Yeni Divriği Gazetesi SAYI-23
Transkript
15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 1 İrtibat: [email protected] Giresun - Bulancak, Sarayburnu Cami'sinde üç mimari tarz harmanlandı. Özel Haber - İsmail Aydoğmuş İnce işçiliği ve ihtişamıyla insanı büyüleyen tarihi Divriği Ulucami ülkemizin bir çok yöresinden burayı gelip ziyaret eden vatandaşlarımız tarafından da gezilip, ilgiyle seyredilmekte ve örnek alınmaktadır. Sekiz asıra yakın süredir var olmasına rağmen, istenildiği kadar tanınamayan tarihi eser; iletişim araçlarının çoğalması sonucu giderek tüm dünyada tanınmaktadır. Tarihi eserimiz 1985 yılında UNESCO tarafından korunması gereken "Dünya Mirası" olarak tescillendi. Divriği Ulucami'mizin kaleden tarafa bakan, üzerindeki oyma süslemelerden dolayı "Cennet Kapısı" da dedikleri kapısının benzeri bire bir kopya edilerek Giresun’un Bulancak ilçesinin Sarayburnu Cami'sine kapı olarak inşa edildi. 1979 yılında kurulan "Bulancak Sarayburnu Camii ve Külliyatını Yaptırma ve Yaşatma Derneği" Sarayburnu Camiinin yapımına 1984 yılında başlayarak 13 Haziran 1987de temeli atmıştır. Camide; Sivas Divriği Ulu Camisi, İstanbul Şehzadebaşı Camisi ve Bursa Ulu Cami'sinde kullanılan mimarilerin harmanlanmasını uygulatmıştır. 24 yılda tamamlanan Sarayburnu Camii, Karadeniz'de Cumhuriyet tarihinde yapılan tek Osmanlı ve Selçuklu mimari özelliklerini taşıyan eser olarak yükselmiştir. Dernek Başkanlığını yapan Fethi Turan'ın basına yaptığı açıklamada "Caminin mimarisinin; özellikle caminin doğu tarafındaki kapısının dış süslemesi, taş oymacılığının şaheseri olarak gösterilen Anadolu Selçuklu mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan Sivas Divriği Ulu Cami’nin kapısının birebir aynısı olarak yapıldı" demiştir. Dernekten yapılan açıklamaya göre; Bu kapının bir özelliği de yapımının masraflarının tamamı Ordu’nun Fatsa İlçesi’nden 2 işadamının maddi katkıları ile karşılanmış olması. Caminin tavan ve duvar süslemeleri tamamen bitirilmiş durumdadır. Caminin diğer bir özelliği de İstanbul Saraçhane’de Büyükşehir Belediye Sarayı'nın karşısında bulunan Şehzadebaşı Cami’nin bir benzeri olarak özel bir renkte kesme taşla inşa edilmiş, ayrıca içinde de Bursa Ulucamisi’nin mimari özelliklerinden faydalanılmış, ortasında fıskiyeli bir süs havuzu yapılmıştır. Bulancak ilçesinin Sarayburnu Camisi'nin duvarların iç ve dış yüzeyleri tamamen yontma taştan yapılmış olup, caminin içindeki sesin akustik düzenini sağlayan mukarnas denilen taş işleme işçiliği iki yıl sürmüş. Taş işçiliği iki yıl süren caminin üst kısımlarına Sultanahmet Camisi’nde olduğu gibi devekuşu yumurtaları yerleştirilmiş. Caminin dış doğu kapı girişi ise Sivas Divriği Ulucami kapısından örnek alındı. Bugüne kadar camide 160 ton kurşun kullanıldı. Isıtılması ise bilgisayar sistemi ile yapılıyor. Sayın Salih Ayhan Divriği Kaymakamlığı görevinden, Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine tayin oldu. Sayın Ayhan, Yeşil Divriği Gazetesi “ Aynalı Kahve Sohbetleri” köşesinde Doktor Cahit’in de sözünü ettiği gibi az zamanda Divriği’ye çok şey kazandırmıştır. Kaymakamlık İnternet Sitesi, Kamu görevlileri –Seçkin zevat karması kaynaşma, dayanışma amaçlı spor müsabakaları, Sentetik futbol sahası yapımı, Hal Binasına yeni proje yapımı, Konakların restorasyonlarının başlatılması, TOKİ’nin Divriği’ye de konut yapmaya ikna edilmesi ve 360 konutun ihale aşamasına gelmesi, bunlardan bazıları... Kadirşinas Divriği Halkı adına, Sayın Salih Ayhan’a ve eşi Hanımefendiye Divriği’deki gayret ve başarılı çalışmalarından dolayı teşekkürlerimizi bildirir, bundan sonra Sivas’daki çalışmalarında da Divriği için aynı ilgi ve sevgiyi göstereceklerinden emin olduğumuzu belirtmek isteriz. Yapılan açıklamada "Güzelliği, cazibesi ve ihtişamı ile göz kamaştıran Sarayburnu Camisi; iki minaresi ve oldukça ilgi çeken görüntüsüyle birçok yerli ve yabancı turist tarafından şimdiden ziyaret edilmektedir." İki yıldır hizmet veren cami bu sene (2012 de) tam olarak çevre düzenlemesi tamamlanmış olarak hizmet açılmıştır. ATATÜRK-İNÖNÜ AYRILIĞI MUSTAFA TARAKÇI * Atatürk İnönü’yü önceden tanırdı. İkisi de kurmay subaydır. Aralarında yaş ve dönem farkından dolayı başlangıçta samimi değillerdir. Birinci dünya savaşı esnasında Atatürk Çanakkale cephesinde savaşmaya müteakip Diyarbakır’da ikinci ordu komutanlığı görevi esnasında, İsmet İnönü de aynı ordunun ikinci adamı, kurmay başkanıdır. (Devamı s.7’de) * www.mustafatarakci.com Özgeçmiş 15 MART 2012 SAYI: 23 Ayrıntılı Haber: Sosyal Medya Sayfamızda. SAYFA 1 ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYI: 23 İlçemizde Halk Eğitim Merkezi ve İlçe Tarım Müdürlüğü işbirliği ile Modern(Teknik) Arıcılık Kursu açılıyor. Halk Eğitim Merkezi binasında başlayacak olan kurs 80 saat sürecek ve kursta, arıcılığın ülke ekonomisindeki yeri, arıcılıkta kullanılan malzemeler, arı ve arı ürünleri, ana arının önemi, oğul alma çalışmaları, bal hasadı, kovan ve kovan çeşitleri, arı hastalıkları ile mücadele konularında detaylı bilgiler verilecek. Kursa bugüne kadar 160 kişi müracaat etti. İlçe Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Bilgin ÇAKMAK, konuya ilişkin yaptığı açıklamada arıcılığın önemli bir hayvansal üretim faaliyeti olduğunu belirterek, DİVRİĞİ’DE arıcılık potansiyelini üretime dönüştürmek ve insanları iş sahibi yapmak için açılacak meslek edindirme kursuna devam edenlere, kurs sonunda yapılan sınavda başarılı olan kursiyerlere sertifika verileceğini söyledi. Halk Eğitim Merkezi Müdürü Bilgin ÇAKMAK şunları kaydetti: "İlçemizin çeşitli bölgelerinde arıcılık yapılmaktadır. İlçemiz bitki florası bakımından çok zengindir. Elde edilen ballar oldukça kalitelidir. Kovan başına alınan bal miktarının artırılması, arı yetiştiriciliğinin daha bilinçli ve kontrollü bir şekilde tekniğine uygun olarak yapılabilmesi açısından bu kurslarda verilen eğitim önemlidir. Kursta başarılı olan vatandaşlarımız meslek sahibi olma imkanı bulmuş olacaklardır. Kursun amacı, ilçemizde arıcılığın geliştirilmesi, arıcılık işiyle uğraşan işletme sayısının artırılması, arıcılarımızın arıcılık konusundaki bilgi ve becerilerinin geliştirilerek konu hakkındaki yeniliklerden haberdar olmalarının sağlanmasıdır. Kurs Ön kayıtları başlamış olup, kursa katılmak isteyen vatandaşlarımızın 12 Mart 2012 tarihine kadar Eski Cumhuriyet İlkokulu’nda bulunan merkezimize öğrenim ve kimlik fotokopisi ile şahsen başvururları gerekmektedir.”dedi. DEĞERLİ OKURLARIMIZ, LÜTFEN DİKKAT: YENİ DİVRİĞİ GAZETESİ OKUNMAYA DEĞMEYECEK HİÇ BİRŞEY YAZMAZ! SAYFA 2 İrtibat: [email protected] İMAM HATİP OKULLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ Şimdiki haliyle, yani (8+4) ile ilköğretimden sonra çocuklar liseye veya meslek liselerine devam ediyorlardı. İmam Hatip Liselerinin orta bölümlerine, oradan İmam Hatip Liselerine(İHL) geçme şansı yoktu. öğrencilerin doğrudan İHL’lerine başlaması gerekiyordu. Zira, ağaç yaş iken eğilirdi. 14 yaşına kadar bekleme doğru değildi. Ancak, 8+4 formülü ile mesleki ve teknik liseler, çıraklık okulları da menfi ekleniyorlardı. Herkes üniversiteye yönlendiriliyordu. Bu da mesleki eğitim için ciddi bir sorun yaratıyordu. Yeni düzenleme ile (4+4+4) öğrenciler, ikinci 4’ten sonra, yaşları 14’ü geçmediyse evlerinden, TV’ den gördükleri derslerle açık öğretim olarak liseyi bitirebilecekler. Yani düzenleme ile asıl değişiklilik 8 yıllık kesintisiz eğitimin ilk 4 yılı sonunda, yani ilkokulun sonunda isteyen öğrenciler İmam Hatip Okullarının orta bölümlerine ve meslek liselerinin orta bölümlerine geçiş yapabilmeleri. Yani 28 Şubat 1997 de yapılan değişiklik rafa kaldırılmış olacak; 15 yıl sonra eğitimde tekrar başa dönülecek. Görünen köy kılavuz istemez. Sayın Başbakan açık konuşuyor;” daha dindar bir gençlik yetiştireceğiz’,diyor. İşte bu yapılanlar o hedefin nasılına bir cevap; hem de gecikmeden. Herkes şunu iyi biliyor ki İmam Hatip Liselerine orta bölümden başlatamazsanız çocuklar arzu edilen şekilde bir davranış biçimine, düşünce sistemi kavuşturulamıyorlar. Arapça, tefsir, fıkhı, kelam derslerinin orta öğretimden başlaması daha etkili ve kalıcı oluyor. Orta Okul dönemi eğitimin bel kemiği sayılır. Keşke asıl amaç İmam Hatip Liselerinin orta bölümlerinin açılması değil, 200’e yakın mesleğin eğitiminin verildiği teknik liselerin orta bölümlerinin açılması olsa; sanayiye ara eleman yetiştirme olsa… -1924 yılında 29 merkezde 4 yıllık orta okul düzeyinde ‘’ İmam Hatip Mektebi’’ açıldı.1930 yılında kapatıldı. -1949 yılında, orta okul mezunları da 10 ay süre ile ‘’İmam Hatip kurslarına öğrenci olarak alındı.’’ O yıl 50 kişi mezun oldu. Daha sonra bu kursların süresi 2 yıla çıkarıldı.’’ -1972 de İmam Hatip Okulları ortaokuldan sonra 4 yıl eğitim veren ‘’Meslek Okulu’’ haline getirildi. -1973’te de İmam Hatip Okulu adı İmam Hatip Lisesi oldu. -1974 de İHL’lerinin orta bölümlüleri de açıldı. Yeni okul yapımı ile okul sayısı 101 e çıktı. -1976 dan itibaren İHL’lerine kız öğrenciler de alınmaya başladı. -1975-1978 yıllarında 230 yeni İHL’si açıldı. -1980-1985 döneminde yeni İHL’si açılmadı ancak, 12 eylül yönetimi tarafından İHL mezunlarının Üniversitelerin tüm bölümlerine girebilmelerine olanak tanındı. - ilk Anadolu İmam Hatip Lisesi 1985 de açıldı. -1997 de çıkarılan 8 yıllık kesintisiz eğitim yasası ile İHL’lerinin orta kısımları kapatıldı. -2012 de 4+4+4 düzenlemesi ile İHL’lerinin orta bölümleri tekrar açılacak (henüz değil) -8 yıllık kesintisiz eğitime geçmeden önce 601 İHL’sinde 512 bin öğrenci vardı. (193 bin lise 319 bin Ortaokul) 2002-2003 öğretim yılında ihalelerdeki öğrenci sayısı 65 bin idi. Okul sayısı 450’ye düşmüştü. -Eğitimsen e göre Türkiye’nin 5000 İmam Hatip’e ihtiyacı var ; buna karşılık 25 bin kişi mezun oluyor. Bu öğrencilerin %12si din görevlisi olmak istiyor, %88i ise din adamı olmak istemiyor. -Kız öğrencilerin imam-hatip olması mümkün olmazken 2006-2007 öğretim yılında İHL öğrencilerine baktığımızda kız öğrenciler erkeklerden fazladır. Kız: 62 bin 168 Erkek: 58 bin 500, Toplam: 120bin 668 öğrenci. 2011 itibariyle bu rakamın 200 bine ulaşması muhtemeldir. Atatürk ise “çocuklarımıza, anne ve babalarının kucaklarında verecekleri din eğitimi, onların dini vecibelerini yerine getirmeleri için kafidir. Ancak, İleri derecede dini eğitim almak isteyenler için ilave eğitim gereklidir.’’demişlerdir. (1)Zeynep güneş ‘’İmam Hatip Liseleri laiklik ve T.C’’ , 16kasım 2003: EMSAL Boya Genel Yayın Yönetmeni ve Yayın Koordinatörü San.Paz.Dış Tic. Ltd.Şti. MUSTAFA TARAKÇI Mizanpaj: Mutlucan AYDIN Bünyamin ŞAHİN Dolapdere Sanayi Sitesi 6.Ada No:1 İkitelli / İSTANBUL 0 (212) 671 36 16 - 0 (212) 671 36 15 Halkla İlişkiler-Tanıtım: Ayla YERLİKAYA VERGİ DAİRESİ: Göztepe VERGİ KİMLİK NO: 8.230.105.579 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 2 ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 3 İrtibat: [email protected] 28 ŞUBAT DİVRİĞİ’NİN BİR EKSİĞİ TAMAMLANDI Eski kaymakam Sayın Salih Ayhan, giderayak şimdiye kadar Divriği de yapılmayan veya Layık-ı Veçhile olmayan bir eksiğimizi tamamladı. Bize de gönderdiği Divriği’yi tanıtan resimli prestij kitabı, gerek kapak kalitesi gerek içerik zenginliği ile önemli bir eksikliği giderecek gözüküyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerini, kültür turu düzenleyen acentelerin, güzel sanatlar ve gazetecilik bölümleri olan üniversite yetkililerinin ve Divriği Sevdalılarının masasında böyle bir kitabın bulunması orta ve uzun vadede Divriği’ye çok şey kazandıracaktır. Divriği hakkında söz söylemek, yazı yazmak durumda olan herkes için başvuru dokümanı olacaktır. Ancak, bahse konu kitapta Belediye Başkanlığı faaliyetlerine yeteri kadar yer verilmemiştir. Bu konu bir eksiklik olarak kendini göstermektedir. Başta Kaymakam Sayın Salih Ayhan olmak üzere bu kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkese ‘’Yeni Divriği Gazetesi” olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz. KADIKÖY Kadıköy Belediyesi’nin çıkarttığı haftalık bir gazete var. 14 sayfa oldukça kapsamlı ve seviyeli. Geçtiğimiz sayılardan birinde. Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki bir etkinliğin haberi vardı. Sayın Bekir Coşkun, gelmiş konuşma yapmış önemli şeyler söylemiş: - Köyden şehirlere göç edenler burada umduklarını bulamadılar. Sonra “ Badem” bir parti kurdu. Badem, nohut- kömür veriyor oy alıyor. - İlker Başbuğ’un tutuklanması sonrası artık anladık ki bunlarda vicdan da yok merhamette, - Mustafa Balbay benim arkadaşım. Ne darbe yapması? Ona silah versen ya kendisini vurur ya da Hikmet Çetinkaya’yı! Diye espride yapmış. Bekir Coşkun ne yapmak gerekir sorusuna da şu yanıtı veriyor: “ Artık bu salondan çıkmalıyız. CHP’den daha iyi parti olmasını isteyin. Siz Kadıköy’lüler Belediye Başkanı’nızın yakasına yapışın daha iyi hizmet isteyin. Kadıköy öyle bir şey yapmalı ki tüm Türkiye Kadıköy’ü konuşmalı. 28 Şubat 2007 tarihinde milli güvenlik kurulunda askerlerin baskısıyla alınan kararlar, post model (alışılmadık) bir darbe olarak algılanır oldu. Doğrudur. Bu kararlar sağ duyu ve soğuk kanlı okunduğu takdirde bir PARTİNİN PROGRAMINA girilebilecek hususlardır. Keşke bu konular bir parti tarafından halka sunulsa, halkın tasvirini almaya, yani o partinin iktidar gelmesi ile uygulanabilseydi daha doğru ve demokratik olurdu. Oysa askerler, kendilerince hak bildiği yolda yalnız gittiler, dayattılar. Bu da demokrasiye uymadı. Demokrasiyle bağdaşmadı! Arşivimizde var olan 28 Şubat kararlarını bir daha okuyup paylaşalım ve üzerinde düşünelim istedik: 1. Laiklik ilkesi büyük bir titizlikle korunmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır. 2. Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar denetim altına alınarak Milli Eğitim Bakanlığı'na devri sağlanmalıdır. 3. Genç nesillerin dimağlarının öncelikle; Cumhuriyet, Atatürk, Vatan ve Millet Sevgisi, Türk Milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi bakımından: a. 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı, b. Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 4. Aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü kuruluşlarımız, Tevhidi Tedrisat Kanunu'nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır. 5. Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı. 6. Yasa ile yasaklanmış tarikatların faaliyetlerine son verilmeli 7. TSK'yı dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının yayınları kontrol altına alınmalıdır. 8. TSK'dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir. 9. TSK'ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşlarında da uygulanmalıdır. 10. İran İslam Cumhuriyeti'nin ülkemizdeki rejim aleyhtarı faaliyet ve davranışlarına mani olunmalı, tedbir paketi yürürlüğe konulmalıdır. 11. Mezhep ayrılıklarını körükleyip milletimizin kamplara ayrılmasına yol açacak faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir. 12. Anayasa ve yasalara aykırı olarak sergilenen olaylar önlenmeli. 13. Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan uygulamalara mani olunmalı, kamuda titizlikle uygulanmalıdır. 14. Silah ruhsat işlemleri yeniden düzenlenmeli, pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir. 15. Rejim aleyhtarı, örgüt ve kuruluşların deri toplanması engellenmeli, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır. Biz de Bekir Coşkun’dan güç alarak yukarıdaki resimleri yayınlıyoruz. Bunlar Söğütlüleşme metrobüs ve tren istasyonu çevresinden, Kadıköy Belediye Başkanlığı Binası’na yüz metre mesafeden görüntüler! Hizmette heyecan çok önemli! 15 yıl da belediye başkanlığını da yapsan ilk günkü heyecanını kaybetmeyeceksin! Biz öyle biliriz öyle düşünürüz... 16. Yasa ile öngörülmemiş bütün özel üniformalı korumalar kaldırılmalıdır. 17. Ülke sorunlarının çözümünü "Millet" kavramı yerine "Ümmet Kavramı"yla sonuçlandırma girişimleri önlenmelidir. 18. Atatürk'e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir. 28 Şubat 1997 TLF:02122835151 TLF:02165501005 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 3 ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYI: 23 Divriği esnaf ve sanatkârlar arasında 1950 li yıllardan günümüze (berber mesleği ) de önemli bir yer tutar. Divriği çarşısının hemen her bölgesinde berber dükkânlarına rastlamak mümkündür. Bu dükkânların yeri ve iç düzeni onun müşterilerini de aşağı yukarı belirler. Divriği’nin yerli ahalisi çoğunlukla Aşağı çarşı ve Orta çarşı berberlerinde tıraş olur. Köylerden günü birlik alışveriş, mahkeme, hastane gibi nedenlerle şehre gelen hemşerilerimiz daha çok Yukarı Çarşı berberlerini tercih ederler. Berberlerin sabit bir tıraş fiyatı yoktur. Bir kereye mahsus olmak üzere berbere uğrayan yabancılardan biraz daha fazla ücret istendiği olur. 15 MART 2012 İrtibat: [email protected] Divriği berberlerinin bazılarının bir başka mesleği de ‘sünnetçilik veya diş çekme’ idi. Usturaya hakim olan kimi berberin sünnetçilik de yaptığı bilinirdi. Diş çekme konusunda aşağı çarşıda Totuhların fırınının yakınında berber Osman Ağabey en tanınmışıydı. Diş tabibinin olmadığı dönemlerde, 1970’li yıllara kadar diş çekim işi Divriği de berberler tarafından yapılıyordu. Ön dişler değil de arkadaki azı dişleri, kökleri kimi zaman kırılıp, çenede kalması nedeniyle hastaya ve berbere sorun yaratırdı. 1960 ve 1970’li yıllarda belli başlı Divriği berberleri ve dükkânlarının genel olarak çarşıda bulunduğu yer şöyle idi: AŞAĞI ÇARŞIDA: Berber Mustafa Özcan Tıraş sonrası omuza dökülen saçları fırça ile temizleyen, üfürme makineleri tutan, sonrasında ceket ve palto giymeye yardımcı olan çıraklara bahşiş vermek adettir. Çoğu yaşlı müşteriler bu bahşişi “yeğenim al bakayım bir çay içersin” veya “ yeğenim seninde eline sağlık” gibi sözlerle incitmeden verirler. Divriği berberlerinde önceleri yalnızca ustanın tek bir berber koltuğu dükkânın ortasında büyük bir aynanın karşısında bulunurdu. Ense tıraşını görmek için de arkadaki duvara eğik bir başka küçük ayna monte edilirdi. Zaman içinde berberlerde koltuk sayısı önce ikiye daha sonra üçe de çıktı. Yukarı çarşıda Babam Yusuf Tarakçı’nın tıraş olduğu, beni de çocukken yanında götürdüğü ‘Tapiklerin berber’de dört berber koltuğunun olduğunu hatırlıyorum. Divriği berberleri tıraştan önce ve tıraş esnasında müşteri ile samimi bir diyaloga girer, zaman zaman kahkahaların atıldığı bile olurdu. Çoluk çocuk yoksa keyiflerde yerinde ise çapkınlık hikâyeleri bile anlatılırdı… SAYFA 4 ORTA ÇARŞIDA: Fehmi yazıcı Hasan Ergül (Erbişgilin Hasan) Mustafa Özcan Sait ışık Hüseyin Özbek (dilsiz Hüseyin) İshak Akarsu Tayyar Üstüner Cevdet Ergül Cemil küpeli Hacı Şimşek ( Nebigilin Hacı) Nadir Gıbçak Yavuz Iğımbat İlhan Erdem İsmail Kızıldeli YUKARI ÇARŞIDA: Tapikler: Divriği Berberlerinin hemen hepsinin en az bir çırağı bulunurdu. Bu çıraklar, önce sakal traşı ve kafanın makine ile 3 numaraya verilmesi gibi oldukça kolay işlerle mesleğe adım atar, daha sonra uzun saçların müşteri isteğine göre kısaltılmasına girişirlerdi. İlk defa traş olan müşteriye saç beğendirmek kolay değildi. Beğenmezse bir daha gelmeyeceğini bilirlerdi. Ustasına güvenen müşteri de zaman içinde “usta bildiğin gibi kes” der, traşını gönül rahatlığıyla seyrederdi… USTA ÇIRAK DURUMU: Bu yazıda sözü geçen Usta çırak durumu ve isime dayalı çoğu bilgi halen İstanbul’da ikamet eden ve zaman zaman da mesleğini icra eden Mustafa Özcan’dan aldık. Kendisine bu vesile ile teşekkür ederiz. Berber Cevdet Ergün Fehmi Yazıcı: Hasan Ergül İshak Akarsu Hacı Şimşek’in ustası Veli Kızıldeli : Tayyar Üstüner Cevdet Ergül İsmail Kızıldeli’nin ustası, Hasan Ergül : Mustafa Özcan’ın ustası Mustafa Özcan:Cemil Küpeli’nin ustası Burada sözünü ettiğimiz berberlerin pek çoğu ya Divriği de ya da Divriği dışında hayatlarını aynı meslekte idame ettirmekte veya emeklilik hayatı yaşamaktadırlar. Kimileri de Hakk’ın rahmetine kavuşmuşlardır. Bu vesile ile kültüre, sanata ve zanaatkara büyük değer veren “Yeni Divriği gazetesi” adına ölenlere Allah’tan rahmet sağ kalanlara sağlık ve afiyet dileriz. ( Divriği berberlerinden Tayyar Üstüner... Divriği'de Veli Kızıldeli'nin yanında çıraklık ve kalfalıktan sonra askerlik... Sonrasında 22 yıl İstanbul'da, son 14 yıldır da İzmir Menemen Kent 2 ' de berberliğe devam ediyor.) SAYI: 23 SAYFA 4 Derleyen: MUSTAFA TARAKÇI ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYFA 5 SAYI: 23 40 Ülkeyle UNESCO Sivas Buluşması: 16-18 Haziran 2012 Dünya Mirasının 40. Yılında 40 Ülkeyle UNESCO Sivas Buluşması PROJESİ Aşağıdaki Düzenleme Kurulu Üyelerince Planlanmıştır: 1. İsmail KARADAŞ, Vali Yardımcısı. 2. Mahmut KAYHAN, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri 3. Kadir PÜRLÜ, İl Kültür ve Turizm Müdürü. 4. Prof. Dr. Şeref BOYRAZ, Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi 5. Murat KAYA, Türk Telekom İl Müdürü 6.Osman YILDIRIM, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı 7. Salih AYHAN, Divriği Kaymakamı 8. Hakan GÖK, Divriği Belediye Başkanı 9. Serdar İNCE, Sivas Mimarlar Odası Temsilciliği Başkanı 10. İhsan ÇALAPVERDİ, Divriği Sosyal Yardımlaşma Derneği BaşkanYard. 11. Yusuf GÜLDALI, Divriği Kültür Derneği Başkanı 3 Günlük Sivas Programının Divriği Ayağı Ayrıntılı olarak şu şekilde gerçekleştirilecektir: 16 Haziran 2012 Cumartesi : Sivas’ta 17 Haziran 2012 Pazar: 07.00- 08.00: Kahvaltı 08.00: Divriği’ye hareket. 08.50-09.10: Kangal Köpeği Araştırma Merkezini Ziyaret. 09.10-10.30: Divriği’ye hareket ve varış. 10.30-12.00: Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nın Gezilmesi. 12.00-12.30: Şifa Müziği Dinletisi: Divriği Darüşşifası 12.30-13.30: “Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası” (Divriği Darüşşifası, 3 katılımcıyla) Konulardan biri yapılan çalışmalar olacak 13.45-15.15: Öğle Yemeği (Divriği Belediyesi Taşbaşı Tesisleri) 15.15-16.15: Divriği Konaklarının Gezilmesi 16.15-17.30: Kangal Balıklı Kaplıcaya Hareket ve Varış 17.30-18.00: Kaplıcanın Gezilmesi 18.00-19.30: Kangal Balıklı Kaplıca’dan ayrılış ve Sivas’a varış 19.30-21.00: Akşam Yemeği: Taştanlar Tesisleri 18 Haziran 2012 Pazartesi: 07.30- 09.00: Kahvaltı 09.00: Sivas’tan ayrılış. ÜNESKO’NUN; Çin, Hindistan, Amerika, İngiltere, İtalya, İran, Kanada, Hollanda gibi 40 Ülke temsilcileri ve onları izleyen 93 yabancı medya mensubu haricinde Ülkemizden aşağıdaki heyette davetli olarak İlçemize gelecektir: DAVETLİLER LİSTESİ 1. Sayın Abdullah GÜL, Cumhurbaşkanı 2. Sayın Cemil ÇİÇEK, Meclis Başkanı 3. Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan 4. Sayın Bülent ARINÇ, Başbakan Yardımcısı 5. Sayın Egemen BAĞIŞ, Avrupa Birliği Bakanı 6. İdris Naim ŞAHİN, İçişleri Bakanı 7. Sayın İsmet YILMAZ, Milli Savunma Bakanı 8. Sayın Ömer DİNÇER, Milli Eğitim Bakanı 9. Sayın Binali YILDIRIM, Ulaştırma Bakanı 10. Sayın Ertuğrul GÜNAY, Kültür ve Turizm Bakanı 11. Prof. Dr. Talat Sait HALMAN, Kültür Eski Bakanı 12. Prof. Dr. Nabi AVCI, Eskişehir Milletvekili, 13. Sayın İdris GÜLLÜCE, İstanbul Milletvekili 14. Ekrem ERDEM, İstanbul Milletvekili 15. Sebahat AKKİRAZ, İstanbul Milletvekili 16. Muhammet Bilal MACİT, İstanbul Milletvekili 17. Osman BOYRAZ, İstanbul Milletvekili 18. İsmail TAMER, Kayseri Milletvekili 19. Edip Semih YALÇIN, Gaziantep Milletvekili) 20. Mesude Nursuna MEMECAN, Sivas Milletvekili 21. Hilmi BİLGİN, Sivas Milletvekili 22. Ali TURAN, Sivas Milletvekili 23. Malik Ejder ÖZDEMİR, Sivas Milletvekili 24. Ayşenur İSLAM, Sakarya Milletvekili 25. Prof. Dr. Mustafa İSEN, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri 26. Habip SOLUK, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı 27. Özgür ÖZARSLAN, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı 28. İbrahim SARITAŞ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Bakan Danışmanı .............TOPLAM 45 kişi 15 MART2012 SAYI: 23 İrtibat: [email protected] ÇOBANDURAĞI Köyü/ DİVRİĞİ ‘de ÇEKİLEN FİLME GELENLER… Divriği’de çekimleri devam eden “Eve Dönüş” filminde bir askeri canlandıran oyuncu Şevket Süha Tezel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’nı gezdi. Bir televizyon kanalında yayınlanan “Çok Güzel Hareketler Bunlar” adlı programın yanı sıra birçok dizi ve sinema filminde rol alan Tezel, Divriği’nin hava şartlarının soğuk olduğunu ancak insanlarının çok sıcak olduğunu söyledi, “O yüzden çok mutluyum, film için geldik, aşağı yukarı Mart ayının ilk haftasına kadar buradayız” dedi. Aynı ekip içerisinde Uğur Polat, Serdar Orçin, Muharrem Bayram, Nergiz Öztürk, Sıla Çetinkaya ve yönetmen Alphan Eşeli’de yer alıyor. Bu arada çekimleri devam eden “Eve Dönüş” filmi nedeniyle ilçedeki otellerde doluluk oranının yüzde 100 olduğu, belirtildi. 24 Mart 2012 de yapacağınız ilçe kongrenizi yürekten kutluyoruz. Divriği Anadolu‟nun orta doğusunda CHP „nin sağlam kalelerinden birisidir. Bu kalenin harcında barış adalet hoşgörü kardeşlik cevherleri vardır. - Divriğili ilçesinin aydınlık geleceğini istikbalini kendi küçük çıkarlarının üstünde ve dışında görür. - Divriğili birbirini iyi tanır. Kimi ne yapacağını ne yapabileceğiniz ne kadar kabiliyetli olduğunu iyi bilir. - Divriğili içi boş söylemlere inanacak kadar saf değildir. - Divriğili belki karşısındakini kırılmasın diye “ He He” diye geçiştirir. Ama eline oy aldığında onu en isabetli bir şekilde kime kullanacağını bilir. - Divriğili liyakate önem verir. İşi ehline vermesini bilir. SON SÖZ: DİVRİĞİ CHP, YENİ YÖNETİMİNİ SEÇERKEN LÜTFEN VİCDANINIZIN SESİNİ DİNLEYİN, AKLINIZI ÖNE ÇIKARIN DUYGULARINIZIN ESİRİ OLMAYIN. YD Gazetesi adına Mustafa TARAKÇI HÜSEYİN DURNAGÖZ SAYFA 5 ÜCRETSİZDİR 15MART 2012 SAYFA 6 SAYI: 23 OSMANLI DÖNEMİNDE DİVRİĞİ İLE EĞİTİM ÇAMŞIH OZANLARI OZAN MUHLİS AKARSU :7/10 Derleyen: Ali Haydar Yalçın 1)KÜBRA MEDRESESİ: Divriği Ulu Cami içinde medrese eğitimidir. 1924 e kadar devam etmiştir. 2)SİNANİYE MEDRESESİ: Ulu Cami Batısında Sinaniye mahallesi ‘’bugünkü kale altı mahallesi’’ merkezindeki mescitte verilen eğitim. Mescit, imarethane ve türbe’yi ihtiva eden bir külliye gibiydi. 3) LALAİYE MEDRESESİ: Yeri belirlenememiştir. Bu medresenin MENGÜCEK ailesini çocuklarını yetiştirdiği tahmin edilmektedir. 4) ZEYNEBİYE/ZEYNİYE MEDRESESİ: Kurucusu ve kuruluşu hakkında bilgi yoktur. Arşivde 13.yy de açıldığı, 20.yy e kadar faaliyet gösterdiği kanıları vardır. Divriği medresesi olarak da anılmıştır. 5) MUSTAFA PAŞA MEDRESESİ: Divrikli Köse Mustafa Paşa tarafından Kuloğlu mahallesinde 1799’da yaptırılan cami’nin bitişiğinde faaliyet göstermiştir.4 fakih ve 1 müderris görev yapmıştır. iki odasında 4 yatılı talebesi barınmıştır. Fıkıh, tefsir, hadis, ulum dersleri okutulmuştur. 6)HAFIZ PAŞA MEDRESESİ: İmamoğlu Mahallesinde 1860 da yapılmıştır. 1899 yılında müderrisi Mecit Efendi’dir. O yıllarda 12 talebesi olduğu bilinmektedir. 7)MAHALLE MEKTEPLERİ: 1)SÜTMOLLA MEKTEBİ 2)KÖMEK HACI MEKTEBİ 3)KESKİN HOCA MEKTEBİ Bunlara ilaveten 19.yy. sonunda Güresin zade Hafız Paşa’nın tesis ettiği bir de Rüştiye vardır. TAM MANASI Ziya : Işık Takrir :Resmi olarak bildirme Müşfik :Sevecen Kıpti :Mısır halkından bir grup Aşifte :Kötü yola meyilli kadın Tevekkül :Elinden geleni yapıp gerisini Allah’a bırakma Jakoben : Tepeden inmeci Müstahdem: Hizmetli,temizlik işleriyle meşgul olan kişi Eşref-i Mahlukat: İnsanoğlu 15 MART 2012 Benim Muhlis Akarsu ile dostluğum çok uzun yıllara yani çocukluk yıllarımıza dayanıyor.Muhlis, her ne kadar Minare kayada doğsa da çocukluk yıllarının bir çoğu Çamşıh’da, bizim köyde geçti.9 yaşına kadar sık sık gidip geldiği ikinci köyü Çamşıh Gölören köyüdür.Ablaları bizim köyde evli olduğundan o gelişlerinde görüşür oyunlar oynardık.Çocukluk yıllarımızdan sonra bizleri Rahmetli Hasan Timisi 1973 yılında karşılaştırdığında bir birimize sarılıp hasret giderdik ve o gece sabahladık.O tarihten sonra da hiç ayrılmadık, dostluğumuz hep devam etti.Muhlis Akarsu benim için özeldi hala da özeldir. Yaşadığımız yüzyıla türküleriyle damgasını vuran Ünlü Ozan MUHLİS AKARSU'yu unutabilmek mümkün mü! Sesindeki berraklık, yüreğindeki coşkuyla, sözlerindeki derinliğiyle, yüreklerimize işlemiştir. Onu tanıtırken herkesin bildiği bilgileri aktarıyorum. Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesi Minare kaya köyünde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren katıldığı muhabbetlerde ve cemlerde AleviBektaşi kültürünü öğrendi; saz çalıp türkü söylemeye başladı. Kısa zamanda sesinin güzelliği ile fark edildi. Gençlik yıllarında geldiği İstanbul'da Mahzuni Şerif'in, Davut Sulari'nin deyişleriyle tanıştı. 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirir Akasu'da...Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çalar, okur. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmaz. Pir Sultan, Kul Himmet gibi büyük ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirir. 1980'li yıllarda ise Akarsu, artık kendi kimliğini bulur. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Akarsu, 80'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir. Bu yıllar adeta parladığı yıllardır Akarsu'nun... "Muhabbet" serisinin her yapıtında yer alır. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okunur. Ancak, sanatının en verimli ve olgun döneminde yaşama veda eder (2 Temmuz 1993, Sivas Madımak Oteli yangını) Ardında ise, milyonlarca seveni ile birlikte 100'den fazla kırk beşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz; ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. AleviBektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür. 2 Temmuzda en çok Divriği ve Çamşıh yöresi zarar görmüştür. 33 canın arasında, Çamşıh’lı akrabalarımızdan Muhlis Akarsu ve eşi Muhube, Handan Metin, Gülsüm Karababa, Gülender Akça, Divriği Gönderen Köylümüz, Divriği Kültür Derneği üyesi arkadaşım Mehmet Atay, yakın köylümüz Sait Metin sizleri sevgi ve saygıyla anıyorum. Ey Sevdiğim Sana Şikâyetim Var Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin Ben De Bir İnsanım Bir De Canım Var Ne Sevdiğin Belli Ne Sevmediğin ……….. SAYI: 23 SAYFA 6 İrtibat: [email protected] BEKİRAĞA BÖLÜĞÜ İBRETLİK Bekirağa Bölüğü, Beyazıt'ta Osmanlı döneminde harbiye nezareti olan bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının avlusunda yer almış askeri tutukevidir. İstibdat, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde siyasi suçluların kapatıldığı tutukevi adını, ilk müdürü olan Binbaşı Bekir Ağa'dan almıştır. Beyazıt'ta Harbiye Nezareti'nin (bugün İstanbul Üniversitesi merkez binası) kuzeydoğusunda yer almaktadır. 1870-1922 arasında, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca İstanbul'un korku uyandıran tutukevidir. Resmi adı İstanbul Muhafızlığı Dairesi iken halk arasında ve basında Bekirağa Bölüğü olarak ünlenmiştir. Yalnızca siyasi ve askeri tutuklulara mahsus olan Bekirağa Bölüğü, Türkiye'de 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında, dönemin basın ve aydın çevrelerini etkilemiştir. Bekirağa Bölüğü'nün ünü her dönemde muhaliflerin kapatıldığı bir hapishane olmuştur. Bekirağa Bölüğü, Harbiye Nezareti'ne (1908'e değin Bâb-ı Seraskeri) bağlıdır. Beyazıt'ta Harbiye Nezareti'nin arkasındaki iki katlı kâgir bina, daha önce Hassa Ordusu komutanlık makamı ile bazı askeri daireler ve inzibat bölüğü koğuşunu kapsar. Burasının bir tutukevine dönüştürülmesi yaklaşık 1870'te, Abdülaziz'in son yıllarındadır. II. Meşrutiyet (1908) öncesinde yöneticisi olan Bekir Ağa'nın adıyla anılan Bekirağa bölüğü, II. Abdülhamid'in döneminin simgelerinden biri olarak ün kazanır. Tutukevi ilk yıllarında, II. Abdülhamid'in koruduğu ve binbaşılığa yükselttiği, okur-yazar olmayan subaylardan olan Bekir Ağa'nın (1817-87) yönetimindedir ve komutasındaki özel bir zaptiye bölüğünce korunur. Bekir Ağa'nın başında bulunduğu yıllarda burası azılı asker kaçaklarından suçlu görülen müşirlere kadar ordu mensuplarının, gazetecilerin, aydınların ve bürokratların kapatıldığı bir yerdir. Bekir Ağa'nın yönetime muhalif olanlara burada işkence ettiği konusundaki yaygın söylentiler belgelendirilememiştir. Daha sonra Bekir Ağa'nın yerini alan Salim Bey de işkence yaptığı kişilerin ayak tırnaklarını söktüğü için Tırnakçı Salim diye adlandırılmıştır. II. Meşrutiyet ilan edilince (1908) buradaki çok sayıda tutuklu serbest bırakılır. Ama bu kez de İttihat ve Terakki Fırkası karşıtları Bekirağa Bölüğü'ne kapatılmaya başlanır. Hapishanenin en karanlık günleri ise mütareke dönemidir. Bu dönemde İttihat ve Terakki Fırkası'nın iktidardan düşmesi (1918) ile bu parti mensupları ve ileri gelenleri, kimi eski nazırlar ve savaş sanıkları Malta'ya sürgüne gönderilmeden önce bir süre bu cezaevinde tutuklu kalır. İttihatçıların yanı sıra Kuvay-ı Milliyeciler, Ermeni tehciri ile suçlananlar ve ülkeyi savaşa sürükledikleri iddia edilenler yakalanıp buraya kapatılmışlardır. Bunlar arasında, eski sadrazam Said Halim Paşa, eski şeyhülislamlardan Musa Kazım Efendi ve Hayri Efendi, Meclis-i Mebusan eski reisi Halil Menteşe, Ayan Meclisi eski reisi Rıfat, eski hariciye nazırı Ahmed Nesimi, Adliye Nazırı İbrahim, Maarif Nazırı Şükrü, mebuslardan Hüseyin Cahit Yalçın, Mithat Şükrü Bleda, Ahmet Ağaoğlu, Süleyman Nazif, İsmail Canbulat, Salah Cimcoz, Kara Kemal, Emanuel Karasu, Hasan Fehmi, Celal Nuri İleri, Mehmet Emin Yurdakul, Yunus Nadi vb de vardır. Diyarbakır valisi Dr. Reşid Bey'in burada tutuklu iken 25 Ocak 1919 günü kaçışı geniş yankılar uyandırmıştır. Onun kaçışı, başka birçok insanın tutuklanıp Bekirağa Bölüğü'ne getirilmesine neden olur. Anadolu'ya hareket etmeden önce Mustafa Kemal'in, burada tutuklu olan arkadaşı Ali Fethi Bey'i ziyaret ettiği de (Mayıs 1919) bilinmektedir. Bundan birkaç gün sonra ise İşgal Kuvvetleri, Bekirağa Bölüğü'ndeki tutukluları Malta Adası'na sürgüne göndermişlerdi.Ermeni tehciri sanıklarından idam cezasına mahkûm edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemaleddin Bey'in cezası Bekirağa Bölüğü'nün karşısındaki darağacında infaz edilmiştir. Mütareke döneminde (1919-1922) buradaki siyasi tutuklular Malta'ya sürgüne gönderilirken bu kez aynı yerde İstanbul'u işgal eden güçlere karşı direnenler ve sakıncalı görünenler tutuklanmışlardır. 1922'den sonra boşaltılan harap durumdaki bina, Seraskerlik Dairesi ile birlikte İstanbul Üniversitesi'ne verilir. Bina uzun süre Tıp Fakültesi tarafından kullanılır, İstanbul Tıp Fakültesi kliniklerinin yeni binalarına geçmeleriyle boşalınca İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin 1979 yılında kuruluşu sırasında onarım ve değişiklikler yapılarak bu fakülteye tahsis edilir. DERLEYEN: Mustafa Tarakçı ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 7 MUSTAFA TARAKÇI Yrd. Doç. Dr./ Em. Kur. Alb Alb. [email protected] ATATÜRK-İNÖNÜ AYRILIĞI Atatürk İnönü’yü önceden tanırdı. İkisi de kurmay subaydır. Aralarında yaş ve dönem farkından dolayı başlangıçta samimi değillerdir.Birinci dünya savaşı esnasında Atatürk Çanakkale cephesinde savaşmaya müteakip Diyarbakır da ikinci ordu komutanlığı görevi esnasında, İsmet İnönü de aynı ordunun ikinci adamı, kurmay başkanıdır. Titiz, ayrıntıcı, itaatkar çalışmaları Atatürk’ün dikkatini çeker. O sene verilen sicillerde Atatürk , İnönü için müspet manada çok güzel ifadeler yazar. Atatürk’ün İnönü’ye 1917 senesinde verdiği sicilden iki paragraf şöyledir: ‘ciddi, faal, gayet fatin ve yüksek fikirli, vaziyet ve ahvali ruh iyeci har biyeye hâkim. İyi bir nüfusa nazara ve sürati intikale malik.’ ‘pek mükemmel bir ahlaka tavrı harekâta sahip. Adab-ı muaşereti şayanı takdirdir.” Diyarbakır’da geçen bu süreçte geleceğin her iki lideri birbirini tanıma fırsatı bulurlar. Sonra Milli Mücadele süreci başlar. Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Karabekir den sonra görevlendirmeyle Anadolu’ya geçer. Samsun’a çıkar.Beraberinde götüreceği personel arasında İnönü nünde olmasını ister.mamafih İnönü,yeni elendiğini ileri sürerek affını istirham eder.Osmanlı genel kurmayındaki görevine devam edecektir. Gazi Mustafa Kemal’in Anadolu da Milli Mücadele meşalesi her geçen gün daha kuvvetli yanmaya başlayınca İsmet İnönü de Anadolu ya gitmek ister. Mustafa Kemal’in sağ kolu olarak milli mücadelenin askeri cephesine katılır. Batı Cephesi komutanlığına getirilir. Birinci ve İkinci İnönü muharebelerinde komutandır. Sakarya ve Dumlupınar da Atatürk’ün baş komutanlığı esnasında O Batı cephesi komutanıdır. Zafer’den sonra İnönü, en gözde asker -diplomat adayı potansiyeli taşıdığından önce Mudanya mütarekesi görüşmelerine katılır, sonra Rauf Orbay’ın istekli olmasına rağmen Atatürk’ün tercihi ile Lozan’a barış görüşmelerine gönderilir. İnönü, muhaliflerin olumsuzluk örneklerine karşın Lozan da haklarımızı olabildiğince iyi savunmuş;altı buçuk ay süre ile başta İngiliz,Fransız,İtalyan temsilcileri karşısında dik durmasını bilmiştir.bu süreçte Atatürk-İnönü yakınlaşması daha da ileri aşama kaydetmiştir. İnönü’nün Lozan dan dönüşü sırasında üst kademedeki asker kişiler arasında saflar ayrılmış,bir tarafta Atatürk İnönü tarafsız Fevzi çakmak; diğer tarafta Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir ve Refet Bele vardır. AHMET YOZGATLI Öğretmen (E) Divriği Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği Bşk. Yrd. VATAN SEVGİSİ Vatan sevgisi yüreğimizi saran en nezih sevgilerdendir. Dinimizde de yeri ve önemi belirtilmiştir. Vatan, doğup büyüyen ve üzerinde yaşanan toprak parçasıdır. Vatan görünüşte sade bir toprak parçasıdır. Fakat, alelade bir toprak parçası değildir. Bir milletin hakim olarak üzerinde yaşadığı,hakimiyet kurduğu,barındığı,gerekirse uğrunda canını feda edeceği toprak parçasıdır. Yurt da aynı anlamdadır. Mübarek vatanımızın her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuştur. Şair ne güzel söylemiş: Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın, Bu toprak bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver: Bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir. Bu ıssız gölgesiz yolun sonunda, Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda İstiklal uğrunda, namus yolunda, Can veren Mehmed’in yattığı yerdir. Uğrunda binlerce şehit verilmiş, içinde binlerce masum yaşayan vatanımız şüphesiz göz nurumuz, baş tacımızdır. Ve herkesin vatanı kendisi için aynı öneme haizdir. 15 MART 2012 SAYI: 23 İrtibat: [email protected] İnönü, Rauf Orbay’dan sonra kısa süre başbakan olan Fethi Okyar’ın ardından 1925-1937 yılları arasında 13 yıl Atatürk’ün başbakanlığını yapmıştır. Ancak, Atatürk tek adamdır. Devrimci dir.” Az zamanda çok ve büyük işler” yapılmasının peşindedir. Sosyal demokrat yapıdadır. Ama sermayeye de düşman değildir. Halkın biran önce zenginleşmesini devletin altyapı yatırımlarını hızla tamamlamasını, dışarıya boyun eğmeyen ‘tam bağımsız’ bir ülke yaratmak peşindedir. İnönü bu heyecana ayak uydurmaya çalışır. Atatürk’ün her akşam seçkin ve konusunun ehli insanlarla teorisini hazırladığı devrim projelerini İnönü hayata geçirmeye çalışmıştır. Bazen Atatürk’ün hızına ayak uyduramadığı, bazen de başbakanlık makamının onurunu korumak adına küçük çalımlar attığı da olmuştur. Her iki taraf da yılların birlikteliğinin getirdiği kimi küçük kırgınlıkları, alınganlıkları sineye çekmiş olmanın sıkıntısı altındadır. bu sıkıntı şişen balon misli bir an gelir patlayıverir. Bu patlamanın görünürdeki nedeni Atatürk Orman çiftliğidir. Çiftlik projesi yavaş yürüyordur. Çiftlik bünyesinde yapılan bira fabrikası inşaatı bir türlü ilerleyemiyordur. Bu bira fabrikasının önünün açılması için İstanbul’daki Bomonti bira fabrikasının kapatılması gerekir. İnönü, ortağının uzaktan yakını olduğu bu fabrikayı kapatmak istemez.Atatürk Bakanlar Kurulu üyelerinin çoğunun da hazır bulunduğu Çankaya’daki akşam sofrasında İnönü’ye bu mevzuları açar.İnönü bakanlar kurulu üyelerinin yanında ,onların amiri olmanın verdiği güvenle, kendisiden beklenmeyen bir çıkışta bulunur.Atatürk’e karşı sesini yükseltir ! ‘Devletin bu sarhoş sofrasından yönetilmesine artık tahammülüm kalmadı’ gibi sözler söyler… Atatürk bu sözlere karşılık vermez. Ayağı kalkar.’ Bu akşam ki yemekli toplantımız sona ermiştir ‘ der ve odasına çekilir. İnönü yaptığına yapacağına pişmandır. Ama olan olmuştur. Ertesi gün önceden planlı İstanbul toplantısı vardır. Cumhurbaşkanı ve Başbakan aynı trenle gidecek ve o toplantıya katılacaktır. Program bozulmaz. Ancak, Atatürk İnönü ‘yü trende yanına çağırır.’artık birlikte çalışamayız; sen iki ay rapor al sonra da Celal Bayar’a başbakanlığı devredersin ‘ der. İnönü de özür dileme yolları arar ama Atatürk kararını vermiştir.İnönü süz yola devam edecektir.Ancak bu asla İnönü düşmanlığına dönüşmez. İnönü’nün hasımlarının çokluğundan dolayı ne olur ne olmaz, bir suikasta maruz kalırsa çocuklarının tahsili yarıda kalmasın diye 1938 de vefatından önce noter’e onaylattığı vasiyetnamesinde İsmet İnönü’nün çocuklarına da bir miktar para bırakacaktır. Onlar kader arkadaşlarıdır. Ama yol yorgunluğu son bir yılı ayrı geçirmelerine neden olmuştur. İnönü Atatürk’e karşı kin beslememiş ölümünden sonra ikinci cumhurbaşkanımız olarak yayınladığı mesajda Onun için şu veciz cümleyi yazmasını bilmiştir: ‘vatan sana minnettardır! ‘ Her ikisinin de ruhu şad olsun… GÖNLÜNDE KIŞ OLANIN ÖMRÜNE BAHAR GELMEZ. Vatan edinilmiş bir toprağa düşman gözünün eğri bakması bile o vatanda yaşayan herkese savunma hakkı verir. Vatan için ölmek bir borç olur. İnsanlar fert olarak bir meskene, oturacakları bir yuvaya muhtaç oldukları gibi millet olarak da bir vatana muhtaçtır. Evsiz barksız insanların dünyada huzur içerisinde yaşamaları mümkün olmadığı gibi, vatansız insanların da huzur ve saadet içerisinde yaşamaları mümkün değildir. Onun için dilimizde ‘’Allah kimseyi dünyada vatansız, ahrette imansız etmesin’’ denilmiştir. Vatan sevgisinin gereği milletleri ayakta tutar. Fertler arasındaki birlik ve beraberliği sağlayan ahlaki değerlerden biri vatan sevgisidir. Herkes vatanını sever. Bu sevgi fıtridir, insanın içinde yaratılışında vardır. Vatanını seven kişiye vatanperver, vatansever denir, sevmeyen kişilere de kötü gözle bakılır ve vatan haini dahi denir. Büyük şair Abdülhak Hamid : Fikrine girmemiş ise hüsn-i vatan Onu sen kale alma bari utan Köpekler bile vatanperver iken Vatanını sevmeyen acep ne sever? Şairin sorduğu soruyu bizde tekrar edelim. Sahi vatanını sevmeyen acaba neyi sever? BAŞKALARININ MENFAATİNE ZARAR VEREBİLİRSİN, REKABETTİR! MİLLİ MENFAATE ZARAR VERMEN KABUL EDİLEMEZ, HIYANETTİR! Mustafa Tarakçı SAYFA 7 ÜCRETSİZDİR 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 8 ŞENGÜL DURAN GENÇDAL Divriği ÖDP eski İlçe Bşk [email protected] KADIN İHMAL EDİLMİŞ BİR DEĞERDİR Dünya kadınlar günü 1857 de New York’lu dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam talebiyle eşitsizliklere ve ayrımcılıklara karşı başlattığı mücadele 129 kadın işçi yanarak ölmesiyle son bulmamış tam tersi tüm dünyada karşılık bulmuş ve her yıl 8 mart Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. 8 Mart dünya kadınlarının eşitlik, özgürlük ve daha hakkedilir yaşam isteklerinin dile getirildiği çok özel bir gündür. Diğer bir anlamda kadınların birlik, beraberlik ve dayanışma günüdür. Yaşadığımız erkek egemen sömürü düzeninde hayatın her alanında kadınların erkeklerle beraber yan yana, omuz omuza tüm zorluklarla, sorunlarla mücadele pratiği hep görmezden gelinmiş yok sayılmıştır. Oysaki kadın hayattır. Hayatın gidişatının her saniyesinde kadın emeği vardır. Akan suda, pişen aşta hep kadının eli vardır gün onunla başlar onunla biter. O yinede her sabah bıkmadan, usanmadan, sızlanmadan her yeni güne aynı işlerin sorumluluğuyla uyanır. Kendini bir birey olarak tanımlamasına ve yeteneklerini tamamlamasına kimse fırsat tanımaz. Kimse neler yapmak isteyebileceğini hiç sormaz,hep geri plana atılmış,ötelenmiştir.. hep ertelenmiş bir düştür onun hayatı. Ev işlerinin boğuculuğuna hapsedilmiş, eğitimi engellenmiş ayrımcılığa uğramıştır. Küçüklükten beri iyi bir insan olmaktan öte iyi bir eş, iyi bir anne, marifetli bir ev kadını olmak beynine kazılmıştır. Gelenekler, töreler, toplumsal ve dinsel kurallar kadınları hep aynı kalıp içinde biçimlendirmiş uysal, her söylenene itaat eden varlıklara dönüştürmüştür. Kendi iradesine göre değil kalıplaşmış düşüncelerin dayatmalarıyla yaşamak zorunda kalmıştır Gün geçmiyor ki haber bültenlerinde ya da gazete üçüncü sayfalarında kadın cinayetleri görmeyelim. Parçalanmış bedenlerinin acı öyküsünü birkaç satıra sığdırıp koca bir insan ömrünü atlayıp geçiştiriyorlar ertesi güne bir başka kadının benzer öyküleriyle karşılaşıyoruz. KONUK YAZAR 18 YIL SONRA DİVRİĞİ’DEYİM….(2005). Hayat insanın aklına dahi gelmeyen olayları yaşamasına neden oluyor. Yaşadığım zor yılların bitmesi nedeniyle Divriği’de bulunan Hüseyin Gazi Türbesine kurban adamıştım. İki oğlum ve eşimle birlikte kendi arabamızla Divriği yollarındaydık. Aile büyük şehirlere göç etmişti. Yaşlı teyzem ve eşinden başka kimsemiz kalmamıştı. Yıllarca annem, babam, kardeşim Gülbin ,abim Hasan Paşa ve eşi Sabahat ve oğlu Caner’in ikamet ettiği Yatılı İlköğretim Bölge Okulundan İlçeye giriş yaptık. İlginçti 20 yıl önce bu binalar çok büyüktüler, neden şimdi gözüme küçük görünüyorlardı anlam verememiştim. “ya bu binalar bu kadar küçükmüydü “ diyerek şaşkınlığımı dile getirdim. Eşim “önce Divriği sokaklarında şöyle bir tur atalım sonra Remziye teyzelere gidelim” dedi. Ulu Camiyi, çarşısını, hastane tarafını, Mustafa Necati, Cumhuriyet, Atatürk, Meslek Lisesi, Divriği Lisesi okullarını, 10 yıl görev yaptığım Milli Eğitim Müdürlüğünün bulunduğu hükümet binasını, sevinç, buruk, hüzün,gözyaşı içinde gezerek,içimdeki hasret ve özlemi gözyaşlarımla gidermeye çalıştım. Sonra Selavattepe Lojmanları tarafına geçerken, taşbaşında bulunan yıllarca oturduğumuz, küçük oğlumu dünyaya getirdiğim Maliye Lojmanının önünden geçtik. Hayalimdeki o kocaman 3 katlı bina sanki küçülmüştü. Virane içindeydi. Biz oturduğumuzda da böylemiydi, yoksa şimdi bakımsız mıydı? İstasyonu geçtik ve Selavattepe Lojmanlarının sokaklarına girdik. Ne büyük hayal kırıklığı yarabbim, ablamlar otururlardı burada, onlara ziyarete gelmek benim için süper bir olaydı, burada yaşayan insanlar lüks yaşıyorlardı. Evleri, sokakları çok temiz ve bakımlı, düzenli, sosyal yaşantıları bizlere göre daha güzel ve özendiriciydi. Neredeydi o insanlar, ne hale getirmişlerdi şimdiki insanlar,o güzelim binaları, sokakları, tesisleri… hiç mi içleri acımıyordu bu hale gelmesinden, vicdanları sızlamıyor muydu acaba. Balta girmemiş orman olmuştu sanki evlerse ağaçların arasında kaybolmuşlardı, evlerin camları kapıları kırılmış, yıkılmış harabeye dönmüştü. Cürek gibi olmuştu. Hayal kırıklığı ve üzüntü içinde gözyaşlarımla birlikte ayrıldık oradan. Teyzemler bizi çok hoş karşıladılar, o geceyi birlikte anıları tazeleyerek geçirdik. İkinci gün dede evi olan amcamların evinin önünde yani ocak evinde kurbanımızı kesecektik. Sabah Kemal amca ile eşim gidip kurbanlığı almışlardı. Su lazımdı tabi, Kemal amca bidonu bana uzatarak “kızım komşulardan biraz su iste getir” dedi. Bidonu aldım yıkılmış toprak evlerin arasından geçip sokağa indim. En yakın Tarakçı’ların Sevim yenge vardı, ondan isteyebileceğimi düşünerek oldukça eskimiş kanatlı kapıyı tıklattım. Duyan olmadı, biraz daha hızlı vurdum kapıya ve seslendim “ Sevim yenge, Sevim yengeeeee” ses veren olmadı… kırık dökük kapının aralarından içerisini görmeye çalıştım. Hayalimdeki gördüğüm manzara çok güzeldi. Sevim yenge ve iki kızı Kamile ve Hamiyet, Emine yengem iki kızı Yıldız ve Selma, annem,(Gülüzar ana) kız kardeşim Gülbin ve ben Sevim yengelerin evlerinin kapısı önünde dutların döküldüğü, silinerek betonlaştırılan toprak dam vardı. Akşam serinlikte büyük astarları açıp dutları silkeleyecek ve büyük tepsiye koyup arasına buzlar yerleştirerek soğuk soğuk yiyeceklerdi ama şimdi bir sofranın etrafında toplanmış iç yiyorlardı. 15 MART2012 SAYI: 23 İrtibat: [email protected] Sonsuza kadar susturulmuş bu kadınların saklısında kim bilir ne hikayelerini de beraberinde götürdüklerini hiç düşünmeyiz. Töre adı altında geleneksel zulme maruz kalan kadın hiç kendinin namusu olamamış hep erkeğin namusu olmuştur. Her an namlunun ucunda olan kadının bedeni savaşlarda bile intikam sahasına dönüştürülüp erkekliğini bir silah gibi kullanan canilerin insanlık dışı zulümlerine maruz kalmıştır. Ataerkil kültürün yüzyıllardan beri süregelen alışkanlıklarını ve dayatmalarını birdenbire yok etmek zor ama imkansız değil.Bu sorunların çözüleceği yer mücadele alanlarının yaratılmasıyla başlayacaktır.Kadınlar üzerindeki her türlü sömürü ve baskıya son verecek kadının toplumsal ve siyasal yaşamda etkin bir rol üstleneceği demokrasi mücadelesidir. Dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan kadınların nüfusun diğer kalan yarısıyla aynı haklara doğuştan sahip olduğunu anlatmakla başlayacağız. Ne erkek ne kadın, sorun insan olabilme sorunudur,bunu kabullendiğimizde gerçek çözüm yollarını bulmuş olacağız. Şimdi lütfen kendimize şu soruları soralım.. Bugüne kadar kadınlar hangi savaşı başlatmışlardır,hangi yoksulluğa sebep olmuşlardır,hangi yolsuzluğa imza atmışlardır,hangi törenin arkasına sığınıp sevdiğini parçalara ayırmıştır,kimin kafasına yada topuklarına kurşun yağdırmışlardır,kimin bedeninden intikam almışlardır?..ne kadar söz sahibi yaptınız kadınları siyasette yada sosyal yaşamda? dünyayı düzeltme şansı verdiniz mi? hiç yönetici kadrolarda yer alma fırsatı tanıdınız mı? Yaşanılan onca haksızlıklarda kaç kadın parmağı var? Demokrasi mücadelesinde yer alamaz,karşısında durduğu olaylara ses çıkaramaz ,karavanın arkasında bile özgür iradesini kullanıp güvendiğine değil emredilene oyunu kullanmak zorunda bırakılır.Bu satırlara sadece bir kısmını sığdırabildiklerim bir haksızlık değil midir sizce de??? Ne saçı uzun aklı kısayız,ne de eksik eteğiz.Sofradaki yerimizde öküzümüzden sonra gelmiyor.Ne erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldık ne de bizim yüzümüzden cennetten kovuldu adem..Artık bu trajikomik halk söylencelerine, hurafelerinize inanacak yada uyacak gücümüz kalmadı biz anayız sizi de doğuranın bir ana olduğunu hatırlatarak bitirmek istiyorum.Kadın ihmal edilmiş bir değerdir.YAŞASIN 8 MART.. YAŞASIN İNSAN HAKLARI..SELAM OLSUN İNSANCA YAŞAMI SAVUNAN YÜREKLİ VİCDAN SAHİPLERİNE SEVGİYLE KALIN SEVGİYİ ÇOĞALTMAK, PEKÇOK KÖTÜLÜĞÜ BERTARAF EDER! Gülme ve kahkaha seslerini duyuyordum, çok mutluydular, yanımdan hızla geçen bir arabanın sesiyle irkildim. Yok kimse yoktu kapının aralığından baktığım yerde. Nereye gitmişti Sevim yenge ben şimdi kimden isteyeceğim suyu…Şöyle etrafıma bakındım Fatigül yengelerin evine doğru yoktu tabii ki onlarda çoktan taşınmışlardı buralardan onlarda. Etrafda hiç tanıdık oturan kalmamıştı, su isteyebileceğim kimse yoktu. Bende baba evine doğru yola koyuldum. Mesafe yakındı ama arada birkaç evi geçmem gerekiyordu. Giderken yıllar önce bu evlerde oturanları düşündüm. Sol tarafta çocukluk can arkadaşım Kumru’ların evinin önünden geçerken, o evlerden eser yoktu, sonra Garip abimin oturduğu evin önünden geçtim, ne kadar değişmişti buralar. Sağ tarafta Medine ablamların oturduğu ev, yanından o zamanlar tarla olan alandan kocaman bir yol geçirmişlerdi. Bu sokaklar bana iyice hüzün vermeye devam ediyordu. Sokaktan geçerken sanki Cuma dayının gelini Gülseren ablanın pencereden bana seslendiğini duyar gibi oldum,başımı kaldırıp baktım tabi, ama oda yoktu orada…. Fatma Akkaya, benden birkaç yaş büyüktü, bir zamanlar onların oturduğu bizim eve bitişik olan evde sonradan arkadaşım Hatem’ler oturmaya başlamışlardı. Şarapcı dedenin kızı. İyi arkadaşımdı ama şimdi nerededir bilmiyorum, onu görmeyi çok isterdim. Onlarında kanatlı kapılarını tıklattım ses veren olmadı. Kapıyı iteledim açıktı. Açtım içeriye girmedim ama baktım, hala burada yaşama belirtileri vardı. Tekrar tekrar seslendim ne duyan oldu ne gören… Bizim ev; kanatlı kapısı zaten açıktı,durdum içim titreyerek kapıya baktım sonra içeriye girdim. Soldaki iki gözlü evden eser yoktu, uzun yıllar Hür dayımların sonradan bir yıl kadar benim oturduğum ev iyice harabeye dönmüştü. Evimizin Garip abimlerin oturduğu tarafındaydım. Şimdi boş toprak olan ama bir zamanlar Aysel yengemin soğan, maydonoz ektiği ince bir dal asma ağacının bulunduğu kenarları hafifce yükseltilmiş küçük bir yer vardı, oraya taşın üzerine oturdum. Kalbim sıkışıyordu, içim içime sığmıyor taşıyordu, ağlayamıyor, sevinemiyordum, garip bir ruh hali içindeydim. Kimsecikler görünmüyordu, ama kulağımdaki sesler gittikçe çoğalarak gökyüzünü deliyordu. Babam, annem, dayımlar, abimler, çocuklar sanki hep bir ağızdan konuşuyorlardı. Ağlıyorlar, gülüyorlar, koşuşturuyorlar, ellerimle yüzümü kapadım kendime gelmeye çalıştım. Kemal amca ile eşim Tarık su bekliyorlardı biran önce su bulup götürmem gerekiyordu. Nasıl yani yaaa , ben şimdi ne diyerek su isteyecektim ki, ben kimdim, burada ne işim vardı, neden buradan istiyordum. Kendi toprağımda hiçbir yerde ve kimsede bir bidon su bulamamış ve baba evine gelmiştim. Ayağa kalkıp kiracının oturduğu yıllarca bizim oturduğumuz çocukluğumun geçtiği eve doğru yöneldim ki bir bayan çıktı köşeden. “ buyurun kime baktın, ne için geldin” diye sorunca bir anda ne diyeceğimi bilemedim. Birden ağzımdan şu sözler döküldü “ şey su, yani biraz su isteyecektim” durakladım sonra “şeyyy ben bu evin kızıyım, kurban kesiyoruz da biraz su lazım verebilirimsiniz” bayan “ tabi tabi , sen Garip hocanın neyisin “ dedi. Evi abim den kiraladıkları için onu tanıyorlardı. “ benim abim olur” dedim. Sağolsun bayan bidonu suyla doldurup verdi “tekrar lazım olursa çekinme yine gel, istediğin kadar su alabilirsin” dedi. Teşekkür ederek hızla uzaklaştım oradan, gözümden akan yaşları bayanın görmesini istemiyordum. Kanatlı kapısına gelince artık kendimi hiç tutamayıp hıçkırıklara boğuldum. Annem, babam tüm ailem bu topraklarda bir zamanlar yaşamamış mıydık, suyunu içip havasını solumamış mıydık? Nasıl yani ya şimdi biz bu topraklarda bitmiş miydik? yok mu olmuştuk. Ne kimse bizi tanıyordu nede ben tanıyordum. Elimde su bidonuyla hızla uzaklaştım. (Devamı Müteakip Sayfada) DİVRİĞİ, DÜNYA KÜLTÜR MİRASINDA HAKETTİĞİ YERİ ALACAKTIR. SAYFA 8 ÜCRETSİZDİR 15 MART2012 SAYFA 9 SAYI: 23 İrtibat: [email protected] Yıllarca Divriği’de bulunan evimizin satılmasını istedim. Gidip gelmediğimiz, kalıp oturmadığımız ev neden dursun, satılsın derdim ama, Üstüner’ lere ait olan Kamber Abdallılardan Rahmetli Kamber usta ile Gülizar ananın evlerinin kanatlı kapısından çıktığımda kendimden utandım. Böyle bir şeyi nasıl istediğime inanamadım. Annemin babamın emeklerini nasıl görmezden gelmiştim, onlar yüreklerini koymuşlardı, canla başla, yoklukla çalışıp çabalayıp bu evi yapmışlardı. Ben nasıl bir evlattım da annemin, babamın emeklerinin satılmasını istemiştim. Utandım, üzüldüm, ama kendime geldim, kabirlerini ziyaret ettiğimde onlardan özür diledim. Mümkün olduğunca evimizin yaşaması için asla satılmasına izin vermeyecektim. Bundan sonrada arada bir gelip birkaç gün kalıcam dedim. Şimdi sağ olsun Paşa abim evleri yaptırıyor, her şeyiyle ilgileniyor. Allah Paşa abim den razı olsun,ayağı taşa değmesin, çocuklarıyla birlikte uzun sağlıklı ömürler versin.Allah’ımdan istediğim izin versin hiç olmazsa senede 2-3 gün gidip babamın evinde kalabileyim,annemin babamın evinin yaşamasına bende katkıda bulunabileyim. Yaşadığımız her olayın bir nedeninin olduğuna inananlardanım. Ne işim var daha benim oralarda, kimsemiz kalmadı bile neden gideceğiz ki dediğim toprağıma yolum düşmüştü işte. Çok zor yıllar yaşadım, ama sonunda Allah’ım beni ödüllendirdi, bende teşekkürlerimi, şükürlerimi kurban adayıp keserek göstermek istedim ve neden dönülebilirmiş öğrendim. Elimde bidonla üzüntülü ve buruk gittiğim yoldan mutlu ve kararlı bir şekilde geri dönüyordum. Kurbanımızı kestik, dağıttık, Hüseyin Gazi türbesine; Remziye teyzem, Rahmetli Kemal amca, oğulları kuzenim Aliyar’la açık Divriği ekmeği pişirip getiren Belgüzar abla ve biz giderek ziyaret ettik, kurban pilavımızı yedik. Kabirleri ziyaret ettik. O akşam Rahmetli Sevim yenge bizim geldiğimizi duymuş teyzemlere geldi, olayı anlattım çok üzüldü. Komşuya gitmiş, oradan dönerken de bizim geldiğimizi öğrenmiş, geç saatlere kadar balkonda oturduk çay içtik, sohbet ettik, ağladık, güldük kuzenim Aliyar’ın çaldığı ney müzikleri eşliğinde anıları yad eyledik. Sabahın ilk ışıklarıyla da Divriği’den ayrıldık. 9 HAZİRAN 2011 RAHİME ÜSTÜNER BAŞ ÖNCE SİZİ HEMŞERİLERİMİZ TANISIN! 15 MART 2012 SAYI: 23 SAYFA 9 ÜCRETSİZDİR
Benzer belgeler
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-5
28 ŞUBAT
DİVRİĞİ’NİN BİR EKSİĞİ TAMAMLANDI
Eski kaymakam Sayın Salih Ayhan, giderayak şimdiye kadar Divriği
de yapılmayan veya Layık-ı Veçhile olmayan bir eksiğimizi
tamamladı. Bize de gönderdiği D...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-50
İdaresi Genel Sekreterliğine tayin oldu.
Sayın Ayhan, Yeşil Divriği Gazetesi “ Aynalı Kahve Sohbetleri”
köşesinde Doktor Cahit’in de sözünü ettiği gibi az zamanda Divriği’ye
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-54
Bşk. Aday Adayı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Tarakçı’nın dışında
hemen bütün üyeler onay verir yönde irade beyanında
bulundular.
Mustafa Tarakçı;
-Mevcut Üye yapısının Divriği’de CHP’ye oy veren bütün
seç...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-8
kucaklarında verecekleri din eğitimi, onların dini
vecibelerini yerine getirmeleri için kafidir. Ancak, İleri
derecede dini eğitim almak isteyenler için ilave eğitim
gereklidir.’’demişlerdir.
(1)Ze...
Yeni Divriği gazetesi SAYI
Yapılan açıklamada "Güzelliği, cazibesi ve ihtişamı ile göz kamaştıran Sarayburnu Camisi; iki minaresi ve oldukça ilgi
çeken görüntüsüyle birçok yerli ve yabancı turist tarafından şimdiden ziyaret ...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-6
vecibelerini yerine getirmeleri için kafidir. Ancak, İleri
derecede dini eğitim almak isteyenler için ilave eğitim
gereklidir.’’demişlerdir.
(1)Zeynep güneş ‘’İmam Hatip Liseleri laiklik ve T.C’’ ,...
Yeni Divriği Gazetesi SAYI-32
yapı ve teçhizatlanma gerekse öğretim eleman ihtiyacı
olarak güçlendirilmesi gerekmektedir. Divriği dışında
yaşayan hemşehrilerimizden bazıları Divriği’ye önemli
yatırımlar yaparak kamuya bağışlamı...