Dinamik gazete 65. sayısını görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız.
Transkript
Dinamik gazete 65. sayısını görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız.
Mart 2012 Yıl: 23 Sayı: 65 Devrimlerin yıkamadığı sinema gazete 12 Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü süreli yayınıdır. Ücretsizdir. Sonuç çıkmazı Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’e Starbucks şubesi açılmasıyla başlayan, katılımı ve etkisi giderek artan Starbucks işgali, ikinci dönemin başlaması ile son buldu. YETKİN GİRGİN’in haberi 04’te İstanbul’a iki yeni şehir Son 40 yılda nüfusun 3 milyondan 13 milyona çıktığı ve hızla artmaya devam ettiği İstanbul’da iki yeni şehir daha kuruluyor. Nöbetçi kütüphane MELİSA ATAY’ın haberi sayfa 16’da Aptullah Kuran Kütüphanesi sorunları üzerine kütüphane yöneticisi Hatice Ün ile konuştuk. DUYGU SÖYLER’in haberi sayfa18’de ETKİNLİKLER lerin a Devrimığı sinem KİTAP MÜZİK SİNEMA yıkamad Artık yaz gelsin! 19 kültür sanat Tanıyamadım? Dubstep tanesi de Dubstep.ilk duyuşta kafa Bunlardan bir yeni müzik akımları,etkilenerek ortaya gün yenileri ekleniyor. Ancak, gelişen müziklere her kullanılan farklı bir kesim tarafından biliniyor. bir akım mı? Hangisi hangisinden yeni Farklı amaçlarla isimleri, büyük aksine tamamen Dubstytüründeki şarkıların r. “Alternatif müziğin da rol oynuyor. zor olabiliyor. olarak ortaya çıkmasında karışıklığı yaratabiliyocevap bulmak kimi zaman başında, Dubstep’in “fusion” önce, 2000lerin le; Hardstyle ve oluşmasıyla doğmuş çıkmış?” gibi sorulara benzeyen, Dubstep’ten daha ortaya çıkıyorbilinen süreç sonucu çıkan Dubstyle, ve benzer yine İngiltere’de ortaya bir tür. 2010’da onunla karıştırılan yapısını ve Dubstep’in A zaman zaman karanlık olan Dubstep; Hardsytle’ın melodi r ve kökenlere sahip benimsemiş. Gelişmekte [email protected] sadece vurgusuyla, boşluk dans ritmik yapısını müzik türünden ruh haliyle, bas Elektronik olan milyonlarca çıkan bu türler, radyoyu hedefi sessizlikle ayrıştırılıyor. öne mübiliniyor, ancak birkaçı olarak türüyle karbilinen bu elektronik müziği türü olarak aynı zamanda zihin. yeni bir müzik Music, Dubstep olarak açtığınız her an bir ihtimal Jamaican Dub sadece vücut değil, kadar yüksek izlerine zik türünün kökleri and Bass’e dayanıyor. şılaşmanızın ne nitelikte. Günümüzde Dubstep’in gibi) Drum bas titreşimleri UK Garage ve olduğunu kanıtlar çıkması ve gelişmesi (Dubstep’e özgün dünyaca Dubstep’in ortaya arası olarak biliniyor. ve Rihanna gibi Britney Spears albümünde rastlanabi2001-2003 yılları başında, bulunduğu Benga MART-NİSAN AYLARI ünlü sanatçıların 2006 Croydon 2005 sonu ve LİSTESİ & Status, Skream, de ve İngiltere’nin liniyor. Chase BÜMK ETKİNLİK yerli mekanlardan önemli prodüktörler günümüzgibi Artwork kulüplerinden ve büyük rol oynuyor. şehrinin yeraltı dışarıya sızıyor. 22 Mart > Yora BÜMK’te Konser Dubstep’in gelişimindeakımlarından etkiradyo deki eğlence mekanlarına, müzik internet, korsan Dubstep, diğer 23 Mart > Baden Akustik gibi müzik türlerinin Bu dönem boyunca sayesinde dijital medya > Avaz Avaz Müzik lendiği gibi, Dubstyle Mart diğer ve 27 kanalları Grime müziğine Sohbetleri yayılıyor ve gelişiyor. SALMİ GAMBAROV salmi.gambaro ETKİNLİK LİSTESİ MART-NİSAN AYI Tarih Sanatçı Malia Bülent Ortaçgil İskender Paydaş Photek MFÖ Aaron Parks Trio Kings Of Convenience Nigel Kennedy Quintet Tortured Soul Mustafa Ceceli *En düşük fiyatlardır. 24 Mart 30 Mart 30 Mart 6 Nisan 7 Nisan 10 Nisan 12-13 Nisan 18 Nisan 20 Nisan 20 Nisan Mekan Tamirane Merkezi Kadıköy Halk Eğitim Hayal Kahvesi Şaşkınbakkal, Babylon Jolly Joker Salon İKSV Babylon Salon İKSV Ghetto Bostancı Kültür Merkezi Ücret* 45.00 34.00 39.50 44.50 61.00 28.00 (Öğrenci) 144.50 45.00 (Öğrenci) 35.00 (Öğrenci) Grupları 30 Mart > Boğaziçi Sahnede Volkan 31 Mart > Tuluğ TırpanHüsrever Konseri Saint Marino 5 Nisan > Amerika Korosu Korosu – BÜMK Caz RİMİZ HALA DİNLEDİKLE 34.50 Yabancı - I Will Always Love Whitney Houston You (1992) a Prayer (1986) Bon Jovi - Livin’ on Beat It (1982) Michael Jackson - Virgin (1984) Madonna - Like a Travis - Turn (1999) (1994) Yerli Arnavut Kaldırımı Demet Sağıroğlu - Oynama (1994) Burak Kut - Benimle (1996) Şebnem Ferah - Yağmurlar (1994) Serdar Ortaç - Karabiberim Bakalım(1992) Sezen Aksu - Hadi Kültür-Sanat eki içindedir BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ İŞLETME VE EKONOMİ KULÜBÜ 02 siyaset Manşet çıkmazı Dinamik Gazete 3. sayısı ile karşınızda. Geçtiğimiz sayıdaki Starbucks manşetinden sonra bu sayıda da manşetimizi yine Starbucks’taki işgale ayırdık. Her ne kadar işgal geçtiğimiz ay sona ermiş olsa da, üniversitenin tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olan bu işgali ve sonuçlarını incelemek istedik. “Sonuç Çıkmazı” manşeti uzun süren beyin fırtınası sonucu hepimizin aklına yattı. Manşeti belirlerken kimseGÖKHAN ER ye haksızlık yapmamak ve olayı [email protected] mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde vermek ana amacımızdı. Peki “Sonuç çıkmazı” ile ne demek istedik? Hepimizin yakından takip ettiği bu işgalden sonra elimizde bir sonuç olmadığını söylemek haksızlık olacaktır. İşgal sürecinin elbette birçok getirisi oldu, ancak bu getirileri ulaşılmak istenen ana sonuçlardan ayırt etmek gerekiyor. Üniversite yönetimi ile öğrenciler arasındaki ikili görüşmeler sırasında bahsi geçen “Öğrenci Kooperatifi” ve işgalin başlangıç noktası olarak görebileceğimiz kampüste öğrenciler için ucuz yemek yiyecek alternatif mekanların olmaması gibi konularda henüz bir sonuç elde edilmiş değil. Ne tarafından bakarsak bakalım, bir çıkmazda olduğumuzu söyleyebiliriz. Starbucks yazısında yine bu süreçte öğrencilerle birlikte aktif rol oynamış olan hocalarımızdan görüş almak istedik. Aslında gazetenin ilk sayısından bu yana, yazdığımız konulara hocalardan görüş alarak onların fikirleri hakkında öğrencileri bilgilendirmek istiyoruz. Ancak bu konuda yaşadığımız sıkıntıları da dile getirmekte fayda var. Hocalar genel olarak öğrenci gazetesinde öğrencilerin fikirlerinin yer alması yönünde görüş bildiriyorlar. Oysa gerek gazetenin gerekse okulun daha interaktif olması yönündeki bu çabamız, görüş istediğimiz 20’ye yakın hocadan yalnız 2-3 tanesinin geri dönüşüyle sıkıntıya uğruyor. Elbette kendilerince haklı sebepleri olmasına rağmen bu konudaki çabalarımız da sürecek. Geçtiğimiz yazın başından beri süren gazete çalışmalarımız bu sıralar gazeteyi online ortama dökmek konusunda yoğunlaşmış durumda. İki ayda bir çıkmanın yaşattığı dezavantajları online ortam ile gidermek gibi bir amacımız var. Hedefimiz online gazeteyi en kısa zamanda sizlerle buluşturmak. Dinamik Gazete’nin 3. sayısının hazırlanmasında emeği geçen Editörüm Buse Aylan’a, Yazı ve Reklam İşleri Sorumlularım Duru Öksüz, Kadir Aydın ve Salmi Gambarova’ya ve 2012 Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımla birlikte yazıları ve emeği bulunan tüm üyelerimize teşekkür ediyorum. Sahibi Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü Adına Tolgacan Ceylan Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Tolgacan Ceylan Genel Yayın Yönetmeni Gökhan Er Editör Buse Aylan Yazı ve Reklam İşleri Sorumluları Duru Öksüz, Kadir Aydın, Salmi Gambarova Yazı Kurulu Ali Yağız Kaçar, Baran Karaca, Can Yılmaz, Deniz Yeşil, Duygu Söyler, Elif Cansu Akoğuz, Melisa Atay, Özben Hafız, Şükran Şençekiçer, Übeyde Yetkin Girgin Görsel Danışman Sertaç Bala Matbaa Müka Matbaacılık Reklamcılık Yayıncılık San. Ve Tic. Ltd. Şti. Tel : 0212 54968 24 www.muka.com.tr Yayın Kurulu Tolgacan Ceylan, Umut Can Kurt, Barış Karahan, Ecenaz Özcengiz Ekin Akın, Gökhan Er, Nazım Sansar Bu gazete süreli yerel yayındır. Dindar gençlik yeni bir hedef mi? Başbakan Erdoğan’ın “Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” açıklaması büyük yankı uyandırdı. Politikacılardan gazetecilere, sade vatandaştan STK’lara, her kesimden gelen tepkiler ve yorumlarla, tartışmalar kısa zamanda çığ gibi büyüdü. Bugünlerde medya ve kamuoyu “Dindar bir nesil yetiştirme hedefi, demokratik devlet ilkeleriyle örtüşür mü?” sorusuna cevap aramakta. ELİF CANSU AKOĞUZ [email protected] Bütün bu tartışmaları ateşleyen konuşmada Başbakan Erdoğan, nasıl bir nesil yetiştirileceğini tarif ederken Necip Fazıl Kısakürek’in “Gençliğe Hitabe” adlı eserinden de alıntı yaptı: “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum. Kökü ezelde, dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlikten bahsediyorum.” diyen Başbakan’ın açıklamasında, özellikle “kininin” ibaresi dikkatleri üzerine çekti. Konuyla ilgili haber yaparken bu ibareyi “beyninin” sözcüğüyle değiştirerek sansürleyen kimi gazeteler ise eleştirilere hedef oldular. Muhalefet ve Eğitim-Sen tepki gösterdi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın “Ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun?” sözlerini bir bölücülük girişimi olarak nitelendirdi ve “Bu nesilden öncekiler dinsiz miydi?” diye sordu. Eğitim-Sen, yaptığı basın açıklamasında, “Müfredatın içeriğinden, yönetici kadrolarının seçimine kadar eğitim sistemimiz ağırlıkla dinsel referanslarla yeniden biçimlendirilmekte ve mevcut ırkçı, gerici perspektif korunmaktadır. Bugünü dünden farklı kılan, hızla devletleşen AKP’nin politikalarına karşı muhalefet edenin cezaevine gönderilmesi ve bu otoriterlik altında yeniden toplum mühendisliği uygulamalarıyla hayatımıza müdahale edilmesidir. Bu sürecin en önemli yanı ise demokrasiyi güçlendirmek iddiası ile söz konusu adımların atıldığı ifadesinin kullanım sıklığıdır.” dedi. Muhafazakar kesimden yazarların da içinde bulunduğu pek çok köşe yazarı ise açıklamanın demorkat ve laik bir yönetim anlayışıyla örtüşmediği eleştirisinde bulundu. “Öğrenci formatlamıyoruz” Erdoğan, bu eleştirilere cevaben yaptığı açıklamada, her iktidarın ülkedeki gençlik üzerinde hedefleri olacağını belirtti ve “Hem çağdaş hem dindar olunamıyor mu?” diye sordu. Dindar bir neslin, özgürlüklere ve inançlara saygılı olacağını savunan Erdoğan, “Öğrenci formatlamak hedefimiz değildir. Hiçbir parti kendi tasavvurunu topluma dayatamaz, biz toplum mühendisliğine karşıyız. İkna odalarının mucitleri bugün kalkmış bizi eleştiriyorlar.” dedi. Çok konuşulan bir diğer konu ise Başbakan’ın “Dindar olmasınlar da tinerci, büyüklerine isyankar, milli manevi değerlerinden kopuk mu olsunlar?” ifadesi oldu. Başbakanın bu kavramları birbiriyle ilişkilendirmesi ve dindarlığın karşıtı olarak sunması tartışmalara yol açtı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2012-2016 strateji raporu incelendiğinde ise, Başbakan’ın açıklamalarını malumun ilanı olarak değerlendirmek de mümkün. Rapora göre, Diyanet İşleri’nin öncelikli hedefleri arasında öğrencileri umreye götürmek için MEB ile işbirliği yapmak, gençlere ve çocuklara yönelik dini içerikli roman serileri ve çizgi filmler hazırlamak, halkı eğitme amaçlı seminerler düzenlemek ve yurt dışında yaşayan vatandaşların eğitimine yönelik çalışmalar yapmak bulunuyor. Hükümet sözü edilen projeler ve daha fazlası için 5 yılda 1 milyar TL harcamayı planlıyor. Öte yandan çok sayıda gayrimüslim vatandaşa ev sahipliği yapan “laik” Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, sözü geçen rapora göre, bu vatandaşların dini hak ve özgürlüklerini korumaya yönelik bir çalışması bulunmuyor. G RÜŞLER Başbakan’ın “Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” açıklamasını ve açıklamaya gelen tepkileri nasıl yorumluyorsunuz? Semuhi Sinanoğlu - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Muhafazakâr siyasa kendi dışında varolabilecek bir uzam kabul etmez, sürekli genişler. AKP’nin dindar nesil arzusu meşrudur, ancak Başbakan’ın böyle bir projeyi hayata geçirmesinin en sıkıntılı tarafı, söz konusu “yayılmacı, ötekileştirici” bakış açısıdır. Sekiler indoktrisyonun karşıtı, onunla aynı safa düşmektedir. siyaset 03 SALMİ GAMBAROVA [email protected] Ne orada, ne burada. Çok uzak da değil sanki... Esra Erkuş - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bu cümlenin içinde “dindar” kelimesinin sansasyon yarattığının farkındayım. Fakat ben en başta “Bir nesil yetiştirmek istiyoruz.” cümlesinin tehlikeli bir cümle olduğunu belirtmeliyim. Bu cümle, neresinden bakarsan bak faşizan bir yaklaşımın dışa vurumudur. Belli kalıplara göre bir nesil yetiştirmeye çalışmanın neresinden çekiştirirseniz çekiştirin özgürlüğün konu olduğu bir yere varamazsınız. Toplumda tek tip vatandaş istemesinin sebebi gerçekten vatandaşlarının sağlığı, manevi dünyası, ahlakı hakkında endişeleri mi, yoksa belli bir grubun kurallarına uygun bir toplum yaratmak mı? Karar sizin. Mert Ergen - Fizik Dindarlık ve tinerciliği iki karşıt kutupmuş gibi gösteren bir ayrımı mantıksız buluyorum. Ayrıca dindarlık teoride ahlaklı olmayı gerektiriyor olsa da pratikte bu durumun geçerli olmadığını açıkça görebiliyoruz. Toplumun zaten yeteri kadar gergin olduğu bir dönemde bunlara bir yenisini eklemenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Sizce dindar bir nesil yetiştirme hedefi laik ve demokratik bir devlet yapısıyla örtüşüyor mu? Mehmet Efeoğlu - Sosyoloji Uyuşmuyor ama laik devletin de çok iyi bir devlet yapısı olduğunu düşünmüyorum. Sabahattin Ali’yi vuranlar, Nazım’ı bu memlekete sokmayanlar laik devletti zamanında. Plato’nun devlet anlayışıyla kurulu bir devlet istiyorum. Onuralp Elgin - İşletme Önemli olan laiklik ya da demokrasinin nitelikleri değil. Önemli olan yetişecek kişilerin bağımsız düşünme yetisine sahip olabilmesi. Dogmatik ve beynin özgür yapısına aykırı bir şekilde iyi bir neslin nasıl yetişebileceğini anlamış değilim. ANKET SONUÇLARI Başbakan’ın yaptığı “dindar gençlik” açıklamasını doğru buluyor musunuz? %64 % 88.5 Hayır % 11.5 Evet Yürüyüşlerin ve protestoların hızlıca yanından geçerim hep, hatta mümkünse birkaç metre uzağından. Bu, ülkede yabancı olmamdan kaynaklanan bir şey mi? Yoksa kendimi tam olarak “ait” hissetmememden mi? Yabancı olmadığım yerde de aynı tepkiyi neden veriyorum? Peki bu ait hissetmem gereken yer tam olarak neresi? Keskin çizgiler, farklılıklar var mı? Sonuç: kafa karışıklığı. Seni anlayan insanlar, nerede durduğunu ve nasıl baktığını anlarlar. Peki yürüyüşün veya protestonun parçası olanlar? Genellikle sana atılan bakışlar sert, kızgın ve seni cahil kategorisine atan cinstendir. Bu atılan bakışlar daha empati içeren ve arayan cinsten olup daha az korkutucu olsa durup dinlemek daha cazip gelebilirdi. Hiçbir zaman bu tür organizasyonların parçası olmayacağımı kesin bir şekilde bilmemin yanı sıra çok da hayran kalırım o insanlara. 24 saatin içine sığdırmam gereken bin bir sorumluluk ve ihtiyaç varken zaman ayırmak bana imkansıza yakın gibi geliyor. Kırılmayacak ve sağlam duracak inanç ve kararlılık gerektiren ortamlardır bunlar. Bir adım attıktan sonra diğerinin devamını tedirginlikle değil de sağlam bir şekilde getiren insanlar. Birinin attığı sloganın devamını diğeri getirir ve herkes katılır. Bana göre o ortama girdiğin anda bilinç, bilinçaltının gölgesinde kalır. Kendimde bu cesareti görmüyorum, saygı duyuyorum yapanlara da. Ancak devreye giren o bilinçaltına atılan bakışlar da bilinçaltına ait. Hiç kimsenin geçmişini ve kişiliğinin gelişimine etken olan kişileri, yerleri, anları tahmin edemeyiz. O karmaşayla ve birlik psikolojisiyle beraber neden onların arasında olmadığımın cevabını orada o saniye isteyen bakışlarla soruyorlar. Ama dilimiz ve kültürümüz çok benziyor, neden bu karmaşa? Aslında insanlardaki sıcaklık ve samimiyet benim için en soru işareti içermeyen benzerlik. Mizah anlayışı, eğitim sistemi ve edebiyatı etkileyen kültürler bana göre çok farklı Azerbaycan’da. Sırf ülkeler değil, şehirler de fark ediyor bu noktada. Türkiye’de her bir şehrin ayrı zenginlikleri ve alışkanlıkları var. Biraz daraltırsak okullara da sıra gelir. Her bir okul farklı fırsatlar sunar, farklı kişilikler yetiştirir ve farklı “tip”lerle uğraştırır. Boğaziçi’ne geldiğimden beri çok karşılaşır oldum eylemlerle. İlk defa, bir eylemin parçası olan insanlarla aynı okulda ve aynı sınıftayım. 4-5 senenin sonunda belki eylemlerin yanından hızlıca geçen adımlarım küçülür ve yavaşlar ama bakışlar yumuşar mı bilmiyorum. 04 ekonomi İşgal gitti, kavga bitmedi M. BUSE AYLAN [email protected] Kardan geriye kalanlar... “Son yılların en soğuk kışını yaşadığımız günleri geride bırakıyoruz, bahar havasıyla gittikçe hareketlenen okulu da özlemişiz.” demek için ne kadar erken olduğunu tekrar hatırlattı bize son posta kar yağışı. Havalar ısındı, artık bahar geliyor diye düşünmeye başlamışken, yine karın ve soğukların geldiğini görmek şaşırtıcıydı. Bu sene bir farklı yaşıyoruz kışı, gün günü tutmuyor diyebiliriz. Yazdan kalma bir gün yaşarken, ertesi gün yağmurdan her yeri sel götürüyor, hatta kimi zaman kardan yollar kapanıyor. Özellikle son yıllarda, mevsim değişikliklerinin yeterince farkındaydık zaten ama bu yıl yaşadığımız kış, dünyanın dengesini ne kadar değiştirdiğimizi göstermiyor mu sizce de? Her ne kadar kış mevsimini ve kar yağdığı zaman etrafa yayılan o farklı atmosferi çok seven biri olsam da bu yıl ben de “Bu kadar kar yeter.” demeden edemedim. Özellikle dışarı çıkmak zorunda olduğunuz ve sakin sakin kar yağışını izleyebilme ya da kar yağışına karşı kitap okuma şansınızın olmadığı zamanlarda sokağa adım atmanın, buzda kaymadan yürüyebilmek için binbir çaba sarfetmenin -Güney yokuşu inmek ayrı bir yetenek gerektiriyor- zorluğunu bu sene fazlasıyla anlamış oldum diyebilirim. İstanbul için kar yağışı zaten hayatın felç olması demek. Bu kış da durum farklı olmadı, hatta daha da zorlaştı, malum insanlar kar nedeniyle duran trafikte tıkanan köprüyü yürüyerek geçti. Yine de, kar yağmaya başladığında ve her seferinde etrafı bembeyaz hale getirdiğinde oluşan manzara tüm zorluklarını silip atıyor insanın aklından, en azından benim için böyle. Daha yakınlara bakarsak, okulun kar altındaki mükemmel hali var ki işte o noktada hem kayma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığınız anları, hem de karın hayata kattığı diğer zorlukları unutuveriyorsunuz, karın tadını çıkarmak kalıyor geriye. İkinci dönemi geride bırakmaya başladığımız bu günlerde siz bu yazıyı okurken kar mı yağar, yağmur sağnağı mı bastırır yoksa ışıl ışıl güneş mi parlar artık tahmin edemiyorum, ama umarım hepiniz için eğlenceli, dopdolu ve güzel bir dönem olur. Dinamik Gazete’nin yeni sayısında... İkinci dönemin ilk sayısında; sosyal medyada Boğaziçi’nin durumundan Starbucks işgalinin ardından son haberlere, “Neden kütüphane 24 saat açık değil?” sorusuna yanıt bulmaya çalıştığımız araştırmadan öğrenciler için hayatı kolaylaştıracak Hisarüstü-Levent arası metro hattına, Hisarüstü’nde güzel vakit geçirebileceğiniz mekanlardan yeni müzik akımlarına, Başbakan’ın yaptığı dindar gençlik açıklamarının yankılarından yeni TFF Başkanı Yıldırım Demirören’e, inkar yasası ile dikkatleri üzerine toplayan Fransa’dan 2012 Oscar Töreni’ne de damga vuran İran sinemasına, TK kitaplarından vizyona girecek yeni filmlere, etkinliklere dair her şeyi ve daha fazlasını bulabileceğiniz bir gazete hazırladık sizlere. Hepinize keyifli okumalar! YETKİN GİRGİN [email protected] Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’e Starbucks şubesi açılmasıyla başlayan, katılımı ve etkisi giderek artan Starbucks işgali, ikinci dönemin başlaması ile son buldu. Ulusal medyanın yanı sıra tüm dünyada yankı bulan, hatta Wall-Street işgalcileri tarafından hararetle desteklenen işgalin bitişi ile ilgili çeşitli nedenler mevcut. İşgalin son bulmasına etki eden nedenler konusunda çeşitli iddialar bulunuyor. Yarıyıl tatili sebebiyle İstanbul’da kalan öğrenci sayısındaki azalmanın, işgalin bitişine neden olduğu söyleniyor. Bunun yanı sıra, iç ayrışmalar ve rektörle uzlaşma yoluna gidilmesi öne çıkan diğer iki büyük sebep. İç ayrışmaların varlığı, işgalde bulunan kişilerin görüş bildirme veya bilgi verme konusundaki isteksizliğinden ve işgalde bulunan birçok kişinin, son süreçte yaşananlardan ya da rektörle yapılan konuşmalar hakkında habersiz oluşundan anlaşılabiliyor. İşgalde bulunan birçok kişi, rektörle uzlaşmanın tam bir uzlaşma olmadığını ve rektörün çok iyi bir politika izleyerek işgalde bulunanların heyecanını birkaç vaat ile bastırdığını belirtiyor. Öncelikle, işgalin bitişinde büyük etkisi olan rektörle görüşmeye bakıldığında, öğrencilerin bu görüşmedeki isteklerini belirli başlıklar altında toplamak mümkün. Bunlar; kayıt parasının kaldırılması, remedial öğrencilerin sorunları ve shuttle’ların ücretsiz olması. Öğrenciler, bu isteklerinden sadece kayıt parasının kaldırılmasını elde etmiş gözüküyor. Yaklaşık altı saat süren bu görüşmede, rektörün yapılmasını kabul ettiği şeyler karşılığında en temel isteğinin, işgalin bitmesi olduğu söyleniyor. Hatta bu bir istekten çok önkoşul gibi görülebilir. Örnek verecek olursak, bir öğrenci kooperatifi açılmasının, işgal bitmeden gerçekleşemeyeceğinin şiddetle altını çiziyor rektör. İşgalin bitmesinin ardından rektör, hocalardan oluşan bir komisyon kurulmasını sağlayarak kooperatif konusundaki sözünü gerçekleştirmeye yönelik bir adım attı. Geçtiğimiz günlerde toplanan bu komisyondan çok net bir sonuç çıkmadı. Komisyonun, çalışmalarına önümüzdeki günlerde devam etmesi bekleniyor. İşgalde bulunan öğrenciler bu konuda, rektörü, oyalama taktiğine başvurmakla ve öğrencileri yatıştırma yoluna gitmekle suçluyor. Bazı öğrenciler ise, rektörü, öğrencilerin heyecanını azaltıp vaatler vermekle suçluyor. Henüz belirsizliğini koruyan, öğrenci toplantı ve birleşme mekânı olacak “kooperatif kurulması” fikri ise öğrencilerin isteklerini diri tutuyor. İşgalin bitmesinde diğer öne çıkan neden ise, işgalde bulunan kişiler arası fikri uyuşmazlık ve anlaşmazlık. Ancak birçok öğrenci bu anlaşmazlıklar sonucu gruplar halinde değil de, teker teker ve bireysel bağlamda kopmaların, ayrılmaların gerçekleştiğini belirtiyor. Gruplardan “birinin”, işgali kendilerinin başlattığı savı ile karar mekanizmasında ön plana çıkmaya çalıştığı söyleniyor. Bu grubun, diğer insanları direkt olarak dışlamasa bile, kendilerini dışlanmış hissetmelerine neden olduğu ve işgalin yayılmasına engel oldukları söyleniyor ve işgal, 12000 öğrenciye yayılması gereken bir hareket iken 60-70 kişinin mekânı ve davası haline geliyor. Yine önemli ayrılıklardan bir diğerinin ise, dini hassasiyete sahip öğrencilerden oluştuğu belirtiliyor. İşgale destek için okula gelmesi ayarlanmış bir “derneğin” yöneticilerinin, homoseksüelliğin olduğu bir ortama kendilerinin gelmeyeceğini belirterek, homoseksüel öğrenciler ve bazı dini hassasiyete sahip öğrenciler arasında bir soğukluk olmasına ve nihayet dini hassasiyete sahip bir grup öğrencinin gruptan ayrılmasına neden olduğu belirtiliyor. Tabii bu sebeplere ek olarak, işgalin yorucu olması ve somut kazanımının az olması eklenebilir. Her ne kadar işgal sonlansa da, işgalin ardından görüş aldığımız öğrencilerin büyük çoğunluğunda işgalin başarılı olduğu gerçeği var. Çeşitli grup ve düşünceden insanların bir araya gelerek kaynaşması, paylaşımda bulunması ve bu insanların politik deneyim kazanması işgalin en dikkat çekici tarafları olarak gösteriliyor. Diğer bir kazancın ise, öğretim görevlileri-öğrenci arasındaki hiyerarşiyi yıkması, sorunun öğrenciler kadar öğretim görevlileri tarafından da tartışılması ve dayanışma ortamı yaratması olduğu belirtiliyor. Ayrıca, yönetimin bunda sonra okulu doğrudan ilgilendiren konularda eskisi kadar rahat olamayacağı, karar mekanizmasında doğrudan olmasa bile öğrencileri dikkate almak zorunda olacağı söyleniyor. Sonuç olarak işgal, getirdiği heyecanıyla ve karmaşasıyla bir- likte sona erdi. İşgalin bitmesinde, fikri ayrışmalar ve rektörle yapılan görüşmenin etkili olduğu söylenebilir. Öğrenciler, kendi üniversitelerinde bundan sonra oluşabilecek her türlü sorunun içerisinde var olacakları mesajını hissettirdikleri için mutlular. İşgal bitti, ama etkisi daha uzun süre hissedilecek gibi. G RÜŞLER Starbucks işgali devam etmeli miydi? Bitiş kararını nasıl görüyorsunuz? Selen Gökçe - Kimya Tabii ki herkesin düşüncesine saygı duymak istiyorum, ama bir yerde şunu da düşünmek lazım burası bir okul ve işgal, ayaklanma tarzı şeyleri pek yakıştıramıyorum. Bence bitmesi iyi oldu, bazı yeri sevenler olduğu gibi sevmeyenler de olacak pek tabii, ama her istemediğimiz şey için ayaklanmayı doğru bulmuyorum ben. Yine de dediğim gibi onların da benim düşünemediğim sebepleri olabilir, saygı duyuyorum. Ecenur Doğan - İnşaat Mühendisliği Okulda Starbucks açılmasına karşı değilim, ancak protestocu öğrencilerin de savundukları bazı fikirleri de haklı buluyorum. Güney Kampüs’te öğrencilerin makul fiyatlarla yemek yiyebileceği bir kantin bile yok iken Starbucks açılması biraz tuhaftı. Yine de protesto eden arkadaşların eylemlerini bazı insanlar için biraz ekonomi 05 Kayıt parası kalktı! Sonunda, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin isteği oldu. Uzun yıllardır öğrencilerin dert yandığı kayıt parası, bu dönem kalktı. Harç ücretinden farklı olarak kırtasiye vs. masrafları için alınan 75 lira, her zaman öğrencilerin şikâyet konusu olmuştu. YETKİN GİRGİN [email protected] Kimi öğrenciler kayıt parasını protesto eden eylemler yaptı, kimileri sadece arkadaş ortamında şikâyette bulundu. Ortak nokta ise, herkesin bu kayıt parasından şikâyetçi olması ve bunu haksız bulmasıydı. Üniversite yönetimi ile yapılan görüşmede, harç parasında herhangi bir değişikliğe gitme veya harç parasını tamamen kaldırma girişiminde bulunulması neticesinde, YÖK’ü muhatap alma durumunun mevcut olduğu belirtildi. Kayıt parasının ise, iç yönetmeliğe bağlı olduğu ve üni- versitenin, sahip olduğu özgür tasarruf hakkını kullanarak kayıt parasını kaldırdığı bildirildi. Diğer taraftan, bu ücretin kaldırılmasında Starbucks işgalcilerinin etkili olduğu iddia ediliyor. Nitekim, işgale katılan öğrencilerin bazılarından edinilen bilgilere göre, rektörle yapılan görüşmenin ana maddelerinden bir tanesi de kayıt parası. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra sona eren işgal ile birlikte kayıt parasının kalktığının açıklanması, bu bilgiyi doğrular mahiyette. Sonuç olarak sebep ne olursa olsun, öğrencilerin tamamını sevindiren bir olay olan kayıt parasının kalkması, şüphesiz ki birçok öğrenci için kendisine ayıracağı ekstra para ve dolayısıyla mutluluk demek. Barış Büyükokutan’ın gözünden işgal sonrası rahatsız edici buldum. Bu açıdan bitmiş olmasına seviniyorum. İsmini vermek istemeyen öğrenci - Ekonomi İşgalin bitmesinden memnunum. Kendi tepkilerini belirtmelerine hak veriyordum, ancak yöntemleri yanlış bulduğumu söyleyebilirim. Duyduğuma göre kahve almak isteyen biriyle münakaşaya girmişler, kahve müşterinin üzerine dökülmüş. Bence bu yapmak istedikleri eylemi sadece yıpratıcı bir değer taşıyor. Starbucks istememe özgürlüğüne sahip olabilirler, ama Starbucks’ta vakit geçirmeyi seven, kahvesini oradan almayı tercih eden insanların özgürlüğüne de saygı duymalılar. Starbucks işgali sizin için ne anlam ifade etti? Muhammed Yıldırım - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ben öğrenci olmanın yanında, çalışan da olduğum için hayatın gerçeklerinin farkındayım. Dünyadaki genel akışı durduramayacağımızı düşünüyorum, fakat yön verebiliriz, ben buna duruş ya da omurga da diyorum. Zaman zaman içlerinde bulundum. Bazı haklı istekleri de var ve desteklenmesi gerekiyordu bence, fakat oradakilere de söylediğim gibi benim için uygun olmayan şeyler de vardı orada. İşgale hak veriyorum, çünkü öğrencinin tepkisini sunacağı uygun ortam yok ve bu bir çözüm olarak yapılmış bir hareket, bir ölçüde desteğimi de alıyor bu konuda. Fakat eylemde netlik yoktu, çok büyük şeyler yapmaya koyulmaları yanlıştı. Kürt sorunu, anadilde eğitim, gay hakları, azınlıklar, işçi hakları ve daha niceleri... Bunlar güzel şeyler konuşulabilir, fakat yeri değil, amaçtan saptırıyor. Bu tartışmalar sol cenahtaki kişilerin dış dünyadaki görüşlerinin baskın çıkmasıyla birleşmiş ve esas amaçlarının ortada sahipsiz kalmasına yol açmış ve işgali düşünce ayrılıkları bitirmiştir. Mustafa Akay - Sosyoloji Bütün eylemler öncelikle eylem olduğu için değerlidir. Özellikle politika algısı, güç mücadelesinin dışına çıkamıyorsa, böyle bir alanda kitleselleşen bütün bireysel eylemler gerçek anlamıyla politikadır ve yani olduğumuz gibi var olma istemidir. Haliyle isyandır, direniştir. Sıtarbaks eylemi de okul gündemini sarstığı gibi, yaşadığımız alanlardaki kamusal alan ihtiyacının, temsil ihtiyacının, politika ihtiyacının ve yani eylemlilik ihtiyacının bir dillendirilişi olmuştur. Haliyle değerlidir. ANKET SONUÇLARI Starbucks işgali amacına ulaştı mı? %64 % 17.5 Evet % 15.8 Bilmiyorum % 66.7 Hayır Starbucks işgal sürecinde öğretim görevlileriyle öğrenciler arasındaki iletişimi nasıl buldunuz? İşgale giden süreçte ve işgal sırasında akademik kadroyla öğrenciler arasında daha önce var olmayan, yeni iletişim kanalları açıldı. Bunu çok olumlu buluyorum. Boğaziçi Üniversitesi bir kampüs üniversitesi, yani burada eğitim ders saatleriyle sınırlı değil. İşgal sırasında bunun yeni formlarını gördük; açık dersler, atölyeler, sohbetler, açık toplantılar... Üniversite büyümeye devam ettikçe, bu yeni formları daha da arttırmamız gerekli. Bu konuda idarenin atacağı adımlar çok önemli. İşgalin bitişini öğretim görevlileri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? En azından siz ne düşünüyorsunuz? İşgal, kampüsteki Starbucks şubesi kapanmadan bittiği için üzgünüm. Bu duyguyu paylaşan çok öğretim üyesi ve görevlisi var. Ancak bu üzüntümün sebebi, Starbucks’ın kampüse kesinkes yerleştiğini düşünmem değil. Starbucks eninde sonunda buradan gidecek. Belki iki ay sonra, belki iki yıl sonra, ama mutlaka o mekan, üniversite camiasının çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenecek. Üzülüyorum, çünkü bu iş doğal sonucuna vardığında bu süreçte işgalci öğrencilerin ne kadar büyük bir rol oynadığını görmeyenler olabilecek. İşgal sürecinde ortaya çıkan öğrenci kooperatifi ve okul meclisi fikirleri ise hala yaşıyor, bu yöndeki çabaları izlemeye ve gerektiğinde desteklemeye devam edeceğim. İşgalde yöntemsel bazda hatalar yapıldı mı? Devamı için neler yapılabilirdi? Mutlaka yapılmıştır, ama bunları belirlemek bana düşmez. İşgal sürecinde koltuğundan kalkmadan işgalcilere işgal dersi vermeye çalışanlar oldu. Bu insanlar iyi niyetli olsalar da yapıcı bir rol oynamadılar. O kervana katılmak istemiyorum. Her şeye rağmen işgal sizin ve Boğaziçi Üniversitesi için ne anlam ifade ediyor? Niye “her şeye rağmen?” diyelim? İşgalciler ortalama toplumsal aktörlerin her gün yaptığından daha yanlış şeyler yapmadılar. Boğaziçi’nde yeni bir katılımcı ruh doğdu, ilk adımları biraz sarsaktı belki ve şimdilik nihai amacına ulaşamamış gibi gözüküyor, ama bu kampüste şirret olmadan, klişelere teslim olmadan, yaratıcı bir şekilde siyaset yapmanın yollarını üretti çok kısa bir zaman içerisinde. Bu ruhun bir sonraki tezahürünü merakla bekliyorum. 06 dünya Bir Ermeni bir Fransız ANKET SONUÇLARI Türkiye’nin Fransa karşısındaki tavrını yeterli buluyor musunuz? %64 % 23 Evet % 26 Aşırı buluyorum % 51 Hayır bir de Temel... Üç aylık bir süreçte, değişik tepkiler alarak çok boyutlu bir yapı kazanan Soykırım Yasası tartışmaları, Fransa Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararıyla bir sonuca bağlanmış görünüyor. Fransa’nın bu yasanın peşini bırakmayacağı kulislerde çokça konuşulsa da Türkiye’de bir zafer havası ve rahatlık hakim. BARAN KARACA [email protected] Başlangıcı çok öncelere dayanan süreçte, yasanın önce Fransa Ulusal Meclisi’nden, sonrasındaysa Fransız Senatosu’ndan geçişi ile siyasi tavırlar ileri bir boyuta taşındı. Yapılan üst üste açıklamalarla hükümet ve muhalefet partileri kararı ağır dille eleştirirken, özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri kamuoyunda geniş yankı buldu. Hükümet kanadının bir bölümü, yasayı “ırkçı” olarak nitelendirirken, taraflı tarafsız herkesçe benimsenen ortak tavır, yasanın düşünce özgürlüğüne aykırı olduğu şeklindeydi. Konu dış ülke basınlarında da önemli yer bulurken, meselenin doğrudan ve dolaylı muhattapları olarak Azerbaycan ve Ermenistan’ın açıklamaları da ön plana çıktı. Ermenistan yönetimi, yasanın onaylanmasından duydukları sevinci dile getirirken Azerbaycan da Türkiye’nin yanında bir tavır alarak durumu şiddetle kınadı. Siyasi gerilimin bu denli yükseldiği sırada, bir başka ortak tavır da sağduyu çağrısıydı. Konunun muhattabı ve tepki odağının Fransız halkı değil, Fransa hükümeti olduğu vurgulanarak toplum düzeyinde Fransız karşıtı bir anlayışın oluşması engellenmeye çalışıldı. Başbakan Erdoğan’ın, yasanın kabulünün hemen ardından açıkladığı 8 maddelik yaptırım planına ek olarak, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın İsviçre’de yaptığı “Ermeni soykırımı yoktur, gelsin beni tutuklasınlar.” açıklamaları Türkiye’nin geri adım atmayacağı şeklinde yorumlanırken, yasa, Fransız Parlamentosu’nda yeterli imza sayısına ulaşılması sonucu Fransa Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü. Bu noktada, ibrenin Türkiye yönüne döndüğü ifade edilirken, Ermeni diasporasına yakınlığıyla bilinen ve yasayı geçiren iktidardaki Halk Hareketi Birliği’nin (UMP), Senato Grup Başkanı Jean Claude Gaudin’in açıklamaları bu savı destekler nitelikteydi: “Çok kötümserim, bu yasa Anayasa Konseyi’nden geçemeyecek. Bundan daha beteri, mahkeme, 2001 yılında Ermeni soykırımını tanıyan ve Yahudi soykırımını inkar edenleri cezalandıran Gayssot Yasası’nı da iptal edebilir.” Keza öyle de oldu. Anayasa Mahkemesi, Ermeni soykı- rımını inkar edenleri 1 yıl hapis ve 45 bin euro para cezası ile cezalandıran yasayı, ifade özgürlüğü ilkesine ve anayasanın 34. maddesine aykırı bularak iptal etti. Karar, Türkiye ve Azerbaycan tarafından mutlulukla karşılanırken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından “Fransa itibarını kurtardı.” sözleriyle yorumlandı. Konu, dünya basınında da geniş yer bulurken kamuoyu, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ciddi bir darbe aldığı görüşünde birleşiyor. Türkiye tarafından da yasayı seçim oyunu olarak kullanmakla suçlanan Sarkozy, Taşnak Ermeni Ulusal Kongresi’nin lideri Levon Ter Petrosyan tarafından da ağır bir dille eleştirildi. Bu durumun, Sarkozy’nin gelecek seçimlerdeki şansını negatif yönde etkileyebileceği söyleniyor. Türk kamuoyunda oluşan olumlu havaya rağmen bazı köşe yazarları ve siyasetçiler, Türkiye’nin, temel argümanı olan düşünce özgürlüğü ihlali konusunda aslında pek de inandırıcı olamadığı özeleştirisini getiriyor. Baskın Oran, Radikal İki’deki 5 Şubat tarihli yazısında, “Fransa’da Ermeni soykırımını inkar etmek suç, Türkiye’de kabul etmek serbest mi?” sorusunu soruyor ve yakın tarihte bu kapsamda verilen mahkumiyetleri sıralıyor. Ek olarak, kararın Türkiye’de algılandığı gibi Ermeni soykırımını reddetmediği, yalnızca yasayı demokratik yönleriyle incelediği ifade edilenler arasında. İptal kararının ardından yeni tasarı talimatı veren Sarkozy’nin yanı sıra, cumhurbaşkanlığı yarışının en güçlü adayı olarak ifade edilen François Hollande’ın da seçilmesi halinde yasayı yeniden gündeme getireceğini açıklaması, konunun henüz sonlanmadığını gösterse de en azından Fransa’daki yeni yasama dönemine kadar soykırım gündeminin sakin geçeceğini belirtmek mümkün. Kararın, Gayssot Yasası’nı etkileyip etkilemeyeceği ise Fransa’da merak konusu. G RÜŞLER Soykırım yasasının Fransız Meclisi’nden geçişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Melis Nilgün - Felsefe Tamamıyla Ermeniler’den oy alma amaçlı yapılmış bir yasa tasarısı bence. Fransa’da yaşayan Ermeniler’in Türkler’den daha fazla olduğunu düşünürsek, Sarkozy bu yasayla büyük çoğunluğun sempatisini kazanacağını düşündü. Ama şöyle ki tarihi yasa haline getiremezsin ya da madem böyle bir işe kalkıştın o zaman Cezayir soykırımını da yasa haline getirsinler (birçok Fransız tarihçinin dediği gibi) Ki birebir konuştuğum Fransızlar da bu yasanın çıkışının çok saçma olduğunu belirtmişlerdi senatodan geçmeden önce ve hepsi de “merak etmeyin, senato bunu kabul etmeyecektir” demişti. Ama gel gör ki ne oldu, senatodan da geçti resmi olarak kabul ettiler!!! Gerçi bu kabul ediş nasıl oldu, nasıl böyle bir çoğunluk sağlandı emin değilim ama sonuç olarak kabul ettiler. Tamamıyla saçmalık bana göre... Şöyle de bir durum var bu yasanın kabul olduğu dönemde, bu olaylar üzerine yasanın iptali için imza toplanmaya başlamıştı, o sırada Fransa’daydım ve şunu diyebilirim ki bizim yaşımızdaki Fransız gençleri olaydan bihaberler. Ne oluyor, ne bitiyor haberleri yok, çok da umurlarında değil açıkçası.. Kaan Uzunoğlu - Ekonomi Fransızlar’ın çok büyük bir tutarsızlık örneği gösterdiğini düşünüyorum. Bir yandan kendilerini dünyanın en medeni ülkeleri arasında gösterirken, diğer yandan düşünce suçunu alenen yasalaştırma çabası büyük bir çelişkidir. Her ne kadar anayasa konseyinin kararı ile bu yanlıştan dönülmüş olsa da Fransız halkını temsilen bulunan bir meclisten bu yasanın geçmesi talihsiz bir karardır. Meriç Aydın - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bu soruya yanıt vermek için yasanın ardında ne olduğununun belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Baktığımızda, Sarkozy’nin bu yasayı Ermeni kökenli Fransız vatandaşlarından oy almak için yaptığı gibi bir durumun varlığı, meseleyi tamamen bir siyasetçinin çıkar sağlamak için bir söylemi dayatmasına ve belirli bir görüşü sabitleştirmesine getiriyor. Soykırım ve tanımı son derece hassas bir konu ve Türkiye’nin de savunduğu üzere bu mesele ulusla- rarası bir tarih komisyonu tarafından incelemeye alınmalı ve bu komisyonun kararına saygı gösterilmeli. Böyle konuların siyasete sahne olması ve araçlaştırılması milletlerin kardeşliğinin arka plana atılması sonucunu doğurması açısından sakıncalı. Ben ayrıca bu meselenin Fransız demokrasisi için bir test olduğunu düşünüyorum. Ki zaten bu görüldü ve yasa veto edildi. Türkiye’nin bu bağlamda nasıl etkileneceğine gelince, şu son derece açık ki stratejik bakıldığında bu durum Türkiye’nin bu konu ile ilgili olarak dünya kamuoyu düzleminde elini güçlendirdi. Oğuzhan Mailmail - Ekonomi Tarihi bir olayın akademik bir perspektif yerine bir ülkenin meclisi tarafından değerlendirilmesi başlı başına bir hata iken, bununla kalmayıp farklı görüş bildirenleri cezalandıracak bir yasanın Fransız parlamentosundan çıkarılmasını haddini bilmezlik olarak değerlendiriyorum. Fransız Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasayı Sarkozy’nin küçük oy kaygılarıyla yeniden düzenleyerek meclise gönderme çabaları yalnızca kendisinin özgürlük anlayışını dünya kamuoyuna sunacaktır. İlkan Yudulmaz - Elektrik Elektronik Mühendisliği Bence soykırım yasasıyla ilgili olarak Fransa’nın veya Türkiye’nin vardır/ yoktur demesi, karşılıklı Ermeni-Türk arşivleri açılmadığı sürece net bir sonuca varamayacak bir oyalamacadan ibarettir. Neyin oylamacası peki? ABD’nin global sanayi devleri arasında yerini bulamamış, fakat pazar arayışını sürdüren büyük şirketlerin “Arap Baharı” isimli dalgasının Afrika’dan Ortadoğu’ya sıçraması ve yayılması durumunda ABD’ye müdahale edebilecek olası bir Rusya’nın dikkatlerini çok daha yakınındaki Ermeni-Türk sorununa çekmek üzere tasarlanmış bir düzendir. Zira Euro’nun da çöküşe giden yolunda, Avrupa ülkelerinin, global para birimi Dolar’ın sahibi ABD’nin gizli politikalarını uygulamaktan başka seçeneği yoktur. bilim teknoloji 07 İnternete SOPA dayağı Stop Online Piracy Act, kısaca SOPA, Amerikan senatosu tarafından gündeme getirilen ve aldığı yoğun tepkiler üzerine rafa kaldırılan internete sansür yasası. Türkiye’de de bir benzeri uygulamaya koyulan bu filtre yasası, 24 Ocak’ta ABD’de oylamaya sunuldu, fakat Obama’nın desteğini çekmesi üzerine gündemden çekildi. Yapım sektörünün, telif haklarını bahane ederek zemin hazırladığı bu uygulamayla film, müzik ve diğer telif hakkı gerektiren şeylerin yasadışı yollarla indirilmesini engellemek amaçlandı. ÖZBEN HAFIZ [email protected] Milyonlarca internet kullanıcısını ayağa kaldıran bu sansür karşısında, tepkilerin çoğu aynı ortak paydada birleşiyor: “Alışılagelmiş düzende daimi bir kazanç elde eden büyük şirketler ve internet üzerindeki hukuksal yetkilerini küreselleştirmek isteyen ABD, büyük bir ekonomiyi “SOPA”lamak ister; fakat sopanın ucu kendilerine çevrilince taraf değiştirir.” Sonuç olarak, kongre öncesi birçok internet sitesi bu yasayı protesto etmek amacıyla sayfalarını 24 saat süreyle karartma kararı aldı. Google, yazısının üzerini siyah bantla kapayıp “Kongreye söyle: İnternete sansür getirmesin’’ yazarken, ABD’deki sosyal haber sitesi craigslist. com: “Bu çılgınlığa bir son vermeye nasıl ve niçin yardım edeceğinizin farkına varın çok geç olmadan…’’ ibaresini sitesine yerleştirdi. Kürenin her yanında yankı bulan bu eylemlere, Türkiye’de “İnternet Tutulması” adıyla destek verildi. Türkiye’de de hükümetin bu tarz bir yasa taslağını uygulamaya koyduğu günler bizim için çok da eski değil. “İnternetime dokunma” söylemi ile yapılan eylemlerin Türkiye’de vereceği sonuç, ilerleyen dönemlerde belli olacak. İnternetin kitleleri örgütleyebilen bir güç olduğunu Arap Baharı’nda iyice anlayan devletler, birer birer bu gücün kullanımının farkına varmaya başladılar, ama SOPA Yasası’nın, Amerika’ya sınır tanımayan birçok yasal hak sunduğu iddia edilmekteydi. Fikri mülkiyet haklarını koruma mottosuyla yaygınlaşırken, özgür ifade ortamını yok etme tehlikesi yarattığı düşünülen bu yasa uyarınca, telif sahiplerine sınırsız haklar tanınıyordu. Bir nevi kara listeye döneceği tartışılan yasanın, uzmanlar tarafından, interneti sekteye uğratacak bir işleyiş olarak yorumlanması kimseye şaşırtıcı gelmedi. Yasanın ABD yetkisiyle ülke dışındaki sitelere de uygulanabilecek olması, temelde tüm kontrolün tek bir elde toplanacağını düşündürttü. Bu yasayı destekleyenler de yok değildi tabii. Görüş ayrılıklarının ciddi kutuplar oluşturduğu bu kanunun savunucuları, korsan kullanımının, hak sahiplerini ne denli ciddi zararlara uğrattığının göz ardı edildiğini düşünmekte. ‘‘Profesyonel bir çalışmanın sonucu olan her ürün, gerek yapımcısının gerekse üretenin beklentisini karşılamaz hale geldi. Birçokları, bunun endüstri için bir kayıp olduğunda hem fikir. Sonuçlar, sayısız insanın iş kaybı yaşadığını açıkça ortaya koyuyor ve söz konusu olanın büyük bir emek hırsızlığı olduğunu vurgulatıyor. Bu eserlerin izinsiz kullanımını engellemek ve korsanla mücadele etmek, uluslararası bir suça mahal vermemekle eşdeğer.’’ Ana hatlarıyla bu söylemde buluşanlar, azınlık olmadıklarını ispatlamak için birçok çalışma yürütüyorlar. Büyük şirketlerin de destek verdiği bu yasa, son olarak, tabir-i caizse, büyük adamların elini üzerinden çekmesiyle sonlandı. Sektörde büyük bir çatışmanın yaşandığı bu son günlerde, haklı ya da haksız, pastadan kimin en büyük payı alacağı ve bayrağı sırtlayacağı ise merak konusu. Yeni bir sayfa açın: E-KİTAP DURU ÖKSÜZ [email protected] Kalın kitaplar, katlanan sayfalar, yeni kitap kokuları, sahaflarda alışveriş... Hepsi, yeni nesillere yabancı kalma yolunda ilerliyor. Teknolojiyle beraber artık her türlü yazılı metnin internete düştüğü 21. yüzyılda, kitaplar da bu gelişimden nasiplerini aldı. Artık, e-kitaplar yükselişe geçmiş durumda. 2010 yılı verilerine göre e-kitap, pazarın %8,5’ini oluşturmakta ve bu daha bir başlangıç olarak görülüyor. Boyutları ince bir kitap kadar olan, ancak içine bir kütüphane sığdırılabileceğiniz e-kitap satışlarıyla paralel olarak e-kitap okuyucuları da her geçen sene artıyor. Taraftarlarının öve öve bitiremediği bu dijital kitaplar sayesinde, kâğıt israfı ve taşınması zor kitapların verdiği zahmet de sona eriyor. Bunun yanında, fiyatları da basılı kitaplara nazaran çok daha ucuz. Üstelik e-kitapları yüklemek için kullanılan e- okuyucular ile dergi ve gazete gibi yazılı basını da takip edebiliyorsunuz. Hafıza kapasitelerine göre milyonlarca kitabı yükleyebileceğiniz bu aletler, aynı zamanda farklı farklı özelliklere de sahip. Örneğin; marka ve modeline göre ışık ayarlı olan, wi-fi ile internete girebilen ve basit Office dokümanları yazabilme imkanı sağlayan çeşitleri bulunuyor. Ancak bu teknolojiyi benimsemeyenlerin sayısı da az değil. E-kitapları kütüphane kültürünü yok etmek ile suçlayan ve sayfa çevirme lüksünün elinden alındığını savunan bir kesim de mevcut. Bir de bizler gibi şartlardan ötürü yeni teknolojiye adapte olamayanlar var. Türkiye’deki yayın evlerinin pazara henüz ciddi bir yatarım yapmaması ve yeterli çeşitlilikte e-kitap yayımlanmaması nedenlerinden ötürü Türkçe e-kitap bulmak hiç de kolay değil. Ancak kısa zamanda bu problemin ortadan kalkması bekleniyor. Kimileri tarafından çok beğenilen, kimileri tarafından kabul göremeyen bu teknolojinin, bir takım alışkanlıkları yok ederken yerine yenilerini koyacağı kesin. 08 spor DENİZ YEŞİL [email protected] Futbol tarihimizin en çalkantılı yedi ayında başkanlık görevini yürütmeye çalışan Mehmet Ali Aydınlar, verdiği kararlarla ve söylemleriyle şike davasının baş aktörü oldu. Aydınlar’ın istifasının ardından spor yazarları birçok yeni başkan adayı önerdi. Bunların arasından, Beşiktaş’ın eski başkanı Yıldırım Demirören TFF yeni başkanı olarak seçildi. Peki, bu istifayı körükleyen olaylar nelerdi? Yedi ay boyunca her türlü baskıya, eleştiriye göz yuman, başkanlığı bırakmaya niyetinin olmadığını açıklayan Aydınlar’ı bu kararı almaya iten sebep neydi? Aslında istifayı getiren olaylar zinciri çok önceden başlamıştı, ama açığa çıkaran Kısmet Erkiner oldu. Court of Arbitration for Sport ya da kısaca CAS hâkimi olan Erkiner, 30 Ocak akşamı katıldığı bir televizyon programında UEFA’nın blöfünü TFF’nin göremediğini, Federasyon’un Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden çok erken men ettiğini ve Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin olmadığını açıkladı. Daha da kötüsü UEFA’nın bu konuda Eylül ve Kasım aylarında TFF’ye gönderdiği iki mektuptan Aydınlar’ın haberinin olmadığı ortaya çıktı. İlk mektup, UEFA’nın yolladığı savunmaydı ve bu savunmada Fenerbahçe’nin men edilmesiyle ilgili kararın, Türkiye Futbol Federasyonu yöneticileriyle yapılan görüşmelerin ışığında alındığına dikkat çekiliyordu. İkinci mektup ise, UEFA Başmüfettişi Pierre Cornu’nun raporuydu ve bu rapor, “TFF, kulüp yetkililerinin şike yaptığı konusunda bir karara varamazsa, UEFA’ya kulübü Şampiyonlar Ligi’nden çekmenin erken bir karar olduğunu söyleme yetkisindedir.” diyordu. Bunun üzerine sadece 1 gün önce yola devam etme kararı alan yönetimden ilk olarak Göksel Gümüşdağ, ardından da Mehmet Ali Aydınlar ve Lütfi Arıboğan istifa ettiler. İstifa sonrası süreç ise futbol camiası için tedirgin ediciydi. Dağılmış bir federasyon, mahkemedeki dava görüşmeleri, hâkim kararlarının belirsizliğinin yanında, yaklaşan play-off dönemi ve gittikçe artan kamuoyu baskısı her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirdi. Yeni federasyon başkanı için yapılan tartışmalara, gündemi epey meşgul eden Aziz Yıldırım’ın savunması da eklenince, kulüpler ile federasyon arasındaki gerilime bir de kulüplerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklar ve neredeyse sataşmalara varan tartışmalar dâhil oldu. 27 Şubat’ta yapılan TFF başkanlık seçiminde 229 oydan 221’i Yıldırım Demirören’i yeni başkan ilân ederken, Bursaspor ve Galatasaray delegelerinin oy kullanmamaları ise -her ne kadar Galatasaray son dakikada Demirören kanadına geçse de- protesto olarak yorumlandı. Zaten uçurumun kenarında olan Türk futbolunun en son isteyeceği şey kulüpler arasındaki kutuplaşma iken, futbol kamuoyu, bu durumun daha fazla ilerlememesi için bazı kararların artık verilmesi gerektiğine yeni inanıyor. Ayrıca devam eden davada, savcı Mehmet Berk’in bulunduğu pozisyonun çok önemli olduğu belirtiliyor ve kendisinden adil bir yargılanma süreci eşliğinde play- Bayrak artık Demirören’de 3 Temmuz’dan bu yana devam eden şike soruşturması, TFF’deki istifalar ve başlayan davalar ile iyice kızıştı. Özellikle CAS hâkimi Kısmet Erkiner’in gündemde bomba etkisi yaratan açıklamalarından sonra gerçekleşen Federasyon’daki üçlü istifa, davanın ve Türk futbolunun geleceği üzerindeki tartışmalara bir yenisini daha ekledi. off’a kadar bir karara varması bekleniyor. Aksi takdirde Türk futbolunun, şu anda bulunduğu vahim durumdan çok daha kötülerini görebileceği futbolseverlerin kaygısı. Bu noktada, yeni başkan Yıldırım Demirören’in tutumu dava sürecinde belirleyici özellik taşıyacak. Sağlam kararlar verebilen, verdiği kararların arkasında durabilen ve inisiyatif kullanabilen bir TFF Başkanı herkesin ortak arzusu. Böyle bir ismin önderliğinde bu kaostan en az zararla çıkmanın hâlâ mümkün olduğu konusunda herkes hemfikir. Yıldırım Demirören’in bunu başarıp başaramayacağı ise önümüzdeki aylarda belli olacak. G RÜŞLER Yıldırım Demirören’in TFF yeni başkanı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Meleke İşcan - FLED Türk futbolu tam bir kaos içerisinde. Bu durumda hareket etmek için tüm futbol kamuoyu ortak fikirde ve görüşte olmalıdır. Galatasaray ve Bursa cephesinde yaşanan karşı tavır ve Demirören’in daha önceki dönem açıklamaları bu birleşmeye engeldir. ANKET SONUÇLARI Mehmet Ali Aydınlar’ın istifasını doğru buluyor musunuz? % 5.46 Yorumsuz %64 % 62.42 Evet % 32.12 Hayır Talha Emre Yıldırım - Turizm İşletmeciliği 3 Temmuz’dan bu yana futbolun yaşadıkları bunu zorunlu kıldı. Yıldırım Demirören gibi ılımlı bir ismin başkan olması gerekiyordu. Futbolda Fenerbahçe olmadan devam edemeyeceklerini anladı bütün kulüpler. Bütün bunların dışında, Fenerbahçe suçluysa küme düşürülmesini isterim. İddianame yetersiz ve savunma bir o kadar güçlü ki Aziz Yıldırım ve Fenerbahçeli yöneticilerin aklanacağına inanıyorum. Kerim Birgün - İşletme Yıllardır başkanlığını yaptığı Beşiktaş’a sportif anlamda ve finans anlamında en ufak bir katkı sağlamayan Demirören için başarılı olur demek hayalperestlik olur. Mevcut adaylara rağmen daha fazla istekli olması onun için bir avantajdı. Canı gönülden desteklemekle beraber, görünen köyün kılavuz istemediği bir gerçek diyorum. Türk futbolunun içinde bulunduğu durumla ilgili Demirören’den beklentileriniz nelerdir? Hakan Söyler - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Sahada oynanan futbolun izleyenlere keyif vermesini sağlayarak başlamalı. Bunun yolu da futbolcusundan başkanına, hakeminden taraftarına yalnızca sahadaki mücadele ile ilgilenmektir. 3 Temmuz 2o11’den bu yana insanları en çok, sahada izlediği futbolun gerçekliğinden şüphe etmiş olmak soğuttu, bu hissiyatı silmeli. Erdem Bilgin - Makine Mühendisliği Beşiktaş’ı yönetme konusunda başarılı olmadığı belli olan Yıldırım Demirören’in, çok zorlu dönem geçiren Türk futbolunun başına geçmesi, şike ve teşvik iddialarıyla sarsılan futbol dünyasının sorunlarını daha da büyütecektir. spor A4-2012 Sefer sayılı uçuş okulunuzun spor salonundan kalkıyor! Bu yıl üçüncüsü düzenlenen uluslararası Red Bull Paper Wings kağıt uçak yarışması 15 Mart’ta ilk seferine Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğrencileriyle çıkıyor. Havacılığa meraklı ve her an kanatlanmaya hazır olan herkes dünya havacılık tarihinin en ilginç yarışmasına katılabilir. 2012’de Türkiye’deki 9 üniversitede düzenlenecek olan yarışlarda birbirinden yetenekli pilotlar 3 kategoride yarışacaklar: en uzun uçuş mesafesi, en uzun havada kalma süresi ve en iyi akrobasi. Her kategorinin en başarılı ilk üçü 4-5 Mayıs’ta Salzburg Dün- 09 ya Red Bull Paper Wings Finali’nde Türkiye’yi temsil edecek. Bu sıra dışı yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgi için www.redbullpaperwings.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz. Yarışmacıların, Avusturya’nın Salzburg kentindeki Hangar-7’de düzenlenecek dünya finaline katılmak için, önce kendi ülkelerindeki rakiplerini elemeleri gerekiyor. Herkesin katılımına açık olan yarışmada A4 boyutlarında bir kağıt, yaratıcı bir fikir, güçlü - becerikli kollar ve biraz da idealist bir hevesle büyük bir başarı elde etmenin ne kadar kolay olduğu görülecek. Yarışmalara katılmak isteyenler www.redbullpaperwings.com/tr adresinden yarışma tarih ve yerlerini öğrenebilirler. Yarışmaya katılmak için yarışma günü alanda bulunmak ve kaydolmak mecburidir. Sultans kaldığı yerden Boğaziçi Üniversitesi takımları son hızla turnuvalara hazırlanıyor. 25 Şubat Cumartesi günü Uçaksavar Sahası’nda İTÜ Hornets ile karşılaşan Boğaziçi Sultans, rakibini 16 - 12 yenerek döneme galibiyet ile başladı. Diğer takımlarımızın turnuvaları ise devam ediyor. Snow Break çılgınlığı Snow Break Spor Kurulu tarafından bu sene 17.si düzenlenen Snow Break, 4 gece 5 gün boyunca Uludağ Monte Baia’da Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine unutulmaz bir kış tatili yaşattı. Boğaziçi Üniversitesi takımlarının da katılımı ile renklenen Snow Break, 2012’de yine yüzlerce Boğaziçiliyi kayak ve snowboard ile tanıştırdı. Gündüzleri, karın keyfini çıkararak geçiren Boğaziçililer; akşamları ise turnuvalar, çeşitli animasyonlar ve partilerle eğlenerek festival havasını yaşadılar. Topla fakülteni, göster kendini! İlk dönem beş branşta gerçekleşen Fall Games’in ardından bu dönem Nisan ayında, futbol, basketbol ve voleybol branşlarında yapılacak olan fakülteler arası turnuva ile Boğaziçi yine spora doyacak. Field Day başlıyor! Türkiye’nin en büyük atletizm müsabakalarından biri olan Field Day, Türkiye’nin dört bir yanından sporcuların katılımı ile bu sene 14-15 Nisan tarihlerinde Uçaksavar Sahası’nda gerçekleşecek. 10 sağlık Organ bağışı ŞÜKRAN ŞENÇEKİCER [email protected] Organ ve doku bağışı, tedavisi sadece nakil ile mümkün olan hastalar için büyük bir umut kaynağı. Reşit ve akıl sağlığı yerinde her vatandaşın rahatça bir parçası olabileceği bu sistem, tanıtım ve önyargılarla ilgili sıkıntılar yaşasa da, son zamanlarda gösterdiği gelişmelerle toplumda günden güne kabul görmeyi başarıyor. Peki, organ bağışı tam olarak nedir? Organ bağışı, kişinin ölmeden önce, ölüm veya beyin ölümü sonrası alınmak üzere organlarının başka hastaların tedavisinde kullanılması için izin vermesidir. Kişi hayattayken de, böbrek gibi vücutta iki tane bulunan ya da akciğer gibi bir kısmının alınması sağlıklı birey için sorun yaratmayan organlarını bağışlayabilir. Konunun bir diğer bilinmeyen boyutu iste nasıl organ bağışlanabilineceği. İl Sağlık Müdürlüğü Bölge Koordinasyon Merkezi’nden, Toplum Sağlığı Merkezleri’nden ya da devlet hastanelerinden belli organları seçme seçeneği de bulunduran organ bağış kartlarından alıp yanımızda taşımamız yeterli. Tabii ilgililer, olası sorunları engellemek için organ bağışlamak isteyen kişinin, yakınlarını da haberdar etmesini öneri- yor. Yetişkin olmayan ya da akıl sağlığı yerinde olmayan hastaların organ bağışı yapma kararı ise yakınlarına bırakılıyor. Nakil sırası bekleyen hastaların durumu ise şu şekilde ilerliyor: Her hasta için bilim kurulları tarafından belirlenmiş öncelik kriterleri mevcut. Hastalar arasında aciliyet ve uygunluk dışında hiçbir fark gözetilmiyor. Karaciğer ve kalp hastaları için, bekleyen tüm acil hastalar arasında tarama yapılıp naklin en uygun alıcıya verilmesi sağlanıyor. Organ bağışları neden yeterli seviyede değil? Türkiye’de durum ne? Türkiye organ bağışında Avrupa’nın en geride olan ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor maalesef. Organ bağışının yeterli seviyede olamamasının dünya çapındaki nedenleri ise şu şekilde: Ani ölümlerin azalmasına karşılık, tıp alanında gelişen teknolojiyle daha çok hastaya organ nakli yapılabilir gözüyle bakılması, Dini sebepler ve organların kötüye kullanılma ihtimali, (Bazı ilahiyatçılara göre büyük dinlerin çoğu organ bağışını destekliyor. Ayrıca, organların kötüye kullanımı pek mümkün değil. Çünkü organların kullanımı, yasayla sert bir biçimde sınırlandırılmış durumda. Doktorun veya önceden belirlenmiş belli bir hastanın faydasına kullanılması neredeyse imkânsız.) Bazı devletlerin organ bağışını engelleyen prosedürleri. Bütün bunlara rağmen Türkiye’de geçtiğimiz 2 ay içinde gerçekleştirilen bir çok operasyon, toplumda organ bağışının daha çok konuşulmasını sağladı. Gelişmelerle beraber bağışçı sayısı da artmaya başladı. Bu gelişmelerden en önemlisi Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde tıp tarihine geçen operasyon zinciri oldu. Türkiye’nin ilk tam yüz nakli, Ahmet Kaya’nın yüzünün Uğur Acar’a verilmesi ile yapılmış oldu. Büyük ses getiren bu ameliyat, sonrasında bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Hastanın medyada bu kadar yer bulması bazı kesimler tarafından eleştiriler aldı. Bu nakil ameliyatından sonra Hacettepe Üniversitesi’nde yapılan kol ve bacak naklinde yaşanan sıkıntılar ve hastanın hayatını kaybetmesi sistemin ne kadar iyi ilerlediğine dair soru işaretleri bıraktı. Yıllar içinde sayısı gittikçe artmakta olan, bir çok insanının hayatını kurtaran bu sistemin asla durmadan ilerlemesi için insanların tam güvenini kazanması gerektiği kuşkusuz. Bu nedenle, soru işaretlerinin giderilmesi herkesin en büyük temennisi. ANKET SONUÇLARI Organlarınızı bağışlamayı düşünüyor musun? % 22 Hayır %1 Kararsız % 77 Evet KİTAP MÜZİK SİNEMA ETKİNLİKLER Devrimlerin yıkamadığı sinema kültür sanat Tanıyamadım? Farklı amaçlarla kullanılan farklı müziklere her gün yenileri ekleniyor. Bunlardan bir tanesi de Dubstep. Dubstep türündeki şarkıların isimleri, büyük bir kesim tarafından biliniyor. Ancak, gelişen yeni müzik akımları, ilk duyuşta kafa karışıklığı yaratabiliyor. “Alternatif müziğin aksine tamamen yeni bir akım mı? Hangisi hangisinden etkilenerek ortaya çıkmış?” gibi sorulara cevap bulmak kimi zaman zor olabiliyor. SALMİ GAMBAROVA [email protected] Dubstep olarak bilinen bu elektronik müzik türünün kökleri Jamaican Dub Music, UK Garage ve Drum and Bass’e dayanıyor. Dubstep’in ortaya çıkması ve gelişmesi 2001-2003 yılları arası olarak biliniyor. 2005 sonu ve 2006 başında, bulunduğu yerli mekanlardan ve İngiltere’nin Croydon şehrinin yeraltı kulüplerinden günümüzdeki eğlence mekanlarına, dışarıya sızıyor. Bu dönem boyunca internet, korsan radyo kanalları ve diğer dijital medya sayesinde yayılıyor ve gelişiyor. Grime müziğine - MART-NİSAN AYI ETKİNLİK LİSTESİ Sanatçı Malia Bülent Ortaçgil İskender Paydaş Photek MFÖ Aaron Parks Trio Kings Of Convenience Nigel Kennedy Quintet Tortured Soul Mustafa Ceceli *En düşük fiyatlardır. Tarih 24 Mart 30 Mart 30 Mart 6 Nisan 7 Nisan 10 Nisan 12-13 Nisan 18 Nisan 20 Nisan 20 Nisan Dubstep’ten daha önce, 2000lerin başında, yine İngiltere’de ortaya çıkıyor- benzeyen, zaman zaman onunla karıştırılan ve benzer kökenlere sahip olan Dubstep; karanlık ruh haliyle, bas vurgusuyla, boşluk ve sessizlikle ayrıştırılıyor. Elektronik dans müziği türü olarak biliniyor, ancak hedefi sadece vücut değil, aynı zamanda zihin. Günümüzde Dubstep’in izlerine (Dubstep’e özgün bas titreşimleri gibi) Britney Spears ve Rihanna gibi dünyaca ünlü sanatçıların albümünde rastlanabiliniyor. Chase & Status, Skream, Benga ve Artwork gibi önemli prodüktörler de Dubstep’in gelişiminde büyük rol oynuyor. Dubstep, diğer müzik akımlarından etkilendiği gibi, Dubstyle gibi müzik türlerinin Mekan Tamirane Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Hayal Kahvesi Şaşkınbakkal, Babylon Jolly Joker Salon İKSV Babylon Salon İKSV Ghetto Bostancı Kültür Merkezi Ücret* 45.00 34.00 39.50 44.50 61.00 28.00 (Öğrenci) 144.50 45.00 (Öğrenci) 35.00 (Öğrenci) 34.50 ortaya çıkmasında da rol oynuyor. Dubstyle; Hardstyle ve Dubstep’in “fusion” olarak bilinen süreç sonucu oluşmasıyla doğmuş bir tür. 2010’da ortaya çıkan Dubstyle, Hardsytle’ın melodi yapısını ve Dubstep’in ritmik yapısını benimsemiş. Gelişmekte olan milyonlarca müzik türünden sadece birkaçı olarak öne çıkan bu türler, radyoyu açtığınız her an yeni bir müzik türüyle karşılaşmanızın ne kadar yüksek bir ihtimal olduğunu kanıtlar nitelikte. MART-NİSAN AYLARI BÜMK ETKİNLİK LİSTESİ 22 Mart > Yora BÜMK’te 23 Mart > Baden Akustik Konser 27 Mart > Avaz Avaz Müzik Sohbetleri 30 Mart > Boğaziçi Grupları Sahnede 31 Mart > Tuluğ Tırpan- Volkan Hüsrever Konseri 5 Nisan > Amerika Saint Marino Korosu – BÜMK Caz Korosu HALA DİNLEDİKLERİMİZ Yabancı Whitney Houston - I Will Always Love You (1992) Bon Jovi - Livin’ on a Prayer (1986) Michael Jackson - Beat It (1982) Madonna - Like a Virgin (1984) Travis - Turn (1999) Yerli Demet Sağıroğlu - Arnavut Kaldırımı (1994) Burak Kut - Benimle Oynama (1994) Şebnem Ferah - Yağmurlar (1996) Serdar Ortaç - Karabiberim (1994) Sezen Aksu - Hadi Bakalım(1992) 12 kitap TK* Kitapları İncelemesi Bir Dinozorun Anıları Cumhuriyet’ten önce aydınlanmış bir annenin Cumhuriyet ile ışıldayan kızı Mina Urgan. Aslında bir öğretim üyesi olan Urgan, belki de iki elin 10 parmağını geçemeyecek kadar insanın yaşayabileceği, yaşamaya cesaret edebileceği hayatını yazmaya 1998’de bir Bir Dinozorun Anıları ile başlamış. Daha sonra bu otobiyografik macerasına Bir Dinozorun Gezileri ile devam etmiş. Sohbet edasında geçen Bir Dinozorun Anıları’nda Cumhuriyet’in ilk zamanlarından 80’lere kadar bir kadının, bir solcunun ve bir annenin hayatını anlatıyor. İlk olarak yaşlılığından başlıyor Mina Urgan. Hayatında her zaman olduğu gibi yılların karşısında da türlü acı ve savaşlarına rağmen ayakta kaldığından bahsediyor. “Dinç denilen türden bir ihtiyar olarak ayakta kalabilmem, talihimden başka bir şey değil aslında.” diyor. Kitabı okudukça bu Cumhuriyet kadınının tüm talihsizliklere rağmen dolu dolu bir hayat geçirdiğini görüyorsunuz. Anılarında Nazım Hikmet’ler, Oğuz Atay’lar var. Hayatının en güzel zamanlarını Abidin Dino, Cevat Şakir (bir diğer ismi ile Halikarnas Balıkçısı), Yaşar Kemal, Ahmet Haşim, Aziz Nesin, Orhan Veli ve daha niceleri ile geçiriyor. Halide Edip’in önünde dizleri titreyen, Necip Fazıl’ın gençlik yıllarını beraber geçirdiği bir insan Urgan. Hayatında, herkesten çok annesinin izi var. Annesinin ikinci kocasını babası olarak benimseyen Mina Urgan’ın hayatında annesi kadar etkin rol oynayan Falih Rıfkı’nın yeri de yadsınamaz, ama özelikle annesi sayesinde herkesin saygı duyduğu kişiliğine bürünmüş. Her zaman ayakta kalmayı, yenilmemeyi Şefika öğretmiş ona, her zaman yanında olduğunu hissettirmiş. Bir Çerkez kadını olarak domine etmeyi de annesinden öğrenmiş. Hayatının bir diğer önemli noktası ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi. Dönemi- nin en donanımlı hocalarıyla yetişmiş. Hem akademik, hem de kültürel açıdan sonuna kadar doyarak okumuş Mina Urgan. O senelerden bahsederken kültürleri tamamen farklı hocalarından kazandıklarından övünç ile söz ediyor. Solculuğunu ve ateistliğini hiç saklamamış. Hatta bu yüzden işinden bile olduğu dönemler olmuş, ama bu kadar sağlam bir siyasi duruşa sahip olmasına rağmen kendini hiçbir zaman bir politikacı olarak yeterli bulmamış. Bu bağlamdaki hareketleri, eylemlerden ya da imzalanan bildirilerden öteye geçmemiş. Öyle ki çevresindeki herkesin bir süre hapse girip çıkmasına içerlemiş kendi giremediği için, kendini “fazla saf, fazla zararsız” görmüş. Dili oldukça rahat olan, okurken bazen kahkahalar atıp, bazen de gözlerinizin dolacağı bir kitap Bir Dinozorun Anıları. Bir yazılı metinden çok, konudan konuya atlayan ve sonra asıl konudan saptığını fark edip toparlamaya çalışan bir konuşmacı var karşınızda. Hem de öyle bir ko- nuşmacı ki hayatların en tatlısını da en acısını da Türkiye’nin en aydınlık insanlarının arasında yaşamış. Kitabı bitirdiğinizde, bu hayatı sizle paylaştığı için Mina Urgan’a bir kez daha saygı duyacaksınız. Hikayeler David Lynch’i hepiniz bilirsiniz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hikâyelerini okurken, bir an kendinizden geçersiniz kendinize varmak için çıktığınız yolda, bir Lynch filmi izler gibi olursunuz. “Ne içindeyim zamanın. Ne de büsbütün dışında. Yekpare geniş bir anın parçalanmış akışında.” deyip hissedersiniz bu filmi. Türkiye’de edebiyatın üstatlarından Tanpınar; ağır dili, şahane üslubu ve ustaca betimlemelerinin yanında, okurken klasik müzik etkisi bırakan anlatımı ve zekâ kokan insan psikolojisi çözümleriyle ilgi çekici bir yazardır. Romanlarının ve şiirlerinin yanı sıra, öykülerinin de kalbinize ve zihninize dokundurduğu noktalar bolcadır. Tanpınar’ın hikâyeleri üç bölümden oluşuyor: Abdullah Efendi’nin Rüyaları, Yaz Yağmuru ve Kitapların Dışındaki Hikâyeler. Tanpınar’ın hikâyelerinde dilin büyüleyici kullanımını görürüz, ancak bunlara ek olarak “karanlık”, “puslu” imgelerle ilerleyen bir anlatımla da karşılaşırız. Nerede olduğunuzu bilmezsiniz, olayların ve yaşanılanların ne zaman geçtiğini anlamazsınız. Özellikle Abdullah Efendi’nin Rüyaları hikâyesinde, benlikler arası bir çatışma söz konusudur, kendisiyle karşılaşmak isteyen yüzlerin öyküsüdür belki de. “Hakikatte Abdullah Efendi, ömürlerinin sonuna kadar kendileri olmaktan kurtulamayan, nefislerini bir an bile unutamayan, etrafındaki havaya kendilerini en fazla bıraktıkları zamanda bile, içlerinde, tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri merakla takip eden bir üst kat kiracısı gibi köşesinde gizli, mütecessis, gayrimemnun ve zalim ikinci bir şahsın mevcudiyetini, onun zehirli tebessümünü, inkâr ve istihfaftan hoşlanan gururunu ve her an için ruhu insafsız bir muhasebeye davet edişini duyan insanlardan biriydi.” Belki de kendini tasvir ediyor burada Tanpınar. Rüyadadır Abdullah Efendi, fiziksel zamanın dışında ruhuyla, sezgileriyle raks ediyor ve kendisiyle karşılaşma ihtimalini elinde tutuyordu. Diğer önemli öykümüz Yaz Yağmuru’nda, evli ve iki çocuklu Sabri Bey’in, bir yaz yağmuru sırasında ıslanmamak için evine gelen “misafir kadına” âşık olma süreci anlatılıyor. Eşini ve çocuklarını tatile gönderdiği sırada tanıştığı kadına olan ilgisi ve eşinin konumu arasında büyük çatışmalar yaşamıştır. 40 yıllık dostları Hacıvat ve Karagöz muhabbet ortakları, dert paylaşımcılarıdır. Sıradan olmayan hal ve hareketlere sahipti misafir kadın, Sabri Bey’in daha önce tanıştığı kadınlara benzemiyordu, eşinden ayrı yaşıyordu, ama onu seviyordu. Hikâyenin sonunda kadın gider, ancak imgesi, Sabri Bey’in zihninin en güzel köşesinde, evin bahçesindedir artık. Peki, neydi, kimdi bu hikâyede ismi dahi bulunmayan esrarengiz kadın? Tanpınar, kadın için: “Bir insandan ziyade bu bahçenin bir köşesinde bu güzel yaz gecesinden kalmış bir rüya olabilirdi.” diyor. Hikâyenin alt metninde hissettiğiniz şey, kadının “aslında” olmadığı ve Sabri Bey’in rüyalarında var olduğunu düşüncesi. Rüyalar kimsenin müdahale edemediği alanlardır, Sabri Bey’in tatile gönderdiği eşinin bile! Açıkça görüleceği üzere, Tanpınar’ın hikâyeleri; zaman, rüya, tahliler üçlemesi ile okunması son derece zevkli anlatılar olarak biliniyor. Hâlâ ız m ı r a l k u d u ok alar Âlice Harik ewis Carroll L Ülkesinde in alter Benjam Pasajlar - W al - Orhan Kem u n u n a K t Kur Borges - Jorge Luis ü g v Ö e y e Gölg Kafka Şato - Franz kov ladimir Nabo V ş te A n Solgu alo Calvino Palomar - It co - Umberto E Gülün Adı speare illiam Shake Hamlet - W s Vian öpüğü - Bori Günlerin K YENİ ÇIKANLAR Yok Oluş David M.Raup Boğaziçi Yayınevi Kandilli Rasathanesi El Yazmaları Cilt 2: Arapça-Farsça Yazmalar Kolektif - Boğaziçi Yayınevi İskenderiye Stratis Tsirkas - Can Yayınları Neoliberalizm ve Mahremiyet Cenk Özbay, Ayşecan Terzioğlu, Yeşim Yasin - Metis Yayınları “Altın Nesil” in Peşinde Yavuz Çobanoğlu İletişim Yayınları *Türkçe Dersleri Koordinatörlüğü 222 Kodlu Dersi sinema Vizyona girecek filmler Titanların Öfkesi - Wrath of the Titans Yönetmen: Jonathan Liebesman Oyuncular: Sam Worthington, Liam Neeson, Rosamund Pike Türü: Macera, Fantastik, Aksiyon Vizyona Giriş Tarihi: 30.03.2012 Zeus’un yarı tanrı oğlu Perseus, canavar Kraken’i cesurca yenmiş ve aradan 1o sene geçmiştir. Perseus, oğlu Helius ile sakin bir hayat sürerken tanrılar ve titanlar arasındaki gerilim de artmaktadır. Kronos’un kaçarak Zeus’u esir almasıyla Perseus için yeni bir maceranın kapısı da aralanmış olur. Toprağın Çocukları Yönetmen: Ali Adnan Özgür Oyuncular: Erkan Can, Ufuk Bayraktar, Türkü Turan Türü: Dram Vizyona Giriş Tarihi: 30.03.2012 Yaşadığı çingene kampı saldırıya uğrayınca kaçan Karika’ya, köy enstitüsünde okuyan Cevher’in enstitüde kalacak yer sağlaması ve köy halkının bu durum karşısındaki hoşnutsuzluğuyla gelişen olayları anlatan Toprağın Çocukları, köy enstitülerinin kapatılması konusuna ve bir döneme ışık tutan bir yapım. Şahane Misafir - Magnifica Presenza Yönetmen: Ferzan Özpetek Oyuncular: Elio Germano, Paola Minaccioni, Vittoria Puccini, Margherita Buy, Cem Yılmaz Türü: Dram, Komedi, Gerilim Vizyona Giriş Tarihi: 30.03.2012 Cem Yılmaz’ın bir hayaleti canlandırdığı ve Cannes Film Festivali’nde Javier Bardem’le en iyi erkek oyuncu ödülünü paylaşan Elio Germano’nun da kadrosunda yer aldığı, Ferzan Özpetek’in yeni filmi Şahane Misafir merakla bekleniyor. Filmi için “Şimdiye kadar hiç yapmadığım bir şey var bu filmde. İtalyanlar da konuyu merak ediyor, ancak biz bir şekilde saklı tutuyoruz.” diyen Ferzan Özpetek’in, ortaya yine başarılı bir iş çıkardığı konusunda ise herkes hemfikir gibi görünüyor. Titanik 3D - Titanic 3D Yönetmen: James Cameron Oyuncular: Kate Winslet, Leonardo DiCapri, Billy Zane Türü: Macera, Dram, Romantik Vizyona Giriş Tarihi: 06.04.2012 Bir döneme damgasını vurmuş ve Oscar töreninden 11 ödülle ayrılmış bir film olan Titanik, 3D olarak düzenlenmiş haliyle yeniden vizyona giriyor. Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak, 3D teknolojisiyle daha vurucu ve etkileyici hale getirilen film, duygusal olay örgüsü ve yeni haliyle izleyicileri kendine tekrar hayran bırakacak. Devrimlerin yıkamadığı sinema Hakkında çok fazla şey bilmediğimiz, insanlara yabancı bırakılmış ve bütün kısıtlamalara rağmen nefes almayı öğrenmiş, öğrenmek zorunda kalmış İran sineması. Sanatın, söylenecek sözlerin yüksek sesle söylenemediği toplumlarda, her şeye rağmen mesajın iletebileceğinin kanıtı haline gelmiş bir sinema. ALİ YAĞIZ KAÇAR [email protected] İran sinemasının dünyadaki bilinirliğinin en üst noktalar ulaşması, 2008 yılında animasyon olarak çekilen Persepolis ile olmuştu. Bu filmin Oscar adaylığı, sinema severleri İran sinemasının içine sokmaya yetmişti. Yeni bir kültüre maruz kalan bu kitle, aslında dünyada biraz da saklı kalan, yaratıcı ve özgün bir sinemayı keşfetmiş oldu. Bu sinemanın gelişimine bakıldığında, yüzleşmek zorunda kaldığı kısıtlamalar yüzünden, hikâyelerin imgeler üzerinden anlatılmaya başlandığı görülebilir. Örneğin; genelde çocuk ve erkek oyunculara yönelinilmiş ve ana görüş onların üzerinden aktarılmış. Zamanla, bir kadının eşarbının nasıl bağlandığına dahi değinen, ince, sembolik ve bazen de ironik bir dil kullanılmış. Sonuç olarak, Avrupa ve Amerika sahnelerinde aldığı ödüllerle sıkça konuşulur hale gelmiş ve kalitesiyle bir Avrupa filmini aratmayacak niteliğe ulaşmış. Devrim öncesi ve devrim sonrası olarak ayrılabilir İran sineması. Devrim öncesi, sonrasına kıyasla daha silik. Özellikle devrim sürecinde sinamanın batı yanlısı şeytani bir olgu olduğuna dair görüşler, sinemayı ortadan kalkmaya yaklaştırmış. Fakat dini ulemanın görüş ayrılığını fırsat bilen yönetmen ve yazarlar, sinemayı tekrar yaratmışlar. Senaryo Denetleme Kurumu’nun kurulması ile tam anlamıyla kontrol altına alınan devrim sonrası sinema, kadın varlığından yoksunlaştırılmış ve kadının sinemadaki varlığı, iffetli ve takva sahibi olması koşulu ile söz konusu olmuş. Ayrıca, sinema ve devlet düzeni asla istenilen ölçüde barışamamış. Bu nedenle, İran sineması da bulduğu her sistem açığından yararlanıp genişlemiş. Ortaya çıkan bu yeni akımda Hollywood karşıtı yeni bir sinema ile modernizmin sorgulanmasını sağlamak için, sinemanın etkileyiciliğinden yararlanmaya çalışılmış. Fakat toplumdan asla uzaklaşmamış. İmgesel ve şiirsel üslubu ile öne çıkmış. İran sinemasından bahsederken, Kirazın Tadı filmi ile Altın Palmiye kazanan Abbas Kiarostemi’den ya da yasaklı yönetmenler Cafer Panahi ve Muhammed Rasoulof’den bahsetmemek haksızlık olur. 2010 Cannes Film Festivali’ne tutuklu olduğu için katılamayan Cafer Panahi’nin bu festivale gönderdiği mektubu açılışta okundu ve aynı gün, suçunun ne olduğu tam olarak açıklanmayan Panahi, çarptırıldığı 6 yıl hapis ve 20 yıl film çekmeme cezasından kaçmayacağını söyledi. MAFM Emrah Serbes’i ağırlıyor Görsel Hafıza Projesi’ne başvurular başladı Gerçekleştirdiği başarılı söyleşilerle öğrencilerin ilgisini çeken Mithat Alam Film Merkezi, Emrah Serbes’i ağırlıyor. 28 Mart Çarşamba günü, saat 18:00’da gerçekleşecek söyleşiye Murat Meriç moderatörlük yapacak. Türk sinemasının belleğini oluşturmak amacıyla başlatılan ve bir sözlü tarih çalışması olan Görsel Hafıza Projesi kapsamında çalışmak isteyen gönüllü öğrenciler, Mithat Alam Film Merkezi’ne Mart ayı içinde başvurularını yapabilirler. Yenilmezler - The Avengers Yönetmen: Joss Whedon Oyuncular: Robert Downey Jr., Chris Evans, Scarlett Johansson Türü: Aksiyon, Macera Vizyona Giriş Tarihi: 27.04.2012 Marvel’ın süper kahramanları Hulk, Demir Adam, Thor gibi karakterleri bir araya getiren Yenilmezler, SHIELD adıyla bilinen barış örgütünün başındaki Nick Fury’nin, tüm dünyayı tehdit eden tehlikeye karşı süper kahramanları biraraya getirmesiyle kurduğu ekibin maceralarını izleyiciye sunuyor. Yenilmezler, Marvel’ın fanları için kaçırılmaması gereken bir film. 13 Bunun yanında, şaşırtıcı şekilde artmakta olan kadın yönetmenler de dikkat çekiyorlar. Samri Makhmalbaf ve filmi Kara Tahta, sinemada kadın varlığının başarılı bir örneği sayılıyor. Başarılı yönetmen, 2000 yılında Cannes Film Festivali’nde Jury Grand Prix ödülüne layık görüldü. Bugünlerde herkesteki merak duygusunu biraz daha arttıran A Seperation filminin yönetmeni, ödülünü alırken aslında İran kültürünün en güzel özetini yapıyor: “Bugün bizi dünyanın dört bir yanında milyonlarca İranlı seyrediyor. Eminim hepsi çok mutlular. İran halkı mutlu; çünkü siyasetçilerin savaş, tehdit ve saldırıdan söz ettiği bir dönemde ülkelerinin ismi; siyasetin tozu altında saklanan, zengin, köklü bir tarihe sahip ve muhteşem kültürü ile anılıyor.” Hâlâ izlemediniz mi 1- Mona Lisa Gülüşü - Mona Lisa Smile (2003) 2- Duvak - The Painted Veil (2006) 3- İngiliz Hasta - The English Patient (1996) 4- Kazablanka - Casablanca (1942) 5- Modern Zamanlar - Modern Times (1936) 6- Ağır Roman (1997) 7- Yağmur Altında - Singin’ in the Rain (1952) 8- Tiffany’de Kahvaltı - Breakfast At Tiffany’s (1961) 9- Cinnet - The Shining (1980) 10- Yukarı Bak - Up (2009) 14 etkinlikler KADİR AYDIN [email protected] Hani marjinal bizdik? Biraz iddialı, biraz iyi niyetli, biraz kıymet bilir, biraz paylaşma arzusu içeren bir yazı olacak belki de. Geniş bir okuyucu kitlesi var tabii karşımda. Belirsizliğin had safhada olduğu bilinci var. Yazının ‘biraz’ olumlanma ihtimali mevcut. Bu güzel. İçimden geldi, biraz sevdiğim kitaplardan bahsedeyim dedim. Büyüklerimiz anlatır -Kenan Evren gibi olmayan büyükler özellikle, saydıklarımızdan- “kitap okumaya klasiklerden başlayın, marjinal olmak için okuduğunuz yeni yazarlar da önce klasikleri okumuştur.” diye. Haklılık paylarının olduğuna inanırım. Estağfurullah sesleri. Giriş kitaplarını okumadan bestseller’larla okumaya başlamak algıda körlüğe yol açar, algıda körlük ne ya? Neyse. Önünü görmeden uzağı görmeye çalışmak gibi. Örnek verelim: Küçük Prens. Hayatınızın belli dönemlerinde okuduğunuz ve bu dönemlerde farklı çağrışımlar uyandıran, ağlatan, güldüren bir kitap. Pinokyo yalan söyledikçe burnu uzardı, şimdi ise anlaşılmadığı için gerçeği var zihnimizde. İnsan sevmek için Remarque okunabilir. Bu klasikler önümüzü görmemizi sağlayabilir, önümüzde farklı noktalardan, yine farklı noktaların içerisindeki farklı perspektiflerden durum ve kişi analizi yapmamızı sağlayabilir. Uzattım biraz. Farkındayım. Felsefenin çözemediği bir sorunsal olan ‘intihar’ mevzusuna kafa yoruyorsanız ve hatta intihar etmeyi düşünüyorsanız Albert Camus’nun Sisifos Söyleni’ni okuyun ve bir daha düşünün. Yazının devamı için bir ipucu: Oğuz Atay tavsiye edilmeyecektir, kriterimiz biraz gerçeklik. Hermann Hesse’nin Demian’ı, iç ve dış dünya arasındaki çatışmalarımızın müthiş bir gözlem ve anlatımla verildiği bir kitap, hayatınızdaki Demian’ları bulmak ümidiyle... Bunların arasına mizahına hayran olduğum, sürekli kitap yazıp kahkaha attırsın dediğim Alper Canıgüz’ü sıkıştırın. Kitaplarını üst üste okuyun derim. Gelelim son dönemde dili bu kadar iyi kullanıp şahane kurgulara sahip olan, romanların ve öykülerin politik yazarına, Murat Uyurkulak’a. Tol’u ve Har’ı elinize alınca, dış dünyayla bağlantıyı sadece bu kitaplar vasıtasıyla gerçekleştireceksiniz. Aslı Erdoğan’ın Kabuk Adam’ını, Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk’unu, Cesar Pavese’nin Yalnız Kadınlar Arasında’sını üçleme yapıp müthiş bir keyif yaşayabilirsiniz. Hadi biraz ağlayalım, ağladıkça düşünelim, düşündükçe paylaşalım. Kürk Mantolu Madonna’ya dokunun, Maria Puder’inizi bulun. Julio Cortazar okumayan kişilerle arkadaşlık yapmayın. Kitaplarını okumadan Behzat Ç. izleyenlerle aynı fıstığı paylaşmayın, gülmeyin fesatlar. Barış Bıçakçı okumadan özgür olamazsınız, özgürlük ‘ayrıntılarda’ gizlidir. Liste uzar, gider. Unuttuklarım hatırlanmayı bekleyenlerdir, uğrayacağız onlara da bir müsait zamanda. Ömer Seyfettin’ lerle başlayan okuma serüvenimize yeni boyutlar katmamız gerekiyor. Bizler Ömer Seyfettin’in kaşağısını çalarken, dayak yerken, Küçük Prens ve Tilki muhabbetini kaçırdık, bundan sonraki nesillerin kaçırmaması dileğiyle. ‘Oku’ yalım. Kitap okumayanlarla çay içmeyelim. Carmen - Ballet Flamenco Maria Carrasco Gözlerinizi alamayacağınız kostümler, sahne dekoru, canlı flamenko müziği ve 25 kişilik bir kadro… Dünyaca ünlü Fransız yazar Prosper Merimée’nin eseri olan Carmen; özgürlükçü, asi, kıskanç ve tutkulu bir kadını anlatıyor. Dünyanın birçok yerinde festivallere katılmış olan İspanyol topluluk, izleyenleri kendilerine hayran bırakıyor. Tarih, Saat ve Mekan: 06, 08.04.2012 - 21:00 - Türker İnanoğlu Maslak Show Center, İstanbul Ücret: 1. Kategori - 120.00 TL 2. Kategori - 100.00 TL 3. Kategori - 80.00 TL 4. Kategori - 60.00 TL Venedik Taciri William Shakespeare’in en önemli eserlerinden biri olan, Nesrin Kazankaya’nın çevirip yönettiği Venedik Taciri’ni izleme fırsatını kaçırmayın. Sahne efektleri ve kostümleriyle İtalya’nın Venedik şehrini ayaklarımıza kadar getiriyor bu oyun. Yahudi Syhlock ile Hıristiyan tacir Antonio’nun arasında geçen ölümcül ticaret, Bassanio ve Portia’nın arasındaki aşk, Antonio’nun batması, arada geçen intikam savaşı ve daha birçok gerilimli ve eğlenceli sahneyle dolu bu büyülü atmosferi yaşamak için biletlerinizi en yakın zamanda almayı unutmayın. Tarih, Saat ve Mekan: 19.03.12 - 20:30 - Caddebostan Kültür Merkezi 01.04.12 - 18:30 - Tiyatro Pera Eren Uluergüven Sahnesi Ücret: Tam: 28.50 TL Öğrenci: 18.50 TL Van Gogh Alive Sergisi Mutlaka gidilmesi gerekenlerin arasında olan Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi, Mayıs ayının ortalarına kadar bizlerle. Bu yeni nesil sergi, Van Gogh’u üç boyutlu yaşama şansı sunuyor. Van Gogh’un 3000’i aşan meşhur eserleri, dev kolonlara ve ekranlara yansıtılarak klasik müzik eşliğinde gösteriliyor. Çerçeveleri ve sınırları aşan bu görsel şöleni kaçırmayın. Tarih, Saat ve Mekan: 10.02.2012 - 15.05.2012 - Karaköy Limanı Antrepoları - 3 No’lu Antrepo Pazartesi günleri hariç, 11:00-19:00 saatleri arasında görebilirsiniz. Ücret: Tam: 18.00 TL Öğrenci: 11.00 TL Pippa “Europe Now” projesi için kaleme alınan bir oyun olan Pippa, İtalyan bir sanatçının ve Diyarbakır’dan yola çıkan bir göçmenin yollarının kesişmesini ve yol hikayelerini anlatıyor. Oyunun yazarı Deniz Altun, gelecek senelerde başarılarını duyacağımız isimlerden. Tarih ve Mekan: 22, 29.03.12 - 12, 19, 26.04.12 - 03, 10, 17, 24.05.12 - Sahne Hal Ücret: Tam: 28.50 TL Öğrenci: 18.50 TL Onca Yoksulluk Varken Umut, yaşama sevinci, kimlik arayışı, barış ve kardeşlik gibi kafa kurcalayan konuları ele alıyor Onca Yoksulluk Varken. Yaşlı bir hayat kadınının hikayesini anlatan bu oyun, tiyatro severleri felsefi yönüyle düşündürecek ve duygulandıracak. Fransa’da en saygın edebiyat ödülü olan Goncourt Ödülü’ne layık görülen bu oyunu kaçırmak istemezsiniz. Tarih ve Mekan: 22, 24, 25, 31.03.12 Profilo KM Küçük/Büyük salon Ücret: Tam: 45.00 TL Öğrenci: 35.00 TL Ham Hum “Çok İştahlı Sergi” Okulumuza yakın ve popüler mekanlardan Bebek Lucca ev sahipliği yapıyor bu sergiye. Ömer Ozan Erdoğan’ın çeşitli materyallerden yarattığı karakterler ve mekan seçimi, farklı bir sergi havası yaratıyor. Merakınızı gidermenin tek yolu gitmek. Tarih ve Mekan: 09.02.2012 - 09.04.2012 - Bebek Lucca Bahar döneminin geldiğinin en önemli kanıtı, sıcak havaların dışında, kandaki alkol seviyesinin artması. Boğaziçi Üniversitesi’nin Petek’inden ve Manzara’sından İstanbul’u izlemenin keyfi paha biçilemez, hele elinizde soğuk bir içeceğiniz de varsa. Petek ve Manzara’yı biliyoruz ama bunlar dışında “Hisarüstü’nde keyifli vakit geçirip alkol alabileceğim hatta müzik dinleyebileceğim nereler var?” derseniz, bu yazıyı gözden geçirin. veren mekanlar Kupkuru hecelere hayat mekan CAN YILMAZ [email protected] ANKET SONUÇLARI Okul çevresinde içki içmek istediğiniz zaman en çok hangi mekânı tercih ediyorsunuz? % 12.7 Şükrü Baba % 13.3 Diğer % 28.5 Salvador % 37 La liberta % 5.5 Citrus %3 Nexus 15 Salvador r Binnur Hanım ve eşinin eski yemek yeri olan Cook’u içkili mekâna devşirmesiyle başlamış her şey. Bölgede karı-koca olarak işletilen tek mekân. Cook’tan kalan kemikleşmiş müşterisi ve öğrencinin isteği doğrultusunda şekillenen müziği ile “kendi çalıp kendi söyleyen” bir havası var. Neredeyse gelen herkesi tanıyan Binnur Hanım, yemek yapma işinden ve işletmecilikten çok yorulmuş. “Bize gelen tok gelir.” diyor. Mutfağa sadece patates ve soğan halkası servis etmek için giriyor. Yoğun günlerde iki fıçı bira satılan mekânda, masalardan patlamış mısır eksik olmuyor. 50’lik bira: 5 TL Şükrü a Baba Mekânın işletmecisi Cemal Bey, mekânın adı gibi babacan. Güney Kampüs’ün çaprazında yer alan dingin mekân, hem Türk Sanat Müziği dinleyip hem rakı içilebilecek tek yer. Kömürde pişen tavuk pirzolası ise tadılmaya değer. Öğrenciler dışında kendi müşterileri de var. “Yemek yiyenlere meyve ikramını boş geçmeyiz.” diyen Cemal Bey, maç seven öğrencinin azlığına da değiniyor ve futbola teşvik için öğrenciden maç parası almıyor. Mağaracılık ve Yelkencilik gibi kulüplerin tanışma yemeklerinin düzenlendiği mekân, civardaki tek meyhane. 50’lik bira: 6 TL Nexus s Hisar Kampüs’e doğru giderken sol tarafta yer alan Nexus’a bir öğrencinin elinin değdiği çok açık. Eğer “Boğaziçili kafası” diye bir şey varsa, Nexus tam da bunu yansıtıyor. Boğaziçi’nin eski öğrencilerinden Fatih Bey, yeni mekânını “Ticari kaygı değil, heves.” olarak tanımlıyor. Müziğe öğrencinin müdahale edemediği tek mekânda jazz, blues, lounge gibi müzik türleri hâkim. Bu anlamda “türünün tek örneği”. Ufak tefek eksikleri yok değil ama bunlar çok kısa sürede giderilebilecek sorunlar. Mekânda her türlü masa oyunu ve satranç oynanabiliyor, akşamları ise tempo yükseliyor. Ayrıca mekânda kapı önünde içilen sigara da ayrı bir sosyalleşme aracı olabilir. 50’lik bira: 4,5 TL Citrus s Güney Kampüs’ün karşısında, en üst katta yer alan Citrus’ta bir pub’dan çok bar ve gece kulübü atmosferi var. Gündüzleri cafe tarzı faaliyet gösteren mekân, kısmi Boğaz manzarası ve ferahlığıyla bir parti mekânı görüntüsü içinde. Zaten Erasmus partilerine ve Büdans’ın salsa gecelerine de ev sahipliği yapmakta. Canlı müzik de olan mekânda Salı günleri karaoke’nin başlayacağı belirtiliyor. Citrus’ta gündem şarkıları çalınmakta. Ayrıca mekânın barı, çoğu gece kulübünün sahip olamadığı türden. 50’lik bira: 6 TL La aLiberta Kuşkusuz öğrenciler tarafından en çok tercih edilen mekânların başında gelen La Liberta’da öğrenci çalışanlar ağırlıkta. “Öğrencinin sahip olduğu yer” imajına sahip olan mekânda her an yeni biriyle tanışmanız mümkün. Tavanı biraz basık olsa da öğrenciler bu samimi ortamdan çok memnun. Müzik tamamen öğrencinin isteğine bırakılmış, Metallica ile coşarken kendinizi bir anda Ahmet Kaya ile hüzünlenirken bulabilirsiniz. Loş ışığın hâkim olduğu mekân diğer mekânlar gibi saat 04:00’a kadar açık. 50’lik bira: 5 TL 16 çevre Çimlerden panzerlere, otoparklardan işgallere... DURU ÖKSÜZ [email protected] Boğaziçi çimleriyle meşhurdur. Popüler bir karede sağ tarafta Albert Long Hall ve 1. Erkek Yurdu, ortada İB, masmavi gökyüzü, çimlerde yatan bir dolu öğrenci... Ne bir ihtilalde, ne bir çatışmada o çimlerden kalkmayan şahane bir İstanbul manzarasına karşı okuyan bir dolu şanslı öğrenci… Apolitik bir nesil yetişmeden önce bile apolitik bir öğrenci kitlesine sahip bir üniversiteymiş Boğaziçi, öyle derler. Ve hatta söylentidir ki, 12 Eylül sonrası ilk öğrenci eylemi Boğaziçi’nde olmuştur. “Otopark bizim arabalara yetmiyor, genişletin şu otoparkı!” eylemi imiş. 17 yaşındaki çocukların asıldığı bir dönem sonrası ilk eylem! Dışarıdan bakana böyle bir okuldur, içinde okumakta olana ne derece farklı olduğu değişir. Her zaman diğer okullardan biraz daha özürlükçü, biraz daha demokratik olmuştur. Apolitikliği bundan geliyor sanırım. Sanırım diyorum çünkü henüz okuldaki mila- dım fazla olmadığından, yargılarım şu ana kadarki gözlemlerim veya duyumlarından fazlasına temelli değildir. Ancak özgürlükçülük ve demokratlık, vurdumduymazlık veya görmezden gelinmezliktir bu okulda. Özellikle de değişen ve geçmişle karşılaştırıldığında eskisinden çok daha politik, çok daha fazla bağıran ve her bağırışıyla sesini bir öncekinden daha çok duyuran Boğaziçililer için. Yaşayan daha iyi bilir, havasından İstanbul’a iki yeni şehir Son 40 yılda nüfusun 3 milyondan 13 milyona çıktığı ve hızla artmaya devam ettiği İstanbul’da iki yeni şehir daha kuruluyor. MELİSA ATAY [email protected] Michigan Üniversitesi’nin Kent Planlama Bölümü tarafından hazırlanan projede Anadolu Yakası’nda ve Avrupa Yakası’nın Karadeniz kıyısında birer milyonluk iki şehir kurulması öngörülüyor. Proje, yeni yerleşim alanları yaratmak, depreme hazırlık ve kentsel değişim-dönüşüm amacı taşıyor. Kurulacak şehirlerde binalar arazi yapısına uygun inşa edilecek. Aynı zamanda bu binalar kendi enerjilerini büyük ölçüde kendileri üretecek. Yeşil alanlı çatı sistemlerinin yanı sıra, binalardaki enerji ve su ihtiyacı; rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, yağmur suyu toplama sistemleri, deniz suyu ve yağmur suyundan yeniden yararlanmayı sağlayacak sistemler aracılığıyla karşılanacak. Bunların yanı sıra, Silivri’de bir havaalanı, Gümüşyaka’da bir liman, Gazitepe’de rezerv alanı kurulacak. Şehirde turistik ve kültürel tesisler, doğa turizmi alanları, kent ormanı, finans merkez- leri, bilişim ve teknoloji alanları da yer alacak. Yeni İstanbul, bölgenin eşsiz doğal özellikleri etrafında ve bu doğal durumu ve dengeyi bozmayacak şekilde inşa edilecek. Taş ocaklarının yerini parklar alacak, apartmanlar 40-50 katlı olacak. Şehir, şehir nüfusun ve yerleşim yoğunluğunun yarattığı ekolojik sakıncalara dikkat edilerek tasarlanmış. Atatürk Parkı, proje için çok büyük bir büyük önem atfediyor. Projeye göre Atatürk Parkı, Manhattan’daki Central Park, Londra’daki Green Park ve Tokyo’daki Imperial Palace ile yarışacak ve yeni İstanbul’un simgesi olacak. Yeni İstanbul, Garipçe-Poyrazköy arasında inşa edilecek olan 3. köprüye de yakın. Şehrin ulaşımında raylı sistemlere öncelik veren toplu taşıma yaygınlaştırılacak ve deniz taşımacılığı etkinleştirilecek. Yeni İstanbul, New York ve Tokyo ile aynı enlemde ve her ikisine de eşit uzaklıkta yer alacak. Şehrin Karadeniz kıyısı boyunca uzanan üç hilal şeklinde planlanması ve binaların kıbleye bakacak olması da projenin ilginç detaylarından. Boğaziçi’ne metro geliyor! İstanbul’un en büyük problemlerinden biri olan ulaşımı kolaylaştırmak için trafiğin yoğun olduğu bölgelerde mini metro ve füniküler projeleri de hazırlandı. Hisarüstü’nü Levent Metro çevre suyundan mıdır bilinmez ama bu okula bir kere giren, hayatında asla aynı görüşü paylaşamayacağı insanlara saygı göstermeyi öğrenir. Dinlemeyi, konuşmayı, insanca tartışmayı öğrenir. “Bu bir ders olarak gösterilmez.” diyorum ya, “havasından suyundan kapılır”. Apolitikliği zamanla yıkan ancak politik olmayı da kavgalarla, çekilen bıçaklarla örtüştürmemiş bir okul olarak bahsetmek gerekir Boğaziçi’nden. Bu siyasi fikirlerdeki değişimlerle beraber 80’lerde otopark eylemi yapan Boğaziçililer ile 2008’de başörtüsü eylemi yapan, geçen sene panzerlerle kovalanan, bugün İstasyonu’na bağlayan bir metro hattı inşa edilecek. Metro hattı, Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar uzanıp 5 duraktan oluşacak. Seferler 4 dakika aralıklarla yapılacak. Hisarüstü’nden Levent’e gitmek artık yalnızca 5 dakika sürecek. Bunun yanında Hisarüstü ve Aşiyan Parkı arasında ulaşım füniküler ile sağlanacak. Fakat Taksim-Kabataş arasındaki fünikülerin aksine okula yapılması planlanan füniküler, tünelden değil yüzeyden gidecek. Hisarüstü’nden Aşiyan Parkı’na gitmek böylece sadece 3 dakika sürecek. Projenin hayata geçirilmesinin 2 yıl sürmesi bekleniyor. Bu projeden en çok yararlanacak olanlar ise şüphesiz Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olacak. Starbucks’ı işgal eden Boğaziçililer arasında dağlar kadar fark var desek yeridir. Bence bu değişimi ateşleyen de düşünebilmenin ve bahsettiğim saygıyı duyabilmenin bir getirisi. Çevremizde olup bitene duyarlı olarak ama asla karşısında durduğumuzu rencide etmeden, fiziksel bir şiddet göstermeden hakkını arayabilmenin verdiği bir güven ve ayrıcalık duygusunu hissedebiliriz bu kampüsün içinde. Bu okulu yaşamanın bir getirisi bu hepimize. Dışarıdan baktığımızda görebiliriz belki, Türkiye’de çoğu zaman tutturulamayan bir çizgi üzerindeyiz çoğumuz. Yeri geldiğinde haksızlığa karşı yanımızdaki için sesimizi duyurmaya, yeri geldiğinde desteklemesek de köstek olmadan kendi fikirlerimizi dile getirebilmeye çekinmeyiz. Sonuca varmanın birbirimizi ezmeden gidilecek yolları olduğunu biliriz, onları tercih ederiz. Ancak nereye kadar geçerli bir yargıdır bu? Sınırı nerede çizilir? Onu anlamak zor. Diğer üniversitelerle kıyaslama yapıldığında özgürlüklerin altın tepside sunulduğu bu fanustan çıkınca kime yakalanacağımızı kestirmek imkânsız. Çünkü en sert politik grupların bile eriyip yittiği Türkiye’de politikleşen Boğaziçi’ni ülkeye mal edemiyoruz. Bizim konuş- 17 mamızı anlamayacak, fikirlerimizi dinlemeye değer bulmayacak bir grup insan kalabalığının ortasına giriyoruz. O zaman da okulda yakaladığımız özgür ortamı sanki herkes yakalamışçasına fikirlerimizi söylüyor, sonra kalemlerimizden tutulup hapse atılıyoruz. Biz burada yaşarken saygıyı öğreniyor, çıkınca da saygısızlar tarafından düşüncesiz, hedefsiz apolitikler oluyoruz. Şimdi biz mi değişip hayatın bizi saygısız yapmasına izin verelim, yoksa bu değişmeyen düzende bir taş oynatma hayaliyle düşünmeye, konuşmaya devam mı edelim? ANKET SONUÇLARI Hisarüstü - Levent metro hattı projesinin ulaşım sorunlarımızı azaltacağını düşünüyor musunuz? % 14.5 Hayır % 83 Evet % 2.5 Bilmiyorum 18 kampüsten Nöbetçi kütüphane “Kütüphanenin bir üniversite için önemini biliyoruz. Öğrencilerin kütüphaneden yararlanma imkânlarının ve kütüphane kapasitesinin artırılması için elimizden geleni yapıyoruz.” diyen kütüphane yöneticisi Hatice Ün ile Aptullah Kuran Kütüphanesi’nin sorunları üzerine konuştuk. DUYGU SÖYLER ANKET SONUÇLARI [email protected] Ülkemizdeki kütüphanelerin yetersizliği, kültürel gelişimin önündeki en büyük engellerden biri olarak gösterilmiştir. Nüfusumuza kıyasla sahip olunan kütüphane ve kitap sayısı Avrupa standartlarının çok altındayken, mevcut kütüphanelerin sahip olduğu sorunlar da göz ardı edilemez nitelikte. Türkiye’de 1432 halk kütüphanesinden 274’ü kapalı. Türkiye’nin en büyük kütüphanesi sayılan Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Amerika’daki ortalama bir merkez kütüphanenin ancak 4’te 1’i kadar kaynağa sahip. Kütüphane kullanımını engelleyen en büyük sıkıntı ise kütüphanelerin memur saatleriyle çalışıyor olması. Çalışan bireyler için kütüphane kullanımını imkânsız hale getiren bu uygulama, ne yazık ki ülkemizin hemen her yerinde geçerli. Durum üniversite kütüphaneleri için de farklı değil. 24 saat kullanılabilir olmasının gerekliliği gayet açıkken, kütüphane hizmetini tüm gün öğrencilerine sunabilen, kaynak ve kapasite açısından sıkıntı yaşamayan üniversite sayısı oldukça az. Türkiye’nin en gözde okullarından Boğaziçi Üniversitesi’ne ait Aptullah Kuran Kütüphanesi, kategorisindekilere kıyasla iyi bir yerde olsa da hem öğrenciler hem de yöneticiler, eksiklikleri olduğu konusunda hemfikir. 3500 kişi için tasarlanan, ancak bugün kullanıcılarının sayısı 12000’den fazla olan kütüphanenin sorunları üzerine konuştuğumuz kütüphane yöneticisi Hatice Ün, kapasitenin ve kütüphanenin kullanılabilirliğinin artırılması için ellerinden geleni yaptıklarını aktardı. Özellikle vize ve final dönemlerinde öğrencilerin uğrak mekânlarından biri olan kütüphane, 2009 yılında yapılan genişletme çalışmalarıyla birlikte bir miktar rahatlamış olsa da hem öğrenciler hem de yönetim, kapasite konusunda sıkıntı yaşanıldığı görüşünü kabul ediyor. Hem Kuzey hem de Güney Kampüs’te sürdürülen inşaat faaliyetlerinden sonra kütüphane için de bir yenilemenin ve eğer mümkün olursa yeniden bir genişletme çalışmasının planlananlar arasında olduğunu belirten Hatice Hanım, kaynakların ise yeterli ve güncel olduğu görüşünde. Yaz aylarında daha da kısıtlı olan kullanım saatleri, ülke gene- Kütüphanemizi kaynak, kapasite ve çalışma saatleri açısından yeterli buluyor musunuz? % 40 Hayır Sosyal medyada Boğaziçi DENİZ YEŞİL % 60 Evet linde olduğu gibi bizim kütüphanemizin de en büyük sıkıntısı olarak görülüyor. Hatice Hanım, Cumartesi günleri kapalı olan ve dönem içerisinde hafta içi 9:00-22:00 saatleri arasında hizmet veren kütüphanenin çalışma saatleri hakkında: “Kullanım saatlerinin artırılması uzun zamandır gündemimizde olan ve gerçekleştirmeyi çok istediğimiz bir çalışma. Ancak bu hem personel sayısının artırılmasını hem de gece vardiyasında çalışacak bu personellere lojman veya servis tahsis edilmesini gerektireceğinden ciddi bir maliyeti de beraberinde getiriyor. Öğrencilerin şikâyetini sık sık dile getirdiği bu konu, kütüphane komisyonunda da sıkça gündeme geliyor. Yakın vadede Cumartesi günleri açık kalmasını sağlamak için çalışıyoruz, ancak elbette dileğimiz kütüphanemizin geceleri de açık kalmasını sağlayarak kullanımını her zaman mümkün kılmak. Öğrencilerimizin şikayetlerini her zaman göz önünde bulunduruyoruz, bize gelen tüm sorulara ve sorunlarla ilgili mesajlara olumlu veya olumsuz geri dönüş yapıyoruz.” diyerek kafalardaki soru işaretlerini gidermiş oldu. G RÜŞLER Sizce kütüphanemizin en büyük eksiği nedir? Esra Geyne - İşletme Kütüphanenin en büyük eksiği kesinlikle çay-kahve makinası! Ders çalışırken çoğu insan çay, kahve tüketir, ancak bizim kütüphaneye su makinası bile yeni geldi. Yakınlarda alınabilecek bir yer de yok. O yüzden taa kuzey kantine gitmek gerekiyor bir kahve alabilmek için. Özge Tabak - Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler En büyük eksik olarak aklıma pek bir şey gelmedi ama, kitapları rahat okuyabilecek, ders çalışma haricinde gazete, dergide okuyanlar için mesela daha rahat bir okuma ortamı olmasını isterdim. Sandalyeler ve masalar kalabalık çalışma ortamlarına göre kalıyor biraz. Belki koltuklar olabilir. Kütüphanenin eksiği değil de sorunu olarak da çok erken kapanıyor, bazı okullarda 24 saat açık. Deniz Seyhanoğlu - Psikoloji Kütüphanede görmek istediğim en büyük yenilik 24 saat açık olması ve bir de kitapları geri bırakma tarihi geçtikten sonra para cezası olduğu için o dönemde kitapları biri hold’lamamış olmasına rağmen yenileyemiyorsunuz. Bunun kaldırılması iyi olurdu. Ladin Bayurgil - Sosyoloji Kütüphanenin saatleri fazlasıyla kısıtlı, bence sabaha kadar açık olması gerekir ve öğrencilerin daha rahat vakit geçirebileceği koltuklar, alanlar olmalı. Üstelik kütüphanenin alt katı aşırı sıcak ve havasız. Orada uzun süre vakit geçirmek çok can sıkıcı. Kütüphane sadece final dönemlerinde ders çalışmak için gidilecek bir yer olmaktan öte, okuyarak vakit geçirilebilecek bir yer olmalı. Ecem Bayar - Fizik Boğaziçi üniversitesinin kütüphanesinin oldukça zengin bir kütüphane olduğu biliniyor. Özellikle eski basım ve ulaşılması zor kitapları bulmak mümkün. Fakat günümüz edebiyatına daha fazla yer verilebilir diye düşünüyorum. Kütüphane geçmişte ve günümüzde yazılmış tüm kurgusal ya da bilimsel edebi eserleri kapsamalı sonuçta ama ben günümüz edebiyatına gerek kitaplara gerek dergilere çok önem verildiğini düşünmüyorum. Bence bir kütüphanede bunun da dengesi olmalı güncel edebiyatı tanıtmak büyütmek ve geliştirmek adına. [email protected] Üniversitemizin Facebook sayfası, geçtiğimiz iki ayda düzenlediği yarışmalarla oldukça dikkat çekti. Birçok kişinin katıldığı yarışmalar, okul dışından da büyük ilgi gördü. Yaklaşık 11 bin takipçisi bulunan sayfanın düzenlediği “finallerde ders çalışma” konulu fotoğraf yarışmasına gösterilen büyük ilgiden sonra, bu dönemin başında “consent request” konulu yarışma da yapıldı. Yine birçok fotoğrafın gönderildiği yarışmada, öğrencilerin hocalara gönderdikleri birbirinden ilginç consent’ler paylaşıldı. Peki, bu son iki ayda şahit olduğumuz Facebook sayfasındaki hareketlilik nereden geliyor? Her şey sosyal medya ekibinin başında bulunan İdari ve İktisadi Bilimler Dekanı ve Rektör Danışmanı Ayşegül Toker’in öğrencilere gönderdiği bir mail ile başladı. Bu ekipte yer almak isteyen öğrenciler, seçim için öncelikle CV’lerini ve neden bu görevi istediklerini belirten birer yazı gönderdiler. Ardından uygun görülen öğrenciler ile Ayşegül Toker mülakat yaptı ve 6 öğrenci ekip için seçildi. Aykut Kale, Mustafa Aşıroğlu, Andaç Baran Cezayirlioğlu, Cem Kocabaşa, Hazal Soğukpınar ve Yusuf Öç; Ayşegül Toker ile birlikte sosyal medya ekibinin başında yer alıyorlar. Ekip, belirli aralıklarla toplantılar yapıyor ve bu toplantılara herkes bir fikirle geliyor. Yarışmaların belirlenmesi ile ilgili olarak Aykut Kale şöyle diyor: “Toplantılarda fikirlerimizi beyin fırtınasıyla geliştirip bir konsept haline getirerek proje halinde yarışmaya sunuyoruz.” Ayşegül Toker de ekibin direkt içinde ve ekipteki öğrencilerle iletişim halinde. İşletme Yüksek Lisans’ta sosyal medya alanında bir ders de veren Ayşegül Toker’in, ekibe kattığı fikirleri de oluyor. Ekip de doğal olarak Ayşegül Toker’e sıkça danışıyor. “Çünkü bu yarışmaları yaparken bir yandan hocaların ve okulun da hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak zorundayız. Herhangi bir hocadan kötü bir geri dönüş almak istemeyiz. Bizim ikilemde kaldığımız konularda Ayşegül Hoca’nın görüşünü alıyoruz. Şu ana kadar da bizim [email protected]. tr adresimize bu yönde hiçbir hocadan kötü bir geri dönüş gelmedi. Bu da bizim için sevindirici bir haber.” diyor Aykut Kale konuyla ilgili olarak. Yeni kurulan ekiple Boğaziçi Üniversitesi Facebook sayfasına bir hareketliliğin geldiği aşikâr. Yeni yarışmalar ise dört gözle beklenir hâle geldi. ANKET SONUÇLARI Üniversitemizin Facebook sayfasındaki fotoğraf yarışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? % 36 Güzel fakat eksikleri mevcut % 31 Oldukça başarılı % 16 İdare eder % 12 Yorum yok %5 Başarılı bulmuyorum kampüsten Hayatı halaya alıyoruz! 2002 yılından beri düzenlenen ADventure Reklamcılık Yarışması, bu yıl TTNet – tivibu işbirliği ile 9.kez gerçekleşecek! Bu seneki konumuz viral reklamlar. Hayatı halaya alıyoruz! 20 Mart’ta Anadolu, Bilkent, Boğaziçi, Karadeniz Teknik ve Ege Üniversitesi’nde aynı anda gerçekleşecek “Hayatı Halaya Alıyoruz!” tanıtım etkinliğiyle ADventure bir kez daha üniversite öğrencileriyle buluşuyor. Seni bu 5 üniversitede saat 12.30’da aynı anda çekilecek halaya katılarak eğlenceyi bizimle birlikte yeniden keşfetmeye çağırıyoruz! 20 Mart’ta saat 10.00’dan itibaren yukarıdaki okullarda kurulacak olan standlara uğrayıp hem başvurunu yapabilir hem de ismini yazdırarak çekilişle verilecek sürpriz hediyeleri kazanma şansı yakalayabilirsin. Başvuru Yarışmaya başvurmak için standlarımıza uğramak zorunda da değilsin, 20 Mart’tan itibaren facebook.com/tivibu adresine girip Facebook uygulamasındaki viral reklamcılıkla ilgili soruları doğru cevaplayarak, 10 Nisan’da yayınlanacak olan brief’e ulaşabilirsin. 28 Nisan’a kadar, oluşturduğun 3 kişilik grubunla brief doğrultusunda geliştirdiğin fikirleri [email protected] adresine yollaman gerekli. BÜO’dan yeni oyun: Sezuan’ın iyi insanı İnsan mı değişmeli, dünya mı? Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) bu dönem Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı oyunu ile seyirci karşısına çıkıyor. Müziklerin canlı olarak icra edildiği oyunun Nisan ayında gala yapması planlanıyor. Oyunda, “Ekonomik ve sosyal koşulların insani değerlerin anlamını yok ettiği bir dünyada, iyi insan olmak mümkün müdür?” sorusunun cevabı aranıyor. Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda ayakta tutmaya çalışan tanrıların yardımıyla, fahişe Shen Te bir tütün dükkanı açar. Ancak yoksulluğun yakıcı biçimde yaşandığı Sezuan kentinde hem iyilik yapmak, hem de ayakta kalmak hiç de kolay değildir. BÜO’nun, Bertolt Brecht’in 2000’li yıllarda nasıl yorumlanacağının cevabını aradığı oyun, izleyicilerini bekliyor. Oyun tarihleri için Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları grubunu Facebook’ta takip edebilirsiniz. Bırakın, pazarlama sizi baştan çıkarsın! 15. Brandmarker Uluslararası Pazarlama İletişimi Kongresi için geri sayım başladı. 17-23 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek olan uluslararası aktivite, bu sene de katılımcılarına pazarlamayı farklı bir pencereden görme fırsatı sunuyor. Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü, “Marketing will seduce you!” sloganıyla yine pazarlamanın kapılarını sizin için aralıyor. Ana sponsorluğunu Unilever’in üstlendiği Brandmarker, 15. senesinde “Social” temasıyla karşımızda. Ekip, bu yıl da dünyanın dört bir yanından gelen ve pazarlamaya ilgi duyan üniversite öğrencilerinin pazarlama ve iletişim dünyasındaki son gelişmeleri duayenlerin ağzından dinlemelerini amaçlıyor. Hafta boyunca katılımcılar, “Markaların Sosyalleşen Stratejileri, Sosyal Oyunlar ve Sosyalleşen İletişim Kanalları” hakkında bilgi edinme fırsatı yakalayacak. Bunun yanı sıra son gün “Sürdürülebilirlik” üzerine yoğunlaşılacak. Bu sene her zamankinden farklı olarak Unilever’in sponsorluğunda bir hafta süren bir vaka yarışması düzenlenecek. Bu kaliteli organizasyonun en önemli parçalarından biri de kusursuz eğlence. Gün boyunca devam eden eğitimlerin yorgunluğu geceleri düzenlenen eğlencelerle atılacak. Katılımcıların kaynaşmaları için oyun geceleri yapılacak, Istanbul’un seçkin kulüplerinde partiler düzenlenecek ve tekne turları yapılacak. Bunlara ek olarak kültürlerin birbirlerini daha iyi tanımasını amaçlayan bir de “Intercultural Day” olacak. Siz de Brandmarker’ın 15. yılı özel programına katılmak ve pazarlamayı ayrıcalıklı bir şekilde öğrenmek istiyorsanız, 17-23 Haziran tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’e davetlisiniz. Detaylı bilgi ve başvuru için: www.brandmarker. boun.edu.tr Magic Break 2012 Gelenekselleşen ve Boğaziçililerin merakla beklediği Magic Break 2012’ye çok az kaldı! Gezi Makinesi tarafından organize edilen bu etkinlik, geçen seneki gibi bu sene de World Palace Resort Kemer’de gerçekleşecek. Dopdolu bir eğlence programı ve her şey dahil uygun fiyatlarıyla 21-24 Nisan tarihlerinde Boğaziçililere rüya gibi geçecek 3 gece 4 gün yaşatacak. 19 İletişim dünyasının ekseni Boğaziçi’ne kayacak İletişim dünyasının önemli organizasyonlarından PR Professional İletişim ve Halkla İlişkiler Günleri yepyeni formatıyla iletişim profesyonellerini öğrencilerle buluşturmaya hazırlanıyor. İletişim fakültesi bulunmayan Boğaziçi Üniversitesi’nde bu alanda düzenlenen tek aktive olan ve bu sene 6.sı düzenlenecek olan PR Professional bu yıl 6-7-8 Nisan tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü Demir Demirgil Salonu’nda gerçekleşecek. Değişen formatıyla heyecanla beklenen PR Professional, PR dünyasının duayenlerini Türkiye’nin dört bir yanından halkla ilişkilere ilgi duyan ve merak eden üniversite öğrencileri ile buluşturmaya devam ediyor. Önceki senelerde Fügen Toksü, Ceyda Aydede, Serra Görpe gibi sektörün önemli isimlerini ağırlayan PR Professional’da bu sene de Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kriz Ynetimi, Marka ve İtibar Yönetimi, Sanat İletişimi, Etkinlik İletişimi gibi konularda UNDP Türkiye Yöneticisi Hansın Doğan, Zarakol İletişim Kurucu Başkanı Necla Zarakol, On İletişim Başkanı İpek Özgüden Özen, Kurumsal İletişimciler Derneği Başkanı Suat Özyaprak ve daha birçok PR uzmanı sektörün püf noktalarını öğrencilerle paylaşacaklar. Ekonomi Zirvesi tekrar toplanıyor Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü tarafından 7.si düzenlenen Ekonomi Zirvesi uzman ekonomistleri, akademisyenleri ve iş dünyasındaki öncü şirketlerin yöneticilerini ekonomiye ilgi duyan öğrencilerle bir araya getiriyor. Bu yılki konusu “Küresel Mali Kriz” olan Ekonomi Zirvesi 10-11 Nisan tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nde gerçekleşecek. Küresel mali krizin her yönüyle tartışılacağı Ekomoni Zirvesi önceki senelerde olduğu gibi bu yıl da çarpıcı konusu ve konuşmacılarıyla şimdiden ilgileri üzerine çekiyor. Finansbank, D&B, Ernst&Young sponsorluğunda yapılacak etkinliğe TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül, Citibank CEO’su Serra Akçaoğlu, SPK Başkanı Prof.Dr. Vedat Akgiray, İMKB Başkanı Dr. İbrahim Turhan, Prof. Dr. Emre Alkin, Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Mehmet Yörükoğlu, Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın ve daha birçok uzman isim katılacak. Bu yıl ayrıca etkinlik öncesinde “Küresel Mali Krizde En Kötüsü Geride Mi Kaldı?” konulu Bimeks ve Can Yayınları sponsorluğunda ödüllü yazı yarışması düzenlenecek. Katılımcılardan ABD ve Euro Bölgesi’ni dikkate alarak en kötünün geride kalıp kalmadığı ve AB’nin yeniden büyüme yakalayıp yakalayacağımızı konusunda öngörülerini içeren bir yazı isteniyor. Yazıların son gönderime tarihi 29 Mart 2012 Perşembe günü akşam 17.00 olmakla beraber ilk üç dereceye sırasıyla fotoğraf makinesi, iPod, kitap seti ödülleri verilecektir. Ayrıntılı bilgi içinhttp://buik.boun.edu.trziyaret edebilirsiniz. 20 umumi Her sağlam insan bir engelli adayıdır Dinamik Gazete’ye ilk başta ne yazmak istediğimi gerçekten bilmiyordum. Konu sınırlaması olmadığı için herhangi bir şey yazabilirdim, NEŞE İDİL ama engelli bir adam [email protected] hakkında yazmaya karar verdim. Gerçi çoğu insan, yazımın bundan sonrasına sadece göz gezdirecektir, ama beni çok etkileyen bu konuyu paylaşmak ve yaymak zorunda gibi hissediyorum kendimi. Hiçbir sıradışılığı olmayan, son derece normal ve sakin bir gün geçiriyordum. Bir arkadaşımla okuldan çıkmıştık ve metrobüse gidiyorduk. Hava kararmak üzereydi ve gerçekten çok soğuktu. Metrobüse bineceğimiz saat dört buçuk civarı olduğu için pek kalabalık değildi Zincirlikuyu. Kahkahalar atarak merdivenlerden iniyorduk ve o an merdivenlerden inen yalnızca biz vardık. O an bir ses bir soru sordu: “Engelli gazetemizi alarak engellilere yardım etmek ister misiniz?” Sessizleştik. Yürüyüp geçecektik aslında ama devam edemedik. Sesin sahibi, küçücük bir taburede kucağında gazetelerin olduğu bir kutuyla oturan görme engelli bir adamdı. Önce sadece para verdik ve gazeteyi almak istemedik. Hani mendil satan çocuğa para verirsin, ama mendili almazsın ya, işte öyle. “Gazete almayacak mısınız?” diye sordu. Biz de aldık tabii, iyi ki de almışız. O gazetenin o adam için ifade ettiği şeylerin büyüklüğünü konuşmanın devamında anladım. Konuşmaya başladı bizimle: “Gazeteyi aldığınız için çok teşekkür ederim ablacım. Yüzde 90 görme engelim var benim. Gazete satarak geçimimi sağlıyorum. Siz gazete alarak hem bana hem de derneğimize yardım etmiş oluyorsunuz. Gazetede Bedri’den Bir Mektup diye bir bölüm var, onu mutlaka okuyun. Ben İstinye tarafında bir dernekte çalışıyorum. Bizim televizyon programlarımız da var bir kanalda. Hatta o programa geçenlerde ben de çıktım ve anlattım ablacım. Anlattıklarım da gazetede var. Ameliyat oldum ben kısa zaman önce.” diyor ve kafasındaki yarayı bize göstermeye çalışıyor. Hatta hortum izi varmış boynunda, onu da gösteriyor. İnsanın hayatında unutamayacağı sahneler vardır. Benim için o sahne bunlardan biriydi. Oturduğu için kafası neredeyse bel hizamdaydı. Önümde derdini anlatmaya çalışan bir insan... Ayakta olmasaydım o anda, aynı hizada oturuyor olsaydık keşke. Hala aklımdan atamadım. Konuşmamızın bir yerinde bir kız geliyor ve para veriyor. O da bizim gibi gazeteyi almakta tereddüt ediyor, fakat sonunda o da alıyor ve gidiyor. Kız gelmeden önce adam bir şeyler anlattığı için devam etmesini bekliyoruz. Ancak o gittik sanıyor ve bağırmaya devam ediyor: “Engelli gazetemizi alarak engellilere yardım etmek ister misiniz?” Arkadaşımla bakışıyoruz. “Buradayız biz, giden başkasıydı” diyorum. “Ablacım kusura bakma. Ben dumanlı görüyorum, yüzde 90 göremiyorum. Gazetedeki yazıyı ağabeyim yazıya geçirdi, ben anlattım. Bedri’den Bir Mektup’u mutlaka okuyun”. Sonra gülerek benim bu yazıyı yazmama sebep olacak cümleyi söylüyor: “Arkadaşlarınıza da gösterin gazeteyi mutlaka. Onlara gazetedeki resmimi gösterir, ‘Biz gazeteyi bu adamdan aldık.’ diye hava atarsınız.” dedi. Bu yazıyı sonuna kadar okuyan kaç kişi olur bilmiyorum, ama eğer okursanız lütfen sadece 1 dakika bile olsa düşünün. Hepimizin ayrı ayrı dertleri var, ama engelliler için hayat çok daha farklı. Kiminin dünyası karanlık, kimininki sessiz, kimininki hareketsiz, ama istisnasız hepsinin dünyası desteksiz yaşamak için çok zor. Bunun farkında olmak bile bir başlangıç. Unutmayalım; her sağlam insan bir engelli adayıdır ve engeller ancak paylaşılınca yok olur. Yol ayrımları Bazı yol ayrımlarına geliriz, yol ayrımına geldiğimizi farketmeden. Bazı bazı farkederiz, ama bir adım önümüzü göremeyiz. Bazen çok BARAN KARSAK kolay yaparız seçimi, [email protected] bazen uzun uzun düşünür, ikilemler yaşarız. Bazense o kadar hazırlıksız yakalanırız ki her yol aynı görünür. İşte bu resim o kararsızlık anını anlatıyor. Hayatıma dair önemli kararları uzun zihinsel çalışmalar sonucunda verdiğimi sanırdım. Geçenlerde dönüp baktım ki bugünkü yaşamımı belirleyen, beni ben yapan kararların hepsi aniden yapılan seçimler, bir anda gelen fikirler, bir flaş patlaması hızında aydınlanıp derhal karanlığa gömülen düşüncelerden ibaret. Bir şiir okuduğunuz vakit çok kısa süreliğine hayatın bir yönüne dair söylenecek her şeyi söylediğinizi, bir tür bilgeliğe ulaştığınızı hissettiğiniz olmuştur. Diyelim ki harikulade bir aşk şiiri okudunuz; öyle hissedersiniz ki artık aşka dair her şeyi öğrenmiş, hissetmiş ve aşmışınızdır. Öyle ki artık aşka ihtiyacınız da yoktur, dünyevi aşkın ötesine geçmişinizdir adeta. Ancak çok uzun sürmez bu “geçici bilgelik”. Şiir bittikten sonra birkaç saniye gözünüz sayfada kalır hareketsiz, işte bu sürenin keyfini çıkarmak gerekir. Gözlerinizin ilk hareketi her şeyi bitirecek, yükseldiğiniz o tanrısal pozisyondan sizi sert bir şekilde yeryüzüne düşürecektir. Artık siz yeniden o şiiri okumadan önceki sizsinizdir. Aşka ihtiyacınız da vardır, bilge milge olduğunuz da yoktur. Yetersiz hayat tecrübemin şimdiden gösterdiği, en doğru kararların aniden akla gelen fikirlerin serbest çağrışımlarla harmanlanıp bilinçaltında kısa sürede öğütülmesi sonucu ulaşılan kararlar olduğudur. Diğer bir deyişle üzerine düşünülmemiş kararlar çoğu kez en doğru kararlardır. Düşünme eyleminin kendisi zaman kaybıdır. Düşünme süreci sancılıdır. Etraftakilerin baskısı üzerinizdedir. Bu resme bakarak merdivenleri takip edin. Merdivenlerin sonunda yolun bitip ışığın başladığı yerde aşağıdan yukarıya sakalı, çenesi, bıyığı, burnu, gözleri ve kaşlarıyla bir figür göreceksiniz. İlk bakışta göremediğimiz ama varlığını hep hissettiğimiz bu sorgulayıcı yüz; toplumun gözleri, toplum baskısı veya yapılan her hareketin doğruluğunu inceleyen bir Tanrı şeklinde yorumlanabilir. Omzumuza konmuş bir çuval yük gibi, görmesek de hissederiz bu baskıyı attığımız her adımda. Gelelim bu yosunlu merdivenleri ne taraftan çıksak sorusuna. Gerçeğin en saf hali şu ki: doğru yolu kimse bilmiyor. Adımlarınızın uzandığı tarafa kuşku, pişmanlık duymamamya çalışarak gitmek tek seçenek. Simon&Garfunkel’ın ünlü şarkısında dediği gibi “Seçim yapman gerektiğinde hangi açıdan bakarsan bak kaybedersin”. Seçmediğimiz her şey, kaçırdığımız her şeydir. Bu konuda bağırıp çağırmak, şikayet etmek de yararsızdır. Tek yapabileceğimiz seçtiğimiz taraftaki sarı binanın köşesinden hayatımızı değiştirecek insanlar çıkması ümidiyle sağlam adımlar atarak merdivenleri tırmanmaya devam etmektir. Bir de unutmamak gerekir ki her iki yolun sonu da aydınlıktır. Ruhumuza dikilen gözlerin göremediği apartman girişleri ve binaların girintili-çıkıntılı yapısı, merdivenlerdeki “hayat” denilen bu yolculuğumuza heyecan katmak ve sadece kendimizin bildiği hikayeler yaratmamıza olanak tanımak için mevcuttur. Haliç’ten yalnızlığa Yalnızlık mı istiyorsun? Bekleyeceksin o zaman o yağmurun yağmasını. Sigarasının dumanında boğulacaksın bu şehrin. O duman gibi soluk gri ECEM BAYAR bir havada kalabalı[email protected] laşacak trafik ışıkları, araba farları, sokak lambaları. Gözünü alacak hepsi. Gözlerini kısacaksın göz kapaklarına vuran yağmur damlalarından. Rüzgâr işçi elleriyle geriye doğru tarayacak saçlarını hoyratça. Birkaç tel koparıp alacak senden hiç sormadan etmeden. Üstünde siyah uzun bir paltoyla hızla yürüyeceksin üstüne doğru rüzgârın. Sırça damlalar birikecek o siyah paltonun üzerinde. Sen sağa sola çarptıkça sokaklarda birer birer kırılacak ve dağılacaklar. Üzüleceksin onlara. Bir gözyaşı gibi akacaklar asfalta doğru ve ezilecekler yapraklarının kenarları çürümüş papatyalar gibi. Bacak kasların acıyacak, alevler içinde yandığını hissedeceksin bacaklarının topak topak. Durup bakacaksın Haliç Köprüsü’nden aşağı, balıkları kıskanacak yalnızlığın bir an için. Hemen yanındaki mavi taburede oturan balıkçı gülümseyecek sana ve sen istemeyerek de olsa karşılık vereceksin hiç düşünmeden. Yutkunacaksın o gülümseyişi kafanı çevirip beri tarafa. Dişlerin batacak boğazına kalın sivri bir kılçık gibi. Saplanıp kalacaklar, acıyacak canın ama boş vereceksin. Bir parça tükürük biriktirip ağzının içinde yuvarlayacaksın hemen ardından söküp atsın bu sahtekârlığı diye. Yürümeye devam edeceksin hemen aşağı, sahile doğru. Ezanı duyacaksın aniden, burnunun içini yakacak şalgam tadında bir yankı, doluşacak kulaklarına, oradan yayılacak içinde her yere. Dua etmeye bile yüz bulamayacak yalnızlığın. Ne isteyecek şimdi Tanrı’dan? Ne için okuyacak onca satırı küçükken anneannesinden öğrendiği? Ya da ne diye içinden gelenleri anlatıp duracak? Sen istemedin mi bu yalnızlığı? Susup oturacaksın o taşın üstüne ıslak da olsa. Tanrı’yı bile unutacaksın, ezberlediğin duaları da. Yosun yeşili denizin beyaz köpükleri ellerini uzatacak çamur içinde kalmış ayakkabılarına. Üstlerinden akıp geri dönecekler geldikleri yere. Onlar bile terk edecek seni. Sen değil miydin yalnızlığa hasret, yalnızlığa yoldaş, yalnızlığa muhtaç? Ne diye bunca isyan her gidişin ardından? Trene binip yol boyu camdaki yansımama baktım dönüş yolunda. Haydarpaşa’dan Erenköy’e kadar. Gözlerim… Kalın sürme çektiğim gözlerim ne kadar da büyümüştü. Sadece baktım sağ gözüme. Gözümün içinden insanlar, yalnızlıklar, sesler, suskunluklar, aydınlıklar, karanlıklar hatta binalar, arabalar geçti. Geldikleri gibi gitti hepsi, hızla başkaları doldurdu yerlerini. Gözlerim… Simsiyah sürmenin altında ne kadar da belirgin içindeki incecik, cılız yeşil çizgiler. Kimsenin göremediği kadar… Kör olmuş çam ormanları gibi… eğlence Boğaziçi Tweet one does not simply add course. Galip Aydemir Pavlov’un köpeği benim için hala ‘havlov’ dur, üzgünüm İlkgül Özçamur GPA Calculator açılsa da havamızı bulsak. Seray Keskin 21 Öğrenci işi yemek tarifleri “Bekâr bir adam, asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz.” der Korkma Ben Varım’da Murat Menteş. Burada öğrenci evlerindeki öğrencilerin bekâr olduklarını önkabul olarak alalım. Kısa sürede hazırlanacak, maliyeti yüksek olmayacak ve en önemlisi doyuracak yemekler ister öğrenciler. Annelerinin hazırladığı nefis atıştırmalıklar ana yemektir bazı bazı, memleketten getirilen memlekete özgü tatlar da öyle. İşte size birkaç öğrenci yemeği: Şu an registrationa girmeye calısan bounlu gibiyim, pegasus bilet satıs’a ulasmaya calısıyorum açmıyolar e sıcayım yaptıgınız işe o zaman ben. Sena Saban Migros reklamındaki sarışın uzun saçlı yabancı herifi her gün Boğaziçi’nde görüyorum ben, ne ayak? Destine Bayramoğlu Halkla ilişkiler dur allahını seversen zaten ortalık karışık. Melih [@Slethron] Okulun facebookta düzenlediği consent yarışmasına katılmak için, consentlerin gönderilmiş olması zorunluluğu olsaydı keşke. Yaz-caps al-sil. İlkay Yasin Çekin “burası call center biraz sessiz olur musunuz” diye stajyer azarlayan çalışandan sonra, ofis ve study arasındaki 7 farkı bulmak imkânsız. Duygu Tarhan Doktor da gitmiyor, hoca da gitmiyor, yol da gitmiyor ama o köy bizim. Öyle. Beyin yikama cok ayip bisey cok. Ecenaz Özcengiz “Maklube gibisi yook!” Maklube. Etli pilav. Pilavın içerisine serpiştirilebilecek kuş üzümü ve badem nefis bir tat katabilir. Kuşbaşı veya tavuk eti ile yapılır. Hazırlanan etli pilav büyük bir tepsiye boşaltılır. Etli pilavın aralıklarına yoğurt ve salata da konulur. En önemli özelliği, maklube hazırlanırken ve yenilirken kollektifliğin sımsıkı sardığı sözlerin ruhun derinliklerine uhrevi dalgalarla ulaşmasını sağlarken, bedene de haz yaşatmayı sağlaması. “Yap bir pomlet, sofranı inlet” Şu an elinize iki yumurta aldığınızı görüyorum. Kırıp çırpacağınızı biliyorum, düz bir tavaya zeytinyağı koyup biraz ısıtacağınızı da. Çırpılmış yumurtayı tavaya koyduktan sonra geri çekileceğinizi düşünüyorum. Rendelenmiş patatesleri sabırsızlıkla yumurtanın üzerine koyup bekleyeceksiniz. Daha sonra can sıkıntısını önlemek adına, katılaşmaya yakın yumurtayı havaya atıp pomletin düzenini sağlayacaksınız, o omlet katlanacak abi/abla. Gurur duyacaksınız, gaza gelip biraz kekik ve roka ile servis edeceksiniz. Olacak, hissediyorum. “Menemen olayı, yemeğin kolayı” Doymak ister öğrenci, ekmeği bol kullanır bazen. İşte ekmeğin en bol kullandığı yemeklerden biri: menemen. Diriliklerini koruyan üç domates, uzun ve ince bir yeşilbiber, biraz zeytinyağı ve iki yumurta. Püf noktalar: Domatesi soyun, ondan sonra işini halledin. Yu- Bunları biliyor muydunuz? � 1906 Olimpiyatları’nda bronz madalya alan Mihail Dorizas, okulun en başarılı atleti olarak görüldü. � Cyrus Hamlin, okulun ilk binasını yaparken testereyle iki parmağını kesti. � Okulda 1867-68 yıllarında öğrenci olan Silvio ve Pierre Biscuchia kardeşler kavga edince, Cyrus Hamlin kavgaya müdahale eder ve kardeşlere bir anlaşma imzalatır. Anlaşmaya göre kardeşler birbirlerine domuz, hırsız, köpek gibi kötü ithamlarda bulunmayacaklardır. Fakat sonrasında kardeşlerden birinin diğerini bir kavga esnasında öldürmesiyle anlaşmanın da bir anlamı kalmaz. � Türkiye’de basketbol, ilk kez 1906-1907 yıllarında Robert Kolej’de oynandı. � O dönemin profesörlerinden Van Millingen’in yeğeni John Henry Charnaud, okulda disiplin cezası alan ilk kişiydi ve sonrasında okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Recep Çağan Yegül murta çok pişmemeli, pişerse menemen olmaz, o artık “başka” bir şeydir. “İşte size macaroni, bütün gözler arar oni” Her ruh hali ile yenilebilecek bir yemektir makarna. Guruldayan karınların kurtarıcısı, kapitalizmin en ağır düşmanı, ketçabın, soya sosunun, yoğurdun en gözde aşkıdır makarna. Alırsınız, sıcak suda kaynatırsınız. 13 dakika iyidir bu arada. Çıkartırsınız, soslarınızı dökersiniz üstüne. Güzel görünmesini sağlamak adına maydanozlar, rokalar koyarsınız köşelere. Ah şu Fen Bilgisi dersleri. Hele biraz da şarabınız varsa. Yeme de yanında için. 22 gurbet* * SOYDAN TURGUT [email protected] Exchange yazı dizisi 0 kişilik aklaşık 6 hrin y n e tt le n şe r mil kadar he rup olduk, heme ık. Tabii lee g d c la ir in ş b k a e k b ç ü e ey büy bazı ne getirm oldu. Daha ilk den önce ayılı gün için tü e s ü m ı it g ın e a lt d s a r ılın Aslınd kadar ni aksilikle on 500 y tün düze ı. Her ne bir takım sonunda şehir s e sezorim vard ada alıştığım bü herkesv ın ı ur haftamız depremini yaşad de olsa, b karak ve tanıdığım n farklı etli ydı. d a e a id ld m ş ır o a b y n m e e a d gerid arak ta neboyunca asırgası nda ayrıl ir çevrede bir dö nun ilk k ulunduğum süre n ten bir a b e i r dan ü n b s e k y a n a uzu e ve Orad çok y ın yler bir ülked ecektim. Kısmen dan, ltürünü e ü ş k ı z n a a b ik e r ir ın Ame ldum v u b mimi geç lık sürecinin ard ağım bir ğin; tı e a n s r r ac sız tanıma fı ok ilginç geldi. Ö bir bir karar n pişman olmay kaç kez ç it n a e te ir ma din gerçek inin ken hiçbir za k, daha önce de b rdıkve çevres rdı ve hava kara olmadığım l ra ı u c ta k a n o a b ım a a d y v a gi a n tı d a a u k h r il r o ğ k e ç için ’ye do polis teş ampüs içinde h gittiğim tsiz gton, DC e r in c k h ü a s e r a r n e W o , tan s şka bir y alkollü içki a bir şehre . b m n li a e d , dan m bir nokta orlardı. Ayrıca, ine 21’di un ardın yola çıktı şıy ks yolculuğ rdaki bavullarla ir b n u olarak ta ı çoğu ülkenin a l tüketz U mikta nin ş e ır o a ıl y m lk y ş a a m s le r ı in ti e r r e tük akile ile deki hatı ardım ve yurda y in odama şın altınd e dokunmaları b a y v iç u a b m e m u v ğ y u e r iş a ld ş , yurdu o ıl , e d a a Ca imd yan nde orad ışında da mek bir eri girdiğ ilk günü unların d Türkiye’de çok endim. İç ında biraz B b . i tı iş k k a s k ya ibi ıl giren il ra karşıs alar ve ve Noel g azı günlerin nas s m manza b Bayramı ve n a im y gördüğü nkü yataklar, ma her şey a tt e m k n kutla tanıklı re çü la e ; n z z a m ü . fa d u k tü ın a k ld k r o ü ir olm ına ya eyim şigüzel b da dahil kutlandığ çok güzel bir den bir sürü dolaplar ısının önüne geli ortamı in cak ap tik benim iç içinde de yapıla ehrin tam odanın k kılmıştı! Bu kao ş n e v ü s in ü n a im e p d ır it r m b s e Ka arar v Üniver şekilde k ı. a d y ktiviteler i a a r a v h u e tm e b ra a aktivit an bu ş ı, hem s ıl a y a s bir kena lm o bölgeyi ti n e başke m de bu rkezind ın e e n h m a , r y o n ü ıy d . k, şehrin arttır ya çıktım amını oryantasin sayısı yapıyordu. Üsteli o ağına r dolaşma m ton nli metr nın ta Washing çok güve ve geniş safesinde İlk hafta lmasına e George kten çok e o h m z T ü e n d a m m ır ü e dü i gerç rin yür yona ay iş e y u r b k Derslere , il ı. h a in d n h y’n Da ir artıy rağme b li m Universit ı belirtmeliyim. e e n g (özellikle aö ın exchan olması d setmek gerekirse i dersiyi yaptığ an itibaren diğer h ım ak a d d rd başla den de b k dersleri) bura dakikala naşmaya ısır’dan y a li k is ı. d le d n y iy e r ola müh öğrencile an İspanya’ya, M lya’ya at daha k gea’d den kat k n’da sadece 5 ay stra r u le v A n a ve Frans ’d to likte a g k ir r b in a h n s nim Wa r zama e h a Fas’a, Da d m r a la da çirmiş ols ve yan yana oda tlar t a k fa li, z if u y d zel os ve ke olduğum in çok gü itli şehirlerini ukça sıcak an kar yağışlı. iç ld o ız a v ım a h ığ zam Yazın ın çeş yaşad merika’n da çok güzel enel İklim: kten soğuk ve zamanöğrenci kulübü var. G A . . C D im , d n to in ed gerçe iği bir yor. ashing ralarda azın y. Şehir: W ra bırakıyor. Kışın ise n kurduğu ve yönett BI) tarafından korunu rle, dim ve o aha oradayken y a it z e rs g e iv e n d U n e ri la F D rl sıy ış to . ile e e a ğ g c v s y a n in n im y o IA h o re d ir i, C öğ ca k üren Was idip d vakit geç he George a yerini sık ve uzun s adında, okuldaki Türkolisi-GWPD, şehir polisor. Bütün gün boyun geçirebilirsiniz. elerine g ve şimdi T i: lk ü m is in e it iz iy ptık Ünivers birbirim sonbahard Student Association lik birimi (kampüs p Festivali düzenlen asyonlarla dolu vakit , Beyaz Saray, larını ya p bakven Türk niz ish eleri ü a e z enin plan um! Geriye dönü york g ü rg ’d m rı o Tu a C M z y k li U D e n a a it , g tl ia ş 4 n W u n G rı çe to o ylü iths ları m e ait erisi: shing e civa çekiyor mleyi sö Kampüs önpüs güvenliği: Okul ver yıl Ekim ayında Wa leriyle ve kültürümüzamen ücretsiz olan Sm ezarlar ve savaş anıt stik yerlerin yazı iple ece şu cü d a ri m k s H e m ıt tu : e n m e n Kam Ta a is d e e r: k y t, iz a e n ere Türk liyor. tığımd işim!” ereken yerlWashington Monume ok özlediğin görülmesi g başında ge i ki gitm Gidilmesi g Türkiye’yi ç rum: “İy k ı t r A az y ! n i s l ge yd turgut.so seri ilanlar Staj Güncesi Staj yapmak, kimilerine eğlenceli gelen ve okuldan, sınavlardan, ödevlerden biraz olsun uzaklaştıran farklı bir deneyim iken; kimilerine de sıkıcı, mecburi bir görevin yerine getirildiği bir dönem gibi görülür. Ben bu durumda ilk kategoride yer alanlardanım galiba. Çünkü daha 2. sınıfın başlarındayken kendimi insan kaynaklarında staj yapıyorken buldum; ama çok geçmeden bu departmanın bana ve isteklerime cevap vermediğini anladım. Daha sonra, kariyerim adına daha doğru kararlar verebilmek ve ileride çalışmak isteyeceğim meslekteki imkanları yakından görebilmek için başka departmanları denemeye başladım. O zamanlar, bölümüm ile daha alakalı olacağını düşündüğüm(!) finans departmanı ile Nestle’de ilk kurumsal stajıma adım attım. Bu stajımda gerçekten çok şey öğrendim diyebilirim. Belki de bunlardan en önemlisi, teori ile pratiğin gerçekten birbirini pek tutmuyor olmasıydı. Ben bu stajımda, beklediğimin çok üzerinde sorumluluk veren bir anlayış ile karşılaştım. Yöneticim, beni hemen her şeye dahil ederken, ben kendimi bir anda kar-zarar tablolarının, geçmiş yıl/gelecek yıl bütçelerinin ve yapılan tüm finansal analizlerin, yani aslında finans departmanının gerçekleştiriyor olduğu en önemli işlerin ortasında İLANLAR buldum. Belki de bu anlamda çok şanslıydım; çünkü hep söylenen “stajyer getir-götür işlerine bakar, fotokopi çeker” klişelerinin çok dışında, birebir projelere dahil olabildiğim bir staj gerçekleştirdim. Hem iş hayatının daha da farkına vardım, hem de -güzel bir şekilde sonlandırmış olmama rağmen- bu departmanın da bana göre olmadığını keşfettim. Belki de, mezun olduktan sonra düşeceğim en büyük hatalardan birini yapmaktan kurtuldum ve çalıştığım şirketlerde edindiğim gözlemlerle, hangi alanı istediğim konusunda çok daha kararlı bir hale geldim. Bu sebeple, stajlarım sayesinde hem okul sonrası beni nasıl bir hayatın beklediğini daha rahat kavradım, hem de bu hayatta benim nerede duruyor olacağımı çok daha kolay belirleyebildim. Eğer siz de ileride hangi alanda devam edeceğiniz konusunda kararsızsanız ya da nasıl bir ortamın sizleri beklediğini şimdiden merak etmeye başladıysanız, hiç durmayın ve başvurulara başlayın derim! :) Başak Acar [email protected] Ekonomi - 3. sınıf Nestle arıyoruz! an arkadaş ay b 3. e iz im Etiler’deki ev L Kira: 500 T -150 TL derleri: 100 Evin diğer gi 6 2 796 68 0 İletişim: 053 sındadır. rekçinin bina ıyoruz. Ev bö ar edin! şı le da ce ka A . ar 3. ev uzaklıkta ka ki da 5 e s’ Güney Kampü ün giderler dahil) (büt Kira: 750 TL 403 90 64 32 05 : im iş İlet kız arkadaş niş i evimize 4. ek d ’n ü uzaklıkta, ge st ü Hisar a 5-6 dakika ıy p ka r le ti arıyoruz! E flı. ve az masra 3 217 04 87 54 0 : im İletiş lık daire. ve kombili kira 3+1 full eşyalı yakındır. 327 77 77 İletişim: 0535 ilya Satılık mob ltuk: 40 TL 1 adet 3’lü ko uk: 15 TL*4 TL kolt ve 3 raflı): 25 4 adet tekli hpası (camlı se n yo iz ev Tel 5 720 59 39 İletişim: 050 Boğaziçi Üniversitesi’nin Tek Kampüs Gazetesi Dinamik Gazete’de Herhangi Bir İlanınızın Yer Almasını İstiyorsanız; [email protected] adresine veya 0212 359 68 14 numarasına ilanınızı bildirebilirsiniz. e Daire caddey 23
Benzer belgeler
Dinamik gazete 71. sayısını görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız.
Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımla birlikte yazıları ve emeği
bulunan tüm üyelerimize teşekkür ediyorum.
Dinamik gazete 69. sayısını görüntülemek ve kaydetmek için tıklayınız.
Sahibi
Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü Adına
Tolgacan Ceylan
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Tolgacan Ceylan
Genel Yayın Yönetmeni
Gökhan Er
Editör
Buse Aylan
Yazı ve Reklam İşleri Sorum...