Yeni Divriği Gazetesi SAYI-25
Transkript
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-25
15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 1 YENİ TERMİNAL VE PETROL İSTASYONU İHALESİNE TALEP YOK! İhale esasları basında duyurulan Divriği Belediyesi Petrol Ofisi ve Yeni Terminal İnşaatı ihalesi 11 Nisan 2012 günü saat 14:00’te yapılacaktı ancak bu ihale talep olmadan Gerçekleştirilemedi. İhale esasları özetle şöyleydi; - - Yeni otogar hafriyat çalışmaları başlatılan “ Kültür merkezi/Cem evi” yakınında Ziraat bankası karşısında anayol kenarında olacaktı. Yeni terminal binası hem şehirler arası otobüslerin hem de minibüslerin ihtiyacını karşılayacaktı İhale muhammen (tahmin edilen) bedeli 4 Milyon 40 Bin Lira olarak belirlenmişti. Otogar; inşasını müteakip Belediye’ye devredilecek ancak, aynı ihale ile yapılacak olan Petrol Ofisi Tesisi ise 20 Yıllığına müteahhit firmanın kullanımına bırakılacaktı. 20 yıl boyunca yüklenici firma Belediye’ye belli bir kira bedeli ödemeyi taahhüt edecekti. Divriği kamuoyunda ihale bedelinin biraz yüksek tutulduğu konusunda ortak bir kanaat varken ihalenin yapılamaması manidar olarak görüldü. Müteakip ihale gününün ne zaman olacağı henüz belli olmadığı öğrenildi. İrtibat: [email protected] HERŞEYE RAĞMEN LALELER YİNE AÇTI! Doğa bildiğini okuyor. Biz insanlar da doğanın küçük bir parçasıyız. Kendi içimizde çelişkiler yaşıyoruz; kurulu düzene başkaldırmaya çalışıyoruz; düzen koyucular önümüzü kesiyor, tutup kolumuzdan içeri tıkıyor, gık bile diyemiyoruz. Ergenekon’la başlayan, Balyoz, Andıç, nihayet 12ylül’ün, 28 Şubat’ın mahkemeye taşınmasıyla huzursuzluk, tedirginlik yeniden güncelleşti, kapsamı genişledi... Tüm bunlara rağmen cemreler havaya, suya, toprağa düşünce, ağaçlar tomurcuklanmaya başlayınca,7 yıldır İstanbul’da bir ay süreli de olsa her yerde görmeye alıştığımız laleler bir bir açmaya başladı... Doğa düzenini devam ettiriyor... Düzeni bozuk olan ise biz insanlar... Kimileri aç, açık, sefil, perişan. Kimileri tutsak, özgürlükleri ellerinden alınmış, suçları ne bilinmeden evlerinden uzaktalar; kimileri de zevk-İ sefa içinde, ne gam! Haber: M. Tarakçı ERDEMİR, MATEMATİK VE SATRANCA BÜYÜK ÖNEM VERİYOR! Erdemir Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından düzenlenen turnuvanın Nuri Demirağ Endüstri Meslek Lisesi Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen ödül törenine şirket genel müdürü Sedat Orhan, Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök, İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Babamgül ve çok sayıda öğrenci ile veliler katıldı. Genel Müdür Sedat Orhan, şirketlerinin geleneksel olarak düzenlediği satranç turnuvasının altıncısını gerçekleştirdiklerini, çocuklara ve gençlere satranç sevgisini aşılamak, satranca ilgi duyanları teşvik etmek istediklerini belirterek, ''Divriği halkı ve şirketimiz arasındaki iletişimi güçlendirmek amacıyla geleneksel olarak düzenlediğimiz satranç turnuvasının beşincisini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz'' dedi. KEŞKE GAZA GELİNMESEYDİ! MUSTAFA TARAKÇI * Dilimizde ‘keşke’ diye bir ifade var. Keşke bazı şeyler olmasaydı. Keşke, bugün üzülerek hatırladığımız olumsuz şeyler yaşanmasaydı... Bir yandan güzel bir haberle içimiz aydınlanıyor; Geçtiğimiz 2011 yılının büyüme rakamının %8.5 olduğunu öğreniyoruz. Seviniyoruz,içimiz ferahlıyor. Bu ne demek? (Devamı s.7’de) Turnuva sonunda ilköğretim kategorisinde İstiklal İlköğretim Okulu'ndan Esat Karahasan birinci, İstiklal İlköğretim Okulu'ndan Özkan Taş ikinci, Selavattepe İlköğretim Okulu'ndan Fatih Bilgin üçüncü oldu. Lise kategorisinde ise Nuri Demirağ Endüstri Meslek Lisesi'nden İsmail Er birinci, Nuri Demirağ Endüstri Meslek Lisesi'nden Ahmet Furkan Semiz ikinci, Divriği Lisesi'nden Melih Çevik üçüncü oldu. Dereceye girenlere ödüllerini Sedat Orhan, Hakan Gök ve Yusuf Babamgül verdi. * www.mustafatarakci.com Özgeçmiş 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 1 ÜCRETSİZDİR malik ecder özdemir malik ecder özdemir 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 ORDUEVLERİN DE HAVA DEĞİŞMİŞ! Geçtiğimiz hafta İstanbul’dan 3 günlüğüne Ankara’ya gittim.Bahçelievler deki Orduevi’nde kaldım.Eskiden giriş- çıkışı askerler kontrol ederlerdi; şimdi sivil güvenlik görevlileri var.Resepsiyonda, eli yüzü temiz,çoğunlukla otelcilik mezunu askerler olurdu;onlarda yerini sivil memurelere terk etmişler. Vestiyerde sivil görevli; gazete satışında sivil görevli; berberler de sivil sözleşmeli ;garsonlar sivil,aşçılar sivil... Hazır yemek işini de sivil bir firma yıllık ihale ile almış; tost – hamburgeri onlar yapıyor. Çay –kahveyi de onlar yapıyor. Sıraya girip çayını, kahveni alıyorsun. ‘Komutanım’ diyen kalmamış. Hitap şekli ’ efendim’olmuş. Ama biz askerliği bir yaşam biçimi olarak bilirdik. Mesai de de askerdik, mesai sonrasın da da askerdik. Şimdilerde asker, yani subay –astsubay her geçen gün memurlaşacak... Kışladan çıkınca subaylığını – astsubaylığını unutacak; Sosyalleşmek veya kimi ihtiyaçlarını karşılamak için orduevlerine gittiğinde komutan değil efendi olacak. Faydası da var sakıncası da. Ben oldum olası vatan hizmetini yapmak için gelen gençlerin temel askerlik hizmetini yaptıktan sonra, şurda burda temizlik yapmasına, cam silmesine, yer paspaslamasına karşıydım. Hele hele askeri kamplarda hiçbir askerin olamamasını savunurdum. Ama şimdilerde giriş çıkışında sivil olması ,yaşlı yaşlı emekli komutanların kalkıp çay –kahvelerinin kendilerinin alması birazda abartılmış gibi... DEĞERLİ OKURLARIMIZ, LÜTFEN DİKKAT: YENİ DİVRİĞİ GAZETESİ OKUNMAYA DEĞMEYECEK HİÇ BİRŞEY YAZMAZ! SAYFA 2 İrtibat: [email protected] CHP Sivas milletvekili Malik Ecder Özdemir Ağır Konuştu Cumhuriyet Halk Partisi Sivas Merkez İlçe Teşkilatı'nın 2 Nisan 2012 günü olağan kongresi yapıldı. CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Sivas Belediyesi Nikâh Salonu'nda gerçekleşen kongrede yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kelimenin tam anlamıyla ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Ekonomide, siyasette, sosyal yaşamda sıkıntıları bir tarafa bıraktığını belirten Özdemir, ''Türkiye üzülerek söylüyorum vatandaşlardan oy alarak iktidara gelen AKP iktidarının yönlendirmesiyle demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerinden, Cumhuriyetin temel değerlerinden hızlı bir şekilde sapmaya devam ediyor'' ifadelerini kullandı. Özdemir, 2 gün önce Cumhuriyet tarihi ve meclis tarihinde bir ilk yaşandığını ifade ederek, MHP ve AK Parti'nin ortaklaşa verdiği önergeyle Kur'an-ı Kerim'in ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak kabul edildiğini anımsattı. Özdemir, ''Bu önerge neydi. Elbette ki bu ülkedeki her vatandaşımız çocuklarının dinini öğrenmesini, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmesini isteyebilir ayrı bir olaydır. Ama bu önergeyle önce iç hukuka ve yasalara aykırı olan bu 4+4+4 ucubesi anayasada aykırı bir teklif haline geldi. Anayasanın laiklik ilkesi ne yazık ki verilen bu önergeyle 2 gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ortadan kaldırılmıştır. 28 Mart itibarıyla laik, demokratik Cumhuriyet bitmiştir.''dedi Özdemir, Türkiye'de artık hukuk devletinden, adaletten, sosyal demokrasiden ve ileri demokrasiden bahsetme olanağı kalmadığını ileri sürerek, ''Çember giderek daralmıştır. Artık Türkiye bir üstü açık cezaevine dönüşmüş vaziyettedir. Herkesin telefonunun dinlendiği, kimin yarın neyle suçlanacağının belli olmadığı, Başbakanın emir ve talimatıyla işaret ettiği insanı tutuklayan özel yetkili mahkemeler aracılığıyla hukuksuzluğun arşı âleme çıktığı bu ülkede insanların adalete güveninin kaybolduğu bir topluluk üzerindeyiz ne yazık ki'' dedi. Faaliyet raporu ve önergelerin okunmasının ardından bazı partililer oluşturulan listeye tepki gösterdi. Salonda bu nedenle zaman zaman gergin anlar yaşandı. Tek liste ile gidilen kongrede, Adil Keser merkez ilçe başkanlığına getirildi. FEM DERSANELERİ İLE GÖRÜŞÜLDÜ MÜ? Güney Kore ziyareti esnasında Başbakan Erdoğan çok önemli bir açıklamada bulundu. Devrim niteliğinde, eğitimde tarihi bir açıklamaydı. Düşünebiliyor musunuz, hemen her yerde gördüğümüz, bırakın büyükşehirleri, Anadolu’nun her kasabasına bile yayılmış dershaneler kapatılacak! Onların yerine lise veya dengi okul açılacak. Üniversitelere sınavsız girilecek. Bu önemli haber ertesi gün bazı gazetelerde nedense “manşet” yapılmamış! Özellikle iktidar yanlısı gazeteler bu habere manşetlerinde büyük puntolarla yer vermişler: SABAH: Dershaneler tarih oluyor YENİ ŞAFAK: YGS kalkacak, Dershaneler Lise olacak, TÜRKİYE: Yeni Sistem kızlarımızı okumaya teşvik edecek, AKİT: Eğitim de Devrim, STAR: Üniversiteye giriş sınavı kalkıyor, CUMHURİYET, MİLLİYET, HABERTÜRK, VATAN, AKŞAM, POSTA, TARAF VE ZAMAN, başka konuları manşet yapmışlar... Zaman’ın bu konuyu manşetine taşımaması başka düşünceleri çağrıştırıyor?! Bilindiği gibi Zaman, Cemaate en yakın gazete. Hatta Onun yayın organı diyebiliriz. Dershaneler içinde “FEM” de Cemaatle ilişkisi olan, o camia insanlarının çoğunlukla görev yaptığı bir dershane. Yoksa bu karara Cemaat sıcak bakmıyor mu? FEM dershanelerin kapanma ihtimali onları tedirgin mi etti? Ama, Başbakan “Büyük dershane sahipleriyle görüştüm. Onlar da bu karara olumlu bakıyorlar”diyor. Acaba, FEM ile görüşülmedi mi? EMSAL Boya Genel Yayın Yönetmeni ve Yayın Koordinatörü San. Paz. Dış Tic. Ltd. Şti. MUSTAFA TARAKÇI Mizanpaj: Mutlucan AYDIN Bünyamin ŞAHİN Dolapdere Sanayi Sitesi 6.Ada No:1 İkitelli / İSTANBUL 0 (212) 671 36 16 - 0 (212) 671 36 15 Halkla İlişkiler-Tanıtım: Ayla YERLİKAYA VERGİ DAİRESİ: Göztepe VERGİ KİMLİK NO: 8.230.105.579 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 2 ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYFA 3 SAYI: 25 SAYIN İZZETTİN DOĞAN: “ÇEKİLEBİLİRİM” İrtibat: [email protected] ÖZGÜRLÜK İHTİYACI Haber / Analiz: M.T.-İst. İzzettin Doğan: “Çalıştay’larla boşa vakit geçirildi. Alınan yedi karardan ancak bir tanesi hayata geçirildi. Hükümet’ten umudumu kestim, Cem Vakfı Başkanlığı’ndan çekilebilirim.” Doğan Bermek: “Cem Vakfı Olağan Genel Kurulu 2013’te. O zamana kadar Sayın İzzettin Doğan Cem Vakfı başkanıdır. Ayrılsa bile, o bizim daima Onursal Başkanımız kalacaktır. Ancak, Alevi derneklerinin dağınıklığı söz konusudur. Bundan iktidarlar da memnun kalmaktadır.” Akşam Gazetesi’nden Şenay Yıldız, Cem Vakfı Başkanı Sayın İzzettin Doğan ile yaptığı röportajda şu hususları tespit etmişti: “Türkiye’nin kaderini camilerde konuşan imamlar belirliyor. Osmanlı’da 10.000 cami vardı, bugün 100.000 cami var. Diyanet işlerinde 130.000 kişi çalışıyor. Türkiye Sünni bir dış politikaya doğru gidiyor.” Çalıştay öncesi Bakan Sayın Faruk Çelik’e, “Bizi burada sittin sene oyalamak istiyorsanız, yanlış olur.” Dedim;“ Yok hocam.” dedi. Ama tahmin ettiğim gibi çıktı. Çalıştay sonrası hiçbir şey değişmedi. ŞenayYıldız ilk haberinde “Cem Vakfı Kongresi toplanacak, yeni başkanını seçecek. İzzettin Doğan hoca çekiliyor” demişti. Yine Şenay Yıldız, 8 Şubat 2012 günü Akşam Gazetesi’nde şunları yazıyordu: “Prof. Dr. İzzettin Doğan artık çekiliyor. Yerine kimin geçeceği sorusuna ise ‘Ben bilmem’ diye kaçamak cevap veriyor diye yazmaktaydı... Öte yandan;17 Şubat 2012 günü habercem internet sitesinde Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın Samanyolu haber kanalına verdiği ve özet olarak şu açıklamaları yaptığı yazılıydı: “Alevi Çalıştaylarında yedi konuda mutabakata varıldı. Ancak, biri hariç hiçbiri hayata geçmedi. Geçen husus da Din Kültürü ve Ahlak dersi kitaplarına Alevilerle ilgili bilgilerin konmuş olmasıydı...” “Cem Vakfı Genel Başkalığı’ndan çekileceğimi söylemedim. ‘Çekilebilirim’ dedim. 20 yıldır bu mücadelenin içindeyim. Hükümetten umudumu kestim. Ben bütün mücadelemi barış üzerine inşa ettim.” “CHP’nin aldığı yüzde 26’lık oyun yüzde 22’si Alevilere aittir...” Bu gelişmeler üzerinde Yeni Divriği İnternet Gazetesi olarak Alevi Vakıflar Federasyonu Başkanı Sayın Doğan Bermek’e 6 Nisan 2012 günü telefon açıp sorduk. Ankara, Erzincan, Gaziantep’te ‘Anadolu örgüsü’ konulu çalışmalar için Ankara’ya hareketinden önce Sayın Bermek’le yaptığımız oldukça uzun konuşmadan sizler için şu özeti çıkarabiliriz: “Gazeteci Şenay Yıldız’ın Akşam Gazetesi’nde yazdığı konular, Cem Vakfı Başkanı Sayın İzzettin Doğan’ın Vakıf Başkanlığını bırakmak isteğiyle ilgili hususlar yeni değil. Sayın İzzettin Doğan, 2011 yılı genel kurulunda da açıkça söyledi. Yeni aday çıkmasını ve bu görevi üstlenmesini, bundan dolayı ancak memnun olabileceğini söyledi. Önümüzdeki olağan ilk genel kurul Mart/Nisan 2013’te. O zaman belki yeni bir aday çıkabilir. Cem Vakfı 50 şubesi ile ülke genelinde dinamik olarak faaliyet yürütüyor. Belki bölgesel olarak yeni teşkilat birimlerine, yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyulabilir. Cem Vakfı dışında malumunuz Hacı Bektaşi Veli, Pir Sultan Abdal ve başka adlar altında dernek ve federasyon yapılanmaları var. Doğrusu bu dağınıklık iktidarın da hoşuna gidiyor. Oysa bizim kendimize çeki düze vermemizin zamanı geldi ve geçiyor bile.” dedi. 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 Görünürde her şey tozpembeymiş gibi görünse bile özgürlük ihtiyacı duyan, kendini özgür hissetmemekten dolayı sıkıntı çeken, mağdur olan insanlarımız var. Birkaç örnekle bunu dile getirelim ve bir sonuca varalım: Dursun Çiçek, malum bir yıla aşkın Silivri’de tutuklu. Emekli Kurmay Albay. İnternet andıcı ve irticaıyla mücadele eylem planı davasından yargılanıyor. Silivri’de bir küçük odada kaldığı halde annesinin vefatı üzerine verilen izinle dışarıya çıktığı iki günde gazeteci Saygı Öztürk soruyor“İçeriyle dışarısı arasında en bariz fark nedir?” O da dışarısının da sıkıntılı olduğunu, üç insanın yan yana gelip özgürce konuşamadıklarını söylüyor. İkinci örneğimiz; 18 Mart 2012 günü Pazar hem Çanakkale Zaferi Anma Günü hem de BDP’lerce Nevruz törenlerinin iki gün öne çekilerek kutlanma istendiği gün! Bir özgürlük talebi. İktidar, valilikler, törenlerin zamanında 21 Martta kutlanacağı kararını aldılar ve direttiler! BDP’liler de geri adım atmadı. Zeytinburnu ve Diyarbakır savaş alanına döndü! Trafik aksadı, otobüsler taşlandı, vitrin camları kırıldı. Daha da önemlisi toplumsal huzur, ahenk, kardeşlik zarar gördü. TLF:02122835151 TLF:02165501005 Ne lüzum var özgürlükleri kısıtlamaya? Öyle mi istiyorlar, kutlasınlar. Biz de zamanın da kutlarız. Ne yapacaklarsa yapsınlar, denilebilirdi... Kısıtlama getirerek, Nevruz törenlerine katılımı biraz daha düşürmekle ne kazanacağız? Diğer yandan medya, gazeteler, gazeteciler her istediğini yazamıyor, söyleyemiyor, çekiniyor... Ruhat Mengi, Nihat Genç, Uğur Dündar, Can Dündar, Nuray Mert, Ece Temelkuran nihayet Özdemir İnce... Özgürlük ekmek gibi, su gibi en büyük ihtiyaç. Özgürlükleri kısıtlamakla doğrusu kimse bir şey kazanamaz. Bırakalım herkes düşündüğünü söylesin, yazsın. Doğruysa, akla yatkınsa, inandırıcı ise iz bırakır, kalıcı olur. Yoksa balon gibi söner. Çöker, aynı gün yok olur. Bizce Atatürk’ün de önerdiği gibi, özgürlük ve bağımsızlık karakterimiz olmalı. Özgürlükten ve bağımsızlıktan korkmamalıyız. Hem de sonsuza dek. SAYFA 3 Yeni Divriği İnternet Gazetesi eski sayılarını okumak için www.mustafatarakci.com sitesini tıklayınız. ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 4 İrtibat: [email protected] KÖY DERNEK BAŞKANLARI’NA SORULARIMIZ: Röportaj için gönderdiğiniz soruların cevaplarını bir metin olarak vermeye çalıştım. Umarım okuyucularımız için bir mana ifade eder: Öncelikle Kendimi tanıtayım. 1976 Höbek Köyü Doğumluyum. Evliyim ve 4 yaşında bir oğlum var. İlkokul 1. sınıfa köyde başlayıp, sonrasında liseyi bitirene kadar Ankara'da büyük ablamın yanında kaldım. 2001 Yılında bir macera ile İstanbul'a gelmeme karşın, gelerek hayatımın da ilk hatasını yapmış oldum. Halen de kendimi bu şehre ait hissedemiyorum. Amacım; kendi ilçem ve köyümde, burada bunlarda yapılabilir denecek çalışmalar yapmak ve aynı zamanda benim gibi düşünenlere öncü olabilmek. Özellikle son dönemde, bunu çok daha yoğun düşündüğümü de belirtmek isterim. Ayrıca, Büyükşehrin karmaşasından ve kokuşmuşluğundan bıkan herkese, imkânları dâhilinde topraklarına dönmelerinin ve o topraklar için şu ana kadar yapılmış en iyi şey olacağını da söylemek isterim. 1. Sayın Başkan, .... Köyü İst Dernek başkanısınız. kendinizi,Köyünüzü, Dernek projelerinizi özet olarak anlatırımsınız? 2. Dernek çatısı altında köylülerinizle hangi sıklıkla bir araya geliyorsunuz? Dernek binanız nerede? Mülkiyeti sizin mi? 3. Diğer köy dernekleri ve Divriği Kültür Derneği ile ilişkileriniz ne durumdadır. Koordinasyon ve işbirliğinize dair somut örnekler verebilirimsiniz? 4. Okuyan öğrencilerimiz bizlerin gözbebeği. Onların durumu hakkında bilgileriniz nedir? Kaç genciniz üniversite tahsili yapıyor? Yurt dışına eğitim için giden genciniz var mı? Onlardan ihtiyacı olanlara burs vermeyi düşündünüz mü? 5. Köyünüzde iş adamı olarak öne çıkan hangi isimler var. Neler yapıyorlar. Derneğe katkıları hangi düzeyde? 6. Köyünüzde yazın herhangi bir etkinliğiniz oluyor mu? Bu yaz neler yapmayı düşünüyorsunuz? Ben şu an, İstanbul'da Şehir içi Toplu Taşımacılığın yanında, Baba Mesleği olan Cam ve Çerçeve işi ile ilgileniyorum. Samimiyetle söyleyebilirim ki, beni bu şehre bağlayan en önemli faktör Ailem ve Dernek Yönetimi. Dernek diyorum çünkü köylülerimiz için birşeyler yapabilmek bizlere büyük bir haz ve mutluluk veriyor. Bizler, beş kişiden oluşan yönetim kadrosuyuz. Sevgili Fatma ŞİMŞEK ile üç dönemdir beraberiz. Aralık 2011 Olağan Kurultayımızda Sn Mehmet Fındıklı, Batuhan SEFER ve Metin ŞENYURT da bizlere katılarak emek vermeye başladılar. Buradan da bütün Höbekliler adına kendilerine teşekkür ediyorum. Köyümüz, Divriği- Odur-Karasar yönünde Karasar Köyü ile Yalnızsöğüt arasında yer almaktadır. Yüzölçümü ve hane sayısı olarak düşünüldüğünde Divriği'nin en büyük köylerinden biridir. Yaz aylarında Hane sayısı, gurbetten gelen Köylülerimizle birlikte 100’ün üzerine çıkmakta ve her geçen yıl bu sayı artmaktadır. Karayolunun Köyümüzün içinden geçmesi, Karayolları Genel Müdürlüğüne ait Bir Bakım Evi ve Bir Köylümüz tarafından işletilen Akaryakıt İstasyonunun olması da Köyümüzü renkli kılmasının yanında, her türlü gelişime açık olduğunun en büyük göstergesidir. Tarımdan çok hayvancılık hâkimdir. Almanya, Ankara ve İstanbul'da olmak üzere üç ayrı Derneğimiz, kendi bölgesinde Köylülerine, Sosyal ve Kültürel alanda hizmet vermektedir. İstanbul Derneğimiz ise 1993 yılında Kurulmuş ve bu zaman kadar Köylülerine hizmet vermeye çalışmıştır. Kurulduğu günden bu yana, pek çok dönem mülkiyeti kendisine ait bir taşınmaz almak için çalışma yürütmüş ancak bugüne kadar bazı nedenlerle gerçekleşmemiştir. Şu an ise, bu çalışmada son aşamalara geldik desek yanlış olmaz. Köylülerimizin yoğun olarak yaşadığı Avcılar Bölgesinde, Derneğimiz ve Köyümüze yakışan bir taşınmazı, yakın bir zamanda alarak bu mutluluğu bütün Köylülerimize yaşatmak son dönemdeki tek amacımızdır. Köylülerimizle senede bir kaç kez, Piknik, Gece ve son dönemde geçen yıl Köyde düzenlediğimiz etkinliklerde buluşuyoruz. Ama ne yazık ki, bu kalıbın dışına çıkamamak pek çok Derneğin ortak eksikliği. Üstlendiğimiz misyon, bu kısır döngüyü daha renkli hale getirmektir. Sorumluluklarımız kesinlikle sadace bunlardan ibaret olmamalı; hele de son dönemde birlik beraberliğe olan ihtiyacın hissedildiği bir ortamda diğer Köy Dernekleri ile iş birliği yapmanın, dayanışma içerinde olmanın önemi daha da artmaktadır. Çünkü bu, hem sosyal hem de Demokrasiyi yaşatmak adına yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk. Geleceğimizin teminatı ve aydınlık bir Türkiye'nin tek gerçeği olan gençlerimiz. Gençlerimizle uyumlu bir çalışma içindeyiz diyemeyeceğim. Paylaşımlarımız yok denecek seviyede. Bana göre en büyük neden, altında buluşacağımız bir çatımızın olmayışı. Ne mutlu ki, Derneğimizin çalışmalarını olumsuz yönde etkileyen o en büyük sorunu geride bırakmak üzereyiz. Genç nüfusumuza dair ortalama bir rakam vermem zor. Fakat İstanbul dışında okuyan yirmiye yakın öğrencimiz olduğunu biliyorum. Yurt dışında eğitimini tamamlamaya çalışan, öğrencilerimiz de bulunmakta. Buradan gençlerimize bir tavsiyem olacak. Bu ülkedeki kötü gidişata dur diyebilecek en büyük irade olduklarını, bu gücün kendilerinde fazlasıyla olduğunu ve Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü bu manada daha iyi anlamalarını istiyorum. Dernekler için en önemli faktör ‘İNSAN’. İnsanın olmadığı her yer anlamsız ve sağır. İnsan, olmazsa olmaz tek gerçek! Ama ne yazık ki, Ekonomi de ikinci bir gerçek. Haliyle tek Ekonomik kaynağımız ise üyelerimiz. Özellikle İş adamlarımız. Pek çok alanda Derneklere lokomotif görevi görmekteler. Yine buradan, Ülke Ekonomisine Üretim ve Hizmet Sektöründe Katkı sağlayan ve İstanbul'da faliyet gösteren Höbek'li İşadamlarımızı hafızam elverdiğince şu şekilde sıralayabilirim; FORSA KAĞITCILIK (Yahya HAN)---GÜVEN ELEKTİRİK (Ali ŞENYURT) ----SARNİKON LTD.ŞTİ. (Ali SEFER) -----ELİT SU DEPOLARI ( Veli ASLANDOĞAN)---GİZEM MEFRUŞAT (Ali HÖBEK)---YILMAZ SAZ EVİ (Celal YILMAZ)----CERSAN ÇERÇEVE (Cemal FINDIKLI)-----CAMSİS TİCARET (Serkan ŞAHAN)---- KARA MADEN (Derviş ERDOĞMUŞ) ve hatırlayamadığım onlarcası. İstanbul Höbek Köyü Derneği, Yönetimi olarak kendilerine buradan bir kez daha teşekkür ve saygılarımı sunuyorum. Bu yaz yine Köyümüzde bir Şenlik düzenleyeceğiz. Geçen yıl oldukça güzel ve hoş karşılandı. Beklentimizin üzerinde bir katılım oldu, 1000 kişiye yakındık. Ama burada amaç, her geçen yıl bir adım ileriye taşıyabilmek olmalı. Haliyle bu sene daha da renkli olacak diyebilirim. Bu yıl da, geçen yılda olduğu gibi Ramazan Bayramı Tatiline getirmeyi planlıyoruz. Buna dair takvimimizi en yakın sürede ilan edeceğiz. Fakat, öncesinde, 27 Mayıs 2012 tarihinde de Çanakkale Şehitliğine günübirlik bir Ziyaretimiz olacak. Paylaşacak ve konuşacak o kadar konu var ki sayfalar yetmez. Mustafa Bey, sizinle yakın zamanda tanışmış olmamıza rağmen, en önemli ortak yönümüz olan Divriği sevdamız bizi kısa zamanda çok yakınlaştırdı diyebilirim. Kendi açımdan çok memnun edici bir gelişme olarak görüyorum. Çünkü, sizin samimi, içten yürekli , azimli ve seviyeli çalışmalarınız kısa vadede Divriğimize pek çok alanda önemli katkı sağlayacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Köy Derneklerine yönelik bu çalışmada bize öncelik tanıdığınız için bir kez daha teşekkür ediyorum. Çok başarılısınız, ekibinizle birlikte başarılarınızın devamını diliyorum. TEŞEKKÜR EDERİZ ( YDG) 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 4 ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYFA 5 SAYI: 25 Divriği Oğulbey Köy kökenli rahmetli Veli ve Satı Yılmaztürk’ün oğlu, İrtibat: [email protected] Kendini Koruyan Kentler Sergileri / Sivas Fatma, Elif, Nadide, Gülsen, Handan ve Gülender’in tek erkek kardeşi, Gazi-Naci Yılmaztürk, Ahmet-Mustafa Tarakçı ve Gazi Yerlikaya’nın yakını ve gençlik yılları arkadaşı Hakk’a yürümüştür. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun Yeni Divriği Gazetesi MERAL OKAY’IN ARDINDAN Kültür ve sanat iç içe girmiş kavramlardır. Sanat kültürün bir koludur. Sanattan başka kültürün dil, din, tarih, hukuk, ahlak gibi başka kolları da vardır. Sanat; müzik, tiyatro, sinema, edebiyat, mimarlık üzerinde daha çok kendini gösterir Meral Okay bir sanatçı olarak takdim edilmektedir. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözü yazmış o sözler milyonların diline dolanmış. Bundan da önemlisi birçok sinema filmleri ve televizyon dizi senaryoları yazmıştır. Senaryo yazımında çerçeveyi genelde o çizmiş ana esasları o ortaya koymuş zaman zaman profesyonel yardımcılar da kullanmıştır. 53 yıllık ömrüne büyük başarılar sığdırmıştır. Asmalı konak, muhteşem yüzyıl başlı başına şaheser niteliğinde senaryolardır. O senaryolar sayesinde televizyon seyrederken hem eğlendik hem de pek çok şey öğrendik. Meral Okay bu emeklerinin karşılığını maddi olarak muhakkak almış olabilir ama bundan da önemlisi gördüğü manevi karşılıktır. 10 nisan 2012 Bebek Camii’sinde kılınan cenaze namazında ben buna gözlerimle şahit oldum, kadınlı erkekli yaklaşık 6.000 kişi oradaydı. Eğitimli oldukları, sanata sanatçıya değer verdikleri her halde belli oluyordu Meral Okay’ın son yolculuğunda bende orada olmak istedim bir gün öncesinde planlamıştım okulda ders arasında boşluk olduğu için gidip gelebilirdim. Ama hava yağmurlu ve soğuktu. “ Hayatı erteleme ” ilkesi aklıma takıldı, şemsiyemi aldım paltomu giydim ve çıktım. ÇEKÜL Vakfı, 21 yıldır Anadolu’nun her köşesinde kültürel mirasımızın korunması için çalışmalar yürütüyor. Kendini Koruyan Kentler programı, yıllar içerisinde Anadolu’da kültürel değerlerini koruyarak geleceğe taşıyabilen, geleneksel yaşam kültürüyle barışık kentlerle yaygınlaştı. Kendini Koruyan Kentler programıyla sürdürülen çalışmaları bir kitap dizisiyle paylaşan ÇEKÜL, şimdi bu paylaşımı sergilerle çoğaltıyor. Kendini Koruyan Kentler Sergileri Gaziantep ile başlamıştı, Sivas ile devam ediyor... 2003 yılında hem Sivas merkezde hem de Divriği’de yeni bir dönem başladı. ÇEKÜL danışmanlığında ilk olarak Sivas Selçuklu Parkı ve Kent Meydanı projesiyle başlayan hareket, iki başlık altında -“Kültür Kenti Sivas” ve “Dünya Mirası Divriği”- hız kazandı. Bütüncül bir yaklaşımla sürdürülen çalışmalar, Buruciye Medresesi, Hükümet Konağı, Gök Medrese, Sanat Okulu, Ziya Bey Kütüphanesi, Güdük Minare, Cumhuriyet İlkokulu, Ayanağa, Osmanağa, Mihrali, Sancaktar, Şeyhoğlu, Mühürzade konakları ve daha niceleri ile taçlandı ve Sivas’ı Kendini Koruyan Kentler arasına kattı. ÇEKÜL Vakfı arşivi ve ÇEKÜL gönüllüsü mimar Y.Metin Keskin’in fotoğraflarından ve yine Y.Metin Keskin’in suluboya çizimlerinden de oluşan Kendini Koruyan Kentler Sergileri Sivas, 4 - 30 Nisan 2012 tarihleri arasında Beyoğlu’ndaki ÇEKÜL Evi’nde açık kalacak. Sanat camiasından da oldukça katılım vardı. Gözlerime ilişen bazı isimler şunlardı; Sezen Aksu, Adnan Şenses, Mahsun Kırmızıgül, Ali Kırca, Cüneyt Özdemir, Hümeyra, Ali Suna, Mustafa Alabora, Mehmet Ali Alabora, Aydan Şener... Bebek parkı bitişiğinde kılınan cenaze namazı birkaç saatliğine de olsa Boğaz Trafiğini felç etmişe benziyordu ama hiçbir kırgınlık hiçbir öfke belirtisi görmedim bekleyen araçların hiç biri yol bir an önce açılsın diye korna çalmayı düşünmediler. Çalmamalıydılar. Çünkü Meral Okay son kez Bebek’ten geçiyordu. Bir daha geçmeyecekti. Bir daha o güzel dizi senaryoları yazılamayacak bizler o güzelliklerden mahrum kalacaktık. Ruhun Şad olsun Meral Okay, Mekânın da cennet... Haber: MT/İstanbul 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 5 ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 6 İrtibat: [email protected] ÇAMŞIH OZANLARI ŞAİR HASAN YALÇIN (9a/10) İyi Gün Dostu Bulmak Zor Derleyen: Ali Haydar Yalçın İyi gün dostu Dün bir arkadaşımın evinde başıma hoş bir şey geldi, yeni bir kavram öğrendim. Biz "kötü gün dostu "nu biliriz, değil mi? Kıymetli olan, değerli olan odur. Öyle dostlarımız olsun isteriz. Zor ya da acılı zamanlarımızda kapı gibi yanımızda olacak... Ağladığımız omuz olacak... Destek olacak... Ben en önemlisinin hep bu olduğunu zannederdim. Ama bugüne kadar. *** "Allah razı olsun onlardan ama..." dedi Doktor Murat Dinçer. "Kötü gün dostu daha kolay bulunur, zor olan iyi gün dostu bulabilmek..." Kafam karıştı birden, "Nasıl yani" dedim. İzah etti: "Bazen kendinle ilgili müthiş bir haber alırsın, eteklerin zil çalar, acayip bir başarıya imza atmışsındır, terfi etmişsindir, aşık olmuşsundur, mutluluktan uçuyorsundur.... Paylaşmak istersin, anlatırsın... İşte o zaman anlarsın, karşındaki iyi gün dostu mu değil mi? Seni dinlerken, yüzünden bir bulut geçiyorsa, ağzını yüzünü buruşturuyorsa, senin mutluluğunla mutlu olmuyorsa, seni kıskanıyorsa... Geçmiş olsun, o iyi gün dostu değildir! Zordur zaten iyi gün dostu bulmak. Acıyı paylaşmak, mutluluğu paylaşmaktan daha kolaydır. O yüzden kötü gün dostu daha kolay bulunur..." Düşünün bakalım, sizin kaç tane "iyi gün dost”unuz var? (Hürriyet Gazetesi, Ayşe Arman’dan) TAM MANASI Tevekkül: Herhangi bir işte elinden geleni yapıp daha sonrasını Allah’a bırakma Mütekabiliyet: Karşılıklı olma durumu Münhasıran: Yalnız, özellikle Mübadele: Değişim Mihrap: 1. Camii veya mescitlerde imama ayrılmış olan oyuk veya girintili yer Muteber: Saygın, inanılır, güvenilir, değerli Muhammen: Tahmini miktar/bedel 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 Gölören Kaygısız köyünde Aziz Ağa giller diye bilinen aileden Battalve Güllü Yalçın’ın üç çocuğundan ilk çocuğu olarak 1943 yılında köyünde dünyaya geldi. Ailesinin uzun yıllar çocuklarının olmaması, Hasan’ın doğması ile büyük sevinç kaynağı oldu. Daha sonra 4 yıl ara ile bir erkek bir kız kardeşi oldu. Ailesi fakir olduğu için küçük yaşta ailesine kol kanat gerdi. İlkokulu Çamoağa'nın köyünde okudu. Uzun yıllar Çiftçilik yaptı. 1964 yılında Askere gitti. Sarıkamış ve Karsta Askerlik yaptı. 1966 yılında Askerlik dönüşü köyde çok az kalıp İstanbul’a çalışmaya geldi aynı yıl eşini ve çocuklarını da İstanbul’a getirdi. 1975 yılına kadar bir firmada muhasebe yardımcılığı yaptı. 1975 yılında bakkal açıp bir yıl sonra devredip koltuk döşeme atölyesi açtı. Uzun yıllar kendi işinde çalıştı ama iyi niyeti ticaret yapmasına müsaade etmedi; zararla atölyesini kapatıp bir firmaya girip çalışarak emekli oldu. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladı. Yazdığı yüzlerce şiir ‘i kaybetti. Şairimiz yazdığı Şiirlerini genelde serbest yazdı ve tabiat, aşk ve taşlama temalarını işledi. Hasan Yalçın Aleviliğe ve Hz. Ali ye çok önem vererek, çocukluğundan beri Muharrem orucunu hep tuttu. Bu yaşına kadar birçok hastalıklar ve olmadık kazalar atlattı. Her hastalandığında rüyasında Hz. Ali’nin gelip kendisini ameliyat ettiğini sabah uyandığında hiçbir şeyinin kalmadığını söyleyip ailesinin de şahit olduğu bu olayların sevincini birlikte yaşadı. Emekli olduktan sonra kış aylarını İstanbul’da yaz aylarını Şarköy Mürefte’de kendi evinde yaşamını sürdürmeye devam ediyor. 2011 yılında eşini kaybeden Şair Hasan Yalçın’ın şiirleri, Ali HaydarYalçın’ın yazdığı Çamşıh Ozanları 2 kitabında yayımlandı. GÜLE BENZİYOR Uzaktan göründü hüsnü cemali Salınıp gelişi yara benziyor Zannettim ki has bahçeye girmişim Yüzündeki gamze güle benziyor Bir baktım endamı huri misali Bir baktım zalime benziyor hali Bir baktım dünyada yoktur haberi Uzaktan duruşu ele benziyor OZAN ALİ SÖNMEZ (9b/10) İbrahim ve Döndü Sönmez'in oğlu olarak 01.Mart.1957 yılında Divriği Çamşıh Çamoağa köyünde dünyaya geldi. İlk Okulu Çamoağa köyünde okuduktan sonra devlet yatılı okulu olan o zamanki adıyla, Sivas Yıldızeli Pamuk Pınar İlk Öğretmen Okuluna sınavla girdi. Daha sonraları bu okulun özellikleri değiştirildi, Öğretmen Lisesi adını aldı. Yani öğretmen olacağım diye hevesle gittiği okuldan düz Lise mezunu olarak çıktı. Bu durum Ali’nin Hayallerini yıkmıştı ama yapacak şey yoktu. O tarihten sonra Töbank ‘da iş başı yaptı. 14 yıl bu Bankada çalışırken, zamanın iktidarı Bankayı kapatınca açıkta kaldı. Değişik iş kollarında çalıştı emekli oldu. 1998 yılın da köyüne döndü. Eşinden ayrılan Ali, babası ile birlikte yaşamaya başladı.2000 yılında annesi 2001yılında da babası vefat etti. Her Çamşıh’lı gibi Ali de saz çalmayı kendi çabası ile öğrendi. Boş zamanlarında şiir yazıp beste yaparak köyünde yaşamayı sürdürürken 2004 yılında ikinci evliliğini yapt. Şiirlerinde gurbet, tabiat, aşk zaman zaman da taşlama temalarını kullandı. Çamşıh’ı ve Çamşıh’lıları çok seven bu ozanımız 2005 yılında Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Yaşamına şimdiki adı Gürpınar olan köyünde devam ediyor. Ali Haydar Yalçın’nın yazdığı Çamşıh Ozanları 2 kitabında şiirleri yayımlandı. SAYFA 6 İTALYAN BÜYÜKELÇİSİNE CEVAP İBRETLİK Atatürk, bir akşam Ankara Palas’ta yemek yerken yandaki masada İtalyan ve Arnavutluk büyükelçilerini görür. O yıllar İtalya’nın Anadolu’da gözünün olduğu, emperyalist söylem ve eylemler içinde olduğu yıllardır. Bu konuda düşüncelerini ortaya koyarcasına önce Arnavutluk büyükelçisi ile birkaç cümle konuşmayı müteakip, “İtalyanlar Balkanlar’a sızmak için sizi maşa olarak kullanacaklar” der. İtalyan büyükelçi söze karışmak ister. Atatürk ona dönerek yüksek sesle, “Roma’da bir gün İtalyan öğrenciler Türk büyükelçiliği önünde gösteri yapıp Antalya’yı istediklerini söylüyorlarmış” der ve devam eder. - Antalya bizim İtalya’daki elçiliğimizin cebinde değil ki! Antalya buradadır. Ne diye gelip almıyorsunuz? Ekselans Duce’ye bir teklifim var. Askerlerini karaya çıkarsın. Ondan sonra savaşalım. Kim kazanırsa Antalya onun olur! Büyükelçi, “Bu bir savaş ilanı mı ekselans?” diye sorar. - Hayır, der. Ben burada herhangi bir vatandaş gibi konuşuyorum. Türkiye adına savaş ilan etmeye yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkilidir. Ama şunu da kafanızdan çıkarmayın ki, Büyük Millet Meclisi zamanı gelince, benim gibi basit yurttaşların duygularını da göz önüne alır. FRANSA ELÇİSİNİN ZIRVALAMASI Atatürk bir gün Kemalettin Sami Paşa ile birlikte Ankara Palas’a yemeğe gider. Yanında birkaç kişi daha vardır. Yemek yendikten sonra bir ara Fransa Büyükelçisi de salona gelir. Salonda boş yer olmasına rağmen Atatürk daha önce tanıştığı ve sempatik bulduğu Büyükelçi’yi masasına davet eder. Büyükelçi de büyük bir memnuniyet içinde oturur. Fazla zaman geçmeden başlar anlatmaya: “Ekselans Paris’i bir kez daha görmek istemez misiniz?” “İsterim tabi neden olmasın,” der Atatürk. “Böyle bir ziyaret Fransa’yı pek memnun eder. Ben de size refakat ederim. Fransa donanmasından bir muhrip bizi İstanbul veya İzmir’den alır. Fransız donanmasından birkaç gemi bize refakat eder. Marsilya’ya yanaşıldığında büyük bir askeri tören ile sizi karşılarlar. Oradan özel bir trenle Paris’e geçersiniz. Paris’te sizi bando ile karşılarlar,” derken Atatürk sözünü keser. “Bu daveti sen mi yoksa hükümetiniz mi yapıyor anlamadım.” Büyükelçi, “Siz kabul buyurursanız aynı programı ben Paris’e bildirir ve uygulanmasını temin edebilirim.” Atatürk sinirlenir. Kaşlarını çatar. “Ekselans” der, “Ben Paris’e böyle şaşalı törenler yapılsın, karşılanayım uğurlanayım için gitmem. Gidersem operanızı görmeye, tiyatronuzda temsil izlemeye, müzenizi gezmeye, zarif hanımlarınızı bir kez daha görmeye gitmek isterim. Siz beni yanlış tanımışsınız beyefendi,” der. Büyükelçi bozulmuştur. Gaf yaptığını anlayarak bir bahane ile sofradan kalkar. Kemalettin Sami Paşa, “Paşam büyükelçiyi çok fena bozdunuz. Söylediğine, söyleyeceğine pişman ettiniz” der. Atatürk cevaben “Kemalettin bunlar biz Türkleri hâlâ tanımadılar. Adam beni Arap emirlerinden biri zannediyor, aklınca şaşaalı program yapıp beni kandırmaya çalışıyor. Böyle törenlere ne gerek var. Kimin donanmasını kimin emrine gönderiyorsun? Olacak şey mi? Biz bu abartılara düşkün biri miyiz?” der. Derleyen: Mustafa Tarakçı ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 7 12 Eylül darbesine adım adım yaklaşılan günlerdi... Öğrenciler bölünmüş, polis kendi içinde guruplaşmış,öğretmenler ayrı telden çalıyor,sendikalar dur durak bilmiyor,toplum sağcı,solcu,ülkücü,dinci sloganlarla bölünmüş durumda,herkes memleketi kendisinin daha iyi yöneteceği inancında. Taşlı, sopalı, silahlı kavgalar durmak bilmiyor. Bu günkü terör bıkkınlığından çok daha fazla sokak çatışmaları bıkkınlığı mevcut. Ortalama günlük ölü sayısı 25 in üzerinde, annelerin, babaların feryadı eksik olmuyor. MUSTAFA TARAKÇI Yrd. Doç. Dr./ Em. Kur. Alb. Alb. [email protected] KEŞKE GAZA GELİNMESEYDİ! Dilimizde ‘keşke’ diye bir ifade var. Keşke bazı şeyler olmasaydı. Keşke, bugün üzülerek hatırladığımız olumsuz şeyler yaşanmasaydı... Bir yandan güzel bir haberle içimiz aydınlanıyor; Geçtiğimiz 2011 yılının büyüme rakamının %8.5 olduğunu öğreniyoruz. Seviniyoruz, içimiz ferahlıyor. Bu ne demek? Herkesin cebindeki para yada edindiği mal mülk %8.5 artmış! Bu sevincin karşısında birde bakıyorsun ERGENEKON, BALYOZ, İnternet Ardıç’ı, KCK soruşturması son olarak ta 12 EYLÜLve28 Şubat darbelerinin yargı önüne çıkması... Giderek Silivri’deki Mahkeme Salonları Yetersiz oldu! Bu durum ATASÖZLERİ ile nasıl ifade edilebilir? ‘Ölen ölür kalan sağlar bizimdir’ desek, ölen kim, kalan kim? İç içe geçmiş gibi ölen yerine koyacağımız kişiler sağ kalanların kader arkadaşı, meslektaşı, can yoldaşı... ‘Sultan Süleyman’a kalmayan dünya ‘ desek neyi ifade etmiş oluruz. Bak, 96 yaşında ki Sayın Evren neydi ne oldu! Bir zamanlar yanına yanaşılamayan otorite güç, makam. Mevki sahibi bugün ne hallerde! ‘Gaza geldik’ diyor Sayın Evren. Doğru ‘beşer şaşar’ diye güzel bir söz var, bazı konularda yanlış yapılmış olabilir... O günleri çok iyi hatırlıyorum: 1979 da Darbeden 6 Ay önce ANKARA Etimesgut Garnizonun da görevliydim. Uzun bir süre Batı Garnizon devriye nöbetçi amirliği görevini üstlendim. 3 günde bir gece gündüz ANKARA’NIN Batısı’nda 11 ayrı mobil timle devriye dolaşıyorduk. Olaylar bitmek tükenmek bilmiyordu. Keçiören Yeni Mahalle Karşıyaka, Demetevler, Gazi mahallesi Ulus ve Kızılay’ın bir bölümü bizim sorumluluk alanımızdı. Diğer taraflar Mamak Garnizonuna ait idi. İşte bugünlerde yani 1979 yılında devriye nöbetçi amirliği günlerinden birinde, kimseden emir almadan 3 gündür kurtarılmış bölge ilan edilen, benden önceki arkadaşlarında kayıta böyle geçtiği, Karşıyaka, Şen Tepe, Yıldıztepe’ ye müdahale etmeyi kafama koydum. Gece saat 2 de 11 devriye aracından 5 ini Karşıyaka girişine topladım. Her araçta silahlı 10’ ar asker var.Başların da Çavuş veya Asteğmen ;Toplayıp şu talimatı verdim:’Silahlar yarım dolduruşta,eller tetik üzerinde ,sözüm ona kurtarılmış bölgenin bütün sokaklarında dolaşacağız’ dedim,bende en öne geçtim. Bize mukavemet karşısında çatışma an meselesi idi, ama hiçbir şey olmadı. O gece sabaha kadar o bölgede kaldık. Dönüp Komutan’a tekmil verdim. “Karşıyaka bölgesindeki kurtarılmış bölge ilanı geçersizdir” dedim. Bunu, tüm ülke genelinde düşünelim, Sayın Evren’in de yaptığı da bir bakıma buydu. Anarşiye son vermek, devlet nizamını yeniden tesir etmekti. Ama 3 yıl süren askeri yönetim süresince yanlış uygulamalar çok oldu: 50 idam,171 işkenceden ölüm, çoğu solcu,71 000 kişinin sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanıp muhtelif cezaları almaları, 4.000 kişinin vatandaşlıktan çıkarılması, 24.bine yakın derneğin kapatılması göz ardı edilecek şeyler değil. Darbe olunca bu veya benzer sonuçların ortaya çıkması beklide işin doğasında var. Keşke bütün bunlar olmasaydı. Keşke daha insancıl bir uygulama içinde olunsaydı... Ben 1979’ un sonunda Kıbrıs’a görevle gittim. İyi ki 12 Eylül 1980’de Türkiye’de değildim. Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklersen hepsi yanlış olur. AHMET YOZGATLI Öğretmen (E) Divriği Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Bşk. Yrd. BİR PORTRE ; NATIR ASSİYE Bildiğim kadarı ile Divriği merkeze köylerimizden ilk yerleşim yapan aileler; Kalaycıgil, Kopuşlar, Tarakçıgil,Erbişgil, Kamberabdallı ve Cövüzlügil idi.Kalaycıgil bizim mahallede diğerleri ise İmamoğlu mahallesinde ikamet ederlerdi. Assiye teyze Cövüzlügilden üç çocuk annesi temiz yüzlü şakacı içindekini yüzüne karşı söyleyen bir kadındı. Evleri İmamoğlu mahallesinde Cumhuriyet ilk okulunun yan tarafında bahçeli bir evleri vardı. Bahçelerinde erük berge ağaçları vardı, bir de bostan yaparlardı, çocukluğumuzda bahçelerine de çok girmişliğimiz vardır. Eşi Mehmet amca madende çalışan hatırladığım kadarı ile şişman biri idi. Büyük çocuğu Müzeyyen abla ortanca Hatice abla ve küçüğü Hüseyin abi (Topal Hüseyin) idi. Hüseyin abi bizden 3-4 yaş büyüktü. Bir ayağı aksak olmasına rağmen çok güzel top oynar, mil oynardı. Gençler arasında yapılan her etkinlikte mutlaka ama mutlaka Hüseyin abi’nin katkısı olmuştur.Bundan 10 yıl kadar önce kanserden İstanbul’da vefat etti.(Allah Rahmet Eylesin) Divriği de bir aile bir kız isteyecek olsa önce oğlan anası Assiye teyzeye gelir, ona isteyecekleri kızı sorarlar, kızın vücutça bir kusuru olup olmadığı öğrenirlerdi. Çünkü Assiye teyze İmamoğlu Hamamında natır olarak çalışırdı. Hamama gelen herkesi i istisnasız tanır konuşurdu. 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 İrtibat: [email protected] SAYFA 7 Ayrıca biri oğluna kız aradığında Assiye teyze onalara uygun kimin kızı varsa tek tek söyler aralarını bulurdu. Ondan öğrendikleri ile kız istemeye giderlerdi. Assiye teyze bildiklerini söylerken başka kadın veya kızlar hakkında asla ve asla arkalarından dedi kodu niteliği taşıyan veya kişileri zora sokan onları aşağılayan hiçbir şey söylemezdi. Ağzıda o kadar sıkı biriydi. Ayrıca düğün önceside okuyucu olarak da görev alırdı. Düğün öncesi düğüne kimler davet edilecekse liste verilir Assiye teyze tek tek o evleri dolaşarak düğüne davet ederdi. Düğünde de kızın cehizini tanıtma ve kadınlar arasındaki takı takma (Anasından bi bülerzükgaynanasından altun gıramusa diye sesli olarak belirtirdi.) Assiye teyzeyi bu kadar anlatmışken aramızda geçen bir olayıda anlatmadan geçemeyecem. Hamamlarımızda öğlene kadar erkekler öğleden sonrada kadınlar yıkanırdı. Küçük olmamıza rağmen erkek çocuklar kadınlar hamamına gitmeyi erkeklik sayarak pek sevmezdik. İlkokul 4. Sınıfa gidiyordum rahmetli annem beni hamama götürdü hamamın iç kısmında beni çarçabuk yıkayıp dışarı çıkardı,üstümü giydirdi, elimden tutup dışarı çıkarırkanı iç kapı önünde Assiye teyze: -Fatügül bi dahaki sefere Seyit efendiyi de getüresin dedi. Annem: -Amannn Assiye abla daha parmah kadar çağa dedi Bu söz büyüdüğümüzün artık kadınlar hamamına gelemeyeceğimizin belgesiidi. O günden sonra istemeye istemeye gittiğim kadınlar hamamı da son oldu. (Assiye teyzeye, Hüseyin abiye ve tüm geçmişlerine Allah tan rahmet diliyorum) Hiçbir dine mensup olmayan kalp, İstirahaten mahrumdur. Mustafa kemal Atatürk ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 8 ŞENGÜL DURAN GENÇDAL Divriği ÖDP eski İlçe Bşk [email protected] SABAHIN BİR SAHİBİ VAR… (Her geçen yıl birer birer alanlardan sesi eksilen, yıldızlara uğurladığız işçi emekçisi dostarımıza UNUTULMASINLAR DİYE .. ( Kirvem )Ersen Taşpınar,Ali Hürmeydan,Muzaffer Kaybaki,Ali Poyraz,Kenan Sönmez ‘e) 1 mayıs tüm dünya işçilerinin uluslararası kutladığı’’ Birlik, beraberlik ve dayanışma‘’ günüdür. Türkiye işçi sınıfı açısından bir anlamı daha vardır ki o da; Tarihe kanlı 1 mayıs diye geçen 1977, 1 mayısında Kemal Türkler in konuştuğu sırada taksim meydanını dolduran 500 bin emekçinin üzerine üç farklı noktadan ateş edilen ve panzerlerin insanların üzerine sürülen bu günde 37 yurttaşımızın hayatını kaybetmesidir. Ve Yıllar sonra taksim meydanının 1 mayıs alanı olması talebiyle sürdürülen mücadeledir. Birkaç yıl öncesine gidecek olursak şehrin adeta bir kuşatma altına alınarak tüm İstanbullulara yaşatılan eziyetler hala hafızalarımızda.Şehri gezmeye gelen turistlerin bile coplandığı görüntüleri hala gözlerimin önünden gitmiyor.Barışçıl bir şekilde demokratik haklarını arayan emek dostlarını zulümle tahrik ederek demokrasimizin 3 halini gösterdiler katı hali(cop),sıvı hali(panzerle tazikli su) ve gaz hali (biber gazı).(facede son zamanlarda paylaşılan bir alıntıdır) İlerici, demokrat daha iyi bir yaşamı,daha yaşanılır dünyayı eşitliği ve kardeşliği savunanları ‘’yasa dışı provakatörler’’ilan ettiler hatta daha da ileri giderek ‘’ayak takımı’’ olarak nitelendirdiler halkı sevgi ve şefkatle kucaklamak yerine yine şiddet ve korkuyla püskürtmeye çalıştılar.Sonuç itibariyle iktidarların her zamanki gibi demokrasiden yana değil kendilerinden yana olduklarını bir kez daha gördük.Yapılması gereken tek şey yasaklamak yerine demokrasi,özgürlük,eşitlik ve adalet alanlarını genişletmek olmalıydı. 1 Mayıs yaklaşırken işçi ve emekçinin bayramını uzun yıllar yasaklayan 12 Eylül zihniyetinin yargılandığı bir dönemden geçiyoruz. İyimser olmak için elbette birçok sebebimiz var. Ama darbe öncesinde derin yapılarla ilişkisi olup çeşitli katliamlarda rol alanlar(ve tabi haklı olarak kendini mağdur görenler) darbe sürecinde sesini çıkarmayanlar,darbeyi meşrulaştıranlar ve en ilginci darbenin açtığı yolda kudretli iktidarlarını kurmak için her KONUK YAZAR SESSİZ ANLAMLI Divriği’ye girişte solda görürüz iki tane büyük binayı. Kendi aramızda sorarız burası nedir diye, işte devlet parasız yatılı bölge okulu der ve geçer gideriz. Sormayız yatılı okulda okumak nasıldır, kimin çocukları burada okur. 1983 yılında açılan bu okulda, kimsesi olmayanlar, ekonomik zorlukları olan, olanakları kısıtlı Divriği’nin köylerinden gelen öğrenciler yatılı olarak başlarlar okula. Burada okuyan çocuklar ailesinden, aile sevgisi ve şefkatinden uzak yaşamak zorundadırlar. Burası başka okullar gibi sabah gidilip akşam evinize gelinen türden okullar değildir. Sizi akşam evinizde anneniz babanız karşılamaz, çünkü dersleriniz bitiminde aynı binanın başka biriminde yemeğinizi yer ders çalışır ve yatarsınız. Üşüdüğünüzde, hastalandığınızda annenizin babanızın sıcaklığını hayal edersiniz. Ama o sıcaklığa uzunca bir süre ulaşamazsınız. O hayali hiç usanmadan her akşam kurarsınız. O hayali çok kuranlar belki rüyalarında ulaşırlar annelerine, babalarına, kardeşlerine. Sabah aile sıcaklığında kalkacağınızı kurarsınız fakat öyle olmaz arkadaşınızın hemen yanındaki ranzadan uyanıp yemekhanenin yolunu tutarsınız. Sonra da okulun yolunu. Yatılı okul hayatı zor bir hayattır. Yedi, sekiz yaşındaki çocuğun banyosunun kendi başına yaptığı, çamaşırlarının kendisinin yıkadığı, yatağını kendisinin toplayıp serdiği, yemeğini kendisinin yediği vs. bir yerdir. Öğretmenler anneniz babanız, öğrenciler kardeşiniz oluyor yatılıda. Esasen bu zorluklar ileriki yaşamında kolaylıklar da sağlıyor. Her sorunu her sıkıntıyı kendi gücünüzle çözmeyi öğrenmiş bir birey oluyorsunuz. Aslında bu okulun önemi çok büyüktür bizler için. Bu yıllarda köylerde yaşayanlar bilir, ilkokuldan sonra çocukların öğrenim hayatı biter, eğitimden uzak tarlasında çalışır ve yaşamını böyle idame ettirir. 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 8 İrtibat: [email protected] türlü koşulun sağlandığı kesimler komik bir biçimde davaya müdahil olma çabası içerisindeler. İşkencelerden ölümlerden en çok nasibini alan kesimler ise “biz mağdur değil muhatabız” diyerek aslında darbenin halk iktidarını engellemek üzere yapıldığını ifade ederek meseleyi sulandırmak isteyenlere engel olmaya çalışıyorlar. Darbenin gerçek yüzünü gösterebilecek iki önemli söylemin altını çizmek durumundayız. 1-Amerikalı diplomatın darbe sonrası ABD başkanı Jimmy Carter a “sizin çocuklar işi bitirdi” biçiminde müjde verirken 2-Türkiye İşverenler Sendikası(TİSK) başkanı Halit Narin” bugüne kadar işçiler güldü bundan sonra biz güleceğiz” demişti. İşte meseleyi tam da buradan 1 Mayısa bağlayabiliriz. 1-ABD öncülüğünde dünyayı şekillendiren neoliberal politikalar bugün ülkemizde kusursuz biçimde uygulanmaktadır. 2-Patronlar bugün fazlasıyla ağız dolusu gülerken… işçiler ölüyor… Evet işçiler ölüyor çünkü her geçen gün daha da ağırlaşan iş koşullarının yarattığı sonuçların kurbanı oluyorlar.Ya patlayan baraj kapaklarından derin sularda kayboluyor,ya ısınmaya çalıştıkları çadırlarda cayır cayır yanıyorlar,ya onarıma gittikleri direklere ulaşamadan alabora olup 3 saat kurtarılmayı beklerken buz parçalarının arasında donuyorlar,ya girüzu patlaması sonucu ya toprak kayması sonucu mezar taşsız ölülere(fosillere) dönüşüyorlar,ya tersanede yada bir doğa katliamcısı yandaşın gökdeleninden düşerek yere çakılıyorlar.Ya da,ya da diye sayfalarca çoğaltabileceğim örneklerin hepsinin bir tek derdi var ‘’ekmek parası’’.. Bugün asgari ücretle çoğu taşeron şirketlerde kayıt dışı sigorta priminden geleceği çalınan, alnın teriyle,emeğiyle,namusuyla helal lokma kazanan bu masumların,mazlumların hakkını yiyenlerin sonu ne olur bilmem.Bugün halkın dini duygularını kullanarak saltanat içinde yüzenler yine o halkın ahıyla kendi vicanlarında boğulacaklar.Bugün işçinin emeğini,alnın terini,sofrasından ekmeğini,çocuklarının geleceğini çalanların sonu tamda atalarımızın dediği gibi olur umarım ‘’Alma Mazlumun Ahını,Çıkar Aheste Aheste’’…YAŞASIN 1 MAYIS YAŞASIN TÜM DÜNYA İŞÇİLERİNİN BİRLİK,BERABERLİK VE DAYANIŞMA GÜNÜ… SEVGİYİ ÇOĞALTMAK, PEKÇOK KÖTÜLÜĞÜ BERTARAF EDER! Oradan mezun olan arkadaşlar geldikleri yeri unutmamışlar. Yıllar sonra bir araya gelerek bir grup kurmuşlar. Bende bu gruba altı yıl önce katıldım. Grupta güzel dostluklar kuruldu, arkadaşlarla ailece görüşüyoruz. Ankara ve İstanbul’da piknik, kahvaltı, yemek ve her yıl mayıs ayının son haftasında Divriği’de mezun olduğumuz okulu ziyarete gidiyoruz. Amacımız, bizim yaşadığımız yalnızlığı ve imkansızlıkları şimdiki çocuklar yaşamasın, bir nebzede olsa imkanlarımız dahilinde buraya neler yapılmalı, biz bunları yapmaya çalışıyoruz. Okul ziyaretini gelenek haline getirdik. Bu davranışımızı okul yönetimi, öğrenciler ve Divriği mülki amirleri çok benimsedi. Okul etkinliğimizde bizi yalnız bırakmıyorlar. Öğrenciler mayıs ayının son haftasını dört gözle beklemektedirler. Bizim geleneğimizde bir yeri ziyarete gidiyorsanız eliniz boş gitmezsiniz. Bizde imkanlarımız ölçüsünde, öğrencilerin tamamını giydiriyoruz, ihtiyaçlarını tedarik ediyoruz. Eğlence düzenliyor, davul zurna eşliğinde hep birlikte halaylar çekiyoruz. Divriği Yatılı Bölge Okulu var oldukça bu etkinliğimiz hep devam edecektir. MAHMUT KALKAN Serbest Muhasebeci Mali Müşavir 1986 Yatılı Bölge okulu Mezunu Bir damla kan, bütün vücuttaki bozulmayı görmeye kâfidir. ÜCRETSİZDİR 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 9 İrtibat: [email protected] ATATÜRK VE DİN-2 Atatürk, “Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının sesine uymakta serbesttir.Biz dine saygı gösteririz.Düşünce ve tefekküre (düşünce derinleştirme) muhalif değiliz.Biz sadece din işlerini, Millet ve Devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor,kasde ve fiile dayanan gerici hareketlerden sakınıyoruz.Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz!” (5)demişlerdir. Atatürk’ün akşam yemeklerinden birinde, misafirlerden Necip Ali ; (1892 Denizli doğumlu, hukukçudur.Sivas Kongresine Denizli Delegesi olarak katılmıştır.İstihlak Mahkemelerinde savcılık yapmıştır.) Atatürk’e hitaben “Münir Hayri namaz kılıyor “ der.( Münir Hayri, Necip Ali’nin yakın arkadaşlarından biridir.1904 doğumludur. Paris-Sorbon Üniversitesinde okumuş; çeşitli okullarda müdürlük yapmıştır.Heykel yapmaya da meraklıdır.Atatürk’ün emri ile yurt dışında Film yapımcılığı konusunda incelemeler yapmıştır. Atatürk : - Sahi mi Münir? Neden namaz kılıyorsun? Cevap : -Hiç ! Namaz kılınca içimde huzur hissediyorum. Atatürk : -Bir gemide batmak üzere olsanız ne diye haykırırsınız? Herhalde “Yetiş Gazi” demezsiniz! “Allah” dersiniz; dedikten sonra Münir Hayri’ye dönerek: “Dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla; namazını kıl,heykel de yap,resim de” der.(6) Atatürk’ün yakınında bulunanlardan Şemsettin Günaltay şunları anlatır: Atatürk’ün gözleri masanın üzerine serili haritaya dikildi. Beni kolumdan tutarak masanın başına götürdü.”Bedir Savaşı”’nı kendi elleriyle harita üzerine çizmişti. “O’nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler şu haritaya baksınlar ve Bedir Destanı nı okusunlar” dedi. Ata’nın son sözü şu olmuştu: “Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin “Kureyş Ordusu”’na karşı Bedir Muharebesi’nde kazandığı zafer,fani insanların karı değildir.O’nun Peygamberliğinin en kuvvetli delilidir”(7) demiştir. zzz 26 Temmuz1930’da Edirne Bölgesinde “kasırga” olmuş, birçok hasar meydana gelmiştir. Atatürk aynı yıl Aralık ayında Edirne’yi ziyaret eder. İncelemelerde bulunur. Selimiye Camii’ne de uğrar. Pek çok camii gibi Selimiye’nin de minareleri hasar görmüştür. Atatürk’ün Camii içindeki ilk sözü: “Efendiler hiçbir dine mensup olmayan kalp istirahattan mahrumdur” olur. Ayrılırken, İl Bayındırlık ve Vakıf Müdürlerine; “Camide ne kadar hasar varsa üç gün içinde bana çıkarın” der.25 Aralık1930’da ödenekler Edirne’ye gönderilir. Hasarlı Camiiler gecikmeden onarılır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Konya’yı dokuz kez ziyareti ve burada yaptığı konuşmalar, O’nun din hakkındaki görüşlerini ortaya koyması açısından önem arz etmektedir. 20-23 Mart1923 tarihindeki ziyaretinde yaptığı konuşma, da en çarpıcı ifadeler şunlardır: “İslam Kavimleri içinde Türkler milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Türklerin temas halindeki Milletlerin o zamanki medeniyetleri çökmeye başlamıştı. Türkler bu Milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birisi de budur.” ( Devamı Gelecek Sayıda) Derleyen: Mustafa TARAKÇI 15 NİSAN 2012 SAYI: 25 SAYFA 9 ÜCRETSİZDİR
Benzer belgeler
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-55
FEM dershanelerin kapanma ihtimali onları tedirgin mi
etti?
Ama, Başbakan “Büyük dershane sahipleriyle görüştüm.
Onlar da bu karara olumlu bakıyorlar”diyor. Acaba, FEM
ile görüşülmedi mi?
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-37
camia insanlarının çoğunlukla görev yaptığı bir
dershane. Yoksa bu karara Cemaat sıcak bakmıyor mu?
FEM dershanelerin kapanma ihtimali onları tedirgin mi
etti?
Ama, Başbakan “Büyük dershane sahiple...