GeroPaper - İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
Transkript
GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 GeroPaper İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com Gerontolojinin Gelişimi Prof. Dr. İsmail Tufan Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Gerontoloji Bölümü 1 Giriş Gerontoloji, büyük ölçüde ampirik verilere dayanan bulgulara erişmeye çalışan bir bilim dalıdır. Ulusal ve uluslararası sistematik araştırma programlarına sahiptir. Türkiye açısından son cümlenin ilk bölümü, daha ziyade pek geçerli değildir. Gerontolojik ulusal araştırma programlarımız henüz bu alanda gelişmiş ülkelerin yanında bir hayli azdır. Sırf bu sebepten ötürü bile olsa Gerontolojinin tarihçesi ile ilgilenmek gerekir. Gerontolojinin tarihsel gelişimiyle ilgilenmek Wahl’e (2004) dört sebepten dolayı yararlıdır: Bir taraftan Birincisi Gerontolojinin teorik, metodik ve ampirik amaçlarını tarihsel perspektiften bakarak daha iyi anlamak mümkündür. İkincisi başarısız ve başarılı olabilecek, hatta yanlış yönlere sürükleyebilecek gelişim çizgilerinin algılanmasına yardımcı olmaktadır. Üçüncüsü Gerontolojinin Tıp, Psikoloji veya Sosyoloji gibi bilimlerden meydana gelen disiplinler arası özelliklerinin algılanması, diğer taraftan ilgili bilim dallarındaki “gerontolojikleşmeyi” kavramak açısından önemlidir. Dördüncüsü bilimsel gelişmenin bir sosyal süreç olduğunun algılanmasına yapacağı katkılardır. Gerontolojinin ABD ve Almanya’daki gelişme süreci burada ağırlıklı şekilde incelenecektir. Bunun iki nedeni var: Bir taraftan elimizde bu ülkelerle ilgili daha çok bilgi vardır. Diğer taraftan iki ülkeyle de Gerontolojide işbirliği için girişimlerde bulunulmaktadır. ABD’ni ziyaret ederek, Gerontolojik çalışmalar hakkında bilgi, üniversite ziyaretleri, yaşlı bakımı ile ilgili kurumlarında bizzat incelemeler yaptık. Almanya’nın Dortmund ve Braunschweig Üniversiteleri Gerontoloji Bölümleri ile devamlı irtibat halindeyiz. Howe ve Naegele gibi tanınmış Alman gerontologlar Türkiye’deki Gerontolojik gelişmeleri yakından takip etmektedir. Onların bilgi ve tecrübelerinden yararlanmaktayız ve Türkiye’nin uluslar arası alanda adını duyuracak bir Gerontolojiyi geliştirmeye çalışıyoruz. Öte yandan Gerontolojide-Türk Japon işbirliği için de temas halindeyiz. Tarihte Yaşlı İnsan Gerontolojinin, yaşlanma ve yaşlılık olgularını kavramaya yaptığı katkıları anlamak için tarihin erken dönemlerinde yaşlılıkla ilgili neler söylenmiş, hangi düşüncelere eğilim gösterilmiş ve yaşlı insanın nasıl algılanmış olduğuna bakmamız yerinde olacaktır. Gerontoloji yeni bir bilim dalıdır, ama insanın yaşlanma ve yaşlılığa ilgisi eski çağlara kadar gerilere uzanmaktadır. Antikçağın filozofları, hekimleri ve politikacıları bu konuyla ilgilenmişlerdir, din kitaplarında da yaşlanma ve yaşlılıkla GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 ilgili görüşler yer almaktadır. İlk bilimsel çalışmaların 19.yüzyılda başladığını görmekteyiz. Gerontoloji ise 20. yüzyılın başlarından itibaren gelişmeye başlamıştır. Bu hala devam etmektedir. Yaşlılık ve yaşlı hakkında eski çağlardan günümüze ulaşan bilgiler çok fazla değildir. Bu yüzden mevcut bilgilerden hareket ederek yaşlıların geçmişte durumu, konumu, yaşam tarzları, gençlerle ilişkileri hakkında ancak tahmin ileri sürebiliriz. 2 Aristoteles, Cicero, Schoppenhauer, Galton, Humbold ve diğer bazı tanınmış kişilerin yaşlılıkla ilgili düşünceler ileri sürdüklerini biliyoruz (Lehr, 2007). Antikçağda, yaşlılığın 60 veya 63 yaşında başladığı kabul edilirdi. Sparta ve Atina’da bu yaşa erişenler askerlikten muaf idi. Sparta’da “İhtiyarlar Meclisi” (Gerusie) vardı ve buna senato denilirdi. Solon, yaşlılığın 63 yaşında başladığını ileri sürüyordu. Romalı bilim adamı Terentius Varro yaşı 60 ve üzeri kişileri “senex” olarak adlandırıyordu (Brandt, 2002: 13). Smith-Papirüsleri’den (yaklaşık İ.Ö. 4000) Eski Mısır’da yaşlılıkla ilgili mitlerin yaygın olduğunu ve o dönemde de yaşam süresini uzatmanın yollarının arandığını tespit ediyoruz. Mezopotamya’da da yaşlılık üzerinde durulmuştur. Gılgamış-Destanı’nda Kral Gılgamış’ın (İ.Ö. 3000) ölümsüzlüğü arayışı ve onu elinden kaçırışı anlatılır. Amacı hiç yaşlanmadan sonsuza kadar yaşamaktı. Özel bir kaynağın suyunu içer, belli bir bitkiyi yer ve bir hafta boyunca uyumazsa ölümsüzlüğü yakalayacağına inanıyordu (Viidik, 2003: 21). Gruman (1966) aynı konuyu işleyen en az iki efsane daha bulunduğunu belirtmektedir. Mısır’lı (İ.Ö. 2500) âlim Ptahothep yaşlılığa olumsuz gözle bakıyordu: “Bir yaşlının sonu ne kadar hazindir! O, her gün biraz daha güçsüzleşir (…) kalbi huzur bulamaz; dudakları suskunlaşır ve artık konuşamaz. Onun zekası azalır ve dün ne olduğunu bugün anımsayamaz” (Beauvoir, 1977: 78). İnsan öleceğini hiçbir zaman kabullenemedi. Mısır’da ölüler değerli eşyalarıyla gömülürdü. Öbür dünyada tekrar gençleşmiş olarak doğacağına inanılıyordu (Wahl & Heyl, 2004). Ortaçağ Avrupasında ortalama yaşam süresi 20 – 25 yıldı. Yaşam beklentisinin çok kısa oluşu sonsuz yaşam inancının yaygınlaşmasında etkili olmuştur (Imhof 1988). Antikçağda yaşlılıkla ilgili görüşler arasında çelişkiler dikkat çekmektedir. Aristoteles’e göre yaşlılık sadece bir hastalıktı (Lehr 1972). Seneca’ya göre yaşlılık insanın bir enkaz haline gelmesiydi (Aries & Duby 1989). Antikçağdan kalan bazı eserlerde yaşlılardan övgüyle söz edilişi, yanlış anlaşılarak yaşlıların “altın çağı” olarak ilan edildi (Tews 1971). Dinlerin de yaşlılık ve yaşlı insanla ilgili görüşlere yer verdikleri görülür. İslamiyet’in yaşlıya bakışı olumludur, yaşlılara hürmet edilmesini önerir. Örneğin İsra Suresi, Ayet: 23’te şöyle denilmektedir: “Rabbin (…) ana-babanıza da iyi davranmanızı emretti.(…)”. Köroğlu Destanı da aynı konuyu işler. Bolu Beyi, yeisi Yusuf ’un gözlerini kör eder. Oğluyla yaşayan Yusuf, bir gün rüyasında Bingöl Dağları’ndan Aras Irmağı’na gelecek olan üç köpük sayesinde hem gözlerinin iyileşeceğini hem de bu köpüklerin kendisini gençleştireceğini görür. Oğlu Ruşen Ali’yi yanına alarak ırmağın kıyısında beklemeye başlar. Köpükler su üzerinde görünür. Kör Yusuf ’un bunları görmesi mümkün değildir. Efsaneye göre Ali Ruşen köpükleri babasına vermez, kendisi içerek ölümsüz olur (Tufan, 2007: 165). Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 Şekil 1: “Yaşam merdiveni” (Augsburg 1600 dolayları) (Kaynak: Wahl & Heyl, 2004: 77). 3 Tevrat’ta da yaşlılara hürmet ve bilgelik vurgulanmaktadır. Yaşlılara yüksek konumlar öngörülmektedir. Ayrıca yaşam süresi hakkında bir dizi bilgi verilmektedir. Adem’in 930 yıl, Nuh’un 950 yıl ve Methusalem’in 969 yıl (rekor!) yaşadığı belirtilmektedir. İbrahim sadece 175 ve Musa 120 yaşına erişebildikleri söylenmektedir. Fakat bu sayıları çok ciddiye almamak yerinde olur. Çünkü o dönemlerde kullanılan zaman birimleri bugünkünden farklıdır (Stolleis, 2007, S.278). Platon’a (İ.Ö. 427-347) göre yaşlılıkta yaşam memnuniyetsizliğinin nedeni kişinin yaşından ileri gelmiyordu. Daha ziyade yaşamla ilişkili tutumlarından kaynaklandığını söylüyordu. Aristoteles (İ.Ö. 384-322): yaşlıların korkak, sürekli geçmişten söz eden gevezeler, devamlı her şeyden şikayet eden, pinti, mizahtan anlamayan kişiler olduklarını söylüyordu. Çin filozofu Buddha insan ömrünün 100 yıl olduğunu söylüyordu. O da yaşlılara saygı duyulmasını istiyordu. Eski Hindistan’da da yaşlılara hürmet öne çıkarılır. Eski Cicero (İ.Ö. 104-43) yaşlılıkta insanı tatmin eden uğraşların eksikliğinden, bedensel gücün ve cinselliğin kaybından, ölümün yaklaşmasından söz ediyordu. Galen (İ.S. 129-199) yaşlılığın hastalık olamayacağını, çünkü herkeste görülen bir olgu olduğunu vurguluyordu. Çin’de 70 yaşına erişen kişilerin yönetici oldukları kurumlardan geri çekilmeleri beklenirdi (Wahl & Heyl, 2004: 71-72). Gerhard van Swieten (1700-1772) Platon’la aynı görüşü paylaşıyor, yaşlılıkta yaşam memnuniyetsizliğinin yaştan değil, daha önceki yaşam Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 dönemlerindeki yaşam tarzı ve kişilik özellikleriyle bağlantılı olduğunu belirtiyordu. ChristophWilhelm Hufeland (1762-1836), yaşam süresinin uzatılabileceğini, mideyi yormayan sindirimi kolay yemekler yemeyi, ılık suyla banyo yapmayı, bol ama yorucu olmayan şekilde hareket etmeyi ve hoşlanılan uğraşlara yönelmeyi tavsiye ediyordu. 4 Adolphe Quetelet (1796-1874) yaşlılıkta yaratıcılık ve üretkenlik konularını ele almıştır. İngiliz ve Fransız yazarların ünlü eserlerini ortalama 55 yaşında kaleme aldıklarını hesaplamıştır. Francis Galton (1822-1911) duyu organlarının randımanında meydana gelen değişimleri incelemiş, yaşlandıkça yüksek frekanslı dalgaları işitmenin zorlaştığını keşfetmiştir. Stanley Hal (1844-1924) ilk gerontopsikolojik araştırmayı yapan kişi olarak kabul edilir. Bugün de yaygın bir görüş olan yaşlandıkça yetenek ve becerilerde gerileme olduğu görüşünü savunmuştur (Merwedel, 2005). 1600 yılında çizilen (yukarıdaki) resimde insanın yaşamı gösterilmektedir. Bugün de işittiğimiz bir görüşe göre yaşam çıkışı ve inişi olan bir merdivene benzetilmektedir. Merdiven sembolüne göre yaşam sürecinde insan çocukluk ve gençlikte gelişir, belli bir yaşa erişince gelişmesi duraksar ve bir süre bu konumunu koruduktan sonra gerileme dönemine girilir (Wahl & Heyl, 2004). Her ne kadar bu görüşten ayrılmış olsak da bazı teorilerde merdiven sembolünün izleri yine de algılanabilir. Örneğin Amerikalı gerontolog Robert Havighurst (1948/1972), yaşam dönemlerini farklı gelişim ödevleri (devolopmental tasks) ile tanımlamaktadır. Merdiven sembolünün basamaklarını “ödev” kavramıyla değiştirmiş ve yaşlılıkta sosyal yaşamdan geri çekilmeyi tavsiye etmiştir. Bu teori de inişi olan bir merdiven sembolünü akla getirmektedir. Aynı şekilde Erik H. Erikson’un (1968) teorisi de merdiveni anımsatmaktadır. Basmak yerine yaşam safhası sembolünü koymaktadır. Safhalara böldüğü yaşamı, kişiliğin gelişim süreci olarak kavramakta, sekiz aşamadan meydana geldiğini kabul etmektedir. Fakat şunu da belirtelim: Sembolik benzerliğin, teorik benzerlik anlamına gelmediğine dikkat edilmelidir. Söylemeye çalıştığımız tek şey, yaşlanmayı açıklamada kullanılan aynı sembolün farklı teorik tasarımların ortaya çıkmasına yaptığı katkıdır. Neredeyse bütün kültürlerde bilgelik ve yaşlılık arasında ilişki bulunduğu kabul edilir. Hindistan’da Upanişatlar döneminde (İ.Ö. 1000 civarı) yaşam 20’şer yıllık dört safhaya bölünürdü. Birincisi öğrenme dönemiydi. Erkek, kendi seçtiği öğretmenden Veda’nın (en eski dinsel yazılar) aktardığı bilgelikler hakkında bilgiler edinmeliydi. İkinci safhada baba olmalı ve aile kurmalıydı. Üçüncü safha çocuklar evden ayrılması idi. Artık erkek dünyevi işlerden geri çekilmeli, yakında gideceği sonsuzluğa hazırlık yapmalıydı. Dördüncü ve son safhadaki görevi ise tüm malvarlığından ve eşinden vazgeçmek, geri kalan yaşamını bir dilenci olarak devam ettirmekti (Helmchen, Kanowski & Lauter, 2006, S.29). Batı ve Doğu uyarlıklarında bilgelik, bilginin belli bir türü olarak kabul edilir. Bu özel bilgilere sadece ufak bir azınlığın erişebileceğine inanılır (Borscheid, 1994). İncil’de akıl ve güç ile ilişkilendirilir, Eski Yunanistan’da öğrenilir ve öğretilir bilgiler, yani pratik bilgelikten bahsedilir, fakat kısmen de uğraş ve tecrübelerle elde edilemeyen tanrı vergisi, yani felsefi bilgelikten de söz edilir. Doğu uygarlıklarında akıl ve mantığın, bilgelik mertebesine erişmeyi engellediği görüşü yaygındır. Daha ziyade düşünme (akıl) ve anlatım yoluyla erişilemeyen bir mertebe olarak “yaşamın anlam ve amacıyla” bağlantılı bir özellik olduğu görüşü benimsenir (Fillip, 1999). Gerontolojinin Tarihçesi Gerontolojinin tarihsel gelişim süreci Wahl’e (2004) göre dört aşamadan meydana gelmektedir: • Hazırlık Dönemi: 18.yy - 1.Dünya Savaşı Sonu • Sistematikleşme Dönemi: 1.Dünya Savaşı Sonrası - 2.Dünya Savaşı Sonu • Patlama Dönemi: 2. Dünya Savaşı Sonrası – 1960 • Kurumsallaşma Dönemi: 1961 – 1990 Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 Hazırlık Dönemi Gerontolojinin gelişmesi pek çok bilim adamının yaşlanma ve yaşlılıkla ilgili çalışmalarıyla bağlantılıdır. Bunlardan biri de “Gelişim Psikologu” Tetens’tir. 1777 yılında “İnsan Doğası ve Gelişimi Üzerine Felsefi Denemeler” (Philosophische Versuche über die menscliche Natur und ihre Entwicklung) (Wahl, 2003) başlıklı bir çalışma yayınlamıştır. Bu eserinin o dönemin Alman edebiyatıyla, öncelikle “Gelişim Romanı” akımıyla bağlantılı olduğu görülür. Aynı döneme ait diğer eserlerden Tetetns’in yazdığı eserin farkı, yaşlanma sürecini “ömür boyu” gelişim olarak ele alan ve yaşlanmayı bu açıdan açıklamaya çalışan ilk bilim adamlarından biridir. Bugünün Gelişim Psikolojisi tarafından kabul edilen “ömür boyu gelişme” tezini ortaya atan ilk araştırmacılardan biridir. 1797 yılında Hufeland “İnsan Yaşamını Uzatma Sanatı” (Kunst, das menschliche Leben zu Verlaengern) (Thoame, 1994) adlı çalışmasını yayınlamıştır. Hufeland henüz o dönemde “mutlak azami yaşam süresi” ve “göreli yaşam süresi” arasında teorik ayrım yapmıştır. Eserinin pratik bölümünde ise o zamanlar normal olan “yaşamı kısaltan ve uzatan maddelerden” söz etmekte, bunlar hakkında öneriler getirmektedir. Carus’un 1829/30 yıllarında “Psikoloji Dersleri” (Wahl, 2003) günümüzde ömür boyu gelişme tezinin öncüsü kabul edilmektedir. Geriatrinin 19.yüzyılda gelişmesi iki isimle çok sıkı şekilde bağlantılıdır: Bunlardan biri Cannstatt’tır. 1839’da “İleri Yaşlarda Hastalıklar ve Tedavileri” (Die Krankheiten des hohen Alters und ihre Heilung) adlı bir çalışma yayınlamıştır (Kondratowitz, 2000). Bu eserde ortaya konulan yaşlı görüntüsü, bugün de yabancısı olmadığımız, evrimden gerilemeye dönüşen bir gelişim sürecinden söz edilmesidir. Paris’teki Salpetriere Kliniği Baş Hekimi Charcot, 1867 yılında “Leçons cliniques sur les maladies des vieillards et les maladies chroniques” adlı Avrupa’da büyük ilgi uyandıran ve İngilizceye de tercüme edilen çalışmasını yayınlamıştır. Bunun İngilizce çevirisi, Wahl’e (2004) göre, ABD’de yaşlılık konusuna duyarlılığın artmasında rol oynamış ve Charcot’un en önemli düşüncesi şu olmuştur: Bu bilim adamı hastalıkları üç gruba ayırmıştır. Birincisi yaşlanma sürecindeki bedensel kayıplardan kaynaklanan hastalıklar, ikincisi her yaşta ortaya çıkabilecek, ama yaşlılıkta daha farklı gelişen hastalıklar ve sonuncusu yaşlılıkta daha hafif geçen hastalıklardır. Geriatrinin gelişmesinde rol oynayan bu eserlerin yanı sıra pek çoğu Alman bilim adamları tarafından ortaya konulan diğer tıbbi-biyolojik yaşlanma konulu eserler de vardır (Lüth, 1965). Bunlardan biri Geist’tir. 1860 yılında “Zihinsel Hastalıkların Kliniği” (Klinik des Geisteskrankheiten), diğeri Mettenheimer’dir . 1863’te “Zihinsel Hastalıklar Öğretisi Üzerine Nozolojik ve Anatomik Çalışmalar” (Nosologische und anatomische Beitraege zu der Lehre von den Geisteskrankheiten) adlı bir eser ortaya koymuştur. Seidel’in 1889’de “Zihinsel Hastalıklarda Patogenez, Komplilasyonlar ve Terapiler” (Pathogenese, Komplikationen und Thrapien der Geisteskrankheiten) adlı çalışmasının yanı sıra Virchow’un Berlin Charite’deki çalşmaları da Geriatrinin gelişmesine önemli katkılar yapmıştır. Yaşam süreci ve yaşlanma araştırmacılığında ampirik çalışmalara yönelmenin ortaya çıkması Belçikalı bilim adamı Quetelet ile gerçekleşmiştir. 1835’te yayınlanan “Sur l’homme et le developpement de ses facultes” çalışmasında yaşlanma olgusunun araştırılmasıyla ilgili önerisinde bugünü de kapsayan bir araştırma programı ortaya koymuştur: “İnsan, şimdiye kadar ne toplam süreç ne de reaksiyonlardaki değişimleri kesin şekilde araştırılmamış belirli sınırlar içersinde doğar, büyür ve ölür” demiştir (Lehr, 2003). İngiliz bilim adamı Galton, Quetelet’in çalışmalarından güçlü şekilde etkilenmiştir. 1883 yılında yayınladığı “Inquiries into Human Faculties and its Development” (Bireen 1961a) adlı eserinde antropolojik ve psikometrik ampirik verilere dayalı bir araştırmanın sonuçlarını vermektedir. Araştırma, yaşı 5 ile 80 arasında değişen 9000 kişiye aittir. Metchnikoff, Gerontoloji kavramının yaratıcısı kabul edilir. 1903 yılında yayınlanan “The Nature of Man” başlıklı çalışmasında ilk defa bu kavramı kullanmıştır (Achenbaum 1995). Yaşlanma olgusuyla ilgilendiği süreç içersinde bugün değeri olmayan teorisinde, yaşlanmayı bir “enfeksiyon hastalığı” olarak tanımlamıştır. Daha o zamanlar eleştirilen teorisinden daha önemlisi, Metchnikoff ’un çalışmasının ABD’de yayınlanmış olmasıdır. Yaşlanmanın araştırılması Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com 5 GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 gerektiği bu ülkede kabul gören bir görüş olması nedeniyle, Metchnikoff ’un görüşleri yaşlanmanın geriatrik ve biyolojik yönlerden incelenmesine hız katmıştır. 6 Aynı dönemde Almanca konuşulan ülkelerde önemli geriatrik çalışmalar yapılmıştır (Baltes & Baltes, 1992). Lindheim’in “Saluti Senectutis” (1909), Schwalbe’nin “Geisteskrankheiten” (1909), Schlesinger’in “Krankheiten des höheren Lebensalters” (1914-15) (bkz. Giese, 1928), Rubner’in “Das Problem der Lebensdauer und seine Beziehungen zu Wachstum und Ernaehrung” (1908) (bkz. Lüth, 1965) adlı çalışmalar, canlı türlerinin yaşam süreleri hakkında ilk araştırmalardır. Aynı dönemlerde bugün Alzheimer Demansı olarak tanımlanan hastalık üzerine Alzheimer’in “Über eine eigenartige Erkrankung der Hirnrinde” (Tuhaf Bir Beyin Hastalığı Üzerine) adlı çalışması (1907) yayınlanmıştır (Thomae, 1994). (“Gerontolojinin Tarihçesi” başlığı altında aktarılan bütün bilgiler Wahl, 2004’ten alıntıdır). Sistematikleşme Dönemi 1920’li yılların başlarında Almanca konuşulan ülkelerde yaşlanma olgusu ile ilgili tıbbi-biyolojik araştırmalar yapılmaktaydı. Avusturyalı Steinach’ın çalışmaları hem etkili olmuş hem de eleştirilmiştir. Lüth (1965) bu bağlamda “Steinach Dönemi”nden dahi söz etmektedir. Bu araştırmacı hayvan deneylerinden elde ettiği bulgulardan hareket ederek yaşlanmayla mücadele edebilinecek bir metot bulduğunu söylemiştir. Davranış Bilimleri alanında ilk ampirik araştırmalar Weiss (1927) ve Giese (1928) tarafından yapılmıştır. Giese, sübjektif yaşlanma tecrübeleriyle ilgilenmiştir. Yaşı 20 ile 60 arasındaki demiryollarında çalışan 500 biletçiden oluşan bir örneklem üzerinden ampirik bilgiler toparlamıştır. Bu mesleğin tipik ödevleri bağlamında yaptığı testler, bireyler arasında yaşa bağlı belirgin bir farkın olmadığını göstermişti. 1930’lu yıllarda da önemli çalışmalara imza atıldı. Viyana Üniversitesi’nde C. Bühler (1933) yaşam sürecini psikolojik problem olara inceledi. Bilim adamı, tekniker, sanatçı ve politikacılardan meydana gelen 200 kişinin yaşam hikayelerini bir araştırma kapsamında inceledi. Ayrıca Viyana’daki bir yaşlı yurdunda yaşayan 50 kişinin de yaşam hikayesinin ve ek olarak mevcut istatistiklerin de analizini yaptı. Çalışması büyük ilgi gördü, ama Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinden dolayı Musevi asıllı Bühler ABD’ne göç etmek zorunda kaldı. Abderhalten ve Bürger 1938’de “Zeitschrift für Altersforschung” adlı bir dergi yayınlandı. Bürger zaten 1920’li yıllardan beri yaşlanma ve yaşlılık üzerine çalışmalar yapıyor. 1937’de Leipzig Üniversitesi’ne atandıktan sonra bu alandaki çalışmalarını daha da çoğalttı ve sonunda bu çalışamalar ilgili derginin yayınlanmasını sağladı (Wahl & Heyl, 2004). Dergide bedensel-tıbbi çalışmalar yapan bilim insanlarının yanı sıra Gruhle (1938) ve von Bracken (1939) gibi psikiyatrlar da çalışmaları hakkında yazılar yazdı. Bu arada ABD’de Gerontopsikoloji alanındaki ilk çalışmalar başlamıştı. Buna karşın Almanca konuşulan ülkelerde, özellikle Kehrer (1939) ve Schulz (1939), hala yaşlılığı gerileme ve kayıp kavramlarına odaklı araştırmalara ağırlık vermekteydi. 1920’li yıllarda ABD’deki Gerontolojik araştırmalar Almanya’dakilerden tamamen farklı bir görünüm sunmaktaydı. Mesela ABD’de psikolojik yaşlanma araştırmalarına başlanmıştı. Fakat o zamanlar bu alanda da biyolojik-tıbbi ağırlıklı bir Gerontoloji vardı. O dönemlerde artan şekilde psikometrik test metotlarına başvurulmuştur. Zeka testleri yapılmıştır. Özellikle ordu personelinin seçiminde kullanılan testlerde ölçüt bireyin kronolojik yaşıydı. Yerkes (1921), 18 ile 60 yaşındaki bireylerin denek olarak katıldığı araştırmalar kapsamında kronolojik yaşa bağlı zihinsel yeteneklerin belirgin şekilde azaldığını bulmuştur (Wahl & Heyl, 2004). 1921 yılında çocuk ve gençlik araştırmacısı 75 yaşındaki Hall “Senescence: The Last Half of Life” adlı monografisini yayınladı (Wahl & Heyl, 2004). Bu çalışmanın en önemli özelliği, yaşlılığın zayıf yönlerinden ziyade yaşlılığın güçlü yönlerini önem çıkarmasıdır. 1920’li yıllarda Miles, Stanford Üniversitesi’nde laboratuarını kurdu ve böylece ABD’de kognitif yaşlanma araştırmacılığının temellerini de atmış oldu. Yaşı 7 ile 94 arasında değişen deneklerle ilgili derlediği verilerin analizi, zihinsel yeteneklerin yaş yükseldikçe gerilediğini ortaya koymaktaydı. Ama maksimum gelişim yeteneğinin, test edilen alana göre çok farklı olabildiğini keşfetti. 1930’lu yıllarda ABD’de Gerontolojinin gelişmesi Cowdry (1939) adıyla sıkı bir ilişki içersindedir. Macy Foundation’in desteğiyle cep kitabı mahiyetinde bir eser yayınladı (Problems of Aging). Cowdry’nin eseri Wahl’e göre (2004) Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 Gerontolojinin disiplinler arası niteliğini ortaya koyan ilk yayındır. Bu eserin Gerontolojinin gelişme sürecinde kalıcı etkileri olmuş, 1942 yılında yeni baskısıyla tekrar piyasaya sürülmüştür. Tıbbi-biyolojik ve psikolojik yaşlanma araştırmacılığı ABD’de hızlı bir gelişme gösterirken, Gerontososyolojinin gelişmesi bu kadar hızlı olamamıştır. Bu alandaki öncü çalışmaları Tibbitt yapmıştır. İlk defa bu araştırmacı gerontolojik bilgilerin “normal vatandaşın” yaşam koşullarının iyileştirilmesi yönünde kullanılması gerektiği çağrısını yapmıştır. Sosyal Gerontolojinin gelişmesine Chicago Üniversitesi’nde 1940 yılında alınan kararlar belirleyici katkı yapmıştır. 10 yıldır “Committee on Child Development” (CCD) adı altında çalışmalarını yürüten kurumun adı “Committee of Human Development” (CHD) olarak değiştirilmiştir ve böylece tüm yaşamı kapsayan bir araştırma ve çalışma alanı yaratılmıştır. Wahl’in (2004) deyimiyle CHD’nin “ürettiği” Havighusrt ve Neugarten gibi bilim insanları, daha sonraki yıllarda Sosyal Gerontolojinin gelişmesinde belirleyici roller üstlenmişlerdir. Çeşitli kurumsal düzlemlerde yürütülen Gerontolojik çalışmalar olduğu halde, savaşın sona ermesinden henüz 11 gün sonra ABD’de “Gerontological Society” kurulmuştur ve kısa süre sonra adı “Gerontological Society of America” olarak değiştirilmiştir. Zaten 1942 yılından beri “American Geriatrics Society” çalışmalarını sürdürmekteydi. 1940’lı yıllarda farklı Gerontolojik disiplinlerle bağlantılı çalışmalar yapılmıştır. Özellikle Geriatri, Psikiyatri, Psikoloji ve Antropoloji alanlarında yapılan çalışmalar, bir sonraki gelişme döneminin de alt yapısını oluşturmuştur. Patlama Dönemi İkinci Dünya Savaşının ardından Gerontoloji açısından yeni bir dönem başlamıştır. Bunun ilk safhası 1960’a kadar sürmüştür ve Wahl (2004) tarafından Gerontolojinin patlama dönemi olarak adlandırılmaktadır. Gerontolojinin bu dönemde Almanya’daki gelişmesi Thomae adıyla bağlantılıdır. 1950’li yıllarda buna Lehr adının da eklendiği görülmektedir. Savaş sonrası yetişen “babasız kuşağı” da göz önüne alarak, Wahl (2004), bu iki bilim insanının sadece “gerontolog” olmadıklarını, aynı zamanda “gelişim ve biyografi psikologu” olarak da tanımlanmaları gerektiğine dikkat çekmektedir ve Marshal-Planı tarafından desteklenen, 1952 yılında başlayan “Savaş Sonrası Alman Çocukları” adlı araştırmada Thomae’nin oynadığı belirleyici role dikkat çekmektedir. 1950’li yıllarda Thomae 35 – 55 yaşları arasındaki bireylerin denek olarak katıldığı, Lehr gibi kadrosuz personelle yürüttüğü bir araştırmaya da imza atmıştır. Bu araştırmada öncellikle bireylerin biyografisi hakkında bilgiler toparlanmıştır ve bir süre bunların biyografisi boyutsal araştırma kapsamında takip edilebilmiştir (Lehr & Thomae 1987). ABD’de Gerontoloji 2.Dünya Savaşı sonrasında çok daha hızlı gelişmiş, kısa sürede geniş çaplı ampirik araştırmalara başlanmıştır. Gerontoloji araştırma merkezlerinin yanı sıra akademikleşme süreci başlamıştır. Shock, 1940’lı yıllarda disiplinler arası Gerontolojinin gelişmesini sağlayan öncü çalışmalar yapmıştır. Shock’un başlıca ödevi Baltimore’da “Gerontology Research Center”in gerontolojik araştırmalarını hayata geçirmek ve teşvik etmekti. 1950 yılında “International Association of Gerontology” (IAG)’nin kurulmasında da Shock başlıca rolü oynamıştır. Psikolog Birren, ABD’de Gerontolojinin gelişmesini sağlayan başlıca araştırmacılar arasında yer alan diğer isimdir. Yaşlanmanın biyolojik-fizyolojik ve psikolojik yönlerini birbiriyle bağlayan çalışmaları büyük ilgi çekmiştir. 1959 yılında “Handbook of Aging of and the Individual” adlı dünyaca ünlü eserini yayınlamıştır. Schaie, bir diğer kilit isimdir. Şimdiye kadar yapılan en uzun süreli boyutsal araştırma olan ve 1956’da başlayan “Seattle Longitudinal Study” araştırmasını yürütmüştür. Araştırmada zeka yeteneklerinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Fakat ABD’de “Duke Longitudinal Studies” ve “Baltimore Longitudinal Studies of Aging” gibi başka boyutsal araştırmalar da yapılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1950’li yıllarda sosyal Gerontolojik ampirik araştırmalar ise henüz emekleme dönemini yaşıyordu. Sosyal Gerontolojinin gelişmesinde belirtildiği gibi “Committee of Human Development” belirleyici oldu. Havighurst ve Neugarten, yeni konseptleriyle ve ampirik araştırmalarıyla Sosyal Gerontolojinin ABD’de gelişmesine ivame kazandıran bilim insanları oldular. “Kansas City Study of Adult Development” boyutsal Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com 7 GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 araştırması ile diğer araştırmacılarla birlikte yaşlanma sürecinde sosyal ilişki ve yaşam memnuniyeti gibi konuları ele aldılar. Kurumsallaşma Dönemi 1960’tan sonraki dönemde daha pek çok gerontolojik araştırmalar yapıldı, ama bu dönemde aynı zamanda Gerontoloji alanında gözle görünür bir kurumsallaşma başladı. Kapsamlı teoriler ortaya konuldu ve geniş kapsamlı bir tartışma başladı. Yeni dergiler yayınlandı, bilimsel enstitüler kuruldu. Hızla çoğalan bilgiler büyük çaplı yayınlarda bir araya toparlandı. Cep kitapları yayınlandı. Çok yönlü eğitim programları başlatıldı. 8 1960’lı yılların başlarında Cumming ve Henry (1961) şimdiye kadar en çok ilgi çeken gereontolojik eseri, “Growing Old. The Process of Disengagement”’i yayınladı. Disengagement teorisi, büyük tartışmalara yol açtı ve yeni araştırmaların yapılmasını teşvik etti (Achenbaum & Bengston 1994). Almanya’da 1965 yılında başlayan, Bonn Üniversitesi’nde Thomae ve Lehr tarafından yürütülen “Bonner Laengstschnittstudie über das Altern” (BOLSA) adlı boyutsal araştırma başladı (Lehr & Thomae, 1987). Bu araştırmanın önemli özelliği, disiplinler arası bir araştırma oluşudur. Öncelikle psikolojik ve tıbbi sorulara ağırlık verilmiştir. Disengagement teorisinin sorgulandığı bir araştırmadır. Bu araştırma, Disengagement teorisinin evrensel görüşlerinin geçerli olamayacağına dair bulgulara ulaşmıştır. BOLSA’nın ardından Almanya’da Erlemeier, Fooken, Schmitz-Scherzer, Schneider, Oswald gibi pek bilim insanı 1970’li yıllarda yaptıkları araştırmalarla Gerontolojinin Almanya’da gelişmesinde rol oynamışlardır. 1960’lı yıllarda Almanya’nın Gerontoloji alanında uluslar arası isim yapmasında rol oynayan P.B. Baltes sahneye çıkmıştır. Almanya’da Gerontoloji ile ilgilenip de Baltes adıyla temas kurmamak, prensipte imkansızdır. Bugüne kadar uluslar arası çapta en çok adı geçen Alman gerontologtur (Wahl & Heyl, 2004). Eşi M.M. Baltes’in de Almanya’da Gerontolojinin gelişmesine büyük katkısı olmuştur. İkisinin de beklenmedik şekilde (önce M.M. Baltes) erken yaşta vefat etmesi, sırf Almanya için değil, aynı zamanda uluslar arası Gerontoloji camiası için büyük bir kayıptır. 1970 – 1980 döneminde Almanya’da çok sayıda ampirik araştırma yapılmış, yaşlanma ve yaşlılık detaylı şekilde araştırılmıştır (M.M. Baltes & Schmidt, 1987; Mayer & Baltes, 1996). ABD’de 1960 sonrasında adları belirtilen araştırmacılara yenileri eklenmiştir. Burada hepsini saymak mümkün değildir. Bu yüzden birkaç isim vermekle yetinilecektir. Botwinick, Craik, Kastenbaum, Lawton, Hayflick ve diğerleri. Bu arada Birren ve Schaie (1977) “Handbook of the Psychology of Aging” adlı ünlü eseri yayınlamıştır. Gerontoloji 1960’tan bugüne kadar uluslar arası alanda kendisini kabul ettirmeyi başarmıştır. Giderek daha çok ülke bu alanda çalışmalar yapmaktadır. Örneğin Çin ve Macaristan (Thomae 1994). Bunların arasına bugün Türkiye de katılmıştır. 2000 yılında ilk adım atılmış, 2005’te Ulusal Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Derneği kurulmuş, aynı yıl Uluslararası Sosyal ve Uygulamalı Gerontoloji Sempozyumu düzenlenmiş ve ilk kapsamlı Gerontoloji araştırması “Birinci Türkiye Gerontoloji Atlası” başlamıştır. Bu araştırma 2009’da sona ermiştir. Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Gerontoloji Bölümü 2006 yılında kurulduktan sonra 2009 yılında öğretime başlamıştır. Ama Gerontolojinin Türkiye’deki gelişmesini sonraya bırakalım, bu bölüme son noktamızı koyalım. Kaynakça Aries, P., Duby, G. (1989): Geschichte des privaten Lebens, Bd. 1. Frankfurt/Main: Fischer. Baltes, P.B. & Baltes, M.M. Gerontologie: Begriff, Herausforderungen und Brennpunkte (S. 1-34). P.B. Baltes & J. Mittelstrass (Eds.), Zukunft des Alterns und gesellschaftliche Entwicklung. Berlin: De Gruyter, (1992). Beauvoir, S. de (1977): Das Alter. Reinbek bei Hamburg: Rowohlt. Borscheid, P. (1994): Der alte Mensch in der Vergangenheit. In Baltes, P.B., J. Mittelstrass & Staudinger, U. (Ed.) Alter und Altern: Ein interdisziplinärer Sudientext zur Gerontologie (S.35-61). Berlin: de Gruyter. Brandt, H. Wird auch silbern mein Haar. Eine Geschichte des Alters in der Antike. Darmstadt: Wissenschaftliche Buchgesellschaft, (2002). Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 Cumming, E. & Henry, W.E. Growing Old. The Process of Disengagement. New York: Basic Books, (1961). Erikson, E. H. Identity, Youth and Crisis. New York: Norton, (1968). Filipp, S.-H. (1999): Lebenserfahrung und Lebenssinn. Biographische Aspekte des Alterns. In A. Niederfranke, G. Naegele & E. Frahm (Ed.), Funkkolleg Altern 1: Die vielen Gesichter des Alterns (S.101-136). Opladen, Wiesbaden: Westdeutscher Verlag. Giese, F. Erlebnisformen des Alters: Umfrage Ergebnisse über Merkmale persönlichen Verfalls. Halle: Marhold, (1928). Gruman, G. J. (1966): A history of ideas abaut the prolongation of the life. The evolution of prologevity hypotheses to 1800. Philadelphia: The American Philosophical Society. Havighurst, R. J. Developmental tasks and education. New York: McKay, (1948/1972). Helmchen, H., Kanowski, S. & Lauter, H. (2006): Ethik in der Medizin. Grundriss Gerontologie, Band 22. Stuttgart: Kohlhammer. Gerontologie, Abschnitt III-1. LagerlechfeldÇ Ecomed, (1994). Tufan, İ. (2007): Birinci Türkiye Yaşlılık Raporu. Antalya: GeroYay. Viidik, A. (2003): Biologisches Altern - Gesetzmäßigkeiten und Beinflußbarkeit (S. 21- 44), L.Rosenmayr, F. Böhmer (Ed.), Hoffnung Alter. Wien: WUV Univ. Verlag. Wahl, H._W. Verhaltens- und sozialwissenschaftliche Gerontologie in ihrer geschichtlichen Entwicklung (S.87-110). F. Karl (ed.), Einführung in die sozial –und verhaltenswissenschaftiliche Gerontologie. Weinheim: Juventa, (2003). Wahl, H.-W. & Heyl, V. Gerontologie – Einführung und Geschichte. Stuttgart: Kohlhammer, (2004). Wahl, H.-W. Entwicklung gerontologischer Forschung (S.29-48), A. Kruse & M. Martin (Eds.), Enzyklopaedie der Gerontologie. Alternsprozesse in multidisziplinaerer Sicht. Bern, Göttingen, Toronto, Seattle: Huber, (2004). Imhof, A. (1988): Die Lebenszeit: Vom aufgeschobenen Tod und von der Kunst des Lebens. München: Beck. Kondratowitz, H.-J., v. “Alter” und “Krankheit”. Die Dymamik der Diskurse und der Wandel ihrer historischen Aushandlungsformen (S.109-155). Wien: Böhlau, (2000). Lehr, U. & Thomae, H. Formen des seelischen Alterns. Stuttgart: Enke, (1987). Lehr, U. (1972): Psychologie des Alterns. Heidelberg: Quelle & Meyer Verlag. Lehr, U. Psychologie des Altern, 11. Aufl., Quelle&Meyer: Wiebelsheim, (2007). Lüth, P. Geschichte der Geriatrie. Stuttgart: Enke, (1965). Merwedel, U. Gerontologie und Gerontopsychiatrie, 2. Aufl. Europa Lehrmittel: Haan Gruiten. 2005. Stolleis, M. Geschichtlichkeit und soziale Relativität des Alters, Die Zukunft des Alterns – Die Antwort der Wissenschaft. Ein Report der Max-Planck-Gesellschaft, Ed: P. Gruss. Beck: München, (2007). Pp: 258-278. Tews, H. P. (1971): Soziologie des Alterns, Band. 1Heidelberg: . Quelle & Meyer. Thoame, H. Geschichte des Alters und der Alternsforschung (S.119). E. Olbrich, K. Sames & A. Schramm (Eds.), Kompendium der Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com 9 GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 10 Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com GeroPaper - No. 3 - Kasım 2015 11 Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com
Benzer belgeler
gerobülten - Akdeniz Üniversitesi
Gerontoloji sosyal politikalara öneriler getirmek amacıyla da hareket eden
bir bilim dalıdır. Bu yüzden teorik ve uygulamalı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Nasıl ki sosyal politikaların görevi ya...
GeroPaper - İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
eklenmesi gerekir, hem de gerontolojik rehabilitasyonlara ağırlık verilmelidir.
GeroPaper - İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com
GeroPaper - İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
Copyright 2015: İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı; http://www.itgevakiftr.com
GeroPaper - İsmail Tufan Gerontoloji Vakfı
edinmeliydi. 2. safhada baba olmak ve aile kurmak geliyordu. 3. safhada çocukların evden ayrılmasıyla erkek, eşiyle birlikte dünyevi işlerden
geri çekilmeli ve sonsuzluğa hazırlık yapmalıydı.
4. sa...