Hal Kayıt Sistemi Tanıtıldı “Toprak Bayramı” Kutlandı - Köy-Koop
Transkript
Hal Kayıt Sistemi Tanıtıldı “Toprak Bayramı” Kutlandı - Köy-Koop
Türkiye’nin Tarım Gazetesi TEMMUZ 2014 Yıl:3 Sayı:32 TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ Köy-Koop 16. Olağan Genel Kurulu Yapıldı »» Köy-Koop 2013 yılı faaliyet dönemine ilişkin 16. Olağan Genel Kurulu, 27 Haziran 2014 tarihinde Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlık Toplantı Salonu’nda gerçekleşti. Genel Kurul’a; Merkez Birliğine bağlı birlik temsilcileri, Türkiye Milli Kooperatifler Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Niksarlı, Köy-Koop eski Genel Başkan Yardımcısı Aslan Eyce, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Özgün, Kontrolörler Başkanı Ahmet Mendil, Kontrolörler Başkan Yardımcısı Hasan Aytuğ, Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV) Türkiye Temsilciliği Koordinatörü İfakat Gürkan, Türkiye Orman Kooperatifleri Teftiş Kurulu Başkanı Cüneyt Akova ve Eğt. Arş. ve Proje Koordinatörü Ünal Örnek, Prof.Dr. Bülent Gülçubuk, Dr. Yener Ataseven, Dr. Özdal Köksal, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve basın mensupları katıldı. » Syf 4’de Yazıcı, “Bu sistemi birlikte başarıya ulaştıracağız. Bizim çabamız, gayretimiz bu. Bu başarıya ulaşınca herkes kazanacak.” dedi. » Syf 17’de » Syf 12’de aslında bu bir kazanç değil, önemli ve büyük bir kayıptır. Biz bu anlayışla, bu idrakla, bu bilinçle Toprak Bayramının yeniden kutlanmasını, Türkiye’nin gündemine yeniden getirilmesini arzuladık” diye konuştu. » Syf 5’te Arazi Kanununda Değişiklikler Yapıldı »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü`nün (FAO) düzenlediği ‘2014 Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı` çalıştayının açılışı 12 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da gerçekleşti. Çalıştay’ının açılış töreninde Tarım yapmanın tek gayesinin “para kazanmak” olması halinde spekülasyon riski oluşabileceğini vurgulayan Yatırımcı kimliği ve sosyal sorumluluk projeleriyle; eğitimden spora, sağlıktan ağaçlandırmaya kadar iddialı projelere imza atan Konya Şeker ve Pankobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk bu ayki konuğumuz. Törende konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, 1945’te çıkan Toprak Bayramı Kanunu ile bir kez toprak bayramının kutlandığını ifade etti. Bakan Eker, kalkınmanın, gelişme ve refah artışının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Ama bütün bunlar yapılırken, alternatifi olduğu halde, başka bir alanda yapılması mümkünken, sadece daha çok rant, daha çok gelir ve daha çok kazanç uğruna eğer toprak harcanıyorsa, tahrip ediliyorsa, 2014 Uluslararası Aile Çiftliği Yılı Çalıştay’ı »» Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı Antalya'da düzenlenen Hal Kayıt Sistemi Tanıtım Toplantısına katıldı. “Pankobirlik’te yaptığımız; kooperatifçiliği, kooperatifçi gibi o sorumluluğa sahip çıkarak yapmaktan ibarettir” “Toprak Bayramı” Kutlandı »» Toprak Bayramı, 16 Haziran 2014 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Hal Kayıt Sistemi Tanıtıldı Sistem ile tarladan sofraya, üretimden satışa ve tüketiciye erişimine kadar sebze ve meyve sektörünün tüm aşamalarının kayıtlı hale geleceğini anlatan Yazıcı, teknolojik ve bilişim olanakları hazırlanarak uygulamaya konulan sistemin başında bazı aksaklıklar olabileceğini, yaşanan aksaklıkların da zaman içinde çözüleceğini kaydetti. 2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Mehdi Eker, spekülasyonların şu anda dünya çapında bir milyara yaklaşan aç insan sayısının daha da artmasına katkı sağladığını, bunun en önemli sigortalarından birisi olan aile çiftçiliğinin sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekliliğine vurgu yaptı. » Syf 9’da »» Yeni kanun bazı yaptırımları ve uygulamada değişiklikleri öngörüyor. 5403 sayılı kanunda değişiklik yapan 6537 sayılı kanun, 15 Mayıs'tan beri yürürlükte. Yeni kanun bazı yaptırımları ve uygulamada değişiklikleri öngörüyor. Değişen arazi kanununa göre artık ikinci bir arazi alımı ve satımı için tüketici Tarım İl Müdürlüğü'nden izin almak zorunda. » Syf 9’da Hadi İLBAŞ Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN Erol AKAR Dünden Bugüne Kooperatifçilik -32» Syf 2’de Ekonomide Yeni Arayışlar ve Kooperatifler -II» Syf 10’da Kooperatifçiliğimiz Kişisel Egolara Kurban Edilemez » Syf 11’de Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Ünal ÖRNEK Tarımsal Araştırmaların Planlanması Üzerine Önermeler » Syf 4’te Çiftçi Afetler Nedeniyle Güç Durumda » Syf 5’te Tarlada Başlayan Madende Biten Ömürler » Syf 19’da Dr. Nezaket CÖMERT Dr. Erhan EKMEN Belgin GÜNAY Mikrokredi ve Kırsal Alanda Kadın Kooperatifçilikte Uluslararası İlişkilerin Önemi » Syf 16’da Pahalı Bir Hastalık Olan Ketosis » Syf 15’te » Syf 18’de KOOPERATİFÇİLİK 21/07/2017 • Haziran 2014 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Müşterek Bahislere İlişkin Eğlence Vergisinin Beyanı ve Ödemesi ile Diğer Eğlence Vergilerine İlişkin Eğlence Vergisinin Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisinin Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Yangın Sigortası Vergisinin Beyanı ve Ödemesi 24/07/2017 1-15 Temmuz 2014 Dönemine Ait Noterlerce Yapılan Makbuz Karşılığı Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi 31/07/2014 • 2013 Yılına ilişkin Gelir Vergisi 2. Taksit Ödemesi • Motorlu Taşıtlar Vergisi 2. Taksit Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait GVK 94. Madde ile KVK 15. ve 30. Maddelerine Göre Yapılan Tevkifatların Muhtasar Beyanname ile Beyanı ve Ödemesi • Nisan-Mayıs-Haziran 2014 Dönemine Ait Tevkifatların Muhtasar Beyanname ile Beyanı ve Ödemesi (GVK 98. Maddesinin 3. Fıkrasına Göre Üçer Aylık Beyanname Verme Hakkından Yararlananlar İçin) • Nisan-Mayıs-Haziran 2014 Dönemine Ait GVK Geçici 67. Madde Kapsamında Yapılan Tevkifatların Muhtasar Beyanname ile Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı ve Ödemesi • Nisan-Mayıs-Haziran 2014 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Motorlu Taşıt Araçlarına İlişkin Özel Tüketim Vergisinin (Tescile Tabi Olmayanlar) Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefi yeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı ve Ödemesi • Haziran 2014 Dönemine Ait Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba) • Haziran 2014 Dönemine Ait Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs) KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ 1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır. Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında (Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi, zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi, çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir. YAYIN KURULU • Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI • Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA • Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN • Prof.Dr. Cem ÖZKAN • Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK • Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI • Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA • Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA • Dr. Yener ATASEVEN • Dr. Özdal KÖKSAL • Dr. Neşe N. TOPRAK • Dr. Selen Deviren SAYGIN • Dr. Güray AKDOĞAN • Dr. Caner KOÇ • Uzm. Dr. Esra GÜNERİ • Ünal ÖRNEK • Erol AKAR • Tevfik Fikret CENGİZ SA M LA AÇLI KOO P RI M Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar. ER V E D İ Ğ E R TA BİR K RK IN MA LİKLERİ M E Mr. Herman Von Rensalaar Türkiye’de Hollanda Büyükelçiliğine bağlı olarak Çalışma Ataşeliği yapıyordu. Kendisine yaptığım bir ziyaretten sonra gelip fabrikamızı gördü. Sonra Hollanda ile görüşüp bizim çalışmalarımızla ilgili bilgi verdi. Ayrıntılarını gazetemizin önceki sayılarında anlattığım olaylardan sonra bir gün bana “Size vermek istediğimiz hibe desteğinin akıbetini biliyorsun. Kooperatifler Bankasına vereceğimiz desteğin benzer akıbete uğramaması için bir küçük banka kurun ya da bir küçük bankayı satın alın. Ben böyle bir durumda devreye gireceğim ve size bir Kooperatifler Bankası kurulması konusunda yardımcı olacağım.” dedi. Konuyu Köy-Koop Merkez Birliğinin yönetim kurulu toplantısına götürdüm. Rahmetli Mahmut Türkmenoğlu ve Mustafa Başer İzmir’de böyle küçük bir banka bulunduğunu söylediler. Bir araştırma yapıp daha ayrıntılı bilgiyle geleceklerini söylediler. - sürecek - Haziran 2014 Dönemine Ait Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Kesintisi Bildirimi ve Ödemesi L Beklenmedik Bir Olay 15/07/2014 F rumlu Genel Başkan Yardımcısı, Aslan Eyce- Basınla ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildiler. Seçilen Yönetim Kurulu, örgütlenmeyi mümkün kılacak bir Genel Merkez Binası edinmeyi programının önceliğine aldı. Bunun için Genel Müdür Gürmen Kökten’i görevlendirdi. Öncelikli programa Dünya kooperatifleriyle ilişkiler kurmak, onlarla ticari ilişkilere girmenin yollarını aramak, Türkiye’de kooperatifçiliği geliştirmek için her türlü faaliyeti ön görev olarak ele almayı kararlaştırdı. Genel Müdür Gürmen Kökten Ankara’da Maltepe semtinde inşaat halinde 10 katlı bir bina bulduğunu söyledi. Binanın sahibi bina için 15.000.000 lira istiyordu. Biz fiyatı pahalı bulduk. 13.000.000 liraya verirse alabileceğimizi söyledik. Aslan Eyce devreye girdi ve binayı 12.500.000 liraya aldık. Bir süre sonra da yeni binaya taşındık. Binanın iki katı zemindeydi. Bir giriş kapısı yaparak en alt katı araba parkı yaptık. Zemin katından başlayarak muhasebe, genel müdürlük, örgütlenme, genel başkanlık olarak binayı alttan yukarı doldurduk. Sonradan traktör ithalatı başlayınca teknik servisi de ekledik. Daha sonra Türkiye çapında daha fazla kooperatif kurulmasını, bu kooperatiflerin birliklerini oluşturup Köy-Koop Merkez Birliğine katılım seferberliğine girdik. Dünya kooperatifleriyle işbirliği yapmak amacıyla Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) ne üye olduk. Bu Birliğe bizden öne girmiş bulunan Türk Kooperatifçilik Kurumu’nun adı listede vardı ama yıllardır toplantılara katılmıyordu. Köy-Koop yönetim kurulu içinde yabancı dili çok iyi bilen tek kişi olarak toplantılarda Köy-Koop’un sürekli temsilciliğini yaptım. Hemen her toplantıda Köy-Koop’un neler yaptığını anlatıyor, ayrıca konuşmalarda eleştirilerde bulunuyor, Kendi hazırladığım konuşmayı yapıyordum. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) o zaman Köy-Koop’u en faal üye olarak adlandırmıştı. Öyle ki, Fransız Kooperatifler Birliği Başkanı Mösyö Deumeng Genel Kurula bir öneri getirdi. Kooperatiflerin dünya çapında ticarete de girmesi gerektiğini, buna Fransız Kooperatifler Birliği, zengin TIR filolarına sahip Bulgaristan ve tarım ürünleri bakımından çok çeşitliliğe ve bolluğa sahip Türkiye içinde bulunduğu bir şirketle başlanması gerektiğini söyledi ve bunu Genel Kurul’a onaylattı. Bulgaristan’ın yanında Türkiye’nin seçilmesinde Orta Doğu Ülkelerine bir geçiş merkezi durumunda olmasının çok önemli olduğunu söyledi ve Fransa’nın organizatörlük, Bulgaristan’ın taşıyıcılık, Türkiye’nin ihraç malları sağlayıcılığı yapacağı bu şirketin örnek bir şirket olacağına, bunu başarılı olması halinde diğer bölgeler için de benzeri şirketler kurulabileceğine vurgu yaptı. Şirketlerin sahipleri kooperatif birlikleriydi. Ana Sözleşmesini hazırlattı, bir suretini de imzalamak üzere bize gönderdi. İngilizce yazılmış Ana Sözleşmeyi Türkçeye çevirdim ve imzaya hazır hale getirildi. 16-30 Haziran 2014 Dönemine Ait Noterlerce Yapılan Makbuz Karşılığı Ödemelere Ait Beyannamenin Verilmesi ve Ödenmesi KA Köy-Koop Eski Genel Başkanı 09/07/2014 Ğİ • KÖY Hadi İLBAŞ Bu arada Mösyö Deumeng Türkiye’ye geldi. Ve bizden Ulaştırma Bakanı ile görüştürülmesini istedi. Bakandan randevu aldık Bakanın makamına gittiğimizde Mösyö Deumeng, Uluslararası Kooperatifler Birliği’ne (ICA) bağlı üç kooperatif arasında bir şirket kurulduğunu, Fransa’nın koordinatörlük yapacağını, ortaklardan Bulgaristan’ın çok güçlü bir TIR filosuna sahip olduğunu, Türkiye’nin tüm tarım ürünlerini geliştirerek Orta Doğu, Kuzey Afrika ve bazı Asya ülkelerine ihracat yapılacağını söyledikten sonra, bu hareketin gelişmesi halinde, gemilerle nakliye gereksinimi duyulacağını, bumum için de tüm ihraç mallarının Türkiye’den sağlanacağı nedeniyle Türk Limanlarına ihtiyaç duyulacağını sözlerine ekledi ve şöyle devam etti: bize liman yapabileceğiz koylar gösterin ve buraları “Biliyorum sizin mevcut limanlarınızın kapasitesi dolu. O nedenle bize liman yapabileceğimiz koylar gösterin ve buralara liman kurmamıza müsaade edin.” Bakan şaşırmıştı. Bize, “Yahu bu istenenler çok büyük şeyler ve büyük yatırımları gerektirir. Siz bir hayal kurmuş olmayasınız.” Biz bakana b unun bir hayal olmadığını, arkasında 100 küsur ülkenin içinde olduğu Uluslararası Kooperatifler Birliğinin bulunduğunu söyledik Bu liman yerlerinin saptanmasında biz de kendilerine yardımcı olacağımızı bildirdik. Türkiye’nin bu şirket içinde en güçlü ortak olduğunu, şirketim merkezinin Ankara olarak saptandığını vurguladık. Sonra ne oldu? Bu sonra ne oldular? Hep karşımıza çıkacak. Bunun yanıtının 12 Eylül ihtilali olarak gösterenlere yazık ki, ihtilalden önce neler döndüğünü açık açık konuşmadılar, konuşamadılar. Biz “sonra ne oldular’ ın yanıtlarını açıkça ortaya koyacağız. Türkiye Kooperatifler Tarihini yazmayı üstlenmiş bir kişi olarak gerçekleri tek tek ortaya koymak, üstlendiğimiz görevin gereğidir. Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin Genel Kurulu her yıl değişik bir ülkede yapılıyordu. Gittiğimiz ülkelerde ne durumda olduğunu da inceleme fırsatı buluyorduk. Bizi şaşırtan olaylardan biri de Köylere varıncaya dek Kooperatifler Bankasını şubelerinin açılmış olması idi. Türkiye kooperatiflerinin de böyle bir bankaya gereksinimi olduğunu içimizde hissediyor ve Türkiye’de de bir Kooperatifler Bankası’nın kurulmasını çok istiyorduk. İ AT Dünden Bugüne Kooperatifçilik yazı dizisini hazırlarken bunu iki bölümde ortaya koymanın daha mantıklı olacağını düşündüm: 1. Kuruluşundan 1980 ihtilaline kadar olan dönem. 2. 1980 ihtilalinin kapısına kilit vurduğu Köy-Koop Merkez Birliğinin açılışı ile birlikte bugünkü kooperatiflerden ve Birliklerden örnekler. Önce 1971 de kurulan Köy-Koop Merkez Birliğinin kuruluşu ve geçirdiği evreleri ele alacağız. Sonra Kooperatifler Kanunu çıktıktan sonra faaliyete geçen kooperatiflerden ve birliklerden söz edeceğiz. Kooperatifler Kanunu 1969 da çıkarıldı. B u kanun çıkmadan önce birlikler ve merkez birliği yoktu. 1969 da birlikler kurulmaya başlandı ve 1971 de merkez birliğinin temeli atıldı. O tarihte Turan Kapanlı Adalet Partisinden Tarım Bakanlığı Kooperatifler Genel Müdürü idi. 1971 de 1971 de Köy-Koop Merkez Birliğinin kurulmasında onun çok büyük katkısı oldu. İlk kurulan Merkez Birliği’nde şu isimler yer almıştı: Ahmet Altun - Samsun, Sabri Çolak - Giresun, Ahmet Ataman – Sivas, Osman Zor - Denizli, Mahmut Türkmenoğlu – İzmir, Ethem Beydoğan - Isparta, Aslan Eyce - Mersin İlk kurulan Köy-Koop Merkez Birliğinde ilk genel başkan Sabri Çolak’tı Genel Başkanlığı 2 ay sürebildi. Daha sonra Genel Başkanlığa Osman Zor getirildi. Osman Zor’un Genel Başkanlığı da 6 ay sürdü. 1971 Yönetim Kurulu’nun son Genel Başkanı Ahmet Altun oldu ve 1974 Genel Kurulundan sonra kurulan Yönetim Kurulunda da bu yerini korudu. İlk kurulan yönetim kurulu, önce KöyKoop Merkez Birliğini anlamaya çalıştı. Sonra “Ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramaya başladı. İzmir Caddesinde 3 oda b ir salonlu b ir daire kiralayarak burasını Genel Merkez olarak kullanmaya başladı. Kooperatifler Genel Müdürlüğünde çalışan Gürmen Kökten’i Genel Müdür olarak atadı. Ve orada Türkiye çapında örgütlenmeye çalıştı. 1974 Genel Kuruluna gelinceye dek Köy-Koop Merkez Birliği ancak Merkezde örgütlenebildi. Onu dışında Türkiye çapında bir varlık gösteremedi. Bu pasif dönemde bazı birlik başkanları Köy-Koop olarak neler yapabiliriz sorusuna cevap aramaya başladılar. 1974Genel Kuruluna gelinceye dek kurulmuş olan ve Köy-Koop Merkez Birliğine katılmamış pek çok birlik 1974 ten sonra Köy-Koop Merkez Birliğine katıldı. 1971 de kurulan Kurucu Yönetim Kurulu merkez birliğinin ne yapacağını tam olarak bilmiyor. Dünyada kooperatifçiliğin nasıl kurulduğu ve o anda neler yaptığını araştırma yönünde bir çaba harcamıyordu… 1974 Genel Kurulu ilk genel kurulda seçilen yönetimin bu tutumuna karşı bir tepki genel kuruluydu. Benim divan başkanlığı yaptığım genel kurulda ateşli konuşmalar yapıldı. Ve yapılan seçimde Ahmet Altun, Hadi İlbaş, Mustafa Başer, Ethem Beydoğan, Aslan Eyce, Cemal Temelli, Nedim Tarhan, Tuncer Ergüler, Selahattin Kök, Nurettin Almasulu, Veli Bektaş Yönetim Kuruluna getirildiler. Ahmet Altun Genel Başkan olarak yerini korudu. Hadi İlbaş- Ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Nedim Tarhan- Örgütlenmeden so- RLİ 1971 Köy-Koop Merkez Birliğinin Kuruluşu Bİ »» Değerli Kooperatif Yöneticileri ve Kooperatif Ortakları, Temmuz 2014 Dönemi muhasebe işleri ile ilgili yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız. 0120 Temmuz arası mali tatil olduğu için bu tarihler arasında resmi kurumlar tarafından herhangi bir inceleme, teftiş vs yapılmayacak olup eğer resmi kurumlardan böyle bir istek gelirse de mali tatilin bitimini izleyen günden sonra teslim süresi başlayacak ve ya devam edecektir. Z Dünden Bugüne Kooperatifçilik -32- MUHASEBEDE BU AY E 2 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan: S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına Yakup YILDIZ Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Mehmet SEVER Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR Reklam Müdürü: Yasemin ACAR Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96 Web: www.koykoop.org • E-posta: [email protected] Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın Temmuz 2014 ANKARA Baskı: Atalay Matbaacılık Ltd. Şti. Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA Tel: 0312. 384 41 82 Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir. 4 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber TARIM Tarımsal Araştırmaların Planlanması Üzerine Önermeler »» Küresel sistemin doğayı hoyratça kullanması, dünyamızın sorunlarını giderek artırıyor. Sağlıklı çevre giderek yok oluyor. Örneğin suyun kirlenmesi de ölümlere ortam yaratıyor. Bir milyarın üstünde insan temiz suya erişemiyor. Doğanın su depoları artan sıcaklığın tehdidi altında. Yeraltı su seviyesi düşüyor, nehirler kuruyor. Göller yok oluyor. Buzullar eriyor, dünya su düzeyi ve karbon düzeyi yükseliyor. Yıkıcı fırtınalar artıyor. Otlaklar çölleşiyor. Orman arazisi küçülüyor. Tarım toprakları erozyonla giderek verimsizleşiyor. Bitki ve hayvan çeşitliliği her gün biraz daha azalıyor. Çiftçiler, tarımı terk etmek zorunda bırakılıyor. En azından bir milyar insan açlık sınırında yaşıyor. Bunun en büyük bedelini çocuklar ödüyor. Bütün bunlar doğanın çöküşü ile birlikte insanlığın çöküşünün göstergeleridir. Ortaya çıkan sonucun, çok basite indirgeyerek, iki somut sorumlusu olduğu söylenebilir. Birincisi, zaman zaman çöküş belirtileri veren küreselleş(tir)me adıyla dünyaya dayatılan liberal kapitalizm ve onun arkasındaki büyük sermayedir. İkincisi ise bu sistemin denetlediği bilim ve bilimcilerdir. Bu bağlamda sağlıklı bir çözümleme için temel ön koşul, emperyal kapitalizmin taleplerinin sınırlanması ve daha ileri düzeyde tasfiyesine bağlı olacaktır. Bunların üzerine bilimi kullanarak toplumsal-ekonomik planlama yapılabilir. Sırası gelmişken değinelim. Burada kast edilen, kapitalizmin hizmetinde olmayan bilim ve bilimcilerdir. Bu bakış acısıyla doğa ile barış içinde yaşamak açısından, öncelikle “Tarımsal Araştırmaların Planlanması” konusu üzerinde durulmalıdır. Bu yaklaşım, iki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi, insanın sağlıklı ve dengeli beslenmesi, birincil gereksinmesidir. Bunu da tarım karşılar. İkincisi de tarımın doğayla barışık olması gereğidir. Çünkü doğayla uyumlu olmayan tarımsal etkinlikler, sözgelişi endüstriyel tarımın doğayı kirlendiği bilinen, ancak yeterince dile getirilmekten kaçınılan bir konu olarak ortadadır. Sağlıklı ve dengeli beslenme için, öncelikle yeterli ve kaliteli tarımsal üretim gerekiyor. Bu amaca yönelik olarak toprak ve su verimliliğini artırma ve enerji veren gıdalar dışında daha verimli proteinleri üretme gibi teknik çözümlemeler sıralanabilir. Toprak ve su verimliliğini artırma için: • Kuraklık ve soğuğa daha dayanıklı bitki çeşitleri geliştirmek, • Yeterli suyun olduğu yerlerde nöbetleşme ile bitki yetiştirmek, • Erken olgunlaşan bitkisel çeşitler elde etmek, • Birden fazla bitkiyi aynı toprakta bir arada yetiştirmek • Daha verimli sulama teknolojileri geliştirmek doğrultusunda ARGE çalışmaları üzerinde yoğunlaşmalıdır. Daha verimli proteinleri üretmek için: Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI İzmir Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu [email protected] • Ülkeler ve bölgelerin mera ve çayırları dikkate alınarak en uygun hayvan türlerinin belirlenmesi, • Besi ya da elden beslenmeye dayalı yetiştiricilik yerine meraya dayalı hayvan yetiştirme teknik ve sistemlerinin geliştirilmesi çalışmaları, • Yerli gen kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi. • Yerli gen kaynaklarının taban olacak yeni gen soyları geliştirilmesi, • Kırmızı et üretiminin kısıtlanması, bunun yerine yemden yararlanma katsayısı daha yüksek kümes hayvanları ve çiftlik balıkçılığının geliştirilmesi çalışmaları, • Balık yetiştiriciliğinde tarımsal atıklardan yararlanma, • Balık yetiştiriciliğinin geliştirilmesinde deniz parkları oluşturma çalışmaları gibi Ar-Ge konuları akla gelebilir. Anılan teknik çözümlemelerin başarıya ulaşması ise, iki temel ekonomi-politik koşulun yerine getirilmesi ile olası gözükmektedir. Bunlarda birincisi, dev tarımsal işletmelere göre doğayı korumada daha özenli olduğu bilinen aile çiftçiliğinin geliştirilmesi doğrultusundaki üretimden pazarlamaya değin ekonomipolitikaların devreye sokulmasıdır. Büyük dev tarımsal işletmelerin ya da başka bir deyişle endüstriyel tarımın doğayı kirletmede başat rol oynadıkları saklanamaz olumsuz bir gerçek olarak ortadadır. Bu işletmeler, kullandıkları tarımsal girdiler (ilaç, gübre, GDO’lu tohum gibi) ve çıktılarla çevreyi kirletmektedirler. İkincisi ise merkez ülkelerinin tarımsal pazarlamada yapacakları dampinglerinin sınırlandırılmasıdır. Çünkü merkez ülkeler ellerinde biriken tarımsal stoklardan kurtulmak için zaman zaman Dünya Borsa Fiyatları Aldatmacası ile damping yaparak üçüncü dünya ülkelerinin tarımını çökertmektedirler. Köy-Koop 16. Olağan Genel Kurulu Yapıldı Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlık Toplantı Salonunda gerçekleşen Genel Kurul’da; Divan Başkanlığını Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Niksarlı, Divan Başkan Yardımcılığını, Köy-Koop Denizli Birlik Başkanı Mehmet Varol, Katip Üyeliklerini; KöyKoop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, Köy-Koop Bursa Birlik Başkanı Erdoğan Yıldız yaptı. Merkez Birliğimiz, Ülkemizdeki en köklü kooperatif örgütlerinden birisidir. 16. Olağan Genel Kurul Toplantısında açılış konuşmasını yapan Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, “Ülkemizdeki kooperatif örgütlerinin genel durumuna bakıldığında, Merkez Birliğimize ortak olan birliklerin ve bağlı kooperatiflerin ülkemiz kooperatifçiliğini bugüne taşıyan kuruluşlar olduğu görülecektir. Merkez birliğimiz, ülkemizdeki en köklü kooperatif örgütlerinden birisidir.” dedi. Yıldız, “Her türlü olumsuz koşullara rağmen birliklerimizin, Merkez Birliği Yönetim Kurulumuzun ve personellerimizin özverisi ile 2013 yılı içerisinde önemli çalışmalar yapılmıştır. Göreve geldiğimiz günden bugüne kadar Köy-Koop Bölge ve İl Birliklerimizin kuruluşuna izin verilmemektedir. Ana sözleşmemizde faaliyet alanı Türkiye olmasına rağmen örgütlenme konusunda sıkıntı çekilmektedir. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliğimiz, çok amaçlı olması nedeni ile Tarım ve Hayvancılık birliklerinin ortak edilmesine devam edecektir.” diye konuştu. 1163 Sayılı kooperatifler kanuna göre kurulmuş olan ve merkezi düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış merkez birliklerinin tek çatı altında toplanması en büyük dileğimizdir diyen Yıldız, “Türkiye deki Üretici örgütlerinde yeni bir model oluşturma çalışmaları Merkez Birliğimizce yürütülmektedir. Konu uzmanları ile çalışmalar devam etmektedir. Köy-Koop Merkez Birliği olarak, Türk tarımının modernleşmesi ve kooperatifçiliğinin en üst seviyede temsili konusunda her tür desteği tüm kesimlere vermeye hazırız. Genel Kurulumuzun, ülkemiz tarım ve hayvancılığına, kooperatiflerimize ve ortaklarına hayırlı olsun” dedi. Genel Kurul’a konuk olarak katılan Köy-Koop eski Genel Başkan Yardımcısı ve Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı Başkanı Arslan Eyce yaptığı konuşmasında, “1972 yılından 1980 yılları arasın- da Köy-Koop Yönetim Kurulunda Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldım. 1975 yılında Türkiye, ilk kez kırsal kesimden bir kooperatifçi olarak Türk Kooperatifçilik Kurumu’nda 2 yıl Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım. Genel Başkan Yakup Yıldız’ın davetini aldığım zaman Genel Kurul’a katılmanın heyecanını yaşadım. 12 Eylül 1980 yılında hükümete karşı yapılan askeri darbe, aynı zamanda biz kooperatifçilere, Köy-Koop’a karşı da yapıldı. Kolu kanadı kırılmış bir şahin gibi uçamaz hale getirildi. Ama bugün çok mutluyum. O kolu kanadı kırılıp uçamaz hale getirilen Köy-Koop’u uçar durumuna getiren Yönetim Kurulu’na ve bu davaya gönül veren tüm kooperatifçi kardeşlerimi kutluyorum. Büyük bir hizmet yaptıklarını bu vesileyle ifade etmek istiyorum.” diye konuştu. Ülkemiz tarihinde kooperatifçiliğin yaşamış olduğu sıkıntılara da değinen Eyce, “O dönem Taşucu Balıkçılık Kooperatifi binansının önüne; ‘Kooperatif kur, sefaletten kurtul. Emek birleşmezse özgürlük olmaz’ yazısını yazdım. On gün sonra Cumhuriyet savcısının huzuruna kominizm propagandasından sanık olarak çıktım. O günkü zihniyet ne ise, bu günkü zihniyette değişmemiştir. Nasıl Köy Enstitüleri kapatılmışsa Köy-Koop’un kapatılması da aynı zihniyetin ürünüdür. Ama bugün yine biraradayız. 1980 yılında kaybetmiş olduğum kardeşlerimle kucaklaşmak heyecanı ve mutluluğu içerisindeyim. Bizleri bir araya getirenlere bir kez daha teşekkür ediyorum.” dedi. Demokratik kooperatifçiliğin olmadığı yerde modern tarımın gelişmesi mümkün değildir. Köy-Koop’un 1979 yılına gelindiğininde 36 birlikten oluşan, 4.5 milyon üyesiyle büyük bir kuruluş haline geldiğini belirten Eyce, “Karaborsada 550 bin liraya satılan bir traktörü biz o dönem Romanya’dan 15 bin traktör ithal ederek, üreticimize 90-110 bin fiyat aralığında ulaşmasını sağladık. Bugün AB ülkeleri hür türlü üretim ürünün yüzde 96’sını kooperatifler eliyle pazarlıyor. Fabrikası, paketleme tesisleri, pazarlama kuruluşlarıyla Kooperatifler, üçüncü bir sektör durumundalar. Türkiye’nin bir ili büyüklüğünde, toprağının yüzde 15’ini denizi kurutarak kazanmış olan Hollanda’nın yılda 80 milyar dolarlık tarım ürünleri ihracatı var. 76 milyonluk ülkemizde ise 21 milyar dolar tarım ürünleri ihracatımız var. Bugün Hollanda da yılda 6 ton süt veren inek, bizim ülkemize geliyor, yılda 2-2,5 tona düşüyor. Bu karşılaştırmaları yaptığımız zaman tarım sektöründe hangi durumda olduğumuz ortaya çıkıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Her platformda kooperatifçilerle bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Özgün “Kooperatiflerin çok parçalı ve çok yapılı olmasından kaynaklı sıkıntıları hepimiz yaşıyoruz. Bakanlık olarak bu sıkıntıların giderilmesi yönünde birtakım çalışmalarımız var. Çalışmalarımız olgunlaştığı zaman Köy-Koop Merkez Birliği ve diğer tüm Merkez Birliklerinin mutlaka görüşleri ve katkıları alınarak ona göre gerekli çalışmalar yapılacaktır.” diye konuştu. Yeni Kooperatifler Yasası’nın yolda olduğunu, Türkiye’nin yoğun gündemi içerisinde inşallah Yasanın en kısa sürede TBMM’ne intikal edeceğini belirten Özgün, “Bakanlık olarak kooperatifçiliğe ve kooperatiflere elimizden geldiğince büyük miktarda destek vermeye çalışıyoruz. Bunun için de birtakım projeler ürettik. Ödemelerin ve desteklemelerin merkez birlikleri üzerinden yapılması, kırsal kalkınma projelerinde, makina-ekipman ve diğer uygulamalarımız bunların birer örneği. Bakanlığımızın diğer uygulamaları, hem kooperatifleri hem de kooperatiflerin ortaklarına yönelik çalışmalarımızın bir sonucudur.” dedi. Özgün, “BM geçen yıl Genel Kurulu’nda 2014 Yılının Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı olarak ilan edilmesi kararını almıştı. Bu güzel bir karar. Ancak dikkat ederseniz burada herkes aile çiftçisi. Bu aile çiftçilerinin biraraya gelmesiyle kooperatifler, kooperatiflerin biraya gelmesiyle bölge birlikleri ve merkez birlikleri oluşmuştur. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mızın bütün politikası Aile Çiftçiliğini güçlendirme yolunda yapılan çalışmalardan oluşmaktadır. 2003 yılında uygulamaya koyduğumuz hayvancılıkla ilgi projemizin amaç kısmına bakarsanız, BM’in Aile Çiftçiliği Yılı olarak ilan etmesindeki amaçların en başında yer almaktadır. Gerçekten biz bu konuya önem veriyoruz, çok önem verdik ve önem vermeye de devam edeceğiz. Köy-Koop Yönetim Kurulunu yaptığı çalışmalardan dolayı kutluyor, Genel Kurul’un Merkez Birliğine, bağlı birliklerine ve Türkiye’mize hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. Konukların konuşmalarının ardından Gündem maddeleri karara bağlanarak dilek ve temennilerle Genel Kurul sonlandı. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 TARIM “Toprak Bayramı” Kutlandı »» Toprak Bayramı, 16 Haziran 2014 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Törende konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, 1945’te çıkan Toprak Bayramı Kanunu ile bir kez toprak bayramının kutlandığını ifade etti. Bakan Eker, kalkınmanın, gelişme ve refah artışının çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Ama bütün bunlar yapılırken, alternatifi olduğu halde, başka bir alanda yapılması mümkünken, sadece daha çok rant, daha çok gelir ve daha çok kazanç uğruna eğer toprak harcanıyorsa, tahrip ediliyorsa, aslında bu bir kazanç değil, önemli ve büyük bir kayıptır. Biz bu anlayışla, bu idrakla, bu bilinçle Toprak Bayramının yeniden kutlanmasını, Türkiye’nin gündemine yeniden getirilmesini arzuladık” diye konuştu. Toprağa hiçbir canlının insan kadar zarar vermediğini vurgulayan Bakan Eker, çok kısa vadeli bir kar düşüncesiyle toprağa zarar verildiğini, aslında uzun vadeli düşünüldüğünde varlık nedeni olan toprağın bu kadar kolay gözden çıkarılamayacağını söyledi. Bakan Eker, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu uygulamaya girdikten sonra müracaat edip de uygun görülmeyen, reddedilen ve böylece aslında kurtarılan, üretim yapılabilir tarım arazisinin miktarı 4,5 milyon dönüm.” dedi. Tarım Reformu Genel Müdürü Gürsel Küsek ise yaptığı konuşmasında Toprak Bayramına yönelik ilk kutlamaların Konya’da 1 milyon fidan dikilerek gerçekleştirildiğini ve 301 ağacın da Soma’da şehit olan madencilerin adına tescil edildiğini söyledi. TEMA Vakfı adına konuşan Mahir Gürbüz, sivil toplum kuruluşlarının demokratik katılımına en önemli örneğin 2005 yılında yürürlüğe giren Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu olduğunu söyledi. Tarım arazilerinin bölünmesinin engellenmesine yönelik düzenle- menin çok önemli bir kilometre taşı olduğunu vurgulayan Gürbüz, “Artık arazi parçalanmayacak” dedi. Konuşmaların ardından Eker, Bakanlık Kampüsünün bahçesinde açılan tarımsal ürünlerin sergilendiği stantları gezdi. Bakan Eker, Köy-Koop Bursa Birliği stantını da ziyaret etti. TBMM tarafından 1 Haziran 1945 tarihinde kabul edilen 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, toprağı olmayan ya da yetmeyen çiftçilerin aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak ve işgüçlerini değerlendirecek ölçüde toprak edinmeleri amacıyla çıkartılmış, fakat istenilen hedefe ulaşamamıştı. TBMM, 4760 Sayılı Toprak Bayramı Kanunu ile Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden ilk Pazar gününü, “Toprak Bayramı” olarak ilan etmişti. 5 Çiftçi Afetler Nedeniyle Güç Durumda »» Ülkenin birçok yerinde kuraklık, don, dolu, sel gibi afetler tarımsal üretimi tahrip etti. Bununla ilgili bir Bakanlar ğe ihtiyacı vardır. Ayrıca özel bankalardan borç Kurulu kararı ile üreticialanların durumu ne olalerin Ziraat Bankası ve cak. Bu konuda çiftçileri Tarım Kredi Kooperatifyeni üretim döneminde lerinden aldıkları kredi destekleyecek ciddi mali borçları -bir faiz de ekleyardımların yapılması generek- bir yıl süre ile errekiyor. telendi. 13 Mayıs 2014 taProf.Dr. Tayfun ÖZKAYA Afetlerin bu düzeyde sıkrihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “Çeşitli Afet- Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi laşmasının nedeninin kü[email protected] ler Nedeniyle Zarar Göresel iklim değişikliği olren Gerçek veya Tüzel duğu artık anlaşılmalıdır. Kişi Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Buna karşılık Türkiye bu sorunu arttıracak ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan Dü- termik santraller gibi yatırımlara hızla deşük Faizli Kredi Kullandırılmasına İlişkin vam ediyor. Endüstriyel tarımın da küresel Bakanlar Kurulu Kararları Kapsamında- iklim değişikliğine çok büyük katkısı olduki Kredi Borçlarının Ertelenmesine Dair ğu biliniyor. Bir düşünürseniz tarımda yaKarar” kapsamında bu uygulamalar ya- kıttan, gübreye, tarım ilacına kadar birçok pılıyor. Bir de tarım sigortası var. Ancak şeyin kökeni petrol. tarım sigortası yaptıranların oranı düşük. Sigorta şirketleri uzun süren bir lobi çalış- Bu yıl tekrar saman ithaline masından sonra tarım sigorta primlerinin izin verildi. Bir ülkenin saman yarısını devletin ödemesini kabul ettirdi- ithal ediyor olması bize alarm ler. Ancak bu karardan sonra primler de zillerini çaldıracak bir olaydır. iki misli dolayında arttırıldı. Dolayısıyla devlet desteği şirketlere akmış oldu. Sigor- Bu konuda da ciddi bir uyanış görmüyota şirketlerinin kârlılığı artmış oldu. Sigor- ruz. Bu konu hiç olmaz ise ülke gündemine üç gün için girse de biraz toplumca ta her riski de karşılamıyor ayrıca. düşünsek. Tarım konuları ne yazık ki çok Afetlerden zarar görenler her yörede var. geri plana atılıyor. Ancak aklımızda kalan kayısı üreticileri ve fındık üreticileri oldu. Kayısıda üre- Şimdi biz bunları yazarken belki bazıları timin çoğu yok oldu. Afetlerden zarar da “çiftçiler güç durumda kalırsa köylegören çiftçiler zararlarını il ve ilçelerde rini terk eder büyük şirketler de onların kurulacak hasar tespit komisyonlarında topraklarını ucuza kapatır, böylece ülke tespit ettirmelidirler. Ne yazık ki alacak- kalkınır” diye düşünüyorlardır. ları ancak Tarım Kredi Kooperatifleri ve Alınan birçok kararın küçük ve orta çiftZiraat Bankası’ndan almış oldukları kre- çilerin tarımı terk etmesine yol açtığı dilerin -faiz de eklenerek- bir yıl ertelen- düşünülürse bu neoliberal saplantılı dümesidir. Bu birçok çiftçi için çok yetersiz şüncelerin yaygınlığı anlaşılabilir bir dubir destektir. Üretimin çoğunu kaybeden rumdur. Et ithal et, yetmesin saman ithal çiftçinin daha yüksek düzeyde bir deste- et. Tarımımız nereye gidiyor? 6 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber GÜNDEM Köy-Koop Kastomun Birliği Genel Kurulu’nu Yaptı »» Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği’nin 2013 yılı Mali Genel Kurulu 14 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirildi. Kastamonu Tarım İl Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda yapılan genel kurula Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Kontrolörler Daire Başkanı Ahmet Mendil, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Kontrolörler Daire Başkan Yardımcısı Ercan Aktaş, KöyKoop Genel Başkanı Yakup Yıldız, Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı ve Isparta Köy-Koop Başkanı M.Barış Aydın, Or-Koop Genel Başkan Yardımcısı Sabri Özgün, Denizli Hay-Koop Birlik başkanı Mehmet Varol ,Or-Koop Genel Müdürü Erdem Kaplan,Or-Koop Teftiş Kurulu Başkanı Cüneyt Akova, Kastamonu Tarım İl Müdürü Osman Yaman ve Köy-Koop’a bağlı kooperatiflerin başkan ve temsilcileri ile vatandaşlar katıldı. Toplantıda Köy-Koop’un faaliyetleri ve 2013 yılında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Köy-Koop Başkanı Erol Akar, süt pazarlama çalışmaları kapsamında önceliği soğuk zincirin oluşturulmasına verdiklerini ve 31 bölgede 143 tonu aşkın kapasiteye ulaştırdıklarını belirterek şunları söyledi, “2013 yılında Anaç Sığır Desteklemesinde 215 kooperatifin 4 milyon 117 bin 350 lira, Süt Desteklemesinden is 170 kooperatifin 1 milyon 325 bin 135 lira katkı alındı.” Orman Bakanlığı’nca son yıllarda uygulanan orman politikalarının orman köylüsü ve kooperatiflere son derece olumsuz yansımaları olduğunu ifade eden Akar, “Dikili satışın orman köylüsünün mağdur edilmesinin yanında yerel ekonomilere de ciddi zararlar veriyor. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 34 ve 40’ıncı maddelerinde bazı değişikliklere gidilmesi ile ilgili yasa tasarısı hazırlanıyor. Bu tasarının onaylanması halinde orman köylüsüne verilen tüm hakların ortadan kaldırılması söz konusudur. Bürokrasinin ve siyasetin orman köylüsüne ve kooperatiflerine bakış açısının değişmesi gerektiğine inanıyoruz. 2013 yılı faaliyet dönemini 638 bin 154 lira ile kapattık.” diye konuştu. Toplantı sonunda birlikteki görevlerinden ayrılan Ahmet Tutoğlu ile Esin Emiroğlu’na kooperatife uzun yıllar vermiş oldukları hizmetlerinden dolayı plaketleri verildi. Denizli Hay-Koop Genel Kurulunu Yaptı »» Köy-Koop Merkez Birliğine Bağlı Denizli Hay-Koop Bölge Birliği 24 Haziran 2014 tarihinde Mali Genel Kurulunu yaptı. Hayvancılık kooperatifleri Denizli Bölge Birliğinin 2013 Olağan Genel Kurulu çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti. Genel kurula; Denizli İl Tarım Müdür Yardımcısı Mehmet Atmaca, Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Ferruh Bacanlı, Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Ali Uzakgider, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı İsmail Topaloğlu, 200 kooperatif ortağı ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti. Toplantının açılış konuşmasını yapan Bölge Birlik Başkanı Mehmet Varol, “ Denizli Tarım ve hayvancılık konusunda hep önde bir il oldu. Biz hayvancılık kooperatifi olarak hayvancılık alanındaki sıkıntıları en aza indirmek için çalışıyoruz. Bizim yanımızda yer alan bütün birliklerde Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Kurulu Yapıldı »» Genel Kurul, 27 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da gerçekleşti. Genel Kurulun açılış konuşmasında, Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı Muammer Niksarlı, “10 yıldan bu yana AB ülkelerinin hükümetleri kooperatifçiliğe karşı bir duruş sergiliyorlar. Son yıllarda Japonya’da tarım kooperatiflerine müthiş bir karşı hareket başladı. Bu karşı hareketin karşısında ICA’ye bağlı diğer üyeler biraz çekindi, ürktü. Sebebi şudur. Eğer Japonyadaki bu karşı hareket tutarsa, bu hareketin Kore’ye Çin’e ve diğer ülkelere de yayılır düşüncesiyle bir tavır koyma kararı aldı. Bu konuda ICA Japonya hükümeti nezninde çalışmalar yapıyor. Sorun henüz sona yaklaşsa da çözülmüş değil. Nasıl ki, dünyanın her hangi bir yerinde, kooperatiflerle ilgili bir olay olduğu zaman, olayı ciddi tahlil edebilecek ülke kooperatifleri silsile kendi ülkelerine de gelir diye korkuyorlarsa, biz de ülkemizde her hangi bir noktada, hangi cinsten olursa olsun bir kooperatifin yaptığı hatanın hepimize fatura edileceğini unutmamamız gerekiyor. Son yıllarda şunu gördüm. Bizim çok fazla iğneyi kendimize batırmamız lazım. Biz malesef çok fazla çuvaldız kullandık. Bundan da bir sonuç alamayacağımızı gördük. Yani şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Hep çözümü başkalarında, siyasi partilerde, ilgili genel müdürlüklerden bekleyen bir kooperatifçilik olamaz. Kooperatifçiliğin özü herşeyi devletten beklememek esasına dayanır. İhtiyaç sahipleri bir araya gelir, ihtiyaçlarını gidermeye çalışır, birlikten güç doğar diye bu gücü kullanırlar. Ama bu güç yeterli olmadığı zaman da devletin, devlet gibi davranmasını talep ederler. Türkiye Milli Kooperatifler Birliği olarak çalışma ağırlığımız birlikletiliğimiz korumaya çalışmak olmuştur.” diye konuştu. Başbakanın açıkladığı Türkiye Koooperatifçilik Strateji Belgesi’nin 4 yıllık sabırlı bir çalışmanın sonucu olduğunu belirterek, çalışmaya emeği geçen herkese teşekkür eden Niksarlı “Yine bu sabrı Türkiye’de kooperatiflerin dirilmesi, belli bir noktaya ulaşarak, güç haline gelmesi için kullanmak zorundayız. Ben bu sorunları aşacağımıza inanıyorum. ICA 2015 yılında Türkiye’de 97 ülkeden, 1000 temsilcinin katılacağı bir toplantı düzenleyecek. Dünyanın her yerinde bu tür toplantıların açılışlarını Cumhurbaşkanları veya Başbakanlar yapar. Eğer Türkiye’de yapılacak olan bu toplantının açılışını, Cumhurbaşkanımıza veya Başbakanımıza yaptırabilirsek, siyaset ve basın arenasında farkındalık yaratarak, varlığımız hissettirebiliriz. Bu çalışmaları Milli Birlik olarak yapmaya gayeret edeceğiz.” diye konuştu. Geçtiğimiz aylarda, Japonya Tarımsal Kooperatifler Merkez Birliği JA-ZENCHU’nun Başkan Yardımcısı Mitsuo Murakami, Japon Hükümetinin tarımsal reform programı adı altında tarımsal kooperatiflerin de içinde bulunduğu tüm tarımsal örgütleri sermaye şirketlerine dönüştürmeyi amaçladığını söyleyerek, bu kötü gidişin durdurulması için hem ICA’dan hem de tüm dünya kooperatiflerinden destek istemişti. Divan Başkanlığını, Abdulkadir Akgül, Divan Başkan Yardımcılıklarını Ramazan Özkaya ile Mehmet Abidinoğlu, Katip Üyeliklere Nihat Sözen ile Ömer Gümüş’ten oluştu. Yapılan seçimlerinde; Başkanlar Kurulu; Muammer NİKSARLI Genel Başkan, Abdulkadir AKGÜL, Mehmet ABİDİNOĞLU, Ramazan ÖZKAYA, İlhami TEKE Genel Başkan Yardımcıları olarak belirlendi. Yönetim Kurulu ise şu şekilde oluştu: Bahri ŞARLI -TESKOMB, Cafer YÜKSEL Or-Koop, Sabri ÖZGÜN Or-Koop, Necat BUĞDACİ Tarım Kredi Koop.Mer.Birliği, Yakup YILDIZ Köy-Koop, Erdoğan YILDIZ Köy-Koop, S. Nihat SÖZEN Türkkonut, H. Mehmet AKSOY Türkkent, Kemal YILMAZ Sür-Koop, Yakup ESEN Tükobirlik, Ahmet DAĞ Tükobirlik, Mehmet ÖZKURNAZ Tarım Koop, Ahmet ERKEN Tarım Koop, Cemil OK, Tüm Mot.Taş.Koop.Mer.Birl., İhsan TEMEL Tüm Mot.Taş.Koop. Mer.Birliği, A. Halis UYSAL, T. Sulama Koop. Mer.Birliği, Hüseyin YAVUZ, T. Sulama Koop. Mer.Birliği Fazlı YILMAZ, Mar.Bl.Küç.San. Sit.Ya.Koop.Mr.B., Recep KONUK Pankobirlik, Ali ÜNAL Ecza-Koop. Denetleme Kurulu’nda ise, Tahsin Bekir YAZICI TESKOMB, M. Muhittin BIYIKOĞLU Pankobirlik, M. Sait YÜCEL Eczakoop yer aldı. Isparta Tarım Kooperatifleri Birliği Genel Kurulunu Yaptı »» Köy-Koop Merkez Birliğine Bağlı Isparta Tarım Kooperatifleri Bölge Birliği 30 Haziran 2014 tarihinde ‘2013 Yılı Mali Genel Kurulu’nu yaptı. tarım ve hayvancılığın gelişmesi konusunda büyük çalışmalar yapılıyor. Ülkemizde hayvancılık yapmak gerçekten zor. Biz üreticiler bu zorluk içinde üretim yapmaya çalışıyoruz. İlimizde tarım ve hayvancılık konusunda güç birliği yapmak için bir platform kurduk. Bu platform tarım ve hayvancılık alanındaki sıkıntıları hemen tespit edip çözmek için çalışıyoruz.” diye konuştu. Konukların konuşmalarının ardından Birliğin 2013 yılı Faaliyet Raporu ortaklar tarafından onaylandı. Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Konuk Evi’nde gerçekleşen Genel Kurul’a Isparta İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Kırsal Kalkınma Şube Müdürü Ayhan Yaman, kooperatif ortakları ve davetliler katıldı. Genel Kurul’da Divan Başkanlığını; Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, Başkan Yardımcılığını Lokman Kumcu, Katip Üyelikleri; Şenol Demirtaş ve Durmuş Tunçbilek, Oy Tasnifçiliklerini ise Adil Özdemir ve Halil Akkulak yaptı. Aile Çiftçiliğinin Temeli Kooperatiflerdir Genel Kurul’un açılışında bir konuşma yapan Isparta Tarım Kooperatifleri Bölge Birlik Başkanı M. Barış Aydın, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 500 milyonun üzerinde ailenin çiftçilikle geçimini sağladığına dikkat çekerek, bu ailelerin ürettikleri ürünlerin milyarlarca kişinin gıda ihtiyacının karşılanmasını sağladığını, kalkınmakta olan ülkelerin pek çoğunda tarım üretiminin yüzde 80’inin aile çiftçiliği sayesinde gerçekleştirildiğini ifade etti. Aydın, “Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2014 yılını Uluslararası Aile Çiftçiliği yılı aracılığıyla çiftçi ailelerin ve küçük çiftçilerin öneminin vurgulanması ve bu kesimin küresel açlık ve yoksullukla mücadele, gıda ve beslenme güvenliğinin sağlanması, gelir kaynaklarının artırılması, doğal kaynakların ve çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınmanın tesisi gibi hayati konulardaki katkı- larının, uluslararası topluluğun dikkatinin çekilmesi amaçlandı. İşte bu noktada kooperatiflerin ve kooperatifçiliğin önemi birkere daha ortaya çıkmış oldu. Dünyada yaşanan son ekonomik krizde kooperatif örgütlenmesinin gerçek manada güçlü olduğu ülkeler, krizi en az yaşayanlar olmuştur. Sürdürülebilir tarımın vazgeçilmez temel taşı kooperatiflerdir, aile çiftçiliğinin temeli de kooperatiflerdir.” diye konuştu. Isparta Tarım Kooperatifleri Bölge Birliğin 2013 yılı faaliyetlerinin ortaklarca onaylanmasından sonra Genel Kurul sona erdi. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 GÜNDEM ‘İklim Değişikliği ve Tarım-Çevre Etikileşimi’ Paneli Düzenlendi »» TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından 23 Haziran 2014 Pazartesi günü Çağdaş Sanatlar Merkezi`nde "İklim Değişikliği-Tarım-Çevre Etkileşimi" Paneli düzenlendi. Panelin açılışında, tarımda bu yıl üst üste pekçok olumsuzluklar yaşandığını, kuraklığın ardından don, dolu ve sel felaketiyle, yağışlardaki azalma nedeniyle bu yıl buğday ve arpa üretiminde yüzde 15 civarında düşüş beklendiğini belirten Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Özden Güngör, “Mera ve otlaklarda verimde azalma ve saman miktarında da olumsuz etkilenme sonucu hayvancılık açısından da sıkıntılı bir dönem yaşanacağı tahmin edilmektedir. Don ve dolu nedeniyle de özellikle İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde fındık, kayısı, elma, kiraz, kivi, çay bahçelerinde zararlar oluşmuştur. Tarımsal üretiminin yüzde 80’i oranında yağışlara bağlı olan Türkiye’de, kuraklık halen tarım sigortası kapsamı dışındadır. Tarımda gelir düşüklüğü, ithalat bağımlılığı, kuraklık ve çölleşme tarımın kaderi olmamalıdır.” dedi. Kuraklığın ve don zararının tazmini için uygun önlemler geliştirilerek, üreticinin mağduriyetinin giderilmesinin gerketiğini belirten Güngör, “Tüm bu yaşananların ardından; 2,5 milyon ton buğday, 1 milyon ton arpa, 500 bin ton mısır ve 200 bin ton pirinç olmak üzere toplam 4,2 milyon ton tahıl ithalatı için TMO’ne yetki verildi. Ülkemizde ekilen tarım alanları son 10 yıllık süreçte 2,8 milyon hektar küçülmüştür. Bu alan Belçika’nın toplam yüz ölçümüne yakın bir alandır. Meteorolojik olaylar nedeniyle tarımsal üretimdeki açık elbette ki ithalat yoluyla kapatılmalıdır. Ancak tarım arazilerinin, tarım dışı amaçlara tahsis edilerek yok edilmesi, tarım politikaları nedeniyle çiftçinin üretimden vazgeçerek tarım arazilerini boş bırakmaları ya da var olan suyun tarımsal üretimle buluşturulamaması, büyük bir sorundur. Coğrafyamızda yetişmesi uygun olan ürünlerde ülkemizin öncelikle kendine yeterliliğini hedefleyen tarım politikalarının uygulanması gerekmektedir” dedi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Şaylan "İklim Değişikliği – Tarım Etkileşimi" ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Prof. Dr. Aykut Çoban " İklim Değişikliği Çevre Politika Etkileşimi" konu başlıklı sunum gerçekleştirdiler. ZMO Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk tarafından yönetilen panelde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarım Sigortaları ve Doğal Afetler Daire Başkanı Bekir Engürülü İklim Değişikliğine Karşı GTHB Stratejisi, Aksaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Alptekin Karagöz İklim Değişikliği ve Bitkisel Üretim, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Gürsel Dellal İklim Değişikliği ve Hayvancılık, ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. İlkay Dellal İklim Değişikliğinin Ekonomik Etkileri konularında konuşmacı olarak yer aldılar. İlgiyle izlenen panel ‘Günün Değerlendirmesi’ bölümünde TEMA Vakfı Temsilcisi Mahir Gürbüz’ün yaptığı konuşma ile son buldu. TBMM’ye Gönderilen Yasa Tasarısı İle Zeytin Bahçeleri, Enerji ve Maden Yatırımlarına Açılacak »» Yeni hazırlanan, ‘Zeytinliğin Islahı Ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ ile zeytinlik alanlara en az 3 kilometre mesafede yatırım sınırı kaldırılıyor. Buna göre zentinlik bahçelerine, ‘Jeotermal, ilgili bakanlıkça kamu yararı alınmış madencilik faaliyetleri, elektrik üretimine yönelik yatırımlar, petrol ve doğalgaz işletme faaliyetleri, savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar, kamu yararı gözetilerek! yol altyapı ve üst yapı faaliyetlerinde bulunacak yatırımlar için’ yatırım yapılmasına Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı izin verecek. Bakanlık gerektiğinde bu yetkisini valiliklere devredebilecek. Vali başkanlığında dokuz kişiden oluşan kurul bu yetkiyi kullanabilecek. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, 3 Nisan 2012 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanan Yönetmelik ile Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönet- melikte değişikliğe gidilmişti. Yapılan değişiklik, zeytinyağı fabrikası hariç hiçbir tesis yapımına izin verilmeyen zeytinlik alanlarda; jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları, kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri, kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri, petrol ve doğal gaz arama ve işletme faaliyetleri ile savunmaya yönelik strate- Bahçeniz için en iyi seçim! Terör Tavuk ve Yumurtanın Yolunu da Kesti »» Irak’taki son aylarda yaşanan terör olayları kanatlı sektörü için can simidi olan pazarı tehdit ediyor. Beyaz et ve yumurta ihracatının yüzde 80′inini Irak’a yapan kanatlı sektörü, ihracatın tamamen durmasından endişe duyuyor. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamüller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bedri Girit, Irak’taki gelişmelerin sektörde, hem beyaz et hem de yumurtada Türkiye’nin ana ihracat pazarı olan Irak’a sevkiyatın durmasının sektörü olumsuz etkileyeceğini belirtti. Türkiye’nin Irak pazarındaki hakimiyeti sayesinde yumurta ihracatında dünya ikincisi olduğunu vurgulayan Girit, “Kuzey Irak’taki toptancılar, güneye mal gönderemedikleri için alımlarını durdurdu. İhracat tamamen durmuş değil ama büyük sıktı var. İhracatın önünde ticari bir engel yok. Güvenlik sıkıntısı var. Onlar sipariş verdikleri malları çekemiyorlar” dedi. Kanatlı Tanıtım Grubu (KTG) Başkan Yardımcısı Derya Pala, Irak pazarını kaybetme şıkkını akıllarına bile getirmek istemediklerini söyledi. Kanatlı sektörünün en önemli pazarları olan Irak’ta, IŞİD’in Musul kentini kontrol altına almasıyla güneye giden yolların kapandığını ve sevkiyatın durduğunu vurguladı. TÜİK verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’den Irak’a, 2010 yılında 6 milyar dolar, 2011′de 8.3 milyar dolar, 2012′de 10.82 milyar dolar, 2013′te ise 11.95 milyar dolar ihracat yapıldı. Türkiye, Almanya’dan sonra en büyük ihracat pazarı olan Irak’a, hububat ve bakliyattan demir çeliğe, elektronik alet ve makineden bitkisel yağlara her kalemde mal satıyor. Türkiye, geçen yıl yaptığı 626 milyon 913 bin dolarlık beyaz et ihracatının 440 milyon 330 bin dolarlık kısmı ile 406 milyon 711 bin dolarlık yumurta ihracatının 372 milyon 767 bin dolarlık bölümü Irak’a gerçekleşti. Türkiye’den Irak’a geçen yıl 4 milyar 141 milyon 51 bin 602 adet, bu yıl 1 Ocak-15 Haziran tarihlerinde ise 2 milyar 88 milyon 184 bin 716 adet yumurta ihraç edildi. Frutteto 3 Classic Bahçe profesyonelleri için en iyi tercih! SDF Euro III, 3 ve 4 silindirli, turbo intercooler motor ile, 62 HP’ den 96 HP ye kadar güç seçeneği, 30+15 vites, 540- 540 ECO - 1000 devir PTO, yüksek manevra kabiliyeti ve ideal ölçüleri ile bahçeler Frutteto ile daha verimli olacak. Orjinal yağları ve soğutucuları kullanmanız tavsiye edilir. SAME, bir same-tractors.com 7 markasıdır. jik ihtiyaçlara yönelik tesisler yapılabilmesini içeriyordu. 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanuna açıkça aykırı olan yönetmelik değişikliğine karşı ZMO, Peyzaj Mimarları Odası ve çeşitli STK tarafından açılan davalar neticesinde, Danıştay yürütmenin durdurulması kararını vermişti. Tasarının bu haliyle kanunlaşması, tarım alanlarının amaç dışı kullanımı ve HES‘ler ile talan edilen, yok edilen toprak ve su kaynaklarına, zeytinlik alanlar da eklenmiş olacak. Sektör temsilcileri bakanlıkları sağduyuya davet ederek, Meclis’in yasayı onaylaması halinde sonun başlangıcı olacağı, zeytinlik alanların talana uğrayacağı değerlendirmesinde bulunuyorlar. 8 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber TARIM Tarım Ürünlerinin İhracatının En Fazla Yapıldığı Ülke Irak DAP, GAP, KOP, DOKAP Projeleri Kapsamında 35 İlde Hayvancılığa Destek Geliyor »» Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı İbrahim Yetkin, tarım ürünleri ihracatının en fazla yapıldığı ülkenin Irak olduğunu, Bölgede barışın sağlanması tarım sektörünü de doğrudan etkilediğini, İhracatta yaşanan sorunların iç piyasada da dengeleri bozarak istikrarsızlığa neden olduğunu belirtti. »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Doğu Anadolu Projesi (DAP), Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) kapsamında yeni başlattığı uygulama ve desteklerine Erzurum’dan başladı. Yetkin, açıklamasında, TÜİK verilerine göre, bu yılın ilk 4 ayında yapılan toplam 6 milyar dolarlık tarımsal ihracatın yüzde 21'inin Irak'a yapıldığını ifade etti. Irak'a yapılan ihracatın 1.2 milyar dolar olduğuna dikkati çeken Yetkin, geçen yıl yapılan toplam 16.9 milyar dolarlık tarımsal ihracatın yaklaşık yüzde 21'i olan 3,5 milyar dolarlık kısmının Irak'a yapıldığını belirten Yetkin; "Bu da bize Irak'ın tarımsal ihracat açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bölgede barışın sağlanması tarım sektörünü de doğrudan etkilemektedir. İhracatta yaşanan sorunlar iç piyasada da dengeleri bozarak istikrarsızlığa neden olmaktadır. Örneğin Irak'a yumurta ihracatı yapıldığında iç pi- yasada fiyatlar belli düzeyde tutulmaktadır. Ancak ihracat kesildiğinde iç piyasada fiyatlar çok düştüğü için üretici büyük bir zarara uğramaktadır. Sektörde çok ciddi sıkıntılar yaşanmakta ve beyaz et sektörü büyük zarara uğramaktadır." dedi. Sığır Cinsi Hayvanların İzlenmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapıldı »» Sığır Cinsi Hayvanların Tanımlanması, Tescili ve İzlenmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı. Yönetmeliğe göre, sığır cinsi hayvanların tanımlanması doğumundan itibaren en geç 3 ay içinde, ancak 3 aydan önce hayvan doğduğu işletmeyi terk edecekse işletmeyi terk etmesinden önce gerçekleştirilecek. Yönetmelikteki, ''Hayvan pasaportu’ nun tanımı, ''Bakanlıkça belirlenen hayvana ait bilgileri içeren il/ilçe müdürlüğü veya yetkilendirilmiş kurum veya kuruluş tarafından düzenlenen imzalı belge'' şeklinde yeniden düzenlendi. Hayvan sahibi, işletmesine ve işletmesinden yapılan sığır cinsi hayvan hareketlerini 7 gün içinde, bu hayvanların doğumlarını, ölümlerini, işletmede zorunlu kesimlerini, yetiştiricinin kendisine ve işletmesine ait bilgilerini 30 gün içinde ilgili il/ilçe müdürlüğüne bildirecek. Bakan Eker hedefleri sıralarken de; Küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin fiziki altyapılarının iyileştirileceğini, mevcut hayvanların ıslah edileceğini, bölgedeki mera potansiyelinin en iyi bir şekilde değerlendirileceğini ve böylece et yönü ön planda olan hayvancılığın geliştirileceğini ifade etti. Hayvansal üretimde kırsal istihdama verilen önemin artırılacağını belirten Bakan Eker, 2018 yılına kadar devam TL ilave destekten faydalanacaktır. Yetiştiricilerin desteğe erişimini kolaylaştırmak için amacıyla başvuruda ölçek ve birlik üyelik şartı aranmayacaktır"dedi. Hibe projeleri ve uygulanan desteklerden faydalanacak iller şunlar: edecek projelerle bölgesel üretim modellerini ön planda tuttuklarını ifade etti. Büyükbaşta 10-50 baş anaç kapasiteli, küçükbaş hayvancılıkta ise 100-200 baş anaç kapasiteli ahır ve ağılların tadilatı veya yeniden yapımında inşaat yatırımlarının yüzde 50′sini, büyükbaş hayvancılık işletmelerine, etçi veya kombine ırk damızlık boğa alımında yüzde 80 hibe desteği sağlayacaklarını ve bölgede anaç hayvan başına 570 TL yeni destek verileceğini söyleyen Eker; “Tabii veya suni tohumlama ile etçi veya kombine tohum kullanan ve ön soy kütüğüne kayıtlı; anaç hayvan başına 350 TL, doğacak Buzağı için ise 150 TL olmak üzere toplam 500 TL destek veriyoruz. Ayrıca yetiştirici soy kütüğüne üye ise 70 Doğu Anadolu Projesi kapsamında; Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Erzincan, Erzurum, Elazığ, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli ve Van illeri, Güney Doğu Anadolu Projesi kapsamında; Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illeri, Konya Ovası Projesi kapsamında; Konya, Karaman, Niğde ve Aksaray Doğu Karadeniz Projesi kapsamında; Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt ve Gümüşhane. Bu illerdeki küçük ve orta ölçekli aile işletmelerinin desteklemelerden faydalanabilmeleri için Gıda Tarım ve Hayvancılık İl/İlçe Müdürlüklerine müracaat etmeleri yeterli olacak. Türk Gıda Kodeksi Salça ve Püre Tebliği yayımlandı »» Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın “Türk Gıda Kodeksi Salça ve Püre Tebliği” Resmi Gazete'de yayımlandı. Herhangi bir nedenle bu yönetmelik hükümlerine uygun olarak gerekli bildirimleri yapılmayan sığır cinsi hayvanların hareket, ölüm, kesim, işletmede zorunlu kesimleri ile yetiştiricinin kendisine ve işletmesine ait bilgiler, yönetmelikte belirtilen bildirim süresine bakılmaksızın 31 Aralık 2014 tarihine kadar güncellenecek. Hububat ve Baklagil Fark Ödemesi »» Tebliği 17.06.2014 tarih ve 29033 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 1 Ocak 2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline göre 2014 yılı ürünü Yağlı Tohumlu Bitkiler, Hububat ve Baklagil Fark Ödemesi Desteğine İlişkin Uygulama Esasları ile ilgili 2014/25 no’lu tebliğiye göre fark ödemesi desteğinden faydalanmak isteyen üreticilerin başvuru başlangıç tarihi 01/10/2014, son başvuru tarihi ise kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola ve aspir için 01/04/2015; dane Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Konya Ovası Projesi kapsamında yer alan 35 ili, ülkemizin kırmızı et arzının karşılanmasında en önemli girdi olan, besi materyali üretimi için hibe desteği kapsamına aldıklarını açıkladı. Bakan Eker, Özellikle küçük ve orta ölçekli aile işletmelerimize önemli hayvancılık destekleri sağlamak suretiyle, kırsal istihdamı ve çiftçi gelirini daha fazla artırmayı hedeflediklerini söyleyerek, projelerle bölgedeki yetiştiricilerin gelir düzeyini yükselterek bölgeler arası gelişmişlik farkını ortadan kaldırmayı arzuladıklarını dile getirdi. mısır, buğday, arpa, çavdar, tritikale, yulaf, çeltik, kuru fasulye nohut ve mercimek için fatura başlangıç tarihi 01/05/2014, son başvuru tarihi 30/04/2015. Bu tarihten sonraki başvurular kabul edilmeyecek. Türk Gıda Kodeksi Salça ve Püre Tebliği, domates salçası, domates püresi, biber salçası ve biber püresini kapsayacak; ketçap, domates sosu ve benzeri domates ürünleri ile biberin doğal bileşenlerinin tat ve aromasını değiştirecek baharat, soğan, sirke gibi bileşenleri içerecek şekilde çeşnilendirilmiş biber sosu ve benzeri biber ürünlerini kapsamayacak. Ürünler için ambalaj doldurma oranı yüzde 90'dan az olmayacak Tebliğe göre, domates salçası, domates püresi, biber salçası ve biber püresi kendine has renk, tat ve kokuda olacak, yabancı tat ve kokuda olmaz, yabancı madde içermeyecek. Tebliğ kapsamındaki ürünler için ambalaj doldurma oranı, yüzde 90'dan az olamayacak. Ürünlerde hammaddenin doğasından gelen tuz miktarı, toplam kuru maddede kütlece yüzde 3'ü geçemeyecek. Tebliğ kapsamında yer alan ürünlerde tuz miktarı, hammaddenin doğasından gelen tuz miktarı da dâhil olmak üzere toplam kuru maddede kütlece yüzde 5'i geçemeyecek. Ürünler birbirleri ile karıştırılarak piyasaya arz edilmeyecek. Tebliğe göre, ürünlere aroma verici ve aroma verme özelliği taşıyan gıda bileşenleri ilave edilmeyecek. Ürünlerde uygun ambalaj malzemeleri kullanılacak. Aynı zamanda ürünler hazır ambalajlı olarak piyasaya arz edilecek. Ürünlerin etiketlerinde sos, domates sosu, biber sosu gibi ürün isimleri yer almayacak Domates salçası, domates püresi, biber salçası ve biber püresi etiketlerinde tüketiciyi yanıltacak şekilde sos, domates sosu, biber sosu gibi ürün isimleri yer almayacak. Domates sosu olarak adlandırılan ürünlerin etiketlerinde bu ürünle- rin domates salçası ya da püresi olduğu izlenimini verecek domates ve benzeri resimler ile biber sosu olarak adlandırılan ürünlerin etiketlerinde bu ürünlerin biber salçası ya da püresi olduğu izlenimini verecek biber ve benzeri resimler yer almayacak. Domates salçası ve biber salçası etiketlerinde diğer ürünlere üstünlük sağlayacak şekilde özel, geleneksel, yöresel, ev tipi, köy tipi gibi ifadeler kullanılmayacak. Tebliğe aykırı davrananalar hakkında idari yaptırım uygulanacak Biber salçasına ait ürün etiketi üzerinde, salçanın acı ya da tatlı olduğu ürün adı ile aynı görüş alanında olacak şekilde belirtilecek. Tebliğ kapsamında yer alan ürünlere hammaddenin doğasından gelen tuz hariç olmak üzere dışarıdan tuz ilave edilmemesi halinde, ürün etiketlerinde ürün adı ile aynı görüş alanında “ilave tuz içermez” ifadesi yer alacak. Tebliğe aykırı davrananlar hakkında Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun ilgili maddelerine göre idari yaptırım uygulanacak. Tebliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri 1 Ocak 2015 tarihine kadar Tebliğ hükümlerine uymak zorunda olacak. Tebliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri tarafından piyasaya arz edilen bu Tebliğ kapsamındaki ürünler 1 Temmuz 2016 tarihine kadar piyasada bulunabilecek. Tebliğ 14 Haziran 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 GÜNDEM 9 Arazi Kanununda Değişiklik 2014 Uluslararası Aile Çiftliği Yılı »» Yeni kanun bazı yaptırımları ve uygulamada değişiklikleri öngörüyor. 5403 sayılı kanunda değişiklik yapan 6537 sayılı kanun, 15 Mayıs'tan beri yürürlükte. Yeni kanun bazı yaptırımları ve uygulamada değişiklikleri öngörüyor. Değişen arazi kanununa göre artık ikinci bir arazi alımı ve satımı için tüketici Tarım İl Müdürlüğü'nden izin almak zorunda. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'na toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek için başvuruluyor. Tarım arazilerinin mevcut ölçülerinin korunmaması, miras yoluyla misalen kardeş sayısına göre önce dörde sonra ona bölünmesi tarımsal üretimi zedeliyor. Bu bölünmelerin ardından tarım arazileri işlevlerini yitirebiliyor. Kanunda yapılan değişikliğin amacı, esasen bu bölünmelerin ardından gerçekleşebilecek değer kaybının önüne geçmek. 8. Maddeye göre, asgari tarımsal arazi büyüklüğü, bölge ve yörelerin toplumsal, ekonomik, ekolojik ve teknik özellikleri gözetilerek Bakanlık tarafından belirlenecek. Belirlenen asgari büyüklüğe erişmiş tarımsal araziler, bölünemez eşya niteliği kazanmış olacak. Bu şekilde de tarımsal arazilerin değeri korunmuş olacak. Kanunda asgari büyüklük mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük olamayacak şekilde düzenlenmiş durumda. Günün koşullarına göre artırma seçeneği de kanun da belirtiliyor. Ancak belirlenen büyüklüğün altına inilemiyor, pay ve paydaş adedi artırılamıyor. Tarım Dışı Kullanım İzni Verilen Alanlar İstisnai olarak tarım dışı kullanım izni verilen alanlar veya çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak ihtiyaçları olan bitkilerin yetiştiği alanlarda arazi özellikleri nedeniyle belirlenen asgari tarımsal arazi büyüklüğünden daha küçük parsellerin oluşması gerekli olduğu takdirde, Bakanlığın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabiliyor. Yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin hesaplanmasında, aynı kişiye ait ve bakanlıkça aralarında ekonomik bütünlük bulunduğu tespit edilen tarım arazileri birlikte değerlendirilecek. Yeter gelirli tarımsal arazilerin ekonomik bütünlüğe sahip olmayan kısımları bakanlığın izni ile satılabilecek. Kanun, mümkün oldukça arazinin tek kişide toplanmasını amaçlıyor.Bu kapsamda miras kalan tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerde mülkiyetin devri esas alınıyor. Tek bir mirasçıya mülkiyetin devri öngörülüyor. Devir Davası Açılabilir Mirasçılar arasında anlaşma sağlanması hâlinde, mülkiyeti devir işlemleri mirasın açılmasından itibaren bir yıl içinde tamamlanabiliyor. Tamamlanmadığı takdirde her bir mirasçı dava açıp devir isteme hakkına sahip. Çalıştay’ı Düzenlendi »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü`nün (FAO) düzenlediği ‘2014 Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı` çalıştayın açılışı 12 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da gerçekleşti. Davanın açılmaması hâlinde, Yeter gelirli tarımsal arazi mülkiyetinin bir yıllık sürede devredilmediğinin kamu kurum veya kuruluşları ile finans kurumları tarafından öğrenilmesi hâlinde, durum, bu kurum veya kuruluşlar tarafından derhâl Bakanlığa bildirebilir. Bakanlık bu Kanun hükümlerinin uygulanması için mirasçılara üç ay süre veriyor. Verilen süre sonunda devir olmaması hâlinde, Bakanlık resen veya bildirim üzerine bu yerlerin istemde bulunan ehil mirasçıya, ehil mirasçı olmaması durumunda en fazla teklifi veren istekli mirasçıya devri, aksi hâlde üçüncü kişilere satılması için ilgili sulh hukuk mahkemesi nezdinde dava açabilir. Taraflar arasında anlaşma sağlanamamış ve mülkiyetin devri dava kapsamında gerçekleşmişse, sulh hukuk hâkimi, mülkiyetin devrini uygun bulduğu mirasçıya, diğer mirasçıların miras paylarının bedelini mahkeme veznesine depo etmek üzere süre veriyor. Belirlenen süreler içinde bedelin depo edilmemesi ve devir hususunda istekli başka mirasçı bulunmaması durumunda sulh hukuk hâkimi, tarımsal arazinin veya yeter gelirli tarımsal arazinin açık artırmayla satılmasına karar verir. Burada dikkat edilmesi gereken husus mülkiyeti kendisine devredilen mirasçıya faiz desteği sağlanmasıdır. Kendisine yeter gelirli tarımsal arazi mülkiyeti devredilen mirasçılardan, diğer mirasçıların paylarının karşılığını öz kaynakları ile ödeyemeyecek durumda olanların bu ödemeleri gerçekleştirmek için bankalardan kullanacakları kredilere Bakanlığın ilgili yıl bütçesine bu amaçla konulacak ödenekten karşılanmak üzere faiz desteği verilebilir. Verilecek kredi miktarı diğer mirasçıların payları karşılığı tutarın toplamından fazla olamaz. Kanunun 8/E maddesi taşınırların devri konusunda arazi mülkiyeti kendisine devredilen kişiye çok önemli bir hak tanımaktadır.Yeter gelirli tarımsal arazi mülkiyeti kendisine devredilen kişi, bu araziler için zorunlu olan araç, gereç ve hayvanların mülkiyetinin gerçek değerleri üzerinden kendisine devredilmesini isteyebilir. Mirasçılar arasında limited şirket kurulması hâlinde yeter gelirli tarımsal araziler için gerekli olan taşınırlar da şirket malvarlığına dâhil ediliyor. Yeter gelirli tarımsal arazi mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyen ve buna ehil tek mirasçı olduğu anlaşılan mirasçının bu konudaki istem hakkı, ölüme bağlı tasarrufla ortadan kaldırılamıyor. Kanun sınırdaş tarımsal arazi sahiplerine yasal önalım hakkı tanıyor. Tarımsal arazilerin satılması hâlinde sınırdaş tarımsal arazi malikleri önalım hakkına sahip oluyor. Birden fazla sınırdaş olması durumunda hâkim, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine mülkiyetin devrini uygun görüyor. 2014 Uluslararası Aile Çiftliği Yılı Çalıştay’ının açılış töreninde Tarım yapmanın tek gayesinin “para kazanmak” olması halinde spekülasyon riski oluşabileceğini vurgulayan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, spekülasyonların şu anda dünya çapında bir milyara yaklaşan aç insan sayısının daha da artmasına katkı sağladığını, bunun en önemli sigortalarından birisi olan aile çiftçiliğinin sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekliliğine vurgu yaptı. “Dünyada 500 milyona yakın aile çiftliği var” Bakan Eker, “Dünyada 570 milyon tarımsal işletme var, bir manada 570 milyon çiftlik var. Bunun 500 milyonu aile işletmesi. Demek ki bütün dünyada profesyonel manada, başkaları için büyük ölçekli çiftlik sayısı 70 milyon. Geride 500 milyon var. Hala büyük kısım orada. O halde büyük kısmın üretimini verimli sürdürebilmesi için gerekli şartların oluşturulması lazım. 2014 Aile Çiftçiliğin esası bu. Bunun üzerinde tekrar tekrar düşüneceğiz” diye konuştu. Eker, ayrıca çiftçilerin kooperatif kurmalarına yönelik destekleme sistemi oluşturduklarını ve buna çok büyük kaynak aktarıldığını belirtti. “Aile çiftçiliği açlığın ortadan kaldırılması açısından çok önemli” FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi Genel Direktörü Mustapha Sinaceur, işaret etmek için 2014 yılının “Aile Çiftçiliği” yılı olarak ilan edildiğini söyledi. Aile çiftçiliği ve küçük aile çiftçiliğinin gıda güvenliğinin sağlanması ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasında oynayacağı rolü takdir ettiklerini ifade eden Sinaceur, “Aile çiftçiliği geçmişte çözülmesi gereken bir sorun olarak görülüyordu. Bu değiştirilmesi gereken bir unsur. Onlar aslında kalkınma için çözümün bir parçası” diye konuştu. “Aile Çiftçiliği Eylem Planı hazırlanacak” Tarım Reformu Genel Müdürü Gürsel Küsek, küçük işletmelerin kayıt atına alınması, finansal örgütlenmesi ve eğitim gibi ihtiyaçlarının belirleneceği “Aile Çiftçiliği Eylem Planını” kısa sürede tamamlayacaklarını bildirdi. Gerçekleşen çalıştayda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Tarımı Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK, "Sosyo-Ekonomik Boyutta Aile Çiftçiliğinin Önemi" konulu bir sunum gerçekleştirdi. Etkinliğin düzenlendiği Otelin bahçesinde kurulan stantlarda Aydın, Adana, Çorum, Tekirdağ, Malatya, Konya, Kars, Van, Trabzon bölgelerindeki üreticilerin yetiştirdiği yöresel ürünler tanıtıldı. Mazot ve Gübre Desteklemeleri Açıklandı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2014 yılında yapılacak tarımsal desteklemeler kapsamında Çiftçi Kayıt Sistemine dahil olan çiftçilere mazot, gübre ve toprak analizi destek ödemesi yapılmasına dair tebliğ 3 Haziran 2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. En yüksek destek yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri için verilecek. Tebliğe göre; mazot, gübre ve toprak analizi destekleme uygulamasından çiftçilere, üretim yılı içerisinde işledikleri ÇKS’de kayıtlı tarım arazisi büyüklüğü dikkate HAL VE GİDİŞ alınarak mazot, gübre ve toprak analizi destekleme ödemesi yapılacak. Toplam arazi miktarı 1 dekarın altında olan çiftçilere mazot, gübre ve toprak analizi destekleme ödemesi yapılmayacak. Bakanlığının duyurduğu ödeme miktarlarına göre; Peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır, mera ve orman emvali alanları için dekar başına 3.1 TL mazot, 4.3 TL gübre desteği verilecek. Hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumru bitkiler, sebze ve meyve alanları için dekar başına 4.6 TL mazot, 6 TL gübre desteği verilecek. Yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri alanları için dekar başına 7.5 TL mazot, 7.5 TL gübre desteği verilecek. Toprak analizi desteği ise dekar başına 2,5 TL olarak belirlendi. Mazot, gübre ve toprak analizi desteğinden faydalanmak isteyen çiftçilerin, 31 Aralık 2014 günü mesai saati bitimine kadar ilçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık müdürlüklerine, merkez ilçede ise il Gıda, Tarım ve Hayvancılık müdürlüklerine başvuru yapmaları gerekiyor. Sait MUNZUR 10 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK Ekonomide Yeni Arayışlar ve Kooperatifler-II Kuşkular ve Umutlar »» Umutlar... Ne yapmalı ? Nasıl Yapmalı ? Toplumla ekonomiyi uzlaştırmak: Neden ? Nasıl? İnisiyatif ile dayanışmayı uzlaştırmak: Niçin ? Nasıl ? Dayanışma ekonomisinin politik boyutunu olumlamak: Neden ? Nasıl ? Kooperatif nedir ? “Bir kooperatif, mülkiyeti kolektif olan ve yönetimi demokratik olarak gerçekleştirilen bir girişim aracılığı ile ortak ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçları ve özlemleri tatmin etmek için gönüllü olarak bir araya gelmiş insanların özerk birliğidir.” Kooperatif girişimin karakteristikleri Kooperatif düşünce üç özellik üzerine dayanır: Her kooperatif girişim, yerel veya bölgesel düzeyde ortak bir ihtiyacın tanımı üzerine kurulur ve onu yanıtlamak için insanları işbirliği yapmayı öngörür; Kooperatif girişim üyeleri için kar aramazlar; Ekonomik demokrasi, kooperatif girişimin organizasyon tarzını belirler (bir üye-bir oy). Kooperatif etik: Erdemlilik, saydamlık, toplumsal sorumluluk ve özgecilik Kooperatif değerler: Dayanışma, eşitlik, hakseverlik, kişisel sorumluluk ve yükümlülük alma, yardımlaşma, demokrasi. Kooperatif ilkeler : Üyelerin ekonomik katılımı, herkese açık ve gönüllülük, demokratik yönetim, özerklik ve bağımsızlık, eğitim-formasyon ve enformasyon, kooperatifler arası işbirliği, topluma ve çevreye karşı sorumluluk. Kooperatifçiliğin Düşünsel temeller: Emeksiz gelir yoktur, aralarında daha çok değerler vardır, devrim işçi sınıfıyla yapılır, sanayide daha fazla değer yaratılır, insanın insan tarafından sömürülmesi, işçilerin ve tüketicilerin ezilmişliği, bir ulusun gerçek zenginliği sadece parasal varlıklar değildir, emek ve tüketim gerçek zenginliğin temel öğeleridir . Kooperatiflerin Sosyoekonomik Boyutu ganizasyonlar ile işbirliğini daha sıklıkla tercihi ve daha düzenli pazarlar üzerinde genel çıkar faaliyetlerini geliştiren öteki gruplar” (Monzon Campos, 1999, p. 183). Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN [email protected] Genellikle gelişmiş ülkelerde kooperatifçilik hareketi de gelişmiştir. Özellikle AB ülkelerinde kooperatif sektör ekonominin önemli bir sektörü olarak kabul edilmekte, özellikle tarım politikalarının uygulanması kooperatifler üzerinden hayata geçirilmektedir. Dünyada, kooperatif üye sayısı 1(bir) miyara ulaşmıştır. Çokuluslu şirketlerden % 20 daha fazla istihdam yaratan kooperatiflerin istihdam ettiği insan sayısı 100 milyonu aşmıştır. Uluslararası tanınmamaya doğru uzun bir yürüyüş • 1983: AB Parlamentosunda Mir raporunun kabulü; • 1992: BMÖ’nün Temmuz ayının ilk cumartesi gününü Uluslararası Kooperatifler Günü ilan etmesi; • 2002 : ILO’nun Tavsiye 193 Kararı; • 2004 : İLO ve ICA arasında Milenyumun amaçlarına katkıda bulunabilecek bir Kooperatif Gündem oluşturma anlaşması imzalanması; • 2009 : BMÖ’nün 2012 yılını UKY ilan etmesi; • 2012: Bütün dünya ülkelerinde Uluslar arası Kooperatifler Yılı (UKY) kutlamaları. • 2012 : 1. Uluslararası Kooperatifler Zirvesi toplandı; • 2012 : ICA Genel Kurulu’nda “World Co-operative Monitor” ve “Blueprint for a co-operative decade: 20112020” projeleri devreye sokuldu; • Ekim 2014 : 2. Uluslararası Kooperatifler Zirvesi Kanada –Québec’te toplanacak . Değişim Güçleri Kooperatiflerin değişim pozisyonlarını etkileyen etmenler : • Piyasa ekonomisinin genişlemesi, • Serbest-değişim bölgeleri, • Sermayelerin mobilitesinin artması, • Ekonominin finansallaşması, • Kooperatiflerin duyarlı olabileceği alanlardan devletin çekilmesi, • Küreselleşme ? Eski ve Yeni Kooperatifler Kooperatifler de bir de kuşak sorunu ortaya çıkmıştır: • Eskiler, “rekabet edebilme gücü ve bozulmuş pazarlar üzerinde çalışan özel malları üreten kooperatiflerdirler”; • Yeniler iki şekilde sunulmaktadırlar: - “Rekabetçi pazarlarda özel mallar üreten teknoloji konusunda yoğunlaşmış küçük ve orta girişimlerin grubu”; - Özel, kamu ve kar getirmeyen or- Kooperatifçiliğin Yeni Alanları • İnsanları hizmetlere ve mesleğe katma, • Kırsal bölgeleri canlandırma ve hizmet sunma, - Çok sektörlü ve çok fonksiyonlu kooperatifler, - Sağlıkta ve sosyal güvenlikte gözlenen kooperatifler, - Adil ticaret Demokrasi, katılım ve yönetim - Değişim olarak algılanan katılım, bir kooperatif organizasyonun yaşamının farklı evrelerinde gerçekleşir : - Kooperatif ağının üst düzey fonksiyonlarının önemli miktarının merkezileşmesi, katılımcıların çıkar kaybına uğradığı düşüncesini öne çıkarmıştır; - Kooperatife olan aidiyet duygusu oldukça azalmıştır; - Çoğulcu bir toplumda kooperatizm, “ekonomik dayanışmanın işlevselliği üzerinde özel bir bakış noktası” olarak bireylerin tümünü temsil etmek istemeyebilir; - Büyük kooperatif organizasyonlarında üyelerin heterojenliği, sermaye temininde karşılaşılan güçlükler, üye olmayanların sermayeye katılımıyla sistem içinde yer almasının yarattığı avantajlar ve dezavantajlar Yasalar ve Devletle İlişkiler - Son onlu yıllarda, pek çok ülkede, kooperatif mevzuat üzerinde önemli düzenlemeler yapıldığı gözlemlenmektedir; • Özellikle kooperatiflerin finansal boyutunu çözüm arayan, onları ortakları dışında finansal kaynak yaratabilecek düzenlemeler üzerinde çalışılmakta, rezervlerin oluşturulması, ve dağıtım kuralları konusunda mevzuat düzenlemeleri yapılmaktadır; • Yönetim kurullarının yetki alanları, özellikle finans hizmetleri veren kooperatiflerde, genişletilmektedir. Sonuç Kooperatifler, çok acil yerel ve küresel sorunların çözümüne anlamlı katkılarda bulunmaktadır. Bu nedenle : • Kooperatifleri daha çok insanı tanıtmak; • Onlara gerekli araç ve desteği sunmak; • Kooperatif kurmak, • Onları finanse etmek; • Sürdürülebilir gelişmesini sağlamak; • Kendi yolları üzerindeki her türlü engelleri kaldırmak…. … gerekir. Kısacası, kuşku ve umutsuzluk çağının “Umut Ağacı” kooperatifler olarak görülmektedir. Daha detaylı bilgi için “2012 : Kooperatifler Zirvesi” Bildiri Sonuçlarını bakınız. (http://www.sommetinter. coop/cms/home/bibliotheque-virtuelle/articles-scientifiques.html) Kaynak: • ADÜ Ziraat Fakültesi ve Aydın ZMO Şubesi’nin 10 Ocak 2014’de düzenlediği “Tarım Eğitimi’nin 168. Yılı” dolayısıyla verilen konferans metni-Özet. • www.agir21.org • www.nationaldebtclocks.org/ • İnternational Institue for sustainable Development, 1992 • Alliance coopérative international, 1995 • Monzon Campos, 1999, p. 183 Kuraklığa Dayanıklı Domates ve Kavun Yetiştirildi Türkiye’de Kekik Üretiminin Yüzde 89’u Denizli’den Karşılanıyor »» Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) desteğiyle 2010 yılında başlayan 'Türkiye F1 Hibrit Sebze Çeşit ve Nitelikli Hat Geliştirme Projesi' meyvelerini vermeye başladı. »» Denizli Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü’nün organizasyonunda Pamukkale İlçesi Gözler Kasabasında kekik hasadı yapıldı. Temmuz ayında sona erecek proje kapsamında, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nde (BATEM) geliştirilen domates, hıyar ve kavun çeşitleri tanıtıldı. BATEM'in Yukarı Kocayatak mevkindeki seralarında tanıtılan hat ve çeşitler içinde kuraklığa dayanıklı domates ile kavunlar dikkat çekti. BATEM ile Çukurova Üniversitesi tarafından birlikte yürütülen çalışmalar sonunda kuraklığa dayanıklı domateste 8, kavunda 3 hat geliştirildi. Kuraklığa dayanıklı ürünlerin; Çukurova Üniversitesi' nin elindeki domates ve kavun çeşitlerinin BATEM'dekilerle melezlenmesi sonucu elde edildiğini anlatan BATEM Müdürü Abdullah Ünlü, bu çalışmalar sonunda kuraklığa dayanıklı 8 domates, 3 kavun hattı geliştirdikleri bilgisini verdi. Amaçlarının, geliştirilen bu hat ve çeşitleri özel sektörün hizmetine sunmak olduğunu ifade eden Ünlü, "Bunlar daha aday çeşitler. İçinde bazıları hat. Bununla ilgilenen firmalara devri yapılacak. Onlar bunları daha da geliştirecek. Bunları Çukurova bölgesinde denedik. Bizim bölgede çok denenmedi. Türkiye'nin değişik yerlerinde denenerek performansı piyasaya kazandırılmış olacak. Bir iki yıl içinde piyasaya rahatlıkla çıkacağını düşünüyoruz." dedi. Denizli Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Sezgin Kutlu yaptığı konuşmasında “İl Müdürlüğümüz tarafından 1992 yılında Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsünden temin edilen Kekik fideleri ile başlanmıştır. 2000 yılından sonra kekik üretimi çiftçilerimiz tarafından benimsenerek İlimiz genelinde hızlı bir şekilde yayılış göstermiş ve günümüzde 83.445 dekar alanda 12.183 tonluk üretim seviyelerine ulaşılmıştır. Türkiye’de üretilen 13,7 bin ton kekiğin 12,2 bin tonu Denizli’de üretilmektedir. Dolayısıyla Denizli tek başına Türkiye kekik üretiminin % 89’unu karşılar durumdadır. Böylece Denizli Ülkemiz ve Dünya kekik üretimi açısından söz sahibi bir merkez haline gelmiştir.” diye konuştu. Kutlu, Gözler Kasabasında 2003 yılında Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bünyesinde 600 ton/yıl kapa- siteli Kekik İşleme Tesisi kurularak, işlenmesi ve pazarlanması konusunda çalışmalar yürütüldağünü hatırlatarak, “Baharat, ilaç, kozmetik ve kimya sektörü başta olmak üzere pek çok kullanım alanı bulunan kekik, ülkemizin tıbbi ve aromatik bitkiler dış ticareti içerisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Dünyada kekik dış ticaret hacmi doğadan toplananlarla birlikte 13–15 bin ton civarındadır. Bunun yaklaşık % 80-85’i ülkemiz tarafından karşılanmakta ve yıllık 40 milyon $ gelir elde edilmektedir. Dış ticarete konu olan kekiğin önemli bir kısmı ise İlimiz tarafından sağlanmakta olup, dünya kekik üretimi ve ticaretinde Denizli ayrı bir yere sahiptir. İlimizde üretilen kekikler başta ABD, Almanya, İtalya, Kanada, Polonya, Hollanda, Fransa, Japonya ve Avustralya olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine ihraç edilmektedir.” dedi. İl Müdürü Sezgin Kutlu, “2014 yılı kekik üretimi sezonu ise başlangıçta kurak bir sezon geçirmiştir. Vejetasyon sonu itibariyle meydana gelen yağışlar bitki gelişimine katkı sağlamıştır. Kekik üretim alanlarında ise bir miktar artış gözlenmiş olup, bu yıl yaklaşık 84 bin dekar alanda 12,5 bin ton kekik rekoltesi hedeflenmektedir.” dedi. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 TARIM 11 Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemi'ne Katılan Tarımsal İşletmelere, 375 TL Katılım Desteği Kooperatifçiliğimiz Kişisel Egolara Kurban Edilemez »» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı sistemine gönüllü olarak dahil olan tarımsal işletmelere katılım desteği ödenmesine ilişkin usul ve esasları düzenledi. »» Türkiye, özellikle 1980 li yıllardan sonra, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da önemli değişimler yaşıyor. Uygulanan ekonomik modelin rekabete dayalı olması, ancak üretici adına rekabeti sağlayacak kooperatif yapıların oluşturulamamış olması, diğer taraftan gümrük birliği ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlarla yapılan anlaşmalar, ekonomideki dengeleri ülkemiz, özellikle de üreticimiz aleyhine bozmuştur. Destek kapsamında, tarımsal işletmelere, Bakanlar Kurulu Kararına istinaden işletme başına ve yılda bir kez olmak üzere 2014 yılında 375 TL katılım desteği ödenecek. Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemi'nin kurulduğu iller olan İstanbul, Samsun, Malatya, Adana, Konya, Bursa, Erzurum, Şanlıurfa, Nevşehir, Tekirdağ, Giresun, İzmir, Antalya, Aydın, Balıkesir, Burdur, Çanakkale, Denizli, Hatay, Manisa, Muğla, Mersin ve Osmaniye'de gönüllülük esasına dayalı olarak sisteme katılan işletmelere 2014 yılı için yapılacak olan katılım desteği ödemesine ilişkin usul ve esasları kapsıyor. Ödemeler, Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) veya Bakanlık tarafından oluşturulan herhangi bir idari kayıt sistemine kayıtlı olup, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı sistemine dahil olan, bir muhasebe yılı süresince tarımsal faaliyetlerine ilişkin muhasebe veri- komisyonu tarafından Bakanlıkça belirlenen seçim planına göre seçilecek. Seçilen işletmelerle il müdürlüğü arasında katılım anlaşması imzalanacak. lerini belirlenen zamanlarda veri toplayıcılarla paylaşan ve verileri sorumlu birim tarafından yapılan kontroller sonunda doğrulanan tarımsal işletmelere yapılacak. Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Katılım Desteği ödemeleri uygulaması, Sorumlu Birim, Merkez ve il Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Komisyonu ile il müdürlüğü tarafından yürütülecek. İşletmelerin bir muhasebe yılı boyunca gerçekleştirdiği tarımsal faaliyetlerine ilişkin veriler takip eden yıl içinde, anket yoluyla toplanacak. Her işletme için sadece bir anket formu düzenlenecek. Sorumlu birim tarafından her bir il için bildirilen sayıda işletme il Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Destek Kapsamı Dışında Kalacak Tarımsal İşletmeler Tebliğ ile Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Katılım Desteği uygulamasından yararlanamayacak tarımsal işletmeler belirlendi. Buna göre ilgili muhasebe yılında Çiftçi Kayıt Sistemi'ne veya Bakanlık tarafından oluşturulan herhangi bir idari kayıt sistemine kayıtlı olmayan, katılım anlaşması imzalamak suretiyle başvuru yapmayan, verilerini istenen zamanda ve doğru olarak veri toplayıcılar ile paylaşmayan, sorumlu birim tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda formları doğrulanmaya ve kendi isteğiyle sistemden çıkanlar Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Katılım Desteğinden yararlanamayacak. Ülkemizde özelleştirme süreci ile birlikte, tarımsal alandaki KİT ler ulusal veya uluslararası sermayenin eline geçmiş, büyük sermaye kuruluşları ülkemizin tarımsal politikalarına yön vermeye başlamıştır. Diğer taraftan uluslararası anlaşmalarla verilen taahhütler, tarımsal politikaların kendi inisiyatifimizle belirlenmesine de engel teşkil etme noktasına gelmiştir. Fiyatlar ekonominin doğal koşulları içerisinde oluşmamaktadır. Üretici piyasanın arz ve talep dengesini gözleyecek ve ona göre dengeleri oluşturacak, rekabeti sağlayabilecek mekanizmaları oluşturamamıştır. Yıllardan bu tarafa pazardaki hâkimiyet unsurları değiştirilememiştir. Çünkü fiyatların oluşturulmasında üretici ile nihai tüketicinin etkin olmasını sağlayabilecek kooperatif yapıların oluşması veya gelişmesi sağlanamamıştır. Üreticinin korunmasına yönelik argümanlarda geliştirilememiştir. Üretici örgütlerinin başarılarının bilimsel ve objektif Erol AKAR Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı değerlendirilmesi yapılmamıştır. Bu güne kadar kooperatiflerin ekonomiye katkısı, yarattığı istihdam, kayıt dışının kayıt altına alınmasındaki rolü, hizmet sektörüne katkıları bilinmemekte, bu konuda ciddi araştırmalarda bulunmamaktadır. Bu verilere ulaşılmadan ve bilimsel değerlendirmeler yapılmadan kooperatiflere ön yargılarla yaklaşılmaktadır. Yıllardan bu tarafa, belkide kasıtlı olarak, kooperatifçilik siyasi bir hareket olarak değerlendirilmiş, olumsuz algılar oluşturulmaya çalışılmıştır. Türkiye’ye özgün bir kooperatif modeli geliştirilememiştir. Son on yıl içerisinde kooperatifler kanununda defalarca değişiklikler yapılmış, hatta kooperatiflerin yerine ikame kuruluşlar oluşturulmaya çalışılmıştır. Kooperatifçiliğimizde yıllardan bu tarafa biriken sorunların aşılmasına, yeniden güven veren ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi fonksiyonel kooperatifçiliğe geçiş için inancımızı kaybetmeden, yılmadan mücadeleye devam etmek gerekmektedir. Üretici örgütlerinin gelinen noktadaki mevcut örgütlenme ve yapısal durumu kurumsal kimlik kazanmasına engel teşkil etmektedir. Çoğu zaman yöneticilerin kişisel davranışları ve bireysel egolarının tatmini ön plana çıkmaktadır. Hatta kişisel hırsları ve kaprisleri aklın ve mantığın önüne geçebilmektedir. Bu zihniyetle ve davranış tarzıyla kooperatifçiliğimizin ilerlemesi de mümkün olmayacaktır. Kooperatifçiliğimiz Ülkemiz için o kadar önemlidir ki yöneticilerin kişisel egolarının tatmini için kullanılamaz. Buna fırsat verenler de temsil ettikleri kesimin vebalinden kurtulamayacaklardır. Tavuklar Günde 3 Kez Yumurtlayamaz! »» Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Başkanı Hasan Konya, yumurtanın hile yapılamayan tek gıda olduğunu ancak bazı kesimlerin sistemli olarak yumurta karşıtı açıklamalarının medyada yer aldığını savundu. YUM-BİR Başkanı Hasan Konya yaptığı basın toplantısında, “ Doğal ambalajı içinde hile yapılamayan tek gıda olan yumurta, son günlerde bazı kişiler tarafından sistemli ve kasıtlı şekilde sofralarımızdan eksiltilmeye çalışılıyor. Yıllarca kolesterol bahane gösterilerek en değerli hayvansal protein kaynağından mahrum bırakmaya çalışanlar, son günlerde başka yalanlar ile yumurtaya iftira atmaya başladılar.” diyerek konuya açıklık getirdi. Hasan Konya “Ülkemizde üretim yapan tüm yumurta çiftlikleri Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na kayıtlı olup, Bakanlığın denetim ve gözetiminde üretim yapmaktadır. Yedirilen yemler, kullanılan ilaçlar ve aşılar, ya ülkemizde izinli ve ruhsatlı fabrikalarda üretilmekte ya da yine Bakanlık izni ile ithal edilmektedir. Öte yandan Türkiye, Codeks Alimentarius Komisyonu (CAC) ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) gibi teknik çalışmalar yapan uluslararası gıda otoriteleri ile işbirliği içerisinde çalışmaktadır. ” dedi. Tavukların günde 3 kez yumurtlatıldığı iddiasına yanıt veren Hasan Konya, “Birçok bilimsel yayın ve ders kitabında da belirtildiği üzere; yumurta oluşumu için en az 25 saat gereklidir ve yumurtlama gerçekleşmeden yeni bir yumurta hücresi olgunlaşamaz. Tavuk bünyesinde geçen yumurtanın oluşum sürecinden hareketle sarısı ve akı şu kadar saatte oluşuyor, öyle ise yumurtanın oluşum süreci kısaldı demek doğru değildir. Yumurta hücresi ile yumurta farklıdır, 3-5 saatte oluşan yumurta değil yumurta hücresidir, kabuğu oluşmamış yumurta; yumurta değildir ve kabuksuz yumurta üretimi diye bir şeyde yoktur. Tavuklar günde 3 kez yumurtlatılıyor diyerek, tavuğun metabolizmasına müdahale edildiğini ima edilmekte ve yumurtaya bir sunilik yakıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu kesinlikle doğru değildir.” dedi. Basın toplnatısı sırasında soruları cevaplayan, YUM-BİR Genel Sekreteri Hüseyin Sungur ise yumurta sektörünün son 5 yılda ihracatta 2. sıraya yükseldiğini, bunu geriletmek isteyenlerin olabileceğini bildirdi. Sungur, "Türkiye hayvansal protein açığı olan bir ülke. Gelişmiş ülkelerin beşte biri kadar daha az protein tüketiyoruz. Karbonhidrat ile beslenen bir toplumuz. En ucuz protein kaynağı olan yumurtanın karalanmasını gerçekten biz anlamıyoruz. Bu iddialar, toplumu bilinçlendirmek adına ortaya atılmıyor. Yumurta, 'Doğada beyaz yumurta yoktur', 'Tavuklar 3 kez yumurtlatılıyor' gibi iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Bunu ortaya atanlar yabancı firmalar olabilir. Türk yumurta sektörünün dış pazardaki büyümesinden rahatsız olan kesimler olabilir." Sungur, Türk yumurta üreticilerinin, 2009 yılında AB tarafından katkı kalıntı izleme programı onaylanmasının ardından ihracat yapabilme hakkını elde ettiğini kaydederek, "tavuklara antibiyotik, kafein veriliyor" gibi iddialara itibar edilmemesi gerektiğini söyledi. 12 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber RÖPORTAJ Röportaj: Emel TUĞRUL “Pankobirlik’te Yaptığımız; Kooperatifçiliği, Kooperatifçi Gibi O Sorumluluğa Sahip Çıkarak Yapmaktan İbarettir” »» Ülke tarımının nasıl kalkınması gerektiğini ve tarımsal sanayinin nasıl geliştirilebileceği konusunda gerçekleştirdiği yatırımlarla, ülke ekonomisine sağladığı katkılarıyla dünyaya örnek olan, yatırımcı kimliği ve sosyal sorumluluk projeleriyle; eğitimden spora, sağlıktan ağaçlandırmaya kadar iddialı projelere imza atan Konya Şeker ve Pankobirlik Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk bu ayki konuğumuz. ancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği “Çiftçi kendisini tarla ile sınırlarsa, yani tarladan sonra başlayan süreçte yer almazsa ayakta durmakta yarın bugünkünden daha çok zorlanır. Buğdayı ürettiniz, yetmez. Makarna veya bisküvi olana kadar sürecin içinde olacaksınız. Marketteki rafa da o makarnayı sizin teslim etmeniz lazım. Sürecin tamamında üretici olacak ki, tarladaki üretimle başlayan hatta o üretim olmazsa başlayamayacak katma değerli süreçte dolaşan cirodan pay alabilsin. Üreticinin sermaye problemi var, tek başına bu süreci inşa edemez. Ama birlik olarak bunun üstesinden gelebilir. Dünya bunu yapmış. Nasıl? Kooperatiflerle.“ Köy-Koop Haber - Pankobirlik’in kuruluşu ve genel yapısı hakkında bilgi verir misiniz? Recep Konuk - Pankobirlik 1972 Yılında 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu ile yasal zeminin oluşması üzerine 19 Pancar Ekicileri İstihsal Kooperatifinin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Bu kooperatiflerin üst birliği olarak kurulan Pankobirlik, o tarihten sonra yeni şeker fabrikalarının açılması ile birlikte kurulan kooperatiflerin de dâhil olmasıyla ortak kooperatif sayısını 31’e çıkarmıştır. Şeker fabrikalarının ülkemizde yaygınlaştırılması için 1950’li yılların başında kooperatifçilik bir yatırım modeli olarak desteklenmiştir. Fabrikaların kurulması için gerekli sermayenin oluşturulmasının yanı sıra pancar üreticilerinin kooperatif çatısı altında örgütlenmesi devlet tarafından desteklenmiştir. Konya Şeker’in de içinde bulunduğu beş fabrika bu dönemde kooperatif ortağı çiftçilerin topladığı sermaye ile kurulmuş, her şeker fabrikası bölgesindeki üreticiler, kooperatif çatısı altında örgütlenmiştir. Modern tarımın öncüsü olan pancar kooperatifleri bitkisel üretimlerinin devamı olan hayvancılığı da modernleştirerek entegre tarımsal üretim yaklaşımını da Anadolu’da hayata geçirmişlerdir. Pancar kooperatifleri benim gözümde bir kırsal kalkınma modelini başarıyla uygulamış, tarım okullarıdır, Türk tarımının son yüzyılına damga vurmuş sayılı tarım organizasyonudur. Bizim kooperatiflerimiz bugün coğrafi olarak pancar tarımının yapılamadığı sahil kesimi hariç Türkiye coğrafyasının %90’ına hizmet götürmektedir. 64 ilde faal olan Pancar Ekicileri Kooperatiflerinin ortak sayısı 1 milyon 567 bindir ve kooperatiflerimizin çatısı altındaki tarım nüfusunun beşte ikisi örgütlüdür. Halen fiilen pancar ekmeyen çiftçilerimiz bile kooperatif ortaklıklarını muhafaza ettirmektedirler. Bunun bir anlamı vardır. Bizim kooperatiflerimiz yüklendiği anlam ve işlev itibarıyla pancar dışında diğer üretim faaliyetlerinin de Türkiye’deki en büyük destekçisidir. K.K.- Kuruluş amacı, üreticiye ve ekonomiye katkıları nelerdir? Öngördüğünüz amaçlara ne ölçüde ulaşılabildi? R.K.- Pankobirlik kooperatiflerin üst birliğidir. Ucuz tohumluk, ucuz gübre, ekipman gibi üretim girdilerinin kooperatif mağazalarına ulaştırılması, idari işleyişin ve kooperatif organizasyonlarının daha etkin şekilde yönetilmesine, kurumsal yapının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar, eğitim faaliyetleri, sektörle ilgili ürün geliştirme çalışmaları gibi hizmetler üst birliğimizin işlevlerinden sadece bir kaçıdır. Pankobirlik’te yaptığımız; kooperatifçiliği, kooperatifçi gibi o sorumluluğa sahip çıkarak yapmaktan ibarettir. Teorideki kooperatifçiliği uygulamaya taşıdık. Bir üretici kooperatifi ne yapar? Bir, piyasa mekanizması içinde ortaklarının pazarlık gücünü arttırır. Yani ucuz girdi temin ederken, demiyorum elbette. Ama o gözyaşı, o feryat beni hırslandırıyor, yorulduğumda bir vazifemin olduğunu, fiziki yorgunluğa mağlup olma hakkımın olmadığını hatırlatıyor. ürünü değerinde satar. İki, sermaye birikimini sürekli kılarak, küçük sermayelerin birleşmesini sağlayarak çeşitli ekonomik süreçlerde ortaklarının yer almasını sağlar ve bu işleviyle genel ekonomik büyümeye de katkı sağlar. Üç, üretim ve paylaşım sürecinde yer alarak ekonomik tıkanıklığın aşılmasını sağlar. Dört, pazarlık gücünü toplulaştırarak ortaklarının rekabet gücünü arttırır. Beş, piyasaların yapısını ve işleyişini düzenler. Altı, üretim için gerekli finansman ile makine ve ekipmanı üyeleri için ucuz temin eder. Yedi, üyelerinin yeniliklerden haberdar olmasını, yeni üretim teknik ve metotlarının ortakları aracılığı ile kullanılmasını sağlar. Özetle; çağdaş bir tarım kooperatifinin teoride hangi işlev ve etkinliği tarif edilmişse pancar kooperatifleri o işlevleri yerine getirmiştir, daha fazlasını da yerine getirme konusunda her geçen gün mesafe almaktadır. Bugün AB ülkelerinde kooperatiflerin payı gıda sanayinde %50, tarımsal girdi sağlama da %55, pazarlamada %60 ve ihracatta %50’den fazladır. Şeker sektörü açısından baktığımızda rakamlar daha çarpıcıdır. Dünyanın en liberal ülkesi olan ABD’de bile pancar şekeri sanayinin %100’ü, AB’de ise ortalama %70’i kooperatiflere aittir. Ülkemizin iktisadi sistemine de kooperatifçiliğin sinerjisini katmanın mümkün olduğunu, bunda başarı elde edilebileceğini düşünüyoruz. Pankobirlik ve bizim ortağımız pancar kooperatifleri bunun sahadaki öncüleridir. Konya ve onun gibi girişimci ve döneminin ilerisindeki pancar üreticileri kooperatiflerinin 1972’de kurduğu Pankobirlik bugün ülkemizin 64 ilinde, 13.639 yerleşim biriminde pancar üretimi yapan veya yapmış, 1 milyon 567 bin pancar üreticisini temsil ediyor. Bağlı bulunan, 31 kooperatifin 310 satış mağazası, 5 şeker fabrikası ve 50’nin üzerinde tarımsal amaçlı iştirakiyle, tarımsal üretimden, sanayiye, pazarlamadan yatırım stratejileri oluşturmaya kadar tüm ekonomik süreçlerde yer alıyor. 643milyon dolar sermayeye sahip Pankobirlik, 6009 kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Yıl içerisinde 254 milyon dolar ayni ve nakdi avansla üretimi desteklerken, hazineye 138 milyon dolar vergi ödüyor. 1,807 milyar dolar aktif toplamı bulunan Pankobirlik’in cirosu 1,758 milyar dolara ulaşıyor. Ve bu ekonomik büyüklüğe ulaşan Pankobirlik devletten destek alarak ayakta duran bir kuruluş değildir. Bizim devlete tek kuruş yükümüz yoktur. Karşılaştığımız sorunlar ise bizim iştigal sahamızla veya işleyişimizle ilgili değildir. Türkiye’deki kooperatifçiliğin işlevinin henüz tam tarif edilememiş olmasından kaynaklanan sorunlardır. K.K.- Pankobirlik bir kooperatif şirketi. Pankobirlik’i yatırım ve büyüme konusunda motive eden hususlardan bahseder misiniz? R.K.- Genelde Pankobirlik’i özelde Konya Şeker’i yatırıma motive eden, başarıya mecbur kılan çok sayıda etmen var. Tarım sektörünün her hangi bir yerinde bir mesuliyet üstlenmişseniz uyku uyuyamaz, bananecilik yapamazsınız. Tarım sektörünün kaybettiği zamanı 9-18 mesaisi ile geri kazanamazsınız. Yorulduğunuz zaman yine çalışarak dinleneceksiniz. Kooperatifçilikte biz bu modeli 15 yıldır uyguluyoruz. Bu büyük bir enerji gerektiriyor. Bu enerjiyi de eğer sizi motive eden unsurlar ya da hedefleriniz yoksa kendinizde bulamazsınız. Bizim hem hedeflerimiz var hem de bizi motive eden, enerjimizi katlamamızı sağlayan tarlanın ve üreticinin gerçekleri ile tarihten aldığımız dersler var. Mesela, Kazım Güzel ismini hatırlar mısınız? Ya da İlyas Güzel ismini? Hatırlayanlar saygısızlık kabul etmesin, ancak ben hatırlatayım. Kazım Güzel Eylül 2008’de Şırnak’ta şehit düşen İlyas Güzel’in babası. Mesleği çiftçilik. Şehidimizin aziz naaşı önünde “kontörüm yoktu arayamadım. Belki helallik isteyecekti. Arayamadım” diye ağlıyordu. Mesleği çiftçilik. Yani ürettiğinin değeri kontör almaya yetmiyor. Hiçbir ana-baba evlat acısı yaşamasın. Bu acıları dindirmek devletimizin işi. Ancak bir üretici kuruluşunun yöneticisi olarak acıları katmerleyen ekonomik ortamı değiştirmek için mücadele etmek, gayret etmek zorundayım. Bunu tek başıma ben başaracağım Ben köy çocuğuyum. Kerpiç evde doğdum. Benim için kerpiç ev, üç öğün yufka ve yağsız keş peyniri ile karın doyurma hatıralarımda kaldı. O yufkanın, keş peynirinin tadını, kerpiç evin kokusunu özlüyorum. Ancak Anadolu’nun köylerinde çocuklar 365 gün, üç öğün tarhanayla, katıksız yufkayla yetinmek zorunda kalıyor. Kışın ayazında çocukların üzerinde kat kat yazlık tişörtler modayı takip için giyilmiyor. Yazlık kışlık gardıroplar yok. Birilerinin bunu değiştirmek için suyun akışının tersine yüzmesi gerekiyor. Üç isim, üç olay ve tarihten süzülmüş bir dersi paylaşacağım sizinle. 1913 yılında, Birinci Cihan Harbinin bir sene öncesinde İstanbul’da şekerin kilosunun fiyatı 2 kuruştur ve ülkede bir tane bile şeker fabrikası yoktur. Osmanlı İmparatorluğu o yıllarda hemen her kalemde ithalatçıdır, işlenmiş olarak ihracatçı pozisyonunda olduğu en iddialı kalem ise lokum, helva, elvan şekeri gibi şekerli mamullerdir. 1913 yılındaki ihracatı 14 milyon kuruşun üzerindedir. Birinci Cihan Harbinin çıkmasıyla ithalat imkânsız hale gelmiş, şekerin kilo fiyatı 1917 yılına gelindiğinde 195 kuruşa çıkmıştır. Şekerli mamuller imalatı yapılamaz hale gelmiş, belki bugün dünya devi olacak firmalarımız hammaddedeki ithalata bağımlılık nedeniyle kapılarına kilit vurmuşlardır. Bir üretici olarak, bir sanayici olarak ben bundan dersimi çıkardım. Mutlaka ve mutlak surette üretim. Bu dersi sadece ben çıkarmadım. Genç Cumhuriyetimiz de çıkardı. Hem de Cumhuriyeti ilan etmeden önce. İzmir İktisat Kongresinin en önemli kararlarından biri Şeker Sanayinin kurulması kararıdır. Ve o kararın altında çiftçi komisyonu başkanı olarak Manisalı Kâni Bey’in imzası vardır. Kâni Bey kongrede şunu söylüyordu; “Emin olabilirsiniz ki, saban tarladan ayrılmadıkça çiftçiler de müşterek misaktan ayrılmayacaktır.” İkinci isim Uşaklı Nuri Şeker’dir. İktisat Kongresinden üç yıl sonra köylerden topladığı yumurtayı, yapağıyı, buğdayı paraya çevirerek Uşak’ta ilk şeker fabrikasının temelini atan lakabı gibi şeker, Nuri Abimiz. Bizim de Avrupalılar gibi fabrikalarımız olmalı, memleketin bu husustaki büyük ihtiyacını şiddetle hissediyordum.”diyordu. Üçüncü isim Konya Mebusu ve Konya Şeker Fabrikası’nın ilk İdare Meclisi Reisi Himmet Ölçmen’dir. Konya Şeker’in açılışında üreticiye zenginlik sözü verirken, “asırlar boyunca muazzam ovalarında sadece arpa ve buğ- Köy-Koop Haber Temmuz 2014 RÖPORTAJ dayın sapsarı manzarasını seyreden Konyalılar bugün gözlerini binlerce dekar pancarın yeşilliklerine, tonlarca pancarın bembeyaz şekerine çevirmiş bulunmaktadır. Konya Şeker Fabrikası kâğıt üstü hayallerini hakikat yapan ve müstakbel Avrupai Konya’nın müjdecisi olacaktır” diyordu. Onların onlarca yıl önce yaktığı meşalelerden biri şimdi bizim elimizde. Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi Pankobirlik’in bir parçası. Konya Pancar Ekicileri Kooperatifinin büyük hissedar olduğu Konya Şeker’e Pankobirlik ve 15 Pancar Ekicileri Kooperatifi değişik hisse oranlarında ortak. Yani Konya Şeker sanayi de yaklaşık 900.000 pancar üreticisinin girişimci ruhunu temsil ediyor. Konya Şeker son yıllarda hem faaliyet alanlarını hızla genişletiyor hem de etkileyici bir büyüme performansı sergiliyor. Bu değişimi ve süreci özetler misiniz? Konya Şeker’de ilk ve en önemli değişim, sektörün makas değiştirmesini sağlayan dönüşümdür. Biz Çumra Şeker Entegre Tesisleri yatırımını gerçekleştirene kadar şeker fabrikaları pancarı üreticiye ektirir, kampanya döneminde pancarı kapı teslimi alır, 90 veya 120 gün boyunca pancarı işleyerek kristal şeker üretir. Geri kalan 8-9 ay boyunca şalterleri indirir, tek bir sanayi faaliyetinde bulunmazdı. Eldeki kristal şeker bitince de tüm işletme bir sonraki kampanya dönemine kadar sessizliğe bürünür, hiçbir faaliyeti olmazdı. Konya Şeker bu asırlık sektör ezberini bozan ilk şirket oldu. Bu değişim Konya Şeker’in yan sektörler ile şekerin girdi olarak kullanıldığı katma değerli alanlara doğru genişlemesinin de başlangıcını oluşturur. K.K.- 1999’da göreve geldiğinizde bir şeker fabrikasına sahip olan Konya Şeker’in bugün için ulaştığı nokta nedir? R.K.- Konya Şeker, bugün tarım ve hayvancılık alanında üretici ortağının refahını arttıracak her alanda faaliyet gösteriyor. Konya Şeker Fabrikası bizim ilk fabrikamız. O başta olmak üzere 7 ayrı sanayi kampüsünde 32 üretim tesisimiz bulunuyor. 7 sanayi kampüsümüz dışında üç ayrı bölgede kurulu çiftliklerimiz mevcut. 10 sene önce tek üretim kalemi kristal şekerden ibaret olan Konya Şeker bugün, tarım, gıda, kimya, enerji ve turizm olmak üzere 5 ana sektörde faaliyet gösteriyor ve 1000’ aşkın kalem ürünün üreticisi konumunda. K.K.- Bu yatırımların tarım sektörüne, üreticiye doğrudan etkisi nedir? R.K.- Konya Şeker’in birinci önceliği tarım sektöründe üretimde sürekliliği ve sürdürülebilirliği sağlamaktır. Önümüze gelen her projede önce üreticiye faydası ne olacak diye bakarız. Konya Şeker’in ardından 2004 yılında Çumra Fabrikamızın tamamlanmasıyla şeker üretim kotası iki katına çıktı ve artan üretim bölge pancar üretim hacmine de yansıdı. Bölgemizde şeker pancarı üretim kotası ikiye katlandı. Bu kota da üretici ortaklarımıza üretimleri ile orantılı olarak dağıtıldı. Hem şeker pancarı ekim alanları genişledi hem de üreticinin tarımsal üretim hacmi katlanarak arttı. Buna yem fabrikasının devreye girmesiyle mısır, arpa gibi ürünlerin ekim alanlarının genişlemesi, Dondurulmuş Parmak Patates Tesisinin, Hamyağ Fabrikasının devreye girmesiyle bölgedeki patates, ayçiçeği üretim hacminin artması gibi tarımsal üretimi olumlu etkileyen yatırımlar düşünüldüğünde Konya Şeker’in son yıllarda gerçekleştirdiği yatırımların asıl etkisi tarlayadır, üreticiyedir. Üreticimizin hayvansal üretimini değerlendirmek, bölge hayvancılığını ayağa kaldırmak için dünyanın tek kampüs içinde en büyük yatırımımız olan Et-Süt Entegre Gıda Kompleksini Konya’ya kazandırdık. Bu tesis günde; 2.000 ton süt, 1.200’ü büyük, 3.000’i küçükbaş olmak üzere günde 4.200 baş besi işleyecek. 50.000 aile süt ve besi hayvancılığı yapacak. Geçtiğimiz yıl bölgenin hayvan varlığı %25’in üzerinde arttı. Bu daha da büyüyecek ve inşallah bölge bitkisel üretimden kazandığından daha fazlasını hayvancılıktan kazanmaya başlayacak. K.K.- Hedeflerinizde başka neler var? Devam eden projeleriniz var mı? R.K.- Biz de inşaatta, yatırım da bitmez. O nedenle tek tek proje saymayacağım Birbirine bağlı iki tane hedefimiz var. Biri üretici ortaklarımıza yani tarlaya yöneliktir, diğeri ticaridir. Büyüme stratejimiz Konya Ovasındaki her ürün ve her üreticiye teminat oluşturana kadar devam edecektir. Yani Konya’da üretilen veya üretilebilecek ekonomik değeri yüksek her ürünü işleyebilecek bir yatırım bütünlüğüne ulaşıncaya kadar tarımsal ürünü işlemeye yönelik yatırımları Konya’ya kazandırmaya devam edeceğiz. Ticari hedefimiz ise sınırlarımızı aşan bir hedeftir. Dünyanın en önemli tarımsal üretim havzaları arasında ilk onda yer alan Konya Ovasında yükselen ve ovanın potansiyeline inanan bir şirket olarak ülkemizin en büyük gıda şirketi olma hedefi ile kendimizi ve ufkumuzu sınırlayamazdık. O potansiyele ve öneme uygun bir hedef belirledik ve dünyanın en büyük beş gıda üreticisinden biri olma hedefini önümüze koyduk. Bu hedefe ulaşmak için de Cumhuriyetimizin 100’ncü kuruluş yılını ilk eşik olarak belirledik. K.K.- Üretim ne kadar iyi olursa olsun pazarlama ayrı sorun. Sizin ürünlerinizin bu kadar yaygınlaşması ve aranır olmasını neye bağlıyorsunuz? R.K.- Küresel bir markanın CEO’su bir panelde şu tespiti yapmıştı; bir marka arkasında anlattığı hikâyesi kadar büyüktür. Torku’nun hikâyesinin içinde Konya’dan 56 bin, Türkiye Genelinde 900 bin kahraman var. İlk zamanlar marka isimlendirme konusundaki tercihimizle ilgili bize gelen eleştiriler bugün gelmiyor, çünkü hikâyemize düne göre daha çok insan vakıf. Torku artık alelade bir marka isminden çok tarladaki üreticinin ekonomik süreçlere dâhil olmasının adı olarak algılanıyor ve bu algı gittikçe de güçleniyor. Torku markalı her üründe Anadolu’nun kalbide eli de temiz insanlarının emeği var. Tüketici sağlığıyla ilgili endişe taşımadan lezzetli ürünlere erişilebilir fiyatlarla ulaşabiliyor. Ben şu kadarını söyleyebilirim. Bu kurum bu kurumu yönetenlerin veya çalışanların kendi çocuklarının, torunlarının tabağına koyamayacağı, onlara yediremeyeceği hiçbir ürünü üretmedi, üretmeyecek. Bizi kısa sürede faal olduğumuz sektörlerde pazarın büyükleri arasına taşıyan husus budur. K.K.- Üretmiş olduğunuz ürünlerde ihracat yapıyor musunuz? R.K.- Son 10 yılda gerçekleştirdiği yatırım ve üretim hamlesi sonucu ürün portföyü hızla genişleyen Konya Şeker, ülkemizin ihracatını en çok arttıran şirketlerinden de biridir. 2013 yılında 45 ülkeye 530 kalem ürün ihracatı gerçekleştirip, ülkemize 20 milyon doların üzerinde döviz kazandırırken bu rakamları 2014’ün ilk 6 ayında geçtik. Konya Şeker’in ülkemiz ekonomisine en büyük katkılarından biri ithalatı daraltan veya ülkemizi ithal ikamesinden kurtaran yatırımlarıdır. Bu çerçevede ülkemizde üretimi olmadığı için ülke ihtiyacının tamamını ithalat yoluyla karşıladığımız ilaç şekeri ve patates nişastası üretimine başlanmış, damla sulama sistemleri ilk defa ülkemizde Konya Şeker tarafından üretilmiş, uluslararası pazarlardaki fiyat dalgalanmalarına bağlı olmak üzere her yıl 2-3,5 milyar dolar döviz sarf ettiğimiz yağ ve yağlı tohum açığımızın Konya Ovasının potansiyeli harekete geçirilerek azaltılabilmesi amacıyla Hamyağ Fabrikası yatırımı yapılmıştır. Ülkemizin ithalata harcadığı dövizin bölge üreticisinin gelir hanesine yazılması amacıyla yapılan bu yatırımların tam kapasiteye ulaşıldığında ülkemiz ekonomisin en büyük problemlerinden biri olarak ifade edilen cari açığın azaltılmasına etkisi, ilaç şekeri ile 5,5, biyoetanol ile 13,2, patates nişastası ile 30, damla sulama ile 25, Hamyağ Fabrikası (yeni yatırımla 700 bin ton işleme kapasitesine ulaşıldığında) ile 350 milyon dolar olmak üzere toplamda 423,7 milyon dolar civarında olması beklenmektedir. K.K.- Şeker üreticisi hammadde üretirken şimdi mamul madde üreticisi durumunda, yani sanayici oldu.Değişim nasıl oldu, neler değişti? R.K.- Dünyanın gerçeği şu; Üretmek yetmiyor, ürettiğinizi değerli hale getirmeniz, oluşan katma değerin üreticide kalmasını sağlayacak organizasyonu ya da organizasyonları da kurmanız gerekiyor. Çiftçi kendisini tarla ile sınırlarsa, yani tarladan sonra başlayan süreçte yer almazsa ayakta durmakta yarın bugünkünden daha çok zorlanır. Buğdayı ürettiniz, yetmez. Makarna veya bisküvi olana kadar sürecin içinde olacaksınız. Marketteki rafa da o makarnayı sizin teslim etmeniz lazım. Sürecin tamamında üretici olacak ki, tarladaki üretimle başlayan hatta o üretim olmazsa başlayamayacak katma değerli süreçte dolaşan cirodan pay alabilsin. Üreticinin sermaye problemi var, tek başına bu süreci inşa edemez. Ama birlik olarak bunun üstesinden gelebilir. Dünya bunu yapmış. Nasıl? Kooperatiflerle. Biz Konya Pancar ekicileri Kooperatifi olarak yaptık. Başkaları da yapabilir, yapmalı. Tarım Bakanlığımızın önceki yıl bütçe sunuşlarında Türkiye’de kişi başına milli gelir 10.469 $ iken tarım kesiminde bu rakam 3.602 $ olarak belirtildi. Geçtiğimiz yıl itibarıyla kişi başına milli gelirimiz 10.800 dolarlar seviyesine çıktı. Tarım kesimindeki milli gelir ortalaması ise yine 3.600 dolar seviyesinde. Tam da Necip Fazıl’ın dediği durum. Allahın on pulunu bekleye dursun on kul; Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bizim kimsenin cebindekinde de tabağındakinde de gözümüz yok. Bizim derdimiz dokuz kişiye düşen bir pulu dokuza ona çıkarmak. Derdimiz başkalarından alınıp çiftçiye verilmesi değil, çiftçinin daha çok üretmesi ve ürettiğinin kıymetinin arttırılması. Bu nedenle; tarladan rafa uzanan sürecin tamamında olacağız. İstanbul Şişli’de bir markettin kasasından geçen bisküvi paketi için ödenen paradan, İzmir Kordon’da yapılan kahvaltıda içilen süt, yenilen sucuklu yumurta için ödenen hesaptan çiftçiye pay alacağız. Bizim şeker fabrikası ve sıvı şekerden sonra ilk yatırımlarımızdan biri çikolataydı. Çiftçinin pastadan pay almasını engellemek için içerden, dışarıdan hücum ettiler. Çikolatayla işiniz ne diyenlere ne cevap vereyim. Türkiye fındığın ana üreticisi, şekerde de problemimiz yok. Dünyanın en kaliteli şekeri Konyalının pancarından üretiliyor. 13 Kakao zaten her tarafa aynı yerden geliyor. Üretici kuruluşu olarak niye o alandan geri duracağız? Pazardan pancar üreticisi için pay istiyorum ve alacağım. Almaya da başladık. K.K.- Pankobirlik’in uyguladığı sözleşmeli tarım hakkında kısaca bilgi verir misiniz? R.K.- Pancar üretimi tüm Türkiye’de planlı ve sözleşmeli yapılıyor. Her fabrikanın kampanya döneminde ne kadar pancar işleyeceği belli ve bu miktar her fabrikanın kendi bölgesindeki üreticiler tarafından sözleşmeli olarak üretiliyor. Hem fabrika kendi üretimini teminat altına alıyor hem de üretici ürettiği ürünü hasattan sonra ne yapacağını kime satacağını düşünmüyor. Konya’da bu sistemi genişlettik. Kooperatif üyesi ortaklarımızın tek tarımsal üretim kalemi pancardan ibaret değil, biz çiftçi kooperatifiyiz, ortaklarımızın pancar dışında ürettiği ürünler için de aynı modeli geliştirebiliriz diyerek bakış açımızı genişlettik. Pancarın yanı sıra patateste sözleşmeli üretimi başlattık. Mısır, buğday, arpa, ayçiçeği, kanola da kontrollü üretim sürecindeyiz. Sütte sertifikalı üretici modelini geliştirdik, beside de benzer bir modele geçeceğiz. Kendi bölgemizde üreticinin her ürettiği veya üretebileceği üründe hem üreticiye satış garantisi sunan, hem de sanayi üretimini teminat altına alan bir organize üretim sürecinde ciddi mesafe kat ettik. K.K.- Ülkemizde nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretiminin toplam üretimdeki payının %10’dan %15’e yükselmesini nasıl değerlendiriyorsunuz. AB ülkeleri ile kıyaslama yapar mısınız? R.K.- Şeker pazarında kuralları dolayısıyla da kullanım oranlarını Şeker Kurumu belirliyor. 4634 sayılı Şeker Kanununun temel amacı, yurtiçi talebin yurtiçi üretimle karşılanmasını sağlamaktır. Bu Kanunun uygulayıcısı olan Şeker Kurumu da amacın gerçekleştirilmesi için öncelikle yurtiçi talep miktarını tespit edip, daha sonra bu miktarı karşılayacak miktarda üretimi, şirketlere kota tahsisatı suretiyle dağıtmaktadır. Kanuna göre toplam Şeker Tüketiminin %10’luk kısmı NBŞ kotası olarak düzenlenmiştir. Bu kotayı %50 oranında arttırıp eksiltme yetkisi de hükümetlere tanınmıştır. Ancak; nedense Kanunun hep arttırma yetkisi hatırlanmış ve neredeyse NBŞ kotasının her yıl %50 arttırılması kural haline gelmiştir. Şimdi bu oranın %15’e sabitlenmesi konuşuluyor. Dünyadaki seyirle çelişen bir durum var. ABD’de ve AB ülkelerinde bunun tersine düzenlemeler yapılan bir dönemde yarı yarıya bir artış yapmak toplum sağlığı açısından göğüslenecek yeni riskleri, ilave sağlık tehditlerini bir yana bıraksak bile dünyadaki yaklaşımlarla örtüşmediği için ticari anlamda da ülkemiz açısından avantaj sağlamayacaktır. %10’luk rakam bile son derece yüksektir. Bunu ezbere de söylemiyorum, AB ülkelerinde NBŞ kotası toplam şeker tüketiminin %4-5’i ile sınırlıdır. Türkiye’nin yıllık NBŞ üretimi tüm Avrupa’nın üretiminden fazladır. 14 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber TARIM K.K.- Bünyenizde bulunan Biyoetanol Tesislerinde üretmiş olduğunuz Biyoetanol üretimi hakkında bilgi verir misiniz? Bu üretim dalında orta ve uzun vadeli projeleriniz ve hedefleriniz nelerdir? R.K.- Biyoetanol üretimi sıfır yan ürün ve sıfır atıkla üretim yaklaşımımızın bir sonucudur. Pancarı teslim alan Konya Şeker pancarı işleyip kristal şekeri üretiyor. Sonuçta iki yan ürün çıkıyor.Melas ve küspe. Melası daha değerli hale getirmek için Biyoetanol Tesisinde işliyor ve araçlar için üreticinin pancar benzini dediği biyoetanolü üretiyoruz. Bu süreçte fermantasyon esnasında çıkan karbondioksit gazını da havada yakalayıp sıvı karbondioksite dönüştürüyoruz. Tüm bu süreçten sonra çıkan yan üründen organik gübre üretiyor, kalan yan ürünü de yem üretiminde değerlendiriyoruz. Şeker üretim prosesi sonrası çıkan diğer yan ürünümüz küspenin önemli bir kısmını ülkemiz dışında sadece ABD’de bulunan teknoloji ile Buharlı Küspe Kurutma Tesisimizde kuru küspe üretiminde değerlendiriyoruz. Küspenin değerine değer katan bu işlem sonucu ürettiğimiz kuru küspe ile ülkemiz hayvancılığını desteklerken, bu ürünümüzü Güney Kore’ye bile ihraç ediyoruz. Küspemizin geri kalan kısmını da preselerde sıkıp Paketli Küspe Tesisimizde ultraviyole ışınları geçirmeyen vakumlu ambalajlarda besicilerin hizmetine sunuyoruz. Pancarın bir gramını dahi zayi etmeden sıfır atıkla çalışıyoruz. Üretim prosesinde kullandığımız sıcak suyu soğutma kulelerinde enerji harcayarak soğutmak yerine kurduğumuz seralarda dolaştırarak hem seralarımızın ısıtılmasını sağlayarak sera ürünleri üretip gelir elde ediyor hem de soğutma için harcayacağımız enerji maliyetinden kurtuluyoruz. Bu anlattıklarım pancarın üretim prosesine kattığımız yeniliklerdir.Biyoetanole dönersek, Bizim üretim kapasitemiz yıllık 84 milyon litredir. Bu kapasite ülkemizin biyoetanol kurulu kapasitesinin %56 sına karşılık gelmektedir. Biyoetanol enerji açığı olan ve yakıt için kullandığı petrolün neredeyse tamamını ithalatla karşılayan ülkemiz açısından yeni ancak enerji arzında yerli kaynak kullanımı açısından son derece önemlidir. Pancardan üretilen ve benzinle harmanlanarak kullanılan pancar yerin 30 santim altında üretilebiliyor ve ülkemiz bu alanda olabildiğince zengin. Şimdilik toplam benzin tüketimimizde biyoetanolün harmanlanma oranı %3. Bu rakamı arttırmak bizim elimizde ve bunun kat be kat fazlasını üretmeye hazır bir tarım sektörümüz de mevcut. Biz ilk nesil biyoetanol üretimiyle bir adım attık ve ülkemizdeki seyirle de paralel olarak ikinci, üçüncü nesil biyoyakıtlar konusunda da adım atmaya hazırlanıyoruz. K.K.- Ağaçlandırma konusunda yaptığınız çalışmalarınız dikkat çekiyor. Bu konuda neler yaptınız, bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz? R.K.- Projenin rakamlar penceresinden ulaştığı boyut şudur; Konya ve çevresinde sağlı sollu 4.475 km.’lik mesafede 241 ayrı güzergâhta, köy, kasaba, karayollarında bazı yerlerde 8-10 sıraya varan çift taraflı ağaçlandırma. 8.650 dekarlık bir alanda 64 ayrı yerde toplu ağaçlandırma. Yol boyları ve toplu ağaçlandırma alanlarında 12 Milyon fidan. 450 dekar alanda kurulu ve 3,1 milyon kapasiteli Fidan Üretim Merkezi. Tozlaşmayı sağlamak için toplu orman alanlarında 460 kovan arı. Geyikler, sincaplar, yaban hayvanları ile süslü şimdilik kontrollü habitat alanı. Hedefimizi Türkiye nüfusu kadar ağaç olarak belirledik. Gerçekleştirdiğimiz iş henüz projenin yaklaşık %17’sidir. Bizim ağaçlandırma çalışmalarına başladığımız ilk yıllarda, diktiğimiz ağaçlar kırılıyor, yerinden sökülüyordu. Ağaçlarla canlanacak doğal hayatın ve bölgede artacak kuş varlığının ürüne zarar vereceği düşünülüyordu. Israr ettik, ağaç dikmeye devam ettik. Ağaçlandırmanın faydalarını kapı kapı dolaşarak anlattık. Ovaya diktiğimiz ağaçların tarımsal üretime olumlu etkisi kısa sürede somut olarak görünmeye başladı. Ağaç varlığının artmasıyla oluşan nem regülasyonu sayesinde birim alandan alınan verim artarken ağaçlar sayesinde oluşan biyolojik çeşitlilik süne ile mücadelede tarım ilaçlarıyla elde edilemeyen başarının çok kısa sürede elde edilmesini sağladı. Konya Şeker, bölge içindeki yerel özellikleri dikkate alarak genellikle, akasya, dişbudak, akçağaç, karaağaç, çınar, katalpa, ceviz, badem, iğde, gladiçya, ahlat, ıhlamur, atkestanesi, sedir, karaçam, mavi selvi ve meşe palamudu gibi ağaç türlerinin dikimini gerçekleştirmektedir. Dikimini gerçekleştirdiği fidanların önemli bir kısmını Çumra’da ağaçlandırma çalışmalarını sürekli hale getirmek için kurduğu yıllık 3,1 milyon üretim kapasitesine sahip Fidan Üretim Merkezinde kendi imkânlarıyla ürettiği ağaçlarla karşılamaktadır. Ağaçlandırma çalışmalarında da birinci ve öncelikli amacımız, üreticiye ve tarımsal üretimde sürekliliğe hizmet etmektir. K.K.- Türk çiftçisine, kooperatifçisine önerileriniz nelerdir? R.K.- Geçtiğimiz yıl Anadolu Ajansı bir haber geçmişti; “Köyler ninelere emanet” diye. 2012 yılı nüfus sayımına göre köylerdeki 65 yaş üzeri kadınların oranı önceki 5 yıla göre %6-7 civarında arttığı için bu başlığı atmışlardı. Maalesef köylerimiz yaşlanıyor. Gençlerimiz mecbur kalmadıkça geleceğini tarlada ve tarım sektöründe aramıyor. Ülkemiz tarım sektörünün 2023’te dünyanın en büyük ilk beş ekonomisi arasında yer alacağı ilk yapılacaklar listesine yazıldı. Bunu kim başaracak, köyler ve üreticiler. Sektör cazip hale getirildiği zaman başarılır. Onun için sektörü hem zihnen hem de fiziken gençleştirmemiz lazım. Bunun yolu da kooperatifçilikten geçiyor. Yani çiftçi kardeşlerim başka bir elin gelip kendilerini kurtaracağını beklemesin, biz kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz. Kendi derdimize kendimiz çare bulacağız. Kendi ürünümüzü kendimiz işleyeceğiz ki pastanın paylaşıldığı masalarda kendimize yer açabilelim. Konya Şeker olarak, Pankobirlik olarak biz o süreci başlattık, inşallah bu yolda omuz omuza, kol kola yürüyeceğimiz, bir birimizden güç alacağımız daha çok kardeş şirketimiz olur, olması lazım. ▪ Temel Bitkisel Ürünlerde Kendimize Yeterli miyiz? »» Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’nun 2012-2013 piyasa yılı için açıkladığı rakamlara göre sebzelerde, meyvelerde, tahıllarda ve diğer bitkisel ürünlerde kısacası temel bitkisel ürünlerde Türkiye için kendine yeterlilik oranları belli oldu. Toplumun en önemli ihtiyacı hiç kuşkusuz beslenme ve gıdadır. Bu gıdaları sağlayacak olan sektör ise tarımdır. İşte, tarımın hayatımızda ve dolayısıyla da beslenmemizde son derece önemli bir rolü vardır. Sürdürülebilir gıda güvencesi bağlamında tarım olmazsa olmaz bir rol oynamaktadır. Türkiye’de tarım politikalarının önde gelen amaçlarından bir tanesi de gıda ihtiyacının yurtiçi olanaklarla sağlanması dolayısıyla da kendine yeterliliğin sağlanmasıdır. Türkiye’de son yıllarda izlenen tarım politikaları neticesinde stratejik bazı ürünler açısından üretimde sorunlar oluşmaya başlamıştır. Özellikle, Türkiye’nin daha önceden kendine yeterli olduğu bazı baklagil ürünlerinde ve yağlı tohumların neredeyse tamamında günümüzde önemli sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu ürünlerdeki yetersiz arz ve dolayısıyla fiyatlarda meydana gelen önemli artışlar gıda güvencesi açısından sorunların veya beslenmede yetersizliklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Burada hemen şunu açıklamanın yararlı olacağını düşünüyorum. Nedir bu kendine yeterlilik kavramı? Kendine yeterlilik oranı, basit bir anlatım ile üretim miktarından tüketimin çıkarılması şeklinde hesaplanmaktadır. Eğer bir üründe üretim miktarı iç tüketimden fazla ise ihracat yapılmakta, üretim miktarı iç tüketimden az ise ihtiyaç olan kısım ithalat yolu ile karşılanmaktadır. Konuya 2012-2013 piyasa döneminde meyveler açısından bakıldığında Türkiye’nin bu konuda sıkıntı yaşamadığı görülmektedir. Bu alanda en yüksek yeterlilik oranı %1.639 ile incirde gerçekleşmiştir. Diğer önemli meyvelerde kendine yeterlilik oranı ise örneğin sert kabuklu meyvelerde en yüksek yeterlilik oranı %699 oranı ile fındıkta, %111 oranı ile antep fıstığında ve kestanede olmuştur. Turunçgiller grubunda yer alan meyvelerin tamamında kendine yeterliliğin sağlandığı görülmektedir. Greyfurtta yeterlilik oranı %252, limonda %223, mandalinada %185 ve portakalda %111 olarak gerçekleşmiştir. Yine kendine yeterlilik oranının yüksek olduğu ürünlerden kayısının yeterlilik oranı %415, narın %147, üzümün %142, elmanın %110 olduğu görülmektedir. Meyveler konusunda Türkiye’nin kendine yetemediği tek ürün %45 yeterlilik oranı ile muz olmuştur. Gelelim sebzelerde kendimize yeterlilik konusuna. Genel olarak sebzeleri değerlendirdiğimizde bu konuda da sorun olmadığı görülmektedir. Toplam sebze ürünlerinde yurtiçi üretimin yurtiçi talebi karşılama oranı %106 olarak gerçekleşmiştir. Sebzelerde en yüksek yeterlilik oranı %112 ile taze soğanda olmuştur. Diğer sebze ürünlerinde kendine yeterlilik oranı domateste %111, havuçta %109, hıyarda %108, biberde %108 olarak gerçekleşmiştir. Baklagil sebzelerinden ise bezelyede yeterlilik oranı %101, baklada ve taze fasulyede %100 olmuştur. Gıda ve beslenme ihtiyacı açısından önemli olan bir diğer grup da tahıllardır. Bu konuda bazı sıkıntıların olduğu söylenebilir. Toplam tahıl ürünlerinde 2012-2013 piyasa döneminde yurtiçi üretimin yurtiçi talebi karşılama oranı %93 olarak gerçekleşmiştir. Toplam tahıl üretiminde en büyük paya sahip olan buğdayın yeterlilik oranı %98 olarak gerçekleşmiştir. Bir diğer önemli ürün olan pirinçte ise kendine yeterlilik oranı %87’dir. Yem sanayinin en önemli girdilerini oluşturan arpanın yeterlilik oranı %91 ve mısırın ise %77 olmuştur. Beslenme ve protein açısından önemli olan baklagil gıda grubunda da kendine yeterlilik açısından sorunlar yaşanmaktadır. Bu grupta kendine yeterlilik oranının en yüksek olduğu ürün %122 ile kırmızı mercimek olmuştur. Toplumda sofralarımızda tüketimin çok fazla olduğu ürünlerden no- hutta yeterlilik oranı %99, kuru fasulyede %83 ve yeşil mercimekte ise %54 olarak gerçekleşmiştir. Yine, en çok tüketilen gıdalardan olan patateste ve şekerde kendine yeterlilik oranı %105’tir. Türkiye açısından bitkisel üretimde asıl sorunların yaşandığı ürün grubu ise yağlı tohumlu bitkilerdir. Bu ürünlerin çok büyük bir kısmı yurt dışından ithalat yolu ile sağlanmaktadır. Örneğin, ayçiçeğinde kendine yeterlilik oranı %52, kolzada %44 ve soyada %9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Görüldüğü gibi yağlı tohumlar ürün grubunda önemli sıkıntılar yaşanmaktadır. Soya üretiminin çok düşük olması aynı zamanda yem sanayisini de olumsuz etkilemektedir. Yağlı tohumlu bitkiler açısından kendine yeterliliğin en yüksek olduğu ürün %99 ile pamuktur. Genel bir değerlendirme yapıldığında Türkiye açısından bilinenin tekrarı bir durumla karşılaşmaktayız. Zaten üretimde sorun yaşanmayan meyve ve sebze ürünlerinde kendine yeterlilik sağlanmışken, yağlı tohumlu bitkilerde ise önemli arz açıklarının olduğu görülmektedir. Pamukta yeterli bir durum olduğu söylenebilirken buna karşılık ayçiçeğinde, kolzada ve soyada önemli üretim açıkları yaşanmaktadır. Peki, ne yapılması gerekir? Birkaç cümle ile buna da değinmek isterim. İthalat yolu ile arz açığının kapatılmaya çalışılması kısa vadede bir çözüm yolu olarak görünse de sorunu sadece gizlemeye çalışmaktan öteye gitmez. Yapılması gereken şey arz açığı olan ürünlerde üretim olanaklarının sağlanmasına çalışmaktır. Bunun yanında, istikrarlı politikaları sağlayacak önlemlerin alınması da önemlidir. Yani, dışarıdan almak yerine yurt içinde üretim olanaklarının yaratılmasına çalışmak gerekmektedir. Bu vesile ile yaz sıcaklarının kendini gösterdiği bugünlerde tüm çiftçilerimize bereketli bir ürün dönemi dilerim... Biyolojik Mücadeleye Destek Verilecek Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ nca bitkisel üretimde kimyasal ilaç yerine faydalı böcek ve bitki zararlılarını kendine çekerek zararsız hale getiren bir biyolojik mücadele yöntemi olan feromon veya tuzak kullanan çiftçilere destek verilecek. Bakanlıkça bitki zararlılarına karşı biyolojik mücadele uygulayan çiftçilere sağlanan destekle, hem zararlılarla mücadelede daha az kimyasal ilaç kullanımı hem de daha az maliyetle üretim yapılması hedefleniyor. Desteklemeden faydalanmak isteyen çiftçilerin üretici kayıt defteri tutması ve yürüttüğü mücadele faaliyetlerini entegre mücadele dahilinde yürütmesi gerekiyor. Örtü altında yetiştirilen domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak gibi sebzeler için biyolojik mücadele desteği dekara 350 TL, biyoteknik mücadele desteği dekara 110 TL, açıkta domates, elma, üzüm ve kayısı için biyoteknik mücadele desteği dekara 35 TL. Bu destekten faydalanmak isteyen çiftçiler, elma ve üzüm için 29 Ağustos, kayısı için 27 Haziran, açıkta domates yetiştiriciliği için 26 Eylül, örtü altı için 31 Aralık tarihine kadar İlçe Müdürlüklerine başvuru yapabilecek. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 TARIM Mikrokredi ve Kırsal Alanda Kadın 15 »» Dünyada özellikle 1970’li yıllarda etkisini göstermeye başlayan ekonomik küreselleşmenin en önemli olumsuz sonuçlarından biri, özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde çeşitli krizlere yol açarak toplumların yoksullaşmasına neden olmasıdır. Bu sonuç, ulusal ve uluslararası düzeyde yoksulluğa karşı mücadele için birçok metot ve politikaların geliştirilmesini gündeme getirmiştir. Mikrokredi de yoksulluğun önlenmesinde ortaya atılan politikalardan birisidir. Bu uygulama, 1974 yılında Bangladeşli ekonomist Prof. Dr. Muhammed Yunus tarafından Chittagong Üniversitesi’nde yapılan ve 2006 yılında kendisine Nobel Barış ödülünü getiren Grameen Projesi’nin sonucudur. Mikrokredi, mikrofinansın içinde bulunan mikrosigorta, mikrotasarruf gibi hizmetlerden bir tanesidir. Mikrokredi, geleneksel bankacılık anlayışına tamamen ters olup, toplumda kırsal alandaki yoksul kadınlar gibi dezavantajlı konumdaki insanların yaşamlarını kimseye bağımlı olmadan sürdürebilmeleri için, küçük ölçekli işletmeler kurup, üretici faaliyetlerde bulunarak ekonomik bağımsızlıklarına ulaşmalarını sağlayan küçük miktarlardaki kredidir. Bu kredi, Muhammed Yunus tarafından, 1983 yılında ilkeleri tamamen güven ve dayanışma temeline dayalı olarak kurulmuş olan Grameen Bank (Köy Bankası) tarafından sağlanmaktadır (http://tgmp.net). Grameen Bank metodolojisi geleneksel bankacılık metodolojisinin neredeyse tamamen tersidir. Geleneksel bankacılık anlayışı ‘‘Ne kadar çok mal varlığın varsa o kadar çok kredi alabilirsin’’ anlamına gelen teminat ilkesine dayanırken, Grameen Bank anlayışı ise ‘‘Çok az veya hiç mal varlığın olmasa da kredi alabilirsin ’’anlamında teminat zorunluluğu içermeyen bir ilkeye dayanmaktadır. Sonuç olarak, geleneksel bankacılığın teminat ilkesine dayalı olması yüzünden, dünya nüfusunun yarısından fazlası geleneksel bankacılık hizmetlerinden mahrum kalmaktadır. Grameen Bank’ın ilkelerini geleneksel bankacılık ilkelerinden ayıran özellikleri şunlardır (http://www. grameen-info.org) : • Grameen Bank’ın ilkesi, kredi bir insan hakkı olarak kabul edilmelidir inancı ile başlar ve hiçbir maddi varlığa sahip olmayan bir kişinin kredi almada yüksek önceliğe sahip olabileceği bir sistem üzerine kurulmuştur • Grameen metodolojisi, bir insanı maddi varlığı ile değerlendirmeye dayalı olmayan, ancak bir insanın potansiyeline değer veren bir anlayışa dayanmaktadır. Bu metodoloji aynı zamanda, yoksullarda dahil tüm insanların sonsuz bir potansiyele sahip olduğuna inanır • Geleneksel bankacılık anlayışının hedef kitlesi genellikle zenginler ve özellikle erkekler iken, Grameen Bank’ın hedef kitlesi özellikle kırsal alandaki yoksul kadınlardır • Geleneksel bankaların temel amacı karı maksimum düzeyde tutmak iken, Grameen Bank’ın temel amacı yoksulların ve özellikle de kırsal alandaki kadınların yoksullukla mücadele etmelerine yardımcı olmak, belirli bir ekonomik refah seviyesine yükselmelerini sağlamak ve finansal hizmetler vermektir. Bu anlayış da sosyal ve ekonomik çıktıları olan büyük bir amacı kapsamaktadır • Grameen Bank’ın borçlularının yaklaşık % 97’si kırsal alandaki yoksul kadınlardır ve öncelik erkeklerden çok kadınlara aittir. Bu banka yoksul kadınların mal varlığına sahip olmalarını sağlayarak ailelerinde ve toplum içerisinde bir statü kazanmalarına olanak verir • Grameen Bankası şubeleri iş ve kent merkezlerine mümkün olduğunca yakın yerlere kurulmaya çalışan konvansiyonel bankaların şubelerinin aksine, kırsal alanlarda kurulmaktdır. • Grameen Bankasının diğer bir temel prensibi, müşterilerinin bankaya gelmesinin yerine, kendisinin müşterilerine gitmesi gerektiğidir. • Grameen Bankası verdiği kredileri haftalık taksitler halinde bölerek geri alıyor ve müşterilerine büyük bir ödeme kolaylığı sağlıyor Nobel ödüllü Grameen Mikrofinans Programı’nın Türkiye ayağı, kar amacı olmayan bir iktisadi kuruluş olarak Türkiye Grameen Mikrofinans Programı (TGMP) adı altında, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı öncülüğünde ilk olarak 2003 yılında Diyarbakır’da başlatılmıştır. Bugün TGMP 100’den fazla şubede faaliyet göstermektedir. 2013 itibariyle 110.000’dan fazla dar gelirli kadınlara 220 milyon TL’den fazla mikrokredi verilmiştir. Bu programın amacı, Türkiye’de kırsal alanda yaşayan, gelir düzeyi hiç olmayan veya oldukça düşük olan dar gelirli kadınlara hibe yerine küçük oran- Dr. Nezaket CÖMERT Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] larda krediler verilerek değişik alanlarda iş imkânı sağlamaktır. Bu mikrokredi, geleneksel bankacılık sisteminin aksine, çerçevesinde oluşturulan fonlarla, bazı bankalar, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve belediyeler tarafından desteklenmektedir. Mikrokredi kaynağının önemli bir kısmı bağışçılardan gelmektedir. Yapılan her bir bağış kırsal alandaki dar gelirli bir kadın veya birçok kadının geleceğine umutla bakmasına neden olmaktadır. Mikrokredinin kaynakları Şekil1’de gösterilmiştir (http:// tgmp.net/Microcredi) : (http://www.grameen-info.org, http://tgmp.net/Microcredi) Mikrokredinin Alınması Kırsal alanda yaşayan dar gelirli kadınlar mikrokredi alabilmek için aşağıdaki yolları takip etmelidirler: • Öncelikle bir kadın bir mikro işletme fikrini ortaya koymalıdır • Her kadın kendi çevresinden birinci derece akrabaları dışındaki kadınlarla ve kendisiyle birlikte toplam 5 kadından oluşan bir grup oluşturmalıdır teminatsız ve T.C kimlik numarası dışında hiçbir belge istenilmeden verilmektedir. Bu mikrokredinin özellikleri şunlardır: • TGMP personeline işletme fikrini anlatmalıdırlar • Krediyi bir insan hakkı olarak değerlendiriyor • 5 kişilik grup 3günlük eğitimle krediyi nasıl kullanacakları ve geri ödeme planları hakkında bilgilendirilirler • Mikrokredinin misyonu, yoksul ailelerin yoksullukla mücadele etmelerine yardımcı olmak ve bu konuda özellikle kırsal alandaki yoksul kadınları hedef almaktır. • Mikrokredinin en ayırt edici özelliği herhangi bir kanuni sözleşmeye veya teminata dayalı bir yasal prosedürünün olmaması olup, sadece ‘‘güven’’ üzerine dayalı olmasıdır • Mikrokredinin temel prensiplerinden birisi, gelir getirici faaliyetler için ve evi olmayan fakir aileler için ev almada kullanılmak amacıyla verilmesi ve direkt olarak tüketim amacıyla kullanılmamasıdır • Kırsal alandaki kadınların sahip oldukları maddi varlıkları ile değil, geleceğe dönük çalışma azimleri ve potansiyellerinin değerlendirilmesi gerektiği ilkesine dayanmasıdır • Tüm mikrokredi çeşitleri haftalık veya iki haftalık taksitlerle son derece küçük miktarlara bölünerek geri ödenmektedir • Borçluları için zorunlu ve gönüllü tasarruf programları mevcuttur • Aynı anda birden fazla kredi borçlu tarafından alınabilir. Krediler sıraya konur ve her bir kredinin ödenmesi bittiğinde ikinci kredi başlatılır. Mirokredi Destekçileri Mikrokredinin kaynağı, kişi veya kuruluşların yaptığı bağışlardan ve değişik fonlardan sağlanmaktadır. Ülkemizde İl Özel İdaresi Kanunu • İş için gereken kredi miktarı TGMP’ye bildirilmelidir Şekil 1. Mikrokredi Destekçileri Mikrokredi Çeşitleri Kırsal alandaki dar gelirli kadınların ekonomiye kazandırılabilmeleri için verilen mikrokredi çeşitleri şunlardır: • Temel Kredi (Giriş Kredisi) • Girişimci Kredisi(işyeri olan eski üyelerine verilen kredi) • Hayvancılık Kredisi (küçük ölçekli küçükbaş, büyükbaş ve kanatlı hayvan beslemek) • Sosyal Kalkınma Kredisi(üyelerin temizlik malzemeleri vb. satmaları için) • İletişim Kredisi (üyelerin iletişim ihtiyaçlarının (cep telefonu vb. sağlamasında) • Mücadeleci Vatandaş Kredisi (dilenen insanlara kendi paralarını kazanmaya teşvikte) • Eğitim Kredisi (üniversite öğrencilerinin eğitimleri için düşünülmekte) • Mikrosigorta (ferdi kaza sigortası için) • Mikrokonut (üyelerine sağlanan mikrokrediler karşılığında konutları için ferdi kaza sigortası) • Gönüllü tasarruf (Her bir TGPM üyesinin gönüllü 1 TL kendi hesabına yatırması) • Özel bir törenle talep ettikleri krediyi alırlar Sonuç olarak, kırsal alandaki dar gelirli kadınlara ekonomik bir özgürlük sağlayan mikrokredi desteği ile kadınlar hem kendi aile ekonomilerine hem de yaşadıkları yerin ekonomisine ve tanıtımına önemli katkılarda bulunabilmektedirler. Ayrıca dünün yoksul, çaresiz ve umutsuz kadınları yarınlara büyük bir özgüvenle bakarak, maddi ve manevi bir yeterlilik duygusuyla yaşamlarının sürdürülebilirliğini sağlayarak, kendilerinin ve toplumun geleceğinin belirlenmesinde çok önemli rollerinin olduğunu ve bir kadının potansiyelinin gücünü ortaya koymaktadırlar. Dünyada ve ülkemizde var olan ve uygulanan Mikrokredi Sisteminin kırsal alandaki kadın potansiyelimizin harekete geçirilmesi ve milli ekonomimize kazandırılması açısından, daha çok desteklenmeye ve yaygınlaştırılmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenlerden dolayı kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, araştırma kuruluşları ve tarımsal amaçlı örgütlerimizin; kırsal alanda kalkınmada etkili ve alternatif finans yöntemlerinden birisi olan Mikrokredi Sistemi ile ilgili var olan çalışmalarını, maddi ve manevi desteklerini daha çok arttırarak ve özellikle bu sisteme ilişkin farkındalığın yaygınlaştırılmasına katkılar sağlayarak önemli roller üstlenebilirler. 5 Haziran Dünya Çevre Günü müydü? »» Birleşmiş Milletler, 1972’de İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Çevre Konferansı’nda daha temiz ve daha yaşanılır bir dünya için 5 Haziran’ı aldığı bir kararla Dünya Çevre Günü olarak ilan etmişti. Ancak kötüye gidiş daha da hızlandı. Günlük hayatımızda hepimiz bu değişimin sonuçlarını daha yakından hisseder olmaya başladık. Artık ‘kutlama’ yerine ekolojik yıkımla mücadele etmek gerekiyor. Her gün doğal varlıkları sermaye birikimine sokan, halkı kentsel dönüşüm projeleri adı altında yaşam alanlarından uzaklaştıran, tarihi ve kültürel dokuları düşünmeye bile gerek görülmeden yok edildiği, doğanın ticarileştirilmesine, sermaye talanına açılmasına, suyun ve doğal varlıkların metalaştırılmasına karşı her kesimin tavır takınması gerekiyor artık. Çünkü çevre ile ilgili rakamlar ürükütücü boyutlara ulaştı. • Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin verilerine göre bugün her 13 dakikada bir tür yok oluyor. Bir başka deyişle gezegenimizde her 13 dakikada bir, 1 canlı türü için kıyamet yaşanıyor. • Her gün 100 milyon ton sera gazı atmosfere salınıyor. 60 bin hektar yağmur ormanı yok edilerek, 2 milyon ton zehirli atık deniz ve nehirlere bırakılıyor. • Geçen yıl 20 Ağustos’ta Ekolojik Ayak İzimiz gezegenin kapasitesini aştı. Yani Ağustos’tan sonra global sermayemizden yemeye “hesaptan fazla para çekmeye” başlı- dioksitin özümsenmesinin ayrı ayrı ölçülmesi. • Ekolojik açık; balık stoklarının, ağaçların ve diğer doğal kaynakların tükenmesiyle, karbondioksit gibi atıkların atmosferde ve okyanuslarda birikmesiyle sonuçlanıyor. • Daha çarpıcı olanı, bu yok oluş hızının dinozorların yok olduğu zamanın 1000 katı olması. • Modernleştikçe ihtiyaçları artan ve ihtiyacı arttıkça doğayı yalnızca hammadde olarak gören insan ve onun gezegende kurduğu yaşam biçimi. yoruz. WWF ve Küresel Ayak İzi Ağı Raporu’na göre Dünya Limit Aşım Günü 2011 yılından beri her yıl üç gün öne kaydı. Yani bu yıl büyük ihtimalle 17 Ağustos’ta gezegenin bir yıllık kaynağını tüketmiş olacağız. • Ekolojik ayak izi: İnsanlığın doğa üzerindeki talebi; gıda gereksinimi, hammadde temini ve karbon- • Aşırı tüketim arttıkça, ödediğimiz bedel de artıyor: Ormanlar daralıyor, biyolojik çeşitlilik kayboluyor, balıkçılık azalıyor, toprağın verimi düşüyor, gıda sıkıntısı baş gösteriyor, atmosferde ve okyanuslarda daha fazla karbondioksit birikiyor. • Ormanların ve okyanusların özümseyebileceği miktardan daha fazla sera gazı emisyonunun açığa çıkma- sının sonucu olan iklim değişikliği, ekolojik limit aşımının en önemli ve yaygın etkisi olarak gezegendeki yaşamı tehdit ediyor. • Küresel Ekolojik Ayak İzi Raporu’na göre dünyadaki herkes bir Türkiyeli gibi yaşasaydı insanlığın 1.5 gezegene ihtiyacı olacaktı. • Türkiye’de, kişi başına düşen ekolojik ayak izi 2,7 küresel hektar (kha). • Bütün insanlık ortalama bir Endonezyalı gibi yaşasaydı gezegenin biyolojik kapasitesinin üçte ikisi kullanılmış olacaktı. • Ortalama bir Amerika vatandaşı standardını yaşamak içinse bize tam 4 gezegen daha ihtiyaç olacaktı. 16 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber KOOPERATİFÇİLİK KOOPERATİF Kooperatifçilikte Uluslararası İlişkilerin Önemi »» Dünyanın her yerinde gıdanın tarladan sofraya kadar uzanan bir yolculuğu vardır. Bu yolculuğun her aşamasında üreticinin ürettiği gıdaya değer katan birileri bulunmaktadır. Fakat bu değer artışı aynı zamanda gıdanın fiyatının artmasına da neden olmaktadır. Sonuçta tüketici, üreticinin ürünün sattığı fiyatın 10 katı tutarında bazen daha da fazlası bir parayı ödemek zorunda kalmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gıda zincirinde yer alan halka sayısı özellikle kooperatifler aracılığıyla azaltılarak bu fiyat farkı küçültülebilmektedir. Bizim ülkemizde de gelişmiş ülkelerdeki gibi bir sisteminin oluşturulabilmesinde kooperatiflere büyük sorumluluk düşecektir. Bu açıdan kooperatiflerimizin gelişmiş ülkelerdeki uygulamaları yerinde görmeleri, işin mantığını anlamaları ileriye yönelik planlamalar acısından büyük önem taşımaktadır. Burada akla gelen ilk soru, kooperatiflerin bunu nasıl yapacakları olacaktır. Bunun en doğru yolu, bölgesel ve ülke düzeyinde örgütlenmesini tamamlamış üretici örgütlerimizin, çevre ülkeler ya da Dünya’da kendi faaliyet alanlarında ileri gitmiş ülkelerdeki üretici örgütleri ile ya da Dünya çapında örgütlenmiş Uluslararası Kuruluşların tarım teşkilatları ile işbirliği amaçlı protokoller imzalamaları olacaktır. Bu yolla, kooperatiflerimiz gelişmiş ülkelerdeki emsalleri ile karşılıklı işbirliğine gidilerek bilgi ve deneyim paylaşımı yaparak, örgütlerinin geliştirilmesini ve ekonomik açıdan güçlendirilmesini sağlayabilirler. Bu tip protokoller ile eğitim, kurumsal kapasite gelişimi, fiziksel altyapılarının artırılması gibi ihtiyaç duydukları konularda ortak faaliyetlerde bulunulabilirler. Bu kapsamda yurt içinde veya dışında ortak eğitim/seminer/çalıştay gibi etkinlikler düzenleyerek üyelerinin bilgi ve görgüleri arttırabilir, zihinlerinde yeni ufuklar açabilirler. Hatta bölgesel ya da uluslararası fuar ve panayırlar düzenleyebilir ya da bu tip etkinliklere ortak katılımlar sağlayarak yeni pazarlara daha güçlü açılmanın yollarını arayabilirler. Aslında en güzeli, birlikte üretim, işleme ve pazarlama amaçlı ortak yatırım girişimleri ya da ortak projeler yürütebilirler. Bu aşamada akla gelen ikinci soru, bunu kimler ile yapacakları olacaktır. Bu konuda işbirliği yapılacak birçok hedef ülke grubu ve uluslar arası kuruluş bulunmaktadır. Bunlar gruplar halinde aşağıda sıralanmıştır. İşbirliği yapılabilecek ülke grupları: AB ülkeleri, Balkan ülkeleri, Orta Doğu ülkeleri- Müslüman ülkeler, Orta Asya ülkeleri- Türk Kökenli ülkeler, Kuzey Afrika- Akdeniz ülkeleri, Karadeniz ülkeleri, G20 ülkeleri gibi. Uluslararası kuruluşlar olarak ilk akla gelenler; • Uluslararası Kooperatifçilik Teşkilatı (ICA), • Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), • Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), • Dünya Bankası, İslam Kalkınma Bankası, • Uluslararası Yatırım ve Kalkınma Bankası (IBRD), • Japon İşbirliği Teşkilatı (JICA), Birleşmiş Milletler (BM) ve BM’nin alt kuruluşları • Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO), • Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD), • Kalkınma Programı (UNDP), • Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) gibi tarım ile ilgisi bulunan kuruluşlar sıralanabilir. Bu örneklerin sayısı ve tipi daha da arttırılabilir. Bu örgütler ile nasıl işbirliği kurulabileceğine ilişkin birkaç örnek verelim. Türkiye, FAO ile 2006 yılında imzaladığı anlaşma ile yardım alan değil, projelere yardım veren (donör) ülke konumuna geçmiştir. FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi Ev Sahibi Ülke olarak, ülkemizde 2007 yılında açılan FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi (FAO-SEC) sayesinde FAO-Türkiye Ortaklık Programının (FTPP) kapsamında, Orta Asya ülkelerinde uygulanacak projeler için bugüne kadar toplam 10 milyon dolar katkıda bulunulmuştur. Önümüzdeki yıllarda bu miktar daha da artacak ve bu projeler uygulanırken kooperatiflerimiz ciddi birer paydaş olacaklardır. Bir başka örnek ise; Uluslararası Kooperatifçilik Teşkilatı (The International Cooperatives Alliance-ICA) ile ilgili verilebilir. Kooperatifler ile doğrudan ilişkili olduğu için özellikle ICA ile ilgili kısa bir bilgi ve sürdürülen başarılı ilişkiler üzerinden detaylı bir örnek verelim. Çok eski bir geçmişe sahip bu örgüt, 1895’de kurulmuş. Uluslararası İttifak, bilgi temini, kooperatifçilik ilkelerinin Dr. Erhan EKMEN Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Daire Başkanlığı Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma Grubu Sorumlusu tanımlanması ve savunulması ile uluslararası ticaretin geliştirilmesini amaçlayan ICA; 118 yıldır barış, demokrasiye bağlılık ve siyasi tarafsızlık konusunda ilkelerini korumuş. Bugün 96 farklı ülkeden 271 üyesi bulunan ICA tarafından Dünya Kooperatifçilik Günü kutlanmakta ve bu konuda bir bilinç oluşturulmaya çalışılmaktadır. ICA, bugüne kadar bünyesi içinden büyük örgütler çıkartmıştır. ICA’nın sektörel organizasyonlardan biri olan Uluslararası Tarım Kooperatifleri Örgütü (the International Co-operative Agricultural Organisation - ICAO) 1951’de kurulmuştur. 1966 yılında bunun bir alt komitesi olarak kurulan Balıkçılık Komitesi 1976 yılında Uluslararası Balıkçılık Kooperatifleri Örgütü (the International Co-operative Fisheries Organisations - ICFO) adını almıştır. ICA, 1992 yılından itibaren yeni bir yönetim sürecine geçerek Dünya çapında dört bölge kurmuştur. Bunlar Afrika, Amerika, Avrupa ve Asya-Pasifik bölgeleridir. Avrupa Kooperatif Alt Teşkilatı (the Cooperatives Europe) 1995 yılında kurulmuştur. Türkiye’den Avrupa Kooperatif Alt Teşkilatına (The Cooperatives Europe) üye olan 4 örgütümüz bulunmaktadır. Bunlar; Türkiye Milli Kooperatifler Birliği, Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği ve Türk Kooperatifçilik Kurumu’dur. Bu örgütlerimizin faaliyetleri sayesinde, Avrupa Kooperatif Alt Teşkilatının Genel Kurul toplantısı ve müteakiben çalıştayları geçen yıl Mayıs ayında, İstanbul’da yapılmıştır. 35 Avrupa ülkesinden gelen kooperatifçiler ile yapılan genel kurul sonrasında, Türkiye’den Tarım Kredi Ko- operatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu’na seçilmiştir. ICA altındaki örgütler içinde ülkemiz adına ilk başarı daha önce Orman Kooperatifleri Merkez Birliği’nin Uluslararası Tarım Kooperatifleri Örgütü – ICAO’da Yönetim Kurulu’na seçilmesitir. Bunlara ek olarak, ICA’nın 2015 yılında yapılacak Büyük Kongresi’de Antalya’da yapılması kararı da tarım kooperatiflerimizin ülkemiz adına övünç verici başarılarından biridir. Bu konuda son başarı Su Ürünleri Kooperatiflerimiz tarafından gerçekleştirilmiştir. Dünya çapında su ürünleri kooperatiflerinin en üst teşkilatı olan Uluslararası Balıkçılık Kooperatifleri Örgütü (the International Co-operative Fisheries Organisations - ICFO) ile ülkemizde bu konuda en üst örgüt olan Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği (SÜRKOOP) arasında Haziran ayında bir mutabakat imzalanmıştır. İmza törenine ICFO Başkanı ve Genel Sekreteri ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı katılım sağlamıştır. Böylelikle SÜRKOOP’da ülkemizde bir üst lige geçen kooperatifler arasına girmiştir. Bundan sonra SÜRKOOP, kooperatiflerinin büyümesi ve gelişmesinde Dünya çapında iyi uygulamalar ve anahtar kişiler ile temas edebilecek ve teknik yardım imkanlarına ulaşabilecektir. ICFO yada ICFO üyesi ülkelerin kooperatifleri ile bilgi ve deneyim paylaşımı yapmak amacıyla karşılıklı işbirliği yaparak ortaklarına yeni fırsatlar yaratabilecektir. Bu konuda çalışmalara uluslararası fuarlarda birlikte stant açarak başlayabilirler. Rekabet şartlarının gittikçe zorlaştığı piyasalara birlikte daha güçlü girebilirler. Bunları nasıl gerçekleştirebileceklerine ilişkin yurdumuzda ya da başka bir ülkede ortak konferanslar düzenleyebilirler. Bütün bu çalışmaların sonunda kooperatif ortaklarının, yabancı ortaklar ile yatırım yapmalarının yollarını bulabilirler. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Teşkilatlanma Dairesi ülkemizde örgütlenme alanındaki uluslararası ikili ilişkiler kapsamında faaliyetlerin gerçekleştirilmesinden sorumludur ve kooperatiflere her zaman destek olmaktadır. Bu sorumluluk doğrultusunda üretici örgütlerimiz için fayda sağlayabilecek olanakları araştırmak, geliştirilmesinde yarar bulunan sektörleri tespit etmek, bunların sürekli takibini yapmak, muhatap ülkenin sunduğu olanakların değerlendirilebilmesi için karşılıklı işbirliği yöntemlerini belirlemek ve bu olanakların ülkemizdeki üretici örgütleri tarafından değerlendirilebilmesi için işbirliği olanaklarını arttırıcı tedbirler almak gibi konularında faaliyet göstermektedir. Ülkemizde büyük bir atılım dönemine giren kooperatifçilik hareketinin bütün sorunlarına rağmen, uluslararası ilişkileri kullanarak gelişimini artan bir hızla devam ettirmesi gerçek memnuniyet verici bir durumdur. Bu başarıların diğer örgütlerimize de örnek olacağına ve ülkemizde bu tip yeni girişimlerin giderek artacağına inanıyorum. İnsan iradesinin nefsine hükmetmeyi ve şükretmeyi öğrettiği Mübarek Ramazan Ayının, ülkemize ve bütün Dünyaya barış ve huzur getirmesini diliyor ve şimdiden Bayramınızı kutluyorum. Ülkemizde Kooperatifçilik Bilincinin Gelişmesinde Koopearatif Eğitiminin Önemi »» Kooperatifçiliğin en sevdiğim tanımlarından biri insanların cinsiyet, yaş, din, etnik, millet farklılıkları olmadan birlik beraberlik içerisinde çalışabilecekleri işletmeler kurmak için beraber hareket etikleri organizasyonlardır. Bu tanım kooperatifçiliğin ortak bir yaşam felsefesi konusunda bize bilgi verir. Gelişmiş ülkelerde kooperatifçilik eğitimi ilkokuldan başlamaktadır. Bunun en önemli nedeni kooperatifçiliğin ulus devlet ve millet bilincinin geliştirilmesinde en önemli faktör olarak görülmesidir. Ülkemizde ise kooperatifçilik eğitimi ne yazık ki ilkokullarda başlamamakta ve ön lisans ve halk eğitim benzeri kurumlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Köy enstitüleri kapatıldıktan sonra kooperatifçilik eğitimi lisans düzeyinden ön lisans düzeyine indirilmiş olup Bundan Dolayı bir nesil kooperatifçilik bilincinden yeteri kadar faydalanmadan yetişmiştir. Bu da ülkemizde kooperatifçiliğe geliştirecek bir kadroların yeteri kadar yetiştirilmesinde zorluklarla karşılaşılmıştır. Bu süreç Köy-Koop ‘un 1971 yılında tekrar kurulması ile yeni bir misyon ve vizyon yaklaşımı ile tekrar şaha kalkmıştır. Fakat Köy-Koop ‘un 1980 li yıllarda kapatılmasından ülkemiz kooperatifçiliği ciddi zararlar görmüştür. Köy-Koop üreticinin köylünün ve öğrencileri kooperatifçilik konusunda bilgi vermek için üstün gayretlerle ülkemizden her yerinde kooperatifçilik alanında seminer, kurs vermiştir. Bu gayretlerini 2012 yılında Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksek Okulu ile protokol hazırlayarak örnek bir modelleme kurmuştur. Köy-Koop eğitim projesi Halen Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksek Okulu Kooperatifçilik bölümünde uygulanmaktadır. Öğrenciler stajlarını ve mesleki S. Sedat AKGÖZ Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksekokulu Kooperatifçilik Bölümü Öğretim Görevlisi eğitimlerini Köy-Koop bağlı birliklerde yapmakta ve deneyim kazanmaktadırlar. Ülkemizde kooperatifçilik eğitimi ön lisan düzeyinde sekiz üniversitenin meslek yüksekokullarında verilmektedir. 2012 -2016 yılı Kooperatifçilik eylem planında kooperatifçilik eğitiminin yaygınlaştırılması için ‘Kooperatifçilik Eğitim Girişimciliği Projesi’ uygulamaya konulmuştur. Bu eğitimin halk eğitimlerinde beraber en az 12 katılım ile açılması hedeflenmiştir. Eğitime katılma şartları olarak asgari ilkokul mezunu şartı aranmıştır. Bu durum çok üzücüdür. Nitelikli kooperatifçilik için eğitim şartı en az ön lisan ve lisans olmalıdır. Bakanlığın anlaşmayı halk eğitim merkezleri ile beraber kooperatif birlikleri ve üniversitelerle yapsaydı bunun kooperatifçilik eğitimine ciddi katkıda bulunacağı düşüncesindeyim. Kooperatifçilik bölümü hocası olarak bu projenin başarılı olmasında ciddi zorluklarla karşılaşılacağı kanaatindeyim. En önemli sorunların bu alanda kooperatifçilik eğitimi verecek nitelikte elemanların azlığı ve asgari eğitim düzeyinin ilkokul mezunu olması projenin başarılı olmasında ciddi engel olacaktır. Bakanlığın KGEP projesi başarılı olması için acilen bir eğitim komisyonu kurulması gerekmektedir. Burada eğitimlerin koordinasyonun kooperatif süt birlikleri ve Köy-Koop vb. organizasyonlar tarafından yürütülürse projenin üretici ve halk tarafından benimsenmesinde ciddi faydaları olacaktır. Bakanlık bu eğitimi Halk eğitim merkezleri yerine internet tabanlı bir eğitim modeli ile üniversitelerde ve kooperatif üst birliklerinde verirse projenin halk tarafından benimsenmesi daha kolay kanaatindeyim. Hepinize kooperatifçiliğe adanmış bir ömür dileğiyle. Köy-Koop Haber Temmuz 2014 TARIM “Tarım ve Hayvancılık Politikalarımız AB Normalarında Yeniden Yapılandırılmalı” »» Bu ayki Üretici Gözüyle köşemizde, S.S. Balıkesir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Köseoğlu ile ile söyleşimizi yaptık. Ahmet Bey kısaca kendinizi tanıtır mısınız? İsmim Ahmet Köseoğlu, 1964 yılında Balıkesir’in Bigadiç İlçesi Mecidiye Köyünde doğdum. Ortaokul mezunuyum. 1982 yılından beri inşaatçılık ve çiftçilikle uğraşıyorum. Kooperatifçilikle tanışmanız nasıl oldu? Kooperatifçiliği 1972 yılında köyümüzde kurulmuş olan S.S. Üretim Pazarlama ve Tüketim Kooperatifi ile tanıdım. 1982-83 yıllarında İlçemizde kurulu olan tavukçuluk kooperatifince projelendirilen yem fabrikası inşaatında çalıştığım dönemde kooperatifçilik hakkında da bilgi sahibi oldum. 1992 yılında S.S. Mecidiyeköyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifine ortak olmamla beraber, kooperatifçiliğe gerçek anlamda adım atmış bulundum. Kooperatifçiliğin gerçek anlamını, değerini burada öğrenmeye başladım. Kooperatifinizin çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz? 1993 yılında kooperatifimiz ortaklar mülkiyetinde 100 aile x 2 baş süt sığırcılığı projesi ve işletme binamızın devreye girmesiyle birlikte günlük 3 ton olan süt miktarı, proje sayesinde birkaç yıl içinde 8 tona ulaştı. Hayvancılığın bilinçli bir şekilde yapılması ile bugün üretilen süt miktarı 17-18 tona kadar çıkmakta. Topladığınız sütleri ne şekilde değerlendiriyorsunuz? Kooperatifimizin 20 ton/gün soğutma kapasitesi olan süt alım merkezimizde, ortaklarımızdan alınan sütleri ulusal bir firmaya pazarlıyoruz. Kooperatifinizin ortaklarına başka ne gibi hizmetleri var? Hangi tarımsal faaliyetlerde bulunuyorsunuz? S.S. Mecidiye Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifimizin Başkanı İsmail Uzunoğu ve Yönetim Kurulunda görevli bulun bizler, ortaklarımızın yem, kaba yem, kesif yem, yem hammaddesi, mazot, gübre, kömür, ihtiyaçlarını da karşılıyoruz. Kooperatifimiz, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının uyguladığı % 50 hibe destekli, promotik mibzer ve balya makinesi alarak ortaklarımızın hizmete sunduk. 280 ortağı olan Kooperatifimizin aylık yem tüketimi 400450 tondur. 6 çalışan personeliyle birlikte özel veteriner kliniğimizle de ortaklarımıza hayvancılık konusunda katkı sağlamaya çalışıyoruz. Ayrıca, Kooperatifimiz seminer ve fuarlara katılım organizasyonları düzenleyerek ortaklarımızın bilinçlenmesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Dr. Özdal KÖKSAL Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü [email protected] Ülkemizde tarım ve hayvancılığın geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz? Öncelikli olarak üreticilerimizin yaşadıkları zorlukları sıkıntıları anlamak gerekli. Bunun üzerine ülkemizin tarım ve hayvancılığının iyi bir planlamadan geçmesi gerektiğine inanıyorum. Bürokrasinin yoğunluğu ve engellerini aşmalıyız. Tarım ve hayvancılık politikalarımızın AB normalarında yeniden yapılandırılmalı. Kooperatiflerin üretimden pazarlamaya kadar ülkede söz sahibi olacak atılımların gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ülkemizdeki Kooperatif örgütlenmesi ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Uzun yıllardır kooperatiflerde, birliklerde ve merkez birliklerinde görevlerim oldu. Yönetici ve üretici gözüyle şunları söyleyebilirim; örgüt kirliliğinden çok şikayetçiyim. Kooperatifçilik mutlaka birleşmekten, biraraya gelmekten geçiyorsa bizlerde bir arada, birlik olmalıyız. Sahada yaşanan yetki karmaşasının bir an önce son bulması gerekiyor. Bunun zorluğunu ve sıkıntısını yaşayan kooperatifçilerin ortak akılla doğruyu bulacağına düşünüyorum. Örgütlerde dikey yapılanmayla, tek çatı altında birliktelikle çözüme kavuşacağına inanıyorum. 17 Hal Kayıt Sistemi Tanıtıldı »» Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı Antalya'da düzenlenen Hal Kayıt Sistemi Tanıtım Toplantısına katıldı. Sistem ile tarladan sofraya, üretimden satışa ve tüketiciye erişimine kadar sebze ve meyve sektörünün tüm aşamalarının kayıtlı hale geleceğini anlatan Yazıcı, teknolojik ve bilişim olanakları hazırlanarak uygulamaya konulan sistemin başında bazı aksaklıklar olabileceğini, yaşanan aksaklıkların da zaman içinde çözüleceğini kaydetti. Yazıcı, “Bu sistemi birlikte başarıya ulaştıracağız. Bizim çabamız, gayretimiz bu. Bu başarıya ulaşınca herkes kazanacak. Üreticinin ürettiği ürün kamyonlara yüklenip yollara dökülmeyecek, çöplüklere atılmayacak. Üretici de komisyoncu da emeğinin karşılığını alacak” diye konuştu. Sistemle ilgili rehberlik yapacak ve sistemi denetleyecek kurumun Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olduğunu kaydeden Yazıcı, görevini yerine getirmeyenlere de ağır yaptırımlar uygulanacağını bildirdi. Yeni Hal Kanunu ile üreticinin üzerindeki hal rüsumu yükünün kaldırıldığını belirten Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, üreticinin bundan sonra hal rüsumu ödemeyeceğini, komisyoncunun ödeyeceğini dile getirdi. Belediyelerin tahsil edilen rüsumu paylaşımına ilişkin de kriterler getirildiğini ifade eden Yazıcı, bu paylaşımın hiçbir çekişmeye mahal vermeden tamamen elektronik ortamda yapılacağını söyledi. Künye koymamak ya da farklı koymanın cezası 6 bin liradan başlıyor. Yeni hal kayıt sistemi ile ürünlerin künyesinin olacağını kaydeden Yazıcı, şöyle konuştu: “Satın almak için tedarikçiye gittiğinizde ihtiyacınız olan domatesi alırken künyesine bakacaksınız. Nerede üretilmiş, ne zaman hasadı yapılmış, tüm bunları göreceksiniz. Ürünün künyesi olacak, bunu ileride çok daha yaygın hale getireceğiz. Künyeyi aslında renkli çıkaracaktık ama maliyet artmasın diye siyah-beyaz yaptık. İleride bu belki barkoda dönüşecek. Artık hiçbir satıcı her domatesi Ayaş domatesi diye satamayacak veya her portakala Finike portakalı, Anamur muzu diyemeyecek. Çün- kü künye olacak. Künyeyi değiştirirse ne olur? Cezası 6 bin liradan başlıyor. Künye koymamak ya da farklı koymanın idari yaptırımı 6 bin lira. Bu alanda bugüne kadar var olan sorunları, kayıtdışılığı, tarladan sofraya inşallah hem üretici hem de bu işin ticaretini yapanlar hak kuralları içerisinde hak ettiklerini alacaklar. Tüketici de kaliteli, hijyenik, standardı belirlenmiş meyve ve sebzeye güven içinde erişebilecek.” İmaj Değişecek Eskiden gümrükçülere hep farklı bakıldığını, fakat bugün gümrükçülerin imajının önemli ölçüde değiştiğini kaydeden Bakan Yazıcı, hal, toptancı imajını da yeni sistemle değiştireceklerini söyledi. Yazıcı, “Bu alanda da var olan şüpheleri ortadan kaldıracağız. Özellikle çöpe attığımız meyve ve sebzenin kurtarılmasını sağlayacak olan ambalajlama ve nakliye standartlarıdır” diye konuştu. Ürün standardına ilişkin çalışmaların aslında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yapıldığını ifade eden Yazıcı, söz konusu bakanlıkla bir protokol imzalayarak, meyve ve sebzeyle ilgili standart belirleme işlemlerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yürütüleceğini bildirdi. Türkiye’nin Büyüme Rakamları Türkiye’nin bulunduğu coğrafyaya bakıldığında ekonomik büyümelerin ya düşük ya da eksilerde olduğunu ifade eden Yazıcı, Türkiye’nin büyüme hedeflerinin bazı uluslararası kuruluşlar tarafından yüzde 3, yüzde 2,5 şeklinde revize edildiğini, ancak 2014 yılı ilk çeyreğinde Türkiye’nin yüzde 4,3 büyüdüğünü kaydetti. Yazıcı, “Bu başarı sizin başarınız, hepimizin başarısı. Türkiye, bütün bunları yaparken kendi gücüne, insanına güveniyor. Büyük yatırımlar projelendiriyoruz. Dünyanın en büyük havalimanını inşa ediyoruz. Marmaray 150 yıllık rüya. Gezmediyseniz mutlaka gidin. İstanbul’a gittiğinizde Marmaray’dan geçin ve Türkiye Cumhuriyeti ile övünün” dedi. Yatırımların önünü açarak, ekonomiyi güçlendirerek, rekabet gücünü artırarak, üretilen ürünleri çöpe değil tüketiciye ulaştırarak, fazla üretimini dünya pazarlarına sunarak ülkeyi büyütmeye çalıştıklarını anlatan Yazıcı, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ancak böyle ulaşabileceğini kaydetti. Yazıcı, “Daha fazla kazanacaksınız, daha fazla vergi ödeyeceksiniz. Türkiye’yi 2023’e öyle taşıyacağız. Bazıları için hayal, oturursan senin için de hayal. Hayalci olmayacaksınız ama hayal edeceksiniz. Çünkü hayal hedeftir, vizyondur” diye konuştu. Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısını yaklaşık iki yıla yakın süre çalışarak hazırladıklarını da bildiren Yazıcı, bakanlık tarafından hazırlanan taslağa son şeklini verdiklerini ve Başbakanlık’a sevkettiklerini söyledi. Taslağın önümüzdeki süreçte Bakanlar Kurulu gündemine taşınmasını ümit ettiğini belirten Gümrük ve Ticaret Bakanı, buradan da Meclis’e gitmesini sağlayacaklarını kaydetti. Yazıcı, söz konusu tasarının bu yılın sonuna kadar yasalaşmasını hedeflediklerini de bildirdi. Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın bir çerçeve kanun olacağını da dile getiren Yazıcı, konunun “mecelle” gibi her alanını detaylandırarak düzenlenmesinin doğru olmayacağını ifade etti. Denizbank 10 Üreticiye Traktör Hediye Edecek »» DenizBank, Üretici Kart'ın 10. yılında 10 üreticiye 2014 model marka traktör hediye ettiklerini açıkladı. Tarımsal üreticiye destek vermeye devam eden DenizBank, bu kapsamda düzenlediği Milli Piyango İdaresi kampanyası kapsamında 31 Mayıs - 31 Ekim 2014 tarihleri arasında Üretici Kart’ını kullanacak 10 müşterisine 2014 model Tümosan marka traktör kazanma fırsatı sunuyor. Üretici Kart sahibi tarımsal üreticilerin 31 Ekim 2014’e kadar tek seferde 100 TL ve üzeri tutarında mazot, gübre, yem, zirai ilaç, tohum, fide gibi tüm tarımsal girdi satışı yapan anlaşmalı bayilerden yapacakları tarımsal girdi harcamalarına çekiliş hakkı veriliyor. 7 Kasım 2014 tarihinde yapılacak çekilişle belirlenecek talihliler 2014 model “4155 2 WD ROLLBARLI” Tümosan marka traktör kazanacak. 13 Kasım 2014 tarihli Güneş gazetesi ile Yeni Şafak gazetelerinde ve “www.denizbank.com”da kazanan tahliler ilan edilecek. Üreticiler kampanya ile ilgili detaylı bilgiye “www.denizbank.com” ve “444 6 800” no’lu DenizBank Tarım Hattı’ndan ulaşabilecek. Özel bankalar arasında tarım sektörüne en fazla kredi kullandıran banka olarak sektöre verdikleri toplam kredi tutarının 3,5 milyar lirayı aştığını aktaran Sun, “DenizBank olarak öncü uygulamalarımızla tarımsal üreticilerimizin hayatını kolaylaştırmaya ve yeni fırsatlar sunmaya devam edeceğiz. Üreticilerimizi, Üreti- ci Kart’larını avantajlı alışveriş kampanyalarımızda kullanarak son model Tümosan traktör sahibi olmaya çağırıyoruz” dedi. Üretici Kart ile üreticiler, kapalı devre çalışan ve sadece yapmış olduğu tarımsal faaliyetler için gerekli olan gübre, tarım ilacı, yem, akaryakıt, tohum, fide gibi tarımsal girdi alımlarını DenizBank’ın anlaşmalı üye işyerlerinden Üretici Kartları ile 5 aya varan vadeye kadar olan kısmını faizsiz olarak kullanabiliyor. Üreticiler DenizBank şubelerinden, anlaşmalı üye işyerlerindeki POS makinalarından, ATM’lerden, DenizBank web sayfasından ya da bir SMS atarak cep telefonlarından Üretici Kart başvurusunda bulunabiliyor. 18 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber HAYVAN HASTALIĞI Pahalı Bir Hastalık Olan Ketosis (Asetonemi) »» Ketosis, diğer adıyla asetonemi ineklerde görülen ve çiftliklere çok pahalıya mal olan bir hastalıktır. Doğum sonrası enerji eksikliği sebebiyle ortaya çıkan Ketosis sütün ve süt proteininin azalması, zayıflama, döl tutmama gibi ekonomik sorunları beraberinde getirir. Ancak; çok pahalıya mal olması sadece bu sebeplerden değildir. Ketosis rahim yangısına (metritis), şirdenin kaymasına (abomasum deplasmanı), topallığa ve meme yangısına (mastitis) zemin hazırlar. Ketosisli ineklerde sonun atılamaması riski daha fazladır. Sürüden mecburi çıkarma oranı artar. Avrupa’da Ketosisin inek başına maliyetinin, yıllık 350 Euro olduğu hesap edilmektedir. Ketosis modern yetiştiriciliğin bir hastalığıdır. Süt sığırları genetik olarak yüksek verimli hayvanlar arasından seçildiğinden süt verimi için harcanan enerji yüksek olmakta, alınan enerji bu kaybı karşılayamazsa hastalık oluşmaktadır (Negatif enerji dengesi). Yüksek verimli ineklerin ketosise yatkınlığı vardır. Bu durum Holstein ırkı ineklerde ketosis görülme sıklığını arttırmaktadır. Ketosis vücudun savunma sistemini de kötü yönde etkileyen bir bozukluk olduğundan doğum sonrası meme ve rahim yangılarının artmasına da yol açar. Hayvanların doğumdan önce aşırı yağlandırılmaları hastalığı hazırlayıcı rol oynar. Bir ahırdaki ineklerin tümüne verimine bakılmaksızın aynı miktarda yem verilmesi durumu hastalığı oluşturan başlıca etkendir. Bu şekilde besleme ineklerin doğuma yakın süt verimlerinin aşırı düştüğü dönemde fazla yem almaları nedeni ile yağlanmalarına, doğumdan sonra ise eksik beslenmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle ahırdaki ineklerin süt verimleri belirli aralıklarla tespit edilerek her hayvan verimine göre farklı beslenmelidir. Ketosise, ineklerde süt veriminin en yüksek olduğu yaş dönemlerinde rastlanır. Hastalık ilk doğumunu yapanlarda pek görülmez. En sık olarak 4. ve 5. doğumunu yapan ineklerde meydana gelir. Fazlaca yağlı inekler ve ikiz taşıyanlar daha fazla riske sahiptirler. Bir kez ketosis hastalığı gösteren inekler diğer senedeki doğumlarında da risk altındadırlar. Hastalık hayvanlarda süt veriminin başladığı ve süt veriminin en üst seviyede olduğu dönemlerinde gözlemlenmektedir. Olayların %90′ı doğumdan sonraki ilk 2 ayda ve bunların da çoğu ilk ayda gözlenir. Hem merada hem de ahırda beslenen ineklerde ketosis görülebilir. Ayrıca ketosisin ortaya çıkışı, süt verme süresinin uzaması, mevsimler ( en sık olarak kış sonu ve ilkbahar), iklim, barındırma ve yedirilen rasyonun özelliği gibi faktörlerle de ilişkilidir. Sığırlarda ketosis ayrıca A ve B12 vitaminleri, kobalt, fosfor, mangan gibi iz element noksanlıkları, hayvanların hareketsiz bırakılmaları, karaciğer hastalıkları, böbrek üstü bezindeki fonksiyon bozuklukları durumlarında da ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın Belirtileri KORUMA VE KONTROL Hastalıkta iştahsızlık, kuru dışkı (at dışkısı gibi), süt veriminde azalma, depresyon gibi belirtiler gözlenir. Hastalık gösterdiği belirtilere göre gizli (subklinik), sindirim ve sinirsel olmak üzere üç formda gözlemlenebilir. Sindirim ve sinirsel formu hastalığın ilerlemiş devrelerinde daha da belirgin hale gelir. Süt ineklerinin enerji gereksinimlerinin tam olarak karşılanmasıyla ketosis hastalığı önlenebilir. Fakat yüksek verimli süt ineklerinin doğumdan sonraki ilk iki ay içerisindeki enerji gereksinimlerinin tam olarak karşılanması oldukça zordur. Bu nedenle, yüksek verimli süt ineklerinde doğumdan sonra görülen ketosisi önlemek için; Belgin GÜNAY Veteriner Hekim [email protected] Resim 1. Ketosis hastası olan bir inek Gizli form: En yaygın tipi olup, yalnız süt verimi ve döl veriminde azalma ile seyrettiğinden direkt olarak üzerinde durulmamakta veya gözden kaçmakta; bu nedenle de büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Sindirim formu: Süt ineklerinde bu formun görülme oranı daha fazladır. Hastalık doğumdan birkaç hafta sonra başlar ve yavaş gelişen bir hazımsızlıkla seyreder. Hayvan başlangıçta sadece kuru ot ve saman gibi kaba yemleri yemeği yeğler veya yemini seçerek alır, genellikle tane yemleri veya konsantre yemleri yemeği reddeder, ara sıra yenilmeyecek şeyleri yeme (duvarların yalanması, altlıkların yenilmesi) gözlemlenebilir. Bir süre sonra hayvan hiç yem yemez ve su içmez. İşkembe hareketleri ve geviş getirme tamamen durmuş, dışkılama seyrekleşmiş, dışkı kurudur. Bazen inatçı bir ishal de gözlenebilir. Süt verimi azalır (1/4 oranında), kıvamı koyulaşır ve kaynatıldığında pıhtılaşır. Hayvan hızlı bir şekilde zayıflar. Yürürken sallanır, çoğunlukla yarı uyku halindedir. Sürü dışında kalır. Bu dönemde solunum havasında, deride ve sütte tipik bir aseton kokusu algılanır. Sinirsel formu: Sinirsel bozukluklar hayvanlarda doğumda ve sonrasında gözlenmeye başlar. Hayvan birdenbire tutarsız hareketler gösterir. Zaman zaman böğürür, duvarlara ve yemliklere çıkar, saldırgandır, gözleri döner, ayaklarını yere vurur, dairesel hareketler yapar, yerinde duramaz, ön ayaklarını çapraz olarak tutar, başını bir yere dayar, bazen geçici bir süre körlük dikkati çeker. Vücudunu duvarlara sürter veya durmadan yalar, yenilmeyecek şeyler yeme belirtileri, boşa çiğneme hareketleri, diş gıcırdatma ve tükürük miktarında artış görülür. Hayvan hafif titremeler ve kasılmalar gösterir, hareketleri anlamsızdır. Ender olarak kusma görülür. Sinirsel hareketler 1-2 saatlik nöbetler şeklindedir, bu süre sonunda hayvan normale döner, 10-12 saat aralıklarla nöbetlerin tekrarlandığı gözlenir. Bu nöbetler sırasında hayvan kendini yaralayabilir. Hayvanın sütünde, derisinde ve idrarında aseton kokusu algılanır. Resim 2. Sinirsel Ketosis belirtisi gösteren bir inek Hayvanlarda süt verimi aniden azalır fakat tamamen ortadan kalkmaz. Sütün kıvamı artar, krema görüntüsünü andırır, kokusu ve tadı değişir. Arka kısım felcinden dolayı yürürken tökezler. Hayvanın zaptı raptı zordur ve ileri safhalarda hayvan yere yatar ve komaya girerek ölür. İneğin fazla strese maruz kaldığı ve zayıf olduğu durumlarda yavru atma ve buzağının ana rahminde öldüğü bazı durumlarda da annenin doğururken öldüğü gözlenebilir. Resim 3. Sinirsel Ketosis belirtisi gösteren bir inek Hastalığın Teşhisi: Hastalığın kesin teşhisi kan, idrar veya sütte keton testlerinin yapılması ile mümkündür. Miktar ile ya da mor renk oluşması ile teşhise gidilir. Hastalığın sürüdeki sıklığı kötü yönetilen çiftliklerde %50 yi bulabilir. Genellikle sıklık %15 civarındadır. Sütü çiftlikten alan mandıra veya süt fabrikaları eğer üreticiye süt proteini ve süt yağı hakkında geri bilgi veriyorsa, sütteki protein/ yağ oranı gizli Ketosis’ten şüphelenmeyi arttırır. Holstein ineklerde %3 protein, %3,5 yağ içeriği normaldir. Örneğin; %3 protein, %4 yağ oranı söz konusu ise normal değer aralığındadır. Ama ; %4,5 yağ, %2,5 protein bildirilirse, Ketosis’ten şüphelenmek gerekir. Protein oranı düşük, yağ oranı yüksek süt, ketosis göstergesidir. Süt proteini, süt yağı oranı %75 olmalıdır. Bu oran %70 in altında ise, Ketosis şüphesi artar. Örnek; %4 yağ, %3 protein ¾ = %75 Normal, %4,5 yağ, %2,5 protein,2,5/4,5 = %55, Ketosis şüphesi • İnekler doğuma 2 ay kala sağıma son verilmeli ve bu sürede 3-4 kg’dan fazla konsantre yem verilmemelidir. Kaliteli kuru ot yeterince varsa fabrika yemi (kesif yeme) vermeye gerek yoktur. Bu dönemde yonca ve silajdan uzak durulmalıdır. Bu dönemde ineklerin hareket etmeleri sağlanmalıdır. • Doğuma 1-2 hafta kala ve doğumu takiben glükoz içeren katkıların yeme katılması büyük yarar sağlar. Glükoz katkıları olarak gliserin, propilen glikol, kalsiyum propionat, sodyum propionat, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenleyici olarak niacin verilebilir. • Doğumdan sonra verimin artması için yavaş yavaş arttırılma koşuluyla 3 litre süt verimi için 1 kg konsantre yem ve 100 kg canlı ağırlık için 3kg miktarında iyi kalitede kuru ot veya diğer yemler verilmelidir. Haşlanmış patates, 500 gr şeker veya pekmez, 500-1500gr melas verilmesi yararlıdır. Yedirilen rasyonlardaki protein miktarı %16-18’i geçmemeli ve sindirilebilir karbonhidrat miktarı yeterli olmalıdır. Eğer tane yemler veriliyorsa ezilip verilmelidir. • Doğumdan sonraki ilk dönemlerde kötü hazırlanmış silaj yemleri, çürümüş ve acımış yem maddeleri, acımış yağlar ve yağlı tohum küspeleri gibi yemler mümkün olduğu kadar az kullanılmalıdır. • Kuru ot ve diğer yemler bozuk, küflü ve ıslak olmamalıdır. • Ahırdaki sığırlar her gün gezindirilmelidir. • Rasyonlara yeterli miktarda kobalt, fosfor, mangan gibi iz elementler ve A vitamini ilave edilmeli, ayrıca doğumdan sonra 1-1,5 ay süreyle günde 100 gr miktarında Sodyum propiyonat yemle birlikte verilmelidir. • Yakın geçmişe ait çalışmalarda buzağılamadan önce ineklere günlük 6gr nikotinik asit eklenmiş rasyon verildiğinde, iyi sonuçlar alındığı gözlemlenmiştir. Hastalığın tedavisi için Veteriner Hekime başvurulur. Hastalığın belirtileri gizli seyrederse, yani gizli ketosis söz konusuysa veteriner hekime başvurma, dolayısıyla tedaviye yönelme gecikir. Hastalık sinsi bir şekilde sürer. Devamında döl tutmama problemleri başta olmak üzere, yukarıda sözünü ettiğimiz diğer hastalıklar da ortaya çıkar. Geç kalınmayan olgularda tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak tedavinin çok güç olması ve iyileşen hayvanların da o süt verimi döneminde bir daha eski verimine ulaşamaması nedeniyle ekonomik önemi büyük bir hastalıktır. Ketosis tedavisinde hipertonik, %50’lik Dextroz solüsyonu kullanılabilir. Ancak yavaş infuzyon tarzında damar yoluyla vermek ve ikişer saat arayla 500’er ml.lik dozlarda, günde 3 kez tekrarlamak gerekir. Görüldüğü gibi pek pratik bir metot değildir. Tedavide dexamethazone ile birlikte acil enerji maddeleri olarak yukarıda sözü edilen glükoz katkılarını kullanmak yerinde olur. Yemlere vitamin + mineral katkıları katmak tedaviyi destekler. Ketosisi önleme yönündeki çabalar; daha çok süt, daha sağlıklı inek, daha iyi döl verimi, daha az metritis, daha az mastitis, daha az topallık demektir. Ketosisi önleyebilirsek, sürüde abomasumun yer değiştirmesi olayları olmayacak veya çok az sayıya düşecektir. Sürüden mecburi çıkarma oranı azalacak, inekler işletmeye daha uzun süre verimli bir şekilde hizmet edecekler, işletmenin ekonomisi bozulmayacaktır. Avrupa ve ABD’de ketosisi önlemek için gösterilen çabaların ekonomik yönden 1’e, 10 kazanç sağladığı hesaplanmaktadır. Kaynakça: 1-Ege Vet Hayvancılık San. ve Ticaret Limited Şirketi, Ketosis Hastalığı, http://www.egevet.com.tr/ 2- Prof. Dr. Hasan BATMAZ, U.Ü. Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Süt Sığırlarının Önemli Hastalıkları ve Korunma Yolları, SÜTAŞ Süt Hayvancılığı Eğitim Merkezi Yayınları, Hayvancılık serisi 3 Yetiştirici Broşürü, Bursa 3-Denizli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Teknik Bilgiler, Ketosis, http://www.denizlidsyb.org.tr/ Köy-Koop Haber Temmuz 2014 KOOPERATİFÇİLİK Tarlada Başlayan Madende Biten Ömürler Dünyadan Kooperatif Hikâyeleri Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN »» 2014 Uluslararası Aile tarımı Yılını kutladığımız şu günlerde ülke gündeminde başlangıçta tek tük yer bulan maden kazaları ve son olarakta Soma’da yaşanan maden faciası sadece Türkiye’de değil dünyada yankı buldu. Maden kazası günlerce ülke ve dünya medyasında haberlerde yer aldı. Değerli okurlar, Sizlere bu sayıda, Afrika’daki tarımsal amaçlı bir kooperatifinin başarı hikâyesini aktaracağız. Kooperatiflerin gıda ticaretinde ne kadar önemli olabileceklerini ve üreticinin gelirini arttırabileceğine ilişkin bu hikâye, aynı zamanda kooperatiflerin kırsal kalkınmadaki rollerine ve FAO ile ilişkilerine de güzel bir örnek. Mübarek Ramazan Ayının bereketinin bütün çiftçilerimize ulaşmasını, ülkemize mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz. Şimdiden Bayramınızı kutlarız. “Çiftçilerin Kârlarını Arttırmak” Uganda’nın güneyindeki Bushenyi Bölgesinde, Ticaret, Sanayi ve Kooperatifler Bakanlığının mevzuatına göre 2007 yılında kurulan Nyabubare ACE Koopeartifi’nin 30 tane çalışanı ve kadınlar, erkekler, gençler ve engelli insanlardan oluşan 2020 ortağı bulunuyor. Kooperatif, aynı zamanda kırsal alanda kurulmuş 10 tane üretici örgütünü çatısı altında toplayan bir üst örgüt özelliği taşıyor., muz, bal, çiftlik hayvanları (domuz ve kanatlı), balık yetiştiriciliği, şarap ve kahve olmak üzere 6 farklı alanda faaliyet gösteren bu tarımsal amaçlı bu kooperatif, son zamanlarda sorgum yetiştiriciliğini de gerçekleştirerek faaliyet alanlarını 7’ye çıkarmış. Kooperatif, ortakları için yerel, bölgesel ve ulusal pazarlarla bağlantı kurarak ortaklarının komisyonculara mahkûm olmalarını önlemekte ve ürünleri için hak ettikleri fiyatın oluşumunu sağlayarak ortaklarının karlı bir satış yapmasına imkân vermekte, böylelikle tarımsal amaçlı kooperatiflerin başarısının anahtarı olmaktadır. FAO’nun 9 Ekim 2013 tarihinde yayınladığı en son açlık raporuna göre, dünyada yaklaşık 870 milyon insanın günlük temel gıda ihtiyaçlarını karşılayamadığı belirtilmektedir. FAO 19 aynı zamanda tarımsal amaçlı kooperatiflerin kırsal alandaki açlık probleminin çözümünün büyük bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Uganda’da tarımsal amaçlı kooperatifler, ortaklarının üretimini daha çok arttırarak ortaklarının yaşam standartlarını yükseltmektedirler. Aynı zamanda ortaklarının daha kaliteli ürün elde etmeleri, daha duyarlı olmaları ve daha fazla gelir elde etmelerinde etkili olacak ürünün katma değerini arttıracak yöntemler konusunda eğitimler de vermektedirler. Kooperatif, bazı hizmetlerini kendisinin ortağı olan kırsal alanda kurulmuş 10 tane üretici örgütü aracılığı ile yerine getirmektedir. Bu durum ortaklarının kendine güvenini arttırarak, ürünlerini uluslararası pazarlarda dahi pazarlayabilecekleri bir güç ve umut vermektedir. Dünya medyası gerçekleri çeşitli yönleri ile gündemlerine taşımasına rağmen, ülkemizde medyanın büyük bölümü kazayı gerektiği kadar işlemedi. Nedenler konusunda bizleri gerektiği kadar aydınlatamadı. Tepkileri azaltma yanında sorumluların hangi hataları yaptıkları, neden tüm uyarılara rağmen zamanında tedbir almadıkları konusunda bizleri tatmin edemediler. Tarladan madene uzanan yolda köleleştirilen taşeron eğitimsiz işçilerin yaşadıklarını yeteri kadar dile getirmediler. Tarladaki ve madendeki yangını, sokaklardaki öfke onları fazla ilgilendirmiyor gibiydi. Maden sahipleri neredeyse kazayı çalışanların üstüne olayları yıkmanın telaşı içinde idiler. Sayıları 302 olarak açıklanan, fakat hiç inandırıcı bulunmayan ölümler herkesi hüzne boğdu. Akan gözyaşları sel oldu. Tabii tablo sadece böyle değildi. Tüm madenlerde böylesi acı olaylar yaşanıyordu. Bu arada Şırnak’ta maden kazasında olan insanlarımızın adeta es geçildi. Güneydoğuda adı demokrasi görünen, bölünmenin hesabını yapan, hak ve demokrasiyi kendi gözlükleri ile gören siyasi ve bölücüler bu resmi görmek bir tarafa başka hesaplar yapıyorlardı. Ölen madenciler tarlada doymayan, madende ekmek arayan insanlarımızdı. Yüzleri ve bedenleri kömür karası görünse de sonuçta tertemiz, çalmadan, kolay menfaat peşinde koşmadan Soma’dan Şırnak’a tarladan gelip madene giren bizim insanlarımızdı. Batıdan doğuya bu ülkedeki tüm insanlarımız üzerine oynanan büyük oyunun bedelini ödüyorlardı. Tarımdaki başarı sayılan dönüşüm özelleşen, taşeronlaşan sanayi ve ticaret sektöründe adeta çaresiz köleler yaratmıştı. Bölünme ve iç çatışmaya doğru giden bir ülkede akil olmayı hüner zanneden çiftçinin ve işçinin temsilcisi olduğunu iddia edenler bu gidişe sadece seyirci Ünal ÖRNEK Ziraat Yüksek Mühendisi [email protected] kalmışlardı. Tarladan gelip maden işçiliğinde son bulan gencecik hayatların önünde adeta timsah gözyaşları döküyorlardı. Göstermelik, siyasi menfaat taşıyan birkaç demeç ile bir an önce olayları geçiştirmenin hesabı yapılıyordu. Hatalı özelleşme politikaları tarımda yaralar açmıştı. Yanlışlar başarı diye halka sunulmuştu. Dünya 2014 Uluslar arası Aile Tarımı Yılında açıklık ve yoksulluk karşısında büyük bir kısmı aile tarımı yapan çiftçiliği savunmaya başlamışken, bizler bırakın aile tarımını korumayı hızla boşalan köyleri ve beldeleri, boş kalan tarlaları ve hayvancılık işletmelerini seyreder duruma düştük. Bazı yörelerimizde onlara madene gitmekten başka bir çıkış yolu bırakmadık. 1980 sonrası özelleşen ekonomi içinde iş yaratmasını beklediğimiz iş çevreleri bırakın yeni iş yaratmayı özelleşen kuruluşların tamamına yakınını kapatmış elden çıkarmıştı. Özelleşmeyi ve taşeronlaşmayı marifet sayan iktidarlar meydanı para kazanma hırsı içinde olan iş çevrelerine bırakmıştı. Yok olan sendikal mücadele, kendini sivil toplum örgütü sayan bazı mesleki kuruluşların tepkileri göstermelik kalmıştı. Tarladan biten umudu madende arayan yüzlerce insan ölüyordu. İnsanlar feryatlar için tepki gösteriyordu. Ama sorun devam ediyordu. Acı tablo hep tekrar ediliyordu. Sonuç ortadaydı. Tarladan çıkan ve tarımın geleceği olan gencecik bedenler Soma’da Şırnak’ta ve daha birçok bir maden ocağında kalmıştı ve aileleri ile birlikte kurdukları hayaller o madende yanmıştı. Evet madende güvenlik ve bakım için onca ikaza rağmen göz göre göre insanlarımız ateşe atılmıştı. O taşeronlar, maden sahipleri ve ülke para kazanmıştı. Sendikalar ve meslek kuruluşlarındaki madencilerin haklarını savunması gerekenler yine koltuklarında kalmıştı. Siyasiler nutuklar atmıştı. Tepki gösterenler şiddet ve baskı ile susturulmuş ve hatta kimileri güvenliği sağlaması gerekenlerin desteği ile dövülmüştü. Basındaki manşetler inmiş, madenciler adeta sinmiş gibi gösterilmişti. Şimdi adalet ve insanlık arıyoruz Hesap soruyoruz vicdanlara. Soma’dan Şırnağa. Geçim derdi için tarladan çıkan maden ocağında biten ömürlerin umut yolunda kaybolan canları için. Söyleyin vicdanlarımız rahat mı! Mevsimlik Tarım İşçileri Örgütleniyor »» Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarını gidermek için Şanlıurfa’da “Mevsimlik Tarım İşçileri Derneği” kuruldu. com Dernek, mevsimlik tarım işçiliğinin yıllarca devam eden sorunlarını kamuoyu ile paylaşmak, duyarlılık oluşturmayı amaçlıyor. Mevsimlik Tarım İşçileri Derneği Kurucu Başkanı Mehmet Göbek, ilgili STK ve yetkili kurumları bilgilendirmek ve harekete geçirmek istediklerini belirterek, "Tarımsal üretimin yaygın olduğu ülkelerde, kaza, yaralanma, hastalık ve erken ölümler açısından kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve mevsimlik tarım işçileri (MTİ) özel risk grubu olarak tanımlanır. insanlarımıza; göç ettikleri yerlerde barınma, alt yapı, yaşam koşulları, temel sağlık hizmetleri, ön yargı, ayrımcılık, dışlanma, temiz içme suyu sıkıntısı, kız çocuklarımıza ait sorunlar, eğitim sorunları, ulaşım, vb. gibi sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır"dedi. Eğitim ve ekonominin tarım işçilerinin en önemli sorunları arasında geldiğini dile getiren Göbek, ülkemizde en fazla ölüm tarım sektöründe yaşanıyor. Dernek, mevsimlik tarım işçilerinin ve aracılarının yaşam koşulları ile sosyal, kültürel, eğitim, sağlık ve ekonomik alanla- rında gelişmelerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Mevsimlik tarım işçiliğine yönelik eğitim, araştırma, girişimcilik, danışmanlık ve uygulama faaliyetlerinde bulunmak amacı ile kurulmuştur. Mevsimlik Tarım İşçiliğinin karşılaştığı eğitim, sağlık, ekonomik, barınma, ulaşım ve sosyo-kültürel sorunlara çözüm bulmaya katkı sunacağız. Mevsimlik tarım işçilerinin kanuni hakları konusunda insanlarımızı bilgilendirerek, yetkilileri de görev ve sorumluluklar konusunda hizmet etmeye davet edeceğiz.” dedi. 20 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber KIRSAL KALKINMA Yeni nesil kooperatifçilik-I »» Yeni nesil kooperatifçilik ile çağdaş bir model geliştirmek, hem mevcut kooperatifleri hem de yeni girişimcileri teşvik edecek. Yeni nesil kooperatiflerin ortaklarına; güvenli bir pazar, pazarlama gücü, iş ve gelir oluşturma imkânları sağlanması bekleniyor. Kooperatifçiliğin daha aktif olabilmesi için verilecek olan destek kapsamında, danışmanlık, rehberlik, belgelendirme, enformasyon, bilişim, eğitim, ürün künyeleme gibi hizmetler de bulunuyor. Günümüzde gelişen ekonomiye bağlı olarak gelişen ve kendini daima yenileyen şirket oluşumları karşısında tüketicinin ve küçük üreticilerin kendilerini organize ederek korumaları katrilyonlar dönen dünya pazarında küçük sermayeli işletmelerin kendilerine bir yer edinmeleri gerekir. Her ne kadarda üretici sistemli bir şekilde kendini idare edip aile ekonomisini korumaya çalışsa da, yada küçük ölçekli işletmeler her ne kadar rekabete girişip tüketiciyi cezbetmeye çalışsa da bu bir yere kadar olup elbette kendilerinin binlerce katı olan yerli veya yabancı işletmelere dayanamayarak bu sundukları cazip hizmetlerden bir yerde taviz verip sermayesi büyük şirketlere ezilmeye başlayacaklardır. Her ne kadar bu ezilmeleri yaşamamak için bir takım çalışmalara gidilip organize bir şekilde hareket edilse de değişen küresel pazarlar ve ülkeleri deviren mali krizlere bir yere kadar dayanabileceklerdir. İşte bunun içindir ki asırlar öncesinden bir sistem kurulmuş, bu sistem doğru çalıştırıldığında ne mali krizlerden etkilenmekte ne piyasaya bağlı kalma zorunluluğu olmakta nede başı çeken büyük şirketlerin açıkladığı yıllık mali kar zarar ve satış fiyatlarına bakmaktadır. Turgay SOLMAZ Köy-Koop Genel Müdürü bu kooperatifler için “yeni dalga kooperatifler”, “belirli üyeli birlikler”, “katma değer yaratan pazarlama kooperatifleri” veya “kapalı kooperatifler” gibi isimler de verilmektedir. Bu kavramlar, özellikle katma değer yaratan pazarlama kooperatifleri için kullanılmaktadır. 1920 ve 1940’lar da ortaya çıkan ve daha çok tarımsal ürünleri işlemeden hammadde olarak pazarlamaya dönük kooperatifler geleneksel kooperatifler olarak Nitelendirilmektedir (USDA 2002). Yeni nesil kooperatifler Kaliforniya’da yıllar önce başlamış olmakla birlikte, esas itibarıyla 1970’lerde şeker pancarı üreticilerinin örgütlenmesi ile North Dakota ve Minnesota’da ortaya çıkmıştır. Burada sağlanan başarı üzerine, Uygulamalar buğday, mısır, sığır eti gibi ürünler için de yaygınlaşmıştır. Son yıllarda ise bu tür örgütler tarımsal üretimi de içine alacak şekilde faaliyetlerini genişletmektedirler. Evet herkesin yıkamadığı ama herkese kapısı açık olan temelleri sağlam olunca yıkılmayan bu sağlam yapının adı dilimizde kooperatiftir. Ne mali sıkıntılarda ne küresel pazarın ani değişimlerinde işletme adı altında kurulan sistemler gibi ne çok fazla olumsuz etkilenmektedirler nede büyük mali sıkıntılar ve yönetim sorunları yaşamaktadırlar. Kooperatiflerin bir takım temel ilkelere uygun örgütler olması beklenirken, dünyada bu ilkelerin tümüne uyan homojen bir kooperatif yapısı olmadığı gibi mevcut kooperatifler de sürekli değişim içindedirler. Bu değişimler kooperatiflerin karşılaştıkları güçlüklerle açıklanmaktadır. Kooperatiflerin özellikle sermaye yaratma, dönem fazlalarının dağıtımı ve Yönetim konularında içsel sorunları bulunmaktadır. Bunun yanında tarımda kamu Desteklerinin azalması, işleme ve pazarlamada yoğunluğun artması, tüketici isteklerinde Değişmeler gibi dışsal faktörler de kooperatifleri değişmeye zorlamaktadır (Fulton ve Sanderson 2002). Tarımın yapısında yaşanan bu değişimlerin üreticiye yansıması daha çok Fiyatların düşmesi ve yaratılan katma değerin tarım dışı işletmelere kayması şeklinde Olmaktadır. Özellikle ABD, Kanada ve Avustralya’da yaşanan değişimlere konu olan kooperatifler yeni nesil kooperatifler olarak adlandırılmaktadırlar (Cook ve Iliopoulos 1999, Schank ve Fulton 2002). Değişik yayın ve araştırmalarda Özellikle mısır ve soya üreticileri ürettikleri ham maddeleri değerlendirme amacıyla Tavukçuluk ve besiciliğe yer veren “üretim kooperatifleri” kurmuşlardır. Bu tür büyük ölçekli İşletme girişimleri yumurta üretimi, domuz yetiştirme yanında süt sektöründe de Yaygınlaşmaktadır (Torgerson 2001). ABD, Kanada, Avustralya’da yaygın olan ve AB’de de Gündeme gelen bu kooperatiflerin başarıları kadar, kooperatifçilik ilkeleri açısından nitelikleri de tartışmalıdır. Burada yeni nesil kooperatiflerin ortaya çıkmasına temel olduğu iddia edilen sorunlar üzerinde durularak, yeni nesil kooperatiflerin geleneksel kooperatiflerle farklılıkları hakkında özet bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. Geleneksel kooperatiflerin, benzer faaliyetlerde bulunan şirketlere göre bir takım sorunlara sahip oldukları iddia edilmektedir. Bu sorunlar özellikle bir yatırıma sahip, katma değer yaratan kooperatifler için söz konusu edilmektedir. Yeni nesil kooperatiflerin bir ölçüde bu sorunları çözmeye yönelik oldukları belirtilmektedir. Söz konusu sorunlar; yatırımla ilgili sorunlar ve karar verme ile ilgili sorunlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Önümüzdeki sayımızda Yeni Nesil Kooperatifçilik konu başlığı altında yatırımlarla ilgili sorunlara devam edeceğim. Türkiye Ekonomi Raporu »» Türkiye dünyanın belki de en karmaşık bölgelerinden birinde konumlanmış ancak çevre ülkelerin sorunlarından kendi arındırmış bir ülke olarak bugünlere gelmiştir. Çevresindeki olaylara bakınca insan biraz karamsarlığa kapılıyor olsa da Dünya Bankası’nın 20143, “Türkiye Ekonomi Notu” raporu dikkatle incelendiğinde ekonomik olarak durumun çok da etkilenmediği görülmektedir. Böyle bakınca girişimcilerin bu olaylardan etkilenerek yatırımlarını ertelemek yerine hibe desteklerinin de katkısıyla yeni yatırımlarını gerçekleştirmeleri daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Unutulmamalıdır ki her kriz yeni fırsatları da yaratır. Yatırımcılara ışık tutacağını düşündüğüm söz konusu raporun bazı bölümleri aşağıda aktarılmıştır. “İç talepte bir ivme kaybı olmasına rağmen, 2014 yılının ilk çeyreğinde GSYH büyüme oranı direncini korumuştur.” 2014 yılının ilk çeyreğinde ekonomi bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4,3 büyüdü. Ancak, yavaşlayan özel sektör talebi ile birlikte, iç talebin büyümeye katkısı 2013’ün üçüncü çeyreğinde 4,6 yüzde puan ve dördüncü çeyreğinde 6,0 yüzde puan olarak gerçekleşirken, 2014 yılının ilk çeyreğinde 2,8 yüzde puana düştü. Ekonomik büyümeye katkıda bulunan temel etken, AB’deki ekonomik canlanma ve kurdaki değer kaybı sayesinde artan ihracat olmuştur. Net ihracat 2013 yılının tamamında büyümeyi 2,3 yüzde puan aşağı çekerken-, 2014’ün ilk çeyreğinde büyümeye 2,7 yüzde puan katkıda bulunmuştur. Sonuç olarak, Türkiye ekonomisi tekrar yeniden dengeleme sürecine girmiştir. Hızlı istihdam artışı devam etti. 2012 yılındaki ekonomik yavaşlama işgücü piyasasını gecikmeli olarak etkilemiş ve mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı Haziran 2012’de yüzde 8,1 ile rekor düzeyde düşük bir seviyede iken Eylül 2013’te yüzde 9,5’e yükselmişti. O zamandan bu yana, işgücüne katılım oranının hızlı bir şekilde artarak yüzde 50,4 ile rekor seviyeye ulaşmasına rağmen, işsizlik oranı istikrarlı bir şekilde azalarak Mart ayında yüzde 9,1’e gerilemiştir. İstihdam artışı geniş tabanlı olmakla birlikte, inşaat sektöründeki istihdam artışı özellikle hızlı olmuş ve bir önceki yıla göre neredeyse yüzde 12,4 artmıştır. Avrupa Birliği’ndeki (AB) toparlanma ve kurdaki değer kaybı sayesinde Türkiye’nin cari açığı bir nebze azalmıştır, ancak dengesizlikler halen yüksektir. 2013 yılında cari açığa GSYH’nin yüzde 1,4’ü oranında katkıda bulunan net altın satışları için düzeltme yapıldığında, 12 aylık cari açık bir önceki yılın aynı döneminde yüzde 6,7 iken Mart 2014 itibariyle GSYH’ınn yüzde 6,2’sine düşmüştür. Mart ayında altın hariç ihracattaki yıllık yüzde 7,2’lik artışın altında yatan temel faktörler AB’deki toparlanma ve reel efektif kurda yıllık bazda yaşanan yüzde 6,6’lık değer kaybı olmuştur. Kısa vadeli sermaye girişleri 2013 yılında cari açık finansmanının neredeyse yarısını oluşturmuştu. 2014 yılının ilk çeyreğinde, finansal piyasadaki çalkantılar portföy çıkışlarına sebep olmuş ve rezervlerden kullanımlar ile birlikte net hata ve Tevfik Fikret CENGİZ Köy-Koop Merkez Birliği Proje Koordinatörü [email protected] noksan kalemi cari açık finansmanının büyük bir kısmını oluşturmuştur. Bu gelişmelere rağmen, bankacılık sektörü ve şirketler kesiminin borç çevirme oranları rahat bir şekilde yüzde 100’ün üzerinde kalmıştır. Daha yakın dönemde, belirsizliklerin azalması ve iyileşen küresel beklentiler ile birlikte sermaye girişleri tekrar başlamıştır. Nisan ayında, yabancı doğrudan yatırım girişleri toparlanarak 3,2 milyar $’a ulaşmış, portföy girişleri 4,2 milyar $ olarak gerçekleşmiş ve döviz rezervleri 2,7 milyar $ artmıştır. yeniden fiyatlandırma turunun dış finansmanı daha pahalı hale getirmesi ile birlikte, orta vadede büyümenin yakın geçmişteki ortalamaların altında kalması beklenmektedir. Baz senaryomuzda, Türkiye daha yüksek bir maliyetle olsa da GSYH’nin yaklaşık yüzde 6,0’sı kadar bir cari açığı finanse edebilecektir. Küresel enerji fiyatlarında sadece ılımlı bir değişim varsayıldığında, bu açık düzeyi orta vadede yüzde 4’e yakın bir büyüme oranı ile uyumludur. Bu arada, 2016 yılına kadar enflasyonun gevşeyerek yüzde 5’lik resmi hedefe ineceği ve kurdaki değerlenmenin sınırlanmasına yardımcı olacağı öngörülmektedir. Küresel likidite koşullarının normalleşmesi ve yeni bir risk yeniden fiyatlandırma turunun dış finansmanı daha pahalı hale getirmesi ile birlikte, orta vadede büyümenin yakın geçmişteki ortalamala- 2013 2014 2015 2016 2017 4.0 3.5 3.5 3.7 3.9 7.4 8.2 6.2 5.0 5.0 0.9 0.6 1.2 1.0 0.9 40 39.1 37.8 36.6 35.1 Cari denge (milyar dolar) -64,9 +52,2 +54,4 +55,8 +54,5 Brüt Dış Borç/ GSYH 47,3 48,0 48,3 48,6 48,7 Döviz Rezervleri ( Milyar dolar) 110,3 112,6 113,4 116,0 116,7 Büyüme % Dönem sonu TÜFE enflasyonu Faiz dışı kamu kesimi genel dengesi/ GSYH % Brüt kamu borcu/GSYH Olumsuz enflasyon görünümüne rağmen, TCMB Mayıs ayında politika faiz oranını 50 baz puan düşürmüştür. Banka politika faiz oranını (1 haftalık repo) düşürürken, gecelik borç alma ve borç verme oranlarını değiştirmeyerek sırasıyla yüzde 8 ve yüzde 12 olarak sabit tutmuştur. Bu gelişmelerin sonucu olarak, ağırlıklı ortalama TCMB fonlama maliyeti yüzde 10,2’den yüzde 9,5’e düşmüştür. TCMB faiz oranını düşürmesinin gerekçeleri olarak belirsizliklerdeki azalmanın ve risk primlerindeki düşüşün altını çizmiştir. Enflasyon beklentilerindeki kötüleşme göz önünde bulundurulduğunda, TCMB’nin enflasyonu hedeflenen oranlara düşürebilmesi için sıkı bir duruş sergilemesi gerekecektir. Vergi gelirlerindeki düşük performans ve büyük reel harcama artışları sebebiyle mali sonuçlar biraz kötüleşmiştir. Bir önceki yılın aynı döneminde 4,3 milyar TL fazla veren merkezi yönetim bütçesi, bu yılın ilk beş ayında 2,8 milyar TL açık vermiştir; faiz dışı fazla yıllık bazda yüzde 15 düşerek 22,1 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Yıllık bazda reel harcamalar yüzde 6,3 artarken, reel gelirler yüzde 1,9 artmıştır. Vergi gelirleri reel bazda yüzde 0,6 artmıştır. Bununla birlikte, istikrarlı büyüme ile birlikte yılsonu hedeflere ulaşılabileceği görünmektedir. Gelirlerin döngüsel yapısı ve zorunlu harcamaların artan ağırlığı mali riskler sunmaya devam etmektedir. Küresel likidite koşullarının normalleşmesi ve yeni bir risk rın altında kalması beklenmektedir. Baz senaryomuzda, Türkiye daha yüksek bir maliyetle olsa da GSYH’nin yaklaşık yüzde 6,0’sı kadar bir cari açığı finanse edebilecektir. Küresel enerji fiyatlarında sadece ılımlı bir değişim varsayıldığında, bu açık düzeyi orta vadede yüzde 4’e yakın bir büyüme oranı ile uyumludur. Bu arada, 2016 yılına kadar enflasyonun gevşeyerek yüzde 5’lik resmi hedefe ineceği ve kurdaki değerlenmenin sınırlanmasına yardımcı olacağı öngörülmektedir. Daha hızlı ve daha sürdürülebilir ekonomik büyüme nihayetinde yatırımların ve ekonomik rekabet gücünün arttırılmasına bağlı olacaktır. Bunun için, şeffaflığı arttıracak, iş ortamını iyileştirecek ve böylelikle yatırımcı güvenini yükseltecek yapısal reformlar kritik öneme sahiptir. Hükümetin son zamanlardaki şeffaflığı arttırmaya yönelik çabaları bağımsız finansal denetim ve yatırımcıların korunması üzerinde odaklanmıştır, ancak hukukun üstünlüğünün ve kamu sektöründe yönetişimin güçlendirilmesi için ilave adımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Orta vadeli yapısal reformlar Hükümet’in 2014-18 Kalkınma Planında belirtilmiştir ve rekabet gücü, kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik zorlukları kapsamlı bir şekilde içermektedir. Ülkenin finansman ihtiyaçları ve yabancı yatırımın getirebileceği teknolojik gelişim potansiyeli düşünüldüğünde, Türkiye’nin yabancı doğrudan yatırımlar için cazibesini arttırmaya yönelik çabalara özellikle ihtiyaç duyulmaktadır. “ Köy-Koop Haber Temmuz 2014 SAĞLIK Dondurma Yedikten Sonra Soğuk Su İçmeyin »» Dondurma büyük, küçük herkesin severek tükettiği soğuk bir tatlıdır. Fakat bu vazgeçilmesi zor tatlıyı tüketilirken bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Özellikle çocuklarda dondurmayı ağızda tutarak ve eriterek yemelerinin hastalıkların önüne geçmede en etkili yoldur. Yoğun alerji yaşayan ve çok sık hasta olan bir çocuğun enfeksiyon dönemi bitmeden dondurma yememeli. Mevsimler allerji şikayeti olan kişilerde bu dönemin daha zor atlatılmasına sebep olur. Bununla beraber kilo kontrolü içinde miktarına ve yanında kullanılan soslarada mutlaka dikkat edilmelidir. Meyveli Dondurma Tüketin Farkında olmadığımız özellikle reflü şikayeti olanlarda süt allerji % 70 görülmektedir. Doğal olarak yapılmış meyveli dondurmalar ilk tercihimiz olmalı. Aslında bilinçli yendiğinde ve fazla sık tüketilmediğinde dondurmayı zararlı bir gıda gruba sokulmamış olur. Gerçekten süt katılarak yapılan aşırı şeker eklenmemiş dondurmaların yararlı yönleri de vardır. Örneğin; bol sütlü sade dondurma aynı zamanda iyi bir kalsiyum ve az da olsa protein kaynağıdır. Doğal meyvelerden yapılan dondurmalar ise meyvenin çeşidine göre hem antioksidan özellik gösterir hem de iyi bir C vitamini kaynağı olabilir. Havaların ısınması ile beslenmemizde ani sıcaklık farkları yaratacak şekilde beslenmemeliyiz. Biranda soğuk su tüketimine başlamamamız gerektiği gibi dondurma tüketimin- de de hem miktar hemde sıklık olarak kontrollü tüketilmesi uygundur. Eğer beslenmenize dikkat ediyorsanız ; dondurma yerken kilonuzu korumak için nelere dikkat etmeliyiz. • Haftada bir veya en fazla 2 kez dondurma tüketin. Bu dondurma miktarları 2 küçük top veya 1 iri topu geçmesin. • Dondurmayı tok karnına yemeyin, ara öğün olarak tüketin. • 2 küçük top sade dondurmayı ayran, yoğurt, süt gibi bazı ara öğünlerin yerine değişim olarak kullanabilirsiniz. • Dondurmayı yedikten sonra üzerine soğuk su içmeyin. • Boğazınızın hassasiyetini korumak için dondurma yedikten sonra üzerine 1 fincan ılık sıcağımsı su veya 1 fincan nane çayı içmek uygun olur. • Dondurmayı yedikten sonra diş sağlığınızı korumak için ağzınızı ılık su ile çalkalamak faydalıdır. En Etkili Öksürük İçeceği »» Uzmanlar en etkili öksürük içeceğinin günde 2- 2,5 litre su olduğunu belirtiyor Öksürükleri yumuşatmak için ballı süt ya da bal-karabiber karışımını tavsiye eden uzmanlar, en etkili öksürük şurubunun günde 2 – 2,5 litre su tüketimi olduğunu belirtiyor. Öksürük başta üst solunum yolu rahatsızlıkları olmak üzere pek çok hastalığın belirtisi. Etkin bir tedavi için öksürüğe eşlik eden belirtilerin doğru değerlendirilmesi çok önemli. Öksürük bir hastalık değil, boğaz ve solunum yollarını temizlemeye yarayan bir savunma mekanizmasıdır. Öksürük, balgamlı-balgamsız ve kronik-akut olmak üzere iki farklı şekilde sınıflandırılabilir. Balgamsız öksürük, kurudur ve boğazda bir gıcık verir. Eğer öksürükle birlikte balgam adı verilen sıvı geliyorsa buna ‘prodüktif öksürük’ denir. Üç hafta ve daha uzun süren öksürükler kronik öksürük olarak kabul edilir. Akut öksürük enfeksiyonları ise sinüzit, farenjit, nezle, akciğerlere yabancı cisim kaçması gibi nedenlerle oluşur. Kronik öksürükler bazen seneler sürebilir. Dt. Coşkan ARAS İŞİTME TESTİ Yaşlı adam, karısının kulağının ağır işittiğini düşünüyormuş. Doktor arkadaşına danışmış. Arkadaşı, karısının ne kadar uzaktaki sesi duymadığını sormuş, adam bilememiş, işitme testi önermiş. Adam eve gelmiş, eşine 5 adımda durup seslenmiş: - Kaybolan takma dişlerimi buldun mu, canım? mu, canım? Bir adım yaklaşıp sormuş: Bir adım yaklaşıp sormuş: - Kaybolan takma dişlerimi buldun - Kaybolan takma dişlerimi buldun mu, canım? mu, canım? Kulağının dibine gelip bağırmış: Bir adım yaklaşıp sormuş: - Kaybolan takma dişlerimi buldun - Kaybolan takma dişlerimi buldun mu, canım? mu, canım? Kadın hiddetle kocasına dönmüş: Bir adım yaklaşıp sormuş: - Ne bağırıyorsun be adam, 5 sefer- Kaybolan takma dişlerimi buldun dir “Hayır” diyorum ya !!! 21 Sıcak Havada Kalp Krizi Riski Artıyor »» Uzmanlar, mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden sıcakların kalp krizi ve ölümleri tetiklediğini söyledi. Sıcaklarda sadece orta yaş ve üzeri gruplar değil, gençler de kalp krizi riskiyle karşı karşıya. Dünyada kalp krizi geçirenlerin yarısı hayatını kaybediyor. Kalp krizine yol açan olan sebepler arasında sigara, şeker hastalığı, fazla kilo, yüksek tansiyon, genetik faktörler ve ileri yaş gibi nedenler yer alıyor. İlaç kullanımı, başka organ hastalıkları ve iklim değişiklikleri de kalp krizini tetikliyor. Soğuk havalarda donma noktasına gelme durumlarında da yine en sık ölüm şekli kalp krizi. Mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden sıcak havalar, kalp krizi ve ölümleri neden oluyor. Vücudumuzdaki terlemeden dolayı bol su tüketilmeli, günün en sıcak olduğu 10.00 ile 16.00 saatlerinde mümkünse dışarı çıkılmama- lı. Öğle saatlerinde denize girmek, uzun süre plajda durmak ve güneş altında kalmak, çok tehlikeli. Sigaraya dikkat! Sıcak havalarda sigara kullanımıhem vücudun sıvı dengesi hem de damar gerginliği bozuyor. Bu durumda alınan sigara, vücuda daha zararlı hale geliyor. Kalp krizini tetikleyen diğer bir sebep besin zehirlenmesi. Özellikle yaz aylarında bu duruma çok sık rastlamak mümkün. Besin zehirlenmelerin en çok tavuklu, dondurmalı ve çikolatalı yiyeceklerde görülüyor. Besin zehirlenmelerinde çok aşırı sıvı kaybedilmesi neticesinde ölümler meydana gelmekte. Sağlıklı bir insanın dikkat etmesi gerekirken, kalp hastalığı olan birinin daha da dikkatli olması gerekiyor. Örneğin, hastalar tansiyon ya da idrar söktürücü ilaçlar alıyorsa dozlarının ayarlanması gerekli, çünkü tansiyonun sebep olduğu, vücuttaki su kaybı nedeniyle fazla ilaç alındığında insanların susama refleksi de bozuluyor. Vücut yeterli miktarda sıvı alamadığı için sıvıya ihtiyaç duyacaktır. Egzama Nedenleri ve Tedavisi »» Egzama kızarıklık, şişme ve kaşıntı ile kendini belli eder. Egzamanın tedavisi için hangi türde egzamaya sahip olduğunuzu bilmekte önemlidir. Seboreik Dermotit Seboreik dermotit egzama saçlarda kendini kaşıntı ve kepek ile belli eder. Cildinizde sebum oranının yüksek olduğu bölgelerde bu egzama türü rastlanır. Yağlı bölgelerdir. En çok görülen bölge kafa derisidir. Ayrıca bu egzama göbek deliği etrafında, burun delikleri kenarlarında, göğsün ortasında, kulakların arkasında ve kaşlarda da görülebilir. Seboreik dermatit olan bölgelerde kırmızılık ve pul pul dökülme meydana gelir. Zamanla şişer ve akıntı yapar. Kaşıntılı ama günlük hayatınızın engelleyen bir tür değildir. En çok sonbahar ve kış aylarında görülür. Mevsim değişmelerinde ve strese bağlı etkisi artabilir. Egzama Tedavisi kolaydır. Doğru şampuan seçimi, cildin temiz olması, stresten uzak durmak ve doktorun söylediğine uymak tedaviyi olumlu sonuçlandırır. Şampuanlarınız tıbbi olmalı ve kullandığınız şampuanları dönüşümlü olarak değiştirmelisiniz. Çünkü saç deriniz şampuana alışır ve tedavi olumlu sonuç vermez. Kontakt Dermatit Cildinize alerji yapan nesneyi bulmak ve mümkün oldukça kullanmamaktan geçer. Yani kontakt kir. Eldiven giyerek önlem almanız şarttır. Dermatoloğunuz verdiği önlemleri alın ve deterjan kullanımında eldivensiz iş yapmayın. Sabun kullanımında doğal sabunları tercih edin. Diğer türlü sıvı olanları kullanmamaya özen gösterin. Atopik Dermatit dermatit alerjik reaksiyondur. Cilt kızarır, kabarır, şişer, kabuklar ve yaralar oluşur. Bu cildinizde oluşan sorunlar kısa zaman içinde geçmez ise doktora gitmenizde yarar var. Bu egzama türünün birinci düşmanı bayanların evde kullandıkları kimyasal temizleyicilerdir deterjanlar. Cildiniz kullandığınız ürünlerde tepki verip kaşıntı başlatıyorsa ya doğal temizlik maddelerini tercih edin ya da eldiven kullanmadan temizlik yapmayın. Bazen iş gereği de kullanılan araçlar egzama ya sebebiyet verebilir. Bunların adına profesyonel egzama denir. Alerji en fazla ellerde nükseder. Dermatite Yol Açan Başlıca Örnekler Lanolin, lastik, deterjanlar, saç boyaları, kozmetik ürünler, sabunlar, krom metaller, nikel ve sert temizlik malzemeleri. Teşhis konulduğu andan itibaren neye alerji olduğunu bulmanız ve bu üründen uzak durmanız gere- Çoğunlukla çocuklarda ve bebeklerde görülür kalıtımsaldır. Yaşam boyunca bu konuda dikkatli olmak gerekir. Görülen belirtiler diğer belirtilerle aynıdır yani kızarma, şişme ve kaşıntı. Vücudun hemen birçok bölgesinde kızarmalar ve pullanmalar olur. Yüz bölgesi, el ve ayak bileklerinde, diz ve dirseklerde. Alerjiye sebep veren her türlü maddeden uzak durulmalıdır. Çocuğunuzda var ise odası hijyenik olmalı oyuncaklarına dikkat edilmeli halı ve tüylü eşyalar odadan çıkarılmalıdır. Bu egzama türü olan insanlar diyet yaparak da korunmalıdırlar. Doktorun önerdiği ve önermediği yiyecekler baz alınarak beslenme uygulanır. Kızarma kaşıntı boyunda ise kolyenizden kulak bölgesi ise küpenizden kaynaklı alerji olabilir. Metaller alerjinin düşmanıdır. Mümkün olduğunca takmamaya gayret gösterin. Saat kayışları kemerlerde de metal bulunduğundan kaşıntınız artıyorsa dikkate almalısınız. Kansere Karşı Maydanoz ve Kereviz »» Akciğer kanseri olanların, kemoterapi sırasında antioksidan içeren gıdalar tüketmesi gerekiyor. Özellikle maydanoz ve kereviz etkili oluyor Genellikle 50-70 yaş grubunda rastlanan akciğer kanseri, son yıllarda 40 yaşın altındakilerde de görülmeye başladı. Akciğer kanserinin tedavisi sırasında şunlara dikkat etmelisiniz: Radyasyon tedavisi; pnömoni (zatürre) ve pulmoner fibroza (akciğer dokusunun hasar görüp yara oluşması) sebep olabilir. Antioksidanlar; bu hasarların oluşmasını önleyebilir. Antioksidanlar; yaban mersini, çilek, domates, soğan, üzüm, fındık, kırmızı et ve balık gibi gıdalarda bulunur. Tedavi sırasında kereviz, bergamot ve may- danoz gibi gıdalar bolca tüketilmelidir. Ancak hastaların, bu gıdaların yanı sıra antioksidan içeren besin takviyeleri de alması gerekir. Yapılan bir araştırmaya göre; kemoterapi sırasında alınan vitamin takviyeleri, eser elementleri ve yağ asitleri; küçük hücre akciğer kanseri olan hastaların yaşam süresini uzatıyor. Cisplatin ve karboplatin gibi platinyuma bağlı ajanlar; küçük olmayan hücre kanseri (NSCLC) tedavisi için öncelikli kemoterapi çeşitleridir. Ancak bu ajanlar, periferal nöropatiye (sinir sistemenin bir kısmının zedelenmesi) sebep olabilirler. Yapılan araştırmalar; gingko özünün, nöropatinin süresini ve şiddetini azalttığını ortaya çıkarmıştır. Yüksek derecede oksotoksik bir madde olan Cisplatin, duyma kaybına neden olur. 22 Temmuz 2014 Köy-Koop Haber ETKİNLİKLER TEMMUZ 2014 TARIM FUARLARI TAKVİMİ TEMMUZ AYI TARIM TAKVİMİ TARLA ZİRAATI a) Hasadı yapılan hububat tarlalarında anız bozulur. Nadasa bırakılmış tarlalarda ot mücadelesi ve yeşil gübre ihtiyacı nedeniyle ikileme, üçleme yapılır. b) İkinci mahsul olan bitkilerin ekimi yapılır. c) Çapalama, sulama, boğaz doldurma, seyreltme, sırıklara bağlama gibi bakım işleri devam eder. 02.07.2014 - 06.07.2014 ETSİF 2014 Traktör ve Tarım Ekipmanları, Otomobil, Beyaz ve Kahverengi Eşya, Elektronik Aletler Fuarı - Edirne Fuar Alanı Traktör ve Tarım Ekipmanları, Otomobil, Beyaz ve Kahverengi Eşya, Elektronik Aletler, Tarım ve Hayvancılık Teknolojileri Renkli Fuarcılık d) Her türlü hastalık ve zararlılara karşı mücadele yapılır. e) Hasat ve harman işleri çeşitli bölgelerde ay boyunca yürütülür. Ambarlanır, saklanır, değerlendirilir. 04.09.2014 - 07.09.2014 TRAK SHOW 2014 Traktör, Taşıyıcı Ekipmanlar, Tarım Makine ve Ekipmanları Fuarı- İFM Yeşilköy Traktör, Biçerdöver, Taşıyıcı Ekipmanlar, Toprak Hazırlama, Ekim ve Dikim Makineleri, İlaçlama, Hasat, Bahçe, Sera ve Hayvancılık Ekipmanları Meridyen Fuarcılık 18.09.2014 - 21.09.2014 GIDA-TEK 2014 Gıda ve İçecek Üretim Makine ve Teknolojileri, Gıda Güvenliği, Katkı ve Yardımcı Maddeler Fuarı- Tüyap İstanbul Sıvı Gıda, Et, Süt, Unlu- Çikolatalı Mamüller, Üretim Makine Sistem ve Ekipmanları, Gıda Güvenliği, Kalite Kontrol Cihaz ve Sistemleri, Soğutma, Havalandırma, Depolama Reed Tüyap Fuarcılık d) Her türlü sebze hastalık ve zararlılarına karşı mücadele yapılır. e) Her çeşit sebzenin hasadı, ambalajı, pazara sevki devam eder. BAĞCILIK lundurulmalı ve dezenfeksiyon yapılmalıdır. a) Bağlarda toprak işlemesi durmuştur. b) Dikim işleri görülmez. c) Bağlarda uç alma, filiz alma, yaprak seyreltme, sülük ve bilezik alma, koltuk alma ve hereklere bağlama işleri devam eder. Sulama, çapalama gibi bakım işleri yürütülür. d) Her türlü bağ hastalık ve zararlıları ile mücadele edilir. e) Bağlarda üzüm hasadı başlar. Ambalaj ve pazara sevki yanında değerlendirme usullerine de başvurulur. Özellikle kurutmacılık ay sonunda başlar. 06.08.2014 - 10.08.2014 Tarımtech 2014 Tarım Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama Teknolojileri Fuarı- Tekirdağ Tarım, Hayvancılık, Tohum, Meyvecilik, Sulama ve Seracılık Teknolojiler,Traktör ve Ekipmanları, Depolama Sistemleri,Soğutma, Havalandırma Renkli Fuarcılık pılır. c) Sebzeler sık sık sulanır. Çapalama ay boyunca devam eder. Gübreler şerbet halinde verilir. Sebzelerde seyreltme ve dip doldurma işleri yapılır. b) Hayvanlar her ne kadar meralarda besleniyorsa da yem yetersizliği bakımından takviye yemleme yapılır. Özellikle buzağılar ve kuzular için özel besleme yapılmalıdır. İlkbaharda doğan kuzularda kırkım başlar. c) İlkbaharda erken yavru almak amacıyla ılık bölgelerde koç katımı yapılır. d) Çayırlar, yem bitkilerini hasadına devam edilir. Otlar kurutulur, balyalanır, toplanır ve muhafaza edilir. e) Her türlü hayvan hastalık ve zararlıları ile mücadele edilir. TAVUKÇULUK a) Kümeslerde bakım ve temizlik işleri deva) Kümeslerde havalandırma, temizlik ve dezenfeksiyon işleri yürütülür. MEYVECİLİK b) Tavuklara bol yeşillikle birlikte çeşitli yemler verilir. Uygun anızlara tavuklar salıverilir. Civciv ve piliç beslemesine önem verilmelidir. a) Toprak işlemesi bazı bölgelerde görülebilir. b) Dikim yoktur. c) Genel olarak durgun göz aşısı başlar. Meyve seyreltme, su buharlaşmasını önleme amacıyla filiz alma, yaprak yolma ve bazı dalların kesilmesi şeklinde budama yapılır. Sık sık sulama yapılır. Gübre şerbetleri de verilir. Ot alma ve çapalama işleri devam eder. SEBZECİLİK a) Sonbahar turfandası için sebze bahçeleri hazırlanır. b) Sonbahar turfandası sebzeler ile ikinci mahsul sebzelerin ekimleri ve dikimleri ya- c) Çeşitli tavuk hastalıkları ile zararlılarına karşı mücadele edilir. ARICILIK a) Kovanların temiz ve kullanışlı olmasına dikkat edilir. Kovanlar sarsılmadan çiçeği bol yerlere nakledilir. HAYVANCILIK b) Zayıf kovanların birleştirilmelidir. a) Hayvanların çoğunlukla dışarıda ve merada bulunması dolayısıyla ahır işleri azdır. Ahır besisi yapılan bölgelerde ahırlar temiz, havalı bu- c) Hastalık ve zararlılarla mücadele edilir. d) Bal hasadına devam edilir. c) Bazı bölgelerde bal hasadı başlamıştır. Mevzuat ▶▶ 3 Haziran 2014 Tarihli ve 29019 Sayılı Resmî Gazete, Çiftçi Kayıt Sistemine Dahil Olan Çiftçilere Mazot, Gübre ve Toprak Analizi Destekleme Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2014/20) ▶▶ 3 Haziran 2014 Tarihli ve 29019 Sayılı Resmî Gazete, Yurt İçi Sertifikalı Fidan/Çilek Fidesi ve Standart Fidan Kullanımı Desteklemesi Hakkında Tebliğ (No: 2014/21) ▶▶ 3 Haziran 2014 Tarihli ve 29019 Sayılı Resmî Gazete, Bitkisel Üretimde Biyolojik ve/veya Biyoteknik Mücadele Destekleme Ödemesi Uygulama Tebliği (No: 2014/23) ▶▶ 4 Haziran 2014 Tarihli ve 29020 Sayılı Resmî Gazete, 2014/6359 Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Konya Ovası ve Doğu Karadeniz Projeleri Kapsamındaki İllerde Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı ▶▶ 7 Haziran 2014 Tarihli ve 29023 Sayılı Resmî Gazete , Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemine Dâhil Olan Tarımsal İşletmelere Katılım Desteği Ödemesi Yapılmasına Dair Tebliğ (No: 2014/24) ▶▶ 7 Haziran 2014 Tarihli ve 29023 Sayılı Resmî Gazete, Balıkçı Gemisini Avcılıktan Çıkaranlara Yapılacak Destekleme Tebliği (No: 2014/26) ▶▶ 7 Haziran 2014 Tarihli ve 29023 Sayılı Resmî Gazete, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Destekleme Tebliği (No: 2014/27) ▶▶ 12 Haziran 2014 Tarihli ve 29028 Sayılı Resmî Gazete, Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 13 Haziran 2014 Tarihli ve 29029 Sayılı Resmî Gazete, 6831 Sayılı Orman Kanununun 31, 32 ve 33 üncü Maddelerinin Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ▶▶ 14 Haziran 2014 Tarihli ve 29030 Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Salça ve Püre Tebliği (No: 2014/6) ▶▶ 17 Haziran 2014 Tarihli ve 29033 Sayılı Resmî Gazete, Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline Göre 2014 Yılı Ürünü Yağlı Tohumlu Bitkiler, Hububat ve Baklagil Fark Ödemesi Desteğine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı Uygulama Tebliği (No: 2014/25) ▶▶ 21 Haziran 2014 Tarihli ve 29037 Sayılı Resmî Gazete, Sığır Cinsi Hayvanların Tanımlanması, Tescili ve İzlenmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Köy-Koop Haber Temmuz 2014 SPOR-TARIM BULMACA Rakı Şişesinde Sporcu Olma! 23 »» Medyada özellikle yurtdışı bazı yarışmaların sonunda ödül kürsüsünde sporcuların şampanya patlama geleneğini görmüşsünüzdür. Araba yarışları, tekne yarışları ya da tenis müsabakaları gibi zengin organizasyonların ardından gelen ödül sunumlarında ülkemizde pek yapılmayan, kürsüde şampanya patlatma adedi son zamanlarda bizde de özenilerek yapılmaya başladı. Görünüşte çok masumane yapılan bu gösterinin ardındaki alkol tüketme arzusu, makul sınırlar içinde kaldığında belki zararsız gibi görünse de, bilinçsiz alkol tüketimi spor ve sporcular için son derece zararlıdır. Alkol ya da bilimsel adıyla “etanol” dünyanın en eski içkisidir. Yeryüzündeki tüm kültürlerde farklı şekillerde ve tatlarda tüketilen alkolün insanlar için amacı keyif ve rahatlama olsa da, spor yapan insanlar için son derece zararlı etkilerinin olduğu bilinmektedir. Son zamanlarda sosyal ortamlarda görünmeye çalışan Ian Thorpe, geçen yıl piyasaya çıkardığı hayatını anlatan kitapta da alkol ve depresyona karşı mücadelesine yer veriyor. Thorpe kitabında ‘’Sürekli depresyona karşı mücadele ettiğimin ailem bile farkında değil’’ ifadesini kullanıyor. Yine kitabında alkolü, içinde bulunduğu zor durumla mücadele etmek için kullandığını dile getiren Thorpe için bir arkadaşı, ‘’Çok iyi bir insan ama içinde bulunduğu problemlerin çokluğunu anlamakta zorluk çekiyor’’ diye konuştu…” 3 4 5 6 7 Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü [email protected] durumlar, aşırı alkol kullanımının sporcuları ne hale getirdiğinin en güzel örnekleridir. runlarına, karaciğer problemlerine ve sıvı kaybına (dehidrasyon) neden olabilir. Dolaşım sisteminde: Kan basıncı sorunlarına, kalp sorunlarına neden olabilir. Alkol tüketimi, vücut sistemlerini bozmasının yanında onlarca sağlık sorununu beraberinde getirmektedir: Bunların yanında erkeklerde cinsel işlev sorunları, kadınlarda ise adet düzensizlikleri aşırı alkol tüketiminde karşılaşılan sık şikâyetlerdir. Ve tabiî ki insanoğlunun en büyük dertlerinden olan kanser sorunu da alkol tüketiminde zirveyi zorlayanları Beyin ve sinir sisteminde: Geçici bellek kaybına, uyku bozukluklarına, zaman ve yer kavramı bozukluklarına ve halüsinasyonlara neden olabilir. Mide tahribatına, besin emilim so- Y. İzzettin BAŞER 8 9 10 11 12 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 Soldan Sağa 1- Köy-Koop Burdur Birliğinin 24 Mayıs 2014 tarihinde açtığı tesis... 2- Asya’da bir göl... Toplumun en küçük yapısı... Şarkı, türkü 3- Toplam, hepsi... Hayvan otlatılan büyük ve geniş arazi 4- Tahıl tozu... Kuzey Karadeniz’de yaşayan bir Türk toplumu... Yegane 5Sıtma ilacı 6- Sıvı bir metal... Kir 7- Muğla’nın bir ilçesi... Asker paltosu... Kuzu sesi 8- Yayla atılır... Matem... Ozan 9- Güvenilir... İsim... Bir bağlaç 10- Yabani hayvan yakalayan... Alt kademede olan 11- Bir kürk hayvanı... Baston... Asetatın simgesi 12- El değememiş, işlenmemiş... Dağlık çayırlarda yetişen ince ve sert yapraklı bir bitki, nardus. Yukarıdan Aşağıya 1- Çörek otunun diğer bir adı 2- Mahsul... Temel düşünce, kanı... Bir haber ajansı 3- Lezzet... Havva’ya Hırıstiyanlarca verilen ad... Başı darbelerden korumak için sertleştirilmiş sentetik maddelerden yapılmış sağlam başlık. 4- Üflemeli bir çalgı... Sarmal, çıkıntı... 5- Bir meyve... Şeker yapımında kullanılan bir bitki 6- Baryumun simgesi... Demirin oksitli hali... Açıklık, doğruluk 7- İkiyüzlü... Beyaz 8- Vilayet... Riziko... Rusça evet 9- Kötü... Ceset... Irmak taşıtı 10- Ahlaki... İlişkin 11- Tiz ses çıkaran uyarıcı alet... Bir uzunluk ölçü birimi... Bir hayvan 12- Uzak... Maydanozgillerden, ince yapraklı, bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki. ‘Beyaz Adam’ gelir ve size anlaşma önerirse sakın imzalamayın...” Amerika ilk aya insan göndereceği zaman ayda akrabalarının yaşadığına inanan Kızılderililer Nasa'nın yolunu tutmuş ve ellerindeki mektubu yetkililere vererek aydaki akrabalarına iletilmesini istemişler. Nasa bir iki gün onları geri çevirdikten sonra bakmış ki bu insanlar ısrarcı olmaya devam edecekler; tamam demişler mektubunuzu bize verin. Teslim alınan mektubun aya gidip gitmediği hususunda kimsenin bilgisi yok ama yetkililer mektubu açıp okumuşlar tabi ki. Mektup çok kısa ve özmüş: "sevgili akrabalarımız, size bir uyarımız var. ‘Beyaz Adam’ gelir ve size anlaşma önerirse sakın imzalamayın..." Kızılderili Sözleri • Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık öldüğünde. beyaz adam; paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak. • Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürüki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz. • Yeryüzünün sonuna gittim. Suların sonuna gittim. Gökyüzünün sonuna gittim. Dağların sonuna gittim. Arkadaşım olmayan bir şey bulamadım... Spor yapanlar şunları unutmayın: Alkol besin vitamin değeri olmayan bir maddedir. Alkol, ortalama olarak gram başına 7 kalori barındırır. Yani masumane bir şekilde içtiğiniz bir şişe bira ya da bir duble rakının ardından alacağınız boş kaloriler, size vermeniz gereken fazladan kilolar olarak eklenecektir. Antrenman sürecinizi olumsuz olarak etkilediği bilimsel olarak da ispatlanmış alkol tüketimi aynı zamanda bedeninizde gerekli olan hormon seviyelerinizi etkiler. Deneyler testosteron (erkeklik) hormonunun azaldığını ve östrojen (kadınlık) hormonunun artış gösterdiğini göstermiştir. Büyüme hormonunun bile anormal sayılacak şekilde düşmesi aşırı alkol tüketiminin tehlikeli boyutları hakkında fikir verebilir. Bazen bir kadehten bir şey olmaz anlayışı ile başlayan masum ilişkinin, bedeninizde ne gibi yaralar açtığını anlayacak ileri görüşte olmanız umudu ile… Atacağınız büyük adımlar ve spor dolu günler sizinle olsun… Sindirim sisteminde: TARIM BULMACA 2 Adnan YAHŞİ Yine dünya çapındaki Maradona (futbolcu), Ariel Ortega (futbolcu), Sinan Şamil Sam (boksör), Naim Süleymanoğlu (Halter) gibi sporcuların düştüğü Ocak 2014 tarihli bir basın haberi alkolün dünya çapındaki bir sporcuyu ne hale getirdiğini gösteren en güzel örneklerdendir:” …Olimpiyat ve dünya rekortmeni Avustralyalı ünlü yüzücü Ian Thorpe, alkol ve depresyondan kurtulmak için rehabilitasyon merkezine başvurdu. Avustralya’ya 1998 ve 2004 yılları arasında birçok dünya ve olimpiyat şampiyonlukları getiren rekortmen yüzücünün özellikle 2012 Londra Olimpiyatları’nda yaşadığı başarısızlıktan sonra normal hayata uyum sağlamakta güçlük çektiği belirtiliyor. 1 bekleyen tehlikenin en başında gelmektedir. KİTAP Tarım Bağımsızlıktır Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı Yayınevi: Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları Kitap özellikle Türkiye Tarımında olumsuzlukları tespit etmek ve çözüm yollarına öneriler geliştirmek için kaleme alındı. Bu bağlamda kitap, son otuz yıldır uygulanan ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de sahip çıkarak sürdürdüğü ekonomi politikalarının tarımda yarattığı çöküşler sergilendi. Bu sergileme yapılırken emperyal politikaların işlevi temel alındı. Bu nedenle, tarımda kapitalist paradigmaya karşı seçeneklerin neler olabileceği konusuna da yer verildi. Kooperatifçilik Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya kooperatifçiliğindeki en son durum ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik, Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı ve birçok konu ele alınmış. Başka Bir Hayvancılık Mümkün Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA Yayınevi: Yeni İnsan Endüstriyel haycancılık için harcanan milyarlar, yarattığı birçok sorunlardan, epeyce birkişi ve uzman da bu durumun farkındayken, sorun ne? Endüstriyel hayvancılığa mahkûm muyuz? Başka yolu, yordamı var mı? İşte elinizdeki kitap bu sorulara cevap arıyor.
Benzer belgeler
Köy-Koop Haber Gazetesi 34. Sayı
• Dr. Caner KOÇ
• Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
• Ünal ÖRNEK
• Erol AKAR
• Tevfik Fikret CENGİZ
Köy-Koop Haber Gazetesi 18. Sayı
Bildirim Formu (Form Ba)
• Haziran 2014 Dönemine Ait Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin
Bildirim Formu (Form Bs)
Köy-Koop Haber Gazetesi 49. Sayı
KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ
1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve
Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, i...
Köy-Koop Haber Gazetesi 43. Sayı
kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında
(Hayvancılık, Süt üretim...