ile söyleşi - UTED Dergi
Transkript
259 AYLIK HAVACILIK DERGİSİ 2146-6394 HAZİRAN 2013 YIL:22 www.uted.com.tr itesi nivers Ü u um a Kur rof. Dr. v a H Türk Rektörü P leşi li e söy UÇAK BAKIM/ONARIM FAALİYETLERİNDE MALZEME DEPOLAMA SİSTEMLERİ TÜRK HAVACILIK TARİHİ-1 Kurşun kapsüller ve kartal kanatlarla uçanlar 1968 UÇAK Rİ YENLE TEKNİS EĞİ DERN Ümit Sayıl Uçak Teknisyenleri Derneği Başkanı Aircraft Technicians Association President [email protected] huzurlu bİr çalışma ortamı İçİn FOR A PEACEFUL WORK ENVIRONMENT Değerli meslektaşlarım, sayın okurlar; Dear colleagues and readers; Sektörümüzü takip edenlerin de bildiği üzere geçtiğimiz ay gündemimizde THY AO’da yaşanan grev vardı. Kutuplaşmak, restleşmek ve üstünlük sağlamaya çalışmak kimseye bir şey kazandırmayacağı gibi, kaybeden çalışanlar ve şirketimiz, dolayısıyla da sektörümüz ve ülkemiz olacaktır, olmaktadır. Biz dernek olarak meslektaşlarımızı temsil yetkisini verdiğimiz sendika ve çalışanı olduğumuz kurum yöneticilerinin şahit olduğumuz e-posta ve SMS trafiği için değil, masada çözüm süreci için çaba göstermelerini son dakikaya kadar arzu etmiş ve umutla beklemiştik. Bunu dilemeyi sürdürüyoruz ve tarafların en kısa sürede aynı paydada buluşmasını, “kazan kazan” ilkesi çerçevesinde, hukuki olarak güvence altına alınmış haklarımızla daha mutlu bir çalışma hayatını huzur içinde devam ettirmeyi arzulamaktayız. Bu bağlamda TİS ve sendikal temsil hem biz çalışanlar hem de işverenler için huzurlu bir çalışma hayatının temelini oluşturmaktadır. Teknik personel olarak yaşadığımız birçok sorunun çözümünü arzularken, THY Teknik AŞ’de devam etmekte olan TİS görüşmelerinin masada tamamlanması biz çalışanlar için en iyi motivasyon olacaktır. Ayrıca, HABOM AŞ personeli meslektaşlarımızın gelecek kaygılarının ve kariyer planlamasının da çözüme kavuşturulmasını, sektörümüzün geleceği olacak genç kardeşlerimizin şevkle işlerine devam etmesi için gerekli adımların atılmasını da heyecanla beklemekteyiz. Diğer taraftan THY AO’nun MNG Teknik’i satın almış olması dolayısıyla orada görev yapan meslektaşlarımızın da bundan sonraki durumlarının kısa sürede netleşmesi, meslektaşlarımızın kafasında kaygılar olmadan etkin ve verimli çalışmalarının devam etmesi temennimizdir. Sevgili üyelerimiz; Geçtiğimiz ay sizler ve aileleriniz için iki etkinlik düzenledik; Hezarfen Havacılık Şenliği’ne UTED olarak katıldık ve 19 Mayıs’ta bir Boğaz turu düzenledik. Bu etkinliklere gösterdiğiniz ilgi ve katılım bizleri çok mutlu etti. Sizler için düzenleyeceğimiz sosyal aktivitelerimiz, UTED’li olmanın ayrıcalığıyla önümüzdeki günlerde de devam edecektir. As those who follow the news from the sector know, the Turkish Airlines strike was on our agenda last month. Nobody has anything to gain from becoming polarized and antagonizing and trying to outmaneuver each other. On the contrary, as a result of such actions it would be and it has been the employees, our company and consequently our sector and our country that would lose. As an association, we wished and hoped until the last minute for the union which we gave the authority to represent us and the executives of our employer organization to work for a resolution process negotiated on the table; we did not expect the consequent e-mail and SMS traffic. We keep wishing for it; we want all parties to find a common ground as soon as possible and to be able to maintain a happier and more peaceful working life with our legal rights within the context of the “win-win” principle. In this regard, labor agreement and union representation is the basis of a peaceful working life for both employees and employers. As we wish for the resolution of many problems we encounter as technical personnel, the resolution of the ongoing labor agreement negotiations at Turkish Technic would be a good motivation for us employees. Moreover, we are also expecting a solution to the concerns of our colleagues from HABOM AŞ about their future and career plans and the necessary steps to be taken in order for our young colleagues, who are the future of our sector, to continue their work enthusiastically. On the other hand, we also wish that the situation of our colleagues at MNG Technic due to its acquisition by Turkish Airlines would be clarified as soon as possible and they would be able to work efficiently and vigorously without any worries. Dear members; Last month we organized two events for you; as UTED we attended the Hezarfen Aviation Festival and we also held a Bosphorus tour on May 19.Your interest and participation in these events made us very happy. We will continue to organize activities, which are the privilege of being a UTED member, in the upcoming days. Sağlıcakla kalın... Best regards... 3 UTED İstanbul Cad. Üstoğlu Apt. No: 24, Kat: 5 Daire: 8 Bakırköy/İstanbul Tel: 0212 542 13 00/543 29 74 Faks: 0212 542 13 71 www.uted.com.tr www.uteddergi.com www.uted.org [email protected] 24 14 48 İmtiyaz Sahibi Uçak Teknisyenleri Derneği Adına Ümit Sayıl 1968 Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Sefa İnan / [email protected] Basın-Yayın Sekreterliği İsmet Şahin / [email protected] Elif Arslan /[email protected] Yazı Kurulu Kıvanç Bayezit, Zafer Ulavur, Ahmet Akpınar, İsmet Şahin, Elif Arslan, Celal Batur, Dr. Handan Diker Katkıda Bulunanlar Şebnem Bayezit, Arif Sankaya, Hasan Büber, Mustafa Çürükoğlu 38 18 ik 34 Tekn acılık 36 Hav al 38 Orijin acılık 42 Hav ik 44 Tekn YAPIM Umar İletişim Hizmetleri Ltd. Şti. Harman Sok. No: 31/1 34153 Florya - İstanbul Tel: 0212 573 15 65 [email protected] www.umariletisim.com BASKI Elma Basım Yayın ve İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti. Halkalı Cad. No:164 B-4 Blok Sefaköy - Küçükçekmece İstanbul Tel: 0 212 697 30 30 Yayın Türü: Aylık, süreli, yaygın erler 06 Hab da 12 Ajan ortaj 14 Röp i 18 Gez acılık 24 Hav r l Günle 28 Öze ür 30 Kült UÇAK Rİ YENLE N TEK İS EĞİ DERN 56 UTED’E ABONE OLABİLİRSİNİZ Dergimize abone olmak için yıllık abone ücretini banka hesabımıza yatırdıktan sonra dekontu bize fakslamanız yeterli. Uted dergisi her ay adresinize gönderilecektir. Lütfen ayrıntılı bilgi için derneğimizle irtibata geçiniz. 64 48 Bilim Ara Dakika 52 Beş 54 Tarih i 56 Hob ası n Düny 58 Oyu in uklar İç 60 Çoc lık 62 Sağ me 64 Gur aca 66 Bulm UTED dergİsİnİn geçmİş sayılarına web sİtemİzden ulaşabİlİrsİnİz. 4 5 Haberler THK-Corendon Jetfest nefes kesti THY’de grev THY AO ve şirket çalışanlarını temsil eden Hava-İş sendikası arasında süren ve anlaşma sağlanamayan toplu iş sözleşmesi süreci sonucunda, 15 Mayıs Çarşamba günü saat 03.00’te çalışanlar greve başladı. THY AO’da çalışan birçok üyemizin mevcut durum nedeniyle huzursuz olduğunun, ayrıca sendikal hakların ve sendikanın gerekliliğinin biz çalışanlar için çok önemli olduğunun taraflar tarafından dikkate alınmasını elzem olarak görüyor, her iki taraf için de “kazan-kazan” ilkesine bağlı kalmak suretiyle sağduyu çağrımızı yineliyoruz. Strike at Turkish Airlines The Hava-İş union representing Turkish Airlines (THY AO) workers has announced its decision to strike on May 15, at 03.00 am, for a collective labor contract between the company and the union failed to reach a resolution. We think that all parties should acknowledge the fact that many UTED members working at THY AO are distressed by the current situation and that union rights and the necessity of the union are very important for us workers. We would like to repeat our call for common sense as long as the “win-win” principle is abided by for both parties. Ulaştırma Bakanlığı, “Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu” kurdu Ministry of Transportation founds board to investigate accidents Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinde “Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu” kuruldu. Bağımsız çalışacak ve Ulaştırma Bakanı dışında hiçbir merciden emir almayacak olan kurul, ulaştırma alanında meydana gelen ciddi kazalarla ilgili araştırma ve inceleme yaparak rapor hazırlayacak. Ayrıca gerektiğinde bu araştırma ve incelemelere bağlı olarak ulaştırma altyapıları ve taşımacılık faaliyetlerinin daha güvenli hale getirilmesi için teklif hazırlamak da kurulun görevleri arasında yer alacak. Kurul üyeleri İçişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile ulaştırma alanında faaliyet gösteren kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşacak. An “Accident Investigation and Examination Board” was established within the body of the Ministry of Transportation, Maritime Affairs and Communication. The Board, which will operate independently and will take no instructions from any authorities other than the Minister of Transportation, will issue reports upon investigations and examinations about serious accidents in transportation. Furthermore, making proposals for bringing the transportation infrastructure and transportation activities to a safer condition based on these investigations and examinations will be among the responsibilities of the Board. Board members will comprise of representatives from the Ministry of Internal Affairs, Ministry of Environment and Urban Planning, Ministry of Forestry and Water Affairs and other organizations, institutions and non-governmental organizations engaged in transportation activities. MNG Teknik’in THY’ye devrine onay çıktı Rekabet Kurulu, MNG Teknik Uçak Bakım Hizmetleri AŞ’nin tüm hisselerinin Türk Hava Yolları (THY) tarafından devralınması işlemine izin verdi. Konuya ilişkin duyuru, Rekabet Kurumu’nun internet sitesinde yayınlandı. THY geçen ay önümüzdeki dönemlerdeki filo planlaması çerçevesinde artan bakım ve onarım ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak MNG Teknik’i satın alacağını duyurmuştu. 6 MNG Technic’s transfer to THY approved The Competition Board approved the acquisition of all shares of MNG Teknik Uçak Bakım Hizmetleri AŞ (MNG Technic) by Turkish Airlines. The related announcement was published on the web site of the Competition Board. Turkish Airlines announced last month that it would acquire MNG Technic to meet increased demand for repair and maintenance within the framework of fleet planning in the upcoming periods. Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen THK-Corendon Jet Motorlu Model Uçak Festivali’nin (Jetfest) ikincisi, 19 Mayıs’ta gerçekleştirildi. Türk Hava Kurumu (THK) ve Corendon Havayolları işbirliğiyle Karain Havacılık Eğitim Merkezi’nde düzenlenen Jetfest’e,Türkiye’nin yanı sıra çeşitli Avrupa ülkelerinden jet motorlu model uçak pilotları katıldı.Yedisi Türk 16 pilotun gösteri yaptığı etkinlikte,Türkiye’nin ilk gösteri uçağı Solo Türk’ün 6’da 1 oranında küçültülmüş modeli de bir gösteri sundu. F5 ve eski savaş uçaklarının modellerinin yer aldığı festivalde, THK pilotları yaptıkları ultra light ve paraşüt gösterileriyle nefes kesti. THK-Corendon Jetfest astounded The second THK-Corendon Jet Motor Model Aircraft Festival (Jetfest), first of which was held last year, was organized on May 19. Jet motor model aircraft pilots from Turkey and various European countries took part in Jestfest organized at the Karain Aviation Training Center by Turkish Aviation Association (THK) and Corendon Airlines. At the event, in which 16 pilots, of which 7 were Turkish, made demonstration flights, the model of the first demonstration aircraft of Turkey, Solo Turk downsized at 6:1 scale also made a demonstration. In the festival, where the models of F5 and former war crafts were presented,THK pilots astounded with their ultra light and parachute demonstrations. Boeing ve THY’den büyük anlaşma Boeing ve Türk Hava Yolları (THY), 50 adet Boeing 737 MAX ve 20 adet Next-Generation 737-800 alımı için anlaşma imzaladı. THY’nin 25 adet Boeing 737 MAX8 için de opsiyonlu sipariş hakkı bulunuyor. İmzalanan anlaşmayla ilgili konuşan THY Genel Müdürü Temel Kotil, “Türk Hava Yolları’nın filosunu önemli ölçüde büyüteceğine ve istikrarlı büyümesine katkı sağlayacağına inandığımız Boeing siparişlerini kesinleştirmekten memnuniyet duyuyoruz. Türk Hava Yolları bugün dünyada en fazla sayıda ülkeye uçan küresel bir havayolu ve dünyadaki en güçlü uçuş ağına sahip olmak için çalışmalarını sürdürüyor. Boeing’le uzun yıllara dayanan ortaklığımız, THY’nin bugünkü başarısının arkasındaki temel faktörlerden biri” dedi. Boeing and THY signs major deal Boeing and Turkish Airlines concluded an agreement for the purchase of 50 Boeing 737 MAX and 20 Next-Generation 737-800 aircrafts. In addition,Turkish Airlines has an optional offer right for 25 Boeing 737 MAX8 aircrafts. Speaking to reporters about the deal, Turkish Airlines General Manager Temel Kotil said: “We are happy to finalize the Boeing orders, which we believe will significantly expand the fleet of Turkish Airlines and contribute to consistent growth. Turkish Airlines is a global airline which flies to the highest number of countries in the world and continues its operations to have the most powerful flight network in the world. Our long term partnership with Boeing is one of the main factors behind Turkish Airlines’ current success.” Solo Türk ve Türk Yıldızları İstanbul’daydı UTED’liler 12 Mayıs’ta, Türk Hava Kuvvetleri tarafından organize edilen “Uluslararası Geleceğin Uçağı Yarışması 2013 (FFD)” kapsamında İstanbul Hezarfen Havaalanı’nda düzenlenen etkinliklere katıldılar. Farklı ülkelerden 24 takımın yarıştığı FFD’de, ODTÜ ve Ankara Model Uçak Kulübü üyelerinden oluşan “Otonom Amuk” takımı birinci oldu. Kazanan model uçağın yaptığı gösterinin ardından Çorlu Havalimanı’ndan havalanan Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 uçağı Solo Türk, Anneler Günü’ne özel bir gösteri yaptı. Solo Türk’ün ardından, 6 adet NF-5 uçağından oluşan Türk Yıldızları da etkileyici bir gösteri sundu. Solo Türk and Turkish Stars in Istanbul On May 12, UTED members attended the events organized at Istanbul Hezarfen Airport by Turkish Air Forces within the scope of “International Aircraft of the Future Competition 2013 (FFD)”. At FFD, 24 teams from different countries competed and the “Autonomous Amuk” team which consisted of members from METU and Ankara Model Aircraft Club ranked first. Following the demonstration of the winning model aircraft, F-16 aircraft called Solo Türk of Turkish Air Forces flew from Çorlu Airport and made a demonstration in honor of Mother’s Day. After Solo Türk, Turkish Stars comprising 6 NF-5 aircrafts made an impressive demonstration. 7 Haberler İstanbul’a 3. havalimanı için imzalar atıldı İstanbul’a yapılacak 3. havalimanı ihalesinde ikinci adım atıldı. 20 Mayıs’ta, Ankara’da düzenlenen imza törenine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve en yüksek teklifi vererek ihaleyi kazanan Cengiz-Kolin-Limak-Mapa-Kalyon Ortak Girişim Grubu’nun temsilcileri katıldı. Tüm etaplar tamamlandığında yeni havalimanı, yaklaşık 1,5 milyon metrekarelik kapalı alan ve yıllık 150 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanlarından biri olacak. İlk etapta 90 milyon yolcu kapasitesine sahip olması planlanan havalimanında iki terminal binası, terminallerde toplam 88 yolcu köprüsü, 12 bin araçlık kapalı otopark, birbirinden bağımsız ve büyük gövdeli uçakların da rahatlıkla inip kalkabileceği 3 pist, 8 paralel taksi yolu, yaklaşık 4 milyon metrekarelik apron, 3 teknik blok, bir kule ile kargo ve genel havacılık terminalleri yer alacak. İlk etabın yapımının 42 ayda bitirilerek hizmete açılması planlanıyor. Third airport in Istanbul approved The second step was taken in the bidding for the third airport to be constructed in Istanbul. The signature ceremony organized in Ankara on May 20 was attended by Minister of Transportation Binali Yıldırım and representatives from the highest bidding tender winner Cengiz-Kolin-Limak-Mapa-Kalyon Joint Venture Group. After all stages are completed, the new airport will be one of the biggest airports in the world with a closed area of about 1.5 million square meters and an annual passenger capacity of 150 million. In the first stage, the airport will have a passenger capacity of 90 million, two terminal buildings, a total of 88 passenger loading bridges at terminals, 12 thousand vehicle capacity closed car park, 3 independent runways where wide body aircrafts can take off and land comfortably, 8 parallel taxi ways, an apron of about 4 million square meters, 3 technical blocks, one tower and, cargo and general aviation terminals.The first stage of the airport will be completed in 42 months. THY Teknik AŞ, SpIceJet’e bakım hizmeti verecek THY Teknik AŞ, Hindistan’ın low-cost havayolu şirketi SpiceJet ile imzaladığı anlaşma kapsamında, 4 adet C1 ve 2 adet C2 olmak üzere toplam 6 adet B737-800’e bakım hizmeti verecek. Bakımlar THY Teknik AŞ’nin İstanbul’daki tesislerinde gerçekleştirilecek. Beş yıllık anlaşma uygun görülürse ileride 10 yıla uzatılabilecek. Bakım sektörü Ürdün’de buluşuyor Ortadoğu Havayolu Mühendislik ve Bakım Konferansı bu yıl 10-12 Haziran tarihleri arasında Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleştirilecek. UBM Havacılık tarafından bu yıl 19.su düzenlenen konferans; Air France, Bombardier, Emirates, Etihad Airways, Gulf Air, myTECHNIC ve Pratt & Whitney gibi bakım şirketleri ve havayollarını bir araya getiren bir platform oluşturacak. Ortadoğu’daki MRO sektörünün sorunları ve geleceğinin konuşulacağı konferansta yeni işbirliği olanakları da gündeme gelecek. Maintenance sector meets in Jordan The Middle East Airline Engineering and Maintenance Conference will be held in Jordanian capital Oman on June 10-12.The conference organized for the 19th time by UBM Aviation this year will create a platform where maintenance companies and airlines such as Air France, Bombardier, Emirates, Etihad Airways, Gulf Air, myTECHNIC and Pratt & Whitney will come together. New cooperation opportunities will also be considered at the conference where the challenges and the future of MRO sector in the Middle East will be discussed. Routes Europe Ödülleri sahiplerini buldu Avrupa’nın önde gelen havacılık organizasyonlarından Routes Europe tarafından verilen “Routes Europe Ödülleri”, Budapeşte Havalimanı’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Bu yıl 8.si düzenlenen ödül töreninde Münih Havalimanı “En İyi Havalimanı” seçildi. Ödüllerde Atatürk Havalimanı 20 milyon ve üzeri yolcu kapasitesi, Sabiha Gökçen Havalimanı ise 4-20 milyon yolcu kapasitesi kategorilerinde aday olarak yarıştılar. Kazanan havalimanları, 5-8 Ekim tarihleri arasında Las Vegas’ta düzenlenecek “World Routes Havalimanı Pazarlama Ödülleri”nde yarışacak. Routes Europe Awards were granted “Routes Europe Awards” given by Routes Europe, one of the leading aviation organizations of Europe, were granted at a ceremony organized in Budapest Airport. At the ceremony, 8th of which was organized this year, the Munich Airport was selected the “Best Airport”. Atatürk Airport competed in 20 million and over passenger capacity and Sabiha Gökçen Airport in 4-20 million passenger capacity categories. The winning airports will compete at the “World Routes Airport Marketing Awards” to be held in Las Vegas on October 5-8. Turkish Technic to offer service for SpiceJet Within the framework of the contract concluded with India’s low cost airline SpiceJet,Turkish Technic will provide maintenance service for 6 B737-800 aircrafts including C1 and 2 C2. Maintenance services will be given at Turkish Technic’s facilities in Istanbul.The five year contract can be extended up to 10 if deemed necessary in the future. 8 Bursa-İstanbul arası deniz uçağına büyük ilgi Watercraft trips between Bursa-Istanbul to increase İstanbul ve Bursa arasında hava koridoru kurulması hedefiyle başlatılan deniz uçağı seferlerinde %100 doluluk oranına ulaşıldı. Gemlik’le Haliç arasında 1 Nisan’da başlayan seferlerde yolcu sayısının 2000’i aşması ve artan talep nedeniyle halihazırda 4 olan sefer sayısının artırılması planlanıyor. Bursa Ulaşım Toplu Taşıma İşletmeciliği (BURULAŞ) tarafından düzenlenen seferler Bursa-İstanbul arası ulaşımı 16 dakikaya indiriyor. The watercraft trips that were launched to establish an air corridor between Istanbul and Bursa reached 100% occupancy. It is expected that the number of passengers will exceed 2000 for the trips that were launched between Gemlik and Haliç on April 1. Due to increasing demand the daily number of trips, which is currently 2, will be increased to 4. Thanks to the trips organized by Bursa Public Transport Operation (BURULAŞ), transportation between Bursa and Istanbul takes 16 minutes. BoeIng 787’ye ödül UBM Havacılık tarafından verilen 2013 Hava Aracı Teknolojisi&Bakımı (ATE&M) Ödülleri, 8 Mayıs’ta Londra’da düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. Törende Boeing’in 787 modeli ATE&M Teknoloji ve İnovasyon Ödülü’ne layık görüldü. Boeing 787’nin, geçtiğimiz aylarda bataryalarında yaşanan sorunlar nedeniyle uçması yasaklanmış, daha sonra ise şirketin yaptığı modifikasyonların onaylanmasının ardından seferlerine devam edeceği açıklanmıştı. Uçak teknolojisine getirdiği yenilikler ve inovatif sistemler dolayısıyla ödüle layık görülen Boeing 787’nin yanı sıra törende Lufthansa Technik, Avrupa’nın en iyi uçak gövdesi ve motor bakım şirketi; ST Aerospace, Asya’nın en iyi uçak gövdesi bakım şirketi; Abu Dhabi Aircraft Technologies ise Afrika ve Ortadoğu’nun en iyi uçak gövdesi bakım şirketi seçildi. Boeing 787 gets award The 2013 Aircraft Technology and Maintenance (ATE&M) Awards by UBM Aviation were granted with a ceremony organized in London on May 8. Boeing’s 787 aircraft received the ATE&M Technology and Innovation Award at the ceremony. Boeing 787 was banned from flight due to problems in its batteries in recent months and allowed for operation upon confirmation of the modifications implemented by the company. In addition to Boeing 787 that was awarded for its innovative systems in aircraft technology, Lufthansa Technik was selected the best fuselage and engine maintenance company of Europe, ST Aerospace the best fuselage maintenance company of Asia and Abu Dhabi Aircraft Technologies the best fuselage maintenance company of Africa and Middle East. 9 Haberler “Geleceğin havalimanlarında her şey otomatik olacak” Eurofighter’dan amatör fotoğraf yarışması Avrupa’nın yeni nesil savaş uçağı Eurofighter Typhoon, geçen yıl ilk kez gerçekleştirdiği Amatör Fotoğraf Yarışması’nı bu yıl da düzenleyeceğini açıkladı. Eurofighter Typhoon’un en güzel fotoğraflarını çeken amatör fotoğrafçıların katılabileceği yarışmaya 31 Ekim’e dek başvurulabilecek. Kazanan fotoğraf kasım ayında düzenlenecek olan Dubai Air Show’da açıklanacak. Birinci olan fotoğrafçı bir Eurofighter pilotu eşliğinde bir Eurofighter Typhoon’u gezme şansını yakalayacak. Ayrıca kazanan fotoğraf Eurofighter’ın 2014 takviminde yer alacak. Amateur photography contest from Eurofighter Europe’s new generation warcraft, Eurofighter Typhoon announced that like last year it will hold an Amateur Photography Contest. The contest can be applied until October 31 by amateur photographers who take the best photographs of Eurofighter Typhoon. The winning photograph will be announced at Dubai Air Show to be organized in November. The first photographer will have the opportunity of taking a tour of a Eurofighter Typhoon accompanied by a Eurofighter pilot. Moreover, the winning photograph will be published in the 2014 calendar of Eurofighter. İlk A350’nin boyama işlemi tamamlandı Airbus’ın A350 XWB tipi orta ve uzun menzilli yolcu uçağı boyanarak uçuş aşamasına getirildi. Fransa’nın Toulouse şehrindeki tesisten Airbus’ın renklerine boyanmış halde çıkan MSN001 numaralı uçak, üretiminde görev alan teknik ekip tarafından sevinçle karşılandı. Uçak, uçuş test aygıtlarının yerleştirilmesinin onaylanmasının ardından bir haftadan kısa sürede boyandı. Gövdesi ve kanatlarında karbon lif takviyeli plastik kullanılan ilk yolcu uçağı olan A350 XWB geçtiğimiz ay yoğun titreşim testine tabi tutulmuş ve testi başarıyla tamamlamıştı. Airbus halihazırda 616 adet A350 siparişi aldığını açıkladı. Painting operations completed for the first A350 Geçtiğimiz ay Dubai’de düzenlenen Küresel Havalimanı Liderleri Forumu’nda (GALF) konuşan SITA Başkanı Francesco Violante, 2020 yılına kadar uluslararası havalimanlarındaki yolcuların yüzde 80’inin yolculuk işlemlerinin tamamını makineler aracılığıyla yapmasının ve bu süreçte hiçbir insanla etkileşime girmelerine gerek kalmamasının mümkün olabileceğini söyledi. Violante, tamamen otomatik check-in, pasaport ve gümrük bankolarının yer alacağı bu havalimanlarında verimliliğin ciddi şekilde artacağını ve yoğunluk yaşanmayacağını sözlerine ekledi. Etkinlikte konuşan IATA Ortadoğu ve Kuzey Afrika Başkan Yardımcısı Hussein Dabbas da bu tür teknolojilerin, günümüzde havalimanlarının altyapısı için yapılan büyük yatırımlar sayesinde artık bir hayal olmaktan çıktığını belirtti. “Everything will be automatic in future airports” During a speech at the Global Airport Leaders Forum (GALF) organized in Dubai last month, SITA Chairman Francesco Violante stated that it is possible for passengers to make 80 percent of their travel transactions at international airports with machinery and it will no longer be required to be in contact with any human being in this process.Violante added that due to this efficiency will increase exponentially and no traffic will be experienced at these airports where automatic check-in, passport and customs counters will be located. IATA Middle East and North Africe Vice Chairman Hussein Dabbas added that such technologies are no longer a dream thanks to huge investments for airport infrastructure in today’s world. The A350 XWB type mid and long haul passenger aircraft of Airbus has been painted and brought to flight stage. The aircraft numbered MSN001 taken out from the facility in the city of Toulouse in France as painted in the colors of Airbus was welcomed with excitement by the technical team commissioned in production.The aircraft was painted in less than one week upon approval of locating the flight test equipment.The first passenger aircraft on whose body and wings carbon fiber reinforced plastic is used, A350 XWB went through low intensity vibration test and passed successfully. Airbus has announced that they already received 616 A350 orders. BoeIng, 114. 787 DreamlIner’ı üretti Boeing, ayda yedi uçak üretmesine imkan veren yeni verimlilik planı kapsamında üretilen ilk geniş gövdeli, çift motorlu 787 Dreamliner’ı tanıttı. Uçak, Boeing’in ürettiği 114. 787 Dreamliner. Boeing, 787 programının bu yılın sonuna kadar ayda 10 uçak üretecek verimliliğe ulaşacağını açıkladı. Uçaklar şirketin Everett Son Montaj tesisleri ve Güney Carolina’daki fabrikasında üretiliyor. 787 Dreamliner’ın yaşadığı batarya probleminin ardından Amerikan Federal Havacılık Dairesi (FAA) tarafından uçması yasaklanmıştı. Nisan ayında, FAA’nın Boeing’in sunduğu modifikasyonları onaylamasının ardından bazı operatörler 787’yle sefer düzenlemeye başlamıştı. Boeing ayrıca 737 ve 777 üretimine de hız vererek yıl sonuna dek 645 uçağı teslim etmeyi planlıyor. Boeing manufactured 114th 787 Dreamliner Boeing introduced the first wide body and double engine aircraft 787 Dreamliner manufactured within the new efficiency plan which allows manufacturing of 7 aircrafts on a monthly basis. The aircraft is the 114th 787 Dreamliner manufactured by Boeing. Boeing announced that the 787 program will reach an efficiency level to manufacture 10 aircrafts in a month until the end of this year. Aircrafts are manufactured at Everett Final Assembly facilities and Boeing’s factory located in South Carolina. 787 Dreamliner had been banned from flights by the USA Federal Aviation Administration due to battery problems. Upon approval by FAA of modifications presented by Boeing, some operators started flights with 787 in April. Furthermore, Boeing plans to deliver 645 aircrafts until the end of this year by accelerating 737 and 777 productions. 10 C-130J’ler dünya çapında 1 milyon saatten fazla uçtu Lockheed Martin’in C-130J Super Hercules model uçağını işleten operatörlerin, gerçekleştirdikleri özel operasyonlar ve insani yardım misyonlarıyla geçtiğimiz günlerde toplam 1 milyon uçuş saatini geçtikleri bildirildi. C-130J model uçakları kullanan ve Lockheed Martin’in Uçuş Operasyonları ve ABD Savunma Sözleşmesi Yönetimi Ajansı (DCMA) üyesi olan 13 ülke, C-130J’nin ilk kez uçtuğu 5 Nisan 1996’dan bu yana toplam 1 milyon saatten fazla uçuş gerçekleştirdi. Havacılık tarihinin en başarılı nakliye uçaklarından biri olarak kabul edilen C-130J Super Hercules; ABD Hava Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri ve Hava Kuvvetleri de dahil olmak üzere pek çok ülkenin silahlı kuvvetleri tarafından tercih ediliyor. C-130Js flew more than 1 million hours worldwide The operators of the C-130J Super Hercules model aircraft of Lockheed Martin exceeded 1 million flight hours in total in recent days with their special operations and humanitarian aid missions.Thirteen countries which use C-130J model aircrafts and which are members to the Lockheed Martin Flight Operations and USA Defense Contract Management Agency realized more than 1 million hours of flight since the first flight of C-130J on April 5, 1996. C-130J Super Hercules, considered to be one of the most successful transport aircrafts in aviation history, is preferred by numerous countries’ armed forces including USA Air Force, Marine Corps and Air Forces. 11 vİzyona gİrecekler Star Trek (7 Haziran) Açıkhava'da Ebru Gündeş rüzgarı Her konserini görsel bir şölene çeviren, görkemli sahne dekorlarıyla sevenlerine unutulmaz bir şov sunan Ebru Gündeş 20 Haziran saat 21.00’de, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda İstanbullulara müzik dolu bir gece yaşatacak. 30 kişilik dans ve davul ekibinin izleyicilere müthiş bir şov sunacağı konserde Gündeş, albümlerinden en sevilen şarkıların yanı sıra “bir de benden dinleyin” dediği parçaları da seslendirecek. genco erkal'la “yaşama daİr” Genco Erkal’ın Nazım Hikmet tutkusunun yeni ürünü olan “Yaşamaya Dair: Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” adlı müzikli gösteri 8 Haziran Cumartesi akşamı saat 21.00’de, sanatçının açıkhava tiyatrosuna dönüştürdüğü, dedesinden miras kalma Eminönü’ndeki Ali Paşa Hanı’nın avlusunda izlenebilir. Piyano ve viyolonsel eşliğinde sahnelenen oyunda, başta Fazıl Say ve Zülfü Livaneli olmak üzere değişik bestecilerin Nazım şarkıları da seslendiriliyor. Nazım’ın Bursa Cezaevi’ndeki yaşamını ve eşi Piraye Hanım’a olan tutkusunu anlatan oyun, usta şairin sürgün yıllarına dair izlenimlerine ve vatan hasretine odaklanıyor. Bu festival can dostlarımız için King of Europe Drift Grand Prix heyecanı İstanbul’da! King of Europe Drift Grand Prix’nin İstanbul ayağı 16 Haziran Pazar günü Tuzla’daki Autodrom Pisti’nde gerçekleştirilecek. Avrupa Drift Şampiyonası’nın bir ayağı olan dünya standartlarındaki bu organizasyon, ülkemizde ilk defa düzenleniyor. Avrupa’da da yarışan profesyonel pilotların katılacağı yarış, saat 09.00’da başlayacak. 12 yaş ve altı çocuk izleyicilerin ücretsiz olarak katılabileceği etkinlik gün boyu çeşitli şovlarla devam edecek. Hediye çekilişinin de yapılacağı organizasyonda yarış tutkunları, heyecan ve eğlence dolu bir pazar günü geçirecek. 12 Türkiye’deki evcil ve evsiz köpeklerin bir araya geldiği, bu yıl üçüncü kez düzenlenecek olan Türkiye’nin en büyük açıkhava organizasyonu Pedigree PetFest 2013, 9 Haziran Pazar günü saat 10.00’da tüm hayvanseverleri Life Park’a bekliyor. Hayvan dostlarını bir araya getiren ve barınaklara destek verme amacı taşıyan Pedigree PetFest’te, hayvanseverler ve çocukları için özel eğlenceler ve hayvan sahiplendirme etkinlikleri yapılacak; elde edilen bütün gelir Ortaca ve Marmara Ereğlisi barınaklarını iyileştirmek için kullanılacak. Güneşe doğru bir yolculuk Goethe-Institut Istanbul ve Rahmi M. Koç Müzesi işbirliğiyle düzenlenen, 7 yaş ve üzeri çocuklar, aileler ve okul grupları için hazırlanmış interaktif bir sergi olan “İşte Güneş-Here Comes The Sun”, 14 Temmuz’a dek Rahmi M. Koç Müzesi’nde ziyaretçilerini bekliyor. Atılgan gemisi, mürettebatıyla Dünya’ya geri çağrılır. Dünya’ya vardıklarında karşılaştıkları manzara korkunçtur. Çok güçlü bir terör örgütü, donanmalarını ve ona bağlı olan her şeyi yerle bir etmiştir. Kaptan Kirk’ün bitirmesi gereken şahsi bir kavga vardır. Bu nedenle tek kişilik kitle imha silahını aramaya koyulur. Hayatta kalmak ile ölüme teslim olmak arasında mekik dokuyan kahramanlar bu macerada aşk, dostluk ve fedakarlıkla sınanacaklardır. Havada Aşk Var (14 Haziran) Otuzlu yaşlarında bir pilot eğitmeni olan Yann Karbec, pilotları simülasyon programları ile teste tabi tutup onları uçmaya hazırlamaktadır. Fakat Yann için önemli bir sorun vardır; pilot eğitmeni olmasına karşın uçmaktan korkmaktadır. Bu korku vaktizamanında, uçağa binip sevdiği kadınla dünyanın öbür ucuna gitmesine engel olmuştur. Şimdi ise işi ve aşk hayatı arasında bir karar vermek zorundadır. Man Of Steel (14 Haziran) Clark ne olduğu ve nasıl kullanacağını hiç bilmediği, bazı sıradışı güçlere sahip bir çocuktur. Bir gün okul servisi bir kaza yapar ve içinde çocuklarla birlikte nehre uçar. Servisin içindekilerin ölmesine göz yumamayan Clark, özel güçlerini kullanarak herkesi kurtarır. Fakat bu olay onun diğerlerinden oldukça “farklı” bir çocuk olduğunu da bariz bir şekilde ortaya çıkartacaktır. Dünya: Yeni Bir Başlangıç (28 Haziran) Dünya, üzerinde yaşayanlar tarafından terk edilmiş, insanlar artık yaşamlarını başka gezegenlerde sürdürmeye başlamıştır. Dünya’ya yaptıkları bir yolculuk sırasında uzay gemileri arızalanan küçük Kitai ve babası Jack burada tuhaf yaratıklar ve korku dolu tehlikeli olaylarla mücadele etmek zorunda kalır. 13 röportaj nsal Ban kimdir? Öncelikle bize biraz kendinizden, eğitim ve kariyer geçmişinizden bahseder misiniz? r. rof. D P ü r ö t k e R i s niversite mu Ü uru Türk Hava K 1970 yılı Ankara doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve lise tahsilimi Ankara’da tamamladıktan sonra 1990 yılında, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nde lisans, 1996’da Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Finansman Anabilim Dalı’nda yüksek lisans, 1999 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Muhasebe ve Finansman Anabilim Dalı’nda doktoramı tamamladım. Akademik kariyerime ise 1993 yılında Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Muhasebe ve Finansman Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak başladım. 2005-2011 yılları arasında Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi Muhasebe ve Finansman Anabilim Dalı’nda doçent olarak görev yaptım. 2011’den bu yana ise hem Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde profesör doktor olarak hem de Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmaya devam ediyorum. Akademik kariyerimin dışında 2000’li yılların başında TRT’de program yapmaya başladım. “İşin Doğrusu” isimli programın 5 yıl boyunca sunuculuğunu üstlendim. Şu anda da TRT TÜRK’te yayınlanan “Dünyanın Ekonomisi” isimli programda, her pazartesi dünya ekonomisini ve para piyasalarını yorumluyorum. Öte yandan evliyim ve biri kız, biri erkek iki çocuk babasıyım. 2011 yılında Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü olarak görev yapmaya başladınız. Bize üniversitenizin fakülteleri, yerleşkeleri, akademik kadrosu, teknik donanımı ve filosu hakkında bilgi verebilir misiniz? Türk Hava Kurumu Havacılık Vakfı tarafından kurulan Türk Hava Kurumu Üniversitesi (THKÜ), henüz çok genç bir üniversite olmasına karşın, kurucusu olan THK’nin, 1925 yılından bu yana havacılık ve uzay alanlarında gösterdiği faaliyetler sonucu edindiği deneyim ve entelektüel birikim sayesinde, derin bir altyapıya sahiptir. 3 şehre yayılmış toplam 4 yerleşkede hizmet vererek Türkiye’de bu konuda bir ilk konumunda olan THKÜ, çok kampüslü ortamı sayesinde özellikle, karşılıklı eğitim uçuşları gibi havacılık uygulamalarının yapılabildiği nadir üniversitelerden biridir. Üniversitemiz, bünyesinde bulunan yaklaşık 80 adet son teknoloji donanımlı uçakla, Türkiye’nin havacılık eğitiminde filosu en büyük kurumudur. Ayrıca filomuzdaki uçakların çeşitliliği sayesinde, öğrencilerimize kaliteli ve farklı tecrübeler sunmaktayız. Türkiye’nin havacılık ve uzay bilimleri alanında ilk ve tek ihtisas üniversitesi olan THKÜ, bünyesindeki 2 havaalanı (Etimesgut-Ankara yerleşkesi ve Selçuk-İzmir yerleşkesi), 6 tam kapasiteli hangar (uygulama laboratuvarı olarak kullanılmak üzere) ve ILS cihazlı 2 operatör kulesi (EtimesgutAnkara ve Selçuk-İzmir) ile de ülkemizin özellikle havacılık alanında altyapısı en geniş ve en sağlam üniversitesidir. 5 fakülte, 3 enstitü ve 2 MYO ile eği- rme di n e l e j , pro m iti ğ e “THKÜ'de etim bir arada” atılım ve ür bu alanda in iş, ülkesin aratıcı projelere m r e v l ü y a gön er ışığında etinmeyip akılcı l r Havacılığ iki f i n y in in ye arla iversiten sını yapması iç , elindeki imkanl n ü ı ığ ma ü yapt imza atan rının art örlüğün a l n ekt r u ka e l im r eğitim va Kurum a in H çözümle r k e r l ü ç T n ; ve la da ge misyenle havacılık a ’l akade n dolayısıy r a bi B l Ünsa enerjik ık. Prof. Dr. ü sağlayan r ö yleşi yapt ö s r Rekt i bi s ı ıc Üniversite me dair ufuk aç eğiti 14 15 röportaj tim verdiğimiz üniversitemizdeki akademik kadromuz ise alanında uzman 117 kişiden oluşmaktadır. Diğer yandan 45 farklı ülkeden gelmiş olan 82 yabancı öğrencimizle de Türkiye’nin en kozmopolit üniversitesiyiz. En kısa sürede birçok üniversite ile “Mevlana Değişim Programı” protokollerini de imzalayacağız. THKÜ’nün öğrencileri, tüm bu olanaklar göz önüne alındığında, dünyanın her yerinden gelen öğrencilerle ve öğretim elemanlarıyla birlikte; teknoloji ve akademik programları tümleşik olarak kullanıp eğitim alacak. HKÜ, Türkiye’de kurulmuş ilk havacılık ve uzay bilimleri üniversitesi olma özelliği taşıyor. Ülkemizde havacılığın ve uzay bilimlerinin gelişmesine yönelik faaliyetlerinizden bahseder misiniz? THKÜ, Ankara’da bulunması nedeniyle TAI, Aselsan, Roketsan, Havelsan gibi savunma sanayisinin önemli kurumlarıyla işbirliği içindedir. Böylece ülkemizde havacılık ve uzayla ilgili bir gelişme olduğunda, üniversitemiz mutlaka bu işin içinde yer alacaktır. Diğer yandan 2014 yılında ilk eğitim uçağımızı yapacağız. Uçağın üretimini de, tasarımını da biz yapacağız. En büyük hedefimiz olan havacılık ve uzay konusu dışına çıkmak istemiyoruz. THKÜ Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nin insansız hava aracı projesinden bahseder misiniz? Üniversitemizde, Ankara Kalkınma Ajansı desteği ile başlayan ve hedef takibi, olay yeri gözlemleme gibi işlevleri gerçekleştirecek olan insansız hava aracı (İHA) projemizle sınırların, boru hatlarının, ormanların, stadyumların ve otoyolların gözetimi artık havadan gerçekleştirilebilecek. Akademisyen arkadaşlarımızın, büyük özveriyle yaptıkları bu proje ile gerçekten gurur duydum. Bundan sonra toplumsal olaylar ile stadyum, trafik ve otoyol gözetimi havadan yapılacak. Emniyet teşkilatımıza da büyük kolaylıklar getirecek olan bu proje kısa zamanda hayata geçirilecek. İHA teknolojisine dayanan proje kapsamında, tespit edilen hedeflerin otomatik olarak takibi yapılabiliyor. Böylelikle; sınır güvenliğinden, olağandışı durumların tespitine kadar geniş bir alanda faaliyet gösterecek akıllı bir İHA sisteminin kurgulanması ve bu sistemin yaygınlaştırılması hedeflendi. Projemizin hayata geçirilmesine sayılı günler kaldığını da belirtmek isterim. Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi’nin doluluk oranı nedir? Gençler bu fakülteyi neden tercih ediyor ve etmeli? Çok genç bir üniversite olmamızın altını tekrar çizerek belirtmeliyim ki; açıldığı günden bugüne fakültelerimizin tüm bölümleri %100 doluluk oranına sahiptir. Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi, geleceğin en parlak mesleği olan havacılık sektöründe giderek artan nitelikli eleman ihtiyacına, bünyesinde yer alan başarılı akademisyenler tarafından yetiştirilen ve yakın zaman içinde tam donanımla mezun olacak öğrencileriyle cevap verecektir. Türkiye’deki başka hiçbir üniversitede olmayan 88 yıllık tecrübe ve mevcut altyapımız ile havacılık ve uzay bilimleri konusunda, lider bir konumda olmak için emin adımlarla ilerlemekteyiz. Kurum olarak, havacılık ve uzay bilimleri alanında dünyanın önde gelen üniversitelerinden biri olan 16 New York’taki Vaughn College ile bir akademik işbirliği anlaşması imzaladınız. Bu işbirliğinin kapsamı ve güncel durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Üniversitemiz, New York’taki Vaughn College’ın yanı sıra birçok ülke ile akademik işbirliği içindedir. Avustralya’da Swinburne University of Technology, Çin’de Beijing Jiaotong University, Rusya’da Moscow Aviation Institute ve Ukrayna’daki University of Kyiv ile de akademik işbirliğimiz mevcuttur. İşbirliği kapsamında akademik personel ve öğrenciler karşılıklı olarak değişim yapabilecekler. Buna ek olarak Erasmus Programı kapsamında da Polonya’da Vistula University ile Rzeszow University ve Romanya’daki University of Pitesti ile ikili işbirliği içindeyiz. Ayrıca en kısa sürede birçok üniversite ile “Mevlana Değişim Programı” protokollerini de imzalayacağız. THKÜ’nün öğrencileri, tüm bu olanaklar göz önüne alındığında, dünyanın her yerinden gelen öğrencilerle ve öğretim elemanlarıyla birlikte; teknoloji ve akademik programları tümleşik olarak kullanıp eğitim alacak. Lider olarak yetiştirip yüksek bir kariyer potansiyeli sunduğumuz mezunlarımıza sadece diploma değil, güvenli bir gelecek de sunuyoruz. 013-2014 akademik yılında 5 fakülte, 3 enstitü ve 2 MYO’daki tüm lisans öğrencilerinin tamamını ücretsiz okutmak gibi bir hedefiniz var. Bu hedef için gereken bütçeyi nereden sağlayacaksınız? Türkiye’de yükseköğrenim ücretsiz olmalıdır. Öğrenim ücretleriyle dikkat çeken vakıf üniversiteleri aslında “vak- fetmiyorlar” yani bağışlamıyorlar. Gerçek vakıf üniversitesi nedir, onu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. THK bu milletin bir kurumu ve böylelikle milletten aldığını millete vermiş olacak.Toplumumuzdaki vakıf mantığında, tarihimiz boyunca bu anlayış var olmuştur. Piyasa koşullarında, vakıf üniversiteleri en geç 2-3 yıl içinde mecburen ücretsiz eğitime geçmek zorunda kalacaktır. Vakıf üniversiteleri sadece eğitim ücreti odaklı olmaktansa; başka finansal kaynaklara da bakmalıdır. Bir üniversitenin finansal kaynağı, sadece eğitim ücretlerinden oluşmak yerine; projelerden, patentlerden, buluşlardan ve gerekiyorsa üretimden oluşmalıdır. Biz geliri üniversite eğitiminden değil Ar-Ge’den, patentten, araştırmadan ve üniversitemizin yaptığı İHA gibi projelerden elde edeceğiz. Türkiye İş Kurumu ve Türk Hava Yolları ile işbirliği yaparak İzmir’in Selçuk ilçesindeki yerleşkenizde TYP’yi hayata geçirdiniz. Lise mezunu bir genç 8 ay gibi bir sürede uçak gibi komplike bir aracın teknisyeni olabilecek bir düzeye ulaşabilir mi? Havacılık gibi en ufak bir hatanın dahi ölümcül sonuçlara yol açabileceği bir alanda eğitim konusunda daha hassas olmak gerekmiyor mu? İş dünyasından aldığımız taleple yola çıktık. İş dünyasının ihtiyacı nedir? Hangi niteliklere ve bilgi birikimine sahip elemanlar ihtiyaca cevap verebilir? Tüm bu sorulara, talep edenlerle görüşerek bir cevap bulundu ve özenli bir çalışma ile, ideal sürede verilebilecek bir eğitim programı oluşturuldu. Önceleri, bir teknisyenin istenen uzmanlığa erişebilmesi uzun yıllar alırken bu proje ile makul bir sürede istenen yetkinliğe erişmiş, nitelikli teknisyenler yetiştirildi ve sektöre kazandırıldı. “İstihdam Garantili Uçak Bakım Onarım Teknisyeni Yetiştirme” kursuna katılan kursiyerler, her biri alanında uzman kişiler tarafından 4 ay teorik, 1 ay da uygulamalı eğitim aldılar. Eğitimlerini başarıyla tamamlayan 24 kursiyerin tamamının THY Teknik AŞ teşekkülü olan Habom AŞ’de işe girmesi de çok önemli bir başarıdır. 17 gezİ/TRAVEL Napoli/Naples Yazı/Article: Dr. Handan DİKER Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi/Yeditepe University Instructor [email protected] 18 Capri Adası/Capri Island aptığım tüm yolculuklarda gideceğim kent ile ilgili birtakım ön bilgilerim olur ve gittiğimde de doğrusu bir şaşkınlık yaşamazdım.Yani bildiklerim ile gördüklerim hiç çelişmemişti.Ta ki Napoli’yi görene kadar. Napoli, Roma ve Milano’nun ardından İtalya’nın en büyük 3. şehri. Hem de ne şehir. Hem büyük bir liman, hem de bir yanı Vezüv Dağı’na öte yanı denize yaslanmış görkemli, rahat ve sevimli bir şehir; tam bir Akdeniz kenti. Üstelik Campania bölgesinin de merkezi. Ben Napoli’ye THY’nin 2,5 saatlik direkt uçuşu ile gittim.Yolculuk ve ikramlar muhteşemdi. Uçak inişe geçtiğinde camdan görünen manzara beni adeta büyüledi.Vezüv, muhteşem görkemi ile beni karşılamaya gelmişti sanki. İşte Napoli; başı dumanlı, kocaman ve dimdik bir yanardağın sizi karşıladığı bir kent. Dağlar beni yaşamım boyunca hep etkilemiştir.Ama Vezüv’ün bambaşka bir duruşu vardı. Mağrur ve kendinden emin bu duruş ile sanki şöyle diyordu: “Napoli benim; bu kentin sahibi benim.” Napoli Havaalanı küçük ve düzenli bir yer. Kent merkezi havaalanından yaklaşık 7 km uzaklıkta. Otobüsle 15 dakikada şehir merkezindesiniz. Kentin hemen hemen tüm bağlantıları “Porto” yani limandan yapılıyor. Limana yanaşan muhteşem yolcu gemilerini görünce herkesin deniz yolu ile Napoli’ye geldiği izlenimine kapılıyorsunuz. Gözlemlediğim kadarı ile liman havaalanından daha işlek. aving some kind of preliminary information about the cities before visiting, I have never been surprised so far. I did not encounter anything differing from what I read about during my travels. However, it is not the same at my last destination. The third largest city in Italy, Naples is a coastal city leaning against Mount Vesuvius, a silent volcano. Naples is not only a majestic, peaceful and charming holiday destination but also the center of the region. I arrived at Naples after a two-and-half-hour nonstop flight from Istanbul. During my journey hospitality was perfect and I felt comfortable thanks to Turkish Airlines.When the airplane was descending the scenery was fascinating.There it was Naples; supported by the mistyheaded, glorious and magnificent volcano, Mt. Vesuvius. I imagined it had come to welcome me. I have always been impressed by mountains in my life, but Vesuvius’ stance was exceptionally different. I felt as if it whispered me: “Naples is mine; I am the owner of this city.” Seven kilometers away from city center, Naples Airport is small and neat. After a 15-minute trip, we were in the city center. Most of the transportations are made from the city port, Porto. Seeing the great cruise ships in the port, I got the impression that everybody visits Naples by sea. In my view, the port was busier than the airport. I accommodated at a cozy hotel near the port where either tourist buses or boats departs for Sicily, Sardines and Capri. Also, ferries wait for passengers going to Corsica and Tunisia. To put it bluntly, Porto is the heart of the city. 19 gezİ/TRAVEL Ben limanın yanında, merkezi bir konumda bulunan bir otelde konakladım. Hem tur otobüsleri hem de Sardinya, Sicilya ve Capri adalarına giden motorlar limandan kalkıyor. Ayrıca Korsika ve Tunus’a giden feribotların da kalkış noktası bu liman. Kısacası “Porto” şehrin kalbi. Napoli’de, limanda yer alan “Castel Nuovo” şatosu kentin tarihi zenginliğinin bir simgesi adeta. 1282 yılında yapılmış olan kale birkaç kez restorasyondan geçmiş. Tam anlamı ile Ortaçağ’ı yansıtan bir kale. Özellikle de dev kale kapısındaki oymalar muhteşem. Zaten kaleden çok demir kapıdaki muhteşem oymalar ilgi görüyor. Şehrin bir diğer önemli tarihi yapısı da, bir alışveriş merkezi olan “Galeri Umberto” adlı kapalıçarşı. 1900 yılında yapılan çarşı bence Milano’daki benzerinin çok ötesinde, hem daha büyük hem de çok daha etkileyici bir yapı. Özellikle cam tavanı ve yer döşemeleri çok ilgi çekici. Napoli şehrinin tarihi MÖ 4. yy’a kadar dayanıyor. Neapolis (Yeni Kent) ismi ile Yunanlılar tarafından kurulan şehir, MÖ 336’da Roma egemenliği altına girmiş. Daha sonra da sırası ile önce Ostrogotlar, sonra da Bizanslıların eline geçmiş. 736’dan itibaren de bağımsızlığını elde etmiş. 1139’da Napoli Krallığı kurulmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman bombardımanından etkilenen şehir yeniden inşa edilmiştir. Garibaldi Meydanı’na değinmeden geçemeyeceğim. Merkez tren istasyonunun burada bulunması nedeni ile her an kalabalık ve çok renkli bir yapıya sahip. Çok sayıda seyyar satıcının yer aldığı sokak tezgâhlarının yer aldığı bu bölge, otelleri ile ünlü diğer semtlere oranla çok daha ucuz. Garibaldi Meydanı’ndan Napoli’nin ünlü alışveriş caddesi Via Toledo’ya kadar olan bölge, şehrin en eski kısmı.Via Toledo şık mağazaların ve güzel, şık ve ucuz butiklerin yer aldığı bir cadde; İstiklal Caddesi’nin bir benzeri adeta. Napoli şehrinin tam tepesinde gururla, adeta Vezüv’le boy ölçüşürcesine yükselen ve bulunduğu tepeden şehri seyreden bir kaleden daha söz etmek istiyorum. Burası ünlü “Castel Sant Elmo” kalesi. Nereden bakarsanız bakın mutlaka onu görüyorsunuz. İşte şehrin bu en yüksek noktasına, Toledo Caddesi’nde bulunan bir füniküler ile çıkılıyor. Ben de hem kenti tepeden izlemek hem de kaleyi görmek amacı ile fünikülerle tepeye çıktım. Açıkçası tepeye çıktığımda gördüğüm manzara karşısındaki şaşkınlığımı anlatamam. Aşağıda bıraktığım Napoli’den çok farklı, çok zengin binaların yer aldığı ve çok elit bir yaşamın sürdüğünün belli olduğu bir üst Napoli kenti karşımda duruyordu. Bence asıl Napoli buradaydı. Ama kendisini o kadar ustalıkla gizlemişti ki kimseler onu bulamıyordu. Burada ne seyyar satıcılar ne de turistler vardı. Burada çok şık ve geniş caddelerde lüks arabaların cirit attığı gizli bir yaşam vardı. Büyülenmiştim. Yüksek olduğu için sokaklarda bile yürüyen merdivenler çalışıyordu. Ben dünyanın hiçbir kentinde sokakta yürüyen merdivene rastlamadım. İtalya’da hep şu ayrım yapılır; kuzey şehirleri ve güney şehirleri. Burada da buna benzer bir durum vardı bence; üst Napoli ve alt Napoli. Yeme ve içme konusuna gelince Napoli’de yiyecek bakımından hiç sıkıntı çekmiyorsunuz. Her taraf makarna ve pizza restoran20 Capri Adası/Capri Island Galeri Umberto Nuovo Şatosu/Castel Nuovo Situated at the port, Castel Nuovo is a historic representative of the city. Built in 1282, the castle has been restored a few times. It helps you to travel through time. Impressive carvings on its huge door capture the attention at first sight. Indeed, the carved iron door attracts more attention than the castle. Another attractive building in the city is Galeri Umberto, a historic shopping center. Built in 1900, it is greater and more attractive than its counterpart in Milan. Especially its glass roof and floor coverings deserve attention. Dating back to 4th century BC, Naples was founded by Greek sailors as a small commercial port.Then, in 336 BC Romans captured the region from them. From then on, it was respectively captured by the Ostrogoths and the Byzantine Empire. In 736, the city declared its independence. By 1139 it was named the Kingdom of Naples. During World War II, the city was devastated due to aerial bombardment, since the residents rose up against German military occupation. Indeed, it was the most bombed Italian city of World War II. At the end of the war, it had to be rebuilt significantly. Garibaldi Square is another place deserving attention. Since the hub of railway transportation is located here, it is always crowded and has a vivid scenery with streets full of hawkers and hotels. As for me, the immediate vicinity of the station is inexpensive. The region between Garibaldi Square and ancient Via Toledo Street, famous for its boutiques, is the oldest part of the city.Via Toledo, with its chic and Pompei/Pompeii ları ile dolu. Zaten pizzanın ilk yapıldığı şehir, Napoli. Napolililer bununla gurur duyuyorlar. Kral 1. Umberto’nun eşi Margarita için özel olarak yaptırdığı ve kraliçenin adını taşıyan ünlü pizzanın hikâyesi, Napoli’ye dayanıyor. Napoli Krallığı’nın yönetim yeri olan ve Napolyon’un da kullandığı “Royal Palace” da görülmeye değer. Öte yandan ünlü opera binası “San Carlo Operası” da oldukça tarihi ve görkemli bir bina. Opera binasının yapım yılı 1727 ve ünlü Napolitan müziğinin merkezi de halen kullanılan bu opera binası. Napoli beni şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükledi. Burada turistlerin iki seçeneği var. Birincisi Capri Adası’na gitmek, diğeri de Pompei Antik Kenti’ni gezmek. Gezimin ikinci gününü Capri Adası’na ayırdım. Hava günlük güneşlik olduğu için “jet” adını verdikleri feribotla adaya doğru yola çıkarken çok heyecanlı ve sevinçliydim. Kırk beş dakikalık bir yolculuktan sonra Capri Adası’na vardım. Çok popüler, inanılmaz turistik, cennetten bir köşe diyebileceğiniz, oldukça kayalık ama çok sevimli bir ada burası. Capri’yi görünce dünya sosyetesinin neden burayı tercih ettiğini anladım. Adada birçok sanatçı, oyuncu ve ünlünün evi bulunuyor. Rus yazar Maksim Gorki de sürgün yıllarını bu adada geçirmiş. Gorki’nin kaldığı ev bugün otel olarak işletiliyor. Maksim Gorki, 1906 yılında Capri Adası’na geldiğinde Otel Louisiana’ya yerleşiyor ve adaya ilişkin izlenimlerini şöyle anlatıyor: “Capri küçük ama leziz bir lokma. Bir gün içinde o kadar affordable boutiques, looks like İstiklal Avenue in Taksim, Istanbul. Measuring swords with Mt. Vesuvius on top of a hill, Castel Sant Elmo, a castle to be seen everywhere in the city, has the chance to watch Naples scenery all the time. In order to reach this proud castle, it is necessary to get on the funicular, a kind of vehicle moving on railways. I did so to both watch the scenery and visit the castle. Reaching the castle, I saw a surprisingly different Naples. Honestly, I cannot express my amazement at that time. It had hid its beauty skillfully. Then, it was lying beneath my foot with all its architectural and cultural beauties. Luxurious classy cars were roaming on wide, neat avenues crossing the city.There were even escalators on streets. I was highly impressed. I visited many cities all over the world, but I have never seen an escalator on a street. I did not have any difficulty about food and drink in Naples. Macaroni and pizza restaurants can be found everywhere in the city. Actually, Naples is the origin of pizza and Neapolitan residents are proud of this. King Umberto I had the first pizza made in honour of his wife, Queen Margherita. This kind of pizza was then named after the Queen as Pizza Margherita. Royal Palace, used by royal family and also Napoleon, and famous San Carlo Opera, the origin of Neapolitan music, are other spectacular places. Tourists have two main choices here in Naples - visiting either Capri Island or the ancient city of Pompeii. I chose to visit Capri Island on the second day of my travel. Since the weather was sunny I was joyous and excited before setting off the voyage. After a 45-minute voyage by ferry, we dropped anchor. Seeing the island, I realized the reason why it is popular among high society. It is like a part of heaven, so many popular people have got a house on the island. Famous Russian author, Maxim Gorky lived here during his exile. Having arrived at the island in 1906, he settled in Louisiana Hotel and depicted his first impression: “Capri is a tiny but delicious bite. The Bay of Naples is more attractive than love and ladies. It is possible to explore everything in love, but it is not the same with Capri.” The island, covered with lemon trees, makes me dizzy emotionally due to pleasant lemon scent. The island is divided into two parts; Capri and Anacapri.The ferries from Naples unload at Capri port surrounded by chic boutiques and exotic cafes. There I got on the funicular to arrive at Anacapri. Traveling through lemon trees, I felt as if I was in heaven. Unique landscape and pleasant scents touched the deepest points of my heart. Having finished that cheerful journey, I took a rest at a local cafe.There it was pizza Margherita in the colors of the Italian flag: red (tomato), green (basil), and white (mozzarella). In the mainland of pizza I had the most delicious one I have ever had. Then I was full of energy again and it was time to set off for Anacapri by minibus. We drove through lemon trees on a narrow road. After a short trip I was eventually at the other side of the island, Anacapri. Walking through the town, I encountered boutiques selling smart clothes and handmade sandals, cafes serving a delicious local drink called “limoncello” and lemon trees spreading a lovely scent hugging the whole island tenderly. In my view, Capri is a unique island thanks to its exotic flora, majestic riffs, eye-catching bays, peaceful sea and fragrant lemon trees. 21 gezİ/TRAVEL Sorrento çok güzel şeye tanık oluyor ki insan, ardından yapacak bir iş bulamıyor. Napoli Körfezi aşktan ve kadınlardan daha çekici.Aşkta her şeyi keşfetmek mümkün, ama bu Capri için geçerli değil... Şarap içmesem de Capri başımı döndürüyor.” Gerçekten de Capri baş döndürücü bir ada. Başınız neyle dönüyor derseniz; keskin limon kokusuyla... Adanın her tarafı limon ağaçları ile dolu.Ve bu ağaçlardan yayılan koku tam anlamı ile müthiş. Ada iki kısımdan oluşuyor; Capri ve Anacapri. Napoli’den bindiğim feribot önce Capri Adası’nın limanına yanaştı. Burası yani liman, birbirinden güzel, şık butik ve kafelerle dolu. Ancak Anacapri’ye gitmek için önce fünikülere binip tepeye çıkmanız gerekiyor. İşte limon ağaçlarının arasından sıyrılıp da adanın tepesine doğru yükselirken, buranın tam bir cennet olduğunu düşünmemek elde değildi. Ben Capri Adası’na hayran oldum. Tam bir Akdenizli olduğu her halinden belli oluyordu. Fünikülerden inince buradaki bir kafede soluklanıp bir pizza molası verdim. İşte size margarita pizza. İtalya’nın hiçbir yerinde bu kadar güzel bir pizza yiyemezsiniz. Çünkü pizzanın anavatanı burası. Artık Anacapri’ye gitme zamanı gelmişti. Küçük bir minibüs ile dar ve ağaçlık yollardan geçerek Anacapri’ye ulaştık. Anacapri; şık butikler, limon ağaçları, el yapımı sandaletler ve “limoncello” dedikleri bir tür limonlu içkinin satıldığı dükkânların sıralandığı bir cennet adeta. Tropik ve özgün bir bitki örtüsü, görkemli ve biraz da vahşi kayalıklar, sürprizlerle dolu koylar, muhteşem deniz ve keskin limon kokusu... İşte bu ifadelerle tasvir etmeye çalıştığım Capri’yi anlatmaya bu sözcükler yetmiyor bence. Adanın tarihçesi rivayetlerle dolu. Kimi adaya ilk gelenlerin Yunanlar olduğunu söylüyor. Bazıları da Roma İmparatoru Augustus’un buradan etkilenerek, Ischia Adası’nı Napoli’ye verip onun yerine Capri Adası’nı aldığını anlatıyor (Ischia, Capri’den hem daha büyük hem de daha zengin bir ada). Tiberius ise Capri’yi kendi evi yapmış. Bu nedenle adada Tiberius’un sarayı ve villaları bulunuyor. Güzel, güneşli ve limonata gibi bir havada Capri gezimi tamamlamıştım ve artık adadan ayrılma zamanı gelmişti. Açıkçası ayrılırken çok zorlandığımı belirtmek isterim. Güzelden de öte bir 22 The history of Capri Island contains some rumours. It is believed that the island was established by the Greeks. According to another rumour, Roman Emperor Tiberius Caesar Augustus exchanged Ischia Island, greater and richer, for Capri with Naples since he was impressed by it.Then he had his palace and manors built to live on this lovely island. It was time to end my Capri tour on a sunny and lemonade-like day. To be honest, it was not easy to leave that beautiful island, but I was about to visit a city as lovely as Capri. On this memorable day, my next destination was Sorrento, a city Italians are proud of. It is named after the peninsula where the city is located. After a 20-minute short voyage, I was surrounded by hotels, cafes and mansions inviting a brilliant and luxurious lifestyle. Some kind of Venice and some kind of Florence, there it was Sorrrento. Delicate tiny boutiques, elegant pieces of porcelain and local wines were so widespread to catch my attention easily. Staring at roaming horse-drawn carriages, I took a break to have a cup of tea and some cookies. Honestly, those cookies had such a delicious flavour I have not still forgotten. At the end of a joyous day, I was returning to Naples by train. It would be nice to have a good night sleep for the last day of my travel. On the third day I preferred visiting Pompeii, an ancient Roman city destroyed and buried under ash in the eruption of Mt.Vesuvius in 79 AD. I chose train since it was the best way to travel from Naples to Pompeii. Getting off the train at the station, I was in the middle of a landscape painting.Vesuvius was standing over there with its heroic posture. Lemon trees had already perfumed the air for us. Pompeii was there to welcome the curious visitors. The ancient city, once a relaxing and entertaining place for the rich, actually remained lost for about 1700 years until its discovery in 1748. Today it is one of the most popular tourist attractions of Italy with approximately 2.5 million visitors every year. And what makes this site so attractive? I was sure that I would find the answer while exploring it. Centuries old squares, temples, baths, theatres and fountains were almost intact. Even kitchen utensils were presented. I could see three human bodies. One of them was standing, and others were lying. According to geologists, those victims of Vesuvius almost 20,000 people died adayı ardımda bırakarak bu kez Capri’ye 20 dakika uzaklıkta olan Sorrento’ya gitmek üzere yola çıktım. Sorrento, aynı adla anılan bir yarımadada bulunan ve İtalyanların övgü ile bahsettikleri bir kent. Oteller, kafeler, lüks villalar daha ilk bakışta sizi lüks ve görkemli bir yaşama davet ediyor adeta. Biraz Venedik, biraz Floransa; işte size Sorrento. Sorrento da Capri gibi bir limon cenneti. Güzel butikler, zarif porselenler ve leziz şarapların satıldığı bir kent burası. Oldukça da turistik.Atlı arabalar turistlere kenti gezdirmek için kullanılıyor. Çay molamı verdiğim kentte yediğim kurabiyelerin tadı hala damağımda. Sorrento’dan Napoli’ye bu kez trenle döndüm. Napoli gezimin 3. gününü Pompei Antik Kenti’ne ayırdım. Napoli’den Pompei’ye en pratik ulaşım yolu tren. Ben de trenle gittim. Pompei Scavi durağında indiğim tren istasyonu ve çevresi o kadar güzeldi ki anlatamam.Yemyeşil bir doğa, limon kokuları ve muhteşem Vezüv. İşte hepsi karşımda duruyordu. Pompei Antik Kenti’ni yok eden olay yani Vezüv Yanardağı’nın patladığı tarih, MÖ 79. O tarihte yaklaşık 20.000 kişilik nüfusa sahip olan kent tamamen lavların altında kalmış. Şehirdeki tüm meydanlar, tapınaklar, hamam, tiyatro ve çeşmeler yerli yerinde duruyor. Ayrıca kullanılan tüm mutfak araç-gereçleri de sergileniyor. Pompei eskiden zenginlerin eğlenceler düzenlediği bir mesire yeriymiş. Vezüv’ün patlamasından sonra 1700 yıl kayıp şehir olarak kalan Pompei, 1748’de arkeologlar tarafından bulunmuş. Jeologlar burada yaşamını yitiren insanların ölüm nedeninin kükürt gazı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca yanardağın püskürttüğü volkanik tozların sertleşmesi sonucu lavlar kalıp haline gelmiş ve geriye sadece insanların vücut kalıpları kalmış. Aslında ben üç adet insan kalıbı gördüm. Biri oturur, ikisi yatar vaziyette idi. Sadece bir tanesi cam kafeste sergileniyordu. Önceden çok etkileneceğimi düşündüğüm bu görüntü bana garip geldi. Çünkü bunlar insan değil alçıdan kalıplardı.Ancak evler ve yerleşim, özellikle de evlerin muhteşem bahçeleri çok görkemli ve etkileyiciydi. Mimari dergilerindeki görkemli evlerin bahçelerinden farkı yoktu. Pompei beklentilerime yanıt vermedi. Ben çok daha fazlasını bekliyordum. Ya da daha zengin bir tarihsel doku görmeyi umuyordum. Napoli’den ayrılırken kendi kendime düşündüm. Bana bu kent hakkında neler söylenmişti: Kirli, düzensiz, güvenliksiz, mafyanın kenti, hırsızlara dikkat, gece sokağa çıkılmaz vs. Açıkçası bunlar benim gördüğüm ve yaşadığım Napoli ile örtüşmedi. Kirliydi evet; yerlerde çöpler, toplanmamış çöp torbaları, etrafta hurda arabalar vardı. Ama bunlar beni bir kenti sevmekten alıkoyacak şeyler olamazdı. Hırsızlık olayına gelince kaldığım süre içinde hiç böyle bir olaya rastlamadım. Kısacası, gecesiyle gündüzüyle Napoli’yi doya doya yaşadım ve sonuçta bu kenti çok sevdim. Napoli’den ayrılırken önce beni tüm görkemi ile karşılayan Vezüv’le vedalaştım. Uçağa bindiğimde burnumda hala adanın kendine has o keskin limon kokusu, damağımda ise yediğim nefis pizza ve makarnaların unutulmaz lezzeti vardı. Güzel denizi, ılıman iklimi, ucuz küçük butikleri, nefis pizzaları, Capri Adası, Sorrento’su ve limocello’su ile Napoli bende unutulmaz izler bıraktı. Sizde de aynı etkiyi yaratacağına inanıyor, kesinlikle Napoli’yi görmenizi öneriyorum. due to sulphur gas and then buried under volcanic ash. Before visiting the site, I thought I would be impressed to see human remains. But they seemed odd when I saw them. Instead of human bodies, they were just plaster blocks. Anyway, the houses, their gardens and the layout of the city were impressive enough to capture attention. Those gardens did not differ from the ones illustrated in architectural magazines. Unfortunately, Pompeii did not meet my expectations. I had probably expected too much. Leaving Naples, I was thinking about the comments I heard before visiting it. Dirty, disorganized, lack of security, mafia city, being careful of robbers, dangerous at nights etc. Those comments did not meet the Naples I visited. It was actually dirty, but there being litters, rubbish and car wreckages on the streets did not prevent me from loving Naples. I did not encounter any robbery during my travel and had joyous days and nights. All in all, I loved Naples very much.While ending that splendid travel, I bade farewell to majestic Vesuvius. After boarding the airplane, I could smell fragrant lemon trees and I still felt the delicious tastes of those macaroni and pizzas. Thanks to its beautiful sea, mild weather, tiny chic boutiques, tasty pizzas, delicious limoncello, Capri Island and Sorrento, Naples has given me great memories. I am sure it will leave similar impressions with you, so I highly recommend everyone to visit this unique city. Pompei/Pompeii 23 havacılık Kurşun kapsüller ve kartal kanatlarla uçanlar TÜRK HAVACILIK TARİHİ-1 Lagari Hasan ve Hezarfen Ahmed… Fenne ve fikre yatkınlık belirten "çelebilik" payesine sahip bu iki Osmanlı, halklarının havacılık serüveninin iki özgün miladıdır. Ve bir Türk havacılığından söz edilecekse, önce onların hikayesi anlatılmalıdır… 24 915’in korkunç yazında, Çanakkale cephesinin barut ve kan kokan siperlerinde, göğüs göğüse çatışmaların, tek tük top sesleri dışında hışırtılı bir sessizlikle durduğu sınırlı saatlerde, toprak siperlerin içindeki askerler arkalarına yaslanıp sigara içerek, çoğunlukla gerçeküstü hikayeler anlatırlardı birbirlerine… Anadolu’nun birbirine uzak köylerinden, kasabalarından gelmiş genç erler, kültürlerinin söylencelerini ve söylentilerini; kulaktan kulağa yayılan ve çoğunlukla her anlatışta biraz daha değişen fantastik olaylarını değiş tokuş ederlerdi. Az sonra başlayacak çarpışmada, öğrenilmiş her şeyin sonsuz bir unutuşla anlamsızlaşacağı gerçeğinden kurtulmanın yolu, bu gerçeküstü masalların büyüsüne kapılmaktı belki de. En çok göğe yükselme hikayeleri anlatılırdı. Binlerce yıldır insanlığın ortak düşü ve engeliydi gökyüzü; milyarlarca insanı yönlendiren dinsel anlatılar da, ücra bir köyün mahalli söylentisi de, yerden yükselen insanlar, yerin ezici çekimine karşı zaferini ilan etmiş, doğaüstü yetenekleri olan ya da bizzat doğaüstü olan varlıklardan söz ediyordu. Uğultulu tepelere yükselen hayaletler, düşmanlarının elinden göğe sıçrayarak kurtulan savaşçılar, kartallarla dövüşen yiğitler ve gökleri fethetmeyi tutku edinmiş mucitler… Ruhlarının ilahi bir yükselmeyle tanrıya kavuşacağına inanan, şahadetlerinin kıyısındaki askerler, asla tanık olmadıkları ama gerçekliğine inandıkları tuhaf öykülerinde insanları uçuruyorlardı! Osmanlı cephelerinde hikayesi en çok anlatılan "uçan insanlar" ise Lagari Hasan ve Hezarfen Ahmed çelebilerdi… Yerel öykülerin sınırlı hayal gücünden ve mantık hatalarından azade, yeterince inandırıcı ve her şeye rağmen dinleyene düş gibi görünen gökyüzü zaferleri. Birkaç on yıl sonra, Hezarfen’in kanatlarını, 25 havacılık Lagari Hasan’ın kurşun kapsülüne iliştiren savaş tayyareleri, siperlerde bekleşen askerlerin üstüne ölüm kusmaya başlayacaktı. Ama şimdi, barışçıl çabalarıyla çelebiler, ölümün kıyısında, yaşama dair bir umudu taşıyorlardı. Bir tür bilgelik, fenne ve fikre yatkınlık belirten çelebilik payesine sahip bu iki Osmanlı, halklarının havacılık serüveninin iki özgün miladıdır. Ve Türk havacılığından, modern Türkiye’deki havacılık faaliyetlerinin geleneğinden söz edilecekse, önce onların hikayesi anlatılmalıdır... ROKETLE UÇAN İLK İNSAN: LAGARİ HASAN ÇELEBİ 1663 yazı… Devlet-i Aliye’nin başkentinde sıcak ve neşeli bir gün. Sultan IV. Murad Han’ın mahdumesi Kaya Sultan’ın dünyaya gelmesi Sarayburnu’nda şölenlerle kutlanmaktadır. Gecenin sürprizi ise, Türk mühendisliğinin öncüsü sayılan Hasan Çelebi’nin sıradışı uçma denemesidir. Minyon ve çelimsiz görünümlü olan Hasan Çelebi’ye, bu nedenle “lagari” denmektedir. Ve Lagari Hasan Çelebi namlı bu ufak tefek adam, şimdi tarihi değeri çok yüksek bir deneme yapmak için hazırlanmaktadır. Bitmek bilmez savaşların içinde, barut ve patlayıcılarla epey haşır neşir olmuş olan Osmanlılar, bir tepkili roket prototipi olarak kabul edilebilecek fişekler hakkında pek çok bilgiye sahipti. Osmanlı ordusu, barut macunundan yapılmış havai fişeği ve yanış hızının azaltılıp çoğaltılması tekniğini biliyordu. Ve bu bilgiler, cesur bir mucidin, göğe sevdalı bir mühendisin elinde, yeryüzünün ilk “insanlı uçuş” denemesine dönüşecekti. Lagari Hasan Çelebi, 50 okkalık barut macunu ile çalışan 7 kollu bir roketin atış gücünden yararlanarak, dünyanın ilk insan taşıyan roketini yapmıştı! Roket, etrafındaki fişekler yakıldığında 26 ateşlenip havalanacak, bir süre havada kaldıktan sonra, Lagari Hasan’ın öngördüğü üzere denize inecekti. Sultan Murad Han’ın ilgi dolu bakışları altında fişekler ateşlendi ve Lagari’nin içine yerleştiği kurşun kapsül göğe doğru havalandı. Lagari yaklaşık 300 metre yüksekliğe ulaştı ve 20 saniye kadar havada kaldı. Sonra barut macunundan ibaret olan yakıtı bitti ve kollarına geçirdiği kanada benzeyen kumaşlarla süzülerek denize inmeyi başardı. İzleyiciler, bu zaferi kutlamak için birkaç saniye daha beklediler… Sonra Lagari Hasan, denizden sapasağlam çıktı. Sarayburnu’nda cihan şahı Murad Han da tebası da büyük coşkuyla ve memnuniyetle izlediler bu gösteriyi… Bundan sonrası daha çok rivayettir ve şöyle anlatılır. Murad Han, Çelebi’yi huzuruna çağırır. Lagari Hasan’ın ona söylediği ilk şey, “Padişahım İsa Peygamber’in size selamı var” olur! Padişah onu bir kese altın ve sipahi ocağında tımar ile ödüllendirir. Bir süre padişahın desteğini gören Lagari’nin sonradan gözden düştüğü ve Kırım’a sürüldüğü rivayet olunur. O gece konuklar arasında çok tanınmış bir çelebi daha vardır: Gezgin Evliya Çelebi. Osmanlı’nın bu büyük gezgini, Lagari Hasan Çelebi’nin cesur gösterisini, “Seyahatname”sinde şöyle anlatır: “Murat Han’ın Kaya Sultan adlı temiz talihli kızı dünyaya geldiği gece kurban keserek bayram ettiler. Bu Lagari Hasan elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek yaptı. Sarayburnu’nda padişah huzurunda fişeğe bindi. Çırakları fitili ateşlediler. Lagari, ‘Padişahım seni Allah’a ısmarladım. İsa Peygamber’le konuşmaya gidiyorum’ diyerek, Allah’ın ve peygamberin adıyla göğe yükseldi…” KARTAL KANATLI HEZARFEN AHMED ÇELEBİ Endülüslü bir Arap bilgin olan İbn-i Fernas’ın, henüz 11. yüzyılda, kendi gövdesine kanatlar takarak uçmaya teşebbüs ettiği rivayet olunur. Ama tüm dünya için, “dünyayı kanatlarının altına alan” ilk insan Ahmed Çelebi’dir… “Bin fen bilen” manasına gelen “hezarfen” namını alan Ahmed Çelebi de Lagari gibi 17. yüzyılda yaşamıştı. Kendisinden önce yaşamış İslam âlimlerinin eserlerine çok meraklıydı. Ama en çok ilgisini çeken, Farabi İsmail Cevherî isimli alimin “uçuş hesaplamaları” ve hayaliydi. Cevherî’den hava akımlarını ve denge unsurlarını hesaplayarak, yani bir bakıma “kuşları taklit ederek” insanın da uçabileceği vizyonunu almıştı. Ve insanın uçabilmesi için, büyük bir kuş olan kartalı örnek alması gerektiğine karar verdi. Asıl büyük denemeye girişmeden önce, o devirde çok büyük bir spor alanı olan İstanbul’daki Okmeydanı’nda tam dokuz deneme yaptı. Her denemede bir düzeltme yaparak kendisini uçuracak kanatlara son şeklini verdi. Nihayet bir gün Galata Kulesi üzerinden kendini boşluğa bıraktı ve Boğaz’ın sularını aşarak Üsküdar’a “bir kuş gibi süzülerek” indi. Evliya Çelebi, bu mühim hadisenin de görgü tanıklarından biriydi. “Seyahatname”sinde anlattığı bu uçuşun tam tarihini belirtmiyordu ama Sultan IV. Murad zamanında gerçekleştiğini söylüyordu. Lagari gibi Hezarfen de IV. Murad’ın hükümdarlık yaptığı dönemde uçmuştu. Evliya Çelebi ondan şöyle söz ediyordu: “İlk olarak Okmeydanı’nın minberi üzerinde, rüzgarın şiddetiyle kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada pervaz ederek ta’lim etmiştir. Daha sonra Sultan Murat Han Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’nde temâşâ ederken Galata Kulesinin tâ en üst zirvesinden lodos rüzgâriyle uçarak Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir.” IV. Murad, Hezarfen’i de bir kese altınla mükafatlandırmış, ancak hemen sonra, “Bu adam pek havf edilecek (korkulacak) adamdır, her ne murad edilirse elinden geliyor, böyle kimselerin serbest kalması caiz değildir” diyerek onu Cezayir’e sürer. Hezarfen, yeni denemeler yapamadan, son nefesini burada verir. Görüldüğü gibi, bugün artık neredeyse “Mars üzerinde koloni kurma” hayalini gerçekleştirme noktasına dayanmış olan Batı havacılığının ortaya çıkışından yüzlerce yıl önce, topraklarımızdan iki bilgin, iki cesur çelebi gökleri fethetme macerasının ilk kıvılcımlarını ateşlemişlerdi. Tüm dünyada uçak yapım tekniğinin öncüsü kabul edilen Otto Lilienthal, basit kanatlarla ilk uçuş denemesini yaptığında yıl 1890’dı! Hezarfen Ahmet Çelebi’nin Boğaz’ı bir kartal gibi geçmesinden yaklaşık 250 yıl sonra... Ve Avrupa’daki ilk kayda değer roket denemeleri de Lagari Hasan Çelebi’nin cüretkar hamlesinden tam 250 yıl sonra yapılabildi. Ne demeli? Zamanın yöneticileri bu avangart bilginlere sahip çıksaydı, Türk havacılığı şimdi nerede olacaktı kim bilir? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman veremeyeceğiz. Bugün hangi noktada olduğumuzu okumak içinse bir dahaki sayıyı beklemeniz gerekecek. İLK PARAŞÜTÇÜ: SERAKİNO Yıl 1159’du. Bizans İmparatoru Manuel Komnen, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın oğlu Kılıçarslan’ı, İstanbul’a davet etmişti. İmparator, Kılıçarslan şerefine hipodromda görkemli şenlikler icra ettirmişti. Bizanslılar, Anadolu Selçuklu Devleti’nin biricik veliahtına, bu meydanda bütün hünerlerini gösterdiler. Bu esnada Kılıçarslan’la beraber gavureline gelen bir Türk, Atmeydanı’ndaki Dikilitaş üzerinden atlayıp bir kuş gibi havaya uçacağını bildirdi. Adı sanı bilinmeyen bu adam gerçekten de Dikilitaş’ın üzerine çıktı. Sırtında gayet uzun ve geniş beyaz bir elbise vardı; paraşüt gibi şişebilen bir elbiseydi bu. Gerçekten bir müddet havada uçtu fakat biraz sonra yere düşerek paramparça oldu. Bizans tarihi onu “Serakino” yani “Şarklı” diye kaydetti, geçmişine. Adı malum olmayan bu Türk’ün de ilk paraşütçü olduğu kabul edilir. 27 özel günler Hayatınızın ilk ve değişmez kahramanını bir kere daha düşünmenin, ona duyduğunuz sevgiyi özel bir biçimde anlatmanın tam zamanı değil mi? Şimdi birkaç dakikalığına işi gücü bir kenara bırakın ve sadece onun sizin için ne ifade ettiğini düşünün; en doğru yolu bulacaksınız. nlatı o ki Beşiktaşlı bir oyuncu bugün pek de hatırlanmayan bir maçta kırmızı kart gördükten sonra hakemin kararına itimat etmeyerek Hakkı Yeten’e, siyah-beyazlı takımın tarihindeki “baba” lakaplı üç efsane oyuncudan biri olan takım arkadaşına sorar: “Baba çıkayım mı?” Çünkü sorulur. Hayat beklemediğiniz bir anda bir iğne batırır gibi canınızı yaktığında ya da şöyle en okkalısından sert bir tokat attığında önce babalara sorulur. Müslüm Gürses; Nilüfer, Tarkan ve Teoman gibi “pop yıldızları”ndan şarkılarını istediğinde ikiletmeden verdiler. Verilir. İsteyen, tevazu gösterip, kendi deyimiyle size “güzellikle eğilip” isteyen bir baba ise verilir. Müslüm Gürses yani Müslüm Baba hasta yatağındayken en samimi sağlık dileklerinden birini ifade eden isim, daha önce kamuoyuna da yansımış tartışmalarına rağmen Fazıl Say oldu. Çünkü babalarla kavga da edilse, babalarla bambaşka yollar da çizilse, tıpkı analar gibi babalar da tarifi imkansız bir sevginin nesnesidir. Can Yücel bu dünyadan, ardında dağ gibi bir külliyat bırakarak ayrıldı; sayısız şiir, çarpıcı bir zekanın ürünü politik makaleler, doğru zamanda sarf edilmiş bir miktar küfür, Türkiye’nin çeviri anlayışında kökten değişikliklere yol açan denemeler ve harika bir dörtlükle: Hayatta ben en çok babamı sevdim kara çalılar gibi yerden bitme bir çocuk 28 çırpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek nasıl koşarsa ardından bir devin o çapkın babamı ben öyle sevdim Can Yücel, babası eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i her zaman büyük bir saygıyla andı, büyük kalabalıklar kendisini “baba” lakabıyla çağırırken... Peki ama niye bazı insanlar bu sihirli “baba” lakabıyla anılırlar? Babalık nasıl bir mertebedir ki sadece bir takdiri değil, tartışılmaz bir konumu da anlatır? Bu sırrı çözmeye ömür vefa etmez. Şu aralar belki de yapılabilecek en iyi şey, haziran ayının üçüncü pazar gününe denk gelen Babalar Günü’nü vesile ederek, o güzel adamı, onun hayatımızda tuttuğu yeri bir kez daha düşünmek. Babanıza ne hediye edeceğinize gelince; doğrudan bir tavsiyede bulunmamız imkansız. Hediyeniz, ona duyduğunuz sevgiden ilham almalı; bunu da sizin dışınızda kimse bulup çıkaramaz. Ama ilham almak için beş dakikalığına işi gücü bırakıp kulağınızı şu güzel Fikret Kızılok şarkısına vermenizi önerebiliriz. Şöyle başlıyor: Bir bakarsın oyuncağın kırılmış, arkadaşın sana küsmüş darılmış kavga etmiş kaşın gözün yarılmış Yaşlı gözlerle bana gelip sakın üzülme yavrum böyle büyür insanlar ağlamak çare değil zaman değirmenini durdurmak kolay değil Uçak Teknisyenleri Derneği olarak geleneksel kahvaltı etkinliğimizin bir yenisini daha düzenliyoruz. Birliğin, birbirini anlayan ve destekleyen büyük bir aile olmanın coşkusunu hep birlikte daha da derinden hissedeceğimiz kahvaltı etkinliklerimize tüm üyelerimiz ve aileleri davetlidir. Tarih: 16 ve 30 Haziran Pazar Saat: 09.00 - 13.00 Yer: Kaşıbeyaz İtalyan Restoranı Sesto Senso Adres: Şenlikköy Çatal Sokak No. 19 Florya/İstanbul Not: Etkinliğe katılacak üyelerimizin en az 3 gün öncesinden 0212 542 13 00 numaralı telefona katılım bilgisi vermesi rica olunur. 1968 UÇAK Rİ YENLE N K TE İS EĞİ DERN 29 kültür eleneksel lezzetlerimizi yüzyıllar sonra yeniden tartışmaya, üzerinde yeniden konuşmaya başladık. Yüzyıllardır bize ait olan şeyleri şimdi neden sorguladığımızı bilmiyorduk (!) ama bu tartışmayı yaparken atladığımız bir şey vardı. Esasa ilişkin öyle bir şeydi ki bu, tüm tartışmayı bir anda bitirebilirdi. Hemen hiç kimse görmedi bunu; bizim gibi damağına düşkün olduğu kadar Türkçeye yani diline düşkün insanlar haricinde. İçecekle içki aynı şey değildi. Milli içkimiz “rakı”ydı, milli içeceğimiz ise “ayran”. “İçki” kelime anlamı olarak içinde alkol bulunan içecek demekti. Yani tartışmaya gerek yoktu, ikisi farklı şeylerdi ve birbirinin yerini alamazdı. Bu güncel konuya değindikten sonra gelelim milli lezzet ve yalnızca bizim kültürümüze ait olan şeylere. Türk kahvesinden Karagöz ile Hacivat’a Yalnızca bizim kültürümüze ait olan şeyler Geleneksel içecek üzerine yoğun tartışmaların yaşandığı bugünlerde biz de güncel bir konuya değinelim dedik ve yoğurttan rakıya, lokumdan Türk kahvesine ve HacivatKaragöz’e geleneksel, sadece bizim kültürümüze ait olan şeyleri derledik. Bizi bir de bizden okuyun. 30 Milli içkimiz “rakı” Geleneksel Türk sofralarının vazgeçilmez içkisi rakı; sadece bir içecek değil, bir kültür. Kendine has bir içiliş adabı olan bu milli içki, dost meclislerinde muhabbeti süsler; derdi, tasayı unutturur. Anason ve üzümün işlenmesiyle elde edilen renksiz bir alkollü içki olan rakının yoğun anason kokusu daha önce hiç tatmamış kişilerce itici bulunabilir ancak zamanla alışkanlık yaratır ve tarifi eşsiz bir tat bırakır, damakta. Beyaz peynir rakı sofrasının olmazsa olmazıdır. Özellikle Ezine beyaz peyniri tercih edilir. Çoğunlukla dilimlenerek servis edilir. Peynir ve rakının bir diğer kadim dostu ise kavundur. Rakı, yüzyıllar boyunca farklı ortamlara uyum sağlayan bir içki olduğundan içiliş şekli de değişmiştir. Buna göre sayısız kadeh tipi ortaya çıkmıştır. Bade, leylekboynu, bülbül ağzı, çay bardağı, kristal kadehler, çeşmibülbül bunlardan sadece birkaçıdır. Rakı meclislerinin önceliklerinden biri de dostlar ve muhabbettir. Rakının yanında ayran, şalgam ya da soda içilebilir, zeytinyağlı mezelerin süslediği sofranın son konuğu elbette okkalı bir Türk kahvesidir. Rakının verdiği çakırkeyifliği Türk kahvesi alır. 40 yılın hatırı: Türk kahvesi Türk kahvesi, Türkler tarafından keşfedilen bir kahve hazırlama ve pişirme metodunun adıdır. Tadı, köpüğü, kokusu, pişirilişi ve ikramıyla kendine özgü bir kimliği ve geleneği vardır. Önceleri Arap Yarımadası’nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, bu yepyeni hazırlama ve pişirme metoduyla gerçek lezzetine ve eşsiz aromasına kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa uzun yıllar bu içeceği Türklere özgü bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir. Brezilya ve Orta Amerika menşeili, Arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve titizlikle kavrulan Türk kahvesi, çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir. Kaynatılarak içilen tek kahve türüdür. Ayrıca telvesiyle fal bakılması nedeniyle sosyolojik bir yönü de vardır. Eşsizdir çünkü kahve fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz. Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur. Sağlıklıdır çünkü fincanın dibinde biriken telvesi içilmez. Sıklıkla içildiği halde, miktar olarak fazla olmadığından şişkinlik yapmaz. Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir. Kahveden önce su içilerek, ağızda bulunan önceki tatlar arındırılır. Böylece kahve lezzetinin tam olarak damağa ulaşması sağlanır. Kültürümüzde kendine has bir yeri olan kahve, pek çoğumuzun vazgeçilmezleri arasındadır. Daha önünüze gelmeden kendini kokusuyla hissettiren kahve, bir dinlenme vesilesi ve sohbet bahanesidir. “Türk kahvesi” adıyla ilk uluslararası markamız sayılabilecek olan kahve; güzel bir içecek olmasının yanı sıra pek çok deyime, atasözüne, şiire ve türküye de konu olmuştur. Bir kelime bir lezzet: Yoğurt Dünya dillerine girmiş, Türkçe bir kelime “yoğurt”. Türkiye için yoğurdun ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi bu. Kaldı ki, yılda 30 kilo ile dünyada kişi başı yoğurt tüketiminin en yüksek olduğu ülke de Türkiye. Yoğurdun ilk kez ne zaman ve nasıl yapıldığına dair elde yeterli bilgi olmamakla beraber Kaşgarlı Mahmud tarafından 10. asırda yazılan “Divanü Lügâti’t-Türk” ve Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından yazılan “Kutadgu Bilig” adlı eserlerde “yoğurt” kelimesine bugünkü anlamda rastlanmaktadır. Yoğurdun Türk sınırlarını aşarak dünyaya yayılması ise 20. yüzyılın başlarına rastlar. Yoğurt, Amerika’da yaklaşık olarak 45-50 yıl önce tanınmıştır. Asya ve Afrika’da yayılışının ise Türkler vasıtasıyla olduğu söylenebilir. Marko Polo’nun seyahatnamelerinde Çin’de yoğurt yendiği yazmaktadır. Oğuzlar kabın dibinde kalan ve yoğurt oluşumunu sağlayan maddeye, ekşi bir tada sahip olan koruktan esinlenerek “kor” adını vermişlerdir. Önceden kalmış olan ve sütün mayalandırılmasında kullanılan yoğurt Anadolu’da “damızlık” olarak da bilinmektedir. Yoğurt; hayvan derisi, ahşap veya topraktan kaplarda yapılır ve saklanırdı. Bu geleneksel lezzet taze olarak yendiği, ayran yapılarak içildiği gibi kurutularak sütün az bulunduğu mevsimlerde de yenmekteydi. “Kurut” adı verilen kurutulmuş yoğurt, günümüzde halen Orta Asya ülkelerinde yaygın olarak tüketilmektedir. Tarihçilerin çoğunluğu süt mayalandırma tekniğinin Orta Asya’da yaşayan göçebe topluluk31 kültür lar tarafından geliştirildiği konusunda görüş birliği içindedirler. Bu topluluklar neolitik çağın başında hayvandan süt sağmayı öğrenmiş ve kolay bozulan bu içeceği mayalandırarak daha dayanıklı olan yoğurda dönüştürmeyi keşfetmişlerdir. Buradan batıya, kuzeye ve güneye göç eden Türkler yoğurt yapma alışkanlığını Anadolu’ya, Kafkaslara, Rusya’ya ve Avrupa’ya taşımışlardır. Yoğurt yıllar boyu Türkiye halkının geleneksel yöntemlerle evde yaptığı, farklı şekillerde saklayarak her mevsimde yiyecek ve su katarak içecek olarak tükettiği temel besinlerden biridir. Hayalbazın perdesinde bir efsane: Karagöz ile Hacivat Karagöz ile Hacivat’ın gerçekte yaşayıp yaşamadıkları belli değil. Ne vakit nasıl ortaya çıktıkları hakkında kesin bilgiler ve belgeler yok. Bu iki karakterin gerçekten yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa nerede-nasıl yaşadığı kesin olarak bilinmiyor. Bu açıdan Karagöz ile Hacivat’a bir efsanedir diyebiliriz.Anlatılanlar rivayete dayanır, zira gerçekten yaşamış olsalar bile büyük ihtimalle bahsedilen dönemde tarih kitaplarına girecek kadar önemli bulunmamışlardır. Halkbilimciler Karagöz’ün bazı oyunlarda Çingene olduğunu itiraf etmesi, Bulgar gaydası çalması ve Evliya Çelebi’nin tanıklığına dayanarak Bizans imparatoru Konstantin’in Çingene seyisi Sofyozlu Bali Çelebi olduğunu ileri sürmektedir. Bir diğer rivayet ise duvarcı ustası Hacı İvaz Ağa ya da halka mâl olmuş adıyla Hacivat ve Trakya’daki Samakol Köyü’nden demirci ustası Karagöz, Orhan Gazi devrinde Bursa’da yaşamış ve Ulucami’nin yapımında çalışmış iki işçidir. Çalışırken yaptıkları teatral nitelikteki mizahi atışmalarla, kendileri çalışmadıkları gibi diğer işçilerin de çalışmasını engellemektedirler. Orhan Gazi’nin “Cami vaktinde bitmezse kelleni alırım” dediği cami mimarı, caminin vaktinde bitmemesine kızarak Karagöz ve Hacivat’ı şikayet eder. Bunun üzerine bu efsanevi ikili başları kesilerek idam edilir. Karagöz ile Hacivat’ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, ölümlerinin ardından kuklalarını yaparak perde arkasından oynatmaya başlar. Böylece taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle perde kullanılarak sergilenen bir gölge oyunu olan “Karagöz ile Hacivat” doğar. Karagöz oynatıcısına “hayali” ya da “hayalbaz” denir. Yardımcıları çırak, yardak, dayrezen, sandıkkârdır. Karagöz figürleri kalın deriden, özellikle de deve derisinden yapılır. Bu derinin kullanılabilmesi için birçok işlemden geçmesi gerekir. Renklendirme için eskiden kök boyalar kullanılıyordu, bugün ise bunların yerini çini mürekkebi almıştır. Kültürümüzün önemli bir parçası olup günümüzde özellikle Ramazan akşamlarının vazgeçilmez eğlencelerindendir. Rahat ul-hulküm=TurkIsh delIght Lokum, su, şeker ve nişasta kullanılarak yapılan bir Türk tatlısıdır. Lokum doğal ve sağlıklı bir besin kaynağı olup, sağlığa pek 32 çok yararı olduğu bilinmektedir. Adını Osmanlıca “boğaz rahatlatan” anlamına gelen “rahat ul-hulküm” kelimesinden alan lokum, yaklaşık 15. yüzyıldan beri Anadolu’da bilinmekle birlikte, özellikle 17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaygınlaşmıştır. Dünyaca tanınmış Türk lokumu, 1000 yılı aşkın bir tarihi geçmişe sahip olmakla birlikte gerçek kimliğine; mükemmel kıvamı ve lezzetine Osmanlı İmparatorluğu’nun mutfağı ile ulaşmıştır. Sarayda yapılan en meşhur şekerlemenin lokum olduğu bilinmektedir. Lokum Osmanlı’nın ilk dönemlerinde sadece padişahlara özgü olarak yapılırken zamanla piyasada bulunan şekerlemecilere de üretim yetkisi verilmiş, böylece halkın da bu şekerlemeyi tanımasına olanak tanınmıştır. Kimi kaynaklara göre 15. yy’dan beri Anadolu’da yapılmaktadır. Kimi kaynaklara göre ise 18. yy sonunda sert şekerlerden sıkılan I. Abdülhamit’in yumuşak şekerleme yemek istemesi üzerine Hacı Bekir tarafından açılan bir yarışma neticesinde icat edilmiş ve yarışmada da Muhittin Hacı Bekir birinci olmuştur. İster18. yy ister 15. yy’da icat edilmiş olsun lokumu seri olarak üreten, popülerleştiren ve Avrupa’ya tanıtan kişinin Hacı Bekir olduğu tartışmasızdır. Bir İngiliz seyyah aracılığı ile 18. yy’da İngiltere’ye götürülmüş ve “Turkish delight” olarak tanıtılmış olan bu yumuşacık lezzet, başlangıçta bal ve/veya pekmez ile kıvam verici olarak undan yararlanılarak üretiliyordu. 18. yy ortalarında Osmanlı topraklarına rafine şeker girdikten sonra pekmez ve bal yerine şeker kullanılarak üretilmeye başlandı. Lokum yüzyıllar boyunca Türk kültürünün bir parçası olarak, içeriği neredeyse hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir.Adı ister lokum ister “Turkish delight” olsun; şahane olarak nitelendirilen bu geleneksel Türk lezzetinin, yolu bir şekilde Türkiye’den geçmiş herkes tarafından beğenilerek tüketildiği bir gerçektir. teknİK UÇAK BAKIM/ONARIM FAALİYETLERİNDE MALZEME DEPOLAMA SİSTEMLERİ S Yazı: Mehmet ERTEK Mühendis atın alınan, tamirden gelen, ödünç alma ya da değiştirme yoluyla temin edilen parça, malzeme, komponent, takım veya teçhizatın önce tesellüm (kontrol ve kabul) işlemi yapılır. Tesellüm işleminin amacı uçaklara/komponentlere, sadece uçuşa elverişli parçaların takılmasını sağlamaktır. Uçak ile ilgili parçaların tip sertifikası hakkını elinde bulunduran şahıslar veya kuruluşlar (TC Holder), bu parçalara bir parça numarası verip bağlı oldukları sivil havacılık otoritesi tarafından onaylanmış parça kataloğuna işler. Onaylı bir malzemenin karşılaması gereken şartları sağlamayan veya sağladığı henüz kesinleşmeyen malzemelere, “şüpheli onaysız parça” denir. Tesellüm işlemi, ön kontrol ile başlar. Malzemenin hasarlı olup olmadığı ve gerekli dokümanların varlığı konusunda inceleme yapılır. Olumsuz bir durum varsa malzeme karantinaya alınır. Malzemenin görünüşte sağlam olması, bu işlemin yapılmasına mani değildir. Malzemede gizli bir hasar olması ihtimaline karşı tedbirli olunur. Şüpheli onaysız malzeme tehlikesine karşı, malzemenin ambalajı üzerinde bulunan ve gönderici firmayı belirleyen etiketin görünümünün normal olduğu, etiketin üzerinde herhangi bir tahribat olmadığı, alışılmış etiket ile benzerlik gösterdiği ve ambalajın standartlara uygun olduğuna dikkat edilir. Şüpheli onaysız malzeme tespit edilirse SHGM’ye bildirilir. Ön kontroller yapıldıktan sonra malzemenin ambalajı açılarak “tesellüm kontrolü” başlatılır. 34 • Sivil otoritelerince belirtilen her türlü belgenin varlığı Bazen buraya kadar sıralanan prosedürlerin tam olarak karşılanamaması nedeni ile uçak ana bakım merkezi dışındaki hat istasyonunda komponent veya malzeme bekler (AOG) duruma düşebilir. Bu durumda detaylı kontrolden geçmeden, uçakta geçici olarak kullanılacak malzemelerin şu şartlara uyması gerekir: • Komponent veya malzeme en azından ülke ulusal otoritesinin onay bilgisini içeren bir faal etiketine sahip olmalıdır. • Göz kontrolünde normal olmalı ve uçağa takıldığında AMM’de verilen testlerde olumlu sonuç vermelidir. • Bu durumda uçağın 30 saat süre ile veya ana bakım merkezine dönünceye kadar (hangisi erkense) uçmasına müsaade edilir. • Bu durumda uçağın seyir defterine (Log Book) neden, ne zaman ve nerede AOG olduğu bilgileri girilmelidir. W Tesellüm kontrolünde şu genel hususlara dikkat edilerek malzeme ret veya kabul edilmelidir: • Servise verme sertifikasının ve faal etiketinin tam ve doğru olarak doldurulduğu • Parça adı, parça numarası, kafile numarası, referansının (NAS, MS vb.) belirtildiği ve gerektiğinde (kullanılmadan önce işlem görecek) ham malzemeler için özel işlem bilgisinin doğruluğu • Test veya kalibrasyon raporu, referanslar ve teknik resim gibi özel taleplerin mevcudiyeti • Belirtilen modifikasyonların uygulandığı, sertifika ve malzeme üzerindeki bilgi dokümanlarının tahribata uğramadığı ve bilgilerin birbiriyle uyuştuğu • Tamirden gelen bir malzeme ise tamir raporu • Dokümanlarda onaylı üreticinin mührü • Malzemenin raf ömrünün belirtilmiş olması • Malzemede gözle görülür bir kullanılmışlık hissi veren çizik, boya veya korozyon belirtisi olmaması • Vida gibi sayıca çok fazla olan malzemelerin numune alma yolu ile sipariş ölçütlerine uygunluğu • Malzemenin şüpheli onaysız bir malzeme olmadığının açıkça görülmesi • Kullanılmış parçaların ömür bilgileri • Malzemenin satın alma sipariş isteğini (P/O-Purchase Order) özellik ve sayı olarak karşıladığı • Kimyasal türü gibi bazı malzemelerin özel depolama şartları bilgilerinin belirtilmiş olduğu Tesellümde malzemelerin sadece göz ve doküman kontrolü yapılabilir. Ölçüm, test ve detaylı kontrol için ilgili onaylayıcı personelden yardım alarak malzeme ve komponentlerin tesellümü yapılır. Tedarikçi firmadan gelen her türlü malzeme, tesellüm işleminden geçtikten sonra “faal etiketi” bağlanarak depoya teslime hazır duruma gelir. Depolama işlemi; uçak malzeme ve komponentlerin uygun bir şekilde etiketlenmesi, paketlenmesi, faal tutulması, taşınması, sevk edilmesi ve bakıma verilmesi işlemlerini kapsamaktadır. Depolama işlemi sırasında malzeme şu konularda kontrol edilir: • Malzemenin ambalajının hasarsız olması • Komponentler için: Komponent faal kartının eksiksiz olarak doldurulmuş olması ve servise verme sertifikasının ekli olması • Tamir edilebilir (repairable) malzemeler için: Faal kartının ve servise verme sertifikasının ekli olması • Sarf malzemeler için: Faal kartının bulunması, kart üzerindeki bilgilerin tam olarak doldurulması ve tesellüm biriminin mührü • Malzeme için tesellüm işlemi sırasında belirtilen raf ve ranza bilgileri kontrol edilir. • Raf bilgisi olmayan (depoya daha önce hiç girmemiş) malzemeler için raf ve ranza bilgisi tayin edilir. • Malzemelerin herhangi bir hasar ve korozyon tehlikesine karşı koruyucu özel ambalajı ile raflara konması • Atölyelerden faal olarak depoya iade edilen komponentler için: İlgili atölye tarafından komponent faal kartı ve servise verme sertifikası düzenlenir. Malzeme bu dokümanlarla birlikte; statik elektriğe duyarlı komponentler antistatik torbaya konulmuş, elektrik soketleri kapatılmış, boru ağızları tapalanmış ve uygun şekilde kutulanmış olarak teslim alınır. • Atölyelerden faal olarak depoya iade edilen sarf ve repairable malzemeler için faal parça kartı düzenlenir. Malzeme uygun bir şekilde paketlenir, bu dokümanla birlikte teslim alınır. “O ring” ve “packing” gibi sarf malzemelerinin özel ambalajının açılmamış olduğundan emin olunduktan sonra teslim alınır. Malzemeleri depolarken uyulması gereken şartlar vardır. • Depoların ısı ve nem durumunun uygun olması, cihazlarla kayıt altına alınması ve saklanması gerekir. • Rafların, depolanan malzemelerin ağırlığına dayanabilecek nitelikte olması gerekir. • Büyük ve bel verecek malzemeler uygun bir şekilde desteklenerek depolanmalıdır. • Ağır parçalar, yüksek raflara konmamalıdır. • Yanıcı ve patlayıcı malzemeler ayrı bir bölümde depolanır. Bu bölümdeki elektrik tesisatı ex-proof malzeme kullanılarak yapılır. Depoda CO2 ile çalışan otomatik bir yangın söndürme sistemi kullanılır. Atölye ve dolapların görünür yerine “yanıcı/ patlayıcı malzeme” ibaresi konulur. • Lastik esaslı (sentetik, kauçuk vb.) ve raf ömürlü kimyasal (adhesive, sealant, hidrolik, solvent, boya vb.) malzemelerin ömür takibi yapılır. Ömrü dolmuş malzemeler için yeniden test etme veya kal etme kararı verilir. Test sonucu ömrünün uzatılmasına karar verilen malzemeler, yeni ömür bilgisi içerecek şekilde tesellüm işlemine tabi tutulur. Kal olacak malzemeler için bir kal etiketi düzenlenerek malzemeye bağlanır ve kal işlemi başlatılır. Depodan çıkarılacak malzemeler için çıkış ve sevk işlemleri yapılır. Bunlar: - Aynı malzemeden birden fazla olması durumunda “ilk giren ilk çıkar” prensibine göre hareket edilir. - Kutudan çıkan miktar, faal etiketi üzerindeki miktardan düşülür. - Özel paketleme gerektiren malzemeler (duman dedektörü, oksijen jeneratörleri vb.) paketlenerek orijinal kutuları bulunan (aküler, tüpler vb.) malzemeler, bu kutularla birlikte sevk edilir. - Malzeme tehlikeli madde sınıfına giriyorsa, malzeme paketi üzerinde uyarı yazısı veya işareti bulundurulur. Esen kalın. 35 havacılık SEDYELİ YOLCUNUN TAŞINMASI iziksel durumu, davranışları, zihinsel ya da bedensel hareketleri kısıtlı olan ve seyahatini oturarak tamamlayamayacak yolcular için sedyede yatarak seyahat imkanı sağlayan havayolları bulunmaktadır. Bazen yolcunun aşırı kilolu olması nedeniyle de oturarak seyahati sağlanamayacağı için yatarak seyahat etmesi gerekebilir. Havayolu irtibat kurulması Her havayolu bu hizmeti yolcularına sunmaz ya da bazı havayolları, bazı uçak tiplerinde bu hizmeti verebilir. Uçuşlarında birden fazla sedyeli yolcuyu kabul eden havayolları da bulunmaktadır. Havayolları bu yolcular için hazırlıklara birkaç gün önce başlayacağı için yolcuların ilgili havayolu ile uçuşlarından önce irtibat kurması ve detaylı bilgi alması gerekir. Sedyeli yolcuyu kabul eden havayollarında teknik bir ekip, uçağın tipine göre değişen sayıda koltuk kapatarak, özel bir sedye monte eder. Havayolları genelde sedyeli yolcuları ekonomi kabinde kabul eder ve bazı havayolları uçak içinde sedye ile seyahat edecek yolcular için bir çeşit perde ya da benzeri bir materyal ile diğer yolcularla birbirlerini görmelerini engelleyecek bir ortam hazırlar. Yanlarında refakatçileri ve rapor olması şartı Sedyede seyahat edecek yolcu, yanında bir refakatçi ile beraber seyahat etmek zorundadır. Refakatçi yolcunun, sedyeli yolcunun hastalığı ile ilgili bilgisi olan bir yetişkin olma zorunluluğu vardır. Ayrıca bu yolculardan hastalığının durumu ile 36 Yazı: Şebnem BAYEZİT Ticari ve Yer Hizmetleri Eğitmeni ilgili sağlık raporu istenir. Rapor süresi kısıtlıdır. Bugün alınmış bir rapor ile bir ay sonra seyahat etmek mümkün değildir. Uçağa alınmaları ve uçaktan indirilmeleri Bu yolcular uçağa alınırken ve indirilirken bir ambulans ile uçağın kapısına kadar getirilip sedye ile uçak içinde hazırlanmış bir başka sedyeye taşınır. Rahatsızlığı daha hafif olan bir yolcu için ise yolcunun kendine ait tekerlekli sandalyesi ile ya da havayolunun temin edeceği bir tekerlekli sandalye ile uçak içinde monte edilmiş sedyeye yatırılması sağlanır. Bu tür nakil işlemleri, bu konuda eğitim almış profesyonel bir ekip tarafından sağlanır. Uçak içi Yolcunun rahatsızlığına bağlı olarak uçak içinde yolcu için oksijen talebi de olabilir. Havayolunun vereceği bu hizmet için masraf alan havayolları bulunmaktadır. Bilet ücreti Havayollarına göre sedyeli yolcudan alınan bilet bedeli kesinlikle farklıdır. Sedye için uçakta kapatılan koltuk sayısının toplamını alan havayolları olduğu gibi, kapatılan koltuk sayısından daha fazla ya da daha az koltuk bedelini tahsil eden havayolları da bulunmaktadır. Bazı havayolları sadece sedye taşımasını kabul ettiği için koltuk bedellerinin dışında bazı ek harç ya da harçlar talep edebilir. Sağlıklı yolculuklar dileğiyle... orİJİNAl Ada vapuru... Güzel bir havada binmişseniz, açık güvertesinde oturacaksınız. Boğaz’ın iki yakasında, talandan geriye kalmış yorgun yalılara veya vapurun suda bıraktığı köpükten yola dalıp kafanızda ne varsa boşaltmanın zamanıdır artık. Hele bir elinizde simit, bir elinizde de tavşankanı çay varsa değmeyin keyfinize... “Ada vapuru yandan çarklı, bayraklar donanmış cafcaflı Şinanay da yavrum şina şinanay, şinanay da şinanay hopa şinanay...” e güzeldir Sezen Aksu’nun bu içimizi kıpır kıpır eden parçası... Ne de güzel anlatır, o püfür püfür vapur yolculuğunu... Boğaz ve vapur... İstanbul; camileri, sarayları, tarihi, kültürü, Boğaz’ı ile ne kadar bütünleşmişse, o Boğaz’ın mavisi de, ardında beyaz köpükler bırakarak iki kıta arasında gidip gelen vapurlarıyla bir bütündür. Eskiden Eminönü’nden kalkardı ya, şimdilerde Kabataş’tan kalkıyor ada vapuru. Keskin bir siren sesi ve ustaca manevralar eşliğinde Boğaz’ın mavi sularına açılıyor. Şehir insanının o aceleci, bir yerlere yetişmeye çalışan havası yok ada vapurunda. Ada yolcuları da ada vapuruna benzer; hayatı daha aheste yaşayan, her gördüğüne itina ile bakıp inceleyen, yaşamın sunduğu hiçbir kareyi ıskalamamaya çalışan insanlardır genelde. Bordada dar bir alanda uzayıp giden banklara sıralanıp oturmuş, genelde ayaklarını küpeşte demirlerine uzatmış, önlerindeki eşsiz güzelliğe sevgileriyle eşlik eden aşıklar, çaktırmadan gazeteye sarılmış birasını veya şarabını yudumlayan ekabirler, bir parça simit kapabilmek ümidiyle vapurun peşine takılmış martıların çığlıklarına eşlik ederek kahkahalar savuran çocuklar… “Bitti mi; bitmedi!” Vapurun içinde ise arkalığı yüksek sıralarda daha ağır abileri ve teyzele38 ri görürsünüz. Sohbetlerine kulak kabarttığınızda çokça eski İstanbul’dan bahsettiklerini duyarsınız. İçine kapanık yolcular ise cam kenarında yerlerini alır ve kirli camlardan, dışarıda uzanıp giden Boğaz’ın eşsiz manzarasına dalar. İşte tam bu esnada “Ağabeylerim-ablalarım değerli vaktinizi biraz alacağım, özür dilerim. Şu elimde gördüğünüz cüzdan dana derisi olup yanında bu tarak, şu fırça ve elimde tutmakta olduğum şu üç jilet hediyedir” diye çığırarak ortamın havasını bir anda değiştiren bir satıcı peyda olur. Bu ortaoyunuvari gösteri, satıcının “Bitti mi; bitmedi!” tarzında komik mi komik ama bir o kadar da cezbedici satış taktiğiyle son bulur. Kimlerin vapurun müdavimi olduğunu işte o dakikalarda anlarsınız. Vapurun müdavimleri yani adada oturanlar bu satıcılara alışık olduğu hatta pek çoğunu artık tanıdığından, önce bir tebessüm eder, sonra da kendi dünyalarına dönerler. Satıcının hedef kitlesi de adalılar değildir; onlardan iş çıkmayacağını bilir. O, ekmeğini günübirlik ada yolcularından çıkaracaktır ve çıkarır da... Günübirlikçilerden hatırı sayılır sayıda müşteri çıkar, seyyar satıcılara. Ada vapuru ise bu olanlara hiç aldırış etmeden o iskeleden bu iskeleye salına salına yoluna devam eder. Boğaz’ın o iyotlu kokusunun, vapurun mazot kokusuyla harmanlanarak genzinize dolması ise ayrı bir keyiftir. Kimi yalnız başına oturmayı sever, kimi yanındaki ile küçük sohbetler etmeyi. Bazıları sohbetin dozunu kaçırır; bir bakarsınız ki hayat hikayesini anlatmaya başlamış. Büyüklerin sohbetlerine, vapurun içinde bir o yana bir bu yana koşturan çocukların sevinç dolu çığlıkları karışır. En sessizler, en düşünceliler ise yaşlılardır; belki de uzun zamandır bu yolculuğu yaptıkları içindir… Yanınızda oturana ufacık bir tebessüm etmeniz bile bir merhaba almanıza yeter. Elinizde fotoğraf makinesi varsa sizi gören minikler hemen yanınıza gelip kendilerini çekmenizi ister. Küpeşteye yanaştığınızda vapurda sadece sizin değil minik kuşların da yolculuk ettiğini görüp gülümsersiniz. E malum ada yolculuğu uzundur. İnsanlar sıkılır. Bu nedenle yolculuk boyunca kimse olduğu yerde durmaz; herkes çantasını alıp bir sağa, bir sola gider. Bir içeri girer, bir dışarı çıkar. Belki de güneşin ettiği bir oyundur bu... 39 orİJİNAl Ada sahillerinde, ada sakinleri... Güzel mi güzel, sakin mi sakin –Elbette haftaiçi yapılan bir yolculuktan bahsediyoruz. Haftasonu ana-baba günüdür ada vapuru; dinlenmek bir yana onca hengameden yorulursunuz.- huzur dolu bir yolculuktan sonra nihayet adaya varırsınız. İçinizi daha adaya ayak basar basmaz müthiş bir dinginlik ve huzur kaplar. İstanbul’un kalabalığı, trafiği, gürültüsü, karmaşası; korna ve metropol hayatına ait tüm sesler geride kalmış, yerini tıkır tıkır nal seslerine, buram buram çam ormanı ve yasemin kokusuna bırakmıştır. Kıyı şeridi boyunca uzaktan görünen dev şehir, tepelere çıktıkça daha da netlik kazanır. Kuşbakışı gördüğünüz İstanbul’u adeta sessiz bir film izler gibi izlersiniz. Araç trafiğine kapalı adalarda ulaşım faytonla yapılır. Faytonla tıngır mıngır adanın etrafında bir tur yapar, adeta zaman tünelinde bir yolculuk yaşarsınız. İsteyenler bisikletle veya yürüyerek dolaşır adayı; o uçsuz bucaksız denizin ve doğanın keyfini çıkarır. Adalar adeta bir açıkhava müzesi gibidir. Manolya ve yasemin kokularının yayıldığı bahçe içindeki asırlık konaklar, tepelerdeki tarihi kiliseler, manastır ve çay bahçeleri ile bir masal diyarıdır. Kıyı boyunca sıralanmış denize nazır restoranlarda balık ve mezenin tadına doyum olmaz. Burada yemeğinizi yerken, güneşin batışını izler ve romantik anlar yaşarsınız. Adayı günübirlik gezmeye gelenler akşama doğru çekilmeye başlar; ortalık daha da bir dinginleşir. Adanın gerçek sesleri ve kokuları çıkar ortaya: Buram buram yemek kokuları, çatal-kaşık sesleri ve müziği bastıran kahkahalar gelir bahçelerden. Derken ilerleyen saatlerde, kadınlı-erkekli şık giyimli ada sakinlerinin akşam sefası başlar. 40 Adada yaşamak Adada yaşamak, alışkanlıklarınızı değiştirmenize neden olur. Örneğin “Ay çok yorgunum, yüküm de ağır, bir taksiye atlayayım da eve gideyim” deme lüksünüz ortadan kalkar. Artık taksi yoktur ve vapur/motor saatleri de sınırlıdır. Hele bir de geç kalma huyunuz varsa geçmişler olsun. Bir adada yaşamak sınırları iyice belirlenmiş bir hayatta, tarifeye tutsak vapurları sevinçle karşılamak ve gidenlerin ardından hüzünle el sallamak demektir.Yaz gürültücülerine alışmak, gittikleri zaman oluşan o gürültülü sessizliği yadırgamak; adalı herkesi çok sevmek ama her gün onları görmekten bıkmak demektir. En büyük marketin şehirdeki süpermarketlerin sıradan bir reyonundan ufak olduğunu bilmek ve o küçücük markette daima sıcak bir gülümsemeyle ve dumanı tüten adaçayıyla karşılanmaktır.Yaz sıcağında, çınar altında naneli limonata içmek veya hava serinse sakızlı kurabiyeleri sütlü kahveye batırıp yemek; kıyı boyunca tuz kokusunu içine çeke çeke yürümektir.Akşam vapurları ile iskelede İstanbul’dan gelecek aile fertlerini, eşi-dostu, sevgiliyi beklemektir. Yazın hemen her haftasonu İstanbul’dan gelen –adalılar kendini İstanbul’un dışında saydığından böyle der- misafirleri ağırlamak; evde ve en sevdiğin balıkçıda sokak fenerlerinin altında yemek yemektir. Yemeklerin mi sohbetin mi daha tadına doyulmaz olduğuna karar verememektir. Her gün terasta, denizin üzerinde usulca batan güneşi seyretmek ve oluşan o pembeliğe her seferinde şaşırmaktır. Her sabah denize girme özgürlüğüdür adalarda yaşamak; bahardan sonbahara kadar. Kışın fırtınalara direnmek; hava kötüyse kapalı kapılar ardında komşu ziyaretleri, yağmur yağmadığı günlerde ise tepelere doğru yürüyüş yapmak ve sabırla baharı beklemektir. Adalarda mevsimin değiştiği birçok şeyden; denizden kıyıya vuran dalga seslerinden, hava şartlarından, çamlardan esen rüzgarların yumuşaklığından, hızla açan envai çeşit çiçekten, halkının giyim kuşamından anlarsınız. Bahar adeta göz kırparak “geliyorum” der. O güzellikler size kendini hem anlatır, hem sevdirir. Çiçek kokularından adeta başınız döner, mest olursunuz. İnsanların, özellikle de İstanbul’da yaşayanların gönlünden hep şu geçer: Keşke yeterli param olsa da adada, bir oda bir salon da olsa bir ev sahibi olabilsem... Güzelliklerinin yanında zorlukları da çoktur adanın, herkes yaşayamaz adada. Kış ayları bomboştur, hele yazlıkçılar gitti mi sessiz bir köye döner. Ulaşım imkanları –özellikle de kışın- kısıtlıdır, sağlık hizmetleri yetersizdir ve her şey en az İstanbul’daki kadar pahalıdır. Ama yine de bunca şeye rağmen güzeldir adada yaşamak; adaları yaşamak... 41 havacılık Yazı: Arif Sankaya, Hasan Büber UNDER PRESSURE 1 1 Temmuz 1991’de, Cidde’deki Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’nda, Nijerya Havayolları’na “wet leasing” ile kiralanmış Nationair’in DC 8 no’lu uçağı, hac ibadetini tamamlamış yolcuları Nijerya’nın Sokoto şehrine götürmeye hazırlanıyordu.Yolcuların neredeyse hepsi ilk defa uçağa biniyordu. DC 8’ler o zamanın güvenilir uçaklarındandı. Kaptan William Allan eski bir hava kuvvetleri pilotuydu ve 20 yıldan fazla uçuş tecrübesi bulunuyordu. Bu uçuşta, kaptana Kent Davidge eşlik edecekti. 08.30’da havalanacak olan uçakta ayrıca uçuş mühendisi Wictor Ferh, bir uçak teknisyeni ve Cidde’de görevli proje müdürü de bulunuyordu. Uçak pist başına doğru 5 km’lik taksi yolunda ilerlerken, ekip gerekli kontrollerini yapıyordu. Dışarıda sıcaklık sabah saatleri olmasına rağmen 30°C’ye ulaşmıştı. Uçak pistte ilerlerken kokpit ekibi yüksek bir ses duydu. Ancak uçuş mühendisini endişelendiren tuhaf sarsıntı ve gürültüye rağmen pilotlar hızlanmaya devam edip uçağı havalandırdılar. Uçak 1,5 dak. uçtuktan sonra, 5000 ft’e tırmanırken basınçlandırma ikazı verdi. Ekip kuleye, basınçlandırma problemleri olduğunu ve tırmanmayı durdurduklarını bildirdi. Az önce başka bir uçak daha hava trafik kontrolörüne aynı problemi yaşadıklarını rapor etmişti. Kafası karışan kontrolör basınçlandırma problemi yaşayan iki ayrı uçakla konuşmasına rağmen yalnızca bir uçakla konuştuğunu düşünüyordu. Bu süre içinde uçak spoiler ve yakıt besleme ikazları da vermeye başladı. Kontrolör, Nationair uçağı yaşadığı sorunları anlatırken, problem yaşayan diğer uçakla yani Suudi Arabistan uçağı ile konuştuğunu düşünerek 2500 ft’ten 3000 ft’e tırmanmalarını istedi ve böylece iniş için yanlış baş açısı ve irtifa değerleri vermiş oldu. Kule ve iki uçak arasında yaşanan bu iletişim karmaşası, zaten kötü olan durumu daha da kötüleştiriyordu. Acilen inmesi gereken uçak, kontrolörün yanlış yönlendirmesi nedeniyle hala yükseliyordu ve havaalanından daha da uzaklaşırken hidrolik sistemlerini de kaybetti. 2120 uçuş numaralı Nationair uçağı havaalanından 13 km uzaklıktaydı ve giderek daha da uzaklaşıyordu. Bu sırada kabinde felaketin ilk işaretleri belirdi; kabin ekibi uçağın arka tarafındaki dumanı gör42 düğünde uçak teknisyenini çağırdı. Uçak teknisyeni zeminin aşırı ısındığını fark ederek kabinin alt kısmında yangın çıktığını tespit etti. Kalkışın üzerinden henüz 3 dakika bile geçmemişken, kabine havalandırma kanallarından yayılan duman yolculara felaketi haber veriyordu. Uçak havaalanından 20 km uzaklıktaydı ve yolcular nefes alabilmek için panik halinde uçağın arka bölümünden ön bölümlere doğru koşuyorlardı. Kokpitte yaşanan problemler yüzünden pilotların yangından ancak acil iniş izni istedikten sonra haberleri olabilmişti. Kabinin arka kısmında alevler yükselmiş hatta kontrolden çıkmıştı. 2120 uçuş numaralı DC 8 uçağı artık tüm hidrolik sıvısını kaybetmiş ve kabininde oksijen kalmamıştı. Pilotlar 2000 ft’te tekrar kuleden acil iniş istediklerinde kontrolör nihayet başından beri konuştuğu uçağın Nationair uçağı olduğunu fark ederek uçağı piste yönlendirmeye çalışsa da, artık yanan bazı parçalar hatta uçak yapısının erimesiyle yanmış cesetler uçaktan düşmeye başlamıştı. Kontrolör ekibe istedikleri piste inebileceklerini bildirdi. Pilotlar uçak üzerindeki hakimiyetlerini kaybetmiş halde piste yaklaşmaya çalışıyorlardı ki, piste 3 km kala iniş takımlarını açar açmaz büyük bir patlama ile yere çakıldılar. 247 yolcu ve 14 mürettebattan kurtulan olmadı. Kazadan bir gün sonra Kanadalı kaza kırım ekibi Cidde’ye gelerek Suudi araştırmacılara katıldı. Genelde kazalardan sonra uçağın bazı parçalarını tanımlayabiliyorlardı ama bu kazadan sonra DC 8’den geriye pek bir şey kalmamıştı. Nationair yetkilileri de bu felakete neyin sebep olduğunu bilmek istiyorlardı. Ana enkaz, çölde 400 metre uzunluğunda ve 200 metre genişliğinde bir alana yayılmıştı. Kaza alanı aslında uçaktan bazı parçaların ve yanmış cesetlerin düşmeye başladığı 18 km geriden başlıyordu. Araştırmacılar, buldukları bazı gövde parçalarına dayanarak yangının uçağın orta kısmında başladığını ve yere çarpmadan önce uçağı eritmeye başladığını keşfettiler. Yangının nasıl başladığı ise hala bir soru işaretiydi. Enkazdan artakalanları hangara alıp incelemeye başladılar. Kabin kısmının çoğu eriyip kül olmuştu. Yaklaşık 1100°C’de eriyen alüminyum parçalar durumu ele veri- yordu. Nationair kazadan sonra pistte bulunan lastik parçalarını kanıt göstererek, pistte bulunan herhangi bir yabancı maddenin kazaya sebep olabileceğini söylerken, Suudi yetkililer böyle bir bulguya rastlanmadığını açıkladılar. Araştırmacılar DC 8’in iniş takımlarından geriye kalanları incelerken, sol ana iniş takımı ikinci lastik jantının bir kısmının tamamen aşındığını görerek, uzunca bir mesafe boyunca piste sürtündüğünü anladılar. Araştırmacılardan biri kaza alanında beklenmedik bir kanıt buldu; uçuşan bir kağıt parçası. Bu kağıtta, DC 8’e ait lastik basınç değerleri yazıyordu. Listeye göre lastik basınçları normal görünse de listede düzeltme yapıldığı aşikardı. Görünüşe göre basınç değerleri değiştirilmişti. Pistte bulunan lastik parçaları belki konuya açıklık getirebilirdi. Araştırmacılar bulunan lastik parçalarını incelediklerinde, aşınmış ama hala iyi durumda olduklarını gördüler. Sol iniş takımından iki lastik jantının pisti kazıdığı görülüyordu. Uçak pistte iki lastiğinin parçalanmasına rağmen havalanmıştı. Ama patlak lastiklerle yangın arasındaki bağlantı hala çözülememişti. Kaza alanında bulunan uçuş öncesi kontrol listesinde yer alan lastik basınçları listesi üzerinde yapılan laboratuvar incelemeleri sırasında, listeye ilk yazılan değerlerin düzeltme yapıldıktan sonraki değerden 20-30 psi daha düşük olduğu görüldü. Araştırmacılar, inceleme çalışmalarının son günlerinde uçakta çalışan uçak teknisyenlerine yoğunlaşmışlardı. Bir uçak teknisyeninin 4 gün önce Afrika’da, hem aşındığı hem de basıncı düşük olduğu için bir lastiği değiştirmek istediği ama bu lastik değişiminin, Cidde’deki operasyondan sorumlu proje müdüründen gelen faks ile birlikte iptal edildiği bilgisine ulaştılar. Faksın içeriği şu şekilde idi: ”Lastik değişimini durdurun, uçağın planlı seferlerine yetişmesi gerekli, aksi takdirde kontratımızı kaybedebiliriz, uçağı yükleyip gönderin.” Nationair’in acele etmesi sonucu uçak sefere verilmiş ve bir uçak teknisyeni, lastik basınçlarının normalmiş gibi görünmesi için liste üzerinde düzeltme yapmıştı. Üç gün sonra aynı uçak düşük basınçlı lastiklerle 7 iniş kalkış daha yaptıktan sonra Cidde’ye indi. Cidde’den havalanmadan önce proje müdürü, uçağın planlı seferlerini aksatmaması gerektiğini sebep göstererek lastiğin değiştirilmesini tekrar engelledi ve böylece felaketin önünü açmış oldu. Bir uçak teknisyeni son uçuş öncesi lastiklere nitrojen basmayı denedi. Ellerindeki tüm nitrojen tankları boş olduğu için diğer firmalardan tedarik etmeye çalıştı ama durumun proje müdürüne rapor edilmesi sonucu bu da engellendi ve uçak sefere verilmiş oldu.Aynı uçak düşük basınçlı lastiklerle 7 defa iniş kalkış yapmıştı ama Cidde’deki çöl sıcaklığının ve 11 dakika süren 5 km’lik uzun taksi yolunun da etkisiyle, düşük basınçlı lastikler aşınıp aşırı ısınmıştı. Uçak pist başına gediğinde lastikler yanmaya hazır hale geldiler. Yük dikkate alınarak lastik basıncı hesaplandığında, sonuç 183 psi’ydi. Lastiklerden en düşük basınçlı olanı ise 155 psi’ydi.Yani normalden 28 psi daha azdı. Uçak pistte hızlanırken iki lastik birbiri ardına patlayarak yanmaya başlamıştı. Pilotlar uçağı havalandırıp iniş takımlarını topladıklarında artık kurtulma ihtimalleri kalmamıştı. Alevler içinde kalan iniş takımı, iniş takımı yuvasına girmişti. DC 8’de bu bölümde herhangi bir yangın uyarı sistemi bulunmuyordu. İniş takımı yuvasında büyük bir yangının çıkması için gereken her şey vardı; yanıcı hidrolik, kablolar ve merkez yakıt tankı... Pilotlar acil iniş için piste yaklaşırken iniş takımlarını açtıkları sırada oksijen ile buluşan yangın, uçağı paramparça hale getiren patlamaya yol açtı. 247 yolcu ve 14 mürettebatın feci şekilde ölümüyle sonuçlanan bu kazanın sebebi ne acıdır ki 183 psi olması gereken lastik basıncının 28 psi daha düşük olmasıydı. Böylelikle 261 kişinin ölümüne yol açan olayın sebebi bulunmuş oldu. Havacılık tecrübesinden yoksun proje müdürünün lastik değişimini her defasında engellemesi ve uçak teknisyenlerinin durumu kağıt üzerinde her şey normalmiş gibi göstermesi sonucu, kazaya davetiye çıkarılmış oldu. Kazadan sonra, tüm uçaklarda iniş takımı yuvası içinde duman ve sıcaklık sensörleri mecburi donanım haline getirildi ve tüm personele lastik basınçlarının önemi hakkında eğitim verildi. 1993’te kaza raporunun açıklanması, dakik bir havayolu olmak için çalışanlara baskı yapan Nationair’in çöküşünün de ana faktörü oldu. * Baskı altında 43 teknİK eTaxi Yazı: Mustafa ÇÜRÜKOĞLU U çağı, motor itkisinden bağımsız pist üzerinde ilerletme (taxi) fikri yeni bir düşünce olmamakla beraber ilk uygulama Airbus'ın kurucu üyelerinden Aerospatiale tasarım ofisinin 1977’de, 76 tonluk bir subsonik uçak için yaptığı motorize tekerlekle otonom taxi çalışmasıydı (şekil 1). Gelişen teknoloji ve artan yakıt fiyatları, yapılan bu çalışmayı bir zorunluluk haline getirdi. eTaxi sistemi için uçağa bazı donanımlar takılması gerekiyor. Yeni donanım uçak için ekstra ağırlık anlamına geliyor. Bu ağırlık artışı, böyle bir teknolojiyle yerde tasarruf edilecek yakıt uzun menzilli uçuşlarda havada yakılacağı için bu sistemi sadece kısa ve orta menzilli uçaklar için geçerli kılıyor. Bu yüzden Airbus, eTaxi tasarımını sadece A320 ailesine uygun bir seçenek olarak güçlendirmeye çalışıyor. eTaxi için bazı havaalanlarında yapılan yer trafik simülasyonları, taxi hızının 20 knot (37 km/h) ve 0-20 knot hıza 90 sn’de ulaşmasının operasyonel olarak yeterli olacağını gösterdi. GERİYE (PUSHBACK) OPERASYON Geriye operasyon, kullanıcılara eTaxi sisteminin anahtar özelliği olarak sunuluyor. Pilot, kokpitten uçağın geriye doğru kontrolünü, kokpite yerleşik bir cihazla maksimum 3 knotta sağlar. eTaxI SİSTEM MİMARİSİ eTaxi sistemi; elektrik motorları ve ilgili frekans ve voltaj regülasyonlarını sağlayan elektronik devreleri, elektrik güç korumalarını, kabloları, kokpit kontrol cihazlarını içeriyor. Hava soğutmalı geniş elektrik motorları, ana iniş takımının tekerlekleri arasına monte edilmiştir. Bu elektrik motorları; uçağı hareket ettirecek torku sağlayacak (şekil 3’de simüle edilmiş “kare lastik etkisi”ni yenecek ayrılma kuvveti) ve gerekli hızlanmayı ve birçok durumda (pist eğimi, ters rüzgar vs.) taxi seyir hızını temin edecek boyutta tasarlanmıştır. Burun iniş takımı değil de ana iniş takımının seçimi, tüm operasyonel durumlarda (ıslak pist, maksimum kalkış ağırlığı vs.) eTaxi operasyonlarına izin verir. Ayrıca, elektrik motorlarını besleyen ve kontrol eden güç devreleri, ana iniş takımı yuvasına yakın takıldıkları için herhangi bir kargo alanı gerektirmemektedir. eTaxi sistemi tamamen kokpitten kontrol edilir. Ek kontrol araçları, göstergeler ve uyarılar eTaxi safhası sırasında pilotun dikkati ve kontrolü için eklenmiştir. Elektrik enerjisi olarak iki motor çalış- mıyorken 90 kVA üreten APU jeneratörünü kullanmak en basit çözüm yoludur. Birçok havalimanında bu yeterli olurken, uzun taxi yoluna sahip büyük havalimanları için yetersiz kalabilir. Tam performans açısından zayıf kalmaktadır. Bir örnek verecek olursak; maksimum kalkış ağırlığındaki bir A320, 78 ton ile ancak 12 knota ulaşabilir. Daha hafif, 69 ton ağırlığındaki bir uçak ise 13,5 knota ulaşır. Tam performans için hibrit eTaxi, APU ile birlikte bir motorun idle devirde çalışması çözüm sağlamaktadır. Bu metot tam performans için gerekli elektrik enerjisini sağlamaktadır (maksimum kalkış ağırlığında 20 knot hız). Bu şekilde dahi tek motor ile yapılan taxi’ye göre yakıt tasarrufu yapmaktadır. Açık olarak en önemli yararı ise sadece APU’yu kullanarak pilotun kendi kendine “pushback” yapabilmesidir. Pilot pushback aracını beklemeden eTaxi sistemini aktif eder. APU tarafından beslenen, elektrik motor pompası (EMP) ile sarı hidrolik sisteme gerekli hidrolik güç, fren ve kumanda (steering&alternate braking) sağlar (PTU OFF). Böylece pilot, bir veya iki follow me görevlisi ile uçağı geriye doğru çekmeye hazırdır. Şekil 1 Günümüzde uçağın taxi yapması yani pistte ilerlemesi motor itki gücünü kullanmasıyla gerçekleşiyor. Çift motorlu uçaklarda, taxi yaparken operasyonel durumlara ve işletmeci firmanın prensiplerine göre bir veya iki motor kullanılabiliyor. eTaxi sistemi; • Tüm motorlar durduğunda hem kalkıştan önce hem de indikten sonra ilerleme kabiliyeti, • Otonom donanım ile traktörsüz “pushback” imkanı sağlayacak. 44 Şekil 2 Ana iniş takımında eTaxi elektrik motor ve transmisyon yerleşimi 45 teknİK eTaxI'nin FAYDALARI eTaxi, direkt olarak yakılan yakıtın azalması ile beraber şunları da sağlar: • Yer emisyonlarında azalma (COx ve NOx) • Yer ekibi açısından gürültüde azalma • Havaalanı yer işletme giderinde azalma • Zaman tasarrufu • Motor itkisi olmadığı için taxi esnasında frenin daha az kullanılması, böylelikle potansiyel fren aşınmasında azalma • Daha düşük yabancı madde hasarı • Yer ekibi için daha fazla emniyet • Yüksek manevra hassasiyeti 46 BİLİM Bir adam kaç yolun sonuna gelmelidir ki ona adam diyesin? Bir beyaz güvercin kaç deniz aşmalı ki kumlara varıp uzansın? Şu toplar kaç kere daha patlamalı ki nihayet sonsuza dek yasaklansın... Temiz enerji mi! Yanıt rüzgarda saklı Rüzgar enerjisinin temel enerji kaynaklarının küçük kardeşi, sadece bir destek unsuru olduğunu düşünüyorsanız, duruma bir de fosil ve nükleer rüzgarlarının tersi yönden bakın deriz. Özellikle de dünyanın en büyük ekonomileri rüzgarın enerji sepetlerindeki payını artırmak için kıvranırken... 48 merikan folk müziğinin yaşayan efsanesi Bob Dylan, yukarıda bir bölümünün çevirisini paylaştığımız “Blowin’ in the Wind” şarkısıyla sivri dilli sorularını dünyaya yönelttiğinde, henüz 22 yaşında bir delikanlıydı. Şarkı ilk kez yayınlandığında yıllardan 1963’tü ve savaş sonrası dünya, üretmek ve tüketmek için adeta enerjiye açtı. Daha gelişmiş bir dünya kurmak için petrolü su gibi içiyordu kentler ve sanayi bölgeleri.“Mucizevi” nükleer enerji, altın çağlarından birini yaşıyordu. Yine aynı yıllarda ne güneş eskisinden daha az ısıtıyordu toprağı, ne de onun gelgit aklından ilham alan rüzgarlar daha sakin esiyordu. Üstelik insanoğlu rüzgargülünden elektrik elde edilebileceğini daha 19. yüzyıldan bu yana biliyordu. “Sürdürülebilir” kelimesinin itibar kazanmasına henüz yıllar vardı. Kurması kolay, işletmesi riskli ve toplamda pahalı enerji kaynakları nasıl olsa el altındaydı. İnsanın, doğayı koruma gerekliliğinin geleceğe dair değil, bugüne dair bir mesele olduğunu fark etmesi için birkaç on yıl daha geçmesi gerekiyordu. Doğaya ve sağlıklı enerjiye dair uyarılarda bulunanların söyledikleri ise rüzgarla birlikte kayboluyordu... Oysa karmaşık görünen bu konu aslında oldukça basit. Ülkemizin rüzgar ve güneş enerjisi Don Kişotlarından Tanay Sıdkı Uyar hoca, durumu bir makalesinde oldukça temiz bir dille anlatıyor: “Çok değil, 100 yıl gibi kısa bir sürede fosil yakıtların doğaya ve canlıların sağlığına verdiği zararlar etkisini gösterdi. Kömür, doğalgaz, petrol gibi binlerce yılda oluşmuş kaynaklar ‘insanlığın gelişmesi (!)’ adına tükendikçe, atıklarıyla hava, su, toprak da tükenmeye başladı. Fosil yakıtlar olarak adlandırılan kömür, petrol ve doğalgazın yarattığı olumsuzluklar sadece yakın çevreyle sınırlı kalmadı; atmosfere de yayıldı.” Türkiye’nin en büyüğü Balıkesir’de Geçtiğimiz günlerde yerli bir şirket ve onun Alman ortağı Türkiye’nin en büyük rüzgar çiftliğini açtı. Balıkesir’in hemen dışındaki tarım alanlarının üzerine kurulan 52 devasa rüzgargülü, 170 bin kadar haneye yetecek miktarda elektrik üretecek ve bunu hiçbir kısıtlı kaynak kullanmadan yapacak. Üstelik hiçbir atık bırakmadan, hiçbir gaz yaymadan; hafif hafif homurdanarak... Balıkesir santrali kurulmadan önce Türkiye’nin rüzgardan ürettiği enerji 2300 megavat saatin üzerindeydi. Yakın bir gelecekte bunlara irili ufaklı 22 santral daha eklenecek. İzmir, Balıkesir ve Hatay’da, demirden yapılmış yeni kollar rüzgarı kucaklayacak. Fakat bunca gelişmeye karşın halen bu alanda dünyanın çok ama çok gerisindeyiz. EUROSOLAR Türkiye daha 1996’da,Türkiye’deki 8 bin megavatlık rüzgar santrali potansiyelini tespit etmişti. Yani bugünkü kapasitenin üç katından epey fazlasını. Üstelik bugünkünden çok daha düşük teknikler için. Bu tespit, çok büyük bir enerjinin her gün kulağımızda uğultular yaratarak hiçliğe karıştığının bir kanıtı aslında. Tanay Sıdkı Uyar, Deutsche Welle gazetesinde yayınlanan bir söyleşisinde yenilenebilir enerjiyi Fransız Devrimi’nin üç temel kavramına benzer bir üçlemeyle anlatıyor: “Barış, eşitlik, özgürlük.” “Herkes tarafından eşitçe ulaşılabilen bu kaynağın merkezi otoriteye bağımlı 49 BİLİM olmadığını, diğer kaynaklar gibi özelleştirilemediğini,” söylüyor Uyar ve ekliyor:“Güneş ve rüzgar enerjisi kaynakları ücretsiz ve pahalılaşmıyor, ekonomik krizlerden etkilenmiyor.” Rüzgarı arkasına alan ülkeler Genelgeçer bir kural olarak rüzgar santralleri elektrik üretebilmek için saatte 16 kilometreyi aşan hızlarda rüzgara ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle düzenli hava akımı yollarına inşa edilmeleri, verimlilik açısından çok önemli. Bir diğer kriter ise elektrik dağıtım hatlarına olan mesafeleri. Bir santralin nereye kurulması gerektiğini tespit etmek için meteoroloji ya da iklim bilgisi yeterli değil. Elinizde, rüzgarın hızına ve yönüne dair, uzun zaman dilimlerine dayanan bir veri analizinin de olması gerekiyor. Bu yüzden bir ülkenin detaylı bir rüzgar haritasına sahip olması, santral yatırımlarının verimliliği açısından büyük önem taşıyor.Teorik olarak yüksek kuleler, rüzgar hızı açısından daha verimli. Ancak elbette bu da yatırım maliyetini artıran bir faktör. Bugün karadaki en büyük rüzgar santralleri ABD’de yer alıyor. Sadece Mojawe’deki Alta isimli bir tek santralin kapasitesi 1320 megavat. Hindistan, Çin ve Romanya da dev rüzgargülü tarlalarına sahip ülkelerden. İnsanoğlu, verimliliğine inandığı anda denizin üzerine dahi rüzgar tarlaları kuruyor. Bunun en iyi örneklerini ise Avrupa’da görmek 50 mümkün. Deniz üzerindeki santraller konusunda Avrupa’nın açık bir üstünlüğü sözkonusu. Özellikle İngiltere, deniz rüzgarlarının efendisi. Nükleer liderler Almanya ve Fransa’nın aksine, Danimarka da rüzgar enerjisinden yararlanma konusunda iddialı ülkelerden. Ülke elektrik ihtiyacının %3’ünü rüzgardan karşılıyor. Fosil yakıtı zengini ABD’nin resmi rüzgar enerjisi planı ise 2030 itibariyle elektriğinin %20’sini rüzgardan karşılamak. Bu alana yapılan yatırımlar, durgunlukla boğuşan dev bir ekonominin hareketlenmesini de sağlıyor. Rüzgar enerjisinin hemen hemen diğer tüm enerji türlerinden daha ucuz ve sürdürülebilir olduğu açık. Çevresel etkiler bakımından ise en temiz enerjilerden biri. Yine de birkaç olumsuzluktan söz etmek gerek. Rüzgar santrallerinden özellikle bazılarının belirli sayılarda kuş ölümlerine yol açtığı biliniyor. Ancak bu rakamın insanların keyif için vurduğu kuş sayısının yanında kaydedilmeyecek kadar az olduğunu da belirtmeliyiz. Yine bu nedenle bazı kuşların göç rotaları da etkilenebiliyor. Ayrıca santrallerin altında tarım yapmak mümkün değil. Rüzgar bizde ne yöne esiyor? Yine de rüzgarın yenilenebilir enerjinin en demokratik ve pratik elektrik üretim biçimlerinden biri olduğunu kaydetmek gerek. Bir nükleer enerji devi olan Japonya’nın büyük bir tsunami ve nükleer faciasına sahne olan, radyasyondan temizlenmek için yıllık ülke bütçesinin %10’unu harcayan Fukushima eyaletinde bile trafik ışıklarının dahi güneş enerjisiyle çalıştığını hatırlarsak, yenilenebilir kaynakların sadece destekleyici bir unsur olmadığını, temel tedarik kaynaklarından biri olabileceğini de görebiliriz. Rüzgar özelinde, büyük çiftlikler kadar daha mikro çözümlerin de etkili olduğunu görüyoruz. Balıkesir’deki santralin mayıs ayındaki açılış töreninde Enerji Bakanı Taner Yıldız çok önemli iki bilgi verdi. Bunlardan biri daha küçük çaplı rüzgar santrallerinin kurulması ile ilgili düzenlemelerin yolda olduğuna ve kendi elektriğini üretmek isteyen küçük işletmelerin daha az engelle karşılaşacağına ilişkindi. İkinci güzel haber ise bu tür tesislerde kullanılacak, yatırım maliyeti daha düşük olan küçük rüzgargüllerinin yerli üretimi için çabaların sürdüğü yönündeydi. Türkiye gibi enerjisi dışa bağımlı bir ülke için küçük fakat çok önemli gelişmeler bunlar. Ülkemiz Reuters’ın ilan ettiği bir hesaplamaya göre enerjisinin %97’sini dışarıdan satın alıyor. Elektriğimizin yarısından fazlasını, güçlükle ithal ettiğimiz doğalgazı yakarak elde ediyoruz. Bu nedenle atılan her adım doğaya bir nefes aldırmakla kalmıyor, üretmek için enerjiye duyulan ihtiyacın yerli olanaklarla sağlanmasına da katkı sağlıyor. Bozcada’da ilk rüz- gar santrali kurulduğunda pek çokları bunun turistik bir girişim olduğunu düşünmüştü. Onlara göre; buz gibi denizi, ateş gibi güneşi, tarihi ve doğal güzellikleriyle adanın turist çekmek için metal kollara hiç de ihtiyacı yoktu oysa. Fakat Bozcada bu doğal enerjiyle burada kendi kendine yetecek elektriği üretmekle kalmadı, ürettiğinin fazlasını satarak gelir de elde etmeye başladı. Bandırma’ya deniz yoluyla giderken feribotun iskele tarafında gördüğünüz rüzgar kuleleri de Bozcaada’dan ilham aldı. İnşaları, konu hakkındaki regülasyonun o dönemde henüz net olmaması nedeniyle yıllar sürdü.Ancak bu tesis de bugün çevresine, rüzgar enerjisinin ne kadar hayati olduğunu anlatıyor. Bugün çok sayıda küçük ve orta boy işletme rüzgar enerjisi üretimini kendisi gerçekleştirmek için devlet makamlarının kapısını aşındırıyor. İyi örnekler çoğaldıkça doğru olana, akıllıca olana, sürdürülebilir olana duyulan ilgi artıyor. Aslına bakarsanız Bob Dylan da sorularla başladığı şarkısında cevabı kendisine saklamamıştı: “Yanıt rüzgarla esiyor dostum, rüzgarla esiyor.” Dylan’ın kendisi de “Blowin’ in the Wind” için şöyle diyor: “Bu şarkıyla ilgili olarak yanıtın rüzgarda estiğinden başka söyleyebileceğim çok bir şey yok. Bu bir kitap, bir film değil; televizyon ya da bir tartışma grubu da değil. Ahbap, rüzgarda işte, rüzgarda esiyor.” 51 beş dakİka ara İstanbul’un telli arabaları göklerde yarışıyor! Teleferiklerin ulaşımı kolaylaştırdığı doğru, ancak sözkonusu İstanbul olduğunda telli araba hatları “Hangimiz daha güzel bir manzara sunabiliriz?” diye yarışıyor. Kolay değil, altlarından koskoca bir tarih ve harika bir şehir akıyor... “Derin bir hendeğin içinde, kuzgunî bir kütle hâlinde, eski Müslüman kabirlerini gölgelendiren kederli servi ormanını görüyorum. Bu ağaçlar geceleyin ruha, sükûnet veren bir koku neşrediyorlar. Geniş ufuk, saf ve sakin... Yüksekten bütün bu şehre hâkim bir mevkideyim. Servilerin üst tarafına parlak bir örtü gerilmiş: Haliç’in daha üst tarafında, tamamıyla yüksekte, bir şark şehrinin gölgesi, İstanbul gözüküyor.” Satırların sahibi Pierre Loti; İstanbul’a muhtemelen bir tepeden, bugün kendi adıyla anılan Eyüp semtinden bakıyor. Aziyade isimli, 18 yaşındaki harem kızına kalbini kaptıran Loti, esas adıyla Louis Marie Julien Viaud, o güzel tepeye çıkmak için hemen her gün nefes tüketiyordu, içtiği nargilenin her gün biraz daha zayıflattığı ciğerlerine inat. Onun hatıralarının izini sürenler ve güzel bir şehir manzarası vaadine gönül indirenler de yıllar boyunca Pierre Loti Tepesi’ne meşakkatli yollarla çıktı. Ta ki 2005 yılında tepeye bir teleferik hattı açılana kadar. 384 metrelik hat sadece tepeye çıkmayı kolaylaştırmakla kalmadı, aynı zamanda Eyüp’ün keyifli ortamına keyif de kattı. Zaten teleferiklerin hemen her yerde böyle bir işlevi yok mudur? Pierre Loti’deki teleferik faaliyete geçmeden önce şehrin tek 52 teleferiği ise Maçka-Taşkışla arasında çalışıyordu. Bu hat, yolcularına küçük bir Boğaz manzarası bahşediyor. Bu teleferik sanki İstanbul Teknik Üniversitesi’nin iki kampüsünü birbirine bağlamak için yapılmış gibi. Her gün yaptığı 90 seferle 1000 kişinin Maçka Parkı’nı kolaylıkla aşmasını sağlıyor, hem de sadece üç buçuk dakika içinde. Hattın uzunluğu ise Pierre Loti’dekinden biraz daha kısa. 1993 yılında yapılmış yani Türkiye’nin ilk teleferiği olan Bursa’daki sistemden tam 30 yıl sonra. Bu büyük ve güzel şehri izlemek için iki teleferik elbette yetersiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de böyle düşünmüş olacak ki Belediye Başkanı Kadir Topbaş geçtiğimiz günlerde bu konuya ilişkin bir açıklama yaptı ve 3. hattın müjdesini verdi. Eğer 3. teleferik projesi gerçekleşirse İstanbul’un iki yakası çok daha uzun bir sistemle birbirine bağlanacak. Etiler-Altunizade arasına kurulacak olan yeni teleferik hattı tabii ki öncelikli olarak turistik amaçlara hizmet edecek. Diğer ikisine göre çok daha büyük olacak bu hattın günde 6 bin kişiyi taşıyabileceği hesaplanıyor ki bu da ulaşım açısından küçümsenemeyecek bir rakam. “İki kıtayı teleferikle geçmek önemli ve heyecan verici bir hal alacaktır,” diyor Topbaş.Yüksekten korkmayan İstanbul aşıklarına duyurulur! tarİh MUSTAFA KEMAL VE AMASYA GENELGESİ’NİN ÖNEMİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ Yazı: Dr. Handan DİKER Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi [email protected] (21-22 Haziran 1919) 2 2 Haziran 1919’da, Amasya’dan tüm halka duyurulan bir kurtuluş, bir bağımsızlık projesi, bir ihtilal beyannamesi olan Amasya Genelgesi şu konuları kapsar: 1- Vatanın ve ulusun bağımsızlığı tehlikededir! 2- Hükümet üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi göstermektedir. 3- Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. 54 4- Ulusu içinde bulunduğu durumdan kurtarmak ve sesini dünyaya duyurmak için ulusal bir heyetin varlığı gereklidir. Bunun için Anadolu’nun güvenli bir bölgesi olan Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır. 5- Kongreye katılmak üzere tüm vilayet ve sancaklardan seçimle belirlenecek üçer temsilcinin gizlice Sivas’a gelmesi gerekmektedir. Amasya Genelgesi tarihimizde bir ilktir. Bunun ardından toplanan sırası ile önce Erzurum ardından Sivas kongreleri ile sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de açılmış ve yeni Türk devleti kuruluşunu tamamlamıştır. Dolayısıyla Amasya Genelgesi, devletin kuruluşuna giden yolda ilk adımdır. Bir bağımsızlık bildirgesidir.Ve ilk kez bu genelge ile, kuruluş için çözüm yolunun halkın azim ve kararı olduğu bildirilmektedir. Amasya Genelgesi’nde Mustafa Kemal’in dışında Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele’nin de isimleri geçmektedir. Amasya’dan başlayan yol, Ankara’da meclisin açılışı ile sonuçlandığında devlet kurulmuş, ama hemen ardından Kurtuluş Savaşı başlamıştır. Mustafa Kemal’in 22 Kasım 1924’te söylediği şu sözler çok önemlidir ve yapılanların bir sonu- cudur: “Biz büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.” Mustafa Kemal’in devrimi Türk toplumunu yepyeni, aydınlık bir çağa kavuşturmuştur. 15 Mart 1923’teki sözleri onun beklentilerini gösteriyor, bize: “Ülkemiz, baştan sona değin hazinelerle doludur. Biz o hazineler üstünde aç kalmış insanlar gibiyiz. Hepimiz bütün bu hazineleri meydana çıkarmak ve servet ve refahımızın kaynaklarını bulmak görevi ile yükümlüyüz. Bu görevlerin kolaylıkla yerine getirileceğini kabul etmek doğru değildir. İnanıyorum ki, gençler yalnız kuramlarla uğraşmamaktadırlar. Sanatın, tarımın, ticaretin ne olduğunu anlayan ve bunları olduğu gibi uygulayan gençlerdir. Gerçek zafere ancak bu gibi üretici alanlardaki çalışmalarla varacağız.” 55 hobİ Sınırsızlığı kadrajlamak Sualtı dünyası; renkli, gizemli ve heyecan verici. İnsanları bambaşka diyarlara götüren, büyüleyici bir dünya. Fotoğraf ise ışığın matematiği ile anları adeta kavramsallaştıran başlı başına bir uğraş. Peki bu ikisi bir araya gelirse ne olur? İnsanların başladı mı bir daha bırakamayacakları, tutkuyla bağlanacakları bir hobi elbette: Sualtı fotoğrafçılığı... 56 alış ve fotoğraf; zor ve birbirinden farklı bu iki alanı bir araya getiren bir alan sualtı fotoğrafçılığı. Eskiden az sayıda profesyonelin ve kendini bu işe adamış amatörlerin uğraşı iken bugün en çok ilgi gören hobilerden biri. Dalış merakının artması, dalış ve sualtı fotoğrafçılığı için gerekli malzemelerin eskisine nazaran daha ucuza sağlanabilmesi, bu hobinin yaygınlaşmasına büyük katkı sağladı. Fotoğrafa ilgi duyan insanların sualtının büyülü dünyasıyla tanışıp o muhteşem dünyayı fotoğraflayarak ölümsüzleştirmek istemelerinden daha doğal bir şey olamazdı. Fotoğraf tutkunları sualtı dünyasını görüntüledi, sualtı dünyası da bu doğa ve fotoğraf aşıklarına muhteşem kareler sundu. Sualtı fotoğrafçılığının temeli fotoğraf çekim tekniklerinde ve dalışta uzman olmak. Buna karşın dalış bilgisi gerek- tirmeyen, yüzey ya da sığ sularda yapılan serbest dalışlarda da, sualtı fotoğrafı çekebilirsiniz. Derin sularda fotoğraf çekmenin yolu ise iyi bir fotoğrafçı ve iyi bir dalgıç olmaktan geçiyor. Her iki dalış türünde de sualtı fotoğrafına uygun donanıma sahip olmak önemli. Kullanılan fotoğraf makinesi, her şeyi kendiliğinden yapan kompakt bir makine olmalı. Makinenin yanı sıra objektifler, flaş, flaş bağlantı kolları, aydınlatıcılar ve bağlantı elemanları vb. malzemeler de sualtına uygun olmalı. Aslında fotoğrafçılığın temel prensipleri bakımından sualtında veya karada yapılan çekim arasında herhangi bir fark yok. Fakat fotoğrafın kalitesinde hayati rol oynayan ışığın havada ilerlemesiyle sualtında ilerlemesi arasındaki farklılık, sualtı fotoğrafçılığında özel bir teknik ve ekipmanın kullanımını kaçınılmaz kılıyor. Sualtı fotoğrafçılığının zorluklarını tek kelimede özetlemek gerekirse kullanılacak en uygun kelime şüphesiz “sınırlılıklar” olacaktır. Sınırlılık derken doğal ışığın ve görüş alanının sınırlı olması ve tüm bunların derinlik arttıkça daha da azalması; kullanılabilecek ekipmanın ve elbette zamanın (özellikle serbest dalış yapılıyor ise) sınırlı olması gibi faktörleri sıralayabiliriz. Aslında ne kadar başarılı bir sualtı fotoğrafçısı olduğunuzu da bu sınırlılıklarla ne kadar başa çıkabildiğiniz ve tüm bunlara karşın ne kadar iyi bir kare yakalayabildiğiniz belirliyor. Ekipman nasıl olmalı? Sualtı çekimleri için genel olarak, iki tür fotoğraf makinesinden söz edilebilir; hem suda hem karada kullanılabilen amfibi diyebileceğimiz “çift kullanımlı” makineler ve su geçirmeyen bir kılıfla (housing) sualtında da kullanabileceğiniz, bildiğimiz türde makineler. Suya ve basınca dayanıklı çift kullanımlı fotoğraf makinelerinin işlevlerinin daha yoğunlaştırılmış ama yalınlaştırılmış olması, kolayca denetlenebilmesi ve ışığın sudaki kırılma indisinin havada olduğundan daha fazla oluşu nedeniyle objektiflerinin suda kullanıma uygun biçimde tasarlanmış olması bu tür makineleri tercih etmemiz için iyi sebepler.Ama tüm bunların yanı sıra daha yüksek fiyat, yardımcı elemanlara bağlı olarak büyük ve ağır bir makine setinin taşınması gibi olumsuz yanları da var. Görece daha ekonomik, kılıfla kaplı oldukları için daha hantal görünüşlü olan dijital makinelerin kullanımı ve denetlenmesi, amfibi olanlara göre çok daha fazla deneyim gerektiriyor. Sualtına özel tasalanmış makinelerin objektifleri de suyun içinde, görüntülerin kırılma durumu gözetilerek tasarlanmış. Görüntünün kırılması hatalı çekim yapma oranını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle sualtında iyi fotoğraflar çekmek epey deneyim gerektiriyor. Sualtı fotoğrafına yeni başlayacaksanız ya da yeni bir makine edinecekseniz, her zaman olduğu gibi ne yapmak istediğinizi bilmeniz ve makine seçerken bu isteklerinizi karşılayacak özelliklere sahip olanı tercih etmeniz çok önemli. Sualtı manzaraları ya da batık görüntüleri çekmek isterseniz farklı, canlı yaşamı görüntülemek isterseniz farklı özellikleri barındıran makine ya da yardımcı elemanlara gereksinim duyabilirsiniz. Yine de bir sualtı fotoğraf sistemi edinmeden önce, bu sistemleri kullanan kişilerden görüş almayı ihmal etmeyin; alacağınız pratik bilgiler işinizi kolaylaştıracaktır. Su geçirmez kamera veya kılıf seçiminde nelere dikkat etmeliyiz? 1. Kaç metre derinlikte çekim yapmayı planlıyorsunuz? Piyasada mevcut su geçirmez kameralar ve kılıflar, maksimum 30-40 metre derinliğe yapılacak dalışlar için üretilmiştir. Bu derinliklerin altına inmeyi planlıyorsanız özel kılıf yaptırmanız gerekiyor. 2. Beyaz renk denge ayarı sualtı fotoğrafında çok önemli bir faktördür. Bunu göz önüne alarak seçeceğimiz kameranın beyaz renk denge ayarlarının otomatiğin yanı sıra manuel ayarlamaya da imkan vermesine dikkat edin. 3. Optik yakınlaştırma (zoom) özelliklerinin sualtına uygun olup olmadığına bakın. 4. Lens ayarlarının hem otomatik hem de manuel yapılabiliyor olmasına dikkat edin. 5. Eğer kılıf kullanacaksanız, kameranın tüm ayarlarının kılıf (housing) üzerinden yapılabiliyor olmasına bakın. 6. Eğer mevcut dijital makinenizle, kılıf (housing) kullanarak çekim yapmayı düşünüyorsanız satın aldığınız kılıfın içine kamera yerine benzeri ağırlıkta bir şey koyarak test dalışı yapın. Böylece makinenizi riske atmadan, kılıfın su almadığından ve ürün tanıtımında belirtilen derinliklerde kullanılabildiğinden emin olursunuz. 7. Kılıf aldığınız firmanın iade ve değişim yapmayı kabul ettiğinden emin olun aksi takdirde hatalı ürün elinizde kalabilir. 57 oyun dünyası Yazı: Ahmet AKPINAR Merhaba, Bu ay sizinle paylaşabileceğim kalitede oyun çıkmadı ne yazık ki. 2013 senesi içerisinde çıkacak gerçekten çok kaliteli oyunlar var ve önümüzdeki aylarda bunları oynadıkça sizinle paylaşmaya çalışacağım. Bu ay sizlere oyun dünyasında yaşanan gelişmelerden söz edeceğim. NVIDIA Shield’ın fiyatı belli oldu Nvidia, Shield isimli el konsolunu duyurduğundan beri konsol pazarında gözler Shield’e dönmüş durumdaydı. Mayıs ayı içerisinde Nvidia’nın ön siparişlere başlayacağının haberi duyurulur duyurulmaz yine gündeme gelen Shield’ın fiyatı da belli oldu. Tegra 4 temelli el konsolu 349 dolardan satılacak ve sahipleri Android oyunları ile Steam oyunlarını oynayabilecek. Android oyunları Nvidia’nın TegraZone sitesinden Google Play hesaplarına entegrasyonuyla edinilebilecekken, buradan film, müzik ve oyun indirecek ve program da kurabilecekler. 58 “Need For Speed”in film çekimleri başladı Mart ayında kadrosu duyurulan ve akabinde prodüksiyon için gaza basılan “Need For Speed” filmi için çekimler hızla başladı. Georgia-Macon’da devam edilen çekimlerin şimdiki odak noktası, hızlı takip sahneleri. Michael Keaton ve Aaron Paul’un kadroda yer aldığı filmi Scott Waugh yönetiyor. Bir sene sonra vizyona gireceği düşünülen filmden henüz elle tutulur bir kare yok ama kendisi çoktan haber programlarına konu olmaya başladı. Dünyanın ilk oyun akademisi açılıyor Warren Spector ve Blizzard’dan Paul Sams, Austin’deki Texas Üniversitesi’nde dünyanın ilk akademik video oyunları programını açmaya hazırlanıyor. Denius-Sams Gaming Academy kapılarını 2014’ün sonbaharında açmaya hazırlanıyor. Spector ve Sams bu okulda part time öğretmenlik yapacaklarını söylerken Spector okulda bir kürsüye de sahip olacak. Dersler 12 ay süre- cek ve başarılı öğrenciler diplomalarıyla Texas oyun endüstrisine atılacak.Texas, Amerika’nın en büyük oyun şirketi bulunan ikinci bölgesi olarak biliniyor. Sony, Sony’den ayrılıyor mu? Sony’nin en büyük yatırımcısı olan Third Point’in CEO’su Daniel Loeb, Sony’ye ilginç bir teklif sundu. New York Times’ın haberine göre Sony’nin CEO’su Kaz Hirai’ye bizzat bir mektup ileten Loeb, Sony Entertainment ile Sony Electronics’in ayrılmasını önerdi. Loeb mektupta “Sony’nin iki güçlü ticari birimi var ve bunlar birbirlerinin gerçek değerine balta vuruyorlar” şeklinde bir ifade kullanırken yatırımcıların daha direkt olarak kontrolü ele geçirmesi önerisini de ortaya attı. Sony adına konuşan bir yetkili ise cevap verdi: “Yatırımcılarla diyaloğa açığız ama Sony Entertainment satış listesinde değil.” World of Warcraft, Free-2-Play mi oluyor? World of Warcraft’ta büyük bir oyuncu kaybı yaşandığını sizlere geçtiğimiz gün duyurmuştuk. 10 milyonluk bir DVO için 1.3 milyon kuşkusuz çok da devasa bir kayıp değil fakat yine de Activision’ı düşündürmüş. Activision CEO’su Bobby Kotick “Online oyunların doğası değişti. Etraf daha rekabetçi bir hale geliyor, özellikle Free-2-Play oyunlarla” derken Blizzard CEO’su Mike Morhaime de “Eski oyuncuların geri dönmesini sağlayacak yollar üzerinde çalışıyoruz” dedi. Bu iki açıklamadan sonra oyun basınında ve oyuncular arasında şu soru sorulmaya başlandı: World of Warcraft, Free-2-Play mi oluyor? Gelecek ay şahsen ilkini çok beğendiğim, Metro serisinin ikinci oyunu olan Metro: Last Night oyunu ile beraber karşınızda olacağım. Gelecek ay görüşmek üzere, iyi oyunlar. 59 çocuklar İÇİN Cep telefonum olmadan asla Çocukları cep telefonunun etkilerinden koruma yolları Onsuz bir yaşam düşünemesek de yeri geldiğinde hayat kurtaran bir alet olan cep telefonunun zararları da sık sık gündeme geliyor. Hele konu çocuklar olduğunda uyarılar artıyor, uzmanlar hep bir ağızdan çocukların cep telefonlarının etkisine çok daha açık olduğunu söylüyor. Peki, anne-babalar ne yapmalı? İşte bazı ipuçları... kıllı telefon, tablet bilgisayar derken yetişkinlerin teknoloji düşkünlüğünden çocuklar da nasibini alıyor. Anne-babalarının elinde, cebinde gördükleri, değişik sesler çıkaran, film “oynatan”, eğlenceli oyunlarla dolu bu sihirli oyuncaklardan onlar da istiyorlar. Anne-babalarınsa kafası biraz karışık. Bir yanda cep telefonu kullanmanın çocukların sağlığını olumsuz yönde etkilediğini söyleyen uzmanlar, bu yönde bulgular ortaya koyan araştırmalar var. Diğer yanda ise cep telefonu kullanmanın güvenlik açısından yadsınamaz faydaları. Acil durumlara karşı çocuğunuzun yanında cep telefonu taşıması size güven veriyor, içinizi rahat ettiriyor. Ve elbette “Ama anne (veya baba), bütün arkadaşlarımın cep telefonu var!” diye isyan eden çocuklar. Peki, ne yapmalı? Zararlı olduğu için cep telefonu kullanmasını tamamen yasaklamalı mı? Yoksa ancak belirli bir yaştan sonra mı izin vermeli? Cep telefonundan daha az etkilenmesi için alınabilecek önlemler var mı? Gelin bu konuya biraz daha yakından bakalım. Araştırmalar ne diyor? ABD’li epidemiyolog (Toplumdaki hastalıkların görülme sıklığını inceleyen bir bilim dalı) Devra Davis, 2010 yılında yayınladığı “Bağlantıyı Kesin: Cep Telefonu Radyasyonu Hakkındaki Gerçekler” adlı kitabında, cep telefonu kullanımı henüz çok yeni olduğundan, uzun vadeli sonuçlarıyla ilgili bilimsel bilginin yetersiz olduğunu söylüyor.Yani konu cep telefonu olunca temkini elden bırakmamakta fayda var. 2005 yılında Rusya’da yapılan bir araştırma, biri cep telefonu kullanan diğer ise kullanmayan 5-12 yaş arası iki ayrı çocuk grubunu mercek altına almış. Buna göre, cep telefonu kullanan gruptaki çocuklarda artan yorgunluk, dikkat azalması, çalışma kapasitesinde düşüş hatta hafıza kaybı gözlemlenmiş. Uzmanlara göre küçük yaşlarda cep telefonu kullanımı davranış bozukluğu riskini de artırıyor. Öte yandan cep telefonunun radyasyon yaydığı ve çocukların bu radyasyondan etkilenme riskinin daha yüksek olduğu da biliniyor. Kısacası, uzmanlara göre 13 yaşından küçük çocukların cep telefonu kullanmaması gerekiyor. 13-20 60 yaş arasında ise cep telefonu kullanımını mümkün olduğunca kısa tutmak gerekiyor. Çünkü bu dönemde vücudun gelişimi devam ediyor. Yani günümüzün cep telefonuyla yatıp cep telefonuyla kalkan çocuklarının davranışlarını ve alışkanlıklarını gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü cep telefonu yukarıda sayılan risklerin yanı sıra beyin tümörü ve göz hastalıklarıyla da birlikte anılıyor. Alınabilecek bazı önlemler Günümüzde cep telefonlarından ve yaydıkları elektromanyetik alandan uzak durmak son derece zor. Ancak uzmanlara göre bunların etkisini azaltmak mümkün. İşte alabileceğiniz bazı önlemler: - On üç yaşından küçükse çocuğunuzun cep telefonu kullanmasına izin vermeyin. Eğer güvenlik açısından endişe ediyorsanız, sadece size ulaşabilmesini istediğiniz bir yere gittiğinde yanına bir cep telefonu verebilirsiniz. - On üç yaşından büyük çocuğunuza cep telefonu alabilirsiniz ama bunun sadece telefon ve mesaj işlevi olan “eski moda” telefonlardan olmasına özen gösterin. Biliyoruz, buna muhtemelen itiraz edecek hatta yaşı ilerledikçe kendi harçlığını biriktirip istediği gibi bir cep telefonu alacak ama bu ne kadar geç olursa o kadar iyi. Çünkü akıllı telefonlar cep telefonu kullanım süresini katbekat artırıyor. - Çocuğunuzun cep telefonunu vücudundan mümkün olduğunca uzak tutmasına dikkat edin. Örneğin konuşurken hoparlör veya kulaklık kullanabilir. Arkadaşlarıyla saatlerce telefonda konuşmak yerine sosyalleşmesini teşvik edin. Cep telefonunu cebinde değil çantasında taşısın. Gece yatarken mutlaka cep telefonunu kapatmasını isteyin. Cep telefonunu kesinlikle çalar saat olarak kullanmasına izin vermeyin. - Cep telefonunu müzik dinleme, video izleme ve oyun oynama aracı olarak kullanmasına izin vermeyin. Bunları yapmak için kullanabileceği bir müzik seti, televizyon ve bilgisayar olduğunu hatırlatın. 61 sağlık Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları hepimizin yaşam kalitesini etkiliyor. Aşırı sıcaklar vücudun yoğun miktarda sıvı kaybetmesine, bu da halsizliğe neden oluyor. Gündelik hayatımızda yapacağımız ufak tefek değişikliklerle yaz sıcaklarının olumsuz etkilerini en aza indirmek mümkün. az yakıcı yüzünü göstermeye başladı; sıcak havada bırakın hareket etmeyi nefes almak bile giderek zorlaşıyor. Hava sıcaklığı sadece yaşlı, çocuk ve hastaları değil sağlıklı erişkinleri bile canından bezdiriyor. Sıcak havalar halsizlik, susuzluk, bayılma hissi ve mide bulantısı gibi bazı rahatsızlıklara neden olabiliyor. Bu sorunları yaşamamanın yolu ise gündelik hayatımızda yapacağımız bazı küçük 62 değişikliklerden geçiyor. Yaz mevsiminde yapılması gereken ilk ve en önemli şey bol bol sıvı tüketmek. Sıvı ihtiyacını karşılamak için süt, ayran, soda, taze sıkılmış meyve suyu, bitki ve meyve çayları ile limonata tercih edilebilir. Özellikle limonata içerdiği C vitamini sayesinde diğer gazlı ve asitli içeceklere göre besin değeri yüksek bir içecek. Sıcaklarda metabolizmamıza en iyi gelen şey ise saf, doğal ve katkısız tek içecek olan su. Dünya Sağlık Örgütü yaz aylarında kadınların günde 10, erkeklerin ise 14 bardak su içmesi gerektiğini belirtiyor. Bebek ve çocuklar sıvı kayıplarını ifade edemeyecekleri için, ebeveynlerin bu konuda daha dikkatli olmaları gerekiyor. Doğal ürünlerle rahat bir yaz Yapılması gereken diğer şeyler ise güneş banyosunun süresini azaltmak, nemli ve sıcak ortamlarda fazla kalmamak ve ılık duş alarak vücudu serinletmek. Güneşe çıkarken şapka giymeyi de ihmal etmemek gerekiyor. Giyecek olarak da ince, pamuklu giysiler tercih edilmeli; naylon içeriği yüksek giysiler vücudun normalinden daha fazla ısınmasına neden oluyor. Çok sıcak havalarda ise 11.00-16.00 saatleri arasında dışarıya çıkmaktan kaçınmak gerekiyor. Kanser hastalarının, deri hastalığı olanların, tansiyon hastalarının ve kemoterapi görenlerin de güneş ışınlarına maruz kalmaması şart. Açıkhavada çalışanların aşırı hareketlerden kaçınması, sık sık tuz içeren sulu gıdalar tüketmesi önemli. Hafif, bol ve açık renk giysilerle şapka kullanmak, yoğun spor yapmamak da alınması gereken tedbirler arasında. Kapalı alanları iyi havalandırmak, güneş gören pencerelerde perde, güneşlik gibi koruyucular kullanmak, mümkün olduğunca sık duş almak ve gün boyu taze sebzelerle hazırlanmış hafif yiyeceklerle beslenmek sıcağın bezdirici etkisini daha az hissetmek için yapılabilecek basit ama etkili şeyler arasında. Gece ise mümkün olduğunca havadar bir yerde uyumak gerekiyor. En az giysiler, ayakkabılar kadar kullanılan yatak ve yastıklar da dikkatle seçilmeli; çarşaf, yastık kılıfı ve pikelerin pamuklu olması da şart. Özellikle yastıkların dolgu maddelerinin hava akımına izin veren doğal maddelerden üretilmiş olmasına dikkat edilmeli. Her zaman olduğu gibi alkol, kahve başta olmak üzere bütün kafeinli içecekler (kola ve enerji içecekleri dahil) uykuya dalmayı güçleştirecek ve sıcak havanın vücudumuz üzerindeki olumsuz etkisini artıracaktır. Bu nedenle olabildiğince az tüketilmeli. Az, hafif ve sık öğünler Yaz aylarında gece yenen yemeklere dikkat etmekte de yarar var. Her şeyden önce son öğün ile yatma saati arasına en az üç saat koymak ve mideye yüklenmemek, yediklerimizin uyurken solunum ve kalbe yaptığı basıncı azaltmak açısından gerekli. Akşam yemeklerinde yağlı, baharatlı, ekşili yemeklerden ve kızartmalardan özellikle kaçınmak lazım. %90’ı su olan karpuz, tüketildiğinde tokluk hissi vermesiyle hafif yaz sofraları için iyi bir alternatif olabilir. Lif kaynağı olduğu için de bağırsak hareketlerini düzenler. Ayrıca karpuz düşük miktarda protein, yağ, karbonhidrat ve fosforun yanı sıra A ve C vitamini de içerir. Karpuz gibi diğer yaz meyveleri de vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle tüketilmesini önerdiğimiz yaz meyveleri, sıcaklığın neden olduğu sıvı kaybını önlemenin yanı sıra vücuda vitamin ve mineral desteği de sağlar.Yaz aylarında özellikle hipertansiyon, diyabet, kalp-damar hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanların öğün atlamaması, 3 ana öğünün yanı sıra 3 ara öğün almaları da önerilmektedir. Böylelikle bir sonraki öğünde hem yavaş hem de az yemek yenilmektedir. Et, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve yağlı tohumların içerisinde de yağ bulunmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta; ekmeğe yağ sürüp direkt olarak tüketmemek, zeytinyağı bile olsa aşırı miktarda kullanmamaktır. Yağlı ve hamurlu yiyecekler aşırı sıcaklarda yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyona neden olacağından tüketmekten özellikle kaçınmak gerekir. Bazı şeker türleri besinlerde doğal olarak bulunur (meyvelerdeki fruktoz, sütteki laktoz, tahıllardaki nişasta gibi). Bu nedenle yapay şeker tüketiminden kaçınmak, yenildiği takdirde de tüketim sıklığına ve miktarına dikkat etmek, lokma ve tulumba gibi ağır tatlılar yerine dondurma, puding, sütlaç, komposto ve meyve jölesi gibi tatlıları tercih etmek daha sağlıklı olacaktır. 63 gurme Hazırlaması kolay, yemesi olay! Parti konsepti, “yardım komitesi” ve konuk sayısı belli. Sıra menüyü belirlemeye geldi. Parti menüsü olabildiğince ayakta yenebilecek, mümkünse tek lokmalık aperitiflerden oluşmalı. Hazırladığınız atıştırmalıkların tat olarak birbiriyle uyumlu ve lezzetli olması, partinizin şanı açısından çok önemli. İşte evinizdeki malzemelerle hazırlayabileceğiniz, yemesi pratik, aperitif lezzetler: Dip sos: Her türlü cipsin yanına yakışacak bir dip sos için bir kase yoğurdun içine birer kaşık pul biber ve nane koyun. Tuz ve bir diş dövülmüş sarımsak ekleyerek karıştırın. Süper dip hazır! Ayrıca cipslerin yanında yeşillik, jambon ve soğanı ince ince kıyıp salçayla karıştırarak hazırladığınız enfes bir sos da sunabilirsiniz. Bir kasede 2,5 su bardağı yağsız peyniri, 1,5 su bardağı rokfor peynirini ve yarım tatlı kaşığı karabiberi çatalla ezerek karıştırıp içine dövülmüş ceviz ekleyin. Partinin bir diğer “dip”i de hazır. Tüm bu soslar yalnızca cipse değil, krakere de çok yakışıyor, bizden söylemesi... E yaz geldi. Evinizde şöyle anlı şanlı bir “yaza merhaba” partisi vermenin tam sırası. Nasıl mı? Tarihi ve kimleri çağıracağınızı belirleyin. Alışveriş listenizi çıkarmadan önce de bu yazıya mutlaka bir göz atın. İşte iyi bir partinin olmazsa olmazları ve kolayca hazırlayabileceğiniz pratik birkaç atıştırmalık tarifi. Yazması bize, yapması size, keyfini çıkarması konuklara... yi bir ev partisi vermek o kadar da kolay bir iş değil. Günler, hatta haftalar öncesinden hazırlıklara başlamanız gerekiyor. Özellikle basit olmayan, sıradışı, “Vay be!” dedirtecek bir parti vermek istiyorsanız işiniz daha da zor. Ama dostlarınızla bir arada olduğunuz, iyi planlanmış bir ev partisinin keyfini başka hiçbir şeyden alamayacağınız kesin. Yani yapacağınız her şeye değeceğinden emin olun. Ev partileri son dönemin en büyük tredleri arasında. Bu trendin sırrını daha bilimsel bir yolla, formüle dökerek açıklarsak; Hafta sonunda eğlence mekanlarının tıklım tıklım hali + trafik çilesi + alkollü olarak direksiyon başına geçmeme duyarlılığı (en önemli sebeplerden biri) + gözlerden uzak, ev ortamında olmanın rahatlığı + daha ucuza daha sınırsız eğlence = Ev partisi denklemine ulaşabiliriz. 64 Bunlara dikkat! Siz de “en iyi parti başkasının evinde yapılandır, hiç uğraşamam” diyenlerden değilseniz, kolları sıvayın. Size ve çağıracağınız konuklara en uygun tarihi belirleyin. Dikkat edin, partiniz çok izlenen bir diziye veya dünya kupasının en önemli maçlarından birine denk gelmesin. Yardım alabileceğiniz arkadaşlarınızdan oluşan bir “parti komitesi” işinizi oldukça kolaylaştırabilir. Bir konuk listesi hazırlamayı ve katılacakları işaretlemeyi de unutmayın. Böylece kaç kişilik hazırlık yapacağınızı bilirsiniz. Ve sıra geldi alışveriş listesine... Liste çıkarmak için partinizin ana temasını ve menüyü belirlerseniz işiniz oldukça kolaylaşır. Partinin teması çalınacak müzikten, dekorasyona yapacağınız küçük dokunuşlara ve mekan süslemesine kadar her şeyi belirleyecek. Bu noktada aman dikkat; hazırlanacak şeylerin parti için ayrılan bütçeye uygun olması, herkesin beceremediği bir sanat. Kanepeler: Tost ekmeklerini kare veya üçgen şeklinde küçük parçalar halinde kesip üzerilerine yağ veya zeytin ezmesi sürün. Sonra üzerine tercihinize göre kaşar, salam, beyaz peynir, ciğer, salatalık, ince bir dilim domates veya haşlanmış yumurta koyup, kürdanla tost ekmeğine sabitleyin. Kanepeleri dizdiğiniz tepsinin ortasına içinde ketçap, mayonez ve hardal bulunan küçük kaseler de yerleştirebilirsiniz. tilmiş kaşar peynirli veya sucuklu kanepe, küçük kareler şeklinde keseceğiniz hazır pizza ve muska böreği sıcak menüsünün en pratik lezzetleri. . Meyve kokteylleri: Lezzetli meyve kokteylleri için çukur ve geniş bir kabın içinde vişne, portakal suyu, taze doğranmış meyve ve sodayı karıştırarak köpüklü enfes bir kokteyl elde edebilirsiniz. Meyve suyu çeşitlerini siz de, tatlarının yakışıp yakışmadığına bakarak belirleyebilirsiniz. Meyve sularını kola veya gazozla da karıştırabilirsiniz. Ve parti menüsü hazır. İkramı açık büfe yapmanızı tavsiye ederiz. Böylece herkes, neyi ne kadar yiyeceğine kendisi karar verecek ve servisi kendisi yapacak. Bu hem onlar, hem de sizin için büyük rahatlık. Bu nedenle soğuktan sıcağa, tuzludan tatlıya atıştırmalıkları, partilerin değişmezi kuruyemişleri, çeşit çeşit kokteylleri ve servis tabak-bardaklarını, parti vereceğiniz alanın en görünen ve rahat ulaşılabilen yerine yerleştireceğiniz büyükçe bir masaya dizin. Göreceksiniz açık büfe, partide sizin de eğlenmenize imkan tanıyan yegane kurtarıcı olacak. Ayrıca müzik ve dansla partinin tadına varan konuklarınız da eğlenceye hiç ara vermeden, şöyle bir geçerken dahi bir şeyler atıştırabilecekler. Sıcaklar: Salça soslu küp sosis, üzerine pul biber serpilmiş eri- G r a pef r u I t MInt Cooler (6 kişilik) Malzemeler: Yarım su bardağı şeker Yarım su bardağı su 4 limon suyu 2 su bardağı taze greyfurt suyu 1 su bardağı soda Taze nane yaprakları Hazırlanışı: Şeker ve suyu bir kaseye koyup şeker çözülene dek kaynatın. Şeker şurubunu elde ettikten sonra soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra nane yapraklarını ekleyip iyice karıştırın. Şurubun üzerini kapatıp yarım gün boyunca bekletin. Sonra şurubu bir sürahiye alın, üzerine limon ve greyfurt suyu ekleyip iyice karıştırın. Sürahinin kalan kısmını soda ve kırık buz ile doldurup soğumaya bırakın. Nane yapraklarıyla süsleyerek servis edebilirsiniz. Makarna Cipsi (6 kişilik) Malzemeler: 250 g kelebek makarna 50 g mısır unu Tuz Kızartmak için ayçiçek yağı Hazırlanışı: Makarnayı tuzlu suda haşlayıp soğuk sudan geçirin ve süzün. Mısır ununu çukur bir kaseye alıp tuz ekleyin. Makarnaları mısır ununa bulayın. Kızgın yağda altın rengi oluncaya kadar kızartın. Süzgeç ile alıp kağıt havlu üzerinde fazla yağını süzün. Dip sosla birlikte ılık servis yapın. 65 BULMACA kutuları doldur Her boş kutucuğa 1, 2 ve 3 rakamlarından birini koyun. Her rakam, etrafında aynı rakamın yer aldığı kutucuk sayısını gösterir. ÖRNEk: toplamı bul Boş kutucuklardan bazılarını, her satır ve sütunda 3 rakam yer alacak şekilde 1-9 arası rakamlarla doldurun. Her sütun ve satırın ortasındaki rakamlar diğer ikisinin toplamını vermeli. ÖRNEK: 2 9 7 3 4 6 2 5 9 4 7 9 2 2 5 3 3 5 5 9 9 4 2 6 2 8 8 1 66 2 7 4 7 9 4 7 2 3 3 9 2 5 4 1 4 7 7 5 SUDOKU Sudoku bulmacamızı doğru cevaplandırarak [email protected] adresine ya da posta ile derneğimize gönderen 5 okurumuz, elektronik çerçeve kazanacak. Talihliler, 20 Haziran’a kadar doğru cevabı gönderen okurlarımız arasında yapılacak çekilişle belirlenecektir. Geçen ayın sudoku talihlisi: Muhammet SubaşI
Benzer belgeler
Güney Kutbu - UTED Dergi
THY Teknik AŞ, Hindistan’ın low-cost havayolu şirketi SpiceJet ile imzaladığı anlaşma kapsamında, 4 adet C1 ve 2
adet C2 olmak üzere toplam 6 adet B737-800’e bakım
hizmeti verecek. Bakımlar THY Tek...
Bayram Özçelik
Elma Basım Yayın ve İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti.
Halkalı Cad. No:164 B-4 Blok Sefaköy - Küçükçekmece İstanbul
Tel: 0 212 697 30 30
Yayın Türü: Aylık, süreli, yaygın
OLGUn ÇiÇek - UTED Dergi
THY Teknik AŞ, Hindistan’ın low-cost havayolu şirketi SpiceJet ile imzaladığı anlaşma kapsamında, 4 adet C1 ve 2
adet C2 olmak üzere toplam 6 adet B737-800’e bakım
hizmeti verecek. Bakımlar THY Tek...
Erdal Gülmez
Elma Basım Yayın ve İletişim Hizmetleri San. Tic. Ltd. Şti.
Halkalı Cad. No:164 B-4 Blok Sefaköy - Küçükçekmece İstanbul
Tel: 0 212 697 30 30
Yayın Türü: Aylık, süreli, yaygın