PDF Versiyonu - Kahve Molası
Transkript
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 411 25 Aralýk 2003 - Fincanýn Ýçindekiler ■ ■ ISSN: 1303-8923 Arkadaþlarýnýza önermek ister misiniz? ■ ■ ■ ■ Kýþýn Hatýrlattýklarý ... Suna Keleþoðlu Japonlar - Kendi deyiþleriyle de Nippon ya da Nihhon ... Kamuran Bulgurcuoðlu ÇALA ÇORBA ÇOCUKLUK ... Hüseyin Alparslan UÐULTULU BÝR HÝKAYE ... Leyla Ayyýldýz Ufukta bir yerde ... Ahmet Öztürk Menekþe Kokusu ... Özlem Mavioðlu KISAYOLLAR ■ SON BASKI kahvemolasi.com Arþivimiz Yazarlarýmýz Manilerimiz Forum Alaný Ýletiþim Platformu Sohbet Odasý E-Kart Servisi Sizden Yorumlar Kütüphane Kahverengi Sayfalar FÝNCAN/SÝPARÝÞ Medya Ýletiþim Reklam Gizlilik Ýlkeleri Kim Bu Editor? KAPI KOMÞULARIMIZ ■ Milenyumun Mandalý...Sait Haþmetoðlu Dost Meclisi, Tadýmlýk Þiirler, Biraz Gülümseyin, Ýþe Yarar Kýsayollar, Damak Tadýnýza Uygun Kahveler Editör'den : Apaçýk Platform!.. Merhabalar, Yorum meydan muharebeleri tüm hýzýyla sürerken, ben çadýrýmý ovayý kuþbakýþý gören bir tepenin düzlüðüne kurmuþum, elimde boru dürbünüm arap atýmýn üzerinde maðrur bir edayla olan biteni izliyorum. Dürbünümün ucunda gördüklerimden rahatsýz olmam gerektiðini söyleyen kurmaylarým olsa da, ben 'Hýýý' ''Hýmm' demekle yetiniyorum. Ayný gözle bakmadýðýmýzdan mýdýr nedir? Ben onlarýn gördüklerini göremiyorum. Bana göre muharebe tam bir orta saha mücadelesi þeklinde geçiyor. Arada bazý forvet oyuncularý kontratak uygulamaya kalksa da top ya direkten dönüyor ya da kaleci kurtarýyor. Her 2 tarafta þampiyonlukta iddialý olmakla birlikte beraberliðe yatar bir görünümdeler. Ancak bazen dürbüne el sallayan bazýlarý 'Editör silahýný kuþan savaþa gir, kýzgýn yaðlarý hazýr et, kaþýnanlarý kaþý, surlarýn önüne çukur kaz içine timsah at, yoksa vatan elden gidiyor' diye baðýrýyor. Ben duymamazlýktan gelerek atýmýn yelelerini okþuyorum. Yukarýdaki tablo ayniyle vaki. Bana yöneltilen bazý sorulara cevap vermeye zemin hazýrlamak için ettim bu laflarý. Sanmayýn kavga edeceðim, sadece teknik bazý sorulara açýklýk getirmeye çalýþacaðým. Bildiðiniz gibi KM 19 aydýr yayýnda. Ve bunun ilk 12 ayý yorumsuz geçti. Bir nevi kendin çal kendin oyna hallerindeydik. Yazýlarý okuyorduk ama düþüncelerimizi anlatacaðýmýz bir platformumuz yoktu. Sonunda artan isteklere dayanamayarak bu sistemi oluþturmayý düþünmeye baþladým. O dönemde bir karar vermem gerekiyordu. Diðer portallarýn yaptýðý gibi bir üyelik sistemi oluþturmak mý? Yoksa serbest kürsü zihniyetini korumak mý? Uzun uzun düþündüm ve 48 saniye sonra üyeliði sildim attým defterden. Buna sebep geçen 1 yýlýn bende býraktýðý izlenimdi. Þimdi bunu uzun uzun burada tartýþmaya gerek yok. Ben kahvecilerin buna layýk olduðuna inandým ve bugüne kadar bu inancýmý bir damla bile yitirmedim. Ýstatistikler de bunu belgeliyor. Baþlangýçtan bugüne sitemizde yapýlan yorumlar 6000 dolaylarýnda. Buna karþýlýk çizmeyi aþtýðýný düþündüðüm için sildiðim yorum sayýsý 2 elin parmaklarý kadar yani devede kulak kiri. Bu nedenle, çok büyük saldýrýlarla karþý karþý kalmadýkça, KM þuanki 'Apaçýk Platform' formunu sonuna kadar sürdürecektir. KM yazar ve okuyucularý da bu açýklýktan, düzeyli bir þekilde, istedikleri gibi yararlanacaklardýr. Bu durumu ekran ardýndan sulandýrmaya çalýþanlar, þimdiye kadar olduðu gibi, yaptýklarýyla kalacaklar ve barýnamayacaklardýr. Kiþisel egomuzu tatmin amaçlý kullanmadýðýmýzda yorumlarýmýzdan en az yazýlarýmýz kadar yararlanabileceðimize ben inanýyorum sizler de inanýn. Sizlerden ricam, KM'yi herhangibir siteyle karþýlaþtýrmadan önce þöyle bir durup düþünmeniz ve birlikte yaratýlan sinerjinin nimetlerinden sonuna kadar yararlanmaya çalýþmanýz. Bu vesile ile bana yukarýdaki laflarý söyleyebilme cesareti veren sizlere de yürekten teþekkür ediyorum. Hediye kampanyamýzýn bilgilerini katýlýmcýlara yolladým. Eðer içinizde bu mesajý almamýþ olanlar varsa lütfen bana bir haber uçursunlar. Fincanlarýmýz da daðýtýlmaya baþlandý. Þikayetlerinizi müdüriyetimize, memnuniyetinizi dostlarýnýza bildirmenizi istirham ederim efendim. Haydi kalýn saðlýcakla. Bir sonraki sayýda buluþuncaya kadar bulunduðunuz yerden bir adým öne çýkýn. Sevgiyle... Cem Özbatur Yorum Oku / Yaz Yukarý Café Azur : Suna Keleþoðlu Kýþýn Hatýrlattýklarý... Önce saçlarýmý savurdu rüzgar. Sonra avuç içlerimde yitik þehirlerin siluetleri kaldý. Bir kýyý kentine bakakaldým puslu akþam güneþinde. Þimdi buradayým, uzaklarda... Ya býrakýp geldiðim þehirler, anýlarla beraber hep geride mi kalacaklar? Deniz kýyýsýndayým, deniz kokuyorum. Oysa kupkuru bir küçük bir þehrin çocuðuyum ben. Tüm þehirlerarasý yollardan þehre girerken silik silueti ile karþýnýza çýkan, kurak tepesinde tek tük ýþýklarý yanan, geçmiþini unutan ve hýzla betonlaþan küçük Anadolu þehirlerinden. Þimdi avuç içlerimde özlenen bir þehir, þimdiki haliyle deðil, bende kalan hayaliyle. Kýþ beyazdý, kýþ kardý, kýþ oyundu, kartopuydu, kardan adamdý kara gözlü çocuðun kýrmýzý eldivenleri içindeki küçük avuçlarýnda. Yaðan kar hiç kirlenmezdi, araba geçmeyen dar sokaklarda, çocuk ayak izleri birbirinin kýyýsýndan geçerdi. Çocuktuk ve sadece çocukça hayaller kurardýk. Annelerin yaptýðý börekleri sýcak çayla yudumlarken arkadaþlarýmýzla lokmalarýmýzý da paylaþýrdýk sevinçlerimizle beraber. Açlýk, soðuk uðramazdý ahþap evlerimizin kapýlarýna, ortahalli mahallelerin tahin-pekmez yiyen çocuklarýydýk. Nedense þimdiki gibi deðil aklýmda kalan çocuk manzaralarý. Biz birbirine benzeyen çocuklardýk. Oysa þimdi lüks semtlerin ve kenar mahallelerin ayrýmcýlýðý tüm çocuk bakýþlarýnda. Kýþ bile ayrý ayrý uðruyor tüm semtlere... Televizyon saklambaç oyunlarýmýzýn yerini alamamýþtý, hele bilgisayar hiç yoktu. Kar kýþ demeden kýrmýzý burunlarla el örgüsü þapkalarýmýzý çekiþtire çekiþtire koþardýk mahalle aralarýnda. Hem üþürdük, hem gülerdik tüm kar tatillerinde okula gitmeyeceðiz sevinciyle. Hayat Bilgisi kitaplarýmýzdaki kýþý anlatan resimler gibiydi hayatýmýz. Eve kömür alýnýrdý, annelerimiz kýþlýk giysilerimizi bir bir arýndýrýrdý naftalin kokularýndan, sobalar kurulurdu küçük borularýný kendimizin taþýdýðý. Kýþ desenli duvar gazeteleri ile süslerdik sýnýflarýmýzý. Her yerde kestane kokusu, en çok da büyükannelerin masallarýna katýk ederek yemeyi severdik. Küçülen yün kazaklarýmýzýn yerine yenilerini örerlerdi rengarenk, yeni bir bot ya da çizme almanýn sevincini bilirdik ayaklarýmýz üþümesin diye. Ýçinde çýtýr çýtýr yanan odunlarý olan sobalarýn kokusuna karýþýp, sýcak odalarýmýzda gece yaðan karýn ýþýltýsýný seyrederdik, sonra kendi hayallerimiz gelirdi bir kuyruklu yýldýz eþliðinde. El iþi kaðýtlardan yeni yýl kartlarý hazýrlardýk, çam aðaçlarý, beyaz çatýlý evler çizerdik kayak kayan çocuklarýn yanýna. Yeni yýl yaklaþtýkça içimiz kýpýr kýpýr olurdu, bir yaþ daha büyüyeceðiz diye. Tek kanallý televizyonlarýmýzý seyrederken tombala oynamanýn tadýný ve sýnýrsýzca yenen yýlbaþý yemeklerini iple çekerdik. Büyüklerimizin milli piyango bileti hayallerine ortak olur, kendimiz için bir bisiklet ya da konuþan bir bebek isterdik þans daðýtan toplardan. Daha betonlaþmamýþtý, tüm sokaklarýný tanýdýðým küçük þehrim. Ve iki katlý ahþap evlerin tüten bacalarýný seyrederken bir yerlerde üþüyen çocuklar olmasýn diye dua ederdim. Ve tüm çocuklar gibi gece yaðan kar hiç durmasýn, kardan adamýmýz günlerce bozulmasýn diye hep kýþ olsun isterdim. Eski yýlýn son günleri, akþamý karþýlayan penceremde çocukluðumun küçük þehrinden uçup gelmiþ bir kar tanesi... SunA.K. Grasse [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Arabesk : Kamuran Bulgurcuoðlu Japonlar - Kendi deyiþleriyle de Nippon ya da Nihhon Ýki hafta önce bitirdiðim 'Der Sohn des Maskenschnitzers' ( Ahþap Maske Oymacýsý'nýn Oðlu ) isimli kitap, ünlü Japon ressamý Yamamoto Kiyoki'nin ( 1875 -1967 ) yaþamýný çerçevesinde, kendi köklerinin de üyesi olduðu geleneksel Japon Noh Tiyatro'sunun Kyoto'daki kaç yüzyýllýk sahnesinin tarihe nasýl hýzla gömüldüðünü ve Japonya'nýn ayný dönemine denk gelen geleneksellikten hýzla sýyrýlarak modernleþme sürecine girdiði dönemdeki kültürel deðiþimlerden bahsediyordu. Kitabý okurken kendi tarihimizle karþýlaþtýrmalar yapmak keyifliydi. Ben bugün bu karþýlaþtýrmalar hakkýndaki notlarýmý degil de, Japonlarla ilgili birkaç küçük deneyimimi ve bir Japon'un kendi aðzýndan kendi sosyal özellikleri hakkýnda yazdýðý kýsa bir yazýyý aktarmak istiyorum. Japonlar ile ilk tanýþmam 1985 yýlýnda Ýstanbul'da kýz öðrenci yurdunda Türk Dili ve Edebiyatý öðrencisi 2 kýz ile ayný odayý paylaþýrken oldu. Sabahlarý erkenden kalkar, hava durumu ne olursa olsun 1 saat koþu yapar, günün belli bir bölümünü programlý bir þekilde etüdde geçirirlerdi. Her zaman iki iþi ayný anda yapabilecek bir yol bulur, gönüllü olarak asker disiplini içinde yaþamaktan zevk alýrlardý, biz sarsardýk. Sessiz sedasýz, kendi halinde ve güleryüzlüydüler. Ýkinci kez de 1989'da Ankara'da çalýþtýðým dönemde, Türk-Japon Dostluk Derneði'nin Amerikan Kültür Derneðinde verdiði Japonca dil kursuna devam ederken tanýdým onlarý. Buradaki Japonlar da sistematik, bize göre daha kibar ve incelikli, yine sessiz sedasýz, kendi hallerinde ve güleryüzlüydüler. Fakat onlarla asýl tanýþmam, üçüncü seferde, 1998'de Antalya Üniversitesi'ne baðlý Organ Nakli Hastanesi'nin inþaatý sýrasýnda çalýþtýðým dönemde oldu. Evim kampüse yakýn olduðu için iþe bisikletle gidiyordum. Her sabah Japon þantiye þefinden Türk çaycýsýna kadar, herkes çalýþma salonunda dairesel olarak toplanýr ve 15 dakika boyunca ýsýnma hareketlerinin ardýndan sabah jimnastiði ve en son stretching yapýlýr, ardýndan ayakta dünün, bugünün ve yarýnýn kýsa özetini sunardý her bölüm baþkanlarý; iþimizin baþýna öyle dönerdik. Öðlen paydosunda ise en az 20 dakika mutlaka ayaklar masaya kalkar, gözler kapatýlýrdý: ister uyukla, ister hayallere dal. Bunlar onlarýn deðiþmez iþyeri kurallarýndan ikisiydi. Þantiye binasýna girerken ayakkabýlar çýkarýlýr, saðdaki raflaflara yerleþtirilir, soldaki raflardan ise bir ofis terliði alýnýp ayaða geçirilirdi. Bu, þantiye binasýna toplantýya gelen konuklar için de geçerli bir kuraldý, postallarýný günde bilmem kaç kez giyip çýkaran mühendisler için de. Masa arkadaþým Miyuki Türkçe'yi Ýstanbul'da 3 ayda öðrenmiþti. Japonca'yla ayný dil familyasýndan olduðu halde, Türkçe'yi öðrenmekte çok zorlandýðýný anlatmýþtý. Gerçi Japonca'da Hitagana, Katagana ve Kanji alfabelerinin her birinde yaklaþýk 250 iþaret bulunuyor ama, Japonca aslýnda Türkçe'nin birkac kez sadeleþtirilmiþ hali gibidir. Onlar bazý sesleri söyleyemedikleri için, konuþmalarý kulaða 3 yaþýnda bir bebeðinki gibi gelir. Bizim þefimiz Bay Hirosue bunu farketmiþ olmalýydý ki, dilimizi öðrenmeye hiç kalkýþmadý bile; yoksa o caaaným karizmasý sýfýrlanýrdý herhalde. Þimdi de bir Japon'u kendi kaleminden okuyalým, buyrun : Bir Japon'un sizi evine davet etmesi çok büyük bir olaydýr, genellikle sizdeki gibi misafircilik yoktur, görüþmek isteyen aileler dýþarýda bir restoranda görüþür. Nadiren bir Japon'un evine davet edildiyseniz, bu sizin için büyük bir onurdur. Ama sakýn ayakkabýlarýnýzla içeri girmeye kalkmayýn, Japonya'da eve kimse pabuçla girmez, zaten kapýdan girince önünüzde çin seddi gibi bir terlik ordusu ile karþýlaþýrsýnýz. Ev sahibi size çay ikram ettiyse, bu artýk gitme vaktinizin geldiðini gösterir, çayý içip hemen kalkmanýz lazýmdýr. Genellikle genç kýzlar evlenir evlenmez iþi býrakýr ve evinin hanýmý olur. Yalnýzca evin erkeðinin kazancý ailenin geçimi için yeterlidir. Hanýmlar, çocuklarý ve ev iþleri ile ilgilenir, ailenin bütün parasý hanýmdadýr, tüm harcamalarý hanýmlar yapar, restoranlarda bile hanýmlar ücreti öder. Hanýmlar arta kalan zamanlarýnda spor yapar, arkadaþlarý ile dýþarýda buluþur, maðaza gezer. Farkediliyor ki kadýn her yerde ayný kadýn :-) Gündüz saatlerinde cafelerde, restoranlarda 65-70 yaþýn altýnda erkek görmek imkansýzdýr, çünkü erkekler gündüz saatlerinde iþtedir. Bu sefer Ýstanbul'a geldiðimde bir gün arkadaþlarýmla dýþarýda buluþtum. Oturduðumuz sürece ben þaþkýn þaþkýn 'aaa erkekler var' diye üst üste farkýnda olmadan söylenmiþim; arkadaþlarým sonunda 'ne var ki bunda rahatsýz mý oldun' dediler. Aslýnda rahatsýz olmamýþtým, ama gündüz saatinde erkeklerin iþ harici bir yerde olmalarý bana çok acayip gelmiþti. Japonya'da kimse kimseye karýþmaz, isterseniz en olmadýk bir kýyafeti giyin ve ortada dolaþýn. Yalnýzca çakýirmadan bir kere bakarlar ve kafalarýni çevirirler. Gözünü dikip bakmak çok ayýptýr, bu nedenle trenlerde uyumasalar bile herkes gözünü kapatýr, uyuyor gibi davranýr. En kalabalýk trende bile kimse sizi rahatsýz etmez, hýrsýzlýk olayý yoktur. Bir haným gece çok saatte bile yalnýz baþýna dolaþabilir, içki içmeye veya yemek yemeðe bir yere gidebilir, kimse rahatsýz etmez. Bisikletinize býraktýðýnýz bir çanta, akþama kadar kimse ellemeden ayný yerinde durur. Japonlar rüzgar sörfü yapanlar hariç denize girmeyi fazla sevmez, ama kaplýcalar onlar için en büyük zevk kaynaðýdýr. Volkanik daðlar çok olduðu için, hemen hemen her yerde kaplýcalar vardýr. Japonlar yalnýz duþ almaz; her gece evde, sizdekilerden daha derin olan özel küvetler su ile doldurulur ve bütün aile tek tek bu suya girip keyif yaparlar. Kýþýn bizdeki gibi evlerde bütün odalar ýsýtýlmaz, evler küçük olduðu ve fazla pahalý olmadýðý halde bunu israf sayarlar, yalnýz oturduklarý odayý ýsýtýrlar. ( Bizim çocukluðumuzda da öyle deðil miydi ? ) Ýþ yeri evin erkeði ve aile için herþeydir. Hanýmlar eþlerinin en verimli þekilde çalýþabilmesi için ellerinden geleni yapar. Erkeðin iþten geç gelmesi hiçbir zaman problem edilmez ( Ortalama 12 saat çalýþýyorlar ). Karý koca arasýndaki en büyük kavga belki kapýyý biraz kuvvetli kapatmak þeklinde olur. Sözle kavga yoktur. Toplum hayatýnda sözden ziyade, bakýþlarla kýzgýnlýk anlatýlýr. Evde de iþ yerinde de bu böyledir. Fazla konuþulmaz, ama hareket ve bakýþlar herþeyi ifade eder. Ýþ yerinde bir toplantýda konuþanlar genellikle gençlerdir, yüksek rütbeliler yalnýzca dinler ve sonunda karar verir. Torpil diye birþey yoktur, yaþý ve tecrübesi üstün olan ileridedir hep. Tokalaþma, sarýlma, öpüþme yoktur. Yere 90 derece eðilerek selam verilir. El temasý yoktur. Bir çocuðun bile baþýný severseniz size çok kýzar, bu onu aþaðýlamak demektir ( yaa, benim kýzým da kýzýyor yaa ). Kadýnlar maddi olarak çok kuvvetli olduklarý halde eþlerine karþý çok saygýlýdýr. Kadýnýn ve erkeðin arkadaþlarý farklý olabilir, bizdeki gibi karý koca beraber toplantýlara gidecek diye bir olay yoktur, çünkü birinin sevip diðerinin sevmediði bir insanla, ikisinin de görüþmesine neden yoktur. Eþler arasýnda hürriyet oldukça fazladýr. Evin kadýný gece arkadaþlarý ile buluþmaya eþi olmadan gidip, istediði saatte dönebilir. Saygý herþeydir, evde, iþte, toplumda herkes birbirine saygýlýdýr, ülkesine saygýlýdýr. Elbiselerinden kopan bir ip parçasýný bile yere atmazlar, baþkalarýnýn haklarý kendi haklarýndan önce gelir. Grup psikolojisi ile yaþarlar, bu yüzden hiç yalnýz deðillerdir. ( Son cümledeki bir 'gümmm' etkisini siz de hissediyor musunuz ? ) Onlar bizi nasýl görüyorlar ? En sýk söylenenler : Canayakýn, verici, keyifçi, zeki, tembel... Buyrun... Kamuran Bulgurcuoðlu Cidde - Suudi Arabistan Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Kahvecigillerden : Hüseyin Alparslan ÇALA ÇORBA ÇOCUKLUK Çocukluðunu çoktan devirip orta yaþýn güz bahçelerinden geçenlerden duyarýz çoðu zaman. Çocukluðum, ah nerede o eski günler eski bayramlar ! Kimimiz saltanatlý sofralarda büyüdük. Kimimiz daðlarda kýrda bayýrda geçirdi, çocukluðunu. Bu gün çocukluðunu her nerede nasýl yaþýyorlarsa yaþasýn o güzel aydýnlýklarýmýza kucak dolusu sevgiler sunuyorum. Ne söylesek nafile "Deðerini bilin bu günlerinizin" diyeceðim ama siz çocuklar için anlam ifade etmeyecek. Çoðunuz okumayacak belki de bu yazýyý... Ama çocuk kalanlar ve o günleri yad etmek isteyenler düþünün hele bir çocukluðunuzu... Nasýl geçti ? Bendenizin çocukluðu ise öyle görkemli ýþýklarýn altýnda geçmedi sanýyorum. Ne, çatalýn sol elle tutulmasý gerektiðini biliyorduk , ne de yemekten sonra diþlerimizi fýrçalamamýz gerektiðini ! Lapa lapa kar yaðdýðýnda, annemiz uyarýrdý bizi "üþüteceksin evladým !" Ama duymazlýktan gelirdik. Kar diz boyumuzu aþar , gökyüzünü gri bir kasvet kaplardý. Eve dönüþte okkalý bir sopa yiyeceðimizi bile bile yine de umursamazdýk. Kardan adamlarý sýra sýra dizerdik caddelere. Ayak parmaklarýmýz ,ellerimiz donardý. Nefesimizin tren dumaný gibi çýkýþýný dahi oyun yapardýk. Tabaðýmýzda ölçeklenmiþ kaloriler yoktu o zamanlar. Ayrý kaplarda yemek yemeyi de lise yýllarýnda öðrenmiþtim. Bu nedenledir ki her yemeðe oturuþumuzda yemeðin yaðý ve eti bol olan kýsýmlarýndan yemek için yarýþýrdýk birbirimizle. Bazen babamýn tehdit dolu bakýþlarý bile korkutmazdý bizi. O en güzel parçayý kapma yarýþýydý bu !. Yüz metre on saniyenin altýnda koþuluyormuþ , inanmayýn! Biz bu rekorlarý evveliyatýndan kýrdýk . Terlikler kaba etimize peþ peþe yollanýrken ! Hayal dünyamýzý sýnýrlayan yoktu. Geleceðin kaygýsýnda deðildik. Büyünce ne olacaksýn diye sorduklarýnda "Doktooooor !" derdik hep bir aðýzdan. Çok sýk hastalandýðýmýzdan mýdýr bilemem ilk tanýdýðým ve en itibarlý mesleðin o olduðuna inanýrdýk. Babamýn , karþýsýnda iki büklüm olup "Efendim boðazlarý þiþmiþ bizim sýpanýn" dediðinde, numarasý þiþe dibi ölçeðindeki gözlükleri ile bize ufalar gibi bakan doktorlarý, bir gün ayný silahlarý ile alt edebilmek için söylerdik belki de. Elbette ulvi bir meslek. Bugün çocuðumuz öksürse kapýlarýnda çadýr kurduðumuz o sevgili doktorlara saygýlar sunuyorum. Ama sanýyorum ki o devirlerde eski çað mýdýr yaþadýðým bilinmez, mesleðini soðukkanlýlýkla yapmalarýný anlayamazdýk. Babamýn hiç para harcamadýðý oyuncaklardý , çamurlarýmýz. Bahar yüzünü gösterince Karadeniz'in daðlarýna , toprak ana yumuþardý hemen. Kimimiz araba yapardý, kimimiz insancýklar. Otomobil fabrikasý sahibi gibiydik. Kim tutardý ki bizi! Peþ peþe üretilirdi , benzinsiz çalýþan otomobilcikler! Çamur , çamur ... Islatýldýðýnda ellerimizi kirletirdi . Ya kuruduðunda! Týrnak aralarýmýzda kalýrdý. Usulca düþerdi ellerimizden. Kýzýmla jetonlu oyuncaklara gideriz kimi zaman. Sayýyorum , üç bilemediniz beþ dakika. Tüm ýþýklarý sönüyor cihazýn. Mekanik bir ses "bitti" diyor , "Hayal dünyan bu kadar evlat" üç bilemedin beþ dakika! Sýnýrsýzdý oysa bendenizinki. Jeton atmýyorduk kutuya. Baharý bekliyorduk sadece , yaðmurlarý ! Babamýz da o kadar acýmasýz deðildi tabii ! Sevgisini belli edemezdi belki , belki göstermesini bilemiyordu. Ýlkokulu gençlik çaðlarýnda okumuþ , masmavi çakmak gözleriyle nasýl bakacaðýný bilemezdi . Kim bilir ? Mahallemize sirk gelmiþti. Recai en kahramanlarýný adý !. Korkusuz ,deli fiþek bir delikanlý. Zincirleri kýrýyor. Telde yürüyor. Ellerimiz kabarýncaya kadar alkýþlýyorduk. "Recaiiiiiii" "Recaiiiii" . Akþam olmak üzereydi. Babamla karþýlaþacaðýmý biliyordum. Karþýlaþtýk ta! "Ne yapýyorsun?" dedi kýzgýn bir sesle. "Recai baba ,Recaiiii" diye heyecanla kahramaný gösteriyordum. Gülümsedi. Sanki altýn diþlerinin ýþýðý kamaþtýrmýþtý gözlerimi. Saçýmý okþadý. Elini cebine attý. Yirmi beþ kuruþ çýkardý. Hiç beklemeden elinden kaptým. "Dondurma alacam baba , dondurma alacam ha !" dedim. Güldü. Masmavi gözlerini gözlerimin içine dikerek güldü. Okul dönüþü bir akþam babam iki pantolonla çýkagelmiþti. Biri yeþil ,diðeri çizgili. "Ben bu yeþili asla giymem" diye baðýrdým. Ses çýkmadý. Elimden tuttu. Çarþýya götürdü. Yeþil pantolonu deðiþtirdi. Diðer bir çizgili pantolon ile! Yeþil pantolonu seviþtim aslýna bakarsanýz. Neden böyle yaptým, koca yaþýmda henüz çözemedim. Geçenlerde bol ýþýklý bir maðazaya girdik. Haydi kýzým beðen bakalým dedik."Babaaaa, bunun Barbi'si yoook". "Annnneee , eteði fýrfýrlý olcaaak , annneeeee!" Yoksa bizim kýz da yeþil pantolon mu seviyor! Çala çorba kaþýk geçen bir çocukluk iþte. Deðerini biz belirliyoruz. Iradýkça , devranýmýzýn sonuna yaklaþtýkça biz belirliyoruz. En iyi dikimli elbisede bile alamadýðým o tadý , en iyi piþmiþ yemeklerde bulamadýðým o lezzeti çala çorba yarýþarak tek kapta yediðimiz o günleri ,uzaklaþtýkça çocukluðumdan daha çok özlüyorum. Hüseyin Alparslan Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Yazý-Yorum : Leyla Ayyýldýz UÐULTULU BÝR HÝKAYE Arkasýndan görebiliyordum. Karanlýðýn uzaðýndan açýk renk paltosu ve kafasý seçilebiliyordu. Yere diz çökmüþ, sarsýlarak aðlýyordu. Arada öksürüyordu. Nefesinden yükselen buharlar sisli havaya karýþýyordu... Bir süre izledim. Karýmýn hafif ellerini hissettim. Ceketimi sýrtýma yerleþtirirken ‘Hadi, gir artýk içeriye, üþüdün’ diyordu. ‘Sen gir, ben bir süre daha kalacaðým’... -Býrak artýk onu. Girelim içeriye. -Lütfen! Kalacaðým diyorum... ‘Üþüyeceksin’ diyerek girdi içeriye... Üþüyeceðim... Üþüyorum... Çok üþüyorum... Ayak parmak uçlarým hissizleþti. Yaklaþmaya cesaretim yok, sormaya... Ne kadar da bitap þu an. Ne kadar yorgun görünüyor. Ne kadar tükenmiþ... Yýllardýr tanýdýðým adam, bu adam deðil. Þu an yere diz çöken adam yabancý, paltonun içindeki adam kayýp, paltonun içindeki adam aðlýyor. Aðlýyor... Aðlayan adam... Aðlayan adam... Aðlayan adam... Soðuk tüm bedenime iþledi. Bedenim de, yüreðim de titriyor. Ne kadar acýmasýz hava. Ya o, nasýl üþümüþtür... Rüzgar yüzümü býçak gibi yalýyor. Uðultulu bir hikaye anlatýyor. Uðultulu bir hikaye... Uzaktan gelen, onun hýçkýrýklarýndan kelimeler çalmýþ, uðultulu bir hikaye... Anlattýðý hikaye havadan daha aðýr, anlattýðý hikaye havadan daha soðuk... Ýçim daha titriyor... Sus, artýk sussss... Anlayamýyorum. Sussss... Anlattýklarýn anlayamayacaðým kadar acý... Çok acý... Bir süre daha kaldým orada. Aðýr adýmlarla eve doðru yöneldim. Eve girdim. Ýçerisi sýcaktý. Ýçerisi sýcak... Iþýklarý açmamýþtý karým... Perdeyi aralamýþ, camdan dýþarý bakýyordu. Onun olduðu yere... Yanýna yaklaþtým. Pencerenin buðusunu silerek kendime de izlemek için yer açtým... Hala oradaydý, hala aðlýyordu... Susss, lütfen susss... Ne olur susssss... Karým ellerini dudaklarýma dokundurdu. Elleri sýcaktý, evim sýcak... Karýmýn elleri... Sýcak... Dýþarýsý soðuk, çok soðuk... Hala aðlýyor... ‘Daha ne kadar kalýr?’ dedi karým fýsýltýlý bir sesle... -Bilmiyorum... -Yat artýk, uyumalýsýn. Uyumalýyým... Kalýn pijamalarýmý giydim. Yorganý sýkýca örttüm. Karým elinde yün battaniyelerle geldi. Yorganýn üzerini örttü. Yanýma yattý. Sýkýca sarýldý... -Hala orada mý? Diye sordum. -Evet orada, uyu artýk... Uyumalýyým.... Çok yorgunum... Rüyamda onu gördüm. Ortak bir arkadaþýmýz telefonla arýyordu. Onun öldüðünü söylüyordu. Hýçkýrýklarla, ter içinde uyandým. Karým da benimle birlikte sýçradý yataktan. Pencerenin önüne yaklaþtým, karanlýða baktým, uzaklara... Onun olduðu yere... Yoktu... Leyla Ayyýldýz [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Arthur'un Atelyesi : Ahmet Öztürk Ufukta bir yerde.. Ufukta bir yerde duruyor gibiydi gözleri. Saklanmýþ, bal rengi saçlarýnýn dalga dalgalýðýyla yaramazlýðýný saklayan bir çocuktu sanki. Ömrümün en sýrat köprüsü günlerinde, insanlar içerisinde tüm heybetim ve salýnan yakýþýklýlýðýmla endam eylediðim günlerde rastladým. Bir þey daha...: ben deliyim! Bunu herkesten saklýyorum çoðu zaman. Çnkü gördükleri dakikada sýfatýmdan suratlarýna çarpan yansýmalarýmla kurduklarý, tasarladýklarý sarýþýn adam bu olamaz diyecekler. Dostlarým deliliðime sýrdaþtýrlar. Fakat onlar da hep çirkin, komik ve delinin hasýdýrlar. Ýþte bu ceryanlý beyinler ve ben -yani deli- saçma sapan savrulurken rastladým o gözlere. Deðiþimleri severim; dünyanýn en çapkýnýyken en aþýk adamý oluveririm. Günler günleri kovalarken o gözlerin sahibini aðýr aksak kovaladým diyebilirim. O farklýydý. Ya bir deliyse o da, ihtimali heyecanýmý daha da artýrdý. Artan heyecan hareketlerimi tetikledi, sonra cesaretimi sývazladý, en sonunda da pervasýz cümlelerimi harmanladý. Ne olduðumu anladý. Karþýsýndaki adam deliydi. Korktum... bundan ürkecek ve gözlerini gene ufukta bir yere mýhlýyor gibi dikecek, benden vazgeçecek diye korktum. Güldü. Alay edecek diyordum. Gözlerini direk üzerime dikti, soluðumu tutmuþtum. Nefesimi bir býraksam camlar buðulanacaktý. Belki de rutubetten duvarlar çürüyüp üstümüze çökecekti. "Sen delisin!" dedi. Güldü... yorumlayamadým, sustum öylece. Gözleri hiç üzerimden hiç ayrýlmadý, sözleri baþladý sonra. Bu bir mucize olmalý diyordum çünkü bir deliye vurulduðumu anlamaya baþlamýþtým. Onu sevmek ne getirir bilmiyordum ama onu sevmeliydim. Her geçen gün beni ona kattý. Hediye etti beni kendine. Sevmeliydi beni ve seviyordu. Garip patlamalar oluyordu beynimizde, deliriyorduk. Delirdikçe seviyorduk. Saçlarýnýn dalgalarý yok mu, beni hayal denizinde batýrýp duruyordu. Tutku, kýnýnda saklý kýlýç gibiydi. Keskin olduðunu biliyorduk. Bir þey daha...: ben deliyim! Bir deliyi seviyorum Ahmet Öztürk Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Rüzgar : Özlem Mavioðlu Menekþe Kokusu Çocukluðumdan beri hep yazma eðiliminde olmama raðmen bunca zamandýr bir türlü harekete geçemedim. Hatýrlýyorum; bu günkü gibi hissettiðim son zaman dilimi, üniversiteyi bitirdiðim yaz tatiliydi. Ve o anda elime geçirdiðim az yapraklý çizgili bir okul defterini kendime mekan edinmiþtim. Sanýrým yazdýklarým, duygu ve düþüncelerimi ölümsüzleþtirmek istememe raðmen, herkesle paylaþmakla paylaþmamak arasýnda kalmakla ilgili bir iki sayfalýk bir metindi. Herhalde o defter hala babamýn kütüphanesinin bana ait bölümünde duruyordur. Lise yýllarýnda bir dönem yediklerimizin aðzýmýzdan midemize yolculuðunu hikayeleþtirmek istemiþtim. Uzunca bir süre bu konuyu kafamda kurgulamýþ, biyolojik bilgilere de ihtiyacým olduðundan ansiklopedileri karýþtýrmýþtým. Ama, ama araþtýrmacý kiþiliðim hala da (üzülerek itiraf ediyorum ama doðru) geliþmemiþ olduðundan bu proje hiç baþlamadan bitmiþti. Ýþte yine yýllar sonra kendimle baþbaþa kaldýðým bu günlerde yazarlýk yönüm depreþti. Çocukluðumdan bu yana geçmiþimi, bugünümü (o kadar ilerleyebilirsem belki geleceðimi de) eþelemek istiyorum. Ama beni üzen anlarý deðil de, gözlerimi bir noktaya odaklayýp dalýp gittiðim ve beni hafifçe gülümseten zamanlarý yazmak istiyorum. Benim çocukluðum küçük bir ilçede geçti. Nerdeyse herkesin birbirini tanýdýðý küçük ve yeþil bir yerde. Þimdi büyük bir þehirde yaþýyorum ve küçük bir yerde yaþamanýn ne denli zevkli bir þey olduðunun yeni yeni farkýna varýyorum. Tabi o zamanlar bunun farkýnda olmayýp, büyük þehirde yaþama özlemiyle yanýp tutuþuyordum. Bir de þimdi arkadaþlarla doða sohbetleri esnasýnda o küçük ve yeþil yerde büyümüþ olmanýn avantajýyla ne kadar çok bitkiyi tanýdýðýmýn farkýna varýyorum. Þehirli arkadaþlarým için bu konuda üzülmemek elde deðil. Bahar geldiðinde, upuzun saplý, minnacýk küçük pembe çiçeklerin oluþturduðu küçük sünger top görünümlü "topçuk"larý yarý belinden koparmanýn zevki herhalde hiç bir þeye deðiþilmez. Bir de onlar çalýlýk alanlarda yetiþirler. Sünger top demiþken herhalde þimdiki çocuklar pek bilmezler, benim çocukluðumun en güzel oyunlarýndan biri olan sek sek oyununda kullanýrdýk o toplarý. Sarý, kýrmýzý, mavi, yeþil rengarenk olan o sünger toplar yere vurulunca zýp zýp zýplardý. Bu toplarý oynamadaki marifet ise elinizle tutmadan, el ayasýna çarptýrarak defalarca zýplatabilmekti. Þimdi ben o toplarý, ilkokul yýllarýmda türkçe derslerinde okunan kitaplarda anlatýlan ve benim bir türlü mekanizmasýný gözümde canlandýramadýðým topaç gibi anlattým ama, belki hala vardýr o toplar. Yakýn çevremde çocuk olmadýðýndan bu durum hakkýnda pek fikir sahibi deðilim. Çiçekleri anlatýyordum deðil mi...Bir de kefil laleleri vardý. Bizim evin oldukça ilerisinde bir zeytinlikte baharda yeþeren sarý kýrmýzý ebruli desenli laleler. Onlar topraðýn üzerinde kýsa boylu dururlardý ama þöyle sýkýca kavrayýp nazik bir þekilde çektiniz mi, topraðýn altýndan beyaz renkli uzun bir sap çýkardý. Annem pek sevmezdi onlarý. Neden mi? Eve getirip suya koyduðunuz vakit içinden küçük böcekler çýkmaya baþlardý da ondan. Annnem de kaptýðý gibi balkonda alýrdý soluðu. Olsun, böcekli möcekli yine de en sevdiðim kýr çiçeklerindendi onlar. Þimdi sýrada, belki de bunlarý yazmamdaki en büyük etken olan menekþeler var. Ninemin (annemin anneannesi) bizim evin biraz ilerisinde geniþ bahçeli bir evi vardý. Yanyana dizilen üç odalý eve, yarým ay þeklindeki dört basamaktan oluþan merdivenle çýkýldýktan sonra odalar boyunca uzanan bir balkonla ulaþýlýrdý. Bu yarým ay þeklindeki basamaklarýn biribirleriyle olan birleþme yerlerinde bahar aylarýnda mis kokulu mor menekþeler açardý. Ýnsanoðlunun onca sahiplenme isteðine karþýn o mor menekþeler her yýl inatla açmaya devam ederlerdi. Burada bahsedilen insanoðullarý tabii ki ben ve kardeþim oluyoruz. O menekþelerin kokusunu þöyle bir ciðerlerimize çekip uzun saplýlarýný toplamaya koyulurduk. Hangimiz fazla toplamýþsak o daha çok sevinir, diðerine de bir daha ki sefere ondan daha fazla menekþe toplama arzusunun yakýcýlýðý kalýrdý. Ninemin bahçesi tabi ki bu kadarla kalmýyordu. Yarým ay þeklindeki merdivenin iki metre önünde bir metre yüksekliðinde "çiçek duvarý" vardý. Bahçeli evlerdeki bu çiçek duvarlarýnýn üzerini toprak saksýlarýn içindeki sardunyalar, ortancalar, karanfiller, gelin mumu çiçekleri süslerdi. Ninemin çiçek duvarýnýn hemen ardýnda da sümbüller açardý. Arka taraf sanki gizli bir bahçeydi. O zamanlar bu sümbüllü ve menekþeli bahçe bana ýssýz bir adada bulunan mücevher sandýðý gibi gelirdi. Gerçi hala öyle hatýrlýyorum ama. Ninem artýk kendi baþýna yaþayamaz duruma gelip o evden ayrýldýktan sonra, bahçesinde bir de pembe yaban gülleri açmaya baþlamýþtý. Ev bakýmsýzlaþtýkça sarmaþýklar da belirmiþti. O evin bir de arka bahçesi vardý. Zeytin, viþne aðaçlarý aðýrlýkta olan, ortasýnda armut aðacý, bir yanýnda da yaþlý bir çitlembik aðacý bulunan arka bahçe. Bir de papatyalar açardý. Onlarý da toplayýp baþýmýza taç yapardýk. Aslýnda tüm bunlarý anlatmama bir þarký vesile oldu. Bir kaç gün önce "kendine iyi bak" adlý bir þarkýyý dinlerken þu sözler alabildiðince etkiledi beni; "yan yana geçen geceler unutulup gider mi acýlar birden biter mi bir bebek özleminde seni aramak var ya bu hep böyle böyle gider mi bir menekþe kokusunda seni aramak var ya bu hep böyle böyle gider mi kendine iyi bak beni düþünme su akar yataðýný bulur" Ýþte bu sözler aldý beni, yukarýda anlattýðým günlere götürdü. Özellikle de menekþe kokulu kýsým... Tüm bu anlatýlanlarda dikkat çecici bir nokta var. Çiçeklerden bahsederken hep sahiplenme duygum ön plandaydý o yýllarda. Ortada deðeri ölçülemeyecek bir güzellik var ve ben sahiplenme telaþýna düþüyorum. Aradan geçen yýllar ise, bu güzellikleri býrakýn koparmayý, bakmaya bile kýyamamayý öðretti bana. Özlem Mavioðlu Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Milenyumun Mandalý : Sait Haþmetoðlu Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haþmetoðlu'nun e-romaný görsel öðelerle süslendiðinden, aþaðýdaki adresten tek týklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üþenmeyin... Týklayýn... Ayrýca bugünden itibaren duygu ve görüþlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz. http://www.kahvemolasi.com/xfiles/mandal_1.asp Devamý yok. BÝTTÝ [email protected] Yorum Oku / Yaz Yukarý Dost Meclisi Þu güzelliðe bakýn yaa!.. <#><#><#><#><#><#><#> Kahve Molasý, siz sevgili kahvecilerden gelen yazýlarla hayat bulmaktadýr. Her kahveci ayný zamanda bir yazar adayýdýr. Yolladýðýnýz her özgün yazý deðerlendirilecektir. Kahve Molasý bugün 3.936 kahveciye doðru yola çýkmýþtýr. Yukarý Tadýmlýk Þiirler ZAMAN Beklemek somutlaþmasýymýþ zamanýn.. Gözlerim yelkovana takýlý, Nice gecelerin sabahýný ettim ben.. Kaç saat saksýda büyüyen çiçeklerinle Konuþabilirsin ki sen? Beklemek acýtmasýymýþ zamanýn.. Gecenin bir vakti gülümseme hasretiyle tutuþup, Kendimi çok sokaklara attým ben.. Zamaný kaç saat boyunca, Sayabilirsin ki sen? Beklemek yanlýzlýðýn dönüm noktasýymýþ.. Saydýðým onca saati baþkalarýnýn yaþadýðýný öðrenip, Yaþamaya tekrar! karar verdiðimde anladým ben.. Hiç zamanýn durduðu hissine Kapýldýn mý sen? Ve, Yaþamaya karar verdiðimden beri, Zamaný saymýyorum artýk.. Beklemek keyifmiþ, Coþkuymuþ, Ürpertiymiþ aslýnda.. Eðer kendini sevmekten vazgeçmezsen.. A.Seda Demirel Yukarý Biraz Gülümseyin Siz siz olun soðukta hacet gidermeyin!.. Yukarý Ýþe Yarar Kýsayollar - Þef garson: Akýn Ceylan http://games.zeeks.com/game.php?g=1672&s=0&category=0&level=0 "Hugo balýk avýnda". Yeni oyunumuz bu. Garip dostumuz Hugo'ya sadece yön tuþlarýný kullanarak balýk tutmasýnda yardýmcý olacaksýnýz. Acele edin koþun bakalým, sona kalan çürük elma. http://www.ulead.com.tw/ulead/ecard/2003christmas/runme.cfm Malum yýlbaþý yaklaþýyor. Eþ, dost e-card bekler(!) Bekleyenler de olabilir ama; siz yine de gönderebilecekleriniz için listeden bir kaç tane e-card seçin derim. Ne olur ne olmaz. Bunu da bulamayanlar var, nankörlük etmeyin. http://odturobotgunleri.org.tr/index.php ...Çocukken kendi oyuncaðýmýzý kendimiz yapmaya alýþýktýk. Telden araba, uçurtma, sapan, külah, topaç vs. Tornetin de bu oyuncaklar arasýnda ozel bir yeri vardýr. Torneti bilmeyenler onu farklý isimlerle tanýyabilirler: bilyalý araba, bilyalý teker, vs. Tornetin asýl eðlencesi yokuþ aþaðý yüksek hýzla gitmektir. Tornet kabaca iki kýsýmdan oluþur: Tekerler genellikle üç tane olup sanayide rulman adýyla anýlan çelik tekerlerdir.Bir de tahta kýsmý vardýr, o da üstüne oturulan gövdeyi oluþturur... http://www.modelci.net/index.php Modelcimisiniz? Ya da modelcilikle uðraþmayý düþünenlerdenmisiniz? ...Modelcilik uðraþýsýný tanýtmak, yaygýnlaþtýrmak ve geliþtirmek amacýyla, modelciler tarafýndan hazýrlanan bu site, tüm modelcilere açýktýr ve herhangi bir þekilde gelir saðlama amacý taþýmamaktadýr... [email protected] Yukarý Damak tadýnýza uygun kahveler TinyUpLoader v1.2 [133k] W9x/2k/XP FREE http://www.volny.cz/svopex/tinyuploader/tinyuploader.html Minnacýk bir FTP programý. Amatörler kadar profesyonellerin de hoþuna gidecek bu küçük program, sadece yapmasý gerekeni yapýyor. Çok kullanýþlý. Yukarý http://kahvemolasi.com/sayilar/20031225.asp ISSN: 1303-8923 25 Aralýk 2003 - ©2002/03-kahvemolasi.com istanbullife.com Kahve Molasý MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiþtir. Uygulama : Cem Özbatur - Her hakký saklýdýr. Yayýn Ýlkeleri
Benzer belgeler
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 410
10 Aralik 2003 - KAHVE MOLASI
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 411
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 411