PDF Versiyonu - Kahve Molası
Transkript
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 455 5 Mart 2004 - Fincanýn Ýçindekiler ■ ■ ■ ISSN: 1303-8923 ■ Arkadaþlarýnýza önermek ister misiniz? ■ ■ ■ KISAYOLLAR ■ SON BASKI kahvemolasi.com Arþivimiz Yazarlarýmýz Manilerimiz Forum Alaný Ýletiþim Platformu Sohbet Odasý E-Kart Servisi Sizden Yorumlar Kütüphane Kahverengi Sayfalar FÝNCAN/SÝPARÝÞ Medya Ýletiþim Reklam Gizlilik Ýlkeleri Kim Bu Editor? KAPI KOMÞULARIMIZ Ulusal Uyanýþ ve Birlikteliðe Çaðrý ... Cumhur Aydýn Akýntýya Kürek Takýntýya Yürek Dayanmaz ... Ahmet Þeþen Bir Acayip Love Story ... Beyhan Duffey Bir Savaþ verdik ... Gündaç TELE-VÝZYON ÝZLEYÝCÝSÝ OLMAK ... Tamer Soysal ÝLK NUR ÝLE SON NUR ... Ayþe Nur Doksat Baharda çiçeðe durur bütün aðaçlar ... KIRKYAMA HÝKAYE TOPLULUÐU Dost Meclisi, Tadýmlýk Þiirler, Biraz Gülümseyin, Kýraathane Panosu, Ýþe Yarar Kýsayollar Editör'den : Cefakar günlüðüm!.. Merhabalar, Bu satýrlarý sana gözyaþlarý arasýnda yazýyorum sevgili günlüðüm. Yanaklarýmdan süzülen göþyaþlarý burun hizamda akrabalarý ile buluþup tuvalet kaðýdýnýn o yumuþak katlarý arasýna hapsoluyor. Biliyor musun? Bu kadar sývý atýðýn nerede oluþup sonra bir yolunu bulup nasýl fýþkýrðýný hala anlamýþ deðilim. Nankörlük ettim biliyorum. 3 hafta önce istedikleri ilgiyi göstermedim o miniminnacýk mikroplarýma, suçluyum. Onlar da al sana bizden esirgediðin ilgi dediler, oh olsun bana caným günlüðüm. Oysa memleket kar yaðýþý altýnda güllük gülistanlýk. Enflasyon katý halden tek rakamlý hale dönüþmüþ. Artýk 8 haneli eþantiyon hesap makinamý bile kullanabileceðim. Canavar olmuþ sana bir pisicik, gel beni okþa diyor. Ýdare amirlerimin aðýzlarý kulaklarýnda. Ama ben gene anlayamýyorum be sevgili günlüðüm. Bu zýkkým enflasyon düþüyor diyorlar ama fiyatlarda bir düþüþ yok. Aksine akar ve kokaryakýta bindirim yaptýlar. Ha diyeceksin ki; ulen eskiden 3 günde bir fiyat artardý o daha mý iyiydi? Yok tabi deðil, ama o zamanlar birþeyler alýrdýk, alabilirdik be günlük. Haftada bir dýþarda yer, sinemaya tiyatroya giderdik. Þimdi zor be gülüm. Yoksa bu enflasyon biz yemeden içmeden kesildik diye mi düþtü dersin. Vallahi ben bilmem idare amirlerimiz bilir. Hoþ onlarýn tuzu kuru, 6 milyar maaþý yetmiyor diye kendini ticarete vermiþ benim baþbakaným. Ona canavar bile výz gelirdi, bu pisicik ayaklarýnýn altýnda ezilir de kimseciklerin ruhu duymaz. Bak þimdi farkýnda olmadan gene gevezelik ettim. Haydi ben gidip yatayým artýk. Yoksa bu gözlerim aðlamaktan kör olacak. Aman Allah korusun. Sana güzel bir haftasonu diliyorum. Pazar akþamý akýþsýz bir ortamda buluþmak üzere hoþçakal benim koca ekranlý günlüðüm. Bir sonraki sayýda buluþuncaya kadar bulunduðunuz yerden bir adým öne çýkýn. Sevgiyle... Cem Özbatur Yukarý Ankara'dan : Cumhur Aydýn Ulusal Uyanýþ ve Birlikteliðe Çaðrý 3 Mart 1924 ülkemiz kuruluþ tarihinde önemli Cumhuriyet Devrimlerinin baþlangýç günü olarak kabul ediliyor. Bu tarih, devrimi somutlaþtýran üç yaþamsal adýmýn atýldýðý, üç önemli yasanýn Mecliste kabul edildiði gün. Din ve Vakýflar Bakanlýðýnýn kaldýrýlmasý, öðretim birliði'nin saðlanmasý ve hilafetin sona erdirilmesi. Kurtuluþ yýllarýný izleyen dönemde Türkiye Cumhuriyetinin harcý karýlýrken, çaðdaþ Türk insanýnýn yetiþtirilmesi ve ülkenin bilim ile medeniyet yolunda ilerleyebilmesi hedef alýnmýþtý. Bu amaç uðruna dinin yönetimdeki vesayetinin kaldýrýlmasý ve eðitimin hurafelerden arýndýrýlmasý yaþamsal önemde adýmlar olarak anýlmalýdýr. Ýþte böyle özel bir günün seksen yýl sonrasýndaki yýldönümünde, sayýlarý kýrký aþan üniversite, meslek odasý ve toplum örgütü Ankara'da bir araya gelip, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel deðerleri ile ülke baðýmsýzlýðýnýn ortadan kaldýrýlmakta olduðu yönündeki tesbitlerini ulusa bildirdiler. Türkiye Cumhuriyeti vatandaþlarýný ulusal deðerler çerçevesinde tarihi birliðe ve silkinmeye davet ettiler. Hafta sonu Ankara'da yine birçok sendika, meslek örgütünün binlerce üyesi bir araya gelerek, yasalaþtýrýlmaya çalýþýlan 'Kamu Yönetimi Reformu Tasarýsý' ile bir yandan içi boþaltýlmýþ olan sosyal devlet anlayýþýnýn tamamen ortadan kaldýrýlacaðýný diðer yandan ülkenin eyaletlere bölünüp ulusal birliðin yok edilme yolunun açýlacaðý savlarýný seslendirecekler. Dilerseniz ekranýnýzýn karþýsýnda þöyle bir arkanýza yaslanýn ve Türkiye Cumhuriyetinin nasýl bugünlere geldiðini bu görüþ açýsýyla hýzlýca gözden geçirelim: Ýkinci Paylaþým Savaþý ertesi (1946) dünya kýrkbeþ yýllýk soðuk savaþ dönemine girerken, genç Türkiye Cumhuriyetinin demokrasi denemesi de baþlar. Ancak bu baþlangýçta ve izleyen dönemde; Amerika'nýn Sovyetler Birliði'ni zayýflatma planlarý ile ülke içindeki Cumhuriyet ve aydýnlanma karþýtý güçlerinin karþý devrimi canlandýrma gayretlerinin örtüþtüðü görülecektir. Ýþte bu örtüþme 1990'larýn baþýna kadar yaþayacaðýmýz anaforun yapýsýný oluþturacaktýr. Sürdürelim… 1960 Askeri Darbesiyle bir süre kesintiye uðrayan bu süreç daha sonra kaldýðý yerden ülke deðerlerini kemirmeye devam eder. Altmýþlarýn sonundan itibaren dünyadaki gençlik hareketleriyle koþut ülke baðýmsýzlýðý ile daha hakça paylaþým taleplerini dile getiren üniversite gençliðinin karþýsýna güya vataný korumak adýna 'milliyetçi gençler' çýkarýlýrlar. 68-78 Kuþaðýn lise ve üniversite dönemi-yetmiþli yýllar- ülke insanýnýn birbirine kýrdýrýldýðý bir kan ve gözyaþý denizinde çýrpýnýlarak yaþanýr. Bir yandan il il, mahalle mahalle insanlar alevi-sunni ayrýmlarýyla kamplara ayrýlarak kitlesel olarak katledilirken, diðer yandan devlet içindeki deðiþik yapýlanmalarýn müdahaleleri ile ülkenin aydýnlanma ve baðýmsýzlýðýn yeniden nefeslenme kalkýþmasý boðdurulur. Derken 1980 Darbesi yaþanýr. Akan kan durdurulmuþtur. Ancak bu darbe ile sistemli bir biçimde ülkenin kýrýk dökükte olsa birikmiþ siyaset ve demokrasi deneyimi parçalanýr. Diðer yandan gençliðin depolitisazyonu sonucu ülke geleceði ile gençlerin arasýndaki düþün ve gönül baðý kopartýlýr. Yine bu dönemde; dünya siyasi ve ekonomik geliþmeleriyle koþut, bugünleri hazýrlayan 'ekonominin liberalleþtirilmesi' yönünde adýmlar atýlmaya baþlanýr. Mevcut yapýnýn çökertilip yerine yenisinin konamamasýnýn faturasýný doksanlý yýllarýn baþýndan 2000'e eriþecek süreçte ülke kaynaklarýnýn peþkeþ çekilmesi ve bankalarýn içlerinin boþaltýlmasýyla ile ödenecektir. Belki bütün bunlardan daha da vahimi insanlýða ait onur, þeref gibi bütün temel deðerlerin de örselenmesi; hýrsýzlýðýn, köþe dönmeciliðin toplumun her kesiminde kök salmasýdýr. Ülkenin baþýna örülen çoraplar bununla da sýnýrlý kalmayacaktýr. Kýbrýs'a haklý müdahale ertesi baþlatýlan Ermeni etnik terörü, seksenlerin ortasýnda yerini Kürt etnik terörüne býrakacaktýr. Onbeþ yýllýk dönemin sonunda otuzbini aþkýn insan yitirilir. Bu terörün durdurulmasý amacýyla göz yumulan kimi yapýlanmalar baþka acýlar da yaþatacaktýr. Ülkenin maddi ve manevi kaynaklarý, enerjisi üretim yerine böylece boðdurulmuþ olur. Nihayet 1996'da Susurluk ilçesinde bir trafik kazasýyla ortaya çýkan tablo, seksen öncesi kullanýlan insanlarýn ne tür örgütlenmeler içinde izleyen dönemde de deðerlendirildiklerinin göstergesidir, en çarpýcý biçimiyle. 2002'nin baþýnda Türkiye Cumhuriyeti, ekonomisi neredeyse bir daha toparlanamayacak biçimde batýrýlmýþ, sürdürülen rantiye düzeni ile iç ve dýþ'ta toplam iki yüz milyar dolarýn üstünde borçlandýrýlmýþ bir edilgen ülke durumuna düþürülmüþtür. Cumhuriyetin temel deðerlerinin içi boþaltýlmýþtýr. Kýsa notlar burada bitiyor… Hiç kuþku yok ki; ülkenin elli yýlý aþkýn demokrasi deneyimi, dünya egemen güçlerinin ülke üzerinde at koþturduklarý bir dönem içinde yaþandý. Kendimizi korumak için her silkiniþimiz ise daha da bataða saplanmamýzýn ortamlarýný yarattý. Ne yazýk ki Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, onu kuranlar kadar yürekli ve ilkeli davranamadýlar. Ýþte Ankara'da toplanan ve ülkenin her köþesinden ses veren "Ulusal Mutabakat Hareketi", Cumhuriyetin kuruluþ yýllarýndaki harcýn niteliklerine taban tabana zýt; eðitimin dinselleþtirimesi, bilime sýrt çevrilmesi, üretimin sýfýrlanmasý ve ülke kaynaklarýnýn talan edilmesiyle tümüyle bir çöküþ ve yok olma sürecinin eþiðine geldiðimiz tesbitini yapýyor. Yakýn geçmiþ ve geleceðe iliþkin yorumlar ise þöyle toparlanabilinir mi? Bugün, yüzde sekseni eðitimsiz ve yoksulluk/açlýk düzeyinde debelenen halk baþýný gözünü yara yara son yirmi yýlýn sorumlularýný cezalandýrabilmiþ ancak çarpýk seçim sisteminin de etkisiyle yönetimi, önceki dönemlerde yaþandýðý gibi hemen tümüyle Amerikanýn plan ve beklentileriyle örtüþecek biçimde hareket eden, "ýlýmlý islam" olarak lanse edilen gruba teslim etmiþ durumda. Yüzde yirmilik görece eðitimli ve varsýl kesimin bir kýsmý ise en tepeden aþaðýya doðru kendi maddi birikimleriyle koþut biçimde "benim düzenimi bozmayacak herþeyi kabul ederim" mantýðý ile davranýr durumda. Ülkenin ekonomik olarak çökertilmesi tamamlandýktan sonra idari ve yapýsal parçalanmasýnýn da "yerelleþme adýmlarý " ile gerçekleþmesi planlanýyor. Geriye ulusal hiç bir deðere sahip olmayan, zararsýz, bir avuç zengini tüketen, kalaný dilenip karnýnýn doyurmaya çalýþan, tehlikeli olmayacak biçimde savlara göre "dini ile barýþmýþ" bir cemaat topluluðu kalacak. Parçalanma toprak ve etnik temel olarak ta ilerleyebilirse kalýcýðý kesinleþecek. Bütün bunlarýn halkýn önünde rahatlýkla yapýlabilmesi için, onlarýn beyninin medya yardýmýyla tamamen boþaltýlmasý ve yönlendirilmesi ayrýca hiç bir zaman gerçekleþmeyek Avrupa Birliði Ülkeleriyle birleþme masallarýyla düþlerin pompalanmasý gerekiyor. Tesbitlere, yorumlara katýlýp, katýlmamak size kalmýþ. Ancak medyanýn en hafif deyimiyle dinlendirici, uyutucu, moral verici davrandýðý doðru kuþkusuz! Ýþte tam da bu ortamda, þimdilik kalabalýk olmasalarda insanlarýn, örgütlü gruplarýn bir araya gelip, ülkenin ve Türkiye Cumhuriyetinin temel deðerlerinin korunmasý için bir "ulusal diriliþe gereksinim olduðunu ve bunun aciliyetini" seslendiriyor olmalarýný her birimizin pek çok kez düþünmemiz gerekmez mi? Sorunlarýn olaðanüstü derinleþmiþ ve bütünselleþmiþ olduðu kuþku götürmez durumdadýr. Dahasý bu hepimizin ortak görüþüdür. Ancak ilginç olan sesleri yüksek bir kýsým sermaye grubu, dinci kesim ve kendilerini sol olarak nitelendiren bir entellektüel öbeðin neredeyse el ele vermiþ bir þekilde, deðiþik terminolojileri ustaca harmanlayarak "ulusal devletler" döneminin sona ermekte olduðunu dile getirmeleridir. Yani ülkenin baðýmsýzlýðýnýn yok olmasý ve Atatürk Cumhuriyet'inin yýkýlmasý, önlenemez, zamaný gelmiþ bir kaçýnýlmaz durum olarak gösterilmeye çalýþýlmaktadýr. Onlara göre, küreselleþmenin izleyeceði seyri ülke olmasa da kendi çýkarlarýmýza en az zarar gelecek þekilde atlatabilmek için öncelikle Amerika'ya uysal ve teslimiyetçi davranmamýz gerekmekte ve 'ya olursa' deyip Avrupa'ya kapýlanma, yamanma en akýlcý yöntem olarak gösterilmektedir. Oysa bunlar; en azýndan bir kýsmý, baþta Amerika olmak üzere, birlik içinde görünseler bile Almanya, Ýngiltere ve Fransa'nýn nasýl ulusal devlet olarak varlýklarýný kökleþtirmeye çalýþtýklarýný, emperyalist yapýlarýný hegoman imparatorluklar olarak gelecek yýllara taþýmaya çalýþtýklarýný da görüyorlar kuþkusuz. Bu devletlerin kendi sermaye gruplarýnýn önlerini açmak için kendilerine sorun çýkaracak tüm sýnýrlarýn, engellerin ortadan kalkmasýna çalýþtýklarýný da biliyorlar. Bir yandan uluslar döneminin bittiðini kulaklara üflerlerken diðer yandan iþlerine geldiði ve kontrollü biçimde mikro milliyetçilikleri, etnik yapýlanmalarý körüklediklerini de anlýyorlar. Nihayet yeniden þekillenen "Büyük Ortadoðu Projesi"nin dünya enerji kaynaklarýný kontrol etme amacý taþýdýðýný da pek ala biliyorlar. Öyleyse, seslendirdirdikleri þu aslýnda: Bu selin önünde durulmaz, kýyýda kendimize güvenli yerler de gezinelim! Ayrýca bu selin sýnýrlarý ve Cumhuriyeti ortadan süpürmesi þu 'güzel' sonuçlarý da doðuracak onlara göre: - Ordu gereksinimi azalacak. Kaynaklar daha fazla eðitim ve üretime ayrýlacak! - Millet diniyle barýþacak! - Ceberrut devletin güya yýllardýr azýnlýklar ve etnik gruplar üzerinde estirdiði baský sona erecek, þekilde de olsa ortaya çýkacak durum kafalarýndaki terminolojinin bir bölümüyle örtüþecek! Ýþte Ankara'dan þimdi seslerini yükseltmeye baþlayanlar bu karanlýk tabloda "ulusal birliktelik" için umut ýþýðý olduðuna inanýyorlar. En baþta, yaþadýðýmýz altmýþ yýllýk toz dumandan sonra büyük medya ne kadar sahiplerinin çýkarlarý doðrultusunda davransa da, daha geniþ kesimlerin giderek daha somut biçimde üzerimize çöreklenen bu yapýnýn kimler tarafýndan ve nasýl hazýrlanmýþ olduðunu ve bu güçlerin yakýn zamanlý planlarýný artan bir netlikle kavradýklarýný görüyorlar. Tarihin ilk anti-emperyalist, ulusal kalkýþmasýný baþarmýþ, laik Cumhuriyet' i anadoluda yaþama geçirmiþ olduðumuzun yeniden anýmsanýyor oluþuna güveniyorlar belki de. Þimdilik bunlardan daha az haberli halk kesimleri ise yaþanmakta olan bu düzenin onlarýn mutluluðu ve refahýna hizmet etmediðini her gün daha fazla anlýyorlar. Ýnsanlýk birikimleri her gün daha fazla "eþitsizliðin"ülke ve dünya insanlarýnýn kaderi olamayacaðýný anýmsatýyor onlara. Böyle düþünülüyor ve buna da güveniliyor. Ulusal güçlerin, yeni emperyal saldýrýlar karþýsýnda, dünya dengelerini gözeterek akýlcý bir biçimde direnmeleri bizden sonraki kuþaklara neler yaþatacak? Onlar daha eþit, daha onurlu ve daha insanca yaþanýr bir dünya'da nefes alabilecekler mi? Cumhur [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Eniþte'den Eriþte'ler : Ahmet Þeþen Akýntýya Kürek Takýntýya Yürek Dayanmaz Geçenlerde konuþuyoruz, konu döndü dolaþtý geldi takýntýlara. Saymaya baþlayýnca "Ne çok takýntým varmýþ !" diye bunaldým... Bunalýnca da sizi de kapsama alanýna aldým... Tek baþýna takýlmanýn ne akýntýya ne de takýntýya faydasý var. Sizlerle birlikte belki yüreðim bile dayanýr takýntýya, belki de kürek bile çekeriz akýntýya... Takýntý No : 1 - Yer : Bulaþýk Makinasý - Konu : Geliþigüzel Týkýþtýrma Dediðim gibi tý-kýþ-týr-maaaa. Asla týkýþtýrmam, itina ile yerleþtiririm. Hatta çatallarý, býçaklarý vs.vs. ayrý ayrý gözlere yerleþtiririm ( boþaltýrken kolay oluyor ). Tabaklar; her zaman benim istediðim biçimde sýralanmalý, mümkünse aralarý biraz aralanmalý, hatta kirli olanlar elde bir posta çalkalanmalý, hala problemli olanlar var ise derhal elde yýkanmalý... Elde yýkadýktan sonra ne gerek mi var o zaman makinaya ? Duymamýþ olayým ben bunu ..! Takýntý No : 2 - Yer : Arka Balkon - Konu : Çamaþýr Asma Söylediðim gibi as-maaaaa. Ya da benim gibi düzenli as, çamaþýrlarýn bir suçu yok, neden idam eder gibi asýyorsunuz ? Kalorifere yakýn olan yerlere aciliyeti bulunanlar ve zor kuruyanlar, çoraplar en saða ve birbirleriyle eþ ve de tersyüz edilmiþ þekilde ( sonra katlamasý zor oluyor ), gömlekler askýya, t-shirt'ler iz olmasýn diye mandalsýz, iç çamaþýrlarýn cama bakmasý ise anlamsýz... Zaten panjurunuz var ve kapalý, kim görecek ki ? Deseniz bile kulak asmam, gerekirse çamaþýrlarý yeni baþtan asarým ..! Takýntý No : 3 - Yer : Mutfak - Konu : Yemek Tertemiz pür-u pak bir mutfak isterim, daðýnýklýk yok. Bir yandan yemek yapýlacak, diðer yandan geride kan ve gözyaþý býrakýlmayacak. Teflon tavalar öyle eviyeye kirli kirli atýlmayacak, sofraya oturmadan yýkanýlacak ( sonra temizlemek için göbeðim çatlýyor walla ). Ýþte o kadar ...! Bunun ismi yemek, arkasýnda ister emek ...! Varsýn olsun bir miktar sofrada beni beklemek. Baþlayýn siz ben zeytinyaðlýlara yetiþirim. Çorba soðursa soðusun, kendime asla mutfaðý daðýnýk býraktý dedirtmem... Hiç meraklanmayýn, kendim delirsem bile sizi delirtmem ..! Takýntý No : 4 - Yer : Masa - Konu : Sandalyelerin Tahsisi Bu takýntým son yýllarda hayli azaldý ama yine de paylaþayým sizlerle. Eskiden evimize yemeðe gelen misafirleri düþünürdüm. Filanca þuraya oturur, þu köþeye çocuðunu alýr ( beslenme durumu daha uygun ), þu sigara içer, o öyle, bu böyle derken sonunda gördüðüm tablo düþüncelerimle taban tabana zýt... Ýyi ki sinir katsayým kýt, nazýmýn geçtiði kiþilere dayanamaz ufaktan atardým bir zýlgýt...! Gençlikte var tabi o zamanlar; "Heeeeyyyt ! Herkes, benim belirttiðim yere otursun" derken, bugünlerde "Dileyen dilediði yere buyursun" biçimine dönüþtü ..! Takýntý No : 5 - Yer : Gardrop - Konu : Gömlek Askýlarý Bütün askýlar ayný istikamete.. Yani askýnýn kanca uçlarý gardrobun arka yüzüne, gömleklerin ön yüzleri de sola dönük olacak. Neden mi ? Ben sað elimi kullanýyorum, sað elimle askýyý çýkartacaðým, önü bana bakacak þekilde sol elime gömleði alacaðým. Öncelikle aský yerine konacak, sol elle tutulan gömleðe boþta kalan sað elle tek bir hamlede dalýnacak. Gördünüz mü ? Ne kadar pratik ve de kolay...! Asýl senaryo var ki kafamda : Müthiþ bir olay... Sol elimle gömleði havaya atýyormuþum, sola 180 derece dönüþ yaparken önce sað sonra sol elle gömleðe tek seferde dalýyormuþum... Aslýnda senaryo deðil, itiraf ediyorum, denedim defalarca ama olmuyor... Sadece sað elim giriyor dümdüz... Yoksa, siz denemediniz mi henüz ...? Takýntý No : 6 - Yer : Çekmece - Konu : Kim deðiþtirdi yafu bunlarýn yerini ? Çekmecelerin hangi çekmece olduðu önemli deðil, önemli olan düzen deðil mi efendim ? Salatayý yapmýþsýn özene bezene, sýra gelmiþ limon sýkýp üzerinde gezdirmeye, ne gereði var þimdi limonluðu baþka bir çekmeceye týkmaya ? Detaylý adres tariflerine bayýlýrdým. Oysa þimdi zor durumda kalýyorum. "Sevgili oðlum, mutfakta, buzdolabýnýn yanýndaki üst çekmeceden tirbuþonu getirir misin ?" diyemez oldum aðýz tadýyla. Böyle olmayacak, en iyisi bir düzenleme yapmalý ÇDF - Çekmece Deðiþiklik Formu adýyla. Öyle de yaptým, birþey aranacaksa önce ÇDF'nun dosyasýna bakýyorum "Eski yeri komodinin 2.çekmecesi olan donlarým, tuvalet masasýnýn soldan 3.çekmecesine tayin edilmiþ. Deðiþiklik Tarihi .... Deðiþiklik Emri : ... Deðiþikliði Yapanýn Ýmzasý : ......". Güzel de oldu, tam istediðim gibi. Epeyce kullandým, taa ki : "Kim deðiþtirdi laaayyyyn bu ÇDF dosyasýnýn yerini ?"... diyene kadar ...! Sonuçta; bendeki durumlarýn, halk arasýnda saplantý veya takýntý diye ifade edilen; Latince, rahatsýz etme anlamýna gelen obsideratum veya obsidere denen hastalýk olmadýðýný düþünüyorum. Gerçi merak edenler sitemizdeki uzman arkadaþlarýmýzýn : http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20030815.asp - Yanký YAZGAN'ýn ve http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20030924.asp - Nevzat TARHAN'ýn obsesif hakkýndaki yazýlarýný inceleyebilirler ama bana yorumlayaný vururum.. :-))))) TAKINTI bu belli olmaz, kimine kavun yedirir kimine kelek, ne demiþ Burhan FELEK : "Uykum kaçýnca aklým bir þeye takýlýr ve o takýntýyý savuþturuncaya kadar gözüme uyku girmez..." [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Arap olayým ben de kahveciyim... : Beyhan Duffey Bir Acayip Love Story -Dur çatlama civaným, geldim.... -Nerdesin balým ? Ýki saattir zili çalýyom ? -Misafir odasýnýn yanýndaki gömme banyoda, sütle güzellik banyosu yapýyodum... -Bak..bak...bakk.. Köylü Durdane'deki laf ebeliðine de bak. Kýz sen bennen dalga mý geçiyon ? -Eee, n'olmus ? Peki sen bennen dalga mý geçiyon ? Tek gözlü bu kapýcý dairesinde nerde olacam ki ? Yalan Rüzgarý'ný izliyodum, televizyonun sesinden duymadým zili... O ne Celalim elindeki ? -Þu sepeti al bakalým elimden ? Hah, þöyle. Ayakkabýlarýmý da çýkarayýýým. Þöyle yanýma gel bakalým gonca dudaklým... -Dur..dur... Tüh, Allah cezaný vermesin senin Celaaal ! ! . Salyalarýný neyin hep azýma soktun. Nereden çýktý bu þindi sabah sabah ? Hem ne o elindeki kýrmýzý gül felan ? -Gel, gaçma benden gonca gülüm. Aðþama gaden televizyon izliyon bu delikte, hiç mi görmüyon dodak dodaða öpüþen ? -Görüyom, görüyom da heriflerin heç biri senin gibi salyasýný sümüðünü sokmuyo avratlarýn aðzýna Celaliim. Hem s'ona onnar öpüþtükten gayrý, gadýnýn dodaklarýndaki boya bilem yerinde duruyo. Hemide bak þöyle öpeceen... -Gýz valla iþtahýmý söndürdün ha. Bir medeni hareket yapak karýmýza dediydik. Bu gün Dünya Kadýnlar Günü'ymüþ. Sana da bi gül getirek dedik ama aðzýmýzdan burnumuzdan getirdin be Durdanem. Ne demiþ atalar, " ayýya gül vermiþler göyüne dürtmüþ " Senin ki de o hesap.... -Aaaayy.... Aslaným, yiðidiiiimm... Ben ne bilem o gülü bana aldýðýný. Ben sandým dý ki, buldun biyerden getirdin iþte. -Altý numaradaki Levent Bey, bizim apartmanýn garþýsýndaki çiçekçiye söylemiþmiþ, 8 Mart'da gapýcýya ver o Berrin'e versin bu gülleri demiþ. Ben de içinden bi tanecüðünü senün için yürüttüm, al fistanlým. -Celaliiiiim, datlým, gýymatlým. Ýnce ruhlu gocacým benim... -Ýnce ruh mince ruh. Sen bu Berrin karýsýndan çok laf bellemeye baþladýn eyi, eyi. Amma velakin sanma ki Leyla Mecnun aþký yaþýyo onlar da haa ! !. Karý sabah sabah kapýyý bi açtý, gözünün biri bizim baldýcan rengi basma perdelere dönmüþ. O karýya gül versen n'oluuuur, kalas versen n'olur ? Dayak yedikçe azgýn boðaya dönüyo... -Öyle deme civaným. Adam seviyo Berrin ablayý. Emme gýsganýyo da. Dün temizliðe gettim ya ona, bana bi iç çamaþýrlarý neyin göstertdi, aklýn durur. Gýrmýzý dantel donlar, ipekten gecelikleeer... Bi de özür dilemiþ, ayaklarýna kapanýp aðlamýþ. Bir daha da elimi kaldýrýrsam sana, ellerim kýrýlsýn inþallah, demiþ. -Hii.. bilmez miyim, iki senedir ayný sözleri dinleye dinleye benim kulaklarým gýcýrtýlý kapý menteþesine döndü. -Goooooçççuuuuuummm ! ! ! -Ne kýz, dellenme... Dur... get... Get dediimm... Dur, getme, gel... Þu perdeleri bi çek hele. -Kim görecek kiii ? Yerin yedi gat dibindeyik len.. -Olsun gýz, sen gine de kapat. N'olmaz, n'olmaz... Giz geþsene þöyle alt yana... -Dur leen... Fantazi yapak biraz... Berrin abla dedi ki, kocanýn üstüne çýk, oynaþ... -Þindi sen erkek mi oluyon yani ? !... -Yok leeen, öyle deel... Dur gösterem... -..... -Hay içine sýçýyým telefonunun da, kapýcýlýðýnýn da, beþ numarasýnýn da... -Boþveeer... zýrlasýn dursun... -Planý devreye sokak mi gýýz ? Camlarý da gapýyý da sonuna gader aç hele...Hadi.. Ben baþlýyom. " Kýz sen böyle oynaþmayý nerden belledin ? Yoðsam " ? ? -Yoðsam ne ? Sana da biþey yaramýyo be, kütük gibin adamsýn. -Gýz açtýrma benim bayramlýk aðzýmý... -N'olurmuþ açarsan ? Aç da bi gör bakalým neler oluyor. Valla " poliiiis " diye bi baðýrýrsam bellersin gününü... -Bak Durdane kaþýnýyon gene, kötü söyleyip kötü þeyler yapmak zorunda býrakma beni, sona çok piþman oluyom.. -Ýyi oluyo. Bir tek o zaman hatýrlýyon benim de canýmýn baklava börek çekeceðini, fistan neyin giymek isteyeceðimi.. -Kýz senin neyine fistan mistan. Merdivenleri silerken mi giyeceen, yoðusam temizliðe giderkenem mi ? Þinci kafana bi yumruk indirdim mi valla, yýldýzlarý sayarsýn. -Hee.. doðru dedin. Aha bu dediklerinden gayri gün yüzü görmem ki ben. Elin pisliðini temizle, camýný sil, ütüsünü yap. Canýmdan bezdirdin beni genç yaþýmda be... -Durdane attýrma benim kafamýn tasýný, kötü olacak... -Olsuuuuuun... Duymayan da kalmasýn. Beni babamýn evine sal Celaaaaalll... Yoðsam canýma gýyacaðým... ----Yahu bu kadýn hala sað mý ? -Þükrü Bey siz de iþi iyice alaya vurdunuz bakýyorum. Keyif alýyorsunuz galiba kadýncaðýzýn dayak yemesinden. -Ne o Berrincim, yine bir gözüne kalýcý makijaj yapmýþ Levent Bey. Ellerine saðlýk, pek de yakýþmýþ. -Sen ne bakýyorsun pencereden ayol ? Gir çabuk içeri. Erkek baþýnla dedikodu dinlemeye utanmýyorsun da... Hassüpanallaahh ! !.. Neler oluyor Nazan Haným ? -Celal karýsýný dövüyormuþ ayol. Þunlarý bi yola getiremedik gitti. Kýzcaðýz bu adam bozuntusunun elinde kalacak bir gün... -Amaaaannn, canýnýzý sýktýðýnýz þeye bakýnýz Nazan Haným. Tek baþýna sokaða çýkamaz. Alýþveriþe çýkmayý, giyinip süslenmeyi bilmez. Medeniyetin göbeðindeyiz ama daha geçen gün söyledi bana yanýnda kocasý olmadan çarþýya bile inmemiþ altý aydýr. Hem bunlar alýþýk ayol dayak yemeye. Nasýl diyorlar zaten, karnýndan sýpasýný sýrtýndan sopasýný eksik etmeyeceksin. Ee. Bu tür kadýnlara da müstahak caným, cehalet diz boyu. Kendilerini geliþtirememiþ olduktan sonra... -Söylediðiniz þeyleri beðendiniz mi Filiz Haným. Okumuþ kadýnsýnýz üstelik. Biz medeni insanlar bu tür insanlara yardým etmedikten, onlarýn yanýnda yer alýp haklarýný savunmadýktan sonra, bu memleket adam olmaaaaz... Cehalet onlarýn suçu mu ? Üstelik kocanýzýn tarafýnýzdan günde kaç öðün dayak yediðini herkesler biliyor. -Aaa..aa..a ! ! Üstüme iyilik saðlýk. Allah kuru iftiradan saklasýn. Ben mi dövüyor muþum kocamý ? Kýskananlar çatlasýn. Biz öyle Durdane ve baþkalarý gibi kocalarýmýzdan üç öðün dayak yemediðimizden olsa gerek bu kýskançlýklar. Haaah, Ýnci Haným'da yetiþti. Þimdi kendileri olaya el koyarlar þappadanak.. -Yine ne oluyor bu apartmanda ? Sabah sabah þenlik çýkmýþ size. Celal'le Durdane mi yine ? -Kim olacak Ýnci Haným, onlar tabii. Ama sesleri soluklarý yine kesiliverdi. Bunlar hep böyle. Bir kavgaya tutuþuyorlar, sonra hiçbir þey olmamýþ gibi, ortalýk süt liman... Ben bir türlü anlayamadým bunlarýn iþini ya, hayýrlýsý... -Kadýn dayanýþmasý þart azizim. Biz bir þey söylemeye kalkacak olsak, amanallah o çam yarmasý Celal yanlýþ anlayýp canýmýza okur. Hanýmlara söylemeli. Durdane'ye taktik öðretmeli taktik... -Ayol ben kendimce bir þeyler söylüyorum ama kadýn modul. Köylü, cahil. Bir türlü kafasý basmýyor söylediklerime. Kocamdýr döver de sever de diyor. Üstelik öyle orasýnda burasýnda yarasý beresi de yok. Nasýl dayak yemek ben bir türlü anlayamadým.. -Haklýsýnýz Berrin hanýmcýým. Her erkek Levent Bey kadar baþarýlý olamaz ki bu konuda. Ama diyorum ki, siz akýl vermeseniz Durdaneye artýk. Bakýn ters tepiyor, olan size oluyor, dayaðý siz yiyorsunuz. Yani kelin ilacý olsa hesabý.... -Terbiyesiz adam... -Þükrü Bey yakýþýyor mu size genç bir hanýma böyle laflar sarf etmek. Üstelik karýnýzýn bir kuru temizlemeciye kaçtýðýný aþaðý mahalleden bile biliyorlar... -Meral Haným terbiyenizi takýnýn, yoksa fena olacak... -Ayyy... fena olacakmýþ. Çok korktum vallahi. Göstersene bir nasýl fena olacakmýþ, moruk ?. -Sen kime moruk diyorsun, þýllýk ? -Bir susabilir misiniz, lütfen ? -Aa.. siz iyice terbiyesizleþtiniz kuzum. Derhal herkes kapýsýný penceresini kapatýp evine girsin.. -Bu kadýný mahkemelerde süründüreceðim... Ben koca bir albayým, albay. Memlekete yaptýðým hizmetleri bir bir saymaya kalkarsam... -Süngüsü düþmüþ albay. Sizin o kof hikayelerinizi kahvehanelerde bile dinlemiyorlarmýþ artýk. -Bir þey söyleyeceðim, bir susun hele ! !... -Yaþlý baþlý adama sen ne diyorsun kadýn, bu ne terbiyesizlik böyle ? -Nazan haným þu gördüðünüz saksýyý o içi boþ kafanýza yemeden pencerenizi kapasanýz iyi olacak... -Susun dedim sizeeeeeeeeeeee ! ! !.. -Edepsiz kadýn seni, þunun söylediklerine bir bakýn hele komþular... -Belediye baksýn sana, selülitli hatun. -Sen benim selülitlerime kurban ol. Duymayanlar da duysun söyle de, geçen hafta kýçýndan kilolarca yað aldýrdýðýný... -Ay ortalýk iyice karýþtý. Yahu bi susun dedim size... -Ýnci karýsý delirdi. Ne o öyle elinde megafon caným ? -Hanýmlar bugün günlerden ne ? -8 Maaaaart ! ! -Yani ? ? -Yani ? ? -Dünya Kadýnlar Günü. -Öyleyse ? !.. Hadi hazýrlanýn, doðruca Meydanlara, haklarýmýzý savunmaya...Dayaða, kadýn erkek eþitsizliðine karþý çýkmaya. Bu ülkede Durdaneler çoðalmasýn... -Coðalmasýýýýn ! ! ! -Celaller coðalmasýýýýn.... -Coðalmasýýýýn.... -Ne duruyorsunuz öyleyse ? Hadi Durdanelerin haklarýný savunmaya, meydanlara arkadaþlaaar... -Meydanlaraa, onlarýn haklarýný savunmayaaaa !.. .... -Durdaneeemm... -Celaliimm... -Dadýndan yenmiyon gýýýz... -Þýmartma leeen beni. -Bizim þu dalavere çok iþe yarýyo deel mi, bunlarý epey bi zaman oyalýyo.. -Hee... Berrin karýsý bana her gün akýl veriyo. Þunu yap, böyle söyle, þöyle davran deyi. Beni dövdüðünü söylüyom, inanýyo. Çok da üzülüyo. Len biz vazgeçelim bu oyundan leen. Vallahi de billahi de vicdaným sýzlýyo, kadýn benim için boþ yere üzülürken. -Boþveeeer. Üzülsün dursunlar. Aha bunu da yapmasak, iki dakkan neyin müsaade etmeyecekler ki oynasak, balým. Zýrt telefon, pýrt telefon, Celal ekmek al, kasaba git, Durdane temizliðe gel, merdiven sil.... Durdaneeee ? ? ! ! -Ne civaným ? -Gadýnlar günün gutlu olsun balým. Aha bu gülü gönlümün en derin yerinden goparýp veriyom sana. -Balýn gurban olsun sana Celaliiim... -Durdaneeee... -Neee ? -Bak herkescikler getti apartýmandan. -Eeee ? ? -Hani diyom ki... Beyhan DUFFEY - Cidde / Suudi Arabistan [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Kahvecigillerden : Gündaç Bir Savaþ verdik... Sýçrayarak uyanýyorum. Kapýya giderken televizyonu kapýyorum. Yine karþýsýnda uyuyakalmýþým. Gözüm saate iliþiyor; 01.55. Bu saatte kim gelir. Korkarak soruyorum; - Kim o? - Murat. Ben... bu saatte... Müsait misin? Ýçeri girmesiyle koridora bir anason kokusu yayýlýyor. Salonda biraz önce uyukladýðým kanepeye býrakýyor kendini. Kötü görünüyor, çok kötü. Soran bakýþlarýma cevap veriyor. - Pelin hamile... Aldýrmak istiyor. Ayný senin gibi! - Yapma... Bunun benle ilgisi yok. Biz evli bile deðildik. - Evlenebilirdik. Söyleyeceðim herþeye karþý bir cevap alacaðýmý biliyorum. Susmaya karar veriyorum. Murat üsteliyor; - Neden istemedin? Neden? Ýstedim hem de herþeyden çok, diyemiyorum... - Sus! diyorum sertçe. Aslýnda yalvarýyorum... - Þimdi 5 yaþýnda olacaktý. - Sarhoþsun sen. Mutfaya kahve yapmaya yöneliyorum... Döndüðümde Murat aðlýyor. - Bu sefer çocuðu istiyorum. Asla onay vermeyeceðim! - Bunu Pelin'le konuþmalýsýn. - Çok kötü tartýþtýk Gündaç. Hazýr olmadýðýný söylüyor. Kahveyi alýrken elleri titriyor. Benim içim acýyor. - Ne tuhaf deðil mi? Evlenirken atýlan bir imza alt tarafý. Ama þimdi benden onay almaya mecbur. - Ortak bir karar vermelisiniz. Ýnatlaþmadan, geçmiþi katmadan ortak bir karar. Pelin nerede olduðunu biliyor mu? - Hayýr. Kapýyý çekip çýktým. Bizim mekanda içtim biraz... Haber vermek lazým. Kimbilir nasýl merak etmiþtir kadýn. Ama ya uyuyorsa... Bu saatte arayýp telaþlandýrmak da istemiyorum. En iyisi çaðrý býrakmak. Cebimi alýp küçük odaya geçiyorum. Önce cebimi titreþime alýyorum sonra Pelin'in cebini 1 kez çaldýrýp kapatýyorum. Eðer uyumuyorsa geri döneceðinden eminim. Ve düþündüðüm gibi oluyor. Pelin hemen arýyor; - Merhaba. Murat burda. Merak etmeni istemedim. Fýsýldayarak konuþuyorum. Murat duyarsa tartýþma çýkacaðý kesin. - Tahmin ettim. Her sorunda yüzleþmek yerine senin yanýnda alýr soluðu. - Sarhoþ olmasa ne yapar eder eve gitmesini saðlardým. Pelin tartýþmanýzý istemiyorum. - Biliyorum caným. Hazýr olduðunda, gücünü topladýðýnda evimize gelecektir. - Pelin birþey soracaðým; bebek kaç haftalýk? - Bebek deðil o; kan pýhtýsý. - Pelin lütfen. - Henüz 4. - Herþey düzelecek. Yarýn konuþuruz. Ýyi geceler. - Belki de iyi sabahlar... Bu iyi haber. Pelin muhtemelen 5. ya da 6. haftayý bekleyecek. Yani bu sorunu Murat'la konuþmak için günleri hatta haftalarý var... Parmaklarýmýn arasýnda yanmýþ bir sigara buluyorum... Geçmiþ geçiyor an an gözlerimin önünden. Pelin'le iliþkimiz baþlangýçta ne güzeldi. Murat bizi tanýþtýrdýðýnda hemen kaynaþmýþ, sevmiþtik birbirimizi. Sonrasýnda Murat olmadan bile, kadýn kadýna görüþür olmuþtuk. Taa ki... Bir gün Pelin neden gerek gördüyse Murat'a iliþkimizi sorana kadar. Hiçbirþeyi (beceremediðinden) gizlemeyen Murat'da herþeyi birçýrpýda dökülüvermiþ. Çok iyi dost olduðumuzu, birkaç kez sevgili olmak istediðini ama benim her seferinde redettiðimi, sonradan kendisinin de dostluðun daha iyi olduðuna karar verip sormakran vazgeçtiðini v.s. Kürtajý da söylemiþ. Ýkimizin de zilzurna sarhoþ olduðumuz bir kutlamadan sonra yaþadýðýmýz tek seviþmenin hatasýný... Benim bunu kendisine söylemediðini, aylar sonra ortak bir dost azýndan kaçýrdýðýnda þok olduðunu, aylarca vicdan azabý çektiðini de anlatmýþ. Pelin bütün bunlarý öðrendikten sonra aramýz soðudu. Sanki ben "gel" desem Murat gelecekti. Oysa yýllar önce kapandý bu konu. Pelin yokken kapanmýþtý. Murat'ýn "seni biriyle tanýþtýracaðým. Bu sefer gerçekten aþýk oldum" deyiþindeki ses tonunu hatýrlýyorum da... Hala Pelin derken gözleri parlar. Bunlarý zaman zaman unutsa da çok aþýk bir kadýn Pelin. Ve yine de çok mantýklý. Benim yüzümden asla tartýþmadýlar. Benle de asla tartýþmadý. Belki tartýþsak, birbirimize baðýrsak daha iyiydi. Pelin'in gözleriyle çektiði o duvar, "caným" derken sesindeki o ton daha çok yaralýyor. Bunlarý düþününce Murat'a kýzýyorum. Ýkili iliþkilerde bazen herþeyi anlatmamanýn, hatta yalanlarýn daha iyi olduðunu kabul etmez hiç. Sigaram bitiyor. Salona gidiyorum. Murat hala aðlýyor ama kahveden mi bilinmez biraz kendine gelmiþ gibi. Kanepenin ucuna iliþiyorum, ne yapacaðýmý ne söyleyeceðimi bilemeden... Murat yatýp, dizlerime baþýný koyuyor. - Pelin... Caný yanacak mý? - Hayýr. Yanmayacak... Kaçmak istiyorum. Biran önce Murat'tan uzaklaþmak, gözlerine bakmamak... Kalkýyorum. Battaniyeyi alýp üzerine örtüyorum... Karþýsýndaki koltuða oturuyorum, ayaklarýmý sehpaya uzatýyorum. Evde içki olmadýðýna hayýflanýyorum ilk kez. Ve bir sigara daha. Uyunan odada sigara içilmez derdim hep. Murat'ýn bunu umursayacaðýný sanmýyorum. Yakýyorum. Derin bir nefes... Mentol ve nikotin dolduruyor ciðerlerimi... Öðlene doðru duþtan gelen su sesiyle uyanýyorum... Aman ne güzel. Birazdan "kötü görünüyor" dediðim Murat ak-pak karþýmda duruyor. - Bari traþ olmasaydýn, diyorum. Gülümsüyor. - Senin bu huyuna bayýlýyorum. Evde her zaman fazladan jilet, diþ fýrçasý ve havlun olur deðil mi? - Biran önce giyin, diyorum. Sanki yanlýþ birþey yapmýþýz gibi suç üstü yakalanmaktan ürkerek. Murat içeri gidiyor ve ayný anda kapý çalýyor. Ýþte korktuðum oldu. Ýçimden sövüyorum. Açmadan önce dýþarý bakýyorum ve sanki delikten Pelin'le gözgöze geliyoruz. Bekletmeden ve ardýna kadar açýyorum kapýyý. Böylece "biz birþey yapmýyorduk, gel içeri" demeye çalýþýyorum. - Bekleyemedim, diyor... - Hadi gel. Konuþmanýz lazým... Salona geçiyoruz. Murat da geliyor. Herkes ilk sözü karþýdakinden bekliyor. Bermuda þeytan üçgeni geliyor aklýma birden. Ortasýnda gemilerin, uçaklarýn kaybolduðu o üçgen. Bizim ortamýza neyin kaybolacaðýný merak ediyorum... - Ben ekmek ve gazete alayým, diyorum... Yanlýz kalsýnlar ve konuþsunlar diye. - Hayýr, gitme, diyor Pelin. Murat'a dönüyor; Ben doðurmaya karar verdim. Kuþ gibi hafifliyorum birden. - Oysa ben aldýrmaný onaylayacaktým, diyor Murat. Kanadým kýrýlýyor... Neler oluyor... (belki de arkasý sonra...) Gündaç Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý KONTRA MÝZANA : Tamer Soysal TELE-VÝZYON ÝZLEYÝCÝSÝ OLMAK Televizyon, herhangi bir þeyin devamýysa eðer, on beþinci yüzyýldaki matbaanýn deðil, 19.yüzyýlýn ortasýnda telgraf ile fotoðrafýn baþlattýðý bir geleneðin ve yaþam biçiminin devamýdýr." Prof. Neil Postman Ýnsanýn, kendisiyle ilgili düþeceði en büyük hata, herhalde herþeyin kontrolünde olduðu sanýsýdýr. Ýnsanýn kendisiyle ilgili mekanizmayý tam olarak çözememesi, toplumlarda pek çok problemin oluþmasýný, insan psikolojisi ile ilgili pek çok bilinmeyenin devamýný ortaya çýkarmakla birlikte bu sorunlarý tesbit etmek ve çözüm yollarýný göstermek önemli bir kavrayýþ problemini de beraberinde getirmektedir. Kavrayýþ için öncelikli iradenin saðlýklý bir þekilde oluþmasý, sonra da saðlam bir bilgisel donanýma sahip olmak gerekmektedir. Ýrade olmadan bilgisel donaným tek baþýna yeterli olmayacaktýr. Ýnsan, hayatýyla ilgili sarsýcý gerçeklerle karþýlaþmak istemez. Yaþadýklarýný temelden anlamsýzlaþtýracak, alýþkanlýklarýný býraktýrmasýný gerektirecek bilgi ve bilinç düzeyine ulaþmak, insan için kabullenilmesi kolay olmayan bir durumdur. Ýnsan, aldatýlmaya müsait bir yapýdadýr. Bugün birbirinden inanýlmaz gösteriler yapan illüzyonistlerin, temel yaklaþýmý, insanýn güçsüz olduðu alanlarý gözeterek, gözünden ve zihninden kaçabilecek yaklaþýmlarý tesbit etmektir. Hiçbir illüzyonist gerçekten sihirbaz deðildir. Ancak, izlenenler insanlarý hayrete düþürmektedir. Ýnsanýn yaþadýðý hayat da insan tarafýndan algýlanamayan ya da doðru algýlanamayan imgelerle doludur. Ýnsanýn en büyük özelliði 'sorgulama" yetisine sahip olmasýdýr. Birey sorgulama sonucu, 'kavrayýþ' için zaruri unsur olan 'bilgisel donaným'a ulaþabilecektir. Sorgulama, zihni bir çabayý gerektirir. Sorgulanan olgu, insanýn kendisiyle yüzleþmesini saðlýyorsa, sorgulamanýn baþarýya ulaþma þansý daha da zorlaþýr. Ayrýca sorgulama bir çabayý gerektirdiði için, zihni veya fiziksel bir tembellik ile uyuþmaz. Oysa modern dünya, herþeyiyle insaný tembelliðe hapsetmektedir. Bu tembellik geliþtirilen teknolojik aygýtlarla fiziksel; pek çok elektronik iletiþim araçlarý ile de zihinsel olarak ortaya çýkmaktadýr. Cep telefonlarý, bilgisayarlar, televizyon, radyo ve diðer elektronik eþyalar, bütün bunlarýn insan zihni ve psikolojik yapýsý üzerinde sayýsýz etkisi olduðu açýktýr. Bilim adamlarý bu etkileþimlerin pek çoðunu deneysel olarak toplum üzerindeki deðiþime göre gözlemlemektedir. Deðiþimi yaþanýrken farketmek kolay bir hadise deðildir. Toplumlar üzerindeki deðiþimleri fark etmek, deðiþimin sonuçlarýnýn ve deðiþim öncesi toplum özelliklerinin sosyologlar tarafýndan karþýlaþtýrýlmasý ve yapýlan kapsamlý incelemeler sonucu ortaya konulabilmektedir. Ýnsan için en önemli yeti 'sorgulama" ise, en aþaðýlayýcý durum da 'insana birþeylerin dikte edilmesi' olacaktýr. Ýradeyi hiçe sayan, tek taraflý bir þekilde insaný belirli kalýplara sokan ve belirli yaþam biçimlerini benimsemesini bekleyen aygýtlar sözkonusudur. Küreselleþme adý altýnda, dikte ettirilen deðerlerin dýþýnda, en önemli kitle iletiþim aracý konumundaki televizyonlar insaný belirli bir yaþam tipini empoze etmektedir. Bunu yaparken, insanýn 'farkýndalýk' özellliðini etkisizleþtirerek yapmaktadýr. Televizyon, zamanla kapitalizmin niteliksel deðiþimini takip etmiþ ve basit birer tüketici konumuna indirgenen insanlara ulaþmanýn ve etkilemenin bir numaralý aracý olmuþtur. Kapitalizm, insaný birer meta boyutuna indirger. Þirketler, daha çok satmak için sýnýrsýz þekilde insaný etkilemek çabalarýna girer. Bunu 'reklamlar' aracýlýðýyla insan bilincine sirayet ederek yapmaya çalýþýr. Bu gaye, kýsa sürede televizyon programcýlarýný, meta boyutunda algýladýklarý insanlarý ekrana baðlama yöntemleri geliþtirmeye sevk eder. Çok izletme yöntemleri akademik olarak incelenen ve öðretilen bir yöntem olur. Televizyon, reel hayattan bambaþka kurallarý, duyarlýlýklarý ve enstrümanlarý olan apayrý bir dünyaya dönüþür. Dýþarýdaki gerçek, ekrana girince deðiþir. Bütün stratejiler insan zihni yapýsý üzerinde etkileþim kurmaya yönelir. Artan kalabalýklar, aþýrý stres ve teknolojik kirlilikler içinde bunalan insan, televizyonu bir rahatlama aracý olarak görür. Kýsa sürede televizyonun kendine has kurallarý olan o apayrý dünyasýný gerçek dünya ile ikame etmeye baþlar. Ýnsanlar, televizyon izlemese dahi, televizyonun sesi olmadan birþey yapamaz hale gelir. Televizyonun sesi duyulmadýðý zaman, insan dünyadan koptuðunu düþünür. Oysa, belki de koptuðunu düþündüðü anlardýr, asýl kendini bulabileceði zamanlar... Televizyonlar da kurgu gerçekmiþ gibi sunulmakta, her olay 'seyirlik bir olay' düzeyine indirgenmektedir. Ýnsanlardan beklenen ise, düþünmek veya okumak deðil, sadece seyretmektir. Onlar sadece birer 'televizyon seyircisi'dir. Seyrede seyrede, herþeye alýþan insanlar için kanlý olaylar, ölümler, çarpýcý gerçekler, duygular ve herþey artýk birer seyirlik oyundur. Sadece izlerler ve geçerler. Çünkü onlardan beklenen budur. Televizyondaki görüntüler hýzlý geçen birer resimden ibarettir. Resimler ise akla deðil, duygulara hitap ederler. Çoðu zaman tepkisiz ve anlamadan gözlerimiz bu resimlere bakar. Ýnsan yaþadýðý sürece kendisini ve çevresini anlamaya ve algýlamaya çalýþýr, çalýþmalýdýr. Oysa televizyon bunu önler ve insaný kendi büyülü dünyasýna götürür. 'Okumak' 'seyretmek' fiilininin yanýnda anlam yitirir. Zaten yeni dünya da kitaplar da bu büyülü dünyaya esir olur. Pek çok kitap çýkar ama insan bunlarýn içinden hangisini okuyacaðýný bilemez. Ya hiç okumaz, ya da algýlamasýna deðil büyünün devamýna yarayan kitaplarla kendini avutur. Televizyon için herþey izlenmesine çalýþýlan birer metadýr. Her konu, eðlence düzeyine indirgenir. En çarpýcý gerçekler, ekranlarda gülünerek izlenir hale getirilir. Ýnsan, herþeyi televizyondan öðrenebileceðini düþünür. Dünya'da olan biten herþeyden haberdar olmanýn yoludur televizyon insanlara göre. Ancak insanlar dünyada olan bitene karþý gösterdikleri bu hassasiyeti her nedense yaný baþýndaki insanlara hatta ailesine karþý göstermez. Kendi çevresine karþý ilgisiz bir tavýr takýnýr. Bir baþka deyiþle "televizyon uzaklarý yakýnlaþtýran yakýnlarý ise uzaklaþtýran birer aygýttýr." Ýnsan kendi yakýnýndakilerin sorunlarý veya kendi sorunlarý ile ilgilenmek yerine ekrandakilerin sorunlarýný kendine dert etmeye baþlar. Ekrandakiler ile kendisine mutluluk kurmaya çalýþýr. Ýnsan, herþeye ulaþtýðýný düþünür. Oysa bu büyülü dünyada insan, dünyada olup biten herþeye karþý sadece ve sadece bir 'seyirci'dir. Okumaz, araþtýrmaz, sorgulamaz yalnýzca seyreder insan. Çünkü o buna alýþtýrýlmýþtýr. Ondan beklenen yalnýzca 'kayýtsýzlýk'týr. Bir ölçüde televizyon baðýmlýlýðý vizyonsuz insanlar topluluðunu ortaya çýkarmaktadýr. Televizyon haberleri de bu büyülü dünyadan nasibini alýr. Hiçbir haber, olduðu gibi aktarýlmaz, zaten televizyonun yapýsý buna izin de vermez. Haber, kendinden menkul bir deðer deðil; haber müdürlerinin ve muhabirlerinin dediði þey oluverir. Onlarýn seçtikleridir haber, bizim beklentilerimiz deðil. Zaten bu büyülü dünyada beklentimizi oluþturacak bilinçten de yoksun býrakýlmýþýzdýr. Birileri bizim için, toplum için önemli ve eðlenceli þeyleri haber olarak istediði þekilde sunmaktadýr. Etkili söz söyleme sanatýnýn çekiciliðine karþý izleyiciler kendilerin savunma yolunda tam anlamýyla silahlanmak için dil ve görüntüler hakkýnda bilinçli olmalýdýrlar. Seçilecek sözcükler insanlarýn tepkilerinin dozunu deðiþtirir. Örneðin; "þiþman" demek ile "biraz kilolu" demek farklý tepkiler doðurur. Seçilen kelimeler, haber ile görüntü birleþimi, yapýlan vurgular ve anlatýlmak için seçilen tema, bütün bunlar insan zihni üzerinde farklý çaðrýþýmlar yapar. Oysa izleyici, görsel imgelere öylesine kendisini kaptýrmýþtýr ki, bunlara pek de dikkat etmez. 5 Ekim 2003'de ölen, günümüz toplumuna ve teknolojik tahakküme karþý yaptýðý sert eleþtiriler ile tanýnan New York Üniversitesi Profesörlerinde Neil Postman (1931-2003), yazdýðý "How to watch TV News-Televizyon Haberlerini Nasýl Ýzlemeli" adlý kitabýnda televizyon haberleri izleyenlere 8 tane önemli tavsiyede bulunuyor. 1- Bir haber programýyla karþlaþtýðýnýzda neyin önemli olduðu hakkýnda saðlam bir fikriniz olmalýdýr. 2- Bir tv haber programý izlemeye hazýrlanýrken bunun bir "gösteri" olduðunu aklýnýzdan çýkarmayýn. 3- Asla reklamlarýn gücünü hafife almayýn. 4- Televizyon istasyonlarýný elinde bulunduranlarýn ekonomik ve politik ilgileri hakkýnda birþeyler öðrenin. 5- Haber Bültenlerinin diline dikkat edin. 6- Ýzlediðiniz tv haber süresini en azýndan 1/3'ünü azaltýn 7- Pek çok insanýn, tv haberlerinin tiryakisi olmasýnýn nedenlerinden biri de, neredeyse herþey hakkýnda bir fikir sahibi olmalarý gerektiðine duyduklarý baskýdýr. Sahip olmak için zorlandýðýnýz bu fikirlerinizi azaltýn. Çünkü bu durum gerçekdýþý, tuhaf ve faydasýz bir yüktür. 8- Çevrenizi ve özellikle çocuklarý tv haber programýný nasýl izlemeleri gerektiði konusunda aydýnlatýn. Televizyon, sadece ülkemizde deðil, bütün dünyada insanlarý kendisine esir etmekte ve insanlarý gerçek hayattan ve insanlararasý iliþkilerden koparmakta ve tembelliðe alýþtýrmaktadýr. Misafirliklerde dahi, sohbet etmek yerine, topluca televizyon izlemek tercih edilmektedir. Televizyon tartýþmayan, düþünmeyen ve daha önemlisi düþünmeye gerek olmadýðýný düþünen bir topluluk oluþturmuþtur. Prime time denilen ve tv izleyici kitlesinin en yoðun olduðu saatleri belirten 20:00 ile 23:00 saatleri arasýnda yayýnlanan programlarýn nitelikleri de çok da seçici olmamýza izin vermemektedir. Nisbeten daha kaliteli olan belgeseller, açýk oturumlar veya tartýþma programlarý ve hatta kaliteli filmler ise 24:00 ve sonrasý saatlerde yayýnlanmaktadýr. Dönemsel olarak ekranlarda reyting oranlarýna göre, çeþitli program tiplerinin furyasý baþlamakta, izleyiciler ise sadece kendilerine düþeni yerine getirmekte yani sadece izlemektedirler. Günlük ortalama 5 milyon gazetenin satýldýðý, toplam nüfusun % 7.3'ünün gazete okuduðu bir ülkedeyiz. (DÝE) Oysa RTÜK araþtýrmasýna göre günlük ortalama tv izleme süresi 3.5 saat olarak belirlendi. Çoðunluk ortalama 6-7 saatini ekran karþýsýnda geçiriyor. Televizyon izleme eðitim düzeyine göre de deðiþmiyor. Yüksek lisans düzeyinde ki seyirci ile doktora seviyesindeki seyirci ile ilköðretim düzeyindeki seyirci de ayný þekilde günlük en az 3 saatini televizyon karþýsýnda geçiriyor. Kiþisel gücü kumandada bulan insanlarýn, artýk televizyon izlemenin ne denli önemli olduðunu anlamalarý gerekiyor. Televizyon izlemek için her gün bir çalýþma süresi kadar mesai harcamak yerine, çevresinde olan biteni anlamak ve yorumlamaya yönelik çabalar göstermelidirler. Ýzlemek yerine okumalý, tembelce ve hiçbir zihni çaba harcamadan televizyon seyretmek yerine kitap okuyarak ve düþünerek de bilgiye ulaþmaya çalýþmayý denemelidir. Televizyondan edinilen bilgi anlamý olmayan ya da daha doðru söyleyiþle anlamý ayýklanmýþ, sadece fonksiyonel olan bilgilerdir. Reel hayattan kopuk, düþünmek ve çaba harcamak yerine tembelliðe yönelten bir düþünüþ ve kavrayýþ þekli insana empoze edilmektedir. Kolayý deðil çabayý seçmeli ve artýk televizyonu daha bilinçli izlerken, izleme sürelerimizi de gözden geçirebilmeliyiz artýk... Kitap önerisi: "TV: Öldüren Eðlence" Neil Postman, Çeviri: Osman Akýnbay, Ayrýntý Yayýnlarý, Ýstanbul 1994 "Televizyon Haberlerini Ýzlemek" Neil Postman-Steve Powers, Çeviri: Aslý Tunç, Kavram Yayýnlarý, Ýstanbul 1996 Tamer Soysal [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Þifacý Kahveci : Ayþe Nur Doksat ÝLK NUR ÝLE SON NUR Yolda karþýlaþtýlar geçenlerde. Ýyi görünüyordu görünmesine, ama sanki iyi deðildi. Diyemedi. Rüzgar çiçeklerini örselemiþ gibiydi. Ayak üstü nasýlsýnlaþtýlar. Havadan sudanlaþtýlar. Vakitleri sormalaþtýlar. Baktýlar olacak gibi deðil, bir demlik çaya bakakaldýlar. Ýki adým ötedeki çay bahçesine girip, çaycýyla selamlaþtýlar. Lekeli bir masanýn etrafýnda sarmaþýp dolaþtýlar. Önce hangisinin diðerine gözünü deðdirdiðini kimse görmedi. Aðýr bir meclisdi aðýr olmasýna da, her kafadan bir ses çýkýyordu her bardakta. Aðýr bir meclisde her kafadan bir ses çýkmasý alýþýlmýþ bir durum deðildi. Çünkü, o zamana kadar katýldýklarý tüm meclislerde kafalardan çýkan seslerin týnýsý kiminin keyfineydi. Olaðan dýþý bir durum olmalýydý. Aranýldý, taranýldý. Sersem sersem dönüldü. Döne döne sersepelek gülündü. O kadar akýllýca laflar ediyordu ki, aklýndan þüphe etmesi için yeterliydi. Aslýnda, gerçekten göründüðü gibi iyi olabilir diye ürperdi. Göründüðü gibi iyiyse, o beter haldeydi. Ýþte tam o sýrada, Edibe Haným girdi içeri. Tek þekerli demli bir çay istedi. Olabilirdi, ama orada ve o anda istedikleri bambaþka bir þeydi. Durmadýlar üzerinde. Ýlk söze heveslenen son söze de talipti. Son söze doðru giden, ilk sözü söylememiþ olmayý diliyordu. Ýlk durakta inen, son duraðý hiç görmemiþti. Son durakta inen, ilk duraðý hafýzasýndan silmiþti. Edibe Haným, kalkýk kaþlarýyla baþýný sallayarak tek þekerli demli bir çay daha istedi. Edibe Haným, kalkýk kaþlarýyla baþýný sallayarak meclisin sükûtunu örseledi. Sarsýla sarsalana iðne oyasý ince boyasý döþediðimiz içlerimiz iþ iþten geçtikten sonra öyle bir içten içeri iç içe geçmiþ ki, diye düþündü, koskoca meclisin sükûtu bile örselendi Edibe Haným kalkýk kaþlarýyla baþýný salladýðýnda. Ýnanamadý düþündüðüne. Uçuþuyordu. Besbelli. Nedenli. Muazzez içi ile muazzez iþi karþýlaþýp karmaþmýþlardý iþte. Günlerden herhangi bir gün. Yerlerden herhangi bir yer. Þeylerden en herhangi bir þey. Muazzam bir karþýlaþma bulutu ile çepeçevrelendiler. "Muazzam, biraz da esrarlý, karanlýk, eski bir konaktaydý" Böyle olmayacaktý. Ýþ içe, iç iþe girdi diye böylesine esrarlý, böylesine karanlýk, böylesine eski bir konakta bulunamazdý. Ne çare, konuþtukça anladý. "Ýstirahat için Ýstanbul'a gelmiþ, bu konaðý alýp yerleþmiþti". Ýnanamadý. Edibe Haným, ikinci tek þekerli demli çayýný istedi. Ýstanbul'a gelmiþ, içini iþine, iþini içine katýk eylemiþ, bu büyük ve gösteriþli binayý alýp yerleþerek istirahat eylemeye niyetlenmiþti. Ýçini býrakacak ve bir iþe baþlayacaktý. Zamaný gelip eskidiðinde iþini býrakacak, içine yeniden baþlayacaktý. Ýþte olan biten tam da o zamanda karmakarýþýklaþacaktý. Güldü. Zamansýz öten horozu... Aman caným, saçmalýyordu. Bunun horozla bir alakasý olamazdý. Oysa olacaktý. "Arif Aða her hâlde çok temiz bir konakta yetiþmiþ olacaktý." diye bombayý patlattý sonunda bir tek göz aðýzda. Yolda karþýlaþtýlar geçenlerde. Ýyi görünüyordu görünmesine, ama ona öyle gelmedi. Çünkü, Edibe Haným kalkýk kaþlarýyla baþýný sallarken, göz göz gözlere bakamýyordu. "Bak" dedi. "Bakamam" dedi. Dedi bu defa gelecek bir zamanda. "Ne için?" Cevap verdi mi bilinmiyor. Çünkü rüzgar çiçekleri örseledi. Edibe Haným kalkýk kaþlarýyla baþýný sallayarak rüzgarý örseledi. Meclis darmadaðan oldu. Sarsalandýk. Muazzam, biraz da esrarlý, karanlýk, eski bir salondaydýk. Ýstikbal için Ýstanbul'a gelmiþ, bu binayý alýp yerleþmiþtik. Ýlk günümüzdü. Anlayamadýk. Arif Aða, herhalde çok temiz bir konakta yetiþmiþ, Latife Hanýmefendi ile evlenmiþ, kýzlarý Edibe Haným'a olsa olsa bu salonda canla baþla bir çift kaþ vermiþti. Bilemedik. Ýç içe içten içeri olalým dedik, ama iþ iþe hiçten içeri iþten geçmiþti. Tövbe ettik. Ýyi deðil. Ama, iyi olacak sonunda. Ýç içe içinden içeri geçtiðinde. Ýzah edebildi mi? Edemedi diyecek, besbelli. Çünkü göründüðü gibi iyi deðildi. Eskimeden önce istifa etti. Þimdi ne halt edeceðini bilmiyor. Keþke... Sen en çok keþkelere tahammülsüzsün, biliyorum. Sorsak Edibe Haným'a, üçüncü tek þekerli çayýna eþlik edebilir miyiz acaba? Mutena. Senin. "Afrika dahil" ANur [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý KIRKYAMA HÝKAYELERÝ : KMKYHT Baharda çiçeðe durur bütün aðaçlar : Mehtap Akdeniz Bir süre elimde eflatun defter, gözlerimi tavana dikip öylece dondum kaldým. Derin bir soluk alýp defteri yeniden açtým. Aysel'in kargacýk burcagýk yazýsýný okumakta güçlük çekiyordum. Fotoðrafa dikkatlice baktýðýmda, ilk gençliðimin deli meltemini tenimde hissettim. Ýki kýr çiçeði kafa kafaya vermiþler; biraz endiþeli, biraz hevesli bir gülümseme ile minicik bir bebeði kucaklarýnda tutuyorlardý. Fotoðrafa dikkatlice baktýðýmda bu genç kýzlardan bir kesinlikle Aysel'di. Fotoðraftaki giysisinden lise son yazýndan kalma bir resim olduðu anlaþýlýyordu. Biri Aysel'di.. Peki ya diðeri kimdi ? Bebek kimindi ? Tekrar sakin sakin günlüðü okumaya kararlýydým. Ýlk sayfayý tekrar okudum. ''Hoþgeldin Bahar. Sana Bahar dersem bana kýzmazsýn deðil mi kara kýz ? Daha adýn bile yok. Müþerref Jale olsun diyor, ben ise Bahar. Nasýlsa sana yaraþýr bir isim bulacaklar, dahasý bize fikrimizi sormadan sana bir ad koyacaklar. Ne büyük haksýzlýk. Sana baktýkça bir yaným yanýyor, bir yaným sönüyor. Ýçim polis lambasý gibi bir ýþýða, bir karanlýða suçlu gibi yanýp sönüyor. Benim adým Aysel. Yeni geldim buralara. Daha doðrusu senin için geldim. Müþerref de benim en yakýn sýrdaþým. Ayný sokaklarda büyüdük onunla, sonra onlar bizim oralarý terk etmek zorunda kaldýlar, þimdi de ben. Ne bana sor niye burdayým diye ne de Müþerref'e. Ben yakýnda geri döneceðim. Belki sen de benimle gelirsin. Bizim oralarý bilir misin ? Bizim oralarda öyküler sokaklara yaðar. Sokaklarý gölgeler aydýnlatýr ve gölgelerde aranýr umutlar. Ben bu sokaklara geri döneceðim. Genç kýzlýk hayallerimin vakitsiz açan bahar dallarýna... Soðuk vurmuþ beyaz erik çiçekleri gibi sokaklara yaðýp kirlendiðim dar yollara...'' Geri kalanýný okumaya cesaretim kalmamýþtý. Elimde eflatun defteri kapatýp, viran barakada divane gibi kalakaldým. Kalbimin atýþlarý durmak bilmiyordu. Kendimi suçlu gibi hissetmek bile vicdanýmý rahatlatmýyordu. Niçin Aysel benim bunlarý bilmemi istemiþti ki ? Yeni bir bebeði olacaktý ve belki de gelen ilk baharda beyaz bahar dakkarý tomucuða durmadan onu kollarýna alacaktý. Bu kez de ölüm ayýrcaktý onu yeni baharýndan. Ellerim titiriyor, üþüyordum. Defterin ortalarýna doðru rasgele bir sayfa daha açtým. Bana yazýlmýþtý. 'Affet beni Selçuk. Sevgilim, beni affedemeyeceðin kadar affet. Sen buralardan gideli ne benden, ne de mor menekþelerin açtýðýndan haberin bile yok. Eflatun bir yorgan serili þu anda oturduðum barakanýn önüne. Sana yazarken kendimi yine o küçük kýz gibi hissediyorum. Herkes beni herca-i gönüllü bir hoppa belledi. Herca-i menekþelere baktýkça masallar yaðýyor içimdeki boþ sokaklara... Sana yazdýðým masallar kaplýyor hayallerimin boþ arsalarýný. Sonra bir tanýdýk el gelip, eteðimin altýna hoyratça girip koparýyor beni benden. Bir gün lastik Osman diyorlar elin adýna, bir gün Kuyumcu Kamil...' Boðulacak gibi olduðumu hissettim ve defteri kaptýðým gibi koþmaya baþladým... Aklýmda bir tek soru vardý.. O bebek kimindi ? Kimdendi ? Kimdi ? Yoksa... Suna... Mehtap Akdeniz Devamý varrr... KIRKYAMA Hikayelerinin tamamýný aþaðýdaki adreste bulabilirsiniz: http://www.kahvemolasi.com/xfiles/ozel/kirkyama.asp Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Dost Meclisi Fotoðraf: Þeref Bilgi <#><#><#><#><#><#><#> Kahve Molasý, siz sevgili kahvecilerden gelen yazýlarla hayat bulmaktadýr. Her kahveci ayný zamanda bir yazar adayýdýr. Yolladýðýnýz her özgün yazý deðerlendirilecektir. Kahve Molasý bugün 4.165 kahveciye doðru yola çýkmýþtýr. Yukarý Tadýmlýk Þiirler GÝZ Zaman bir giz Geçmiþ ve gelecek arasýnda fark yok Zeus'un mucizesiyle esiyordu Phaeton'un kavak yelleri Bir baþka mucizeyle susacak türkü Doðum ve ölüm arasýnda fark yok Açýlan kapýyý kapamak lazým Yarým kalmamalý hiçbir þey Sonra basýp gitmesi Bir sessizliðe gömülüp Bin rüyaya dalmalý Funda Güven Yukarý Biraz Gülümseyin Ýbo'nun posta kutusu!... Yukarý Kýraathane Panosu ANKARA'NIN KÜLTÜR VE SANAT ÝNSANLARI BÝR ARADA... Fotoðrafçý Berrin Cerrahoðlu'nun ikinci kiþisel sergisi 'CUMARTESÝ PORTRELERÝ/ANKARA', sanatseverler ile buluþuyor. 28 Þubat - 12 Mart 2004 tarihleri arasýnda Fotografevi KoçAllianz Galerisi'nde devam edecek sergide, yolu Ankara'da kesiþen, þiir, edebiyat, resim, müzik, tiyatro ve bilim dünyasýndan 52 ünlü sanatçýnýn siyah beyaz portreleri yer alýyor. Karikatürist Nezih Danyal, ressam Nuri Abaç,þair Þükrü Erbaþ, yazar Vus'at o Bener, Baskýn Oran, Müþfik Kenter, Neyran Fiþek, Selva Erdener, kendi evlerinde ve doðal ýþýkta fotoðraflanan 52 isimden sadece bir kaçý. Berrin Cerrahoðlu, 'CUMARTESÝ PORTRELERÝ/ANKARA' sergisini onurlandýrmanýzý diler. Sergi: 28 Þubat - 12 Mart 2004 Fotografevi - Koç ALLIANZ Sanat Galerisi Tütüncü Çýkmazý Sokak No 4 Galatasaray / Ýstanbul Bilgi Ýçin : Berrin Cerrahoðlu Telefon : 0312 255 78 57 e-mail : [email protected] Yukarý Ýþe Yarar Kýsayollar - Þef garson: Akýn Ceylan http://www.sihirlitur.com/belgesel/kus_cennetleri/ ...Kuþlar aleminde bulunan yaklaþýk 8 bin ayrý kuþ türünün 500'ü Avrupa'da yaþarken Türkiye'de en az 450 ayrý cinse rastlanýyor. Üstelik de Türkiye'nin kuþlarý hem Avrupa, hem de Asya'ya ait! Yani Türkiye gerçekten bir kuþ cenneti. Uluslararasý Kuþlarý Koruma Konseyi'nin Kuþ Cennetleri'nin saptanmasýna yönelik yaptýðý çalýþmalarda ülkemizde 70 kuþ cennetinin varlýðý saptanmýþ. Özellikle 15'inin acilen koruma altýna alýnmasý gereken... http://literalsystems.com/files/downl/sonnet29.html William Shakespeare'in sonelerini sevenler için minik bir hoþluk. ..."...for thy sweet love remembered such wealth brings"... Hatýrladýnýz mý? 29. sone. Hatta bu eseri seslendirilmiþ olarak .mp3 formatýnda bilgisayarýnýza indiriyorsunuz. Ayrýca diðer bazý sone'lerin de seslendirilmiþ halini bulabileceðiniz sayfayý zevkle tavsiye ediyorum. http://www.milliparklar.gov.tr/mp/mpliste.htm Ülkemizde bulunan ve mutlaka görülmesi gereken Milli Parklarýmýz. ...Karaçam, meþe ve ardýç aðaç topluluklarý Milli Park'ýn bitki örtüsünü meydana getirmektedir. Bu milli parkýn tabii kaynak deðerlerinin yanýnda rekreasyon ihtiyacýný karþýlamasý bakýmýndan büyük önemi bulunmaktadýr... http://www.naive.it/pumpkin/pumpkin.swf Buyrun size yeni bir flash oyun daha... Ýyi eðlenceler arkadaþlar. [email protected] Yukarý http://kahvemolasi.com/sayilar/20040305.asp ISSN: 1303-8923 5 Mart 2004 - ©2002/04-kahvemolasi.com istanbullife.com Kahve Molasý MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiþtir. Uygulama : Cem Özbatur - Her hakký saklýdýr. Yayýn Ýlkeleri
Benzer belgeler
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 455