Paco Alcacer - Hayatım Futbol
Transkript
2 8KASI M2 01 4-SAYI 1 5 4 Av r upa’ da pat l ay an5i s i m Y i neş ampi y on Cr uz ei r o Çoky ak ı nda Af r i k aUl us l arKupas ı KÜSKÜNY I L DI Z HAKANÇAL HANOĞL U O, Al many a’ y ak apt ı r madı ğı mı zger ç ekbi r y ı l dı z . F ak at bi rs or unv ar , ar t ı kbi z ek üs ! Yayın Koordinatörü Hakan Çalhanoğlu İlker Yılmaz Son yılların en kötü futbol sezonunu geçirirken milli takımlarımız da bundan etkileniyor. Formsuz ve heyecansız takımın belki de Arda Turan’la birlikte en önemli oyuncu Hakan Çalhanoğlu olabilirdi. Bundesliga’daki yükselişine Leverkusen formasıyla devam eden Hakan, son yıllarda Almanya’dan milli takıma kazandırabildiğimiz en önemli oyuncu ama o artık bize küs. Hayatım Futbol’un 154. sayısında Hakan Çalhanoğlu’nun derinliklerine indi. Yazarlar Cihat Akbel Emre Çelik Emre Gürkaynak Fırat Topal Serkan Akkoyun Uğur Karakullukçu Bu sayıda ayrıca; Brezilya’da bir kez daha şampiyon olan Cruzeiro’yu, kanseri yendikten sonra İtalya Milli Takımı’na seçilmeyi başaran Francesco Acerbi’yi, yıllar sonra Avrupa kupalarına katılamayan Valencia’nın yeni yapılanmasını, elemeleri sona eren ve artık turnuva için geri sayıma başladığımız Afrika Uluslar Kupası’nda elemelerin özetini ve Avrupa’nın bu sezon patlayan 5 ismini bulabilirsiniz. Keyifli okumalar, İlker Yılmaz [email protected] [email protected] #154 BU SAYIDA Efendi Çocuktan, Küskün Yıldıza Milli takıma küstürdüğümüz Hakan Çalhanoğlu’nun dünü ve bugünü Bu Sezon, O Sezon! Avrupa’nın 5 büyük liginde bu sezon öne çıkan 5 isim Cruzeiro: Campeão Brasıleirão Geçen yılın Brezilya şampiyonu bu sezon da ünvanını korudu Yeniden Doğan İtalyan Kanseri iki kez yenen Acerbi milli takıma kadar yükseldi Çok Yakında: Afrika Uluslar Kupası Afrika Uluslar Kupası’nda elemeler sona erdi Diriliş Mali ve saha içi problemleri atlatan Valencia yeniden ayaklanıyor Serkan Akkoyun Profil HF154 EFENDi ÇOCUKTAN KÜSKÜN YILDIZA HAKAN ÇALHANOĞLU Bir sahnede silah görünürse, o silah patlar diyen tiyatroculara inat; bu oyunun yıldızına kurşun işlemesin istiyoruz; mecazi anlamlarında. Mermi gibi şutların namlusu; Hakan Çalhanoğlu… “Hayata, realiteye, menfaatlerine döndüğün zaman içinde ne şeytan kalacak ne peygamber…” (Nihat / Sabahattin Ali, İçimdeki Şeytan kitabından) 2012 yılının soğuk bir Kasım günü Beşiktaş’taki evimden yola çıktım. İstikamet, Florya’da yer alan görkemli bir oteldi. O dönemin çok fazla ilgi çekmeyen U21 Takımından iki futbolcuyla Futbol Extra Dergisine röportaj yapacaktım. Soğuk ve şehirler içi bir yolculukta, aklımda otlu peynir kokusu ile taksiden indim. Otelin lobisinde önce Emrah Başsan ile röportaj yaptım. Henüz bıyıkları yeni terlemiş ve her halinden tembihlenmişti, o dönem takımının sponsoru olan hastanenin adını söylemesi konusunda. Emrah’la vedalaştıktan sonra yine beklemeye başladım; bilmeden çok kısa süre içerisinde Avrupa futbolunun en önemli yıldız adaylarından birisi ile baş başa kalacağımı. Ürkek Almanyalı Türk çocuk “Kedi küçük ve uysaldır, ona zarar vermedikçe saldırmaz sana. Ama çok canını sıkarsan, saldırır, tırnaklarıyla verebileceği kadar zarar verir sana” der Mela Mustafa Barzani. Zayıf bedeni ve gülen yüzü ile geldi. Kolları incecikti ama omuzları tişörtüne isyan edercesine genişti. Omuzları Gezi Parkı, omuz başları gezici… Saçları henüz Stuttgart’ın kıl katili Türk asıllı berberleri ile tanışmadığı için düzgün traşlı, gözleri uykudan yeni uyanmış gibi şişti. Ama ben öyle sanmıştım. Yıllar sonra bir kez daha gördüğümde onun normal halinin bu olduğunu anladım. Bir de efendiliğinden hiçbir şey kaybetmediğini. Hamburg’a henüz yeni transfer olmuştu. Karlsruher ile duran topların efendisiydi ve şansını bu sefer Bundesliga’da deneyebilecek olmanın heyecanı içerisindeydi. Röportaj sırasında -belki 1 saat belki daha fazla süren- fark ettiğim iki nokta oldu. Birincisi ürkekti. Türkiye’ye henüz alışamamış, beylik cümlelerinde sıcaklık yoktu. Kendisini buraya gerçekten yabancı hissediyordu. Otelin manzarası denize bile başka bakıyordu. Diğeri ise kibarlığıydı. Karşısında yabancı biri, belki de gazeteci olması açısından kibar olmaya dikkat ediyordu. Hitap şekli, el kol hareketleri, sorulara yanıt verirken kurduğu göz kontağı bile profesyonel bir dizayn taşıyordu. Sanki bir projeye davetkârdı. Fark edilmesi zor olmadı Mehmet Eroğlu’nun ‘Emine, Fay Kırığı-2’ adlı kitabının sonunda, Rafet Sağlam, Mehmet Esen’in şu sözlerini tekrarlar: “Hangi büyük iş vardır ki, başlangıçta aşırı sayılmasın.” Mannheim’de doğup büyümüş, Bayburtlu ve milliyetçi bir ailenin çocuğu Hakan. Babası, amcası ve kardeşi de kendisi gibi futbol oynamış/oynuyor. Annesi ise ‘sadece’ izliyor. Turanspor Mannheim, Waldhof Mannheim gibi mahalle takımı kıvamında yeteneklerini sergiledikten sonra Karlsruher’in altyapısına giriyor. Wikipedia’dan kolayca ulaşacağınız bu, yazar açısından, vuruş doldurma bilgilerini hızla geçtikten sonra asıl yazıya başlayalım. İsmini yazması zor takımlardan Karlsruher’in altyapısındayken maçların son 10-15 dakikasında sahaya çıkıyordu. Fiziksel açıdan yaşadığı yetersizliği, zekâsı ile kapatıyordu. Aslında bu profil Almanya’da yetişen Türk kökenli futbolcu tipine çok uygun değildi çünkü kendisinden önce gelen nesil genellikle fiziksel özelliklerini teknikle birleştirip fark yaratmıştı. Zekâ, Türk futbolcusu için saha içerisinde çok da lazım olan bir şey değildi. Satranç mı oynuyorduk? (Hala da ligimizin %75 futbolcu grubu -varsa- zekâsını kullanmıyor) Hakan’ın son 10-15 dakikalık resitallerini o dönem Karlsruher altyapısını takip eden hocası Jorn Andersen fark etti. Maç sonunda hemen soyunma odasının yolunu tuttu. Bengay kokusu, mermer zemine inen su sesi ve göçmen Almanlarla yerel Almanların, Almanca’ya inat sohbetleri arasında Hakan’ı çekip aldı. Artık o A takım oyuncusuydu. Arayan bulur, bulanlarsa hep arayanlardır Google > Hakan Çalhanoğlu > enter > wikipedia > yeni sekmede aç... 2011’de başlayan A takım macerasının henüz ilk senesi dolmadan Hamburg “ YENi MESUT ÖZiL DEĞiLiM, BEN HAKAN ÇALHANOĞLU’YUM “ Röportaj bitti, fotoğraflar çekildi, vedalaştık. Ayrılmak üzereyken, “Abi mail adresimi vereyim. Röportajı ve fotoğrafları yollarsınız” dedi. Sesindeki tonlama bir egodan değil, meraktandı. Belki de o da bilmiyordu birkaç yıl sonra internet arama motorunun 0.19 saniyede 500 binden fazla sonuç vereceğini. elinden tuttu. “Sen bizim oğlumuz ol” dediler. Bir sezon daha Karlsruher’de bu sefer kiralık olarak forma giydi. Öyle frikik golleri attı ki, Beckham videolarının yanına Youtube bile ‘bunu da izlemek ister misiniz?’ diyerek Hakan’ı iliştirdi. Bir maçta 3 frikik golü attı. Her idman sonrası frikik çalıştı. dediği gibi, frikiklerinde de kendine has bir teknik geliştirdi. Zonguldak’ın Mesut Özil’i varsa Bayburt’un da Hakan’ı vardı. Uzaklarda bir yerlerde kendisi ile gurur duyan yaşlı, ölü, diri, iri, ufak Çalhanoğluları düşündü. Daha sert, daha kavisli, daha isabetli vurdu. Henüz 18 yaşındaki Hakan, 90’larla yakın ilişkiler kurdu. Almanya’da yaşayan bir Türk ailesiydi. Şu günlerde Şampiyonlar Ligi’nin en değerli genç oyuncusu olan Hakan Çalhanoğlu, pek de cehennemden çıkan çılgın Türk değildi. Bir numara en büyük! Varmak istediği nokta bu muydu? “Baba olduktan sonra anlayacaksınız ki, kendi mutluluğunuzdan daha çok çocuklarınız mutluluğu ile mutlu olacaksınız” der Balzac. Fransa 98’de Zidane ve ahalisi Avrupa futbolunda taşları yerinden oynatırken Hakan henüz 4 yaşındaydı ve babası ile Mannheim’deki evlerinin bahçesinde futbol topu ile tanıştı. Bir kulübe girecek yaşa gelene kadar babası onu birebir çalışmalarla futbola alıştırdı. Yıllar yıllar sonra oğluna her koşul ve durumda sahip çıktığını gördüğümüz babası, henüz adımlarını yeni atan oğlunun kaderini çizmişti. Karslruher forması ile katıldığı alt yaş turnuvalarını gözü yaşlı izleyen annesi, sarkık bıyıkları ile milliyetçi çizgisini ortaya koyan babası ve adıyla yaşasın kendisi gibi futbolcu küçük kardeşi Muhammed. Çalhanoğlu ailesi, hiçbir karikatürize özellikleri olmayan “İnsanın, herkesçe bilinen bir yüzünü alıyorlar, sonra bütün hareketlerini bu yüze uydurup anlatıyorlar” der, büyük adam Montaigne. Hakan’la o gün yaptığımız röportajda, bozuk Türkçesi ile aslında uyumlu ve sorun çıkarmayan bir yapısı olduğunu ifade etmek için kendisini “Ben çok efendi birisiyim” sözleri ile tanımlamıştı. 2011 yılında verdiği başka bir röportajda da örnek aldığı futbolcuyu Hakan Şükür olarak açıklamıştı. Bunu yaparken ortaya koyduğu kıstas saha içi değil saha dışıydı. Hakan Şükür, ona göre iyi bir insan, efendi bir kişilik ve herkesin saygı duyduğu bir futbolcuydu. Yani aslında kendisinin yıllar sonra olmak istediği insan. Henüz 18 yaşında koluna taktığı kaptanlık pazubandını bir gün fanatiklik derecesinde taraftarı olduğu Galatasaray ve âşık olduğu ülkesinin milli takım forması ile taşımak istiyordu; tıpkı adaşı gibi. Hakan aile geleneği olarak Türkiye sevdası büyüdü. Hiçbir ideolojik okuma, konjonktürle değerleme ya da siyaset okullarının analizleri ile bu sonuca varmamıştı tabi ki. Her ortalama Türk ailesi gibi, her Almanya’da oluşturulmuş muhafazakâr Türkiyeli aile gibi, Hakan da milliyetçiydi ve uzaklardaki ülkesine sevgi besliyordu. Bunu olumsuzlamak tam manası ile doğru olmaz. Büyük ihtimalle, Türkiye gerçekten de uzaktan bir Türk için güzel görünüyordur. Çünkü baskıcı iktidarlar, özgür yaşama hakkına taciz, sorgusuzca bireyselliğe çizilmiş sınırlardan uzaklar. (Almanya’nın da kendine göre dertleri vardır) Bu öykünün sonunda birileri üzülecek… “Fatih Terim’i çok başarılı buluyorum. Onun yetiştirdiği çok oyuncu var. Onunla çalışmak istiyorum” diyerek henüz 17 yaşındayken bir gün Terim’le çalışma hayalini anlatmıştı. Yıllar sonra bu gerçek oldu ve 19 yaşında A Milli Takım forması giydi. Futbol anlayışının çok farklı olduğu Türkiye sisteminde göze battı ancak ‘işte bu’ diyemedik bir türlü. Yeniden yapılanma içerisinde belki de Türkiye’nin yeni futbol lideri olacakken, aslında hiç yeniden yapılanmadığımız gerçeğini gördük. Bir de üzerine Gökhan Töre ile yaşanan Kurtlar Vadisi olayı patlak verince ipler tamamen koptu. Mannheim’in Bayburtlu çocuğu ile aramızdaki iletişim bir soğuk namlu ile sona erdi. Alkol tüm kötülüklerin anasıyla silah da teyzesidir. Henüz 16 yaşında Almanlardan milli olma teklifi aldığında okuldaki sınavı yüzünden bunu geri çevirmek zorunda kalan Hakan aklından ilk defa ‘acaba’ diye geçirmiş midir bilinmez ama Türkiyeli futbol âşıkları olarak biz yıllar sonra aklımızdan ‘ah ulan’ diye geçireceğiz. “tutma kendine ittiğin sözleri bırak kuşlar uçsun neye yarar deveyi yine çöle düşüyorsa sıkacağın kurşun?” (Kaan Koç, Kendime Verdiğim Sözleri Tutamadığımın Resmidir adlı şiirinden) Avrupa HF154 Uğur Karakullukçu BU SEZON O SEZON! Her futbolcu kariyerinde sıçrama yapacağı o büyülü sezonu bekler… Bekledikleri o sezona kavuşan 5 Avrupa Ligi’nin 5 değerli oyuncusunu mercek altına aldık Yetenekli olmak başka, o yeteneklerini demleyip istikrarlı bir performansa dönüştürmek başka şeylerdir. Bazı futbolcular bir anda tüm beklentilerin dışına çıkıp rüya gibi bir sezonla artık olduklarını ilan ederler. Kimisi 19, kimisi 29 yaşında bunu başarır. Biz de çıkış sezonlarının izini sürdük ve önde gelen 5 Avrupa liginde çıkış yaparak dikkatleri üzerine toplayan 5 futbolcuyu seçtik. Paco Alcacer Paco Alcacer (Valencia) 17 yıl sonra ilk kez Avrupa kupalarına katılamayan Valencia, elindeki malzemeyi daha verimli kullanmaya yöneldi ve şimdiye kadar iyi iş çıkardılar. Parlattıkları oyuncuların en başında da Paco Alcacer geliyor. Genç milli takımlarda İspanya adına birçok gol atan Alcacer, 23 yaşında beklenen patlamayı gerçekleştirdi ve Rodrigo, Parejo, Andre Gomes, Piatti gibi oyuncularla birlikte ‘Yeni Valencia’yı oluşturdu. Gol atıyor, pozisyon yaratıyor ve çalışkanlığıyla takım arkadaşlarına nefes aldırıyor. Bu performansı da ona İspanya A Milli Takım formasını getirdi ve Fransa’ya karşı Eylül ayında oynama şansı buldu. Sezonun en güzel çıkışlarından biri onun… Graziano Pelle (Southampton) O da Luca Toni gibi golcülüğünü geç keşfedenlerden İtalyanlardan... Feyenoord döneminde kamyonla gol atsa da memleketi İtalya da dahil olmak üzere, “Acaba ligden mi?” sorusu Graziano’nun hep tepesindeydi. 29 yaşındaki golcü kadrosunu neredeyse sıfırdan kurmuş Southampton’a bu soruyu yanıtlamak için gittiğinde onun tek hitlik bir şarkıcı olmadığını herkes anladı. O da tıpkı Alcacer gibi bu sezon hak Graziano Pelle ettiği milli formayı alanlardan. 29 yaşında Malta karşısında A milli olan Pelle için işler iyi gidiyor... Geç olsun, güç olmasın. Alessio Romagnoli Alessio Romagnoli (Sampdoria) Sampdoria bu sezon Serie A’nın en takdir edilesi ekiplerinden ve Alessio Romagnoli de o kadroda parlayan isimlerin başında geliyor. Hocası Sinisa Mihajlovic ondan o kadar memnun ki 19 yaşındaki savunmacıyı Alessandro Nesta’ya benzetti. En sert mücadelelerde dahi sakinliğiyle dikkat çeken Romagnoli onu en iyiler arasına sokabilecek doğal bir pozisyon sezisine de sahip. Bonservisi Roma’da olan Romagnoli bu sezonun kulübüne dönecek gibi görünüyor. Roma’da forması şimdiden hazırlanıyor. Ricardo Rodriguez (Wolfsburg) 1.5 yıl önce Galatasaray’ın sol bek arayışlarında adı geçen İsviçreli, bu sezon takımıyla birlikte bir adım yukarıyla çıkanlardan… Kevin De Bruyne’nin katkısıyla hücumda ligin en iyi takımlarından biri haline gelen Wolfsburg’da Rodriguez bindirmeleri, sert şutları, kavisli ve hedefe giden duran toplarıyla fark yaratıyor. Sezona standartlarının üstünde bir skor performansıyla girdi ve şimdiden 3’ü lig, 1’i Avrupa Ligi olmak üzere 4 gol kaydetti. Gol atan, orta kesen, duran toplarıyla fark yaratan 22 yaşındaki bir sol bek. Daha ne! Andre Andre (Guimaraes) Vitoria Guimaraes bu sezon Portekiz’in, belki de Avrupa’nın en sürpriz çıkışına imza atan ekibi ve bu ekipte en dikkat çekici çıkışı imza atan oyuncu da Andre Andre… Porto’da ona Birinci Lig için yeterli olmadığı söylenen Andre, üçüncü ligde Varzim’i şampiyon yaptıktan sonra Guimaraes’e geldi. 25 yaşındaki orta saha basit oyunuyla, doğru zamanda doğru yerde oluşuyla ve skora katkısıyla Porto’daki hocalarının çok yanlış bir öngörüde bulunduklarını adeta yüzlerine vurdu. Bu performansı sonrası Portekiz’in üç büyüklerinden birine transferi an meselesi… Ricardo Rodriguez Andre Andre Brezilya HF154 Fırat Topal CRUZEIRO: CAMPEÃO BRASILEIRÃO Geçtiğimiz yılın Campeonato Brasileiro şampiyonu Cruzeiro, pazar günü kendi evinde Goiás’ı 2-1 mağlup ederek unvanını korumayı başardı. Karşınızda Mineirão’yu tıklım tıklım dolduran taraftarlarla şampiyonluğunu kutlayan Raposas’ın sezonu... Raposa, Portekizcede tilki anlamına geliyor. 1940’larda Brezilya’da oldukça ünlenen bir karikatürist olan, Belo Horizonteli Fernando Pieruccetti, şehrinin 3 büyük takımı Atlético Mineiro, Cruzeiro ve América MG’nin bugün kullandıkları maskotları yaratan adam. İlk önce 1942’de hiçbir zaman pes etmeyen oyun karakterinden esinlenerek Atlético Mineiro’ya “galo” yani “horoz” lakabını takan Pieruccetti, 3 yıl sonra o dönemde Cruzeiro’nun başkanlığını yapan Mário Grosso’nun kurnaz, iş bitirici ve maharetli karakterinden hareketle onlara da “raposa” yani “tilki” lakabını uygun görmüştü. Pieruccetti’nin son işi, şehrin diğer büyüğü América MG için “coelho” lakabını yaratmak oldu. Tavşan. Şampiyonluk damlaları Cruzeiro, geçtiğimiz pazar günü şampiyonluğunu ilan etmek için, Brasileirão 36. haftada kendi evinde ligin 12. sırasındaki Goiás ile karşılaştı. Takipçisi São Paulo 7 puan gerideydi ve ev sahibinin maçı kazanması şampiyonluk turu için yeterliydi. Tribünleri dolduran 60 bine yakın seyirci, yoğun yağmura ve sahanın özellikle taç çizgilerine yakın bölgelerinde büyük su birikintileri oluşmasına rağmen coşkusundan Everton Ribeiro hiçbir şey kaybetmemişti. Harika bir sezon geçiren merkez hücum hattı Ricardo Goulart ve Bolivyalı Marcelo Moreno’nun sağında onları destekleyen, geçtiğimiz sezon Brezilya Serie A’nın en iyi oyuncusu seçilen ve buna ilave olarak, Brezilya’nın en prestijli futbol dergisi Placar’ınverdiği Bola de Ouro (Altın Top) ödülünü kazanan Everton Ribeiro üçlü bir hücum tehditiyle Cruzeiro’nun ataklarını yönlendiren isimler oldular. Goulart ve Moreno’nun Goiás maçına kadar attığı 14’er gole Everton da 5 golle destek vermişti. Yani takımın Pazar günkü maça kadar ligde kaydettiği 62 golün 33’ü bu 3 oyuncuya aitti. Everton son iki yılki performansı sonrasında ağustos ayında Brezilya Teknik Direktörü Dunga tarafından ulusal takıma da çağırıldı ve ilk kez formayı giyme şerefine ulaştı. Onun bu performansında arkasındaki sağ bek Mayke’nin de büyük payı var. Tipik bir Brezilyalı hücumcu bek olan Mayke 22 yaşında ve muhtemelen onu çok yakında, belki de ocak ayından itibaren bir Avrupa kulübünde göreceğiz. 13. dakikada Mayke’nin sağ taraftar inip ortaladığı topu, Goulart, uzak kale direğinin dibine vurarak şenliği başlatmış oldu. Bu onun 15. golü demekti ve gol krallığında Palmeiras’tan José Henrique’i Mayke yakalamış oldu. Tribünlerdeki masmavi kalabalık bir yandan da Santos’ta olup biteni takip ediyordu, çünkü São Paulo’nun deplasmanda puan kaybetmesi, Cruzeiro’nun galip gelmeden de şampiyon olabileceği anlamına geliyordu. Belo Horizonte’de Goias’ın cevabı harika bir golle oldu ve Samuel , Cruzeiro kalesinin uzak köşesine yaptığı enfes vuruşla maça eşitliği getirdi. Takımlar soyunma odalarına gittiğinde Cruzeiro şampiyonluğu kucaklayacak durumdaydı. Ancak ikinci yarıların başlamasından 10 dakika geçmişti ki São Paulo, Santos deplasmanında 18 yaşındaki Gabriel Boschilia’nın golüyle 1-0 öne geçti. Bunun üzerine tekrar Goiás kalesine yüklenen Cruzeiro, 63. dakikada Willian’ın sol taraftan kale sahasına ortaladığı topa kafayı vuran Everton’un golüyle 2-1’i yakaladı. Kalan 27 dakika bir geri sayıma dönüştü ve Cruzeiro, hakem Paulo Henrique Bezerra’nın bitiş düdüğüyle tarihinin dördüncü şampiyonluğuna ulaştı. Tavares Oliveira Acar başkan Gilvan Tavares Cruzeiro’nun son 2 sezonki şampiyonluğuna oldukça başarılı bir kısa dönem projesi olarak bakabiliriz. Hukuk eğitimi almış, kulüp başkanlığı öncesi avukatlık kariyerine devam eden Gilvan Tavares iki sene önce başkan seçildiğinde, görevi kulüp tarihindeki ikinci başkanlık dönemini bitiren Zezé Perrella’dan devralmıştı. Perrella 1995-2002, sonrasında da 2008-2011 döneminde kulübün başkanlığını yapmıştı ve takımın yetenekli oyuncularını kaynak yaratmak için elden çıkarmasıyla taraftarların mesafeli yaklaştığı bir isimdi. Jonathan Moreira (Inter), Dida (Milan), Juliano Belletti (São Paulo), Wágner (Lokomotiv Moskova), Maxwell (Ajax), Ramires (Benfica) onun başkanlık yaptığı farklı dönemlerde takımdan ayrılan oyuncular oldular. Elbette bu oyuncu satışları kulübe hatırı sayılır bir gelir getirdi 15 yıl boyunca, ancak takım da Perrella’nın döneminde ülke içinde sadece iki Brezilya Kupası kazanabildi. Bununla beraber 1997’de gelen Libertadores Kupası zaferi, halen kulüp tarihindeki iki Libertadores şampiyonluğundan birisi ve sonuncusu olarak anlamlı bir yere sahip. Bu arada atlamayalım, 2013 yılında, Brezilya polisi Perrella’ya ait bir helikopterin içinde 450 kilogram kokain ele geçirdi. Yapılan soruşturmanın sonucunda olayın sorumlusunun helikopterin pilotu olduğu açıklandı. Gilvan Tavares başkanlık koltuğuna geldiğinde ilk amacının elindeki oyuncuları elden çıkarmaktan çok istikrarlı bir kadro kurmak olduğunu belirtmişti. Aslında seçilir seçilmez teknik direktörlük için gönlündeki ismin Vanderlei Luxemburgo olduğunu açıklamıştı. Luxemburgo 2003 yılında Cruzeiro’yu tarihinin efsane kadrolarından biriyle tam 37 yıl sonra lig şampiyonluğuna ulaştırmıştı. Yetmemiş bunun üzerine Brezilya Kupası ve eyalet şampiyonluğu olan Campeonato Mineiro’yu da kazanarak Brezilya tarihinde ilk kez “üçleme” yapan hoca unvanını kazanmıştı. Halen bunu tüm kıta çapında yapmayı başaran tek hoca durumunda. O kadroda Alex de Souza, Felipe Melo, Edu Dracena, Márcio Nobre, Cris gibi sonradan Türkiye’de top koşturacak isimlerle beraber Heurelho Gomes, Maicon gibi sonradan Avrupa’ya transfer olacak futbolcular da bulunuyordu. Tavares, Luxemburgo’nun Gremio ile devam eden kontratının sorun yaratacağının farkındaydı. Nitekim Gremio onu bırakmadı ve Tavares kendisine bir başka hoca buldu. Coritiba ile 2011 ve 2012’de Campeonato Paranaense’yi kazanmış Marcelo Oliveira. Oliveira kararı, taraftarların Tavares’e büyük bir tepki göstermesine sebep oldu, çünkü 57 yaşındaki teknik adam futbolculuğunda tam 12 yıl, ezeli rakip Atlético Mineiro formasını giymiş, sonra da aynı kulüpte teknik adamlık yapmıştı. Başkan, tehdit telefonları aldı ve arabasının camları kırıldı. Bu tehditler yüzünden telefon numarasını değiştirmek zorunda kalan Tavares, Oliveira’nın 2 sezon sonunda ortaya çıkardığı tablodan memnun. Hatta, bu zor kararı aldığında kendisine yapılanları da unutmadı ve 2 gün önce Brezilya Kupası finali rövanş maçında Atlético Mineiro ile oynanan maçın bilet fiyatlarını 1000 reale kadar yükseltti. 880 Türk Lirası civarı bir rakama denk geliyor. Öğrenci kimliğine sahip olanlar için ise bilet fiyatı 500 realdi. Asgari ücretin 724 Real olduğu bir ülkede, Tavares’in aldığı bu karar bir hayli tartışıldı. Gelecek Cruzeiro, bu sene Libertadores Kupası çeyrek finalinde, sonradan şampiyonluğa yürüyecek olan San Lorenzo’ya elendi. San Lorenzo böylece Brezilyalıların 4 yıl boyunca süren saltanatına son verdi, bu seri 5’e çıksaydı kupa tarihinde bir rekor olacaktı. Brezilya Ligi tarihine bakıldığında şampiyonluk sayısında ilk 8 takımın 7’si Rio de Janeiro ve São Paulo’dan gelen takımlar. Cruzeiro bunların arasına bir başka şehri sokabilmiş tek takım. Ayrıca São Paulo, Flamengo, Internacional ve Santos’la beraber lig tarihinde küme düşmemiş takımlardan birisi. Yukarıda isimlerini andığımız oyuncuların bazılarını büyük ihtimalle Avrupa takımlarına kaptıracaklar. Başkan Tavares ve Oliveira’nın koltuklarını koruyacakları kesin. Kulübün özellikle 21. yüzyılın başlangıcıyla beraber artan taraftar sayısı, bir zamanlar gerisinde olduğu ezeli rakibi Atlético Mineiro ile arasındaki farkın açılmasını sağlıyor. Minas Gerais eyaletindeki taraftarların yüzde 31’i tilkileri, yüzde 15’i ise horozları destekliyor. Gelecek yıl Libertadores Kupası’nda neler yapabileceklerini göreceğiz. Emre Gürkaynak İtalya HF154 YENiDEN DOĞAN iTALYAN Kanseri iki defa atlattıktan sonra İtalya Milli Takımı’na seçilen Francesco Acerbi, eski günlerindeki gibi sadece meşin yuvarlağın ve rakip forvetlerin peşinde. Ekim ayında Cenova’da yaşanan sel felaketi, hem İtalya’yı sarsıyor hem de iki Serie A ekibine ev sahipliği yapan bölgede can kaybına yol açıyordu. Bu durum üzerine, tarih boyunca felaketlere karşı durma yolunda önemli rol üstlenen futbol, Çizme için iyi yüzüne bürünecekti. İtalya Futbol Federasyonu, bu doğrultuda Genoa ve Sampdoria’nın ortak sahası Luigi Ferraris’de elde edilen gelirin sel mağdurlarına bağışlanacağı bir maç düzenleyeceğini açıkladı. Arnavutluk, bu maçta İtalya’ya rakip olmayı kabul ederek taraflar da mücadeleyi izlemek üzere bilet alarak felakete ya da en azından bıraktığı hasara karşı duracağını gösteriyordu. Saha dışında durum böyleyken saha içinde de söz konusu maç kadrosuna alışılmışın dışında birçok yeni ismi dahil eden Antonio Conte, kimsenin milli takımda garanti bir yere sahip olmadığını, bu yeni isimlerden Genoalı Luca Antonini sokaklarda elinde süpürgeyle sele direndiği gibi sahada da bu felakete karşı duracağını, Gök Maviler ile ilk maçına çıkan Stefano Okaka, formunun zirvesinde olduğunu ve attığı tek golle 1-0’lık Arnavutluk galibiyetini ilan ediyordu. Kısacası, Genoa’daki 18 Kasım gecesi, futbol açısından çok da sıradan değildi. Herkesin söyleyeceği bir şey vardı, ancak bir ses daha yüksek perdeden çıkmış, daha duyulur olmuştu. Duyulmaya değerdi de. Söz Francesco Acerbi’nindi. Yalnızca birkaç ay önce ikinci defa kanseri yenmeyi başaran 25 yaşındaki savunmacı ilk defa İtalya Milli Takımı’nın formasıyla sahaya çıkarken, ‘Acerbi Anları’nın şimdilik sonuncusunu yaşıyor, dünya da buna tanık oluyordu. Amerikalı yazar David Foster Wallace, Roger Federer ile ilgili yazdığı meşhur yazıda, ‘Federer Anları’ndan bahseder. Şaşkınlıktan ağızları açık bırakan bu anlarda, Federer, kendine has sihrini konuşturur. İsviçreli tenisçi ile Acerbi’yi karşılamak, elbette İtalyan isme haksızlık olacaktır. Acerbi hiçbir zaman futbolun en üst seviyesinde olamayacak. Ancak bu durum Acerbi Anları’nın varlığına engel değil. Acerbi Anları, zorlukların üzerinden gelişi ve Sassuolo forması giyen ismin kendine özgü, sessiz, sakin büyüsünü simgeliyor. Kariyerine, 2006’da doğduğu bölgenin takımlarından Pavia’da başlayan Acerbi, Serie B, C, D arasında dolandığı kariyerinin ilk ‘anını’, Serie’nin yanına alfabenin ilk harfinin geldiği ligde mücadele eden Chievo’ya transferiyle birlikte yaşadı. 2011/12 sezonunda burada çıkış yapan Acerbi için ikinci önemli an, yalnızca bir sezon uzaktaydı. Alessandro Nesta ve Thiago Silva gibi tecrübeli stoperler, Milano’dan ayrılırken bu isimlerin yerini doldurması için kırmızı-siyahlı takımın bulduğu çare Acerbi’ydi. Milan’ın yeni stoperi burada üst seviyeyi, Şampiyonlar Ligi’ni ve baskıları tattı ancak beklentilere cevap veremedi. Giydiği 13 numaralı Milan formasını kısa süre sonra dolabının arka raflarına koyan Acerbi için sonraki durak, sıçrama tahtası eski dost Chievo oldu. Ancak ikinci serüven onu çok yukarı sıçratmayınca, Acerbi de Sassuolo kadrosuna konuverdi. Kanser olduğu gerçeğiyle yakında tanışacaktı. Sassuolo için sağlık kontrolünden geçerken testisinde tümör olduğu tespit edildi, iki gün sonra operasyonla bu tümör alındı. Başlangıcında bu durumun yaşandığı 2013/14 sezonunda 13 maça çıkan Acerbi için, aralık ayı yanında iyi haberlerle gelmemişti. Doping testini aşamayan İtalyan oyuncu, federasyon tarafından cezalandırıldı. Cezaya karşı durmak istiyordu çünkü bir şey yapmamıştı. Takip eden sürede Acerbi, ‘bir iyi bir kötü haber’ klişesiyle karşı karşıya geldi ama terazi kötü tarafına eğilmişti bir kere. Doping cezası kalkacaktı. Sebebiyse, testi geçememesine yol açan maddenin, vücudundaki bir tümör tarafından üretilmesiydi. Acerbi’yi bu sefer daha zorlu bir süreç bekliyordu. Belki de futbola dönem ihtimali ortadan kalkacaktı ancak o, çok sevdiği futbola tutunmanın bir yolunu bulurdu. Yaşamayanın bilemeyeceği, ettiği lafların boş kalacağı hastalığın tedavisi sonrasında verdiği bir röportajda Acerbi, “Kanser sizi aniden yakalayan ve hem fiziksel hem de psikolojik açıdan etkileyen felaket bir hastalık. Güç, pozitif olmak, cesaret ve sabır tedavi için gerekenler. Aileniz ve arkadaşlarınız da tedavi açısından çok önemli” ifadelerini kullanıyordu. O, tedavi için gerekenleri söyleyebilirdi. Çünkü bir yolunu bulmuş, kanseri yenmişti. Hem de ikinci defa. Kariyerindeki belki de en büyük ‘Acerbi Anı’nı yaşıyordu. Artık yeniden futbola dönme zamanıydı. Eylül’ün gelişiyle birlikte kendisine sırtını dönmeyen kulübü Sassuolo ile yeniden tribünlerin önüne çıkan Acerbi, ligin sekizinci haftasında Parma ağlarını sarsarak Serie A kariyerindeki ikinci golle, döndüğüne dair, Antonio Conte’ye kadar gidecek bir haber salıyordu. Acerbi’nin bu anlamlı golünü ardından Paolo Bandini şöyle yazacaktı: “Acerbi, Serie A’da ikinci golünü atmak için 944 gün bekledi. Savunma oyuncusu olduğu için, bu doğal. Bir üçüncü gol için yüzlerce gün daha bekleyebilir. Ancak umarım hiçbiri geçen senekiler kadar zor olmaz.” Tecrübeli yazarın dileği, Acerbi ile tanışan herkesin kalbinden geçenlerden ibaretti ancak hesapta ufak bir hata vardı. Acerbi 944 gün boyunca, zaten birçok gol atmıştı. Cihat Akbel Afrika HF154 ÇOK YAKINDA: AFRiKA ULUSLAR KUPASI Afrika’nın en prestijli kupası Ocak 2015’te start alıyor. Son şampiyon Nijerya’nın yer alamayacağı turnuvada en büyük favori olarak Cezayir göze çarpıyor Ebola krizi ve Fas’ın diskalifiyesi 2015 Afrika Uluslar Kupası elemeleri büyük bir problemle start aldı. 2014 başlarında tekrar hortlayan Ebola virüsü Liberya, Sierra Leone ve Gine’yi adeta felç etti. Batı Afrika’daki bu gelişmeler vakaların oldukça sık görüldüğü ülkelerde futbolu bitirecek seviyeye getirdi. Liberya ilk turda elendi. Sierra Leone elemeyle Gine ise direkt olarak gruplara kaldı. Grup maçlarında iç sahaları da başka ülkelerde oynamak zorunda kalan iki ekipten Gine turnuva katılmaya hak kazandı. Bir diğer önemli gelişme ise turnuvaya aylar kala Fas Futbol Federasyonu’ndan gelen homurtulardı. Bu homurtular bir süre sonra yerini Ebola virüsünün böyle tehlikeli devam etmesi durumunda turnuvayı düzenlemekten zorunlu olarak vazgeçeği açıklamasına bıraktı. Afrika Futbol Konfederasyonu turnuvanın tarihinde herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceğini açıkladıktan sonra Fas’ın kararı kesin oldu. Turnuva Fas’ta oynanmayacaktı. Bunun üzerine AFK, Fas’ı diskalifiye ettiğini deklare etti. Spor Bakanı Muhammed Ouzzine bu haklarının ellerinden alınmasını Dünya Sağlık Örgütü’nün bildirisindeki “Her ülke vatandaşlarını koruma hakkına sahiptir” maddesini öne sürerek savunduysa da konfederasyonun yürütme kurulunu ikna edemedi. Bu mesele kapandıktan sonra AFK birçok ülkeyle ev sahipliği için görüşmelere başladı. Mısır, Güney Afrika, Sudan, Zambiya ve Angola’dan ret cevabı geldi. Bunun üzerine 2012 Afrika Uluslar Kupası’nı Gabon’la birlikte organize eden Ekvator Ginesi’ne gidildi. Ekvator Ginesi teklifi kabul etti. Böylece kriz turnuvaya 2 ay kala çözülmüş oldu. AFK’nın bu aceleci ve inatçı tavrı şimdilik sonuç vermiş gibi gözüküyor. Fakat turnuva sağlık konusunda nasıl bir problem yaratacak bundan kimse emin değil. Geniş ve çok kapsamlı güvenlik önlemleri alınacağı söylense de virüsün bir şekilde bu ülkeye sıçraması tüm AFK ve Ekvator Ginesi yönetiminin yargılanmasına kadar götürecek bir sürece sebep olabilir. Son şampiyon Nijerya yok! 2013 AFCON’da sansasyonel bir şekilde şampiyon olan Keshi’nin Nijerya’sı Dünya Kupası’ndan da çok önemli bir başarıyla döndü. İki turnuvadaki futbol, yeni gençlik projeleri ve takım olabilme yetisi yeşilbeyazlılar için çok olumlu sinyaller veriyordu. Kongo, Sudan ve Güney Afrika’yla aynı gruba düştüler. İlk üç maç sonunda 1 puanla son sırada yer alan Nijerya’nın antrenörü Keshi federasyonla sorunlar yaşamaya başladı. Sudan’a karşı alınan mağlubiyetten sonra görevine son verildi. Yerine getirilen Shaibu Amodu iki hafta sonunda takımı bu kadar kısa sürede toparlayamayacağını söyleyip Federasyona Keshi’yi geri getirmeleri için çağrı yaptı. Stephen Keshi görevi kabul edip takımın başına tekrar geçti. İki maçta alınan galibiyet tur şansını son maça taşıdı. İçeride Güney Afrika’yı yenmeleri durumunda diğer maça bakmadan kupaya katılacaklardı. Evdeki hesap çarşıya uymadı; 2-0 geriye düştükleri maçı anca 2-2’ye getirebildiler. Büyük bir hayal kırıklığı yaşatan Keshi sorumluluğun kendine ait olduğunu defalarca kez dile getirdi. Federasyon da hem takıma tekrar dönme konusunda tereddüt etmeyen hem de daha iyi olacaklarını, bu fiyaskoyu da telafi edeceklerini söyleyen teknik direktörle devam etme kararı aldı. Yeşil Burun Adaları tam gaz durumda. Dünyaca ünlü isimlere sahip olmalarına rağmen 1992’de ilk kez kazandıkları kupadan sonra bir daha bu başarıyı yakalayamadılar. Elemelerde de Kamerun’un arkasında kalarak son maçta işi kopardılar. Teknik direktörleri 2012’de Zambiya’yla finalde Fildişi’ni evine eli boş gönderen Herve Renard. Bir hayal kırıklığı daha yaratmamak için tek şansları şampiyon olmak. Ama halihazırda Cezayir ve Kamerun’dan iyi değiller. Vites arttırmazsalar bir hüsran daha kapıda… 15 yıl aradan sonra… Dolu dizgin tayfa 2013’deki turnuvada ilk Afrika Uluslar Kupası deneyimini yaşayan ada ekibi müthiş bir performansla izleyenleri kendine hayran bırakmıştı. Dünya kupası elemelerinde de bu çıkışlarını sürdürdüler. Şimdi yeni teknik ekip ve ne yaptığını iyi bilen bir takımla tekrar karşımızdalar. Grup elemelerini oldukça rahat bir şekilde geçtiler. Kuralara 3. torba olarak katılacaklar. Turnuvada yine iz bırakacaklarından şüphe yok. Ev sahibi Ekvator Ginesi’nden sonra turnuvanın en sürpriz takımı Kongo oldu. Afrika’da yıllarca antrenörlük yapmış kurt teknik adam Claude Le Roy’un çalıştırdığı Kırmızı Şeytanlar Nijerya’yı turnuvanın dışına itip 15 yıl aradan sonra organizasyona katılmaya hak kazandı. İstikrarlı bir kadroya sahip değiller. En önemli oyuncuları Christopher Samba olarak göze çarpıyor. Kuraya 4. torbadan katılacak olmaları da işlerini zorlaştıran bir diğer etken. Ama defalarca kez bu turnuvada boy göstermiş ve de 1988’de Kamerun’la kupayı kaldırmayı başarmış olan bir teknik direktöre sahipler. Gösterecekleri performans tam olarak soru işareti. Fildişi Sahili? Fildişi Sahili, tarihinin kağıt üzerinde en iyi jenerasyonunu millî takım bazında heba etmiş Elemeleri en rahat geçen takımlar Kamerun, Cezayir, Güney Afrika, Gabon ve Tunus oldu. Cezayir dışındakiler hiçbir maçta mağlubiyet yüzü görmedi. Kuşkusuz bunlar içindeki en iyi ekip Cezayir. Antrenör Christian Gourcuff, Halilhodzic’in takımını çok bozmadan yoluna devam ediyor. Turnuvanın en önemli favorisi konumundalar. Güney Afrika ise baştan aşağı jenerasyon değişikliğine gitti. Gordon Igesund’un yerine gelen Ephraim Mashaba birçok yeni oyuncuyu kadroya dahil etti. Elemelerde de oldukça kaliteli bir futbol ortaya koydular. Tunus bir kıpırdama içerisinde. İyi organize olabilirseler şansları var. Kamerun da Avrupa’nın önemli liglerinde futbol oynayan birçok oyuncuya sahip. Sonuna kadar zorlayacaklardır. Gana ve Mali Afrika’nın en popüler takımlarından biri olan Gana, elemeleri çok da kolay geçirmedi. Son maçlara kadar mücadele etmek zorunda kaldılar. Çok yüksek profilli oyunculara sahip olmalarına rağmen saha içinde organize olamamaları en büyük problem. Ofans oyuncularının kopuk oyunu, defans oyuncularının bireysel hataları gibi sorunlar aşılmazsa turnuvaya erken veda edebilirler. Turnuva takımın yeni antrenörü Avram Grant için de önemli bir sınav olacak. Seydou Keita’nın tekrar dönmesiyle son maçta turnuva bileti alan Mali ise her zaman olduğu gibi organizasyonun dişli ekibi konumunda. Potansiyellerini sonuna kadar zorlayacaklardır. Çeyrek final, belki de yarı final görmeleri kesinlikle sürpriz olmayacaktır. Diğerleri… Zambiya istikrarını sürdürüyor. Yeşil Burun Adaları’nın arkasından grubu ikinci sırada tamamladılar. 2012’deki kadrodan hem oyun hem de futbolcu olarak çok şey kaybetmiş olsalar da takım olma olgusunu hâlâ muhafaza etmiş durumdalar. Kuralara 1. torbadan katılacak olmaları bir diğer avantajları. Ekvator Ginesi eğer turnuvaya ev sahipliği yapmayı kabul etmeseydi bu turnuvada yer alamayacaktı. Elemelerin birinci turunda Moritanya’yı 3-1’lik toplam skorla geçmelerine rağmen bir dönem Türkiye’de de top oynayan Kamerunlu Tazemeta’nın evrak bildirmede FIFA prosedürüne uymadığı gerekçesiyle diskalifiye edilmişlerdi. Fakat host olmaları onlara yeni bir şans doğurdu. Takımı yaklaşık bir senedir Bask antrenör Andoni Goikoetxea yönetiyor. Ekvator Ginesi geçmişi, demografik yapısı, futbola olan ilginin az olması vs. gibi sebeplerle bir futbol kültürüne sahip değil. Bu yüzden oyuncuların çoğu başka ülkelerde doğmuş, bir şekilde Ekvator Ginesi’yle direkt ya da suni bağlar kurdurulmuş futbolculardan oluşuyor. Örneğin en önemli oyuncuları Emilio Nsue İspanya alt yaş takımlarında yaklaşık 100 maça çıkmış durumda. Ekvator Ginesi Futbol Federasyonu 4 yıl boyunca Nsue’yi ikna etmek için uğraştı. Kaptanlığı da pazarlık aracı yaparak oyuncuyu kadrolarına kattılar. 2012 Afrika Uluslar Kupası’nda da kaotik bir performansla çeyrek final oynamayı başarmışlardı. Ne yapacakları pek öngörülebilir bir takım değil. Ama ev sahibi avantajını sonuna kadar kullanacaklardır. oyunculardaki doymuşluk da diğer etkenler. Toparlanacaklardır ama bunun ne zaman gerçekleşeceği belirsiz. Son turnuvanın finalisti Burkina Faso hem hocasını hem de oyuncularını muhafaza etmeyi başardı. Çok da zorlanmadan elemeleri geçtiler. Paul Put’un ekibi Afrika’nın en derli toplu takımlarından biri konumunda. Klasik Afrika takımlarından uzak bir görüntü çiziyorlar. İyi bir kurayla değişik işlere imza atabilirler. -Ruanda, 2. turda Kongo’yu elemesine rağmen iki pasaportu, iki doğum tarihi ve iki ayrı ismi olan Daddy Birori’yi oynattığı gerekçesiyle diskalifiye edildi. Senegal, tüm dünyanın tanıdığı yüksek profilli oyunculara sahip. Fakat bir türlü savunma problemi çözülemedi. Elemelerde 1 gol yemelerine rağmen hızlı oynayan takımlara karşı ne yapacakları belirsiz. İddialı bir turnuva geçireceklerdir. Fakat nereye kadar gideceklerini tahmin etmek zor. Gine ve Demokratik Kongo ise turnuvaya kalan diğer iki ekip. Gine çok istikrarsız bir görüntü çizse de ebola virüsüyle yıpranan ülkesi için oynayacak. Bu açıdan turnuvada özel bir yerleri var. Demokratik Kongo ise en iyi 3. kategorisinden organizasyona dahil oldu. Yannick Bolasie, Cedric Makiadi ve Yusuf Mulumbu gibi önemli isimlere sahipler. Elemelerin hayal kırıklığı; Yine yeniden Mısır 2006, 2008 ve 2010’da arka arkaya 3 kez şampiyon olan, Afrika Uluslar Kupası’nı 7 kez kazanarak bu alanda hâlâ birinci sırada bulunan Mısır 2010’dan beri 3. turnuvaya da katılamıyor. Hassan Shehata’nın gidişinden sonra bir türlü organize olamayan, ülkedeki iç karışıklıklardan da oldukça etkilenen milli takım, iyi oyunculara sahip olmasına rağmen bir türlü şanssızlığını kıramadı. Eski jenerasyonla yeni oyuncuları eklemleyemediler. Oyun içi kopukluğu, eski Elemelerden anektodlar -Güney Sudan ilk kez elemelere katıldı. -Baskı rejimiyle yönetilen Eritre’de devlet başkanı Isaias Afewerki oyuncuların yurtdışındaki maçlarda iltica etmesinden dolayı takımına izin vermedi. Eritre, Güney Sudan’a hükmen kaybetmiş oldu. -Gambiya Futbol Federasyonu, milli takımlarının u-20 elemelerinde yaşı büyük oyuncu oynattıkları gerekçesiyle 2 yıl organizasyonlardan men cezası aldı. -Sierra Leone’deki maçı 2-0 kaybeden Seyşeller iç sahadaki maçı oynamayı reddetti ve turnuvadan diskalifiye edildi. Gerekçe ise Sierra Leoneli oyuncuların Seyşeller’e ebola virüsünü getireceklerinden korkmalarıydı. -2013 Afrika Uluslar Kupası’nın en değerli oyuncusu Jonathan Pitroipa elemeleri gol kralı olarak tamamladı. ??? Emre Çelik HF154 DiRiLiŞ Son yıllarda eski çizgisinden uzaklaşan bir görüntü çizen Valencia mali ve saha içi problemleri atlattıktan sonra yeniden ayaklanıyor Atletico Madrid’in 1996’da yaptığı dublenin ardından Barcelona-Real Madrid ikilisini dönem dönem Deportivo la Coruna, Villarreal, Sevilla gibi takımlar zorlasa da hiç şüphesiz bu iki takımın çizgisine istikrarlı bir biçimde en fazla yaklaşan taraf Valencia oldu. 1990’ların sonunda Hector Cuper ile başlayan, ardından Rafa Benitez ile devam eden Yarasalar’ın istikrarlı çizgisi, Koeman döneminde efsanevi lâkin yaşlı kadrodan vazgeçilememesi ve saha dışı mali problemlerden ötürü sekteye uğrasa da Bask hoca Unai Emery ile sürmüştü. Kulübün oyuncu satarak borçları kapatma politikasının bir parçası olan Emery, üç sezon takımı üçüncü yapsa da mevcut politikayla Valencia’nın daha ileri gidemeyeceğini öne sürerek görevi bırakınca geri kalan iki sezonda transfer konusunda doğru hoca ve oyunculara yönelemeyen Valencia koltuğunu kaptırdı. Kulübün Bankia’ya olan borçlarını da ödeyememesiyle “Acaba Valencia bir daha toparlanmayı başaramayacak mı?” derken sahneye Peter Lim ve Nuno Espirito çıktı. Akıllı hamleler Kulübü satın almak için yaklaşık 9 ay boyunca bürokratik engellerle uğraşan Peter Lim, adı anıldığı ilk günden bu yana Valencia taraftarını “sonunda biz de yıldız transferler yapacağız” mantığıyla umutlandırsa da işin aslı pek de öyle olmadı. Mevcut idari ve sportif yönetime pek dokunmayan Lim, bunun yanı sıra transferde Mustafi dışında çılgınca bir adım atmadı. Bütçeyi geniş tutmasına rağmen Lim açıklamalarıyla da önümüzdeki dönemde de Arap sermayesinin yönettiği kulüpler gibi çılgınca transferler yapmak yerine bir proje takımı çizgisi izleyeceklerini açıkça ortaya koydu. Bu planlamanın dâhilinde de Emery’yi getiren Amadeo Salvo’ya tam yetki verdi; Salvo da bir kez daha iyi bir iş çıkarark takımı Nuno Espirito’yu emanet etti. Daha da önemlisi Nuno’nun “Peter Lim ile aramızda doğrudan bir irtibat mevcut. O bana istediklerini söylüyor, ben opsiyonları sunuyorum ve sonunda karar alıyoruz” sözleriyle dile getirdiği üzere Salvo aradan çıkarak süreci hızlandırmak adına son derece önemli bir adım attı. Yaz döneminde Dorlan Pabon, Aly Cissokho, Helder Postiga, Jonathan Vieira, Ricardo Costa ve Philippe Senderos gibi 25 yaş üzeri vasat isimlerden kurtulan Valencia, 40 milyon avronun üzerinde bir para harcayarak Otamendi dışında Shkodran Mustafi tamamı 25 ve daha az yaşında olan André Gomes, Shkodran Mustafi, Rodrigo de Paul, Lucas Orbán gibi isimleri kadrosuna kattı. Bunun yanı sıra tamamı 23 yaş ve altında olan Paco Alcacer, Carles Gil, Robert Ibáñez, Rodrigo (bonservisi Valencia’da olmamasına rağmen Lim’de), Jose Gaya ve Ruben Vezo takıma adapte edildiler ve sezon başından bu yana azımsanmayacak kadar forma şansı buldular. Yapılanma sürecinde Valencia’yı beklenenden çok daha çabuk dirilten isim hiç şüphesiz Nuno Espirito olurken bunun sırrını da basitçe açıkladı: “Hücuma dayalı, taraftarları heyecanlandıran bir oyun oynatmayı planlıyorum ama bunu birden yapmamız mümkün değil. Önce takımın savunmasını tam anlamıyla inşa etmeliyiz. Savunmada oynayacak isimlerden tutun da pres yapılacak bölgeye kadar, takım savunmasından tutun da duran top savunmasına kadar aklınıza gelecek her şey bu konuya dahil. Ardından defansif geçiş. Bu savunma işini tamamen halledince hücuma yöneleceğiz. Orada da istediklerimiz tam olarak oturunca teknik ekibin kafasında tasarladığı takımı tam olarak izleyebilecekseniz.” Tabi bunu yaparken de kilit noktanın bir taraftan genç isimlere dayanmak diğer yandan da gerekirse takdir edilmeyen bir futbolla da olsa kazanmak Paco Alcacer geliyor. Lâkin Nuno bunu açıkça dile getirse de şu ana kadar pek de söylediğini, sonuca odaklı futbolu, takıma uygulatmış değil. Atamazsak kazanamayız Valencia’da Nuno Esprito’nun saha içinde getirdiği en önemli değişiklik ise hiç şüphesiz “hız” oldu. Özellikle Topal-Tino Costa ikilisinin ayrılmasından sonra hem hücumda hem de savunmada çok kötü bir kırılgan bir görüntü çizen Yarasalar, arka sağlam olmadığı için hücumda da istenen verimliliği sağlayamıyor, hatta takım olarak rakip yarı sahaya yerleşmekte zorlanıyordu. Javi Fuego’yu “geri kazanarak” bu problemin temelini çözmeyi başaran Espirito, öncelikle Dani ParejoJavi Fuego ikilisiyle hem sert/sağlam hem de Pablo Piatti ileriye çıkıp oyunu yönlendiren bir ikiliyle adeta takımın iskeletini kurdu. Bu iskeleti hücumcu ve hızlı kanat bekleriyle işleyen Portekizli, bu isimlerin göbeğe ittiği süratli ve hareketli açık oyuncularıyla da ileride rakibin kafasını karıştıran bir sistemle hücumcu bir takım profili yarattı. Dahası bir diğer iki yönlü isim olan Andre Gomes’i de Fuego-Parejo hattına ara ara sokarak genç oyuncu oynatma planlamasını da destekledi. Almeria’dan transfer olduğu günden bu yana beklenen çizgiye ilk defa ulaşan Piatti’nin solda, Feghouli-Rodrigo ikilisinin sağda oynadığı sistemde kanat beklerinin çıkışlarının bu isimleri kaleye yaklaştırması ise Valencia hücumlarının bir diğer temel taşı. Piatti tekniği ve aklıyla, RodrigoFeghouli ikilisi ise hız, bitiricilik ve rahat adam eksiltebilme özellikleriyle genellikle ileri uçta tek başına oynayan Paco Alcacer’i rahatlatma konusunda önemli bir iş başardı. Yerleşik hücumlarda bile oyunu bir alana yığıp topu hızlı dolaştırarak boş alan yaratmayı başaran Valencia bu sayede hızlı isimleriyle kaleye rahat gitmekte hiç zorlanmadı. Zaten ligde aldıkları 7 galibiyette de 3 gol atmaları bunun en önemli göstergesi. Takımın şu an için en büyük problemi ise gol atamadığı anlar olarak gösterilebilir. Özellikle yaş ortalamasının da az olması sebebiyle gol bulamadıkça rakipten bağımsız şekilde kontrolü kaybeden Valencia, oyun içinde sabretmek yerine aceleci davranarak olması gereken dakikalardan önce rakip kaleye aşırı yükleniyor. Sistem icabı sahada da Parejo dışında top tutabilen isim olmayınca tempodaki bu aşırı artış Valencia’ya olumsuz anlamda geri dönüyor. Özellikle sağ bekte daha defansif bir isim olan Barragan’ı bir kenara koyarsak geride bütün yük sadece stoperdeki iki isme kalıyor. Hal böyle olunca da skoru tutabilen ve kontratak konusunda başarılı ekipler Valencia karşısında 50’nci dakikadan sonra istedikleri boş alan ve pozisyonları rahatlıkla bulabiliyorlar. Bunun ilacı ise hiç şüphesiz tecrübe ve ara transferde orta alana yapılacak tek bir topu seven ama takımı yavaşlatmayacak profilde bir takviye. Anahtar sabır Valencia’nın sezon başından bu yana aldığı olumlu sonuçlara rağmen takım için basit görülen maçlarda puan kaybetmesinin diğer bir nedeni ise saha dışındaki heyecan. Atletico Madrid’i sahadan sildikleri maç öncesinde Valencia basınının tam 1 hafta boyunca maça bilenmesi, şehirde futboldan başka bir şey konuşulmaması takıma olumlu yansıdı ama bu baskı Deportivo ve Levante gibi iki kolay rakibe karşı takımın üzerinde ciddi baskı oluşturarak takımın hiç de beklenmedik puan kayıpları yapmasına sebep oldu. Başarıya alışkın olan Valencia şehrinde takımın oynadığı futbol taraftarları fazlasıyla heyecanlandırsa da Valencia’nın bir proje takımı olarak bu sezon bambaşka bir ekip olduğu, daha da önemlisi bu projenin henüz 6 ayını bile doldurmadığı unutulmamalı. Geçtiğimiz sezonu 8’inci bitirerek Avrupa kupalarına bile katılamayan Valencia için hedef doğrudan üçüncülük değil, ilk beş. Bu sezon Sevilla’nın gerisinde kalır ve Şampiyonlar Ligi bileti alamazlarsa kağıt üzerinde başarısızlık değerlendirilmesi yapılabilir fakat bu değerlendirme yanlış olur. Valencia, saha içinde ve saha dışında bu şekilde doğru adımları atmayı sürdürürse zaten 2015-16 sezonunda üçüncülüğün en büyük adayı olacaktır.
Benzer belgeler
HF104 - Hayatım Futbol
son yıllarda Almanya’dan milli takıma kazandırabildiğimiz en önemli
oyuncu ama o artık bize küs. Hayatım Futbol’un 154. sayısında Hakan
Çalhanoğlu’nun derinliklerine indi.
HF103 - Hayatım Futbol
hiçbir şey kaybetmemişti. Harika bir sezon geçiren
merkez hücum hattı Ricardo Goulart ve Bolivyalı
Marcelo Moreno’nun sağında onları destekleyen,
geçtiğimiz sezon Brezilya Serie A’nın en iyi
oyuncu...
HF134
33’ü bu 3 oyuncuya aitti. Everton son iki yılki
performansı sonrasında ağustos ayında Brezilya
Teknik Direktörü Dunga tarafından ulusal takıma
da çağırıldı ve ilk kez formayı giyme şerefine
ulaştı....
BiR SAVAŞ KAHRAMANI HALILHODZIC
son yıllarda Almanya’dan milli takıma kazandırabildiğimiz en önemli
oyuncu ama o artık bize küs. Hayatım Futbol’un 154. sayısında Hakan
Çalhanoğlu’nun derinliklerine indi.