OKU - Sultani
Transkript
OKU - Sultani
BU SAYIDA: A . .Adnan - A dıvar Macit Saner Ifrn e Larroumcts Attila ) ' iğit Tokatlı Olmr } ' ıldırım ) 'al ç ın Keskin lkizalp Pierre Dubois Sadık Çe likkorkmaz Diindar Ozclen Mümtaz Zey tinoğlıı Tahsin Yüce l M . A li Kışlalı A bclülkadir Gün yaz Basri Karagöz A ttila A lpöge Oktay Ural Suat Taş e r r alçın Sayı:20 E rlııın - - -. .-~-1G53 , 1 j · bir «Galatasaray» dergisi, yP ııi e şi ği n d e tek ra r ara - yılın nızd a görüıiii rken, lerim;z ve tıı o 1 m ak Öİ\TP t nwıı- ark:ııl aşl arıı1ıız i i:!<':i'<' fokrrı!l ba;,Oal :ı ı-.le~ 'ut v-e bn~ a sPm.. te ırıe nııi Nler. tasaraylılara rıh biı- ~· • .- ,\ı · Gnbtusarny L isesi Talebe Kunılu ' cşriynt Kolu t a rnfındnn iki nyd:l hir İslnnhuldn çıka rılır; okul dergisidir. Sayı Ocnk : 2D rnrı:~ 1 ı 1 Ynzı işlerini Sahihi : Ccciim.en t Chl!e·n aaıbl. fiilen icl nre ed ';ı: df uva~~ak dJencleı-Li 1 Sekreter : l 1 ı ı_ Kapak kompozisyonu: Ali İp e koğlıı - Fotoğraflar: Hikm et C'nsa! · Başlık yaz ıları: Tııncan Okan ______ ı Ba :;ıldı~ı yec: Kardeş ler Basımevi - İs ta nbul p .. sa iııza.ride hep bu:iiu yapmış bulunuyoruz. Hatta gramerim öteki öğrencilerden biraz da.lıa haJHce. Pratik ise gayet tabii olara<k yok. İki,nc:f, •beşinci, on ıbeşinci gün derken cümleleri tercüme etmeğe, etmeden anlamağa. başlıyorum; iş da.ha yoluna giriyor. DÜN VE BUGÜN Macit SANER Lisemde yedi aydanberi müdür olarak vazife görmekteyim. Arkadıı§larım ve talebelerim zaman zaman bana intib.a.larımı soruyorlar. Ne diyeyim? Bir rüya filemindeymişiın gibi geliyor bana... Ga.Ia.tasara.y Lisesine ikaydeüzere, yirmi dört sene ev- dilıne'k vel, ıkoridorlarda ıkendimi dolaşır ken görür gibi oluyorum. İçimde pe'k iy,t tahlil edemediğim bir his : Sevinç; garipseme 've yaıbancı •b ir muhitte muvaffaık olamama endişesi.. Fransızcam a;ayıf. thzaride bir sene okumam lazım; · neticenin ne olacağı, !kaçıncı sını:t:a geçeceğim, dolayısiyle !kaç sene kaybedeceğim :b elli değil. . Okul . Müdürün'ün !kapısında Ha.san di'kıkatimi çekiyor: tl'tillü, tertemiz lacivert el'b isesinin yaıkiı.smda o zamana ıka dıı.r görmediğim ·b qyüklükte bir Galatasaray rozeti; hoşuma gidiyor, «Ben de bh tane alırım» diyorum. Müdür odasına giriyorum. Müdür yaşımı ve hangi sınıftan geldiğimi öğrenince üzülüyor: «Bura.da ıçok ikaybedece'ksin, ihzariden sonra. pe'k pek a.Itıy,a., yediye geçebilirsin» diyor; fa.kat .na.file .. Bir kere !kararımı vermiş ıbu lunuyorum. yım. Odacı ararsan mevcut. İlk antetini taşıyan zarf ve !kağıtla.rdan bir deste a.Ima}!: oluyor. Hasan'da gördüğüm kocaman rozetten yok. Ufa.kların dan bir 't ane alıp y;aikama takıyorum : ArtıJi; Galatasaraylıyım. kadar, ne işim Ga.Iatasar.aıy AI"kadaıki çiçek ,b ahçest ve Grankur bize haram. İçeri girmek için adeta bir gümrük muamelesi !!Azım. Onun ·için ·h azan ser'in önündeki demir kapının paırma.k lıkla.rmdan Çiçek bahçesine şöyle b~ baıkıyoruz. Bir arkadaşım, kimsenin yanına, sokulmıyaraık ·baihçede tek başına. dolaşmak itiyadında olan bir delikanlıyı işaret ediyor: «Fen şubeslndeymiş, a.mma bak za.vallı ne ha.le gelm~.ş; a.klın dan zoni var diyorlar. İns.P.n bu mektepte de son sınıfa gelir, amma işte ·b öyle.. » Zamanla •k endimi lisenin loş daha hür, daJıa mes'ut hissetmeğe başladım. Ziya Beyle Mazhar Bey (~kisine de Allah rahmet etsin) ya.taıkhanedeıı geç çıkanlara ikaTşı ·b ir baraj ateşi açıyorlar ..• Telefat ıbilhassa küçük sınıflarla jhzad sınıftan öğrenci leri arasında fazla (tl'ç ihzari vardı o zamanlar) . Şefik ·h oca daha ilk günden num.a.ramı ezberlemiş, Ours'la ·b eraber kapıyı iyi !koruyor, kuş uçurtmuyorlar (ikisine de Allah rahmet etsin). koridorlaırında Dışan çı'kıyorum, yeni yeni simalar... Şişman, gözlüklü ve süveterli bir çocuk yanıma yaJı:la.şı yor, «İhza.riye» deyince yüzünü İhzari bitti. Sekizinci sınıfa ekşiterek uza!kliı.şıyor. Kooperatife gıaçtlm. İlk ders Mr. Goudmand'ın. ya:klaşıyorum: Reyonlar gayet ılyi Jeoloji yapıyor. Ders •b itti. Dışarı ter.tip edilmiş. O zaman flJ1ıbol ta- çıiktıın. Kafamda hiçbir şey yok. ikımımızın aslar,ından 'b e'k Burhan . Z:aten dersi faikip edemedim. ve Tica.ret sınıfınd~n pir~o~ öğ- Baya.Al ümitsiz!endlın. Bir iki kelirenci satış yapıyor. Çamaşır, beI meyt anlıyor, mlınasını cümle kemeri, pa.ntalon askısı, çorap, içinde vermeğe çalışırken hoca ·b egömleik, ·!kıra.vat, kol düğmesi, vel- şinci veya a.Itı:ıi:cı cümleye gelmiş lhl'!sıl giyeceğıe dair herşey var. ·b ulunuyor. lJdnci ders Mr. Ma.rYiyecek olaraik da. 'beşliik Lion çi- tln"in, Fransızca dersi. Bana. 'b ikola.ta.Iarmda.n meyvalı dropsla.ra. raz da.ha munis &-eliyor, ne de ol- Bir taraftan ize! yazılıyorum . lbeYi gayet sempat~k ve canlı bir genç: İze:! Ahmet. Bentlere, Yüşa'ya geziler tertip ediyoruz. Ankara'ya Cumhuriyet bayramını kutlama için gidecek öğ rencilerin seçimi bir alem.. Grankurda oymak beyi, muavini Vedat'la geçit resmi yaptırıyor ve za.rnaın zaman ona danışarak birisinin numa.r~sını okuyor; seçilen öğrenci Aııika.ra'ya gideceği için sevinç içinde doğru duvarın di·b ine gidiyor. Fa.kat hala benim numaram yok, a.ca.ba b!'lmiyorlar mı diye düşünüyorum. Nihay;et 129 ... diyor. İçim •bil' hop... ediyor, duvann dibine sür'atli adımlarla doğ ruluyorum, hele şükür... Fa:kat o ne? «Oraya değil, buraya gel ... » diye tekrar ediyor, «annen gelmiş seni istiyormuş .. » İzci Ahmedi o kadar severim ki .bu küçük şaka sını daima. neş'e ile hatırlarım . Oyınaık Ni'hayet Gra.nkurla da, Çiçek ile de /barıştık . Artık «biz» son sınıfız .. Bu bahçeler «Bizim». Bazan aşçıbaşı ile yarenlik ıba.hçes• 1 (Lütfen sayfayı ı.ıevirin) Macit Saner (Yüksel Edizkan'ın çizgisiyle) 1 ediy-0r, talaş kebabının nasıl ha;tarif ettiriyoruz, 'h azan paraınkll!klara dayanarak ist iik!bale ait projeler çızıyor ve p embe ufukları soeyre diyoruz. Sabahları jlınn astilk yapmaları için b azan diğer sınıf öğrencilerinin 'b ahçemize girmesine «müsaade» ediyoruz. Mehtaplı g ecelerde guruplar etüt sa.atini 'be'kliyerek dol aşı rken yandaki odadan aıkordu düşük b lr piyanonun sesleri döıkü lüyor. B a zan d a piyanoyu hırpalı yan bizza t 'b en oluyorum . Chopin'e , Liszt'e, Schubert'e bir hayli eziyet ediyorum. L'AVENIR zırlandığını 934, 935, 936 d erken k endimi çok t an diplomayı almış ve sevgili ocaktan ayrılmı ş buldum. 14 sene Ana doluda, sevgili lisemizin hayaliyle m eşbu, onu özliye rek, taleb elik günlerimi a r ayarak dolaş tık tan s onra iŞte yj_ne oradayım. D eğişmiş bir şey yok gibi... Grankurun b eli 'b iraz daha bükülmüş, yer yer '1rnlleşmiş .. Sen eler ve se ne ler m ekteb in en a faca n çocukları ile hemhııI olmak kolay mı? 'b a hçe si aynı, aşçılar hemen :h emen öğren ciler 'bile aynı diyeceğim geliyor; zamanla çehreler 'b iraz değişmiş gibi... Amma arkadaşlarım yok .. Onlaırdan hiçbirini bulamıyorum .. Bir.kaç tane sini ilelebet kaybetmiş bulunuyoruz, tıpkı değerli öğ r etmenlerimizden bazılarını, Müdürüm~ B ehçet Beyi, tanburcumuz Ağmet ağayı kayb ettiğimiz gibi. Bazıları 'b eni görmek v eya sadece m ek tebin o tarüine imka n olmıyan hava!nnı teneffüs ed ebil. m ek için gelirler, şöyle 'b ir dolaşırlar ve giderler.. Çiçek işçiler aynı, Öğrencilerbnden m emnunum. seviyor ve k endile rine f a ydalı olmak istiyorum. Görüyorsunuz ki h ep geçmişten 'bahsettim; intibaımı ise bir t ek kelbne ile hulasa ~deceğbn: MÜSBET. Onları R. larroumets il ı ı Un eleve est venu me trouver pour m e parler de ses reves. Le lendemain, ma bonne mef contait les predictions d'un·e gitan e, f ort experte, dit-elle, dans la divination. Un e tasıs e de ca{e lui suffit pour connaitre l' avenir. D' autres ont_besoin des etoiles, d es cart es, de l' ecriture ou des lign es d e la main. C e lle-liı. vaticine plus simplem ent. Quelqu es ombres sur f a'ience ou sur porcelaine suffisent pour l' eclairer. Elle voit et parle. Ma bonne paie. Tout es les d eux sont contentes. T el est l' attrait du mystere. Et pourtant, disais-je a l'eleve Untel, que prouve.n f vos reves? 1ls sont ce que vous 8tes, ou tout au plus ce que vous revez d' etre. Qu' on puisse, par l' analyse, y decouvrir VOS seorets, Ce n' est poznt etonnant. Vous etes ta, en images. ll suffit de voir, et de savoir voir. Quant iı. l' avenir, s'il semble s' annohcer en songe, j e n' en suis pas surprz'.s, car il se cach e dans le present. Vous n e compren ez pas? Imagin ez done d eu x marins sur le pont d'un navire, l'un e arme d'un e longu e-vu e et l',autre quelque peu n:ıyop e . Quand le premier aperçoit une ile iı. l'horizon, elle est presente pour lui et erı c ore iı. v eiıir pour l' autre. ll pourra l' annoncer, et c' est ainsi que la scien ce en use constamment. L es m eteorologi-stes predisent le temps qu'il f era, simplem ent parce qu'ils possedent les instrum ents n ecessaires. lls n e lis ent pas dans le Futur, mais ils n e sont pas myopes et conna'issent bien le present. Us en voient les consequences . ' Qui done, au reste, n' est pas m eteorologiste? N ous prevoyons le retour du printemps, l'arrivee d'un train, celle d'une lettre, la mort du malade, le succes d'un examen, et les plus malins prevoient meme le coıırs de l"or ou du dallar. Mais si ma bonne a quelque inquietude, elle court ch ez la dis euse de bonne aventure. Elle a besoin de reconfort_ et d'esperance, comme d' autres ont besoin de lunette ou de calcium. Elle V.pudrait croire que .tout ira bi_en et que le bonheuF lui viendr:a sans effort. Elle se connait mal elle-meme. Elle est. sans doute un,. peu myope. Rene ·Larroumets . 2 ıı - Ailemin mali kudreti dışında bulunan Mekteb-i Sultani'den (Galatasaray Lisesi) talebeliğimde uzak kalmıştım. Diğer bir yazıda da söylediğim gibi o müessese içten, gönülden beni çok çekerdi. Çocuklukta onun şık üniformasında, gençlikte oradan ç~kanların ellerindeki garp fikir ve ilim hazinesinin anahtarlarında gözüm kal- GALATASARAY VE BEN~.. manya'daki yerime dönmüştüm. Orada sakin ve müsterih çalışıyor ve kimseye bar olmadan ben de mıştı. Garip talih, .beni bu müessese- sayimin geliri ile yaşıyordum. Bu nin kapısından iÇeri, talebe gibi mes'ut çalışma ve öğrenme hayadeğil, fakat doktor gibi soktu . . tımın ortasındli gunun birinde, hastahanedeki odamın mektup kuMeşrutiyetten sonra . hemen memlekete dönmüştüm. Kadirga 'İ':ıp tusunda bir mektup buldum. Bu :Fakültesine agreje t'ayin ettiler . mektup Tevfik Fikret Beyden idi. En basit vası tala rdan mahrum•:bir Bana diyordu ki: <Ben gençlerin klin ikte ilmi çalışmak meharetini a rzusu ile yine Sultani müdiriyegösteremedim. Günün O:iri~de tine avdet ettim. Memlekete faymemlekette fenni hastabakıcılık dalı bir sahada çalışmak azminsıhhi vaziyeti . olmadığından bahsile Almanya- deyim. Mektebin dan bir hemşire getirilmesi için iyi değildir. İlmi bir tarzda mekF.3.külte idaresine bir takrir ver- tebin sıhhatini •kurmak ve korudim. Sanki bir alet yahut bir ilaç mak istiyoruz. Bana yardım eder misin? :» Halbuki ben, daha evvel i stemiş im gibi takririmin satınal ma komisyonuna havale e dildiğini yeniden kurulan Haydarpaşa Tıp duyunca yine ilim ale111ine, Al- Fakültesinin agrejelik teklifini I ". Bir gece eğlencesinde . : ",,> / ~ A. .ı\dnaıi; - ADIVAR ." ;·· ·::·~\ ,:; readetmiştim .. Bir. ta;rıfftan · 'I'ev.fik Fikret'in şahsiy~ti, diğe~· ta:İ-aftan da Galatasaray hasreti beni, bu vazifeyi kabule sevketti. Berlindeki işimi bıraktım, · İstanbul'a döndüm ve Galatasaray'ın kapı sından artık oranın ·bir memuru sıfatiyle girdim. Şimdi pekala hatırlıyorum. Bana üst katta koca bfr oda verdiler. Geceleri orada yatardım. Gündüzleri yanımdaki revirde hasta olursa muayene ederdim. Fakat bir mektep hekiminin iŞinin ne olduğunu itiraf edeyim ki bilmezdim. Zaten o· vakit bu işi- mem lekette kim bilirdi ki? Maaı.:if Nezaret ~nde "Macarlı Bir- d<'lktor : sıhhat müfettişliği yapıyordu, ·işte o kadar. Mektep lııfzıssıhhasına dair bir kitap aldım ve ökudurn. Nihayet, büfün talebelerin sı;:l:ıhi fişlerini yapmağı düşilFıdüm'. ve ·işe başladım. Hergün beş altı . talebenin fişini yapardım. Böyle-ce -bir ay çalıştım. ,Fakat bir ay sonr.:ı. Maarif Nazırı Emrulİah Ef~İıdi - ID"e:k-(Ltitfen sayfayı çevirin) · .. .. - l<ULTUR • HAREKETLERi Okulumuz kültürel faaliyet yönünden de ol~ukça dolgun <iki a y> Bu faaliyetleri kısaca şöyle sıralıyabiliriz. Konferans: Okullann açılışındanberi geçen iki aylık devre içinde bellibaşlı konferanslar: 1) <Yahya Kemal günü> münasebetiyle A. Hamdi Tanpınar ve Dr. Mehmet Kaplan birer veciz konuşmayla Yahya Kemal ve şiiri hakkında geçirmiştir. aydınlatıcı malfımat vermişlerdir. cBaki günü»nde Prof. Ali Nihat Tarlan konuşmuş , Baki ve izah etmiştir . . 3) Hocamız R. Necdet, Tevfik Fikret konusunda bir konferans vermistir. Konferans salonunda, Ferdi V. Statzer gibi değerli müzisyenlerin de iştirakleriyle bir Chopin ve bir Schubert günü tertip edilmiş; ayrıca sanat tarihçisi, hocamız Samih Nafiz Tansı.i birer konuşma yapmıştır. Temsil: Okulumuz temsil kolu, bu sene ilk olarak Cevat Fehmi Başkut'un <Küçük Şehir» adlı eserini sahneye koymuştur. Aylardanberi Galatasaraylı ağabeyimiz N. Mahfi Ayral'ın rejisörlüğü altında hazırlanan eser, haklı bir rağbet görmüştür. Okulumuz kültürel sahada faydalı olmağa ç alı ş an arkadaşlarımızı tebrik eder, yeni muvaffakiyetler dileriz. 2) sanatını tep hıfzıssıhhasının ne demek olmerak etmiş ve Paris'teki Milletl~rarası «Hygi~ne scolaire> kongresine ·b eni göndermeyi •karaı:laştırmış idi. Tevftk Fikret Beyden ba.İı.a müsaade ve.r mesini rica edince o da razı olmuş. B!_r parmak bile olmıyan malfımatım i:le be~ ·ko:q.grede ne .yapacaktım? Bli!la dediler ki, «Sen altı ay evvel oraya gidersin hem Avrupa'daki talebeyi teftiş edersin hem mektepleri gezip mektep sağlığı hakkında malfımat edinirsin>. Altı ayda bu işin olacağını aklım kes111edi amma, Tevfik Fikret kendi mektebinin doktorunun öu işte ihtisasını arzu ettiğini söyleyince ·~aiktım P.aris'e gittim. Ben Parls 1te iken o meşhur Fikret - EmıWlah gilrültüsü koptu . . Tevfik Fikı:et· Bey Galatasaray'dan istifa eçlli:ıce, ~ Tıp Fakültesinde muhem ·Avrupa'da talelk/ mfffetti • clauğiıınu asla nazt;ri•' "dikka e. - almjidan ben de Mekteb:i Sultani doktorlu~undan · duğunu a\Um .l'l1µ;Vini, istifayı dayadım. İşte talebeliğini o kadar istediğim Galatasaray' ına girip çıkısını bu kadar sür'atle geçen bir hayat parçasıdır. Bu küçük zaman kınntısın dan bende kalan en güzel hatıra Tevfik Fi:kret'in etrafında toplanan hocaların arasındak i samimiyet ve talebenin idareye karşı gösterdiği huşu ve .hürmet idi. Yemek zamanlarımız hep neş ' eli ve faydalı geçerdi. Fikret Bey, o çelik bünyesinin son kuvveti ile mektebin manevi ve maddi güzelleşmesi için nasıl uğraşırdı, bir görmeliydiniz. Bir gün pek yaramaz .b ir talebeyi onun önüne getirmişlerdi. Çocuk,· ·başı havada, burnundan soluyarak girdi. Fikret ~ey ·b ana döndü: «Bu efendi ıhasta gibi görÜn4yor bir kere siz bakın» dedi. Qocuk hakikaten büYlik ·hey~~n içinde .idi. Kabah(l.ti her ne ise onu bu heyecan sevki ile yapmış olabilirdi. Fikrimi ii.zlice Tevfik Fikret Beye söyledim: yerinden kalktı, Okul faaliyetleri harıl harıl devam ede:r1ken 12 - B Uler de boş «Hardallı durmamışlar, Gece» isminde güzel bir gece tertip etınişlel'dir. Yukarıdaki .resbnde Ergun o gece Yi arkadaflanna. ve Erol'u içinde geçirtebilmek için rofon başında Adeta neş'e mllı: yarıı,ıırken '{ÖT.Q.ynrsunuz. kendine mahsus yavaş , fakat ahenkli yürüyüşü ile çocuğun yanına geldi, ·başını okşadı ve: .:Haydi yavrum, b~raz bahçede hava al> dedi. Çocuk hıçkırarak ağlıyordu . Fikret Bey, bir mektep hekiminin bir sinirli çocuğa vereceği ilaçların en alasını vermişti. O çabuk geçen tatlı günlerden hatır.alarım çok azdır. Bu güzel hatıraların doğduğu günlerden beş sene sonra, Birinci Dünya Harbi yaralı gazilerini tedavi için mektepte açılan Galatasaray hastahanesine de Hilaliahmer katibi umumisi ve hastahane başhekimi olarak tekr:ar girdim. Fakat bu hazin hatıraların evvelki güzel hatıraları korkanın. gölgelendireceğinden Halbuki talebesi olamadığım bu «garba açılmış pencereli» müessesenin bi:r işçisi olar.ak geçirdiğim o kısa müddetin hayat defterimin daima lezzetle okuyacağım bir.kaç satırı olarak kalmasını istiyorum. A. ADNAN • ADIVAR DE DE ' L'IGNORANCE so 1 ••. Par: ATTiLA TOKATLI Bergson s'est permis d'objecter qu' «une certaine ignorance de soi est peut-etre utile a un etre qui doit s'exterioriser. pour agir». Selon lui, c'est la vie avee $es conditions eternelles et ses exigences minutieuses qui neeessite parfois cette ignoraiıce. Selon lui encore, notre action, s'exerçant sur la matiere, sera d'autant plus efficace que n..ous connaitrons la matiere de plus en plus pres. Mais ilse hate d'ajouter qu~ «sans doute, il est avantageux, pour bien . agir, de penser·a ce qu'on fera, de comprendre ce qu'on a fait, dese representer ce qu'on aurait pu faire. » Eh bien, nan! Je deforme cette phrase empruntee a Bergson et dis qu'une totale ignorance de soi est evidemment -et immediatement utile a l'etre qui est oblige de s'exterioriser pour agir. J 'ajoute encore qu'il n'es.t rien de plus vain et meme de plus nuisible au monde que de penser a ce qu'on fera, de comprendre ce qu'on a fait, de se representer ce qu'on aurait pu fkire. Car ce n'est pas la constance qui regne les Vİvants; «IlOUS. sommes en perpetuel changement» comrrie l'a dit Montaigne. Ce qu'on ·a fa.it est deja fait; et, qu'elle que soit notre action, bonne ou mauvaise, .la juger, soit avant, soit apres; nous amene obligatoirement a une restrictio,_n d'esprit, a une soumission de nas fonctions spirituelles a notre volonte, .c e qui n'est pas possible. Parce que l'etre de cet instant ne peut pas etre responsable de l'etre de l'instant precedent, ni de celui de l'ifistant qui succede. lls derri"e llrent, tous les trois, le meme corps, c'est vr ai, ils ant le meme aspect; la bouche leur est commune, ils entendent et voient par les memes trous; de plus ils pensent, sentent, s'emeuveıit de la meme façon, se souviennent des memes faits peut-etre; mais ils n'ont pas la meme vie. lls sont completement independants les uns des autres; ils ant des conditions tout-a-fait differentes. Un ahime insondable se creuse entre les deux instan ts. Les trois etres demeuren t done ob j ectifs dans le ur essence . lls ne dependent que d'eux-memes. Tout esi absence pour chacun. Chacun d'eux est installe, ou meme pdsonnier dans un instant, si je l'ose dire; et la poursuite de l'un par BlLMEZSlN Ve bek çilerlf kayan yıldız lara karşı içlerini. Düdük sesleriyle gece Nasıl uyudu ve ürperdi yer yer. Son tramvay nasıl çekti Yokuş aşağı gecr:. yi. B en n eler anlattım gecelere se vdiğim, Neler neler ... Hikayemi bütün karanlıklar bilir Sen bilmezsin! Yiğit OKUR Nasıl boşalttı 5 Öğüt vermekten hiç hoşlan- [ eden, kendisine yüksekten bakan marn. Okuyucu da iri iri 1§.flar yazardan hiç hazzetmez zaten. Yazar dediğin herkes gibi kJ>nuşmalı. Sevimli şeyler anlatmalı. Hele böyle bir okul dergisinde ... Niyetim, dedim a, uzun boylu değil. Hem zaten etimiz ne, budumuz ne... Kim oluyoruz da, kime öğüt veriyoruz. Yapacağım, henüz ikiı ayında bile olmiyan yeni bir hayatın, yeni bir öğretim devresinin - Ü'niversite hayatının-- bu kısa müddet içinde, gerçekten içime dokunan bazı döfiemeçlerine noktalar koymak. '-'"---~-~--·~--~- KİŞİLİK Yazan: öğüt sıralamak Bin kişilik bi.r sınıfımız var .. - F):ar'ıg,i Fakültede olduğunu bilmeı;eniz de olur. Önemli olan o değil!___'. Tabii biri kişilik bu sınıfta her çeşit insaq da var... Memleketin (!ört bucağından gelip, r:ı dört KESKiN ..-..J cusunun bulunduğunu ne dersiniz aeaba? Ancak göze batan en belli ba~ bu bin kişinin pek çoğu nun, bir lise tahsilin' n vereceğini umduğumuz kültürden mahrum bulunuşu ve bunun da pek açık bir surette belli oluşudur. Sizlere bu bin kişinin içinde - şu yazıla rın sahibi hariç sadece bir tek sanat ve edebiyat dergilert okuyu- versiteye test denilen bir imtihanla girilir. Bir takım bilmeceler sorarlar; basit basit şeylerdir ve her fakültedeki ayrıdır. Lise mezunu ~ir genç hangi fakülteye girecekse onun imühanına girer... Değil mi? Öyle olması lazım . Halbuki durum hiç de böyle değildir. Lise mezunu genç, bütün fakültelerin imtihanlarına giriyor ve hangisini kazanırsa ona devam ediyor. Bunun da «ideal» dediğimiz, hocalarımızdan olsun, kitaplardan olsun her fırsatta duyduğumuz, okuduğumuz; bir gaye uğruna herşeyi göze alabilme cesaretine hapı yutturduğu tabiidir. Zaten doğrusunu söylemek gerekirse, böyle bi.r düşünce lise mezunu arkadaşlarımızın yarısından · fazlasının kafasında yer etmiş değildir. Mesele, n; olursa olsun, bir «baltaya sap olmak » fır. Hayatta «bir şeyler olmak», hele herşeyden önce para kazanıp villiilarda yan gelmek, ku ştüyü yataklarda y.atmaktır! Böyle olunca da ideal dediğimiz altın kanatlı esatiri ku- lı vasıf, u.n autre n'est pas possible. C'est que dans nos entrailles se spontanement de nouveaux etres qui naissent, vivent et .meurent sirnultanement; et pourtant chacun a sa vie a 1Ü1,_proprement definie, distincte. Or, l'action jugee-ou qui ser.a jugee-se rapporte a un etre qui n'est certainemetıt pas ı celu.i de l'instant pendant lequel on est en train de juger. Et la vraie connaissance du second par le premier ou par le tr'o isieme etant impossible, le resultat du jugement que feront le preıİıier .ou le troisieme a propos dtil second sera necessairement faux. Cette · connaissance sera done une co.Qjech,ır_e, ou plutôt un soupçon, et meme un mensonge. Mais c'esf qu'heureusement nous sommes doues d'une propitete ' par laquelle on peut tres bien ceder aux exigences, au:x necessiles de soi-meme tout en etant un ignorant absohı de· soi-meme. Cette propriete, je l'appelle desir. Observez a droite et a gauche, le passe et l'avenir, les hommes et les femmes, jeunes et vieux, meme les animaux, meme les plantes, et la nuit et le jour; vous verrez que dans la: vie tout conjugue le verbe desirer. Les desirs sont les noy;au:xt de nGs_actes, si l'on veut; c'est de l'energie pure, une totale presence invisible qui ordonne notre m arche vers la gracieuse matiere. C'est la perpetuite de nos desirs qur fait notre vie. Ce sont eux, nos seuls et vrais rriaitres, nos ineluctables «Führer»s. On ne les choisit pas, ils soiıt innes en nous et ont la parfaite liberte d' etre ce qu'ils sont; et notre vie doit se conformer eux - elle s'y confo:rme d'ailleurs; car c'est plus qu'un devoir, une obligation. Cependant, pour se montrer possesseur d'une certaine maitrise de ses desirs, on neut tres gentiment faire des jetix de voloµte, mais on reste tolıjours leur fonction tout en le desavouant.. Alors, dans ce cas, fa ut-il agir sans conscience? A vec ou sans, bien agir, en radieuse et absolue realite, c'est suivre pas a pas ses desirs, cette courbe maj estueuse au cours de son deplacement total. Et c'est de cette maniere que l'on parvient, selon le mot de Larroumets, a agir sa vie au lieu de la subir. • < a 6 Yıldırım bucağın rengini, kokusunu, şekli ni şemailini getirenler, çeşitli fikir ve anlayışta olanlar - eğer varsa tabii - v.s. v.s ... cre~nt , Sınıf -B i r söylersem, Durumıp daha feci ol.an. tarafları da var: Biliyorsunuz Üni- TESELLİ Geceler Siyah 'b ir tül örter üzerine, Ve o tülde ben sedeften gölgeler görürüm. Dalarım hem de iç alemine, İpekten kuğular görürüm. Geceler Gam serper etekJ.erime, Ve ben Sılaya giden yollar görürüm. Geceler Mehtabı indirir llı:oynuına. Sevdiğim, Suda mehtapla alksini görürüm. Yalçın İKİZALP şun «Allah belanızı versin» diyerek uçup gitmesini tabii karşıla mak lazım gelir. Bin k~ilik sınıfımızda belki de ,arkadaşlarımızın dörtte üçünden de fazlası, sırf imtihanları kazandıo!:ları için bu fakültededirler; yoksa şu veyahut bu ilmi sevdiklerinden, ona kendilerini vereceklerinden değil. Yani, ikide birde diılimize doladığımız şu ideal kelimesi ancak birkaç aklı başın da adam için vardır ve çoğun luk için henüz kitap sayfalarından çık Les Poetes ET 5E5 ENF/iNT5 Recueilli par: Pierre Dubois «Racine revenait un j our de Versailles pour goılter le plaisir de s'asseoir a table, a u milieu de ses enfants, lorsque'un ecuye ı: de Monsieur le Duc vint lui dire qu'on l'attendait a diner a l'hôtel de Conde. -Je n'aurai point l'honneur q'y aller, lui repondit - il; il ya plus de huit jours que je n'ai vu ma femme et mes enfants, qui se font une fete de manger a ujourd'hui avec moi une tres belle carpe; j e n e mamıştır. puis m e dispenser de diner avec eux. L'ecuyer lui repreİdeal falan diye uzaklara gitsenta qu'une cqmpagnie nombreuse, invitee au repas de miyelim. Öğrencinin kafasında, Monsieur le Duc se faisait aussi une fete de l'avoir, et que liseyi bitirdiğiı zaman ıhangi mes- le prince serait ~ortifie s'il ne venait pas. Une personne leği seçeceğini - imtihanlara gide la cour qui m'a raconte la chose, m'a assure que mon pere rip kazanmak yahut kazanama- fit apporter la carpe, qui etait environ d'un ecu, et que, la mak meselesi bir yana - bileme- mon tran t a l' ecuyer, il lui dit : - J ugez vous-meme si j e puis mesi, henüz bir karar vermiş ol- m e dispenser de diner avec ces pauvres enfants qui ont maması bile çok acıdır. «Hayatta voulu m e r egaler a ujourd'hui et n'auraient plus de plaisir ne olacağım? » «Bi.r toplum içeri- s'ils m angeaient ce plat sans moi. Je vous prie de faire valoir sinde vazifem ne olacak?» diye cette raison a son altesse serenissime. L'ecuyer la rapporta bir takım sualler, lise sıralarına fidelement et l'eloge qi'ı'il fit de la carpe devint l'eloge de la gelmiş bir gencin kafasını lşgal bonte du pere qui se croyait oblige de la manger en famille. » etmelidir... «Hangi fakültenin im(Louis Racine, Memoires sur la vie et les ouvrages de J. tihanını kazanırsam ona gi ~:ece Racine). ğim ! » gibi biır düşünce, o gencin ne muazzam ·bir boşlukta, hem de ne dehşetle salla~dığını gösterir. Madalyonun bir de öteki yüzü var: Genç adanı liseyi bitirir, kafasında bir fakültenin hayali vardır. Mesela, doktor, yahut avukat veya mimar, ne bileyim işte, bir şey olacaktır. Gelgelelim o fakül tenin imtihanını kazanamaz ... Baş ka bir imtihana girip kazanmışsa ne ala, o da yoksa, üç ay cıylş.k aylak dolaşır durur. Bu elbette doğ ru değildir. Kendisini o ilme verecek adam, oturur, bir haftıı da o fakültenin imtihanlarına çalışır. Atla deve değildir bunlar. Bitirirken arkadaşlarıma şu nu söylemek isterim: - İçleri rahat olsun - Bütün bunlar, diğer liselerden gelen arkadaşlarımız içindir. Yoksa, her yıl olduğu gibi bu yıl da, birçok fakültelere b :rincilikle girenler gene Galatasaraylılardır. Birinci olamadığımız yerlerde de üçüncülükten aşağı düşmüş değiliz. Bunu, hem ift ihar ederek ve hem de gelecek mezunların heveslerini arttırmak için söylüyorum. Amma onlar huna bakıp gevşemesinler.. Gevşeme7.!er zaten ya! Moi qu'un pelit enfant rend tout iıJait stupi~ e , . J' en ai deux , Georges et J eann e, et Je prends l ~ın pour gıııd e Et l' autre pour lumiere et j' accours a leur vozx_, . Vu que Georges a deux ans et que Jeanne a dıx moıs . L eurs essais d' exister sont diuin em ent gauches; On croit dans leur parole oiz tremblent d es ebauch es Voz'ıi uri, reste de ciel qui se dissipe et fuit ... Jeanne a l'air etonn e ; Georges a les y eux hardis. lls trebuchent, encore ivres du paradis. (Victor Hugo, L'art d'etre grand-pere) . V n pelit doigt frapp e a ma porte ; J' en connait le son argentin: «Entrez» . Je sai.§_ que l'on m 'apporte Mon bonheur de chaque m alin. L es uoila. Toujours. les premieres A rerriplir ce joyeux devoir. On entend la-bas !es grands f reres S' ebattre en le ur bruyant dortoir. Mais en auril, comme en decembre, Toujours epiant mon reveil, Les dezix soeurs enlrent dans ma chambre, Plus exactes que le soleil. Et si noire qu e "soit la brume, A le ur sourire f amili er, Un e uiue clarÜ s'allume Dans mon coeur, dans mon atelier. (Victor de Laprade) 7 ••• ı ı t- .- n BİTMEMİŞ ŞİİR ~ i 1 t\ Kuytu ıbil' bahçede ··bir kuş ötüyor, Son ·kızıllıkla yanan .b ir dalda.. Ağlıyor eski v.edA türküleri Bir alev ufilı:a giden kumsalda.. Ahmet LA Haşim POESIE INACHEVEE Sur une branche enfla.ınmee des derniers rayons, Un oisca.u chante dans un ,jardin ombreux. D'une barque vogua.nt vers I"horizon en flamme S'entend une vteille cha.nson d'adieux. Traduite par: M. Sadık ÇELİKKORKMAZ il KAFAMDAKi Birden paslı bir çanın ipini bir büyük el, Çekti, çekti bağlanmış bir canavar gayzıyle. Sonra bir duvar çöktü, parçalandı bir heykel. ,, ıı Dik dağlardan koparak geldi sonsuz hızıyle, Tam yedi kat seddini yıktı bendin suları; İsli göğüsler şarap gibi içti rüzgarı ... Kall:~lerin ateşinde .kızdırıldı demirler, Kırıldı demirleri yassıltan silindirler. ıı Alevlendi yanaklar; Seslendi birbirine bin hazla: Yürü, yürü Diye kansız dudaklar Sonuncu dinamonun da bitince kömürü Bir vücudun ansızın taş kesilmesi gibi, Şehir birden derin bir karanlığa gömüldü ... Her kaldırım taşında sanki bir baykuş güldü Körler, topallar, açlar ... Bir sırığın ucunda Bir paçavra halinde sürüklediler Rabbi Mukaddes yaprakları her biri avucunda Buruşturdu fırla_ ttı . Bağırdı, kırdı, attı. .. Yayıldı DE PRO iHTiLAL bu tabloya sonra soluk bir duman Bir gül nasıl açarsa fidı;rndaki goncadan; Bu haile üstünde ağır ağır belirdi; Yüzün bir şifa gibi bu kanlı şehre girdi. Dündar OZDEN Bir boşluk Alemi. Karanlık, siyah, ürperti dolu bir alem. yapayalnızım. Görme, duyma; işit menin olmadığı bu sessizlik, bosluk, zulmet diyarına nereden gelmişim? bilmiyorum. Birden baykus gözlü, ·i nsan elli, yarasa kanatlı, karanlıktan da kara bir canavar farkediyorum. Şeytani, kahreden donukluklar var gözlerinde ... Yakla:;ııyor ... Geni:;ı, iğrenç kanatlarını rak kımıldata yaklaşıyor... Elleri kalbime uzanıp onu avuçları içine alıyor. Uzun, kıllı, tırnaklı, buz gibi par~ makl'arın teması beni çıldırtıyor adeta. Gırtlağımdan bir feı:yat kopuyor. Bu çığlığa, yankı gibi, inilti, kahkaha, rrağme, uluma, böğür me, hırıltı, bütün seslerin birbirine girdiği bir vaveyla, bir bora cevap veriyor. Binlerce, yüz binlerce, en iğrenç, en tiksindirici ya_ratık peydahlanıyor. İlk:in bir ayin :havası içinde etrafımda dönüp sonra hep beraber üzerime saldırıyorlar. Beynimin didiklendiğini, gözlerimin tırmalandığını, kalbimin çatlarcasına sıkıldığını hissediyorum. Kurtulmak, hiç olmazsa boğuşmak :istiyorum. İm kansız ... Üstüme çullanan bu zulmet aleminin sakinleri gölge gibi, ışık gibi, tutulamıyorlar. Vurmak, itmek için uzanan ellerim yalnız ·boşluğa değiyor. N:üthiş 1 ... Böyle sisli havalarda madabütün neş'esi kaçar, bir hüzün çöker içine. Odasından dışarı çık maz; konuşmak, gülmek, yemek içmek istemez. O, pencereden .baktığı zaman gökte küçücük bir leke _bile bulunmamalı, denizi masmavi, karşı sahilleri yemyeşil görmeli', yazdan kalmış kış günlerinde, gençliğinden kalmış hatıraları yeniden yaşamalıdır. Güneşin, odasına bütün parlakmın FUNDIS ) BabYşka Tahsin YÜCEL sabahlar, madamın günlere en çok daldığı zamanlardır. Böyle sabahlarda gözlerini açınca gülümser, tekrar kapar, sonra «Kırk yıl önce böyle bir gün! .. > diye mınldanır meselA ... Gerisi kendiliğinden gelir. Hayatında çok günler görmüştür böyle. Fak.at kırk yıl önce böyle bir gün bambaşka bir gündür. Madam aşa ğı yukarı yirm~ yaşındadır o zaman. Gözleri hayat ve ümit dolu, saçlan altın sarısıdır. "Dişleri yerindedir, romatizmadan habersizdir ve «0 » yanındadır... Yine «0 » bütün canlılığiyle gözlerinin önüne gelir. Daima mavi gözlü, kaytan bıyıklı, iri yarı, sarışın biT genç adamdır madamın düşünce lerinde. Muhakkak ki artık çökmüş, ihtiyarlamış, belki de ölmüş tür. F.akat madam hep son defa gördüğü gibi düşünür onu. Hafı zasında sarı saçları hep sarı , dik vücudu hep dik kalmıştır ... lığiyle dolduğu geçmiş müthiş bir ıztırap içindeyim ... Gözlerim!. . Beynim!.. Kalbim!.. Fakat, cehennem edebiyatını bile fakir bırakan o azap humması bütün dehşet dolu zebfillilerle birlikte yok oluyor. Sonsuzluğadek uzanan karanlığı, çok, çok uzaklarda... Yahut, semayı renldi bulutlar ardınlatı yor. Bu renk cümbüşünün ortasın da «0 » var; bütün cazibesi, bütün haşmetiyle. Bir şekil, bir varlık, bir şey değil, ışık, aydınlık, güneş, herşey O. Titri.yorum ... En tatlı, en ılık hazlarla... Aramızdaki yol ürkütmüyor beni. Düşünmüyorum sonsuzluğunu. Koşmak, O'na kaFakat o böyle her an düşü vuşmak, o ışığı ta kalbimde görmek, o ateşi içimde yakmak ihti- nülmeye, madamın hayalinde dairası kanımı alevlendiriyor... A- m.1 genç ve canlı olarak yaş amıya layık değildir. Uzak bir ülkede, tılmak istiyorum ... gençliklerinin en güzel günleri beAmma, ah!.. Birden, ateş renkli, güneş renkli bulutlarla be- ·raber geçmiş, madam ona, o maraber o da yok oluveriyor... Bir dama vurulmuştu. Sonra evlenmiş, küçük bir yuva kurmuşlardı ; gükahkaha, fükleri donduran, bir kahkaha kulaklanmı tırmalıyor. · zel, cana yakın çocukları olmuş tu. Fakat o, yavaş yavaş herşeyi basit bulmaya başhmıştı. Bir baş Gene karanlık, gene sessizlik, kasını sevmiş, onunla beraber yagene hiçlik. Yar, yaran, herkesşamıya karar vermiş, böyle sisli ten uzak; aşk, inanç herşeyden aybir günde gitmiş ve bir daha dönn, zavallı, şaşkın , kırık, biçare memişti. Onu hep sevmiy e devam ben, bu hiçlik diyarında düşünüyo eden madam bütün kalbiyle çorum: Yoksa yü-kseliyor muyum? .. cuklarına vermişti kendini. Onlara Bilmem ... uzun kış geceleri masallar anlatJ\fiimtıı.z Z;l!lYTİNOÖLTT mış , kitaplar okumuş; onları nin- nilerle, türkülerle büyütmüştü. Bir arkadaş gibi yaşamıştı çocuklariyle. O kadar ki kendisine hiç bi·r zaman «.anne» diye hitap etmemişler, hep «Mariçka» demiş lerdi. Böylece senefor, seneler geçmişti... Büyük oğlu evlenmişti madamın. Gelinini de, torununu da bütün kalbiyle sevmiş; gelin de ona «Mariçka» derneğe alış.mıştı. Çok çekmiş bir kadın olması na rağmen hay.atı sever amma yine de böyle sisliı havalarda odasın dan çıkmaz, yüzü gülmez: Eskiden, masanın üzerinde duran güzel bir kart-postalı böyle bir günde yırtmıştı. Madamın o yeşil k.art-postaldaki hep gülen, hep genç, hep güzel kızı, saatlerce, zevk içinde seyrettiği çok olmuştu. Sık sık: «Bir zamanlar ben buydum, bu resmin çekildiği sıralar da o bana delice aşıktı. » diye söylenmiş, gülümsemişti. Fakat bir kaç yıl önce, böyle sisli bir sabah vakti, bu gözleri hayat ve ümit dolu genç kız onun sinirine dokunmuş, onu kıskandırmış, kızdırmış tı. «Bana nisbet mi ediyor bu yumurcak? » diye söylenmiş, kartpost alı kapmasiyle küçük küçük parçalara ayırması bir ol mu ştu. O gözleri b.1yat ve ümit dolu genç kızın kendisi ol duğu neden sonra aklına gelmi ş , ba ş ını yastığına gömüp hüngür hüngür ağlamıştı. .. Dedim ya, madam böyle havaları· sevmez. Sık sık , Boğaz' dan geçen küçük bir vapuı: görmeli; sık sık , uzaktan uz1ğ a boğuk bir vapur sesi işitip bambaşka bir aleme dalmalı, kafasının içinde romantik bir aşk f'.•l mi çevrilmeli(LQtfen sayfayı çevirin) dir. Bu filmin baş tarafı güzel, sonu beklenilmiyecek kadar acı olmalıdır. İçinde, biri alabildiğine fedakar, diğeri vefasız, iki kahraman bulunmalıdır. Bu filim madamın hayatına benzemelidir... Sabahları oldukça dinç kalkar madıam. «İşte yeni bir gün daha, kimbilir hayatımın kaçıncı günü? " diye düşünür; 'daha öteye pek gitmez, ölümü pek düşünmez. Madamın gözlerinde hayat güzeldir ... Sofaya girişi bütün aileyi memnun eder; hep birden: . - Günaydın Mariçka, derler. - Günaydın yavrularım, diye cevap verir. Sonra kahv.altı geHr, neş'eli dakikalar geçer; madam geçmiş günlerden bahseder hep. Çocukları işe gittikten sonra, madam, gelin ve iki küçük yalnız kalırlar. Gelin bir kahve pişirmek üzeredir, · az sonra karşı karşıya oturup içeceklerdir. Kahve gelir, masanın üstüne konulur, fakıat gelin içmek için bir türlü vakit bulamaz. KüÇÜ·k işler çıkaı· birbirinin ardın dan. Madam da gelinini pek sever, onsuz içemez ki... Muhakkak karşı karşıya · oturmaları, dudaklarını finc.ana aynı zamanda dokundurmaları 18.zımdır . Dakikalar geçer, kahvenin üzeriı;den buğu lar çıkmaz olur, gelincik: «Sen iç Mariçka, soğutma kahvenb diye ısrar eder, o «Olmaz» der. Nihayet işler biter, karşı karşıyiJ. oturur, ellerini k.ahveye aynı zamanda uzatırlar. Gelin: - · soğumuş amma yine de güzel, değil mi Mariçka? diye sorar. Madam: - Ellerin dert görmesin, diye cevap verir. Yahut gelin: - Pek soğumuş Mariçka, ben bugün kahve i çmiyeceğim, der. Madam: - Ben de, diyerek fincanı ne oturur, gözlerini bahçe kapısı na diker, b!xaz sonra gelecek sucuyu bekler. Bu .adam «0 »na, gidip de gelmemiş olana pek benzer. Madam suyucu her görüşün de: «Tıpkı o, tıpkı o, yalnız o bundan çok daha gençti, çok daha dinçti. » diye söylenir. Sonra aşa ğıya inip onu karşılar, en aşağı on dakika dertleşirler. Madam havadan sudan, geçim derdinden, hayattan söz açar; fakat, «Sen benim vefasız kocama pek benziyorsun! » derneğe cesaret edemez bir türlü. Nihayet sucu, «Yarına kadar Allahaısmarladık madam! » diyerek uzaklaşır. Madam onun arkasından, dönemeçte J<ayboluncaya kadar baktıktan sonra yukarıya çıkar. Küçük kız: - Yine sucuyla konuşuyor dunuz, değil mi babuşka, der, .-b.en onun kime benzediğini biliyorum ... Sahiden bilir. Madam kimliilir kaç kere söylemiştir bunu. Torununun ukalfilığına, çok bilmişli ğine aldırmaz, yalnız «babuşka» kelimesi düşündürür madamı. Yine gidip de dönmemiş olanın hayali gözlerinin önünde ~ canlanır, geçmiş günlere dönüverir; onun: «Bir gün sanıı: cfa babuşka denilecek Maria, ç<jı: uhaf geliyor bana bu. Fakat babuşka olduğun zaman bile ben seni bütün kalbimle seveceğim. » diyen tatlı sesini duyar gibi olur; « Vefş.sız, sözünde durmadı. » diye mırıldanır. Amma madam babuşka olmuş ve bunu hiç yadırgamamıştır; sankl senelerdenberi babuşkaymış gibi, sanki anasından babuşka doğmuş gibi alışmıştır. Güler geçer ... Güneşin battığı saat, çocuklarının dönüş saatidir. Kapıdan neş'eyle girer, «Nasılsın Mariçka ?» derler... Onlarla beraber olmak büyük bir zevk verir madama, o~ larla beraber olduğu zaman sa;adeti iliklerine kadar . hisseder. Fakat ıherşeye rağmen eski günleri aramakta, o yırtılan yeşil resimde- ANT O 1NE ve KLEOPATRA Seyrediyorlardı het '"isi tarasa.dan gök altında u;y<kuya dalan şehri , Ve açtığı simsiyah deltaı içinde nehri, Köpüğünü sürer.ken Sais'den, Bubasta'dan. Boğucu Avutulan bir çocuk 'lı;adar şımarık ve şen, Hissetti tutsağına tutsa1k olan asker Sarıldığı vücudun ürperişini yer yer, Vakur ve ·b üyük göğsü üzerinde şehvetten. bırakır. Saatler geçer... Madam dışa rıya çıkmayı, dolaşmayı, altş veriş pek sevmez. Oturmak, ister. İnsanları uzaktan uzağa sever ancak, aralarına karışmak istemez; çünkü uzaktan göründükleri gibi, kendisinin düşündüğü gibi olmadıklarını bilir... Öğleye doğru pencerenin önüyapmayı düşünmek Sevgili kadın birden yüzünü çevirmiş ve Yenilmez ikukuların mestettiğine doğru Çilek dudaiklarını uzatmıştı gizlice; İmparator, içinde hazzın koru, Onun altın yıldızlar serpili gözlerinde Kalyonlar gördü kaçar İyon denizlerinde. o zaman J. - M. de Heredia'dan çeviren: Attlli TOKATLI ki, gözleri haya t ve ümit ·dolu genç kızın hasretini çekmektedir ... E tr.af karardıktan sonra, BoAnadolu sahillerinde parlı yan r~ıklardan biıri de madamın küçük evinden çıkar. Bu mes'ut ı şık altınd a k it ap okunur, şarkı söylenir, fal bakılır, konu şulur, gülünür, eğlenilir. Bir çok akş am lar çocuklıan: ğ11z'ın SPOR - Haydi Mariçka bir kitap oku bize, derler. Hiç itiraz etmez, saatlerce okur. Madamı dinlemenin zevkine doyum olmaz. Bir de insanı içlendiren, b aş ka dünyalara götüren bir şiir okuyu şu vardır ... Bazan da: - Haydi Mariçka, bir ş arkı söyliyelim, der çocukları. İlk defa m a dam b aşlar ve hala güzel kalmı ş sesi hepsininkini bastı rır. Bu ş arkılar, madamın ilk gençlik ç ağlarında, o uzak ülkede aklını b aşından alan şarkılardır; küçük insanların, küçük kalblerin, küçük aşkların , küçük saadetler.in ş arkılarıdır. Bunun için coş tukça coşar ... Günler işte bu minv.al üzere sona erer, yatmağa gidilir. Herkese ayrı ayrı, «İyi geceler» der. Herkes ayrı ayrı « İyi geceler Mariçka » diye cevap verir. En sonra, kö şe de uyuklamakta olan küçük kız, baş ını k aldır ar.ak: «İyi geceler b abu şk a » diye seslenir . Odası na « B abuşk a, babu şk a » diye söylenerek girer madam, «sanki hep babu şk a olarak yaş.amı şın gibi, sanki ana dan babu şka doğmu şun gibi... » Sonr a yatağına uzanır, düşüncelere dalar, «Bir gün daha bit ti.» der. Bir gün daha bitmi ş, m a damın hayatından bir gün daha bitmi ş tir. B aşı dumanlanır .. . Daha nice günler geçecektir böyle ! Günler geçecek, geçecek, daim a bir i bi.tecek, başka biri başlı y acaktır. Mevsimler de öylesine ... F akat madam! O, biti şi yakın, dönü ş ü olrmyan bir yolda ilerlemektedir. Bir gün bu küçük yara m a z ondan «Rahmetli babu şkam » diye bahsedecektir. İst er istemez gelecektir bu günler .. Hayatsa ıhi ç bir şey olmamış gibi akıp gidecek ti r . Sadece madam olmı ya caktır, o k adar .. , Galatasaray Lisesi basketbol Türkiyede takımı ve Okulumuzda E>f\SKE T E> O L Bir asra yakın bir mazis iı olan basketbola biz ancak, on, on beş yıl önce başladık. Buna rağmen basketbolda on beş yıllık bir mazimiz vardır diyemeyiz. Çünkü, Hüseyin Ôztürk memleketimize dönmeden önce bizde basketbol pek iptidai idi. Basketbolun önemi ve tekniğ iı onun gelişinden sonra .anlaşıldı ve bilhassa Samim Göreç bu işin üzerinde durarak teknik basketbolun lider liğini yaptı. Bence basketbolumuz bugünkü durumunu ona borçludur. * * * Yabancı memleketlerde, bilhassa Amerikada çok tutulan basketbolun, yurdumuzda ikinci planda bir spor olara k kalması ancak kapalı salon yokluği.yle izah edilebilir. Yoksa, her an netice alıcı bir oyun olan basketbolun seyircilere k !=!ndini sevdirmemesine imkan yoktur. * * * Bugünkü ba&ketbolumuz doğr udan doğruya Üniversite gençleri tarafından temsil edilmekte- dir. Liselerde ·b asketbol henüz beş altı yıldır oynanıyor. Bu kadarcık b ~r zaman, bir sporun kitleye malolmasına kafi değildir. Maamafih okulumuzun Erdoğan Partener ve Yılmaz Gündüz gibi iki güzide oyuncu yetiştirmekle Türk basketboluna ettiği hizmeti inkar edemeyiz. Herşeyde o!duğu gibi basketbolda da bayraktarlığı okulumuzun yaptığını iftiharla söyliyebiliriz. * * * Yukarıda bahsettiğimiz iki mezun olduktan sonra okulumuzda basketbol parlak faaliyetler göstermekten uzak kalmı ş tı. Fak.at bu sene, yeni salonun açılmasiyle çaİışma lar son derece hızlanmış bulunmaktadır. Okul taokımımızın Amerikalı denizcilerle, Edirnelilerle, Fenerbahçelilerle y aptığı başarılı maçlar bize liseler şampiyonluğu yolunda kuvvetli ümitler vermektedir ... Bas'ketbdl Kaptanı: Mehmet Ali KIŞLALI kıymetli yıldızımız prci •• •'- LJ ı 1'11 •• 1 1 • BİR SERGİ Güzel Sanatlar Birliğinin yıl lardanberi okulumuzda açılagelen sergisi, bu sene tamirat yüzünden geri kalmıştı; nihayet geçen ay Amerikan kütüphanesinde açıldı. Okulumuz her sahaya olduğu gibi, resme de önem veren, benimseyen bir topluluğa sahip bulunduğundan bu sergi hakkındaki fikirlerimizi kısaca bildirmeyi muvafık bulduk. İçeri girdiğimiz zaman bir daha çok ·b ir iyimserlik bizlere de sirayet ediyordu. Hemen her tablo bir neş'e, bir saadet iksiriyle boyanmış gibiydiı; her taraf yeşil, mavi, kırmızı, turuncu ... Fakat kötümserler için gayet faydalı olan «pembe gözlükler», ressamlara pek . yakışmıyor gibime geliyor. ferahlık, * ŞİİR MATİNESİ Bir müddettenberi «Küçük Sahne» de temsiller vermekte olan Fransız artistler! (Roland.e Gard.et, Renee Barrel, Jeıı.nine Crispin, Paul Amiot, Jean Mauroy, Ulric Guttinger ve Jacques Janvl'8r) 19 Kasım 1952 perşembe günü okulumuzda tertip edilen şiir matinesinde Hngo, La Fontaine, Ronsard, Musset, Baudelaire, Claudel v~ Verhaer.en'den şiirler okumu~lar dır. Bu lfttuflar.ından dolayı, değerli Fransız artistıle,rine teşekkürü bir borç 'biliriz. * Gönül isterdi ki biraz daha titiz davransınlar ve renkleri -biır çocuk safiyetiyle diyemiyeceğim, bir mirasyedi edasiyle bol bulamaç serpmesinler. Bilhassa böyle isim yapmış şöhretlerden bunu hassasiyetle beklerdik. Gençler daha sahalarını bulamamış olabi1.ın-ler amma, onlara, o kıpti bohçası halindeki renk bolluğu hiç yakışmıyordu. İnsan bir tablo seyrettiğini adeta unutuyor ve kendini renkli bir kartpostal karşı sında sanıyordu. Aralarındaki yegane fark da hemen hemen, bunların eb'atlarının biraz daha büyük olmaları idi. Hatta, insanın, arkalarını çevirip «Made in Sw.itzerland» mı, yoksa «İmprime en France» mı olduğuna bakacağı geliyordu. Bazı tablolarda nere- deyse, mevcut renkleri bütün tonile buluyor gibiydik; sarılar, kırmızılar, yeşiller, maviler ... Hele o yeşil israfı... Şayet bir qeşil sergb tertip edilmiş olsaydı, ancak bu kadar "yeşillik toplanabilirdi. İçlerinde yakıştırmasını, renkleri, mevzu, hava ve dekorla «accorder» edebilmesini iyice becerenler de şüphesiz, mevcut; B. Güleryüz gibi. _ Fakat ne de olsa biz onlardan boyaları kullanırken biraz daha düşünmelerini beklerdik. Bizi tatmin edebilenler, «Carriere»inden şüphe etmediği miz A. Sümer, F. Duran ve biraz da Çallı idi. Ayrıca yer yer güzel eserlere de rastlamıyor değildik; mesela «Haliç»iyle H. Onat, bir iki peyzajiyle Ş. Akdik ve kısmen «NÜ»SÜ ile Saip. Fakat yine gönül arzu ediyor ki, memleketin en ileri sanat topluluğu olması icap eden bu grupumuzda, dünyanın yeni fakat artık tutulmuş, benimsenmiş cere- ları yanlarına karşı alil.kasız kalmasın ve bizler de bu sergide, öyle cereyanlara uymuş bir kaç eser, hiç değilse birkaç deneme görelim. ()U Of\ İŞİN Abdülkadir GÜNYAZ Şf\Kf\51 Halit Beyi uğurladık, yerine Hikmet geldi', Algebre alimiydik, geometrie düzeldi. Sonra Gündüz Bey g·elir, yo'ktur derste şalkası, «Fonctionnaire d'Etat» olmak onun bir teık ''cakası ... Cihat Arcıl ni'hayet ıbize hak verir oldu; «Düşünmek lazım sizi ... » derken gözleri doldu. Bulunmaz bu cihanda Charezieux gibisi, «Le jour et la nuit.... » dtr ·ba.şhca esprisi ... «Siss! Siss! Cest une chose fa-Oile et c'est un fait amusant Ecoutez un peu, c'est tout.» der durur Garti her an!. Şikayetçi değiliz tarih hocamızdan biz, İhsan Bey'le tarihi aynı aşkla severiz... Elliott'u tanırsınız, «Şekerleme» gibidir, Son derse biraz ·g öz at, çeyrek garantfüdir. Bizim jimnastik!,iliniz bir köşede not atar; Bilgilidir Selim Bey, isbat eden ba.şı var! .. Askerlikçi geliyor, «Dikkat!» çekti mümessil Çok tatlıdır selamı, sevmemek lkabil değil ... En korktuğumuz derstir edebiyat dersimiz; Hoca: Zahir Güvemli; billah ondan titreriz! »asri' KARAGÖZ •c SEMA GOi< OLUYOR! 'Iürkçe ! ! .. Fransız ozanının .:chanson»llnu s8ylemesinden çok önce Türk taşçısı Orhun kitabelerini işliyordu. Ya şimdi? ... Şimdi Fransızlar dilleriyle övünüyorlar; Türkçe ise bir bocalama devrinde ... Dilin sadeleşmesi, temizlenmesi gerek. Olmaz diyorlar, olmaz, Türkçe nasıl sadeleşir! Türkün bunca yıldır kullandığı, benimsediği sözler nasıl bir tarafa atılabilir! Diller arasında sürekli bir alışveriş vardır: O bundan bir kelime, bu ondan on kelime alır. Fransızca gibi... Fransızca Latinceyi hergün biraz ezer, biraz büzer, sonunda Latince kelime Fransızca olur. Olur ya! Niçin olmasın? Fransızca Latinceden çıkmış, özü, ,k ökü Latince onun ... Ya canım Türkçe! Arapça ile, Farsça ile ne ilgisi var! Onun kökü, özü öz Türkçe, eski Orta Asyalının kullandığı Türkçe... Niçin Arapçadan, Farsçadan y.ardım istesin? .. Niçin «gök» «sema», niçin «gerçekler eşiği » <Atabet-ül-hakayık » olsun? Atalarımız tutmuşlar da Arapça, Farsça yazmışlar ... İyi mi etmişler sanki! Destanların, kitabelerin işlediıklerj Türkçe güzelliğinden olmuş. «... tül» lü, «... et» li sözler dilimize akmış, Türklüğümüzü unutmuşuz. Söylediğimiz gibi yazamaz, yazdığı mız gibi söyliyemez olmuşuz. Asırlar sonra dayanamamış, sadeleştirmek istemişiz dilimizi; Türkçe, öz Türkçe kelimeler atmı şız ortaya. Hemen karşımıza dikilmişler: «Yo, demişler, kafa bu. Bir de o türedi sözlerinizi mi belliyeceğiz? » .. Orası sana kalmış bir şey.. Hem sanki biz senin o durmadan biçim değiştiren sözlerini belliyecek miyiz, belliyebilecek miyiz? Kamil, kemal nerede, olgun, olgunluk nerede! .. Birisinin nereden çıktığı bilinmez; ötekinin kökü belli. Kökü bildikten sonra eki getirmek zor mu sanki, ötekisini bellemek güç mü sanki!.. « İhtiyar genci, genç ihtiyarı anlıyamıyor» diyorlar. Anadolulu seni, senin kavaninli, intişarlı, müteveffalı dilini anlıyor mu ki? Zaten büyük amaç senin benimle anlaşa bilmen değil, torunlarımızın birbiriyle anlaşabilmesi... herlemek için geleceği düşünmek gerek, gelecek için çalışmak gerek ... Zamanı geliyor: «sema »nın .:gök» olacağı zaman geliyor. Attill!. ALPÖGE :.'11111111111111111111111111111111111111111111111111111111uı11111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111ı1 111111111111111111111111111111 n 11111111111111 ,~ ~ Emekliye ayrılan üç öğretmenimize tören Öğretmenlerimiz, emekliye ayrılaraık okulumuzu ·te.rlkeden üç değerli öğretmenimiz Enver Teka.nt, Macit Arda ve Halit Bircan için 17 Aralık 1952 çarşamba günü, oıkuluınuz konferans salonunda, çok ta.tJı ve ço'k samimi •b ir hava içinde geçen bir toplantı tertip ettiler. 1\( Bergıeaud i'le birlikte, alkışlar arasında salona giren emektar öğretmenlerimiz yerlerine oturduktan sonra. Müdürümüz Macit Saner öğret menlik mesleğinin önemini ;b elirten kısa bir 'konuşma yaptı. Sonra. M. Bergea.ud Gala.tasa.ray Lisesinde çalışmış ve çalışmakta olan Fransız öğret menler adına., Faik Şevlket Bey öğretmenler adı na, eski mezunlardan Hilmi Bey Gala.tasa.ray Cemiyeti adına., 12 - B öğrencilerinden Balıaettin O'kşan öğrenciler adına birer ikonuşma. ya.pa.raık emektar öğretmenlerimizi tebrik ettiler ve kendilerine uzun ömürler dilediler. ~ Bu !konuşmalardan sonra Enver' hoca konuş mak için ayağa. kallktığı za.~n salon al!loşta.n inliyordu ... İnsanın içine iŞliyen, özlü bir konuşma yaptı . Emekliye ayrılmanın acı mtı.na.sını belirtti ve öğrencilere hitap ederek «Memleketimizin çahşka.n, ve dürüst insanlara. çok ihtiyacı var, çalışın!» dedi. Halit ve Macit Beyler de aynı şekilde birer 'konuşma yaptılar. Mera.sim bi~ti. Müdür muavinimiz Salih Bey misafirleri çaya. davet ederken Milli Eğitim Müdürü ortaya gel.erek birlkaç söz söylemek istedi, Lodos yüzünden geç ıka.ldığını belirtip özür diledikten sonra. İstanbul öğretmenleri adına. emeklileri tebrik etti ve vazifelerinin daJıa bitmediğini belirtti, Sonra, samimi •b ir ha.~a' ' İçinde · çay için aşağıya. inildi. · Öğretmenlerimize uzun ve huzur dolu ömürler dileriz. ""Jllllllllllll111111Jl111111111111fllllllllllltlllll' lllllllllllltlllllllllllllllltlfl11111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111111lllllfllfl11111111111111111111111111111111fll1111111111fllllllllllll''\; l AKSAM GARiPLiGi ' Yirmi~ci asrın fen güneşi elektrik, karanlık gecelerimizi ne kadar aydınlatırsa aydınlatsın, ne zaman bir akşam vakti y.alnız kalsam ruhumun ta derinliklerine kadar işliyen bir sızı hisseder ve bir gariplik duyarım. Bu «gariplik» batı ufuklarının kırmızı rüzgarlarla hareketlenmeğe başladığı andanberi içime çöken sessiz ve sebepsiz bir g.aripliktir. Gün olur, akşam olduğunun farkına varmayız bile. Yorgun döndüğümüz yuvamızda ya elektdkler.iı yanmış bir odaya girer veyahut çöken karanlığı tekrar ışı ğa çevirecek bu sihirli oyunun faDkına v.armaksızın elimizi düğ meye götürür ve onu bizzat biz çeviririz. Gece yolumuz sokağa düşse «Akif»in «Seyfi Baba » Yı ziyarete giderken ürktüğü karanlık yollardan «cam fener»siz geçebiliriz. Zira Belediye yollarımızı da kafi derecede aydınlatır. Fak.at gecelerden korkacak veya vehimlenecek bir şey kalmauığı halde bazı akşamları, güneş batarken içimize dolan ve bize gecenin yaklaştığını farkettiren bu garip hassasiyet, bu sebepsiz hüzün nere den geliyor? Edebiyatımızda akşam hüznünü en güzel duyan, en kuvvetle hisseden ve bize aksettiTen şair bence Ahmet Haşim'dir. Susar me şacir-i pür- şam içinde bülbül-i 8ıb, Sular sema-yı ha.yalatı eyler istiab; Döner bu sahH-i niliye gölgeden kuşlar Ağızlarında güneşten b ir er kızıl dür-i nalı . Ha ş im'de akşam, kızıldan pembeye, pembeden mora, mordan siyaha geçen, zengin bir renk al'monisi halindedir. DERTLEŞME Galatasaray D ergisini tam manasiyle öğrencilere maledebilmek için bu yıl yepyeni bir sistemle ça lışmıya baş ladık. Fakat istediğimiz başarıyı elde e d e bildiğimizi sanmı yoruz. Arkadaşlarımızdan b ekle diğimiz ilgiyi görem edik. Arkadaşlarımızın h er türlü yaz ılarını, ş iirle rini, resimlerini, karikatürlerini ve tercümelerini b ek l ediğimizi, eserlerini büyük bir dikkatle inceleyip ba s a cağ ımız ı ilan ettik . A ldığımız n etice sıfır değilse bile, sıfıra ,pek yakındı. Arkadaşlarımız ellerindeki dergiyi b eğenm ezl erse kabahati biraz da k endilerinde aramalıdırlar. Onun güzelleşm es i, olgunlaşması bizd en çok bütün öğren c ile rin elin d edir, Üzerinde durula cak bir ş e y daha var: Sayfaların aza lması ve d erginin renksiz olması. Arkadaşlarımızın. bu ~u susta n e diy eceklerini bilmiyoruz . Yalnız şunu b e lırt e lım; R enk sadece göze hitap ed en bir şeydir ve d erginin renkli çıkması epeyce masrafa yol açmaktadır. Sayfall!rın azaltılmasının sebebiyse bol yazı bulamamamızd ır. Bır d e sayfaların Q,Zaltılmasiyle d erginin daha sık ç ıkması da sağlan mış ola caktır . . Sori olarak hala ümitlerimiz i kaybetmediğimizi, arkadaşlarımız ın ilgisini b ekle diğimizi söyliyelim ve arkadaş lardan kusurlarımız ın affını dileyelim. - Neşriyat Kolu - 1 Yorgun gözümün halkal arında Güller gibi fecr oldu nümayan, Güller gibi ... sonsuz iri güller, Güller ıkt 'kamıştan daha nalan, Gün doğdu, yazık, arkalarında! Yukarıdaki her kıt' ası bir resram .i çin, bir tab-lo mevzuu olabilecek de ğerdek i şiirde .a-kşam, şai rin gönlüne bütüp nüfuziyle, doluyor. Tabiatın yalnız bir an içinde arzettiği güzellik cilvesini - o ana ve cilveye mahsus olan rengi ve şekli ile tasvir edebilen şair hakikaten azdır. İşte bu bakım dan Rıza Tevfik emsalleri ar.asında müstesna bir mevkie sahiptir. Edebiyatımızda güneşin battığı anlar için söylenen sayısız his ve hüzün dolu ş iirlerin en renklile rini Ha şi,m , en içli terennümlerini Rıza Tevfik, fakat en özlülerini Yahya Kemal söyl emiştir. O'nun «Hayal Şehir»inde rengini, hüznünü ve zengin lirizmini yudum, y udum tattığımız akşam garipliğin i «Deniz türküsü»nde kızıl l aşan sulara inen ve bütün akşam l arın hüznünü hissettirecek ve şu iki mısrada toplıyacak derecede kudretli buluruz. Dolu rüzgarla çıkıp, Gidişin seçtiğin u fka giden yelkenli ! akşam saatindoen •belli. Akşam gatipli ği y alnız bir tainsanlar tarafından duyulan bir tahassüs değildir. Hec- insan , ömründe en az bir veya birkaç defa güneşin semamızdan ayrılış ı karşısında içine gizl'. bir hüznün çöktüğünü, r uhunun sebepsiz bir garipseme ile üzüldüğünü duymuştur. Bu, tamamen hususi ve kalemimin ifadeden 5.ciz kaldığı hissi ancak yukarıda örnekler ve rdiğimiz şa' rlerimizin kuvvetli ve içli ı:nısralarE1da bulabiliriz. kım Yalçın İKİZALP Hardallı Gece'den fıld sahne: Yanda: 88.z talkımı. Altta.: Attila, Ergun, Erdoğan ve Erol mikrofon başında. SEYAHAT NOTLARI: NAPOLİ'nin Dar sokaklan Şehrin geniş ve kalabaiık cad- delerinde dolaşmak, beni alakaOralarda, akıp giden meçhul bir insan yığıniyle , modern mimarinin şekilsiz eserlerinden başka görülecek ne vardı sanki? landırmıyordu. Halbuki «eski Napoli» bütün hususiyetleriyle hayalimde canlanıyor ve onu bir an evvel görmek, tanımak için çırpınıyordum . Rehberime, bildiğim birkaç İtal yanca kelime ile derdimi anlatabildim. Az bir zaman sonra merakla beklediğim, karakteristik manzara karşısındayım. Seyrek merdivenli, gayet dar ve rutubetli sokaklar, bunların iki tarafında yükselen düz yüzlü büyük ve eski binalar... İlerlerken, büyük tahta kapılarının arkasında saklanıp, gel.i p geçenleri seyretmeğe çalışan uzun, siyah saçlı, acaip elbiseU İtalyan kadınlarına rastlıyorduk. Yolun iki tarafındaki binalar o kadar birbirilerine yakındılar ki; rengarenk. çamaşırlar, kurutulmak için pencere aralarına serilmişlerdi! Her an romantik İtalyan şarkılarının ağır nağmelerin.i, küçük bir pencere altında, kaçamak dinlemek arzusiyle yanıyordum. Böyle dalgın dalgın yürürken, rehberim beni kolumdan tuttu ve biraz ilerideki, büyük han kapıla rını andıran, biır kapıyı gösterdi. Sonra gayet ciddi bir şeyler söyledi. Bir kelime bile anlama- mıştım. için Bir cevap başımı olmak vermiş salladım. O, kapıya doğru ilerledi; ayağiyle bir kaç defa vuİ'duktan sonra, cevap beklemeden içeri dalıverdi. Karşılaş tığım manzara ürkütücüydü. Toprak tabanında yer yer pis sti birikintileri olan bir oda .. Köşede iskeleti andıran l>ir at, önündeki samanını kemirmeğe uğraşıyor. Bir kenarda da iki sandıkla, sandalya ve masalar var. 4 kırık Ben etrafımı seyretmekle meş gulken, karşımızdaki tahta merdivenden korkunç denecek kadar acaip ve çirkin bir kadın iniyordu. Her adımında, eski merdiven sallanıyor ve ürpertici gıcırtılar çıkarıyordu. Gözlerim, kadının buruşuk yüzündeki iki alev parçasına takıldı, kaldı. Ne kadar bu Vıaziyette kaldığımızı hatırlamıyo rum. Fakat o, gayet sakin ve emin bir hareketle, yalnız .k emikten diyebileceğim, elini uzattı ve benim elimi tuttu. .Gözlerini avucumun içine dikmişti. Nihayet bir falcı kadınla karşı karşıya ğumu anladım. Birçok bulundusöyledi. Bir aralık düşündü. Tekrar devam etti. Anlıyabildiğim cümle kırıntılaı:ı .şunlardı : «Napoli seni bırakmıyacak. Sen biziınle yaşı yacaksın. İtalyan rüzgarı yüzünü buruşturacak; saçını dökecek. » Gayet ciddi söylüyordu bunları. Sesi sertti:. Beni düşündürdüğünü ve hatta korkuttuğunu söylersem, şaşmayın. Zira o dekor, o ses ve o korkunç yüz beni sihirlemişti. Gemime dönmek için sabırsızlanı yordum. Cebimde bulabildiğim liretleri kadının eline sıkıştırıp, şeyler hemen tlışarı fırladım. Dar sokakl arın merdivenler.ini acele acele inerek, yeni şehre,'. g·irdiğim zaman, hala zihnim falcının sözleriyle meşguldü. Birdenbire toparlandım ve İtalyan çingenesinin sqylediklerine gülmekten kendim! alamadım. .. Oktay URAL 15 Okul Tiyatroları OKUL SPOR H ff\ R IE .K ETLER i Değerli şair ve aktörlerimizden Suat Taşer'in Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir makalesinin baş taraf z. .. Mektubumu Ankaradan yazmama rağmen İstanbuldaki bir sanat hareketinden söz açacağım. Geçen gün postacı, büyücek bir zarf getirdi. Zarfın içinden şirin bir dergi ile bir de mektup çıktı. (Galatasaray sahnesi) adını taşıyan dergide, lisenin temsil kolu elemanları tarafından -:ıyna nan (Küçük Şehir) adlı popüler komedinin hazırlanışına, oynanı şına -dair fotoğraflarla çeşitli yazılar vardı. Dergiyi uzun uzun g'Özden geçirdim, düşünd'.1m \'e sevindim. Sevinmekte haklıydun , çürtkü hayli, zamandır yazı ile veya sözle üzerinde durduğum ciddi bir sanat davası, Galatasaray Lisesi temsil ko1u elemanları,nın gayretlerile gerçekleşme yoluna gi~miş. Dergide herşeyden önce dikkatimi şu nokta çekti: «Küçük Şehir»in hazırlanmasında vazife alanlar, amatörlere ıhas bir hız ve sevgi ile kendilerini işlerine vermiş, harıl harıl çalışıyorlar. Aktör kendileri, dekoratör kendileri, dekorları boyayan kendileri, süflör kendileri, perdeci kendileri, kondüit kendileri. Netice: Başa rının amili de kend;ıeri. Bu ders okulun açılışının temsilcileri arasından Okul Spor Yurdu genel kurulu seçilmiştir. Kurul, şu üyelerden meydana gelmiştir. ilk yılı, haftasında sınıf Başkaptan: Öğ. Selim Duru Başkaptan Y.: Safter Yılmaz Nihat Turancıol - Sekreter: Yalçın Erkun Muhasip: Abdülkadir Günyaz - Futbol K: Coşkun Özer - Basketbol K: M. Ali Kış lalı - Voleybol K: Aydın Aydın Atletizm K: Abdülkadir Günyaz - Güreş K: Seymen Kocaman Boks: Nihat Turancıol - Tenis : Erdoğan Erol Ping-Pong: Tokay Toker - Aletli C. K: Faruk Küçükkutlu, Türköz Özbek - Eskrim: BahLr Turunç. Genç ve sporsever Müdürümüz Macit Saner'in sayesinde gerek tahsisat, gerekse çalışma imkanı bakımından pek müsait şart larla işe başlıyan Yurd'un bu ders yılını en faal senelerden biri olarak geçireceği muhakkaktır. Çeşitli spor branşlarının faaliyetlerini aşağıda sıra ile bildiriyorum. Futbol: Robert C. iJe yapı lan maçı 2 - 1 kazanarak, bu seneki karşılaşmalar için ümit vermiştir . H) 2 farkla kaybetmiş, Meriçspor ile yaptığı karşılaşmaların her ikisini de kaEdirne'de zanmıştır. Ortaokul basketbol takımı Daile .yaptığı maçta galip rüşşafaka gelmiştir. , ,, Partane~ kupası, gruplar arası basketbol maçları devam etmekte olup henüz neticelenmemiştir. Voleybol: . Fener yapılan karşılaşmada Rum L. ile takımımız galip gelerek bu seneki okullararası müsabakalar için ümitli görünmüş, fakat Yeni Kolej ile yaptığı maçı kaybetmiştir. ile Ortaokul da Terzilik Okulu maçta galip gelmiştir. yaptığı Atletizm: Haydarpaşa parkurunda yapılan okullararası ilk deneme koşusunda atletlerimiz iyi neticeler almışlardır. Aletli, Eskrim ve boksörlerimiz salahiyetli ıantrenörler tarafından çalıştırılmakta olup iler1ki karşılaşmalar için hazırlanmakta dırlar. Okul Spor Yurdu Robert C. ile atletizm, futbol, basketbol, voleybol, boks, güreş, ping-pong ve tenis müsabakaları için, bir anlaş maya varmıştır. Ayrıca İşte, birçok vesilelerle anlatmağa çalıştığımız okul temsillerinin amacı da, manası da, değeri de, faydası da budur. Yeri gelmiş ken dilimizin güzel sözlerinden birini hatırlatalım: «Yiyen b iıl mez, doğrayan bilir» Temsil sanatının nelerden sonra mümkün olabileceğini, neler pahasına elde edilebileceğini gereği ile anlıyabil mek için, · perde - arkasındaki külfetlere mutlaka~ karışmak . lazım dır. Bilindiği gibi, her sanatın bir de zanaat, yani işçilik, yani amelelik tarafı vardır. İşin bu tarafı 1§.yikile · bilinmediıkçe, başarının kazanılmasında harcanan emeği , dökülen alın terini değerlendirmek kolay olmaz. Galatasaraylıları, yapılan maçı gene Robert C. ile GAsene sonunda müşte reken bir bayram yapmaları düşü nülmektedir. latasaray'ın, Basketbol: Amerikan <Evergemisi basketbol ekibi ile glide ~ Yurt okul ve tiyatro davasının hallinde iyi bir eserle attıkları ilk adım dan dolayı, uzaktan uzağa da olsa, tebrik ederiz. Temennimiz, bu alandaki gayretlerinin sürekli olmasıdır. Galatasaraylıların bu güzel teşebbüsü, okul tiyatroları konusundaki düşüncelerimizi bir kere daha açıklamamıza fırsat verdiği için ayrıca memnunuz. Suat TAŞER dışı müsab.akalar için de bu sömestre tatilinde Yunanistan ve Suriye ile futbol, basketbol, atletizm temasları için ihzari konuşmalara baş teşebbüse geçilmiş, lanmıştır. Spor Sekreteri ERHUN Yalçın .. İlll .. • ,/ NESRIYAT ' . Tahsin Yü cel (r e dak'.ı i yo n) . ( Başk a n) , Mümta z .·. KOLU Z cy tinoğlu ve A. Günyaz T eknik i şl er: Yi ğit Ok ur, YaJç ın lkizalp," Türka y E r gun. Fiatı 30 Kr.
Benzer belgeler
Oku - Sultani
Elinizde bulunan sayıyı, bundan
evvel çıkanlara 11azaran daha yeni
bir şeyler getirmesi gayesiyle hazırla
maya. ç.alıştık. Ama muvaffak olup olmadığımızı siz takdir edeceksiniz.
Bu sayımızı, 10 Ka...
OKU - Sultani
leur est commune, ils entendent et voient par les memes
trous; de plus ils pensent, sentent, s'emeuveıit de la meme
façon, se souviennent des memes faits peut-etre; mais ils
n'ont pas la meme vie. ...
Oku - Sultani
c'est que vous en avez
une mauvaise; et que si
vous en avez une mauvaise
c'est que le professeur ne
veut pas vous en donner
une bonne.
Depuis que je suis a
Galatasaray, je conna!.s
les regles du je...