenin başlama düdüğüyle birlikte rakibi üzerinde baskı kuran Maltepespor henüz 3. dakikada Enes’in ayağından bulduğu gol ile 1-0 öne geçti. Mücadelenin 16. dakikasında Orhangazispor futbolcusu Taner mücadelede beraberliği sağladı;1-1. Yediği golün şokunu kısa sürede üzerinden atan Maltepespor 21. dakikada Ömer’in golü ile tekrar öne geçti ve karşılaşmanın ilk yarısı bu sonuçla sona erdi. İkinci yarıya da hızlı başlayan Maltepespor 51. dakikada Gani, 56. dakikada Bülent’in golleriyle skoru 4-1’e getirdi. Bu dakikadan sonra oyunu rölantide geçerken Orhangazispor 79. dakikada Barış ile bulduğu golle skoru 4-2’ye getirdi. Maçın son dakikalarında tekrar sahneye çıkan Gani 88. dakikada kendisinin 2. takımının 5. golüne imza atarak maçın sonucu belirledi; 5-2. Yeşil-Kırmızılı ekip bu galibiyetle puanını 27 yükseltti ve play-off takibini sürdürdü. Maltepespor gelecek hafta deplasmanda Sancaktepe Belediyespor ile karşı karşıya gelecek. Maltepespor: 2 – Orhangazispor: 1 Stat: Hasan Polat Hakemler: Niyazi İzgören, Ömer Sevinç, Özcan Çiçek Maltepespor: Emre, Bülent, Serhat, Semih, Ömer, Can (Dk.63 Savaş), Gani, Enes (Dk.89 Emre Bayram), Umut, Çağlar (Dk.71 Ethem), Muzaffer Orhangazispor: Ömer, Taner, Kadir, Mesut, Anıl (Dk.64 Muhammet), Yaşar (Dk.57 İrfan), Görkem, Barış, Nazif, Burak (Dk.58 Hasan), Alican Goller: Dk.3 Enes, Dk.21 Ömer, Dk.51-88 Gani, Dk.56 Bülent (Maltepespor) – Dk.16 Taner, Dk.79 Barış (Orhangazispor) Sarı kartlar: Dk.59 Can, Dk.90 Muzaffer (Maltepespor) – Dk.45 Kadir, Dk.74 Taner, Dk.79 Barış (Orhangazispor) 20-21 HalkınNabzı 29.indd 20 18.02.2014 17:35 SPOR 21 2014 Çarşamba 19 Şubat Pendikspor’un Zirve Yürüyüşü: 2-1 sında sahneye çıkan Pendikspor futbolcusu İlhan kaydettiği gol ile takımını 1-0 öne geçirdi. İlk yarının sonlarına doğru tekrardan rakip kaleye yüklenen Pendikspor Hakan’ın 45. dakikada kaydettiği golle soyunma odasına 2-0 önde girdi. Karşılaşmanın ikinci yarısının başlamasıyla beraber silkelenen Dardanelspor 56. dakikada kazandığı penaltıyı Nuri ile gole çevirince skor 2-1 oldu. Lehine olan skoru koruma gayretinde olan Pendikspor rakibine gol izni vermedi ve mücadele 2-1 Pendikspor galibiyetiyle sonuçlandı. Kırmızı-Beyazlı ekip bu galibiyetle puanını 37’ye yükselterek ligde 3. sıraya tırmandı ve lider Hatayspor’un 6 puan gerisinde yer aldı. Pendikspor gelecek hafta deplasmanda Anadolu Selçukluspor ile karşılaşacak. Pendikspor: 2 – Dardanelspor: 1 T ürkiye 2. Lig Beyaz Grup’ta şampiyonluk mücadelesi veren Pendikspor kendi sahasında ağırladığı Dardanelspor’u 2-1 mağlup ederek lider Hatayspor’un puansız kapattığı haftada zirve yürüyüşünü sürdürdü. Karşılaşmaya tempolu ve hızlı başlayan Pendikspor Dardanaelspor kalesine yüklensede aradığı gole 29. dakikaya kadar ulaşamadı. Karşılaşmanın 29. dakika- Stat: Pendik Hakemler: Caner Ak, İlker Karaciğer, Murat Temel Pendikspor: Yakup, Recep, Hakan, Osman, Oğuz, Deniz (Dk.73 Eser), Umut (Dk.87 Hakan), Caner, İlhan, Ali Kemal, Yaser (Dk.64 Arif) Dardanelspor: Ümit, Onur (Dk.80 Ahmet), Yavuz, Bedri, Taner, Safa (Dk.46 Hakan), Ensar, Nuri, ilker, Sertaç, Yusuf (Dk.63 Hüseyin) Goller: Dk.29 İlhan, Dk.45 Hakan (Pendikspor) – Dk.56 Nuri (P) (Dardanelspor) Kartalspor Gümüşhane Deplasmanından Puan Çıkartamadı: 2-1 Türkiye 2. Lig Beyaz Grup’ta play-off mücadelesi veren Kartalspor deplasmanda konuk olduğu Gümüşhanespor’a son dakikalarda yediği golle 2-1 mağlup olarak haftayı puansız kapattı ve playoff yolunda ağır yara aldı. Hızlı başlayan mücadelenin 12. dakikasında ev sahibi Gümüşhanespor Yılmaz’ın kafa gölüyle öne geçti. Bu dakikadan sonra baskısını arttıran ve oyuna hükmetmeye başlayan Kartalspor girdiği pozisyonlardan yararlanamadı. Kartalspor, mücadelenin 41. dakikasında kurduğu baskının meyvesini aldı ve kullanılan serbest vuruşa iyi yükselen Uğur şık bir kafa vuruşuyla skorda 1-1 eşitliği sağladı ve maçın il yarısı bu sonuçla sona erdi. İkinci yarı Kartalspor’un vuruşuyla başladı. İkinci yarı karşılıklı ataklar ile geçilirken mücadelenin 87. dakikasında Kartalspor savunmacıların hatasını iyi değerlendiren İzzet Gümüşhanespor’u 2-1 öne geçirdi ve kalan dakikalarda başka gol olmayınca Kartalspor mücadeleden yenik ayrıldı. Aldığı bu sonuçla play-off yolunda büyük darbe alan Kartalspor gelecek hafta kendi sahasında Tokatspor’u ağırlayacak. Gümüşhanespor: 2 – Kartalspor: 1 Stat: Gümüşhane Yenişehir Hakemler: Bahattin Şimşek, Kamil Çetin, Buğra Bayguş Gümüşhanespor: Hasan, Tekin (Dk.75 Cem), Yılmaz Can (Dk.90 Koray), İzzet, Burak, İskender, Selçuk, Gökhan (Dk.66 Ali), Taner, Fırat, Bilal Kartalspor: Osman Şimşek, Zafer, Onur, Okan, Yasin, Ramiz, Uğur, Fırat, Azad (Dk.89 İlkay), Ersel, Burak (Dk.82 Muharrem) Goller: Dk.12 Yılmaz Can, Dk.87 İzzet (Gümüşhanespor) - Dk.41 Uğur Utlu (Kartalspor) Sarı kartlar: Dk.35 Hasan, Dk.77 Burak, Dk.81 Selçuk (Gümüşhanespor) - Dk.35 Okan, Dk.55 Uğur, Dk.67 Ramiz, Dk.90 Muharrem (Kartalspor) 20-21 HalkınNabzı 29.indd 21 18.02.2014 17:35 22 YORUM b 2014 Çarşamba 19 Şubat ENİM AÇIMDAN EBRU TULGAR AŞK Aşk, aile demektir sonra. En sevdiklerin… Ailen; parçası olmaktan mutluluk duyduğun, huzur bulduğun. Eşin, çocukların, annen, baban, kardeşlerin. Geçmişin, geleceğin. Tüm aile büyükleri, tüm aile küçükleri. Seni dünyaya getirenler, senin dünyaya getirdiklerin. Hiç kimse kalmasa da etrafında, hep orada olacak insanlar. Emek verdiğin, hayatı paylaştığın, var ettiğin, varoluş nedenin… Aşk, mutlu anıların demektir bence. Hatırladıkça gülümsediğin, iyi ki yaşanmışlar dediğin. Çocukluk anıların mesela. Dertsiz tasasız, masumane, rengarenk. Bahçe, sokak, top, ip, bebek, gazoz kapağı… Gençlik anıların mesela. O gelgitler, heyecanlar, coşku, merak, enerji... Seyahat anıların mesela. Farklı mekanlar, farklı şehirler, farklı lezzetler, çektiğin fotoğraflar… Mutlu anılarla dolu yaşamlar, aşk dolu yaşamlardır. 14 Şubat Sevgililer Günü’nü geride bıraktık. Tamamen ekonomik sebeplerle türemiş olan bu gibi özel günlerden hiç haz etmesem de, Sevgililer Günü bizi sevgi ve sevdiklerimiz hakkında düşünmeye, değerlendirmeye, hatırlatmaya yönlendirdiği için, seviyorum bu günü. Aşk üzerine çok yazıldı çizildi son haftalarda haliyle. İşte bunlar da benim aşk çağrışımlarım, gecikmeli olarak. 22-23 HalkınNabzı 29.indd 22 Aşk, kendin demektir öncelikle. Kendini sevmek, kendinle barışık olmak. Mutluluklarınla, hüzünlerinle, başarılarınla, zayıflıklarınla yüzleşebilmek. Önce kendine saygı göstermek, haksızlık etmemek. Geçmişin sağlamasını yapabilmek, geleceğe güvenle bakabilmek. Aynanın karşısında mutlu olmak, görmek istediğini görebilmek. Kendi kendine yetmek demektir aşk. Sağlam basabilmek yere, ayakta durabilmek tek başına. Aşk yakın arkadaşlarındır, can dostların. Düşünmeden arkanı dönebildiğin, sırtını yaslayabildiğin. Beraber güldüğün, beraber ağladığın. Aradan yıllar geçse de dün ayrılmış gibi devam edebildiğin. Bir fincan kahveyle saatlerce sohbet edebildiğin, her şeyi paylaştığın. Beraber büyüdüğün, beraber yaşlandığın. Kız kıza dedikodu yapabilmektir aşk, ya da erkek erkeğe efkar dağıtmak. Aşk demek, yemek demektir aynı zamanda. Sağlıklı mı, kilo yapar mı, dokunur mu diye endişe etmeden yi- yebilmek. Yeni fırından çıkmış bir pide mesela, içine de tulum peyniri. Demli bir çay, cam bardakta. Mükellef bir kahvaltı, ya da dostlarla bir rakı sofrası. Annenizin kakaolu keki, ya da peynirli poğaçası. Kışın sıcacık salep, bir bardak boza. Yazın kocaman bir dondurma, ya da buz gibi bir bira. Yemek yemek aşktır, mutlu eder insanı. Tabiatın kendisidir aşk. Bitkilerdir, hayvanlardır. Kelebeğin renkleri, rüzgarın uğultusu, güneşin ışıltısı, derenin şırıltısı. Şelalenin gürül gürül dökülen suları. Uçsuz bucaksız mavi deniz, yeşil çayırlar, karlı tepeler. Sahildeki çakıl taşları, gökyüzündeki yıldızlar, bahçedeki çimenler. Papatyalar, güller, sümbüller… Kedi yavruları, tavşan ailesi, kuş sürüsü. Rengarenk, mis kokulu, cıvıl cıvıl doğadır aşk. Ve aşk, üzerinde yaşadığımız ülkedir, vatandır. Bunca yalana dolana, uçana kaçana, haksızlığa adaletsizliğe rağmen; doğup büyüdüğümüz, sevdiklerimizle yaşadığımız, emek verdiğimiz, ekmek yediğimiz vatandır. Bu vatanı sevmektir, daha iyiye götürmek istemektir. Barış için, adalet için, kardeşlik için, özgürlükler için çabalamaktır. Ülkenin taşını toprağını, dağını denizini, halklarını, dillerini, dinlerini sevmektir. Tüm olumsuzluklara rağmen, tünelin ucundaki ışığı görebilmektir aşk. Hayatınızda sevginin, sevgililerin hiç eksilmemesi dileğiyle… 18.02.2014 17:00 2014 Çarşamba 19 Şubat 22-23 HalkınNabzı 29.indd 23 ŞİİR 23 SIIR 18.02.2014 17:00 Sultana Kanat & Et Ferik: Lezzeti biricik sadece Sultana’da Yalı Mah. Rıhtım Cad. No : 3A Maltepe - İSTANBUL Tel : 0216 457 21 84 24 HalkınNabzı 29.indd 24 18.02.2014 18:35
Benzer belgeler
34. sayımızı okumak için tıklayın
“toplum odaklı televizyonculuk” kavramını kullanıyordu. Evet, Halkın Nabzı
da toplum odaklı gazetecilik yapmaktadır ve seçimlerden sonra bu gazetecilik
124. sayımızı okumak için tıklayın
yakından izlenmeli. Halkın Nabzı bunu yapıyor. Bu hafta da HDP Sancaktepe Belediye Eşbaşkan adayları Engin Aras ve Nahide Kılıç ile bir söyleşi yaptım. Bu iki HDP
adayının söylediklerinde sokaktaki...