Yeni Divriği Gazetesi SAYI-50
Transkript
1 MAYIS 2013 SAYFA 1 SAYI: 50 SĠVAS’TA GÜZEL ġEYLER KONUġUDU İrtibat: [email protected] NĠYE DĠVRĠĞĠ ĠLE ĠLGĠLĠSĠN DĠYORLAR! -Çünkü Divriği, bugünkü durumuna layık değil, -Çünkü Divriği, doğduğum ve ilk terbiyemi, eğitimimi aldığım Ģehir, -Çünkü Divriği, Selçuklu Beylerine BaĢkentlik yapmıĢ nadide bir Ģehir, Çünkü Divriği, bir tarafından tutulmaya değil kucaklamaya layık bir Ģehir, Sivas Ve Divriği’yi ziyaret eden Prof. Dr. Sayın Mahir Tevrüz,sıcağı sıcağına İstanbul’da Divriği Çalışma Grubunu toplayıp olan bitenler hakkında bilgi verdi. Sivas Hizmet Vakfı İstanbul Şubesi’nin Taksim2deki binasında yapılan toplantı aile sıcaklığı içinde geçti. Önce Hocamızı dinledik sonra Onun da teşvik ve arzusuyla farklı görüş ve önerileri de ortaya koyduk. Mahir Tevrüz Hocamız Sivas’ta önce Sayın Vali ile görüştü. Daha sonra da Milli savunma bakanı ve Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz’ın bulunduğu bir toplantıya katıldı. Divriği ile ilgili hususlarda yardım ve desteğini istediği Sayın Bakan’ın fazla vaktini almamak adına konunun ayrıntısını beraberinde bulunan danışmanı Sayın Hasan Canpolat’a anlatacağını söyledi. Bilahare, Sivas eski valisi,MSB danışmanı,aynı zamanda İçişleri Bakanlığı Müsteşar yardımcısı da olan Doç Dr. Hasan Canpolat ile görüşüldü.Buradaki esas konu “Çürek”idi. Cürek’in Cumhuriyet Üniversitesi’ne devri konusunda Üniversite Senatosu’nun sıcak bakmaması üzerine başka alternatifler üzerinde duruldu: BDP’YĠ CHP’YE TERCĠH ETMEK MUSTAFA TARAKÇI* CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir insanda bulunması gereken bütün iyi meziyetlere sahip birisi. Dürüst, çalışkan, alçakgönüllü, sevgi dolu,iyi eğitim görmüş,her konuda oldukça donanımlı,siyaseti bütün saf ve temizliğiyle yapan biri.Ama alışılagelen siyasi kişilik mi? Devamı s.8’de 1nci Seçenek;Cürek’in OYAK tarafından kullanılabilir hale getirilip o haliyle Üniversite’ye devredilmesi, 2nci Seçenek,Cürek’in Kültür Bakanlığı projeleri kapsamında değerlendirilip,Divriği’nin kültür ve turizmine hizmet edecek hale getirilmesi, Her iki konuda da Sayın Canpolat, gerekli çalışmaları başlatacağının sözünü verdi. Sayın Tevrüz, günü birlik Divriği ziyaretinin ardından Sayın Divriği Kaymakamı ile birlikte Rektör Prof. Dr. Faruk Kocacık’ı ziyaret etti.Her zamanki gibi sıcak ilgiyle karşılandılar. Rektör Kocacık’a önce hayırsever işadamımız Sayın Mehmet Bıyık’ın Turizm ve Otelcilik MYO’ yapma konusunda bitişikte görülen taahhütnamesi takdim edildi. Bir başka kıymetli hemşerimiz EVRUR’un sahibi Sayın Hasan Kan’ın, Yeni hastane bitişiğindeki arsaya 4 yıllık Sağlık Bilimleri Yüksek Okulu yapma arzusu yinelendi. Bu konuda uygulanacak prosedürler gözden geçirildi, ortak bir yol haritası belirlendi. Buna göre Sayın Rektör önümüzdeki günlerde İstanbul’a gelecek, Hasan Kan ile birlikte hazırlanacak protokole imza atacaklar. Divriği’nin gerek sosyal gerekse ekonomik geleceğinde çok önemli rol oynayacak olan bu projenin ilk resmi adımında, Divriği Çalışma Grubu da hazır bulunacak, tarihe tanıklık edecek SAYI: 50 sahipsiz duran bir Ģehir, -Çünkü Divriği, imkânları çok olan fakat bunları bir araya getirme becerisine sahip birilerine muhtaç bir Ģehir, -Çünkü Divriği, terk edilen değil, gidenin dönmek istediği güzelliklere sahip bir Ģehir, -Çünkü Divriği, derin kültürü olan, birlik ve beraberlik içinde asırlardır bir arada yaĢamıĢ, barıĢ ve kardeĢlik tarihi yazmıĢ bir Ģehir, -Çünkü Divriği, ekmeğini yediğim suyunu içtiğim, 7 kuĢak atalarımın mezarının bulunduğu, vefa borcum olan bir Ģehir, -Çünkü Divriği, Dünya mirası Ulu Cami, demirin ana kaynağı, doğanın keĢfedilmemiĢ güzelliklerinin bulunduğu bir Ģehir, -Çünkü en çok muhtaç olan bir Ģehir. DUYURU SAYFA 1 Divriği, tüm bu güzellik ve özelliklerine rağmen, çocuklarına . * www.mustafatarakci.com Özgeçmiş 1 MAYIS 2013 -Çünkü Divriği, sahibi çok olduğu halde YAġI 50 VE ÜZERĠ “DĠVRĠĞĠLĠ Ġġ ADAMLARI, OKUMUġ VE BÜROKRATLARI”MIZI GAZETEMĠZĠN UYGUN SAYFALARINDA KISA ÖZGEÇMĠġLERĠYLE HEMġERĠLERĠMĠZE TANITMAYI DÜġÜNÜYORUZ. AMAÇ BĠRBĠRĠMĠZDEN HABERDAR OLMAK. BU KONUDA SĠZ DEĞERLĠ OKURLARIMIZIN BĠLGĠLERĠNE ĠHTĠYACIMIZ VAR. LÜTFEN BĠZĠMLE YAZIġINIZ. Ġrtibat: [email protected] ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 Divriği, Sebzeciliği kitabından öğreniyor SAYFA 2 İrtibat: [email protected] DĠVRĠĞĠ’DE 23 NĠSAN 23 NĠSAN KUTLAMASINDA ULUSAL EGEMENLĠK VE ALTERNATĠF ÇELENK ÇOCUK BAYRAMI KOYMA TÖRENĠ KUTLAMALARI Yüksek Plastik Tünelde Sebze Fidesi Üretimi ve Sebze Yetiştiriciliği Projesi'nin Sivas İl Özel İdaresi'nin katkısıyla hayata geçirilen 9 vatandaşın bahçesinde sera kontrolleri yapıldı. Uzunbağ, Eğrisu, Çukuröz, Güresin köylerinde gidilip İl Tarım Müdürlüğü elemanlarınca kontroller gerçekleştirildi. İlçe Tarım Müdürlüğünce, İl Tarım Müdürlüğünden üretim öncesi yararlı olacağını düşüncesiyle, sebzecilik ve meyvecilik konularında önceden eğitim talep edilmişti. Bu önerinin Divriği ve köylerinde sebze fide ve sebze üretimine katkıda bulunacağı öngörülmüştü. Hem sera kontrolleri köylerde gerçekleştirilirken hem de İl Müdürlüğü elemanlarınca Eğrisu (Anzahar) da eğitim düzenlendi. Eğrisu, Olukman, Çukuröz, Uzunbağ köylerinden vatandaşlar Eğrisu‟daki eğitim toplantısına katıldılar. Muhtarlık Binası olarak kullanılan alanda yapılan bilgilendirme toplantısı soru cevap şeklinde devam etti. Katılımcı üretici köylülerin çok yararlı olduğunu değerlendirdikleri bu tür toplantıların devamı arzusu da dile getirildi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ülke geneline göre oldukça görkemli ve coşku ile kutlandı. Kaymakam, Sayın Mehmet Nebi KAYA ve eşi Zeynep KAYA, Garnizon Komutan Vekili Üsteğmen Ahmet OKATAN, Belediye Başkanı Hakan GÖK, Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Onur ALTINIŞIK, diğer daire amirleri, siyasi partilerin temsilcileri ve halkın katılımı ile Cumhuriyet Meydanı‟nda gerçekleştirilen tören yoğun ilgi gördü. Milli Eğitim Müdürü Sayın Kaya SEYYAR‟ın günün anlam ve önemini vurgulayan güzel konuşmasının ardından, öğrenciler şiirler okudu, şarkılar söyledi, gösterilerde bulundu. Çeşitli yarışmalar ile tören alanı renklendirilmeye çalışıldı... Divriği‟de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramı Çelenk koyma töreni resmi olarak yalnızca Milli Eğitim Müdürlüğü çelengiyle sınırlı kalınca CHP ve İşçi Partisi ilçe örgütleri tarafından alternatif çelenk Koyma Töreni düzenlendi. CHP İlçe Binası‟nda toplanan çok şık kıyafetli kadınlı erkekli hemşerilerimiz burada yakalarına kâğıttan rozet takmayı ve ikram edilen çaylardan yunulmamayı müteakip yürüyerek Hükümet Binası karşısındaki Atatürk Heykeli önünde toplandılar. Korteje İşçi Partisi Divriği örgütü de iştirak etti. Burada Saygı duruşu, İstiklal Marşı‟nın okunmasının ardından günün anlam ve önemini vurgulayan bildiri, CHP İlçe Yönetim Kurulu üyesi Veteriner Hekim Mustafa Koçkaya tarafından okundu. Cumhuriyetin temellerinin atıldığı, Milli Mücadele‟nin demokrasi ve hukuk içinde yönetilmesinin sağlandığı, Gazi Mustafa Kemal‟in fikir babası ve mimarı olduğu TBMM‟nin ilk defa toplandığı bugünün anlamlı törenlerle kutlanmasından daha doğal bir şey olamazdı... Demokrasi, demokrasiye inananların elleri ve gönüllerinde yücelir, layık olduğu yeri bulur.23 Nisan 1920 Türk Demokrasi tarihinin başlangıcı sayılır. Genel Yayın Yönetmeni ve Yayın Koordinatörü MUSTAFA TARAKÇI Mizanpaj: Mutlucan AYDIN Bünyamin ŞAHİN Halkla İlişkiler-Tanıtım: Ayla YERLİKAYA VERGİ DAİRESİ: Göztepe VERGİ KİMLİK NO: 8.230.105.579 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 2 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 3 İrtibat: [email protected] DĠVRĠĞĠ KAPALI SPOR ARINÇ’IN KONUġMASINI BĠR ANALĠZ: SALONUNDA DĠNĠ KUTLAMA HATIRLATTI, SORULARA DEVLET LAĠK OLUR TÖRENĠ CEVAP ĠSTEDĠ ĠNSAN LAĠK OLMAYABĠLĠR! Sonuç? 17 Nisan 2013 Çarşamba günü Divriği Kapalı Spor Salonu'nda Kutlu Doğum Haftası programı icra edildi. Kur'ân tilaveti ile başlayan programda İl Müftüsü Yusuf ŞAHİN, Diyanet İşleri Başkanlığınca bu yıl için seçilen tema doğrultusunda "Hz. Peygamber ve İnsan Onuru" konulu bir konferans verdi. Birbirinden güzel ilahiler okundu, tören sonunda bir de Mevlevi ritüeli “sema” gösterisi vardı. Cumhuriyet Halk Partisi Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir soru önergelerine bir yenisini daha ekledi. Özdemir Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‟ın yazılı olarak cevaplandırması kaydıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiği soru önergesinde çözüm süreci ile ilgili konulara yer verdi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‟ın 1 Nisan 2013 tarihinde devletin resmi televizyon kanallarından gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu hatırlatan Özdemir “ Arınç PKK terör örgütünün sınır dışına çıkışıyla ilgili olarak, ''Şüphesiz MİT yönetecek, emniyet de müdahil olacak. Şüphesiz silahlı kuvvetlerin mensupları da yani Kara Kuvvetleri ve Jandarma olarak kendilerine görev verilirse verilmeyebilir de bu süreçte en azından bu çıkışa nezaret edecekler açıklamasında bulunmuştur. Bu açıklamanın ardından, TBMM‟nin açılışının 93‟üncü yıldönümünde verilen resepsiyonda terör örgütünün,25 Nisan 2013 tarihinde yapılacak uluslararası bir basın toplantısı ile üyelerini Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışına çıkma çağırısı yapacağı açıklanmıştır. Yine aynı resepsiyona katılan Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hayri Kıvrıkoğlu, konu hakkında “Bir şey bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum” şeklinde açıklama yapmıştır. Bu bağlamda, Başbakan Yardımcısının açıklamasıyla, çıkış sürecini yönetecek olan Milli İstihbarat Teşkilatı, sınır güvenliğini sağlayan Kara Kuvvetleri Komutanlığı‟ndan bilgi mi saklamaktadır? Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı‟nın, bu önemli konuda bilgisinin olmaması, kurumlar arasında bilgi alışverişinin olmadığı anlamına mı gelmektedir? Tarafınıza bağlı olan MİT‟in, “çekilme sürecini” baştan sona kendisi mi organize edecektir? Yoksa yardımcınızın açıklamasında olduğu üzere Jandarma ve Kara Kuvvetleri, bu işleme nezaret edecekler midir?” sorularını yönelterek Başbakan Tayyip Erdoğan‟dan cevap istedi. KAYNAK: Hürdoğan Yeni Divriği İnternet Gazetesi eski sayılarını okumak için www.mustafatarakci.com Sitesini tıklayınız. 1 MAYIS 2013 Bu konu üzerinde kısa bir analiz yapalım dedik. Malum bizim devletimiz laiktir. Biz böyle diyor böyle düşünüyoruz. Ancak,”insan laik değildir” yaklaşımı ne gibi sonuçlar doğurur, onun üzerinde biraz duralım istiyoruz: Laikliğin genel kabul görmüş tanımı şöyledir: Din ve devlet işlerinin ayrı ayrı yürütülmesi; devletin bütün dinlere aynı mesafede durması, dinin devlet işlerinde herhangi bir yaptırım gücünün olmamasıdır. Bu tanım hepimiz tarafından bilinir. Yani devlet dindar ile dinsizi aynı sevecenlikle bağrına basacak, uygulamasını eşitlik içerisinde yapacaktır. Peki insan laik olmazsa ne olur ? İnsan çoğunlukla bir mesleğin mensubudur. Ya serbest meslek mensubudur; kendi işini yapar, kendi yaptıklarından veya yapmadıklarından sorumludur; yada devlet görevinde memurdur, özel sektörde yöneticidir, öğretmendir, subaydır, hakimdir, savcıdır vs. İnsan laik değilse bu görevleri yapar iken dindar ile dinsize aynı mesafede olmaz ise bunun menfi sonuçları olmaz mı? Diyelim ki laik olmayan bir insan öğretmen olsun farz edelim. Kılık kıyafeti, tutumu, davranışları ile dindar bir aileden gelen öğrencisine daha yakın davranırsa, ona daha bol not verirse ne yapacağız? Laik olmayan bir hâkim dindar bir tutuklu ile dindar olmayan bir tutukluya farklı davranması ve akabinde farklı kararlar alması söz konusu olamaz mı? Aynı şekilde polislerden örnek verelim. Karakolda sorguya çekilen şüphelilerden dindar olanlardan veya dindar görünenlerle görünmeyenler bir olmazsa bu durum adil sonuçlar doğurur mu? Öyleyse şöyle bir sonuca varamaz mıyız: Tamam insan laik olmaz, olması da zorunlu değildir. Ancak bu insan kendinden menkul insan olmalıdır. Serbest meslek sahibi esnaf veya işçi, köylü vs. olmalıdır. Kamuda çalışan memur, subay, öğretmen, hakim , savcı , polis vs. laik olmak zorundadır. Olmadığı durumlarda toplumda adalet yerini bulmaz, huzursuzluklar baş gösterir, nifak doğar. Buda millet olmayı olumsuz yönde etkiler. Mustafa Tarakçı Bilmak Güvenlik Teknolojileri A.ġ. Hürriyet Mahallesi. Yurt Sokak. No:38 Kat:5 Çağlayan / Kağıthane / İSTANBUL Tel: 0212 225 80 50 (Pbx) Fax: 0212 234 46 02 Mail: [email protected] SAYI: 50 SAYFA 3 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 4 ĠSTANBUL Akil Ġnsanlar Marmara Bölgesi Heyeti, Divriği Kültür Derneği'ni ziyaret etti. İrtibat: [email protected] SULTANAHMETTE GÜZEL SİYASETE DAİR: BĠR MEKAN SİYASET ER MEYDANIDIR. SÖYLEYECEK SÖZÜ OLANLAR ORTAYA ÇIKAR. TOPRAĞA DAİR, İNSANA DAİR GÜZEL HAYALLERİ, AYAĞI YERE BASAN PROJELERİ OLANLAR ORTAYA ÇIKAR. Derneğin Beyoğlu'ndaki binasında gerçekleşen ziyarete, Akil İnsanlar Marmara Bölgesi Heyeti Başkan Vekili Mithat Sancar, üyeler Levent Korkut, Ali Bayramoğlu, Yücel Sayman ve Mustafa Armağan katıldı. Sancar, yaptığı konuşmada, dernek girişinde şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in bir portresini gördüğünü belirterek, şairin "Kandan Kına Yakılmaz"şiirinin ilk dörtlüğünü okudu ve "Kandan kına yakılmayacağını bilen insanlarız" dedi. Akil İnsanlar grubunun kuruluş yöntemine, üyelerin her birinin kendi açısından eleştirisi olduğunu dile getiren Sancar, buna rağmen gelen davete "hayır" diyemediklerini söyledi. Sancar, şöyle devam etti: "Kandan kına yakmakla değil, konuşarak, karşı karşıya oturarak, barış içinde sorunlar çözülebilir. Böyle bir süreç başladı. Hükümet de Kürt tarafı da 'bu işi konuşarak çözmek istiyoruz' dediler. Bize de bir çağrı geldi, zaten bu yöntemin doğru olduğunu savunan insanlardık... Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen toplantıda kendilerine teminat verdiğini vurgulayan Sancar, "Başbakan 'hiçbir şeyinize karışmayacağız ama her türlü desteği sunacağız' dedi. Bugüne kadar bunun aksine hiçbir şey yapılmadı. Bağımsız bir heyet olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Grup üyeleri arasında çok farklı fikirler var. Buluştuğumuz tek bir konu var, o da kandan kına yakılmaz" ifadelerini kullandı. Sancar'ın konuşmasının ardından Dernek Başkanı Cafer Çelik ve dernek üyeleri görüşlerini aktardı. Barışa karşı olmadıklarını anlatan üyeler, Ergenekon davası ve Alevi açılımı gibi konulara ilişkin düşüncelerini dile getirdikten sonra çözüm sürecine yönelik kuşkularını aktardı. Dernek üyelerinin eleştirilerini yanıtlayan Ali Bayramoğlu, konuşmaların tek yönlü olduğunu ve haksız şekilde eleştirildiklerini söyledi. BarıĢı halk kurar"Yücel Sayman da akil adam olmanın kendileri için bir fırsat olduğunu söyledi. Halkın istemediği bir barışın gelmesinin imkansız olduğunu ifade eden Sayman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Silahlı mücadelenin terk edilmesi tartışması içindeyiz. Barışı halk kurar. Fırsat geliyor ve biz seyirci konumdayız. Olayları belirleyecek konumda değiliz. Şimdi bize bir fırsat verildi. Siyasetin türlü yolları vardır. Silahlı mücadele, siyasetin bir türü ve en uç noktasıdır. Öyle bir yere geldik ki, barış lafı altında silahlı mücadele terk edilsin mi, edilmesin mi onu tartışıyoruz. Yani ölüm bitsin, yani ölümü şehit verdik diye ödül olarak kullanmayalım. Süreç başarıya ulaşmazsa, ortaya çıkabilecek sistem değişikliği otoriter devlet yapısı olacaktır." Levent Korkut da Türkiye'de yaşayan grupların, geçmişteki antidemokratik uygulamalar nedeniyle birbirinin halinden anlamadığını söyledi. Silahlı çatışmanın bitmesi halinde Türkiye'deki diğer sorunların da daha kolay çözüleceğine işaret eden Korkut, "Silahlar susarsa Alevi meselesini daha kolay tartışırız. Silahlar nedeniyle diğer sorunlarımızı tartışamıyoruz. Olaylara çok yönlü bakmak gerekiyor. Doğruları yanlışlardan ayırmak gerekiyor" diye konuştu. Muhabir: Kenan Irtak / Erdal Turanlı AA 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 BEN DE VARIM DER. BU HALK DA KENDİNE LAYIK OLANI SEÇER. ĠNSANLIK MI? PARA MI? SORUSUNA ABD “PARA” DEDĠ. Silahlanmaya sınırlama getiren kanun tasarısı ABD Senatosu‟nda reddedildi. Senatodaki görüşmeleri ABD‟nin en büyük silah şirketi sahibi ve temsilcileri de izledi. Obama, bundan rahatsızlık duyduğunu söyledi. Ama ne çare? Gel de Amerika‟ya insan Hakları savunucusu de, demokrasinin beşiği de, barış yanlısı de, ne dersen de! Demek ABD demokrasisini temsil eden seçilmişler şu veya bu şekilde silah şirket ve tüccarlarına göbek bağıyla bağlılar. Yazık! Divriği'de "Kaymakamlık Ormanı" OluĢturuldu Sultan Ahmet’te gezerken turistlere yönelik onlarca yeme, içme , hediyelik eşya mekanı arasında restore edilmiş tarihi bir binada farklı bir mekan dikkatimi çekti. Türk Edebiyat Vakfı Kıraathanesi ve Kütüphanesi. Hoş bir mekân olmuş. Alt katta hizmet veriyor. Turistlerinde yoğun ilgisi var. Hem tatlı hem de çay, kahve servisi yapıyorlar. Oturma mekânları tarihi geçmişimizi anımsatıyor. Büyük salona iki ayrı oturma yeri açılmış, her ikisinin de mobilyaları farklı farklı. Birine Ahmet Hamdi Tanpınar salonu diğerine de Yahya Kemal Beyatlı salonu adını vermişler. Mekânda alçak tonda Türk Sanat müziği yayını yapılıyor. Önce Sultan Ahmet köftecilerinin birinde köfte sonrada bu mekânda tatlı veya çay, kahve. Kendinizi küçük bir ödüllendirme olur. Aklınızda olsun. YOLUN AÇIK OLSUN ECVET SAYER! En büyük milliyetçilik bize göre Ekonomik ve Kültürel alanda milliyetcilik. Geçenlerde güzel bir haber okuduk; sizinle de paylaşmak istedik. Güzel ve doğru şeyler söylendikçe, dillendirildikçe çoğalır inancındayız. Konu, kendi imkânlarımızla petrol üterimi. Adıyaman, Diyarbakır ve Adana’da günde ortalama1000 varil petrol üreten Türk ġirketi’nin patronu Ecvet Sayer Divriği ilçesine bağlı Eğrisu köyünde, "Kaymakamlık Ormanı" oluşturuldu. Divriği Kaymakamı Mehmet Nebi Kaya, düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Eğrisu köyü muhtarlığının çalışmalarının örnek olduğunu belirterek, muhtar Mustafa Özdoğan'a, köy derneğine ve köy halkına teşekkür etti. Kaya, ormanın yaşatılması için her türlü desteği vereceklerini ifade etti. Konuşmanın ardından Kaymakamlık Ormanı'nda 2 bin fidan toprakla buluşturuldu. Törene, Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök, İlçe Jandarma ve Garnizon Komutanı Yüzbaşı Aşkın Bozkurt, İlçe Emniyet Müdürü Bekir Kahveci, İlçe Müftüsü Yusuf Ay, İl Genel Meclis Üyeleri Sadık Güller ve Haydar Kaplan, Eğrisu köyü muhtarı Mustafa Özdoğan da katıldı. Muhabir: Mücahit Koç SAYFA 4 Ecvet Sayer,Irak sınırına 700 metre mesafede artama yapıyor. “3500 metreye kadar ineceğiz, eğer imkan olursa 6000metreye kadar da ineceğiz; petrol Türkiye için çok önemli.3 ülkede tüm şirketler bu sondajı yakından izliyor. Adıyaman da bir başka sondajımız da devam ediyor”diyen Ecvet Sayer sözlerine şunları da ilave ediyor: “ Adıyaman‟da “Güney Yıldızı A.Ş.”yi kurduk. Babam „da petrolcüydü. Kardeşim de aynı sektörde çalışıyor. Tamamen yerli olan artama, üretim ve müteahhitlik hizmeti yürütüyoruz. Şu anda 16 adet sondaj kulesi olan bir şirketiz.1000 kişi kadar çalışanımız var, bunların 700 ü Güneydoğu‟da çalışıyor. Şu anda Adana‟da 1, Adıyaman‟da 3, Diyarbakır‟da 3 sahada petrol çıkarıyoruz. Yolun açık olsun Ecvet Sayer... ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYFA 5 SAYI: 50 İrtibat: [email protected] KÜLTÜR ADINA ESER VEREN HEMġERĠLERĠMĠZDEN BĠRĠ AV. ĠSMAĠL METĠN ÖZGEÇMĠġĠ Yazar 1961 yılında Çamşıh’ta doğdu. İlk okulu köyünde, orta okul ve liseyi de Divriği’de bitirdi. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. oradan 1988 yılında mezun oldu. Mezuniyet sonrası İstanbul’da avukatlık yaptı. 2000 yılında Ankara’ya taşındı. 2009 yılı başında tekrar İstanbul’a döndü. Halen İstanbul’da avukatlık yapmaktadır. Yazarın doğduğu köy Çamşıh adeta Aleviliğin merkezidir. Mensubu olduğu aile tarihten günümüze kadar Alevilikte çok önemli roller üstlenmesi nedeniyle kendisi de Aleviliğin içinde aktif olarak rol aldı. İstanbul’da avukatlık yaptığı dönemde hemen bütün Alevi davalarında avukat olarak bulundu. Bir çok Alevi derneği ve vakıfının avukatlığını yaptı. Yaklaşık otuz kişi ile birlikte İstanbul Dudullu’da “Anadolu Bilim Kültür ve Cem Vakfı”nı kurdu. Bu vakfın kuruluşunda avukat olarak bulundu. Bu vakıf senedine Alevilik kelimesini koydu. Mahkemenin ret etmesine rağmen Yargıtay’da davayı kazanarak Türkiye’de “Alevi” kelimesinin yasal olarak ilk kez tanınmasını sağladı. Arkadaşları ile birlikte Çamşıh Hüseyin Abdal Derneği’ni kurdu. Uzun dönem yöneticiliğini ve iki dönem de başkanlığını yaptı. Çamşıh Hüseyin Abdal Cemevinin öncülüğünü yaptı ve Türkiye’nin en büyük Cemevlerinden birisinin yapılmasında birincil derecede rol aldı. Uzun yıllar Şahkulu Sultan dergâhının avukatlığını yaptı. Alevi Bektaşi federasyonunda altı yıl yönetim kurulu üyeliği iki yıl başkan yardımcılığı yaptı. Yaklaşık yirmi üç adet kitabı bulunan yazar aynı zamanda saz ve keman da çalmaktadır. 1993 yılında Hukuk Fakültesinde öğrenci iken “Ruhi Su Türküleri” isimli bir de resital verdi. BASILMIġ ESERLERĠ AV. SAYIN İSMAİL METİN’İN VARLIĞINDAN, KÜLTÜRÜMÜZ ADINA ÜRETTİĞİ ONLARCA ESER OLDUĞUNDAN BİRKAÇ YIL ÖNCE KATILDIĞIM “ÇAMŞIH FESTİVALİ”NDE HABERDAR OLMUŞTUM. BİR TÜRLÜ TANIŞMAK YÜZ YÜZE GÖRÜŞMEK KISMET OLMAMIŞTI. MÜŞTEREK DOSTUMUZ, SAYIN ALİ HAYDAR YALÇIN ARACILIĞIYLA TELEFONLAŞIP BEYOĞLUNDEKİ OFİSİNE UĞRAYIP HEM TANIŞIP HEM DE BOL BOL SOHBET ETME İMKANI BULDUK. ÇOK SICAK VE SAMİMİ BİR ZİYARET OLDU. BU SAYFAMIZDA ONA DA YER VERMEK İSTEDİM. BUNU O ÇOKTAN HAKEDİYORDU. KAPAĞINI DİJİTAL ORTAMDA BULAMADIĞI ÇOK SAYIDA ÖZGÜN ESER SAHİBİYDİ. DÖRDÜNÜ ANCAK RESİMLEYEBİLDİK... Mustafa Tarakçı 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 Halk Mahkemeleri Cilt 1 Halk Mahkemeleri Cilt 2 Aleviliğin Anayasası Alevilikte Tanrı Yok İnsan Var Osmanlının Kanlı Tarihi Osmanlı Sarayında Cinsel Eğilimler BASILMIġ ÇAMġIH HALK KÜLTÜRÜ ESERLERĠ Camşıh Tarihi Ve Hüseyin Abdal Hüseyin Abdal Anı Defteri Ozan Mehmet Ali Karababa Ozan Ali Rıza Yalçın Aşık Ali Ertekin Ozan Garip Hıdır Güzel Dost Ozan Sinemi Çamşıh Aşireti Ve Soy Şeceresi Seferberlik Anıları BASILMAMIġ ESERLERĠ Halk Mahkemeleri Cilt 3 Uzun Yol (Roman) Gönüller Bir Olsun (Tv Dizisi) İki Canlı Gelin (Tiyatro) Halk Adaleti (Film Seneryosu) Mekanı Ahiret (Tiyatro) Karanlık Geceye Döndü Gündüzler (şiir) İstenmeyen Halk Aleviler (Gazi olayları. Kitap kayıp) SAYFA 5 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 6 İrtibat: [email protected] DEVAMI GELECEK SAYIDA... 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA6 ÜCRETSİZDİR ÖZEL 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 Orada Bir Köy Var Uzakta Yazan Ġsmail AydoğmuĢ Küçükken Türkçe Okuma kitaplarında okuduğumuz Ahmet Kutsi Tecer'in bir şiiri hemen hemen herkesin belleğindedir. "Orada bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür. Gitmesek de gelmesek de O köy bizim köyümüzdür." Divriği'den uzakta yaşayan bizler ne kadar uzakta da olsak; kalben Divriği'yle birlikte yaşamaktayız. Biz Divrikliler sosyal konularda dayanışmayı sevdiğimiz için yurdumuzun her köşesini memleketimiz bilip sahiplenmekteyiz. İşte gönül verdiğimiz yurdumuzun bir köşesinde bir köyde yine böylesi faaliyetlerin birinden yeni döndüm. Konu ağaç dikmek, hem de Atatürk Ormanı oluşturup, Ozanlar adına fidanlar dikmek olunca; inanın yapılan "Gelir misin?" teklifine dayanamadım. Hem ozanlarımızı anacağız, hem ağaç dikeceğiz, hem yeni yerler görüp yeni dostluklar edineceğiz. Cebimizden paramızı, zamanımızı, uykularımızı harcasak da buna değer bir çalışmaydı. Nihayetinde de öyle oldu. Gerek biz gerekse köylü canlarımız hüzünlenip, ağlayarak gözyaşları içinde ayrıldık. Evet artık benim ikinci bir köyüm oldu. Adı; Kaşanlı Köyü, Maraş'ın Afşin İlçesine bağlı Binboğa Dağları'nın yanında üzeri çıplak kayalardan oluşan yoksul bir Anadolu Köyü. Kürt ve Alevi yurttaşlarımızın yaşadığı bir köy. Geçimi tarım, hayvancılık, arıcılık ve de Almancılık. Köyün çocu özellikle Maraş Katliamı sonrasında İngiltere'ye gitmiş. Şimdilerde bazıları modern evler yaptırıyorlar, genellikle sac çatılardan oluşan bildiğimiz köylerden. Köyde iki market var. Markette ekmek ve tavuk da satılıyor. Bütün çevreyi etkileyen Termik Santralı kocaman devasa yapısı ve göçük sonucu toprağa diri diri gömülen insanlarıyla teknolojinin acımasızlığını dayatan bir yapı. Gündüzleri beyaz geceleri kara zehir kusan dumanların bu köye ulaşması köylüyü rahatsız etmektedir. Termik santral kaynaklı hastalıklara karşı yöresel duyarlılığa dikkat çekmek ve ozanlar adına birer fidan dikmek için İstanbul‟dan bir otobüs dolusu duyarlı insan ve çevre illerden katılanlarla oradaydık. Bu etkinlik İstanbul Çevreci Çağdaş Kadınlar Derneği ve Kaşanlı Muhtarı Yusuf Güzel'in öncülüğünde yapıldı. Etkinliğe Başta Afşin Kaymakamı Faik Arıcan olmak üzere Orman İşletmesi yetkilileri yerel basın Tv 10, Medya Tv ayrıca bizim bu etkinliğimize gülleriyle destek veren Afşin hayır derneklerinden bir grup katıldı. Etkinlikte 1050 ağaç dikildi.Bu etkinliğe Umut Damlası Engelliler Derneği, çok sayıda ozan, Alevi Dernek ve şahsiyetleri de katılarak destek sundular. Saygı duruşu, İstiklal Marşı konuşmalar ve plaket töreni ardından fidan dikim alanına gelindi. Dağ rengarenk giysilerle fidan diken insanların oluşturduğu gelincik tarlası gibiydi. Yöre ozanlarından Aşık Meçhuli'nin mezarı başında yapılan anmanın ardından Köy Konağı'nda türküler söylendi lokmalar yendi. Ve veda anı gelmişti. Hanelerini bir gece de bizlere açan, bizleri yakından tanıma fırsatı bulan köylülerin sıcak tavırları, gelen konukların fedakârlığı yüksek sevgiye, sevgi sonucu oluşan gözyaşlarına dönüştü. Dönüşte insan gönlü kazanmanın mutluluğu katılımcıların gözlerinden okunuyordu ve kimse yolculuğun eziyetini önemsemiyordu. Not :Yer darlığı nedenliyle katılan ozan ve şahsiyetlerden bahsedemedim.Sevgi ve saygılarımla... TAM MANASI Meyilli:eğik,gönül vermiş, Albenili:alımlı, gösterişli, Beyhude:Boşuna, yararsız, Bizatihi:kendiliğinden, özünden, Cüsse:insan gövdesi, Cazibe.çekicilik, çekim, Dalkavuk:yağcı, yalaka,yağdanlık, Emrivaki:olup bitti 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 7 İrtibat: [email protected] EHLİ BEYT İBRETLİK Yazı Dizisi-2 HZ.ĠMAM HASAN Hz. İmam Hasan ve kardeşi Hz. İmam Hüseyin Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma‟dan (a.s) dünyaya geldiler. Peygamberimiz defalarca "Hasan ve Hüseyin benim oğullarımdır." Buyurmuştur. Hz. İmam Hasan (a.s) hicretin üçüncü yılında Medine'de dünyaya geldi. Yedi yıl kadar değerli büyük babası Peygamberimizin yanında onun muhabbetli kucağında geçirdi. Hz. Peygamber hutbe okurken Hz. Hasan ile kardeşi Hz. Hüseyin üzerlerindeki uzun ve kırmızı elbiseleri ile düşe kalka yürüdüklerini görünce, hutbesine ara verip, minberden inerek, torunlarım kucağına aldığı ve önüne oturttuğu, daha sonra da “ Şu ikisini bu şekilde görünce sabredemedim" diyerek hutbesine devam ettiği kaynak hadis kitaplarında anlatılmaktadır. Önce Peygamberimizi ve ondan üç ay ya da altı ay sonra vefat eden annesini kaybedince, babasının terbiyesi altında büyüdü. Babası Hz. Ali (a.s) şehit olunca, onun vasiyeti ve Allah'ın emriyle imamet makamına ulaşıp zahiri hilafeti de üstlendi. Hz. Hasan'ın hilâfette ne kadar kaldığı kaynaklarda farklı farklı olmakla birlikte, 6 ay 5 gün olduğu konusundaki görüş en kuvvetlisidir. Bu müddette Ali (a.s) ve evladına aşırı düşmanlık güden ve yıllarca hilafet için savaşan Muaviye, İmam Hasan'ın hilafet merkezine karşı ordu düzenleyip savaş açtı. Aynı zamanda İmam Hasan'ın (a.s) ordu komutanlarını yüklü paralarla satın alıp, O Hazretin aleyhine kışkırttı. Bilahare İmam Hasan (a.s) barışı mecburen kabul edip zahiri halifeti bazı şartlar altında (Muaviye hilafeti kendisinden sonra kimseye bırakmak hakkı olmayıp, hilafetin tekrar İmamın kendisine verilme ve Şialara taarruz edilmeme şartıyla) Muaviye'ye bıraktı. Böylece Muaviye hilafeti ele geçirdi. Daha sonra Irak'a gelip umumi bir konuşmasında barış şartlarını çiğnedi. Bütün yollara başvurarak Ehl-i Beyt'i ve Şiileri çok zor durumlara maruz bıraktı. ATATÜRK’ÜN HASTA YATAĞINDA CELAL BAYAR’I DĠNLEMESĠ Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda hastalığı süresince kaldığı dönemde zamanın Başbakanı Celal Bayar, sık olmayan aralıklarlaNönemli konularda gelir, Atatürk’ü meclis ve hükümet çalışmaları konusunda bilgilendirirdi. Hastalığın oldukça ilerlediği günlerden birinde Celal Bayar ikinci beş yıllık planı arz etmek üzere Dolmabahçe’ye gelmiştir. Bayar, Atatürk’e özet dahi bile olsa bilgi vermeden önemli konularda kamuoyuna açıklama yapmak istemiyordur. 15 dakikalık brifing için müsaadealıp Atatürk’ün hasta yatağının baş ucuna gittiğinde durum değişir. Celal Bayar’ın açıklamalarıkarşısında Atatürk ilave sorular soruyor, çeşitli konularda bilgiler alıyordur. Oysa doktorlara göre hasta Atatürk’ün yorulmaması, sürekli istirahat halinde olması isteniyordu. Bu arada Dolmabahçe’de uzun bir süredir refakatçi olarak kalan Afet İnan içeriye girer. Atatürk, “Ne için geldiğini anladım; memleket meseleleri beni yormuyor, bilakis hayat buluyorum, otur da sen de dinle,” der. Hz. Hasan hilâfeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra, geri kalan on yıllık ömrünü Medine'de geçirmek üzere yola çıktı. Kufeliler onun şehirden ayrılışı sırasında ağlaşıyorlardı. Fakat o kendilerine hiç güvenilemeyeceğini söylemekten çekinmedi. Babası Hz. Ali'ye de yaptıklarını kendilerine hatırlatarak, akıbetlerinin hiç iç açıcı olmadığını belirterek hallerine acıdığını söyledi. İmam Hasan (a.s) on yıl süren imamet müddetini çeşitli baskılar altında geçirdi. Hatta evinde bile can güvenliği yoktu ve bilahare hicretin ellinci yılında Muaviye'nin hilelerine uyan karısı vesilesiyle zehirlenerek şehit edildi. ANKARA VE ĠSTANBUL ġEHĠRLERĠNDEN BĠRĠNĠN ĠSMĠNĠN “ATATÜRK” OLMASI HAKKINDA Falih Rıfkı Atay anlatıyor: Ankara ve İstanbul şehirlerinden birinin ismini “Atatürk” yapma hakkında kanun teklifi hazırlanmış, Atatürk’ün bilgisine sunulmuştu. Kanun teklifini okuduktan sonra Atatürk “Kendinizi İmam Hasan insani değerlerde babasının hatırası ve ceddi Peygamberin aynasıydı. Peygamber hayattayken Hasan ve kardeşi Hüseyin, devamlı Peygamberimizin yanındaydılar. zora sokmayın, bir ismin tarihe mal olması için şehir adlarına sığınmaya gerek yok. Tarih zorlamayı değil, fikirleri daha çok benimser,” demiştir. Hz. Hasan'ın cenazesine Medine valisi de katıldı. Hz. Hüseyin, cenaze namazını kıldırmayı valiye teklif etti. Vali de teklifi kabul etti ve cenaze namazım kıldırdı. Cenazesine çok sayıda kişi katıldı, hatta "iğne atsan yere düşmeyecek" kadar kalabalık vardı . Hz. Hasan vefat ettiğinde 47 yaşında idi Hz. Peygamber'in soyu torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in çocukları vasıtasıyla devam etmiştir. SAYFA 7 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 8 MUSTAFA TARAKÇI Yrd. Doç. Dr./ Em. Kur. Alb. Alb. [email protected] BDP’YĠ CHP’YE TERCĠH ETMEK CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir insanda bulunması gereken bütün iyi meziyetlere sahip birisi. Dürüst, çalışkan, alçakgönüllü, sevgi dolu, iyi eğitim görmüş,her konuda oldukça donanımlı,siyaseti bütün saf ve temizliğiyle yapan biri.Ama alışılagelen siyasi kişilik mi?Kimine göre hayır.Onlar siyaseti fırsat kolama,rakibini tuzağa düşürme,keseri daima kendi önüne yontma,kırıcı konuşma,yandaş kollama olarak algılıyorlar... Kürt meselesi konusunda, kendisi de Kürt kökenli olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu baştan beri barıştan, çözümden yanaydı. Hatta bu konuda iktidar partisine ilk öneriyi götüren de O oldu. Gelin şu meseleyi Meclis çatısı altında çözelim; yasal düzenlemeler neyse onu birlikte yapalım, şu mesele bitsin” dedi. AK Parti bu öneriye sıcak bakmadı. Bu mesele CHP-AKP işbirliğiyle çözülürse bundan CHP yarar görür gözüyle bakıldı. AK Parti bu konuda, Kürt meselesinin çözümü konusunda CHP yerine BDP‟yi tercih ederse, Onunla işbirliği yaparsa, BDP‟de bundan siyasi olarak nemalanır ama bu nemalanma CHP‟ nin ki kadar AK Partiye zarar vermez. Diyelim 30 milletvekili 40 olur. Bu da AK Partinin siyasi geleceğini önemli ölçüde etkilemez. Ama CHP bu konuda Halkın, özellikle de Doğu ve Güneydoğu‟nun teveccühünü kazanır,oyunu 125‟den 200‟e çıkarırsa MHP ile koalisyon yaparak ciddi bir iktidar alternatifi olabilirdi. Bunun yanı sıra CHP ile işbirliğinin başka bir mahzurlu tarafı da vardı. O da Başkanlık Sistemiydi. İrtibat: [email protected] Öcalan‟ın görüşme tutanağının Milliyet Gazetesine yansımasından öğrendiğimiz kadarıyla Öcalan Kürt Meselesinin çözümü sonunda, alacağı tavizlere karşılık, özellikle AKP Liderinin istediği Başkanlık Sistemine sıcak bakacaktır.Asıl AK Partiye çözüm ortağı konusunda cazip gelen husus bu olsa gerek. CHP‟nin Başkanlık Sistemine yanaşmaması, Parlamenter Sistemde kalınmasında ısrarcı olması AK Partiyi BDP „ye yanaştırdı. CHP iyi mi etti, kötü mü etti, başkanlık sistemi bu kadar kötü müydü yaşayıp göreceğiz. Bir de şu var tabii, Çözümün AKP-CHP arasında olması halinde, BDP-PKK-İmralı buna ne kadar uyabilirdi ki? Silahların bırakılması, dağdan inilmesi, çözümü siyasette arama o kadar kolay olacak mıydı? Tüm bu ve benzer muhakemelerden dolayı çözüm APO üstünden arandı.14 yıl uykusunda uyuyan Öcalan uyandırıldı, ayağa kaldırıldı,”Sen n‟eymişsin be abi” dedirttirildi ve bu günlere gelindi. Korkarım Öcalan layık olduğundan fazla değere ulaşmaz! ÖZEL NOT: Sevgili dostum Muharrem Karahan,bu sayıdaki köĢe yazısında benden söz etmiĢ.Duyarsız kalmak saygısızlık olurdu. Ona kısa cevabımdır: Muharrem Bey, elinize sağlık. Bir Tarakçı'yı övüp, diğer bir Tarakçı'yı yermiĢsiniz. Can sağ olsun. Sizin tarafınızdan suçlansam bile ben bu yazıyı yayınlarım. Bu Gazetenin yazarları özgürdür. Kalemleri, Milli Menfaatlerimiz halel getirmenin, yasalara ters düĢmenin dıĢında her Ģeyi yazabilir. Ancak, Ģunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Maalesef ben sizin kadar teoriye saplanıp kalmıyorum ve dahası yargıya da güven duymuyorum. Yargı Balyoz davasında verdiği kararlarla beni hayal kırıklığına uğrattı.18 yıl dile kolay! Kamu vicdanı isyanlarda olsa bile gerçek bu! Yargıya yasal müdahale ile dur diyen, MĠT MüsteĢarını yargının önünden çeken BaĢbakan'dı. Yasamanın gücüydü. Ben Yasamanın gücünü yargının önünde görüyorum. Malum, HSYK' daki ve diğer mevzuattaki düzenlemeleri de nihayet Meclis yani yasama yapmıĢtır. Eskiden olsaydı belki ama yargı da da çok Ģey değiĢti değil mi? UYKU ÖLÜMÜN PROVASIDIR. LÜZUMUNDAN FAZLA UZATMA. Çin Atasözü AHMET YOZGATLI Öğretmen (E) Divriği Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Bşk. Yrd. BU İŞE DUR DEMELİYİZ Tüm yurdumuzda son yıllarda elektrik ihtiyacımızın giderilmesi için bir HES (Hidro Elektrik Santralleri) yapımı başladı. Divriği’de Mursal Barajı ile Kurteşen arasında yapılmış santreller var.Öyle ki yazın hemşerilerimiz bahçelerini tarlalarını sulama yazken biz onlara su veriyoruz,verilen suyuda Lıh Çayına tekrar vererek sulamada kullanamadan geri çaya akıtıyoruz.Nedenine gelince bu kişiler bunları yaparken yaptıkları sözleşmede su verme garantisi ile yapılmış.Yani bahçen tarlan susuzluktan kurusa hiç önemli değil sadece önemli olan bu santrale su vermek. Zamanında şehrin ortasından geçen bir çayımız vardı. Mındar Çayı bunun bazı yerlerinde üzerini kapattık şimdi de Çift Köprünün ordan itibaren iki yanına beton duvar yaparak kanal içerisine alınıyor. Bütün şehirlerde yapay dereler yapılırken biz tabi deremizi kaldırdık. Bu da bizim ayıbımız. Tüm Divriğililer olarak bu kalyondaki su yatağının değişimini engellemek için elbirliği ile karşı koymalıyız. Çok istiyorlarsa eski barajımızı onararak yeniden faaliyete geçirilebilir. Şehrimizde mezarlıklarımızı kaybettik sesimiz çıkmadı, hamamlarımızı yıktık sesimiz çıkmadı, kiliseleri yıktık sesimiz çıkmadı, Mındar Çayı üzerindeki tarihi köprüleri toprak altına aldık sesimiz çıkmadı, şehrin ortasından geçen çayı kapattık yine sesimiz çıkmadı. Bunlar hep kaybımız. Gelin el ele verelim hep birlikte hiç değilse kaybettiklerimizi göz önüne alarak şu kalyonumuza sahip çıkalım o güzelim kalyonu kaybetmeyelim. Elimizden ne gelirse onu yapalım. Hiç değilse sesimizi duyuralım bir şey yapmadık demeyelim. Şimdi Çetinkaya ile Burmahan arasında yedi tane HES yapımı planlanmış. Uzungilin değirmenin önündeki demiryolu köprüsünü bilirsiniz işte oradan çayın suyu boru ile veya Kestoğanı delerek suyu yükseğe çıkarıp Burmahan yakınlarına yapılacak olan santrale su verilecek. Düşünsenize Kestoğan Kalesi önünde büyük su boruları geçecek veya o kayaları delmek için patlayıcı kullanarak su geçirilecek. O tarihi kale Anadolu’nun en eski kalesi önünde ne güzel bir manzara olur. Bir de o kalyonu düşünmek gerek. Zaten bizim çayın suyu yazın tabiri caizse bir dere misali su olmakta bu suyu da biz diğer tarafa aktarırsak o kalyon ne duruma gelir hiç düşünmüyoruz. Çay boyunca otu, çöpü, börü, böcüğü düşünen kimse yok o kalyon kaybolacak. Elektrik üretimine karşı değilim ama bunu yaparken tabiatı çevreyi bozmadan yapmamız gerekmez mi? ÇANAĞINA NE DOĞRARSAN KAŞIĞINA O ÇIKAR. 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 8 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYFA 9 SAYI: 50 İrtibat: [email protected] Müslüman bir devlette ekonomi toplumun refahı için vardır. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatını denetlemek halkı hayır işine yönlendirmek servetin toplum içinde yeniden bölüşülmesini sağlamak devletin görevleri arasındadır. Yeniden bölüşümde “bir tahsis merkezi” olarak vakıflar önemlidir. Sınırlıda olsa Osmanlı’da kar amacı güdülerek yapılan tefecilik, bankacılık gibi kapitalist piyasa ekonomisi uygulamaları görülür. Bu uygulamalar sınırlı kaldığından Batıdakine benzer bir gelişme Osmanlıda yoktur. Dr. Meral Avcı Delipınar . OSMANLIDA EKONOMİK ZİHNİYET Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomide temel ilkesi kamu gelirlerini ekonomi dışı amaçlarla azamiye çıkartmaktı. Bunun için de merkezi hazinede mümkün olduğu kadar çok kıymetli maden biriktirmeyi amaçlıyordu. Osmanlı, bu gelircilik (fiskalizm) anlayışının yanında askeri gücüde zenginliğin başlıca aracı olarak görüyordu. Osmanlı âlimlerinden Kınalızâde; servet edinmede ticaret, zanaat ve tarımın yanında emaretle dört sektörden bahsederken servet, edinen kişinin zulümden, teaddiden, hayasız faaliyetten, kirli ve aşağılık meslekten uzak durması gerektiğini belirtir. İktisadi faaliyetler bu sebeple âlâ, evsat ve edna olarak üç kategoriye ayrılır. Osmanlıda en önemli ve gerekli ekonomik faaliyet tarımdır. Bu sebeple; tarımsal üretimin artması ve köylünün korunması için çift hane sistemi geliştirilmiştir. Batılı merkantilist hükümetler sanayi ve manifaktüre ağırlık vererek, kapitalist bir sistemle, sanayi ve pazar aracılığıyla zenginleşirken Osmanlı fetihle toprak kazanmaya, lonca sistemi ve toprak tasarrufu ile tarımda devlet kontrolüne önem veriyordu. Merkantilizm Osmanlı ekonomik anlayışı ile tam bir tezat teşkil etmiştir. Batı ekonomileri Osmanlı ekonomik anlayışından yararlanıp kendi merkantilist politikalarını geliştirerek kapitalist çıkarlarına avantaj sağladılar. Osmanlı Avrupa ile ilişkilerinde kendi geleneksel ekonomik yapısını muhafaza etmiş, Batılı tüccarların imparatorluk ekonomisinin altını oyduğu 18.yy kadar yerli sanayiyi himaye etmemiştir. Osmanlı Batı Merkantilizmi gibi bütünlüğü içinde ülke ekonomisini sistematik olarak düzenlemeyi öngören bir ekonomik doktrine hiçbir zaman ulaşamadı. Osmanlı, sınırlı pazarda sınırlı mal üretimini denetim altında tutarak sabit piyasada müteşebbis ruhun ve üretimin gelişmesine engel olmuştur. Rekabetin olmadığı piyasada halka ucuz ve kaliteli mal üreten yeni teknolojilere yer verilmemesi, kapitülasyonlar sebebiyle Batıdan ithalatın artması Osmanlı Ekonomisinin gerilemesinin sebebidir. MUHALİF OLMAK MÜNAFIK OLMAK DEĞİLDİR. Muharrem Karahan Felsefe Öğretmeni ve Psikolog 93 yıl oldu TBMM‟sinin 93. açılış yıldönümünü içimiz buruk bir şekilde heyecandan uzak, salonlarda, okul bahçelerinde formalite icabı kutlamak zorunda kaldık. Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza Ata‟mızdan güzel bir armağan olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını da diğer ulusal bayramlarımız gibi yok etmek, unutturmak için gereken her şey yapılmaktadır. İşin acı yanı kendi ülkemizde, sanki işgal altındaymışız gibi Türk Bayrağı taşımak, bayraklarla gösteri yapmak bile suç(!) oldu. Türkiye Cumhuriyetini simgeleyen T.C. harfleri tüm kurumların tabelalarından silinmeye, tepki görünce de yeniden asılmaya başlandı. Başbakanın, “bunlardan haberim yoktu(!), ama kaldıranların verdikleri kararların arkasında durmaları gerekirdi” diye de üstü kapalı desteği vardı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı haftası, Diyanetin bir icadı olan ve hiçbir İslam ülkesinde uygulaması olmayan “Kutlu doğum haftası” etkinlikleriyle gölgede bırakılmak istendi. Yurtsever askerlerimiz, Üniversite hocalarımız, gazetecilerimiz ve nice aydınlarımız, yaşına sağlık durumuna bakılmaksızın hapishanelerde ölmeye terk edildi. Ör. 28 şubat soruşturması kapsamında ilk tutuklamalar 12 nisan 2012 de başlamıştı. Ankara Cumhuriyet Savcılığınca yürütülen soruşturmada 76 asker tutuklanmıştı. Hala iddianame hazırlanıp da mahkemeye sunulacağı günü bekliyor. Bir seneyi geçti, tutuklu olan bu insanlarımız hala suçlarının ne olduğunu bilmeden (fi) tarihindeki mahkeme gününü bekliyorlar. Yazık, hem de çok yazık!. Adalet işkence haline dönüşmemeliydi. Çıkarılan yargı paketlerinin çoğu terör örgütü yandaşlarına yönelik olarak uygulanmaya başlandı. Birer birer tahliye ediliyorlar. Sincan Cezaevinde tutuklu olan bir meslektaşımız emekli sosyolog Albay Alican Türk, cezaevinde yaşanan bir olayı şöyle anlatıyor: “ Sincan‟daki bütün KCK‟lılar tahliye edildi. Üstelik giderlerken hapishane koridorunda karşılaştıkları tutuklu bir komutanıma da takılmadan edememişler: Ohooo, siz daha çoook yatarsınız! Bizim arkamızda siyasi güç var, ya sizin?...” Divriği İnternet Gazetesinin 49.sayısında genel yayın yönetmenimiz sayın Mustafa Tarakçı, Başbakana yönelik tutuklu ve hükümlü askerlerimiz için af dileğinde bulunuyor! Af suçlu insanlar için istenebilir, bu insanlar af istemiyorlar Mustafa bey, adalet istiyorlar adalet! Türk halkının önünde adilce yargılanmak istiyorlar. Çoğu ortak mektuplarında şunları yazıyorlar: “ Hiçbirimiz acındırılmayı, bağışlanmayı ve affedilmeyi beklemiyoruz. Beklediğimiz kısa sürede mahkemeye çıkıp aklanmamızdır. Tutuklular, sağlık ve yaş nedeni belirtip tahliye istemeyecek kadar sabırlı ve onurludur. Sabrımız; suskunluğumuzla, yasal uygulamalarımızla ve ülkemize olan sevdamızla daha da çelikleşti”.İşte böyle sevgili Mustafa Bey…! “ Ne Mutlu Türküm Diyene” vecizesini söylerken kendimi mutlu hissetmiyorum. Ben ancak halkın refah düzeyinin, okuryazar oranının yükselmesiyle kendimi daha çok mutlu hissedebilirim”. Facebooktaki sayfasından kısaca özetlediğim kadim dostum Hüseyin Tarakçı‟nın bu düşüncesine ve verdiği rakamlara aynen katılıyorum..75 milyonluk bir ülkede hala 4 milyonun üzerinde okuma yazma bilmeyeni varsa, okur yazarlarının da çoğu ilkokul düzeyinde ise, üniversite mezunlarından 500 bini iş bekliyorsa, 5 milyona yakın insanı işsiz ise, ülkemizin ve Cumhuriyetimizin bütün kazanımları yok pahasına eşe dosta ve yabancılara peşkeş çekilmişse, kendimizi nasıl mutlu hissedebiliriz ki sevgili dostum..! Bir haziranda buluşmak dileğiyle tüm hemşerilerime Güzel Aydın‟ımızdan selam ve sevgiler gönderiyorum…. İYİLİĞE İYİLİK HER KİŞİNİN KARI, KÖTÜLÜĞE İYİLİK ER KİŞİNİN KARI 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 SAYFA 9 ÜCRETSİZDİR 1 MAYIS 2013 SAYI: 50 KONUK YAZAR BENDE KALAN Sekiz yıl önce başlayıp, henüz yeni bitirdiğim yayıma hazır kitabın adını sekiz yıl önce koymuştum. “Dağın Ardı”. Gidenlerin ardından hiç bir boşluğun dolmadığını henüz bilmediğim yaşlardaydım. Ölenlerin bile dağların ardında bir yerlere gizlendiğini sanırdım. Bu yüzden dağların ardını çok merak ederdim. Orada masal kuşlarının olduğunu, orada çok başka bir dünya olduğunu düşünürdüm. Daha doğrusu, sonsuzluğu, kapalı kapıların ardını, duvarların içini, kuytu yerlerdeki derinliğin gizemini ve kapalı olan her şeyi merak ederdim. O çocuk hâlâ büyümedi ve masal kuşları da dağın ardında duruyor hâlâ. Bazen içimden geçenleri sesli konuşmak isterim. Sonra kendimi frenlerim birden. Tanrının bize çizdiği sınırları aşmak, dağları, nehirleri aşmak gelir içimden. Tanrı bize de kanat taksaydı keşke diye düşünürüm. Sonra tanrıya kızarım insanları neden eşit yaratmadığı için. neden „engelli- engelsiz‟ neden „güzel- çirkin‟ neden „iyi-kötü‟ neden „varsıl-yoksul‟ gibi...sorularla dolar kafamın içi.( Bu soruların yanıtını yıllar sonra öğrenmiştim). Bütün bunları düşünürken, beynimin içinde yanmalar olur. Sonra telaşlanırım, ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemem. Bazen bir yolculuğa çıkarken içimi tarifsiz hüzün kaplar. Yanıma alacağım kitapları, giysileri önceden hazırlar, sonra da unuttuklarımı birer birer koyarım valize. Sonra odanın ortasında bir süre düşünürüm boş gözlerle. Gitme vakti geldiğinde durur bir daha bakarım odaya, eşyalara. Kitaplığın raflarını sırayla gezer gözlerim.Bir şehri, bir evi ve uzun yıllar paylaştığın odayı ve eşyaları üç günlüğüne de olsa bırakıp gitmek ne kadar zormuş meğer. Bütün bunları yaşarken bir de özlenen olmak duygusunu düşünürüm. „Özlenen‟ olmak, yokluğunun farkedilmesi nasıl bir duygu onu bilemiyorum. Işte o zaman, tek başıma oynadığım bir oyun oluyor hayat. Işte tam da onlardan birini yaşıyorum. Otobüsün penceresinden dışarıya bakarken, ardımda bıraktığım evde zaman durdu sanıyorum. Ya da bunun tersi. „iyi ki gitti. Oh be, ne kadar özgürüz! Kirlettin diyen yok, şunu getir, bunu götür diyen yok... İç denizimde dolup dolup boşalıyorum. „merak etme, döndüğünde her şeyi bıraktığın gibi bulacaksın. Sen yokken de nehir akmaya devam edecek‟ diyen bir ses yankı yapıyordu kulaklarımda. Özlenmek neydi? Kendin için bir boşluğu doldurmak mı? Yoksa bir çatlağı kendiliğinden kapatmak mıydı yoksa? Içimden geçenleri yalnızca rüzgâr okuyordu. Kelimelerin çarmıhına gerilip duruyordum. Kelimeler bazen ilmek oluyor, bazen kördüğüm oluyordu göğüs kafesimde. Içimde yanan mumun eriyip söndüğünü kimse görmüyordu. Içimdeki fırtına bir an duruyor. Dağın ardını ve masal kuşlarını düşünüyorum yine...Gülümse, diyordu içimdeki çocuk. Hadi gülümse. Bak, masal kuşları mektup dağıtıyor sevdiklerine. Mor menekşeli bahçelerde gezinmek istedim bir an. Otobüs hızla ilerliyor Içimdeki yalnızlık duygusunu bastırmak istiyordum. Gözlerim acıyordu. Özleyen bir insanın gözleri acır en çok. Özleyen bir insanın içi kurt girmiş elma gibidir. Kalabalığın içinde yalnızlığımın bir anlamı olmalıydı. Böyle tek başıma duruşumu ben seçmemiştim. Birileri benim adıma karar vermiş gibi hayatın eşiğinde öylece bekliyordum. Kendimle öyle doluyum ki, başka bir şeye yer yok. Bir ara durdum. Gelincikleri seyrediyorum, mavi mor, sarı çiçekleri. Işte biz varız ya, der gibi bir ses duyuyorum. Gülümsüyorum. Dalıp gidiyorum. Uzun bir yolculuğa çıkıyorum kalbimde. Benim kalbimin ülkesinde sınır yok. Keşke şu çiçeklerden biri olsaydım. Ressamlara konu olurdum belki. Ya da yoldan geçen biri başını çevirip bana bakardı gülümseyerek. Susarken kendi kendimi cezalandırıyorum Otobüs birden durdu. Unuttuğum bir şeyi hatırlar gibi hızla kalktım ayağa. Etrafıma baktığımda herkes oturuyordu yerinde. Utanıp geri oturdum yerime. Yanımdakiyle göz göze geldik birden. Gülümsedi. Ben de gülümsedim. Herkes gölgesini bir yerlerde unutmuş, arkasına bakmadan yürüyüp gidiyor. Aslında herkesin gövdesinde adım adım çukurlar oluşuyor farkına varmadan. Her çukurda bir acı birikiyor. Aradan uzun yıllar geçse de hiç bir yaranın üzeri kapanmıyor. Yalnızca kabuk bağlıyor o kadar. Benim içim Divriği‟ydi özlem. ve güz hep ayrılıktı bende kalan. 15 NİSAN 2013 Arzu 49 KaracaSAYI: Ayçiçek SAYFA 10 İrtibat: [email protected] EN BÜYÜK 10 SAVAŞIMIZ ( Özet Bilgi) 1.MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ (1071) 2.KÖSEDAĞ SAVAŞI (1243) 3.ANKARA SAVAŞI (1402) 4.İSTANBUL’UN FETHİ (1453) 5.ÇALDIRAN MEYDAN MUHAREBESİ (1514) 6.MOHAÇ MEYDAN MUHAREBESİ (1526) 7.93 HARBİ (1887-1788) 8.ÇANAKKALE SAVAŞI (1915) 9. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ (1921) 10. DUMLUPINAR ZAFERİ( BÜYÜK TAARRUZ) (1922) Türk ordusu da bir yıllık hazırlık sonucunda ordudaki asker sayısını 186.000'e yükselterek Yunan birliklerine yaklaştı. Ancak Türk ordusu tüm bu çabalara rağmen süvari birlikleri dışında Yunan birliklerine bir üstünlük sağlanamamış, ancak bir denge kurulabilmişti. Saldırı zamanı yaklaştıkça 1 sene önce Sakarya Meydan Muharebesi'nden önce çıkartılan ve üç defa süresi uzatılan ve süresi 4 Ağustos'ta sona erecek olan Başkomutanlık yasasının süresinin yeniden uzatılması gündeme geldi. Bunun için Mustafa Kemal Paşa 20 Temmuz'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Ordunun maddi ve manevi gücü milli gayeyi tam bir güvenle gerçekleştirecek düzeye ulaşmıştır. diyerek yasanın uzatılmamasını talep etti, yasa meclisten geçti ve başkomutanlık yasası süresiz uzatıldı, DUMLUPINAR ZAFERİ ( BÜYÜK TAARRUZ) (1922) Büyük Taarruz (ya da Büyük Saldırı), Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun Yunan Krallığı kuvvetlerine karşı başlattığı genel saldırıdır. 21 Ağustos 1922'de saldırı emri verilmiş, 26 Ağustos'ta saldırı başlamış, 9 Eylül'de Türk birlikleri İzmir'e girmiş ve 18 Eylül'de de Yunan ordularının İzmir'i terketmesiyle saldırı sona ermiştir. Saldırı öncesi hazırlıklar Ağustos 1922 ortalarında savaşa katılacak son birliklerin törenle ve dualarla Ankara Ulus Meydanı‟ndan cepheye uğurlanışı. Türk ordusu Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanmış olsa da Yunan ordularını savaşa zorlayarak yok edecek bir durumda değildi. Türk ordusunun büyük bir saldırıya girişmesi için büyük eksikleri vardı. Bunların giderilmesi için halktan son bir kez özveride bulunması istendi. Bütün mâli kaynaklar son sınıra kadar zorlandı ve hemen hazırlıklara başlandı; subaylar ve askerler saldırı için eğitilmeye başlandı. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine verildi. Kapanan Doğu ve Güney cephesindeki birlikler de Batı cephesine kaydırıldı. Öte yandan İstanbul'da da Türk Kurtuluş mücadelesine destek veren dernekler İtilaf devletlerinin silah depolarından kaçırdıkları silahları Ankara'ya gönderdiler. Türk ordusu ilk kez saldırıya geçecekti ve bu yüzden sayıca Yunan birliklerinden üstün olmak zorundaydı. Anadolu'da bu dönemde 200.000 Yunan askeri vardı. SAYFA 10 Saldırı sonrası Büyük Taarruz'un başladığı günden 4 Eylül'e kadar Yunan ordusu 321 kilometre geri çekildi.[7] 7 Eylül'de Türk birlikleri İzmir'e 40 kilometre kadar yaklaşmıştı.[4] 9 Eylül 1922 tarihli New York Times gazetesi Yunan ordusunun kayıplarının ve Türk ordusunun ele geçirdiklerinin 910 savaş topu, 1.200 kamyon, 200 otomobil, 11 uçak[5], 5.000 makineli tüfek, 40.000 tüfek ve 400 vagonluk cephane olduğunu yazdı.[8] Ayrıca 20.000 Yunan askerinin de esir düştüğünü belirtti. Devamında Yunan ordusunun savaşın başında 200.000 kişiden oluştuğunu ve şu anda yarısından fazlasını kaybettiğini ve Türk süvarilerinden dağınık halde kaçan Yunan asker sayısının ancak 50.000'i bulabildiğini yazdı. 9 Eylül'de Türk birlikleri İzmir'e girdi. 11 Eylül‟de Bursa, Foça, Gemlik ve Orhaneli, 12 Eylül‟de Mudanya, Kırkağaç, Urla, 13 Eylül‟de Soma, 14 Eylül‟de Bergama, Dikili ve Karacabey, 15 Eylül‟de Alaçatı ve Ayvalık, 16 Eylül‟de Çeşme, 17 Eylül‟de Karaburun, Bandırma ve 18 Eylül‟de Erdek Yunan işgalinden kurtarıldı] ÜCRETSİZDİR
Benzer belgeler
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-5
Bu tanım hepimiz tarafından bilinir. Yani devlet
dindar ile dinsizi aynı sevecenlikle bağrına basacak,
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-54
günün anlam ve önemini vurgulayan bildiri, CHP İlçe Yönetim
Kurulu üyesi Veteriner Hekim Mustafa Koçkaya tarafından
okundu.
Cumhuriyetin temellerinin atıldığı, Milli Mücadele‟nin
demokrasi ve hukuk...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-8
sivil bir anayasa yapılması söz konusudur.
Biz bugün kaba hatlarıyla siz değerli Yeni Divriği İnternet
Gazetesi okurlarına mevcut anayasanın hangi konuları
içerdiğini hatırlatmak istedik. Yeniyi ka...
Yeni Divriği gazetesi SAYI
Hocamızı dinledik sonra Onun da teşvik ve arzusuyla
farklı görüş ve önerileri de ortaya koyduk.
Mahir Tevrüz Hocamız Sivas’ta önce Sayın Vali ile
görüştü. Daha sonra da Milli savunma bakanı ve Siva...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-55
beklememizin daha uygun olacağını ifade etti.
Sayın Malik Ecder Özdemir’de bu konuda bağlayıcı bir
şey söylemeye yetkili olmadığını ifade ile, en adil ve en
uygun bir yöntemin geçmişte olduğu gibi ...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-31
Palanga’nın sulanması için Baraj talebinde bulunur. Bu talep 1993 yılında
Mursal Barajı ile hayata geçer. Ancak, DSİ tarafından yapılan sulama
kanallarında aksaklıklar, eksiklikler olduğundan Divri...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-32
arazinin azlığı, artan aile nüfusu nedeniyle arazilerin bölünmesi, küçük
baş hayvancılığın tama yakın yok olması, 1938lerde kurulan Divriği
Demir Madenlerinin işletme ömrünün ve verimliliğinin azal...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-6
Sayın Divriği Kaymakamı ile birlikte Rektör Prof. Dr.
Faruk Kocacık’ı ziyaret etti.Her zamanki gibi sıcak
ilgiyle karşılandılar.
Rektör Kocacık’a önce hayırsever işadamımız Sayın
Mehmet Bıyık’ın Tu...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-23
günün anlam ve önemini vurgulayan bildiri, CHP İlçe Yönetim
Kurulu üyesi Veteriner Hekim Mustafa Koçkaya tarafından
okundu.
Cumhuriyetin temellerinin atıldığı, Milli Mücadele‟nin
demokrasi ve hukuk...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-43
günün anlam ve önemini vurgulayan bildiri, CHP İlçe Yönetim
Kurulu üyesi Veteriner Hekim Mustafa Koçkaya tarafından
okundu.
Cumhuriyetin temellerinin atıldığı, Milli Mücadele‟nin
demokrasi ve hukuk...