sayı: 02 / ekim / 2007 Bienal, Yönetim Yoko Ono, Mezuniyet Liberya
Transkript
sayı: 02 / ekim / 2007 Bienal, Yönetim Yoko Ono, Mezuniyet Liberya
SUdergi sayý: 02 / ekim / 2007 Bienal, Yönetim Yoko Ono, Mezuniyet Liberya, Seçim Ýkinci sayýmýzý, aðýrlýklý olarak portrelere, bireylere ve geçtiðimiz yazýn belli baþlý geliþmelerine, projelerine ayýrdýk hem aramýza yeni katýlanlara Üniversite ile ilgili alternatif bilgi kaynaðý sunmak hem de yaz aylarýnýn sükunet penceresini aralayýp içeriye bakmak için. Bu yüzden ikinci sayýmýzda sayfa sayýsýný 64e çýkarttýk. Yine de büyük kolajýn küçük bir kesitini yakalayabildik. Yeni baþlayanlar için önemli bir not: Kapakta gördüðünüz köpek... 01 KÜNYE ÝÇÝNDEKÝLER DERGÝ Sayý 2 Ekim 2007 Ücretsizdir Sahibi Sabancý Üniversitesi Yayýn Sorumlu Müdürü Elif Gülez Yayýn Koordinatörü Demet Oðuz Danýþma Kurulu Hasan Bülent Kahraman Gülayþe Koçak Defne Üçer Nesrin Balkan Yýldýz Arýkan Fatma Onat Zeynep Okan Pýnar Ýlik Ýbrahim Tevfik Karatop Süleyman Dost Sibel Karadað Nuri Karamollaoðlu Muhabirler Pýnar Ýlik Ýbrahim Tevfik Karatop Nuri Karamollaoðlu Süleyman Dost Merve Tuðçe Þahin Bu sayýya katkýda bulunanlar Defne Üçer, Gülayþe Koçak, Hasan Bülent Kahraman, Nesrin Balkan, Hülya Adak, Gülseren Caþýn, Zeynep Okan, Ali Çarkoðlu, Kemal Ýnan, Batuhan Aydagül, Burcu Kanyýlmaz, Osman Yavuz Perk, Haluk Bal, Yekta Kara, Hilmi Çelik, Iþýk Tüzün, Aslý Çetinkaya, Þükrü Hanioðlu, Melih Özsöz, Þule Alptekin, Özgür Kýbrýs 03 / Bienal 06 / Yoko Ono 09 / Ýlhan Koman 14 / Mezuniyet 19 / Hilmi Çelik 26 / Haluk Bal 29 / Kemal Ýnan 36 / Seçim 45 /Liberya 49 /Ýyi Örnekler 51 / Yekta Kara 56 / Deðiþim 58 / Hanioðlu 62 / Yeni Çýkanlar 02 / Bizden 23 / Üniversite 42 / Proje / Van 60 / Mezunlardan 64 / Bolçene Grafik Tasarým ve Uygulama Ragýp Ýstek-Ressam ve Öðretim Görevlisi GrafikaSU-Leyla Özcivelek Durlu- Öðretim Görevlisi Baský Mas Matbaacýlýk San. ve Tic. A.Þ. Hamidiye mah. Soðuksu cad. No:3 Kaðýthane-Ýstanbul Tel: (212) 294 10 00 e-posta: [email protected] Yayýn Türü Üniversite topluluðuna yönelik olarak yayýnlanan yarý popüler bir kültür dergisi 39 /Proje/ BM Telif Haklarý Her hakký saklýdýr. Bu dergide yer alan yazý, makale, fotoðraf ve illüstrasyonlarý elektronik ortamlarda dahil olmak üzere her þekilde çoðaltma ve baþka yerlerde kullanma hakký münhasýran Sabancý Üniversitesine aittir. Sabancý Üniversitesi, gerekli gördüðü hallerde içeriðin bir kýsmýnýn veya tamamýnýn çoðaltýlmasý için yazýlý izin verebilir. Yönetim Yeri Ýletiþim ve Halkla Ýliþkiler Birimi Sabancý Üniversitesi Orhanlý, Tuzla 34956 Ýstanbul Tel: (216) 483 90 77, 483 9101 Faks: (216) 483 90 45 e-posta: [email protected] BÝZDEN sabancý üniversitesi / dergi Yeni baþlayanlar için büyük kolajdan bir kesit SU-Derginin geçtiðimiz ilkbaharda çýkan ilk sayýsýnda Üniversitede üretilen bilgiyi sayfalarýmýza taþýmak istediðimizden söz etmiþtik. Ýlk sayýmýz bunu bir ölçüde baþardý. Ýkinci sayýmýzý, aðýrlýklý olarak portrelere, bireylere ve geçtiðimiz yazýn belli baþlý geliþmelerine, projelerine ayýrdýk hem aramýza yeni katýlanlara Üniversite ile ilgili alternatif bilgi kaynaðý sunmak hem de yaz aylarýnýn sükunet penceresini aralayýp içeriye bakmak için. Bu yüzden ikinci sayýmýzda sayfa sayýsýný 64e çýkarttýk. Yine de büyük kolajýn küçük bir kesitini yakalayabildik. Yeni baþlayanlar için önemli bir not: Kapakta gördüðünüz köpek, kampusumuzun uðuru, aþýlarý ve bakýmý düzenli olarak yaptýrýlan - arzu edenler Özgür Kýbrýstan ayrýntýlý bilgi alabilir- Defne. Dergimize kapak olduðunu bildiðinden þüpheliyiz. Keyifli okumalar! Editör 02 Fotoðraf: Senem Kýnalýbaþ BÝENAL 03 10. Ýstanbul Bienali Üzerine Ýmkansýz Deðil, Üstelik Gerekli: Küresel Savaþ Çaðýnda Ýyimserlik Nuri Karamollaoðlu-Kültürel Çalýþmalar 4. Sýnýf Öðrencisi Modernleþme, Büyük Umutlar, Kargaþa Modernleþmenin erken dönemlerinden itibaren, üretim süreçleri ve iliþkilerinde yaþanan radikal dönüþümlere, sosyal, politik ve kültürel yapýlanmalar ve iliþkilerde de ayný þiddette dönüþümler etki etti. Bu dönüþümlerin hepsinde öncel, kur ucu bir rol oynadýðý gözlemlenebilecek bir süreç ise sosyal bilimler ve politikanýn, gittikçe birbirleriyle etkileþecek þekilde evrilmesiydi. Sosyal bilimler, 18. yüzyýla kadar izi sürülebilen hýzlý deðiþiminde, büyük oranda doða bilimlerindeki geliþmeleri örnek aldý. Doða bilimlerindeki ani geliþim ve disiplinleþmeyi saðlayan, akýl ve gözleme dayalý, birikimli, sistematik, nesnel bilgi edinme/üretme sürecinin kabulü; ve elde edilen bilginin, gittikçe anlaþýlan, sýrrý çözülen doðanýn üzerinde hakimiyet kurma pratiklerinin hizmetine verilmesi oldu. Doðayý anlayarak doðaya hükmetme motifini takiben; ve onu model alarak, sosyal bilimler de, doða deðil insan üzerine benzeri bir bilgi edinme/üretme sürecini hedefledi: akýl ve gözleme Kozadan Çýkýþlar, Midesi Ekþiyen Havuç, Zhu Jianýn ÝMÇdeki yerleþtirmesinden (c) IKSV dayalý, birikimli, sistematik, nesnel ve yanlýþlanabilir. Ýnsanlar ve toplumlar Bienalin bu seneki temasýnýn merkezini oluþturan küresel savaþ çaðý üzerine üretilen bu bilgi, bu bilginin teþhisi, fazla iddialý dursa, üstelik takip eden iyimserlik önerisini daha getirdiði yeni insan ve toplum anlayýþý ulaþýlmaz kýlar gözükse de, kimsenin kolay kolay geçersiz olduðunu iddia ise, siyasetin, toplum planlamasýnýn, edebileceði bir önerme deðil. Nitekim, 2 sene önce gerçekleþen 9. Ýstanbul disipline edici kurum ve uygulamalarýn Bienali de, seçtiði tema ve odaklandýðý meseleler açýsýndan benzer bir tesis edilmesi ve geliþtirilmesinde yol seçmiþti, organizasyon ve uygulamadaki tüm farklýlýklara raðmen. kullanýlacaktý. Bu süreç, akýl ve Küresel savaþ çaðýnda iyimser olabilmemiz için, her þeyden önce bu çaðla bilgi aracýlýðýyla ilerlemeye duyulan hesaplaþmak gerektiði açýk; bu da akla ilk iþ olarak, yüzlerce yýldýr gerek (Fransýz Devrimi dönemi düþünürlerinde þiddeti, gerekse coðrafi etki alaný giderek artan modernleþme süreçleriyle, ilk sistemli ifadesini bulan) inancý, modernleþmenin izlediði karmaþýk, farklý yollarla hesaplaþmayý getiriyor. toplumsal bilincin köklü bir parçasý Uzun bir süredir kabul görmüþ þekliyle, çoðul modernleþmelerin ya da. haline getirdi. Diðer yandan, akýl yoluyla topluma ve insana düzen verme anlayýþýnýn, kendisinin ayrýlmaz yüzü olan totaliter, baskýcý yönetim pratiklerinin olumsuz etkileri sonucu adým adým sarsýlmasý kaçýnýlmaz oldu. Ýnsana bir dünya sabancý üniversitesi / dergi görüþü, dünyaya dair bir bilgi edinme ayrýlmaz bir yüzü olan kolonizasyon yöntemi ve kavramsal çerçevesi süreci de, 20. yüzyýlda giderek saðlayan, bu dünya içindeki yerini, yaygýnlaþan baðýmsýzlýk hareketleriyle, kimliðini belirlemesi için dini geçersiz farklý, postkolonyal denilen sürece kýlýp yerini alabileceðine inanýlan evriliyordu. Bu süreçte, kolonyal bu yeni, akýlcý dünya görüþünün, dönemi geride býrakmýþ ülkelerin geç kendisine yüklenilen beklentilerin pek modernleþmesi, bu zamana deðin azýný yerine getirebildiði artýk gerek Avrupa merkezli olarak incelenmiþ akademide, gerekse toplumsal bilinçte modernleþme sürecinin ayrýlmaz bir parçasý haline geldi. kabul görmüþ durumda.. Yenilginin kabulü de, aydýnlanma ve Moder nleþmenin, her toplumu rasyonel bir ideal topluma ulaþma doðr u uygulanmasý dur umunda umutlarýnýn yayýlma ve yerleþmesinin i l e r l e t e c e ð i n e v e m u t l u l u ð a olduðu gibi, tarihsel bir sürecin getirisi. götüreceðine inanýlan, rasyonel ve Modernleþme sürecinin eleþtirilerinin ilerlemeci yönteme inancýný sonuna kadar benimsemiþ olan sosyalizmin popülerleþip kabul görmesi, modernleþmenin etkilerinin þiddetle yenilgisinin, komünist rejimlerin görünürleþmesiyle birlikte daha çözülüþünün de etkisiyle büyük ölçüde 20. yüzyýl baþýndan kaçýnýlmaz kabulü, evrensel bir umut ve kurtuluþa hale gelmiþti. 20. yüzyýl baþýnda, dair modern umutlara vurulan son ve modernleþmenin özgürleþtirici ve büyük darbe oldu. ilerlemeci, evrensel olma iddiasýndaki Sanat ve Siyasi Eylem, Dönüþümler inançlarýnýn hala büyük ölçüde geçerli 20. yüzyýl boyunca sanat ve düþünce ve ikna edici olmasýna raðmen, 19. dünyasýnda yaþanan dönüþümler, yüzyýl sonunda Avrupada toplumsal özellikle postmodernizmin yükseliþiyle, bilince hakim olan anlam kaybý, dünyayý açýklama iddiasýndaki büyük doðrultusuzluk, ahlaki ve kültürel anlatýlarý, sabit ve ulaþýlabilir bir yozlaþma, belirsizlik algýlamasýnýn gerçeklik anlayýþýný giderek geçersiz kýlarken, bunun sanata yansýmasý, býraktýðý izler, modernleþme anlayýþýnýn ekonomik ve sosyal yaklaþým ve yöntemlerde büyük bir çýkmazlarýný kuramlaþtýran felsefi çoðullaþma, buna baðlý olarak da belli çalýþmalar, modern, araçsal yaþamýn akýmlar üzerinden takip edilemeyecek getirdiði hissizleþmeyi ve anlam ve deðerlendirilemeyecek, çoðulcu bir kaybýný hedef alan, romantizmin sanat anlayýþýna doðru evrilme þeklinde öncüsü olduðu sanatsal akýmlar, oldu. modernleþmenin (özellikle ezilen Entelektüel ve sanatçýnýn öncülüðünde sýnýflarda) yol açtýðý yýkýmý ele alan üretilen politik düþünce ve eylem de, edebi eserler, bir zorunluluk haline bu dönemde ciddi dönüþümlerden hale gelmiþ olan modernleþmenin geçti. Ýdeolojiyi en basit tanýmýyla çarpmasýyla hesaplaþma iþini farklý alýr,sistemlerin kendilerini görünmez yönlerden ele alýyordu. 2. Dünya kýlmak yoluyla varlýklarýný ve Savaþýnýn doðurduðu Auschwitz ve meþruiyetlerini devam ettirmelerini benzeri felaketler, modernleþme saðlayan dünya görüþleri ve düþünme fýr týnasýnýn getirdiði felaketlerin, biçimleri olduðunu varsayarsak; tek bir devlet/toplumun tarihsel sistemin etken aktörünün devletlerden hatalarýna, yoldan sapmalarýna piyasaya kaymasýnýn, muhalif a t f e d i l e r e k r e f o r m y o l u y l a düþüncenin ve sanatýn iþlevinde yol aþýlamayacak þekilde küresel ve açtýðý sonuçlarý da düþünebiliriz. modernleþme anlayýþýna içkin, ayný Toplumsal ilerlemeye olan inancýný, zamanda insana dair geleneksel bundan türeyen pratikleri somutlaþtýran (rasyonel ve ahlaki) varsayýmlarla ve dayatan devlet hegemonyasýnýn, anlaþýlamayacak kadar da radikal yerini serbest pazarýn ve sermayenin olduðunu kaçýnýlmaz þekilde ortaya gevþek ama kaçýlamayanhakimiyetine koyuyordu. Uzun süredir devam eden býrakmasý, entelektüelleri ve sanatçýlarý ve Avr upa moder nleþmesinin toplumda, devletten baðýmsýz ve 04 Barnbookun Antrepodaki iþinden bir görüntü (c) ÝKSV artmýþ bir ifade özgürlüðüne sahip yeni bir konuma taþýrken, bir yandan da, bu gr uplarýn sermayeyle güçlenen ve kaçýnýlmazlaþan iliþkileri, daimi ve dikkatli sorgulamalarý gerekli kýldý. Daha önemlisi, sosyal süreçleri kavramsallaþtýrýr ve eleþtirirken, diðer yöntemlerden üstün, toplumu ve dünyayý daha doðru kavrayan bir yöntem iddiasýnda bulunulamaz hale gelmesi, entelektüel ve sanatçýlarýn yaratabileceði muhalif etkiyi büyük oranda nötralize etti. Bu yeni konumda, muhalefet edilecek olanýn dönüþümü (baskýcý devletlerden, küresel adaletsizliðe ve pazar hegemonyasýna doðru), yeni ve özgün muhalefet biçimleri üzerine düþünmeyi de kaçýnýlmaz kýlýyor. Sanatçýlarýn çizim, video, enstelasyon ve performans gibi pek çok tekniði harmanlayarak, kavramsal sorgulamalarý estetik hazzýn baþat unsuru haline getirdiði kavramsal sanat, iþleyiþi gereði, siyasal süreçleri sorgulamayý ve siyasal eylemlerle etkileþimi gündeminde tuttu, görülmemiþ olaný gösterme, yeni ve ufuk açýcý perspektifler sunma yetisini muhalif hareketlerin hizmetine vermeye önem verdi, bunun nasýl yapýlacaðýna dair belirsizliðe raðmen. BÝENAL 05 Ýstanbul Bienaline Nasýl Yaklaþýlabilir? Farklý Adýmlarý Düþünmek Antrepodaki en ilgiyle beðenilen enstelasyonlardan, Lumun aynalý iþi. (c) ÝKSV Hoi-Chongun Antrepo için, Sulukule sakinleriyle bir arada ürettiði çalýþmadan görüntüler (c) ÝKSV Bir önceki bienale göre çok daha fazla eseri ve paralel etkinliði içine alan 10. Sergi Mekanlarýnýn Seçimi ve Bienalin vesile olduðu büyüme, ciddi ve kapsamlý deðerlendirmeleri, tartýþmalarý Organizasyonu, Bienal Organizasyonu da daha önemli hale getirdi. Yukarýda deðindiðimiz, sanat yoluyla küreselleþen Bienal temalarýyla baðlantýlý olarak, dünyayý kavramaya ve dönüþtürmeye yönelik sorunlar, 10. Bienalin Ýstanbulun özgün modernleþme deðerlendirilmesinde ve tartýþýlmasýnda da büyük önem taþýyor. Bienalin bu serüvenine tanýklýk eden mekanlarýn doðrultudaki hedeflerinin küratörü Hanru tarafýndan formüle ediliþini ve iþlerin seçilmiþ olduðu görülüyor. Antrepo organizasyonu yoluyla hayata geçiriliþini yeterince deðerlendirmek bu yazýnýn No.3, AKM, Ýstanbul Manifaturacýlar sýnýrlarýný aþsa da, en azýndan üretim sürecine odaklanabilir ve ayný sürecin Çarþýsý ve Silahtaraðadaki parçalarý olarak iç içe olmalarýna, aralarýnda sýnýrlar çizmenin imkansýzlýðýna santralistanbul gibi mekanlarýn seçimi, raðmen, 10. Bienalin üretim sürecini farklý adýmlar üzerinden deðerlendirmeyi þehrin devlet merkezli modernleþme deneyebiliriz... tarihini, bunun þehir planlamasýna ve Kavramsal Çerçeve mekanlara yüklenen iþlevlere nasýl Bir bienalin eleþtirisinde ve baþarýlý addedilmesinde diðer adýmlarýn eþdeðer yansýdýðýna ve ne yönde deðiþtiðine belirleyiciliðine raðmen, ilk deðerlendirilecek unsur, öncel ve kurucu adým olmasý dikkat çekiyor. Bu süreçte, bu sebebiyle çizilen kavramsal çerçeve oluyor. 10. Ýstanbul Bienali modernleþme(ler)in mekanlara yeni bir iþlev ve görünürlük küresel seyrini sorgulama ve alternatifler üzerine düþünme olanaðýný odaðýna kazandýrýlmasý da saðlanmýþ oluyor. alýyor. Bir yandan da Türkiye modernleþmesinin küresel modernleþme süreciyle Her mekan, farklý bir tema etrafýnda iliþkisinin, hem bu süreci, hem de Türkiyenin ve Ýstanbulun sosyal ve kültürel seçilmiþ eserlere ev sahipliði yapýyor. geliþimini açýklamada önemli bir gözlem alaný olduðunu öneriyor; bu alana Mekanlarýn seçiminde eleþtirilebilecek yönelen iþlere yer vererek Ýstanbulun tarihsel geliþimi ve bugünüyle yapýcý bir bir nokta ise, Antrepodaki iþlerin iliþki kurmayý deniyor. (Kilit bir soru, batýlý olmayan dünyanýn hala, liberal rahatsýz hale gelebilen iç içeliði, farklý kapitalizmin sürüklediði ve Batýlý güçlerin tahakkümü altýndaki küreselleþmenin iþlerin görsel ve iþitsel olarak birbirlerine doðurduðu zorluklar karþýsýnda, daha paylaþýmcý ve özgürlükçü modernleþme müdahele etmesi ve deðerlendirme sürecini etkilemesi. Ciddi anlamda ve modernlik modelleri izleyip izleyemeyeceði.) Bienal deðerlendirilmelerinde, kavramsal çerçeveyi, fazla genelleyici ve yüzeysel mekana özel diyebileceðimiz tek sergi olan AKMdeki Yakmalý ve Yakmamalý bir þekilde çatýlmýþ gören, açýklayýcýlýðýný ve önerdiði yöntemliðin uygulanabilirliðini mý? sergisinde sunulan iþlerin ve sorgulayan eleþtiriler, az da olsa oldu. Tartýþma ve eleþtirinin büyük bir kýsmý organizasyonun, AKM tarihi, geleceði ise, sunulan çerçevede Türkiye tarihinin deðerlendiriliþine, bazý akademisyenlerce ve iþlevine dair hedeflenen etkiyi, verilen savunmacý bir reflekse, ve bu reflekse verilen cevaplara ayrýldý. Bu kavramsal yaklaþýmlarý ve perspektif konudaki kýsýr tartýþmanýn ortaya çýkýþýnýn faydalarý oldu belki, ama bienali ve zenginliðini sunmaktan uzak olduðu, kavramsal çerçevesini daha kapsayýcý bir þekilde ve küresel koþullarla baðlantýlý AKM gibi baskýn bir mekanýn sunduðu olarak deðerlendiren, güncel sanata, sanat endüstrisine, ve bunlarýn Türkiyedeki olanaklarýn daha yaratýcý bir þekilde serüvenine dair hayati ve verimli yazýlarýn, tartýþmalarýn eksikliðinin unutulmasýnda deðerlendirilebileceði de, bienal da rol oynadý. eleþtirilerinde dile getirilen bir baþka Ýþlerin Üretim Süreci ve Seçimi konu. Bienale dahil edilen, Seçilen eserlerde, bienal vesilesiyle bir araya getirilmiþ, daha önce üretilmiþ Gecegezenler ve diðer paralel projeler iþlerin çoðunlukta olmasýna raðmen, sanatçýlarýn bienale ve temasýna özel olarak ise, uygulamada meydana gelebilen tasarladýklarý iþler de var, hatta yurtdýþýndan konuk olan sanatçýlarýn Türkiyede aksaklýklar ve gecikmelere raðmen, belli bir süre yaþayarak, bu süreçte ürettikleri iþleri de görmek mümkün. (Bu bienali þehre yaymak için güzel bir adým. konuda yeterli bilgi almak mekanlarý gezerken mümkün olmasa da, bienal kataloðu bilgilendirici oluyor.)Ýþleri deðerlendirirken, farklý üretim süreçlerine de (Bienale, sergi mekanlarýna, kavramsal göz önüne alan bir deðerlendirmeyi gerekli kýlýyor bu çeþitlilik. çerçeveye ve bienal konusundaki tar týþmalara dair ayrýntýlý bilgi Özellikle AKM söz konusu olduðunda, iþlerin çoðunluðu, AKMye yönelik Yakmalý www.iksv.org/bienal sayfasýndan alýnabilir.) ve Yakmamalý mý? temasý çerçevesinde, AKM, tarihi ve akýbeti üzerine süregelen tartýþmayla baðlantýlý olarak üretilmiþ. Bienal genelinde, akýlda kalýcý bulunan iþlerin, takipçiler ve eleþtirmenler nezdindeki sýnýrlýlýðýna raðmen, yaygýn görüþ, kabul edilebilir bir standardýn tutturulmuþ olduðu. 06 SERGÝ Barýþý Düþledik Aslý Çetinkaya / Kasa Galeri Selim Birsel geçtiðimiz yaz Sidney Bienalinden döndükten sonra Yoko Onoyu 2007de bir sergi için Kasa Galeriye davet etme niyetinden bahsettiðinde, dürüstçe söylemek gerekirse içimden yok caným, Yoko Ono mu, daha neler derken, kendisine inandýrýcý olmaya çalýþarak harika bir fikir dediðimi hatýrlýyorum. Uzun süre küçük bir çevre içinde sýr olarak saklanan bu fikir Birselin Sidneyde Rus sanatçý Elena Kovylinanýn, 1964 tarihli Yoko Ono per formansý Cut Piecei yeniden ele aldýðý/yorumladýðý Pick a Girl performansý sýrasýnda ortaya çýkmýþ. Sanatçýya ve koleksiyon küratörü Jon Hendrickse ulaþmada ilk kontaðý saðlayan, daha sonra serginin gerçekleþmesi için büyük emek harcayan, broþür metnini yazan Defne Ayasýn, Mayýs ayýnda sergi kapsamýnda düzenlenen Yoko Ono panelinde diðer konuþmacý Ýstanbul Modernin direktörü David Elliott idi - yaptýðý sunumda da Ononun bu iþinin birçok baþka sanatçý ve Ononun kendisi tarafýndan da yýllar sonra tekrar yorumlandýðýný öðrendik. Yoko Onoyu kuþkusuz çoðu kiþi John Lennonýn eþi ve belki de Beatlesýn daðýlma sebeplerinden biri olarak bilir ve belki bu yüzden de pek hoþ anmaz. Ancak kimisi için de Lennon Onoda sesinin eksik kýsmýný bulmuþtur, Onodan sonra Lennon pop þarkýcýsýndan gerçek bir ozana ve politik figüre dönüþmüþtür. Her iki fikirde olanlar için de Ononun sanatsal üretimi bu birlikteliðin getirdiði þöhretin gölgesinde kalmýþtýr. Oysa 1933de Tokyoda varlýklý bir ailede doðan, felsefe ve müzik eðitimi gören daha sonra New Yorka yerleþen sanatçý, 1964de Cut Piece performansýný gerçekleþtirdiðinde 70lerin beden sanatýnýn öncülerinden biri oluyordu. Sahnede, yüzü izleyiciye dönük, kýpýrdamadan oturan sanatçý izleyiciden gelip üzerindeki giysiden parçalar kesmesini ister. Giysisi parça parça azalýrken elleriyle kendini ör tmeye çalýþýr. Birçok sanatsal, cinsel, ýrksal - güç iliþkisinin metaforu olarak okunabilecek bu iþteki eylemsizlik 60larýn sonlarýnda, Lennonla Vietnam savaþý karþýtý, ve daha geniþ barýþ kampanyalarýnýn da anahtar tavrý oldu. Bagism açýklamalarý ve birer hafta süren Bed-in For Peace eylemlerinde de þiddete, savaþa karþý bu pasifist ýsrar göze çarpar. 1969 Aralýk ayýnda onbir þehirdeki billboardlara bir Noel kutlama ilaný verirler: "War is Over! If You Want It - Happy Christmas From John and Yoko". 07 Yo k o O n o S a n a t s a l a k ý m l a r karþý akýmlar açýsýndan en verimli dönem olan 60larýn ortasýnda New Yorka geldikten sonra Fluxus hareketine katýldý. Bu hareket besteciler, sanatçýlar ve tasarýmcýlardan oluþan, disiplinlerarasý ayrýmlarý gözetmeyen, farklý sanatsal medyayý bir arada kullanan gevþek bir uluslararasý sanat aðý olarak tanýmlanabilir. Adý akmak anlamýna gelen Latince bir kelimeden türetilen Fluxus, hayattaki ve sanattaki sürekliliði ve deðiþimi ifade eder. Bu kavrayýþa göre sanat eseri de tamamlanmýþ bir çalýþma deðil, sürekli deðiþen ve her zaman ucu açýk bir süreçtir. Genel olarak Fluxusun çýkýþ noktasýnýn besteci John Cagein araþtýrdýðý kavramlar sanatta tesadüf, sessizlik, enstrümanlarýn sýradýþý kullanýmý, Zen Budizmi gibi - ve 1950lerde ortaya attýðý deneysel müzik kabul edilir. 1961de New York AG Galler yde ilk Fluxus etkinliðini ve er tesinde Avrupada ilk Fluxus festivallerini düzenleyen hareketin kurucusu ve teorisyenidir. Grubun ilk üyeleri arasýnda Joseph Beuys ve Nam June Paik de vardýr. Biricik ve kutsal sanat yapýtý fikrine karþý, kutular içinde düzenlenmiþ kar tpostallar, yazýþmalar, oyunlar ve fikirlerin Fluxus eserlerini oluþturduðu görülür. Fluxus, 20.yyýn avangar t hareketlerinden Dada (yerleþik modernist sanat yapýsý ve iþleyiþine karþý olmasý, disiplinlerarasý or taklýklar kurmasý açýsýndan) ve Sürrealizm (sanat üretiminde deneyime odaklanmasýyla) ile paralellikler kursa da, sanat ve hayatýn birleþtirilebilirliði ve gelecek fikri açýsýndan nihilist Dadadan daha iyimser ve umutlu, izleyicinin iþin üretim sürecine katýlýmýyla Sürrealizmden farklý bir deneyim fikrine yakýndýr ve bu iki tarihsel akýmýn aksine kuvvetli politik bir angajmaný olmayan bir harekettir. Öncesindeki Happeningler ve sonrasýndaki kavramsal sanat ¹ akýmlarýyla yakýn iliþkili görülebilir. Yoko Ononun Fluxus ve Kavramsal Sanat akýmlarý içinde yer alabilecek önemli bir iþi de talimatlardan oluþan kitabý Grapefruit. Ýlk olarak 1964 yýlýnda basýlan bu kitapta gerçeküstü, Zen inanýþýna yakýn, okuyucunun zihninde gerçekleþtirilecek talimatlar yer alýr: Saklambaç iþi: Herkes evine daðýlana kadar saklan. Herkes seni unutana kadar saklan. Herkes ölene kadar saklan. Ýnsanl a rý n re s i ml e ri n i kopy a l a ma s ý n a ve ya fot oðr a f l a ma s ý n a i zi n ve r. Or ijina l l e ri yo k e t. Yoko Ononun Kasa Galerideki Açýk Þehir ismini verdiði sergisi dokuz yerleþtir me ve iki haf ta boyunca Ýstanbulun bir kaç noktasýnda görülebilecek billboard afiþlerinden oluþuyordu. Daha önce ve halen dünyanýn baþka kentlerinde, yerel dillerde asýlý bulunan basit ve doðrudan Imagine Pe a c e / B a r ý þ ý D ü þ l e s l o g a n ý mutlulukla öðreniyoruz ki, yoldan geçen birine þöyle hissettirmiþ: Sað birleþmiþ sýra soldaymýþ, 1 Mayýsta boyumuzun ölçüsünü þehircene almýþýz, þeriatmýþ, darbeymiþ, düþünmemeli sadece çalýþmalýymýþýz, Türkiyeymiþ, dünyaymýþ derken karanlýða sürüklenen ruhumu aydýnlatan, görüldüðü anda güneþ açmýþ hissi yaratan Yoko Ono dileði. ²Galerideki dokuz yerleþtirmeden, Sky TV ve Mend Peace ilk olarak 1966 yýlýnda gösterilen Ononun erken dönem þiirsel ve meditatif iþlerindendi..Ex It hayatýn döngüsel yenileniþine, Onochord seni seviyorum sözünün sihirine, Were All Water eþitliðe ve bunun ironisine Ononun hala açýk y ü r e k l i l i k l e i n a n d ý ð ý n ý gösteriyordu. Imagine Peace ve Wish Tree ise iyimserlikle ve iyi niyetle, haritalarýn üzerine biraz kuvvetlice basýlan umut ve sevgi sözleri taþýyan stampalar ve sýkýca baðlanan dileklerle insanlarýn dünyayý daha iyi bir yer yapabileceðini düþünüyor ve buna katýlmamýzý bekliyordu. Fluxus tavrýna uygun þekilde tüm bu iþler birer fikir ve talimat olarak galeriye geldi ve burada tekrar kuruldu/yapýldý ve ziyaretçilerin katýlýmý ile her gün deðiþti. Tüm bu iþleriyle Ono, barýþ, umut ve eþitlik kavramlarýný, kimine göre - ziyaretçi defterine imzasýz olarak düþülen a bit too nice (biraz fazla hassas, hoþ ve iyimser) yorumundaki gibi - ütopik ve naif bir çabayla iþlemeye devam ediyor. Yoko Ono Sergisi Yoko Ono tarafýndan sergi boyunca toplam on kez çaldýrýlan telefonu açabilen þanslý ziyaretçiler ise kendisiyle kýsa süre de olsa sohbet etme olanaðý buldular. Serginin son gününde çalan telefonu açan genç bir üniversite öðrencisi, heyecan dolu konuþmasýnýn ardýndan, sanki bambaþka bir zamandan baþka bir dünyadan arayan biriyle konuþuyormuþ gibi hissettiðini s ö y l ü y o r d u . B e l k i Yo k o O n o gerçekten de dünya barýþýnýn mümkün olduðuna ve daha bir çok baþka þeye daha kuvvetli inanýlan, deðiþim ve umut ruhunun hüküm sürdüðü bir çaðdan bize seslendi. Yoko Onoya eserleri aracýlýðýyla ev sahipliði yapabildiðimiz için büyük mutluluk ve gurur duyduk. Sergi destekçisi Garanti Bankasýna ve serginin gerçekleþmesinde emeði geçen Sabancý Üniversitesi çalýþanlarýna ve tüm ziyaretçilere de teþekkürlerimizi sunarýz. (1)Fluxus hareketinin modernizm ile postmodernizm arasýndaki pozisyonunu tartýþan, ortaya çýkýþ koþullarýna özetle deðinen bir yazý için Hasan Bülent Ka h r a m a n ý n S a n a t s a l G e r ç e k l i k l e r, Olgular ve Öteleri isimli kitabýna bakýnýz. Syf. 190-195 (2) www.eksisozluk.com-barisi dusle 08 09 ETKÝNLÝK Köþe Bucak Bilim ve Ýlhan Koman Defne Üçer / Temel Geliþtirme Direktörlüðü Eðitim Projeleri Sorumlusu Köþe Bucak Bilim toplantýsý için hareketlenmemiz yeni yýlýn ilk aylarýnda Ali Alparýn odama gelip Bu bahar, fen öðretmenlerine yönelik eðlenceli, keyifli bir toplantý düzenleyelim istiyorum demesiyle baþladý ve 2 Haziran Cumartesi günü yaklaþýk 22 farklý okuldan 60 kadar fen ve matematik öðretmeninin katýlýmýyla gerçekleþti. Oldukça keyifli geçen toplantýmýzda neler oldu sizlerle de paylaþalým istedik. Güne, üniversite derslerinden biri olan Doða ve Bilimden bir örnekle baþladýk. Doða ve Bilim dersinin ilk döneminde fizik konularý iþleniyor. Mümkün olduðunca tarihsel bir yaklaþýmý olan derste, bilim adamlarýnýn sormuþ olduðu en temel sorular ve bu sorulara bilimsel metodla bulunan c e v a p l a r ü z e r i n d e d u r u l u y o r. Bu sorularýn biri de 20. yüzyýlýn baþlarýnda bilimadamlarý atomun sýrlarýný çözmeye çalýþýrken or taya çýkmýþt. Atomu oluþturan parçacýklarýn arasýndaki etkileþim, gök cisimleri arasýndaki etkileþime çok benzediðinden, bilimadamlarý gök cisimlerinin oluþturduðu sistemler hakkýnda bildiklerinden yola çýkarak birçok sonuç elde edebiliyorlardý. Ancak hep temel bir soru cevapsýz kalýyordu: Gök cisimlerinin oluþturduðu sistemler herhangi bir büyüklükte olabiliyor. Peki atomun büyüklüðü neden hep ayný?. Ali Alpar, Köþe Bucak Bilimin ilk konuþmasýnda bu sor udan yola çýkarak kuantum mekaniðinin doðuþundan ve atomun yapýsýndan bahsetti. Ersin Göðüþ konuþmasýnda yýldýzlarýn yaþam hikayesini anlattý. Yýldýzlar, uzayda gaz ve toz bulutlarýnýn öbeklenmesi sonucunda oluþuyorlar. Yýldýzlarýn enerjisi, içlerinde bulunan elementlerin füzyon (kaynaþma) tepkimesine girmesi sonucunda ortaya çýkýyor. Hafif elementlerin kaynaþýp daha aðýr elementler or taya çýkarmasý süreci milyar yýllýk bir zamanda gerçekleþiyor ve çekirdek tepkimesini saðlayacak nükleer yakýtlarý bitince yýldýzlar bir patlamayla yaþamlarýný t a m a m l ý y o r l a r. E r s i n G ö ð ü þ , yýldýzýn ömrünü tamamladýðýnda meydana gelen patlama sonunda, uzaya yayýlan maddenin nasýl yeni yýldýzlarýn oluþumuna kaynak saðladýðýndan ve doðanýn heyecan verici döngüsünden bahsetti. Ayrýca evrende bulunan hidrojen ve helyumdan daha aðýr elementlerin sadece yýldýzlarýn yaþamý sýrasýnda, çekirdek tepkimeleri sonucu ortaya çýkabildiðini vurguladý. Etkileyici fotoðraflarla süslü bu sürükleyici yaþam hikayesi, öðretmenlere derslerinde kullanabilecekleri birçok kaynak gösterdi. Toplantýda bilginin buluþa dönüþmesinin örneklerini de görme fýrsatý bulduk. Geçen sene, Ýnegöl Koç Ýlköðretim okulunda 5. sýnýf öðretmeni olan Kenan Eroðlunun öðrencileri, bir kar küreme makinesi tasarlamýþlar. Öðrencilerin fikirleriyle ortaya çýkan bu makine, kürediði karlarý yolun kenarýna atmak sabancý üniversitesi / dergi yerine, eritip daha sonra rögara boþaltýlmak üzere bir haznede topluyor. Tasarlanan makinenin çalýþan oyuncak bir prototipi yapýlmýþ bile. Öðrenciler yaptýklarý makineyi hem Ýnegöl Belediye Baþkanýyla paylaþmýþlar hem de patent almak üzere giriþimde bulunmuþlar. Kenan Eroðlu Hal Deðiþiminden Patente Yolculuk baþlýklý konuþmasýnda, öðrencilerin her aþamasýnda çok keyif aldýðý belli olan bu macerayý anlattý. Ayrýca Kenan Beyin öðrencilerinin yapmýþ olduðu kapaðý açýlýnca ýþýk yanan kutu, pille çalýþan gýrgýr, pilli spagetti çatalý, serinleticili mikrofon gibi birçok buluþ da standlarda sergilendi. Bir süredir Toplumsal Duyarlýlýk Projeleri (TDP) ile üniversitemizde aðýrlýklý olarak birinci sýnýf öðrencilerinin almakta olduðu Proje 102 dersi kapsamýnda yapýlan bazý projeler iþbirliði içinde yürütülüyor. Proje 102 çerçevesinde tasarlanan, ilköðretim-lise programýyla tuyumlu deney veya oyun þeklindeki fen uygulamalarý TDP kapsamýndaki okullara götürülüyor ve buradaki ö ð r e n c i l e r l e p a y l a þ ý l ý y o r. B u uygulamalarýn püf noktasý, ucuza maledilebilmeleri, kolayca yapýlabilmeleri, eðlenceli ve/veya görsel olarak etkili olmalarý. Öðrencilerimizin yýllar içerisinde tasarlamýþ ve hayata geçirmiþ olduðu bu uygulamalarý, gitgide daha yaygýn olarak öðretmenlerle paylaþmaya ve yaygýnlaþtýrmaya çalýþýyoruz. Köþe Bucak Bilim toplantýsý bu anlamda da çok faydalý oldu. Toplantýya gelen öðretmenlerle hem bu çalýþma modelini hem de öðrencilerimizin tasarladýðý uygulamalarý paylaþma fýrsatýný bulduk. Cumartesi günü olmasýna aldýrmadan toplantýmýza katýlan öðrencilerimiz Saper Þahbaz, Berk Baðatur, Mert Gülhan, Ozan Erdem, Meriç Köseler, Duygu Sanaç, Sena Döver, Zeynep Uyar, Merve Hamzaoðlu, CansuYýlmaz, Ayþe Baþkaya, Enes Molu, Aslý Aladað, Can Tunca ve Belgin Acar yemekten sonra verdiðimiz uzun kahve molasýnda, koridorlar boyunca kurulmuþ standlarda deney ve oyunlarý sergilediler. Bu sayede öðretmenler uygulamalarý kurcalama ve kendi benzer çalýþmalarýný paylaþma fýrsatý da buldular. Köþe Bucak Bilimdeki bir baþka aktivite ise 10 forum tiyatroydu. Yazar ve eðitimci Nihal Kuyumcu, SU oyuncularýndan Kürþat Gürbüz, Ömercan Güldal, Barýþ Gündüz, Çetin Suyabatmaz, Aybike Turan, Can Leloðlu ve Ezgi Tekinle çok eðlenceli bir oyun sergiledi. Oyunda, ÖSSden baþka bir þey düþünmeyen ve fizikten fazla hoþlanmayan öðrenciler, öðrencileri hizaya sokamadýðý için sinirli bir müdür ve çocuklarýnýn fizik dersindeki düþük performansýndan dolayý suçlayýcý bir anne-baba arasýnda kalmýþ bir lise son sýnýf fizik öðretmeninin baþýndan g e ç e n l e r i c a n l a n d ý r d ý l a r. S U oyuncularýnýn per formansý çok baþarýlýydý. Oyun sonunda Nihal Kuyumcunun seyirci öðretmenlerimize Siz olsaydýnýz ne yapardýnýz? sorusunu sormasý ve elini kaldýran her öðretmeni oyuna katýlýp bir çözüm üretmesi için sahneye davet etmesi, hepimize eðlenceli anlar yaþattý. Hedeflediðimiz gibi eðlenceli ve keyifli geçen günün kapanýþ konuþmasýný da Tosun Terzioðlu yaptý. Tosun Bey konuþmasýnda, insanoðlunun denizde yön bulmak için matematik, astronomi ve teknolojiyi nasýl kullandýðýndan bahsetti ve zamanýnýn en zor problemlerinden biri olan denizde boylam bulma problemine çözüm arayýþýnýn ilginç hikayesini anlattý. 1714de Ýngiliz Parlementosu, gemilerin boylam tayin edemedikleri için kaybolmalarýna veya korsanlara yem olmalarýna bir son vermek için boylam problemini çözene 20000 sterlin ödül vadediyor. Ödül birçok ilginç fikrin ortaya çýkmasýna sebep oluyor ve sonunda John Harrison isimli bir saat imalatçýsý denizde yeterince hassas çalýþabilen bir saat yaparak problemi çözüyor [1]. Bilim, Teknoloji ve Denizler baþlýklý bu konuþmanýn sonunda herkesin yüzündeki memnuniyeti görmek mutluluk vericiydi. 11 Ýlhan Koman ve Sonsuzluða Sergisi Ýlhan Koman 1921de Edirnede doðdu. Ýstanbul Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi. Ýlk sergisini 1948de Pariste açtý. Ýstanbul Güzel Sanatlar Akademisi ve Stockholm-Konsfack Sanat ve Tasarým Üniversitesinde öðretim üyeliði yaptý. Ýstanbul, Paris, Brüksel ve Stockholmde yaþadý ve 1986da Stockholmde öldü. Stockholmdeki son 20 senesini M/S Hulda isimli bir teknede yaþayarak geçirdi. Sanatçýnýn oðlu Ahmet Koman ve gelini Fany Elisa Torre bu sene AB 7. Çerçeve Programý kapsamýndaki Toplumda Bilim konulu projelere M/S Huldayý Stockholmden Ýstanbula getirmek üzere bir öneri hazýrladýlar. Umuyoruz Sabancý Üniversitesinin de ortaklarýndan olduðu bu öneri kabul edilir ve Hulda, 10 farklý Avrupa ülkesindeki sanat ve bilim etkinliklerine katýldýktan sonra 2010da Ýstanbula ulaþýr. Ýlhan Komanýn bilim ve sanat or taklýðýný or taya çýkaran eserleri, hem görsel hem de fikirsel olarak çok etkileyici. Sanatçýya göre sanat, doðanýn görünen yüzünün yansýmasý olduðu sürece gerçekten uzaklaþýyor.[2] Dolayýsýyla Ýlhan Komanýn eserlerinin bir çoðu soyut heykeller. Sanatçý ayrýca, yaþamý boyunca ilgi duyduðu mekanik prensiplerini kullanarak iþlevli bir takým eserler de hayata geçirmiþ. Ýþte bu özelliklere sahip Ýlhan Koman heykellerini Köþe Bucak Bilim kapsamýnda Sabancý Üniversitesine getirmek fikri hepimizi çok heyecanlandýrdý. Ýlk iþ olarak Ahmet Komanla iletiþime geçtik, sergiye Sonsuzluða, 2p serisi, Hiperform ve Rotor isimli eserleri getirmeye ve serginin ismini de Sonsuzluða koymaya karar verdik. Wieslaw Zarembanýn yardýmlarýyla SSBF Sanat Galerisinde 21 Mayýs - 2 Haziran günleri arasýnda yerimiz ayrýldý, Aslý Narin posterimizi hazýrladý. Ahmet Komanla tanýþmak ve onunla çalýþmak çok güzel bir tecrübeydi. Babasýnýn heykellerinin üzerine titriyor ve onlarý büyük bir özenle sergiliyor. Serginin 21 Mayýstaki açýlýþýndan önceki cumartesi günümüzü SSBF Sanat Galerisinde Salih Ay, Sena Arcak, Ali Alpar, Ahmet Koman, Koman Vakfýndan Kaya Hoþtaþ ve Reþat Kýzýlkurtlunun nakliye ekibiyle birlikte geçirdik. Herkes iþin bir ucundan tuttu. Bütün paneller, ýþýklar ve heykeller keyifle yerleþtirildi, çýkan sorunlara güle eðlene çözümler bulundu. Ahmet Koman sergiyle ilgili katkýlarý bir yana, Köþe Bucak Bilimde bir konuþma yapmayý da seve seve kabul etti. Ahmet Koman ve Tevfik Akgünün toplantýdaki konuþmasý görülmeye deðerdi. Sergide bulunan p serisi, Hiperform gibi heykellerin yapýlýþ prensiplerini gösterdiklerinde, bir sýnýf dolusu yetiþkinin eliþi kaðýtlarýný þekilden þekle sokmaya çalýþmalarýný izlemek de oldukça keyifliydi. Ýlhan Komanýn Sonsuzluða sergisinde bulunan bütün eserler metal plakalar kullanýlarak yapýlmýþ. Ýki boyutlu bir malzemeden geliþtirilmiþ üç boyutlu formlarda boþluklar, sýnýrlar ve formlarýn hareketliliði temel öðeleri oluþturuyor. Hiperform isimli eser, sergi boyunca SSBFnin merdiven aralýðýnda sergilendi. 1978 yýlýnda yapýlmýþ bu eser, uzun kenarý kýsa kenarýnýn 4 katý olan metal bir plakanýn bükülmesiyle oluþturulmuþ. Ýlhan Koman hiperformu kendi kelimeleriyle þöyle açýklýyor [3]: Silindirin topolojik eþdeðeri olan hiperform adýnda bir form üzerinde çalýþýyorum... Hiperform çevresi yüksekliðinin dört katý olan bir silindir olarak düþünülebilir. Silindirin kenarýndaki bir p noktasý 360° derece yapacak þekilde bükülerek elde ediliyor. (Þekil 1 [1]) Þekil 1 Hiperformun uzunluðu þekildeki AB uzunluðuna denk geliyor ve Ö 5 kere baþlangýçtaki dikdörtgenin kýsa kenarý kadar oluyor. Þekil 2 12 p serisi isimli eser, 1980-1983 yýllarý arasýnda or taya çýkmýþ ve d o k u z p a r ç a d a n o l u þ u y o r. Heykellerin isimleri sýrasýyla: p + 1/8 p, p + 1/4 p, p + 1/2 p, p + 3/4 p , 2 p , 3 p , 4 p , 5 p ve p+p+p+p+p+.. Ýlhan Koman bu heykelleri yaparken dairesel bir metal plakadan yola çýkmýþ ve dilimler ekleyerek üç boyutlu formlar oluþturmuþ. Bu formlarýn hiç birinde dairenin yarýçapý deðiþmiyor fakat formu oluþturan yüzey geniþliyor. Daire þeklindeki bir plaka yarýçapý boyunca kesilip, kesik kenarlarý birbirinden Þekil 2deki gibi ayrýldýðýnda, form üç boyutlu hale geliyor. Dairenin çevresinin p kadar olduðunu düþünürsek, dairenin 1/8i büyüklüðünde bir dilim eklendiðinde p+ 1/8 p, dairenin 1/4ü, 1/2si veya 3/4ü kadar dilimler eklendiðinde ise p+ 1/4 pi, p + 1/2 p ve p + 3/4 p isimli eserler or taya çýkýyor. Ýlhan Komanýn p serisindeki heykellere dilimlerin ekleme noktalarý o kadar belli belirsiz ki bazýlarýnda kaynak iþi olduðuna inanmak zor. p serisinin sýradaki heykelleri 2 p, 3 p, 4p ve 5 p. Tahmin edebileceðiniz gibi bu heykellerde de sýrasýyla 2, 3, 4 ve 5 adet tam dairesel metal plaka kullanýlýyor. p + p + p + p + p +.. serinin son parçasý ve görsel olarak en etkileyici olaný. Ýlhan Komanýn h a y a l i n d e p+ p+ p+ p+ p+ . . formunu insanlarýn or tasýnda durabilecekleri kadar büyük inþa etmek varmýþ fakat ne yazýk ki bunu gerçekleþtirememiþ. [4] Þekil 3 Sergideki diðer bir heykel de Ýlhan Komanýn 1970lerdeki alternatif enerji arayýþlarý sýrasýnda icat ettiði hareketli ve esnek yüzeylere örnek olan rotorlardý. Komanrotor olarak da bilinen rotorlar rüzgârgülü olarak üç, beþ ve yedi býçaklý olarak tasarlanmýþ. Býçaklarýn her biri birbirine eklenmiþ dör t adet m e t a l p l a k a d a n o l u þ u y o r. Rotorlarýn özelliði rüzgârýn þiddetine göre þekil deðiþtirmeleri. Öyle ki, yavaþ dönerken býçaklarý en fazla rüzgâr alacak þekilde açýk bir konumdayken, rüzgâr þiddetlendikçe rotorlar Þekil 3deki gib i k ýsýl ýyo r, b u sa ye d e b ir fýr týnada kýrýlma olasýlýklarý da azalmýþ oluyor. Þekil 4 Sergiye adýný veren Sonsuzluða isimli eser, uçurtma kuyruðu prensibini kullanarak tasarlanmýþ. Þekil 4deki gibi kesilmiþ metal plakalardan oluþuyor. Sonuçta ortaya çýkan form gerçekten çok etkileyici. Orijinali sergilere taþýnamayacak kadar kýrýlgan olduðundan, sergiye getirilen Sonsuzluða, pirinçten yapýlmýþ yaklaþýk 1,5 metre uzunluðunda bir maketti. Bu sene içinde titanyumdan yapýlmýþ, 6 metre uzunluðunda bir Sonsuzluða heykeli, Bilgi Üniversitesinin çaðdaþ sanat müzesi Santral Ýstanbulun bahçesine inþa edildi. Stockholmde Ýlhan Komanýn asistanlýðýný yapmýþ olan Marco Veschetti ve Koman Vakfýnýn hayata geçirdiði projenin açýlýþý 10. Ýstanbul Bienali kapsamýnda yapýldý. Ý l h a n Ko m a n ý n S o n s u z l u ð a dýþýndaki baþka birçok heykeli de, ön plandaki yalýn güzellikleri arkasýnda bir sonsuzluk hissini de uyandýrýyor. Ýlhan Koman heykelleri þüphesiz, doðayý görünen yüzünün ötesinde yansýtmayý baþarýyor. [1] Dava Sobel, William J.H. Andrewes, Boylam, TÜBÝTAK Yayýnlarý, 2004 [2] Ezgi Bakçay, Yaratýcý Aklýn Keþifleri, Marmara Universitesi, Heykel Bölümü, Master tezi, 2005 [3] Ýlhan Koman and Françoise Ribeyrolles, On My Approach to Making Nonfigurative Static and Kinetic Sculpture (Figuratif Olmayan Hareketli ve Hareketsiz Heykellere Yaklaþýmým Üzerine) Leonardo, vol 12, p 1-4, 1979. [4] Tevfik Akgun, Ergun Akleman and Ahmet Koman, Developable Sculptural Forms of Ilhan Koman (Ýlhan Komanýn Geliþtirebilir Heykelsi formlarý), Bridges, London, Mathematics, Music, Art, Architecture, Culture / Conference Proceedings, Tarquin Publications, London (UK), 2006 sabancý üniversitesi / dergi 13 14 MEZUNÝYET 2007 Mezunlarý Pýnar Ýlik - Kültürel Çalýþmalar Mezunu 2007 Merve Tuðçe Þahin - Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliði 2.Sýnýf Öðrencisi için büyük bir þans oldu. Provada ertesi gün yapýlacak olan akademik yürüyüþün þekli ve oturma düzeni a n l a t ý l d ý . K a p a n ý þ Ko n f e r a n s ý konuþmacýsý Herkül Millas da büyük bir coþku ve heyecan içinde bu provayý takip etti. Sýra fotoðraf çekimine geldiðinde, sayýn Millas da kendi makinesiyle toplu fotoðraflar çekti. Prova, keplerin havaya fýrlatýlmasýyla son buldu. Günün ikinci adresi, fakültelerin kendi öðrencileri için düzenlediði Fakülte Veda Par tileriydi. 8. Yüksek Lisans ve 5. Lisans mezunlarýnýn diplomalarýný aldýðý 2007 Mezuniyet Töreni büyük bir coþku içinde gerçekleþti. Ýki gün süren etkinliklerde, mezuniyet sýnýfýnýn yaný sýra, davetliler ve tüm Sabancý Üniversitesi ailesi biraradaydý. Mezuniyet etkinlikleri, sadece mezun olacak öðrencileri ve ailelerini deðil, tüm akademik personeli de yakýndan ilgilendiriyor. Çünkü iki gün süren etkinliklerin hazýrlýklarý Kasým ayýnda baþlýyor. Öncelikle mezuniyet sýnýfý temsilcilerinin seçilmesiyle baþlayan süreç, o sene kapanýþ konferansýný verecek olan kiþiyi belirlemekle devam ediyor. Bir yandan yýllýklarýn hazýrlanmasý, kepli ve cübbeli fotoðraf çektirmenin heyecaný, gelecek planlarýný oluþturmanýn paniðiyle birleþiyor. Bu nedenle de, hazýrlýk süreci ve son sýnýf, göz açýp kapayýncaya kadar son buluyor. Genel olarak iki gün süren mezuniyet etkinliklerinin ilk günü, diploma töreni provasýyla baþlýyor. Provayý fakültelerin düzenlediði veda partileri ve kapanýþ konferansý takip ediyor. Konferans sonrasýnda Mezunlar Tuðlasýnýn yerleþtirilmesi ve ardýndan düzenlenen kokteyl ile birinci gün sona eriyor. Ýkinci gün ise akademik yürüyüþle baþlýyor. Diploma töreni ve veda kokteyliyle, mezuniyet etkinlikleri son buluyor. 1. Gün: 29 Haziran 2007, Cuma Ýlk gün etkinlikleri 09.15te amfitiyatroda prova için toplanýlmasýyla baþladý. Ertesi gün gerçekleþtirilecek törene katýlabilmek için provaya katýlmak zorunluydu. Bu nedenle gün, kayýt listelerinin imzalanmasý ve yürüyüþ planýnýn daðýtýlmasýyla devam etti. 2007 yazý çok sýcak geçmesine raðmen, o gün hava kapalýydý. Serin hava, kalýn cüppelerin içindeki öðrenciler MDBF Veda Partisi Mühendislik ve Doða Bilimleri Fakültesi (MDBF)nin veda partisine öðrencilerin katýlýmý azdý. Fakülte binasýnýn lobisinde yapýlan par tide müzik yayýný yoktu. Ayný zamanda yiyecek ve içeceklerin azlýðý da mezunlarda hayal kýrýklýðý yarattý. Bu eksiklikler öðrencilerin ilgisini fakültenin bünyesindeki programlarý tanýtmak için hazýrlanan kitapçýk ve broþürlere yöneltti. MDBF öðretim üyelerinin de par tiye katýlým oraný oldukça düþüktü. Bazý programlardan hiçbir öðretim üyesinin partide bulunmamasý, son günlerini hocalarýyla birlikte geçirmek isteyen mezunlarý hayal kýrýklýðýna uðrattý. Atmosferin çok sakin olmasý, mühendislik öðrencilerinin Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesinin veda partisine yönlendirdi. Bu nedenle MDBFde yapýlan par ti oldukça kýsa sürdü. 15 SSBF Veda Partisi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi (SSBF) bahçesinde yapýlan par ti ise oldukça renkli ve iyi hazýrlanmýþtý. Müzik yayýnýnýn yaný sýra, özenle hazýrlanmýþ kokteyl masalarýnda muazzam bir yiyecek ve içecek servisi vardý. Öðrencilerin, velilerin ve öðretim üyelerinin katýlýmý da oldukça yüksekti. Zaman geçtikçe mühendislik öðrencilerinin de SSBF par tisine katýlmasýyla or tam daha da keyifli bir hal aldý. Öðretim üyeleri ve öðrencilerin yüzlerine bakýldýðýnda, herkesin hayatýndan çok memnun olduðu gözüküyordu. Partiye katýlan pek çok kiþi sohbete dalýp, Kapanýþ Konferansýna gecikti. Bu da konferansýn hedeflenen saatten daha geç baþlamasýna neden oldu. SSBF öðrencileri iyi organize edilmiþ bu par tiden dolayý sýk sýk mutluluklarýný dile getirirken, MDBF öðrencileri ise bir kez daha SSBFyi kýskandý. baþýnda çok heyecanlý olduðu gözlenen Millas, eþitliðin bozulduðu durumlarda haksýzlýðýn doðduðunu ifade etti. Millas, konuþmasýnda, milliyetçi önyargýlar ve bunun getirdiði ayrýmcýlýða da deðindi. Ayrýmcýlýðýn bir kimlik sor unu olarak karþýmýza çýktýðýný belir ten Millas, insanlarý dýþladýkça kendimizi de dýþladýðýmýzý ve kendimizi yalnýzlaþtýrdýðýmýzý vurguladý. Ayrýmcýlýðýn hem uygulananý ezdiðini, hem de uygulayaný yoksullaþtýrdýðýný belir tti. Konferansýn sonunda rektörümüz Prof. Dr. Tosun Ter zioðlu ve Mezuniyet Sýnýfý temsilcileri, Herkül Millasa anlamlý bir armaðan verdi. Millasa, 1884 yýlýnda Ýstanbul'da bir Ermeni Matbaasýnda, Yunan alfabesi ile Türkçe basýlmýþ bir Kitab-ý Mukaddes hediye edildi. Kapanýþ Konferansýnýn ardýndan yeni adres Mezunlar Rýhtýmýydý. Mezuniyet Sýnýfý Temsilcileri, 2007 Mezunlar Tuðlasýný yerleþtirdi. Ardýndan gerçekleþtirilen kokteyl ise, katýlan herkes için son derece eðlenceli geçti. Program gecenin erken saatlerinde sonlansa da, belki de son kez biraraya gelen mezunlar saatlerce kokteyl alanýnda oturmaya devam etti. Gözyaþlarýyla sonlanan gece de, hem mezun oluyor olmanýn sevinci, hem de Sabancýdan ayrýlýyor olmanýn burukluðu vardý. Kapanýþ Konferansý Herkül Millas 2007 Mezunlarý için kapanýþ konferansýný Herkül Millas verdi. SGMde gerçekleþtirilen Ayrýmcýlýk ve Saðlýðýmýza Zararlarý konulu konferansýn Herkül Millas 16 2. Gün: 30 Haziran 2007, Cumartesi Beklenen tören için saat 18.00de amfitiyatronun kapýlarý açýldý Ye r l e r i n i a l a n v e l i l e r, t ö r e n i n baþlamasýný büyük bir heyecan içinde beklediler. Saat 19.00u gösterdiðinde, öðrenciler ve akademisyenler, Ayhan Sicimoðlu ve Latin All Stars grubunun melodileriyle Akademik Yürüyüþe baþladýlar. Öðrencilerin yerlerini almasýndan sonra rektörümüzün içeri girmesi ve öðrencileri Ýstiklal Marþýna davet etmesiyle tören baþladý. Programýn ilk dakikalarýnda, Mütevelli Heyeti Baþkaný Güler Sabancý ve Rektörümüz Prof. Dr. Tosun Terzioðlu birer konuþma yaptý. Konuþmalarý dinlemeye çalýþan mezun yakýnlarý, sýk sýk tören programýný gözden geçirerek diplomalarýn verilmeye baþlanacaðý anýn gelmesini büyük bir heyecanla bekledi. Yüksek lisans mezunlarý adýna Elektronik Mühendisliði ve Bilgisayar Bilimi Programý'ýndan Hüseyin Ergün, lisans mezunlarý adýna da Malzeme Bilimi ve Mühendisliði Programýndan Firuze Okyay birer konuþma yaptý. Yüksek Lisans diplomalarýnýn verilmesinin ardýndan, eski mezunlar adýna Mezunlar Derneði Yönetim Kur ulu Üyesi, 2004 mezunu Mert Özsöz konuþtu. Mer t Özsözün konuþmasý hem öðrencilerin, hem de velilerin keyifle dinlediði bir konuþma oldu. Konuþmalar ve diploma takdimleri arasýnda, Ayhan Sicimoðlu & Latin All Stars müzik topluluðunun gösterdiði per formans, baþta mezunlar olmak üzere amfitiyatroda bulunan herkesi coþturdu. Diplomalarýný almayý bekleyen heyecanlý topluluk, bir yandan dans ederken, bir yandan Meksika dalgasý yaparak eðlendi. Bu coþkuya öðretim üyelerinin ve bazý mezun ailelerinin katýlmasýyla eðlence doruða çýktý. Törende Mühendislik ve Doða B i l i m l e r i Fa k ü l t e s i n d e n 2 5 5 , Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesinden 131, yüksek lisans programlarýndan 121, doktora programýndan 9 öðrenci olmak üzere toplam 516 öðrenci diploma aldý. Amfitiyatrodaki en büyük coþku, SSBF öðrencileri diplomalarýný alýrken yaþandý. Programýn sonlanmasýna az bir süre kalmýþken kýrmýzý halýya çýkan S SBF öðrencileri, birbirlerine destek oldular ve coþkulu bir tezahürat yaptýlar. Herkes diplomasýný aldýktan sonra, müzik gr ubunun çaldýðý Hasta Siempre isimli parça, aslýnda mezuniyetin bir devrim niteliði taþýdýðýný da anlatýyordu Kepler havaya atýldýktan sonra, Kübalý bir dansçýnýn Güler Sabancýyý dansa kaldýrmasý, eðlenceyi ve coþkuyu doruða çýkardý. Neþeli danslarýn sonunda, meþaleler ile Mezunlar Rýhtýmýndaki kokteyl için yürüyüþ baþladý. Tüm davetlilerin, ailelerin, öðretim üyelerinin ve mezunlarýn bir arada olduðu kokteylde, bir de havai fiþek gösterisi yapýldý. Gece boyunca bol bol fotoðraf çektirip birbirlerini tebrik eden çiçeði burnunda mezunlar, yakýnlarýnýn yanlarýndan ayrýlmasýndan sonra geç saatlere kadar eðlendiler. Sorunsuz geçen iki günün sonunda, herkes buruk bir mutluluk yaþadý. Hayatýnýn en önemli dönemini geçirdiði üniversitesinden ve arkaþlarýndan a y r ý l a n m e z u n l a r, d i p l o m a sevincini ve ayrýlýk hüznünü bir arada hissettiler. Mezun olan öðrencilerin gelecek senelerin düzenleme komitelerine birkaç mesajý vardý. Diploma töreni boyunca, ailelere sýk sýk profesyonel bir fotoðraf ve video çekimi yapýldýðý için alt basamaklara inmemeleri gerektiði hatýrlatýldý. Fakat, anlaþma yapýlan fotoðraf stüdyosu, mezuniyet töreninin bir bölümünü kaydetmemiþ. Ayrýca, çekim açýlarýndan dolayý pek çok kiþi fotoðraflarda kendini bile tanýma fýrsatý bulamýyor. Bu kadar önemli bir güne ait fotoðraflarýn eksik olmasý pek çok öðrenciyi üzdüðü için, ilerleyen senelerde daha profesyonel anlaþmalar yapýlmasý gerekiyor. sabancý üniversitesi / dergi 17 . . . Pýnar Ýlik Kültürel Çalýþmalar Mezunu - 2007 Söylenecek bir þey kalmadýðýnda, yazmak, hatta o yazýya baþlýk koymak bile o kadar zor ki... Mezuniyetimizin kýrkýncý gününde arkadaþlarýmýzla birlikteyken çaldý telefonum. Arayan sen deðildin, ama senden bahsediyordu hattýn diðer ucundaki. Senin gittiðini söylüyordu. Bu imkansýzdý, çünkü ben seninle daha yeni konuþmuþtum. Keþke yanýlýyor olsaydý, ama doðruydu...Caným kardeþim, dostum, can yoldaþým, Cücüm; bizi yalnýz býrakmýþtýn. Ýlk günler çok zordu, çok aðladýk ardýndan, ama durup düþününce bunun seni ne kadar üzeceðini anladýk. Çünkü sen her zaman bizim neþe kaynaðýmýzdýn. En zor günlerinde bile o güzel gülüþünle, hayata sýmsýký tutunup, bize ders veren sendin. Tanýþtýðým ilk günden itibaren güven ve neþe kaynaðým oldun. Bana hiç baðýrmadýn, kalbimi kýracak tek kelime etmedin. Beni hep kucakladýn, korudun. Aslýnda yüreðin o kadar kocamandý ki; tanýdýðýn herkesi kucakladýn, umut ve neþe daðýttýn. Kimseye önyargýyla yaklaþmadýn, her zaman yardýmlarýna koþtun. Aramýzda hayatýný en dolu dolu yaþayan da sen oldun. Futbol takýmýnda kaptanlýða kadar geldin, Müzikus için paha biçilmez iþler yaptýn. Bütün bu sürede de her zaman derslerini baþarýyla tamamladýn. Onca yaþanmýþlýktan sonra seni uðurlamaya gitmek çok zordu. Ama senin için gelen o kadar büyük bir kalabalýk vardý ki, ne kadar deðerli ve sevilen biri olduðunu bir kez daha kanýtladýn. Bu elveda diyen klasik bir yazý deðil. Çünkü sen bütün o enerjinle o kadar sýra dýþýydýn ve öyle güzel bir hayat yaþadýn ki, senin arkandan alýþýlagelmiþ sözleri söylemek imkansýz. Bu yazýyý yazmak da benim için ifade ettiklerini düþündükçe daha da zorlaþýyor. Ama yine de içim rahat. Çünkü bizi bir yerlerden gördüðüne ve anlatmaya çalýþtýklarýmý hissettiðine eminim. Sevgili Cüneyt, yaþamýn ne kadar önemli olduðunu ve her ne yaþanýrsa yaþansýn, hayata dör t elle sarýlmanýn önemini ispatladýn. Hayatýmýza renk kattýðýn ve her zaman yanýmýzda olduðun için teþekkürler... 19 BÝZDEN BÝRÝ Hüzünleri Taþýdým Sevinçleri Yaþadým Bilgi Merkezi üniversitemizde herkesin az çok iþinin düþtüðü bir yer. Ama mutfaðýnda kimler var, neler olup bitiyor bilmiyor birçoðumuz. Bilgi Merkezi DVD kiralayan veya bedava gazete okuyabileceðimiz bir yerden çok daha fazlasý, dolayýsýyla da bu deðirmeni döndüren büyük bir ekip v a r. B a þ ý n d a d a y ý l l a r ý n ý kütüphaneciliðe vermiþ bir kitap kurdu bulunuyor. Bilgi Merkezi Direktörü Hilmi Çelik kütüphaneciliði bir kariyer olarak seçen ve tabir yerindeyse bu iþin mekteplisi olan biri. Daha da ötesi, güler yüzü, hoþsohbeti ve edebiyata olan düþkünlüðüyle bir yöneticide olmasý beklenen soðukluk perdesini yýrtmayý baþarabilmiþ bir insan. Biz ona bir soru sorarak baþladýk o bize koca bir hikaye anlattý. Hilmi Çelik - Bilgi Merkezi Direktörü Süleyman Dost Toplumsal ve Siyasal Bilimler 3. Sýnýf Öðrencisi Kütüphanecilik bugün meslek tercihi yapan gençlerin aklýndan bile geçmeyen, gelecek planlarý arasýnda bulunmayan bir bölüm. Muhtemelen sizin üniversite eðitimi aldýðýnýz yýllarda da durum böyleydi. Peki sizi kütüphaneci olmaya iten, hem lisans hem lisansüstü eðitimini almaya yönlendiren neydi? Bizim dönemimizde de kütüphanecilik çok bilinen bir þey deðildi, hatta hiç bilinen bir þey deðildi. Ancak bugün çok güzel diyebileceðim bir tesadüf beni bu mesleðe sürükledi. Bizim kasabalý bir tarih öðretmeni, Türkiyede daha yeni açýlan kütüphanecilik okuluna asistan olarak girmiþ ve orada öðretim üyesi olmuþ. Ben de Ankaraya geldiðimde, elimdeki ziyaret edilecek hemþeriler listesinde olduðu için kendisini ziyaret ettim. O gün bana, kütüphanecilik diye bir þey anlattý. Ben de kütüphanecilik diye bir mesleðin varlýðýný ve onun üniversite düzeyinde eðitiminin verildiðini orada öðrendim. Hocam o gün çok güzel þeyler söyledi. Kitap dedi, okuma dedi, toplum dedi, toplumun aydýnlanmasý dedi, geleceðin mesleði dedi, bir yýðýn gerçekten insanýn yüreðini gýdýklayan þeyler söyledi. Ve ben de onlara inanýnca, anlayamadan kütüphaneci oldum. Þanslýydým, o yýllarda kütüphanecilik uygulamasýnýn en iyi yapýldýðý kurumlardan biri olan, ODTÜ Kütüphanesinde öðrenci asistan olarak çalýþmaya baþladým. Dolayýsýyla da bir meslek olarak kütüphaneciliði sorgulamama gerek kalmadý. sabancý üniversitesi / dergi Edebiyata ilginiz olduðunu, þiirler öyküler yazdýðýnýzý ve bir aný kitabýnýzýn yakýnlarda basýlmýþ olduðunu biliyoruz. Kütüphaneciliði ve kitabý sevmenizde bu ilginin de rolü var mý? Mesela TBMM kütüphanesinde yöneticiyken de bir edebiyat dergisi çýkararak bunlarý bir bakýmdan birleþtirmiþsiniz aslýnda. Ortaokulda bir edebiyat hocamýz vardý. Okuma ve yazma alýþkanlýðý ya da hevesi konusundaki katil (!) odur. Çünkü her hafta bir kiþiye bir klasik okutturup sýnýfta anlattýrýrdý. Okumayan ya da anlatamayaný Allah korusun. O yýllarda lise, sadece il merkezlerinde olurdu. Kasabalarda or taokulu bitirenler oraya giderdi. Liseye gidince anladým, Mehmet Hocanýn bize ne çok þey verdiðini. Hele bir de, sýnýfýn neredeyse çoðunun Sefiller i duymadýðýný görünce, Mehmet Hocanýn dayaklarýnýn tümü boþa gitmemiþ oldu. Sanýrým beni ve diðer bir kýsým arkadaþlarýmý bu gün bulunduðumuz yerlere, o bilgi yüklemesi taþýdý. Ýnsan biraz da sosyal bilgilere ilgili olunca, halktan hiç kopmamayý amaç edinince, acaba onlar için bir þeyler yapabilir miyim felsefesiyle yaþayýnca galiba insan biraz edebiyatýn içinde oluyor. Zaten anýlarýmý yazmamýn arkasýndaki neden de bu. Biraz da kitabýnýzdan bahsetsek Onlar anýlarýmýn bir kýsmý. Zor bir yaþamýn sonunda bile insan, g ü z e l l i k l e r i y a k a l a y a b i l i y o r, yaþayabiliyor. Onu anlatmaya çalýþtým. Elde ettiðim güzel örnekleri okuyucularla paylaþmaya çalýþtým. Anýlarda yapmaya çalýþtýðým bu. Yoksa geldim, yaptým, gittimle anlatýlan bir aný kitabý deðil. 20 Peki Hüzünleri Taþýdýmdan maksat nedir? Yaþanan dönemlerdeki çaresizlikler, insanlar üzerinde çeþitli etki ya da tepkilere neden olur. Bendekini, nedense hep, hüzün olarak tanýmladým. Sýkýntýlý dönemlerden geçerken, o hüzünleri taþýdým. Taþýmasanýz zaten hiçbir yere varamazsýnýz. Onun için hüznün benim yaþamýmda özel bir yeri vardýr. Ama beni mutlu eden yaný, hüzünlerim çoðunlukla sevince dönüþmüþtür, o açýdan da þanslý sayarým kendimi. Hem Türkiyenin deðiþik kurumlarýnda, hem de yurt dýþýnda kütüphanecilikle meþgul oldunuz. Kütüphaneciliðin ve okumaya olan ilginin geldiði noktayý, Okuma ortamlarýnýn kitaptan daha deðiþik ortamlara (internet, e-book, cep bilgisayarlarý) kaymasýnýn kütüphaneciliði nasýl deðiþtirdiðini düþünüyorsunuz? Bu deðiþim Sabancý Üniversitesi Bilgi Merkezinin þekillenmesinde nasýl etkili oldu? Bir kere okuma bir kültür olayý, dolayýsýyla da bir alýþkanlýk. Ne yazýk ki toplumumuzda, okuma alýþkanlýðý diye bir þey yok. Baþka toplumlara baktýðýmýzda, çocukluktan baþlayan bir insan ve bilgi iliþkisi var. Bir kere çocuk kütüphanelerini örgütlemiþ geliþmiþ ülkeler. Peþinden okul kütüphanelerini kurmuþlar ve neredeyse herkesin ulaþabileceði düzeyde ve yakýnlýkta, halk kütüphanelerini oluþturmuþlar. Dolayýsýyla bir öðrenci üniversiteye geldiðinde, bilgiye eriþim ya da bizim ifademizle kütüphane kullanýmý diye bir sorunu yok. Ona verilecek destek, sadece yönlendirme ve olasý yeniliklerden haberdar etme. Oysa bizde, tam tersi. Hele buna bir de ders kitabý aðýrlýklý bir eðitim sisteminden, araþtýrmaya dayalý bir uygulamaya geçiþ eklenince, bilgiye eriþim, pek çok kiþi tarafýndan yeterince önemsenmese de, ciddi bir sorun olarak ortaya çýkýyor. Sabancý Üniversitesinde, bilgilenme ve bilgiye eriþimi, önemli bir öðe olarak ele aldýk ve bilgi kaynaklarýnýn kullanýmýna yönelik programlar yaparak, uygulamaya koyduk. Sanýyorum bundan, beklentimiz kadar olmasa da, iyi sonuçlar aldýk. Bir baþka çok önemsediðimiz faaliyetimiz, ki bu henüz sonuçlanmadý, Diller Okulu programýnýn bir kýsmýna, Bilgi Merkezini bir metin olarak eklemeye çalýþýyoruz. Önerimiz, hem Diller Okulu hem de üst yönetimce de uygun görüldü. Halen detaylarý üzerinde çalýþýyoruz. Sanýyorum ki öðrencilerimiz belirli dönemlerde anlattýklarýmýzý dinlemek yerine, ders programýnýn bir parçasý olarak, bilgi ve bilgi hizmetleri konusunda bilgilenecek. Ýkinci kýsma gelince, üniversitenin kuruluþunda bulunan þanslýlardaným. Böyle bir projede görev almakla, kendimi hep ayrýcalýklý saydým. Dolayýsýyla, bu kuruma ayrýcalýklý bir bilgi birimi yakýþacaðýný düþünerek, geleceðe yönelik planlamalarýn, klasik kütüphane yerine Bilgi Merkezi olarak yapýlmasýný önerdim. Yönetim önerimi kabul etti. Yani, Bilgi Merkezinin suçlusu (!) benim. Aslýnda amaçlý yaptýðýmýz bir þeydir bu. Bir kere bilginin deðiþen formatýnýn bir göstergesidir Bilgi Merkezine dönüþmek. Vazgeçilmez bir bilgi kaynaðý olarak, kitap, dergi 21 tabii ki var. Ama bilgi artýk, farklý formatlarda da akmakta. Bu nedenle, çok iyi örgütlenmiþ klasik bir kütüphane ve kütüphane hizmetleri üzerine, yeni formattaki bilgileri ve onlara eriþim olanaklarýný da içeren, daha büyük bir þemsiye gibi düþündük Bilgi Merkezini. Bence, doðru da yapmýþýz çünkü birçok izleyenimiz var. Sorunun son kýsmý olan, gelecekte kütüphanelerin nasýl olacaðýna gelince, bence gelecekte de kütüphaneler ya da bilgi merkezleri kendilerini toplumun gereksinimlerine cevap verecek þekilde yeniden örgütledikleri sürece hep var olacaklardýr. Bizi örneklersek, süreli yayýnlar koleksiyonumuzun %98,5i elektroniktir, yani Sabancý Üniversitesi mensuplarýnca her yerden ulaþýlabilir. Kitap koleksiyonuna döndüðümüzde bu da %30larý geçmiþtir. Ama ne yazýk ki bütün toplumlarda olduðu gibi bize de hatta bizim üniversitemizde de Googleýn her þey olduðu düþünülmektedir. Bu çok yanlýþ bir yoldur. Elbette ki Google bilgiye eriþimde vazgeçilemez bir araçtýr. Ama Googlea amaç diye baktýðýnýz zaman yanýlgýya düþersiniz. Çünkü çok basit bir örnek, Googledan eriþtiðiniz pek çok bilgiye siz, bedelini ödediðimiz için ulaþýyorsunuz. Yani biz dergilere abone olmasak, IP numaralarýný Google bilmese siz o verilere ulaþamazsýnýz. Ama sonuçta Google sizi istediðiniz verilere çok çabuk ulaþtýrdýðý için giderek vazgeçilemez bir bilgi kaynaðý haline dönüþüyor. Burada þunu da söylemek gerek, kullanýcýlarýn daha iyi bilgilendirilmesi için bizler, Google iliþkileri dahil, pek çok konuyu yeniden ele alýp incelemeliyiz. Peki Sabancý özeline inecek olursak, üniversitemiz öðrencilerinin okuma ve kaynak kullanma alýþkanlýklarýný nasýl deðerlendiriyorsunuz? Zannediyorum bu konuda araþtýrmalar yaptýrýp istatistiki veriler de kullanýyorsunuz. Elbette ki, hizmet ve olanaklarýmýzýn ne kadar kullanýldýðýna iliþkin istatistikler elimizde var. Sonuçlar, ülkemizdeki pek çok kurumla karþýlaþtýrýldýðýnda, çok iyi durumdayýz. Ýstatistiklerimiz, multimedya kullanýmý ile elektronik veri kullanýmýnýn, basýlý kitaba oranla, daha çok arttýðýný da göstermektedir. Bu arada, ders programlarýnýn, temel kullanýcýlarýmýzdan olan öðrencileri daha çok araþtýrmaya yönlendirmesi için, öðretim üyeleriyle sürekli görüþmeye çalýþýyoruz. Hatta bazý hocalarýmýzla kurulan iletiþim sayesinde, ders saatlerinde sýnýflarda düþüncelerimizi anlatacak yer bulabildiðimiz gibi, öðretim üyelerimiz de belirli saatlerde araþtýrma amaçlý olarak derslerini Bilgi Merkezinde yapmaktadýrlar. Bu iþbirliðinin, yarar saðlayacaðýný biliyoruz. Özet olarak, eðitim sistemimizdeki yöntem araþtýrmaya yönelik oldukça, bize daha çok iþ düþecektir. Bu bakýmdan öðrencilerimize,balýk vermek yerine, balýk tutmanýn öðretilmesinden yanayýz. Aslýnda bunu da sormak istiyorum. Bir üniversite kütüphanesinin kaynak olarak geliþip geniþlemesinde öðretim üyeleriyle olan iletiþiminin çok önemli rolü var. Ayrýca öðrencilerin doldurduklarý istek formlarýnýn ve istatistiklerden edinilen genel eðilimin de etkisi var. Bu baðlamda Bilgi Merkezi öðrenci-öðretim üyesi-kütüphane üçgenini yeterli ölçüde kurmuþ mudur? Bunu yüzde yüz gerçekleþtirmiþtir ya da çok baþarýlý olmuþtur demek kolay deðil. Öðrencilere verilen pek çok oryantasyon programýnýn yaný sýra, üniversiteye katýlan her öðretim üyesine bir saat kadar süren bir oryantasyon programý uyguluyor, hizmet ve olanaklarýmýzý anlatýyoruz. En azýndan kendi alanlarýnda, koleksiyon oluþumu için yardým istiyoruz. Bilgi Kaynaðý istekleri konusunda temel uygulamamýz, isteklerin tümünün karþýlanmasýna yöneliktir. Ancak, baþka kurumlarda var olan bilgi kaynaklarýný, geçici olarak ödünç alýp hizmete sunma yolunu deniyoruz. Eðer öðretim üyesi, istediði bilgi kaynaðýnýn mutlaka koleksiyonumuzda bulunmasý gerektiðini söylüyorsa, baþka kurumda olmasýna raðmen yine de satýn alýyoruz. Roman ve film gibi genel amaçlý istekler için ise, birkaç öðretim üyesinin danýþmanlýðýna baþvurarak koleksiyonumuzu oluþturuyoruz. Kýsaca, her istekle ilgili öykü, istek sahibine mutlaka rapor edilmeye çalýþýlýyor. 22 sabancý üniversitesi / dergi Bilgi Merkezi ile ilgili en çok dile getirilen þikâyet olan çalýþma saatleri meselesini sormak istiyorum birinci aðýzdan olmasý açýsýndan. Sizce de Bilgi Merkezinin çalýþma saatler kýsýtlý mý, son yapýlan araþtýrmanýn sonuçlarýný da göz önünde bulundurarak bir artýrýma gitmeyi düþünüyor mu Bilgi Merkezi çalýþma saatleri konusunda? Bilgi Merkezinin 7/24 açýlmamasý için hiçbir nedenimiz yok. Biz hazýrýz ama kullanýcý hazýr deðil. Bu yýl içinde sanýyorum ki 4 hafta denedik, 7/24 açtýk. 24ten sonra gelen ziyaretçi sayýsý oldukça azdý. Bir de tabi her ne kadar burasý kar amaçlý bir kurum deðilse de, olaya bir miktar ekonomik bakmak zorundayýz. Ben baþvuru yapan bütün arkadaþlara ayný cümleyi söyledim: 30 kiþi getirin 24 saat açalým. Ayný sonuç, Memnuniyet Anketinde de görülmekteydi. Þimdi o konuda baþka bir geliþme oldu. Yeni bir bina planýmýz var. Eðer gerçekleþirse, Bilgi Merkezi giriþindeki baðýmsýz bir alaný, 7/24 açýk olacak þekilde düzenlemeyi planlýyoruz. Yaklaþýk 50 kiþi kapasiteli olacak bu yerin arkadaþlarýmýzý mutlu edeceðini sanýyorum. Son olarak þunu sormak istiyorum: Daha kurulma aþamasýndayken Sabancý Üniversitesi ailesine katýldýnýz. Okulun ve Bilgi Merkezinin bu günlere gelmesinde büyük emeðiniz var. Sabancý Üniversitesi baþta ortaya koyduðu vizyonun bugün sizce neresinde, Bilgi Merkezinin bu vizyondaki konumunu þu an itibariyle nasýl görüyorsunuz? Benim açýmdan Sabancý Üniversitesinde bulunmak bir þans. Çünkü ben bir þeyleri yapmaktan keyif alan bir insaným, bir þeyleri yapabilmeniz için birilerinin size inanmasý ve güvenmesi gerekiyor. Ben Sabancý Üniversitesinde bunu yakaladým. Planladýðým her þeyin yapýlmasýna izin verildi. Bugün büyük bir keyifle dünya standartlarýný yakalayabildiðimizi söyleyebiliyorum. Bu sadece benim ve çalýþanlarýn da eseri deðil, bu Sabancý ailesinden baþlayarak Sabancý yönetiminin bilgiye verdiði önemin sonucudur. Dolayýsýyla misyon olarak hedeflediðimiz yerdeyiz. Ýnsan odaklý bir üniversite burasý ve biz bu ana fikri çok iyi iþlemeye çalýþtýk. Bunu bire bir oryantasyonlarla bilgilendirmeye kadar götürdük. Mesela bizim bilgilendirme ya da duyuru hizmet paketlerimiz dünyanýn hiçbir yerinde yoktur. Neden biz bunu yapmaya baþladýk çünkü hizmet planlamasýna üniversitenin kuruluþuyla birlikte baþlayýnca, üzerinize binen iþ yükü kaldýrýlabilecek bir iþ yükü oluyor. Üniversiteye en çok 20 öðretim üyesi katýlýyor yýlda. Bunlarý birer birer davet ediyorsunuz ve ilgi alanlarýný göre sürekli bilgilendirilmesine çalýþýyorsunuz. Bunu mesela ODTÜde yapmaya çalýþsanýz çok zor olur, yapamazsýnýz. Onun için ben Sabancý Üniversitesinde olmaktan ya da kuruluþuna katýlmaktan ötürü çok þanslý sayýyorum kendimi. Bence ben de arkadaþlarým da çok güzel iþler yaptýk. Arkadaþlarým bir toplantýya gittiklerinde, yakalarýndaki hüviyetlerine insanlarýn nasýl gýptayla baktýklarýný gelip naklediyorlar. Olayýn keyfi de bence bu. Sabancý Üniversitesi Bilgi Merkezinin olanaklarý zaten bütün Türkiye tarafýndan tanýnýyor. Onun içi bence adýný koymaya çalýþtýðýmýz þeyin adýný baþýndan doðru koyduk ve doðru yolda da gidiyoruz. Teþekkür ederim, bana bu güzel sözcükleri söyleme olanaðý saðladýðýnýz için. 23 ÜNÝVERSÝTE Üniversitede olmak, üniversiteli olmak Hasan Bülent Kahraman Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öðretim Üyesi Geçen yýl üniversitede bir çok etkinlik düzenlendi. Ben onlarýn bir bölümünü örgütledim. Ama onlardan çok daha fazlasýna katýldým. Bunca etkinliðin tümü benim çalýþma konularýmla ilgili olamazdý. Ýlgi alanlarý hiç de az sayýlacak birisi olmasam bile bu etkinlik yelpazesi benim ötemdeydi. O toplantýlarýn her birisinde, o sýrada elimde bitirmem gereken bir çok iþ bulunduðu için, ister istemez niye buradayým diye düþünüyordum. Doðaldý bu, çünkü, o anda katýldýðým konuþmanýn üstünde çalýþtýðým konularla doðrudan bir ilgisi de yoktu. Sonunda bir cevap üreterek kendimi rahatlattým: burasý üniversite. Bu yazýda bu vargýnýn ne anlama geldiðini ve burasý üniversite derken bunun benim için ne ifade ettiðini anlatmaya çalýþacaðým. Humboldtla gelen... Modern veya daha geçerli bir kavramla söyleyecek olursak çaðdaþ üniversite kavramýný geliþtirenlerin baþýnda Wilhelm von Humboldt gelir. Her anlamýyla Fransýz Devriminin Prusya-Avusturya-Almanya toprak ve düþüncelerine yansýmasýnýn bir çocuðu olan (bu deyimi aslýnda Napolyon kendisiyle Fransýz Devrimi arasýndaki iliþkiyi açýklamak için kullanýr) Humboldt eðitim konusundaki görüþlerini geniþ bir biçimde Ýnsan Eðitiminin Kuramý baþlýklý kitabýnda ve elbette diðer yazýlarýnda anlatmýþtýr. Zaman zaman farklý nedenlerden ötürü çok tartýþýlsa, bazen devrini kapadýðý öne sürülse, arada bir çok eleþtirilse de von Humboldtun genel anlamda eðitim, özel anlamda da üniversite konusundaki düþünceleri bugün de bir kaç temel noktada bütün geçerliliðini koruyor. Humboldt eðitimi ikiye ayýrýr. Rousseaunun görüþlerinden çok etkilenmiþ birisi olarak ilk eðitimin önemine deðinir. Çocuklarýn da ebeveynler karþýsýnda haklarý olduðunu ve o haklarýn yasalarla, devlet tarafýndan korunmasý gerektiðini vurgular. Gene zamanla çok tartýþýlmýþ (bilim dünyasýnda tartýþýlmak olumsuz deðil, tam tersine çok olumlu bir niteliktir) Pestalozziden etkilendiði ilk ve orta eðitim yöntem ve anlayýþýný temellendirdikten sonra Humboldtun, Berlin Üniversitesinin kurulmasýyla sonuçlanacak yüksek eðitim konusunda görüþlerini ben hiç uzatmadan iki noktada özetlemek istiyor um Üniversite eðitimi orta-lise eðitimi deðildir. Bu eðitimde öðreticiler daha önceki eðitimlerde olduðu üzere eðitmekle yükümlü olamazlar. Eðitmenlerin amacý olgunluða eriþmiþ olan öðrencilerin yapacaðý araþtýrmayý yönlendirmektir. Dolayýsýyla üniversite araþtýrma yapýlan, bilgi üretilen bir eðitim sürecine tekabül eder. Bütün bunlarýn gerçekleþtirilebilmesi için bilimsel özgürlük ve öðretim özerkliði zorunlu koþullardýr. Devlet eðitim konusunda mümkün olduðu kadar iþin dýþýnda kalmalýdýr. Üniversite yurttaþ yetiþtirme alaný deðildir. Devlet üniversite eðitimindeki bireyi bir nesne olarak göremez. Tam tersine birey toplumu biçimlendirecek olan bir öznedir. 24 Humboldtun bu görüþleri daha çok açýlabilir. Günümüz dünyasýnýn genel ihtiyaçlarý içinde or taya çýkmýþ beklentiler doðrultusunda, onun biçimlendirdiði eðitim anlayýþý içinde irdelenebilir. Nitekim bu yapýlmýþtýr ve Humboldt en çok bu eðitim yönteminin öðrenci-bireyi toplumdan, toplumsal gereksinim ve beklentilerden koparacaðý düþüncesiyle eleþtirilmiþtir. Oysa Humboldt hiç böyle bir anlayýþ içinde deðildir. Yukarýdaki özne-nesne birey anlayýþý içinde bakýlýrsa bireytoplum ilintisinin boyutlarý anlaþýlabilir. ...ve bugün Bu çerçeve bugünkü üniversiter eðitim tar týþmalarýnýn da ana çerçevesidir. Ne var ki, 19. yüzyýl baþýndan bu yana köprülerin altýndan çok sular akmýþ ve eski çamlar artýk bardak olmuþtur. Neyin deðiþtiðini anlamak için son bir saptama daha yapacaðým. 19. yüzyýlýn pozitivist dünyasý ikili bir amaç ve anlam taþýyordu. Bir yanda bilimsel düþüncenin her türden öznelliði, kiþisel deðer yargýsýný, sezgiyi aþacak, onlarla ir tibatlandýrýlmasý olanaksýz bir nesnellik hegemonyasý kurabileceðine, bunun doðru olduðuna inanýlýyordu. Lockeun altýný çizdiði tabula rasa kavramý, yani eðitilebilir insan düþüncesi giderek merkeziyetçi bir yönetim modeli içinde bireyin vatandaþ olarak biçimlendirilmesi için bir araç diye görülüp kullanýlýyordu. Ýkincisi ve en az onun kadar önemli olaný bilimsellik dediðimiz olgunun disipliner yapýlardan oluþtuðuna dönük kabuldü. Disiplinler, bilimsel irdeleme ve araþtýrma alanlarýnýn dýþa kapalý, içe dönük mikrokozmoslarýydý. Bunlar kendileri olduðu, olabildiði, kendisini tanýmlayabildiði ve kendilerine yeterli kalabildiði oranda güç kazanmýþ olacaklardý. sabancý üniversitesi / dergi Bu iki olgu hiç deðilse son 25 yýldaki bilgibilimsel irdelemelerle önemli ölçüde deðiþti. Bugün öznelliðin katý bir ideolojik pozisyon almak olmadýðý ölçüde bilimsel bilgi üretimine katký saðlayabildiði kabul ediliyor. Ýkincisi, disiplinler arasý yaklaþým üniversiter eðitimin baþlý baþýna varlýksal bir gerçeði konumunda. Kaldý ki, bu olgunun öznellik baðlamýyla doðrudan ve dolaylý etkileþimi de biraz düþününce kavranabilecektir. Þu deðiþkenler... Bu kavramsal önerme çerevesinden hareketle bir þeyler söylemek istiyorum þimdi. Bugünkü dünyada üniversiter bir eðitimin anlamý büsbütün deðiþmiþ dur umdadýr. Bugün toplumdan, toplumsal oluþumlardan hatta sanayiden kopuk, içine dönük bir üniversite her zamankinden daha az düþünülüyor. Fakat bu yargý zaman zaman önemli yanýlgýlara da yol açýyor. Üniversitenin kendi dýþýndaki dünyayla (bu kavram bile ne kadar doðrudur?) olan iliþkisi o eðitimi bütünüyle pratik-pragmatik bir algýlamayla bütünleþtirebiliyor. Daha açýk söylemek gerekirse üniversiter eðitim sadece pratik hayata bir hazýrlýk olarak algýlanabiliyor. Böylece üniversite eðitiminin yukarýdan beri deðindiðimiz kapasitesi tümden yok sayýlabiliyor. Oysa bu tepeden týrnaða yanlýþ bir algýlamadýr. Çünkü... Üniversite eðitiminin bana kalýrsa en önemli iki ögesinden söz edilebilir. Bunlarýn ilki en geniþ anlamda insanýn özgürleþme kapasitesini yaratabilmesidir. Sadece düþünce özgürlüðü anlamýnda deðil, herhangi bir verili düþüncenin doðruluðunu sýnamak, onun önceden kabul edilmiþ dorðuluðuyla yetinmemek bu özgürleþmenin baþlangýç noktasýdýr. Sözü çok edilen tabu kavramý böyle bir anlayýþla ele alýndýðýnda zaten çok aðýr ve çok ötede bir olgudur. Çok daha yakýnýmýzda duran gündelik doðrular bile ancak üniversiter bir eðitimin bünyesinde sorgulanabilir ki, bu sürecin son evresi en geniþ anlamda özgürleþmektir. Ussallýðýn özgürleþtiriciliðini bir varoluþ durumu haline getirmektir. Ne var ki, bu göründüðü ölçüde kolaylýkla baþarýlamaz. Çünkü, bu gerektiðinde insanýn kendisine karþýtlýðýný da gerektirir ki, varoluþ durumu demekle bunu kastediyorum. Ýkincisi, bunu yapabilemenin çok önemli bir aracý olan öge: soyut düþünce/kavram üretme yetisi. Gene daha geniþletecek olursa, soyut kavram ve düþünceyle uðraþabilme yetisi. Gündelik hayat bunun tersiymiþ gibi durur. Orada her þey somut görünür; çünkü her þey mekaniktir. Oysa soyutlama bunun ötesinde bir anlam içerir. Soyutlama, vülger bir biçimde söyleyecek olursak, görünenin içindeki görünmeyenle uðraþmaktýr. Belki de olmayan olgularý ihdas etmek sonra da onlar arasýndaki görünmez baðlarý görünür hale getirmek. Anlama dediðimiz kapasiteyi yaratmanýn baþka yolu da yoktur. Bilimsel bilgi üretmenin baþka bir yolu da bulunmuyor, bu yöntem dýþýnda. Þöyle söyleyelim; herkes bir hastalýk olduðunu bilir ama onun mekanizmasýný bulmak iþte bu soyut düþünme yetisiyle saðlanabilir. Bunu da ancak üniversiter bir meleke yaratabilir. Onun aracý ise ancak paratik/pragmatik kaygýlarýn dýþýnda kalan bir öðrenme, yani, kültür edinmedir. Bildiðimizden daha fazlasýný bilebilmenin yolu budur. 25 Büyük bir muhakeme yaratmanýn yolu da budur. Yani politikayla ilgilenen Einstein veya matematik kuramý yazan Russell! Söz konusu ettiðim bu iki nispeten teknik olgunun ötesinde kalan ama onlardan doðan, onlarýn bileþkesi olan bir üçüncü öge daha var. Onu belir terek bu yazýyý bitireceðim. Üniversiter eðitim son ker tede tolerans-empati baðlamýnda geliþir. Bu iki kavram da verili olanla yetinmemek ve ona teslim olmamaktýr. Yukarýda verdiðim Einstein-Russell örnekleri bu açýdan önemli. Çünkü, orada etkili olan, kendi bilgisinin (bilgi, unutmayalým, iktidar demektir) dýþýna çýkmayý öngörebilen, bu cesareti gösteren iradedir. Gene az önce söylediðim gibi, bir varoluþ dur umunun dönüþtürülmesidir bu. Kaldý ki, bilimsel bilginin sýnamaya açýk olmasý, hatta bütünüyle bu olgunun içinden türemesi gene ayný sonuca götürecektir bizi. Tolerans-empati bu anlamýyla bir mekanik iliþki deðildir. Sadece insanlar arasýndaki bir iliþki de olamaz. Ama elbette iþin o yaný ne ihmal edilebilir ne yok sayýlabilir. Kendisi olmasý insanýn... Bir son söz söylemek gerekir mi, bilmiyorum. Çünkü, bir son sözün olamayacaðý üstüne kurdum bu yazýnýn gizli mantýðýný. Gene de þunu belirtmek isterim: üniversiter eðitim bir bilinç durumudur, bir bilme biçimidir. Ýnsanýn kendisini ayýrt etmesi, kendisi olmanýn anlamýný saptamasý, kendi bilincine varmasýdýr. Ýnsan üniversitenin dersliklerinde verili, deterministik bilgiyi deðil, onun aracýlýðýyla kendisini öðreniyor ve tanýyorsa üniversitede bulunuyor demektir. Bu ise bana göre en geniþ anlamda kültür demektir. Evet, öyle sanýyorum ki, bütün bu yazý boyunca söylediklerim içinde beni en çok ilgilendiren sözcüðü, týpký yemeðin üstüne bir coda olarak yenen tatlý gibi ilk kez þimdi telaffuz ediyorum. Üniversite eðer insanýn kendisini bilmesiyse, insanýn kendisini tanýmasýysa bunu saðlayacak bir tek araç vardýr, diðer tüm belirttiðim deðiþkenleri içine alan, o da kültürdür. Öteki tanýmlarýný bir yana býrakýp, kültür tanýmlarý denizine kendi damlamýzý ekleyecek olursak, kültür, insanýn kendi dýþýna çýkabilmesinin aracýdýr. Hoþgörü, çözümleyici olmak, iletiþim ve duyarlýk ancak kültürün içinden elde edilen yetilerdir. Bu doðaldýr; çünkü, insan sadece kendi dünyasýnýn kapalýlýðý içinde bir kültür edinemez. Kültür, bize en uzak noktadan saðlayacaðýmýz, edineceðimiz birikimdir. Bize yabancý olanla iç içe geçebilme halidir kültür. Bu ise derslikten çok üniversitenin konuþma, toplantý, gösteri mekanlarý ve kütüphanelerinde, üniversitede yapýlan tartýþmalar ve sohbetlerde edinilir. Bütün bunlarý ancak bir üniversitenin geniþ dünyasý sunabilir Ve ne yazýk ki, hayat üniversite kadar zengin ve cömert deðildir. 26 YÖNETÝM Çok Ýsabetli bir Seçim Yaptýðýmý Düþünüyorum Röportaj: Burcu Kanyýlmaz Toplumsal ve Siyasal Bilimler 3. Sýnýf Öðrencisi Ýbrahim Tevfik Karatop - Ekonomi 3. Sýnýf Öðrencisi Fotoðraflar: Osman Yavuz Perk Mühendislik ve Doða Bilimleri Fakültesi 2. Sýnýf Öðrencisi Derginin son sayýsýnda Sabancý Üniversitesi Genel Sekreteri Haluk Balla keyifli bir sohbet yaptýk. Bal, sonbahar döneminde üniversitede karþýlaþacaðýmýz yeniliklerden bahsederken, Üniversitenin idarî iþleyiþi hakkýnda da bizi bilgilendirdi. Sizi biraz yakýndan tanýyabilir miyiz? Haluk Bal kimdir, Sabancý öncesi kariyeri nedir? 1954 doðumluyum. 1973'de Darüþþafaka Lisesinden ve 1978 senesinde de Ýstanbul Üniversitesi Ý þ l e t m e Fa k ü l t e s i Pa z a r l a m a bölümünden mezun oldum. Benim üniversite yýllarým o dönemdeki birçok öðrencide olduðu gibi tatsýz geçti. Okul, olaylar nedeniyle çoðunlukla kapalýydý. Ancak diðerleri için negatif olan bu süreç benim için biraz farklý geliþti. O sýralar üniversiteye devam edemediðim için IBMde stajyer olarak iþe baþladým ve bu benim hayatýmda çok önemli bir dönüm noktasý oldu. IBMdeki staj dönemi uzadý, böylelikle bir yandan okula devam ederken bir yandan da çalýþma þansým oldu. Mezun olduktan sonra da IBMde çalýþmaya devam ettim ve bu þirkette 20 yýl çalýþtým. 1996 yýlýnda Sabancý-IBM ortaklýðýnda bir yazýlým ve hizmet þirketi kurulunca, burada Genel Müdür olarak çalýþmak üzere IBM tarafýndan görevlendirildim. 2004 yýlýnda IBMle Sabancý stratejik olarak bu ortaklýktan çýkma kararý alýnca ben de IBMe geri döndüm ve 3 ay kadar IBMde kaldým. Daha sonra Sabancý Üniversitesi'nden genel sekreterlik teklifi geldi. Aslýnda hiç aklýmda olmayan bir þeydi ama þimdi bu görevi kabul ederek çok isabetli bir seçim yaptýðýmý düþünüyorum. 2005 yýlýnýn Mart'ýndan beri yaklaþýk iki buçuk yýldýr görev baþýndayým. Sabancý Üniversitesinde Genel Sekreterin görevi nedir? Ve Haluk Bal olarak bu göreve neler kattýðýnýzý düþünüyorsunuz? Sabancý Üniversitesi'nin idari yapýsý da diðer üniversitelerden çok farklý. Ýdari organizasyon, yetkiler, sor umluluklar ve tüm süreçler gerçekten dört dörtlük tarif edilmiþ. Dolayýsýyla ben, zaten iyi kurulmuþ ve iyi yapýlanmýþ, yetkilerin ve sorumluluklarýn çok açýkça belli olduðu bir yapýnýn baþýna geçtim. Kendi adýma ben, Haluk Bal olarak ne gibi katkýlar yapabilirim, onun peþindeyim; yoksa var olan düzeni devam ettirmek nispeten daha kolay. Sanýyorum benim buraya geldikten sonra yaptýðým ilk önemli uygulama, idarî çalýþanlarýn yetkilerini artýrmak, daha doðrusu var olan yetkilerini kullandýrmak oldu. Ýdarî birimlere baktýðýmýzda; burada çalýþan arkadaþlarýmýzýn or talama akademik seviyelerinin diðer þirketlerde ve üniversitelerde çalýþanlara göre çok daha yüksek olduðunu görüyoruz. Dolayýsýyla burada çalýþan arkadaþlarýn inisiyatif kullanmalarýný teþvik etmekte fayda olduðunu düþünüyorum. Ben zaten tarz olarak böyle çalýþan biriyim. Yönergeleri sýkça deðiþtirerek, geçmiþ tecrübeleri deðerlendirerek, inisiyatifi artýran ve bürokrasiyi azaltan bir sürü yenilikler getirdik. Böylelikle sorunlar da daha hýzlý çözülebiliyor. Okulumuzu incelerseniz, bu çalýþmalarý hemen her alanda görebilirsiniz. Bir örnek vereyim: Geçtiðimiz senelerde, ders kayýtlarý sýrasýnda, sistemden deðil ama sürecin kendisinden kaynaklanan aksaklýklar oluyordu. Bu konuda çalýþmak üzere bir takým kurduk ve çalýþmalar sýrasýnda öðrencilerden de destek aldýk.Artýk zorunlu olarak alýnmasý gereken derslerin kayýtlarý otomatik 27 olarak yapýlýyor. Böylece sistem daha etkin iþliyor ve haksýzlýklar olmuyor. Ýdari birimler olarak amacýmýz bir anlamda öðrencilerin ve akademik kadrolarýn zamanýnýn tamamýný eðitimöðretim ve araþtýrmaya ayýrmalarýný, böylelikle üzerlerinde mümkün olduðunca idari yük ve sor un kalmamasýný saðlamak. Bunun için geçtiðimiz dönem sonunda kampus yaþamýna iliþkin ve Bilgi Merkezimiz ile ilgili iki kapsamlý anket yaptýk. Bu anket sonuçlarýný ciddi olarak deðerlendirdik. Uygulamalarý kýsa zaman içinde görmeye baþlayacaksýnýz. Örneðin, mutfak ekipmanlarýný deðiþtiriyoruz. Yurtlara yakýn bölgede yeni yeme-içme mekanlarý hizmete girecek. Ulaþým hizmetlerimizi ihtiyaçlar paralelinde sürekli izliyoruz ve deðiþiklikler yapýyoruz. Bilgi Merkezimizde daha uzun süreler açýk kalabilecek okuma mekanlarý için çalýþmalar yapacaðýz. Özetle öðrencilerimizi dinliyoruz ve ciddiye alýyoruz. Tabii ki her istenilen uygulamayý anýnda gerçekleþtirmemiz mümkün olamýyor ancak kaynaklarýmýzý en verimli þekilde kuýllanarak sorunlarý çözmek için çok çaba harcýyoruz. Diðer Üniversitelere baktýðýmýzda bizim Üniversitemizde olduðu gibi bir akademik- idarî ayrýþma pek göremiyoruz sanýrým. Doðrudur. Türkiyede baþka hiçbir üniversitede bu yok. Belki Amerika'da. Ama orada da idarî süreçler tam olarak bizimki gibi deðil. Burada bir konuyu hatýrlatmak isterim. Evet bizdeki sistem oldukça deðiþik. Tüm idari destek Genel Sekreterlik tarafýndan Fakültelerimize veriliyor. Ancak Akademik kadrolarýmýzla Ýdari kadrolarýmýz birlikte mükemmel bir takým çalýþmasý sergiliyor uz. Ýdari-akademik süreçler birbirinden ayrýlmýþ ancak sistem bir bütün olarak ve gerçekten mükemmel çalýþýyor. Diðer üniversitelerle de görüþüyoruz. Onlar bize ve yapýmýza imrenerek bakýyorlar. Ben ekiplerimle birlikte, birçok konuda çok hýzlý karar alabiliyoruz. Diðer üniversitelerde karar süreçleri çok daha uzun. Farklýlýk üzerine konuþmuþken; Sabancý Üniversitesi hem kendi bünyesinde hem de toplumda farklýlýk yaratmaya çalýþan bir üniversite. Sizin Genel Sekreter olarak bu konuda bir vizyonunuz var mý? Evet. Yaklaþýk 1 yýldýr Sabancý Üniversitesinin gelecek 5 yýlýný tartýþýyoruz ve hemen hemen final noktasýna geldik. Burada amacýmýz, bir dünya üniversitesi olmak için gerekli altyapýyý, hem akademik hem de idarî olarak en iyi þekilde kurmak. Aslýnda o altyapý var ama biz onu, çýtayý biraz daha yükseðe çýkararak geleceðe aktarmak istiyoruz. Mesela öðrencilerimizin mezun olduktan sonra çok iyi üniversitelere burslu olarak gitmeleri, çalýþma hayatýna atýlan arkadaþlarýmýzýn çok iyi uluslararasý þirketlerde çalýþmaya baþlamalarý, yabancý öðrenci sayýmýzýn artmasý sadece akademik deðil ayný zamanda idarî bir mesele. Burada bize de birçok önemli iþler düþüyor. Biraz da bütçeden bahsetsek? Benim için bir sitede bir yorum yapýlmýþ: Haluk Bal; üniversiteyi þirket gibi yöneten þahsiyet! Buradan hareketle bütçeyi anlatacaðým size. Ben bu yorumu pozitif olarak algýladým, çünkü eðer üniversiteyi þirket gibi yönetiyorsam iþimi doðru yapýyorum demektir. Benden beklenen zaten üniversiteyi bir anlamda þirket gibi yönetmem. 'Þirket gibi yönetme' kavramýný biraz açmak gerekiyor tabii ki: Sabancý Üniversitesinin kâr hedefi yok ve hiçbir zaman olmayacak. Ancak kaynaklarý en verimli kullanmak anlamýnda þirket gibi yönetme tanýmý doðru. SÜ tamamen eðitime odaklanmýþ bir üniversite. Öðrencilerimizden gelen gelir giderlerimizin ancak %60ýný karþýlýyor. Sabancý Topluluðu bize her sene 1520 milyon dolar baðýþ yapýyor. Bu baðýþlarla önemli miktarda burs veriyoruz ve dolayýsý ile bir anlamda bütçe açýðýmýzý kapatýyoruz. Bu yüzden öðrencilerimizin birtakým uygulamalara tepki gösterirken daha serinkanlý olmalarý gerekiyor. Zaman zaman girdilerdeki maliyet ar týþlarýndan dolayý (Örneðin akaryakýt fiyatlarý) servis, yemek gibi hizmetlerimizin fiyatlarýný artýrmak zorunda kalýyoruz. Bunlarda amacýmýz para 28 sabancý üniversitesi / dergi kazanmak deðil. Zaten toplam gider bütçemizde bu artýþlar o kadar ufak kalýyor ki Buradan bu yýlýn bütçesine gelecek olursak; yaklaþýk 80 milyon YTLlik bir toplam harcama bütçemiz var. Yatýrýmlarýmýz (yurt inþaatý, müzeye yapýlan yatýrýmlar gibi) bu bütçenin dýþýnda. Bu yatýrýmlarýmýzý gerçekleþtirebilmek için ilave kaynaklar yaratmaya çalýþýyoruz. Inovent bu baðlamda örnek bir uygulamamýz. Biliyorsunuz Inovent, Sabancý Üniversitesinde ve Türkiyedeki diðer üniversitelerde, AR-GE kuruluþlarý ve endüstride geliþtirilen teknolojilerin, iþ fikirlerinin ticari deðerlerine ulaþmalarý için gerekli olan süreçleri yönetmek amacýyla kurulmuþ bir þirket. Eðer bu þirket ileride tahmin ettiðimiz gibi para kazanmaya baþlarsa, yeni yatýrýmlarýmýza kaynak teþkil edecek. Aslýnda ulaþým ve yemek giderlerinin bir bölümünü SU sübvanse ediyor öyle mi? Yemekte deðil ama ulaþýmda sübvanse ediyoruz. Shuttlelara öðrencilerin ödediði kadar bir miktar da Üniversite tarafýndan ödeniyor. Yine de bazý öðrencilerimiz bu ücretlerin yüksek olduðundan þikayetçiler. Burada kýsa bir bilgi de vermek isterim. Öðrencilerimiz shuttle ücretlerini kamu ulaþým ücretleri ile kýyaslarken bizim araçlarýmýz ile kamu ulaþým araçlarý arasýndaki araç kalitesi, þoför, güvenlik bakýmýndan farklarý ve kat edilen mesafeyi dikkate almalýlar. Tosun Terzioðlu sanýrým bir ek gelirimiz olduðunu ve ileride dünyanýn en iyi üniversitelerinin sahip olduðu kadar kaynaða sahip olabileceðimizi söylemiþti. Evet. Merhum Sakýp Sabancýnýn üniversiteye baðýþladýðý bir fon var. Ýdealimiz bu fonu Sabancý dýþýndan da baðýþ alarak ve de öðrenci gelirleri dýþýndaki gelirlerimizi (Örn: Inovent) artýrarak büyütmek ve çok uzun vadede kendi ayaklarýmýz üzerinde durabilmek. Þu anda bu fonun getirisinden burslar veriyoruz, araþtýrmalarýmýzý destekliyoruz. Biraz yurtlardan bahsetsek Üniversite ilk kurulduðunda, öðrencilerin yaklaþýk %50si için yurt olanaðý düþünülmüþ. Bu, diðer üniversitelerle kýyaslandýðýnda çok iyi bir rakam. Bu sayý þimdilerde %65-70lere ulaþmýþ durumda. Olaya kaynaklar baðlamýnda da bakmamýz gerekiyor. Bölge uzak bir bölge ama gittikçe de geliþiyor. Büyük ihtimalle 34 sene sonra Marmaray projesi sayesinde yurt ihtiyacýmýz azalacak. Böyle bir durumda yeni yurt yapma konusunu ciddi bir þekilde düþündükten sonra kararlaþtýrmak gerekiyor. Çünkü çok ciddi bir yatýrýmdan bahsediyoruz. Bu kaynaðý öðrencilere burs vererek, yeni fakülte binasý, oditoryum yaparak deðerlendirmek, akademik çalýþmalarý desteklemek daha anlamlý olabilir. Burada sorun, kaynaðý verimli þekilde kullanmak. Bu sene yeni yapýlan yurtlarýmýzla birlikte 230 kiþilik ek bir kapasiteye sahip olacaðýz. Bu konuda bir diðer önemli deðiþiklik ise, ilk sene yurt isteyen öðrencilere yurt verecek olmamýz. Umarým geçmiþ seneye oranla bu yýl daha az sorun yaþayacaðýz. Doðrusu Eylülün son haftasýný merakla bekliyorum! Son olarak, ders deðerlendirmeleri ve üniversite hizmetleri anketleri hakkýnda bize söylemek istediðiniz bir þey var mý? Anketlerde her sene olduðu gibi çok güzel deðerlendirmeler var. Biraz önce üniversite hizmetleri anketleri hakkýnda bilgi vermeye çalýþmýþtým. Ders deðerlendirmeleri de çok önemli. Bu deðerlendirmelerin öðretim üyelerimizin kariyerini de etkileyen 'performans deðerlendirme' sistemine ve idarî birimlerin performansýnýn deðerlendirilmesine de ciddi etkisi var. Belki burada biraz da Bilgi Teknolojileri grubumuzun çalýþmalarýndan bahsetmek yararlý olacaktýr. Uzun bir süredir devam eden SAKAI uygulama platformuna geçiþ çalýþmalarý önemli ölçüde sonuçlandý. Artýk Webct uygulamasý yerine çok daha verimli olan bu platformu kullanýyor olacaðýz. Ýleride bu sistemi kullanarak ders materyallerine, örneðin textbooklara ulaþýyor olacaksýnýz. Küçük bir araþtýrma yaparsanýz Üniversitemizin adýný dünyadaki birçok baþarýlý üniversiteyle birlikte doðru ve güncel teknolojilere yatýrým yapan üniversiteler arasýnda görebilirsiniz. Teþekkür ederiz. Ben teþekkür ederim. PORTRE 29 MDBFde iz býrakan renkli dekan Nesrin Balkan / Ýletiþim ve Halkla Ýliþkiler Aðustos 2007de, kuruluþundan beri yürüttüðü Mühendislik ve Doða Bilimleri Fakültesi (MDBF) Dekanlýðýndan ayrýlan Kemal Ýnan ile duygu ve düþüncelerini öðrenmek ve Dergi okurlarý ile paylaþmak için söyleþtik. Ayrýca, yakýn çalýþma arkadaþlarýna Kemal Ýnaný sorduk. Hakkýndaki ortak düþünce, çevresine de yaydýðý, tükenmek bilmeyen müthiþ bir pozitif enerji ve þeytanýn avukatlýðýný yapmasý oldu. Keman çalan, edebiyattan, romandan, sinemadan söz eden, klasik müzik konserlerini kaçýrmayan, entelektüel, kadýnlara iltifat edebilen, centilmen, son derece renkli bir kiþilik Kemal Ýnan. Kendisini kemancý olarak da tanýmlayan bir elektrik mühendisi Nasýl bir dekandýnýz, ekibinizle olan iliþkilerinizden bahsedebilir miyiz? Prof. Dr. Kemal Ýnan: Dekanlýk bana verildiðinde kuruculuk içeren bu idari görevi en iyi þekilde yapmak istedim, onun için de kendimi tümüyle bu iþe vermeye karar verdim ve bu kararýmý tavizsiz uyguladým. Unutmayýn burada en az 6 tane - belki 8 - bölüm baþkanlýðý yaptým. Birbirine çok da benzemeyen ama birbirleriyle iliþkili disiplinleri yeterince tanýyabilmek ve özellikle de kuruculuk aþamasýnda kalýcý hatalar yapmamak ciddi bir çaba gerektirdi. Bizdeki bölümsüz fakülte yapýsýnda dekanlýk görevinin diðer üniversitelerde rastlanan ve bölümlerden oluþan fakültelerin dekanlýðýndan çok daha yoðun olduðu bir gerçek. Üstelik kuruculuk aþamasýnda bu yoðunluk daha da artýyor. Görevim gereði kuruluþtaki geliþmelere yön vermek ve yakýndan izlemek zorundaydým ve tabii bunu öðretim üyelerinin yakýn desteði ile gerçekleþtirmeye çalýþtým. Kanýmca varmýþ olduðumuz noktada çok olumlu ve yenilikçi bir sistem ve ortak kültüre, nitelikli bir öðretim üyesi kadrosuna ve iyi bir altyapýya sahibiz. Bunu en iyi takdir eden kesim de sistemin gerçek kullanýcýlarý , yani eðitim ve öðrenimin hedefi olan lisans öðrencileri ve araþtýrma olanaklarýný yoðun biçimde kullanan lisansüstü -ve de üst sýnýf lisans öðrencileri ve öðretim üyeleri. Geliþmelerin bundan sonra da olumlu bir yönde devam edeceðine içtenlikle güveniyorum. Dekanlýktaki idari ekibimin hepsi iþlerini çok iyi yapan kiþilerden oluþuyordu. Çok iyi yardýmcýlarým vardý, güncel iþleri Zehra müthiþ bir inisiyatifle çözer. Çaðla, Iþýl, Zuhal çok iyi çalýþtý. Yani kadro çok iyi, teknisyenlerimiz çok iyi. Bütü ekip gayet baþarýlý. Aslýnda çok büyük bir idari ekibim olmadý, ben hep minimal tutmaya çalýþtým kadroyu. Bunun iki önemli nedeni var: Ýþ kalitesi ve iliþki kalitesi. Çünkü aþýrý kalabalýkta iletiþim sorunu yaþanýr. Bu görüþle kurduðum ekipte, bugüne kadar kendi içinde ve benimle olan iliþkilerinde bir sorun yaþanmadý. Fa k ü l t e n i n k u r u l u þ d ö n e m i n i hatýrlýyorum, ilk baþta her þeyi kendi baþýma yapýyordum. Zehra da gündelik iþlerim konusunda bana yardýmcý oluyordu. Bir de MBA eðitimi almýþ Finlandiyalý bir idari yardýmcým vardý, Saila. Tüm sistemi bu ekiple beraber kurduk ve çok hýzlý bir ilerleme kaydettik. O dönemde kendi baþýma, - doðrusu ben ve kendi fakültemdeki idari ve sýnýrlý akademik bir ekibin dýþýnda kimse ile paylaþmama bir vesile olmayan - beþ yýllýk geliþme (programlardaki öðrenci sayýlarý tahminleri, alanlara göre öðretim üyesi büyüme sayýlarý gibi bilgileri içeren) projeksiyonlar hazýrladým. Geçtiðimiz yýl da stratejik planlama adý altýnda ve de mütevelli heyetinin yönlendirmesi ile bu tür çalýþmalar üniversitenin tümünü kapsayan bir genellik kazandý ve umarým gelecekte daha da saðlýklý bir yola girecek. sabancý üniversitesi / dergi Sabancý Üniversitesine gelmeye nasýl karar verdiniz? Ýnan: Sabancý Üniversitesine geliþimin birçok nedeni var tabii. Böyle durumlarda tek neden iþ deðildir, kiþisel neden de vardýr. Aslýnda buraya gelmeden önce Orta Doðu Teknik Üniversitesindeki hayatýmdan rahatlýk ve huzur açýsýndan hiçbir sýkýntým olmadýðýný söylemem bir abartma olmaz. Sabancý Üniversitesi bu rahatlýðý bir anda aþan, heyecan dolu bir maceraya baþlamamýn fýrsatý oldu. Ayrýca, Rektör Prof. Dr. Tosun Terzioðluna duyduðum güvenin de Sabancý Üniversitesine geliþimde etkisi büyük oldu. Kendisi ile tanýþýklýðýmýz eskiye dayanýr. Terzioðlu ile zor zamanlarda birlikte olduk. Bu çok önemli, çünkü insanlarýn kiþilikleri zor zamanlarda ortaya çýkar. Kanýmca Sabancý Üniversitesi, Tosun Terzioðlu gibi bir rektörü olduðu için çok þanslý bir kurum. Sabancý Üniversitesine gelirken hiçbir piþmanlýðýnýz olmadý yani? Ýnan: Hiç olmadý. Doðru karar almýþým, çok heyecanlý bir süreçti. Sýfýrdan bir üniversiteye geldiniz, fakülte kurdunuz. Zorlandýðýnýz noktalar neler oldu? Ýnan: Sabancý Üniversitesine geldiðimde çok zorlanmadým. Her þey çok planlýydý. Daha ben gelirken, fakültede hangi programlarýn olacaðý büyük ölçüde belliydi. Eðitime baþlamak için belli sayýda öðretim üyeleri de vardý. Sabancý Üniversitesine 98in baþýnda geldim ve bir yýl sonra eðitime baþlandý. Tabii o sýrada en önemli konu, sistemi bir yandan kurarken bir yandan da akademik kadroyu oluþturma iþiydi bunu yaparken zorlandýðýmý itiraf etmeliyim. 98, 99, 2000 yýllarýnda üç yýl üst üste ikiþer haftalýðýna Amerikaya gittim. Doðu ve Batý kýyýlarýndaki Amerikanýn en iyi üniversitelerde ve çevrelerinde Türk akademisyenlerle, 30 endüstride çalýþan mühendis ve bilim adamlarýyla ve mezun olmuþ ve olacak doktora öðrencileriyle çok sayýda birebir ve toplu halde görüþmeler yaptým. Bu süre içinde üniversite içinde ve dýþýndaki kýdemli öðretim üyesi arkadaþlarýmýn da deðerli katkýlarý ile Türkiye içinde doktora yapmýþ parlak akademisyen ve öðrencilerle de iliþkiler oluþturdum. Bütün bu çabalarýmýzýn sonucunda 1998 yýlý ile 2007 yýlý arasýnda çoðu yurt dýþýnda doktora yapmýþ veya çalýþmakta olan yaklaþýk 60a yakýn son derece nitelikli öðretim üyesi fakültemize katýldý. Bu aþama üniversite için gerçekten çok önemliydi, çünkü insan niteliði, özellikle de öðretim üyelerinin nitelikleri üniversitenin omurgasýný oluþturur. Þu kadarýný söyleyebilirim: üniversitemiz bugün saðlýklý bir omurgaya sahiptir. Bu aþama ile beraber bir diðer sorunumuz sistemi kurmak ve ortak kültürü oturtmak oldu. Buradaki kültür, bizim devlet üniversitelerinde alýþmýþ olduðumuz kültürle uyuþmuyor. Akademisyenlerimizin bir kýsmý devlet üniversitelerinden geldiler. Bazen insanlarýn eski alýþkanlýklarýný sürdürme eðilimleri olabiliyor. Ben burada bu tür sorunlarý konuþarak çözmeye çalýþtým, bazen yumuþak, bazen de diyelim tatlýsert bir tarzda Burada benim için önemli olan sevilmek deðil, iþi doðru yapmaktý. Yani, çalýþma alanýnda sevilmeye karþý bir tutkum yoktur. Ama herkes de bilir ki iþ doðru yapýlýyorsa ben de memnun olurum ve yapýlan iþi ve yapan kiþiyi açýkça takdir etmekten zevk alýrým. Çünkü iþin doðru yapýlmasý ve daha da önemlisi doðru iþ yapmanýn ortak bir kurum kültürü olarak algýlanmasý ve kabullenilmesi saðlýklý bir kuruluþun en can alýcý püf noktasýdýr. Fakülte Kurulu toplantýlarýna herkes katýlabilir. Bu, Sabancý Üniversitesi çapýnda alýnmýþ bir karardý. Hatta isteyen kiþi, kendi gündemini de önceden belirtebilir, böylelikle o konuda da tartýþabiliriz. Ben bazý þeyleri þeffaf yürütmeyi severim, bu nedenle bu kararý inanarak ve içtenlikle uyguladým. Bu toplantýlarýn baþýnda, karar alma mekanizmasýnýn herkesin katýlabildiði açýk bir sistem içinde olduðunu, ancak farklý görüþler varsa dekan olarak kendi kanaatimi, varsa toplantýdaki diðer görüþlerle beraber, kesin karar için bir üst makama, yani rektöre ileteceðimi bir uygulama anlayýþý olarak tüm öðretim üyelerime söyledim. Sanýrým bu anlayýþ artýk ortak bir kültür olarak oturdu ve bu kültür sonucunda toplantýlarda sonuca varma ve iþ yapma hýzý birçok kurumla karþýlaþtýrýlamayacak boyutta arttý. Bunun nedeni, toplantýlardaki tartýþmalarýn kiþisel politika çekiþmeleri yerine sorun çözmeye odaklanmasý oldu. Özetlersem fakülte içinde gereksiz yere uzun süren toplantýlar yapmamaya özen gösteriyoruz ve bu kültürü de çok kýsa 31 PORTRE bir zamanda, sürtüþme yaþamadan oluþturduk. Akademisyenler genellikle egolarý yüksek ve zor insanlar diye bilinir. Böyle insanlarýn çok olduðu bir ortamda yöneticisiniz. Ýnan: Akademisyenlerin çoðu, bir ölçüde iþin icabý, tam anlamýyla doðru bir kelime olmasa da siniktir. Sinik, yani hiçbir þeye tam güvenmeyen, her þeye eleþtirel bir gözle bakan, negatif boyutun yer yer pozitif boyuttan çok daha fazla olduðu bir yaklaþým. Bir de buna pozitif düþüncenin yoksul olduðu ulusal kültürü katarsanýz daha sinik hale gelebilirler. Siniklik, akademisyenlerin doðal bir parçasýdýr. Çünkü, bilimde yahut bilimsel iþlerde her zaman sorgulama durumundasýnýz, bilim dünyasý eylem deðil spekülasyon ve düþünce dünyasýdýr. Ayrýca, sizin de belir ttiðiniz gibi akademisyenlerin opera primadonnalarýný andýran hassas egolarý vardýr. Fakülte kurulurken akademik egolar zaman zaman sorun yarattý, bu doðru. Buna karþýn kurum kültürünü çok net bir dille oturtmaya çalýþtým. Burada bölüm baþkaný yoktur, olmayacaktýr. Bu anlayýþý herkesin benimsemesi gerekiyor. Bu noktada biraz sorun yaþadýk. Birkaç öðretim üyesi bu kültüre uyum göstermekte direndiler ve zaman içinde kendi istekleri ile ayrýldýlar. Sonuçta bu anlayýþ sanýrým kabullenildi ve or tak kültürün bir parçasý oldu. Eðer bu sistem iþlemeyip bölümleþme yaþansaydý, sistemimizin özellikle öðrenciler lehine çalýþan ve çaðýn gerektirdiði gibi disiplinlerin birbirleriyle yakýn iliþki içinde olmasýný saðlayan ve bizi birçok kuruma göre ayrýcalýklý kýlan bu son derece olumlu özellikten mahrum kalacaktýk. Bölüm duvarlarýnýn ortadan kalkmasý ile farklý disiplinlerin birbirleriyle iliþki içinde olmalarý ve hiçbirinin izole olmamasý konusunda çok çalýþtým. En zorlandýðým konu, özellikle kaynak daðýlýmý konularýnda, öðretim üyelerinin disiplin duvarlarýnýn arkasýna çekilerek konum almalarýný engellemek oldu. Bu konuda çözebildiðim ve çözemediðim sorunlar oldu. Bu nedenle disiplinler arasý iç iletiþime çok önem verdim ve hala veriyorum. Bölümsüz bir fakülte yaratmak, bir kurum kültürü geliþtirmek ve öðretim üyelerini eskiden getirdikleri alýþkanlýklardan vazgeçirerek yeni kültüre uymalarýný saðlamak sizi oldukça zorlayan bir konu olmuþ. Ýnan: Öncelikle laboratuar kurma iþleri aþýldý. Sonra da, dýþ kaynaklý projelerde, özellikle Avrupa ve TÜBÝTAK projelerinde farklý disiplinlerden akademisyenlerimiz ortak çalýþmalar için iþbirliði yapýp güçlerini birleþtirmeye baþlayýnca, bu sorun yavaþ yavaþ ortadan kaybolmasa bile etkisini önemli ölçüde azalttý. Dekan iken en çok hoþlandýðýnýz iþ neydi? Ýnan: Keman çalmak. (Gülüþmeler) Aslýnda akademik dünyada idarecilik çok hoþ karþýlanmaz. Bu nedenle genelde dekan olmanýn hoþlanacak bir tarafý olduðunu söyleyemem. Ýdari iþ ast-üst iliþkisini beraberinde getirir. Akademisyenler ast-üst iliþkisinden haklý olarak hoþlanmazlar. Bazý þeyleri gerçekleþtirmek için o fikre herkes inanmalýdýr. Öyle tepeden inme þekilde olmaz. Yepyeni bir sistem kuruyorduk. Kurum kültürünü ortak, yaþayarak oluþturmak gerekiyordu. Yeni kurum kültürünü oluþturmak için öðretim üyeleri ve asistanlarla her vesile ile iliþki kurmaya ve iletiþim oluþturmaya çalýþtým. Mesela her dönem sonundasayýnýn artmasý nedeniyle son zamanlarda yapamýyordum destek verdiðimiz lisansüstü öðrencilerimizi tüm öðretim üyelerinin katýldýðý özel bir dönem sonu toplantýsýnda deðerlendiriyordum. Bu toplantýlarda sayýca 100-150yi aþan lisansüstü öðrenciyi tüm öðretim üyelerinin önünde teker teker ele alarak hem akademik çalýþmalarýnda hem de asistanlýk görevlerindeki baþarýmlarýný deðerlendiriyorduk. Bu da bir baþarým kültürü oluþturma çabasýnýn bir parçasýydý. Sanýyorum bu kültür de bir ölçüde oluþtu. Ýleride uluslararasý bir akreditasyon veya kuruluþla iþbirliði fýrsatýnda derslerde verilen bilgilerin, gösterilmek üzere, sürekli arþivlenmesi gerekiyor. Bunun için çok uðraþtým ama sistemin yürümesini saðlayamadým. Yeni dekana arþiv sorununu çözmek üzere Eylül ayýnda bütün asistanlara bir görev bölümü yapmasýný önerdim. Yararýna inandýðýnýz ve yapacaðýnýzý ilan ettiðiniz bir iþi sonuna kadar izleyerek gerçekleþtirmek son derece önemli. Kemal Ýnan Yeni Dekan Albert Erkipe görevi devrediyor. sabancý üniversitesi / dergi Bunu herhangi anlamlý bir açýklama olmadan yapmadýðýnýz veya yapamadýðýnýz vakit, baþarýsýzlýk sistemde oluþan bir dikiþ söküðü gibi zedeleyici olur. Yeni Dekana ayrýca neler önerdiniz ya da öneriyorsunuz? Ýnan: Bir iþi yapalým diye baþladýðýnda mutlaka sonuna kadar götürmesini önerdim. Yani laçka görüntüsü vermemek lazým çünkü bu ileride her konuda mazeret olarak kullanýlýr, sistemi zedelemeye baþlar. Sabancý Üniversitesi, kuruluþunda bulunduðum üçüncü üniversite. ODTÜnün kuruluþunun her aþamasýnda vardým, daha sonra da Ýngilterenin baþta gelen dört üniversitesinden (Oxford, Cambridge ve Imperial College ile beraber) biri haline gelen Warwick Üniversitesinin kuruluþunda lisansüstü öðrenci kapasitesinde bulundum. Kuruluþ aþamasý balayý gibidir, özelliði þudur: Eðer üniversitenin önü açýk ise, sistemi yeni ise, iddiasý varsa, bu iddiayý gerçekleþtirmek için makul ölçüde kaynaklara sahip ise ve bu yolda ilerliyorsa, bu koþullar kuruluþta müthiþ bir iyimserlik yaratýr. Bundan sonra ikinci aþamaya geçiyoruz. Asýl tehlike burada, bu aþamada sistem ve kurumsal kültür büyük önem kazanýyor. Þimdi biz, þu anda kabuðumuzu kýrýyoruz. Mütevelli heyetimizin gösterdiði doðrultuda uluslararasý arenada ses getirecek bir üniversite olmayý hedefliyoruz. Uluslararasý arenada ses getirmek için iyi ve yenilikçi eðitim yeterli olmaz. Bunun için gerekli olan en azýndan birkaç araþtýrma alanýnda dünya düzeyinde ses getirmektir. Bu zor bir iþ. Bunun için iyi düþünülmüþ bir strateji ve bu stratejiyi besleyecek ve gerçekleþtirecek ciddi kaynaklar bulmamýz lazým. Daha bu yola yeni girdik Yeni dekan kuruluþ iyimserliklerinden çok geliþme olgunluðunun dekaný olacak, yani iþi kolay deðil. Ben kolay kýsmý atlattým. Sistemimizin, eðitimimizin baþarýlý ve çekici olmasý bence çok önemli, çünkü çok parlak öðrenci alýyoruz, onlarý en iyi, en üst düzeyde verimli halde tutabilmek gerekir. Bir üniversitenin mezunlarýnýn kurduðu yeni teknolojilere dayalý yeni iþ alanlarý bütün Türkiyeyi lokomotif gibi çeker. Ama, bunun anlaþýlmasý Türkiyede de olmayan bir araþtýrmacý-giriþimci kültürüne dayandýðý için zordur. MDBF Dekanýnýn burada biraz daha ses çýkaran, hatta isteklerini zorlamak için bir miktar huysuzluk eden, bir tutumda olmasý bu yönde itici ve olumlu bir güç olabilir. Üniversitemizin sisteminin diðerlerinden farklý olmasý bize yalnýzca içsel bir avantaj saðlamýyor, ayný zamanda dýþsal, yani ülkenin tümüne yönelik, bir sorumluluk da yüklüyor. Bu sorumluluðu yerine getirecek örnek atýlýmlarý yapmamýz gerektiðine inanýyorum. Peki bundan sonra ne yapacaksýnýz Kemal Bey? Ýnan: Öncelikle bu dönem vereceðim ders ile uðraþýyorum. Gelecek dönem zaten vermiþ olduðum bir ders vardý, bu süreç içinde belki bu yýl iki ders vereceðim sonra zaman içinde hangi dersleri vereceðime dekan ile anlaþarak karar veririm. Araþtýrma konusunda ne yapacaðýma henüz karar vermiþ deðilim. Kitap yazmak gibi bir projem var. Dekanlýk süresinde dokuz yýldýr kopmuþ olduðum araþtýrma dünyasýna tekrar ve heyecanlý bir kapýsýndan girmeyi istiyorum. Zaten sürdürmekte olduðum kemanla uðraþmaya devam edeceðim. Arada sýrada verdiðim ufak tefek konserlere de Son olarak ortak kültüre yansýtmaya çalýþtýðým bir görüþümü ifade etmek isterim. Hiçbir zaman bir üniversitede, özellikle de MDBF gibi bir fakültede herkesin birbirine benzemesini istemiyoruz. Farklýlýklara önem vermek ve yaþatmak gerekir. Öðretim üyeleri arasýnda kiminin temel bilimsel katkýsý yüksek, kiminin 32 teorik konularda katkýsý çok iyi, kimi müthiþ pratiktir ve/veya giriþimcidir, þirket kurar, kurdurur veya projelerde çalýþýr. Yaratýcýlýðý kalýplar içinde tanýmlamak çok zor. Bizim kurum olarak istediðimiz özellik her bireyin kendi türünün iyisi olmasý. Bunu için herkesin birbirine benzemesi gerekmiyor. Öðrencilerde de ayný þey, bizim mezunlarýmýz birbirine benzesin istemiyoruz, sistemimiz ona göre kurulu. Bu hoþ söyleþi için teþekkür ederim, sizi zevkle dinledim. Okurlarýmýzýn da büyük bir keyifle okuyacaklarýna inanýyorum. Kemal Ýnan ve melekleri 33 PORTRE Ne dediler Zehra Öner: Kemal Bey'i ODTÜ'deyken uzaktan tanýyordum. Sabancý Üniversitesinde O'nun sekreteri olarak iþe baþladýðým zaman Ankaradan Ýstanbula yeni gelmiþtim ve þehri çok iyi bilmiyordum. Ben Etiler'de O da Rumeli Hisarý'nda oturuyordu ve o zaman daha kampüs inþaatý bitmemiþti. Karaköy'deki muhteþem binamýzda çalýþýyorduk. Dört ay süreyle beni her sabah evimin kapýsýndan aldý ve yine akþamlarý evimin kapýsýna býraktý. 9 yýl süreyle birlikte çalýþtýk. Kemal Beyde çok net gördüðüm birkaç özelliði þöyle sýralayabilirim. Zor bir patron olmamasý, oldukça mütevazý olmasý, müthiþ bir klasik müzik tutkunu olmasý (bence çok iyi bir müzisyen olabilirdi), yaþamayý çok iyi bilmesi, kin tutmamasý, mizah anlayýþý ve de en son olarak siyasi modayý çok yakýndan takip etmesi. Iþýl Önal: Sabancý Üniversitesi'ni sizin için özel ve güzel yapan þeyler nelerdir? diye sorsalar þüphesiz Kemal Ýnan'dan bahsederdim. Zamanýmýzýn büyük bir çoðunluðunu geçirdiðimiz iþyerinde çalýþma arkadaþlarýmýzýn ve yöneticimizin hayatýmýzdaki yeri tartýþýlmazdýr. Kemal Ýnan sadece iyi bir yönetici deðil ayný zamanda vizyon sahibi bir lider, yeri geldiðinde yakýn bir arkadaþ, yeri geldiðinde kol kanat geren bir baba gibidir. O, bir sanat aþýðý; O, bir klasik müzik tutkunu; O, bir bilim adamý; O, koridorda yankýlanan gür bir ses; O, bir enerji ve motivasyon kaynaðý; O Meleklerinin birtanesi. O, ilk iþ tecrübemdeki unutulmayacak ve hayat boyu sevgiyle, saygýyla hatýrlayacaðým bir Kemal Ýnan! Ne dediler Çaðla Gürsu: "Çok ilginç bir iþ görüþmesiydi; uzun süre beklettikten sonra odaya hýzla girip korkutucu adýmlarla üzerime doðru yürüdü, elimi sýktýðýnda kendini tanýttý. Koltuðuna otururken býyýk altýndan gülüþümü yakaladý. Tek bir soru sordu. Gözlerini kapattý, bir dakika sonra açtýðýnda iþleri anlatmaya baþlamýþtý. Uzun uzun neler beklediðini anlattý. Sadece birkaç cümle konuþmuþ olarak odadan ayrýldým. Dör t yýllýk çalýþmamýz süresince kendisinden çok þey öðrendim. Ýnsanýn fizik, moral ve entelektüel açýdan kendini nasýl geliþtirebileceðini gördüm. Kemal Bey güvenini ve takdirini hep ifade etti, kendisi ile çalýþmýþ olmaktan dolayý çok mutluyum." Zuhal Bakkal: Kemal Ýnan ile üç yýl boyunca çalýþma onuruna sahip oldum. Titiz, enerjik ve yüzü batýya dönük bir yönetici olmasý dýþýnda meleklerine karþý nazik, esprili ve babacan olan Kemal Bey ayný zamanda bir bayanýn giyimindeki tüm þýk detaylarý anýnda fark eden nadir erkeklerdendir. Tarih, edebiyat ve politika hakkýndaki fevkalade yorumlarý ve imtihanlarý her zaman hafýzamda yer alacak. Alpay Taralp: Kemal Ýnan dekanlýðý döneminde bana her zaman destek olmuþ, iyimser ve babacan kiþiliði ile çevresinde herkesi etkilemiþtir. Yýllardýr MDBF'de öðretim üyesiyim, bu süre zarfýnda fakültede hep huzur hakim olmuþtur. Genellikle üniversitelerde birkaç bölüm baþkaný vardýr ve fakülte dekaný ile bu kiþiler muhatap olur. Bizim üniversitemiz bölümsüz olduðundan fakülte dekaný yaklaþýk 80 öðretim üyesi ile muhatap olmak, hepsinin adýný, olumlu ve olumsuz taraflarýný, hedef ve endiþelerini bilmek durumunda. Çok az insanýn kalkabileceði bu yükün altýndan Kemal 34 Bey rahatlýkla kalkmýþtýr. Þu anki görev deðiþikliði yeni bir sayfa oluþtursa da Kemal Bey yüreðimde her zaman bir dekan olarak kalacaktýr. Yusuf Menceloðlu: Kemal Ýnan iyi hocadýr, aktiftir, þeytanýn avukatlýðýný çok iyi yapar. Dolayýsýyla karþýsýndaki insaný farklý yönlerde düþünmeye zorlar, provoke eder. Çok pozitiftir, tar týþma bile yapýlsa o masadan kalktýðýnýz anda olay biter, hiç böyle bir þey yaþanmamýþ gibi devam eder. Hüsnü Yenigün: Profesyonel hayatýma Kemal Bey ile baþlayabildiðim ve kendisi ile 10 yýlý aþkýn bir süre çalýþma fýrsatý bulduðum için kendimi hep þanslý hissederim. Çok iyi bir insan olmasýnýn yanýnda, bence oldukça iyi bir de yönetici. O'nun çok yönlü kiþiliðinin, geniþ profesyonel bilgi daðarcýðýnýn, hiç þüphe duyulamayacak iyi niyetinin ve olaylara hep olumlu perspektiften yaklaþýmýnýn da, kuruluþu aþamasýnda Mühendislik ve Doða Bilimleri Fakültesinin (MDBF) þansý olduðuna inanýyorum. Artýk idari yükümlülüklerinden uzaklaþtýðýna göre, umarým kendisi ile tekrar akademik iþbirliðine girebilir ve özlediðim ufuk açýcý hoþ sohbetlerine katýlabilirim. Aytül Erçil: Kemal Beyin Sabancý Üniversitesinin felsefesini en iyi özümsemiþ ve benimsemiþ kiþilerden biri olduðunu düþünüyorum. Etkileyici üslubu ile altý yýl boyunca defalarca dinlememe raðmen, hala her üniversite tanýtým toplantýsýndan "VOW" diyerek ayrýlýp içinde bulunduðum kurumdan gurur duymamý saðlamaktadýr. Yönetilmesi en zor gruplardan biri olan, özellikle de Sabancý Üniversitesindeki gibi her biri bir baþarý örneði olan akademisyenler grubunu, dengeleri koruyarak ve prensiplerden ödün vermeden son derece baþarýlý bir þekilde yönettiðini düþünüyorum. Farklý disiplinlerden kiþilerin çalýþmalarýný dinlediðinde kýsa zamanda konuya hakim olup, konunun en can alýcý noktasýna iþaret etmesi Kemal Beyin beni her zaman en fazla etkileyen becerilerinden biri olmuþtur. Akþamlarý lojmana giderken dinlediðim keman konserlerinin gün geçtikçe daha zevkli hale gelmesi Kemal beyin azmi ve çalýþkanlýðýnýn önemli bir örneðidir. Güllü Kýzýltaþ: Sabancý Üniversitesine katýlmadan önceki zor dönemde Kemal Beyin bana gösterdiði büyük anlayýþ ve desteði daha sonra da her zaman hissettim. Bu sayede hayatýmýn çok önemli bir evresi ve Sabancý Üniversitesindeki çalýþma sürecim çok daha verimli geçmiþtir. Bir yöneticinin bu kadar duyarlý ve ayný zamanda öngörülü oluþu ona karþý saygýmýn daha da artmasýna neden olmuþtur. Çok yönlü ve açýk görüþlü bu güzel insanýn yönettiði deðerli bir kadroda yer aldýðým için son derece þanslý sayýyorum kendimi. Bu ideal araþtýrma ve eðitim ortamýnda, doðru bildiðimiz þekliyle -ama her zaman en iyisi için- özveri ile çalýþma azmini ve isteðini, Kemal Bey gibi yöneticiler sayesinde kor uyabileceðimizi düþünüyorum. Albert Erkip: Halefi olarak Kemal Ýnan ile ilgili ilk söyleyeceðim, dekanlýktaki ör tülü ödeneði bulamamýþ olmamdýr.! Þaka bir yana, Kemal Ýnanýn ilginç bir özelliði bir konuda konuþup tartýþýrken yöntem olarak þeytanýn avukatlýðýný yapmayý seçmesidir. Tartýþma sýrasýnda insaný düþünmeye zorlar, duymak istemediðiniz her þeyi söyler ama tartýþma gerçekten de orada kalýr. Kemal Ýnanýn Sabancý Üniversitesinin baþýndan itibaren MDBFnin kurucu dekaný olmasýnýn fakülte için büyük 35 kazanç olduðuna inanýyorum. Dokuz yýl süren dekanlýðý boyunca akademik kadroyu kurdu. Alanýnda çok iyi, son derece yetkin insanlardan oluþan bu kadroyu ortak iþ yapmalarý için motive etti, alýþtýrdý, itici güç oldu. Üniversitenin ve fakültenin araþtýrma kapasitesinin bu kadar artmasýnda Kemal Ýnanýn çok büyük etkisi var. Fakülteler arasý araþtýrma çalýþmalarýnýn geliþtirilmesinde de onun rolü büyüktür. Bana, kurulu iyi çalýþan bir fakülte býraktýðý için kendisine çok teþekkür ederim. Benim iþimi çok kolaylaþtýrdý. Bir sorun olduðunda baþvuracaðým ilk kiþi Kemal Bey olacak. Fakat çok istememe raðmen ne yazýk ki kemanýný býrakmadý. Dekanlýk ofisi çevresindeki iletiþimi, sesinin özelliðinden ötürü aracýsýz yapardý ama sanýrým ben telefon gibi bazý araçlar kullanacaðým. Nakiye Avdan Boyacigiller: Sevgili Kemal Ýnan'a, öncelikle üniversitemize MDBFnin kurucu dekaný olarak yaptýðý büyük hizmet ve katkýlarýndan dolayý teþekkür etmek istiyorum. Ayrýca kendisine kiþisel olarak da teþekkür borçluyum. Profesyonel yaþantýmýn tümünü Kaliforniyada geçirdikten sonra 2003 yýlýnda Sabancý Üniversitesine Yönetim Bilimleri Fakültesinin yeni dekaný olarak atanmýþtým. Yeni iþimden ötürü kaygýlarým vardý. Bu dönemde Türkiyeye Sabancý Üniversitesi'ne ve belki de en önemlisi dekanlýða adaptasyonumda Kemal Ýnan'ýn rolü çok büyük oldu. Her zaman yardýmsever, her zaman güleryüzlü, her zaman ilgili bir çalýþma arkadaþý oldu ve ondan çok þey öðrendim. Birlikte çalýþtýðý ekip arkadaþlarýna ve üniversitemize olan inancý ve o bitmez tükenmez heyecaný ile çevresine hep örnek oldu. Ýyi ki vardý iyi ki var. Ahmet Alkan: "Tabii altý yýl boyunca birçok kurul toplantýsýnda beraber olduk. Hep biraz yüksek sesiyle, sürükleyici, enerji ve incelik dikkat dolu katýlýmýyla toplantýlarýn zevkli geçmesinde özel bir rolü oldu. Dost ve kardeþ Fakülte Dekaný sevgili Kemal Hoca'nýn, proje ve araþtýrmalarda yaratýcýlýk ilginçlik arayýþýna, bu arada sosyal bilimlere düþkünlüðüne, üniversitemizin geliþmesine verdiði öneme özellikle deðinmek isterim. KG ajanlarý adýna Salih Arýman: Ne mutlu ki halen bizlerle birlikte... Gerçi bir yerlere gitmeye kalksaydý bile, biz KG Ajanlarý (Kur umsal Geliþme), onun izini illa ki bulurduk. Kemal Ýnan adý, saðlam bir dürüstlük, üstün bir zeka ve muhtemelen bu ikisinin ürünü, farklý mizah anlayýþý ile bezenmiþ çok yönlü insan çaðrýþýmý uyandýrýyor. Radikal ama yapýcý, coþkulu olduðu kadar istikrarlý, dopdolu ama mütevazý. Siz hiç Kemal hocanýn, Araþtýrmanýn tüm dünya, özellikle Türkiye ve SÜ özelindeki önemini anlatýþýna þahit oldunuz mu? Öðrenecek çok þey var, SÜde kesiþen çok yol var Cemil Arýkan: Kemal ile dostluðumuz 1961 yýlýnda ODTÜ Elektrik Bölümü öðrenciliðimizle baþlar. Ortak akademik ve sosyal çevrelerde devam eder. Özetle 46 yýllýk bir arkadaþlýk. Kemali ben her zaman farklýlýðý arayan, bunun için emeðini esirgemeyen ve doðru bildiðini yapan kiþi olarak gördüm ve gýpta ettim. Aþýrý müzik meraký ve sizi hapsederek keman çalmasý dostlarý için yorucu olabiliyor ama ne yapalým! Kemal bu renkli kiþiliði ile Sabancý Üniversitesinin oluþum sürecine farklýlaþma rüzgarlarý taþýdý. Sað olsun. Haluk Bal: Enerjisi, heyecaný ve hep gülen yüzü ile Sabancý Üniversitesi'ne çok çabuk ýsýnmamýn en baþta gelen nedenidir sevgili Kemal Hocam.. Tosun Terzioðlu: Kemal Ýnan bu üniversitenin kurucularýndan birisidir. Sabancý Üniversitesinin ilk gününden itibaren bu kurumun vizyonu, misyonu ve felsefesinin þekillenerek hayata geçirilmesinde çok büyük katkýlarda bulundu. Yepyeni bir üniversitenin farklý bir modelle oluþmasýndan duyduðu heyecaný baþkalarýna da aþýladý. Zorluklardan yýlmadý ve son derece baþarýlý bir dokuz yýllýk dekanlýk dönemi geçirdi. SEÇÝM 07 22 Temmuz Seçimleri ve Türkiyede Seçmen Eðilimleri Üzerine Ali Çarkoðlu ile Söyleþi Zeynep Okan - Ýstanbul Politikalar Merkezi Ali Çarkoðlu-Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öðretim Üyesi 22 Temmuz seçimlerinde, AKPnin aldýðý oyun bu kadar büyük bir hayretle karþýlanmasýnýn sebebi, muhtemelen seçmen eðilimlerine dair bilimsel olmayan varsayýmlar üzerinden hareket etmekti. Ersin Kalaycýoðlu ile yürüttüðünüz Türkiyede Sosyal Tercihler Araþtýrmasýna ve çýkan temel sonuçlara dair bilgi verebilir misiniz? Araþtýrmada epey ayrýntýlý þekilde deðiþik bulgulara ulaþmaya çalýþtýk. Oldukça geniþ sayýda soru içeren araþtýrmanýn saha çalýþmasý, seçimden 34 gün önce bitti. Bizim için çekici olan birkaç noktanýn üstünden gidersek: 2002de insanlar hayatlarýndan pek memnun deðillerdi, 2001 krizinden yeni çýkýlmýþtý ve herkes bundan çok kötü etkilendiðini belirtiyordu. Bu deðerlendirmeler AKPnin 4,5 yýllýk iktidarý süresince devamlý iyiye doðru geliþti, Öyle ki, 2004 yerel seçimleri öncesinde yaptýðýmýz araþtýrmada, insanlarýn 2004ten bir yýl öncesine bakýþlarýnýn gayet iyi olduðunu gözlemledik. 2004ten 2005e baktýklarýnda da gayet iyimserdiler. Bu durum, 2006ya geldiðimizde aþaðý yukarý aynýydý. 2007yi ölçtüðümüzde, biraz kötüye gidiþ vardý ama bu bir yýllýk bir kötüye gidiþti, yani bunun içine kampanya süreci ve 2006 Mayýsýnda yaþanan ufak kriz de girmiþti. Dolayýsýyla, 2006-2007ye bakýldýðýnda, yaþamdan memnuniyette önemli bir deðiþiklik gözlenmiyordu ve bu 2002yle karþýlaþtýrýldýðýnda son derece pozitif bir geliþme. Hükümetten memnuniyete baktýðýmýzda, 2006dan 2007ye memnun olanlarýn sayýsýnda anlamlý bir artýþ var. Demokrasiden memnuniyete baktýðýmýzda da üç aþaðý beþ yukarý ayný ama demokrasiden memnuniyet, her zaman memnun olmayanlarýn fazla olduðu bir göstergedir. 36 Ekonomik deðerlendirmelerin bir yýl öncesi ile karþýlaþtýrýldýðýnda biraz azaldýðýný görüyoruz ama 2002yle karþýlaþtýrdýðýmýz zaman yine 3 kat iyiler. Dolayýsýyla Clintonýn 1992 seçiminde söylendiði gibi its the economy, stupid! bu seçim için de geçerli. Ama bu deðerlendirmeyi sadece ekonomik durum üzerinden yapamayýz. Çünkü her zaman ekonomiden memnun olmayan bir kitle oluyor ve memnun olmayanlar için bile bir önemli sor u þu: Bu hükümet olmasa, alternatifleri arasýnda daha iyi bir geçmiþ performans saðlamýþ olanlar var mý, daha iyi bir gelecek performans saðlayabilecek birileri var mý? Bu sorular için iki spekülatif deðerlendirme yapmak gerekiyor. Bu deðerlendirmede alternatif partilerin hiçbiri AKP ile yarýþamayacak durumda. Geleceðe dair deðerlendirmelerde iktidar partisi þu anda avantajlý, geçmiþimiz geleceðimizin teminatýdýr diyorlar. Dolayýsýyla bu durum iktidarýn iþine yarýyor. Eðer iktidar baþarýsýz olursa, muhalefet, kendilerinin daha iyi iþler yapabileceðini inandýrýcý bir þekilde söyleyebilir ama iktidarýn geçmiþ performansý iyiyse, siz muhalefet olarak neye göre ben daha iyi yapacaðým diyebilirsiniz? Türkiyede muhalefetin ana sorunu bu oldu. Ýktidar, Nisan ayýndan itibaren, Cumhuriyet mitingleriyle biraz sýkýntýya girdi açýkçasý. Ama ana muhalefet kampanyasýnda laiklik ve laiklik temelinde gelecek kaygýsý konusunu doðru dürüst iþlemeyi beceremedi. Ýnsanlara Türkiyenin en önemli sorunu sabancý üniversitesi / dergi nedir diye sorduk, kimse laiklik demedi, yani halk için böyle bir gündem yok. Demek ki, muhalefet bu gündemi oluþturmakta baþarýsýz olmuþ. Tabii CHP ve MHPyi ayýrmak lazým, CHP daha ziyade laiklik elden gidiyor, Türkiye karanlýða gömülmek isteniyor argümanýný sunarken, MHP, Türkiye bölünüyor, birlik ve beraberliðimize bir tehdit söz konusu diyerek, kendi perspektifine göre akýllý bir þekilde bir güvenlik tartýþmasýný açtý. Tabii bu güvenlik tartýþmasý da çatýþmalarýn sürmesi ve askerlerin þehit olmalarý nedeniyle gündemde uzun süre kalabildi. CHPnin cumhuriyet mitinglerinden sonra, laiklik gündemini halkýn gündeminde tutabilmek için bir þeyler yapmaya devam etmesi gerekiyordu. MHP için ise þehit asker cenazeleri geldikçe bu olay gündemde kalýyordu. Dolayýsýyla, MHP nin oyunu ar týrabilmesi için gündem doðal olarak oluþabilirken, CHPnin özel bir gayret sarf etmesi gerekiyordu ve bunu gerçekleþtiremediler. CHP, ayrýca, MHPnin ana söylemi olan milliyetçiliði de sahiplenerek milliyetçi oylarýn bölünmesine de sebep oldu. Bu üç faktöre (iktidarýn iktisadi avantajý, CHPnin kampanyasýný yeterince becerikli þekilde yürütememiþ olmasý ve güvenlik konusunun doðal bir þekilde gündemde kalmasý) raðmen CHPnin hâlâ %20 oranýnda oy almasý inanýlmaz bir baþarý! Tabii bu Genel Baþkan ve ekibini görev baþýnda tutacak bir baþarý olmamalý, çünkü bu onlara raðmen alýnan bir oy. Muhalefet partileri, kampanyalarýnda güçlü bir söylem oluþturmak yerine, AKP 37 karþýtlýðý üzerinden durumlarýný belirlediler. Dolayýsýyla seçmen, bu partilere dair yeni hiçbir þey öðrenmedi, hangi ülke sorununa ne çözüm sunduklarýný bilmeden girdi seçimlere. Bu doðru. George W. Bushun partisi karþýsýnda kampanya yürüten bir politikacý olsanýz, bu akýllýca olabilir. Ne de olsa, Irak planlarý iþlemedi, ekonomi kötü durumda... Ancak bizim muhalefetimizde bir algýlama çarpýklýðý söz konusu. Zannettiler ki iktidar zayýf, ekonomi politikasý çökmüþ durumda ve millet sýkýntý içinde. Herhangi bir iktisatçýnýn tarafsýz bir deðerlendirmesi, muhalefetin yaptýðý bu saptamalarýn tamamen yanlýþ olduðunu gösterir. Eðer siz zayýf olmayan bir iktidara karþý politika güdecekseniz, onlarýn güçlü olduklarý alanlarý bir yana býrakýp zayýf olduklarý/olabilecekleri yanlarý vurgularsýnýz. Haziran ayýna geldiðimizde, muhalefetin politikasýnýn baþarýlý olduðunu düþünüyordum, çünkü, gündemde olmayan iki konuyu gündeme getirip, bunu önemli olarak sundular: Gelecek kaygýsý ile ülke güvenliði ve bölünme kaygýsý. Ancak bu konularý inandýrýcý ve tutarlý þekilde iþlemeniz lazým. Bunu yapmayýp kampanyanýzý iktidarýn kuvvetli olduðu konular üzerine kurmaya çalýþýrsanýz, baþarýsýzlýða mahkûm olursunuz. Bence MHP kýsmen daha baþarýlý ama CHP tamamen baþarýsýz bir politika izledi. Sonuçlara göre neredeyse iki seçmenden biri AKPye oy vermiþ durumda. Buna bakarak, muhafazakâr bir parti olarak yola çýkan AKPnin merkez partisi konumuna geldiðini söylemek doðru bir deðerlendirme olacak mýdýr? Bizim araþtýrma böyle söylemiyor. Uzunca bir süredir gözlemlediðimiz þu: Öncelikle Türkiyede solda insan yok gibi bir þey, 110 skalasýnda kendisini 1 ile 4 arasýnda gören insanlar %17. Ortada yer alanlar %31. Geriye kalanlar da saðda yer alýyor. Dolayýsýyla, AKPnin merkez partisi olmasý için ortadan alabileceði oy da azalmýþ durumda, çünkü orta da saða kaymýþ durumda. Ortanýn önemli kýsmýnýn oyunu AKP aldý ama AKP seçmeninin averaj pozisyonu 110 skalasýnda 7,4 ve bu 7,4 pozisyonu merkez deðil, AKP kendisini tam ortaya yerleþtirmiþ olsa bu oyu alamazdý. AKP, seçmen neredeyse oraya gitmiþ durumda ve Türkiyede seçmen þu anda ortada deðil, saðda. Bildiðimiz, CHPnin merkeze uzaklýðýnýn AKPnin merkeze uzaklýðýyla aþaðý yukarý ayný olduðu. Demek ki ortada bir inandýrýcýlýk, halka ulaþabilme, onu ikna edebilme sorunu var. 2002 araþtýrmasýnda Sizi evinizde ziyaret eden oldu mu? diye sormuþtuk. Yaklaþýk %18lik bir kesim, evinde ziyaret edilmiþ. En fazla ziyareti seçimi kazananlar yapmýþ. Demek ki, seçimi kazanacaksanýz daha fazla insana gideceksiniz, halka ineceksiniz. Bu iþi yapmayanlar da, bir þey yapamayacak olanlar, söyleyecek bir þeyi olmayanlar. CHP ancak pazara gidip plastik gül daðýtabiliyorlar ama bunun halk üzerinde hiçbir etkisi yok. Anlamlý olan, evlere gidip insanlarla muhabbet etmek, dert dinlemek, hal hatýr sormaktýr. Ve bu iþi en iyi Ýslamî gelenekten gelenler yapýyor. Evine gittiðiniz insanýn size oy vermesi olasýlýðý 2,5 kat artýyor. Demek ki Türkiyenin %47si, 10luk skalada 7 gibi bir yerde duruyor. Peki, bu gittikçe güçlenen bir eðilim mi, yoksa Türkiyenin yarýya yakýný genelde 7de miydi? Tam tersine. Benim bildiðim kadarýyla bunun ilk araþtýrmasýný 1977 seçimlerinde Üstün Ergüder ile Selçuk Özgediz yaptý. O zaman Saðcý mýsýn,solcu musun? 38 22 Temmuz Seçimleri ve Türkiyede Seçmen Eðilimleri Üzerine Ali Çarkoðlu ile Söyleþi diye sorduklarýnda, solcular saðcýlardan bir puan kadar fazla çýkmýþtý. O dönem herkes ya solcuydu ya da saðcý. Ortada olmak, memleket meseleleriyle ilgili olarak örgütlemeyip tavýr takýnmama durumuna tekabül ederdi ki, bu pek hoþ karþýlanmazdý. Ama o dönemde bu sor uya cevap vermeyenler þimdikinin beþ katýydý. Tabii biliyoruz ki 77 seçimi bir anomaliydi, böyle bir seçim bir daha hiç olmadý. CHP o zaman da içerik olarak soldu, temel argümanlarý eþitlik, kardeþlik, barýþ, evrensel iþçi sýnýfýnýn mücadelesi idi. 1980 darbesi, ilk olarak solu temizledi. Sað da darbe aldý ama esas olarak sol temizlendi. Saðýn aktivistleri devletin gizli amaçlarý için kullanýlýrken sol ya hapisteydi ya da yurtdýþýna daðýlmýþtý. Solun o dönemki maðdur kesimi hiçbir zaman Türk siyasetine entegre olamadý. Mesela Yunanistanda cunta zamaný pek çok solcu Türkiye üzerinden Avrupaya k a ç m ý þ t ý . Þ i m d i b u i n s a n l a r, Papandreou dahil, sistemin aktif oyuncularý ve PASOKu yönetiyor, Türkiyede ise iki þey oldu: MHP askeri rejimin kullanmasýyla, -derin devletleþen- bir konuma geldi, Ýslamî kesimse, bu iþi kolay atlatýp doðrudan siyasete girdi. Hapis yatýp iþkence görmek ve siyasi kariyere ara vermek zor unda kalmayan bu kesim, belediyelere girme ve belediyelerden merkezi yönetime yükselme þansý yakaladý. Daðýlmýþ durumdaki sol, bunu da yapamadýðý için halktan iyice uzaklaþtý. 1980 darbesinden sonra herkes, Ben saðcý-solcu deðilim, or tacýyým diyordu. Bu insanlarý birleþtiren de Biz dört akýmýn birleþtiði bir partiyiz diyen Turgut Özal oldu, ANAP selamýnda da bunu sembolize edip iki elini baþýnýn üstünde kavuþturuyor, sað-sol yok, -herkes ortada- mesajý veriyordu. Bu basit ve kolay anlaþýlýr mesaj, kitlelere çok cazip geldi ve sonuçta 87 seçimlerinde herkes orta- ya oy verdi. Sonra normalleþme süreciyle ayrýþma baþladý, fakat siyasal dinamizm solu boþaltýrken saðý güçlendirme eðilimine girdi. Güneydoðuda DTPnin oylarýnýn bir kýsmýnýn AKPye kaydýðý görülüyor. Bunu nasýl yorumluyorsunuz? AKPnin güneydoðuda önemli bir oy almýþ olmasý bu seçimin en önemli geliþmelerinden biri. Öyle bir il kümesi var ki bu kümede AKP DTPnin önünde açýk ara birinci parti konumunda: Bitlis, Aðrý, Van, Mardin, Urfa, Batman, Siirt. DTPnin açýk ara birinci parti olduðu iller ise Hakkâri, Þýrnak, Iðdýr, Muþ, Diyarbakýr, Tunceli. Eskiden ilk kümede saydýðým iller de o zamanlar sistemin dýþýnda yer alan siyasi akýmýn arkasýndaydý. Saadet partisi çizgisinden ayrýlan ve AB yanlýsý, kültürel çeþitlilik politikalarýna açýk bir çizgide yer alan AKP iktidarý bunu deðiþtirdi. Kürt kökenli vatandaþlarýn önemli bir kýsmý iktidar partisine oy vermiþ durumda ki, bu çok pozitif. Eskiden Kürtler ülkenin geneli nereye giderse onun tersine gitme eðilimindeydi, þimdi ise iktidara oy verdiler. Kürtlerin iktidardan beklentileri var, bu beklentiler bölge insanýnýn ülkeyle bütünleþmesini saðlama yönünde önemli bir olanak sunuyor. Bu olanak, demokratik seçimlerle sunuluyor, bunun iyi deðerlendirilmesi lazým. Bence tehlikeli bir geliþme ise, MHPnin geleneksel olarak güçlü olduðu yerlerde varlýk gösteremeyip eskiden hiç olmadýðý yerlerde oyunu 2ye katlamýþ olmasý. Önceleri CHPnin oy aldýðý geliþmiþ illerden þimdi MHP oy aldý. Þu anda mücadele, Kürt oylarýna deðer vermek durumunda olan, ABye yakýnlaþmayý kendine ana amaç edinmiþ ve iktisadi alanda da Anadolu sermayesinin yükselmesini kendine görev edinmiþ AKP ile milliyetçi statükonun korunmasý için mücadele eden MHP arasýnda olacaktýr. MHPnin ülkenin en geliþmiþ yerlerinde popülaritesi artýyor. Batý ile doðu arasýnda potansiyel bir siyasi tercih ayrýlýðý yolu açýlmýþ gözüküyor. Bu tabii, tehlikeli bir geliþme. Ýyimser olursanýz, AKPnin ikinci dönem iktidarý, AB iþini yola sokabilir ve 2012-2013te ABye girmeye hazýrýz diyebilir hale gelebiliriz. Bunun gerçekleþmesi için, iktisadi büyümenin %67 civarýnda istikrarlý þekilde devam etmesi lazým. Bu büyümenin lokomotifi de Kürt sorununu çözmek olacaktýr. Bunun için Kuzey Irakta operasyonsuz bir dönem þart. Kuzey Irakta operasyon olursa ne buradaki oy muhafaza edilebilir, ne yatýrýmlar hýz kazanýr, ne de Irakla ve Ýranla ticaret temelinde bir iliþki geliþtirilebilir. Tutarlý olabilecek politika, Türkiyenin bölgede maceraperestlikten kaçýnmasý, Batýyla olan iliþkilerini düzene sokup aðýrlýklý olarak Doðuda yatýrýmlara hýz vererek bu büyümeyi saðlamasý olacaktýr. 39 PROJE / BM Kadýn biyografilerinden Mor Sertifikaya Hülya Adakla kadýn çalýþmalarý üzerine Elif Gülez-Editör Temmuzun kurak ve boðucu sýcaðýnda, kampusun fantastik sessizliðinde, bir grup kadýn ve aralarýndaki birkaç erkek kafeteryada koyu bir tartýþma içinde Yanlarýnda 3,5-4 yaþýndan büyük olmayan bir erkek çocuðu da var. Çocuk, onlarla birlikte dolaþýyor, kendini oyalamaya çalýþýyor. Annesi olduðu belli olan kadýnýn yanýndan pek fazla uzaklaþmýyor. Sonradan öðreniyorum ki bu grup, Van, Nevþehir, Ýzmir, Urfa, Trabzon ve Karstan Mor Sertifika Programýna katýlmak için kampusa gelen lise öðretmenleri Mor Sertifika Programý, Birleþmiþ Milletler bünyesinde toplumsal cinsiyet çalýþmalarýný geliþtirmek üzere yürütülen Birleþmiþ Milletler Kadýnlarýn ve Kýz Çocuklarýnýn Ýnsan Haklarýnýn Korunmasý ve Geliþtirilmesi Ortak Programý kapsamýnda geliþtirilmiþ bir proje. Ýki yýllýk BM Ortak Programý, toplumsal cinsiyet eþitsizliðini, ulusal düzeyde ve yerel düzeyde eþitliðin gerçekleþtirilmesine uygun ortam yaratýlmasý; yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluþlarýnýn kapasitelerinin geliþtirmesi; kadýn ve kýz çocuklarýnýn ihtiyaçlarýna yönelik yerel hizmet modellerinin geliþtirilmesi; halkýn kadýn ve kýz çocuklarýnýn haklarý konusunda bilgilendirilmesi yoluyla ortadan kaldýrmayý amaçlýyor. Ortak program BM, Ýçiþleri Bakanlýðý, Sabancý Vakfý ve Kadýn Adaylarý Destekleme ve Eðitme Derneði (KA-DER) Ankara tarafýndan yürütülüyor. BM Or tak Programý çerçevesinde, öncelikle Mayýs ayý boyunca, öðretim üyeleri ve idari çalýþanlardan oluþan gönüllü bir grup, Temmuz ayýnda kampusta gerçekleþtirilecek etkinliklerin duyurusunu yapmak amacýyla altý ili ziyaret ettiler. Daha sonra, 5-6 Temmuz tarihlerinde lise öðretmenlerine yönelik Mor Sertifika programýný tamamladýlar. 10-11 Temmuz tarihlerinde de altý ilden akademisyenlerin katýlýmý ile Kadýn Çalýþmalarý Sempozyumu gerçekleþtirildi. Projenin koordinasyonunu yürüten SSBF Öðretim üyesi Hülya Adak ile, BM projesini ve farklý eksenlerde yürüttüðü akademik çalýþmalarý konuþtum. Öncelikle, Adakýn kadýn-toplumsal cinsiyet-edebiyat; tarih-ulusal mit ekseni üzerinde yürüttüðü çalýþmalarla baþladýk sohbete. sabancý üniversitesi / dergi Tarihin marjinal aktörleri: Kadýnlar Hülya Adak, New Perspectives on Turkeyde Hrant Dink anýsýna çýkardýklarý, Edebiyat ve Ulus baþlýklý özel sayýda, kadýnlarýn yazdýklarý otobiyografileri ve özellikle 1918-1935 birinci dalga feminizm dönemini incelemiþ. Cumhuriyet tarihini, özellikle erken dönemi, kadýnlarýn nasýl yazdýðý ve kendilerini bu tarihin aktörleri olarak nasýl gördükleriyle ilgilenmiþ. Aslýnda kadýnlar tarihi erkek tarihi olarak tanýmlanýyor, kendileri bu tarihin sadece marjinal aktörleri olabiliyorlar diye söze baþlýyor Adak. Otobiyografilerde kendi aktivizmleri de yok Örneðin 191923 seçimlerinde kadýnlarýn seçmeseçilme hakký olmamasýna raðmen Halide Edipin çeþitli þehirlerden oy aldýðýný duymuyoruz Halide Edipin otobiyografisinde. Ayný þekilde baþka yazarlardan Selma Ekreme baktýðýmýzda, o dönem devam eden aktif kadýn hareketinden hiçbir iz göremiyoruz. diye devam ediyor. Sadece kadýnlarýn otobiyografilerde deðil, erkek otobiyografilerinde, örneðin Nutukta da kadýn tarihine yer verilmediðinden bahsediyor. Gerçek tarihin erkek tarihi olarak nitelendirildiðini, o yüzden örneðin Nutukta Terakkiperver Cumhuriyet Fýrkasýndan tüm detaylarýyla söz edilirken, Nezihe Muhittinin Kadýnlar Halk Fýrkasýna referans verilmediðini vurguluyor. 40 Narsisist bir biyografi: Fatma Aliye Adakýn bir baþka çalýþmasý, 1895te Ahmet Mithat tarafýndan biyografisi yazýlan Fatma Aliye ile ilgili. O dönemde, Türkiyede hiç kadýn biyografisi yokken bu biyografinin anlamýný çözmeye çalýþmýþ Hülya Adak: Elbette çok anlamlý, çünkü o dönem Osmanlý kadýnlarý kamusal alanda yazar olabilme konusunda çok büyük mücadele veriyorlar. Söylem, tabii onlarýn çok aleyhine: Müslüman, iyi, namuslu, aile kadýný olan birisi hem okuyucu hem de yazar olamaz þeklinde diyor. Ahmet Mithatýn, Fatma Aliyeyi namuslu, ailesine baðlý, örnek kadýn olarak tanýmlayarak bu söylemi tersine çevirip Onu kamusal alana kazandýr mayý amaçladýðýndan sözediyor. 17 yaþýna kadar ailesinden destek gören, evlendikten sonra eþi tarafýndan kütüphanesindeki kitaplarý yýr týlan ve 10 yýllýk bir entelektüel hapse maruz býrakýlan Fatma Aliyenin hikayesinde baþka bir noktaya da dikkat çekiyor Adak: Ahmet Mithat, bir taraftan biyografi çalýþmasý ile Aliyeyi desteklerken bir taraftan dönemin diðer Osmanlý erkek yazarlarý gibi çok ciddi bir endiþe içinde. O da, kendisi de bir yazar olarak, aslýnda Fransýz edebiyatýndan etkilenen adaptasyonlarla çeþitli eserler vermiþ durumda ve Fatma Aliye vasýtasýyla kendi etkilenme endiþesini yeniyor. Þöyle cümleler var Fatma Aliyenin kendi yazdýðý kýsýmlarda: Ben Dumaslarý okuyacaðýma, Ahmet Mithat okurum, çünkü orada çok daha sürükleyici, çok daha ilginç bir roman var. Oysa bahsettiði roman Dumasýn direkt adaptasyonu 1980 sonrasýný kutlamak yanlýþ! Kadýnýn toplum içindeki rolünü günümüz kadýn edebiyatý üzerinden nasýl kavrayabileceðimizi konuþarak devam ediyoruz sohbete. Çok net ifade ediyor: 80 sonrasý ikinci dalga feminizmle birlikte edebiyat, kiþisel politiktir Þimdi kadýn yazarlar çok daha önemli ve politik bir amaç doðrultusunda kendi bedenlerini yazýyorlar ki bu daha önce yapýlmamýþtý; doðurganlýk nedir, kürtaj nedir; annelik nedir; toplumsal cinsiyet üzerinden yaþanan þiddet nedir, bunlarý dillendirmek 80 sonrasý bence en önemli geliþme bu oldu Ama þunu söylemek yanlýþ diye düþünüyorum: Eskiden hiç yoktu, þimdi ne kadar çok kadýn yazarýmýz var. Bu çok yanlýþ, çünkü 19. yüzyýl sonunda da hiç tahmin edemeyeceðimiz sayýda kadýn yazar vardý. Her gittiðim Osmanlý edebiyatý konferansýnda onlarýn eserlerini 41 çalýþan yeni bir doktora öðrencisiyle tanýþtýðýmda þok geçiriyorum!... Adak, bu dur umu 1928 Latin Alfabesine geçiþ sonrasý büyük ihtimalle eserlerinin transfer edilmeyerek kadýnlarýn edebiyat kanonu dýþýnda býrakýlmasýna baðlýyor. Lise öðretmenleriyle ilk kez böyle bir çalýþma yapýldý Sohbet boyunca sýk sýk BM projesinden ayrýlýp edebiyat ve tarihin zihin açýcý koridorlarýna girsek de içim rahat Biliyorum ki konuþtuðumuz her þey aslýna birbiriyle yakýndan iliþkili. Hülya Adak, Mart-2006dan beri çok küçük bir grup bir akademisyenle birlikte gönüllü bir þekilde yürüttükleri projeden söz ederken, daha önce lise öðretmenleri ile bu kapsamda bir çalýþmanýn yapýlmamýþ olduðunu vurguluyor. Üniversitelerde çeþitli kadýn çalýþmalarý konferanslarý yapýldýðýný, ancak lise seviyesinde bu tür çalýþmalarýn çok yeni olduðunu dikkate alarak iki ayaklý bir proje düþünmüþler. Mor Ser tifika Programýnýn ve Konferansýn mümkün olduðunca disiplinlerarasý bir yapýda kurgulanmasýný hedeflemiþler. Mor Ser tifika Programýnda çok baþarýlý modüller vardý. Mesela bizim üniversitenin öncü olduðu ve yönergesini yazdýðý cinsel taciz modülü lise öðretmenlerinin çok ilgisini çekti. Bu konuda, bizlerle birlikte somut deðiþiklikler yapmak, Milli Eðitim Bakanlýðýna bir tasarý önerisinde bulunmak istiyorlar: bir taslak hazýrlayýp bu yönergenin liselerde kabul edilmesi ve uygulanmasý üzerinde çalýþmalar yapmak istiyorlar. diyor. Programda, Osmanlý kadýn tarihi modülü, ders kitaplarýnda toplumsal cinsiyet; cinsellik konularý; edebiyat modülü de çok ilgi çekmiþ. Edebiyat kitaplarýný revize etmek, Sabancý Üniversitesinin kaynaklarýný kullanarak ya da yerel olarak liselerde toplumsal cinsiyet üzerine edebiyat, yaratýcý yazým yarýþmalarý, hikaye yarýþmalarý düzenlemek gibi yaratýcý öneriler geliþtirilmiþ. Kim bu Kovalevskaya? Mor Sertifika Programýnýn çok ilginç doruk noktalarýndan bir tanesi de bilim ve kadýn üzerineydi diyor Adak. Bu, daha çok matematik üzerinden giden bir modül olmuþ. Alev Topuzoðlu ve Huriye Arýkan, çok iyi bir ortak çalýþma yapmýþlar. Yaptýklarý çalýþma, bir bakýma matematiðin bir formül dersi olmadýðýný da ortaya koymuþ. Literatürde kadýn matematikçilerden söz edilirken neden onlardan erkekmiþ gibi söz edildiðine deðinmiþler. Örneðin, Kovalevskaya adýnda çok meþhur bir matematikçinin adýnýn sadece Kovalevskaya diye geçtiðinden, ilk ismini kimsenin anmadýðýndan söz etmiþler. Bu önyargýlý tavrýn deðiþtirilebilmesinin tek koþulunun bu bilim insanlarýnýn kadýn olduðunun tekrar tekrar altýný çizmek ve kadýn matematikçilerin biyografilerini çalýþmak olduðunu dile getirmiþler. Sempozyum yeni iþbirlikleri doðuracak 10-11 Temmuzda yapýlan Kadýn Çalýþmalarý Sempozyumu proje kapsamýndaki altý þehirden gelen akademisyenlerle Sabancý Üniversitesi akademisyenlerinin birbirlerini tanýmasý açýsýndan çok önemli olmuþ. Örneðin, bu sene týp üzerine bir modül olmamasý bir eksiklik olarak deðerlendirilmiþ. Önümüzdeki yýllarda, diðer akademisyenlerin desteðiyle, cinsel saðlýk eðitimi Mor Sertifikanýn ayrýlmaz bir parçasý olacakmýþ. Bebek bakým ünitelerini kadýn lavabolarýnýn sýnýrlarýndan kurtarmak! Hülya Adaký dinlerken, geçtiðimiz sene bir yuvarlak masa sohbetinde bir araya geldiðimiz Uluslararasý Danýþma Kurulu Üyemiz Lady Barbara Thomas Judgeý düþünüyorum. Lady Judge, tahminimce 1960lý yýllarýn Amerikasýnda, taþradan gelen, genç bir kadýn hukukçu adayý olarak maruz kaldýðý ayrýmcýlýktan söz etmiþti uzun uzadýya. Barbara, henüz lady olmadan çok çok önce, ilk çocuðunun doðumundan bir hafta sonra, konuþmacý olarak katýlacaðý bir mesleki konferansta konuþma yaparken giyeceði kot pantolonunun içine girebilmek için, hamileliði öncesinde sýký bir diyetle on kilo verip, hamileliðinde de önceden verdiði o on kiloyu geri almak için nasýl çaba sarfettiðini anlatmýþtý. Kadýnlarýn bedenleri üzerinde bu denli kontrollü olmak için insan üstü çaba sarfetmeleri özgürlük mü, tutsaklýk mý?... Türkiyede 112 kadar üniversite olmasýna raðmen neden sadece 7 tane kadýn rektör var?...11 ay boyunca yüzde 80 maaþla annelik iznini güvence altýna alan Norveç, Avrupa Birliðini toplumsal cinsiyet politikalarýnda geri bulduðu için Birliðe katýlmayý reddediyor Peki ya Türkiye? Baba-çocuk iliþkisini geliþtirmede önemi yadsýnamayacak olan babalýk izni Türkiye için bir hayal mi? Küçük þeylerden baþlamak, örneðin alt deðiþtirme ünitelerini, herhangi bir tuvalete deðil de alýþveriþ merkezlerinin nötr alanlarýna taþýmak çok mu zor?...Yerel politika içinde, sosyal alanda kadýnlarýn yer almasý nasýl saðlanabilir?.. Adakýn zihnimde uyandýrdýðý sorulara cevap ararken Mor Sertifika programýna annesiyle birlikte katýlan küçük çocuðu hatýrlýyorum. Ayný sorularý onun da kendisine sormasýný saðlamamýz gerek diyorum kendi kendime. PROJE / VAN Van: Derin Düzenle karþý karþýya Gülayþe Koçak Yazma Becerileri Merkezi Gülayþe Koçak ve Mor Sertifika Programýna katýlan bir lise öðretmeni Kadýn ve erkek diye ayrýmcýlýða gittiðimizde, hepimizin sonuçta insan olduðumuzu unutuyoruz... 8 Mayýs 2007 Birleþmiþ Milletler Kadýnlarýn ve Kýz Çocuklarýnýn Ýnsan Haklarýnýn Korunmasý ve Geliþtirilmesi adlý projenin asistaný, öðrencimiz (ve dostum) Þeyda Ýþler ile birlikte Vanda, özel yetenekli öðrencilerin eðitim gördüðü Vankulu Lisesinde, týkýþ týkýþ bir salondayýz karþýmýzda, toplumsal cinsiyet sunumumu dinlemek üzere sabah vakti buraya gelmeye zorlanmýþ lise öðretmenleri: küçümseyen bakýþlar alaylý gülüþmeler fýsýldaþmalar, homur tular en arkalardan, laf atmalar 58 çift göz; yarýsý erkek. Ýþin garibi, ayný durumu ayný tavýr, ayný bakýþlar- bir gün önce, Van 100. Yýl Üniversitesinde, öðretim üyeleriyle yaþamýþ olmam. Déja-vu, sanki... (Ama daha sonraki çaylý sohbetlerimiz sýrasýnda anlayacaðým ki, bunu asla kötü niyetle yapmýyorlar. Onlarýn yaþadýðý ortamýn koþullarýndan habersiz büyük þehirlilerýn, vicdan rahatlatma güdüsüyle fildiþi kulelerinden lütfen ve geçici olarak çýkagelip Jakoben tavýrlarla ahkâm kesmeleri, bu tür tepkilere yol açmýþ olsa gerek ) Tanýtýyorum kendimi; kimse benimle göz temasý kurmuyor. Salona bir soru yöneltiyorum; kimse parmak kaldýrmýyor: Yoðun, yapýþkan, neredeyse elle tutulur bir direnç sisi. 42 Sunum sýrasýnda anlatýlmasý tasarlanan öykülerden biri ile baþlýyor um: Murat (35) tarih, Füsun (33) coðrafya öðretmeni. Ayný lisede çalýþýyorlar. Kreþe giden oðullarý Ahmet, hastalanýyor. Murat ve Füsun, Ahmete bakacak kimse bulamýyorlar. Bakýcý ayarlamalarý da maddi olarak mümkün deðil. Füsun evde oturup Ahmete bakmak zorunda kalýyor. Bir hafta sonra Ahmet iyileþiyor. Fakat birkaç gün yeniden kreþe gittikten sonra gene hastalanýyor Ahmet babasýyla birlikte çok az vakit geçirdiði için, ne zaman babasý evde kalýp oðluna bakmak istese, Ahmet huzursuz oluyor ve aðlýyor. Ahmetin sýk sýk hastalandýðý bu ilk kreþ yýlýnda, Füsun tüm izinlerini tüketiyor. Bu aþamada karý koca, Füsunun evde kalýp çocuða bakmasýna karar veriyorlar. Öyküyü anlatýyor, sýnýfa dönüp soruyorum: Peki, sizler ne dersiniz; bu öyküde hangi taraf kazanýyor, hangi taraf kaybediyor? Týss... Kadýnlarýn bakýþlarýnda belli belirsiz bir merak... Devam ediyor um: Mutlak doðru, mutlak yanlýþ cevap diye bir þey yok - açýkçasý, cevabý biz de bilmiyoruz. Sizlerin görüþünü merak ediyoruz. Ar týk en azýndan yüzüme bakýyorlar.Tek tük bir iki çekingen, tereddütlü parmak kalkýyor. Ýlk konuþan, bir erkek öðretmen: Kaybeden yoktur; mecbur bakýlacak çocuða; çocuk annenin yanýnda iyi hissettiði için anneyle kalmýþ. Çocuklar fizyolojik psikolojik anneye baðlý; bu normal diyor kararlýlýkla, her anne zaten evinde, çocuðuyla sabancý üniversitesi / dergi birlikte oturmak ister. Baba da biliyor ki çocuðu emin ellerde. Kadýnlarýn birkaçýnýn eli havaya fýrlýyor... ve birden baþlýyor tartýþma! Sunumun bütünü 1 saat içinde mi bitecekti? Vallahi, sadece bu öykü etrafýnda dönen tartýþmalar bizi 1,5 saat oyalýyor! (Sunumun bütünü ise, tam 3,5 saat sürüyor!) Tartýþtýkça farklý görüþler beliriyor yavaþ yavaþ: Kazananlar çocuk ve baba; anne kaybediyor. / Kadýn iþten ayrýlýnca çok mutsuzlaþýyor fakat bunu fark etmiyor. / Kreþe giden çocuk sosyalleþir, anne ile evde oturan çocuk ise kaybeder. / Tartýþmalarda baba önceleri hep, kazanan tarafolarak görülüyor. Bir süre sonra sor uyor um: Peki, babanýn hiç mi kaybý yok? [Erkek katýlýmcý]: Kadýnýn evde oturma, çalýþmama stresi eve yansýr, adam da bundan rahatsýz olur. / [Baþka bir erkek katýlýmcý, sinirlenerek]: Çok insani bir durum bu [öyküdeki]. Kapitalize etmeyelim olayý, kazanan, kaybeden diye. Kültürümüzde cari durum bu, kültürel gerçekler bunlar. Niye bunlarý sürdürmeyelim ki? / [Bir kadýn, adama cevaben]: Bunlar kültürel gerçek diyerek devam mý edelim? / [Bir baþka kadýn]: Çocuk sadece annenin malý olmamalý, baba da izin alýp evde çocuðu ile ilgilenmeli. / Türk toplumunda erkeðin merkezde olmasý baba-çocuk iliþkisini etkiliyor. [Bir baþka erkek katýlýmcý]: Zaten kadýnlar lise öðretmeni olunca zorlanýyorlar, ilkokul öðretmeni olsunlar! [Tabii, kadýnlar hemen tepki gösteriyorlar buna!] Tar týþmayý, babanýn çocuðuyla yakýnlaþmak için ne kadar önemli bir fýrsatý kaçýrmýþ olduðuna, çocuk hastayken baba evde kalsa çocuðuyla nasýl yakýnlaþabileceðine, bir kýsýr döngünün nasýl kýrýlabileceðine, babalara fýrsat tanýmayan annelerin de bunda suçlu olabileceðine ve bugün etrafýmýzda gördüðümüz, mesafeli baba-çocuk iliþkilerine yönlendirmeye çalýþýyorum. 43 [Kadýn katýlýmcý]: Evet, baba da Tabii annesini tercih eder; sizin kaybediyor çocuðundan, ailesinden çocuðunuzla ne kadar ilgilendiðinizi uzaklaþýyor, yabancýlaþýyor. [Erkek hepimiz tahmin edebiliriz! Bir anda katýlýmcý]: Çocuk neden rahatsýz ki, karþýlýklý baðýrýþmalar baþlýyor yanýnda babasýnýn bulunmasýndan? Öykü faslýnýn sonunda, bir kadýn Sanki genetik yapýlanmadan dolayý mý katýlýmcý, noktayý koyuyor: Kadýn ve ki? Hepsi kaybediyor! [Bunun üzerine erkek diye ayrýmcýlýða gittiðimizde, bir erkek katýlýmcý]: O zaman erkek sonuçta hepimizin insan olduðunu neden çocuðuna süt vermiyor unutuyoruz... (emzirmiyor), neden bütün çocuklar, Sunumun devamýnda (sunum hatta yetiþtirme yurdundaki çocuklar, kelimesini týrnak içinde yazýyorum, hiç annesi olmamýþ olsa bile, anne çünkü artýk iþ, sunumluktan çýkmýþtý), diye aðlarlar? bambaþka meseleler yatýrýldý masaya Bunun üzerine, yerleþik erkek egemen Neler neler : kültürün, kendini dil aracýlýðýyla yeniden [Üniversite: Erkek öðretim üyelerinden üretiyor olup olamayacaðýný tartýþmaya inciler]: Ben vallahi çocuklarý bu yönde baþlýyoruz. eðitmekten yanayým, ama kendim Laik-dindar(!) ayýrýmý, Vanda acýtýcý 45imden sonra mutfaða girip yemek derinlikte ve keskinlikte ve kendini yapamam artýk! / Kýzým elektronik sanki her an hissettiriyor. 100. Yýl okusun istemem doðrusu; ondan sonra Üniversitesinde muhafazakâr kalýn gözlükleri olacak, koca görünümlü bir erkek öðretim üyesi, bulamayacak... / Aile, olaya ne kadar samimi bir anlama çabasýyla, Ama eþitlikçi bakarsa baksýn, derin bu öyküde bir gariplik yok ki diyor; düzene tâbidir. benim küçük çocuðum da hastayken [Lise: Erkek katýlýmcý]: Çocuklar, annesini tercih eder Laik-kemalist kadýnlar, ihtiyarlar zayýftýr. Kadýndan (olduðunu sonradan öðrendiðim) kadýn asker, hâkim olmaz. Kadýn hâkim öðretim üyesi, hýþýmla dönüyor ona: olunca, erkek gibi objektif kararlar Van: Derin Düzenle karþý karþýya vermez, duygusal kararlar verir. / [Kadýn katýlýmcý]: Okulun bahçesinde bisiklete bindim, bütün erkek öðrenciler camdan baktýlar, çok þaþýrdýlar, okulda da laf edenler olur. [Erkek katýlýmcý, arkalardan laf atýyor]: Sen de kadýn halinle ne diye bisiklete bindin? / [Baþka bir erkek katýlýmcý, buna cevaben]: Bunun kadýn olmakla deðil, yaþla alakasý vardýr. Erkek de bisiklete binse, garip olur. Bisiklete çocuklar biner. Bisiklet meselesi böyle konuþulunca, aklýma farklý düþünmek, ezber bozmak kavramlarýný anlatmak geliyor ve yaratýcý yazma atölye çalýþmalarýna katýlan SÜ öðrencilerime ilk haftalarda oynattýðým ve hayata / olaylara tersinden, sýfýr noktasýndan, önyargýsýz nasýl bakýlabileceðini gösteren oyunlardan 1-2 tanesini uyguluyorum / oynatýyorum onlara Hoþlarýna gitmesinden cesaretlenip, pek dikkate almadýðýmýz duyularýmýz, farkýndalýk vs. gibi, yine SÜnde iþlediðim birkaç meseleyi anlatýyorum; olaylara, durumlara, hatta genel olarak hayata, yavaþlayarak, tersinden bakmanýn, acaba? niçin? diye sorgulamanýn hayatý nasýl zenginleþtirebileceði vs. üzerine birkaç þey anlatýyorum. Çok büyük ilgiyle dinliyorlar ve artýk herkes açýlýveriyor... 44 Lisedeki sunumun sonunda yanýma gelen birkaç kiþi, gülerek, Biz soðuk, akademik bir konuþma bekliyorduk, hiç böyle sýcak ve samimi bir ortam olacaðýný düþünmemiþtik, diyorlar. Muhafazakâr erkek öðretim üyelerinden biri, 100. Yýldaki sunum sonrasýnda yanýma oturuyor ve açýk yüreklilikle, þu itirafta bulunuyor: Biliyor musunuz, galiba aslýnda biz erkekler de farkýndayýz ortada bir haksýzlýk olduðunun. Ama kendinizi bizim yerimize koyun. Farzedin ki hayatýnýz boyunca siz, hep yönetici konumunda olmuþsunuz. Hiç, kendiliðinizden, ben fazla uzun süre tek baþýma yöneticilik yaptým, biraz baþkalarý da birlikte yapsýnlar der misiniz? Bilinçaltýnda biz erkekler hepimiz böyle hissediyoruz. Sanýrým, meseleyi çok güzel özetlemiþ oluyor. Sözlerimi þöyle noktalamazsam, bu yazý eksik kalýr: Öðretim üyeleri ve lise öðretmenleri ile sunumlar vesilesiyle kurulan dostluklar bir yana, doðal güzellikleriyle ve tarihiyle Van, çok sýradýþý ve sarsýcý bir kent, Vanlýlar ise çok misafirperver insanlar. (En basit örnek: Dost olduðumuz ve bizi otelden havaalanýna götüren taksi þoförü, ýsrarla bizden para almamaya kalkýþtý). Umarým, oradaki hocalarýn zihinlerinde soru iþaretleri oluþturmuþumdur... Þurasý kesin ki bana Van, etkisinden kolay kolay kurtulamayacaðým bir çentik attý... Ve elime böyle bir fýrsat geçtiði için ne kadar þükretsem, azdýr 45 ÝZLENÝM / LÝBERYA Monroviada günlüðe düþen kelimeler: Baðýmsýzlýk Bayramý Batuhan Aydagül Eðitim Reformu Giriþimi Eðitim Reformu Giriþimi (ERG) Koordinatör Yardýmcýsý Batuhan Aydagül, Liberya Eðitim Bakanlýðýna danýþmanlýk yapmak üzere bir yýllýðýna Liberya Cumhuriyetine gitti. Batuhan Aydagül Batý Afrikadaki bu ülkede geçirdiði ilk günlerindeki izlenimlerini Dergi okurlarý ile paylaþýyor. 5 Aðustos 2007 Pazar 17:54 Mamba Pointde, UN Drivedan Amerikan Konsolosluðuna doðru çýkan yokuþun sonuna doðru solda bulunan üç katlý apar tmandaki dairemdeyim. Terasýmda oturuyorum, hava parçalý bulutlu, serin bir rüzgar var. Okyanusla aramda binalarýn yaný sýra gördüðüm mango ve palmiye aðaçlarý nazlý nazlý salýnýyor. Yaðmur dün öðlenden bu yana bir ara verdi, sanýyorum gece yine baþlar. Þu an günlüðe düþecek kelimeler yakýnda Sabancý Üniversitesinin dergisinde yayýnlanacak. Kelimeler Monroviadan Tuzladaki kampüsümüze yolculuk edecek yani. Aslýnda bugün biraz geriye gideceðim, 26 Temmuz 2007 Perþembeye. Liberyanýn 160. Baðýmsýzlýk Gününe ve sizleri Monroviadan Buchanana götüreceðim, resmi kutlamalarýn yapýldýðý þehre. Paul'un beyaz Chrysler Cherokee'si ile saat 06:00da yola çýkýyoruz. Paul Sierra Leone'li, komþum. Kendisi International Center for Transnational Justice (ICTJ) (Uluslararasý Sýnýr Tanýmayan Adalet Merkezi) isimli bir uluslararasý sivil toplum kuruluþunda çalýþýyor. Paul bugün ICTJ'nin ve ayný zamanda Open Society Initiative for West Africa'nýn (OSIWA) (Batý Afrika için Açýk Toplum Giriþimi) destek verdiði Truth and Reconciliation Commission'un aktivitelerine katýlmak için kutlamalarýn yapýlacaðý Buchanan'a gidiyor. Ben de ona katýlýyorum, benim için baþkent Monrovia dýþýna çýkmak için iyi bir fýrsat. Yol üzerinde ICTJ'de çalýþan Aaron ve þoförleri T'wae'yi de alýyoruz. 06:30 gibi havaalaný yoluna sapýyoruz. Batuhan Aydagül Liberya Eðitim Bakanlýðýnda ÝZLENÝM / LÝBERYA Samuel Kanyon Doe Sports Complex (Samuel Kanyon Doe Spor Kompleksi) Havaalaný yoluna saptýktan kýsa bir süre sonra solda renovasyonu yeni biten Samuel Kanyon Doe Spor Kompleksini görüyorum. Oldukça hoþ, yaklaþýk 35.000 kiþi kapasiteli bir stadyum burasý. Doeyu soruyorum. Bunun üzerine arabada Paul, Aaron ve Twae ile Liberyanýn yakýn tarihi üzerine sohbet etmeye baþlýyoruz. Liberya Amerikada özgürlüklerini kazanan ve ana yur tlarýna geri dönen eski köleler tarafýndan sömürgeleþtirilmiþ. Ýlginç bir nokta buna bir sivil toplum kuruluþunun aracý olmasý: American Colonization Society (Amerikan Sömürgeleþtirme Derneði). Ýlk yerleþimler 1820lerde baþlýyor ve 1847de Liber ya Cumhuriyeti kuruluyor. 1980e kadar Cumhuriyetin tüm baþkanlarý Amerikadan geri gelen ve nüfusun sadece yüzde beþini oluþturan elit kesimden geliyor. Samuel Kanyon Doe Liberyanýn ilk yerli baþkaný. Ülkenin Kuzey Doðusunda yerleþik olan Krahn etnik k ö k e n i n d e n g e l i y o r. L i b e r y a ordusunda neredeyse hiç bir eðitimi olmayan bir baþçavuþ iken yanýnda 11 adamý ile beraber 1980de Baþkanlýk Sarayýný basýyor. Baþkan Tolber ti, kabinesinde, yargýda ve orduda kendisine yakýn kiþilerle berabar idam ediyorlar ve Doe kendini devlet baþkaný ilan ediyor. Liberyanýn bundan sonraki otuz küsur yýlý insanlýk tarihine zulüm, vahþet ve acýyla dolu karanlýk sayfalar olarak geçiyor. 46 Kýz çocuklarý Kauçuk aðaçlarý Stadyumdan havaalanýna kadar olan iþletme binalarýný vs. Aaron kauçuk yolu biliyordum. Yaklaþýk 25-30 ile ilgili birçok þey anlatýyor ama çok dakika düz bir yolda gittikten sonra da takip edemiyorum. Zaten saðolsun saða ve sola ayrýlan bir kavþaða Paul hem yüksek sesle müzik çalýyor geliyorsunuz. Saðda havaalaný var. hem de hýzlý gidiyor. Müzik Solu hep merak ediyordum. Saat 7 african/soft reggae/r&b tarzýnda gibi kavþaða geldik. Sola saptýk. or taya karýþýk. Ýtiraf ediyor um, Biraz ileride Firestone'a ait kauçuk beðenmediðim gibi kafam da þiþiyor ekim alanýna girdik. Bundan sonra :-( epey bir süre her iki yanýmýzda Afrikaya vardým kauçuk aðaçlarý olacak. Malezya'daki ekili alanlar or taya çýkana kadar Firestone kauçuk dikim alaný bitiyor. burasýnýn dünyanýn en büyük kauçuk Ýki tarafýmýzda göz alabildiðine yaðmur alaný olduðunu söylediler bana. Hala ormanlarý var. Öðrendiðime göre da Afrika'nýn en büyüðüymüþ. Çok bulunduðum coðrafyada büyüklük ilgimi çekiyor etraftaki aðaçlar. Bir açýsýndan dünyanýn sayýlý yaðmur defa çok güzel bir manzara var. ormanlarýndan biri var. Hatta Güney Yaðmurlu bir havada sanki oldukça Doðuda Liberya, Fil Diþi Sahilleri ve büyük bir ormanýn icinde gidiyormuþ Ginenin üçlü ortak sýnýrýný ormanlar gibi hissediyor um. Birazdan kapladýðý için sýnýrlarý belirlemek t o p l a n a n k a u ç u k l a r ý i þ l e y e n mümkün olmuyormuþ. Aðaçlarýn fabrikanýn iþaretini görüyorum, ortasýnda kalan, iki þerit geniþliðinde, sonra saðda fabrikanýn giriþini ileride toprak bir yolda Buchanana doðru 47 Monroviada günlüðe düþen kelimeler: Baðýmsýzlýk Bayramý Baþkan Sirleaf Buchanan Liberya ilerliyoruz. Aaron takýlýyor, this is Monrovia-Buchanan highway diyor. Paulden hemen cevap, whats high about this way man? Þaka bir yana, üzerinde bulunduðumuz ve ülkenin iki önemli þehrini birbirine baðlayan yol tam bir off-road. Çok sayýda çukur var, engebeli ve yer yer çamur olmuþ. Dolayýsýyla sýk sýk yavaþlamak zorunda kalýyoruz. Arada yol ilerisinde aðaçlarýn içinden dumanlarýn çýktýðýný görüyorum. Hemen sonra, bir köþeyi döndüðümüzde küçücük bir köy görüyoruz. Ve organik evleri. Evlerin iskeletini aðaç dallarý oluþturuyor. Ýskeletin üzeri çamurla kaplanýyor ve güneþin altýnda kurumaya býrakýlýyor. Çatýya da nehirlerin etrafýndan toplandýktan sonra kurutulan yapraklar konuyor. Arka plana yaðmur ormanlarýný alýnca ve manzaranýn içine de Liberyalýlarý koyunca kendi kendime A f r i k a y a v a r d ý m d i y o r u m . Prince Johnson Buchanana doðru ilerlerken bir jipin yanýndan geçiyoruz. Aaron, arabadaki kiþi Senatör Prince Johnsondý diyor. Paul þaþýrýyor, gerçekten mi diye soruyor. Ben henüz kim olduðunu bilmediðim Johnsoný sor uyor um. Aaron anlatýyor. Doenun kendi sonu da farklý olmuyor. Doenun iktidarda Monravia - Buchanan iken uzaklaþtýrdýðý Charles Taylor Liberya dýþýnda uzun yýllar sonra bir gerilla hareketi planlayarak Doeya karþý saldýrýya geçiyor. Önceleri ittifak içinde olduðu bir diðer gerilla lideri Prince Johnson ile daha sonra anlaþmazlýða düþünce iç savaþ DoeTaylor-Johnsonun silahlý güçleri arasýnda oldukça þiddetli ve vahþi bir hal alýyor. Prince Johnson Monroviaya Taylor dan önce ulaþýyor ve Doeyu Baþkanlýk S a r a y ý n d a y a k a l ý y o r. O r a d a , kameralarýn önünde, Baþkan Doeyu parçalara ayýrarak öldürüyorlar. Taylor daha sonra baþkan olma hayalini gerçekleþtiriyor. Ancak 2003te uluslararasý toplumun müdahalesiyle Nijeryaya sürgüne gidiyor ve sonrasýnda da Sierra Leonedeki iç savaþ sýrasýnda insanlýða karþý iþlediði öne sürülen suçlardan dolayý Sierra Leone Özel Mahkemesi tarafýndan yargýlanmak üzere Laheye götürülüyor. Bu mahkeme, bir devlet baþkanýnýn baþka bir ülkede iþlediði iddia edilen suçlardan dolayý yargýlanmasý açýsýndan bir ilk oluþturuyor. 2003ten sonra yapýlan genel seçimlerde Prince Johnson s e n a t ö r s e ç i l i y o r ! Ve b u g ü n , arabasýnda, kutlamalarýn yapýlacaðý Buchanana giderken biz onun yanýndan geçiyor uz. Baþkanlýk Sarayýnda Doenun idam emrini veren Senatör Prince Johnsonýn Kimmie Weeks Resmi tören saat 11.00de Baþkan Elaine Johson Sirleafin gelmesiyle baþlýyor ve aðýrlýklý olarak konuþmalarla geçiyor. Baþkandan önce önemli konuþmalardan biri National Orator (ulusal sözcü) tarafýndan yapýlýyor. Liberyanýn devlet adabýna göre bu konuþmanýn çok önemli bir yeri var. Bu ayný zamanda konuþacak kiþi için de çok büyük bir onur. Baþkan Sirleaf bu Baðýmsýzlýk Gününde National Orator olarak ulusa seslenmesi için Kimmie Weeks adýnda 27 yaþýnda çocuk haklarý savunucusu bir aktivisti davet etmiþ. Daha sonra Kimmienin özgeçmiþine baktýðýmda on dört yaþýndan bu yana Afrikada yoksullukla mücadele ettiðini, Batý Afrikada binlerce öðrenciye burslar saðlayan ortaklýklar kurduðunu, kur uluþlara liderlik yaptýðýný ve 200.000 çocuk askerin silahsýzlandýrýlmasý, çocuklara saðlýk hizmeti verilmesi icin savunu yaptýðýný öðreniyorum. sabancý üniversitesi / dergi Uluslararasý ortamda çok Liberya Eðitim Bakanlýðýnda tanýnan biri; BBC bu yýl içinde ben onun hakkýnda bir belgesel Bakanlýktaki temel görevim yayýnlamýþ. Kimmie Weeksin Primary Education Recovery adý, Peace in Our Lifetime adlý Program olarak adlandýrýlan yeni bir kitapta Nelson Mandela, eðitimde üç yýllýk kalkýnma Mahatma Gandhi ve Martin programýnýn uygulanmasýna Luther King, Jr. gibi isimlerle destek olmak ve bu süreçte beraber uluslararasý barýþ eðitim politikasý alanýnda gönüllüleri arasýnda yer alýyor. ihtiyaç duyacaklarý desteði Konuþmalar resmi törenin vermek. Program aslýnda y a p ý l d ý ð ý s a l o n d a n d ý þ a r ý Temmuz 2007de baþladý ama da veriliyor. Hemen yakýnda, henüz yeni yeni uygulamaya yaðmurdan k a ç a r a k geçmeye çalýþýyoruz. Daha saklandýðýmýz TRC çadýrýnýn önce bürokrasi tecrübesi içerisinde konuþmayý dinliyoruz. olmayan biri için son derece Kimmienin konuþmasý halký dinamik ve hýzlý karar alan bir kurumdan bakanlýk örgütüne çok heyecanlandýrýyor. Gerçekten de Kimmie bir sivil geçiþim ilginç oluyor. Bu aktivist olarak, çok akýcý ve durumu en iyi tarif eden sýfatý anlaþýlýr Ýngilizcesiyle, salonda Liberyalýlardan ödünç aldým: tüm üyeleri hazýr bulunan Small small! Evet, burada hükümeti eðitime ve gençliðe herþey, hayat dahil, yavaþ daha çok önem vermeye davet yavaþ ilerliyor. ediyor. Eðer hükümet ülkenin Ýlk yýl amacýmýz bakanlýðý g e n ç l i ð i n i n k a p a s i t e s i n i güçlendirecek faaliyetleri artýrmaya yatýrým yapmazsa, gerçekleþtirmek. Ocak ayýna Liberyanýn geleceði karanlýk kadar okul sayýmý yapmayý ve içinde olur diyor. Sonra ekliyor, böylece hem öðrenci sayýlarýný Liberyanýn geleceðini inþa yenilemeyi hem de okullarýn edebilmesi icin hükümet ülkenin y e r l e r i n i v e i h t i y a ç l a r ý n ý eðitim ihtiyaçlarýna deðinen bir belirlemeyi ve öðretmen sayýmý Ulusal Eðitim Politikasý kabul yaparak bakanlýðýn bordrosunu etmek zorundadýr! (BA: hayalet öðretmenlerden Yazarken tekrar fark ettim, biz a r ý n d ý r m a y ý h e d e f l i y o r u z . de ERGde uzun süredir ayný Aslýnda öðretmen olarak görev þeyleri söylüyoruz diye. Aslýnda yapmayan bir çok kiþinin ne kadar evrensel bir söylem devletten maaþ aldýðý biliniyor. bu. Ve hayata geçirmesi ne Bu sorunun üzerine gittiðimizde kadar zor!) Bu arada ben de çalýþan diðer öðretmenlerin oturduðum yerden kalktým m a a þ l a r ý n d a i y i l e þ t i r i l m e etraftakilerle beraber Kimmieyi y a p ý l m a s ý d a h a m ü m k ü n onaylarcasýna kafa sallýyorum olabilecek. Bu hedeflerimizi ve cümlelerinin arasýnda g e r ç e k l e þ t i r d i ð i m i z d e s a l o n d a k i l e r l e b e r a b e r bakanlýðýn doðru politika alkýþlýyorum. Bir yandan da kararlarý verebilmesi için gerekli Liberya Eðitim Bakanlýðýndaki v e r i t e m e l i n i o l u þ t u r m a k yeni iþim bana hem daha önemli yönünde önemli yol almýþ hem de daha zor görünüyor. olacaðýz. 48 Bu süreçte Liberyaya çok önemli maddi ve teknik destek veren baðýþçý ve uygulayýcý kurumlarla koordinasyona katký yapmak da buradaki bir diðer görevim. Bunun için de ERGde edindiðimiz iletiþim ve iþbirliði aðlarý kurma deneyiminden oldukça yararlanýyorum. Son zamanlarda bu alanda daha hýzlý geliþme saðlamaya baþladým. Baþkan Elaine Johnson Sirleaf Liberyanýn Baðýmsýzlýk Günü kutlamalarýnda son konuþmacý Baþkan Sirleaf. Baþkan, Kimmie Weeksin de deðindiði konularý içeren toparlayýcý, bilgilendirici bir konuþma yapýyor. Dýþarýdaki etkisi Weeksin konuþmasý kadar deðil. Ama gördüðüm kadarýyla Liberyalýlar Baþkanlarýný seviyorlar. Baþkan konuþmasýndan sonra dýþarý çýkýyor ve uzun sure halkýn arasýnda yürüyor. O sýrada bizim de yanýmýzdan geçiyor, göz göze geldiðimizde gülümseyerek selam veriyorum. Geçenlerde günlüðe þöyle yazmýþtým: Bugün Liberya geleceðe dört kolla sarýlýyor ama yýllar süren þiddetin, acýlarýn, travmalarýn sindirilmesi, unutulmasý da zor bir süreç. Ve tabii çok yakýndan tanýk olarak gözlemlediðim, her türlü alt yapýsý ve nitelikli insan sermayesi neredeyse yok edilmiþ bir ülkeyi sosyal olarak ayaða kaldýrmanýn devasa zorluðu. Baþkan Sirleaf ve ekibi bu zorlukla mücadelenin merkezindeler. Uluslararasý toplum da yanlarýnda. Hem kendi adýma hem bu ülke için kýsa sürede baþarýlý olmalarýný çok istiyorum. 49 ÝYÝ ÖRNEKLER Yeni Bir Fikir Üretim Süreci: Eðitim Reformu Giriþimi Iþýk Tüzün - Eðitim Reformu Giriþimi Prof. Dr. Üstün Ergüder Ýstanbul Politikalar Merkezi (ÝPM) bünyesinde çalýþmalarýný sürdüren Eðitim Reformu Giriþiminin (ERG) temelleri Mayýs 2003te Sabancý Üniversitesinde, üniversite öncesi eðitimin sorunlarýnýn ve çözüm önerilerinin tartýþýldýðý danýþma toplantýsýnda atýldý. Farklý alanlardan gelen katýlýmcýlar, sadece eðitimde reform ihtiyacýný deðil, ayný zamanda farklý paydaþlarý bir araya getirerek katýlýmcý bir fikir üretim süreci oluþturmanýn önemini de dile getirdi. ERGyi bugünkü konumuna getiren, biraz da bu katýlýmcý yaklaþýmýn gerçekleþtirilen tüm çalýþmalarda temel bir ilke olarak benimsenmesiydi. Bu süreçte ERGnin aracýlýðýyla bir araya gelen bürokrasi, eðitimciler ve sivil toplum örgütleri, politika oluþturma sürecinde farklý paydaþlarýn seslerinin duyulduðu yeni bir politika kültürünün parçasý oldular. Kuþkusuz çok yönlü paylaþým bu yeni politika kültürünün temel taþlarýndan biri. Biz de ERG olarak elimizden geldiðince kendimizi farklý kesimlere kendimizi anlatmaya ve onlarýn anlattýklarýný açýk fikirlilikle dinlemeye çalýþtýk. Benimsediðimiz paylaþým ilkesinin en somut yansýmalarýndan biri 2008de beþincisini düzenleyeceðimiz Eðitimde Ýyi Örnekler Konferansý. Sabancý Üniversitesinin ev sahipliði yaptýðý konferansýn temel amacý eðitimde iyi örnekleri bir araya getirerek bir iletiþim ve iþbirliði platformu oluþturmaktý. Farklý bölgelerden ve kurumlardan þu ana kadar 4000 kiþinin katýldýðý konferanslara katýlýmcýlarýn ilgisinin her yýl artmasý bizim de konferansý her yýl ar tan bir hevesle sürdürmemizi saðlýyor.. Eðitimde Ýyi Örnekler Konferanslarýnýn yerel çalýþtaylarý ise bir yandan bu konferanslara eriþemeyenlere yerel örneklerin de sunulduðu bir paylaþým ortamý saðlýyor, bir yandan da bize eðitimcilerle iletiþimin daha yoðun yaþandýðý küçük gruplar halinde buluþma fýrsatý veriyor. Yerel çalýþtaylarýn belki de en heyecan verici yaný katýlýmcýlarýn güne bireysel, kur umsal, bölgesel ve diðer koþullardaki farklýlýklarý vurgulayarak baþlayýp, çalýþtay sona ererken ortak coþkular ve sýkýntýlardan da bahsedebiliyor olmalarý. 2004ten beri, Ýl Milli Eðitim Müdürlükleri ile iþbirliði içinde, 1500ün üzerinde katýlýmcýya deneyimlerini paylaþma olanaðý sunan 12 yerel çalýþtay gerçekleþtirdik. Þimdiye kadar Karabük, Sultanbeyli (Ýstanbul), Rize, Þanlýurfa, Batman, Van, Malatya, Bursa, Bingöl, Diyarbakýr, Adýyaman ve Siir tte gerçekleþen çalýþtaylarýn bir sonraki duraðý Eylülde Adana ve Mersin. ÝYÝ ÖRNEKLER Devam eden projelerimiz Düþünüyorum, Tartýþýyorum, Dünya ile Bütünleþiyorum: ERGnin Temmuz 2007de baþlattýðý bir yýllýk proje öðrencilerin eleþtirel düþünme becerilerini geliþtirecek ve aktif katýlýmlarýný saðlayacak bir öðretmen destek materyalinin geliþtirilmesini ve öðretmen eðitimini kapsýyor. Eðitimde Haklar Projesi: Avrupa Birliði (AB) finansmaný ile Haziran 2007de baþlayan ve 18 ay sürecek proje, ERG tarafýndan eðitimde insan haklarýyla ilgili yasal çerçevenin iyileþtirilmesi ve uygulama alanýndaki eksikliklerin giderilmesi amacýyla uygulanýyor. Bu doðrultuda, eðitimde haklar konusunda kapsamlý bir bilgi havuzu oluþturulmasý, bu konuda sivil toplum kur uluþlarý arasýndaki iþbirliðinin güçlendirilmesi ve hem karar alýcýlarýn hem de hak sahiplerinin farkýndalýklarýnýn artýrýlmasý hedefleniyor. Eðitimde ve Toplumsal Katýlýmda Cinsiyet Eþitliðinin Saðlanmasý Projesi: ERG, AÇEV ve KA-DER tarafýndan, ABnin finansal desteðiyle Diyarbakýr, Ýstanbul, Mardin ve Þanlýurfada yürütülüyor. Son altý ayýna giren üç yýllýk projenin yakýn dönemdeki önemli çýktýlarýndan biri proje kapsamýnda oluþturulan Ulusal Ýzleme Grubunun kaleme aldýðý ve 14 STKnýn imzasýný taþýyan Kýz Çocuklarýnýn Eðitimi Ýçin Bildirge. Bildirge ve proje hakkýnda ayrýntýlý bilgiye www.kizlaricinegitim.net adresinden ulaþýlabilir. Eðitimde Ýyi Örnekler Konferansý ve sürdürdüðümüz projelere ek olarak, eðitim reformunu acil olarak ele alýnmasý bir konu olarak gündemde tutmak ve reform süreçlerine politika önerileriyle katkýda bulunmak da öncelikli hedeflerimiz arasýnda. 50 Bu hedeften yola çýktýk ve 2 Temmuz 2007de eðitim reformunun olmazsa olmazlarý olarak gördüðümüz sekiz öneriyi bir bildirgeyle kamuoyuna sunduk; bu önerilerin 60. hükümet tarafýndan dikkate alýnmasýný talep ettik. Siyasi parti ve adaylara seçim öncesinde yaptýðýmýz bu çaðrýyý yaymaya ve söz konusu önerilerin gerçekleþtirilmesine yönelik savunu çalýþmalarýmýza devam ediyoruz. Yürütme Kurulu üyeleri arasýnda Prof. Tosun Terzioðlu, Hakan Altýnay, Prof. Üstün Ergüder, Ayla Göksel Göçer, Candan Fetvacý, Murat Sungar, Ethem Sancak ve Prof. Ýpek Gürkaynakýn olduðu ERG, herkes için kaliteli eðitim hedefinin gerçekleþmesine araþtýrma, savunu, izleme ve pilot uygulamalar y o l u y l a k a t k ý d a b u l u n u y o r. Eðitime eriþim, eðitimin kalitesi ve etkililiði ve eðitimde kaynaklar alanlarýnda yürüttüðümüz tüm çalýþmalar hakkýnda geniþ bilgiye ve yayýnlarýmýzýn tamamýna www.erg.sabanciuniv.edudan ulaþabilirsiniz. Açýk Toplum Enstitüsü, Anne Çocuk Eðitim Vakfý (AÇEV) ve Sabancý Üniversitesinin desteðiyle kurulan ERG, ayrýca Aydýn Doðan Vakfý, Bahçeþehir Üniversitesi, Tepe Akfen Vie (TAV) ve Kariyer.net tarafýndan desteklenmektedir. Eðitimde Ýyi Örnekler Konferansý Yerel Çalýþtaylarý Friedrich Ebert Stiftung Derneði desteðiyle gerçekleþtirilmektedir. Ýletiþim Bilgileri: Bankalar Cad. No:2, Kat 5 34420 Karaköy, Ýstanbul T: 0 212 292 5044 F: 0 212 292 0295 [email protected] www.erg.sabanciuniv.edu GÖSTERÝ Hepimizin insan olarak yaþamýmýzda güzelliklerle sýk sýk buluþmaya ihtiyacý var. Bu güzelliði de sanat ve kültürde bulmamýz en doðalý Þule Alptekin Odoðlu /Ýletiþim ve Halkla Ýliþkiler 6 Haziran 2004 yýlýnda açýlýþý yapýlan ve Ekim 2004 itibarý ile ilk sezonuna baþlayan Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezi (SGM), 912 kiþilik kapasitesi ile Anadolu yakasýnýn önde gelen çok amaçlý sanat merkezlerinden biri. 1 Nisan 2005 tarihinden beri Ýstanbul Devlet Opera ve Balesi baþ rejisörü Yekta Karanýn sanat danýþmanlýðýný yaptýðý SGM, her yaþtan ve her kesimden izleyiciyi sanatla buluþturmayý hedefliyor. Yekta Kara ile yaptýðýmýz sohbette SGMnin dünü, bugünü ve yarýnýný konuþtuk Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezi Salon kapasitesi: 912 kiþi Bugüne kadar gerçekleþen etkinlik sayýsý: 153 Toplam izleyici sayýsý 68.988 51 sabancý üniversitesi / dergi Yekta Kara Yekta Kara gerek opera sanatçýsý gerek öðretim üyesi olarak birçok baþarýlý iþe imzasýný atmýþ oldukça önemli bir isim. Biz sizi elbette yakýndan tanýyoruz ancak bu yýl gelen öðrencilerimiz için sizi ve SGMyi biraz sizden dinleyebilir miyiz? YEKTA KARA: Aslýnda insanýn kendini anlatmasý çok zor ama þöyle diyelim. Ben bütün faaliyetlerim açýsýndan bir opera sanatçýsýyým, ayný zamanda eðitimciyim. 52 Yaþamým boyunca tüm çalýþmalarýmý bu iki alana odaklamaya gayret ettim. Gerek Türkiyede Devlet Opera ve Balesinde gerekse yur t dýþýnda çalýþmalarýmý sürdürdüm halen de sürdürmekteyim. Þimdi Sabancý Üniversitesinde farklý bir kimlikle çalýþýyorum. Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezinin programlarýný oluþtur uyor um. Bu merkez, gerçekten üniversitemizin gurur duyacaðý bir merkez. Bizim Güzel Sanatlar Fakültemiz olmamasýna karþýn hiçbir üniversitede olmayan bir yatýrým yapýlarak öðrencilerimizin kültürel, sanatsal gereksinimlerini karþýlamak, onlarýn sanatla daha iç içe bir yaþam sürmelerini saðlamak için böyle bir gösteri merkezi inþa edilmiþ. Yeni öðrencilerimiz ilk geldiklerinde çok heyecanlanmýþlardýr diye düþünüyorum zira gerçekten pýrýl pýrýl, batý üniversitelerinde dahi zor rastlanan bir gösteri merkezi burasý. Bizim kuþkusuz yalnýzca Ýstanbuldan gelen öðrencilerimiz yok. Anadolunun her tarafýndan gelmiþ çocuklarýmýz var. Dolayýsýyla herkesin beðenisine hitap edebilecek, kendi özel ilgi alanýna yönelik etkinlikleri bulabilecekleri bir program oluþtur maya gayret ediyor um. Bu anlamda kýsa zamanda epey yol kat ettiðimize inanýyorum. Zira biz sýfýr noktasýndan baþladýk. Baþlarda buraya bir kimlik kazandýrmak, öðrencilerle yoðun bir iliþki kurmak gibi sorunlarýmýz vardý. Bunu önemli ölçüde aþmýþ olduðumuza inanýyorum. Sunduðumuz etkinlikler öðrencilerimiz tarafýndan ilgiyle izleniyor. Bu da onlarýn ihtiyaçlarýna karþýlýk bulabildiklerini gösteriyor. Çýtanýn çok yüksek olduðu, pýrýl pýrýl, seçilmiþ öðrencilerin geldiði bir üniversitede, onlarý tatmin edecek, onlarýn gereksinimlerine doðru yanýt verecek bir program oluþturmak aslýnda zor. Türkiyenin sahip olduðu kültürel zenginliði bir þekilde gençlerimize de yansýtmamýz gerekiyor. Bu anlamda programýn tek yönlü olmamasý çok önemli. Sadece pop müzik, sadece rock müzik, sadece klasik müzik, sadece Türk müziði ya da sadece halk müziði diye bir program oluþumuna gidemeyiz. Bunun için de bütün sanat dallarýna yer vermemiz gerekiyor. Bütün dünya gençliðinde olduðu gibi GÖSTERÝ Türkiyede de daha popüler olan isimlere, topluluklara özel bir eðilim var ama biz ýsrarla, klasik müzikten olsun, cazdan olsun diðer farklý alanlardan da örnekler sunmaya gayret ediyoruz. Burada bir tek ölçüt var o da kalite. Sunduðumuz her bir gösteri, ister konser ister tiyatro ister bale olsun hepsinin kaliteli olmasý gerekiyor. Türkiyenin en saygýn, en baþarýlý topluluklarýnýn burada bizim öðrencilerimizin ve çalýþanlarýmýzýn karþýsýna çýkar týlmasý gerekiyor; bunu çok önemsiyorum. Genç insanlarýn hayatlarýna sanatý sokmamýz çok önemli. Mühendis olacaklar, ekonomist olacaklar bambaþka iþler yapacaklar; sanatçý olurlar veya olmazlar. Zaten Sabancý Üniversitesinin özel olarak sanatçý yetiþtiren bölümü yok, tiyatro oyuncusu ya da müzisyen olmak üzere bu üniversiteye kimse gelmiyor ama herkesin gereksinimi olan o sanatla buluþmayý burada gerçekleþtirebildiðimizi sanýyorum. Burada müthiþ bir sirkülasyon da var. Her yýl yeni gelen öðrencilerin yaþamýna sanatý sokmak için yoðun bir çaba gösteriyoruz. Yeniden enerji üretmek, yeniden o genç insanlarla buluþmak, onlarýn hoþuna gidecek, onlarý cezbedecek yollar araþtýrmak zorundasýnýz bu da iyi bir motivasyon doðrusu. Birçok iþi beraber yürütüyorsunuz. Devlet Sanatçýsý olarak yürüttüðünüz görevin yanýnda Mimar Sinan Üniversitesinde de öðretim üyesisiniz. Bu kadar yoðun bir tempo içerisinde SGMnin Sanat Danýþmaný olmayý kabul etmenizdeki itici güç neydi? YEKTA KARA: Beni böyle bir öneriyi memnuniyetle kabul etmeye yönelten temel unsur þuydu: 53 Türkiyede, Ýstanbulda inanýlmaz bir gösteri merkezi sýkýntýsý var. 15 milyonluk kentte yeni tiyatro binalarý, yeni konser binalarý, yeni gösteri merkezleri yapýlmýyor. Buna bütçe ayýran, yeni merkezlerin oluþmasý için çaba harcayan devlette de özel sektörde de hemen hemen hiç kimse yok. Özellikle altýný vurgulayarak söylüyorum, güzel sanatlar fakültesi olmayan bir üniversitenin bu hassasiyeti göstermesi, buna bütçe ayýrmasý, her þeyi en mükemmel biçimde düþünerek böyle bir gösteri merkezi yapmasý bir kere beni çok heyecanlandýrdý. Bir sanatçý olarak, bir eðitimci olarak ben kendimi gençlere karþý da sorumlu hissediyorum ve burasýnýn böyle güzel bir amaca yönelik yapýlmýþ olmasý bana ayrýca mutluluk verdi. Bunu size aktarmam çok zor, yýllarca bunun acýsýný çekmiþ bir sanatçý olarak bu hissiyat müthiþ bir þey Öte yandan bunun bir üniversite bünyesinde, geçlere, öðrencilere yönelik, sýrf onlara hizmet vermek için inþa ediliyor olmasý da benim eðitimci yönümü çok etkiledi. Bir diðer neden ise böyle bir önerinin asla kýramayacaðým iki insandan, Güler Sabancý ve Tosun Terzioðlundan gelmiþ olmasýdýr. Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezi birinci derecede bu üniversitenin öðrencilerine ve çalýþanlarýna hizmet sunmak için etkinliklerini sürdürüyor ama bununla birlikte yakýn çevrede yaþayan insanlarý da sanatla buluþturmayý hedefliyor. Bu bölge, hergün inanýlmaz bir hýzla geliþiyor. Bu çevrede yaþayan insanlar herhangi bir sanat aktivitesi izlemek için Ýzmite ya da Avrupa yakasýna gitmek yerine buraya gelebilirler ki büyük bir memnuniyetle geliyorlar da. Maddi gelir kaygýsý gütmeden, tamamen bir hizmet uðruna onlarýn ayaðýna çok önemli konserler, tiyatro gösterileri getiriyoruz. GÖSTERÝ Ýstanbulun 2010 Avrupa Kültür Baþkenti olmasýna yönelik bir projeniz var mý? YEKTA KARA: Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezinin bu anlamda sunduðu bir proje vardý ve bu kabul edildi, çalýþmalarý baþlatýldý. 2010 yýlýna kadar devam edecek bir proje bu. Hayatýnda hiç tiyatroya gitmemiþ, hiç konser izlememiþ pek çok çocuðumuz var. Özellikle yakýn çevrede yaþayan çok çocuðumuz var. Bir yýla aþkýn bir süredir her ay muhtelif ilkokullardan çocuklarýmýzý buraya getiriyoruz ve onlara çocuk oyunlarýný izleme fýrsatý veriyoruz. Her gösteriye öðretmenleriyle birlikte yaklaþýk 900 çocuk geliyor. Bu, projenin tanýþma kýsmýný oluþturan ilk ayaðý. Projenin ikinci ayaðýný 2008de baþlatýyoruz. Bu çocuklar arasýndan, öðretmenleri ile iþbirliði yaparak, müziðe, tiyatroya yatkýn olanlarý seçip uzun süreli bir çalýþma yapacaðýz. 2010 Avrupa Kültür Baþkenti projeleri çerçevesinde oluþturduðumuz koro ve drama grubu ile gösterilerimizi burada, kendi binamýzda sunacaðýz. Bugünün çocuklarý, yarýnýn gençleri, öbür günün büyükleri. Dolayýsýyla, biraz daha erken yaþlardan baþlayýp onlara kültür ve sanatla iç içe bir yaþam sunmayý arzu ediyoruz. Sabancý Üniversitesi Gösteri Merkezinde bir çok farklý dalda etkinliði öðrencilerle buluþturmaya 54 özen gösteriyorsunuz. Popüler kültürün egemen olduðu bir dünyada gençler ile ilgili gözlemleriniz nedir? Sadece Sabancý Üniversitesi öðrencileri deðil genel olarak gençlerin sanata bakýþ açýsýný bir sanatçý olarak nasýl deðerlendiriyorsunuz? YEKTA KARA: Popüler kültür tüm dünyada tabii ki egemen. Herhalde Madonna, Beethovendan daha çok dinleniyordur. Bunun böyle olmasý da çok doðal aslýnda. Bunun kýnanacak bir tarafý da yok. Gençlerimizin hayatlarýnda kaçýnýlmaz bir popüler kültür olacak, aslýnda hepimizin var. Ýster istemez popüler kültürle temas kuruyorsunuz. Bunu reddetmenin anlamý yok. Ama onun olmasý, diðerinin olmasýný engellemiyor. Bugüne kadar bu çocuklar neden hep popüler kültürden yana tercihlerini yapmýþlar diye kýnayarak iþe koyulamam. Olanaklarý olmamýþ insanlarý önce sanatla tanýþtýrmak, bir araya getirmek lazým. Bunu yaparken de iyi örnekler ile belli bir program çerçevesinde, alýþtýra alýþtýra yapmak gerekiyor. Eðer klasik batý müziði adýna daha ilk konserde Þastokoviç ya da Wagner dinletirseniz baþarýlý olamazsýnýz. Bunu yavaþ yavaþ, alýþtýrarak ve giderek dozu ar týrarak sunduðunuzda bundan zevk alacaklardýr. Ben bunu bizzat gözlemliyorum. Ýki yýl önce tiyatro gösterilerimiz çok ilgi görmüyordu. Þimdi ise kapalý giþe oynuyor. Burada çok bilinçli bir yol izlemek gerekiyor. Neyi ne oranda nekadar sunacaðýnýz çok önemli. Artýk yalnýzca komedi oyunlarý deðil her tür oyun çok büyük ilgi görüyor. Genco Erkal geldiðinde, Nazým oynadý, Beccketi oynadý. Uyumsuz tiyatronun en iyi örneklerinden birini sundu ki çok çok zor bir oyun olmasýna raðmen çok büyük ilgi gördü. Ama ilk oyun olarak bunu sunamazsýnýz. Yolunuzu iyi çizmeniz gerekiyor, programda neleri dengeleyerek o programý oluþturmak gerekiyorsa, gençlere o þekilde sunmak lazým. Pop müzik konserleri de yapýyoruz elimizin tersiyle popüler kültürü itemeyiz, ama Halk müziði de olacak, Türk müziði de olacak, Mevlana gösterisi de olacak, hepsi olacak. Hepsine yer var ve gençlerimizin, bu sunulan örneklerden alacaðý çok farklý lezzetler var. Tek yönlü olmamak gerekiyor. Çaðýmýzda, üstelik üniversite politikasý olarak çok yönlülüðe önem veren, çok yönlü bir eðitim sunan bu üniversitede, aksi zaten mümkün deðil. SGMde yer almasýný arzu ettiðiniz, hayalini kurduðunuz bir gösteri var mý? YEKTA KARA: Hayal ettiðim bir þey var aslýnda ama bunun için biraz daha zamana ihtiyaç var. Ýleride kendi öðrencilerimizin de katýldýðý, profesyonellerin de yer aldýðý kendi prodüksiyonlarýmýzý yapmak gibi bir hayalim var doðrusu. Amerikadaki bazý üniversitelerde bunun örnekleri var. 55 Kendi prodüksiyonlarýmýzý oluþturup bunu profesyonel prodüksiyon olarak seyircimizle buluþturabiliriz. Üniversitemizde muhtelif öðrenci kulüplerinin yýl boyu çalýþarak ortaya çýkardýðý prodüksiyonlar var. Ama bu öðrenci etkinliði baþlýðý altýnda yer alýyor. Tamamen kendi boþ vakitlerinde, bundan keyif aldýklarý için tiyatro, dans veya müzik kulübünde yer alýyorlar. Yýl boyunca kendilerinin hazýrladýklarý bu gösterilere, SGMnin aylýk programlarýnda yer veriyoruz. Onlar için bu müthiþ bir motivasyon. Ama benim söylediðim o deðil, onun da ötesinde, bizim bilet kesebileceðimiz ve tamamen profesyonel bir prodüksiyon olarak seyircimizle buluþturabileceðimiz prodüksiyonlarý gerçekleþtirebilmek Biraz yeni dönemdeki planlarýnýzdan bahsedebilir misiniz? YEKTA KARA: Burada akademik takvimi gözetmek zorunda olduðumuzdan sezonu Ekim-KasýmAralýk, Mart-Nisan-Mayýs olmak üzere ikiye böldük. Normalde bir özel tiyatro Ekimde baþlar, Mart sonunda bitirir. Biz sömestr tatili nedeniyle Ocak ve Þubat aylarýný boþ býrakýyor uz. Ekim ayýnda doludizgin baþlamak zorundayýz, yeni gelen öðrencilerimiz var. Onlara bir merhaba diyeceðiz, kendimizi tanýtacaðýz. Eski öðrencilerimiz de tahmin ediyorum ki özlemiþlerdir zira araya uzun bir yaz tatili girdi. Onlarýn da beklentilerini karþýlayacak ünlü gruplar, müzisyenler, tiyatro gruplarý yine SGMde yer alacak. SGMnin son 2,5 yýl incelenecek olduðunda görülecektir ki burada her oyun, her konser yalnýz bir kere yer aldý. Þimdi yine tekrara kaçmadan farklý gruplarý burada aðýrlayacaðýz. Kýsacasý yeni sezona dolu dizgin baþlayacaðýz. Ýzleyici olarak üniversite dýþýnda yakýn çevreden de bir ilgi söz konusu ve sizin de ifade ettiðiniz gibi bu i l g i g i d e r e k a r t ý y o r. S a b a n c ý Üniversitesinin baþta yakýn çevresi olmak üzere tüm topluma karþý bir sosyal sorumluluk bilinci de var. Bu doðrultuda yakýn çevreye yönelik farklý çalýþmalarýnýz olacak mý? YEKTA KARA: Bizim çok özel bir yapýmýz var, iþin zorluðu da burada zaten. Burasý diðer örneklerinde olduðu gibi tamamen seyirciye açýk, biletli, profesyonel bir gösteri merkezi olsaydý, programýn içeriði de, bilet fiyatlarý da, izlediðimiz yol da daha farklý olurdu. Biz birinci derecede öðrencilerimize ve çalýþanlarýmýza hitap etmek istiyoruz ama, bunun yanýnda yakýn çevreden de seyirci beklentisi içindeyiz. Bu ikisini harmanlamak ve bir þemsiye altýnda toplamak çok zor. Bunun nedeni, bu iki gr ubun beklentileri ve profillerinin tamamen farklý olmasý. Bunu dengelemeye çalýþýyoruz. Çok basit bir örnek vereyim: Öðrencilerimiz bir rock grubuna çok büyük ilgi duyabilirken dýþarýdan gelen seyirci yaþ itibarý ile rock konserini cazip bulmayabiliyor. Bunu belli bir oranda dengeleyerek, hem onlarýn beklentilerine doðru yanýt verecek biçimde bir program yapmak gerekiyor, hem de öðrencilerimizi ön planda tutmak gerekiyor. Dýþarýdan gelen seyirci hafta içi çalýþtýðýndan hafta sonu gelmek istiyor. Oysaki biz Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri burada etkinlik yapmýyoruz. Öte yandan, onlarý da bir þekilde hafta içi gelmeye alýþtýrmaya baþladýk. Bütün bunlar biraz zaman istiyor. Bu iki kesimi tümüyle birleþtiren bir proje zaman zaman oluyor. Ferhan Þensoy, Yýldýz Kenter gibi isimler geldiðinde herkes çok büyük ilgi gösteriyor ama Ýngilizce oyunlar oynandýðýnda bizim öðrencilerimiz öne çýkýyor. Bunu harmanlayarak ve daima dengede tutarak götürmek gerekiyor. Dýþarýdan seyircinin gelmesi çok güzel, çok olumlu, artan sayý bizi geleceðe iliþkin çok umutlandýrýyor. Ama bu sayýyý çoðaltmaya çalýþýrken öðrencilerimizin de ihmal edilmemesi gerekiyor. Bu yýl yeni gelen öðrencilerimize söylemek istediðiniz bir þey var mý? Y E K TA K A R A : Ye n i g e l e n öðrencilerimize þunu söylüyorum: Burada çok mutlu olacaklar. Sabancý Üniversitesinde geçirecekleri o 4-5 yýl onlarýn belki de hayatlarýndaki en mutlu, en güzel dönem olacak. Üniversite yaþamý çok güzel, ama Sabancý Üniversitesinde bu yaþam daha da güzel. Bunu biraz daha renklendirmek onlarýn elinde. Tamamen sembolik bir bilet ücreti ile buraya gelen gruplarý dinlemeleri, tiyatro eserlerini izlemeleri dýþarýda mümkün deðil. Belki bilet ücretinden de daha önemlisi burada her þey onlara geliyor, onlar için özel olarak yapýlýyor, bu þanslarýný kullansýnlar. Gelsinler, çünkü hepimizin insan olarak yaþamýnda güzelliklerle sýk sýk buluþmasý gerekiyor. Bu güzelliði de sanat ve kültürde bulmamýz en doðalý. Bizim yaþamýmýza renk katan, farklý bir boyut katan daima sanat. Eðer bu Üniversite öðrencilerine böyle bir olanak sunuyorsa, onlara da sadece yararlanmak kalýyor. Burada hiçbir þekilde ticari amaçla bu etkinlikler sunulmuyor. Öyle olsa bilet fiyatlarý 2 YTL olmaz. SGMnin üniversitedeki yaþamlarýný daha da zenginleþtireceðine inanýyorum, bu da onlarýn ileriki yaþamlarýna ýþýk tutacak. Hayat boyu böyle bir alýþkanlýk kazanmalarý benim en önemsediðim þey. Ýleride bu alýþkanlýðý kendi çocuklarýna aktaracaklar, her þeyden önce kendi yaþamlarýna bambaþka boyutlar kazandýracaklar. O yaþam, sadece tek boyutlu olmayacak, farklý bir güzellik ve zenginlik kazanacak diye ümit ediyorum DEÐÝÞÝM Öðrenci Deðiþim Programlarý Pýnar Ýlik Kültürel Çalýþmalar Mezunu- 2007 Öðreniminizi bir dönem için bile olsa yurtdýþýndaki bir üniversitede sürdürmeyi düþündünüz mü? Çeþitli ülkelerin insanlarýný ve farklý kültürleri tanýmayý, yabancýsý olduðunuz bir ülkede yeni arkadaþlýklar kurmayý hayal ettiniz mi? Öðrenci Deðiþim Programlarý sayesinde bu hayalinizi gerçekleþtirmeniz çok kolay... Sabancý Üniversitesi öðrencileri için saðlanan olanaklardan biri deðiþim programlarý. Bu programlar sayesinde, herhangi bir üniversitede okuyan ve or talamasý 2,5un üstünde olan öðrenciler, yur tdýþýndaki anlaþmalý üniversitelere deðiþim öðrencisi olarak gidebiliyor. Programlara baðlý olarak, Avrupadaki saygýn üniversitelerde bir dönem boyunca eðitimlerini sürdürebiliyorlar. Deðiþim programlarýna katýlmak isteyen öðrencilerin baþvurularýný, gitmek istedikleri akademik dönem için belirtilen tarihlerde Avrupa Ofisine yapmalarý gerekiyor. Yapýlan deðerlendirmeler sonucunda, gidecek kiþiler ve üniversiteleri belirleniyor. Öðrenciler deðiþim programlarýna genellikle üçüncü sýnýfta katýlýyorlar ve katýlanlarýn birçoðu bu programdan memnun kalýyor. Deniz Ay Ekonomi Programý 4. Sýnýf öðrencisi Öðrenci deðiþim programýna üçüncü sýnýfýn bahar döneminde Londradaki City Universitye giderek katýldým. Programda adý geçen Deðiþim, farklý ülkelerin farklý üniversitelerinde okuyan öðrencilerin yer deðiþtirmesi deðil. Program boyunca katýlýmcý, ülkesine dýþardan bakabilmeyi öðreniyor. Hem kendini, hem de farklý kültürleri ve bu kültürlerden deðiþik insanlarý daha iyi tanýma fýrsatý buluyor. Bu sürecin bende yarattýðý deðiþiklikler nedeniyle, deðiþim programýna katýlmýþ olmaktan çok memnunum. Yurtdýþýnda yaþanan bir dönem boyunca, insanýn kendisiyle baþbaþa kalmasý, yabancý bir dil kullanarak kendini anlatmasý ve 56 deðiþik ülkelerden insanlar tanýma þansýný bulmasý, baþka türlü elde edilmesi çok zor olan bir þansý da beraberinde getiriyor. Yurtdýþýnda yaþamak baþlý baþýna bir deneyim, ancak akademik anlamda da bu program benim için çok yararlý oldu. Farklý altyapýlardan ve disiplinlerden gelen akademisyenlerden ders almanýn, bir ekonomi oðrencisi olarak bakýþ açýmý geniþlettiðini düþünüyorum. Deðiþim programý, ayrýca lisans eðitimi sonrasýnda yurtdýþýna gitmek isteyenler için de bir prova niteliði taþýyor. Sürecin Türkiyeden ayrý olma fikrine adapte olmayý gerektirecek kadar uzun, ancak herhangi bir olumsuzluða katlanýlabilinecek kadar kýsa olmasý, gelecek planlarýný daha tutarlý yapabilme þansýný veriyor. Sabancý Üniversitesiyle, City Universityi karþýlaþtýracak olursam, en büyük farkýn öðrenci profilindeki çeþitlilik olduðunu söyleyebilirim. Ten rengi, aksaný, kýyafeti ve tarzý ne olursa olsun, kimsenin kimseye yabancý gözle bakmadýðý bir okulda okudum. Bir de üniversitenin, Londranýn merkezinde olmasý çok büyük bir avantajdý. Deðiþim programýna katýlmak isteyenlere, neresi olduðuna çok da bakmadan, kendileri ve okuduklarý bölüm için en uygun görünen sömestrde bu deneyimi yaþamalarýný öneririm. Bence bu süreç, baþýndan sonuna kadar pek çok anlamda deðiþimi içinde barýndýran, kaçýrýlmamasý gereken bir fýrsat. sabancý üniversitesi / dergi 57 Deniz Ay Ýlke Kaya Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliði 4. Sýnýf öðrencisi Üçüncü sýnýfýn bahar döneminde Uppsala Üniversitesinde deðiþim programýna katýldým. Ýsveçe gitmeyi çok istiyordum ve orada geçirdiðim bir dönemin sonunda çok doðru bir tercih yapmýþ olduðumu anladým. Daha önce kýsa süreli yur tdýþý seyahatlerim olmuþtu. Ancak yur tdýþýnda belli bir süre yaþamak çok önemli ve farklý bir tecrübe. Özellikle eðitimlerini yur tdýþýnda sürdürmek isteyenler, deðiþim programlarýna kesinlikle katýlmalýlar. Yurtdýþýnda yaþamanýn pozitif ve negatif yanlarýný görüp, buna göre karar vermek gerekli. Çünkü alýþýlan çevreden kopmak ve yeni bir çevreye alýþmak çok zor. Deðiþim programýný eðitim ve sosyal hayat açýsýndan ele almak gerekiyor. Eðitim olarak, ben Uppsala yerine Sabancý Üniversitesinde kalmayý yeðlerdim. Çünkü Uppsalada ders yükü çok daha hafif ve bu bazen zamanýný boþa harcadýðýn hissini uyandýrýyor. Ayrýca, Ýsveçte eðitim çok lokal. Demek istediðim, Türkiyede sürekli daha ileriyi ve iyiyi hedeflediðimiz için, sürekli yarýþ halindeyiz. Ýsveçte ise nüfusun az olmasý ve ekonomik geliþmiþlik, eðitimin daha rahat olmasýna neden oluyor. Ýsveçteki eðitimle Ýskandinav ülkelerinde eðitime devam edilebilir, ancak Amerika veya Türkiyede çok baþarýlý olunabileceðine inanmýyorum. Ýsveç benim için çok farklý bir deneyim oldu, çünkü gerek kültür, gerekse doða bizden çok farklý. Ýlk gittiðim aylarda güneþ öðleden sonra üçte batýyordu. Baharda ise sadece üç saatlik bir alacakaranlýk dýþýnda hava hep aydýnlýktý. Bunlar da uyum saðlamamý çok zorlaþtýrdý. Ýnsanlarýn ruh hali mevsime göre deðiþiyor ve bu da daha depresif olmaya yol açýyor. Ýsveçliler soðuk insanlar ve son derece tutucular. Bu nedenle kaynaþmak çok zor oluyor. Ayrýca insanlar genellikle Türklere karþý antipati duyuyorlar. Çünkü o bölgede yoðun bir Kür t nüfus var ve Türkler hakkýnda olumsuz propaganda yapýyorlar. Ýsveçteki sosyal hayat, Sabancýda asla ulaþamayacaðým bir or tamý da beraberinde getirdi ve benim en çok sevdiðim özelliði de bu oldu. Üniversitede nation sistemi var ve öðrenciler bir nationa baðlý olmak zorundalar. Nationlarýn kendilerine ait yemekhaneleri ve eðlence yerleri var. Haftanýn üç günü de bu nationlar par ti düzenliyor. Uppsala ayný zamanda bir öðrenci þehri olduðu için de her an her yerde par ti var ve bu da üniversiteyi çok cazip kýlýyor. Ben kendi tecrübelerime bakarak deðiþim programlarýný kesinlikle öneriyorum. Ancak, gidilecek yerin gelecek hedeflerine göre seçilmesi gerektiðini düþünüyorum. SÝYASET BÝLÝMÝ Sabancý Üniversitesi Öðrencileri Çok Þanslý Süleyman Dost Toplumsal ve Siyasal Bilimler 3. Sýnýf Öðrencisi Þükrü Hanioðlu Üniversitemiz bu yaz çok saygýn bir Osmanlý tarihçisini misafir öðretim üyesi olarak aðýrladý. Þu an Princeton Üniversitesi Yakýn Doðu Araþtýrmalarý bölüm baþkanlýðýný yürüten Þükrü Hanioðlunun bu yaz okulumuzda açtýðý Geç Dönem Osmanlý Tarihi dersine sadece üniversitemiz öðrencileri deðil, diðer üniversitelerden misafir öðrenciler de büyük ilgi gösterdi. Biz de onu üniversitemizde yakalamýþken tarihten, ülkemizden ve okulumuzdan konuþtuk. 20 seneye yakýn bir süredir Türkiyede ders vermiyorsunuz. Türkiyeyi ve özelde Sabancý Üniversitesini akademik anlamda nasýl buldunuz? Türk Üniversitelerinde son yirmi yýlda ciddî bir deðiþim gerçekleþti. Sabancý Üniversitesinin de arasýnda bulunduðu pek çok Türk üniversitesi gerek öðretim üyesi, gerekse de öðrenci kalitesi açýsýndan dünya standarlarýný yakalamýþ durumda. Meselâ ben Þerif Mardinin Princetonda baþkaný bulunduðum bölümde olmasýný çok arzulardým. Ýsim vermek istemem ama Sabancý Üniversitesindeki bazý doktora öðrencileri Amerikan doktora öðrencilerinin ortalamasýnýn bir hayli üzerinde. Benim müþahede ettiðim temel eksiklik bilhassa beþerî ve toplumsal bilim dallarýnda 58 kuvvetli bir Türkiye merkezlilik eðiliminin bulunmasý ve gerek derslerin gerekse de araþtýrmalarýn ezici bir çoðunluðunun Türkiye üzerine olmasý. Sabancý bu alanda bir istisnâ ve bir ölçüde bu kendi merkezliliðin dýþýna çýkabiliyor. Bu bakýmdan ben Sabancý Üniversitesi öðrencilerinin oldukça þanslý olduklarýný düþünüyorum. Derslerinizin dinleyicisinin Amerikan veya Türk olmasý sizin için bir farklýlýk oluþturuyor mu? Veya Osmanlý Tarihini devletin tarih söylemiyle öðrenen Türkiyedeki öðrencilere mi yoksa Oryantalist süzgeçten geçiren Amerikalýlara mý anlatmak daha zor/kolay? Derslerin izleyicisinin Türk olmasýnýn beraberinde getirdiði biri olumlu diðeri olumsuz iki temel farklýlýk var. Olumlu olaný öðrenciye temel bilgileri verme ihtiyacýnýn duyulmamasý. Bu dersin anlatýmýný ve seviyesinin yüksek tutulmasýný kolaylaþtýrýyor. Ancak sözünü ettiðiniz resmî söylem bazen bazý öðrencilerin hiç sorgulamadan kabul ederek içselleþtirdiði bir tarih anlayýþýnýn tartýþýlmasýný son derece zorlaþtýrabiliyor ve bunun da ötesinde en ufak detaylar üzerine dahi siyasî tar týþmalar açýlabiliyor. Amerikalý öðrencilerin bu alanda Oryantalist bir söylemin etkisi altýnda kaldýklarýna katýlmak kanýmca biraz zor. En azýndan benim Princetonda karþýlaþtýðým tam tersine bir yaklaþým oluyor. Ama pek tabiî bu alanda bir genelleme yapabilmek oldukça zor. sabancý üniversitesi / dergi Oryantalizm demiþken Edward Saidin 1978 tarihli kitabý sizin de çalýþtýðýnýz disiplinde büyük çapta sorgulamalara ve dönüþümlere yol açtý. Yakýn Doðu araþtýrmalarýnda ön sýralarda yer alan Princeton da bundan nasibini almýþ olmalý. Oryantalizm eleþtirisi Princetonda çalýþtýðýnýz konuda gerek epistemolojik gerekse metodolojik olarak ne gibi deðiþiklikler getirdi? Saidin çalýþmasý Or tadoðu çalýþmalarý olarak adlandýrýlan alaný derinlemesine etkiledi. Bu etki Osmanlý araþtýrmalarýnda daha düþük seviyede gerçekleþti. Bir anlamda Or tadoðu araþtýrmalarýný Orientalism öncesi ve sonrasý olarak iki bölümde incelemek mümkün. Pek tabiî ikinci dönemde temel yaklaþýmlarda büyük deðiþimler meydana geldi ve Or tadoðu tarihi ve kültürüne bakýþ açýsý bütünüyle deðiþti. Bu da disipline bir canlýlýk ve tarafsýzlýk kazandýrdý. Ancak bununla beraber ortaya çýkan olumsuz etkilerden de bahsetmek gerekiyor. Bunlarýn en önemlisi Orientalist suçlamasýnýn yaygýnlaþtýrýlmasý ve neredeyse bölge ve kültürü ile baðlantýsý olmayanlarýn bu alanda çalýþmalarýnýn siyaset dýþý bir amacý bulunmadýðýnýn iddia edilmesi oldu. Bir diðeri ise Orientalism tar týþmalarý ve post-modernist akýmýn disiplindeki popülaritesi nedeniye birinci el kaynaklarla çalýþmanýn adeta küçümsenmesidir. 59 Ayný soruyu 11 Eylül için de sormak mümkün. 11 Eylül ve sonrasýndaki tartýþmalar Ortadoðu ve Ýslam konusundaki algýlarý gün yüzüne çýkardý. Bundan Ortadoðu çalýþmalarý nasýl etkilendi? Özel olarak da Princetonda ilgili konulardaki programlara ve derslere olan ilgi nasýl deðiþti? Bu geliþmeler disiplini derin biçimde etkiledi. Bir yandan Martin Kramer gibi akademisyenler Ortadoðu araþtýrmalarýný âdeta 11 Eylülün suçlusu olarak takdime baþladýlar, öte yandan da Ortadoðu ve Ýslâm araþtýrmalarýna ilgi inanýlmaz ölçüde arttý. Meselâ bizim derslerimize olan ilgi o dereceye vardý ki evvelce öðrenci ararken son yýllarda seminerlerimize kabul edilecek talebe sayýsýný sýnýrlamaya baþladýk. Arapça derslerindeki öðrenci sayýsý yedi, sekiz misline çýktý. Bu yýl Arapçaya baþlama sýnýfýnda yaklaþýk 150 öðrenci var. Öðrencilerin pek çoðu derslemizi almadan evvel Ýslâm ve Or tadoðu hakkýnda sahip olduklarý kanaatlerinin ciddî biçimde deðiþtiðini itiraf ediyorlar. Amerikada olsanýz da Türkiye ile yakýndan ilgilendiðinizi biliyoruz. Türkiyede üniversitelerde konferanslar veriyor ve günlük gazetelerde yazýlar yayýnlýyorsunuz. Basitçe soracak olursam bir sosyal bilimci için Türkiye Amerikadan nasýl görünüyor? Kanýmca Türkiyeye Amerikadan ya da diðer bir ülkeden bakmanýn getirdiði temel avantaj konulara ve güncel geliþmelere belli bir mesafeyle bakabilmek. Bunun neticesinde günlük tartýþmalara müdahil olmak yerine trendlere bakmak, aðaçlar yerine ormaný gözlemlemeye çalýþmak mümkün oluyor. Bunu yaparken Internet devriminin saðladýðý imkânlarla geliþmeleri, sanal âlemde de olsa, anýnda izlemenin mümkün olmasý ciddî bir avantaj saðlýyor. Bir anlamda hem tüm geliþmelerin içinde oluyorsunuz hem de onlara bir mesafeden daha soðukkanlý olarak bakabiliyorsunuz. MEZUNLARDAN 60 AB'nin Yeni Üyesi Türkiye? Melih Özsöz Toplumsal ve Siyasal Bilimler Lisans Mezunu 2004 AB Uzmaný, Ýktisadi Kalkýnma Vakfý Böyle bir baþlýða deðiþik açýlardan yaklaþmak mümkün. Çünkü, baþlýkta ne kadar iddialý bir pozitiflik varsa, baþlýðýn sonuna eklenen soru iþaretinin getirdiði negatiflik de onun kadar önemli. Bugüne kadar, Türkiye Avrupa Birliði (AB) üyesi olacak mý, yoksa bu üyelik gerçekleþmesi mümkün olmayan bir hayal mi þeklinde birçok tartýþma yapýldý, birçok soru soruldu. Bu sorular halen Türk ve Avrupa kamuoylarýnda sorulmaya, Türkiyenin olasý AB üyeliði tartýþýlmaya devam ediyor. Tüm taraflarýn bu sorulara vereceði bir cevabý, AB'ye karþý veya yandaþ olmalarýnýn farklý nedenleri var. Herkes kendi açýsýndan haklý veya haksýz. +1 Sendromu Ýlk AB ile ilgili çalýþmaya karar verdiðimde, ABye üye ülke sayýsý mevcudun neredeyse yarýsý kadardý. O günlerde Orta ve Doðu Avrupa ülkelerinin ardýndan Türkiyenin üyeliði, 15+10+1 olarak nitelendiriliyordu. Zaman ilerledi. 25 üyeye ulaþan ABde Romanya ve Bulgaristanýn üyelikleri daha fazla konuþulur oldu. Bu sefer skor tablosu 25+2+1 olarak deðiþirken, deðiþmeyen tek þey sondaki +1 idi. Yýl 2007; tablo bu sefer 27+1+1. Tabloya fazladan bir +1 eklendi ancak Türkiye halen yerini koruyor. Uyum alanýnda büyük yol alan Hýrvatistanýn AB üyeliði 2009, en geç 2010 yýlýnda gerçekleþiyor. Bu demektir ki 15+1 olarak baþladýðýmýz serüveni 28+1 olarak kapatacaðýz; tabi Türkiye AB üyesi olana kadar baþka ülke/ler aday olmazsa. Biz AByi de kendimize benzetiriz Bugünlerde Avrupanýn geleceði hakkýnda yoðun tar týþmalar yapýlýyor. Bu tartýþmalar Türkiyenin muhtemel AB üyeliði ile yakýndan baðlantýlý. Bunun nedeni Avrupanýn geleceðini tayin edecek bir Anayasanýn (ki bu kelime bile taraflar arasýnda büyük fýrtýnalarýn kopmasýna neden oluyor) sadece politika alanlarý veya yönetim þeklini deðil, ABnin sýnýrlarýný, Avrupa kimliðini ve gelecekteki yapýsýný tartýþmaya açmasý. Bu yüzdendir ki söz konusu belgeyi kimi Anayasa, kimi Reform Anlaþmasý olarak nitelendiriyor; ama herkesin üzerinde anlaþtýðý konu tek: bu Avrupanýn yeniden þekillenmesi anlamýna geliyor. Türkiyede ise AB gündemi sürekli deðiþiyor. Türkiyenin üyeliðinin AB liderleri tarafýndan teyid edildiði 17 Aralýk 2004 tarihi çok gerilerde kalmýþ gibi. AB kur umlarý tarafýndan Türkiyeye iliþkin verilen her karar, hazýrlanan her rapor, yapýlan her oylama Türk kamuoyunun büyük ilgisini çekiyor, gündem bir anda yeniden alevleniyor. Kimi eleþtiriyor, kimi alkýþlýyor. Ama sonuç þu ki AB artýk günlük hayatýmýzýn çok önemli bir parçasý. Kokoreç tartýþmasý bile geride kaldý. Bugün AB denince aklýmýza Kýbrýs, azýnlýklar, Ruhban Okulu'nun açýlmasý, Fener Rum Patrikhanesi'nin ekümenik statüsü, düþünce ve ifade özgürlüðü gibi konular geliyor. Anlaþýlacaðý üzere son 10 yýldan bu yana Türkiye siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak büyük bir dönüþüm içinde. Her ne kadar bu dönüþüm en fazla siyasi arenada kendisini göstersede, toplumsal dönüþümün önündeki engeller birer birer ortadan kalkýyor. Bir an için AB tartýþmalarýný bir kenara koyalým. Hatta AB gündem deðilmiþ, müktesebat, Kopenhag Siyasi Kriterleri, yýllýk olaðan ilerleme raporlarý yokmuþ gibi düþünelim. sabancý üniversitesi / dergi AB sürecinin ilerlemesine paralel olarak Bu millet adam olmaz deyiþi yerini yavaþ yavaþ Bu milleti ancak AB adam eder, Bu iþler Avrupada týkýr týkýr iþliyor veya Bu millet AB'yi de kendine benzetecek gibi deyiþlere býraktý, býrakýyor. Yani her ne kadar nefret etsekte artýk birey, günlük hayata daha farklý bir gözle bakmaya baþladý. Otobüsün gecikmesi, dolmuþun her köþe baþýnda on dakika korna çalarak beklemesi, banka kuyruklarý, belediyenin sürekli kaldýrýmlarý deðiþtirmesi, hastanelerdeki kuyruklar, uçaklarýn zamanýnda kalkmamasý bizleri rahatsýz eder, harekete geçirir oldu. Bunlar bireyin vatandaþlýk anlayýþýnýn deðiþtiðini ve bireyin çevresinden de sorumlu olmaya baþladýðýný gösteriyor. AB, Türkiye ve Kokoreç Bir konunun altýnýn tekrar çizilmesi gerekiyor. O da tam üyeliðin hayatýmýzda neleri deðiþtireceði meselesi. AB üyeliði, sihirli bir deðnek deðil. Tam üye olduktan sonra tüm toplumsal sýkýntýlarýmýzýn sona ereceði algýsý, uzun vadede hayal kýrýklýklarý yaratabilir. Aslýnda, ABye üye olabilmek için kendimizde yapmamýz gereken deðiþiklikler, ABye giremesek bile Türk insanýnýn refahý için zaten yeteri kadar deðerli deðil midir? Gerçekte, tam üye olduðumuz anda günlük hayatýmýzdaki herþey bir anda deðiþmeyecek. Yediðimize içtiðimize kadar karýþýlacak, milli egemenlik elden gidecek, hemen Avro kullanmaya baþlayacaðýz, Avrupada istediðimiz yere bavulumuzu alýp gideceðiz gibi önyargýlar da son derece yanlýþ ve yersiz. Tam üye olma noktasýna gelinceye kadar kendi içimizde yaþayacaðýmýz dönüþüm, aslýnda ABye tam üye olmamýz ile birlikte gerçekleþecek 61 deðiþimden çok daha büyük ve çok daha önemli. Bu verilmesi gereken önemli bir sýnav. Bu sýnavýn en seçici sorularýndan birisi tüm AB üyelerinin tabi olduðu standartlarý gözetmemiz gereði. Bu gereklilik, oturduðumuz evin deprem dayanýklýlýðýndan, sosyal haklara; saðlýk hizmetlerinin kalitesinden, çevre korumaya; cep telefonlarý için ödediðimiz roaming ücretlerinden, tüketici haklarýna kadar hayatýmýzdaki bir çok þeyi doðrudan etkileyecek, hatta etkilemeye baþladýðý. Ancak burada anlaþýlmasý gereken, bunlarýn bir anda olmayacaðý, bunun uzun bir süreç dahilinde gerçekleþeceði. Ýyimser tahminler bunun 2014 veya 2015 yýllarýna kadar gerçekleþeceðini söylüyor. Ancak þurasý da bir gerçek ki, þu anda önümüzde ne bizim belirlediðimiz ne de AB tarafýndan belirlenen kesin bir tarih var. Bu tarihi bir an önce belirlemek her iki tarafýnda menfaatine. Son olarak gelelim kokoreç sorununa; bu konuda yüreðimizi ferah tutalým. AB düzenlemelerinde esas olan, hijyen, saðlýk ve güvenlik standartlarýna uyulmasý. Deli dana hastalýðýnýn tüm Avrupada etkili olduðu dönemde, üç yaþýný aþmýþ büyük baþ hayvanlarda hastalýk riskinin yüksek olmasý nedeniyle bu hayvanlarýn sakatatlarýnýn yenmesinin insan saðlýðýný tehdit ettiði yönünde Avrupa Veterinerlik Komitesi tarafýndan alýnan bir karar var. Ýþin özü þu: Ýnsan saðlýðý ve güvenliðini tehdit etmemesi ve hijyen koþullarýna uygun üretilmesi kaydýyla kokoreç de yiyebiliriz, kelle de, paça da. YENÝ ÇIKANLAR BULUTLARIN ÜSTÜNE TIRMANIRKEN THY, Bir Dönüþüm Öyküsü Cem Kozlu Remzi Kitabevi, Hatýra, 320 sayfa HÜZÜNLERÝ TAÞIDIM SEVÝNÇLERÝ YAÞADIM Hilmi Çelik, Bilgi Merkezi Direktörü Eren Yayýncýlýk, Anýlar, 345 sayfa ORHAN PAMUK EDEBÝYATI Sabancý Üniversitesi Sempozyum Tutanaklarý Agora Kitaplýðý, Editör: Fahri Aral, 208 sayfa Uzun yýllarýný THY'ye vermiþ, þirketin Yaþam sürecimiz boyunca hepimizin Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü dünya standartlarýna ulaþmasýný saðlamýþ karþýlaþtýðý, bir yýðýn olay vardýr. Bunlarýn kazanan ilk Türk romancýsý. Ödülün baþarýlý yönetici ve Sabancý Üniversitesi bir kýsmý hüzünlendirir, bir kýsmý sevindirir. açýklanmasýndan hemen sonra Sabancý Mütevelli Heyeti üyesi Cem Kozlu, Bir kýsmý ise, isteyerek veya istemeyerek Ü n i v e r s i t e s i ' n d e " O r h a n Pa m u k Türkiye'nin en büyük kuruluþlarýndan biri çeþitli olaylarý yaþamaya, iyi veya kötü Edebiyatý" baþlýklý bir sempozyum o l a n T H Y ' n i n b u l u t l a r ý n ü s t ü n e deneyimler kazanmaya neden olur. düzenlendi. O da bu büyük romancýmýz týrmanýþýnýn öyküsünü anlatýyor Sonuçta tüm olgular, yaþayan ile yaþam için düzenlenen ilk sempozyumdu. THYnin tarihçesi, havacýlýk bilgileri, arasýndaki, görülen ve görülmeyen Ýki gün süren sempozyumda Orhan Pamuk edebiyatý bütün yönleriyle ele dünya havayollarý þirketlerinin yaþadýðý iletiþimin bir parçasýdýr. krizler ve kazalar... Bunlarýn yaný sýra, Bu ilk kitabýmda, hayatýmýn, yaklaþýk son alýndý. Onu, çaðýnýn roman anlayýþýný Türkiye özelinde yaþananlar; sivil anlayýþa kýrk beþ yýlýnda karþýlaþtýklarýmdan yenilemeye iten, ona uluslararasý ününü geçiþ, bürokrasi çarklarý, politik daðarcýðýma attýðým bazý anýlarýmý bir kazandýran, yapýtlarýný dünyanýn çeþitli müdahaleler... Yakýn geçmiþe damgasýný araya getirdim ve bunlarý sizlerle üniversitelerinde inceleme konusu kýlan vurmuþ olaylarýn, 11 Eylül'ün, Asya paylaþmak istedim. Satýrlarýmda özellikleri enine boyuna tar týþýldý. Krizi'nin sektöre etkileri... Ayrýca baþarýlý olabildiðince hayatýn güzel yanlarýný, Orhan Pamuk sadece romanlarý ve bir iþadamýnýn aðzýndan þirket yönetimi insanýn insana yakýþan davranýþlarýný, romancýlarýyla deðil, bu sempozyumda, hakkýnda ilginç öneriler ve taktikler zaman zaman biraz da hicvederek, yazarlýðý, onu hazýrlayan ve ilk bakýþta (T)hey (H)ate (Y)ou Airlines'dan,Turkish göstermeye çalýþtým. Nerede ise tüm görülmeyen, farklý deðerlendirmelerle Airlines ismiyle uluslararasý baþarý yaþamýmýz boyunca içimizi dýþýmýzý ele alýnmayý bekleyen diðer özellikleriyle listelerine geçen bir dönüþüm öyküsü kaplayan hüzünden, uzak durmaya irdelendi. çalýþtým. Çünkü ondan hem çok çektim, "Orhan Pamuk Edebiyatý" kitabý bu hem de onun hiçbir kapýyý açmadýðýný sempozyumun tutanaklarýndan oluþuyor. Bu metinler onun romancýlýðýný hem gördüm Bu yüzden, yaþadýklarýmýn bir kýsmýný bu düþey bir eksende Türk edebiyatýnýn kitapta topladým. Daha önce söylediðim h e m y a t a y b i r e k s e n d e d ü n y a gibi, hüzünden uzak durdum olabildiðince. edebiyatýnýn içine yerleþtiren çalýþmalar. Sonuçta, hep güzellikten ve huzurdan Orhan Pamuk Türkiye'den dünyaya bir yana kullanmaya çalýþtým oylarýmý. armaðan. Bu sempozyum çalýþmalarý Aslýnda þimdi daha iyi anlýyorum ki, da evrensel bilginin Orhan Pamuk'a hüzünlendiklerim, gücümün yetmedikleriymiþ meðer. 62 sabancý üniversitesi / dergi 63 TÜRK SAÐI VE AKP Hasan Bülent Kahraman, SSBF Öðretim Üyesi Söyleþi: Recep Yener, Agora Kitaplýðý, Güncel Siyasi Meseleler, 212 sayfa, editör: Osman Akýnhay Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öðretim üyemiz Hasan Bülent Kahraman bu kitabýnda 2002 ve 2007 seçimlerinde iktidara gelen AKP'yi tarihsel bir kesitte ele alarak irdeliyor. Kahraman, AKP'yi, 1950 sonrasýnda ortaya çýkmýþ ve kendisine özgü bir tarihe, ideolojik çerçeveye ve toplumsal özelliklere sahip olan Türk Saðýnýn içinde deðerlendiriyor. Kahraman'a göre Türkiye'deki sað siyaset sol siyasetten önemli noktalarda ayrýlýyor. Örneðin sað 'aktif modernleþmeyi savunur ve uygularken sol 'pasif modernleþmeyi gerçekleþtirmeye çalýþmýþ, tarihsel olarak. Modernleþme bu açýdan bakýlýrsa Kahraman'ýn kitabýnda ortaya koyduðu sosyo-politik analizin ana kavramý. Modernleþmenin pratik yönünün önemli ölçüde tamamlandýðýný belir ten Kahraman'a göre toplumsal-hukuksal yönü açýsýndan daha alýnmasý gereken bir yol var. O yol Türk saðýný milliyetçi ve dinci sað olarak ayýran Kahraman'a göre AKP aslýnda bir sentez par tisi. Söz konusu sentez bir kaç düzeyde geliþiyor. Öncelikle AKP köklerinin bulunduðu daha kýsýtlý ve içe dönük, daha doktriner bir Ýslamcý/dinci anlayýþtan ayrýlarak daha ýlýmlý, dýþa dönük bir modernleþme çizgisinin savunucusu. Bu nedenle de Ýslamla modernleþme arasýnda modernleþmeye öncelik veren bir tercihte bulunuyor. Ýkincisi, AKP, Türkiye'de Anadolu'daki burjuvazinin desteðini almýþ bir par ti. Bu burjuvazinin temel taleplerini iktidara taþýmaya gayret ediyor. O nedenle de ciddi bir sosyal dönüþümü gerçekleþtirmeye zorunlu. Bu dönüþüm Türkiye'deki normatif hukuk-siyaset iliþkisini deðiþtirmeyi zorunlu kýlýyor. O deðiþiklik de dinsel kökenli bir davranýþ kalýbýnýn kamusal alanda da sergilenmesiyle ilgili. Bu, laiklik tartýþmasýyla ilgili bir konu olduðundan Kahraman, bu kavramý Batýdaki geliþimi içinde açýklýyor. Kahraman, AKP'nin dönüþümünü henüz tamamlamadýðýný, önünde daha uzun bir yol olduðunu belir ttiði kitabýnda bu dönüþümün özellikle demokratikleþme baðlamýnda olabileceðini belir tiyor. Bu açýdan da kitabýnda Türkiyedeki askeri müdahalelerin anlamýný ve koþullarýný ayrýca ele almýþ. 2007 seçimlerinden önce yazýlan kitabýn seçim sonuçlarýyla birlikte okunmasý or taya daha ilginç bir deðerlendirme çýkarabilir. Kahraman'ýn kitabý uzun bir söyleþi olarak hazýrlanmýþ. BOLÇENE Bir yayýnýn sergüzeþti Nigâr Bolçene Bana bu dergide kulis yani dedikodu yazma görevini neden verdiler, sanýrým buna uzun upuzun yýllardýr benzeri iþlerdeki tecrübem sebep oldu ama ben neden kabul etme çýlgýnlýðýný gösterdim bilemiyorum. Her þey, Genel Sekreter Haluk Balýn iç iletiþimin böylesi büyük kurumlarda çok önemli olduðunu ve bu konuda Sabancý Üniversitesinde de bir þeyler yapýlmasýný istemesiyle baþladý. Ýç iletiþimin önemine iliþkin genel sekreterin ýsrarlý tavrýna daha fazla dayanamayan! Ýletiþim ve Halkla Ýliþkiler Yöneticisi Elif Gülez de ekibini acilen toplayýp üniversite çalýþanlarýnýn nasýl daha fazla iletiþebileceklerine iliþkin kafa yormalarýný istedi. Halkla Ýliþkiler ekibinin yaptýðý iç toplantýlarda bir dergi çýkarma fikri doðdu. Ne yapýlacaðýna iliþkin son sözü (bu tür durumlarda her zaman olduðu gibi) Rektör Tosun Terzioðlu söyledi. Tosun Bey, Sabancý Üniversitesinde iç iletiþim amaçlý bir yayýn çýkarýlacaksa bunun her yerde rastlanabilen, bazý ticari þirketlerin profesyonel yayýncýlara ýsmarlayýp fason olarak yaptýrdýðý gibi olmamasý gerektiðini belirtti. Sayýn Terzioðlu özetle: Bir dergi yapýn ama dýþarýdan bir kadroya yaptýrmayýn. Sýradan, yalnýzca, kim ne yapmýþ þeklinde haber veren bir yayýn olmasýn. Üniversite yayýný olmanýn gerektirdiði asgari entelektüel düzeye sahip olsun dedi. Bunun üzerine Ýletiþim ve Halkla Ýliþkiler birimi kollarý sývadý ve bir ekip oluþturmak için iþe baþladý. Yayýn Koordinatörü Demet Oðuz, aldýðý sorumluluðu sonuna kadar uðraþarak eksiksiz yerine getiren, o iþin olmasý için takip edilmesi gerekenin ensesinden hiç ayrýlmayan (þu anda benim baþýmda olduðunu söylemeliyim) bir kiþiliðe sahip olduðundan derginin iþ yükünün çok büyük bir kýsmýný sýrtlandý. Halkla Ýliþkiler birimi el ele vererek üniversitenin dört bir yanýna haber saldý ki insanlar yapýlacak olan dergiye destek versinler, katkýda bulunsunlar. 64 Ýlk Danýþma Kurulu toplantýsýna katýlým çok yoðundu ama sonrasýnda arkasýna bakmadan kaçanlar epey oldu. Firelerden sonra geri kalanlar özveri göstererek, kendi iþlerinin yaný sýra amatör bir ruhla bu görevi kabul ederek düzenli olarak toplanmaya baþladýlar. Bu toplantýlarda yoðun olarak derginin nasýl bir ruha sahip olacaðý tartýþýldý. Kur uldaki öðrenciler derginin aðýrlýklý olarak eleþtirel olmasý gerektiðini savundular. Fakat ruh meselesine Hasan Bülent Kahraman bu yayýn þikayet kutusu olmamalý, üniversitedeki kültürü en iyi þekilde yansýtan bir içeriðe sahip olmalý, eleþtiri de olmalý ama dozunda olmalý diyerek son noktayý koydu. Böylece Danýþma Kurulu, (aslýnda bana sorarsanýz onlara Yayýn Kurulu ya da Yazý Kurulu demek daha doðru olacak) ana prensipleri kesinleþtirerek o sayýda neler olacaðýna iliþkin içerik çalýþmalarýna baþladý. Bu noktada enteresan bulduðum bir saptama yapmak isterim. Yukarýda sözünü ettiðim tartýþmalý toplantýlarda Hasan Bülent Kahraman derginin temel prensiplerini o kadar vurucu, etkileyici bir üslupla ve tar týþmaya yer býrakmayacak þekilde net, açýk cümlelerle ifade etti ki kýsa sürede herkesi ikna ederek hemfikir olmalarýný saðladý. Burada Hasan Bülent Kahramanýn kalemi kadar belagatinin de son derece güçlü olduðuna þahit olduk. Yaratýlýþ serüvenini özetlemeye çalýþtýðým SU Dergi, özellikle Danýþma Kurulunun amatör bir ruhla, son derece özverili bir þekilde çalýþmalarý sonucunda ilk sayýsýnýn ardýndan elinizde tuttuðunuz ikinci sayýsýna da ulaþtý.
Benzer belgeler
seminerde enerji oturumu
anlayýþýnýn ekonomik ve sosyal yaklaþým ve yöntemlerde büyük bir
çýkmazlarýný kuramlaþtýran felsefi çoðullaþma, buna baðlý olarak da belli
çalýþmalar, modern, araçsal yaþamýn akýmlar üzerinden taki...