Köy-Koop Haber Gazetesi 43. Sayı
Transkript
Türkiye’nin Tarım Gazetesi HAZİRAN 2015 Yıl:4 Sayı:43 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ Hayvancılık Desteklemeleri Açıklandı »» Bakanlar Kurulu’nun Nisan ayına yayınladığı ve hayvan başına 400 liraya kadar destek yapılmasını öngören, 2015 yılı hayvancılık destekleme kararlarının uygulama esasları tebliği 12 Mayıs 2015 tarih ve 29353 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Desteklemeden yararlanmak için 31 Aralık 2015 tarihine kadar başvuru yapılabilecek. Anaç sığır yetiştiriciliği yapan, 31.12.2015 tarihi itibarıyla en az beş baş anaç sığıra sahip, yetiştirici/üretici örgüt üyesi yetiştiriciler yılda bir kez olmak üzere hayvan başına desteklemeden yararlandırılır. Tarımsal amaçlı kooperatifler ve süt üreticileri birlikleri, yetiştirici/üretici örgütlerinden birine tüzel kişilik olarak ortak olması halinde tek işletme olarak kabul edilir ve 500 baştan fazla hayvan bulunduran yetiştiriciler hariç, tam ödeme yapılacak. Buzağı desteklemesi kapsamında; E-ıslah’a kayıtlı analardan, e-ıslah veri tabanına kayıtlı saf kültür ırkı veya melezi sığırların aynı kültür ırkı boğanın spermasıyla suni tohumlan- ma sonucu doğmuş olması gerekiyor. E-ıslah’a kayıtlı, yerli ırk ve melezi sığırlardan suni tohumlama sonucu doğan buzağılarda aynı ırktan olma şartı aranmıyor. İkiz veya üçüz doğan her Elektrik Borcu Olan Çiftçiye Destekleme Yok »» 1,4 milyar lirası faiz 2,4 milyar lira elektrik borcu olan çiftçiye, bir kötü haber de hükümetten geldi. Borç ödenene kadar tarımsal destek ödemesi yapılmayacak. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar 2015 Yılında Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Kararının Uygulama Tebliği, Resmi Gazete’nin 27 Mayıs 2015 tarihli sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi. » Syf 6’da buzağı dahil buzağı başına destekleme ödemesi yapılacak. Ülkemiz hayvancılığının geliştirilmesi, sağlıklı üretimin arttırılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması, yerli hayvan genetik kaynaklarının yerinde korunması ve geliştirilmesi, kayıt sistemlerinin güncel tutulması, hayvancılık politikalarının etkinliğinin arttırılması ve hayvan hastalıklarıyla mücadele için yetiştiricilerin desteklenmesi amaçlanıyor. Tebliğde yer alan desteklemelerden faydalanacak yetiştirici/üretici örgütüne üye üreticilere yapılacak ödemeler, merkez birliklerine ortak olmak koşuluyla yetiştirici/üretici örgütleri aracılığıyla veya doğrudan yapılabilecek. Tüm Detaylar » Syf 8’de Kooperatif İstatistikleri Çalışma Grubu Oluşturuldu »» ILO Ankara Program Koordinatörü Özge Berber Ağtaş kooperatif istatistikleri konusundaki çalışmalara her türlü desteği vereceklerini söyledi. Resmi İstatistik Programı (RİP) kapsamında kurulan çalışma gruplarının amaçları; istatistiklerde veri çeşidi ve kalitesinin artırılmasına, üretilen istatistiklerin uluslararası standartlara uygunluğunun sağlanmasına, ihtiyaç duyulan istatis- “Çiftçiler sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde başarılı olabilirler” »» Karabük Üniversitesi ev sahipliğinde 14-15 Mayıs 2015 tarihlerinde KABUSEM ve Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun düzenlemiş olduğu ‘21.Milletlerarası Türk Kooperatifçilik Kongresi’ düzenlendi. “Küreselleşme Sürecinde Ekonomi, Siyaset, Toplum ve Kooperatifçilik” konulu Kooperatifçilik Kongresi’nde 3 ayrı salonda, 55 bildiri tartışılarak, Türkiye’de ve Dünya’da kooperatifçiliğin yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bilgiler verildi. » Syf 4’te Köy-Koop ile Adnan Menderes Üniversitesi Arasında İşbirliği »» Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği ile Adnan Menderes Üniversitesi Kuyucak Meslek Yüksekokulu arasında eğitim ve staj konularında işbirliği protokolü 8 Mayıs 2015 tarihinde imzalandı. İşbirliği Protokolünü, KöyKoop Merkez Birliği adına Genel Başkanı Yakup Yıldız ve Köy-Koop Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sever ile Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Cavit Bircan imzaladı. » Syf 4’te Hadi İlbaş Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN Erol AKAR Dünden Bugüne Kooperatifçilik -42» Syf 2’de Tarımsal Kooperatifçilik Manifestosu » Syf 11’de Avrupa Kooperatifleri Genel Kurulunun Düşündürdükleri » Syf 9’da Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ünal ÖRNEK Genel Seçimlere Doğru Mısırözü Yağı, Sağlık Önerileri ve Amerikan Tarım Tekelleri » Syf 5’te G20 Tarım Bakanları Toplantısının Ardından » Syf 19’da Dr. Erhan EKMEN Dr. Nezaket CÖMERT Kırsal Kalkınmada Birinci Tedbir: Örgütlenme » Syf 16’da Katma Değeri Olan Tarım Nasıl Yapılabilir? Bu sayımızda Çiftçi-Sen Genel Başkanı Adaylara Gıda Egemenliği ve Abdullah Aysu ile çiftçiyi, tarımı, Güvenilirliği Soruları » Syf 4’te sendikalaşmayı ve kooperatifleşmeyi Tevfik Fikret CENGİZ konuştuk. » Syf 12’de tiklerin uluslararası standartlara uygun olarak üretilmesine, uluslararası kuruluşlara veri gönderiminde ülkemizin eksik verilerini tespit ederek veri eksikliklerinin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak. » Syf 13’de 21. Kooperatifçilik Kongresi Yapıldı Stratejik Hedeflerimiz » Syf 20’de » Syf 15’te KOOPERATİFÇİLİK Dünden Bugüne Kooperatifçilik -42»» Bu sayımızda sizlere Köy-Koop Manisa Birliği’ne bağlı kooperatiflerin yaptığı çalışmalardan bahsedeceğim. Kooperatifler Düzgün Çalışırsa İlerleme Olur Kobaklar Tarımsal Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı: Ahmet Dursun, Yönetim Kurulu Üyeleri: Nuri Kara, Şaban Aydın, Rafet Gökçe, Mehmet Aslan 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve 22.06.2015 Ödenmesi 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Beyanı 23.06.2015 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin Verilmesi 23.06.2015 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı 23.06.2015 Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı 24.06.2015 01.05.2015 1-15 Haziran 2015 Dönemine Ait Noterce Yapılan Makbuz Karşılığı 24.06.2015 Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi 01.05.2015 1-15 Haziran/2015 Dönemine Ait Petrol ve Doğalgaz Ürünlerine İlişkin 25.06.2015 Özel Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödenmesi 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının 26.06.2015 Ödenmesi 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Ödenmesi 26.06.2015 01.05.2015 2014 Yılına Ait Yevmiye Defterinin Kapanış Tasdiki (TTK) 30.06.2015 01.05.2015 Basit Usulde Vergilendirilen Gelir Vergisi Mükelleflerininin 2. Taksit 30.06.2015 Ödemesi 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin 30.06.2015 Primlerin Ödenmesi 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formalarının Verilmesi 30.06.2015 01.05.2015 Sanayi ve Ticaret Odası Yıllık Munzam ve Nispi Aidat 1. Taksit Ödemesi 30.06.2015 KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır. Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. • Dr. Özdal KÖKSAL • Dr. Neşe N. TOPRAK • Dr. Selen Deviren SAYGIN • Dr. Caner KOÇ • Uzm. Dr. Esra GÜNERİ • Ünal ÖRNEK • Erol AKAR • Tevfik Fikret CENGİZ SA M LA AÇLI KOO P RI M Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. ER RK V E D İ Ğ E R TA IN MA LİKLERİ M E 1971’de kurulan kooperatifin 240 ortağı bulunuyor. 150 ortağın faal olduğu kooperatif, süt toplama aracına sahip. Başlarda halıcılıkla uğraşan kooperatif daha sonra orman işine ve süt işine girdi. Kobaklar Kooperatifi Başkanı Ahmet Dursun orman işinde çalışan ortakların ne kadar çok çalışırlarsa o kadar çok para kazandıklarını vurgulayarak diyor ki: “Ortaklarımız arasındaki uyum o kadar sağlam ki, herkes ormanda çalıştığı kadar pay alır.” . Günlük ortalama 1300 kg. süt toplana kooperatif ile ilgili olarak Başkan dursun şöyle diyor: “2005 yılında halıcılık projesini gerçekleştirdik. Ancak istediğimiz amaca ulaşamadık. Alınan kredinin ödenmesinden sonra, sütçülüğe başladık. Bir süt toplama merkezimiz var. Şeffaf bir politika izlemeye dikkat ediyoruz. Kooperatifler düzgün çalışırlarsa para kazanırlar. Hükümet tarafından verilen proje karşılığındaki paraları ortaklar kendi paraları sanıyorlar ve o yönde harcama yaptıklarında sıkıntıya düşüyorlar. Oysa devletin parasıdır o. O nedenle ortakların duyarlı olmaları gerekir.” - sürecek - • Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI • Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA • Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN • Prof.Dr. Cem ÖZKAN • Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK • Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI • Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA • Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA • Dr. Yener ATASEVEN BİR Gölmarmara Su Ürünleri Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı: Mehmet Altınova Yönetim Kurulu Üyeleri: İbrahim 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait Motorlu Taşıt Araçlarına İlişkin Özel Tüketim 15.06.2015 Vergisinin (Tescile Tabi Olmayanlar) Beyanı ve Ödenmesi F Sazan Denince Gölmarmara Akla Gelir 1988 yılında kurulan kooperatifin 98 ortağı vardır ve tamamı faal durumdadır. Günde 500 kg. süt kapasitesi olan kooperatifin 1100kg.lık süt tankı bulunmaktadır. Ormancılığın yanında hayvanlık da yapan kooperatif, ortaklarına yem ve un satışı yapmaktadır. Başkan İsmail Atabey ortaklar arasında son derece uyum olduğunu belirtiyor 01.05.2015 Mayıs 2015 Dönemine Ait BSMV Beyanı ve Ödenmesi 15.06.2015 İ AT Yem ezme makinesi ve bir jeneratörle birlikte kooperatifin kendisine ait bir binası bulunmaktadır. Kooperatif bu imkânlarla günde 2 ton süt elde etmektedir. Bu arada kooperatif 1140 metre karelik bir araziye sahip olmuştur. 2009 yılında Başkan olan Kurt, imkân olursa toplu sağım ünitesi yapmak istediklerini belirtiyor. Dağınık bir köy olduğu için köy halkının göç etme ihtimalinin bulunduğunun üstünde duran başkan, devletten elektrik ve su konusunu çözmesini istiyor. Ortaklar için 37x 4 projesinde uygulanan Kuyubaşı Encekler kooperatifinde ortaklar ve yönetim uyum içinde çalışıyor. 01.05.2015 Veraset ve İntikal Vergisi 1. Taksit Ödemesi 01.06.2015 YAYIN KURULU Ormandan Gelen Gelir Eskiye Göre Çok Düşük Doğanpınar Tarımsal Kalınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı: İsmail Atabey Yönetim Kurulu Üyeleri: Celal Atabey, Mehmet Salman, Muhammet Karakuş, Yüksel Çelik 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi 01.06.2015 K Sazan balığının Gölmarmara’da ünlü olmasının nedeni, gölde çok miktarda ot bulunmasıdır. Başkana göre, Türkiye genelinde böyle bir göl bulunmamakta, Bu nedenle de sazan balığı çok kalitelidir. En çok Eylül/ Ekim aylarında balık avlanmakta, havalar müsait olursa Aralık ayına kadar devam etmektedir. Başkan Altınova, Kooperatife bir soğuk hava deposunu yapılmasının şart olduğunu ve bunu gerçekleştirmek istediklerini belirtmektedir. 01.05.2015 Nisan 2015 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara İlişkin 01.06.2015 Primlerin Ödenmesi L Kuyubaşı Encekler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Soruıyor. Kooperatifin Yönetim Kurulu Şöyle: Başkan: Engin Kurt, Yönetim Kurulu Üyeleri: Muhammet Topaç, Turan Şen Başkan, yem fiyatının çok yüksek tutulması ve KDV oranlarının da kooperatiflerde ayrıcalıklı duruma gelmesini savunuyor ve sulak araziye sahip olmamalarının bir engel teşkil ettiğini ileri sürüyor. Kıran Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Gültekin, Yönetim Kurulu Üyeleri: Mehmet Aydın, Ali Salur 2006 yılında kurulan ve kurulduğu yıldan beri kooperatif ortağı olan Abdullah Gültekin, kooperatiflerin vergilerden muaf olmasını ve KDV’lerin de düşük tutulmasını istiyor. 2011 yılında kooperatif başkanı olan Gültekin, göreve geldikten sonra eski yönetimin borçlarını ödemekle uğraştıklarını, kooperatife ait kepçeyi kiraya vermek suretiyle kooperatife bir gelir sağladıklarını söylüyor. 1 süt toplama aracı ile 1 yükleyici- kazıcıya sahip olan kooperatif toplanan sütleri zaman geçirmeden alıcı firmaya ulaştırmaktadır. Köyde 250- 300 baş hayvan bulunmakta, günde ortalama 1 ton süt alınmaktadır. Köylerinde yayla bağcılığının yaygın olduğunu belirten başkan Gültekin 120 hanenin 70’inde bağcılık olduğunu, yeni tip bir bağcılık olan bu işlerinin Gördes’te bir simge haline geldiğini ileri sürüyor. Bunun için de meyve fidesi alıp satmak istediklerini söylüyor. 01.05.2015 Denetim Kuruluşları Yetkilendirme Belgesi Yıllık Harç Ödemesi 01.06.2015 KA “Güneydoğu’ya Hibe Var. Niçin Bize Yok?” Kooperatiflerden K.D.V. Alınmasın 01.05.2015 2015 Yılı Emlak Vergisi I. Taksit Ödemesi 01.06.2015 Ğİ • KÖY Yaslı, Rafet Kerse, Selim Karaca- Mehmet Erefe. Gölmarmara’da çıkan sazan balığı çevrede büyük bir üne sahiptir. Kooperatif Başkanı Mehmet Altınova “Her yerde sazan çıkabilir ama sazan denilince Gölmarmara akla gelir” diyor. 1979 da kurulan kooperatifin 120 ortağı var. Bunlardan 30 ortak faal durumdadır. Günde ortalama 300 – 500 kg arasında balık çıkıyor. Daha çok sazan çıkmasına karşın bu yıl levrek de çıkmaya başlamıştır. Kooperatifin en büyük sıkıntısı elektrikten yoksun oluşudur. Bütçe kısıntılı olduğundan bu konuya para ayıramamaktadır. Kooperatif, ortaklarına ağ almak için yardımcı olmakta, Başkana göre, Gölmarmara Gölünün korumaya alınması balıkçılığı yok edecektir. Ayrıca orada 2 kooperatifin bulunması kooperatifi sıkıntıya sokmaktadır. 01.05.2015 2015 Yılı Çevre Temizlik Vergisi I. Taksit Ödemesi 01.06.2015 RLİ 2006 yılına kadar fabrika eski sistemle çalışıyordu O zaman köyün ancak %:20’si fabrikaya zeytin veriyordu. Makinelerin yenilenmesinden sonra köyün %100’ü zeytin verir duruma geldi. Böylece, kooperatif maliyeye ve SSK’ya olan tüm borçlarını ödedi. Kooperatifin şu anda hiç borcu kalmamıştır. Hadi İLBAŞ Köy-Koop Eski Genel Başkanı Bu ayki (Haziran-2015 Dönemi) muhasebe işleri ile ilgili yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız. her zaman belirttiğimiz gibi zamanlar konusunda çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bİ Yönetim Kurulu Şöyle: Başkan Hasan Topuz Yönetim Kurulu Üyeleri: Yaşar Tosun Zeki Ayyıldız, İbrahim Şen, Ali Turgut 1974’ te kurulan kooperatifin 215 0rtağı bulunmaktadır. Başlangıçta köyde üretilen meyve ve sebzeleri İstanbul pazarlarında satan kooperatif daha sonra ZEYTİNYAĞI işine dönüyor. Tamamen Avrupa Standartlarına göre elde edilen yağlar, hijyenik bir ortamda alıcılara ulaştırılıyor. ve şunları dile getiriyor: “İmkânımız olsa toplu süt sağım merkezi, market türü satış yeri düşünüyoruz. Bu arada ormandaki gelirimiz eskiye göre çok düşüktür.”. Kooperatifin 1 kepçesi ile harman sürmek için patozu var. Ortaklarına bunlarla hizmet veriyor. Değerli Kooperatif Ortakları, Z Avrupa Standartlarına Göre Zeytinyağı Ürettiğini Savunan Dalbahçe Tarımsal Kalkınma Kooperatifi MUHASEBEDE BU AY E 2 Haziran 2015 Köy-Koop Haber İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet SEVER Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96 Web: www.koykoop.org E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Haziran 2015 ANKARA Baskı: Matus Basımevi Reklam ve Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. Matbaacılar Sitesi 1514. Sk. No:2 İvedik Organize Sanayi - ANKARA Tel: 0312. 395 95 96 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. 4 Haziran 2015 Köy-Koop Haber TARIM Genel Seçimlere Doğru Adaylara Gıda Egemenliği ve Güvenilirliği Soruları »» 7 Haziran 2015 genel seçimlere çok az bir zaman kaldı. Sandıktan çıkacak sonuçlar, büyük ölçüde Türkiye genel siyasetini de etkileyecek. Bu açıdan, her kesimden, her sosyal sınıftan oy kullanacak yurttaşların, adayların özellikleri kadar, mensup oldukları partilerin programlarına ve söylemlerine de dikkat etmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yazılarda, sırasıyla çiftçiler, emekçiler ile esnaf ve sanatkârlar açısından adaylara sorulacak konuları işlemiştim. Bu yazımda ise tüketicilerin özellikle gıda egemenliği ve güvenilirliği gibi konularında adaylara yöneltecekleri soruların neler olabileceğine değinmek istiyorum. Bu sorular şunlar olamaz mı? • Su Konusunda Politikanız Ne? Suların özelleştirilmesi ve ticarileşmesi gündemde. Partinizin programında su politikası konusunda neler var? Suyun Kirlenmesi Konusunda Tavrınız Nedir? Su havzalarını (Örneğin İzmir’de Tahtalı ve Çamlı Havzaları gibi) korumak için altın ve diğer madencilik işletmelerine karşı tavrınız var mı? Arıtma tesislerinin denetimi ne ölçüde duyarlılıkla yapılacak? Havzaları, yerleşime açacak mısınız? • Tarımsal İlaç Kalıntılarına Karşı Tüketiciler Ne Ölçüde Korunacak? Pazar ve tüketim merkezlerinde satışa çıkan sebze ve meyvelerde ilaç kalıntısı yönünden bir denetim var mı? Başka ülkelerin geri çevirdiği gıda ürünleri iç pazarda tüketiliyor mu? Seçildiğiniz takdirde bu konuda parlamentoda ne yapacaksınız? • Üreticilerden Çok Ucuza Kapatılan Gıda Ürünlerini Biz Neden Pahalıya Alıyoruz? Çiftçi giderek fakirleşiyor. Bunun en önemli nedeni, ürünlerini çok düşük fiyatla elden çıkartması. Buna karşılık biz tüketiciler de gıda ürünlerini pahalıya alıyoruz. Patates ve kuru fasulye fiyatları neden arttı? • Türkiye Gıda Ürünleri İthalatçısı Bir Ülke Olmuş. Türkiye Neden Bu Duruma Geldi? Pazarlarda çok sayıda ithal gıda ürünü görüyoruz. Türkiye pamuk ithal ediyormuş. Sıvı bitkisel yağ açığımız çok fazla imiş. Kırmızı ette havlu atmışız. Hammadde ithal etmezsek hayvanlarımız beslenemezmiş. Bu durumun nedenlerini açıklayabilir misiniz? • Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin Ürünlerini Pazarlaması İçin Herhangi Bir Uygulamanız Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI İzmir Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu [email protected] Olacak mı? Kimi ülkelerde tarımsal amaçlı kooperatiflere yerel yönetimler ürettikleri ürünleri pazarlaması için olanaklar sağlıyor. Böylelikle aracılar devreden çıkıyor. Katma değer üreticide kalıyor, tüketici de daha ucuza mal ediniyor. Siz, tarımsal amaçlı kooperatiflerin bu konuda önünü açacak yasa taslağı konusunda çalışmalar yapabilir misiniz? • Partiniz Ekmek Üretimi Konusunda Nasıl Bir Uygulama Yapacak? Ekmek, en çok tüketilen gıda ürünü. Beyaz ekmeklerde çok fazla sayıda kimyasal kullanılıyor. Kaliteli ve ucuz ekmek üretimi için belediyeniz bir uygulama yapacak mı? Ekmek fabrikaları ne ölçüde denetleniyor? Söz gelişi, özellikle günün erken saatlerinde üretilen ekmeklerde gramaj denetimi var mı? • Çarşıdan Aldığımız Şekerlemelerde Mısırdan Elde Edilmiş Tatlandırıcılar kullanılıyormuş. Bundan Haberiniz Var mı? Uzmanlara göre, eskiden çarşıdan aldığımız şekerlemelerde, reçellerde, helvalarda şeker pancarından elde edilen şeker kullanılırmış. Son yıllarda insan sağlığı için tehlikeli olarak kabul edilen genetik yapısı değiştirilmiş mısırdan elde edilmiş tatlandırıcılar kullanılmaya başlanmış. Bunun arkasında kimi Amerikan Firmaları varmış. Sizin partinizin bu konuda görüşü nedir? • Son Dönemlerde Köylerden Kentlere Göç Neden Hızlandı? Köylerden kentlere göç eden yurttaşlarımızın sayısı artıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu da iş bulamıyor. Acaba çiftçiler kentlere neden göç etmek zorunda kaldılar, çiftçiliği neden bıraktılar? Partinizin tarım politikası var mı? Yoksa küçük ve orta ölçekli işletmelerle yapılan aile çiftçiliği yok edilmek mi isteniyor? Türkiye'nin İlk İhtisas Üniversitesi Gün Sayıyor »» Türkiye'de ilk ihtisas üniversitesi olma özelliğine sahip olan ve Konya Şeker'in kurduğu Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, eğitim ve öğretime başlamak için gün sayıyor. Üniversitenin kurulmasına ilişkin karar 18 Haziran 2013 tarihli ve 28681 sayılı resmî gazetede yayınlanmıştı. 2 yıl önce kurulan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi'nin eğitim öğretime başlaması için sona doğru yaklaşılıyor. Resmi Gazete'de üniversitenin lisansüstü eğitim-öğretim yönetmeliği yayınlandı. Gıda ve Tarım Üniversitesi, tarım ve eğitim şehri olan Konya'nın gücüne güç katacak. Bilimsel araştırmaların yapılacağı, ürünlerin tohumlarından pazarlanmasına kadar çalışmaların yer alacağı üniversite, başta Konya olmak üzere bütün Türkiye'ye değer katacak. Üniversite kentin 5. üniversitesi olacak. 21. Milletlerarası Türk Kooperatifçilik Kongresi Yapıldı »» Karabük Üniversitesi ev sahipliğinde 14-15 Mayıs 2015 tarihlerinde KABUSEM ve Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun düzenlemiş olduğu ‘21.Milletlerarası Türk Kooperatifçilik Kongresi’ düzenlendi. Kongreye, Rektör Prof. Dr. Refik Polat, Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Ersoy, CIRIEC Başkanı Bernard Thiry, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı E. Müsteşarı Hüsnü Poyraz, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürü Temsilcisi Dr. Hayati Başaran, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kumaş Üniversite Dekanları, Müdürleri, Akademik ve İdari personeli, Üniversitelerden Akademisyenler, kamu kurum ve kuruluşlarından gelen temsilciler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Ana konusu “Küreselleşme Sürecinde Ekonomi-Siyaset-Toplum ve Kooperatifçilik” olarak belirlenen Milletlerarası Türk Kooperatifçilik ma çalışmaları gibi konular hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Köy-Koop da Kongredeydi Kongresi’nde 55 bildiri tartışılarak, Türkiye’de ve Dünya’da kooperatifçiliğin yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bilgiler verildi. Kongrenin açılış konuşmasını yapan Türk Kooperatifçilik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Ersoy; “Küreselleşme Sürecinde EkonomiSiyaset-Toplum ve Kooperatifçilik konulu kongreye katılımlarınızdan dolayı ve Karabük Üniversitesi’nin ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Bu kongrede 55 bildiri 3 ayrı salonda gerçekleşecektir. Türk Kooperatifçilik Kurumu kamu yararına çalışan bir kurumdur. Bu kongreler her üç yılda bir yapılmaktadır. 21.sini düzenlediğimiz kongremizde katılımlarınızdan dolayı teşekkür ederiz” diyerek Türk Kooperatifçilik Kurumu tarihi, üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar, eğitim ve araştır- 14-15 Mayıs 2015 tarihleri arasında düzenlenen kongreye Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar’ın ‘Tarımsal Alan Örgütlenmesinde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ konulu bir sunumla yer aldı. Köy-Koop Merkez Birliği Genel Müdürü Turgay Solmaz, ‘Ekonomik Bağımsızlık ve Kooperatifçilik” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Kongreye ayrıca, Kastamonu Birlik Başkan Yardımcısı Özcan Özdemir, Birlik Müdürü Dilek Özdemir, Orman Mühendisi Özkan Kapucu ve Ziraat Mühendisi Volkan Öztürk de katılım sağladı. Köy-Koop ile Adnan Menderes Üniversitesi Arasında İşbirliği Protokolü İmzalandı »» Köy Kalkınma Ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği ile Adnan Menderes Üniversitesi Kuyucak Meslek Yüksekokulu arasında eğitim ve staj konularında işbirliği protokolü 8 Mayıs 2015 tarihinde imzalandı. Protokolü, Köy-Koop Merkez Birliği Genel Başkanı Yakup YILDIZ, KöyKoop Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet SEVER ile Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Cavit BİRCAN imzaladı. Protokolün imza töreninde Rektör Prof.Dr.Cavit BİRCAN, Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Recai TUNCA, Kuyucak MYO Müdürümüz Yrd. Doç.Dr Emin KÖMÜRCÜLER, Öğr. Gör. Dr Ali KIZILYALÇIN, Öğr. Gör. Yıldırım TOPRAK, Yüksekokul Sekreteri İbrahim Öztürk, KöyKoop Genel Başkanı Yakup YILDIZ, Köy-Koop Yön. Kur. Üyesi Mehmet SEVER, Kastamonu Köy-Koop Bölge Birlik Başkanı Erol AKAR, Köy-Koop Genel Müdürü Turgay SOLMAZ ve Yüksekokul Sekreteri İbrahim ÖZTÜRK yer aldılar. İmzalanan protokolü takiben daha sonra Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası alanı olan şu anda Adnan Menderes Üniversitesi'nce Sümer Kampüsü olarak kullanılan kampüs alanı ve kampüs alanı içerisinde bulunan Atatürk Müzesi gezildi. Ardından protokol kapsamının ilk çalışması ise Kuyucak MYO konferans salonunda düzenlenen "Üretici Örgütlenmesinin Önemi ve Kooperatifçiliğin Rolü" konulu panel oldu. Panelde konuşan Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, kooperatiflerin kalkınmaya olan etkilerini anlatarak, kooperatiflerin bir bölgeye katkılarının, istihdamı, sosyal ve ekonomik dokuyu, sürdürülebilir kalkınmayı iyileştirmek olduğuna dikkat çekti. Adnan Menderes Üniversitesi’yle yapılan protokolün bir değerlendirmesini yapan Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız , kooperatifçiliğin ekonomiye ve topluma olan katkısını vurgulayarak, “Kooperatif hareketi bugün, sosyal ekonominin bütünü içinde çeşitli üretken organizasyonlarından en önemlilerinden birini temsil etmekte ve ortaklarının formüle ettiği çalışmaları gerçekleştirmeye olanak veren tüm araçları ve yolları kullanmaktadır” dedi. Yıldız, kooperatifçiliğin dünyada ve Türkiye’de yaşanan sorunlarına da dikkat çekerek, “Toplumun her kesimine kooperatifi ve kooperatiflerde rol alabilecek kesimlerin niteliklerini ve nedenlerini anlatacak özgün ve yaygın eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Köy-Koop olarak bizler bu konuda birçok üniversitemizle işbirliği içerisindeyiz. Geleceğin kooperatifçilerine yapacağımız katkı, ülkemizin geleceğine yatırımlarımızdır.” diye konuştu. Köy-Koop Haber Haziran 2015 TARIM Şemsi Bayraktar Yeniden Genel Başkan »» Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nin (TZOB) 10 Mayıs 2015 tarihinde yapılan 26’ncı Genel Kurulu sonucunda genel başkanlığa yeniden Şemsi Bayraktar seçildi. Şemsi Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada. “Çiftçimizin anayasal meslek kuruluşu olarak 4,5 milyon üyemizin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz." diyen Bayraktar, şunları kaydetti: "TZOB Yönetim Kurulu olarak canla başla çalışmayı sürdüreceğiz. Geçmişte olduğu gibi çiftçimizin iyi gününde de kötü gününde de yanında olacağız. Hem tarımsal gelirin, hem milli gelirin artırılması, hem de çiftçimizin milli gelirde hakkaniyetli pay alması için yapısal sorunların çözümü konusunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ve diğer paydaşlarımızla geçmişte olduğu gibi bundan sonra da omuz omuza çalışacağız. Bundan önceki dönemde, Birliğimizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet binamızı yeniledik. Ankara’nın merkezinde modern bir hizmet binasına kavuştuk. Ankara Yenimahalle’de 200 yataklı sosyal tesis ve eğitim merkezi- mizi inşa ettik. Büyük önem verdiğimiz ve tarımsal üretimimiz, verimliliğimiz açısından olmazsa olmaz gördüğümüz eğitimlerimizi burada gerçekleştireceğiz. Bilgisayar otomasyon sistemimizi kurduk. Önümüzdeki dönemde, altyapısını tamamlamış bir kurum olarak, proje ve eğitim ağırlıklı çalışacağız.” diye belirtti. Görev dağılımı sonrası TZOB Yönetim Kuruluna: Genel Başkan Şemsi Bayraktar, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Nejat Gamzeli, Yönetim Kurulu Muhasip Üyesi Mustafa Hepokur, Yönetim Kurulu Üyesi Bekir Şinasi Özdemir, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Latif Maskan, Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Bahadır Sezgin, Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Kozoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Cevat Delil, Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Darcan, Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan getirildi. 5 Mısırözü Yağı, Sağlık Önerileri ve Amerikan Tarım Tekelleri »» Hatırlar mısınız, eskiden kalp hastalarına doktorlar mısır özü yağını önerirlerdi. Babam da çok yıllar önce böyle bir tavsiye almış idi. Evimize bu yağ o zaman girdi. Sonraları aslında zeytinyağının kalp ve damar hastalıkları dâhil birçok hastalıkta en iyi yağ olduğu anlaşıldı. Mısırözü yağı, ayçiçeği yağı, soya yağı gibi omega-6 ağırlıklı sıvı yağların ısıtılması sonucunda trans yağ asitleri oluşuyor. Bu yağlar ise hipertansiyonu, kalp ve damar hastalıklarını hatta trans yağların sinir kılıfından omega-3’ü kopartıp yerine geçerek alzheimer, parkinson ve multipl skeleroz hastalıklarını artırmaktadır. Demek ki yıllarca iyi diye önerilenler asıl sağlığa zararlı imiş. Şimdi bunlar neden oldu diye kendimize sormamız gerekiyor. ABD 1930’lardan başlayarak mısır üretimini arttırdı. Bu mısırlara bir pazar bulunması gerekiyordu. Şu anda elimde kesin bir kanıt yok ama o zamanlar mısır lobilerinin tıp çevrelerini kandırdığını düşünüyorum. Hâlbuki bizim özellikle zeytinyağına ve meralarda beslenmiş hayvanların sütünden üretilen tereyağına ağırlık vermemiz ge- Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi [email protected] rekmekte idi. Dünyada kalp ve damar hastalıklarının en düşük olduğu Girit’te toplam enerjinin yüzde 40’ının zeytinyağından karşılandığını biliyoruz. Değişik ülkelerde trans yağ asitlerinin tüketimini azaltmak için önlemler alınmış. Örneğin New York’ta 20 binden fazla lokantada endüstriyel trans yağ içermeyen (margarin) yağların kullanımı zorunlu kılınmıştır. Öyle anlaşılmaktadır ki başta ABD, gelişmiş ülkelerin tarım, beşeri ilaçlar tekelleri istedikleri politikaları bütün dünyaya dayatıyorlar. Bunların emrindeki IMF, Dünya Bankası tarım politikaları ve yapısal uyarlama programları geliştirip bizlere kabul ettiriyor. Kabul ettirmek için Özal’ın 1984’lerde geliştirdiği “vergi alma, borç al” politikası gerekiyordu. Bunların yüzünden ekonomi bozuluyor, krize giriyor. Şimdi daha da iyi anlıyoruz ki sağlığımız da bozuluyor. Bu sorunların sadece gelişmekte olan ülkelerin vatandaşlarının başına geldiğini düşünmeyin. Örneğin sade Amerikan halkı da bu politikalardan çok zarar görüyor. Amerikan çiftçisinin elinden ürünler maliyetin altında tekellerce alınır. Devletin destekleri sayesinde çiftçi bir parça kâr eder. Bu desteğin bedelini de vergi verenler öder. Kazanan tekellerdir. Bunlar ürünleri işledikten sonra tüketicilere yüksek fiyatlarla satarlar. Diğer yandan ABD halkı nerede ise dünyada en kötü beslenen bir halktır. Bunu sonucu obezite, kalp, kanser ve diğerleri bu ülkeyi kasıp kavurur. Sorunları çözmek için bu defa ilaç sanayi güya yardıma koşar. Tüketicilerin cebini bir de onlar boşaltır. Bu model bütün dünyada uygulanır. Küreselleşmenin bu oyunlarından kurtulma imkânı vardır. 6 Haziran 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM Egeli Çiftçiye İran Üzümü Tehlikesi! Elektrik Borcu Olan Çiftçiye Destek Yok »» Türkiye’nin dünyaya sattığı kuru üzümün yüzde 95’ini çıkaran Manisa’da yaşanan don felaketi sonrası perişan olan üzüm üretici şimdi de İran üzümü tehlikesi ile karşı karşıya. Ege’deki bazı üzüm işletmelerinin üzüm işleme ve paketleme makinelerini Mersin Serbest Bölgesi’deki depolara taşımaları, “İran’dan üzüm mü ithal edilecek?” kaygısına yol açtı, Manisa’nın simgesi çekirdeksiz kuru üzüm üreticisi çiftçinin mağduriyeti gündeme geldi. Manisa ve çevresinde yaşayan üzüm üreticisi, yeniden İran’dan üzüm ithal edileceği endişesi nedeniyle tedirgin günler yaşıyor. Bölgenin simgesi olan çekirdeksiz kuru üzüm fiyatının düşmesinden kaygı duyan çiftçiler, İran’dan üzüm ithal edilmesine itiraz ediyor. 80 Bin Çiftçi Aile Mağdur Olacak Bazı üzüm işletmelerinin, üzüm işleme ve paketleme makinelerini Mersin Serbest Bölgesi’ndeki depolara taşıyarak hazırlık yaptıklarına dair duyumlar gelmesi, bölge çiftçisini tedirgin ediyor. İran’dan ithal edilen üzüm nedeniyle Manisalı üreticinin sürekli zarar ettiğini hatırlatan yöre çiftçileri, “Geçtiğimiz yıllarda oynanan oyun yeniden sahneye konuldu. Geçimini bağcılıktan kazanan yaklaşık 80 bin aile yine mağdur olacak” dediler. İran Üzümünün Fiyatı Düşük, Vergisi Yok Manisa genelinde üzüm ihracatı yapan firmalardan, gözünü kâr hırsı bürümüş bazılarının İran’dan kuru üzüm ithal ederek bu üzümleri Avrupa’ya satması ve böylece Türk üzüm üreticisinin zarar uğraması, bölgede yıllardır kanayan bir yara olmaya devam ediyor. Türkiye üzümüne göre daha düşük kalitede olan ve ambargo nedeniyle satılamayan İran üzümünün fiyatı oldukça düşük ve bu üzümler yurt içine girmeden serbest bölgeden transit geçtiği için hiçbir vergiye tabii değil. Bu firmalar, eğer İran üzümünü Türkiye’ye sokarlarsa yüzde 56 gümrük vergisi, KDV ve gelir vergisi ödemek zorunda fakat serbest bölgeler bunların hepsinden muaf. Yasaların boşluğundan yararlanan firmalar, Manisa’daki işletmelerinde bulunan makineleri Mersin Serbest Bölgesine taşıyıp İran’dan getirdikleri üzümü burada işliyor, paketliyor ve Türk üzümü gibi Avrupa’ya ihraç ediyor. Bu yolla hem yabancılar kandırılıyor, hem de Ege’nin meşhur Sultaniye üzümünü üreten çiftçiler zarar uğruyor. Manisa’daki 14 üzüm işleme firmasından iki üç tanesinin bu yola başvurduğu, İran üzümünün Türkiye’ye girişinin engellenmesi halinde üzümün kilogram değerinin artacağı belirtiliyor. Bireysel Sulama Makine ve Ekipman DesteklemeTebliği Yayımlandı »» Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Bireysel Sulama Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (Tebliğ No: 2015/13) 3 Mayıs 2015 tarih ve 29344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğe göre; Program aşağıdaki 7 adet yatırım konusunu kapsamakta; a) Tarla içi damla sulama sistemi kurulması, b) Tarla içi yağmurlama sulama sistemi kurulması, c) Tarla içi mikro yağmurlama sulama sistemi kurulması, ç) Lineer sistem yağmurlama sulama makinesi alınması, d) Center pivot sistem yağmurlama sulama makinesi alınması, e) Tamburlu sistem yağmurlama sulama makinesi alınması, f) Güneş enerjili sulama sistemleri kurulması. Başvuru sahiplerinde aranan özellikler ve sorumlulukları Güncel çiftçi kayıt sistemine (ÇKS) kayıtlı olan başvuru sahibi belirtilen yatırım konularından yararlanmak üzere sadece birisi ve tek bir parsel için başvuru yapabilecek. Kollektif şirket, limited şirket ve anonim şirket şeklinde kurulmuş olan şirketler, ana sözleşmelerinde mal alım tutarının % 50’si oranındaki katkı payını, ayni katkıyı, referans fiyat farkını ve toplam mal alım tutarına ait KDV’nin tamamını kendi öz kaynaklarından temin etmekle yükümlü ve sorumlu olacak. belirtilen çalışma konularına uygun olması şartı ile tüzel kişilik olarak başvurabilecek. Sulama kooperatifleri ve tarımsal kalkınma kooperatifleri de ana sözleşmelerinde tarımsal üretim yapabileceklerinin yer alması şartıyla, kendilerine ait arazilerde veya kamu arazilerinden en az 10 yıl ve üzeri kiralama yaparak tüzel kişilik olarak başvuru yapabilecekler. Program kapsamında daha önce hibe desteğinden yararlananlar, bu Tebliğ kapsamında aynı yatırım konusunda başvuru yapamayacak. Ancak, farklı parsel için farklı yatırım konusunda başvuru yapabilecekler. Başvuru sahipleri, başvuruları kabul edilmesi halinde; hibeye esas Tüzel kişilikler, kuruluş ana sözleşmelerinde belirtilen çalışma konuları ile ilgili yatırım konularına başvurabilecek. Bu kuruluşlar, başvuruları ile birlikte, onaylanmış ve Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanmış en son ana sözleşmelerini vermek zorunda. Hibe desteği tutarı ve oranı Kabul edilen başvurularda, hibe sözleşmesinde belirlenen hibeye esas mal alım tutarının KDV hariç %50’sine hibe yoluyla destek verilecek. Hibeye esas mal alım tutarı gerçek kişiler için 100.000 TL, tüzel kişiler için 200.000 TL’yi geçemeyecek Başvurular, bu Tebliğin yayımı tarihinden başlayarak 60 gün içerisinde 02.07.2015 tarihi mesai bitimine kadar il müdürlüğüne başvuru sahipleri tarafından dosya halinde tek nüsha olarak elden teslim edilerek yapılacak. Ödemiş’te Süt Bayramı Düzenlendi Küçükmenderes bölgesinin en önemli üretim ve geçim kaynağı olan sütün, İzmir genelindeki üretici ve tüketici ile buluşma noktası olan Süt Bayramının açılışı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker tarafından yapıldı. 'Süt Bayramı'na 'Kadın Çiftçiler Gönül Köprüsü' projesi kapsamında Diyarbakır'dan gelen kadınlar ve vatandaşlar da katıldı. Açılışta konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, "İnsanların karnını doyurmak için tarımı bir iktisadi faaliyet haline getirmek adına uğraştık reformlar yaptık. Türkiye'nin tarım arazileri babadan oğlu geçerken 90 yıl boyunca sürat- li bir şekilde küçülmüştür. Bunun toplulaştırılması yapılması lazımdı. Aksi takdirde 21 .yüzyılda Türkiye'de tarım yapacak alan kalmazdı. Biz geldiğimizde destekleri kaldırmışlar, IMF'nin ve Dünya Bankası'nm tavsiyeleriyle Türkiye'de kriz ortamı günlerinde borç para verme karşılığında, destekleri kaldırmışlar, üre- ticiyi yalnızca doğrudan gelir desteği adından bir desteğe mahkum etmişlerdi. Dönüm başına 10 lira para veriyor, gerisine karışmıyorlardı. Hayvancı devletin üvey evladının üvey evladıydı. Devletin verdiği 100 liranın yalnızca 4 lirası, 1 hayvancıya gidiyordu. Cumhuriyet tarihinde ilk defa koyun ve keçiye destekleme kapsamına alan biziz. Toplam desteğini yüzde 30 hayvancılığa ayırıyoruz. İşte bu doğru politikadır. Damızlık gebe düve ihracatını başlattık" açıklamasını yaptı. Programın ardından İzmir Koyun Keçi Birliği tarafından keçi sağım yarışması yapıldı. »» 1,4 milyar lirası faiz 2,4 milyar lira elektrik borcu olan çiftçiye, bir kötü haber de hükümetten geldi. Borç ödenene kadar tarımsal destek ödemesi yapılmayacak. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar 2015 Yılında Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Kararının Uygulama Tebliği, Resmi Gazete'nin 27 Mayıs 2015 tarihli sayısında yayımlanarak, yürürlüğe girdi. Buna göre, elektrik dağıtım şirketleri, elektrik tüketimine ait kayıtlar ile Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtlarını eşleştirerek alacaklı olduğu çiftçilere ait kimlik numarası veya vergi kimlik numarasıyla beraber alacak tutarını bankaya iletecek. Banka, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından kendilerine iletilen, ödemeye esas icmallerdeki çiftçilere veya tüzel kişilere ait kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile şirket tarafından iletilen elektrik borcu bulunan tüketiciye ait kimlik numarası veya vergi kimlik numarası eşleşenlerin destekleme bedellerini ilgililerine ödemeyecek. Şirket borçlularına ödemenin yapılabilmesi için çiftçinin veya tüzel kişinin, destekleme hak edişlerini almak üzere müracaat tarihinden önceki son bir ay içinde şirketten alınan belgeyi bankaya ibraz etmesi gerekecek. Borca ilişkin itiraz şirkete yapılacak. Anlaşmazlık durumunda özel hukuk hükümleri uygulanacak. Genel Müdürlük, destekleme ödemesinin yapılacağını, planlama aşamasında, şirketçe bildirilen adrese elektronik olarak gönderecek. Şirket, borçlulara ait bilgileri ve borç miktarlarını gösteren listeleri ödeme yapılmadan en geç 3 iş günü önceden bankaya iletecek. Çiftçinin bankaya yazılı müracaatı halinde hak ettiği destekleme tutarından, bankaya bildirilen borç miktarına kadar olan kısım şirketin hesabına aktarabilecek. Geçen yıl mahsup vardı Geçen yıl da aynı yönde karar alan Bakanlar Kurulu, daha sonra tahsilat için bu borçları tarımsal destekten mahsup etmeyi öngören bir karar daha almıştı. Bu yıl ise yeniden “borcu olana destek ödenmeyecek” kararı çıkarılması tarım kesimini şoka uğrattı. Türkiye Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Başkanı Halis Uysal, halen çiftçinin bu tür borcunun 1 milyar lirası anapara 2 milyar 370 milyon lira olduğunu açıkladı. Uysal, faiz yükünün yanı sıra elektrik faturasında yüzde 45,5 vergi ve katkı bulunduğunu, bunun da çiftçinin borcunu katladığını ifade etti. 'AB'de 11 bizde 23 cent' Çiftçinin tarımsal sulamada kullandığı elektrikten yüzde 18 KDV, yüzde 19 kayıp-kaçak, yüzde 5 belediye, yüzde 1 fon payı alındığını kaydeden Uysal, “Avrupa Birliği ülkelerinde çiftçi 11 euro cent’e, biz 23 cent’e elektrik kullanıyoruz” dedi. Uysal, zaten zor şartlarda geçimini sağlayan çiftçinin elektrik borcu için tarımsal desteği kesildiğinde çok zor duruma düşeceğini ifade etti. Çoğu kesintiye gidecek Hükümetin 2015 yılı için ödeyeceği tarımsal destek miktarı 10,1 milyar lira. Çiftçinin destek almasına engel olacak borç tutarı düşünüldüğünde desteğin 4’te 1’inin kesilmesi gündeme gelecek. 6 Aylık Dönemlerle Ödenmeli Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, Desteklemelerin kesilmesi kararının zamanlama açısından çiftçilerimizi zor durumda bırakacağını, çünkü desteklemelerin kesilmesi hasat dönemine denk gelmektedir” dedi. Yıldız, “Tarımsal sulamada kullanılan elektrik bedellerinin 6 aylık dönemlerde sulama kooperatiflerine fatura edilmelidir. Üreticinin hasatı tamamlamadan, pazarlamadan elektrik bedeleni ödeyemez. Ayrıca “Yeni Su Kanunu’nda bahsedildiği üzere ‘temsil’de sulama birliklerinin yanında Sulama Kooperatifleri Merkez Birliği’nin ve diğer tarıma dayalı üretici örgütlerinin temsil yetkisi göz ardı edilmemelidir.” dedi. Köy-Koop Kastamonu Birliğinde Eğitimler Devam Ediyor »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Ilgaz’daki tesislerinde Kastamonu Tarım İl Müdürlüğünce 2 gün süreyle gerçekleştirilen kooperatiflerin genel kurullarında görev alan il ve ilçe müdürlüğü personellerine yönelik olarak Genel Kurullarda görev alacak olan Bakanlık temsilcilerinin görevleri ile ilgili eğitim verildi. Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şubesince programlanan eğitim toplantısında Bakanlık Baş kontrolörlerinden İsmail Bülbül eğitici olarak görev alırken Şube Müdürlüğü personelleri de mevzuatla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Uygulamalı olarak gerçekleştirilen kooperatif genel kurul toplantısından sonra katılımcılara katılım belgesi verildi. Köy-Koop Haber Haziran 2015 TARIM 7 Kuş Gribinin Faturası Ağır Oldu Tunus Heyeti DSYMB’ni Ziyaret Etti »» Bandırma’nın Edincik bölgesinde görülen kuş gribinin ardından ilçede itlaf edilen tavuk sayısı 1 milyon 772 bin 222, kesime gönderilenler ise 548 bin 200 oldu. »» Türkiye ile Tunus arasında sığırcılık alanında işbirliği olanaklarının arttırılması çerçevesinde, Tunus Mağrip Ülkeler Forumu Başkanı Dr. Muhammed ADİL, İşadamları Derneği Türkiye Temsilcisi Dr. Z. Zulal ATALAY ve Ziraat Yüksek Mühendisi Haluk ÜSTÜN 14 Mayıs 2015 tarihinde Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Dr. Hüseyin VELİOĞLU’nun iştirak ettiği toplantıda Türkiye’de yürütülmekte olan ırk ıslahı çalışmaları ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğinin faaliyetlerini konu alan sunumun ardından Türkiye ve Tunus ülkeleri arasında sığırcılık konusundaki işbirliği imkanları değerlendirildi. Tunus Mağrip Ülkeler Forumu Başkanı Dr. Muhammed ADİL, Türkiye’nin sığırcılık alanında sahip olduğu deneyim ve bilgi birikiminden istifade etmek istediklerini, bu çerçevede iki ülke arasında heyet düzeyinde görüşme başlatılmasını arzu ettiklerini ifade etti. Tarım Makineleri ve Ekipman Desteği Kaldırıldı! »» Çiftçiye yapılan tarım makineleri ve ekipman desteğinin kaldırıldığı ortaya çıktı. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 2007 yılından bu yana uygulanan yüzde 50 hibeli tarım makineleri ve ekipman desteği artık verilmeyecek. Çiftçi ve üreticiyi üzecek haber bununla da kalmıyor. Bakanlık, makine ve ekipmanda yüzde 100 faiz indirimi uygulanacağını açıklamasına rağmen bu oran da yüzde 50'ye çekildi. Yani çiftçiler sadece yüzde 50 hibe desteğini değil, yüzde 100 faiz indirimini de kaybettiler. “Kırsal kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımların Desteklenmesine ilişkin uygulama tebliği 30 Nisan 2015'te Resmi Gazete'de yayınlandı. 3 Mayıs 2015'te de aynı program kapsamında Bireysel Sulama Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesi Tebliği yayınlandı. Destek programına ilişkin 18.01.2011 tarih ve 2011/1409 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 2011-2015 dönemini kapsamasına rağmen çiftçilerin satın aldıkları ve 2007-2014 döneminde yüzde 50 hibe desteği sağlanan 43 farklı makine ve ekipmana ilişkin tebliğ ise yayınlanmadı. Böylece el traktörü ve ekipmanları, mibzer, hasat makineleri, süt sağım ünitesi ve soğutma tankı, yem makineleri ve benzeri toplam 42 makine ve ekipman destekleme kapsamından çıkarılmış oldu. Dünya Simmental Federasyonu’nun 2017 Yılı Konferansı İzmir’de Gerçekleştirilecek »» Dünya Simmental-Fleckvieh Federasyonu (WSFF), Simmental sığır ırkının dünya çapında tanıtımını yapmak, soy kütüğünü oluşturmak, Damızlık Birlikleri arasında iş birliği sağlamak ve ortak ıslah kuruluşlarını oluşturmak maksadıyla faaliyetlerini sürdürmektedir. 22 Eylül 2012 tarihinde Dünya Simmental-Fleckvieh Federasyonu’na üye olan Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği’nin yürütmüş olduğu adaylık çalışmaları sonucunda Dünya Simmental-Fleckvieh Federasyonunun Konferansının Eylül 2017 ayında İzmir ilinde gerçekleştirilmesi oy birliği ile kabul edilmiştir. Dünya Simmental-Fleckvieh Federasyonu’ nun 2017 yılında gerçekleştirileceği Konferansa İzmir İlimizin ev sahipliği yapacak olması, ülkemizdeki simmental yetiştiriciliğinin yanı sıra Türkiye’nin turistik açıdan uluslar arası alanda tanıtımına önemli bir katkı sağlaması beklenmektedir. Bandırma Ticaret borsası tarafından Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine (TOBB), işletmecilere maddi destek sağlanması talebiyle gönderilen dilekçede, kuş gribi virüsüne rastlanmasının ardından ilçede itlaf edilen tavuk sayısı 1 milyon 772 bin 222, kesime gönderilenler ise 548 bin 200 olarak belirtildi. Virüsün yayılmaması ve kontrol altına alınması amacıyla tavuk itlafı yapıldığını hatırlatan Sezgin, "İtlaf edilen tavukların bir bölümü için devlet tarafından işletmelere destek verildi. Bu ödenene ek olarak 860 bin tavuk için de destek talep ediyoruz. Taleple ilgili dilekçemizi, gerekçeleri ve itlaf edilen tavuk adediyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve TOBB'a gönderdik" dedi. Üreticiler Büyük Zararda Hastalığın tespit edildiği işletme hareket noktası olmak üzere kuş uçumu 19 kilometre çaplı daireler içinde kalan tesislerin karantinaya alındığı belirtilen dilekçede, şu bilgiler verildi: "Yürütülen çalışmalar sonucu önce- milyon 320 bin 422'dir. 1 Nisan Esas Alınmalı likle bu musibet, belli bir alan içinde tutulmuş, kalmıştır. Bu önemli çalışma sonucu şehrimizde diğer bölgelerdeki işletmeler etkilenmemiştir ancak etkilenen işletmelerde zarar büyüktür. Yetkililerin çalışmaları ile tespit edilen, sayıları belgelerle belli olan yumurtacı tavuklar itlaf edilmektedir. Bandırma Yumurta Üreticileri Birliğinden alınan rakamlara göre işletme sahiplerince itlaf edilen tavuk sayısı 311 bin 360, işletme sahiplerince kesime gönderilen tavuk sayısı 548 bin 200, Bakanlık yetkililerince itlaf edilen tavuk sayısı 1 milyon 460 bin 862'dir. Bunların toplamı ise 2 Üyelerimizin tekrar üretime başlayabilmesi için talepleri şöyledir: "Kuş gribi tazminat tarihi olarak virüsün ilk görüldüğü 1 Nisan 2015 esas alınmalıdır. Bakanlık yetkililerinin 2 Mayıs 2015 tarihini esas alması durumunda daha önce hastalık olmadığı halde hastalık bulaşmaması için imha edilen veya kesime gönderilen tavukların da tazminat kapsamına alınması gerekmektedir. Kümes ekipman ve teçhizatlarının gelişmesi için hibe ve destekleme çalışmalarının yapılması yerinde olacaktır. İşletmelerde yeniden üretime başlanabilmesi için uygun kredi çalışmalarının yapılmasını bekliyoruz. Üretmeden kalkınma olmayacağını bizler iyi bilmekteyiz. Gerçekten çalışan, üreten, ekonomiye katkı sağlayan üyelerimizin yaşadığı sıkıntıların giderilmesi konusunda sizin daha önceki çalışmalarınızı hiç unutmadık. Bu konuda da çaba göstereceğinizden hiç kuşkumuz yoktur." 8 Haziran 2015 Köy-Koop Haber GÜNDEM Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği Yayımlandı »» Ülkemiz hayvancılığının geliştirilmesi, sağlıklı üretimin arttırılması ve sürdürülebilirliğin sağlanması, yerli hayvan genetik kaynaklarının yerinde korunması ve geliştirilmesi, kayıt sistemlerinin güncel tutulması, hayvancılık politikalarının etkinliğinin arttırılması ve hayvan hastalıklarıyla mücadele için yetiştiricilerin desteklenmesi amacıyla hazırlanan hayvancılık desteklemeleri hakkında uygulama esasları tebliği (tebliğ no: 2015/17) 12 Mayıs 2015 tarih ve 29353 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Tebliğe göre; Anaç sığır yetiştiriciliği desteklemesi Anaç sığır yetiştiriciliği yapan, 31.12.2015 tarihi itibarıyla en az beş baş anaç sığıra sahip, yetiştirici/üretici örgüt üyesi yetiştiriciler yılda bir kez olmak üzere hayvan başına desteklemeden yararlandırılır. Tarımsal amaçlı kooperatifler ve süt üreticileri birlikleri, yetiştirici/üretici örgütlerinden birine tüzel kişilik olarak üye olması halinde tek işletme olarak kabul edilir ve 500 baştan fazla hayvan bulunduran yetiştiriciler hariç, tam ödeme yapılır. Buzağı desteklemesi E-ıslah’a kayıtlı analardan, e-ıslah veri tabanına kayıtlı saf kültür ırkı veya melezi sığırların aynı kültür ırkı boğanın spermasıyla suni tohumlanma sonucu doğmuş olmalıdır. E-ıslah’a kayıtlı, yerli ırk ve melezi sığırlardan suni tohumlama sonucu doğan buzağılarda aynı ırktan olma şartı aranmaz. Her buzağı için bir kez destekleme ödemesi yapılır. İkiz veya üçüz doğan her buzağı için destekleme ödemesi yapılır. Besilik materyal üretim (anaç sığır) desteklemesi GAP, DAP, DOKAP ve KOP illerinde anaç sığır yetiştiriciliği yapan, yetiştirici/üretici örgütü üyesi yetiştiriciler üyesi olduğu örgütü aracılığıyla, üye olmayan yetiştiriciler ise ön soy kütüğü üzerinden il/ilçe müdürlüğüne müracaat ederler. Yetiştiriciler, bu desteklemeden hayvan başına yılda bir kez yararlandırılır. Besilik materyal üretim (buzağı) desteklemesi E-ıslah’a kayıtlı analardan, e-ıslah veri tabanına kayıtlı kombine ve etçi ırk sığırların, aynı ırk boğanın spermasıyla suni tohumlama sonucu veya aynı ırk proje tabii tohumlama boğasının tohumlamasından doğmuş olmalıdır. E-ıslah’a kayıtlı analardan, e-ıslah veri tabanına kayıtlı yerli ırk ve melezi sığırların, kombine veya etçi ırk bir boğanın spermasıyla suni tohumlama sonucu veya kombine veya etçi ırk proje tabii tohumlama boğasının tohumlamasın- dan doğmuş olmalıdır. On dört aylık yaştan (420 gün) önce tohumlanan hayvanların buzağısı için destekleme ödemesi yapılmaz. Islah amaçlı süt içeriğinin tespiti desteklemesi Islah amaçlı süt kalitesinin belirlenmesi desteği; soy kütüğü sistemine 31.12.2015 tarihinde kayıtlı ve etçi ırklar hariç en az on baş saf ırk ineğe sahip veya bu destekleme kapsamında analiz şartlarını yerine getiren en az on baş saf ırk inek kaydı bulunan, soy kütüğüne üyelik tarihi 1.10.2015 öncesi olan Ankara, İzmir, Balıkesir, Bursa ve Tekirdağ illerindeki işletmelere uygulanır. birliklerine üye, hayvanları Koyun Keçi Kayıt Sistemi (KKKS) ve Koyun-Keçi Bilgi Sistemine (KKBS) kayıtlı yetiştiriciler, anaç hayvan başına yılda bir kez olmak üzere desteklemeden yararlandırılırlar. Tiftik keçisi yetiştiriciliğinin ve tiftik üretiminin desteklenmesi Besilik erkek sığır desteklemesi Ürettiği tiftiği, 1.6.2000 tarihli ve 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanuna göre kurulmuş Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Tiftik Birlik) ve/veya Kooperatiflerine satan ve TKS veri tabanına kaydettiren üreticilere, kilogram başına destekleme ödemesi yapılır. Kesim tarihi itibarıyla, besi süresinin son 90 gününü müracaatçının veya eşinin işletmelerinde tamamlamış, Bakanlık Hayvan Kayıt Sistemine (Türkvet’e) kayıtlı, yurtiçinde doğmuş ve en az 12 aylık yaşı tamamlamış erkek sığırlarını (manda dâhil) Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik kapsamında Bakanlıktan onay/şartlı onay belgesi almış veya geçiş süresinden yararlanan kesimhanelerde kestiren ve kesim bilgilerini KES veri tabanına kaydettiren üreticilere, sözleşmeli besicilik yapanlara farklı olmak üzere Bakanlıkça belirlenecek miktarda hayvan başına destekleme ödemesi yapılır. Çiğ süt üretiminin desteklenmesi Sürü yöneticisi istihdam desteği Çiğ süt primi; üretmiş olduğu çiğ sütü, Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik kapsamında faaliyet gösteren süt işleme tesislerine, fatura/e-fatura ve/ veya müstahsil makbuzları karşılığında kendisi, yetiştirici/üretici örgütü veya bunların %50’nin üzerinde paya sahip oldukları ortaklıkları vasıtasıyla satan, SKS veri tabanına aylık olarak kaydettiren, bu Tebliğin 3 üncü maddesinde belirtilen ve ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir yetiştirici/üretici örgütüne üye olan yetiştiricilere, hazırlanan ödeme icmalleri esas alınarak manda, koyun ve keçi sütü ile inek sütü için soğutulmuş süte farklı olmak üzere beher litre için destekleme ödemesi yapılır. Sürü yöneticisi istihdam desteği 300 ve üzeri anaç küçükbaş (koyun-keçi) hayvan varlığına sahip işletmelere ödenir. İşletme istihdam ettiği sürü yöneticisine ait 2015 yılı SGK primlerini kesintisiz olarak en az 5 ay süre ile toplu ya da dönemler halinde yatırmış olmalıdır. Anaç manda yetiştiriciliği desteklemesi Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği bulunan illerde birliğe üye olma şartıyla birlikler, üye olma şartlarını taşımayanlar ile birlik bulunmayan illerde ise il/ilçe müdürlüğü aracılığıyla başvurusu olan ve hayvanları Türkvet’e kayıtlı yetiştiriciler yılda bir kez olmak üzere hayvan başına anaç manda desteklemesinden yararlandırılır. Anaç manda desteğinden yararlanacak olan yetiştiricilerde sayı şartı aranmaz. Malak desteklemesi Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği bulunan illerde birliğe üye olma şartıyla birlikler, üye olma şartlarını taşımayanlar ile birlik bulunmayan illerde ise il/ilçe müdürlüğü aracılığıyla başvurusu olan ve hayvanları Türkvet’e kayıtlı yetiştiriciler yılda bir kez olmak üzere malak desteklemesinden yararlandırılır. Anaç koyun ve keçi desteklemeleri Koyun ve keçi yetiştiriciliği yapan, damızlık koyun-keçi yetiştiricileri için yaş ipekböceği kozası üreticilerine ücretsiz dağıtılacak ipekböceği tohumunu sağlayan Bursa Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Kozabirlik)’ne tohum bedeli için kutu başına, ürettiği yaş ipekböceği kozasını Kozabirlik/kooperatifleri veya faaliyet alanı kozadan flatürle ipek çekimi ve işleme olan tüzel kişilik vasıflarına haiz işletmelere satan yetiştiricilere ise kilogram başına ödeme yapılır. Arılı kovan desteklemesi Arıcılık Kayıt Sistemine (AKS) kayıtlı, en az 30, en fazla 1000 adet arılı kovana sahip yetiştirici/üretici örgütü üyesi arıcılara, aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde arılı kovan başına destekleme ödemesi yapılır. İpekböceği yetiştiriciliğinin desteklenmesi İpekböceği yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi ve üretiminin arttırılması Hayvan hastalığı tazminatı desteklemeleri 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu gereği yayımlanan Hayvan Hastalıklarında Tazminat Yönetmeliği ile belirlenmiş tazminatlı hastalıkların tespit edilmesi sonucu, resmi veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim gözetiminde mecburi kesime tâbi tutulan veya itlaf edilen hayvanlar, mezbahalarda tespit edilen tazminatlı hastalık nedeniyle imha edilen hayvanların bedelleri ile ihbarı mecburî bir hastalığa karşı koruma sağlamak amacıyla, resmî veteriner hekim veya sorumluluğundaki yardımcı sağlık personeli ile yetkilendirilmiş veteriner hekim tarafından yapılan aşı ve serum uygulaması nedeniyle öldüğü resmî veteriner hekim raporu ile tespit edilen hayvanların bedelleri hayvan sahiplerine hayvan hastalığı tazminatı desteği belirtilen esaslara göre yapılır. Hastalıktan ari işletme desteklemeleri Hastalıklardan ari işletmeler için sağlık sertifikasına sahip olan süt sığırı işletmelerinde bulunan, damızlık boğalar dışındaki, altı ay yaşın üzerindeki erkek hayvanlar hariç, tüm sığırlar için aşağıdaki esaslar dâhilinde hayvan başına doğrudan destekleme ödemesi yapılır. Ari sığır başına ödeme birim miktarları 500 başa kadar tam olarak, 501 baş ve üzeri için ise % 50’sine karşılık gelen tutarın ödenmesi suretiyle uygulanır. Programlı aşı uygulamaları Bakanlıkça programlanan aşılamalar öncelikle resmi veteriner hekim, veteriner sağlık teknikeri/teknisyenleri tarafından gerçekleştirilir. İl/ilçe müdürlüğünün personel ve iş durumu programlı aşılamaların gerçekleştirilmesi için yetersiz ise il müdürlüğü ile veteriner hekimleri odası arasında yapılacak protokol çerçevesinde programlı aşılamalar yaptırılabilir. Bakanlıkça uygulanan programlı aşılama desteklemesinden, aşıyı tatbik eden ve mesleğini 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına Türk Veteriner Hekimler Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanuna göre serbest olarak icra eden veteriner hekimler yararlanır. Hayvan genetik kaynaklarının yerinde korunması ve geliştirilmesi Desteklemeden yararlanacaklar: Hayvansal üretimle iştigal eden, işletmesi ve hayvanları Bakanlık kayıt sistemine (Türkvet, KKKS, AKS) kayıtlı yetiştiricilere destekleme şartlarını yerine getirmeleri halinde ödeme yapılır. Yerinde koruma desteklemesinden yararlanacak yetiştirici, koruma yerinde ikamet eder ve destek aldığı türün farklı ırklarını bir arada yetiştiremez. Hayvancılıkla uğraşan yetiştiriciler arasından, çocuklarından en az birisi yanında olan, yetiştiricilik dışında bir işle uğraşmayan, tarımsal eğitim görmüş, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini bir arada yapmayanlar tercih edilir. Ödemeye İlişkin Esaslar Üye yetiştiricilerden kesinti Merkez birliğini kurmuş olan; 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununa göre kurulmuş ıslah amaçlı yetiştirici birlikleri ve/veya 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanununa göre kurulmuş üretici birlikleri ve/veya Bakanlıkça kuruluşuna izin verilen 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulmuş tarımsal amaçlı kooperatifleri, üyelerine ödenen desteğin %0,1’i oranında merkez birliklerine, %0,1’i oranında da ilgili birlik ve kooperatiflere irat kaydedilmek üzere, Çiftçi Örgütlerini Güçlendirme adı altında toplam %0,2 oranında sistem üzerinden kesinti yapılır. Köy-Koop Haber Haziran 2015 SÜT ICA Avrupa Kooperatifleri Genel Kurulunun Düşündürdükleri »» Avrupa kooperatiflerinin genel kurulu ve kooperatifçilikle ilgili bazı etkinlikler 2324 Nisan 2015 tarihlerinde Paris’ te yapıldı. İlk bakışta göze çarpan tablolardan bir hükme varmak benim için pek kolay olmasa da ilk izlenimlerin çok olumlu olduğunu söyleyemiyorum. Organizasyonlarda belki biz daha başarılıyız. Misafire gösterdiğimiz itibarın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Ancak gerçekten doğru bir yaklaşım olup olmadığı belki tartışılmalı. Yabancıların Türkiye’ye geldiğinde neden çok mutlu olduklarını daha iyi anlıyorum. Kooperatif anlayışın bazı değişikliklere uğradığı, özellikle kooperatiflerin sosyal ekonominin önemli bir argümanı olduğunun kesin çizgilerle ortaya konulduğunu görmek son derece önemliydi. Hatta bu anlayışın hâkim olmaya başlamasında 2012 yılının kooperatifler yılı 2014 yılının ise aile çiftçiliği yılı ilan edilmesinin önemli rolü olduğu kesin. Kooperatiflerle şirketleri birbirine karıştıran, hatta “Köylerde neden kooperatif kuruyorsunuz? Şirket kurun.” diyen anlayışın da etkinliğini yitirmeye başladığını görmek kooperatifçiler için umut verici gelişmelerdi. Avrupa Birliği, Sosyal Ekonomi kavramını “Esas olarak girişimci, kar amacı gütmeyen, demokratik değerlere dayanan, toplumların sosyal, ekonomik ve çevresel şartlarını geliştirmeye çalışan, genellikle dezavantajlı üyeler üzerine yoğunlaşan bir sektör” olarak tanımlamış, hatta hazırlanan kooperatifler kanununun adını “Kooperatifler ve Sosyal Ekonomi Kanunu” olarak belirlemiştir. Kooperatifler, serbest piyasa ekonomisinin belli kesimler üzerinde açtığı yaraları kapatan ve tamir eden bir yapılanma olarak değerlendirilmiş, bu nedenledir ki Uluslararası kooperatifçilik ilkelerine sadık kalınması ön koşul olarak benimsenmiştir. Son rakamlara göre 300 kooperatifin 2,2 trilyon USD ciroya ulaşmış olması ve 250 milyon kişilik istihdam yaratmış olmasının göz ardı ediliyor olması kooperatifçiliğimiz adına gerçekten üzücü. Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Kooperatiflerin gençler için ne kadar önemli olduğu her vesile ile anlatılmaya çalışıldı. Gençlerin kooperatif hareketin içine çekilmesine çalışılmış, genç girişimcilerin birbirleri ile rekabet etmelerinin önüne geçmek için kooperatif kurarak birlikte hareket etmeleri özel olarak desteklenmiş. Avrupa gençlik forumu ve diğer gençlik örgütleri kooperatif hareketle yakından ilgileniyorlar. Panel etkinliğinde genç kooperatifçilerin fikirlerine, davranışlarına ve yaklaşımlarına hayranlık duymamak elde değildi. Ülkemde genç beyinleri kooperatifçiliğe kazandırmak için hiçbir çaba sarf edilmemesi ne kadar üzücü. Özellikle 2000 li yıllardan bu tarafa gelişmiş ülkelerde enerji kooperatiflerinin giderek çoğalmakta olduğunun altı çizilmiştir. Danimarka’da rüzgâr enerjisi kapasitesinin yaklaşık %23’ünün sahibinin enerji kooperatifleri olduğu, yaklaşık 150.000 ailenin rüzgâr enerjisi kooperatiflerinin üyesi olduğu belirlenmiştir. Enerjinin demokratikleşmesi veya demokratik enerji kavramlarının giderek önem kazandığı, yapılan yatırımların kısa vadede geri dönüşümü olmaması nedeniyle özel sektörün enerji yatırımlarından uzak durduğu, bu alanda kooperatiflerin devletçe desteklendiği ve küçük sermayelerin yatırımlara yönlendirilmesi adına enerji kooperatiflerinin önemli olduğunun altı çizilmiştir. Kooperatif kimliği ve vizyonu üzerinde çalışmalara devam ediliyor. Kooperatiflerin 2020 vizyonu çalışmalarının temelini, demokratik katılımcılık, sürdürülebilirlik, yasal çerçeve ve sermaye yapısı ile ilgili kavramların geliştirilmesi oluşturmakta. Kooperatifçilik adına olumlu birçok gelişme yanında, olumsuz gelişmelerin de olduğunu belirtmek gerekirse. Japonya’da hükümetin kooperatifler üzerinde baskı kurmaya çalışması, bazı ülkelerde teknokratların ve bürokratların kooperatifleri ele geçirmeye çalışması, AB bürokrasisinin kooperatifçiliği yeterince bilmiyor olması, kooperatifçiliğin geliştiği ülkelerde de kooperatiflerle ilgili verilerin yeterli olmadığı gibi olumsuzlukların olduğunu görmek veya duymak sanki biraz içimizi rahatlattı gibi. Katılımcıların çok önemli bir kısmının toplantı ve etkinliklere katılmak yerine turistik geziyi tercih etmeleri de hoş olmayan bir tabloydu. Uluslararası Kooperatifçilik Örgütü (ICA)’nın 13-14 Kasım 2015 tarihlerinde Antalya’da genel kurul toplantısı yapılacak. Ülkemiz ve kooperatifçiliğimiz adına son derece önemli bir toplantı olacağı kesin. Çünkü Hükümetlere bazı tavsiye kararlarının sunulması söz konusu olacak. Bu toplantının hemen arkasından aynı yerde G20 zirvesi yapılacak. ICA’nın da G20 bünyesinde yer almak gibi bir hedefi var. Kooperatifçiliğimiz adına önemli gelişmelerin olacağı beklentisi hepimiz için söz konusu. Gıda Fiyatları İthalat Yaparak Düşer mi? »» Dünya gıda fiyatları nisanda beş yılın en düşük seviyesine geriledi. Yıllık düşüş yüzde 19’u buldu. Türkiye’de ise sebze-meyve ortalama yüzde 26, gıda yüzde 14 arttı. Patates gibi bazı temel ürünlere 2-3 misli zam geldi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, Dünya gıda fiyatları geçen ay Haziran 2010’dan bu yana en düşük seviyesine indi. Ortalama fiyatlar nisanda marta göre yüzde 1,2 düştü. Gıda endeksindeki yıllık gerileme yüzde 19,2 oldu. En yüksek düşüş yüzde 6,7 ile süt ürünlerinde gerçekleşti. Yüzde 1,3 ucuzlayan şeker altı yılın en düşüğüne gerilerken tahıllar ve bitkisel yağ fiyatları da azaldı. Türkiye’de ise rekor artışlar yaşanıyor. TÜİK ve Merkez Bankası verilerine göre gıda fiyatları nisanda önceki yıla göre yüzde 14,36 arttı. Meyvesebzede yıllık enflasyon yüzde 26’yı geçti. Birçok temel gıda maddesinde yüzde 100’leri bulan artışlar yaşandı. Mercimek 6, fasulye 7 liraya yükseldi. Zeytinyağı 25, süt 3,5 TL’yi gördü. Türkiye’de meyve-sebze başta olmak üzere gıda fiyatlarında geçtiğimiz yıldan bu yana olağanüstü artışlar yaşanırken dünya gıda fiyatları son 5 yılın dibini gördü. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre küresel gıda fiyatları Gıda fiyatları ithalat yapmakla düşmez nisan ayında süt ürünleri başta olmak üzere neredeyse tüm ürün fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle Haziran 2010’dan bu yana en düşük düzeye geriledi. Tahıllar, yağlı tohumlar, süt ürünleri, et ve şeker fiyatlarındaki aylık değişimleri izleyen dünya gıda fiyatları endeksi nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1,2 gerileyerek ortalama 171 değerini aldı. FAO ayrıca bu yılki dünya hububat üretimi tahminini bir önceki aya göre 39 milyon ton düşürerek 2,509 milyar tona indirdi. Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, ithal edilen gübre, tohum ve ilaç fiyatlarının dolara bağlı olarak arttığını, bunun da tarım ürünlerinin yüksek maliyetlerle üretilmesine neden olduğunu anlattı. Tarımda yapısal sorunların da yaşandığını dile getiren Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Başkanı İbrahim Yetkin, tarım ürünlerinin üreticiden tüketiciye ulaşıncaya kadar beş kat arttığını belirtti. Üretici ile tüketici arasındaki makasın ‘tarım tefecileri’ tarafından açıldığına dikkat çeken Yetkin, “Gıda fiyatları ithalat yapmakla düşmez. Arz-talepteki dengesini koruyucu tedbirlere ihtiyaç var.” dedi. Üreticilerin örgütlenerek ve üretici birliklerin güçlendirilmesi ve pazarlamanın aracılar devreden çıkarılarak üreticilerce yapılmasını öneren Yetkin, “Başka türlü fiyatlar düşmez.” dedi. Yetkin’e göre hangi ürüne ne kadar ihtiyaç olduğuna dair üretim planlaması yapılıp arz-talep dengesi oluşturulmalı ve tarıma ayrılan kaynakların GSMH’nın yüzde 1’inin üzerine çıkarılmalı.”dedi. Yetkin ayrıcı, Et ve Süt Kurumu gibi kamu kuruluşlarının da fiyatları dengeleme işlevini yitirdiğini savundu. 9 Sözleşmeli Çiğ Süt Üretimi ve Üretici »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Çiğ Sütün Sözleşmeli Usulde Alım Satımına İlişkin Yönetmelik” 16 Nisan 2015 tarihli Tarihli ve 29328 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Çiğ süt üretiminde, hem kooperatifler hem de küçük üreticiler için yeni bir dönemi başlatacak yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Konu ile ilgili gazetemize açıklamalarda bulunan Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, “Ülkemizde çiğ süt üretimi TÜİK 2014 verilerine göre yaklaşık 17 milyon tonun üzerindedir. Bu miktarın yarısı sanayiye arz edilmektedir. Yönetmelik, sanayiye arz edilmeyen çiğ süt üretimiyle ilgili bir düzenleme getirmemiştir. Bu anlamda küçük üretici sanayiciyle sözleşme yapamayacağı için, ürettiği sütün satışında zorlanacak. Süreçte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Onun için küçük üretici bir an önce kooperatif çatısı altında örgütlenmelidir.” diye konuştu. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesindeki amacın, “sanayiye arz edilen çiğ sütün alım ve satımının sözleşmeli usulde yapılması, üretici/ üretici örgütü ve alıcı arasında uyulması gereken kuralların belirlenmesi, üretim ve pazarlamada sürdürülebilirliğin sağlanması, arz talep dengesinin oluşturulması ve çiğ süt üretiminde izlenebilirliğin sağlanması ile ilgili usul ve esasları belirlemektir.” olarak açıklanmakta. Yönetmelik bir yanıyla üreticiyi korurken bir yanıyla açık kalan, eksik olan bazı yönleri bulunmaktadır.” dedi. Yıldız, yaptığı açıklamasında şu değerlendirmede bulundu; Yönetmelik hükümlerine göre; Madde 5/a- ‘Sözleşme taraflarının karşılıklı isteği üzerine düzenlenir’ denilmekte. Bu husus üretici örgütü veya alıcı firmanın isteği dâhilinde gerçekleşir. Taraflardan biri bu hususa riayet etmez ise uygulanacak cezai hüküm ve yaptırım ne olacaktır? Sözleşmede, ‘nakit avans veya çiğ sütün üretiminde kullanılan her türlü girdinin alıcı tarafından üretici/üretici örgütüne verilmesi kararlaştırılabilir’. Bu durumda avans tutarı ve girdi bedeli süt bedelinden mahsup edilir. Üreticiye kesif yem verilecekse süt/yem paritesi 1,3’ün HAL VE GİDİŞ altında olamaz’ denilmekte. Ulusal düzeyde faaliyet gösteren süt firmaları ve bazı orta ölçekli süt firmalarının yanında daha da önemlisi taşeronların çiğ süt alımında yem satışını üreticiye dayatmaktadırlar. ‘Yemi benden almazsan, sütünü almam’ demektedirler. Ayrıca, süt fiyatının yem paritesine göre belirleneceğini, yani 1 litre çiğ inek sütü ile 1 kilo 300gr yem (istenilen standartlarda) satın alınması öngörülmekte. Yönetmelikte, yemin kalitesinin nasıl ve kimin belirleyeceği belli değil. Üreticimiz kalitesi düşük yemi almak durumuyla karşılaşırsa, sütünü de düşük fiyata satmak zorunda kalacaktır. Bu da sanayicinin elinde bir koz olacaktır. Üretici örgütünün laboratuvarları referans laboratuvar olarak kabul edilmel Çiğ süt analizlerinin (yağ, su, kuru madde, antibiyotik, aflatoksin, somatik hücre sayımları kurulun tayin edeceği merkezlerde yapılması gerekmektedir. Üretici örgütlerimizin tam teşekküllü laboratuvarı var. Analizlerini de buralarda yapmaktadırlar. Alıcı firma kendi laboratuvarında tahlilleri yapar, uyumsuzluk halinde, üniversite veya GTHB il müdürlüğü kontrol laboratuvarında tahliller yapılabilir. Üretici örgütünün laboratuvarları referans laboratuvar olarak kabul edilmelidir. Sait MUNZUR 10 Haziran 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Çiftçiler Olmasaydı… »» En güzel günler sizlerin olsun. Güne başlıyoruz. Olmazsa olmazımız sabah kahvaltımız. Zeytin, peynir, ekmek, çay, yanında değişik reçeller, bal, tereyağı. Yaz geliyor biber, salatalık, domates, yeşillik kahvaltının vazgeçilmezleri. Güne kuvvetli başlamak gerek. Çocuğumuzun süt ve yumurtasını unutmayalım. Kahvaltı, öğle arası kahve iyi gider. Öğle yemeğinde etli bir şeyler mi yesek, yanında zeytinyağlı sebze yemeği, salata, yoğurt, ekmek. Sonra mevsimlik meyve. Yemek üstüne otururken de çalışırken de çay iyi gider. Akşam yemeğinde biraz daha hafif bir şeyler yesek. Çorba, zeytinyağlı yemek, yoğurt, salata illaki ekmek. Araçların yakıtı gibi bizlerin de yakıtı olan yiyecekler bir süre için olmasa ne yapardık. Tabiki yaşayamazdık. Önce halsiz düşer, sonra hastalanırdık sonrasını getiremiyoruz. Yani bizi yaşatan ayakta tutan yiyeceklerimiz. Ve bu tükettiklerimizi yetiştiren çiftçilerimiz. Biz onları yaşatmak için ne yapıyoruz? Onların, olanların ne kadar farkındayız. Çoğu zaman onların ne dediklerini ne düşündüklerini bilmeyiz, ilgilenmeyiz. Çünkü onlar çiftçi olmak için yaratılmışlardır. Yorgun, hasta oldukları zaman da sevinçli, kederli oldukları zaman da üretmek, durmadan çalışmak zorundadırlar. Rapor almak, tatile çıkmak, ölüm izni, mazeret izni kullanmak gibi lüksleri yoktur. Üretmedikleri zamanı düşünmek bile istemeyiz. İstemeyiz ama oları sesini de duymayız, duymamazlıktan geliriz. Toprak, mazot, hayvan, eğitim, sağlık… Sonuçta daha iyi bir hayat diyorlar. Ellerindeki toprakları alarak rant alanlarını genişletiyoruz. Ağaçlarını keserek farklı bir şeyler yapmak istiyoruz. Tarım alanlarını yok ederek onların senelerden beri uğraşa geldikleri hayattan alıp farklı bir uğraş alanına itiyoruz. Pahalı mazotu ve diğer tarımsal girdileri vererek ucuz ürün üretmesini istiyoruz. Tarım ilaçları ile başını döndürüp önce kendisini sonra bizi zehirlemesini izliyoruz. Eğitimsiz, bilinçsiz yapılan tarım ile muhteşem işler yapmasını bekliyoruz. Bir taraftan da ithal ürünler ile ‘rekabet et’ diyoruz. Doğal afetler ile tarımın ne kadar zorlaştığını söylemek bile istemiyoruz. Bazı yerlerde de tarım alanlarını yapılaşmaya açarak ne köylü ne kentli olabilen bir sınıf yaratıyoruz. Küçük üreticinin, köylünün, çiftçinin ortadan kaldırılması, tarımın şirketleştirilmesi için uzunca bir süreden bu yana uygulanan acımasız politikalar, üreticilerimizi topraklarından etmeye devam ediyor. Sadece topraklarından değil, yurtlarından, kültürlerinden de tek tek savruluyorlar. Kendi yaşamlarına ve kültürlerine yabancısı oldukları yerlerde yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Çocukları büyüklerinin yaşadıkları zorlukları görerek çiftçilik yapmak istemiyor. Orta yaşa yakın olanlar bir an önce yaşadıkları, ürettikleri topraklardan gitmek istiyor, kente göç ediyor ama erzakını dahi köyünde geride bıraktığı yaşlı anne ve babasından sağlamaya çalışıyor. AVM kapılarında nöbetçi, kömür ocaklarında madenci olmak, karın tokluğuna iş bulmak için tanıdık birilerini araya sokmaya çalışıyorlar. Geriye kalan çiftçinin hali de ortada. Boğaz tokluğuna çalışsa da üretmekten, toprağında yaşamaktan başka çaresi yok. Gerçekten bu ülke, çiftçisine ihtiyacı kalmadı mı? Bu kadar mı gözden çıkartıldı? Sırt çevrildi… Kutluyor muyuz, anıyor muyuz bilmiyoruz ama yine de, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüz ‘Kutlu’ Olsun. Köy-Koop Haber Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Resim Sergisi »» Prof. Mülâyim, 14. Resim Sergisini 27 Nisan-20 Mayıs 2015 tarihleri arasında Ankara Üsküp Caddesinde bulunan Medya Sanat Galerisinde açtı. Ziya Gökalp Mülâyım’ın bu 14. kişisel sergisinde son üç yılda yaptığı suluboya resimleri var. Ankara’dan, İstanbul’dan yazları uzun süre kaldığı Datça’dan, arada bir gittiği Marmaris’ten, Bodrum’dan bir köşeyi yansıtmış. Çok sayıda kooperatifçi, siyasetçi, bilim dünyası ve resim meraklılarının ziyaret ettiği sergide; genellikle deniz kıyısı… Balıkçı tekneleri, yatlar, evler… Güneş Kooperatiflerin Ekonomik İşlevlerinin Önemini Yadsımayalım… »» •Kimi yazarlar kooperatif ortaklarına “kooperatif üyesi” demekte ısrar ediyorlar ve kooperatiflerin sürdürülebilirliklerinin garantisi ekonomik işlevlerinin önemini yadsımaya devam ediyorlar.. Eğer ders kitabı yazmaya gelince “ortak”, günlük makale yazmaya ve işin “edebiyatını yapmaya” gelince “üye” deniliyorsa, bu çelişkiden vazgeçmek gerekiyor. Kooperatif tanımında “.. topluca sahip olunan ve demokratik biçimde kontrol edilen bir işletme..” ifadesine yer verilerek kooperatif örgütün işletme boyutu öne çıkarılmaktadır. Zira kooperatifler, her şeyden önce birer ekonomik “işletme” olarak kabul edilmezlerse sosyal amaçlı dernek veya yardım kuruluşlarından farkları kalmaz. Kooperatifin sosyal ve kültürel işlevlerinin “sınırları” vardır. Bu sınırları, kooperatifin işletme boyutu belirler. Daha çok işletme fazlası elde edebilen kooperatifler, ortakları isterlerse daha fazla sosyal ve kültürel işlevler üstlenebilirler. Daha az işletme fazlası elde eden kooperatiflerin ise sosyal amaçlı çalışmalara destekleri doğal olarak sınırlı kalır. Salt sosyal amaçlar için kurulan kooperatiflerin bile varlıklarını sürdürmeleri, elde edecekleri işletme fazlasına bağlıdır. Hiçbir ekonomik faaliyette bulunmayan, dolayısıyla herhangi bir işletme fazlası elde etmeyen, ancak dışardan bağış toplayarak bazı sosyal faaliyetlerde bulunmayı kendileri için bir yaşam biçimi olarak seçen kuruluşlara ise, kooperatif denilemez. Kendilerine ne kadar “biz, sosyal amaçları olan bir kooperatifiz” deseler de, ya da kendilerini kooperatif olarak ilân etseler bile gerçek anlamda kooperatif olarak kabul edilemezler. Bunlar gerçekte yardımlaşma derneği, ya da hayır kurumudurlar, ama bazı nedenlerle kendilerini kooperatif olarak gösterme gereğini duyarlar. Zaten kooperatifler başkalarına yardım için kurulmaz. Asıl ve en önemli kuruluş nedeni, ortakların kendi kendilerine hizmettir. “Kendi kendine yardım” ya da “self-help”in esprisi de budur. Kooperatiflerin sosyal ve toplumsal sorumlulukları ancak onların ortaklarının finanse ettiği ekonomik faaliyetleri sonucu verdikleri destek ile mümkündür. Ortakların sermaye ve ayni katkılarına dayanmayan ve salt sosyal faaliyetler için dışardan kaynak toplayan bu tür kuruluşlara kooperatif denilemez. Bunların mensuplarına da zaten “ortak” denilemez. Kooperatif ortaklarına “üye” diyen arkadaşlarımız bu tür sosyal kuruluşları kastediyor olmalılar. Zira kooperatiflerin varlığı ve sürdürülebilirliği ortaklarının sermaye katılımı ve kooperatifin ekonomik faaliyetlerine bağlıdır. Buradan sağladıkları işletme fazlasının bir bölümü ile Hüseyin POLAT BM/ILO Kooperatifçilik Başdanışmanı kooperatifler toplumsal ve sosyal sorumluluklarını yerine getirirler. Kooperatiflerle ilgili yazılarda karşımıza çıkan üye-ortak ikileminin bir kaynağının da yabancı yayınlardan yapılan tercümeler yolu ile oluştuğunu belirtmek gerekiyor. Zira İngilizcede ve Fransızcada kullanılan “member” ya da “membre” sözcükleri, sendika ve dernek mensupları için “üye” olarak, kooperatif ve şirket mensupları için de “ortak” olarak algılanırlar ve tercüme edilirler. Kelimenin, her iki grup için, farklılıkları dikkate alınmadan “üye” olarak tercüme edilmesi yanlış. Kategorik olarak ve yaptıkları işler bakımından Kooperatifler farklı bir işletme (şirket) türüdür ve sermaye şirketleri gibi işveren durumundadır. Dolayısıyla işçi sendikaya üye olur, ama kooperatife ortak olur. Sayın Çıkın yıllar önce “son noktayı koymuş” Köy-Koop Haber Gazetesinin Mart 2015 sayısında “Kooperatif üyesi mi, kooperatif ortağı mı tartışmalarına son noktayı koyuyoruz” başlıklı yazımıza, Köy-Koop Haber’in Nisan 2015 sayısında Sayın Ayhan Çıkın, “Son noktayı koymak mümkün müdür?” yazısı ile yanıt vermiş. Üstelik gösterdiğimiz kaynaklar konusunda da parantez içinde ünlem işareti koyarak ima yollu “geç bunları..” demek istemiş.. Sayın Çıkın “son noktayı koymayalım” diyor. Sanki “ortak” ya da “üye” deyimleri bilimsel araştırmalar yolu ile evrime ya da değişime uğrayabileceklermiş gibi.. Oysa Sayın Çıkın bunda tam 21 yıl önce, 1994 yılında bu konuda son noktayı koymuş ve kooperatif mensuplarından “ortak” diye söz etmiş. Sayın Çıkın’ın Sayın Ali Rıza Karacan ile birlikte hazırladıkları Eğe Üniversitesi Ziraat Fakültesi yayını olarak 1994 yılında bastırılan “Genel Kooperatifçilik” kitabı (Yayın No. 511), kooperatifçilik konusunda başvurulabilecek çok iyi hazırlanmış bir ders kitabı. Her iki yazarı da bu vesile ile kutlamak isterim. Kitabın “Kooperatiflerde yönetim ve organları” başlıklı yedinci bölümünde kooperatif ortaklarından ve ortakların ödev ve sorumluluk- larından ayrıntılı biçimde söz edilmiş (sayfa 163-167). Yazarlar burada doğru olan deyimi, yani “ortak” deyimini kullanmışlar. Daha sonraki bölümlerde, örneğin, kooperatiflerin finansmanı bölümünde ortaklık payları üzerinde durmuşlar (s. 218220). “üyelik payı” dememişler, zira böyle bir kavram yok. Yine kooperatiflerde muhasebe bölümünde “tutulacak defterler”le ilgili olarak “ortak defteri” ifadesini kullanmışlar (s. 251), üye defteri dememişler. Kooperatiflerin sınıflandırılması başlıklı bölümde örneğin “ortakların birleşme biçimine göre kooperatifler” (s. 309) ifadesi kullanılmış. Tekrar, “uygulamada karşılaşılan başlıca kooperatif tipleri” başlıklı bölümde, tarımsal hizmet kooperatiflerini anlatırken bu kooperatiflerin ortakları ile ilişkileri konusunda ortaklara hizmet sunmada izlenecek sıra, ortakların arazilerinin uzaklığı, ortaklara ait arazilerin toprak yapısı ve eğitim durumu konuları da hep “ortaklar” denilerek açıklanmış. Son örneği, 14. Bölümden verelim: Kooperatiflerin başarısını etkileyen faktörler ve kooperatiflerde etkinlik ve başarı ölçütleri bölümünde, “ortaklara yönelik etkinlik veya başarı” üzerinde duruluyor ve yazarlar bu son bölümü şöyle noktalıyor: “Ortaklarını tatmin edemeyen bir kooperatifin varlığını sürdürmesini beklemek mümkün değildir. Bu nedenle kooperatiflerin başarılarını tek yönlü değil, kalkınma, yönetsel ve ortaklara yönelik başarılar şeklinde ölçmek ve değerlendirmek gerekir” (s. 387). Sayın Çıkın 21 yıl önce yazdığı bu kitabında, yukarıdaki alıntılarla da belirttiğim gibi “üye mi diyelim, ortak mı diyelim” şeklinde bir ikileme düşmemiş ve kooperatif mensuplarından “ortak” diye söz etmiş. Doğru da yapmış. Yani “üye mi, ortak mı” tartışmasına daha 21 yıl öncesinden son noktayı koymuş. Ne oldu da aradan 21 yıl geçtikten sonra Sayın Çıkın kooperatif ortaklarından üye diye söz etmeye başladı, anlamak mümkün değil. O günden bu güne bu kavram evrime mi uğradı acaba? Eğer ders kitabı yazmaya gelince “ortak”, günlük makale yazmaya ve işin “edebiyatını yapmaya” gelince “üye” diyorsanız, o başka tabii. Ama yine de sizi tebrik ediyorum Sayın Çıkın. Yalnız, bir daha tekrar bir anımsatma yapmama lütfen fırsat vermeyiniz. Zira bu konu artık “kabak tadı” vermeye başladı. Öyle umuyorum ki, Türkiye-Koop’un hazırlamayı düşündüğü “Kooperatif Terimleri Sözlüğü” bu işi “tatlıya bağlayacak”. GDO’nun En Büyük 2 Şirketi Birleşemedi batarken, denizin, dağların görünümü… İnsanın içi aydınlanıyor. Bilindiği gibi Mülâyim Hoca’nın Kooperatifçi Atatürk (2006) ve artık klasikler arasında yerini almış olan Kooperatifçilik (7. baskı, 2013) kitabı hemen herkes tarafından biliniyor. Hoca’nın son kitabı ise, İsmet İnönü’den Siyaset Dersleri Niteliğinde Anılar (2014) kitabı. Hocamızı tebrik ediyor, güzel kitaplarının yanında sergilerinin de devamını diliyoruz. »» Dünyanın en büyük kimyasal tarım ürünleri üreticilerinden İsviçreli Syngenta, ABD'li rakibi Monsanto'nun 45 milyar dolarlık birleşme teklifini reddetti. Syngenta, söz konusu teklifi geri çevirmelerine gerekçe olarak kendi değerinin altında olmasını gösterdi. ABD'li Monsanto'nun 45 milyar dolarlık teklifi Syngenta'nın yüzde 45'i için sunduğu öğrenildi. Ancak Syngenta'nın görüşmeleri tamamen sonlandırmadığı ve kapıyı aralık bıraktığı belirtildi. Syngenta Yönetim Kurulu Başkanı Michel Demare, teklifin yeterli olmadığını açıklarken, "Monsanto'nun teklifi, Syngenta'nın entegre stratejileri ışığındaki büyüme beklentilerini ve şirketin gelecekteki lider pozisyonuna yönelik öngörüleri yansıtmıyor. Her iki şirket aynı zamanda dünyanın önde gelen genetiği değiştirilmiş tohum üreticilerinin ba- şında geliyor. Monsanto ve Syngenta şirketlerinin ismi sık sık GDO'lu ürün tartışmalarında ve insan sağlığına zararlı tarım ilaçlarının satılması noktasında gündeme geliyor. Monsanto bunun için etkin bir sosyal medya kampanyası yürüterek, insanları GDO’lu tohumların sağlığa zararlı olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Köy-Koop Haber Haziran 2015 TARIM Tarımsal Kooperatifçilik Manifestosu »» Türkiye tarımsal potansiyel açısından dünyanın sayılı ülkelerindendir. Bu potansiyelin harekete geçirilmesinde kooperatifler önemli araçlardır. İşsizliğin arttığı, tarımsal ve küçük esnaf kesimin sürekli kan kaybettiği ülkemizde sorunların çözümüne önemli katkı koyabilecek kooperatif örgütlere her zamandakinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle 2008 krizinden sonra dünya ölçeğinde kooperatifçilik, toplumsal ve ekonomik sorunların çözümünde ön plana çıkmıştır. Kooperatifçilik 21. Yüzyılın favori işletmeleridir. Dünya ölçeğinde 2,6 milyon kooperatif, 1 (bir) milyarı aşan ortak sayısıyla, 250 milyon çalışanıyla, 3 000 milyar US doları aşan (300 büyük kooperatifin) iş hacmiyle, G20 ülkelerinde toplam istihdamın % 12'sini temsiliyle[1] ekonomik sorunların çözümüne katkısı dünya kamuoyunun gözlerini kamaştırmaktadır. O nedenle Birleşmiş milletler 2012 yılını "Uluslararası Kooperatifler Yılı ilan etmiş, BM'nin tek sivil örgütü olan "Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)" üst üste iki kez "Uluslararası Kooperatifler Zirvesi" toplayarak konuyu çok boyutlu şekilde tartışmıştır. Kooperatifçilik, önce insan demektir Kooperatif ortakları, ekonomilerini iyileştirmeleri yanında sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da karşılamayı düşünürler . Kooperatifçiler beşeri faaliyetlerinde özgürlük, eşitlik ve adalet değerlerini somutlaştıran çalışma kurallarını topluma önerirler. Kooperatifler: • İnsanların bizzat kendilerinin ekonomik sorunlarını çözüm araştırmasını ve uygulamasını teşvik eder, • Karşılıklı yardımlaşma ve sorumluluk duygusunu geliştirir, • Ortaklaşa çalışmanın yarattığı öğrenme yetisi sayesinde insanların gelişmesine katkıda bulunur, • Ekonomide üretilen zenginliğe/ Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN [email protected] varlığa ulaşmayı kolaylaştırır, • Demokratik dayanışma yoluyla insanlararası diyalogu ayrıcalıklı kılar, • Kalıcı ve devredilemez nitelikli işletmelerin ortaya çıkmasıyla ortaklaşa mirası zenginleştirir. Kooperatif orijinal bir örgütlenmedir Kooperatif, kendi üyelerinin ihtiyaçlarının tatmininde varoluş nedenini bulan bir topluluk (dernek) ile bir işletmenin orijinal bir bileşimidir. İşletme ortaklarına, ekonomik gelişme ve kalkınma fırsatları yaratırken, dernek özelliği ile de üyelerine sosyal ve beşeri gelişmenin yollarını açar. İzmirli çiftçi kooperatifçiler, kendi geleceğine güvenen ve bölge, ülke ve dünya ölçeğinde kendini var eden bir toplum olmayı arzulamaktadırlar. Tarım kooperatifsiz gelişemez Kırsal dünyanın geleceğinde etkili olabilecek politikalar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu politikaların oluşturulmasını "kooperatiflersiz düşünmek" mümkün değildir. Bu nedenle tarıma uygun bir Tarımsal Kooperatifçilik Politikası uygulanmalıdır. Bu politikalar: Girişim olarak tarımsal kooperatiflerin genişleme olanaklarını artırmalı; kooperatiflere uygun bir ortam yaratmalı; kooperatifleri ve onu geliştiren çevre koşullarını güvence altına almalı; kooperatifleri her yönüyle destekleyecek bir şekilde formüle edilmelidir. Bunun için tarımda kooperatifçilik bir "Devlet Politikası" olarak ele alınmalıdır : 1. Kooperatifçilik eğitimi ve yayımı geliştirilmelidir; 2. Acilen bir tarım ve kooperatifler bankası kurulmalıdır; 3. Toplumsal ve ekonomik yapıya uygun kooperatifçilik mevzuatı hazırlanmalıdır ; 4. Tarım için tercihli bir kooperatifçilik politikası oluşturulmalıdır; 5. Profesyonel kooperatif yöneticisi yetiştirme ve istihdamı üzerinde önemle durulmalıdır; 6. Kooperatifçilik AR-GE'si geliştirilmelidir; 7. Kooperatiflerarası işbirliğini geliştirme teşvik edilmelidir; 8. Ekonomide, tarımda entegre politikaların aracı, kooperatiflerdir. Küreselleşen bir ekonomide, oluşan yeni yapılanmalara tarımı entegre edebilecek en uygun kurumsallaşmanın kooperatifler olduğu gözden kaçırılmamalıdır; Sadece tüketicilerin kalite isteklerini değil, ayni zamanda "tarımsal üretimin değerlendirilmesi" konusunda çiftçilerin ve kooperatiflerin çıkarını gözeten ve potansiyellerini harekete geçirebilen "etkili bir gıda maddeleri üretim politikası" KOOPERATİFLER ARACILIĞI İLE devreye sokulmalıdır. [1]http://www.sommetinter.coop/ cms/cp/millions-cooperatives-milliard-membres-millions-emplois-cooperatives-partie-equation-solution ‘Genç İşi Kooperatif’i Kuruldu »» Ülke kalkınmasına destek olabilmek için “insana yakışır iş” hedefiyle yola çıkan gençler, Türkiye’nin ilk “bilimsel araştırma ve geliştirme, eğitim kooperatifini” kurdu. Genç İşi Kooperatif çatısı altında Türkiye’nin çeşitli illerinden bir araya gelen eğitimli gençler, kariyer danışmanlığı, marka yaratma, iş kurma gibi çeşitli projelerde hizmet veriyor. Sosyal kalkınmada önemli bir yere sahip olan kooperatiflere bir yenisi daha eklendi. Geleceklerine sahip çıkmak isteyen gençler, nitelikli iş sorununu çözmek, istihdamın önünü açmak için bir araya gelerek “Genç İşi Kooperatifi” kurdu. Genç İşi Kooperatif Yönetim Kurulu Üyesi Betül Atak, kooperatiflerinin kuruluşunun Şubat ayında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından onaylandığını, kooperatifin 13 ortağının bulunduğunu aktaran Atak, “Ortaklar arasında Türkiye’nin köklü üniversitelerinde, kamu yönetimi, uluslara- rası ilişkiler, endüstriyel tasarım, istatistik, hukuk, bilgisayar mühendisliği, gazetecilik ve konservatuvar gibi bölümleri başarıyla tamamlamış gençler yer alıyor” diye konuştu. Atak, İzmir, Manisa, Ankara ve İstanbul’da hayatlarını sürdüren kooperatif ortaklarının, farklı alanlardaki eğitim ve mesleki deneyimlerini ortak bir hedef için paylaşacaklarını belirtti. Kooperatifin eğitim, danışmanlık, proje hazırlama, teknoloji geliştirme, iş kurma, koordinasyon ve istihdam gibi ihtiyaçların karşılanmasına yönelik çalışmaların yürütülmesini amaçladığını anlatan Atak, “Özel eğitim kurumu, yurt ve kurs açılması, yurtiçi ve yurtdışında kurulacak bağlantılarla ortak girişimlerin gerçekleştirilmesi, bilim, kültür, sanat ve spor dallarında yaz okullarının açılması da kooperatifin hedefleri arasında yer alıyor” diye konuştu. Atak, uluslararası ilişkiler danışmanlığı, marka yaratma, kurumsal kimlik ve grafik tasarım çalışmaları, okul atölye çalışmaları, proje döngüsü yönetim eğitimi, akademik ve profesyonel kariyer danışmanlığı gibi hizmetler de verdiklerini belirterek, “Hem kendi ortaklarımıza iş imkanı yaratıyoruz hem de işsiz arkadaşlar için istihdam kapısını aralıyoruz” dedi. hurriyet.com.tr 11 İzmir Büyükşehir Belediyesi Kooperatifleri Desteklemeye Devam Ediyor »» İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifi ve Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile yeniden alım sözleşmesi imzaladı. Sözleşmeli üretim modeli ile yerel kalkınmayı desteklemeye önem veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, kooperatifleri desteklemeye devam ediyor. Büyükşehir Belediyesi Tire Süt Kooperatifi ve Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile yeniden alım sözleşmesi imzaladı. Tire Süt Kooperatifinden süt, Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifinden “fidan, ağaç, yoğurt, ayran ve zeytinyağı" alımı için sözleşme yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, tarımda, kırsalda, yerelde kalkınmanın önemine ve yollarına değinip, kooperatiflere hedef olarak ihracaatı gösterdi. Konuşmasında, 27 yaşına kadar hem çiftçilik hem hayvancılık yaptığını ve bu nedenle bu sektörlerdeki sorunları çok iyi bildiğini anlatan Başkan Aziz Kocaoğlu, "Tarlayı, tütünü, arpayı, çavdarı iyi bilirim. Büyükbaş hayvancılığı birilim. Yoldan kalkan tozun ürüne ne yaptığını bilirim. Bunları bildiğim için, yaşadığım için, tarımda gerileme olduğu için, tarım dünyanın her ülkesinde desteklenirken biz de hemen hemen yok denecek kadar az desteklendiği için, tarım sübvanse edilmediği için İzmir Büyükşehir Belediyesi bu işe gönül verdi ve başladı. Yeniden bir şey icat edecek ne zamanımız vardı ne de gücümüz vardı. Mevcuda baktık. Mevcudu Küçük Menderes'te bulduk. Bayındır'da çiçeklik kooperatifi vardı onu destekledik. Bademli'de fidancılık kooperatifi vardı onu destekledik. Tire Süt Kooperatifi Mahmut Başkanının başkanlığında ilerliyordu onu destekledik. Kiraz'da İğdeli Kooperatifi ilerliyordu ona destek verdik. Yani biz Küçük Menderes'te zemini, yol arkadaşımızı bulduk. Dolayısıyla 4 kooperatifin üyeleri ile birlikte yürümeye başladık" dedi. Güven ortamını tesis ettik Bayındır'da uyguladıkları sözleşmeli model ile ürünlerin çeşidinin ve kalitesinin arttığını vurgulayan Başkan Aziz Kocaoğlu, "Önce ürünün çeşidi, kalitesi sınırlıydı. Destek verdik. Sözleşmeli üretim yaptık. Hem çeşit arttı hem ürün, kalite arttı. Bugün Irak ve Azerbeycan'a ihracat yapıyorlar. Bayındır Çiçekçilik Kooperatifi bizim ilk anlaşma yaptığımız kooperatiftir. Tefeciden, bankadan kurtardık. O gün hedef ihracat yapmak demiştim bugün buna ulaştık. Yeterli mi, değil. En az yakın 15-20 ülkeye ihracat yapmamız gerekmektedir. İğdeli kooperatifimizin peynirleri bugün piyasada bir marka olarak Türkiye'nin her tarafından pazarlanmaktadır. Geldik Bademli'ye. Kazakiskan ve Özbekistan'a ihracat yapıyorlar. Bir hafif dokunuş, biraz destek ama çok büyük manevi destek. Arazi yollarının asfaltlanması kentte çiftçinin moralini yükseltti. Çiftçinin önemsendiği bilinci gelişti. Üretim arttı. Yeterli mi değil. İzmir Büyükşehir Belediyesi 11 yıllık geçmişinde çok önemli bir kazanım elde etti. Kırsalda tarımda, havyancılıkta çok önemli bir kazanım elde etti. 'Güven'. Siyasi partisi, etnik kökeni hiç önemli değil ama, şunun aksini ispat etmek veya söylemek mümkün değil. Kırsal Büyük- şehir Belediyesi'ne güveniyor, İzmir büyükşehir Belediyesi de onlara güveniyor. Güven olmadan, güvenmediğiniz insanla, kurumla iş yapamazsanız. Yaparsanız da büyüyemezsiniz. Biz bu güven ortamını tesis ettik. En büyük kazanımımız budur" dedi. Örnek kalkınma modeli Bademli Fidancılık Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selçuk Bilgi de konuşmasında çiftçinin zor zamanında elinden Başkan Aziz Kocaoğlu'nun tuttuğunu belirterek teşekkür etti. Bilgi, "İki yıldır alım yapılan meyve fidanları sayesinde meyvecilikte büyük adımlar atıldı. Hem meyve fidanı verilen çiftçilerimiz meyve üretimi ve tüketimi konusunda yeni bir geçim kaynağı buldu, hem de fidanların temin edildiği fidan üreticilerinin ürünlerinin ekonomik değeri korundu. Başkanımıza minnettarız" dedi. Tire Süt Kooperatifinin dünyanın örnek gösterdiği kalkınma modeli olduğunu ifade eden Kooperatif Başkanı Mahmut Eskiyörük ise bölgenin sütün en büyük üretim merkezi olduğunu söyledi. “Süt kuzusu” projesi ile İzmir’de fakirin çocuğunun da süt içebilmesinin sağlandığını ifade eden Eskiyörük, ”Bu bir insanlık ve üreticiyi koruma projesidir. İzmir Büyükşehir Belediyesine üreticiler adına teşekkür ederim. Kooperatifimiz, günde 200 ton süt toplayan ve tüm Tire ekonomisine canlılık getiren bir güç oldu. Sizlerden aldığımız destekleri doğrudan üreticiye yansıtarak, ortaklarımızın kazancını artırdık. Bölgemizde, üreticinin eline Türkiye’nin birçok yerinden 15-20 kuruş daha yüksek bir fiyat geçiyor. Üreticiye verdiğimiz hizmetle, düşük maliyetli üretim yaptırıp, üretim kalitesini yükselterek onların daha çok para kazanmalarını sağlıyoruz.” dedi. “Hem üreticiyi hem de tüketiciyi koruyoruz” Süt ve et fiyatlarında belirleyici bir rol oynadıklarını ve üreticiyi sömürüye karşı koruduklarını belirten Eskiyörük, ortaklarının sütünü ve etini mamule dönüştürüp, tüketiciyi de koruduklarını belirterek sözlerine devam etti.” Ekonomik gelir olmazsa, insanların karınları doymazsa köylerini terk etmek zorunda kalıyor. Biz insanların önce iş ve aşını düşünüyoruz. Onların, köyünde üreterek, kazanmalarını ve yaşamlarını sürdürmeleri için mücadele veriyoruz. Türkiye’nin koşullarına uygun örnek bir kırsal kalkınma modeli oluşturarak tüm ülkenin ve dünyanın takdirini kazandık. Tire’yi süt sektöründe öncü yaptık. İlçeyi her yönüyle geliştirip, kalkındıracağız.” Eskiyörük, Başkan Kocaoğlu’dan, üretim yollarının asfaltlanmasını ve meyve, sebze üreticisinin sözleşmeli üretim modeline dahil edilmesini istedi. 12 Haziran 2015 Köy-Koop Haber RÖPORTAJ Röportaj: Ayhan Elmalıpınar Ülkemizde tarım yapmak zor. Üretim maliyetleri yüksek, ürün fiyatları ise şirketler tarafından düşük belirleniyor. Çiftçilerin üzerindeki vergi yükü çok yüksek. Çiftçiler ürünlerini satışa arz ettiklerinde ürünlerinin brütü üzerinden vergi ve fonlarla doğrudan kesinti yapılır. Bu yetmez üretim girdilerinde yüksek oranlı KDV, en önemli girdi olan mazotta ise KDV+ÖTV alınmakta ki, bu mazot fiyatının neredeyse yüzde 70’ine denk gelmektedir. Bu şartlarda üreten çiftçiler ürünlerini satma aşamasına geldiklerinde tekrar şirketler ortaya çıkar ve çok ucuz fiyat belirler ve çiftçinin alın terine el koyar. Çünkü bizim ülkemizde üretici ile tüketici buluşturulmaz. Aracılar çiftçinin ürettiği ürünü pazarlar. Çiftçiden ucuza aldığı ürünü 5-6 katı fiyatla tüketicilere satarlar. Çiftçinin üzerinde bu vergi yükü, yüksek girdi maliyeti ve aracılar olduğu sürece çiftçiler üretime devam edemez. Çiftçiler bu nedenle sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde örgütlenerek ancak üretebilirler. “Çiftçiler sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde başarılı olabilirler” »» Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-Sen) çay, tütün, hububat, fındık, ayçiçeği, zeytin, üzüm üreticileri ile hayvan yetiştiricilerinin kurduğu çiftçi sendikalarının üst kuruluşu. Geleneksel mücadelenin her alanda gittikçe dibe vurduğu açıkça görülen günümüzde, Çiftçi-Sen’in sesine kulak vermek, dayanışma içeren bu mücadele zeminini desteklemek, ve büyütmek, hepimizin sorumluluğu olsa gerek. Bu ayki röportajımızda Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu ile çiftçiyi, tarımı, sendikalaşmayı ve kooperatifleşmeyi konuştuk. Köy-Koop Haber-Geçiminizi tarımla sağlayan bir çiftçi olduğunuzu biliyoruz. Neler üretiyorsunuz? Kendinizden kısaca bahseder misiniz? Abdullah Aysu- Ankara’ya bağlı Haymana ilçesinin Kavak ve Evliyafakı köylerinde ailemizin toprakları var. Kardeşler olarak birlikte aileden kalma arazileri ekip biçiyoruz. Bu topraklarda hububat üretimi yapıyoruz. Bazen kimyon, bazen soğan da yetiştiriyoruz. K.K.- Aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek çiftçi sendikası ÇiftçiSEN’in Genel Başkanı’sınız. ÇiftçiSEN’in kuruluşundan ve çalışmalarından bahseder misiniz? A.A.- Türkiye’de bizden önce de sendikalar kuruldu. Tütün üreticileri geçmişte (1980’den önce) Ege Tütün Üreticileri Sendikası (ETÜS), Tütün Üreticileri Sendikası’nı (TÜTÜS), üzüm üreticileri de, Ege üzüm Üreticileri Sendikası’nı (EGÜS) kurmuşlardı. Fakat bu sendikalar işveren sendikası olarak kurulmuşlardı. 1980’lerden sonra da Türkiye’de TÜM KÖY-SEN adıyla bir köylü sendikası kuruldu. Fakat biz ürün bazında örgütlenip sendikalaşan ve bu sendikaların birleşiminden Konfederasyonlaşan ilk ve tek sendikayız. Sendikaları kurmadan önce ürün bazında üreticileri dolaştık. Bir araya getirip kurultaylar yaptık. İlk üretici kurultayı 15 Eylül 2001’de Akhisar’da toplanan “Tütün Üreticileri Kurultayı” idi. Bunu 25 Mart 2002 tarihinde Burhaniye’de Zeytin Üreticileri Kurultayı izledi. 2 Nisan 2002 Alaşehir’de Üzüm Üreticileri Kurultayı; 23 Mayıs 2002 Babaeski’de Ayçiçeği, Buğday ve Hayvan Yetiştiricileri Kurultayı; 14 Ekim 2003 Zile’de Pancar Üreticileri Kurultayı; 25 Haziran 2003 Ordu’da Fındık Üreticileri Kurultayı ve 23 Ağustos 2003 Rize’de Çay Üreticileri Kurultayı takip etti. Bu kurultayların özelliği, hükümet ve siyasal parti temsilcilerinin dinleyici olarak davet edilmelerine rağmen söz (kürsü) hakkının sadece kurultayı düzenlenen ürünün üreticisi çiftçilerde olmasıydı. Ürün bazında yapılan bu kurultayların ardından her kurultayda seçilen ve gönüllülük temelinde çalışan heyetlerin bir araya gelmesiyle 13 Aralık 2003 tarihinde Ankara’da Türkiye Çiftçi Kurultayı düzenlendi. Çiftçi Kurultayı katılımcıları kendi aralarında gün boyu tartıştı, sorunları masaya yatırdı, birlikte çözümler aradı. Örgütlenmenin gerekliliği üzerine odaklanıldı ve ürün bazında sendika kurma kararı alındı. Bu karar ile örgütlerinin “bağımsız” olması gerektiği de belirlendi. Kurulacak sendikalar hiçbir partinin veya oluşumun arka bahçesi olmayacaktı. Bağımsız olacaktı. Ancak ortak mücadelelere destek verilecekti. Köylüden, emekçilerden ve ekolojiden yana ortak tavra sahip kurum ve örgütlerle eşit koşullarda ittifaklar oluşturabilecekti. Sendika kurma amaçlarını kısaca şöyle belirlediler. • Sözleşmeli çiftçiliğe mecbur edilen çiftçilerin adına sözleşme yapmak ve çiftçilerle sözleşme yapan işveren durumundaki sanayici ve tüccarın sözleşme koşullarına uymadığında sendika üyesi çiftçilerin hakkını aramak ve korumak, • Destekleme alımlarından ve destekleme alım fiyatı açıklamaktan çekilen kamunun yerine çiftçiler için referans fiyatları belirleyip açıklamak, • Tarımsal politikalar belirlendiği süreçlerde çiftçilerin haklarını gözeten bir yerden müdahil olup, çiftçilerin çıkarlarından yana politikaların belirlenmesinde etkin olmak, • Çiftçilerin üretim aracı olan toprak ve suyun kirletilmesine karşı etkin hukuksal ve demokratik mücadele vermek, • Çiftçilerin yalnız doğa koşullarına karşı çaresizliğinde ilaç olacak tarım sigortasının çiftçiler lehine olacak şekilde düzenlenip çıkarılmasını sağlamak, • Tüccarın vurgunculuğu ve dolandırıcılığına karşı çiftçileri koruyacak etkin bir yasanın çıkarılma mücadelesini vermek, • Kamunun tarımcıyı koruyucu, çiftçilere öncü, eğitici ve öğreticilik yapmasını sağlamaya yönelik demokratik mücadele yürütmek, • Çiftçilerin, eksiksiz sosyal güvenceye kavuşturulması için çalışamak, Kısacası çiftçilerin üretebilmesini sağlamak ve üretmesinin önündeki oluşturulan ve oluşturulacak olan engelleri aşmak için, ürün bazında sendikal örgütlenme ihtiyaçlarını belirlediler ve kurma iradesini ortaya koyarak çalışmalara başladılar. Köylüler aldıkları bu kararların arkasında durdular. Köyleri tekrar dolaşarak, sendika kurma düşüncelerini köylülerle tartıştıp ve hep birlikte uygulamaya koydular. Ürün bazında ilk kurulan sendika Alaşehir’de 8 Mart 2004 tarihinde Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) oldu. Hemen ardından tütün üreticileri de İzmir’de 15 Nisan 2004 günü Tütün Üreticileri Sendikası’nı (TÜTÜN-SEN) kurdular. Bu sendikaları sırasıyla 1 Eylül 2004’de Ordu’da Fındık Üreticileri Sendikası (FINDIK-SEN); 2 Nisan 2005’te Lüleburgaz’da Hayvan Yetiştiricileri Sendikası (HAY-YET-SEN); 8 Nisan 2005’te Keşan’da Ayçiçeği Üreticileri Sendikası (AYÇİÇEK-SEN); 8 Nisan 2005’te Keşan’da Hububat Üreticileri Sendikası (HUBUBATSEN); 25 Eylül 2007’de Pazar’da Çay Üreticileri Sendikası (ÇAY-SEN); 28 Ekim 2007’de Orhangazi’de Zeytin Üreticileri Sendikası’nın (ZEYTİNSEN) kuruluşu takip etti. Ürün bazında örgütlenen bu sendikaların köylü çiftçilerin genel ve ortak sorunlar çerçevesinde mücadelesini koordine edecek bir çatı örgütü altında birleşme kararı almasıyla Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) doğdu. ÜZÜM-SEN, TÜTÜN-SEN, FINDIKSEN, AYÇİÇEK-SEN, HUBUBAT-SEN, ÇAY-SEN) ve ZEYTİN-SEN’in bir araya gelmesiyle 24 Mayıs 2008’de ÇİFTÇİSEN kuruldu. ÇİFTÇİ-SEN ve onu oluşturan kurucu sendikalar, bu kuruluş sürecinde küresel kapitalizmin neoliberal saldırıları altında uzun yıllar dağınık ve edilgen bir varoluşa sürüklenmiş olan Türkiyeli çiftçileri hareket geçiren canlı bir eylemlilik sergiledi. Çiftçi sendikalarının ülkenin dört bir yayında düzenledikleri üretici mitingleri bulduğu geniş kitle desteği ve katılımı sayesinde çiftçi-köylülerin sorunlarının ve taleplerinin yeniden ülke gündemine girmesini sağladı. Burada çiftçi sendikalarının bu kuruluş dönemindeki eylemliliklerini kısaca hatırlatmak yararlı olacaktır: Üzüm-SEN 2004 ve 2006 sezonunda hasat zamanı fiyat açıklamayan TARİŞ’e karşı 19 Ekim 2004 ve 15 Ağustos 2006 tarihlerinde Alaşehir’de birer Üzüm Mitingi düzenledi. Tütün fiyatlarının olması gereken fiyatın beşte birine kadar gerilemesi sonucunda Tütün-SEN, İzmir Ziraat Mühendisleri Odası, Kırkağaç Tütün Satış Kooperatifiyle birlikte, 23 Mart 2006 tarihinde Kırkağaç’ta Tütün Mitingi düzenledi. Geçmişte fındık mücadelelerinin yoğun olarak verildiği Karadeniz’de fındık fiyatları iyice düşmüş, ÖDP ve Fındık-SEN düşen fiyata dikkat çekmek amacıyla miting düzenleme kararı almıştı. Mitingler öncesinde çeşitli kararlar alındı. Parti bayrakları/ flamaları taşınmayacaktı ve kürsüyü siyasiler değil üreticiler kullanacaktı. Bu ilkeler doğrultusunda 24 Temmuz 2007´de Fatsa’da Fındıkta Sömürüye Son Mitingi düzenlendi. FındıkSEN 8 Eylül 2008´de Bulancak’ta hemen ardından da 29 Eylül´de TrabzonAnkara Fındık Yürüyüşü’ne katılım sağladı. Fındık fiyatları maliyetlerin altında, tüccarın lehine belirleniyordu. Çiftçiler zarar ederken, fındık tüccarları kârlarına kâr katıyordu. Bu durum çiftçileri isyan noktasına getirmişti. 30 Temmuz 2007 tarihinde Ordu’da Ziraat Odaları´nın organize ettiği mitinge yaklaşık 80 bin kişi katılmıştı. Mitinge katılım yoğunluğu izleyenlere köylerin şehre aktığı izlenimini vermişti. Fındık-SEN bayrak ve pankartlarıyla mitinge katıldı. Öğle saatlerinden akşam saatlerine kadar karayolu çiftçiler tarafından trafiğe kapatıldı. Bir kaç genç gözaltına alındı, sonrasında ise İl Emniyet Müdürü görevden alındı. Ziraat Odası yöneticileri konuşmalarında “Canik Dağları aşılmaz değildir”, “Ankara’ya daha güçlü geliriz” dediler. Ancak sözlerinde durmadılar. Eylemin devamını getirmediler. AK Parti hükümetinin politikalarına karşı protesto düzenleyenler FİSKOBİRLİK yönetiminde ortak yönetim oluşturdular. Fındık üreticilerinin yaşamı bu ortak yönetimin FİSKOBİRLİK’te uyguladığı politikalar sonrasında daha da kötüleşti. Sömürü ve yoksulluk arttı. Buğdayda hasat zamanı gelmeden hükümet üreticileri kaygılandıracak ve üzüntüye gark edecek açıklamalarda bulunuyordu. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) fiyat açıklamıyor, yıl içerisinde TMO olarak buğday alımı yapmayacaklarını ve üreticilerin başlarının çaresine bakmaları gerektiğini söylüyordu. Buğday üreticisi şaşkın ve çaresizdi. Çünkü ne ürününü bekletecek gücü ne koyacak deposu vardı. Bunun üzerine HububatSEN köyleri dolaşarak bilgilendirmeler yaptı ve 9 Temmuz 2005´de Keşan’da “Buğdayına, Emeğine, Alın Terine Sahip Çık Mitingi’ düzenledi. Sermayenin kendisini yeniden üretme alanı olarak doğayı seçmesi, ekolojik dengeye aldırmayan saldırganlığı aynı zamanda çiftçilerin dünyasına, yaşamına, kültürüne ve rızkına bir saldırıydı. Suyun kirletilmesinin yanı sıra şirketler tarafından ele geçirilme girişimleri çiftçileri çileden çıkarmıştı. Zeytin bölgesi Orhangazi’de İznik gölünün kenarında birinci sınıf tarım arazilerinin üzerine kurulan fabrikalara karşı Zeytin-SEN 28 Ekim 2007 tarihinde Orhangazi’de “Önce Toprak, Tohum, Su Mitingi”ni düzenledi. Şirketler ve hükümetler çaydaki oyunlarına 1984´de çayın tekelliğini kaldıran yasa ile başladılar. Sıra çayın işlendiği ÇAY-KUR’a bağlı fabrikaların özelleştirilmesine gelmişti. Hükümet bu doğrultuda girişimler başlatmıştı. Çayın yetiştiği Doğu Karadeniz Bölgesi´ndeki tüm derelerin Hidro Elektrik Santral (HES) aracılığıyla boru ve tünellerin içine alınması karşısında bölgedeki çiftçiler harekete geçmişti. Çay-SEN 17 Nisan 2010’da Of’ta “Çayına Suyuna Sahip Çık Mitingi” düzenledi. Ne var ki, yıllarca küresel şirketlerin sömürüsüne terk edilmiş Türkiyeli çiftçilerin en temel hakları uğruna giriştiği bu yeni hareketlenme, kendi üreticileri yerine küresel kapitalizmin taleplerine kulak veren hükümetlerin karşı saldırısına uğramakta gecikmedi. Ürün bazındaki sendikalar, bir yandan tarımda uygulanan yanlış fiyat politikalarına, yanlış Köy-Koop Haber Haziran 2015 RÖPORTAJ üretim modellerine ve yoksullaştırıcı politikalara karşı hak arama mücadelesini sürdürürken diğer taraftan hükümetlere karşı da hukuk mücadelesi vermek zorunda bırakıldı. Çiftçiler en başta meşruiyeti esas alarak hak arama örgütleri olan sendikalarını kurmuşlardı. Ayrıca uluslararası anlaşmalara ve Anayasa’nın 90.ncı maddesine uygun olarak kuruluşlarını resmi makamlara yapmışlardı. Hükümetler ise hak arama örgütlerinin kuruluşlarını kabul edip çiftçilerin en demokratik hakkı olan örgütlenme ve hak aramalarını yasal güvenceye kavuşturulması yerine kapatılması için mahkemeye başvurmayı yeğledi. Bu tercihleri elbette ki, demokrasiden yana olup olmadıklarını net olarak ortaya koymuştur. Ancak çiftçi sendikaları için uzun yıllar alacak bir hukuk mücadelesini de başlatmıştır. Bu süreçte, Tütün Üreticileri Sendikası- Tütün-SEN, Fındık Üreticileri Sendikası- FındıkSEN, Çay Üreticileri Sendikası- ÇaySEN, Zeytin Üreticileri SendikasıZeytin-SEN, Hayvan Yetiştiricileri Sendikası- Hay-Yet-SEN hakkında resmi makamlarca dava açılmıştır. Zeytin-SEN ve Hay-Yet- SEN için ilgili mahkemelerce kapatılma kararları verilmiş, Çay-SEN için Yargıtay usulden bozmuş, Tütün-SEN için ise esastan bozmuştur. Aynı süreçte Çiftçi-Sendikaları KonfederasyonuÇİFTÇİ-SEN ile ilgili de dava açılmış fakat Yargıtay çiftçilerin sendika kurabilecekleri doğrultusunda karar vermiş ve yerel mahkeme de bu karara uymuştur. Böylelikle çiftçilerin sendika kurabilmeleri yasal olarak kabul görmüştür. Ancak çiftçilerin sendikalarına ilişkin iç hukuk düzenlemesi yapılmadığı için nasıl çalışacakları belirsizdir. Çiftçiler için iç hukuk düzenlenmesiyle ilgili çalışmalar ve mücadeleler süreci başlamıştır. K.K.- Savunduğunuz çiftçilik tam olarak nasıl bir şey anlatır mısınız? A.A.- Savunduğumuz çiftçilik kimyasala dayanmayan, bilgiye bulguya, bilgi ve deney paylaşımına ve dayanışmaya dayalı bir üretim tarzı. Yani endüstriyel tarımı değil, Bilge Köylü Tarımı’nı savunuyoruz. K.K.- Sendikalaşma yolunda Türkiye’de köylülerin -köylü- çiftçi-üretici: hangisini kullanmalıyız?- yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? A.A.- Biz üretici sendikaları ismini kullanmayı uygun görüyoruz. Bu nedenle ürün bazında örgütlendik. Çünkü öncelikle çiftçilerin yetiştirdikleri ürünlerdeki sorunlar üzerinde bir araya gelmeleri ve birlikte çözüm üretmelerinin doğru olacağına inandık. Ürün bazındaki sendikaların bir araya gelerek tarım sektörünün ve tarımsal üretimi yapan çiftçilerin haklarını aramak ve geliştirmek için de ürün bazındaki sendikalardan oluşan bir Konfederasyonu kurmayı çiftçiler olarak birlikte kararlaştırdık. K.K.- Kooperatifçiliğe ve kooperatifleşmeye nasıl bakıyorsunuz? A.A.- Bilindiği üzere kooperatifler ekonomik kuruluşlardır. Şirketlere karşı çiftçileri korumak için kurulan demokratik yönetimlere sahip, demokratik kuruluşlardır. Ancak ülkemizde durum pek öyle değil. Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (TSKB) başlangıçta devlet vesayetindeydi. Üyeleri çiftçilerdi, yönetimlerini çiftçiler belirlerlerdi. Fakat çiftçilerin belirlediği bu yönetimlerin üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan bir genel müdür atanırdı. Bu birliklerin ne kadar ürün alacağına, alınacak ürüne ne kadar fiyat verileceğine, yine alınan ürünün ne kadarının işleneceğine ve işlenen ürünün ne kadar fiyata satılacağına ve elde edilen kazancın nasıl değerlendirileceğine bu atanan genel müdür karar verirdi. Yani dönemin hükümetleri karar verirdi. Buna dünyanın her tarafında devlet vesayeti altında kooperatifçiliği denmektedir. Şimdi bu birliklerin entegre tesislerini A.Ş’lere dönüştürüp özelleş- tirdiler. Kooperatiflerin üretimden pazarlamaya olan zincirini kırdılar. Kooperatiflerin şirketlere alternatif olarak çiftçiyi kollama, koruma görevinden alıkonuldu. Birer piyasa aktörü haline getirildi. Ayrıca kooperatifler çiftçiye risturn payı olarak dağıtmaları kazançtan payı vermiyorlar. K.K.- Tarımda kooperatifleşmenin öneminden ve üreticilerimizin neden kooperatifleşmesi gerektiğinden biraz bahseder misiniz? A.A.- Tarımsal üretimin girdilerini şirketler üretir çiftçilere satar. Bu girdileri çiftçiler tek tek aldıklarında (perakende) yüksek fiyattan almak zorunda kalırlar. Oysa kooperatifleri bu girdileri toptan satın alarak ucuza mal edebilirler. Çiftçilerin çıkarınadır. Aynı şekilde elde ettikleri ürünleri tek tek şirketlere sattıklarında şirket çiftçinin ürününü ucuz fiyattan satın alır. Fakat kooperatif satın alır ve aldığı ürünleri işleyerek satarsa o elde edilen katma değerden kooperatif üyesi olan çiftçiye kazançtan pay verirse çiftçinin kazancı artar. Şirkete karşı korunmuş olur. Bu mekanizma böyle mi işliyor derseniz? Cevabım hayırdır. K.K.- Çiftçi-SEN olarak, La Via Campesina- Uluslararası Köylü Hareketi (Çiftçi Yolu) ile ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? A.A.- Ülkelerin çoğunluğu IMF ve Dünya Bankası’nın çokuluslu şirketler çıkarına dayattığı “yapısal reformlardan” geçmekteydi. Dünyadaki küçük çiftçiler, yapısal reform politikalarının bir felaket olduğuna ve küçük/aile çiftçiliğini yeryüzünden sileceği konusunda hemfikir olmuşlardı. Dünyadaki çiftçiler uluslararası bir örgütün kurulması gerekliliğini önce Nikaragua’da tartıştı. İlk resmi toplantı 46 çiftçi örgütünün katılımıyla Belçika’da yapıldı. Belçika’da yapılan bu toplantıda küçük çiftçilerin, kadın ve yerli üreticilerin rolünün insanlık yararına olduğu belirlendi. Bu saptama bağlamında da çiftçilerin hakkını savunmak için harekete geçmeye karar verildi. Böylece La Via Campesina (Çiftçinin Yolu) 16 Mayıs 1993’te kuruldu. La Via Campesina (LVC) her dört yılda bir uluslararası kongre düzenlemektedir. Örgütsel ve politika kararlarını bu kongrelerde almaktadır. LVC 4. Kongresi´ne hazırlandığında Türkiye’de henüz sadece Üzüm-SEN ve Tütün-SEN kurulmuştu. Bu iki sendika LVC’nın 4. Kongresine üye olmak için başvuruda bulunmuştu. Türkiye’deki her iki sendika adına bir kadın, bir erkek çiftçi delege olarak katıldı. 2004 yılında Brezilya’nın Sao Paulo kentinde yapılan bu kongrede Türkiyeli çiftçiler LVC’ya üye oldu. Çiftçi Sendikaları da artık yerel örgütlenecek, küresel düşünecekti. K.K.- Özellikle dünyada gıda fiyatları gerilerken, ülkemizde gıda fiyatları yükselişte, bu açıdan bakıldığında ülkemizin tarımda geldiği son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? A.A.- Ülkemizde tarım yapmak zor. Üretim maliyetleri yüksek, ürün fiyatları ise şirketler tarafından düşük belirleniyor. Çiftçilerin üzerindeki vergi yükü çok yüksek. Çiftçiler ürünlerini satışa arz ettiklerinde ürünlerinin brütü üzerinden vergi ve fonlarla doğrudan kesinti yapılır. Bu yetmez üretim girdilerinde yüksek oranlı KDV, en önemli girdi olan mazotta ise KDV+ÖTV alınmakta ki, bu mazot fiyatının neredeyse yüzde 70’ine denk gelmektedir. Bu şartlarda (şirketlere ve devlete soyulan) üreten çiftçiler ürünlerini satma aşamasına geldiklerinde tekrar şirketler ortaya çıkar ve çok ucuz fiyat belirler ve çiftçinin alın terine el koyar. Çünkü bizim ülkemizde üretici ile tüketici buluşturulmaz. Aracılar çiftçinin ürettiği ürünü pazarlar. Çiftçiden ucuza aldığı ürünü 5-6 katı fiyatla tüketicilere satarlar. Çiftçinin üzerinde 13 bu vergi yükü, yüksek girdi maliyeti ve aracılar olduğu sürece çiftçiler üretime devam edemez çiftçiler bu nedenle sendika ve doğru temellerde örgütlenmiş kooperatiflerde örgütlenerek ancak üretebilirler. K.K.- Sizce Türkiye’nin tarım politikası var mı? A.A.- Elbette var. Bir ülkenin tarım politikasının olmaması düşünülemez. Türkiye’deki tarım politikası çiftçiliği ortadan kaldırmaya, Türkiye tarımına ve gıdasına şirketleri egemen kılmaya yönelik bir politika var ve işletilmektedir. Ancak bu politika yanlıştır. Türkiye tarımının (çiftçilerinin) ve halkının zararınadır. Çiftçilerin yeniden üretebilmesi için şevklendirilmesi (bilgi ve ekonomik desteğin) gerekmektedir. Tarımın şirketleşmesi, çiftçinin, tüketicinin ve doğanın zararına olacaktır. K.K.- Sadece ülkemizde değil tüm dünyada tarım sektöründe sorunlar yaşanıyor. Yaşanan sorunların nedenleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? A.A.- Dünya genelinde çiftçi aleyhine, çokuluslu tarım, gıda ve ecza şirketleri lehine bir politika uygulanıyor. Bu politika çiftçiliği ortadan kaldırmaya, tarım ve gıdaya çokuluslu şirketleri egemen kılmaya odaklı. La via Campesina bu yanlış gidişata karşı kurulmuş bir küresel çiftçi örgütüdür. Türkiye’den de ÇİFTÇİ-SEN bu nedenle La Via Campesina üyesi ve La Via Vampesina Avrupa kurcusu oldu. K.K.- Tarım sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Çiftçilere önerileriniz neler olabilir? A.A.- Uygulanan bu yanlış politikalarla karanlık görüyorum. Ancak bu melanetten elbette çıkış yolu vardır ve olacaktır. Çiftçiler birlikte mücadele ederek başaracaktır. Neden başaracaktır derseniz, çiftçiler yalnız değildir, tüketiciler var en önemlisi de doğa biz çiftçilerden yana. Bu nedenle çiftçiler başaracaktır. Kooperatif İstatistikleri Çalışma Grubu Oluşturuldu »» Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliği TÜRKİYE KOOP’ un eşgüdüm ve desteğinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulacak kooperatif istatistikleri birimi kooperatiflere ilişkin istatistiklerin tek elden toplanması, değerlendirilmesi ve ilgililere ulaştırılması amacıyla geçtiğimiz Mart ayında başlatılan çalışmalar uygulama aşamasına gelmiş bulunuyor. Mayıs ayında Ankara’da yapılan üçüncü toplantıda Kooperatif İstatistikleri Çalışma grubu oluşturulması konusu görüşüldü. Toplantıya TÜİK ve kooperatiflerle ilgili üç bakanlığın temsilcileri ve TÜRKİYE KOOP ile birlikte Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, Teskomb, Pankobirlik ve Orkoop’un da aralarında bulunduğu 16 kuruluşun temsilcileri çağrıldı. Bu temsilcilerin Çalışma Grubu’nu oluşturmaları istenildi. TÜRKİYE KOOP, toplantı çağrısı yapan TÜİK’e ve bu girişime ev sahipliği yapan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü’ne bir yazı ile başvurarak Çalışma Grubu’na Su Ürünleri, Taşıyıcılar, Konut Yapı ve Köy Kalkınma Kooperatifleri Merkez Birliklerinin de davet edilmelerini istedi. Toplantı, TÜİK adına Daire Başkanı Şenol Bozdağ’ın bir konuşması ile başladı. Bozdağ konuşmasında bu- güne kadar yapılan ön çalışmalar konusunda bilgi verdi ve 2005 yılında kurulan RİP-Resmi İstatistik Programı hakkında açıklamalarda bulundu. Daha sonra Cenevre’de bulunan ILO Genel Merkezi İstatistik Bölümünden Hakkı Özel ILO’nun bu alandaki çalışmalarının kısa bir özetini yaparak, Türkiye’de başlatılan bu model çalışmanın diğer ülkelere taşınacağını ifade etti. ILO Ankara Program Koordinatörü Özge Berber Ağtaş da kooperatif istatistikleri konusundaki çalışmalara her türlü desteği vereceklerini söyledi. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mustafa Sepetçi de yaptığı konuşmada kooperatiflerin görünürlüklerinin artırılması ve farkındalık yaratılması için istatistiklerin önemine değinerek kooperatif istatistikleri konusunda veri tabanlarının birleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Sepetçi, kooperatiflerin ekonomiye ve istihdam yaratmaya katkılarının bilinmesi kooperatiflere dönük politikaları ve yatırımları önemli ölçüde etkileyecektir dedi. Resmi İstatistik Programı (RİP) kapsamında kurulan çalışma gruplarının amaçları; istatistiklerde veri çeşidi ve kalitesinin artırılmasına, üretilen istatistiklerin uluslararası standartlara uygunluğunun sağlanmasına, ihtiyaç duyulan istatistiklerin uluslararası standartlara uygun olarak üretilmesine, uluslararası kuruluşlara veri gönderiminde ülkemizin eksik verilerini tespit ederek veri eksikliklerinin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmaktır. Ekim 2013’te düzenlenen 19’uncu Uluslararası İstatistikçiler Konferansında (ICLS) kooperatif istatistiklerinin geliştirilmesi için daha çok çalışma ve araştırma yapılması kararlaştırılmıştır. Bu karar ile ilgilenen ülkelerde pilot çalışmalar yapılacak ve çeşitli yöntemler test edilecektir. Sonuç, bir sonraki ICLS’e tartışmak üzere sunulacaktır. Türkiye, bu konuda gönüllü olan ilk ülkelerden olmuştur. Ayrıca, Birleşmiş Milletler’in (BM) kooperatiflerle ilgili 2001 yılı kararı, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 193 sayılı “Kooperatiflerin Teşvikine İlişkin Tavsiye Kararı” da kooperatifçilik istatistiklerin geliştirilmesine yönelik uluslararası temelleri oluşturmaktadır. Böylece, RİP kapsamında ve ICLS kararı doğrultusunda, Türkiye Kooperatif İstatistiklerinin Geliştirilmesi Projesi uygulamaya konulmuştur. Bu proje kapsamında bir çalışma grubu oluşturulmuştur. Türkiye İstatistik Kanunu, İstatistik Konseyi Yönetmeliği, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname bu çalışma grubunun yasal dayanaklarını oluşturmaktadır. 14 Haziran 2015 Köy-Koop Haber TARIM “Cumhuriyetin Dev Projesi: Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası” »» Köy-Koop Merkez Birliği ile Adnan Menderes Üniversitesi arasında eğitim ve staj konularında işbirliği protokolü izmalamak için 8 Mayıs 2015 tarihinde Aydın’daydık. Protokolün ardından, Adnan Menderes Üniversitesi Kuyucak Meslek Yüksekokulu Kooperatifçilik Bölümü öğrencileriyle buluşmak üzere Nazilli’ye geçtik. Üniversitenin “Sümer Kampüsü” olarak kullanılan yerleşimde; şimdi sadece idari binasının müze, diğer kısımların atıl olarak durduğu, Türkiye’nin ilk önemli eseri olan Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası’nı gezme şansımız oldu. Pamuk, dönemin en yarar getiren üretimiydi. Tekstil, dönemin parlayan sektörüydü. Aradan geçen yıllarda neler olmuştu? Uzun bir hikayeydi yaşananlar. Yazar Sinan Meydan’ın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası ile ilgili, birçok ders çıkartabileceğimiz yazısını hiçbir değişiklik yapmadan sizlerle paylaşmak istiyorum. “Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika1, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir. Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir labratuvar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampüstür. Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkandan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, genç Cumhuriyetin Birinci Beş Yıllık Kalkınma Palanı’nın ilk önemli eseridir. Sümerbank’ın kurduğu ilk Türk basma fabrikasıdır. Devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıdır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, genç Cumhuriyetin Birinci Beş Yıllık Kalkınma Palanı’nın ilk önemli eseridir. Sümerbank’ın kurduğu ilk Türk basma fabrikasıdır. Devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıdır. Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir. Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dahil, 8 milyon liraya mal olmuştur. Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgah ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir. Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır. Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir. Fabrika, beş kısımdan oluşmuştur: Dokuma bölümü, Basma bölümü, Desen bölümü, Gravür bölümü ve Baskı kısmı…Basma, Desen, Gravür bölümünden geçen kumaşlar, Dokuma bölümünde, yarısı elektronik olmak üzere 768 tezgahta dokunacaktır. Günlük dokuma, 62.000 ile 64.000 metre arasındadır. Baskı bölümünde ise 4 baskı makinesi vardır. Burada farklı renk ve desenlerde günlük ortalama 85.000 metre basma yapılacaktır. 1 Gazeteci Banu Avar’ın Venezuella gezisi sırasında karşılaştığı bir olay kastediliyor. Banu Avar’a kulak verelim: “Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’ diyoruz’ diye yapıştırdı.”... Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dahil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir. İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri: 1. Fabrika, balolar, danslar ve partiler düzenlemiştir: 1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır. 2. Fabrikada sinema salonu vardır: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı bir kentte, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir 3. Fabrika Halkevi kurmuştur: Fabrika “Sümer Halkevi” adıyla bir halkevi kurarak halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin, hazırladığı oyunları sergilemesi için fabrika içinde bir sahnesi vardır. Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında her yıl birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır. 4. Fabrikanın korosu vardır: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu oluşturulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır. Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu koro (grup), işçilerin Beethoven zevke ulaşmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır. 5. Fabrikanın hamamı vardır: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir. 6. Fabrikanın Ressamları vardır: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli’de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır. 7. Fabrikanın spor kulübü vardır: Fabrikanın bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümer Spor, futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir. Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol Sahası Türkiye’nin ilk “alttan ısıtmalı” futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde, basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli’de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren “paten eğlenceleri” ve” bisiklet yarışları” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın mirasıdır. 8. Fabrika halka bedava basma dağıtmıştır: Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka “ıskarta basma” dağıtmıştır. 9. Fabrikada işçi hakları üst düzeydedir: Çok sayıda işçiyi barındı- hanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir kısmı vardı. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılırdı. 12. Fabrikanın elektrik ve su santralleri vardır: Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlamıştır. Dört kazan ve üç türbinli olan bu santral, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali vardır. İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı… Atatürk Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda ran fabrika işçi haklarına da çok önem ermiştir. İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hasatlık Yardım Sandıkları oluşturulmuş, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak 40 yataklı bir hastane, bir eczane bir de labratuvar kurulmuştur. Nazilli’nin kabusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutulmuştur. İşçilere mesleki eğitim verilen fabrikada ayrıca işçiler için beş sınıflı bir okuma-yazma kursu, daha doğrusu bir küçük okul vardır. Sümer İlköğretim Okulu adlı bu işçi okulunun 980 öğrenciye sahiptir. Ayrıca bir işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştur. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekar işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır. Lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan Gıdı Gıdı adı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrika işçilerinin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif vardır. Fabrikanın, işçilere hizmet veren güzel ve temiz bir fırını, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamamı vardır. 10. Fabrikanın ar-ge bölümü vardır: Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alınmıştır. Yine pamuk işinde kullanılmak üzere birçok modern tarım aleti ve makinesi bölgeye getirilerek çiftçilere dağıtılmış ve bunları nasıl kullanacakları öğretilmiştir. Fabrika içinde mekanik odası, fizik labratuvarı, tarım labratuvarı gibi ar-ge bölümlerinde, fabrikada yapılacak üretimin kalitesini arttırmak için çalışmalar yapılmıştır. 11. Fabrikanın atölyesi vardır: Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangoz- Türkiye’de devlet eliyle kurulan bu ilk basma fabrikasını 9 Ekim 1937’de bizzat Atatürk açmıştır. Atatürk, Ege manevraları için bölgede bulunan ordu komutanlarıyla ve yöneticilerle birlikte açılışa gelmiştir. Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, İkinci Ordu Müfettişi Orgeneral İzzetin Çalışlar, Genelkurmay Asbaşkanı Asım Gündüz, Jandarma Genelkomutanı Naci İldeniz gibi komutanlar ve Trakya Umum Müfettişi General Kazım Dirik ile İzmir Valisi Güleç, Başvekil Vekili Celal Bayar, İsmet İnönü, Afet İnan, Kütahya Milletvekili Recep Peker, Ziraat Vekili Şakir Kesebir, Dahiliye Vekili ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya, Nafia Vekili Ali Çetinkaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras, Milli Müdafaa Vekili Kazım Özalp, Maliye Vekili Fuat Ağralı, Kültür Vekili Saffet Arıkan, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Ali Rana, Orman Umum Muhafaza Komutanı Korgeneral Seyfi gibi nerdeyse devletin bütün askeri ve sivil erkanı tam kadro Atatürk’le birlikte Nazilli’dedir. Atatürk’ün açılışını yaptığını ilk ve son fabrika olan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın açılışına verilen önem, asker-sivil neredeyse bütün devlet erkanın açılışa katılmasından da bellidir. Nazilli Basma Fabrikası istasyonunda fabrika yetkililerince karşılanan Atatürk’ün ilerlediği istasyondan fabrika müdüriyet binasına kadar parke döşenmiş yolun her iki yanında halk düzenli bir şekilde sıralanmıştır. Sıraya geçmiş küçük kızlar ellerinde pamuk dallarıyla misafirlerini karşılamışlar ve bunları Atatürk’e hediye etmişlerdir. Fabrika binası ve meydanlar bayraklarla süslenmiştir. Atatürk, yanındakilerle birlikte fabrikaya geldiğinde, mahşeri kalabalık tarafından Halkevi Orkestrası eşliğinde büyük sevinç ve tezahüratla karşılanmıştır. Atatürk halkın bu coşkulu karşılamasına fabrikanın girişindeki müdüriyet binasının balkonundan halkı selamlayarak cevap vermiştir. Açılışta yapılan konuşmalardan sonra Atatürk, fabrikanın yönetim dairesinden çıkarak iplik dokuma ve halı makinelerinin bulunduğu binaların kapısı önüne gelmiştir. Fabrikanın elektrik santralinin önünde elektrikle aydınlanan bir büstünü gören Atatürk, bir süre bu büstü inceledikten sonra “güzel” diyerek fabrika müdürüne iltifatta bulunmuş ve daha sonra açılışı yapmıştır. Atatürk’ün fabrikayı açmasıyla birlikte 480 makine bir anda çalışmaya başlayarak ilk pamuğu işlemiştir. Tören boyunca bir uçak filosu fabrika üzerinde uçuşlar yapmıştır Atatürk’ün açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, çok kısa bir sürede Nazilli’nin çehresini değiştirmiştir, Daha önce göç veren Nazilli kısa zaman içinde göç alan bir kent haline gelmiştir. Genç cumhuriyetin çağdaşlaşma projesi kapsamında en erken ve en köklü şekilde aydınlanan kentlerden biri, belki de birincisi Nazilli olmuştur. Nazilli’nin “çağdaşlaşmasında” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın yeri çok büyüktür. Zihniyet Farkı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası hakkında çok önemli bir makalesi olan, Yard. Doç. Dr. Günver Güneş’in şu değerlendirmesine katılmamak mümkün müdür: “Fabrika birçok işlevinin yanında Cumhuriyetin temel kavramlarını halka tanıtan bir köprü olmuştur. Sümerbank bir fabrika olmasının ötesinde bir okul, bir eğitim kurumu, Cumhuriyet öğretilerinin yaşama geçirildiği bir alan olmuştur. Dünya üzerindeki herhangi bir şehirde kurulan bir fabrika, elbette o şehir üzerinde birtakım değişiklikler yapmıştır, Ama hiçbirisinin Nazilli Basma Fabrikası’nın Nazilli üzerinde yarattığı sosyal, kültürel, ekonomik değişimler kadar büyük sonuçlar yaratması mümkün değildir. Çalışanlara her türlü imkanı devlet eliyle verip onları ekonomik refaha kavuşturan bu fabrika, çalışanlarına yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okutup Beethoven dinletecek zevke ulaştırabildiyse, işte bu sözü edilen fabrikanın ne kadar değişik bir felsefeyle yola çıktığının ve bulunduğu yerin halkına neler kazandırdığının açık bir göstergesidir.” 1950’li yılların başında tıpkı yine cumhuriyetin dev eseri Köy Enstitüleri gibi bu fabrikalar da ışık saçmaktadır Anadolu’ya… Düşünsenize bu fabrikalardan Anadolu’ nun her yanına dikildiğini; Edirne’ye, Manisa’ya, Konya’ya, Tunceli’ye, Diyarbakır’a… Türkiye ne duruma gelirdi! Bugün yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntılar yaşanır mıydı? En basitinden Türkiye’yi maddi ve manevi bakımdan her geçen gün biraz daha zora sokan “terör belası” olur muydu? Olsa bile bu boyutta olur muydu? Türkiye’nin bu gün yaşadığı “ekonomik” ve “sosyo-kültürel” sorunların baş sorumlusu Atatürk’ün ve genç cumhuriyetin kurduğu Köy Enstitüleri, Sosyal Fabrika, Halkevleri, Uçak sanayi, Demiryolu gibi “dev projeleri” ABD istekleri doğrultusuna bir kenara bırakan Atatürk sonrası iktidarlardır. 1950’lerden sonra sürekli kan kaybeden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, son darbeyi 14 Kasım 2002’de yemiştir. Cumhuriyetin dev projelerinden Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Özelleştirme İdaresi’nce bedelsiz olarak Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilmiştir. Fabrika çalışanları da “gözyaşları” içinde Bursa’ya nakledilmiştir. Kapısına kilit vurulan fabrikanın, üniversitenin kullanımı dışındaki büyük bir bölümü, içindeki tarihi dokuma makineleri, araç ve gereçleriyle çürümeye terk edilmiştir. Dünyanın başka bir yerinde olsa en kötüsü “müze” olarak kullanılacak ve milyonlarca turist çekecek bu dev eser, Cumhuriyetin bu dev projesi, bugün Nazilli’de hayvan ahırından bile kötü bir durumda kaderine terk edilmiştir. Gerçi bugün, işçilerini sosyal haklardan mahrum eden, hatta işçilerini tekme tokat dövdüren bir hükümetin, Cumhuriyetin “sembol” eseri, Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’na daha iyi davranmasını beklemek de doğrusu safdillik olur… Eee, bizim “sahte solcular”ın kıymetini bilemediği Atatürk’e ve onun dev projelerine gerçek sosyalistler nasıl da sahip çıkıyorlar. Ne diyebilirim ki! Atatürk Türkiyesi’ nin bir ferdi olarak, içim acıyarak “yazık, ama çok yazık…” demekten başka ne diyebilirim ki! Bu yazımı, Türkiye’nin gerçek Solcularıyla birlikte Tekel ve Kardemir İşçilerine ithaf ediyorum…” Sinan Meydan Köy-Koop Haber Haziran 2015 TARIM 15 Katma Değeri Olan Tarım Nasıl Yapılabilir ve Niçin Önemlidir? »» Katma değeri olan tarım, çiftçilerin ve kırsal alanların geleceği ile sürdürülebilir kırsal kalkınma için önemli bir bileşen ve faaliyettir. Bu tarımın geleceği, çiftçilerin ve kırsal alanda oturanların katılımına ve kararlılıklarına bağlıdır. Katma değer içerikli tarımın gelişmesinde, devlet politikaları önemli bir rol oynar, ancak sadece bir devlet programına bağlı olarak gelişmesi oldukça zordur. Ancak asıl itici güç, katma değerde nasıl bir rol oynayabileceklerine ilişkin sorumluluğu üstlenmek isteyen çiftçiler ve kırsalda yaşayan halktır. Pazarda, uygulanabilir katma değeri olan iş fırsatları oluşturmak için çeşitli imkanlar mevcuttur. Fakat cevaplandırılması gereken asıl soru, çiftçilerin ve kırsal alanda yaşayan halkın ayakta durabilecek başarılı işletmeler kurması ve iyi fırsatların avantaja dönüştürülmesi için gereken teknik donanıma ve kararlılığa sahip olup olmamalarıdır. Tarımda katma değer oluşturmak için pazarda var olan fırsatları değerlendirebilecek tüketiciler, potansiyel müşteriler ve rakipler hakkında pazar bilgisi istihbaratını içerecek projeler yapılmalıdır. Üreticilerin ürettikleri hammaddelere bir katma değer kazandırmak için genel olarak 4 farklı metot kullanılabilir: 1.Ürünlerin pazarlama ve işleme sektörünün normal dağıtım kanalları ile açık pazarlara satılması 2.Gıda şirketlerinin portföyüne uygun yatırımların gerçekleştirilmesi 3.Üretim ve pazarlama sözleşmelerinin yapılması 4.Üreticilerin sahibi olduğu işletmelerin kurulması 1.Ürünlerin Pazarlama ve İşleme Sektörünün Normal Dağıtım Kanalları İle Açık Pazarlara Satılması Gıda pazarlama kanalları, üreticiden en son tüketiciye kadar tüm süreçleri ve ilgili kurumları kapsar. Örneğin kolay bozulabilir taze bir ürün oldukça kısa bir pazarlama kanalını gerektirirken, dondurulmuş gıdalar gibi depolanabilir ürünler daha uzun bir pazarlama kanalı ile dağıtılabilir. Ürünlerin gerek kısa gerekse uzun pazarlama zincirinde fiyat oluşumunda ve pazarlanmasında rol oynayan farklı aktörler vardır. Bunlardan en etkili olanı komisyonculardır. Komisyoncular belirli ürünleri üreten imalatçılardan veya büyük miktarlarda üretim yapan yetiştiricilerden, az miktarda ürün satın almak isteyen tüketicilere kadar malların düzgün bir şekilde akışını sağlarlar. Ancak komisyoncuların çok etkili olduğu bu perakende zinciri çok uzun ve yoğun olduğundan, gıda işleyiciler bu zinciri kısaltmak için büyük perakendeci müşterileri ile direkt olarak anlaşmalar yapmayı daha avantajlı bulmaktadırlar. Dünyada son 25 yıldır, gıda işleyici firmalar iç ve dış pazara yönelik yenilikçi, uygun bir şekilde paketlenmiş ve kolay hazırlanabilir gıdalar üretmeye yönelmişlerdir. Çünkü günümüz tüketicileri satın alacakları gıdanın kalitesini, çeşitliliğini, gıda güvenilirliğini ve besleme değerini oldukça önemsemektedirler. Ayrıca tüketiciler bu taleplerine ilave olarak, tarımsal ürün üreticileri ile gıda işleyiciler arasında çok yakın bir koordinasyon ve iletişim olmasını istemektedirler. Geleceğin başarılı gıda işleyicileri özellikle evlerde ve restoranlarda besleme değeri daha yük- sek, daha taze v.b özelliklerde katma değeri yüksek ürünlerin kullanımına ve özellikle niş pazarlara yönelik özel ürünlerin işlenmesi için stratejiler geliştirmeye yönelmektedirler. Bu stratejilerin geliştirilmesinde aynı zamanda doğrudan pazarlama, geleneksel pazarlama, niş pazarlama ve bazı genel pazarlama teknikleri de dikkate alınmaktadır. Bu pazarlama yöntemlerinin genel özellikleri şunlardır (Boland, 2009) : b)Doğrudan Pazarlama Doğrudan pazarlamada, üreticiler ürünlerine katma değer katmanın yollarını araştırarak ürünlerini direkt pazarlama kanalları aracılığı ile en son tüketiciye pazarlamaktadırlar. Doğrudan pazarlama; bireysel olarak üreticilerin işleme tesislerini, yol kenarlarındaki çiftçilere ait stantları, yetiştiriciler ve tüketiciler arasında sezon boyunca tüketicilere meyve ve sebze ile diğer hayvansal gıdaların sağlanmasına yönelik bir ortaklık anlaşmasını içermektedir. Aynı zamanda üreticilerin doğrudan pazarlama tekniğinde potansiyel müşteri tabanını, gelir düzeyini, yaşını, etnik grubunu ve eğitim düzeyini bilmeleri gerekir. c)Geleneksel Pazarlama Geleneksel pazarlamada bitkisel ve hayvansal ürünler için katma değer oluşturacak faaliyetler, genelde pazarlama kanalının son aşamalarında ortaya çıkar. Oysaki bu fırsatlar değer zincirinin ilk aşamalarında mevcut olup, değişik şekil ve formlarda hızla değişebilecek özelliktedirler. Çünkü katma değeri olan tarım yapmanın araştırmaya, inovasyona ve eyleme ihtiyacı vardır. Değer zincirinde, ürünün üreticiden tüketiciye ulaşana kadarki her pazarlama aşamasında rol oynayan aktörlerin bu 3 faktörü öncelikle dikkate almaları gerekir. a) Niş Pazarlama Niş pazarlama, benzer özelliklerde mallara ve hizmetlere ihtiyaç duyan küçük tüketici hedeflerinin beklentilerini daha iyi karşılamak amacıyla geliştirilen bir pazarlama faaliyetidir. Bu pazarlamada, üretici az miktarda belli bir ürün veya hizmet üzerinde özelleşerek daha pahalıya satış yapabilir. Geleneksel yöntemlere göre, çiftlikten elde edilen çok miktarda ürünler direkt işleme sektörüne ve buradan da tüketicilere ulaştırılmaktadır (Şekil 1): Dr. Nezaket CÖMERT Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] küçük müşteri gruplarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yapılan bir sistemdir. Niş pazarlama, aşağıdaki sebeplerden dolayı daha yüksek pazar payına ve daha fazla gelir sağlama özelliğine sahiptir: 1. Daha fazla harcamaya ihtiyaç duyulmadan pazar hâkimiyeti sağlanabilir. 2.Pazardaki rekabetçi ürünlere karşı daha fazla pazar payı elde edilebilir 3.Niş pazarlardaki ürünler özel özelliklerdeki ürünlerdir. 2.Gıda şirketlerinin portföyüne uygun yatırımlar yapmak Ürünlerde katma değer oluşturmak için, alternatif diğer bir yöntem tarım dışı portföy yaklaşımıdır. Bu yaklaşım firmalardan halkı açık hisse senedi almasını, üreticinin işlenmemiş ürününün alınmasını, işlenmesini ve pazarlanmasını içerir. Ayrıca dikey entegresyonla ilgili maliyetleri de ortadan kaldırır. Diğer katma değer stratejileri ile karşılaştırıldığında, halka açık şirketlerin portföyüne uygun yatırım yapmanın genel olarak avantajları şunlardır: a) Tesis veya ekipman satın alınması gerekmiyor b) Yeni ürün geliştirmeye gerek yok c) Yeni yönetime veya çalışanlara ihtiyaç hissedilmiyor d) Yeni müşteriler arama zorunluluğu bulunmuyor 3.Üretim ve pazarlama sözleşmeleri yapmak Şekil 1.Geleneksel Gıda Pazarlama Sistemi (Kaynak: Barkema and Drabenstott) Şekil 2.Yeni Gıda Pazarlama Sistemi Yeni Gıda Pazarlama Sistemi ise, çiftliklerden elde edilen özel ve az miktardaki ürünlerin daha dar pazarlama kanalları ile daha özel ve Geçmişte bazı ürünler için, işlemeciler ve üreticiler arasında yapılan sözleşmeli üretim ve pazarlama modeli mevcuttu. Dünyada son yıllarda, işlemecilerin özel karakterlere sahip girdileri elde edebilmeleri için, sözleşmeli üretimi yapılan ürün çeşitlerinin sayısı artmıştır. Sözleşmeli üretim ve pazarlama modeli ile üreticiler ürünlerine bir katma değer oluşturabiliyorlar ve üreticiler fiyat riskleriyle karşı karşıya kalmıyorlar. 4.Üreticilerin sahibi olduğu işletmeler kurmak Katma değer faaliyetleri olan bir tarımsal işletme oluşturulabilmesi, bir fikir ile başlayıp başarılı bir işletme olamaya kadar geçen aşağıdaki özel gelişimsel aşamaları gerçekleştirmeye bağlıdır: 1. Yenilikçi(inovasyon) bir fikir geliştirmek 2. Yönlendirme komitesi ve danışmanlar seçmek 3. Pazar potansiyeli üzerinde çalışmak 4. Fizibilite çalışması yürütmek 5. İş fikrinin uygulanabilir olup olamayacağına karar vermek 6. İş planı geliştirmek 7. İş yapısı ve organizasyon oluşturmak 8. Bir yönetim ekibinden hizmet almak 9. İş planını uygulamak ve faaliyetleri başlatmak Başarılı bir tarımsal işletme olmak için, yukarıda sayılan aşamaların hayata geçirilmesinde en önemli faktör yenilikçi bir fikre dayalı fizibilite çalışmaları yapmaktır. Bunun için üreticiler, sahip oldukları işletmelerde katma değer oluşturmaya yönelik fizibilite çalışmaları yapmak istediklerinde; en önemli önceliği potansiyel bir pazar, üretim maliyetleri ve fiyat oluşumu ile ilgili faktörlere vermelidirler. Aynı zamanda katma değer oluşturmaya yönelik faaliyetleri yapmak isteyen tarımsal işletmeler, aşağıdaki 4 temel gereksinimi içeren etkili bir pazarlama programlarına da sahip olmalıdırlar: 1. Hedeflerini belirleyecekleri ve kaynakları etkili kullanacaklarına ilişkin bir stratejik plan hazırlamalılar 2. Üretim odaklı yerine, pazar odaklı bir pazarlama programına sahip olmalılar 3. Yeterli finansal kaynağı elde etmeliler 4. Katma değeri olan ürünler konusunda uzman ve yönetim tecrübesine sahip kişilerden hizmet almalılar Sonuç olarak, üreticilerimiz katma değer oluşturacak tarımsal faaliyetler yaparak, katma değeri olan ürünler elde etme fırsatını yakalayabileceklerdir. Böylece çiftçilerimiz ürünlerini ham ürün olarak pazarlamak yerine, katma değerini arttırarak pazarlayarak kazançlarını da arttırmış olacaklardır. Aynı zamanda üreticiler, günümüzde küreselleşen ekonomide rekabetin çok acımasızca ve hızla arttığı iç ve dış pazarlarda, katma değeri olan ürünleri sayesinde rekabet etme ve fark oluşturma gücüne ulaşacaklardır. Küçük ve büyük ölçekli çiftçilerimiz, gerek bireysel olarak gerekse tarımsal amaçlı üretici örgütleri aracılığı ile katma değeri olan tarımsal faaliyetlerini gerçekleştirerek, hem ülke ekonomisine hem de kendi gelir düzeylerine önemli katkılar sağlayarak, sürdürülebilir ve bol kazançlı bir üretim gerçekleştirmiş olacaklardır. KAYNAKLAR 1)http://www.agmrc.org/business_ development/getting_prepared/valueadded_agriculture/value-added-agriculture-centers/ 2) Boland, M., 2009. How to Become Involved in Adding Value. Based on Value Added Industry Profile, Department of Agricultural Economics, Kansas State University, U.S.A 3) Barkema, A., and M. Drabenstott. 1995. “The Many Paths of Vertical Coordination: Structural Implications for the US Food System.” Agribusiness, 11(5). 4) Barkema, A., and M. Drabenstott. 1996. “Consolidation and Change in Heartland Agriculture.” Economic Forces Shaping the Rural Heartland. Federal Bank of Kansas City, Missouri. 16 Haziran 2015 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK KOOPERATİF Bir ülkenin Dünya üzerindeki gücünü ve önemini gösteren önemli göstergelerden biri de o ülkenin gelişmişlik düzeyidir. Genellikle bu düzey sayısal değerler ile ifade edilmeye çalışılır. Aslında bu sayısal büyüklük o ülkedeki bütün alanlarda topyekûn bir gelişmişlikten ve ülkenin bütün fertleri arasında dengeli dağılımından kaynaklanmıyorsa, gelişmişlik düzeyi o toplum için çok anlamlı bir gösterge olmayacaktır. Bu nedenle bir ülkenin gelişmişliğinden bahsederken kır-kent dengesinin iyi ayarlanmış olması, kırsal alanda yaşayan fertlerin ekonomik ve sosyal refahı ile yaşam kalitesinin kentteki insanlar kadar artırılabilmesi gereklidir. Toplumsal huzur için sosyal olduğunu iddia eden bütün devletler bunu gerçekleştirmeye çalışırlar. Bunu başaran ülkeler ise gerçek anlamda gelişmiş ülke olarak nitelendirilebilirler. Avrupa Birliği’nde de bu genel anlayışın hâkim olduğu söylenebilir. AB’de başlangıçta Akdeniz bölgesindeki üye ülkeler ve dağlık alanlardaki çiftçilere yönelik olarak başlayan kırsal kalkınma politikaları her yeni üyelik sonrasında artan gelişmişlik farklılıkları nedeniyle giderek daha da önem kazanmış ve zamanla Ortak Tarım Politikasının (OTP) tamamlayıcı unsuru olarak görülmeye başlamıştır. Özellikle 1990’lı yıllarda başlayan çalışmalar sonunda Gündem 2000 adı altında yapılan reform çalışmaları ile OTP, çok yıllı programlar ile kırsal kalkınmayı da kapsayacak şekilde genişletilmiş ve bu tarihten sonra adı Ortak Tarım ve Kırsal Kalkınma Politikası olarak anılmaya başlamıştır. AB mevzuatında yapılan değişiklikler ile yapısal fonların daha etkin kullandırılabilmesi amacıyla bir takım tedbirler alınmaya başlamıştır. Geri kalmış Kırsal Kalkınmada Birinci Tedbir: Örgütlenme bölgelerde tarım ve ormancılıkta üretim ve işleme yapılarının düzenlenmesiyle gelişmenin desteklenmesi ve yapısal uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda üreticilere yatırım yardımı, işleme ve pazarlama için yatırım yardımları, 55 yaşın üstündeki çiftçiler için erken emeklilik primleri, gıda dışı amaçlı tarım ürünlerinin teşviki, çevre dostu uygulamalara destek gibi konular ile kırsal alanlarda ekonomik çeşitliliğin teşvik edilmesi hedeflenmiştir. Bu dönemde AB’de kırsal kalkınma ile ilgili süreci etkileyen en önemli unsur genişleme olmuştur. Son katılımlardan sonra, AB nüfusunun %60’a yakın bir kısmı kırsal alanda yaşamakta ve toplam istihdamın ve toplam üretim değerinin yarıya yakını kırsal alan olarak nitelendirilen bölgelerden sağlanmaktadır. Bu nedenle AB daha katılım öncesinde sağladığı fonlar ile kırsal alanda denge sağlamayı amaçlamıştır. AB üyeliğine aday 10 Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkesi için geliştirilen genişleme stratejisi çerçevesinde tarımsal yapıyı yeniden şekillendirmek amacıyla verilen SAPARD (Special Accession Programme for Agriculture and Rural Development) ve aralarında ülkemizin de olduğu son aday ülkelere yönelik uygulanan katılım öncesi mali yardım aracı kırsal kalkınma için verilen IPARD (Instrument for Pre Accession Rural Development) destekleri önemli birer fon kaynağı olmuştur. Genel olarak AB’de kırsal kalkınma politikaları ile tarım ve orman sektörünün güçlendirilmesi, kırsal alanların rekabet gücünün artırılması ve çevrenin ve kırsal mirasın korunması hedeflerine ulaşmak hedeflenmektedir. Bu hedeflere ulaşmak ve Birlik içinde kır-kent arası dengesizliği azaltmak amacıyla uzun yıllardan bu ları adı altında üretici örgütlerine önemli sorumluluklar verilmiştir. Dr. Erhan EKMEN Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu yana ciddi politikalar uygulanmakta ve büyük paralar harcanmaktadır. Halen Ortak Tarım Politikasının ¼’ü kadar bir miktar Kırsal Kalkınma Politikaları için ayrılmakta ve birlikte Ortak Tarım ve Kırsal Kalkınma Politikası bütçesini oluşturmaktadır. Bu arada Kırsal alanlarda gerçekleştirilen projelerde karşılıklı dayanışma ortamı yaratmak, deneyimleri paylaşmak, yenilikleri desteklemek üzere LEADER (Kırsal Ekonominin Geliştirilmesinde Faaliyetlerin Birleştirilmesi/Links Between Actions For The Development Of Rural Economy) denen ortak faaliyetler başlatılmıştır. Hem bu faaliyet kapsamında, hem de SAPARD ve IPARD Tedbirleri kapsamında Üretici Grup- Et ve Süt Ürün Fiyatları Paneli Gerçekleştirildi Dünya’da önemli bir güç olan ülkemizde de kırsal kalkınma, uzun yıllardan bu yana politika oluşturma ve bunları hayata geçirme açısından önemli bir faaliyet alanı olmuştur. Kırsal alandaki temel ekonomik faaliyet tarım olduğu için tarım politikaları ile birlikte ele alınmıştır. Ülkemizde kırsal kalkınma projeleri ilk defa 1970’li yıllarda az gelişmiş bölgelerdeki illerde tarımda verimlilik ve modernizasyon üzerine başlamıştır. Dünya’daki ekonomik gelişmelere bağlı olarak ülkemizde tarımsal sübvansiyonlar nitelik değiştirmeye, tarımsal destek türleri çeşitlenmeye başlamıştır. Bu durum, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’yi de kabul edilebilir yeni destekleme alanlarına yönelme zorunda bırakmıştır. Bu dönemde AB’ye tam üyelik sürecinin ve IPARD Tedbirlerinin de yönlendirmesi olmuş ve kırsal kalkınma alanında yeni politikalar oluşturulmaya başlamıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde (2007-2013), kırsal kalkınma ile ilgili kurumlar arasında teknik işbirliği ve koordinasyonu güçlendirmek için kırsal politikaların yönetişimi ve kurumsallaşması amacıyla Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji ve Kırsal Kalkınma Planı yayımlanmıştır. Onuncu Kalkınma Planında (2014-2018), kırsal kalkınma tarım sektörünün rekabet gücünü ve yerel kalkınmayı destekleyecek şekilde yer almaktadır. Bu kapsamda bu dönemde Kırsal Kalkınma Eylem Planına (2014-2018) ve IPARD-II Programına genel bir çerçeve oluşturmayı amacıyla Ulusal Kırsal Kalkınma Strateji II (2014-2020) yayımlanmıştır. Bu ikinci Strateji Belgesi’nde 5 ana stratejik amaç (eksen) belirlenmiştir. “Kırsal Ekonominin Geliştirilmesi ve İstihdam İmkânlarının Artırılması” başlıklı ilk stratejik amacın birinci önceliği olan “Tarım ve gıda sektörlerinin rekabet gücünün geliştirilmesi” ile ilgili ilk tedbir “Üretici örgütlerinin kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesi” ile ilgilidir. Yani Strateji Belgesinin ilk amacının birinci önceliğindeki ilk tedbir örgütler ile ilgilidir. Üretici örgütlerinin kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik olarak; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hem AB fonlu “Üretici Örgütleri Kurumsal Kapasite Geliştirme Eşleştirme Projesi”, hem de Devlet bütçeli “Üretici Örgütleri Rekabet Gücünü Arttırma Projesi” yürütülmektedir. Aynı zamanda Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı ve IPARD II tedbirleri altında da üretici örgütlenmesine yönelik çalışmalar ve öncelikli uygulamalar bulunmaktadır. Sonuç olarak; Dünyanın gelişmişlik en büyük ekonomileri arasında yer alan ve gelişmişlik düzeyi her geçen gün yükselen ülkemiz için Türk Tarımını Kalkındırmadan Türkiyeyi Kalkındıramayız ifadesi gerçekten doğru bir tespittir. Burada kooperatifçilerimize düşen görev, sektörde ne kadar önemli olduklarının farkında olmaları ve kendilerinden beklenen sorumlulukları bir an evvel üstlenmeleridir. Eğer bir talep olursa; kırsal kalkınmanın yolunun örgütlenmeden geçtiği ve kooperatiflerimizin bunlardan nasıl istifade edebileceğine ilişkin derinlemesine bir analizi gelecek sayılardaki yazılarımızda yapabiliriz. Bolluk ve bereket vesilesi Mübarek Ramazan Ayının size ve ailenize sağlıklı ve mutlu günler getirmesini diliyorum. Dünyayı Döndüren Küçük Canlılar Orman Tırtıl Avcısı »» Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği tarafından organize edilen ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliğinin destekleyici kuruluş olarak yer aldığı, “Et ve Süt Fiyatları Paneli” 16.05.2015 tarihinde Ankara’da gerçekleştirildi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Numan AKMAN’ın başkanlık ettiği Panel’e konuşmacı olarak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Hayvancılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. İbrahim ÖZCAN, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Sait KOCA, Ulusal Kırmızı Et Konseyi Genel Sekreteri Kerem DEMİREL, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü KARAKUŞ, Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Derneği Genel Sekreteri Dr. İsmail MERT katıldılar. Açılış konuşmasını Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Genel Başkanı Fehmi KİRAZ’ın yaptığı Panel’de son dönemde kırmızı et fiyatlarında yaşanan artışlar ve süt fiyatlarındaki mevcut durum, beyaz et üretim ve tüketiminde yaşanan gelişmelere ek olarak yem başta olmak üzere girdi maliyetlerinde meydana gelen artışlar farklı yönleri ile ele alındı. Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği (TZYMB) Genel Başkanı Fehmi Kiraz yaptığı konuşmada, Ramazan ayına yaklaşık bir ay kala et kalacağız. Bu hızla tarım alanımız azalırsa, 100 milyonu nasıl doyuracağız?" ifadelerini kullandı. ve süt ürünleri fiyatlarının gündem olmaya başladığını söyledi. Et fiyatının 38 lira civarında olduğunu belirten Kiraz, "Geçen yıl haziran ayının başında bildiri yayınlamıştık, bu yıl bu ay başında yayınladık. Aradan geçen 11 aylık süreçte, et fiyatlarında yaklaşık yüzde 26-27'lik değişiklik görüyoruz. Süt ürünleri fiyatlarında da buna paralel olarak değişiklik var" diye konuştu. Kiraz, tarımsal arazilerin planlı kullanımının önemine işaret ederek, "2005 yılında 27 milyon hektar tarım alanımız varken, son 10 yılda 23 milyon 600 bin hektara düşmüşüz. Tarım alanlarımızda yüzde 13-14'lük bir azalma var. Şu anda nüfusumuz 77 milyon ve her yıl 1 milyon daha artıyoruz. Nüfus istatistik bilimine göre, 2035-2050 yılları arasında 100 milyona dayanacağız ve orada sabit Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEM-BİR) Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü Karakuş da et ve süt fiyatlarındaki artışın piyasalardaki belirsizlikten kaynaklandığını söyledi. Et ve süt fiyatlarındaki artışa çeşitli hususların neden olabileceğine dikkati çeken Karakuş, "2014-2015 yıllarında bizi sarhoş eden bir kur artışı var. Yüzde 6-7 enflasyon hedefi olan bir ülkede, 3 ayda yüzde 25-30 civarındaki artış, azalış tüccarı, sanayiciyi sarhoş ediyor. 2015 yılının ilk çeyreğinde enflasyon ortalama yüzde 8 oldu ancak gıda ürünlerinde yüzde 14 gibi bir rakam var" dedi. Karakuş, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı önderliğinde Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi kurulduğunu belirterek, gıdaya karşı oluşturulan para politikalarının işlemediğini söyledi. Karakuş, enflasyon sepetinde gıda ve içeceklerin payının yüzde 25 olduğunu, bunun 3'te 1'lik kısmının ekmek, dana eti, peynir ve domatesten oluştuğunu kaydetti. [Bilimsel Adı: (Calosoma sycophanta (L.) (Coleoptera takımı: Carabidae familyası)] Ülkemizde laboratuvar ortamında kitle halinde üretilerek, daha çok orman zararlılarına karşı biyolojik mücadele etmeni olarak kullanılmaktadır. Ergini, ortalama 3-4 cm boya sahiptir. Ergin rengi metalik yeşil, kahve renklidir. Erginlerde üst kanatlar kaynaşmıştır. Kanatlar üzerinde boylamasına sıralar halinde küçük çukurcuklar bulunur. Larvalar siyah renkli 4,5 cm boyundadır. Oluşan pupa serbest yapıdadır. Bu pupa tipinde anten, bacak ve kanat izleri vücut üzerinde serbest olarak bulunur. Pupa dönemi top- rak içerisinde geçirilir. Saldırdığı avalar ise Thaumetopoea solitaria (Sedir Keseböceği), Thaumetopoea pityocampa (Çam Keseböceği), Hyphantria cunea (Amerikan Beyaz Kelebeği) Euproctis chrysorrhoea (Altın Kelebek), Dasychira pudibunda (Kızılkuyruklu Kayın Tırtılı), Lymantria dispar (Sünger Örücüsü), Lymantria monacha (Rahibe Kelebeği), Tortrix viridana (Yeşil Meşe Bükücüsü) ve Panolis flammea adlı böceklerdir. Metin: Prof.Dr. Cem ÖZKAN Köy-Koop Haber Haziran 2015 DOĞA Mühendis Örümcekler »» En eski mühendislerden biri örümceklerdir. Örümcekler yeryüzünde çeşitlilik bakımından en kalabalık olan böcek türlerinden biri olup dünya yüzeyinde hemen hemen her yerde yaşamakta ve yaşadıkları ortama uyum sağlamaktadırlar. 2012 yılı rakamlarına göre, dünyada 43.244 tür örümcek tespit edilmiştir. Aslında bu rakam 70.000 olarak tahmin edilmektedir. Türkiye’de tespit edilen örümcek türü sayısı 958’dir. En zehirli olanları genellikle tropikal bölgelerde yaşamaktadır. Örümcekleri diğer böceklerden ayıran en belirgin fiziki özellikleri; böcekler altı ayaklı olup, örümcekler sekiz ayaklıdır. Böceklerin başlarında iki anten olmasına karşılık örümceklerin anteni yoktur. Bunun yerine gözlerinin önündeki iki kıskacın yanında çok hassas iki uzantı vardır. Bu uzantılar böceklerdeki antenlerin görevini gören duyargalardır. Ayrıca cinslerine göre örümceklerin altı veya sekiz adet gözü vardır. Bu gözler ikili çiftler halinde bulunurlar. Sekiz gözleri olmasına rağmen, uçan örümcekler ve bazı diğer örümcekler hariç, örümceklerin tümüne yakını görmezler. Görmeleri kör denecek kadar zayıftır. Sadece ışığı algılayabilirler. Örümceklerin baş ve göğüsleri bir bütün, karınları ve gövdeleri de diğer bir bütün olarak iki parçadan oluşur. Bu iki parça çok ince bir boruyla (boyun) birbirlerine bağlanırlar. İrili ufaklı bu örümceklerin, boyun incelikleri başka hiçbir canlıda bu kadar ince değildir. 1mm’den daha dar olan bu borudan sindirim borusu, kan damarları, sinir sistemi ve nefes borusu geçer. Böyle bir yapı sadece örümceklere has bir var oluştur. Sanki örümcek vücudunun iki parçası çok özel bir mekanizma ile birleştirilmiştir. Bu mekanizma sayesinde örümceğin yapısında bulunan zehir üreten bezler, ipek üreten bezler, vücudun bütün sinir sistemi, sindirim ve dolaşım organları ve beyin arasında bağlantı kurulur. Örümceklerin boyunları bir milimetreden daha dar olduğu için örümcekler katı yiyecekleri yiyemezler, sadece sıvıları yiyip sindirebilirler. Milimetrenin onda birinden daha büyük parçalar ağzının etrafındaki tüyler tarafında süzülerek filtre edilirler. Bu nedenle örümcek, avının vücudundaki etli dokuları, avının vücuduna zerk ettiği özel enzimlerle çökerterek sıvıya dönüştürür. Dokular yeterli akıcılığa ulaştığında çok güçlü olan emme sistemi ile bu sıvıyı emerek karınlarını doyururlar. Öyle ki, sonunda avının tamamen içi boşaltılmış, geride sadece derisi ve kafatası kalmış olur. Örümcekler tok oldukları zaman yakaladıkları avlarını ipek ipliklerle sıkı sıkıya sarmalayarak ilerde yemek üzere paketlerler. Örümcekler karınlarını iyice doyurduklarında vücutları iki misli genişler. Bu kadar oburluklarına rağmen örümcekler uzun süre aç kalmaya da dayanıklıdırlar. Yaklaşık iki yıllık ömürleri esnasında 208 gün hiç bir şey yemeden yaşayabilirler. İşte bu dönemden sonraki yemeklerinden sonra vücut ağırlıkları iki katına kadar çıkabilir. Vücut yapıları da bu genişlemeyi karşılayacak şekilde özel yapıdadır. Baş kısmında, cinsine göre altı veya sekiz göz, iki adet zehir çengeli ve bu çengellerin yanında iki adet duyu ayağı vardır. Kafasındaki zehir kıskaçları, örümceklerin savunma ve avlanma silahıdır. Bu kıskaçların gerisinde güçlü zehirlerini üreten ve bu zehri kıskaçlara aktaran bir zehir bezi vardır. Örümcek, avını hareketsiz hale getirmek için önce avını kıskaçları ile ısırır. Ardından kıskacın içindeki deliklerden zehrini kurbanın vücuduna pompalar. Gözleri görmemesine ve sağır olmalarına rağmen örümceklerin çok hassas ve son derece özel bir algılama sistemleri vardır. vardır. 2,5 cm ile 25 cm arasında bir cüsseye sahip ufacık bir canlının iki senelik ömrü içerisinde bugün bilimin henüz sırrını tam çözemediği bu kadar çok bilgiyi, beceriyi ve teknolojiyi nereden ve nasıl edindiği bilimsel olarak açıklanamamaktadır. Avlanmada kullandıkları zehrin kimyasal yapısı, böcekleri öldürecek güçte ve özelliktedir. Buna karşın örümcek kendisine herhangi bir zarar vermemektedir. Örümceğin kıskaçlarının yapısı da son derece özel ve işlevseldir. Zehir pompalama mekanizmaları bu kıskaçların içinde bulunmaktadır. Bu kıskaçlar sadece avının vücudunu delip, parçalayan bir araç değil, aynı zamanda bir kimyasal silahtır. Yumuşak ve esnek olan karın bölümünün altında iplik delikleri ile solunum sistemi delikleri bulunur. Kafanın her iki yanında dörder adet olmak üzere sekiz adet bacak bulunur. Her bacak yedi boğumdan oluşur. Her bacağın sonunda kıllar bulunur. Bu kıllar sayesinde örümcek duvarda ve tavanda rahatça yürüyebilir. Genelde örümcekler ördükleri ağın diğer böceklerin yapışması için örülen yapışkan kısımlarında değil, kör gözlerine rağmen kuru taraflarını seçerek oralardan yürürler. Buna rağmen bir terslik olup, kendileri kendi ördükleri ağa yapışıp kalmamaları için ayaklarının altı yapışmayan özel bir kimyasalla kaplanmıştır. Örümceğin arkadaki iki bacağının diğer bir görevi de karından püskürtülen ipek ipliğini eğirmektir. Bu bacaklarda, vücuttan püskürtülen iplikleri eğirmeye yarayan özel taraklar bulunur. Örümceğin bir bacağı koptuğunda, bir müddet sonra yerine yenisi çıkar. Ancak yeniden çıkan bacak eskiye göre daha kısa olduğu için yürümeye katkısı olmaz. Örümcek bu bacağı yürürken kullanamaz. Fakat bu bacak üzerinde çıkan algılayıcı kıllar diğer bacaklar gibi görevini yapar. Örümceklerin dört bacağı da kopsa diğer dört bacakla yürüyebilirler. Örümceklerin özellikle ağlarındaki titreşimleri algılama yetenekleri o kadar hassas ki, ağdaki titreşimlere sebep olan hareketin ağa takılan avdan mı, yoksa çiftleşmeye gelen bir erkek örümcekten mi geldiğini hemen anlarlar. Özellikle ağ üzerindeki bu erken uyarı sistemi başta olmak üzere örümceklerin tüm algılama sistemlerinin vücutta ve ayaklardaki binlerce kılın her birindeki sinir uçları vasıtasıyla beyne gitmesi, beynin bunları hatasız yorumlayıp devreye sokması örümceklerin çok gelişmiş bir beyin sistemine ve çok karmaşık bir sinir sistemine sahip olduğunun göstergesidir. Ağ İpliği Üretimi Örümcek ağlarını oluşturan, ipek ipliklerinin üretimi, ağların örülmesi ve dizaynı birer kimya, matematik, mimarlık, mühendislik, tekstil ve statik harikasıdır. Ağ örümü genellikle gece olur ve en fazla 60 dakika sürer. Ağın ortasında spiral ve yapışkan bir yer Örümcekler ağlarını kurmak için kullandıkları değişik çap ve vasıftaki iplikleri kendi vücutlarında üretirler. Ağ örülmesinde kullanılan ipliklerin çapı 1/1000mm (milimetrenin binde biri) yani bir mikrondan daha incedir. Mukavemeti aynı kalınlıktaki çelik telden beş kat daha sağlamdır. Elastikiyeti ise, kendi boynunun dört katıdır. Yani kendi boynunun dört katına kadar kopmadan esneyebilir. En esnek malzeme olan kauçuktan çok daha esnektir, çok hafiftir. Dünya çevresine eşit yaklaşık 40.000 km boyundaki ipliğin ağırlığı 320 gr.’dır. Basit bir şekilde ifade edilen bu özellikler bugünün yüksek bilimi ve teknolojisi ile çözülememektedir. Halen dünyada örümceğin ürettiği vasıfta bir malzeme üretilememiştir. Kurşungeçirmez yeleklerin üretiminde kullanılan halen en gelişmiş ve mukavim malzeme olarak bilinen kevlar denen sentetik malzemeden kat kat daha sağlam ve esnektir. Ayrıca örümcek iplikleri yeniden işlenip tekrar kullanılabilmektedir. Bunun için örümcekler yıpranmış ağlarını yiyerek tekrar iplik üretiminde kullanırlar. Örümcekler ağlarının yapımında kullanılmak üzere, kullanılan yerin özelliklerine göre yedi çeşit iplik üretebilir. Avın yakalandığı yerlerdeki iplikler yapışkandır. Örümceğin yürüdüğü yerdeki iplikler kurudur. Avın sarılıp paketlendiği iplikler daha ince ve elastiktir. Ürettiği iplikler: • Örümceğin bir asansör gibi inip çıktığı ve köprü gibi kullandığı tutunma iplikleri, • Örümcek ağının iskeletini oluşturan temel ağ iplikleri, • Avın yakalanmasını sağlayan yapışkan iplikler, • Ağdaki iplikleri birbirine bağlayan birleştirme iplikleri, • Yakalanan avın sarmalandığı iplikler, • Örümceğin evini oluşturan koza iplikleri, • Yumurta keselerini oluşturan ve yavru örümcekleri dış tehlikelerden koruyan iplikler. Bütün bu iplikler mukavemet ve esneklik bakımından farklı olduğu gibi taşıyacakları yüke göre farklı çaplardadırlar. Örümcek bütün bu ihtiyaçlarına uygun vasıfta iplik üretmesi lazım. Aksi halde hayatta kalmasını sağlayan bir ağ üretemez. Örümcek de bu görevini kusursuz bir şekilde yapar. Örümcekler başka cins canlıları avladığı gibi, çoğu zaman kendi cinslerini de avlarlar. Büyük örümcekler, küçük örümcekleri avlar. Dişi örümcekler erkek örümceklerden daha iridir. Çiftleşme sonrası eğer erkek örümcek atik davranmazsa, dişi örümcek erkeği yakalayıp öldürür ve sonrada yer. Özellikle bu alışkanlık karadul tabir edilen dişi örümcekler için geçerlidir. Zaten bu örümceklere karadul adının takılması da bu nedenledir. Örümceklerin tümü ağ kullanarak avlanmazlar. Karada, su yüzeyinde ve su altında da çeşitli yöntemler kullanarak avlanırlar. Bazıları karada ve su altında muhteşem yuvalar yaparlar. Aile ve topluluk kavramı yoktur. Hep yalnız yaşarlar. 17 “Güvenli Süt ve Ürünlerine Ulaşmak Bir İnsan Hakkıdır” »» TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 21 Mayıs Dünya Süt Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Yapılan yazılı açıklama şöyle: Süt, içerdiği besin öğeleriyle insanlar için mükemmel bir gıda maddesidir. Yeterli ve dengeli beslenme için gerekli olan temel besin maddelerinin önemli bir kısmı, sütte tek başına bulunmaktadır. Yapısında; süt şekeri (laktoz), yağ, protein, kalsiyum başta olmak üzere mineral maddeler ve vitaminler olup, bunlardan bazıları doğada sadece sütte bulunabilmektedir. mayan iddiaların, konu hakkında bilimsel-mesleki yetkinliğe sahip olmayan kişiler tarafından paylaşılması toplumda süt ve ürünlerine karşı kuşkuların oluşmasına sebep olmaktadır. Maalesef, bu yanlış ve bilimsellikten uzak bilgilerin kamuoyuna aktarılmasında doğruluğu sorgulamamakta, işin uzmanlarına başvurma gereği duyulmamaktadır. Dünya üzerinde beslenme açısından büyük öneme sahip olan süt ve ürünlerinin tüketiminin artırılması amacıyla, Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun 1956 yılında aldığı kararla 21 Mayıs’ın “Dünya Süt Günü” olarak kutlanılması kararlaştırılmıştır. Ülkemizde de 1991 yılından itibaren kutlanmaya başlanmış olmasına karşın, ülkemiz süt tüketimi açısından gelişmiş ülkelerin oldukça gerisindedir. Ülkemizde çiğ süt üretimi artmakta olduğu halde üretilen çiğ sütün kalitesi açısından önemli sorunlar yaşanmaya devam edilmektedir. Süt üreticileri çiğ sütteki fiyat dalgalanmalarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Üretimdeki dalgalanmalardan kaynaklı fiyat değişimlerini düzenlemek adına yapılan özellikle süt tozu teşvikleri büyük süt işletmeleri için kısmen yararlı olmuşsa da küçük işletmeler ile süt üreticileri bu olanaktan yeterince yararlanamamaktadır. Bunun bir diğer sonucu ise karışımıza sokak sütü olarak çıkmaktadır. · Kaliteli süt üretimi için süt hayvancılığı ile uğraşan çiftçi ve köylüye verilen destekler artırılmalı, kırsal kalkınmaya önem verilmelidir, · Okul sütü projesi uygulaması devam etmeli, projeye yerel işletmelerin de dahil edilmesi sağlanmalıdır, · Süt üreticilerinin bir araya gelmesini sağlayacak teşvikler oluşturulmalı, kooperatifler desteklenmelidir, · Pastörize ve UHT (uzun ömürlü) süt üretiminin yaygınlaşması teşvik edilmelidir; · Yerel yönetimler süt ile ilgili süreçlere dahil olmalı, sütün tüketiciye ulaştırılmasında etkili ve sonuca odaklı organizasyonlar planlamalıdır, · Sütün çiftlikten sofraya olan sürecinin tamamının izlenebilirliği sağlanmalı, üreticilerin bu konudaki çalışmalar desteklenmelidir, · Süt ve ürünlerindeki denetim artırılmalı, sokak sütü ve kayıt dışı üretime izin verilmemelidir; · Gıda mühendislerinin teknik bilgisinden üretimden-denetime her aşamada yararlanılmalıdır. Bu anlamda Gıda Mühendisleri Odası tarafından Bakanlığa önerilen “Yetkilendirilmiş Gıda Danışmanı” sistemi uygulamaya konulmalıdır, · Tüketiciler üzerinde ciddi yanılgılara neden olan “bilgi kirliliği”nin önlenmesi konusunda, süt ve ürünleri alanında uzmanlaşmış meslek grupları ile işbirliğine gidilmeli, toplumu doğru şekilde bilgilendirme konusunda çaba sarf edilmelidir, Bizler, süt ve ürünlerinin tüketimini önermeye, üretimde sürdürülebilir ve güvenli mekanizmaların kurulmasını ve üreticinin hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının sağlanmasını vurgulamaya devam edeceğiz. Süt ve ürünleri ile ilgili yanıltıcı ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan kampanyalara karşı durmaya devam edeceğiz. Güvenli süt ve ürünlerine ulaşmak bir insan hakkıdır. Dünya Süt Gününüz Kutlu Olsun… “Sokak sütü” olarak tanımlanan, tamamen denetim ve kayıt dışı olan süt ve ürünleri halen piyasada önemli bir hacme sahiptir. Bu ise önemli bir gıda güvenliği sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca uygun olmayan şartlarda taşınan ve satışa sunulan çiğ süt tüketimi birçok önemli sağlık riskini beraberinde getirmektedir. Hem kalite, hem de verimlilik açısından daha faydalı olduğu bilinen Pastörize ve UHT (uzun ömürlü) süt tüketiminin yaygınlaşması için çaba gösterilmesi zorunludur. Bütün bunların yanı sıra bir taraftan da süt ve ürünlerinin aleyhine, bilimsel hiçbir kaynağa dayan- Türkiye’de Son 10 Yılda Tarım Yapılan Alanların %25’i Gıda Mühendisleri Odası olarak yapılması gerektiğini düşündüklerimiz şunlardır; Türkiye’de Son 10 Yılda 2,5 Milyon Kişi Tarımdan Koptu 18 Haziran 2015 Köy-Koop Haber TARIM “Üretmek Lazım, Kazanmak Lazım, Paylaşmak Lazım” »» Bu sayımızda Diyarbakır Bismil İlçesi Türkmenhacı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Cumali Kahraman ile söyleştik. Kendinizi okurlarımızın için tanıtır mısınız? İsmim Cumali Kahraman, 1963 doğumluyum. Uzun yıllardır hayvancılık ve bitkisel üretim yapmaktayım. Silajlık mısır, buğday, arpa ve dane mısır en çok ürettiğimiz ürünlerin başında gelmektedir. Yakın zamanda da yonca üretimine başlayacağız. Köyünüzde Kooperatif var mı? Köyümüzde 2008 yılında kurulan tarımsal kalkınma kooperatifi, 2005 yılında kurulan sulama, hayvancılık ve seracılık olmak üzere 4 kooperatifimiz mevcuttur. 200 haneli olan köyümüz 1500 nüfusu sahip olup, alan olarak tarıma özellikle de hayvancılığa çok uygun bir konumdadır. Köyümüzde genellikle sulu üretim yapıldığı için, mutlaka kooperatifleşmemiz gerekiyordu ve bunun için mali bütçesi uygun olmayan, gönül birliği yaptığımız arkadaşlarla bir araya geldik. Öncelikle sulama kooperatif kurduk. Devlet Su İşleri’ne (DSİ) ilk projemizi sunduk. Kooperatif olarak ne tür proje çalışmalarınız oldu? DSİ’den ilk etapta 5 sondaj kuyumuz daha sonra da 8 sondaj kuyusu olmak üzere toplam 13 projemizi gerçekleştik. 13 bin dönüm arazimizin bir kısmına sulama sistemi kurduk. Arazilerimiz müşterek olduğu için daha önce yağmurlama ve damlama sulama projelerimiz kabul olmuyordu. 2010 yılında 180 baş süt sığırcılığı projemiz Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca onaylandı. Ortaklarımızın kendi alet ve ekipmanı yeterli sayıda mevcut olmasına karşın kooperatifimiz adına mısır ekim makinası alacağız ve ortaklarımızın kullanımına sunacağız. Kooperatifleşmeye neden ihtiyaç duydunuz? Köyümüz tam anlamıyla organize olmuş bir üretim tarzına sahip değil, ülkemizde de çiftçinin durumu aslında aynı. Bizler tarımsal gelirimizi; aile fertlerimizin işgücünü, elimizdeki toprağımızı, az da olsa sermaye birikimimizi, kendi girişim yeteneklerimizle birleştirerek ürüne dönüştüren insanlarız. Ürünümüz için kullandığımız girdilerin maliyetini düşürmek, diğer yandan ürünümüzü pazarda en iyi fiyata satabilmek için kooperatifleşmenin kaçınılmaz olduğunu gördük. Zaten önceden yaşamış olduğumuz sıkıntılar bizleri güçbirliği yapmaya kooperatifleşmeye zorladı diyebilirim. Genelde kooperatiflerden ve kooperatifçilikten konu açılınca başarısız ve kötü örnekler anlatılır. Oysaki ülkemizde çok başarılı kooperatifler var. Biz bu başarılı kooperatifleri kendimize örnek alarak yolumuza devam ediyoruz. Kooperatif kurmak isteyen üreticilere neler söylemek istersiniz? Öncelikle kooperatif ortağı veya yöneticisi olacak kişilerin kooperatifçiliğin işleyişinde A dan Z’ye kadar eğitimden geçmesi gerekiyor. Bu işi yapabileceğine dair bir sertifika alması kesinlikle şart olmalı. Zaten kooperatifçiliği özümsememiş, konuyu bilmeyen yöneticilerin yaptığı her çalışmalarda ya da projelerde başarının sürekli olması mümkün değildir. Bölgemizden şöyle bir örnek vereyim bu konuda, GTHB’nın vermiş 30 ortağımızın arazilerini bir araya getirdiğimiz zaman yem bitkisine uygun arazi genişliğine ulaşabiliyoruz. Kooperatifleri ve şahıs şirketlerini bölgemize yatırım yapmaları için her ortamda davet ediyoruz. Köy-Koop Zonguldak Birliği Genel Kurulunu Yaptı »» S.S. Zonguldak İli Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği Başkanlığı’nın Olağan Mali Kurulu 30 Mayıs 2015 tarihinde Çaycuma’daki kooperatif binasında gerçekleştirildi. Gençler tarımdan hızla uzaklaşıyor, bölgenizde zaten bir göç sorunu vardı. Köyünüzdeki durum nedir acaba? Dr. Özdal KÖKSAL Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü [email protected] olduğu desteklemede, yeterince bilgi sahibi olmayan kooperatifler ya da kişilerin projeleri başarısız oldu. Bunun en büyük nedeni bilinçli bir seviyeye gelememiş bu konuda eğitim alamamalarıdır. Bölgenizin avantaj ve dezavantajları nelerdir? Hayvancılığın en önemli olayı girdi maliyeti olarak yemdir. Bizim bölge olarak en büyük avantajımız, tarlalarımızın sulu olması, yem bitkisi yönünden zengin olmasıdır. Ayrıca başta Ege ve Akdeniz Bölgeleri olmak üzere diğer tüm bölgelere göre yem maliyetimizin yüzde 60-70 daha ucuz olmasıdır. Örneğin samanın kilosu burada 10 krş, yonca 20 krş. Ben başka bölgelerde samanının fiyatını sorduğumda ortalama 40 krş, yoncanın kilosu 55-60 krş, silajın kilosu 200250 krş, yemin torbası 50 TL cevabını alıyorum. Dediğim gibi bizim Güneydoğu’nun en büyük avantajı yem fiyatlarımızın düşük seyretmesi. Maliyetimizin düşük olmasıdır. Kaba ve kesif yemde başka yerlere göre yüzde 200 lere varan fiyat avantajı olunca hayvancılığımızın başarısız olması diye bir şey olamaz. Türkiye geneline baktığımızda en büyük eksiklik kaliteli kaba yemdeki açıktır. Meralarımıza yeterince bakılmadığı için artık meralardan umut kesilmiş durumda. Meralardan bahar aylarında sadece 2 ay faydalanılabilmektedir. Hayvancılık yapanların kendi mera alanlarını çok iyi korumaları gerekmektedir. Ayrıca son dönemde meyvecilik de çok ilerleme kaydettik. Bunun üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Arazi büyüklükleriniz ne kadar? Kooperatif ortaklarımızın arazileri en az 100-150 dönüm civarındadır. Bazı ortaklarımızın ise 300-500 hatta 600 dönüm tarlaları olanlar var. Son dönemde yaptığımız çalışmalarla köyden kente göç olayımız sıfırlandı. Bundan 20-30 yıl önce bölgemizin bazı nedenlerinden dolayı göç olayı çok yoğun şekilde yaşandı. Köyümüzün nüfusu şuan 1500, eğer göç yaşanmamış olsaydı yaklaşık üç katı bir nüfusumuz olacaktı. Şimdi gençlerimiz tarımdan para kazandıkları için bu konu bizde gündemden düşmüş durumda. Arazi toplulaştırmamız yeni gerçekleşti. Desteklemelerin bundan sonra çok daha verimli olacağını düşünüyorum. Kooperatif olarak diğer sivil toplum örgütleriyle olan ilişkileriniz nasıl? Onlardan bir destek görüyor musunuz? Köyümüz Diyarbakır’a 50 km mesafede. Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası özellikle son dönemde kooperatifçiliğe ve kooperatif ilgili birçok çalışma yapıyor. Geçtiğimiz aylarda yurtiçinden Köy-Koop ve AB’de başarılı kooperatif temsilcilerini, üniversitelerden akademisyenleri, yerel yönetimlerin temsilcilerini bir araya getirerek Kooperatifçilik ve tarım ile ilgili panel düzenlendi. Ayrıca, Diyarbakır Belediyesi’nde Yerel Yönetimleri Güçlendirme Daire Başkanlığı kuruldu. Geçtiğimiz günlerde il özel idareden Büyükşehir Belediye’sine devredilen arazileri de tarımsal üretim gelişsin diyerek, toprağı olmayan ihtiyaç sahiplerine parça parça dağıtmaya başladılar. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bölgemize teşvikler ve desteklemeler vermeye devam ediyor. Diyarbakır’da bu desteklemelerle şuanda yüzün üzerinde işletme açıldı. Kooperatifler arası çalışmalarınız var mı? En önemli sorunlarımızdan bir tanesi kooperatiflerimizin ve üst birliklerin arasında iletişim kopukluğunun olması. Genel kurullar dışında bir araya gelemiyoruz. Oysaki bir araya gelip, dayanışmayı sağlamamız, bilgi alışverişinde bulunarak ortak yeni projeler üretmemiz, eğitimler, paneller düzenlememiz gerekiyor. Kooperatif ürünlerimizi tüketiciye buluşturacağımız bir satış mağazası açmayı düşünüyoruz. Burada kendi bölgemizin kooperatif ürünleri ile diğer bölgelerdeki kooperatif ürünlerinin satışını yapmayı planlıyoruz. Köy-Koop Merkez Birliği’nin bu anlamda bizlere destekleri olacağını biliyoruz. Köy-Koop Burdur, Denizli, Isparta, Kastamonu, İzmir Bölge Birlikleri başkanları ile bu konuda iletişime geçtik. Sağolsunlar bu projemize çok olumlu yaklaştılar. Son olarak söylemek istediğiniz şeyler var mı? Ülkemizde kooperatifçiliğin başarıya ulaşması için; siyasi görüşü, dünya görüşü ne olursa olsun kooperatifçiliğin temel ilkelerinde birleşmeliyiz. Kooperatifçilik dosluk ve barışın öncüsü olacaktır. Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız’ın Divan Başkanlığını yaptığı kurula, Nebioğlu Belediye Başkanı ve Tarımsal Kalkındırma Kooperatifi Ertan Aydoğan, Ziraat Odası Başkanı Rıza Çapkın, Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, Köy-Koop Genel Müdürü Turgay Solmaz ve kooperatif ortakları katıldı. Divan’ın oluşturulmasının ardından bilanço ve gelir giderler ibraz edildi. 2014 yılı faaliyet raporunu değerlendiren S.S. Zonguldak İli Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği Başkanı Bayram Cura; “Kooperatiflerin ürettikleri çiğ süt ve diğer ürünlerin pazarlanması konusunda güvenilir kanallar tespit edilmiş, kooperatifler bilgilendirilmiştir. Ortaklarımızın tarımsal desteklerden faydalanabilmeleri için işleyişteki sorunların giderilmesine gayret gösterilmiştir. Çiğ süt kalitesinin artırılması ve kayıt altına alınabilmesi amacıyla Bakanlıkça yayınlanan destekleme kararnamelerinde örgütlü üreticilerin desteklenmesine önem verilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda ortaklar adına 421.807.38 lira çiğ süt desteği ile 296.752.95 lira anaç sığır desteklemesi yasal süresi içinde kooperatif banka hesaplarına aktarılmıştır.” dedi. Köy-Koop Zonguldak Birliği’ne bu güne kadar desteklerini esirgemeyen başta birim kooperatifleri olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Bayram Cura, “Görevde bulunduğumuz süre zarfında, içinde bulunduğumuz sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü bilgi ve gelişmelere ulaşabilmek amacıyla gerekli teknolojik ve personel alt yapınsın kurulmasına öncelik verilmiştir. Öz kaynaklarımızda artış sağlanmıştır. Personele ait her türlü maaş ve sosyal Güvenlik primleri ödenmiştir. Oluşturduğumuz organizasyon sayesinde kooperatifler nezdinde çalışmalar yapılarak, yaşanan idari ve ekonomik sıkıntılar tarafımızca tespit edilmiş, yönetime çözüm önerileri sunulmuştur.” değerlendirmesinde bulundu. Fransa’dan İsrafı Bitirecek Karar »» Fransa’da yürürlüğe giren yeni bir kanunla birlikte, marketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ürünler yardım kuruluşlarına bağışlanacak Fransa’da gıda israfına karşı önemli bir yasa meclisten geçti. Eski Gıda Bakanı Guillaime Garot’un verdiği süpermarket yasalaştı. Yeni çıkan kanunla birlikte Fransa’da süpermarketler satılmayan, son kullanma tarihi yaklaşan gıdaları yardım kuruluşlarına bağışlamak zorunda kalacak. Firmalara 75 Bin Euro Ceza Yasaya göre 400 metrekareden büyük alana sahip olan süper marketler yardım kuruluşlarıyla sözleşme imzalamak durumunda kalacaklar. Yiyeceklerin yardım kuruluşlarına devrini içeren bu sözleşmeye uymayanlar 75 bin euro (Yaklaşık 225 bin TL) para cezası ödeyecek. Yılda Kişi Başı 20-30 Kg Yemek İsraf Oluyor Söz konusu yasayla birlikte 2025 yılına kadar ülkede gıda israfının önüne geçilmesi planlanıyor. Araştırmalara göre Fransa’da yılda kişi başı 20-30 kilogram yemek israf ediliyor. Köy-Koop Haber Haziran 2015 19 Dünyadan Kooperatif G20 Tarım Bakanları İstanbul Hikâyeleri Toplantısının Ardından KOOPERATİFÇİLİK Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN Değerli Kooperatifçi Dostlar, Sizlere 2 yıldır paylaştığımız bu köşede bu sefer, Amerika Birleşik Devletlerinden üçüncü kez hikaye sunacağız. Bir araştırmacının aracılığıyla yayım hizmetlerinin kooperatifler üzerinden nasıl başarılı olarak uygulanabileceğini anlatan bu hikayenin ülkemizdeki hem yayımcılara hem de kooperatiflere iyi bir örnek olması umuyoruz. Bu arada kooperatiflerimize eğitim ve yayım hizmeti ile ilgili sorumluluklarını bir daha hatırlatıyoruz. Mübarek Ramazan Ayınızın, bolluk ve bereket için ailenizle birlikte mutluluk ve huzur içinde geçmesini dileriz. Her Yönüyle Gerçek İyi !!! İşbirliği sanatının ne demek olduğunu, Amerika’nın en büyük organik aile çiftlikleri kooperatifi olan CROPP (Coulee Region Organic Produce Pool) Cooperative) Kooperatifinin her yerinde hissedebilirsiniz. Bu kooperatif hareketi, 700 tane çalışanı ve 1700’ün üzerinde organik aile çiftçisinin bir araya gelmesiyle başlamış. Kooperatif ortakları, tüm dünya vatandaşları adına sorumluluk duygusu ile çalıştıklarını, organik tarım yaptıklarını ve bu ortaklıklarının sonsuza kadar devam edeceğini ifade etmektedirler. Kooperatif işletmelerin temel ilkelerinden biri ‘‘geri verme (risturn)’’ ilkesidir. Bütün kooperatifler, bu önemli rolü çeşitli girişim yollarıyla yerine getirmektedirler. CROOP Kooperatifinin özellikle sevilen girişimlerinden birisi organik tarım eğitimini, araştırmasını ve savunuculuğunu ilerletmeye odaklı büyük bir örgüt olan Organik Tarımı Savunan Çiftçiler Federasyonu (FAFO)’nu oluşturmasıdır. FAFO’yu daha anlamlı kılan şey ise, CROOP ortaklarının katkılarıyla oluşturulan fonlardır. CROPP Kooperatifinin ortakları, 2011yılında organik tarım yapan çiftçileri ve organik tohum üreticilerini korumak amacıyla GDO’lu ürün yetiştiriciliğine karşı yapılan 8 projeyi, 373.966 USD tutarında bir katkıyla finanse etmişlerdir. CROPP ve Vermont Üniversitesi Yayım Hizmeti Birimi (UVM) arasındaki süregelen ilişki, Dr. Heather Darby ‘nin FAFO Komitesine (tamamı çiftçilerden oluşan bir komite) bir çalışma teklifi sunmasıyla başlamıştır. Vermont kentinde doğup büyüyen ve hala kendi aile çiftliklerinde yaşayan Dr. Darby birçok bilim adamından farklı bir yolla araştırmasını ele almaktadır. Akademi içinden araştırma oluşturmak yerine, o ısrarla çiftçilerin kendi fikirlerini öğrenmek istemiştir. Dr. Darby, araştırmalarını nasıl yaptığını şu şekilde ifade etmektedir: “Çiftçilerin bilmek istediklerini dinlerim, nasıl bir araştırma yapabileceğimizi ortaya çıkarmaya çalışırım ve elde edilen sonuçların daha büyük tarımsal toplu- luklarla paylaşılmasını sağlarım. Çiftçilerin bugün sahip oldukları sorulara ve sorunlara cevap vermeye çalışırım.” Dr. Darby’nin bu araştırma prensibi sayesinde, Dr. Darby’nin araştırma fonuna olan ihtiyacı ile Organik Vadi’nin FAFO Fon Programı arasındaki karşılıklı yardımlaşma olabildiğince doğal bir hale gelmiştir. Çalışmanın odak noktası, tahıl ürünlerinin organik süt çiftliklerinde üretilme koşullarını en uygun hale getirmek olmuştur. Çünkü ciddi bir organik yem ihtiyacı sorunu mevcuttur. Organik tahıl üretimi, bazı bölgelerdeki organik süt çiftliklerindeki en büyük yem maliyetini oluşturmaktadır. Bu maliyet, bir çiftliği kurabilecek ya da iflas ettirebilecek kadar önemli bir etkiye sahiptir. New England gibi coğrafi yapının, iklimin ve uygun arazinin bulunmasının güç olduğu kuzey bölgelerdeki çiftliklerde geleneksel tahıl ürünleri (mısır ve soya gibi) yetiştirmede birçok engeller bulunmaktadır. Mera alanlarının yetersiz olduğu kış aylarında veya yetişme mevsiminde mera kalitesini tehdit eden sık kuraklık gibi faktörlerden dolayı, çiftçiler hayvanları için ek yem kaynaklarına sahip olmak zorundadırlar. Bu bölgedeki çiftçilerin, bölgedeki ihtiyaçlarını karşılamaları gerekmektedir. Bu nedenle, olumsuz yetişme şartlarına dayanıklı, yüksek kalitede ürünler üretmenin yanı sıra ek kullanım için hasat ve depolamada yemin kalitesini koruyabilecek koşulları sağlamak zorundadırlar. New England Organik Vadi Çiftçileri, Brent Beidler ve Guy Choniere ile çalışarak; FAFO’dan sağlanan finans yardımıyla; organik tarım yapan çiftçiler ve Vermont Üniversitesi Yayım Hizmet Birimi (UVM), serin iklim koşullarında yıllık çift ürün alabilecek şekilde kaba yem üretimi ve bu yemlerin kalitesini arttırmaya yardımcı olacak çeşitli verimlilik programlarının araştırmasını yapmışlardır. Çiftçilerle işbirliği içerisinde olan üniversitedeki araştırmacılar, kaynakları toplayarak sürdürülebilir ve daha karlı yetiştirme sistemleri üzerinde çalıştıklarını ifade etmişlerdir. Üniversitedeki araştırmacıların çiftçilerle birlikte yapmış oldukları araştırmalar daha gerçekçi ve uygulanabilir olup hem dünyanın hem de çiftçilerin sorunlarına cevap veren araştırmalardır. CROOP Kooperatifinin de çalışma prensibi bu yöndedir. »» Türkiye’nin başkanlığında 15-16 Kasım 2015 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilecek G20 Zirvesi öncesinde hazırlık çalışmaları kapsamında G20 Tarım Bakanları toplantısı 6-8 Mayıs 2015 tarihinde arasında İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplantı G20 tarihinde yapılan ikinci Tarım Bakanları Toplantısı idi. Toplantıda “Sürdürülebilir Gıda Sistemlerinin Tesisi Kapsamında Gıda İsrafı ve Kayıpları” konusu ana tema olarak işlendi. Konu bu yönüyle G20 çerçevesinde dünyada Tarım Bakanları düzeyinde ilk defa gündeme alındı. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler için daha da önem taşıyan israf ve kayıplar tüm yönleri ile değerlendirildi. Dünyada gıda tasarrufu ile doğal kaynakların korunması ve gelecek nesillere daha sürdürülebilir bir çevre bırakılması için alınması gereken önlemler ve izlenmesi gereken politikalar değerlendirildi. Dünyada 805 milyon insanın açlık nedeni ile yaşam mücadelesi verdiği günümüzde 600 milyon insanın obezite problemi yaşaması karşısında gıda israfının önlenmesi ve bu doğrultuda her yıl 1,3 milyar ton üretilmiş gıdanın israf ya da çeşitli sebeplerle kaybedildiği dikkat çekilerek, alınacak tedbirlerle bu miktarın yarısının kazanılması durumunda bile açlık sorunun çözümünde atılacak adımlar ortaya kondu Toplantıya dünya ekonomisinin yüzde 85’ini, küresel tarımsal ekonominin yüzde 70’ini ve dünya nüfusunun üçte ikisini temsil eden G20 Üyesi ülkelerden Türkiye, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, İngiltere, ABD ve AB’den tarım bakanları ile dünya ekonomisinin büyük bölümünde pay sahibi G20 üyeleri yanında Singapur, İsveç, Azerbaycan, Malezya, İspanya Tarım Bakanları ile tarım ile ilgili çalışmalar yürüten FAO, OECD, WTO, WB, IFPRI, WFP, IFAD ve CIHEAM gibi uluslararası kuruluşlardan temsilci davet edildi. Davetli ülkelerden 14 ülke bakan, 6 ülke bakan yardımcısı ya da müsteşar seviyesinde toplantıya iştirak ederken, uluslararası kuruluşlarda başkan, direktör ve uzman düzeyinde katılım gerçekleşti. G20 Tarım Bakanları toplantı sonunda gıda israfı ve kayıpları konusunu ele alan 14 maddeden oluşan ortak sonuç bildirisi yayınladılar. Toplantı sonrasında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker açıklamalar yaptı. Toplantı ve sonuçları ile ilgili hakkında bilgiler verdi. Yaptığı açıklamada Dünyada 7 milyar insanın içinde 800 milyon insanın aç olduğunu, bunun gelecek açısından dünyada bir güvenlik meselesi yarattığını, bunun insani, vicdani meselelerin ötesinde, bir güvenlik meselesi olarak algılanması gerektiğine işaret etti. Tarım Bakanları toplantısında gıda güvenliği ve sürdürülebilir gıda sistemleri konulu bildiri üzerinde mutabakat sağlandığını ifade etti. G20 ülkelerinini gıda güvenliği konusunda önemli sorumluluğu olduğunu düşündükleri için, Türkiye’nin dönem başkanlığında bunun gündeme taşınmasına özel önem verdiklerini vurguladı. Tarım Bakanları platformunun meseleyi gündeminde tutması gerektiğine inanıyoruz dedi. G20’nin tarihinde ilk defa Fransa’nın dönem başkanlığında tarım bakanlarının toplandığını, ülkelerin dönem başkanlıkları içinde gıdayı ve tarımı gündeme getiren ikinci ülke Türkiye olduğunu açıkladı. Bu toplantılarda hedef kitlenin sadece G20 ülkeleri değil, bütün ülkeler olduğuna işaret etti. Üzerinde mutabakat sağlanan bildiri ile özellikle düşük gelirli gelişmekte olan ülkelere yönelik çalışma- çözümünün de ancak küresel girişimlerle sağlanabileceğini, bu nedenle G20’nin önemli bir platform olduğunu ve sorunun çözümünde stratejik bir role sahip olduğunu ifade etti. Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] ların da desteklendiğini belirtti. Bakan Eker, Gıda güvenliği ve küresel açlık sorununun uzun yıllardır uluslararası gündemin önemli maddelerinden birini oluşturduğunu anımsattı. Konunun önümüzdeki süreçte de gündemde olmaya devam edeceğini, Meselenin tek başına üretimden ibaret olmadığını, üretimin aslında bütün dünyayı besleyecek kadar olduğunu, Problemin 1 milyar 300 milyon ton gıdanın israf edilmesi, Bununda daha çok kentsel alanda, tüketicilerde ve gıda sanayisi esnasında olan israf olduğunu, Diğer boyutuyla kırsal alandaki faaliyetlerde hasat esnasında gıda kayıpları söz konusu olduğunu belirtti. Bu iki realite alanından hareketle, tema olarak gıda kayıplarının ve israfının azaltılmasını bildirinin merkezine oturttuklarını açıkladı. Bunun için yapılması gereken işler olduğunu, kayıpların azaltılmasının tarım teknikleri, tarımla ilgili yapılacak altyapı çalışmaları, bilimsel çalışmalar, teknolojik ve buna benzer birtakım tedbirleri gerektirdiğini ifade etti. İsrafla ilgili kamuoyu oluşturulması ve kampanyalar düzenlenmesiyle önemli mesafeler alınabileceğini kaydetti söyledi. Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Eylem Planı oluşturulmasına yönelik ilk adımların atıldığını belirtti. Bakan Türkiye’nin ekmek israfının önlenmesiyle ilgili gerçekleştirdiği kampanya ile önemli tasarruf miktarlarına ulaşıldığını hatırlatarak, İsrafın azaltılması, kayıpların önlenmesi temasının bildirinin omurgasını oluşturduğunu, bildiri ile “Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Eylem Planı” oluşturulmasına yönelik ilk adımların atıldığını açıkladı. Bu çerçevede bildirinin güçlü siyasi mesajı olacağına işaret etti. Bildiri içeriğinin, sonbaharda Antalya’da yapılacak G20 zirvesindeki toplantıda gündeme gelecek konulardan biri olduğunu söyledi. Toplantının somut çıktısı olarak değerlendirilen G20 Tarım Bakanları Bildirisi’nin kasım ayındaki Liderler Zirvesi’nde onaylanmak üzere kabul edildiğini belirtti. Gıda güvenliği küresel boyuttaki en önemli sorunlardan biri olduğunu, Yapılan toplantı ve ortaya konulan görüşler ve varılan sonuçlar başta ülkemiz olmak üzere tüm dünya için önemli bir gelişmedir. Küresel ısınma nedeniyle yaşanan iklim değişiklikleri, üretimde yaşanan sıkıntılar, ekonomik krizler, açlık ve beslenme sorunları tüm dünyanın sorunu haline gelmiştir. Çözüm yine küresel düzeyde bir işbirliği ile çözülecektir. Bu çözümde sadece hükümetlerin değil devlet dışı ulusal ve uluslarası organizasyonlarında katılımı gerekmektedir. Bugün Dünyada geniş bir işbirliği ve dayanışma ortamına ihtiyaç vardır. Dünyanın en büyük sivil toplum örgütü olan Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) konuyu şehirlerde ve kırsalda tüm sektörler ve boyutları itibariyle izlemekte, kooperatiflere G20’nin önemini ve global sorunların çözümünde oynayacağı rolü işaret etmekte, sorunları çözümünde kooperatiflerin rolünün çok iyi ortaya konulmasını istemektedir. Nitekim bu toplantıda ortaya konulan hususların neredeyse tamamında bireylerin kooperatiflerin çatısı altında yapacakları çok şey vardır. Gerek üretim ve tüketimde, gerek şehirde ve kırsalda sosyal ve ekonomik işbirliği şarttır. G20 toplantılarında birçok temsilci ve konuşmacı da ülkelerinde kooperatiflerin yaptıklarını çok iyi dile getirmekte ve kooperatiflerin şehirde ve kırda tüm sektörleri itibariyle rolünü ortaya koymaktadırlar. Sonuç olarak gelinen bu noktada dünya rekabeti ve güç çatışmalarını bir tarafa bırakıp küresel sorunların çözümü için geniş bir katılım, dayanışma ve işbirliğine gitmelidir. G20 son uygulamaları ile bir ölçüde bu ortamı yakalamıştır. Küresel ölçekte iş dünyasının bir parçası olarak kooperatifler ekonomik ve sosyal boyutu ile G20’nin her çalışmasına yer almakta ve sorunların çözümü için katkı vermektedir. G20 Tarım Bakanları Toplantıları önemli platformdur. G20 Türkiye dönem başkanlığında ülkemizde G20 Tarım Bakanları toplantısının yapılması ve dünyanın önemli bir sorunu olan başta gıda güvenliği, beslenme, israf ve iklim değişikliği olmak üzere ilgili birçok konuda G20 Zirvesi için politikalar üretilmesi önemli, yerinde ve başarılı bir çalışma olmuştur. 20 Haziran 2015 Köy-Koop Haber KIRSAL KALKINMA TKDK ile Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Arasında Finansman Protokolü İmzalandı »» Yatırımcıların Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanabileceği kredi üst limiti 10 milyon olacak…. Yatırımcılara hem hibe, hem de faiz desteği sağlamak amacı ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) ile Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği (TKKMB) arasında “IPARD Yatırımları Finansman Protokolü” imzalandı. TKDK adına Başkan Ali Recep Nazlı ve TKKMB adına da Genel Müdür İrfan Güvendi’nin imzaladığı ve yatırımcılara ön finansman sağlanması için TKDK’nca yürütülen “Kırsal kredi mekanizması” çalışmaları kapsamında düzenlenen protokol ile verilecek hibelerden yararlanan/yararlanacak gerçek ve tüzel kişilere, Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılacak ayni ve nakdi kredilere ilişkin usul ve esaslar belirlendi. 17 banka ile protokol imzalandı Bugüne kadar 8 bin yatırımcı ile 3,7 milyar lira yatırım sözleşmesi imzaladıklarını, IPARD II ile yeni bir perspektif geliştirme ihtiyacı duyduklarını anlatan TKDK Başkanı Ali Recep Nazlı, projelerde hak ediş usulüyle girişimciye paralarını verdiklerini, bunun da zaman zaman ön finansman ihtiyacı ortaya çıkardığını,önceki dönemlerde 17 banka ve Tarım Kredi ile protokol imzaladıklarını, protokol kapsamında bugüne kadar 855 milyon lira kredi kullanıldığını söyledi. Ön finansman problemi, Tarım Kredi’nin desteği ile ortadan kalkıyor Nazlı, bu protokol ile bu işbirliğini bir adım daha öteye taşıdıklarını kaydederek “Bundan sonraki süreçte, bir fikri, projesi olan, yatırıma dönüştürmek isteyen insanlarımızın, yatırımının hayata geçmesi yönündeki bir bariyeri daha aşmış olacağız. Ön finansman problemini çok büyük bir oranda Tarım Kredi’nin desteği ile ortadan kaldırmayı planlıyoruz” dedi. Nazlı özetle şöyle devam ett;” 14. çağrıdayız, 5 Haziran’a kadar yatırımcılarımız bize proje sunabilirler. Bu protokol de bugünden itibaren geçerli olacak. Üst hibe limitimiz 3 milyon Avro, bunun yüzde 50-65’ine kadarını hibe veriyoruz, gerisini yatırımcı karşılıyor. Tarım kredi hem hibenin ön finansmanında, hem de yatırımcının öz sermaye kısmında hibe verebilecek. 13. çağrımızla ilgili 20 Mayıs’ta sözleşme imzalayacağız, onlar da bu krediler için hemen başvurabilirler, yatırımı devam edenler de başvurabilir.” Tarım Kredi 1.800 noktada hizmet veriyor Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürü İrfan Güvendi de,Tarım Kredi’nin 1.800 noktada hizmet verdiğine vurgu yaparak, “Tarım Kredi olarak, finansman ihtiyacını karşılamanın yanında, ortaklarımızın hem yatırım sürecinde, hem de yatırım bittikten sonraki süreçte bunun sürdürülebilirliği için neler yapacağımız konusunda da gayret göstereceğiz.Bu projelerin finansman ayağında yatırımcıların yanında olacağız, birlikte olacağız, destekçileri olacağız. Genç istihdamını artırmak için, bu yatırımların yapılması önemli Zaten bu konuda TKDK’nın da 5 yıl işletmeyi takibi söz konusu. Yatırım bittikten sonraki süreçte de, yatırımlarını geliştirme konusunda girdi ihtiyaçlarının karşılanması ve çıktılarının değerlendirilmesi konusunda işbirliklerimizi devam ettireceğiz” diye konuştu. Projelerinin istihdam açısından da önemli olduğunu ifade eden Güvendi, özellikle genç istihdamını artırmak için bu yatırımların yapılmasının önemli olduğunu kaydetti. Organik Tarım Destekleme Ödemesinde Değişiklik »» Organik tarım desteklerinden yararlanacak çiftçilerin, 2015 yılına ilişkin Organik Tarım Bilgi Sistemi (OTBİS) ve Çiftçi Kayıt Sisteminde (ÇKS) yer alan bilgilere göre hak edişlerin gösterildiği belgeleri (icmal) alma süresi 1 ay uzatılarak, 15 Haziran 2015'e çekildi. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Organik Tarım Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (2015/18), 14 Mayıs 2015 tarih ve 29355 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, organik tarım desteklerinden yararlanacak çiftçilerin ve ödemeye esas arazilerin, 2015 yılına ilişkin OTBİS ve ÇKS'de yer alan bilgilere göre hak edişlerin gösterildiği belgelerin alınması için 15 Mayıs 2015 olarak belirlenen süre 1 ay uzatıldı. Böylelikle OTBİS'de ve ÇKS'de 2015 üretim yılında kayıtlı olma şartı kesin icmallerin alınış tarihi 15 Haziran 2015'e ertelendi. Sıfır veya indirimli faizli kredi de kullandırılabilecek Yatırımların maksimum %65’i, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti eş finansmanından oluşturulan IPARD Programı Fonundan karşılanıyor. Söz konusu protokol ile yatırımcılara, TKDK’nın sağlayacağı desteklere ek olarak, Tarım Kredi Kooperatiflerinden Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında, sıfır veya indirimli faizli kredi kullandırılabilecek. Yatırımcıların Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullanabileceği kredi üst limiti ise 10 Milyon TL olacak. Tarımsal girdiler hesaplı alınabilecek IPARD Programından faydalanan proje sahiplerinin yatırımlarının sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla, tarımsal faaliyetlerinde kullanacağı tarımsal girdiler de, Tarım Kredi Kooperatiflerince peşin veya kredili olarak karşılanacak. Tarımsal girdilerin kredili olarak sağlanması durumunda, yatırımcı 0 – 7,5 arasında faiz oranlarından yararlanabilecek. Bilgilendirme ve eğitim programı da düzenlenecek Bunun yanında, protokol ile TKDK ve TTKMB, yatırımcıların IPARD Programından nasıl ve neden yararlanması ile ilgili bilgilendirme ve eğitim programı düzenlenmesi konusunda da işbirliği yapacak. Ortak amaç, AB hibelerinden maksimum seviyede ve uygun finansman ile yatırımcılara daha fazla imkân yaratılarak, yeni iş yerleri açmak, istihdam sağlamak ve kırsaldaki üretimi değerlendirmek. Halim Utlu Stratejik Hedeflerimiz »» Türkiye’de sanayileşme çabaları Cumhuriyetle birlikte başladı ve Şeker fabrikaları, çimento fabrikaları, tekstil yani Sümerbank, Tekel işletmeleri gibi pek çok işletme açıldı. Bu işletmelerin ana girdilerine bakıldığında kırsal kesimde üretilen veya ülkenin iklim koşullarında üretilmesi mümkün olan tarımsal ürünler olduğu görülecektir. Büyük işletmelerin olmadığı ya da çok az olduğu, daha çok küçük işletmelerin yaygın olduğu bu dönemde kırsalda yaşayan nüfusun ürünlerini satabileceği bu işletmeler Türkiye ekonomisinin bir dönem temel ayağını oluşturdu. Bugün hakkında bir çok teoriler üretilen, projeler yapılan kırsal kalkınma dediğimiz kavram o zaman sanayileşme adı altında ama bütüncül bir yaklaşımla kırsal üretimle entegre edilmiştir. Tarımsal ürün üretiminden tarıma dayalı sanayi üretimine girdi sağlanması üreticinin ürününü satabileceği alan yaratılmasını sağlamıştır. İkinci dünya savaşı yıllarını bir yana bırakırsak 1960’lara kadar tarımın desteklenmesine önem verildiğini söyleyebiliriz. 1960-1980 arası Türkiye çalkantılı yıllara rağmen çok büyük yatırımları gerçekleştirebilmiştir. Demir çelik fabrikaları, rafineriler, alüminyum tesisleri, petro-kimya yatırımları bir ülke ekonomisinde önemli yeri olan sanayi kollarıdır. Kabul etmek lazım ki bu dönemde kırsaldan kentlere ciddi göç yaşanması kent yönetimlerinin hazırlıksız, alt yapının yetersiz olması kentlerde sorunların artmasına neden 1980 sonrası kapalı ekonomiden çıkan ülkemiz dünyayla adım adım entegre olma yoluna girince dış tehditlerin sadece askeri olmadığı ekonomik tehditlerin de ülkeleri ciddi anlamda tehdit ettiğini hissetmeye başlamıştır. 1980’den beri ülkede sürükleyici sektör ağırlıklı olarak inşaat sektörü olmuştur. 17 farklı sektörü de canlandırdığı bilinen inşaat sektörü iç piyasada canlanmanın temeli olmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada inşaatın öncü sektör olmaması gereklidir. Bunun nedeni herkes tarafından bilindiği üzere büyümeyi daha ileri taşıma şansı yoktur. Şimdi, yıllar önce belki hiç düşünmediğimiz konular karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizin Jeopolitik durumunun sağladığı avantajlar yeni fırsatlar yaratmaktadır. Örneğin enerji sektö- Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] ründe taşıma hatlarının geçmesi tek başına büyük gelir sağlamasa bile etkileri açısından Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Farklı dinamiklerin ortaya çıkması bu etkileri dikkate alan uygun gelişme stratejileri yerel, bölgesel ve ulusal kalkınma planlarında tarım, tarıma dayalı sanayi, imalat sanayi ve hizmet sektörüne bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir. Yani birbirinden kopuk stratejilerle ülkenin ihtiyacı olan sinerji yaratılamaz. Yerelden yukarıya doğru bölgesel ve ulusal gelişme stratejileri yenilenmelidir. Yerel ve ulusal markaların yaratılmasına ve bunların dünya piyasalarına açılmasına dünya markası olmasına önem verilmelidir. Diğer taraftan ihracatta kazanılan mevzileri kaybetmemek, ürün çeşitlenmesini artırarak yeni pazarlar edinmek temel felsefe olmalıdır. Dünya Bankası’nın yaptığı bir çalışmaya göre, doğrudan gelişmekte olan ülkelerin olmasa da 2008’de dünyada yaşanan krizde gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında dış satışlarında gerek ürün çeşitlenmesi ve gerekse ülke çeşitlenmesi geniş olan ülkelerin krizden daha az etkilendikleri, dünya ticaretinde mal akımının güneyden kuzeye artış gösterdiği görülmektedir. Dolayısıyla stratejilerin dışarıya mal satmak üstelik değer yaratıp satmak üzerine kurulu olması gerekmektedir. Yeni fırsatlar, geldiğimiz yer ve ulaşmak istediğimiz konumu dikkate alarak Türkiye’nin yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyacı vardır. Sanayisinde, tarım sektöründe veya hizmet sektöründe olsun sadece verimlilik artışı sağlayarak belki ekonomisi kısmi bir gelişme gösterse bile daha büyük ataklar için buna ihtiyaç vardır. Bitkisel Üretim Destekleme Başvuruları Başladı »» 2015 Üretim yılı içinde Çiftçi Kayıt Sistemi'nde (ÇKS) kayıtlı olan ve desteklerden faydalanmak isteyen çiftçiler, 27 Mayıs 2015 itibariyle başvuruları başladı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının "Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, Türkiye'de bitkisel üretimi arttırmak, kaliteyi yükseltmek, sürdürülebilirliği sağlamak ve çevreye duyarlı alternatif tarım tekniklerinin geliştirilmesine yönelik, çiftçilere destekleme yapılmasına ilişkin usul ve esaslar belirlendi. Tebliğ, bu yıl yapılacak mazot, gübre ve toprak analizi desteği, sertifikalı tohum kullanımı desteği, sertifikalı tohum üretimi desteği, sertifikalı fidan-çilek fidesi ve standart fidan kullanımı desteği, iyi tarım uygulamaları desteği, organik tarım desteği, Türkiye tarım havzaları üretim ve destekleme modeline göre yağlı tohumlu bitkiler ve hububat baklagil fark ödemesi desteği, ilave sözleşmeli üretim desteği, yem bitkileri üretim destekleme ödemesi başvuru dilekçesiyle başvuru yapacak. üretimi desteği ödemeleri ile uygulamalarda görev alacak kurum ve kuruluşların belirlenmesi, tarımsal faaliyette bulunan çiftçilere yapılacak destekleme ödemelerine ilişkin usul ve esasları kapsıyor. Üretim yılı içinde ÇKS'ye kayıtlı olan ve desteklerden faydalanmak isteyen çiftçiler, ÇKS’de kayıtlı oldukları il veya ilçe müdürlüklerine bitkisel İl Özel İdaresi, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Büyükşehir Belediyeleri ve Köylere Hizmet Götürme Birliği gibi kamu veya kamu yararına çalışan kuruluşlarca finanse edilerek çiftçilere dağıtılan destek miktarı, çiftçilere verilecek toplam destek miktarından düşülmeyecek. Benzeri durumlarda kurumlara kesilmiş fatura ekinde dağıtımı yapılan çiftçilere ait miktar bilgilerini gösterir onaylı liste halinde dosyaya eklenerek destekten yararlandırılacak. Patates siğili hastalığı görülen illerin karantina tedbiri uygulanan alanlarında ilave destekten yararlanmak isteyen çiftçiler, destekleme talep formu ile patates siğili ilave destek talep formu ile ÇKS’ye kayıtlı oldukları il veya ilçe müdürlüğüne başvuracak. Köy-Koop Haber Haziran 2015 SAĞLIK Tansiyon Hastaları Sıcak Havaya Dikkat! »» Aşırı sıcakları yaşayacağımız yaz dönemine girdiğimiz bu günlerde, özellikle tansiyon hastalarının gerekli önlemleri almaması durumunda tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilmekte. Aşırı sıcaklarda oluşabilecek sıvı kaybı kalbin iş yükünü artırarak, kan basıncını da arttırabilen bir faktördür. Bu nedenle sıvı kaybına bağlı olarak yatkınlığı olan kişilerde hipertansiyon ortaya çıkabilir veya mevcut yüksek tansiyon daha da yükselebilir. Özellikle 65 yaş ve üzerinde olanlarında sıcak havalarda gece tansiyonlarında artış olmaktadır. Bu nedenle sıcak havalarda tansiyon ilaçlarının kullanımına ara vermemek, kişinin tansiyonunu ideal aralık arasında tutmaya yarayan ilaç tedavisine aynı şekilde devam etmek gerekir. Yüksek tansiyon beyin kanaması riskini artırıyor Yaz aylarında görülen aşırı sıcaklar, havanın kuru olması, terin buharlaşmasını sağladığından vücut ısısının düşmesine de yardımcı olurken; nemli havalarda vücut, ısısını dengeleyemediğinden kan basıncı artmaktadır. Bu nedenle nemli havalar yüksek tansiyon hastaları için uygun değildir. Belirtilere dikkat! Yazın aşırı sıcaklarda beyin kanamasına yol açabilen tansiyon genellikle ağrıyla belirti veriyor. Enseyle, başın birleştiği yerde şiddetli ağrı ortaya çıkıyor ve başın arkasına yayılıyor. Tansiyonun yükselmesine bağlı beyin kanaması oluştuğunda insanların yaşamlarında hissettikleri en şiddetli baş ağrısını hissediyorlar. Ağrı ile beraber hasta bilinç kaybına da uğrayabilmektedir. Bu belirtiler olduğunda acilen hekime başvurmak gerekmektedir. Yüksek tansiyon hastalarının yaz aylarında alacakları önlemler şöyle; • Güneşin dik olarak geldiği saatlerde ( 11.30 - 18.00 ) güneş altında uzun süre kalınmamalıdır. • Güneşe çıkılacak zamanlarda özellikle baş bölgelerinin korumasına özen gösterilmelidir. • Artan su ihtiyacı uygun ölçülerde giderilmeli, şiddetli baş ağrısı önemsenmelidir. (Şiddetli baş ağrısı olduğu durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır.) • Tansiyon ilaçları düzenli hekimin verdiği talimatlar doğrultusunda düzenli olarak kullanılmalıdır. • Tansiyondaki iniş çıkışlar ölüm riskini de beraberinde getirdiğinden, uzman doktor gözetiminde gerekli ölçümler düzenli olarak yaptırılmalıdır. • Hipertansiyonun en önemli hedef organı kalp olduğu için her hipertansif hasta en az 6 ayda 1 kez sağlık kontrolünden geçmelidir. LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesi açıldı »» LÖSEV Onkoloji Kenti ve LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesi, düzenlenen çeşitli etkinliklerle açıldı. Ankara’da bulunan hastane tüm kanser hastalarına ücretsiz hizmet verecek. LÖSEV Başkanı Üstün Ezer, açılışta yaptığı konuşmada, LÖSEV’in 16 yıl önce bir masa ve bir sandalye ile kurulduğunu ve devlet desteği almadan bugünlere ulaştığını söyledi. Gelinen süreç sonrasında Onkoloji Kenti ve tüm branşların yer aldığı LÖSANTE Hastanesi’nin açılmasından dolayı çok mutlu olduğunu belirten Ezer, “Tüm Türk halkının tuğla tuğla ördüğü, mühendisi, taşeronu, işçisi ile büyük emek sarf edilerek yapılan bu binalar, bir anıt bir mabet gibi tarihe geçecektir” dedi. Ezer, yüzde 20 olan kanserden iyi- leşme oranını yüzde yüze çıkartmayı hedeflediklerini de belirtti. Otizmin Farkında mısınız? »» Otizm hastası birini tanıyor musunuz? Çevrenizde, arkadaşınızın, kardeşinizin, uzaktan akrabanızın veya bir tanıdığınızın otistik çocuğu olabilir. Dünyada otizm spektrum bozukluğunun görülme sıklığının 88’de bir olduğunu biliyor muyuz? Dolayısıyla, ülkemizde de her 88 çocuktan birinin bu spektrum bozukluğundan etkilendiği düşünülmektedir. Ayrıca, otizmin erkek çocuklarındaki yaygınlığı, kızlardan 4 kat fazladır (Her 54 erkek çocuktan birini ve 252 kız çocuğundan birini etkilediği kabul edilmektedir). Ülkemizde yaklaşık 650 bin kişinin otizm olduğu tahmin edilmekte. Otizm, beyin duyarlılığından kaynaklanan bir hastalık. Anne ve babadan gelen sorunlu genetiğin dışında anne adaylarının yaşadığı stresli bir hayat, beslenme özellikleri ve vücudunda ağır metallerin bulunuşu beyin duyarlılıklarına neden olmakta. Otizmi tamamen ortadan kaldıracak bir ilaç veya tedavi yok, ancak erken yıllarda tanı konduğunda ve müdahaleye başlandığında, bazı problemlerde azalma ve uyumda artma gözlenmektedir. Örneğin kendi kendine tuvalete gitmeyi, yemek yemeyi, konuşmayı öğrenebilirler. Bazıları ise daha ileri düzeyde hayata dahil olabilirler. Tedavinin ana hedefi, çocukların problemlerini azaltmak, davranışları yönetmek, temel becerileri kazandırmak ve sonuç olarak daha bağımsız yaşayabilmelerini sağlamaktır. Çocuğunuz otistik olabilir mi? Her çocuğun sosyal etkileşim ve iletişim becerileri aynı hızda ve aynı düzeyde gelişmeyebilir. Bu süreçte çocuğun mizacı, zihinsel ve fiziksel gelişimi, çevreden gelen sosyal uyaranların yoğunluğu ve uygunluğu gibi birçok etken rol oynar. Bu etkileşim sonucunda kimi çocuklar yaşıtlarının çoğundan “farklı” ya da “tuhaf” olarak nitelenen ilişki tarzları ya da ilgi alanlarına sahip olabilirler. Elbette her “farklı” ya da “tuhaf” olan otistik değildir. Ancak çalışmalar ebeveynlerin, özellikle de annelerin “yolunda gitmeyen bir şeyler var” hissinin % 80 olasılıkla doğru olduğunu göstermekte. Gelişim basamaklarına dikkat… İnsan yavrusu iletişim kurma ve sosyalleşme becerisi ve ihtiyacı ile doğar. Yaşamın daha ilk günlerinde bebek ile dış dünya arasında başlayan ilişki sürekli gelişir ve çeşitlenir. Sağlıklı gelişmekte olan 3 aylık bir bebek insan yüzüne ve sesine ilgi gösterir. 6 aylık bebek keyiflendiğini ya da rahatsız olduğunu yüzü ve bedeni ile ifade edebilir. 8-9. aylarda baş-baş yapabilir, el çırpabilir, heceleri tekrar ederek sesler çıkarabilir. 1 yaşında annebaba diyebilir, işaret parmağı ile bir cismi gösterebilir, işaret edilen yere bakabilir. 2 yaşındaki bebek 2 kelimeli basit cümleler kurabilir, taklide dayalı oyunlar oynayabilir. Otistik bozuklukta bu gelişim basamaklarında aksama gözlenir. Bebek bu becerilerinden bazılarını hiç geliştirememiş olabileceği gibi kimi durumlarda kazanılan becerilerde gerileme, kayıp gerçekleşebilir. Bebeğiniz 6 aylık olduğu halde sizi tanımıyor, gülümsemiyorsa; 1 yaşını geçtiği halde işaret ile göstermiyor, ce-e, fışfış kayıkçı gibi oyunları oynamıyor, anlamlı 1-2 kelime söylemiyor, adı ile seslenildiğinde bakmıyor, göz teması kurmuyorsa; 2 yaşını geçtiği halde oyuncaklarla amaca uygun şekilde (oyuncak bebeğe yemek yedirir gibi, uçağı uçurur gibi), taklide ve kurmacaya dayalı oyun oynamıyor, çevresinde olup bitenle ilgisiz görünüyor, bir ilişki ihtiyacı göstermiyorsa gelişim basamaklarında bir sorun yaşandığını düşünmek gerekir. Otistik bozukluğu olan çocuklarda bu gelişimsel aksamaya ek olarak anlamsız el çırpma, sallanma, dönme gibi tekrarlayıcı hareketler de gözlenebilir. Sık rastlanan belirtiler ara- Göze İyi Gelen Öneriler sında gündelik rutinlerine katı biçimde bağlı olma, değişikliğe aşırı tepki gösterme, dokunma, ses, acı gibi duyusal uyaranlara çok az ya da çok fazla yanıt verme sayılabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin çocuklarında bulunduğunu düşünen annebabaların zaman geçirmeden bir uzmana başvurması önemli. Böylece gelişimdeki sorun ve derecesi belirlenebilir, durumun otistik bozukluğa işaret edip etmediğinin saptanabilir ve uygun tedavi seçenekleri oluşturulabilir. Tedavi ve eğitim yaklaşımları nasıl olmalıdır? Tedavide amaçlanan çocuğun yaşına uygun iletişim becerilerini geliştirmesini sağlamaktır. Bu amaçla sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik özel eğitim programları, dil ve iletişim terapileri olabildiğince erken dönemde başlatılmalı. Ailenin çocuğun iletişim tarzını kavramasına ve geliştirmesine yardımcı olacak eğitim ve destek sağlanmalı. Duyuların düzenlenmesine ve bedensel aktivitelere dayalı terapiler, dans ve müzik çalışmaları yararlı olabilmekte. Otizmle birlikte görülen davranış ve dikkat sorunları da yükü ağırlaştıran, eğitime uyumu ve katılımı bozabilen durumlar arasında. Bu sorunlara yönelik ilaç tedavilerinin olumlu etkilerini ortaya koyan çok sayıda bilimsel çalışma mevcut. Erken teşhis çok önemli Erken tanı, zamanında ve uygun müdahale ve düzenli takip tedavi sonucunu etkileyen çok önemli faktörler. Otizmli bireylerin topluma kazandırılmasında bugün için kabul edilmiş en önemli yöntem, erken yaşta verilmeye başlanan bireyselleştirilmiş özel eğitimdir. Özel eğitim alan otizmli çocukların sosyal yönlerinin geliştiği, iletişim becerilerinin arttığı ve takıntılı davranışlarının azaldığı bilinmektedir. Sevgi, sabır ve anlayışla sürdürülen eğitimlerle desteklenen otizmli çocuklar, akranlarının sahip oldukları becerileri edinerek toplumda yerlerini alabilmektedirler. »» Tüm dünyada görülen, sinsice ilerleyen, körlüğe bile neden olabilen göz tansiyonu (glokom), milyonlarca insanın sağlığını tehdit ediyor. Dt. Coşkan ARAS DERTLİ KOCA Diş hekimi, kadın hastasının ağzını muayene ederken daha önceden tespit ettiği tümöre benzeyen oluşumların büyüdüğünü görür ve dışarıda bekleyen kocanın yanına gelir: 21 - Kitleler büyümüş, doğrusunu isterseniz karınızın durumunu hiç beğenmiyorum!!! - Ah Doktor bey!!! Ya ben? Ben yıllardır beğeniyorum mu sanıyorsunuz? Tedavi edilebilir körlüklerin nedenleri arasında ilk sırayı alan glokom, özellikle 50’li yaşlarda daha fazla görülüyor. Bilim insanları; 40 yaşın üzerindekiler, ailesinde glokom bulunanlar, hipertansiyonu, şeker ve damar hastalığı olanların yanı sıra uzun süreli kortizon tedavisi alanlar daha fazla risk altında olduğu bilgisini veriyorlar. Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, dünyada birçok insanı etkileyen ve yaygın olarak görülen bir göz hastalığıdır. Görme sinirine hasar vererek körlüğe neden bile olabilir. Göz, beslenmesini göz içinde bulunan ve gözün bütünlüğünü sağlayan sıvılar aracılığı ile gerçekleştirir. Göz tansiyonu sinsi bir hastalıktır ve Göz sağlığı için önerilecek yiyecekler erken dönemde herhangi bir belirti vermez. Hastalık yavaş yavaş ilerlediği için görme alanında ki azalma ve kayıp, hasta tarafından çok çabuk fark edilmez. Erken teşhis hastalığın ilerlemesini durdurabilir fakat bunun içinde düzenli olarak göz muayenesi olunması gerekir. En başta A vitamini geliyor. Bu nedenle A vitamini deposu olan havuç, ıspanak ve portakalı sıkça tüketmekte fayda var. Göz tansiyonunun gelişiminde beslenme şeklinin ve vitamin eksikliğinin bir rolü olmasa da meyve yemeyi ihmal etmemek gerekiyor. Göz tansiyonu çevresel faktörlerden çok ailesel faktörler ve bir takım göz hastalıklarına ikincil olarak gelişir. Ama dikkat etmeniz gerekenler yok değil. Her şeyden önce B12 vitaminini azalttığından sigara kullanımında uzak durmak gerekiyor. Şeker ve şekerli besinlerden, yağlı yiyeceklerden kaçınmak da büyük önem taşıyor. 22 Haziran 2015 Köy-Koop Haber ETKİNLİKLER HAZİRAN AYI TARIM TAKVİMİ HAZİRAN-TEMMUZ 2015 TARIM FUARLARI TAKVİMİ 10.06.2015 – 11.06.2015 SNACKEX Gıda, Gıda İşleme, İçecek, Teknoloji ve Endüstrileri İhtisas Fuarı İstanbul Kongre Merkezi Boyut Fuarcılık 11.06.2015 – 14.06.2015 Mersin Narenciye Fuarı Lojistik, Taşımacılık, Depolama, İstifleme Makineleri, Ambalaj Makine ve Ekipmanları, Tartım Sistemleri, Boylama ve Mumlama Makineleri, Forum Fuarcılık 11.06.2015 – 13.06.2015 REW İstanbul 2015 11.Uluslararası Geri Dönüşüm, Çevre Teknolojileri ve Atık Yönetimi Fuarı Katı Atık, Su Ve Atık Su, Arıtma Çamurları, Atık Gaz, Enerji, Genel Ekipmanlar, Kentsel Çevre Temizlik Araç ve Gereçleri, Ölçme ve Ayar Teknolojileri, Hizmet ve Servis, Gürültü, Kaza Önleme ve İş Güvenliği, Ar-Ge İFO İstanbul Fuarcilik 11.06.2015 – 13.06.2015 VIV TÜRKİYE 2015 Tavukçuluk Teknolojileri Uluslararsı İhtisas Fuarı Besleme, Sulama Sistemleri, Yem Hammedeleri ve Makinaları, Hayvan Sağlığı, Hijyen, Çiftlik ve Ticari Araçları Ajansasya Fuarcılık TARLA ZİRAATI a) Genel olarak toprak sürümü bitmiş olmalıdır. Ancak, Sonbahar ekimleri için toprak sürüldüğü gibi, anızlar bozularak da ikinci mahsul ekimi için toprak hazırlanır. Bazı bölgelerde ikileme ve üçleme yapılır. b) Bazı bölgelerde de geç kalınmakla beraber tütün, ayçiçeği pamuk gibi mahsullerle ikinci mahsul olan mısır, bostan, fasulye, turp ekimleri yapılır. c) Her türlü mahsulde çapa, sulama, ot alma, boğaz doldurma ve diğer bakım işleri yapılır. d) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele devam eder. e) Hububatta hasat ve harman işleri devam eder. Mahsüller ambarlanır ve saklanır. MEYVECİLİK a) Bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlenir. Bazı bölgelerde bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlemesi sürüm ve belleme devam eder. b) Dikim işleri bitmiştir. c) Ilık bölgelerde sürgün göz aşısı başlar. Budama bitmiştir. Ancak bazı bölgelerde mücadele amacıyla kanserli dallar kesilir.Uç alma devam eder. Sulama, çapa ve her türlü bakım sıkı bir şekilde ay boyunca yürütülür. Meyvelerde seyreltme yapılır. d) Meyve ağaçlarnıda görülecek her türlü hastalıklara karşı mücadele yapılır. a) Geceleri hayvanlara barınak yeri olan ahırlarda temizlik, dezenfeksiyon ve diğer bakım işleri devam eder. SEBZECİLİK b) Hayvanlar genel olarak meralarda beslenirler. Yeni doğan yavrulara kepek, yulaf ezmesi, fiğ ve yonca verilir. Kırkım devam eder. c) Süt işlemesi ve değerlendirilmesi devam eder. d) Meralar hayvanların devamlı bulunacağı yer olduğundan münavebeli otlatma yapılmalıdır. Çayır ve yem bitkilerinin hasadı, kurutulması ve depolanması devam eder. e) Her türlü hayvan hastalık ve zararlılarına karşı mücadele edilir. TAVUKÇULUK a) Serin bölgelerde sebze ekilecek toprakların hazırlığı ay başında bitmelidir. a) Kümeslerde bakım ve temizlik işleri devam eder. b) Her türlü sebze tohumu ve fide ekim ve dikimleri bu ay bitirilir. İkinci mahsul olarak ekilecek sebzeler ile Sonbahar turfandası sebzelerin ekimleri yapılır. b) Kuluçka işleri ayın başında biter. Tavuklara yeşil yemlerden başka takviye amacıyla diğer yemlerden de verilir. Özellikle civcivlerin beslenmelerine önem verilmelidir. c) Sebzelerde çapalama, uç alma, koltuk alma, sulama ay boyunca devam eder. Gübreler sulama ile şerbet halinde verilir. Boğazlar doldurulur, çeşitli sebzeler sırıklara alınır ve hereklere bağlanır. c) Çeşitli tavuk hastalıklarına karşı mücadele edilmeli ve tavukların gezindikleri yerler kireçlenmelidir. ARICILIK a) Bal ile dolmuş çerçeveler alınarak yeni boş çerçeveler konulur. Kovanlarda bakım ve temizlik devam eder. d) Her türlü sebze hastalık ve zararlılarına karşı mücadele devam eder. e) Her çeşit sebze hasadı başlar. Sebzeler ambalajlanarak piyasaya arz edilir. Bazıları yerinde salça, konserve, turşu, kurutma, reçel şeklinde değerlendirilir. Domates suyu çıkarılır. b) Her türlü hastalığa karşı mücadele devam eder. c) Bazı bölgelerde bal hasadı başlamıştır. BAĞCILIK a) Bazı bölgelerde toprak işlemesi ve gübreleme devam eder. b) Bağlarda sulama, uç alma, boğaz açma, çapalama, hereklere bağlama ve diğer bakım işleri devam eder. c) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele yapılır. Ay sonuna doğru turfanda üzümler hasat edilmeye başlanır. Piyasaya arz edilir. KONGRE & SEMPOZYUM Mevzuat ▶▶ 30 Nisan 2015 Tarihli ve 29342 Sayılı Resmî Gazete, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Tarıma Dayalı Ekonomik Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (No: 2015/16) 28.06.2015 – 06.09.2015 84. İzmir Enternasyonal Fuarı Sağlık, Gıda, Otomotiv, Ticari Araç, İş Makineleri, Genel Makine, Mobilya, Finans, İletişim Teknolojileri ve Telekomünikasyon Izfas Fuarcılık 22.07.2015 – 26.07.2015 ▶▶ 3 Mayıs 2015 Tarihli ve 29344 Sayılı Resmî Gazete, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı Kapsamında Bireysel Sulama Makine ve Ekipman Alımlarının Desteklenmesi Hakkında Tebliğ (No: 2015/13) Edirne Gıda, Tarım, Hayvancılık, Sanayi Fuarı Traktör ve Tarım Ekipmanları, Otomobil, Beyaz ve Kahverengi Eşya, Elektronik Aletler, Tarım ve Hayvancılık Teknolojileri, İşlenmiş Gıda Ürünleri Renkli Fuarcılık ▶▶ 4 Mayıs 2015 Tarihli ve 29345 Sayılı Resmî Gazete, Bitki Karantinası Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 05.07.2015 – 09.07.2015 Çorlu Tarımtech 8. Çorlu Tarım Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama Teknolojileri Fuarı Tarım, Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama ve Seracılık Teknolojiler,Traktör ve Ekipmanları, Depolama Sistemleri,Soğutma, Havalandırma Renkli Fuarcılık ▶▶ 6 Mayıs 2015 Tarihli ve 29347 Sayılı Resmî Gazete, 4572 Sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanunun Geçici 5 inci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esasların Belirlenmesine Dair Tebliğ 30.07.2015 – 12.08.2015 5. ULUSLARARASI HALI FUARI Ev Tekstili, Halı, Yan Sanayi Ürünleri Antalya Fuar Merkezi Marka Fuarcılık Türkiye’de 24 saat esasıyla hizmet veren tek Merkez olan Ulusal Zehir Danışma Merkezi, zehirlenmeler hakkında size bilgi verir... HAYVANCILIK e) Ilık bölgelerde her türlü meyve hasadı başlar ambalajlanarak piyasaya sevk edilir. Bazı meyvelerde kurutularak değerlendirilir. ▶▶ 12 Mayıs 2015 Tarihli ve 29353 Sayılı Resmî Gazete, Hayvancılık Desteklemeleri Hakkında Uygulama Esasları Tebliği (No: 2015/17) Haziran 2015 Tarım Bulmacası Çözümü Soldan-Sağa: 1- Çeridomatesi 2- Alamet... Kalas 3- Rakam... Dikili 4- Km... Satım 5- İsa... İle... Ml 6- Sasi... İta 7- Ti... Rami... Tank 8- Oran... Klima 9- Kast... Arama 10- Da... Aa... Canel 11- Ai... Dingin... Re 12- Patates... Ptt Yukarıdan Aşağıya: 1- Çarliston... Ap 2- Ela... Sair... Dia 3- Rakkas... Aka 4İmam... İrna... Da 5- Dem... Sait 6- Ot... Elim... Tane 7- Etik... Gs 8- Akis... Laci 9- Takas... Tiran 10- Elit... Saman 11- Salım... Namert 12- İsimlik... Alet ▶▶ 14 Mayıs 2015 Tarihli ve 29355 Sayılı Resmî Gazete, Organik Tarım Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2014/45)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/18) ▶▶ 14 Mayıs 2015 Tarihli ve 29355 Sayılı Resmî Gazete, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilere İlişkin Yönetmelik ▶▶ 15 Mayıs 2015 Tarihli ve 29356 Sayılı Resmî Gazete, Su Ürünleri Tescil Komitesi Kararı ▶▶ 15 Mayıs 2015 Tarihli ve 29356 Sayılı Resmî Gazete, Ölçü ve Ölçü Aletleri Muayene Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 20 Mayıs 2015 Tarihli ve 29361 Sayılı Resmî Gazete, Havza Yönetim Heyetlerinin Teşekkülü, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ ▶▶ 24 Mayıs 2015 Tarihli ve 29365 Sayılı Resmî Gazete, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Destekleme Tebliği (No: 2015/20) ▶▶ 27 Mayıs 2015 Tarihli ve 29368 Sayılı Resmî Gazete, Bitkisel Üretime Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2015/21) ▶▶ 27 Mayıs 2015 Tarihli ve 29368 Sayılı Resmî Gazete, Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar 2015 Yılında Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Kararın Uygulama Tebliği (No: 2015/23) Köy-Koop Haber Haziran 2015 SPOR-TARIM BULMACA 23 Balkonsuz Ev Göbeksiz Erkek Olmaz mı? »» Tembellerin göbek için kullandıkları, atasözlerinin başlılarından biri ‘Balkonsuz ev, göbeksiz erkek olmaz’ dır. Bir de buna, daha da mizahi bir yön katmak için kullandığımız “Türk kası” benzetmesi, işi sulandırmanın tavan noktasıdır… Konuyu daha rahat anlamanız için “Göbek” konusunu destekleyenlerin, kutsal sözlerinden paylaşmak istediklerim insanı sadece acı acı güldürmekten öteye gitmiyor: • Büyük göbek yoktur, dar tişört vardır. • Göbek bana yakışıyor. • Zengin gösteriyor. • Kemiklerim iri. Züğürt tesellisi sayılabilecek bu sözlerin altında yatan sadece tembelliktir. Her gün azar azar bedenimize eklediğimiz fazlalıklar, bazen balkon, bazen de kaçak kat olarak bedenimize farklı anlamlar yüklemektedir. ele almak en iyisidir. Ancak erkekler, ne kadar inkâr etseler de istemedikleri göbeklerini, tembelliklerinden, mizahı kullanarak savunma yönteminden vazgeçmiyorlar. Türkiye Halk Sağlığı verilerine göre, yetişkin erkeklerde erkek bel çevresi 94 cm den büyük olması risk ve 102 cm den büyük olması ise şişmanlık göstergesidir. Bu artan ölçü, aynı zamanda birçok sağlık sorununun yanında, önemli kalp sağlığı sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Bir de gerçekten göbeğini eritmek için çaba sarf edenler var. Ancak onların da büyük bir çoğunluğu, ne yaparlarsa yapsınlar, o muhteşem görüntünün kaybolmadığından şikâyet ederler. Bunun nedenleri: • Yanlış spor yapmanız, Unutmayın, göbek, sadece görüntü kirliliği değil aynı zamanda önlem alınmazsa, bir sağlık sorunudur. Düzensiz beslenme, hareketsizlik de göbeğin en çok bilinen sorumlularıdır. Bayanların da göbek ile sorun yaşamalarına rağmen, konumuzu daha çok erkek göbeği üzerine yoğunlaştırmak da fayda var. Çünkü kadınların genetik yapıları ve doğum yapmaları sebebiyle, göbek ile sorunlarını farklı • Çok fazla işlenmiş gıda tüketmeniz, Ne yapacağız? • Uyku düzensizliği, • Genetik yapınız, • Yaşınız ya da fizyolojik bir sorun olabilir. TARIM BULMACA 1 2 3 4 5 6 7 Y. İzzettin BAŞER 8 9 10 11 12 Soldan Sağa 1- Küçük, tatlı bir domates çeşiti 2- Belirti, iz... Kağnının yan tahtaları 3- Sayı... Olduğu yerde kuruyup kalan ağaç 4- Kilometre... Bir malı para karşılığı elden çıkartma 5- Bir peygamber... Bir bağlaç... Mililitre 6- Avlanmada kullanılan yalancı balık... Verme, ödeme 7- Boru sesi... Bitkinin dokumacılıkta kullanılan lifi... Paletli savaş aracı 8- Nispet... İklimleme cihazı 9- Toplumsal sınıf... Bulmaya çalışma 10- Rusçada evet... Bir haber ajansı... İçten, candan uzatılan el, dostluk eli 11- Eşek sesi... Akmayan çeşme... Bir nota 12- Kışın pahalı olarak yediğimiz, yeni yeni fiyatı düşen, ülkemizde en çok yetişen bir sebze... Posta ve Telgraf Teşkilatı Yukarıdan Aşağıya 1- Tatlı bir biber çeşiti... Su 2- Bir göz rengi... Başka, öteki... Fotoğraf filmi 3- Dansı meslek edinmiş erkek... Eski bir uygarlık 4- Namaz kıldıran... İran haber ajansı... Karadeniz şivesiyle onama ünlemi 5- Kıraç tarlada yetişen ekin... Tanrıya karşı görevini yapmış kimse 6- Toprak üstü gövdeleri genelde yeşil renkli olan ve ikincil kalınlaşmanın olmadığı bitkiler... Acıklı... Adet 7- Ahlaki... Futbol ligimizin şampiyonu... 8- Yansıma, yankı... Argoda lacivert takım elbise 9- Sürüye uyamayan hasta hayvan.... Eski Yunan’da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse 10- Seçkin... Hayvan yemi 11- Bir köyün ekilmemiş nadasa bırakılmış bölgesi... Mert olmayan 12- Üzerinde ad yazılan şey... Aygıt • Spor yapacaksınız. Ancak, amaca uygun yapılırsa faydası olan sporları yapacaksınız. Yürümek iyi bir spordur ama daha çok kollarınızı ve bacaklarınızı çalıştırır. Göbek bölgeniz Yeteneksizsiniz! İmparator Timur Anadolu’yu işgal ettiği dönemde uzun bir süre Anadolu’da kalır. Gel zaman git zaman Timur’un canı sıkılmaya başlar. Yanındakilerine; - Yahu, bu ülkede ne kadar yetenekli, kabiliyetli, maharetli kim varsa çağırın buraya gelsinler, bana hünerlerini göstersinler. En beğendiğime 3 kese altın vereceğim der. Anadolu’da bu haber çok kısa bir zamanda duyulur. Bu haberi duyan ne kadar, hokkabaz, canbaz, ağzıyla ateş püskürten, taklalar atan, atların üzerinde ayakta duran, sihirbazlık yapan ve birçok yeteneği olan kişiler akın akın Timur’un yanına gelirler. Tabi bu durumdan Nasreddin Hoca’nın da haberi olur. Biner eşeğine, Timur’un otağına doğru yol alır... Hoca birikmiş kalabalığı görür, en önde yerini alır. Bu arada Timur gösterilerin başlaması için emir verir. Herkes sırayla maharetini göstermeye başlar. Timur yapılan gösterilerden hiç hoşnut kalmaz. Kalabalığa doğru seslenerek; - İçinizde daha maharetli kimse yok mu? Bu üç kese altını ben kime vereceğim? der. Hoca altını duyunca gözleri fal taşı gibi açılar, birden ayağa kalkarak, Timur’um ben varım der. Timur, hocayı kalabalığın arasından yanına çağırır. Gel bakayım, nedir senin maharetin söyle bakalım der. Hoca da, eşeğini göstererek üç kese altını bana verin, ben şu gördüğünüz eşeğimi 3 yıl içerisinde bir insan gibi konuşturayım der. Timur şöyle bir bakar, hoca hiç eşek konuşur mu? der. Hoca da işte bu da benim maharetim der. Timur’da bak eğer eşek konuşmazsa bunun sonunda kellen gider der. Hoca tamam diyerek kabul eder. Timur hocaya üç kese altını verir. Hoca altınları alır, güle oynaya evine gelir. Hanımı sorar Hoca bu ne hal, nereden buldun bu altınları der. Hoca olup biteni karısına anlatır. Karısı da, Hoca aklını mı yitirdin sen, olacak iş mi? Hiç eşek insan gibi konuşur mu? Hoca da; Amaaaaan hanım, düşündüğün şeye bak, önümüzde üç yıl var, o zamana kadar, ya ben ölürüm ya Timur ölür, ya da eşek ölür, der. için plates, yüzme ve salon çalışması ideal sporlardandır. • Yediklerinize “Dikkat” edeceksiniz. Gerekirse elinizde her yediğinizin kalori yani enerji değerini gösteren cetvelle yaşayacaksınız. Lif ağırlıklı, sık ve bol su içeren günlük menüler ağırlıklı olarak tavsiyemizdir. • Yaşam şeklinize daha fazla hareket katacaksınız. Bisiklete binin, yürüyüş yapın, merdivenleri kullanın vs. vs. vs. • Stresten uzak duracaksanız sizi üzecek haberlerden, kişilerden ya da değiştiremeyeceğiniz şeylerden uzak durun, durmaya çalışın. • Uyuyacaksınız. Düzensiz uyku sadece hormon dengenizi değil tüm sistemlerinizi bozar. Sonuç olarak, vücudunuzun tam ortasında, saklama imkânınızın olmadığı göbeğinize, sağlığınız için veda edin. Bırakın “Türk kası” sadece mizah olarak kalsın. Spor dolu günler sizinle olsun… Kooperatifçilik Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya kooperatifçiliğindeki en son durum ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik, Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı ve birçok konu ele alınmış. Kooperatifçilik Prof.Dr. Erkan Rehber • Kooperatifçiliğin Tarihçesi • Kooperatif Tanımı, Sınıflandırılması • Kooperatifçilik Değer ve İlkeleri • Kooperatif Teorisi • Dünya ve Türkiye'de Kooperatifçilik • Kooperatiflerin Geleceği www.ekinyayinevi.com Küreselleş(tir)me Karşısı Bilim Politik Yazılar Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı Yayınevi: İlkim Ozan Yayınları Kitapta öncelikle günümüzde dünya ve Türkiye’de bilimin durumu ele alınmış ve akademik kapitalizm irdelenmiştir. Bu yazıları, Batı’da bilimin gelişmesi, buna karşılık İslam Dünyası ve Osmanlı’da bilimin gerilemesinin nedenlerini sorgulayan metinler izlemiştir. Bilimin ve onun yarattığı uygarlığın salt Batı’ya ait bir olgu olduğunu ve Doğu’nun gelişen Dünya tarihi içinde edilgen bir izleyici olarak kaldığını varsayan Oryantalizm/Avrupa merkezci görüşler ise birbirini izleyen yazılarla sorgulanmış ve bu görüşün dayanıksız olduğuna ilişkin bilgiler derlenmiştir.
Benzer belgeler
Slayt 1 - Sosyal Bilgiler
elde edilen şeker kullanılırmış. Son
yıllarda insan sağlığı için tehlikeli
olarak kabul edilen genetik yapısı
değiştirilmiş mısırdan elde edilmiş
tatlandırıcılar kullanılmaya başlanmış. Bunun arkas...
Yerel Yönetimler ve Kooperatifler El Ele - Köy-Koop
kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında
(Hayvancılık, Süt üretim...
Montpellier Notları kopya - Türkiye Milli Kooperatifler Birliği
»» Bakanlar Kurulu’nun Nisan ayına yayınladığı ve hayvan başına 400 liraya kadar destek
yapılmasını öngören, 2015 yılı hayvancılık destekleme kararlarının uygulama esasları tebliği
12 Mayıs 2015 ta...
Yüksek doğa değeri olan tarım arazileri
yıllarda insan sağlığı için tehlikeli
olarak kabul edilen genetik yapısı
değiştirilmiş mısırdan elde edilmiş
tatlandırıcılar kullanılmaya başlanmış. Bunun arkasında kimi Amerikan Firmaları varmış. ...
Gelişmiş Ülkelerde Kooperatifçilik Uygulamaları
vereceklerini söyledi.
Resmi İstatistik Programı (RİP) kapsamında kurulan çalışma gruplarının
amaçları; istatistiklerde veri çeşidi ve
kalitesinin artırılmasına, üretilen istatistiklerin uluslarara...