Gebze İşçi Bülteni
Transkript
Gebze İşçi Bülteni
Gebze İşçi Bülteni İşçi sın ıfını n kurtu luş u kendi eseri o lacaktı Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği r! İşçi Bült eni ÖS: 886 Eylül 201 2 İşçi arkadaş, Biz ne zaman birlik olmaktan vazgeçtik, o gün patronlar düzenini daha uzun süre koruyacağına dair umutlandı. Biz ne zaman gücümüzün üretebilmekten geldiğini unuttuk, o gün patronlar bizi köle yapabileceklerine, “aynı geminin yolcusuyuz” yalanına inandırabileceklerine, onlarsız kendimizi bir hiç gibi hissettirerek hükmedeceklerine inandılar. Biz ne zaman biz olabileceğimize olan güvenimizi yitirdik, patronlar bizi birbirimize güvensiz hale getirerek, Kürt-Türk-Ermeni-Arap diye, Alevi-Suni diye bölerek parçalayabileceklerini fark ettiler. İşçi arkadaş, Biz ne zaman bütün dünyanın işçi ve emekçilerinin kardeş olduğunu unuttuk, egemenler düşmanlık ve kin tohumlarının içimizde hızlıca büyüyebileceğini gördüler. Biz ne zaman yanıbaşımızda emperyalistler savaşlarla halkları kadın-erkek, yaşlı-çocuk demeden kurşun, bomba, kimyasal silahların gölgesinde bir yaşama mahkum ettiğinde sustuk, Ortadoğu’da çok rahatından projelerini genişletebileceklerinin rahatlığıyla pervasızca hükümdarlıklarını devam ettirdiler. Biz ne zaman Kürt halkının anadilini konuşma isteğine sırt çevirdik, asimilasyon ve baskı altındayken gözlerimizi kapadık, sermaye devleti bundan güç alarak daha da saldırganlaştı. İşçi arkadaş, Elimizden haklarımız bir bir giderken susmayacağımızı, emperyalist savaşlar kan ve gözyaşı, açlık ve ölüm kokarken boyun eğmeyeceğimizi, aynı topraklarda yaşadığımız kardeş halkların düşman belletilmesine kanmayacağımızı göstermenin zamanı. Patronların hak gasplarına, sömürüsüne karşı birlik, egemenlerin savaş çığırtkanlığına, baskı ve asimilasyonlarına karşı kardeşlik zamanı. İşçilerin birliği ve halkların kardeşliği için örgütlü gücümüzü büyütelim! 2 Ge bze İş ç i Bü l te n i Kapımızı çalan hak gaspları... c c yıla şıyorlar. 1 lı a ç a y a m en denk düş na el koy tı te a e r in c m ü z k 1 aylı en 15 Kıdem ta rla birlikte et üzerind r la c k ü a h k l a lü y n ona tüm sos sadece gü lanıyor. F ın n n la tı p a i s in e m ocaman de verilm kıdem taz acakları k den şekil y e la l ğ ü a b s a ı k almasın güne te ıdem da artık k k herkesin n e u r c e u il n d o e r s onların dev u fon patr uygulama b i n e e v Y k . a n c ünla bir yala aların ön ir hayal o tm b a k n a te lm iş a zamanda tazminatı atının da ak. Aynı c a ıl ç a m tazmin a e ıd lacak. k n talanın la bulmuş o lin o e n g o n s e n e e n i tamam deki yega güvences iş e il ı s a kalkm Sermaye, hükümeti ve işbirlikçi sendikalar elbirliği yaparak işçi sınıfının toplu sözleşme hakkını fiilen engellenmiş oldular. Grev ve sendikalar yasasındaki gerekli değişiklikler yapılmayarak hiçbir sendikaya toplu sözleşme hakkı verilmedi. c c alık rulacak kir tu ş lu o a d cak. Bu si adı altın an kaldırıla am Strateji d d a h rt ti o İs n l e a s m Ulu ak için şma tama i işe başlam ile kadrola ç rı iş la ir b ro ü e b il i i s . Kiralık işç bırakılacak yata geçme a a h d n ın ru n a o z m eya ak uygula ları sorun v ık a kayıt olm d n a u ş s a ro y ü n b ri i tap olcak işçile kiralık işç artık muha lemanı ola e n u n n u o n tr u a s p ro n işçi bü ları yeri rumu da çi olma du nde çalıştık iş ri li le p re ü le s ta n k u z sizi bir ha bir yerde u çi bürosu, a iş tt k a lı H a . ir k K a c . maya bilme kalkacak ere göndere da ortadan y n a ve ra k o ş a k b ü y ir ü b ün b rçalanacak g a r p e e iğ d d e e m n n eri al örgütle gün bir işy cak. Sendik la o lacağız. ip h a s m kalmış o ru hakkına h a m a d klardan sendikal ha THY’de bir gecede ortadan kaldırılan grev hakkını tüm işçiler açısından uygulanamaz hale getirmek istiyorlar. İşçi sınıfının elindeki en önemli silah olan grev hakkını gaspederek patronların en büyük korkusu ve sınıfın gücünü ortaya koyan bu eylem biçimi unutturulmak isteniyor. c Bölgesel asgari ücret uygulaması ile aynı işi yapan işçiler arasında ücret farkı karşımıza çıkacak. Bu uygulama, işçiler arasındaki rekabetçi anlayışı da körükleyecek. Patronlara ucuz iş gücü cennetleri yaratmayı hedefleyen bölgesel asgari ücret uygulaması ile aslında tüm bölgelerdeki işçilerin ücretlerinde düşüş yaşanacak. Ge bze İş ç i Bü l te n i 3 Haklarımıza sahip çıkalım... Gücümüzü yetkilerden değil haklı, fiili-meşru mücadelemizden alırız! Metal işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının belirleneceği 2012-2014 MESS Grup TİS sürecinin içerisindeyiz. Bu toplu sözleşme sürecinin en kritik yanlarından birini de yetkilerin belirlenmesi oluşturuyor. Sermaye, işçi sınıfının elinde kalan son haklarına el koymak ve sınıfın örgütlülüğünü dağıtmak için her türlü saldırganlığa başvuruyor. Yasalar yoluyla da yaptıklarına yasal kılıflar giydirmeye çalışan sermaye, sendikaların içine düştüğü belirsizlik durumunu avantaja dönüştürerek grev ve toplu sözleşme hakkını fiilen ortadan kaldırdı. Şu anda metal işçileri de dahil olmak üzere yüzbinlerce işçi sendikalı olmalarına rağmen toplu sözleşme hakkını kullanamamaktadır. Bedeller ödenerek kazanılmış olan haklarımız, sermaye-hükümetkoltuk sevdalısı sendika bürokratlarının birlik çemberinde öğütülüyor. Önümüzdeki toplu sözleşme süreci özellikle geçen sözleşme sürecinin birikimleri üzerinden birçok dengeyi içinde barındırdığı gibi metal işçilerinin mücadelesi açısından dengelerin değişeceği potansiyelin açığa çıkabileceği olanakları da barındırmaktadır. Hak gasplarının gölgesinde ilerleyecek bir toplu sözleşme süreci, işçi sınıfının kazanılmış haklardan elde kalanlarının çok hızlı bir şekilde hiç edilmeye çalışıldığı da bir dönem. Kıdem tazminatına el konuluyor, kiralık işçi bürolarının açılması ile iş güvencesi tamamen ortadan kaldırılacak, sendikal örgütlülük büyük bir tehdit altında, işçi sınıfının grev hakkı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor ve birçok saldırı daha kapıda... Toplu sözleşme süreci hak gasplarına karşı bir duruş, insanca çalışma ve yaşam koşullarının sağlanmasını sağlayacak bir mücadele süreci olmalıdır. Bu süreçte vahim olan şudur ki sendika yönetimleri ve temsilcilikler beklemeci bir tavırla hareket etmektedirler. Toplu sözleşme sürecine dair herhangi bir adım atmak için önce yetkilerin belirlenmesi gerektiği yönünde bir yaklaşımla hareket edilmektedir. Sermaye zaten belirsizlik yaratarak bir kölelik sözleşmesine daha imza atmanın planlarını yapmaktadır. Sendikaların, devletin yetkileri yasallaştırma yanılsamasına kapılmadan hakları korumak ve MESS Grup TİS sürecinden metal işçilerinin kazanımla çıkabilmesi için fiili-meşru bir kanaldan mücadelenin yolunu açmaları gerekmektedir. 2012-2014 MESS Grup TİS sürecinde metal işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarını sağlayacak taleplerinin yer aldığı bir toplu sözleşmeyi kazanmak, MESS'ten ve Türk Metal'den hesap sormak için yetkilerin belirlenmesine takılmadan fabrikalardan, sokaklardan süreç örülmeye başlanmalıdır. İşçilerin süreçle ilgili bilgilendirilmesi için eğitimler yapılmalı, tabanın iradesi ve yürütülen tartışmalarla bir an önce taslaklar hazırlanmalıdır. Geçen toplu sözleşme sürecinde Birleşik Metal Sendikası'nda örgütlü fabrikaların ortaya koyduğu grev iradesi, Bosch ve Cengiz Makine işçilerinin Türk Metal esaretinden kurtuluşunun yarattığı bir moral üstünlük var. Bu adımlar sadece MESS kapsamındaki metal işçilerini değil örgütlü, örgütsüz tüm işçileri etkiledi. Ve aynı şekilde bu sürecin mücadeleci bir çizgide ilerlemesi ve kazanımla sonuçlanması metal işçileri başta olmak üzere tüm işçileri etkileyecektir. Bu sorumluluğun bilinciyle metal işçileri, fabrika temsilcileri, sendika yönetimleri, işçi sınıfından ve emekten yana olan tüm kesimler ortak bir zeminde gücü büyütmeli ve fabrikalardan doğru yükselen sokağın sesini yükseltmelidir. Metal İşçileri Birliği, metal işçileri başta olmak üzere tüm işçilere, sendikalara ve emekten yana ilerici-demokrat kamuoyuna sürecin sorumluluğu çerçevesinde bir kez daha çağrısını yineliyor: *Sermaye ve hükümeti keyfi tutumlarıyla yasalarda oynamalar yapmaktadır. Bedel ödenerek kazanılmış haklarımızı sermayenin rahatından hiç etmemesi için yine geçmişteki gibi kararlı, gerekirse bedel ödemeyi göze alan bir inançla hareket edilmelidir. *Barajın ne olacağı, sözleşme kapsamında kimlerin olacağı şeklindeki pazarlıklar tümüyle reddedilmelidir. Pazarlıksız biçimde işçi sınıfının sendikal hak ve özgürlüklerinin önündeki tüm engeller kaldırılmalı, lokavt yasaklanmalıdır. *Sermaye ve hükümetin, gerçekleştirdiği fiili gasp karşısında fiili-meşru mücadele yolu tutulmalıdır. Yasaların sınırını ve kapsamını belirleyen hep mücadelenin seyri olmuştur. Bu nedenle haklı meşru taleplerimizi belirlemeli, MESS ve sermayenin karşısına çıkmalı, haklarımızı söke söke alacak ve gerekirse grev hakkımızı kullanacak bir iradeyle davranmalıyız. Metal İşçileri Birliği 4 Ge bze İş ç i Bü l te n i Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği! Yanıbaşımızda Ortadoğu kan içinde! Emperyalist savaş baronlarının sefil çıkarları uğruna halkları katleden bir sürecin içerisine girmiş bulunmaktayız. İktidara gelirken içeride ve dışarıdaki komşularımızla sıfır sorun diyen Türk burjuvazisi ve onun tetikçisi AKP hükümeti içeride ve dışarıda burjuvazinin çıkarlarını korumak için yanıbaşımızdaki halklara savaş naraları atarak saldırmaktan geri durmuyorlar. Biz emekçileri birbirimize boğazlatmaya çalışan çıkar düşkünlerine karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği şiarını yükseltmeliyiz. Bu kirli savaşın parçası olmaktansa karşısında barikat olmak sınıfın onuruna yakışandır. Emperyalist haydutların çıkarları emekçi halkların çıkarlarını asla temsil edemez ve bunu yaparken biz bunların maşası olmayalım. Irak, Afganistan, Filistin şimdi de Suriye’de ve yarın İran’da. Daha düne kadar bu ülkeleri sömürürken işçileri, emekçileri açlığa mahkum ederken Saddamlar, Esatlar aile dostuydu, ne zamanki çıkarlarınız çatışmaya başladı o zaman bunlar diktatör oldular. Şimdi de bu ülkelere demokrasi getiriyoruz. Altında direngen halkları iç savaşlarla yok edip kendi taşeronluğunu yapacak yönetimleri işbaşına getirmeye çalışıyorlar. Libya’ya Kaddafi sonrası demokrasi geldi mi? Petrol AB ülkelerine pompalandıktan sonra halklar iç savaşla açlıkla yoksullukla baş başa bırakıldılar. Onların sorunu demokrasi sorunu değildir. Onlar bu coğrafyalarda uzun yıllar sömürünün önünü açacak yeni yönetimler oluşturmak için çaba harcıyorlar. Bunu yaparken Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi koçbaşı olarak kullanıyorlar. Bu iki Arap ülkesi emperyalizme göbekten bağlıdırlar. Kendi sefil çıkarlarını korumak için kendi halklarına baskı uygulamaktadırlar. Mısır ve Tunus’ta yaşanan Arap baharının kendi ülkelerinde yaşanmasından korkuyorlar. Türkiye içeride Kürt halkına kan kusturan bir anlayışa sahipken Suriye’deki halkları özgürleştirmez. Bugün Hatay’da üs kurup Bağımsız Suriye Ordusu’nu besleyen Suriye’de iç karışıklık yaratan bundan çıkar elde etmeye çalışan Türkiye amacına ulaşamayacaktır. Ancak halkların mücadelesiyle bu süreci tersine döndürmeki mümkündür. İşçiler, emekçiler tüm ezilenler birleşmelidir. Birleşik mücadele hattı örmelidirler. Halkların biriken öfkesi bir gün efendileri ve uşaklarını tarihin çöplüğüne gönderecektir. Ge bze İş ç i Bü l te n i 5 4+4+4 dinci gericilik, piyasalaşma, emek sömürüsü demektir! Eğitim Sen Gebze Şube Başkanı Güngör İrdem ve Eğitim Sen Gebze Şubesi Örgütlenme Sekreteri Serdar Dikkatli ile 4+4+4 üzerine yapılan sohbet sırasında bu sistemin gericileşmeyi ve ticarileşmeyi boyutlandıracağı vurgulandı. 4+4+4’ün sonucunda küçük yaşta çocukların okula başlamak zorunda kalmasının yaratacağı sonuçlar, “66 ve 82 aylık çocukların, yaş farklılığından kaynaklı algılamalarında ortaya çıkacak farklılık sıkıntılar yaratacak. Özellikle küçük çocukların kendilerine olan güvenlerini zedeleyecek. 1. sınıfta öğrenci sayısı 5060. 700 bin ek öğrenci demek. İlkokulları sabah, ortaokulları akşam şeklinde ayırarak çözüm üretilmiş gibi davranıyorlar. İlkokul ve ortaokulların ayrılmasından kaynaklı okulların da ayrılması ile çoğu çocuğun okulları değişecek. Bu değişikliğin sonucunda ayrıca okul öncesi eğitim de problemli bir durumda. Okullardaki fiziksel altyapı uyun değil. Sıralar, tuvalet, merdivenler vb 5 yaşındaki çocuğa uygun değil.” şeklinde ifade edildi. 4+4+4 ile karşımıza çıkacak en temel sorunlardan biri çocuk işçiliğin yaygınlaşması ve staj adı altında emek sömürüsünün yoğunlaştırılması üzerine, “4+4+4'ün en önemli sonucu çocuk işçiliği. Meslek liselerindeki öğrenciler staj yapmak zorunda. Mesleki ortaokullarda benzer durum yaşanacak. Önceden 10'da 1 stajyer çalıştırılabiliniyorken şimdi sınır ortadan kalkacak ve sınırsız stajyere dönüşecek. İşletme sahibi ve bir işi bilen kişinin yanında herkesi stajyer alacaklar.” diyerek birçok yerde işlerin stajyerler üzerinden yürütüleceği ifade edildi. Küçük yaşta başlatılan işçilik hayatıyla sermayenin köleleştirme politikası da, “24 saat staj notu var. Stajdan kalan sınıfta kalmış oluyor. Sağlıksız koşullarda, denetimsiz şekilde çalışmanın dayatılacağı emeğin sömürülmesi yaşanacak. Meslek liselerinde uluslar arası şartlar çerçevesinde lise 2 ve 3'te, kendi alanlarında yetişecek şekilde iş disiplini verilecek. Rekabet gibi kavramlarla dayanışma ortadan kaldırılıp sermayeye köleleşmiş, ehlileşmiş işçi sınıfı yaratılacak. Üretimde niteliği artırma, kalite çemberleri vb oluşturularak işçilerin yönetime katılması adı altında patronların denetimi altına alınacak. 4. sınıfta çocuklar mesleğe yönlendirilecek. 4. sınıf çocuğunu mesleğe yönlendirmek yanlış. Akademik bilgi birikimi yok, bu durumda aileler mesleğe yönlendirecek. Torba yasada çocuk işçilik yaşı 11'e düşürüldü. Ağır işlerde çocuk işçilerin çalıştırılmasını engelleyen yöndeki yaş sınırı kaldırıldı.” cümleleri ile anlatıldı. 4+4+4 ile yaratılacak çocuk işçilik sürecinin Gebze’de yaşanabilecek boyutlarını da anlatan eğitim emekçileri, “Gebze, şehir ve köy yaşamının iç içe geçtiği bir yer. Aileler çocukları bir an önce işe başlasın istiyor. Yazın ya kuran kursuna ya da çıraklığa veriyor. Gebze, sürecin sonuçlarının yaşanacağı en temel yer. Sanayi havzası olan bir bölge ve Türkiye’de en çok meslek lisesi olan yer. Gebze Endüstri Meslek Lisesi dışında hepsi organize sanayinin içerisinde konumlandırılmış durumda. Meslek lisesi öğrencileri ucuz işçi olarak kullanılıyor.” diyerek bölgenin sermaye için önemli olduğunun altını çizdiler. 6 Geb ze İ ş çi Bül t en i Kıdem tazminatımıza dokundurtmayalım! Bizler fabrikalarımızda çalışarak geçimini sağlamaya çalışan işçileriz. Daha çok çalışmamıza rağmen gün geçtikçe hayatımızda hiçbir şeyin değişmediği aşikar. Çünkü elimizdeki haklarımızı gasp eden onları kendi istekleri doğrultusunda yasalarla değiştirip bizi açlığa mahkum eden bir anlayış tarafından yönetiliyoruz. Bu bizim ne yazgımız ne de kaderimiz. Bizi yönetenlerin yaptıkları kendi krizlerinin faturasını biz emekçilerin sırtına yüklemek. Bunu rahatça yapabilmek için de çeşitli yöntemler kullanıyorlar, bizleri bölüyorlar, parçalıyorlar, yönetiyorlar. İçeride işçilerin haklarını gasp eden ile dışarıda halkları birbirine düşüren, kardeşi kardeşe boğazlatan aynı anlayış değil midir? Daha düne kadar aramızdan birçok işçi arkadaşın umutla seçim sandıklarında destekleyip iktidara getirdiği hükümet AKP, biz işçilerin kazanılmış haklarını, tazminatlarımızı torba yasa ile geçirerek, patronlara peşkeş çeken aynı AKP değil midir? Biz işçiler kazanılmış bir hak olan ve uğruna bedeller ödenen bu hakkımızı korumak için mücadele etmeliyiz. Daha düne kadar, tazminatlarımızın da içinde bulunduğu, adına torba dedikleri yasa ile içinde bölgesel asgari ücret, özel istihdam büroları vb bir dizi hakkımıza el konuldu. Patronlar, üzerindeki “yükü” azaltacak olan birçok maddeyi meclis gündemine getirdiler. Hükümet eliyle patronlar karlarını artıracakları yasaları birer birer hayata geçiriyorlar. Emeğimize el koyan, iş güvencesini ortadan kaldıran bu hak gaspını yalan yanlış haberlerle vererek işçilerin kafasını karıştırmak için her yolu denediler. Fona devredilecek dediler, herkes faydalanacak dediler, 15 güne düşürülsün diye ısrar ettiler. Kıdem tazminatında yaşanacak değişiklikler de bugün gündemimizde yok deseler de karşımıza çıkacak en temel hak gaspı. Şu an gündemimizde kıdem tazminatı yok denilmesi inandırıcı değildir. Belki hükümet önümüzdeki yerel ve genel seçimleri düşünerek ya da içeride Kürt halkıyla yaşadığı sorun dışarıda Suriye sorunu vb gündemlerin yoğunlaşmasından kaynaklı bir tercihte bulunmuştur. Biz işçilerin tepkisinin tüm bu gelişmelerle birlikte ortaya çıkmaması ve bir yandan da ilerleyen süreçte kanıksatılmış bir duruma gelmesi için sürece yaymaktan başka bir şey değildir. Bizlerin karşısındaki bu tehlikeden daha tehlikelisi bizlerin bu saldırı karşısındaki sessizliğimizdir. Sendikalar ise bu saldırının karşısında, tazminatlara herhangi bir saldırı olursa bu bizim için genel grev nedenidir gibi açıklamalarda bulunuyorlar. Şimdilik birkaç basın açıklaması yapmanın dışında hiçbir şey yapılamamıştır. Ne işçiler cephesinden ne de kamuoyu cephesinden herhangi bir tepki oluşmamıştır. Burada görev öncü işçilere ve emekten yana kurumlara düşmektedir. Biz işçiler, sendikalarına adım attırmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Sermayenin saldırılarına karşı fiili meşru mücadele yolu seçilmeli, iş durdurma, üretimden gelen güç ve grev silahını kullanmaktan başka çözüm yolu yoktur. 7 Ge bze İş ç i Bü l te n i ...röportaj...röportaj...röportaj...röportaj... “Mücadele ile kazanılmış olanı hiçbir çaba sarf etmeden teslim etmek işçi sınıfının onuruna yakışmaz” Çelik İş üyesi bir işçi: Kıdem tazminatına dönük saldırının, işçi arkadaşlar saldırının tam olarak farkında değiller. Burjuva medya kandırmacada. Özellikle herkes yararlanacak yalanı işçileri susturan bir nokta oluyor ama saldırının gerçek kapsamını anlattığımızda tepkiler açığa çıkıyor. Biz bildiğimiz kadarını anlatıyoruz. Sendikadan beklenti var, tek başımıza bir şey yapamayız diye düşünülüyor. Sendikaların bir hazırlığı yok. Taban bastırmalı, bu yönlü de adımlar zayıf. Yaşanılan sıkıntılar daha çok konuşulmaya başlandı çünkü artık yakıcı hale gelmeye başladı. Kıdem tazminatı en temel haklarımızdan biri. Mücadele ile kazanılmış olanı hiçbir çaba sarf etmeden teslim etmek işçi sınıfının onuruna yakışmaz. Mücadele etmeliyiz. Örgütlü olduğum sendika Çelik İş’in bağlı olduğu Hak İş uzlaşmacı bir çizgide. Çelik İş ise konfederasyonun talimatları doğrultusunda hareket ediyor. Durumu kabullenmiş gibi duruyor. Bu saldırının karşısında dur demesini bilmek gerekiyor. 1 Mayıs'ta aslında işçiler konfederasyonun gerçekliğini gördüler. Ankara'da gerçekleşen 1 Mayıs'ta hakkımızı gaspedenleri kürsüye çıkarttılar. Bu anlayışta bir sendika bu saldırının karşısında nasıl durabilir ki. Süperplas işyeri baştemsilcisi: 1980'lerden bugüne saldırılar devam ediyor. Kıdem tazminatı sınıfın son kalesi. Emeklilik yaşının büyütüldüğü zaman olduğu gibi süslenerek yalanlar anlatılıyor. Oysa alacağımız kıdem tazminatı yarıya düşecek ve vergilendirilecek. Türk İş'in kıdem tazminatı ile ilgili yasa geçerse greve çıkarız diye kararı var. Ne gerekiyorsa yapılmalı. İş durdurma vb her türlü eylem yapılmalı. Sonuna kadar karşısında duracağız. Süperplas işyeri 2. temsilcisi: Tek kalan dayanak kıdem tazminatı. İşçi sınıfı için ekmekle su gibi. Bu konuda tüm çalışanlar olarak, hatta emekliler de katılmalı, hakkımız için mücadele etmeliyiz. Çocuklarımız mağdur olmasın diye birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Taviz verilmemeli. Kesinlikle ve kesinlikle bu yasa geçmemeli. Söylenenler eyleme dönüşmeli, sadece söz olarak kalmamalı. Emplas işyeri temsilcisi: Yasa taslağı meclise sunuldu. Basına sızdırıldı, ondan önce de duyulması için belli adımlar atıldı. Bilerek sızdırıldı ki işveren bu konuda adım atsın, işçilere empoze etsin. Bu sadece Türkiye'deki hükümetin kararı değil. Yabancı sermayenin ülke üzerinde egemenliği var. Ortada büyük bir aldatmaca var. Alınacak tazminat yarıya inecek, 1000 TL alınacağı yerde 400-500 TL ancak alınabilecek. İndikten sonra fona devredilecek, özel sektör fonu alacak. Birikim yarıya iniyor, devlet güvencesi ortadan kalkıyor. Bizler sendikalıyız, şanslıyız. Ama bu saldırı örgütlü yerleri bitirecek. Eski işçiler tazminat verilip yollanacak onun yerine yeni işçi alınacak. Örgütlülüğü bitirmek yönlü bir hamle. Bana sorarsanız sendikalar açısından tam bir hazırlık yok. Eylem sırası gelince dağınıklık yaşanıyor. Bazı sözler sadece söylemde kalabiliyor. Sendikanın verdiği grev kararının uygulanacağından şüphe duyuyorum. Sendikalar hazır değil. Sınıfsal bakmak lazım. Herhangi bir sendikanın broşür veya ona benzer bir şey hazırladığını görmedim. DİSK'in veya Türk İş'in bilgilendirme çalışması yok. Basında istenildiği zaman kıdem alınıp konut alınabilecek diye süsleniyor. Basınla kandırılabiliniyor. Asgari ücretle çalışan bir işçi 60 sene çalışsa da yine de konut almaya yetmiyor. Türkiye işçi sınıfı şuna bakmalı sendikal anlamda uzlaşmalı mı sınıfın çıkarını savunan bir anlayış mı olacak. Bu sorgulanmalı. Gebze işçi havzası, örgütlenme anlamında ilerleyen bir adım yok. Silkelenilmeli ve buna uygun bir adım atılmalı. Emplas işyeri baştemsilcisi: 1936'da kazanılmış bir hak. Elimizde kalan en büyük hak. İşçiler için bu konu muallak. Tam anlamıyla nedir ne değildir belirsiz. Bizler de internetten vb yollarla araştırdıklarımızı işyerlerinde kendi çabamızla anlatıyoruz. Bence sendikalar yeteri kadar dikkate almıyor. 8 Ge bze İ şç i Bü l te n i Kapitalizm programlı kölelik düzenidir! “Bir köle kendisini bir kere satar. Proleter, ise gün gün, saat saat.” Engels'in bu sözleri bize günümüzdeki “köle işçi” profilini açıkça ifade etmektedir. Kapitalist sistem içerisindeki emek sermaye çelişkisinin ve bunun getirisi olan uzlaşmaz bu iki sınıftan birinin köle olmaması olağan değildir. Yaşam koşulları değişmediği müddetçe de olağan olmayacaktır. Peki, neden köleyiz? Günümüzde fabrikada, orta veya küçük bir işletmede çalışan her işçi günde en asgari 8 saat çalışmaktadır. Haftada en fazla bir gün tatil yapmaktadır. Ayda aldığı sefalet ücreti ise 701 TL'dir. Bunları biliyoruz. Asıl önemlisi bu maddi koşulların işçilerin yaşamını nasıl etkilediğidir. Bu söylediklerimiz sadece işçilerin ne kadar programlı, mekanik birer köle olduklarını kanıtlayan şeylerdir. Bu koşullarda ailesi ile her hafta sinemaya giden bir işçi, ikinci ayın sonunda açlıktan ölür. Üç kişilik bir ailenin sinemaya gitmeleri onların, o günü 100 TL'lik bir masrafla kapatmaları anlamına gelir. Bu da ayda 400 TL yapar ve bir aile için hiç de mantıklı bir seçim değildir. Zira ailelerin sinemadan başka bir sürü ihtiyaçları ve masrafları vardır. Bunları da saymakla bitiremeyiz. Bunları da saymakla bitiremeyiz. Sinema, tiyatro, gezi, piknik gibi örnekleri çoğaltabiliriz. İşçilerin kültür-sanat, etkinlik vb sosyal aktivitelere ayıracak ne vakti ne de parası vardır. Sosyal yaşamı tamamen tükenmiş olan proletaryanın kapitalist sistem içerisinde ne kadar programlı köle bir sınıf olduğunu yine görmüş olduk. Bu koşulların bizleri toplumsal olarak etkilediğini görmekteyiz. Televizyona bağlı bir toplum olduğumuz için burjuvazinin en büyük silahlarından biri olan burjuva medya topluma aşıladığı ahlaksızlık ve geri bilinç toplumu derinden etkilemektedir. O etkilerin altında ezilmiş toplum, sınıf bilincinden yoksundur. Elbette gündüzlerinde sömürülen, gecelerinde aç yatırılan, medya eliyle dinci gericiliğin, şovenizmin aşılandığı bir toplumun, sınıf bilincinden yoksun olması tesadüfi bir durum değildir. Görüyoruz ki burjuvazi medya eliyle devrimci sınıf mücadelesinin önüne bir çizgi çekmiş. İşçi sınıfının zihinlerini esir etmiş ve köleleştirmiştir. Proletaryaya kölece bir yaşam sunan kapitalizmden tek kurtuluş yolu, sosyalizmdir. Proletaryanın birleşip mücadele etmeden burjuvaziyi devirmesi ve kölelik zincirlerinden kurtulması mümkün değildir. Bizler de Bertold Brecht'in şiirindeki “Kim kurtaracak seni köle?” sorusuyla başlayan şiirindeki çağrıyı hayatın her alanında haykıralım: “Kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden ya hep beraber ya hiçbirimiz...” 9 Ge bze İş ç i Bü l te n i Kiğılı’da direniş, blokaj, boykot! Kiğılı’da direniş süreci İkitelli Kuyumcukent’te kurulu bulunan Kiğılı fabrikasından işten atılan Didem Sorhun 23 Temmuz’dan beri “Kiğılı’da baskıya, tehdite, sömürüye ve işten atmalara son! İşimi geri istiyorum!” talebiyle direniş ve eylemlerini sürdürüyor. Fabrikanın yaz tatiline girdiği 2 Ağustos tarihine kadar fabrika kapısının önünde direnişini sürdüren Didem Sorhun, bu tarihten itibaren farklı eylemlerle mücadelesine devam ediyor. Didem Sorhun, direnişinin ve yaptığı blokaj vb eylemlerin patronun korkusunu büyüttüğünü hatta normalde fabrika 3 Ağustos tarihinde tatile çıkacakken, o gün yapılacak eylemden kaynaklı bir gün önce 2 Ağustos’ta apar topar işçilerin tatile çıkartıldığını belirtti. Fabrikanın tatil olduğu dönemde Kiğılı mağazalarında ve Kiğılı mağazalarının olduğu AVM’lerde blokaj eylemleri, basın açıklamaları yaparak boykot çağrılarını destekçileri ile birlikte yükseltti. 22 Ağustos’ta fabrikanın tekrar işbaşı yaptığı gün Didem Sorhun yine fabrikanın önündeydi. Ve işçi arkadaşlarına mücadeleye devam edeceğini ve tatil sürecinde yaptığı eylemleri duyurdu. Kiğılı direnişçisi Didem Sorhun, fabrika önünde işçi arkadaşlarına seslenerek, direnen diğer işçileri ziyaret ederek, Kiğılı mağazalarının ve farklı yerlerdeki fabrikalarının önünde eylemler yaparak sesini duyurmaya, işçileri mücadeleye çağırmaya devam ediyor. Didem Sorhun, tüm işçilere ve emekçilere direnişine ve tüm direnen işçilere sahip çıkma çağrısında bulunuyor. Kiğılı direnişi Gebze’deydi Kiğılı direnişçisi Didem Sorhun, 4 Eylül Salı günü saat 13.00’da Kiğılı’nın seri sonu satış mağazasının ve lojistik merkezinin kurulu olduğu Gebze Şekerpınar’da bir eylem gerçekleştirdi. “Kiğılı’da baskıya, tehdite, sömürüye ve işten atmalara son! İşimi geri istiyorum! / Direnişçi Kiğılı işçisi” pankartı açılarak sloganlarla lojistik merkezinin önüne gelindi. İşçilerin öğle yemeği saatinde olduğu zaman diliminde gerçekleşen eylemin başlaması ile yönetim ve güvenlik, işçileri içeriye sokmaya çalıştı. Bütün yönetim kadrosu bahçeye indi. İşçilerin çoğunluğu fabrikanın bahçesindeki bekleyişlerini sürdürdü. Lojistik merkezinin bahçesinde gerçekleşen basın açıklamasında Didem Sorhun, Kiğılı’daki çalışma koşullarını, işten atılma sürecini ve yürüttüğü mücadeleyi anlattı. Basın açıklamasının sona ermesinin ardından işçilerin beklediği tarafa doğru gidilerek bahçe duvarının en yakın noktasından sloganlarla işçilere Kiğılı direnişi duyurulmaya devam edildi. Yönetim kadrosu yeniden işçileri içeriye sokmaya ve kapıları kapatmaya çalıştı. Öğle yemeği saatinde çay ocağında olan işçiler de eylemi görünce süreci merak ederek sorular sordular. 10 Geb ze İ ş ç i Bü l ten i giz n Cen a’da r... n i k Ma anla y ı s yan Cengiz Makina’da işçi kıyımına karşı yürüyüş ve yemek boykotu a tma saldırısını d a n te iş ra n so en askı ve tehditlerdası gerekçesi ile işten atıldı. b u n o tr a p a in k azalm Cengiz Ma yoğunluğunun iş , çi iş e n ta 4 uyguladı. Cengiz Makine’de iş yoğunluğunun azalması gerekçesiyle 11 Eylül tarihinde 4 işçi işten atıldı. Buna tepki gösteren işçiler, 12 Eylül Çarşamba günü vardiya giriş çıkışlarında yürüyüş ve yemek boykotu gerçekleştirdiler. Mesaiye kalmama kararı aldılar. İşçilerle toplantı yapan patron işlerin azaldığından dem vurup işçi sayısını azaltmak zorunda olduğunu işten çıkartmaların devam edeceğini söyledi. İşçilerden birinin hiçbir arkadaşlarının işten çıkartılmasını istemediklerini, işten çıkartmaların devam etmemesini istediklerini söylemesi ve gerçek neden işin azlığı ise belli bir süreliğine haftada bir gün ücretsiz izne çıkmayı önermesi üzerine işçiler ve sendika toplantı yaparak tutumlarını belirleyeceklerdi. Cengiz Makina patronu işçilerin her türlü adımına karşılık saldırganlığını sürdürüyor. Patronun ekip başlarına sendikadan istifa etmerini istemesi ve ekip başlarının kabul etmesi üzerine işçiler, 14 Eylül gece vardiyasında ekip başlarına yaptıklarının işçilerin ekmekleri ile oynamak olduğunu ifade ediyorlar. Bunun ardından, ekip başlarını tehdit emek ve işyerinin huzurunu bozmaktak 6 işçi tazminatsız olarak işten çıkartıldı. İşçiler, 14 Eylül Cuma günü vardiya giriş çıkışlarında eylemlerine devam etti. İşçiler, sorunlar çözülene ve patronun baskısı son bulana kadar eylemlerine devam edecekler. Cengiz Makina’da neler olmuştu? Bursa’da bulunan Bosch fabrikasında 6 bin kişinin Türk Metal sendikasının yıllardır sürdürdüğü esareti parçalayıp Birleşik Metal İş Sendikası’nda örgütlendikten kısa bir zaman sonra Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu olan Cengiz Makine fabrikasındaki işçiler de Türk Metal’den istifa ederek Birleşik Metal İş Sendikası’na geçtiler. Cengiz Makine işçileri Birleşik Metal İş Sendikası’na geçtiğinden beri patronun ve Türk Metal’in baskı ve tehditleriyle karşı karşıya kaldılar. Türk Metal sendikası işçilerin kendisine dönmesi için her türlü ayak oyununa başvurdu. Cengiz Makine işçileri, yaşanılan birçok baskı sürecinde sakal bırakma, yemek yememe vb eylemlerle kararlılıklarını gösterdiler. Toplu sözleşme sürecinde de haklarına sahip çıkacaklarını, taleplerini savunacaklarını dile getirdiler. 11 Ge bze İş ç i Bü l te n i gör en Gü n iv’d t o . lar.. Otom n a y sı yan Gücümüz birliktelikten ve sınıf bilincinin oluşmasından geçer! GOSB bölgesinde kurulu Güngör Otomotiv yaklaşık 300 işçiyle otomotiv yan sanayi olarak faaliyet göstermektedir. Otomobillerin sac kısmını üreten fabrikada 2007’de Birleşik Metal İş Sendikası’nda örgütlenme çabaları olmuş. Bunu fark eden Güngör patronu sendikalaşmanın önünü kesmeye çalışmış. Bunu başaramayacağını anlayınca da sermaye güdümlü Türk Metal’de çareyi bulmuş. Ve bu sözde sendikayı örgütlenmesi için fabrikaya davet etmiş. Ağır çalışma koşullarından ve düşük ücretten kurtulmak isteyen işçiler Türk Metal’e zorla üye yapılmış. Sözde sendika, iki dönem işçiye danışmadan sözleşme imzaladı. 3. dönem bu gidişe dur demek isteyen işçiler sözleşmeye müdahil olmak istedi. Sendika ve sendika dışında yapılan toplantılarda belli bir bilinç seviyesine ulaşıldı. Bir birliktelik sağlandı. Kendi gücünden habersiz birkaç işçinin işverenle işbirliği yapması sonucu bu birliktelikten ürken Türk Metal sendikası durumu işverene bildirdi. Geçmişteki gibi basit bir sözleşme yapamayacağını anlayan taraflar işçiye baskı yapmaya başladı. Asılsız iftiralarla 11 kişi işten atılarak emellerine ulaşmak istediler. Sınıf bilincinden yoksun işçiler bu duruma suskun kaldı. Sonrasında imzalanan sözleşme de kararlı ve birlik içerisinde davranmamanın eksikliklerini göstermektedir. Senede toplam % 10 zam yapılmış, yıllardır çalışan işçiler düşük ücretlerle çalışma, kötü ve sağlıksız iş çalışma koşulları devam ediyor. En önemli değişikliklerden biri, iki senede bir yapılan sözleşmenin üç senede bir yapılması karara bağlanmasıdır. Tüm bu yaşananlar, bir kez daha biz işçilerin gücünün birliktelikten ve sınıf bilincinin oluşmasından geçtiğini göstermektedir. Yani örgütlüysek her şeyiz, örgütsüzsek hiçbir şey. Güngör Otomotiv’den atılan bir metal işçisi Güngör Otomotiv’de bir kez daha satış sözleşmesi Güngör Otomotiv Yan Sanayi AŞ'de bu sözleşme süreci de öncekilerde olduğu gibi patron-sendika işbirliği sonucunda satış ile sonuçlandı. Sözleşme sürecine katılmak isteyen, haklarını arayan öncü işçiler, patron-sendika işbirliği ile bir kısmı tazminatsız olmak üzere işten atılmıştı. Çoktan kapalı kapılar ardında sonuçlanan sözleşme işçilerin mücadelesinden kaynaklı açıklanamıyordu. Geçtiğimiz haftalarda çoktan patron ve sendika arasında sonuca bağlanmış olan sözleşme işçilere bildirildi. İşçilerin taleplerini bir kez daha karşılamayan satış sözleşmesine göre, senede toplam % 10 zam yapılırken, 3 olan ikramiye 4'e çıkartılmış durumda. Bundan sonrası için Güngör Otomotiv Yan Sanayi AŞ'de sözleşme süreci 2 yıldan 3 yıla çıkartılmış oldu. Sözleşme açıklandığından beri sözleşme maddelerini görmek isteyen işçilere sözleşme örneği gösterilmiyor. İşçilere dönük tehditkar konuşmalar ve baskılar devam ediyor. 2008'den beri Türk Metal sendikasında örgütlü olan Güngör Otomotiv Yan Sanayi AŞ'de 5 yıllık bir işçinin bütün sosyal hakları dahil aldığı ücret 870 TL. Asgari ücretin biraz üstünde çalışan işçiler, açlık sınırının altında çalışmaya mahkum ediliyorlar. Fabrikada düşük ücretlerin yanında iş kazaları da en önemli sorunlardan biri. İş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı fabrikada sürekli iş kazaları yaşanıyor. Gebze Metal İşçileri Birliği 12 Ge bze İ şç i Bü l te n i len ses: e s k ü y n e d r le iş Diren ” ! z ı ğ a c a n a z a k e n e r i d e “Diren İşçi Bülteni Özel Sayı: 886 * Fiyatı: 25 Kr * Eylül 2012 * Sahibi ve S. Yazı İşleri Md.: Tayfun Altıntaş Yayın Türü: Yerel süreli, siyasi, ayda bir, Türkçe EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. * Mollaşeref Mah. Simsar Sk No: 5/3 Fatih/İstanbul * Tel/Fax: (0212) 621 74 52 Baskı: Özdemir Mat Davutpaşa Cad Güven Sanayi Sit C Blok No: 242 Topkapı/İstanbul * Tel: (0212) 577 54 92
Benzer belgeler
METAL İŞÇİLERİ BÜLTENİ
bildiğimiz kadarını anlatıyoruz.
Sendikadan beklenti var, tek
başımıza bir şey yapamayız
diye düşünülüyor. Sendikaların
bir hazırlığı yok. Taban
bastırmalı, bu yönlü de adımlar
zayıf.
Yaşanılan sık...
metal işçileri bülteni
bir an önce taslaklar hazırlanmalıdır. Geçen toplu sözleşme
sürecinde Birleşik Metal Sendikası'nda örgütlü fabrikaların
ortaya koyduğu grev iradesi, Bosch ve Cengiz Makine
işçilerinin Türk Metal es...