Yeni Divriği Gazetesi SAYI-35
Transkript
15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 Divriği'de, "Gelin Canlar Cem Olalım" dendi. Divriği Hacı Bektaş-i Veli Kültürünü Tanıtma, Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği "Gelin Canlar Cem Olalım" adı altında “cem ” düzenledi. SAYFA 1 DİVRİĞİ İMAM HATİP ORTAOKULU VE LİSESİ YENİ BİNADA EĞİTİM ÖĞRETİME BAŞLIYOR. CUMHURİYET VE ATATÜRK İLKOKULLARI ORTAOKUL OLDU. SELAVATTEPE İÖO HEM ORTAOKUL HEM DE İLKOKUL OLACAK. Divriği Hacı Bektaş-i Veli Kültürünü Tanıtma, Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği "Gelin Canlar Cem Olalım" adlı altında 08.09. 2012 günü Cem İbadeti düzenledi. Belediye Taşbaşı Tesisleri'nde düzenlenen Cem’e, Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök, Sivas Cem Vakfı Şube Başkanı Ali Akyıldız, da katıldı. Dernek Başkanı Ali Çankaya, Cem öncesi yaptığı konuşmada, Divriği'nin kardeşliğin, hoşgörünün, birliğin ve beraberliğin ilçesi olduğunu belirterek, "Bizler de bu birlik ve beraberliğe katkı sağlamak için ilçe halkıyla beraber bugün buradayız" dedi. Divriği Belediye Başkanı Hakan Gök ise yaptığı konuşmada; inşaatı devam eden cemevi ve kültür merkezi projesine destek beklediklerini ifade ederek, etkinliği düzenleyen dernek yöneticilerine teşekkür etti. “eline, beline, diline sahip ol” öğüdü defa eten yinelendi. Dede önderliğinde, huşu içinde, saz eşliğinde özellikle Pir Sultan Abdal’dan deyişler, duvazlar söylendi;”Allah, Muhammed, Ya Ali”nidaları yükseldi. İçten içe; “Ah Hüseyin, vah Hüseyin, yaraların bende İmam Hüseyin”dendi; Ehlibeyt saygı ile anıldı, dualar edildi... Cem İbadetinin belli bir yerinde 40’lar semahı ifa edildi.. Cem İbadetinin dili tamamen Türkçe idi. Dede, yaptığı dualarda şu ifadelere de yer verdi: “Bismişah, Allah, Allah... Darına durduk Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah... Divanına durduk Ya Muhammed, Ya Muhammed, Ya Muhammed... Keremine sığındık Ya Ali, Ya Ali, Ya Ali... İnayet eyleyin Ya On iki İmam...Ya Pirimiz Hacı Bektaşi Veli... Gerçeğe Hu...” İKTİDARIN KÜRT MESELESİNDE BİR DAYANAĞI VAR, ONU DA KULLANMALI MUSTAFA TARAKÇI * Divriği İmam Hatip Lisesi (yeni bina) İki yıl kadar önce inşaatına başlanan, Divriği İmam Hatip Lisesi binası son yasal düzenlenmelere uygun olarak hem İmam Hatip Ortaokulu hem de İmam Hatip Lisesi olarak faaliyette bulunacak. Eski hastane binasına çok yakın mesafede olan yeni okul binasını geçtiğimiz Temmuz ayında bir Pazar günü yerinde görmeye gitmiştik. Yeni öğretim yılına yetişmesi için günlerden Pazar olmasına rağmen hummalı bir çalışma dikkatimizi çekmişti. Kullanılan malzeme de nerdeyse tamamen birinci sınıftı. Derslikler geniş ve ferahtı. Öğrenciler için ayrılan iki katta tahminen 400 kadar öğrenci rahatlıkla ders görebilirdi. Bu durum ister istenmez insanın aklına bir soru getiriyordu. Geçen sene toplam 70 kadar öğrencisi olan bu okul Divriği için biraz büyük değil mi? Zannederim büyük gelecek. Ancak, yurt veya konaklama imkânı sağlanarak çevre ilçelerden bu okula öğrenci gelmesi düşünülüyor! Öte yandan Cumhuriyet ve Atatürk ilkokulları ve Selavattepe İÖO’nun yarı binasının Ortaokul olarak faaliyet göstermesine hayırlı uğurlu olsun demekten başka söz bulamıyoruz. Bu arada Hükümet Binası yakınındaki Askerlik Şubesi binasının da Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü olarak faaliyet göstereceğini de kaydetmek isteriz. Kürt Meselesi (kızıyorsanız terör meselesi) konusunda, eli kalem tutan, söylenecek sözü olan yıllardır yazıp çiziyor. Ama30 yıldır kanayan bu yaramız kanamaya devam ediyor. Biz “soyut” şeyler yazmaya, askerpolis’te ezberini bozmamaya devam ettikçe bu sorun çözülecek gibi gözükmüyor. İrtibat: [email protected] 4 Eylül 2012 Sivas Şenlikleri HABER:Fatma Pekşen 4 Eylül tarihi Sivas için çok şeydir. Aslında Türkiye için de çok şeydir. Cumhuriyetin ateşinin fitillendiği tarihtir. İşte bu yüzden, “Cumhuriyetin Temellerini Burada Attık” ibareleri yer alır şehrin birçok yerinde. Bu husustan dolayı Sivaslı gurur duyar. Önceleri okullar ve protokol çevresinde şekillenen kutlamalar, 15-20 senedir daha yaygın, daha coşkulu bir biçimde, şenlik havasıyla kutlanır oldu. Yıllardır şehir 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda al bayraklarla gelin gibi süsleniyor ve 4 Eylül tarihinde, gece yarısındaki havai fişek gösterisi yapılana kadar da bayram sevincini yaşıyor. İlçelisi, köylüsü, şehirlisi ve misafirleriyle tek yürek olunuyor. İlçe stantları kuruluyor, ili temsilen çeşitli stantlarla gün geçtikçe bu halka daha da genişliyor. İşte bu yıl da emekler çekildi, gayretler gösterildive günün anlam ve önemine binaen hazırlıklar, sunumlar yapıldı. İl Kültür Müdürü Kadir Pürlü, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin, Garnizon Komutan Tuğgeneral Mustafa İlter, Belediye Başkanı Doğan Ürgüp, Vali Zübeyir Kemelek’in açılışını yaptığı ilk gün, yani 31 Ağustos 2012 gününde stantları 2000’in üzerinde insan gezdi. 4 Eylül gününde ise Kongre ve Etnografya Müzesiönünde çeşitli etkinlikler yapıldı. Kongrenin yapıldığı salonda tiyatrocular tarafından Sivas Kongresi’nin temsili canlandırılmasını izleyenler arasında Belediye Başkanı Doğan Ürgüp, Vali Zübeyir Kemelek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Garnizon Komutan Tuğgeneral Mustafa İlter, Sivas Milletvekilleri ve protokol üyeleri vardı. Müze önünde halka hitaben konuşmalar da yapan siyasilere, halk oyunları gösterileri sunuldu, şiirler okundu. TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Sivas Valisi Kemelek ve beraberindekiler daha sonra stantları gezdiler. Her ilçenin kendine has özellikleriyle hazırlandığı bu özel günde, dokumadan bakır işçiliğine, kavundan kavurgaya, çarıktan yayığa pek çok nesne görücüye çıktı. Kanserle Yaşam Derneği, Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği, Hayat Ağacı Derneği, Yeşilay Derneği gibi dernekler, bıçakçısından ressamına, müzisyeninden aşığına kadar pek çok memleket sever bu özel günlerde yaşanan coşkuya destek verdiler. Hat sanatından ebruya, gümüş işlemeden kat’ı sanatına kadar pek çok görselliğin bir arada olduğu alanda, ilçe belediyelerinin başkanlarından muhtarlara, halk eğitim görevlilerinden gözleme yapan kadınlara kadar pek çok çehreyi bir arada görmek mümkündü. (devamı: sayfa 8’de) * www.mustafatarakci.com Özgeçmiş 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 Eski Cumhuriyet İlkokulu, Bugün Halk Eğitim Mrk. olarak kullanılıyor SAYFA 1 ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL2012 SAYI: 35 ANKARA SİVAS TANITIM GÜNLERİ DEVAM EDİYOR HABER: Mustafa Tarakçı-Ank. 13 Eylül 2012 günü, Ankara’daki Sivaslı Dernekler Federasyonu’nun ev sahipliğinde, Hipodrom alanı içindeki Atatürk Kültür Merkezi’nde başlayan 4 günlük 2. Sivas Tanıtım Günleri açılışında bulunduk. Açık alanda yapılan açılış tören konuşmaları; Sivas Sevgisi, Sivas Coşkusu ve biraz da Sivas’ın tarihi misyonuyla mütenasip olmayan bugünkü durumunu ifade ediyordu. Protokol katılımı hatırı sayılır düzeydeydi: Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik,Yargıtay, Danıştay, Sayıştay Başkanları,Sivas eski yeni Milletvekilleri,Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı, Sivas’ı temsilen Vali, Belediye Başkanı,Rektör ve İlçe Belediye Başkanları önde gelen katılımcılar arasındaydı.Medya’nın da ilgisi büyüktü. Yapılan Konuşmalarda, kimi konuşmacıların en çarpıcı cümlelerini sizin için not aldım: Sn. Cemil Çiçek: -Sizin mahallenizde kendi evimi arıyorum. Bende komşu toprakların, Yozgat’ın çocuğuyum. Sizin bu gününüzde kendimi kendi ilimdeymiş gibi hissediyorum. -Bağımsızlığa giden yol Sivas’tan başladı -Sivas Türkiye’nin özü ve hülasasıdır.’ İlim İlim bilmektir, ilim kendin bilmektir’ der Yunus Emre. Kendi illerimizi tanımak önemli bir ihtiyaçtır. Sn. Faruk Çelik: -Can Sivaslılar, Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. -Sivas, Kurtuluş Savaşı’nın fitilinin ateşlendiği yerdir. -Sivas;800 yıllık Divriği Ulu Camisini bünyesinde bulundurmaktadır... Sn. Nursuna memecan:Sivas Milletvekili) -Sivas’ta yatırım yapacak kaynaklar vardır -Bu tür toplantıların Sivas’a yatırım yapılmasına hizmet edeceğine inanıyorum. -Sivas’a yatırım yapmaya gelin, turist olarak gelin... Sn. Malik Ejder Özdemir :( Sivas Milletvekili) -Sivas, bazı konuşmacıların ifade ettiği gibi “sultan şehri” olmaktan çok “Cumhuriyet Şehridir” -4Eylül’ün “Ulusal Gün ve Bayram “ilan edilmesi konusunda TBMM Başkanlığına teklifte bulundum. Kabul edilmesini arzu ederim. Sn. Vali Zübeyir Kemelek: -Bugünü tertiplemekten amaç, Sivas’ı anlama, anlatma ve tanıtmaktır. -Sivas, Türkiye’nin ikinci büyük coğrafi şehridir.Sivas’ın dışında önemli bir Sivaslı nüfus vardır.Bu tür etkinliklerle bu hemşerilerimizle bağlarımızı korumak istiyoruz. Bu konuşmalara ilaveten yapılan başka konuşmalardan sonra Kapalı Alana geçildi. Kapalı Alanda, Sivas Valiliği, Sivas Belediye Başkanlığı, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tanıtım bölümlerinden sonra İlçelerin Tanıtım, teşhir ve ikram odacıkları tek tek gezildi.Divriği İlçemizin önünde kuru baklagiller, bal, kuru kaymak dikkati çekiyordu. Divriği Belediye Başkanlığı ekibi hummalı bir çalışmayla sabah saat 10’dan itibaren Divriği Tanıtım Odacığını hazır etmişlerdi. Ayrıca, Divriği önünde Saz eşliğinde Semah Gösterisi de dikkati çeliyordu. Divriğili Saygın Hemşerimiz Sn. Mustafa Timisi ile İlçe stantlarını birlikte gezerken sohbet etme imkânı da bulduk. Konuşmasının bir yerinde Hastane açılış töreninde Divriği’de bulunmak istediğini ifade etti. SAYFA 2 DSİ SİVAS’TA SU İLE İLGİLİ 12 PROJENİN TEMELİNİ 3 BAKANLA ATTI. DİVRİĞİ İÇME SUYU BUNLARDAN SONRA MI? Devlet Su İşleri 19. Bölge Müdürlüğü tarafından 7 İlçeye yapılacak sulama göleti ve taşkın koruma projelerinin temeli yarın 3 Bakan’ın katılımı ile gerçekleştirildi. Temel atma töreni 4 Eylül kapalı Spor Salonu'nda ,31 Ağustos2012 günü saat 10:30'da Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun katılımlarıyla gerçekleştirdi.Devlet Su İşleri 19. Bölge Müdürlüğünün yapacağı ve 3 Bakanın temelini attığı yatırımlar arasında, 4 adet sulama projesi, 4 adet gölet ve 4 adet taşkın koruma Projesi yer alıyor. Projelerin maliyeti 133 milyon lira olurken, 235 bin 880 dekar tarım arazisi bu yatırımlarla birlikte sulamaya açılacak. 12 yatırım arasında Şarkışla Karaca ören Göleti, Yıldızeli Çağlayan Göleti, Yıldızeli Topulyurt Göleti, Kangal Çat Köyü Göleti, Pusat Özen sulaması 2'nci kısım, Hafik-Zara sulaması, Şarkışla Kanak sulaması, Şarkışla Karacaören Göleti sulaması, Kangal Havuz beldesi 2'nci kısım taşkın koruma, merkez Mescitli ve Ulaş Kovalı Köyleri taşkın koruma, Koyulhisar ilçe merkezi Gönenli Deresi 2'nci kısım taşkın koruma, Gölova Akçataş Köyü taşkın koruma projeleri yer alıyor. Divriği içme suyu bunlardan sonra mı? MURSAL BARAJ GÖLÜ (30 TEMMUZ 2012) İrtibat: [email protected] BAŞBAKAN’DAN ÇOK BÜYÜK SÖZ! HABER/ YORUM Sayın Başbakan maalesef gündemi belirleyen yegâne isim. Hem parti hem hükümet işlerini kurduğu düzenle ister beğenelim ister beğenmeyelim çok güzel yürütüyor. 9 Eylül 2012 günü, Ankara’da genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptığı, canlı yayınlarla da verilen konuşmasında çok önemli bir konuya yeniden vurgu yaptı: Dershaneler! 2013 yılında dershaneler kapatılacak, önümüzdeki sene sınavlarına dershanelere gidilmeden girilecek. Halkın sokakta konuştuğu, düşününce herkesin aklına gelebilecek hususları dile getirdi. Özetle şunları söyledi: “ Sınav soruları dershanelerde öğrenilen bilgilere göre soruluyor. Dershaneler varsa, sınav soruları dershanelere göre soruluyorsa devletin okulları neye yarıyor? Biri varsa diğeri olmamalı.Fakir fukara aileler çocuklarını dershanelere göndermek için anneler kollarından bileziklerini çıkarıp satıyorlar, babalar ahırdan ineklerden birini götürüp satıyor öyle dershanelere gidiyor.Bu adaletsizliğe, haksızlığa son vermemiz lazım. Okulları önemsiz duruma sokamayız. Okullarda en güzel eğitimi vereceğiz, sınavlarda da bundan soracağız. Ancak, dershane sahiplerini ve orda çalışan öğretmenleri, idari personeli de mağdur etmek istemeyiz. Dershane sahibi patronlar bu mekanları özel okullara çevirsinler, veya biz de yeni okul binası yapmak külfetinden kurtulur onların okullarında bedel ödeyerek hizmet alabiliriz vs,”dedi. Doğru şeyler, güzel şeyler... Ancak, özellikle FEM Dershaneleri, Cemaate yakın bu dershane ülke genelinde çokça yayılmış durumda. Cemaat buna ne denli sıcak bakacak? Sayın başbakan Cemaate rağmen bu projesini hayata geçirirse bravo Ona! Hem siciline güzel bir not yazdıracak, hem de liderliğini daha da pekiştirecek! Bekleyip göreceğiz... Genel Yayın Yönetmeni ve Yayın Koordinatörü MUSTAFA TARAKÇI Mizanpaj: Mutlucan AYDIN Bünyamin ŞAHİN Halkla İlişkiler-Tanıtım: Ayla YERLİKAYA VERGİ DAİRESİ: Göztepe VERGİ KİMLİK NO: 8.230.105.579 15 EYLÜL 2012 SAYI:35 SAYFA 2 ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYI:35 CHP SİVAS’TA SAYFA 3 NE GEREK VARDI? BİZE NE? HABER/ YORUM: MT-İstanbul 4 Eylül 1919,Sivas kongresi’nin yıldönümü nedeniyle törenlere katılan CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeleri olağan toplantılarını da Sivas’ta yaptılar. Toplantı sonrası İlçemiz CHP heyeti ile de görüşmeler yapan CHP üst yönetimi Sivas’tan memnun ayrıldılar... Meşhur avukat CELAL ŞENGÖR Ayşe Arman’a mektup yazmış! Ayşe Armanın 16 Ağustos 2012 günü Gazetedeki köşesinde yayınlanan bu mektubu belki kaçırmış olabilirsiniz düşüncesiyle ve önemine binaen biz de yayınlayalım istedik: “ Ben Celal Şengör, Silivri, Hadımköy ve Hastal’daki komutan ve arkadaşlarımı ziyaret ediyorum. Özellikle çok yakından tanıdığım hava kuvvetleri personeli için ortaya atılan iddiaları dinledikçe kahroluyorum: Neye dayandığı belli olmayan birtakım şeylerle insanların yaşamları bu kadar mı kolay karartılabilir? Bir örnek: Beyazıt Karataş Tuğgeneral, Amerika da ateşeyken geldi, mahkemeye çıktı. Kendisine yöneltilen suçlama:”Siz şu tarihte Turgut Ataman generale şu belgeyi Diyarbakır’da vermişsiniz.” Sayın Komutanın cevabı:” efendim, ben o tarihte Amerika da görevimin başındaydım. Pasaport kayıtlarımın orijinalleri, şu anda elimdedir. Yüce mahkemeye arz ederim. Tesadüf o gün Sayın Başbakanımız ve Sayın Milli Savunma bakanımız Washington’dalardı. Kendilerine eşlik ettim, birlikte fotoğraflarımız hem Türk Basını hem de Pentagon tarafından çekildi.Onlar da yanımda arzedebilirim. Buradan ne beklersiniz? Mahkeme Başkanının Karataş generali evine yollamasını değil mi?Ne gezer, tutuklandı. Yani hiçbir delil olmadan tutuklandı. ......Celal Şengör 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 Türkiye’nin Suriye konusundaki dış politikası her geçen gün zararına olacak şekilde gelişme kaydediyor. Fazla değil iki yıl önce, başta Suriye olmak üzere tüm komşularımızla bahar coşkusu yaşıyorduk. Aramızda yaygın tabirle”0” problem vardı. Suriye de Arap Baharı rüzgârının esmesiyle birlikte süreç tersine bir seyir izlemeye başladı. Gerek Tunus, gerek Mısır ve Libya da bu süreç, halkın başarısıyla sonuçlanmıştı. Demokrasi adına tam bir değişim, dönüşüm sağlanamasa bile”ehveni şer”bir yönetim her üç ülkede de işbaşına gelmişti. Yeni Anayasalarını hazırlamaya başlamışlardı... Suriye de bu süreç belki biraz daha kanlı ve uzun sürebilirdi.Öyle de oluyor. Ama şu bir gerçek ki Suriye de de Halk galip gelecek, tüpünden çıkan macun tekrar geri sokulamayacaktı... Çağdışı kalmış, Halkına zulmeden, kendine ve kendi çevresine devletin imkânlarını peşkeş çeken BAAS-ESAD Yönetimi sona erecektir. Ama biz sabırsız davrandık! Esad karşıtı Özgür Suriye Ordusuna Hatay’da kamp imkânı tanıdık. Suriyeli mültecileri teşvik eder mahiyette gelmelerini istiyormuşuz gibi erkenden kamp yerleri hazırladık. Sonunda ne oldu? Suriye’nin kadim dostu İran bize cephe aldı. Bağıntısız Ülkeler toplantısına ev sahipliği yaparken 120 ülke arasına bizi gözlemci olarak biledahil etmedi. Tahran’a davet edilen 120 ülkenin devlet veya hükümet başkanları arasında biz yoktuk.Rusya ile aramızda soğuk rüzgârlar esmeye başladı. Rusya Suriye’nin arkasında olan, Suriye’nin Laskiye Liman Şehrinde deniz üssü bulunan bir süper güç! Kimse bu gerçekleri başlangıçta göremedi veya görmemezlikten geldi. Bu arada Suriye 23 haziran2012 de uçağımızı düşürdü. Barzani, Kuzey Suriye deki Kürtlere sahip çıkmaya başladı. Amerika taşın altına elini sokmak istemeyip Suriye konusunda bizi Taşeron olarak kullanmak istedi. NATO’yu da buna alet etmeye kalktı. Biz ne hikmetse, Amerika’nın inisiyatifi doğrultusunda Suriye’ye müdahale etmeye hazır gibiyiz. NATO genel sekreteri açıkça şunu söylüyor: “Türkiye Suriye de tampon bölge açarak müdahale etmeye kalkışırsa biz NATO olarak Onu destekleriz.” Niye Türkiye tampon bölge açıyor? Tampon bölgeden Türkiye’nin çıkarı ne olacak? Amerika Kuzey Irak’ta Tampon Bölge oluşturduktan sonra orada Kürt Yönetimi kurdu. Biz ne kuracağız? Durduk yere İran ile Rusya ile karşı karşıya gelmek! Sabırlı olmak lazım. Esat zaten gidecek. Biz önceden olduğu gibi Suriye Halkının, Suriyeli iş adamlarının, Suriye de gelecekte söz sahibi olabilecek politik kişilerin gönlünü kazanmaya devam etseydik, Onlarla dostane temasımızı sürdürseydik bu yererdi. Başkalarının işine daha fazla bulaşmak doğru değil... Suriye de Arap Rüzgârı biraz şiddetli esiyormuş, bırakalım essin... Kimi doğumlar daha sancılı olmuyor mu? Hem Suriye ile bu kadar yakından ilgilenmek gerçekten bizim isteğimiz mi? SAYFA 3 İrtibat: [email protected] ÇÖZÜM ÖNERİSİ 1993-95 arasında Beytüşşebap Kaymakamı olan Mesut Taner Genç’in terörle mücadele konusunda çözüm önerisi: Halbuki, PKK’nın dağ kadrosu 3 binigeçmez, farz edelim 4 bin olsun, 11 bölgeye dağılmış durumdalar, kabaca herşehre 350 terörist düşer... Bunlara karşı, 22-25 yaşında, 5 bin veya 7 binkişilik özel birlik oluşturulmalıdır. Gerilla harbi’yle eğitilmelidir. Eşlerine her türlü ekonomik güvence, çocuklarına en üst seviyede eğitim sağlanmalıdır.Operasyon yetkisine sahip, tek bir komutana bağlanmalıdır. Emirlerinde,helikopter, uçak olmalıdır. Her mangada doktor bulunmalıdır. Asla sabitdurmayıp, gece gündüz hareket halinde olmalıdır. Ne zaman, nerede olduklarıasla bilinmemelidir... Av durumundan çıkıp, avcı konumuna geçmelidir. ( İlginç bulduk bilginize sunalım istedik.Sizin de bu konuda görüş ve öneriniz varsa gönderin yayınlayalım.) Yeni Divriği İnternet Gazetesi eski sayılarını okumak için www.mustafatarakci.com Sitesini tıklayınız. ÜCRETSİZDİR 15 AĞUSTOS 2012 SAYI: 35 BELEDİYE BAŞKANI SN. HAKAN GÖK CEMEVİ KONUSUNDA İSİM VEREREK BİLGİLENDİRME AÇIKLAMASI YAPTI. 31 AĞUSTOS2012 GÜNÜ YAPILAN VE BELEDİYE İNTERNET SAYFASINDAN YAYINLANAN BU AÇIKLAMANIN BİR BÖLÜMÜNÜ BİLGİLERİNİZE SUNUYORUZ: “....İlgili Hüseyin TÜRKER Sivas İl Özel İdaresi’ne yazdığı dilekçe ile bu şikâyetlerin( İnşaatın durdurulması) kendisi tarafından yapılıp yapılmadığına dair bilgi istemektedir. Sizlerin dikkatini öncelikle bir konu üzerine çekmek istiyorum. İnşaatın durma aşamasında benim herhangi bir demecimde bu şahıslarla ilgili direkt isim vererek bir yönlendirmem olmamıştır. Zaten yargıda olan bir konuda açıklama yapıp isim kullanarak direkt insanları hedef göstermek kanunen suç unsurudur. Bu şahıs olayı neden kabullenmiştir, onu da anlayabilmiş değilim. Ayrıca şahsın verdiği dilekçede önemli bir konu var ki halkımızın bunu gözden kaçırmamasını istiyorum. Aynen şöyle denmektedir; “Kültür merkezi ve Cemevi yapılan bölgenin sorunlu bölge olmasına rağmen bilinçli olarak yapılan inşaatın ilgili kurumlarca mühürlenmiş ve inşaatta durdurulmuştur.” “Yetkililer bile bile sorunlu bir bölgede inşaat başlatmalarının yasal olmadığı yönündeki başarısızlıklarını ve bilgisizliklerini kapatmak ve seçmenlerine hoş görünmek üzere şikâyet söylentisini çıkarmışlardır.” Şahsın yazdığı bu dilekçe çarşı esnafına ve halkımıza dağıtılmakta ve elden ele dolaşmaktadır. Ben yukarıdaki paragraflara dikkatinizi çekmek istiyor ve soruyorum ; *Bu şahıs inşaat veya jeoloji mühendisimidir ki; zemin ve inşaat üzerinde direkt yorum yapma bilgisini kendinde görüyor. *Aynı şahıs Sivas Kültürel ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda arkeolog veya uzman mıdır ki; bu konuda rahat yorum yapabiliyor ve kendini aklamak için verdiği dilekçede üstüne basa basa bu konuları işaret edebiliyor. Bu mantığı ben çözebilmiş değilim. Konu üzerinde yorumu ve takdiri sizlere bırakıyorum. Kişisel siyasi ve ticari hesapları için toplum menfaatine katkı sunan projelerin önüne geçmek, ilçenin geleceğini karartmaktan başka bir fayda sağlamayacaktır. Hiç kimsenin ticari ya da siyasi kaybı bu ilçeden önemli değildir. Sayın Türker, yaptığımız her olumlu işin önüne çıkmayı kendinize iş edinmişsiniz… Tuttuğunuz bu yol iyi bir yol değil. Bilmiş olun ki; Cemevi Projesi Divriği halkının sahiplendiği büyük bir projedir. Bu kanaldan yaptığınız ticari-siyasi hesapların (her neyse) halkımızın gözünde hiçbir öneminin olmadığını çok iyi biliniz ve tertemiz duygularla örülen bu proje üzerinden ellerinizi çekiniz…. Son olarak, halkımızın tek amaçları ilçenin önünü tıkamak olan bu kişilere itibar etmemelerini istiyor ve projenin devamı için destek ve yardımlarını bekliyorum. Takdiri ve yorumu siz değerli halkımıza bırakıyorum… Saygılarımla… Hakan GÖK/Divriği Belediye Başkanı 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA 4 İrtibat: [email protected] Sivas’ın Yeni Valisi Sayın Kemelek Divriği’de Valisi Zübeyir Kemelek, Divriği ilçesini ziyaret etti. Divriği'deki Ulu Camii ve Daruşşifası'nı eşi ve çocuklarıyla 8Eylül 2012 Cumartesi günü gezen Kemelek, araştırmacı yazar Ruhan Özaygün ile camii imamlarından Osman Tek'ten eserlerle ilgili bilgi aldı. Burada vatandaşlarla bir süre sohbet eden Sayın Vali Kemelek, Kaymakamlık konutuna geçerek bir süre dinlendi. Ziyaret sonrası Divriği Eski Kaymakamı,yeni Vali Yardımcısı Sn. Salih Ayhan, Vali Kemelek'e Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası'nı anlatan ''Cennet Kapıları'' isimli kitabı hediye etti. Ulu Camii ve Daruşşifası'nı kağıt üzerinde bildiğini belirten Kemelek, eserli yerinde görmek için ilçeye geldiğini anlattı. İlçeye ulaşımın zor olduğunu dile getiren Kemelek, dönüşte Sivas-Divriği arasındaki yol çalışmalarında incelemelerde bulundu. Divriği konaklarını da gezen Kemelek'e eşi ve çocukları da eşlik etti. ANKARA UCUZ ŞEHİR Tarihi Ankara’yı özlerim. Ulus’ta Altındağ’da, Samanpazarı’nda dolaşmak çokları gibi bana da keyif verir. Orada buram buram, tarih, kültür, medeniyet izleri vardır. Geçmişini anımsarsın, çocukluğuna dönersin, eski yaşanmışlıklar aklına gelir kimi zaman sevinir kimi zaman üzülürsün... Bu vesile ile Ankara’nın ucuzluğunu da fark ettim. İki gün önce İstanbul’da tanesi 5 bira olan palamut’un Ankara’da dört tanesi 10 liraydı... Hal çıkışında bağırıyorlardı, batan geminin malları bunlar...4 tanesi 10 lira ,sanki bedava... (m.t.-ankara) SAYFA 4 ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA 5 DİVRİĞİ’DE SANATKÂRLIK: TERZİLER Divriği Sanatkârlar şehridir. Çok değil bundan 40 yıl önce Divriği çarşısının dört bir köşesinden balyoz sesleri, çekiç sesleri, hızar sesleri etrafa yayılır; elinde iri iğnesi ile sedir üzerinde semer diken ustalar, diz üzerinde ceket teğetleyken terziler,elle yemeni diken ustalar çokça görülürdü.. Bugün alın teri, göz nuru, el becerisi ile hayatlarını kazanan bu saygıdeğer insanlarımızın sayısı çok azalmış; gelişen teknoloji, pazarların küreselleşmesi, yaşam biçiminde farklılaşmalar Divriği’mizdeki sanat dallarının da her geçen gün tarihe karışmasına yol açmıştır. Biz bugün bu sütunlardan Divriği’de terzilik yapmaya devam eden, en yaşlı terzimiz Sayın İhsan Balcı ile yaptığımız bir söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedik. Rahmetli Babamın da ilkokul arkadaşı olduğunu bildiğim İhsan Amca ile sohbetimiz, amca –yeğen havasında geçti. Ben o söyleşiyi tarihe not düşmek adına biraz tasnif etmeye çalıştım: İHSAN BALCI (80) Bugün Divriği’de bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki terzilerden en yaşlısı Sayın İhsan Balcı anlatıyor: -1962’de Divriği’de 68 tane terzi vardı. Kalfasız, çıraksız çalışan terzi yoktu. Benim 3 makinem vardı. ¾ tane kalfam-çırağım vardı. Çıraklarımdan bazıları İstanbul’a gitti, orada dükkân açtılar. Divriği’ye geldiklerinde bana bugün bile uğrayıp halımı hatırımı sorarlar, elimi öperler. Şu sözleri çok duyduğum olmuştur: “İhsan ustam senden hiçbir şey öğrenmesek bile o güzel ahlakın, mesleki ahlakın,bize çok şey öğretti, ömrün uzun olsun “demişlerdir. -1960’lı yıllarda Divriği’de kimler terzilik yapıyordu? -Bu sorunun cevabını bugün için vermek zor.O yıllarda ve devamında belli başlı terziler şunlardı:(Bu sıralamayı yaparken dükkanda bulunan karşı komşusu arkadaşım, terzi Süleyman Coşkun’dan da yardım almayı ihmal etmedim.) 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 -Mahmut Yedikardeş ( Berber Recep’in oğlu) -Mustafa Alpay ( Terziler Cemiyeti başkanı idi) -Veli Yalçın ( Çankaya’nın Dükkânı yanında dükkânı vardı) -Necati Özuzun (Halen nalburluk yapıyor) -Mahmut Tarakçı ( Orta çarşıda dükkânı vardı. 1976’da vefat etti) -İhsan Tarakçı ( halen İzmir Karşıyaka da terzilik yapıyor) -Tahsin Ökten -Saffet Usta -Ahmet Çınar -Ömer Uluçay - Süleyman Coşkun ( Halen Divriği’de terzi) -Güzel Metin ( halen İstanbul Kadıköy’de terzilik yapıyor) -Yusuf Metin ( Halen İst. Bahçelievler de terzilik yapıyor) -Seyfi Karaman ( halen Divriği de terzi) -İzzet Usta ( Halen İzmir de yaşıyor.) -Terzi Dükkânlarını kapatıp Cürek ‘te Etibank Divriği madenleri Müessesinde terzi olarak çalışan sanatkârlarımız: -Hıdır Coşkun ( Süleyman Coşkun’un abisi) -Mahmut Usta, (Daha belki onlarca sayılacak isim vardı ama bunlar hatırlanabildi.) -Necati Özuzun iyi, terziydi Güzel takım elbise dikerdi. Tahsin Ökten de (İhsan Balcı’nın eniştesi)çok iyi terzilerdendi. Takım elbise dikerdi. - Terziler daha çok “Orta Çarşı” da toplanmışlardı. Dükkânları fazla geniş değildi. İyi havalarda kapı önünde ayak ayaküstüne atarak hem ellerindeki ceketin teyellemesini yapar hem de gelen geçenlerle sohbet ederlerdi. - Divriği’deki terzileri iki gurupta toplamak mümkündü: Takım elbise dikenler, Köylüye yönelik iş yapanlar. -Divriği’de o yıllarda bile Terziler Cemiyetine üye olmayan terzi yok gibiydi. Orta çarşıda iki sıra dükkân sırf terzi idi. -terzilerin çırakları diğer dükkânların çırakları arasında daha eli yüzü düzgün, daha kibar çocuklar olurdu. -Sayın İhsan Balcı’nın unutamadığı bir-iki anısını şu şekilde özetlemek Mümkün: -İhsan Usta’ya bir müşteri gelir. Elinde bir pantolon vardır. Düzeltilecektir. Müşteri bir ara dükkândaki daha önce tamiri yapılmış 2 pantolon’a dikkat kesilir. Kimin derken o pantolonların da gelen müşteriye ait olduğu ortaya çıkar.”Hanımla durmadan bu pantolonların kavgasını yapıyorduk. Ona iki pantolonum daha vardı nerede diye sorardım. Demek kabahat bendeymiş, Senin dükkânından tamirden sonra almayı unutmuşum!” Bu ve benzeri şeyler çok olurmuş. İhsan Usta, müşterilerin unutup almadıkları elbiselerini duruma göre 5-6 sene saklarmış. Sonra da sahibi gelmeyen bu elbiseleri fakir fukaraya verirmiş… SAYFA 5 İrtibat: [email protected] Dükkânda halen unutulan 10-15 adet gömleği bana göstererek,”Bunlar 3-4 aydır tamir edildi burada bekliyor. Sahipleri gelip almadı. Bunlar da fakir fukarayı sevindirecek herhalde…” -Divriği Madenlerinde çalışanların özel elbiselerini de Divriği Terzileri diklerdi. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? -Senede 3000 yaz, 3000 kış olmak üzere 6000 mont-ceket ve pantolon dikerdik. Ben o dönemlerde Terziler Cemiyetinin kâtibi idim. Cemiyet Başkanı ile Maden Ocağına işçilerin yanına gider, tek tek onların ölçülerini alır. Elbiselerini dikilmek üzere terziler arasında paylaşırdık. Kısa süre içinde işçilere elbiselerini dikilmiş olarak teslim etmek hedefimiz olurdu. Biz de dikim paramızı topluca maden müessesinden alırdık. Sonra bu durum değişti. İşçilere kumaş (ki Sümerbank’ın kaliteli kumaşlarıydı. Çoğu gri veya siyah renkli olurdu), elden verilme ye başladı. O zaman da isteyen istediği terzide elbisesini diktirir oldu. İşçilere biraz indirimli dikerdik. Sağ olsunlar bana da çokları diktirmiştir. Çok maden işçisi parasını yedik, kalanlara sağlık sıhhat, vefat edenlere rahmet diliyorum. Süleyman Coşkun- Mustafa Tarakçı / Divriği -Divriği Terzileri genel olarak müşteri ile pazarlık etmezlerdi. Çoğu tek fiyat söyler, müşteri o fiyata yaptırırsa yaptırır, yaptırmazsa yaptırmazdı. Sayın İhsan Balcı şimdilerde çok garip durumlar olduğundan bahisle şu örneği veriyordu:” -Geçen bana gelen bir müşteriden dinledim. Üzerindeki etikette 93 lira yazan bir pantolonu 30 liraya almış. Bu dürüstlük değil. Bu esnaflık değil.Peşin ve taksitli de olsa bu kadar fiyat aralığı ahlaki değil, vicdani değil… -İhsan Amcamın dükkânından ayrılmadan önce Babamı kısa da olsa konuştuk. Onun hakkında hep güzel şeyler söyledi.Okul yıllarındaki beraberliklerini anımsadı, sonraki seviyeli dostluklarını…Bir ara ikimizin de gözleri dolmuştu, Hem Babamın yerine hem de kendisi için iki kere elini öperek dükkanından ayrıldım… Divriği benim Toprağım; duygularımın depreştiği vatanım, belki de mezarımın yeri... (Kaleme alan: Mustafa Tarakçı-Temmuz 2011) ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA 6 İrtibat: [email protected] 13 EYLÜL 2012 ANKARA SİVAS TANITIM GÜNLERİ AÇILIŞ GÜNÜ GÖRÜNTÜLERİ SİVAS TANITIM GÜNLERİ AÇILIŞI İÇİN GİTTİĞİMİZ ANKARA’DA “HAMAMÖNÜ” RESRERASYON BÖLGESİNİ DE GEZDİK. DİVRİĞİMİZ İÇİN ALINACAK ÇOK GÜZEL ÖRNEKLER VAR! 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA6 ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYFA 7 SAYI: 35 Sivas’ta 4Eylül 2012 de düzenlenen Kitap Fuarı Bu yılki kutlamaların heyecan verici tarafı şüphesiz ki ilki düzenlenen kitap fuarıydı. Açılışında Sivaslı yazarlardan Doğan Kaya, Berat Demirci, Kadir Üredi ve Müjgân Üçer’in konuşmacı olduğu bu günde konu, kitap ve okuma üstüne idi. Dört günlük süre zarfında Buruciye Medresesi içinde yapılan konuşmalarda, Yavuz Bülent Bakiler, Yavuz Bahadıroğlu, Cemalnur Sargut, Senai Demirci, Sunay Akın, Hayati İnanç, Cemal Safi, Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu gibi edipler de hazır bulundu. Çocuk kitapları yazarı Melek Çe, çiçeği burnunda yazar Şule Meryem Canpolat, Sivaslı yazarlardan Bilâl Tırnakçı, İbrahim Yasak, Fatma-Ahmet Mahir Pekşen’ler de fuarın diğer isimlerindendi. Yedi Ulu Ozan-7 (son) TAM MANASI Empati : Kişinin kendini bir başkasının yerine koyması Mahsuben :Hesabına sayılmak üzere, Mütedeyyin :Dindar, dinci değil, Muhtemelen :Umulur, beklenir ki, Ati : gelecek, Akabinde .Hemen sonra, Zinde : Dinç, canlı,diri, Zülfikar :Hz. Muhammet’in Hz. Ali’ye armağan ettiği kılıç, Yavşak :Geveze, yılışık kimse, Zevahir : Görüntü, Naçiz : Değersiz, önemsiz, 15 EYLÜL 2012 SAYI:35 İBRETLİK GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER Nevşehir Hacıbektaş Dergahı sınırları içinde Yedi Ulu Ozan Büstü Yedi Ulular olarak anılan şairler: 1-Fuzuli(16. yy.) 2-Şah İsmail Hatayi (16. yy.) 3-Kul Himmet (16. yy.) 4-Virani (16. yy.) 5-Yemini (15. yy.) 6-Seyyid Nesimi (14. yy.) 7-Pir Sultan Abdal (16. yy.) 'dır. PİR SULTAN ABDAL Döneminin giysileriyle Nasreddin Hoca, Halide Edip Adıvar, Dostoyevski, Son Osmanlı Yandım Ali, Ustura Kemal gibi tiplemeleri canlandırılan kişilerin, kendilerine ayrılan köşelerde kitap okumaları da renkli görüntülerdendi. Kitap fiyatlarının normal piyasa koşullarına göre %25 ila %50 arasında indirimle satıldığı fuarda yayınevleri de yazarlar da okurlar da durumdan memnun kaldı. Gece yarısına kadar gezme imkânı bulunan kitap fuarının gelecek senelerde de kurulmasını temenni ettiler. İl Kültür Müdürü, Vali Yardımcıları ve çeşitli protokol üyelerinin kitap alışverişinde bulunması, yazarlarla sohbet etmesi ise ayrı bir renklilik kattı. HABER: Fatma Pekşen İrtibat: [email protected] Pir Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatıla gelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır. Pîr Sultan Abdal on altıncı yüzyılda Anadolu'da, Sivas yöresinde yaşadı. Pîr Sultan Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Bana köyünde doğmuştur. Pîr Sultan Abdal'in Şah Tahmasb zamanında yaşadığını söylüyorlar. Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman’ın saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmişteki acı olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasında barışı sağlayamamışlar, İranlılar ile Osmanlılar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptığı doğu seferinde, Iranlılar'in elinde bulunan Bağdat’ı Osmanlı topraklarına katmış, Sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemiş, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almıştır. Pîr Sultan'i astıranın Sivas Valisi Deli Hızır Pasa olduğunu söyleyen uzmanların görüsü doğruysa, şairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradır. Pîr Sultan'in dili on altıncı yüzyılın ikinci yarısının dilidir. Pîr Sultan Halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Siirlerini genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmıştır. Şiirlerinden, Pîr Sultan’ın saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. Iyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir. Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yaşamın çeşitli yönleri üzerine kesinlikle din dışı şiirler de söylemiştir. Onun şiirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. Devlet düzenini bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevîlere yapılan zulümleri, kadıların haram yediğini, müftülerin yalan yanlış fetva verdiğini, Şiilerin karsılaştığı güçlüklerin Sünnî halktan değil, Sünnî Osmanlı Devleti'nden geldiğini öğreniriz. Pîr Sultan Alevî-Bektaşî tarikatındandır. Pir Sultan Abdal şiirlerini hep dörtlü yazmıştır: Bir örnek: Gurbet Elde Gurbet elde bir hal geldi başıma, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Derman arar iken derde düş oldum, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Hüma kuşu suya düştü ölmedi, Dünya Sultan Süleyman'a kalmadı. Dedim yâre gidem nasip olmadı, Ağlama gözlerim Mevlâ kerimdir. Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez SAYFA 7 Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkesi ile teslim olmuştur. Başkent İstanbul, arı kovanı gibidir. Kimse ne yapacağını bilmiyordur. Ve bu karmaşa ortamında, hiç kimse sorumluluk almak da istemiyordur. 10 Kasım akşamında Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, görevden çekildiğini ve İstanbul’a gelmesinin iyi olacağını, Mustafa Kemal Paşa’ya bildirir. Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa, görevini Nihat Paşa’ya bırakarak İstanbul’a gelir. Gelir de, İngiliz, Fransız ve İtalyan savaş gemilerinden oluşan 61 parçalık işgal donanması da İstanbul’a gelmiştir. Tarih: 13 Kasım 1918. Mustafa Kemal Paşa, Boğaz’da demirlemiş olan donanmaya bakar ve yaveri Cevat Abbas’a şöyle der: “Geldikleri gibi giderler.” Onlar, hiç gitmeyecekmiş gibi gelmişlerdir. İşgal gücünü, İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri oluşturuyordur. En çok İngiltere, en az İtalya asker getirmiştir. İstanbul’da konuşlanılan yerler, devletlerinin Avrupa politikasındaki önemine göre belirlenmiş ve İstanbul, beş yıl sürecek işgal karanlığına gömülmüştür. MUSTAFA KEMAL’İN SAMSUN’A HAREKET ETMEDEN ÖNCE VEDA ZİYARETİ: Mustafa Kemal Paşa Samsun’a hareket etmeden önce Genelkurmay’a ve bakanlıklarda tanıdığı bakanlara veda ziyaretinde bulunur. Bakanlıklar binasına girdiğinde ortalıkta bir telaş, bir koşuşturma vardır. İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey: “Allah Allah bu ne küstahlık, işittiniz mi efendim Yunanlılar İzmir’e çıkıyormuş!” Bu arada Mustafa Kemal’in yanına gelen Bahriye Nazırı da haberi doğrular. “Allah Allah” demekten başka bir şey düşünemeyen nazırlara Mustafa Kemal, “Peki, ne yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sorar. “Protesto edeceğiz,” derler. “Protesto neyi halleder? Protesto ile Yunanlılar geri mi çekilecek, İngilizler onları desteklemekten vaz mı geçecekler?” “Yok,” derler. “Ama başka ne yapabiliriz ki?” Mücadele, karşı koyma, savaşma, kimsenin aklına gelmiyordur! ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYFA 8 SAYI: 35 Demokratik Özerklik, Yerel Yönetimlerin güçlendirilmesi, Belediyelerde Türkçenin yanı sıra ikinci resmi dil olarak Kürtçenin de kullanılması, Yerel Parlamentolar, ilk ve ortaöğretimde bölgede Türkçe eğitim yapan okulların yanı sıra Kürtçe diliyle öğretim yapan okulların da açılabilmesi, Kürtçe ibadet, Öcalan’ın bileğinde palanga ile Diyarbakır’da dolaşması bile konuşulmayacak şeyler değil... MUSTAFA TARAKÇI Alb. Yrd. Doç. Dr./ Em. Kur. Alb. [email protected] İKTİDARIN KÜRT MESELESİNDE BİR DAYANAĞI VAR, ONU DA KULLANMALI ! Kürt Meselesi (kızıyorsanız terör meselesi) konusunda, eli kalem tutan, söylenecek sözü olan yıllardır yazıp çiziyor. Ama30 yıldır kanayan bu yaramız kanamaya devam ediyor. Biz “soyut” şeyler yazmaya, asker-polis’te ezberini bozmamaya devam ettikçe bu sorun çözülecek gibi gözükmüyor. İmralı-BDP-PKK iç içe; bunu bilmeyen yok. Barzani ve Amerika’da bizden çok diğer tarafın yanında; bunu da gizlemeye gerek yok. Terör Örgütü bitti, tükendi, bu onların son çırpınışları. Bu da doğru değil. BDP, Güneydoğu Anadolu’da tabanını kaybetti, önümüzdeki yerel ve genel seçimlerde ne bir Belediye Başkanı ne de bir milletvekili çıkarabilir; bu da inandırıcı değil! Öyleyse ne yapmalı? Hem Anaların gözyaşlarının durması, hem de daha fazla maddi kaybın önlenmesi için, öncelikle CHP’nin çağrısına kulak vermeli, konu ile ilgili hem politik yollardan hem de akil adamlardan yararlanmalı. Bunun dışında bir başka güç odağı da düşünülebilir, bu konu da dikkate alınmalı, bu şans da kullanılmalı: Kim veya ne mi? “Kürt Kökenli İşadamları”. Başta İstanbul olmak üzere, Batı İllerimizdeki Kürt işadamları Başbakan’ın çağrısıyla bir araya getirilmeli, Onlarla konuşulmalı, onların bu konunun çözümü hakkında büyük olasılıkla Cumhuriyetimizin bütünlüğünün korunması istikametinde oluşacak görüşlerinin kamuoyu ile paylaşılmasında yarar var. Buna ilaveten, Bu işadamlarının o yörelere yapacağı yatırım vaatleri de, dağa çıkmayı önleyecek bir başka faktör olarak değerlendirilebilir. AHMET YOZGATLI Öğretmen (E) Divriği Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Bşk. Yrd. DİVRİĞİ BARAJI Her Divriğilinin barajla ilgili mutlaka bir anısı vardır. Hiç yapmamışsa barajda balık tutmuştur yada barajda yıkanmıştır. Hele bendin üzerinden aşağı akan kısma uzatılan çu -vallardan bozma filelerle balık tutulmasını da hiç unutamam. Bu gün her dere üzerine HES adı altında elektrik santralleri yapılırken, yabancı kuruluşlara milyon dolarlar verilirken ne yazık ki bizim barajımız atıl durumdadır. Bunu anlamakta zorluk çekmiyorum desem yalan olur. 14 Mayıs1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra şehirlerin ihtiyacı olan elektrik santralleri süratle yapılmaya başlanıyor. Divriği’nin de elektriğe kavuşması için İller Bankası teşebbüse geçerek Fransız şirketiyle sözleşme imzalanıyor. Baraj, Divriği-Bağıştaş arasında 7 km ileride Çaltı Çayı üzerinde iki tribünlü olarak yapılıyor. İki tribünün ürettiği azami enerji 130 kw . Aşağı çarşı girişi ve köy kuyusundaki transfer merkezine oradan da şebekedeki 400 civarında direkle enerji tevzii ediliyor. İşletme fen memuru, mesul makinist ve yardımcısı, hat şebeke ustası ve bekçi olmak üzere beş kişiden ibaret. 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 İrtibat: [email protected] Akıl ve mantık Türklerle Kürtlerin et ve tırnak gibi birbirinden ayrılamayacağını işaret ediyor. Bu, yalnız bizim içimizdeki Kürt Toplumu için değil Tüm Kürt Halkları içinde geçerli bir durum. Biz bunun mücadelesini da hesaba katmalıyız. Adına Federatif yapı mı deyin, Demokratik özerklik mi deyin ne derseniz deyin, bu bize özgü bir model olacaktır. Yeter ki kardeşliğimizi hep göz önünde bulunduralım, Tarihi birlikteliğimizi, ortak kaderimizi, iç içe geçmişliğimizi gözden uzak tutmayalım... Bu, bir tarafın galibiyeti, diğer tarafın da mağlubiyeti olarak asla algılanmamalı. Kanı durdurmak, maddi ve manevi kaybı önlemek, yabancı güçlerin, bölgede sinsi emelleri olan emperyalist ülkelerin, şu veya bu bahanelerle bu konuya müdahil olmalarının önüne geçmeliyiz. Biz iki kardeşiz. Birbirimizi hiçbir zaman düşman görmedik, görmeyiz. “Hocam, bu konuda durmadan yazıyorsunuz”diyebilirsiniz. Haklısınız. Ancak, Ülkemizin en büyük sorunu bu. Akan kan duruncaya, anaların gözyaşları dininceye, şehit cenazeleri son buluncaya kadar yazacağım. Bir asker emeklisi olarak savaştan yana değilim. Barış en büyük tasarruftur. Barış içinde yaşamak en büyük erdem ve fazilet örneğidir. Savaşı isteyen “tek dişi kalmış canavar “gibi adi, gözü dönmüş alçak mahlûktur.Silah tüccarlarıdır... Savaşın tarih boyunca destekleyicileri hep emperyalist güçler olmuştur. Artık onların daha fazla ekmeğine yağ sürmeyelim. Yeter artık! YAPRAK SIKILMIŞTI AĞAÇTAN, SONBAHAR BAHANEYDİ... Santral sorumluluğuna meslek lisesi elektrik bölümü mezunu olan hemşerimiz Hasan Basri Budak madendeki görevinden ayrılarak Belediye Başkanı Şeref Muradoğlu tarafından fen memuru olarak görevlendiriliyor. Santral makine ve elektrik montajını yapan Alman Wagner şirketinden teslim alınıp Divriği Belediyesine devrediliyor. Hatlara cereyan verilmeden önce çarşıda tellal çağırtarak “hatlara dokunulmamasını, hayati tehlike olduğu” ilan ediliyor. Artık çarşıdaki bütün direklerde lambalar yanıyor, sokaklarda ise aralıklı olarak lambalar yanıyor. O günlerde santralden çekilen güç 30 kw civarında idi. Evlere cereyan verilmesi için tesisat çalışmaları da hızlı bir şekilde başlamış. Divriği’nin geceleri ışıl ışıl parlamaya başlıyor. Şehir içindeki motorlara gündüz çalışma izni veriliyor,geceleri ise ışıklandırma lambaları yanıyor. Şehrin tamamı için enerji hattı planlaması yapılmadığından elektrik verilemeyen evlerin taleplerini karşılamak için sık sık Başkan ile Hasan Basri Budak arasında enerji yetersizliği nedeniyle tartışmalar yaşanıyor. Enerjinin önemli bir kısmını istasyon kullanmakta.150 w olarak kullanılan lambalar ise 60 wata düşürülerek mümkün olduğu kadar daha çok eve elektrik verilmeye çalışılıyor. Santral faaliyete geçtikten iki sene sonra üretilen enerji Divriği’nin ihtiyacını karşılayamaz duruma gelmiştir. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler... DİVRİĞİLİ, DİVRİĞİ İÇİNDE BİRBİRİNE BİRAZ SOĞUK, MESFELİ DURSA BİLE CANDIR,CİĞERDİR GARDAŞTIR.DİVRİĞİ DIŞINDA DA SAMİMİ BİR DOSTTUR. SAYFA 8 ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYFA 9 SAYI: 35 YUSUF TAMER YILMAZTÜRK × GELİN EMPATİ YAPALIM Terör/ Kürt sorunu bizim en büyük sorunumuz. Her gün kan dökülüyor. Kış geldiğinde inşallah duracak ama baharın yeniden başlamayacağı belli değil. Bu konuda iktidar son bir yıldır eski klasik tutumunu sürdürmeye başladı. Açılımın lafı edilmez oldu, çareyi silaha karşı silah olarak görmeye yeniden başladı. PKK’da kimi zaman dağda kimi zaman kırsalda, şehirde elini kana bulamaktan geri durmuyor... Bu bela daha fazla sürdürülemez! Bu sorun yalnız Kürtlerin sorunu, Onların başının altından kaynaklanan bir sorun değil. Sorun çok boyutlu, sorun Batılı Emperyalist güçlerin, başta Amerika ve İsrail’in de sorunu. Kendimizi Amerika ve İsrail’in yerine koyup düşünelim, empati yapalım: Amerika, sözde demokrasi ve insan hakları adına önce 1991’de,sonra 2003’te Irak’a müdahale etti.8yıl bu ülkede kaldıktan sonra çekip gitti.Tek dayanağı nerdeyse Kuzey Irak. Kuzey Irak merkezli, Suriye, İran ve Türkiye Kürtlerinden oluşan, daha önce haritasını da çizdiği “Büyük Kürdistan”’ın oluşumu Amerika’nın en büyük hedeflerinden biri. Sözde Büyük Kürdistan, Onun Ortadoğu’da silahlı güçlerini bulunduracağı önemli bir üs olacak. Buradan Ortadoğu petrollerini ve doğal gazını yönettiği gibi, İran’a, Rusya’ya daha kolay müdahale imkanı; hatta Türkiye’ye karşı Ermenistan’ı koruma imkanı bulacak. Yani bu noktada Amerika’nın milli menfaatleri ile bizim Milli menfaatlerimiz taban tabana zıt.Bu nedenle Türkiye’ye PKK aracılığıyla vuruyor veya vurulmasına göz yumuyor. Her an susturabileceği, abluka altına alabileceği, ekmeğini, suyunu kesebileceği Kandil Dağı’na göz yumuyor. Diğer kamplara da müdahale etmiyor. Diliyor ve bekliyor ki Türkiye” pes “etsin v e her geçen gün moral ve ekonomik olarak da yıpransın. KONUK YAZAR ŞARK ODASI NEDİR? İnsanız işte. Öyle seviyoruz ki başkalarına ayak uydurmayı. Kolay hayat diye sunulan nimetlerden yararlanmak, çağdaşlaşmak adına milletçe seferber oluyoruz. Eskileri atmak, satmak, yok etmek, yeniliklere kucak açmak için de elimizden geleni yapıyoruz. Avlulu, hayatlı, sofalı, başodalı evler hayatımızdan çıkıp, adına apartman denilen kutucuklara sığma harekâtı da baş gösterince oldu olanlar. İşte bu düşünceden hareketle, daha düne kadar anamızın babamızın, dedemizin ninemizin kullandığı nice eşyayı elimizin tersiyle itip, gözden ırak ettik. Gaz lambaları, kandiller, silah, post, minder, nargile, peşkir, tespih, baston, cicim, kanaviçe işlemeli örtüler, simli çevreler, şal kuşaklar, beşik, şamdan, bakır bakraçlar, ibrikler… Lâkin gün geldi vakit çattı; insanımızın elinin tersiyle ittiği bu ata yadigârları rahat vermemeye başladı. Son sistem eşyalarla donatılan mekânlar dar gelmeye başladı. Ruhen yakınlık duyulan, huzur bulunan bu ata dede dostu eşyalar yeniden buyur etmeye başlandı evlere, işyerlerine. Eski dostlarla gönül diliyle halleşme düşüncesinden hareketle boylar olundu eskiciler, antikacılar, sahaflar. Gün geldi Hafız’ın bir karasakız plâğı ayakları yerden kesti, gün geldi sapı nakışlı bir baston ya da el yapımı çerçeve içindeki bir taraklı ebru... Gramofondan Yağcıbedir seccadesine, gümüş tabakadan gelin pabucuna, Siirt battaniyesinden Yörük heybesine bütçe neye yettiyse birer ikişer buyur edilmeye başlandı. Daha dün kapı dışarı edilen eşyalar hasretle asıldı saten alçılı duvarlara, laminant döşemeli tabanlara. Yüz senelik olanı ile henüz bir hafta önce imal edilmiş olanı omuz omuza aynı çatının altını paylaşmaya başladı. 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA 9 İrtibat: [email protected] İsrail’de keza öyle. Yalnız kaldığı Ortadoğu coğrafyasında kendisine bir arkadaş, stratejik bir müttefik arıyor. Bu suretle Araplara karşı Kürtlerle birlikte elinin daha kuvvetli olacağına inanıyor. Biz bu gerçeği görmeliyiz! Saf olmamalıyız. Amerika’nın kendi menfaati, Türkiye ile muhabbetinin devam etmesinden çok daha önemlidir. Bize düşen temel görev, bu coğrafyada Amerika’nın yapacağı işi bizim üstlenmemiz, bizim yapmamız. Kürt Halkına Amerika’nın sahte dostluğunu, emperyalist yüzünü göstermekle işe başlamalıyız. Onların gerçek dostunun tarihi süreç içinde biz olduğumuzu göstermeli ve onları ikna etmeliyiz. Bu suretle tüm Kürt unsurları bir çatı altında biz toplamalıyız. Türkiye’nin öncülüğünde oluşacak konfedere bir Kürt yapı, federatif bir şekilde Türkiye’ye bağlanması hem bizim hem de kardeş Kürt toplumunun menfaatine olacaktır. Osmanlı’ya gidişin ilk adımı olarak hemen değerlendirme yapmayınız. Unutmayalım, Atatürk Misak-ı Milli sınırladı içine Kürtlerin çoğunlukta olduğu, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ı da dâhil etmişti. O günkü şartlar buraların sınırlarımız ötesinde kalmasına yol açtı. Bu karmaşık durumda Türkiye Milli menfaatlerini yeniden gözden geçirip, Amerika kompleksine kapılmadan Tam bağımsız bir dış politika izleme yolları aramalıdır. Amerika kendine müzahir, bize düşman bir ülke yaratmadan(Kürdistan) biz elimizi çabuk tutup bu oyunu bozmalıyız. Bu nedenle tüm Kürt Siyasi ve silahlı güç unsur temsilcileriyle bir masa etrafında toplanarak bu gerçekler ışığı altında müzakereler yapmakta yarar var. Şunu unutmayalım, Türk’ün Kürt’ten, Kürt’ün de Türk’ten daha iyi dostu olmaz! × Bu ayın Köşe Yazarı mazereti nedeniyle yazı gönderemediğinden “Müstear” adla yazı yazılmıştır. “Dikene sormuşlar: ‘Çok güzel kokuyorsun, nedendir?’ Cevap vermiş: ‘Bir zamanlar güller arasında bulunmuştum." Ev sahipleri misafirlerini gururla buyur ettiler Şark odalarına ya da köşelerine. “Şu kadar paraya mal oldu şekerim” li sohbetlere konu edildi asırların izlerini taşıyan eşyalar. Ama ne var ki, hasret giderilecek, manevi huzura erişilecek derken, sapla saman birbiriyle karıştırılır oldu. Sedirin yanı başında kağnı tekeri, onun berisinde yaba, sininin ortasında ibrik yer almaya başladı. Mekânlara Şark sitili tatbik edilecek derken, balya balya samanlar bile kullanılır oldu. Evet, belki hepsi de eskiden kullanılan işe yarayan şeylerdi ama hepsinin yeri yurdu ayrıydı. Hiçbir zaman insanımız evinin başköşesine kağnı tekerini, yabasını, dirgenini getirmemiştir. Evlerde boy boy yer alan, eski zamanların lavabosu sayılacak ibrikler, hiçbir zaman bir sini üstüne oturtulmamıştır. Onun yeri leğenin üstü ve kapının yanıdır. Küpler testiler de öyle. Hele ot/saman asla oturulacak, yaşanacak mekânlarda yer alacak şeyler değildir. Mensubu olmakla gurur duyduğum milletimin hiçbir ferdi kaba, anlayışsız, oturma, yatma, yemek yeme yerleriyle, diğer mekânlarda kullanılacak eşyaları ayırt edemeyecek kadar görgüsüz değildir. Dışarıya kaçırılan nadide Hareke’lerimizin, el yazmalarımızın, çinilerimizin, oymalarımızın, altın, gümüş takımlarımızın ve daha nice eserimizin, batılı hemcinslerimizce evlerde sergilenmesinden ilham alarak oluşturulduğunu sandığım bu köşeler, insanı düşünmeye sevk ediyor. Niyedir bu sergileme kargaşası? Büyük şehirlere yapılan göç yığınağının tezahürü müdür? Masum çocukluk günlerine duyulan özlem midir? Yoksa tamamen kopya mıdır? Ata dede yadigârı olan eşyalar elbette baş tacımız olarak yer alacaktır. Gözümüzü gönlümüz bir yerlerde çürümeye terk edilmesine asla tahammül etmeyecektir. Ama, aması var işte… Fatma Pekşen Elim dar olacağına evim dar olsun. ÜCRETSİZDİR 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 Onur Kalak Yılmaz Seni tanımak, Daha bi önce tanımak vardı seni. Hiç sevilmemiş hiç sevmemişken.. Ve daha önce bulmak vardı seni, Terk edilmemiş terk etmemişken.. Buluşmak Üzere Gönderen: Ayla Yerlikaya Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt Meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım CAN YÜCEL 15 EYLÜL 2012 SAYI: 35 SAYFA 10 İrtibat: [email protected] SÜLEYMAN BEKLEDİĞİNİ BULAMADI! ( Önceki Sayıdaki Hikâye’nin devamı) ....Lise den sonra Eğitim fakültesi sınavlarını kazanan Süleyman,edebiyat öğretmenliği bölümünü bitirir.Mesleğini çok seviyordur.En büyük tutkusu, okumak, yazmak ve bir de öğrencileridir.Çarşı pazara çıktığında en dikkatini çeken yerler kitap vitrinleri, en çok vakit geçirmek istediği mekanlar da kitapçı dükkanlarıdır.Kitapçılarda geçirdiği vakit hayatının en anlamlı en güzel dakikalarıdır.Her defasında kitap almasa bile,yeni hangi kitaplar çıkmış,önsözünde neler yazılmış,yazarın kitap hakkında söylediği sözler neler,içindekiler sayfasında neler yazıyor,en çok vakit geçirdiği hususlardır.O, içindekilerden yazarın bu kitabında asıl üzerinde durmak istediği, asıl vurgulamak istediği konuyu rahatça anlar;o bölümü ayak üstü de olsa tetkik etmeye çalıyordur. Birde, kitabın üslubu O’nun için önemlidir. Konuşma diliyle yasılmış kitaplardan hoşlanır. O tür kitapları sıkılmadan, zevkle okur. Kitap okurken insan zorlanmamalı,yazar anlattığını düz ve sade yazmalı,edebi cümle kuracağım diye kulağı tırmalayan kelimeler, cümleler olmamalı… Süleyman bunun da kolayını bulmuştu: Herhangi bir sayfayı açar, bir paragraf okur,o kitabın üslubunun kendine yakın olup olmadığını anlardı.Süleyman Hoca’nın çok okuması, okumayı sevmesi, O’nun elinin kalem tutmasına da büyük katkıda bulunmuştu.O’na göre “roman” edebi çalışmanın, yazarlığın en üst sınırıydı.Roman yazmak, gerçekten yazar olmayı gerektirirdi.”Şiir” bu işin alfabesiydi.Duyguları, düşünceleri kağıda dökmenin en kolay ve en yaygın yolu şiir yazmaktı. Ondan sonra “hikâye” yazmak gelirdi. Kısa da olsa hikaye yazmaktan çok hoşlanıyordu. Ama her hikâyenin muhakkak küçük de olsa bir mesajı, iyiye, güzele, doğruya dair bir eğitici, öğretici yanı olmalıydı. Hikâye için kurgu esastı. Küçük de olsa bir kurgu yarattı mı gerisi kolaydı. Süleyman Hoca arkadaşları arasında da çok sevilen, yokluğu fark edilen, güler yüzü, tatlı diliyle de aranıp sorulan biriydi. Biri kız, biri erkek iki çocuk babasıydı. Çocuklar Devlet Okullarında çok başarılı bir şekilde eğitimlerini sürdürüyorlardı. Eşinden sonra en çok sevdiği bu iki evladı, Süleyman Hoca’nın en büyük serveti, O’nun gözünün nurlarıydı. Onlara iyi bir eğitim, güzel bir aile terbiyesi kazandırmak ve zengin birer kitaplık bırakmak en büyük arzusuydu. Zengin olmaktan çok “adam olmak” O’nun için çok daha önemliydi. O gün hava çok yağışlıydı. Durup durup yağmur yağıyordu. Asfalt üzerinde minibüs ve otobüslerin lastik izlerinin açtığı çukurlara birikmiş kirli suların yanı sıra, sert geçen kışın soğuğuna dayanamayıp yer yer soyulan asfalt oyuklarına da biriken sular vardı. Bu su birikintileri çoğu zaman işine ve okuluna yürüyerek gidip gelmek durumunda olan çoğu gariban veya yurtlarda kalan fakir öğrenci gençleri mağdur ediyordu. Pek kaliteli ve şık olmasa da kıyafetleri, çoğunlukla pantolonlar diz altı hizasına kadar ıslanıyor, giyilemeyecek bir hal alıyordu. Trafiğin da akışı an be an değişik oluyordu. Kimi zaman birbiri ardına ilerleyen neredeyse yarıya yakını sarı renkli ticari taksilerden oluşan araçlar, zaman zaman ortalıktan kayboluyor, koskoca yol, eskileri kırmızı, yenileri yeşil renklere boyalı, çoğunun üzeri reklamlarla dolu Belediye otobüslerine kalıyordu. Hele şu ambülâns minibüslerin ne yaptıkları belli değildi. İçlerinde hasta ve yaralı olduğu zaman, korna çalmaları neyse de, boş yolda ilerlerken yine korna çalmaları doğrusu insanı rahatsız ediyordu. Kime karşı korna çalıyorlardı? Kendilerinin bu ayrıcalığa sahip olması, başka araçlara karşı kendilerinin korna çalarak yol açtırma, her şeridi özgürce kullanma hakları belki vardı tamam da, boş yolda korna çalmak neyin nesiydi? Yol kenarında oturan beklide yaşlı ve hasta olan insanları rahatsız etmenin ne âlemi vardı? “Burası İstanbul, gemisini yürüten kaptan” misali her isteyen istediğini yapmalımıydı? Şehir, köy ve kasabalara rağmen daha çok kurallar içinde yaşanması gereken yerler değiller miydi? (DEVAMI GELECEK SAYIYA) SAYFA 10 NURAY ÖDEK’TEN Köyün yaşlı semercisi Bekir usta ölmüştü. Tüm eşekler köy meydanında toplandılar, tepindiler oynamaya başladılar. Yaşlı hasta bir eşek duvar dibinde düşünüyordu. Ona geldiler: - “Haberin yok herhalde, semercimiz öldü” dediler. - “Ne olmuş öldüyse?” - “Artık sırtımız yara bere olmayacak, özgür olacağız” - “Nasıl bir özgürlükmüş bu!” - “Semerci olmayınca artık sırtımıza semer yapılmayacak, kırda bayırda istediğimiz gibi dolaşacağız…” Yaşlı eşek gülmüş: -“Şaşarım aklınıza”demiş. -“Bugün sevinçle tepineceğinize, aslında yas tutmalısınız. Bekir Usta iyi kötü sırtımızın ölçüsünü biliyordu, bizi rahatsız etmeyecek semerler yapmaya çalışıyordu. Yarın bir acemi semerci getirirler, sırtınız yaradan kurtulmaz. İyisi mi siz semerciden değil, eşeklikten kurtulmanın yolunu arayın. Eşek kaldıkça, sırtınıza bir semer yapan bulunur.” ÜCRETSİZDİR
Benzer belgeler
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-25
istemeyiz. Dershane sahibi patronlar bu mekanları özel
okullara çevirsinler, veya biz de yeni okul binası
yapmak külfetinden kurtulur onların okullarında bedel
ödeyerek hizmet alabiliriz vs,”dedi. ...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-54
İki yıl kadar önce inşaatına başlanan, Divriği İmam Hatip Lisesi
binası son yasal düzenlenmelere uygun olarak hem İmam Hatip
Ortaokulu hem de İmam Hatip Lisesi olarak faaliyette bulunacak.
Eski has...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-37
yapmak külfetinden kurtulur onların okullarında bedel
ödeyerek hizmet alabiliriz vs,”dedi. Doğru şeyler, güzel
şeyler...
Ancak, özellikle FEM Dershaneleri, Cemaate yakın bu
dershane ülke genelinde ...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-42
ödeyerek hizmet alabiliriz vs,”dedi. Doğru şeyler, güzel
şeyler...
Ancak, özellikle FEM Dershaneleri, Cemaate yakın bu
dershane ülke genelinde çokça yayılmış durumda.
Cemaat buna ne denli sıcak bak...