Buluşma Dergisi, 2014 Sayı 2 / 5,5 Mb
Transkript
Buluşma Dergisi, 2014 Sayı 2 / 5,5 Mb
ALLIANZ Buluşma 2014 SAYI 2014 2SAYI 1 SELÇUKLU MUTFAĞINDAN YEMEK TARİFLERİ EN BAŞARILI SİGARA BIRAKMA YÖNTEMLERİ SEYAHAT ROTAM KÜBA Masallardakİ fakİr ama mutlu İnsanların ülkesİ A Sevgili Okurlar, Allianz Türkiye olarak 2014 yılına güzel bir giriş yaptık; daha yenilikçi ve paydaşlarına katkı sağlamayı ilke edinmiş çevik bir organizasyon yaratma hedefiyle adım attık. Sizlerin memnuniyeti öncelikli hedefimiz. Ürün ve hizmetlerde yeniliğin yanı sıra, bu hizmetleri size sunma şeklimizin de giderek önem kazandığının bilinciyle yol alıyoruz. Tüm iş süreçlerimize dijitalleşmeyi kazandırarak, hizmetlerimizi teknolojik gelişmeler paralelinde sizlere sunmak amacıyla bir dizi yeniliği hayata geçirmeye başlıyoruz. Daha güvenli yarınlar, daha yenilikçi düşünebilen ve toplumun değerleriyle birlikte hareket eden organizasyonlarla mümkündür. Biz de, Allianz Türkiye olarak Türk toplumu için buradayız. Müşterilerimizin sağlıklarını, yıllar boyunca oluşturdukları birikim ve mal varlıklarını korumak, hayatlarının tüm evrelerinde kendilerinin ve ailelerinin yanında olmak için varız. Sevgi ve saygılarımla, Solmaz Altın CEO, Allianz Türkiye Buluşma 2014 3 6 YAŞAMA SANATI Daha keyifli bir yaşam için “zevk sahibi” öneriler… 8 KÜBA 23 16 BESLENME TUZAKLARINA KARŞI 13 KARATAY ÇÖZÜMÜ Güzel sesli yaratıklar ülkesi olarak da bilinen Foça’da unutamayacağınız dinginlikte bir tatil için… Masallardaki fakir ama mutlu insanların ülkesi burası olsa gerek… Ünlü doktor beslenme tuzaklarına karşı sefere çıktı. SEYAHAT ROTAM: FOÇA 40 PEYNİR HAKKINDA Peynirin tadını daha iyi çıkartmak için bilinmesi gereken 15 şey… 20 EN BAŞARILI 42 SİGARA İSTANBUL’UN BIRAKMA EN İYİLERİ YÖNTEMLERİ Herbiri İstanbul aşığı ünlü Tiryakiler sigaradan bu yöntemlerle vazgeçiyor. isimler şehirdeki en vazgeçemediklerini seçti. 22 ÇAĞDAŞ SANATIN MİLYONERLERİ 50 OSMANLI’DAN KARELER En çok kazanan isimler ama şovmen diye suçlanıyorlar. 32 MUTFAK SANATININ SON DAHİSİ 54 KÜLTÜR REHBERİ Kitap, müzik, DVD… Arşivinizin baş köşesinde bu önerilerimize yer açın. 58 SELÇUKLU MUTFAĞI Bu yemek tarifleri unutulmuş tarihimizden izler taşıyor… 100 yıldan daha eski fotoğraflar eşliğinde bir zamanlar “biz”… Moleküler mutfağın çılgın ustası Ferran Adria şimdi dünya mutfağında köklü bir değişimin peşinde… 36 YÜZEN ŞEHİR DEVLETLER Yeni hedef okyanusta kurulacak ve kendi kendini yöneten yüzen devlet… 4 - Buluşma 2014 BULUŞMA 2014 Sayı 2 Allianz adına sahibi: Arif Aytekin Yapımcı: OCT Meşrutiyet Mah. Büyükdere Cad. Balçıktarlası Sk. Tanlı Han No:1 Kat:2 Şişli / İstanbul Tel: 0212 291 15 05 www.oct.com.tr Film, Baskı ve cilt: Bilnet Matbaacılık Biltur Basım Yayın ve Hizmet A.Ş. Dudulu Org. San. Bölgesi 1.Cad. No:16 Ümraniye İSTANBUL Tel: 444 44 03 Yönetim yeri: Allianz Sigorta A.Ş. Bağlarbaşı Kısıklı Cad. No: 13 Altunizade 34662 İstanbul Tel: 0216 556 66 66 www.allianzsigorta.com.tr www.facebook.com/ allianzturkiye www.twitter.com/ allianzturkiye Yayın türü: Yaygın süreli yayın Yayının mahiyeti: Kurumsal Allianz Her Zaman Kazandñrñyor! Allianz Türkiye Facebook sayfamñzñ beàenin, fñrsat ve avantajlarñmñzdan haberdar olun... www.facebook.com/AllianzTurkiye 6aa^VcoH^\dgiV6#Ē# lll#Vaa^Vcoh^\dgiV#Xdb#ig))))*)+ 6aa^Vco=VnVikZ:bZ`a^a^`6#Ē#lll#Vaa^VcoZbZ`a^a^`#Xdb#ig))))*)+ 6aa^VcoNVēVbkZ:bZ`a^a^`6#Ē# lll#Vaa^VconVhVbZbZ`a^a^`#Xdb#ig)))%.*( yaşama sanatı HOLLYWOOD FİLMLERİNE OSMANLI YORUMU Star Wars’u Osmanlılaştıran adam olarak tanıdığımız Türk ilüstratör Murat Palta, aldığı olumlu tepkiler sonrasında, aynı tekniği kullanarak A Clockwork Orange, Alien, Goodfellas, Inception, Kill Bill, Pulp Fiction, Scarface, Terminator ve The Shining gibi kült filmleri de Osmanlılaştırmış. Palta’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nda saraydaki hayatı tasvir eden minyatür sanatını, çağdaş Batı Sineması eserlerini tasvir ederken kullanması, ortaya birbirinden ilginç işler çıkarmış. INSTACORNER İLE FOTOĞRAFLARINIZ HER KÖŞEDE A rtık Instagram’da paylaştığınız fotoğrafları istediğiniz yerde sergileyebilecek ya da unutulmasını hiç istemediğiniz anları sevdiklerinizle paylaşabileceksiniz. Zira Instagram fotoğraflarınızı birbirinden şirin magnetlere dönüştürerek elinize ulaştıran Instacorner ekibi “yaşadığınız anları ölümsüzleştirmek için” her an hazır ve nazır! Fotoğraflarınızı magnete dönüştürmek için, instacorner.com adresinden ulaşabileceğiniz siteye kendi Instagram hesabınızla giriş yapmanız ve seçtiğiniz fotoğrafları sipariş etmeniz yeterli. Dokuzlu setler halinde elinize ulaşacak magnetleri evinizin dilediğiniz köşesinde sergileyebilir ya da çok hoş ve farklı bir hediye olarak sevdiklerinize sunabilirsiniz. Siparişi verdikten sonraki üç iş günü içinde magnetleriniz kapınızda. Sonrasında artık kendi kişisel Instagram sergiciğinizi mi kurarsınız yoksa buzdolabını baştan aşağıya magnetlerle mi kaplarsınız size kalmış. 6 - Buluşma 2014 Bir oyuncağın anatomisi Büyüsek de sevmekten vazgeçemeyeceğimiz oyuncaklara daha “yakından” bakmaya ne dersiniz? Jason Freeny, çocukluğumuzdan aşina olduğumuz karakterleri anatomik modellere dönüştürüyor. Bir hayvan illüstrasyonu yaptığı sırada bedeni anatomik olarak çizme denemesi ile başlayan hikayesi, sonrasında onlarca karakteri 3D olarak bu şekilde yaratmasıyla devam ediyor. Freeny’nin el attığı karakterler arasında Barbie, Mario, Mickey Mouse, Lego Man ve Buz Devri’nden Sid var. Koleksiyona katmayı düşündüğü birçok oyuncak kahraman da sırada bekliyor. STEVE MCQUEEN’IN PERSOL’LERİ S teve McQueen, sinema dünyasının gelmiş geçmiş en “cool” adamlarını sayın deseler kuşkusuz herkesin aklına ilk gelen isimlerden birisi olur. Hızlı yaşam tarzı ile aramızdan erken ayrılan bu ikonun hayatında kendisiyle beraber ikonlaştırdığı arabalar, kıyafetler ve daha birçok aksesuar var. Genelde fotoğraflarında sıkça gördüğümüz Persol gözlükleri de bu aksesuarların en önemlilerinden birisi. Efsane oyuncunun 1968 yapımı The Thomas Crown Affair filminde kullandığı bu efsane gözlük, 45 yıl sonra yeniden piyasaya çıktı. McQueen hayranları sınırlı sayıda satışa sunulan bu gözlüğü tabii ki kaçırmayacaktır. ‘Kuş Misali’ bir sergi İstanbul Fransız Kültür Merkezi, 1978 yılından bu yana Paris’te çalışmalarını sürdüren sanatçı Selçuk Demirel’in 1974-2014 yılları arasında basında yer alan çizimlerinden yapılmış bir seçkiyi “İnsanoğlu Kuş Misali” başlığı altında sergiliyor. Eylül başına kadar devam edecek retrospektif sergi, izleyicileri sanatçının son 40 yılda dünya gündemine ilişkin özgün bakışını keşfetmeye davet ediyor. Siyasal ve sosyal dönüşümleri çizgilere taşıyan bu sergi, Selçuk Demirel’in Türkiye’de yaşarken hazırladığı bir dizi afiş ile açılıyor. Sanatçının Le Monde, The Washington Post, The New York Times ya da The Wall Street Journal gibi gazete ve dergilerde yayınlanmış desenlerinden yapılan seçki “Jeopolitik”, “İnsan Hakları” ve “Düşünmek” başlıklı üç tema etrafında sunuluyor. SAVAŞ BAŞLASIN Star Wars her zaman olduğu gibi çocukluğumuzun ikonik ve sıkıcı oyunlarından birisi olan parmak güreşine de bambaşka bir boyut getirmiş. Parmak ışın kılıçlarınızı takın, kartondaki delikten parmağınızı geçirin ve güreşe başlayın. Darth Vader ve Luke Skywalker’ın ışın kılıçları şeklindeki parmak kılıçları kartona basılmış gerçek Star Wars ortamlarında güreşmenizi sağlıyor. Altı filmden toplam yedi ayrı mekanda güreşebilir ve Star Wars ruhunu parmaklarınızda hissedebilirsiniz. Buluşma 2014 - 7 SEYAHAT ROTAM Dünyanın en büyük açık hava müzesi olan Küba’da her şey 50 yıl öncesinde kalakalmış. Kulağınıza her an bir müzik tınısı çalınan, eğlencenin her köşesinde hiç eksik olmadığı, muhteşem plajlarıyla unutulmaz bir rüya vaad ediyor. Masallardaki fakir ama mutlu insanların ülkesi burası olsa gerek… 8 - Buluşma 2014 Masallardakİ fakİr ama mutlu İnsanların ülkesİ Küba Buluşma 2014 - 9 B “Burada şeker eksilir, tuz eksilir. İçki, eğlence hiç eksilmez, bitmez.” Kübalılar için, yaşamın kısa bir özeti bu cümlede gizli. Buralarda mutluluğun asıl reçetesi müzik ve dans. İçten gelen ve taşan bir mutluluk bu. Belki de çoğu zaman sadece masallarda rastladığımız fakir ama mutlu insanların ülkesine ziyaret insanı derinden etkiliyor. Her an kulağınıza bir müzik tınısı çalınan bir ülke düşleyin. Sokaklarda insanların, dansın ritmine kendilerini bıraktıkları, anı yaşadıkları bir ülke. Ama Küba, bütün bunların ötesinde, bu topraklarda yaşayan büyük bir tarihi buram buram hissettiriyor her an insana. Yıllardır maruz kaldığı ambargolar yüzünden daha da kendi kabuğunun içine çekilen; Che’nin, Fidel Castro’nun ülkesine hoşgeldiniz. TABİİ Kİ ÖNCE HAVANA Küba’yı gezmek için 7 gününüz de olsa, 70 gününüz de olsa, mutlaka geziniz için bir başlama noktasına ihtiyacınız var. Bu başlama noktası da tabii ki ‘Havana’. Küba’da yollar çok engebeli olduğu için ve çok fazla zamanınız yoksa Havana’da kalıp sadece birkaç günlüğüne, yanıbaşında bulunan muhteşem deniziyle kumuyla ‘Varadero’ya gitmekle yetinebilirsiniz. Bu arada Varadero’nun aşırı turistik olduğunu söyleyenlere aldırmayın. Bomboş ve kilometrelerce uzanan kumsalını gördüğünüzde anlayacaksınız. Üstelik daha önce görmediğiniz kadar berrak ve duru denizi sizi cennete götürecek. Küba’yı gezmek için en az 10 gününüz olsa bile tabii ki gezinizin en önemli bölümünü Havana’ya ayırın. Sonra da Havana’dan başlayarak kiraladığınız bir araba ile İngiltere büyüklüğündeki adanın en doğusuna kadar süzülün. 10 - Buluşma 2014 AÇIK HAVA MÜZESİ Havana’nın dokusu 50 yıldır değişmemiş. Bir çivi bile çakılmamış. Hâlâ her şey eskisi gibi korunuyor. Havanalılar mimari açıdan tam bir potpori olan bu açık hava müzesi ile gurur duyuyorlar. Havana Vieja (Eski Havana), Havana Centro (Merkez) ve Vedado olmak üzere üç ayrı bölümden oluşan Havana, Latin Amerika’nın en güvenli şehri olarak biliniyor. Kübalılar çok güleryüzlü ve barışçıl insanlar. Havana Vieja, butik otelleri, adım başı küçük müzeleri, kafeleri, sokak çalgıcıları ile gündüzleri turistlerin oyunculuk yaptığı bir film karesini andırıyor. Geceleri ise yeni güne hazırlanmak için kendi kabuğuna çekiliyor. Şehir, Havana Vieja ile büyümeye başlamış ve İspanya’nın sömürgeleştirdiği diğer şehirlerden farklı olarak, bir değil, birbirleri ile dar sokaklarla bağlantılı olan dört ayrı meydan çevresinde gelişmiş: Dini merkez ‘Katedral Meydanı’ (Plaza de la Catedral), ordunun merkezi olan ‘Silahlar Meyda- Küba’yı gezmek için 7 gününüz de olsa 70 gününüz de olsa bir başlama noktasına ihtiyacınız var. Bu başlama noktası da tabii ki Havana... nı’ (Plaza de Armas), İspanyol gemilerinin yanaştığı limanın hemen yanındaki ‘San Francisco de Asis Meydanı’ (Plaza San Francisco de Asis) ve pazar olarak kullanılan ‘Eski Meydan’ (Plaza Vieja). Şehirde en fazla nüfusu barındıran Centro Havana’da kaçırılmaması gereken iki adres de ‘Museo de la Revolucion’ (Devrim Müzesi) ve ‘Museo de Bellas Artes’ (Güzel Sanatlar Müzesi)… Havana’nın dört büyük meydanından biri olan Plaza San Francisco de Asis her gün yanaşan İspanyol gemilerinden inenleri ağırlıyor. Buluşma 2014 - 11 TURİSTLERİN UĞRAK YERİ: LA FLORIDIATA CAFE Küba’nın en popüler mekanlarından La Bodeguita Del Medio’da mohito içmek yapılacaklar listesinde mutlaka olmalı. Kübalılar, bir zamanlar şehirlerini onurlandıran Hemingway’ın ‘Mohitosunu’ içtiği ‘La Bodeguita Del Medio’ ve ‘Daiqiri’ içtiği ‘La Floridita Cafe’yi paraya dönüştürmeyi ihmal etmemişler. Şehrin bu iki içkisini en pahalı satan her iki mekan da “turistlerin Mekke’si” haline gelmiş. Turistlerin izdihamı yüzünden Küba’da normal olarak fiyatı 0.90 dolar olan Mohito’yu 4 dolara içmek durumunda kalıyorsunuz. Buna rağmen ‘La Bodeguita Del Medio’ hınca hınç dolu. Kafelerin çevresinde kafalarına gül takıp, ağızlarına aldıkları purolarla bir dolara poz veren yaşlı teyzeler ve falcıları görürseniz şaşırmayın. HAVANA’DAN DOĞU’YA SÜZÜLÜN Küba’da geçirecek en az 10 gününüz varsa, bir araba kiralayarak adanın doğusuna doğru süzülebilirsiniz.Kendinize bir yol haritası belirlemelisiniz. Başkent Havana’da geçirdiğiniz birkaç günün ardından, önce istikametinizi deniz kenarında bulunan güneydoğudaki Domuzlar Koyu’na (Bahia de Cochinos) yönlendirin. Oradan buram buram 19. yüzyılın neoklasik tarzı kokan sokakları ile Fransız aromalı ‘Cienguegos’ kentine geçin. Orada geçirdiğiniz bir gecenin ardından, kişi başına düşen müze sayısı ülkenin her tarafından çok daha fazla olan meşhur ‘Tirinad’ı görmeniz lazım. Sonra, Che’nin izlerini takip etmek için ‘Santa Clara’ya’ geçin. Bu şehirde gece hayatı da en az Havana kadar iyi. Daha doğuda bulunan ‘Camagüey’ muhteşem Katolik kiliseleri ve tarihi ile sizi bekliyor. ‘Holguin’e yapılacak ziyaretin ardından, devrimin başladığı noktaya ‘Bayoma’ya yönelin. Devrimin planlandığı ‘Santiago de Cuba’ da ilk devrim planlarının başladığı yer. En doğuda fakat en en güzel varış noktanız ise kokonat, çikolata ve tropik görünümüyle ‘Baracoa’. 12 - Buluşma 2014 Havana’da geçirdiğiniz birkaç günün ardından istikametiniz güneydoğudaki Domuzlar Plajı (Bahia de Cochinos) olabilir. Burada şeker eksilir, tuz eksilir... Ama içki ve eğlence hiç eksilmez, bitmez. KÜBA’NIN RÜYA GİBİ PLAJLARI >> Plaja Sirena (Sirena Plajı): Eğer plaj tatildeki ilk önceliğinizse doğru yere geldiniz: ‘Cayo Largo del Sur’. Küba’nın sığınaklı bu resort adası, ülkenin en güzel kumsalını da oluşturuyor. >> Plaja Maguana (Maguana Plajı): Baracao’da yani en doğu uçta bulunan bu plaj sizi Kübalı gibi hissettirecek. Vintage arabayla gelin oraya, reggaeton müziğinizi açın, Küba biralarıyla keyfiniz tamam... >> Plaja Pilar (Pilar Pilajı): ‘Cayo Guillermo’da bulunan bu plaj, beyaz kumu ve sıcak duru suyu ile Hemingway’in sürekli gittiği noktalardan biriymiş. Plajın adı da zaten ünlü yazarın kitabındaki balıkçı teknesinin adından geliyor. >> Plaja Ancon (Ancon Plajı): Trinad’a 40 dakika mesajedeki bu plaja, Trinidad’a giderseniz, mutlaka uğrayın. >> Plaja Los Pinos (Pinos Plajı): “Niye buradaki tek kişi benim?” Bu plaja gelenlerin genellikle sordukları tek soru bu. Soru sormayın, sadece plajın keyfine bakın. Buluşma 2014 - 13 Küba’nın Paladar adı verilen restoranları (üstte) bir ailenin yemek odası havasında döşenmiş, sıcak bir atmosfer yaratmak için tıka basa eşya ile doldurulmuş yerler... Mutlaka bir Paladar’a uğramalı ve atmosferi solumalısınız. ŞU KELİMEYİ UNUTMAYIN: PALADAR Paladar adını, Küba’da çok duyacaksınız. O nedenle aklınızda tutmanız gereken bir kelime. Özel girişimcilerin açtığı restoranlara verilen ‘Paladar’ (Paladares) bütün ülkeye mantar gibi hızla yayılıyor. Paladarların aslında restoranların ötesinde bir anlamı var. Kübalılarda belki de restoran kültürü yeni yeni gelişmeye başladığı için, Paladar sahipleri mekanlarını rüküş bir aile yemek odası şeklinde döşüyorlar. Atmosferi sıcak hale getirmek için tıka basa evlerinde ne varsa dolduruyorlar. İşte size bunun çok güzel bir örneği: Eski Havana’da bulunan, ev yemekleri yapan küçücük bir Paladar: ‘Paladar la Mulata der Sabor’. Sahibi Rosa sizi anne şevkatiyle karşılar. Yemek bitiminde ise hep bir14 - Buluşma 2014 likte ‘reggeaton’un ritmine bırakın kendinizi... Küba’nın en ünlü Paladar’ı ise Havana’nın merkezinde, 1979 yılı Küba’sında bir üniversite öğrencisi ve bir sanatçı arasında yaşanan eşcinsel aşkı anlatan, ‘Fresa Y Chocolate’ (Çilek Çikolata) filminin çekildiği, ‘La Guarida’. Bu Paladar’da yemek yerken, gerek Avrupa ve Küba yemekleri karmasından oluşan menüsü, gerekse ortamı nedeniyle, Küba’da değil de Avrupa’nın herhangi bir ülkesindesiniz izlenimini alıyorsunuz. Aslında Paladar’ların sayısı hâlâ çok fazla olmadığı için ülkede parmakla gösteriliyorlar. Bunun ötesinde gün içinde karnınız acıktığında ayaküstü bir sandviç bulmak bile çok zor. Tek tük bazı yerlerde rastlayacağınız süpermarketlerin ise ağzına kadar yiyecek ve içecek dolu olduğu yanılgısına düşmemek gerek. Fiyatlar ise el yakıcı! Aylık 20 doları zar zor biraraya getiren Kübalılar için paladara gitmek neredeyse bir hayal. Küba’da bu nedenle turistlerle Kübalıların gittikleri restoranlar farklı. 80’LERİN TÜRKİYE’Sİ Küba’da yaşam zaman tünelinde 1980’lerin Türkiye’sine doğru yapılan bir yolculuğa benziyor. 1959 öncesi Amerikan yapımı ‘Cadillac’, ‘Chevrolet’ marka arabalar çoğunlukla dolmuş olarak kullanılıyor. Ama onlarla yolculuk, tam öngörülemez bir macera! Bindiğiniz otomobilin motoru her an durabilir, dağılabilir ve oto- mobil unufak olurken, siz de camdan fırlayabilirsiniz. Kelle koltukta bir gidiş bu. Otostop yapma çok yaygın bir alışkanlık. Şehirlararası yollarda yol kenarlarında duran insan seli otostop yapmak için güneşin altında bekleşip duruyor. Telefon hatları gelişmiş olmadığı için telefonla birine ulaşmak zor olabiliyor, genel olarak ankesörlü telefonlar kullanılıyor. İnternet ağı çok yaygın değil. Sadece büyük otellerin bazılarında internete ulaşabiliyorsunuz, o da çok yavaş işliyor. Yanınızda nakit paranız bittiyse kredi kartından para çekmek çok güç. Sırf bu yüzden Küba’da mahsur kalma tehlikesiyle karşılaşabilirsiniz. Her şey için kuyruklar oluşabiliyor. Kasapta et kuyruğu, ankesörlü telefon kuyruğu, banka kuyruğu… Castro’nun ülkesi aslında bizi, bir zamanlar teknoloji bizleri bozmadan önce, alışveriş merkezleri yaşam alanlarımızı istila etmeden önceki yaşamımıza geçici bir süreliğine geri döndürüyor. HER ŞEYE RAĞMEN REGGEATON Küba’da en çok salsa dansı yapıldığını zannederken, Panama’da doğan ve Puerto Rico’dan dünyaya yayılan ‘Reggeaton’ ile tanışacaksınız. Küba gençliğinin büyük bir bölümü, rap, hip-hop ve reggae karışımı olan bu müzik için yanıp tutuşuyor. Reggeaton dansı genel olarak bacaklar açık bir şekilde, kalça kıvrılarak yapılıyor. Küba’da gece kulüplerinin sayısı Paladar’lardan fazla. SEYAHAT SEVENLER İÇİN Seyahat Sağlık Sigortası İKİ AYRI PARA BİRİMİ İki ayrı para birimi olan Küba’nın çifte ekonomisi var. Ulusal Para Birimi olan Küba Peso’su, turistler için oluşturulan ve dolarla eş değer olan Konvertible Peso’nun 25’de 1’i. Küba, 2004 yılında, turizm gelirlerini artırmak için dolara eşit bir para birimi olan Kuba Konvertibl Peso’yu oluşturmuş. Dolayısıyla turistlerin CUC kullanması isteniyor. Ama bu da zaman zaman, eşitlikler ülkesinde eşitsizliklere yol açıyor. Örneğin dolmuşta bir turist 1 dolar para verirken, Kübalı, bu paranın 25’te birini ödemekle yetiniyor. HAVANA KARNAVALI ‘Havana Karnavalı’, Ağustos ayında Havana’ya gelmiş bir turistin görmesi gereken bir festival. ‘Malecon’ adı verilen sahil şeridinde yapılan bu karnavalda kendinizi Rio’da zannediyorsunuz. Ancak karnavala en çok Küba’nın doğuştan dansı olan zenci ırkı rağbet gösteriyor. >> Seyahatte bir sağlık problemiyle karşılaşırsak bunun önlemini şimdiden alabilir miyiz? Allianz Seyahat Sağlık Sigortası işte bunun için var. Seyahatte olduğunuz dönemlerde sizi risklere karşı korumak için. Seyahate çıkmadan önce her ayrıntıyı planlayabilmeniz için. >> Seyahat Sağlık Sigortası, yurtiçi ya da yurtdışı seyahatleriniz sırasında meydana gelebilecek sağlık risklerine karşı sizi koruyan bir sigorta. Aynı zamanda yurtdışından ülkemize seyahat edenleri de ülkemizdeki seyahatleri boyunca sigortalıyor. >> Seyahatiniz sırasında ani bir hastalıkla karşı karşıya kalırsanız, tedavi görebileceğiniz en yakın sağlık kuruluşuna yönlendiriyor ve masraflarınızı karşılıyor. Tedavinizin bitiminde evinize naklinizi sağlıyor. Ayrıca seyahat sırasında vefat eden sigortalımızın nakil işlemlerini de gerçekleştiriyor. İsterseniz kişisel sorumluluklarınız, bagaj kayıplarınız, kaza sonucu vefat ve sürekli sakatlık ile kapkaç teminatlarını da poliçenize ekleyebilirsiniz. Allianz Acenteleri / 444 45 46 Havana’nın dokusu 50 yıldır değişmemiş. Bir çivi bile çakılmamış. Hâlâ her şey eskisi gibi korunuyor. Buluşma 2014 - 15 Yeni kitabı ile diyet dünyasına yeniden parlak bir dönüş yapan Karatay Diyeti’nin mucidi Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay bu defa beslenme ile ilgili en önemli ve temel yanlışlara çözüm reçetesi sunuyor. 16 - Buluşma 2014 “Beslenme tuzakları”na karşı Karatay 13 çözümü K PROF. DR. CANAN KARATAY BU DEFA BESLENME TUZAKLARINA KARŞI SEFERE ÇIKTI “Karatay Diyeti”, “Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık”, “Karatay Mutfağı”, “Karatay Diyetiyle Obezite ve Diyabete Çözüm Var”… İki yıl gibi kısa bir süre içerisinde yayınlanan bu dört kitabıyla diyet dünyasını karıştıran, büyük tartışmalar doğuran Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay bu defa beşinci kitabı “Beslenme Tuzaklarından Kurtuluş Rehberi” ile döndü. Sağlıksız beslenmeye ve bu konudaki genel geçer bilgilere savaş açan Canan Karatay’a göre sağlıklı yaşamın önündeki en büyük engel bilgi eksikliği. Birtakım reklam oyunlarıyla sağlıksız yiyeceklerin sağlıklı gibi gösterildiğini, bunun da ötesinde hem hekimler hem de diyetçiler tarafından insanlara yanlış beslenme şekilleri sunulduğunu ileri süren Prof. Karatay bu son kitabında “doğru” zannettiğimiz ya da doğru olduğuna inandırıldığımız beslenme yanlışla- rını kökünden değiştirmek üzere kolları sıvamış. İşte Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay’ın Beslenme tuzaklarına karşı 13 maddelik kurtuluş reçetesinin özlü bir özeti. 1 PROTEİNİN EN ÖNEMLİ GIDA OLDUĞUNU UNUTMA Et ve süt ürünleri gibi protein grubu yiyecekler yağsız olarak yenirse hiçbir fayda vermez! Proteinler organizmamızın yapı taşlarıdır. Hayatta kalabilmemiz için “olmazsa olmaz” besinlerdir. Ancak hiçbir protein molekülü yağlar olmadıkça işe yaramaz, görevlerini yerine getiremez. Doğal olarak yetişmiş ve sağlıklı bir şekilde hazırlanmış yiyeceklerde bulunan proteinler metabolizmamızı hızlandıran en önemli besinlerdir. Ancak işlem görmüş kırmızı ve beyaz et ürünlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır. Buluşma 2014 - 17 Canan Karatay’a göre modern çağ, insanı hasta eden beslenme tuzaklarıyla kuşatılmış durumda 2 YAĞ KÖTÜDÜR DİYENLERE İNANMA Sağlıklı doğal yağlar kilo aldırmaz, kolesterolü yükseltmez, damarları tıkamaz. Hücrelerimizin sağlıklı çalışması yağlara yani fosfolipidlere, lipoproteinlere, (işlem görmemiş zeytinyağı, saf tereyağı ve saf bitkisel yağlar) Omega-3 ve Omega-6 yağlarına bağlıdır. Sağlıklı yağlar kilo aldırmaz. Bilakis sağlıklı doğal yağ yediğiniz zaman rahat kilo verirsiniz. 3 YAĞLARIN HEPSİNİ AYNI KEFEYE KOYMA Sağlıklı ve sağlıksız yağları birbirinden doğru ayırmak gerek. Yağları sağlıklı ve sağlıksız yağlar olarak iki gruba ayırmamız gerekiyor. Sağlıklı olan ve hayatı uzatan yağlar; serbest dolaşan hayvanlardan elde edilen iç yağı, kuyruk yağı, tereyağı, Omega-3 yağları, kimyasal ilaç kullanılmadan doğal yetiştirilen zeytinlerden elde edilen soğuk sıkım sızma zeytinyağı ve diğer soğuk sıkım doğal tohum yağlarıdır (çörekotu, ketentohumu, ayçiçeği, kabak çekirdeği, fınfık, susam, üzüm çekirdeği yağı gibi…) Sağlıksız yağlar; trans yağlardır. Yani margarinler, rafine edilmiş tüm bitkisel yağlar, fabri- 18 - Buluşma 2014 kasyon yiyeceklerde ya da pastane ürünlerinde kullanılan hidrojenize bitkisel yağlardır. 4 YÜKSEK ORANDA KARBONHİDRAT TÜKETME Karbonhidrat tüketiyorsanız, bolca şeker tüketiyorsunuz demektir. Enerji almak için yıllardır söylendiği gibi günlük beslenmede yüzde 60 karbonhidrat almak gerekmiyor. Karbonhidratlar sık sık tüketildiği zaman kan şekerini sürekli yükseltirler. Kronik/dejeneratif hastalıkları ve hızlı yaşlanmayı önlemek istiyorsak düşük glisemik endeksli karbonhidratları tercih etmeliyiz. 5 SAĞLIKLI YAĞ YE, HASTA OLMA Sağlıklı yağ yemezseniz A, D, E, K vitaminlerinden mahrum kalırsınız. Bağışıklık sisteminiz çöker. Az yağlı ve yağsız beslenme sonucunda vücudumuzun ihtiyacı olan önemli ve yağda çözünen A, D, E ve K vitaminleri eksikliği ortaya çıkar. Ayrıca sağlıklı yağdan mahrum kalındığı için vücutta kronik/dejeneratif hastalıklara meydan açılmış olur. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolu, az yağlı beslenmeden değil, aksine sabahları sağlıklı yağ, sağlıklı protein ve sağlıklı karbonhidratların (sebzeler, bitkiler) bir arada bulunduğu iyi ve güçlü bir kahvaltıdan geçer. 6 TATLIYA ELVEDA DE Şeker ve tatlı yiyip içerken kanın yoğunlaştığını, o an hissetmesen de içten içe canının acıdığını unutma. Şeker ve şekerli gıdalar en tatlı zehirdir. Aynı şekilde taze sıkılmış ya da hazır alınmış meyve suları hızla kana geçer ve kan şekerini yükseltir. Hücrelerin içinde kristalize olan şeker-protein birleşimi son derece zararlıdır. 7 İYİLEŞMEZ DENEN HASTALIKLARIN İYİLEŞECEĞİNE İNAN Kabızlık, cilt hastalıkları, kadın hastalıkları, astım ve alerjiler, kanserler, depresyon, şizofreni ve Alzheimer hastalıkları önlenebilir, iyileşebilir… Bunlar en sık görülen önemli sağlık sorunlarıdır. Aklımıza bile getirmediğimiz birçok hastalığın temelinde kabızlık yatmaktadır. Bu hastalığın en önemli nedenlerinin başında doğal yağları tüketmemek, yeterli su içmemek, yüksek glisemik endeksli karbonhidratları börek, kek, hamur işleri, şekerler, tatlılar vs.) tüketmek, doğal lifli besinler yememek, işlenmiş yiyecekleri aşırı tüketmek, az hareket etmek gelir. 8 KOLESTEROLÜNÜ SEV Kolesterolü düşürmek için değil, onu yükselten sebepleri iyileştirmek için uğraş! Kolesterol yağ değildir, vücudumuzun ürettiği en önemli antioksidandır. Yağ diye kolesterol ile savaşıp onu ilaçla yok etmeye çalışmak doğru değildir. Yüksek kan şekerinin ve yüksek insülin hormonunun zararlı etkilerini ortadan kaldırmak ve organizmayı korumak amacıyla vücudumuzun tüm hücreleri tarafından üretilmektedir. Total kolesterolü çok yüksek olanlar her şeyden önce metabolik bozukluklarını düzeltmelidir. 9 İNSÜLİNİ ZIPLATACAK GIDALARDAN UZAK DUR 21’nci yüzyılda fazla şekerli beslenmeyle artan hastalıkları tanı, önleme ve iyileşme yolunu anla, sağlıklı yaşa… 21’inci yüzyılda ortaya çıkan ve giderek artan kalp, tansiyon, obezite, diyabet, metabolik sendrom hastalıkları, karaciğer ve pankreas BÜYÜME HORMONUNUN DOSTU OLAN GIDALARLA SEN DE DOST OL Büyüme hormonunun dengesini bozma, hastalıklara kapı açma. Büyüme hormonu bebek, genç, yaşlı herkes için hayat boyu şart olan bir hormondur. Eksikliği değişik sağlık sorunlarını tetikler. Yüksek glisemik indeksli gıdalar (kana çabuk karışan karbonhidratlı ve şekerli gıdalar başta) tüketildiğinde vücutta insülin hormonu yükselir. Bu durumda büyüme hormonu miktarı azalır. Hayat boyu hücrelerimizin yenilenmesinde aracılığı olan bu hormonun azalması birçok etkisinin yanı sıra bağışıklık sistemini de zayıflatır. 10 yağlanmaları, cinsel gelişme bozuklukları, tiroid rahatsızlıkları, diş bozuklukları ve çürümeler, depresyon, erken bunama, Alzheimer, çocuklarda görülen davranış bozuklukları, cilt hastalıkları, egzama, mide ülseri, reflü, kolit, kabızlık, gut gibi hastalıklar ve benzerleri önlenebilen, iyileştirilebilen hastalıklardır. Genetik değildir. Bu hastalık bataklığını canlı tutan etkenlerin başında ise karbonhidratların aşırı tüketimi gelmektedir. 11 İNSÜLİN DİRENCİNİ ÖNEMSE İnsülin direncim var deyip geçme! “Benim insülin direncim var” demek hormonlarımın dengesi bozulmuş; karaciğerim ve pankreasımın yağlanmasından, kolesterolün yükselmesi, trigliseridlerin artması, tansiyonun yükselmesi, kilo alma, gizli şeker hastalığına kadar birçok hastalığım var demektir. İnsülin hormonu düzeyiniz yüksekse (protein, sağlıklı yağlar, sebzeler açısından zengin karbonhidrattı kısıtlayan) Karatay Diyeti önerilerine başlamalısınız. 12 ÇOCUKLARA ŞEKER VE ŞEKERLİ ÜRÜN YEDİRME Bebeklikten itibaren çocuğunu şeker, çikolata ve tatlıya alıştırma. Aşırı şeker tüketiminin çocukların fiziki gelişmelerini bozduğu gibi beyin fonksiyonlarını da bozduğu, beyinlerinde morfine benzer etki yaptığı bildirilmiştir. Çocuk ve gençler kan şekerinin aniden yükselerek verdiği ani enerji hissine bağımlılık geliştirirler. 13 BEBEĞİNİ BEBE BİSKÜVİSİ İLE BESLEME Reklamlara aldanmayın! Bebeklerinizi evde hazırladığınız doğal besinlerle besleyin. Hiçbir gıda anne sütünün yerini dolduramaz. Çocukların gelişimi hazır mama ya da bisküviyle olmaz. Çeşitli rafine edilmiş unlardan, kimyasal katkı maddesi, yapay tatlandırıcı, trans yağ ilave edilerek üretilmiş, fabrikasyon işlem görmüş olan gıdalar bebek ve çocuk sağlığı için zararlı olmaktadır. Buluşma 2014 - 19 SAĞLIK TİRYAKİLER SİGARADAN BU YÖNTEMLERLE VAZGEÇİYOR EN BAŞARILI SİGARA BIRAKMA YÖNTEMLERİ ÜÇ SEANSTA KURTULUŞ Akupunktur sine kupuntur tedavi en ce ön en gitmed ra ga si at sa az 12 yor. içmemek gereki 3 seans da ya Genellikle 2 uygulama gerekiyor. Bağımlılık düzeyi yüksek olanlar için 3 seans neredeyse şart. Seans aralarına 2-3 gün süre koyuluyor. Tedavi ücreti 200- 250 TL’den başlıyor. İddia edilen başarı oranı yüzde 90. A 20 - Buluşma 2014 T Tüm tiryakiler hem fikirdir herhalde; sigara öldürür! Sigara içen herkesin en az bir kez aklından geçmiştir sigarayı bırakmak. Yine herhalde çoğu tiryakinin başarısız bir sigara bırakma girişimi olmuştur. Son yıllarda sigaraya karşı açılan kampanyalar sonuç vermeye başladı aslında; birçok tiryaki elveda dedi o sihirli dumana. Sigara paketlerinin üzerine basılan korkunç fotoğraflar, sigaranın zararlarını anlatan reklam filmleri sigara içenlerin rahatını kaçırdı. Artık pek çok kıdemli tiryakinin kişisel gündeminin en önemli maddelerinden biri sigarayı bırakmak. Sigarasız bir hayat hayal edenler için sigara bırakma yöntemlerini araştırdık. Hiçbir yöntem size uygun gelmiyorsa, o zaman yardım almadan bırakmayı deneyin. Unutmayın zor ama başaran çok… Dumansız günler dileriz… TEK SEANSTA BIRAKABİLİRSİNİZ Biorezonans 45 dakikalık tek seans yapılıyor. Her zaman içtiğiniz iki sigarayı merkezde içiyorsunuz. İçtiğiniz bu sigaralardaki frekans izleri saptanıyor ve bu izler vücudunuzdan temizleniyor. Aynı frekanslar size yapılan seans sırasında bir çip ve homeopatik sıvıya da yükleniyor. Seans sonunda sigara içme arzusunda belirgin bir azalmanın görüldüğü söyleniyor. Herhangi bir acı, ağrı veya olumsuz bir his hissedilmiyor. Kişi seans boyunca sigaradan alınıp, değiştirilen elektromanyetik titreşimlere tabi tutuluyor. Seansın ardından bol su içilmesi ve sık sık duş alınması tavsiye ediliyor. Mora terapi adıyla da bilinen bu yöntemin ücreti 300 TL’den başlıyor. Başarı oranı yüzde 82-92. FAGERSTRÖM TESTİ Sigarayı bırakabilir misiniz? MOTİVASYONUNUZ >> Kolay olacağını bilseydiniz sigarayı bırakmak ister miydiniz? • Evet: 1 • Hayır: 0 >> Gerçekten sigarayı bırakmayı istiyor musunuz? • Kesinlikle hayır: 0 • Biraz: 1 • Normal derece: 2 • Çok istiyorum: 3 >> İki hafta içinde sigarayı bırakabileceğinizi düşünüyor musunuz? • Hayır: 0 • Belki: 1 • Büyük olasılıkla: 2 • Kesinlikle: 3 >> Altı ay içinde eski bir sigara bağımlısı olmayı düşünür müsünüz? • Hayır: 0 • Belki: 1 • Büyük olasılıkla: 2 • Kesinlikle: 3 Sonuç: Eğer skorunuz 5’ten düşükse, düşük motivasyonlu, 6-8 arasındaysa normal motivasyonlu, 8’den yüksekse yüksek motivasyonlu gruba giriyorsunuz. BAĞIMLILIĞINIZ >> Uyandıktan ne kadar sonra ilk sigaranızı yakıyorsunuz? • 5 dakikadan daha az: 3 • 6 ile 30 dakika arasında: 2 • 31 ile 60 dakika arasında: 1 • 1 saatten fazla: 0 >> Yasak bölgelerde sigara içmemekte zorlanıyor musunuz? • Evet: 1 • Hayır: 0 >> Kaçıncı sigarayı daha zevkle içiyorsunuz? • Birinciyi: 1 • Diğerlerini: 0 >> Günde kaç sigara içiyorsunuz? • En az 10 tane: 0 • 11-20 arası: 1 • 21-30 arası: 2 • 31’den fazla: 3 >> Uyandıktan sonra ilk bir saat içinde tüm günde içtiklerinizden daha sık aralıklarla mı sigara içiyorsunuz? • Evet: 1 • Hayır: 0 >> Sizi yatağa bağlayan bir hastalığınız olduğunda da sigara içiyor musunuz? • Evet: 1 • Hayır: 0 Sonuç: Skorunuz 0-2 arasındaysa bağımlı değilsiniz, 3-4 arasındaysa hafif, 5-6 arası orta, 7-8 arası bağımlı, 9-10 çok bağımlısınız. BAŞARI ŞANSINIZ >> Tedaviye isteyerek gelirim: 2 >> Sigara içmeyeli bir hafta oldu: 1 >> Şu anda iş hayatımda bir problem yok: 1 >> Aile hayatımda her şey yolunda gidiyor: 1 >> Sigaranın köleliğinden kurtulmak istiyorum: 2 >> Spor yapıyorum ya da yapmaya niyetliyim:1 >> İdeal vücut ölçülerinde olmak istiyorum: 1 >> Formumu korumak istiyorum: 1 >> Ben ya da eşim hamile: 1 >> Küçük yaşta çocuklarım var: 2 >> Şu sıralar moralim yerinde: 2 >> Girişimlerimde genellikle başarılı olurum: 1 >> Genellikle sakin ve rahat bir insanım:1 >> Kilom genellikle sabittir: 1 >> Yaşam seviyemi yükseltmek istiyorum: 2 Sonuç: 6 puan ve altı: Doğru zaman mı? 12-16 puan: Önceden kestirmesi zor… 16 ve üstü: Şansınız yüksek. PARANIZ İADE EDİLİYOR Allan Carr G ünde 5 paket sigara içen Allan Carr tarafından geliştirilmiş bir yöntem. Bir günde 6 saatlik bir psikoterapi seansından oluşuyor. Seans sırasında aralarda sigara içebiliyorsunuz. Ama seansın 3’üncü aşamasında son sigaranızı içip sigaraya elveda diyeceğiniz söyleniyor. Eğer 612 TL’ye garanti paketi satın alırsanız 2 de destek seans hakkınız oluyor. 3 ay içinde sigarayı bırakamadıysanız size ücreti iade ediyorlar. Bir yılın sonunda sigarayı bırakma oranınız yüzde 62-75 arasında değişiyor. Sistem dünyanın birçok ülkesinde uygulanıyor. HİPNOZLA BİLİNÇALTI TEMİZLENİYOR Hipnoz H ipnoz yönteminde sigara bağımlılığı, bilinçaltına yerleşmiş ve bu nedenle otomatikleşmiş güçlü bir bağımlılık olarak tarif ediliyor. Sık tekrarlanan (yaklaşık 21 kez) her düşünce veya davranış bilinçaltına geçerek kaydediliyor ve alışkanlık haline geliyor. Bu anlamda hipnozun sigarayı bırakma konusunda etkili bir yöntem olduğunun altı çiziliyor. Hipnozla bilinçaltına ulaşılıyor ve sigara içmeye neden olan alışkanlığın kökleri bilinçaltından siliniyor. Bu yöntemi uygulayanlar 3-5 seans hipnozla sıkılmadan, bunalmadan, sinirlenmeden sigarayı bırakabildiklerini söylüyor. Seans fiyatları 150 liradan başlıyor. Yüzde 90 başarılı. İLAÇLA BIRAKMAK MÜMKÜN 171 Sigarayı bırakma hattı D evlet tarafından desteklenen bu hatta bulunduğunuz bölgede bir polikliniğe yönlendiriliyorsunuz. Tetkikleriniz ücretsiz yapılıyor fakat doktorun size uygun gördüğü ilacı eczaneden ücret karşılığı alıyorsunuz. Buluşma 2014 - 21 SANAT Çağdaş sanatın mİlyon dolarlık adamları Onlar çağdaş sanat ve astronomik rakamlar denilince isimleri en çok geçen, en popüler hatta en sansasyonel sanatçılar. Ama çok meraklısı dışında hemen hemen kimse ne yaptıklarını, ne için yaptıklarını, ne anlatmaya çalıştıklarını tam olarak bilmiyor. İşte popülerliğin zirvesindeki çağdaş sanatçılar. ONLAR ÇAĞDAŞ SANATIN EN POPÜLER, EN ÇOK KAZANAN İSİMLERİ AMA ONLARA ŞOVMEN DİYEN DE VAR... Ai Wei Wei Şöhreti ülkesi Çin’e her konuda muhalefet etmesinden geliyor A i Wei Wei, son yıllarda Batı medyasında en fazla gündeme gelen hatta adı efsaneye dönüşen Çinli bir çağdaş sanatçı. Heykel, enstalasyon, performans, resim, fotoğraf, mimari ve daha birçok alanda eser veren Wei Wei, şöhretini ise sanatından çok Çin’de hemen hemen her konuda gösterdiği eylemli muhalefeti ve aktivizmi sayesinde kazandı. Çin’i eleştirme yarışına giren Batılı medya organları bu sebeple Ai Wei Wei’yi adeta bir ikona dönüştürdüler. Yaptığı en ufak performans tüm dünyada haber haline getirilir oldu. Bunda kuşkusuz Çin rejiminin azılı bir aktivist olan Ai Wei Wei’ye verdiği cezalar, getirdiği kısıtlama ve sansürlerin, eserlerinden daha fazla etkisi oldu. Ancak kimseler onun aslında sanatçı olarak ne yaptığını tam olarak anlayamadı. Kimi zaman 2 bin yıllık bir Ming dönemi vazosunu yere bırakarak performans sergileyen, kimi zaman Çin’de en sıradan taşıt olan bisikletleri üst üste dizerek enstalasyon çalışmaları yapan, kimi zaman da bitki çekirdeklerini bir kum yığını gibi ortaya dökerek sanatını icra eden Wei Wei bu gibi anlaşılması kolay olmayan yapıtlarından çok insan hakları ve demokrasi konusundaki azılı muhalif tavrıyla çağdaş sanatçılar içinde son birkaç yılın en flaş ismi olmayı başardı. 2011 yılında Art Review tarafından en etkin 100 sanatçı arasında dünyada bir numara olarak gösterildi. Damien Hirst Tüccar mı, şovmen mi, sansaSyoncu mu yoksa büyük sanatçı mı? İ ngiliz heykeltıraş, enstalasyon sanatçısı Damien Hirst günümüz çağdaş sanatının belki de en popüler, en sıradışı ve en çok kazanan ismi. Sadece 2008 kazancı 229 milyon doları geçti. Hirst, formaldehit içine koyduğu ölü hayvanları sanat eseri olarak sunarak büyük bir şöhret kazandı. Sadece, üzerini elmaslarla kapladığı bir kafatasından oluşan “Tanrı Aşkına” adını verdiği eserinin değeri 80 milyon dolara ulaşıyor ki bu yaşayan bir sanatçı için rekor bir fiyat. Yaptığı çağdaş sanata “Turşu Sanatı” gibi isimler de takılıyor. Buluşma 2014 - 23 Jeff Koons Porno yıldızıyla evlilikten dünyanın en çok kazananı olmaya J eff Koons 80’li yıllarda tanınmayan bir sanatçıyken sonradan milletvekili de olan Macar asıllı İtalyan porno yıldızı Cicciolina ile evliliği ve beraber verdikleri çıplak pozları ile gündeme gelen bir sanatçıydı. Karısı Cicciolina ile skandalları sebebiyle sanat âleminden kısa sürede silinip gideceği düşünülüyordu. Oysa beklenenin tam aksi gerçekleşti ve Jeff Koons çağdaş sanatçılar arasında hiç beklenmedik bir popülarite kazandı, yaşayan çağdaş sanat temsilcileri arasında eserleri en yüksek fiyatlara satılanların başında yer almaya başladı. 1955 doğumlu Koons geçen süre içerisinde tabloları astronomik fiyatlara alıcı bulan bir heykeltıraş, ressam ve neo-pop sanatçısına dönüştü. Koons, eserlerinin açık artırma ve normal satışlardan getirdiği 110 milyon dolarlık kazançla 2007-2008 yılları arasında dünyanın en çok kazanan çağdaş sanatçısı olmayı başardı. Koons’un adı hemen her fırsatta duyulurken ne anlatmaya çalıştığı bilinmedi. Şişme çocuk oyuncaklarından esinlenen tavşan, köpek, çiçek gibi figürlerine sanatseverler pek bir anlam veremezken o bu heykelcikleri astronomik fiyatlara sattı. Sanat eseri haline getirdiği son derece sıradan günlük yaşam objeleri ve balon oyuncaklarla ismi en çok geçenlerden olmayı başardı. 24 - Buluşma 2014 Takashi Murakami Kılavuzu Warhol Ç izgi romanları, karikatürleri andıran bol renkli ve oldukça çocuksu ve oyuncaksı tarzıyla heykel, enstalasyon, resim ve daha birçok alanda eserler veren Murakami, moda başta olmak üzere pek çok sektör için hazırladığı çalışmalarıyla en fazla kazanan sanatçıların başında yer alıyor. 47 yaşındaki Murakami, tamamen tüketim kültürüne yönelik çalışmalarıyla çağdaş pop sanatın kare ası içerisine yerleştiriliyor. Murakami de kare asın diğer ayakları olan Jeff Koons, Damien Hirst gibi isimlerle beraber kimileri tarafından sanatçıdan daha çok iyi bir tüccar-iş adamı olarak da değerlendiriliyor. Murakami’nin çizgi roman desenine benzeyen bir heykelciğinin 13.5 milyon dolara müzayedede satıldığını belirtmek eserlerinin piyasası hakkında fikir verebilir. İki yıl önce Versaille Sarayı’nda sergi açması tepkilere neden olmuş ve klasik sanata saygısızlık olarak görenler tarafından sergisinin kapatılması için açılan bir davaya da konu olmuştu. Richard Prince Her zaman zirvede M arlboro reklamları için çekilen fotoğraflara atıf yapan bir kovboy fotoğrafını 2005 yılında 1 milyon dolara satan Amerikalı ressam ve fotoğraf sanatçısı Richard Prince’in sadece 2008 yılında eserlerinden kazandığı rakam 52 milyon dolar. Yaşayan çağdaş sanatçılar içerisinde fotoğrafçı olmasına rağmen en çok kazanan ilk 10 listesinde yer alıyor. Louis Vuitton gibi ağırlığı ve klası olan bir marka için yaptığı çanta çalışmaları çok hafif ve ucuz bulunmasına ya da bir sergisindeki çalışmaların neredeyse tamamının başka bir sanatçının çalışmalarının tahrif edilmesinden oluştuğu iddiasıyla mahkemelere düşmesine rağmen Prince, Amerikan popüler kültüründen beslenen yapıtlarıyla her zaman zirvede yer almasını biliyor. Zhang Xiaogang Yılda 50 milyon dolar kazanıyor E Zhang Xiaogang’ı uluslararası çapta popüler bir ressam haline getiren yukarıdaki gibi eski aile fotoğraflarından esinlenerek yaptığı çalışmalar... Ancak kimilerine göre bu resimler sanata bir yenilik getirmiyor. serlerinden elde ettiği gelir yıllık 50 milyon doları buluyor. 50’li ve 60’lı yıllarda içinde yaşadığı aile ortamının portreleriyle büyük bir üne kavuşan Xiaogang’ın “Sonsuza Dek Süren Aşk” adlı tablosu geçen yıl 10.1 milyon dolara alıcı bularak Çin adına bir rekor kırdı. Yıllar önce yaşadığı eve dönen ressam orada bulduğu eski aile albümünden esinlenerek yaptığı aile portreleri serisiyle şu an dünyanın en fazla ses getiren çağdaş ressamları arasına girdi. Xiaogang, bu çalışmalarıyla Çin resmine büyük yenilik ve açılım getiren bir ressam olarak ün kazandıysa da ikona benzer şekilde yaptığı portrelerin hiç de yenilikçi bir şey olmadığı yönünde eleştirilere de sık sık maruz kaldı. Ünlü milyarder İsveçli koleksiyoncu Uli Stig onun çalışmalarını kendi koleksiyonuna alınca ve modern sanatın ünlü galericilerinden Charles Saatchi “Büyük Bir Aile” gibi tablolarına milyonlar ödeyince Xiaogang’ın çağdaş sanatın en popüler isimlerinden biri haline gelmesi kaçınılmaz oldu. Buluşma 2014 - 25 KAÇAMAK Güzel seslİ yaratıklar ülkesİ Foça 26 - Buluşma 2014 Adını Foklardan alan Foça, Ege’nin en güzel tatil beldelerinden biridir. Eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılan Foça, tertemiz koyları, mitolojiye konu olan efsaneleri, tarihi güzellikleri ve cana yakın insanları ile daha ilk görüşte sizi kendisine bağlar. Buluşma 2014 - 27 Foça gün boyu devam eden hareketliliğini geceleri de sürdürüyor. Sahildeki balıkçı lokantaları ve barlardaki eğlence sabaha kadar sürüyor. A Asırlar önce, tarihin babası olarak bildiğimiz Heredot, Anadolu’ya gelmiş ve Foça ile tanışmış. Ardından da “Foçalılar; onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimlerde kurdular” diye yazmış. Gerçekten de Foça ve çevresi büyülü doğal güzelliklere sahip. Son orman yangınıyla çevredeki doğal güzelliği bir hayli yıpransa da Foça, hâlâ ilk görüşte insanı çarpan bir yer. Eski Foça-Yeni Foça arası 20 km. Harika manzaraları olan bir yol. Beğendiğiniz koylarda durmalı, tertemiz sularda yüzmelisiniz. Bergama üzerinden gelirseniz önce Yeni Foça’ya uğrayıp sonra Eski Foça’ya ulaşabilirsiniz. Bu yolu koyları bir yanınıza alarak kıyıdan gidebileceğiniz gibi içeriden Bağarası üzerinden de gidebilirsiniz. Yeni Foça’da çok fazla gezip görülecek yerler yok. Balıkçı tekneleri ve yatların bulunduğu küçük bir marina ve temiz bir plajı bulunan Yeni Foça, daha çok tatil sitelerinin çokluğuyla dikkat çekiyor. Yeni Foça’dan Eski Foça’ya doğru ilerlediğinizde ise girintili çıkıntılı koylar, denize dimdik inen yarlar, küçük büyük kumsallar, kamping alanları ve otellerle karşılaşıyorsunuz. Eski Foça’ya vardığınızda ise kumsallardan çok sizi, sıcak bir atmosferle birlikte geçmişin izlerini taşıyan tarihi taş evler karşılıyor. ESKİ FOÇA’NIN BÜYÜSÜ Eski Foça’da, Beş Kapılar, Kybele Kutsal Alanı, Fatih Sultan Mehmet adına yaptırılan Fatih Cami, Şeytan Hamamı gezilecek yerler arasında. Kybele Kutsal Alanı; Antikçağda Athena tapınağı ve kutsal alanın bulunduğu küçük bir yarımadanın ucunda Anadolu’nun en eski ana tanrıçası olan Kybele’ye ait olduğu sanılan bir kutsal alan içerisinde 28 - Buluşma 2014 Foça daha çok İzmir ve çevresindekilerin tercih ettiği bir yerken şimdi Türkiye’nin her yerinden ziyaretçi ağırlıyor. Nasıl Gidilir? Foça, İstanbul’a 668 km, Bergama’ya 85 km, İzmir’e 65 km uzaklıkta. İzmir-Çanakkale yolu üzerinden iki girişi var. İstanbul’dan Foça’ya ulaşmak için İzmir yolunu kullanabilirsiniz. İzmir-Çanakkale yolunun 39. kilometresinden sonra 26 kilometre içeri girerek Eski Foça’ya ulaşabiliyorsunuz. Eski Foça’ya Bergama’dan sonra Yeni Foça ayırımından sağa dönerek girintili çıkıntılı koylar arasından ulaşmak da mümkün. Yeni Foça ile Eski Foça arası 20 km. Foça Körfezi’nin ucunda bulunan Osmanlı kalesi’ne ait kayıkhane, sayısı beş olan kemerlerden dolayı Beşkapılar adını almış. Buluşma 2014 - 29 bulunuyor. Antik limana bakan Kybele Kutsal Alanı; kenti çeviren surlardan hemen sonra İ.Ö. 6.yüzyılın başlarında yapıldığı anlaşılıyor. Bir kısmı deniz içinde kalan platformda, kayalara oyulmuş nişlerden ortadakinde tanrıçanın heykel ve kabartmaları yanlardaki küçük nişlerde ise fenerler bulunuyordu. Beş Kapılar; Foça Körfezi’nin en batısındaki yarımadanın ucunda yer alan Osmanlı Kalesi bugün rıhtım gerisinde kalmış kayıkhanenin kemerleri nedeniyle Beş Kapılar diye biliniyor. Mezar Anıtı; Foça’ya 7 km. kala yol kenarında bulunan bu anıt mezarın İ.Ö. 6. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor. Şeytan Hamamı; Foça’ya 2 km. uzaklıkta Çandede Tepesi eteğinde kayaya oyulmuş mezar anıtının kemerli bir girişi var. EFSANELERİYLE ANILIYOR Foça ve limanı önüne serpiştirilmiş altı ada bulunuyor. Orak Adası en büyük ada olmakla birlikte hem efsanevi Siren Kayalıkları’nın olduğu hem de dünyada sayıları gittikçe azalan Akdeniz foklarının yaşadığı mağaraların bulunduğu bir yer. Efsaneye göre kadın gövdeli, kuş kanatlı yaratıklar olarak tanınan Sirenler bu kayalıklarda yaşar, güzel sesleriyle şarkılar söyleyip lir çalarak insanın aklını başından alırlarmış. Oradan geçen gemiciler de Sirenlerin bu büyüleyici seslerine kapılıp tehlikeli kayalıkları unutup sese doğru giderlermiş. İlçeye adını veren fokları göreceğim diye ısrar etmeyin. Foça’da fok var ama sadece birkaç tane. Onların da ne zaman nerede çıkacaklarını kestirmek çok zor. Foça’da bir efsane daha anlatılır. Foça’nın gizemli çekiciliğine tam anlamıyla yakışan bir efsane bu. Foça’da nerede ol- 30 - Buluşma 2014 duğu bilinmeyen bir Karataş varmış. Gezip dolaşırken bu taşa basan artık iflah olmaz bir Foça tutkunu olur ve hep Foça’ya gelmek istermiş. Gerçi o taşa basmaya pek gerek yok. Bize kalırsa Foça’nın her yeri Karataş. Foça’yı görüp de sevmemek, dönüp gelmemek mümkün değil. Foça’nın girişinden itibaren Karataş’a basmış gibi hissedeceksiniz. Foça’dan ayrılırken gönlünüzün burada kalacağından emin olabilirsiniz. Koylar açısından zengin olan Foça’da denize girilecek en güzel yerler Yeni Foça yönüne doğru giderken ardı ardına göreceğiniz koylar ve plajlardır. Temiz denizi, balıkçı tekneleri, rıhtımdaki balıkçı lokantaları ile Foça Limanı doğallığını bir ölçüde koruyabilmiş ender tatil yerlerinden birisi. HIRSIZLIK MAĞDURU OLMAMAK İÇİN Kişisel Güvence Sigortası Ne Yenir? Foça her bakımdan bir deniz ve balık kenti. En çok bulunan ve en lezzetli balıklar barbun, çipura ve levrek. Hemen sahilde bulunan Mozaik Restoran size tavsiye edebileceğimiz restoranların başında geliyor. Mazisi çok eski olmayan restoranda zengin balık çeşitlerinden birini seçerek, denize karşı nefis bir yemek yiyebilirsiniz. Ardından fırında cevizli helvasının tadına bakmanızı öneririz. Diğer bir favori mekân ise zeytinyağı ile yapılmış birbirinden lezzetli mezeleriyle “Celebin Yeri”. Nerede Kalınır? Foça otelleri dendiğinde aklınıza küçük sevimli taş evler, butik oteller, kendinizi müşteri değil misafir hissedeceğiniz sıcak ortamlar gelmeli. Pansiyon haline getirilen taş evlerden birine rastlarsanız eğer, ev rahatlığındaki bu yerleri otel yerine tercih edebilirsiniz. İyon Pansiyon’da bunlardan biri. Yeşillikler içinde orjinalliği korunmuş eski bir Rum Evi burası. İyon Pansiyon: Tel:0 (232) 812 14 15. La Petra Otel: 0(232) 814 80 88, Lola 38 Otel: 0 (232) 812 38 26. Allianz, hem sizi hem de ailenizin tüm fertlerini, kapkaç da dahil başınıza gelebilecek maddi zararlara karşı güvence altına almak için Kişisel Güvence Sigortası’nı geliştirdi. Kişisel Güvence Sigortası hem sizi hem de ailenizin tüm fertlerini, kapkaç olaylarında başınıza gelebilecek maddi zararlara karşı güvence altına alıyor. Kişisel Güvence Sigortası kapsamına girdiğiniz anda gasp, kapkaç ve yankesicilik sonucunda; >> Çalınan çantanız dahil kişisel eşyalarınıza, cep telefonunuza, üzerinizde bulunan seyahat biletlerinize gelebilecek zararlar (taşınabilir bilgisayarlar ve aksamları hariç)… >> Kimlik, pasaport, ehliyet vb. belgelerin yeniden temini için yapacağınız masraflar… >> Çalınan, kaybolan kredi kartlarınızla yapılacak harcamalar teminat altındadır. Allianz Acenteleri / 444 45 46 Buluşma 2014 - 31 PORTRE MOLEKÜLER MUTFAĞIN ÇILGIN USTASI DÜNYA MUTFAĞINI DEĞİŞTİRMENİN PEŞİNDE Ferran Adria Mutfak sanatının son dâhİsİ 36 - Buluşma 2013 32 2014 Dünyanın en sıradışı aşçısı Ferran Adria her yıl bir milyona yakın rezervasyon alan, dünyanın en çok kazandıran, en bilinen restoranlarından birini işletiyordu. Moleküler mutfağıyla dillere destan olmuş, adeta bir gastronomi fenomenine dönüşmüştü ama o yenileşmeyi tercih etti ve gözünü kırpmadan restoranını kapadı. Tüm bunları yapma sebebi ise yaratıcı kalabilmek. S “Sardalya ile beyaz çikolatayı karıştıramayacağımızı da kim söylemiş.” Bu sözler dünyanın en ünlü şefi Ferran Adria’ya ait. Onu dünyanın en ünlü aşçılarından biri yapan sadece balıkla çikolata karışımından elde ettiği tarifi değil. Daha bunun gibi bir araya gelebileceğini asla düşünemeyeceğimiz türden besinlerden oluşan yemek ve tatlı tarifleri mevcut. Bir biyoloji laboratuvarını andıran mutfağı, ilk bakışta içine kimyasal maddeler konmuş izlenimi veren servis tabakları da bir diğer cephesi. Onun en basit bir tarifi gerçekleştirmesi bile kendi deyimiyle “bilimsel bir süreç”. Onun mutfağı sadece ürünler ve gıdaları içermiyor. Bu mutfakta üretilen gastronomi biyoloji, kimya, fizik, teknik hatta psikolojiyi de barındırıyor. 23 Michelin yıldızlı büyük aşçı Joel Robuchon bile onu “dünyanın en parlak gas-tronomi mucidi” olarak gördüğünü söylemekten çekinmiyor. Tüm bunlara rağmen Ferran Adria’nın belki de en büyük başarısı insanın ilk anda denemeyi kolay kolay düşünemeyeceği türden maddelerden oluşmuş, bir o kadar da garip görünümlü yiyecekleri insanlara yedirmeyi başarması hatta bunun için aylar önceden rezervasyonlar alması. Buluşma 2014 2013 - 33 37 Ferran Adria ve ekibi 24 yılda tam 1846 değişik lezzet icat etti. olayı haline gelmişti. Financial Times bile bu haberi ön sayfadan verirken “Bir dünya süper starının zirvedeyken bırakması” olarak nitelendirmişti. Bu haber tüm dünyada İspanyol moleküler mutfağının bittiği şeklinde yorumlandı. Oysa durum farklıydı. Ferran Adria, içecek ve diğer ekstralar hariç kişi başına ortalama hesabın 388 dolar tuttuğu El Bulli’yi kapattı kapatmasına ama bunu bile yeni bir açılım adına yaptı. O buna kapatma değil “dönüşüm” demeyi tercih ediyordu. Nitekim moleküler mutfağıyla yepyeni bir konsepti dünyaya yayan, 24 yılda ekibiyle beraber tam bin 846 değişik yiyecek icat eden Adria, yaptığı açıklamayla her şeyiyle rüya gibi işleyen restoranını kapatma sebebini açıkladı. Sebebi yaratıcı kalabilmek, yeni yaratıcılıklara yelken açmaktı. Bir aşçının ulaşabileceği en büyük başarıları ve şöhreti tadan, üstelik yepyeni bir akımın öncüsü olma payesine erişen ünlü İspanyol aşçı artık El Bulli’de istediği kadar yaratıcı olamadığını fark etmişti. Oysa o “El Bulli’de alınan her kararı yaratıcı olmak, yaratıcı süreci devam ettirebilmek” adına almıştı ama artık bir sınıra gelmişti. Restoranın şöhreti ve çalışma temposu onun yeterince yeniliğe yönelmesini engelliyordu. O da işi bu noktada bitirdi. Bitirdi ama yeniliğe ve yaratıcılığa devam edebilmek için. Mutfakta devrim yaratmıştı ama yeni devrim için eskisini feda etmesi gerekiyordu. O da öyle yaptı. Adria, El Bulli’yi kapattı ama onun yerine El Bulli Foundation’ı kurdu. Amacı bu yeni kurumla gastronomide bambaşka yenilikler yapmak, dijital teknolojiden de yararlanarak üretilecek yeni bir yüksek gastronominin yol haritasını çizmek. Disiplinlerarası gastronomi Bunun sebebi dünyaya yepyeni ve bir o kadar da akıl almaz bir mutfak konsepti hediye etmiş olması. Adria ve restoranı El Bulli uzun süredir İspanya’nın kültürel varlıkları arasına girmiş durumda. Yaptığı işin farklılığından dolayı “Dünyadaki En Etkili 100 Kişi” listesine giren tek aşçı Adria. Buna New York Times tarafından dünyanın en iyi aşçısı ilan edilmesini de eklemek gerekiyor. Akdeniz kıyılarında bulunan restoranı El Bulli artık küresel şöhrete ulaşmış ve sadece altı ay açık kalmasına rağmen her yıl bir milyona yakın rezervasyon alıyordu. Kısacası “Mutfağın Salvador Dali’si” olarak nitelendirilen bu adamın yemeklerini tatmak için adeta bir rezervasyon piyangosunun isabet etmesini beklemek gerekiyordu. Di’li geçmiş zaman kullanıyoruz çünkü tüm bunlara rağmen, Adria tam beş defa dünyanın en iyi restoranı seçilen El Bulli’yi kapattı. Yaratıcılık uğruna restoranı El Bulli’den vazgeçti Adria, 2010 yılında dünya mutfağında adeta devrim yapan ve muazzam bir itibar kazanan El Bulli’yi kapatacağını açıkladığı zaman insanlar buna inanmakta zorlanmışlardı. Bir lokantanın kapanacağı haberi muhtemelen dünya tarihinde ilk defa bu kadar küresel bir medya 34 - Buluşma 2014 Adria, yıllarca kendisine temelden yenilikçilik ve düzenli değişim kavramlarını parola edindi. Adria başta olmak üzere mutfak sanatında bambaşka yollar arayan Juan Mari Arzak, Jonan ve Jordi Roca, Santi Santamaria gibi birkaç diğer ünlü aşçının öncülüğünde 90’lı yıllarda İspanya kısa süre içinde büyük sükse yaparak dünya yenilikçi mutfağının merkezi haline geldi. Artık dünyaya mutfak kültürlerini ihraç eden Fransızların bile gıptayla baktığı bir ülke haline geldi İspanya. Bir Katalan olan Adria’nın yenilikçi anlayışının sıçrama yapması ise 1992’de oldu. O yıllarda bir heykeltıraş olan müşterisi Javier Adria gastronomiyi kökünden değiştirmeyi planladığı akademisini bu yıl açıyor. Medina-Campany’den aldığı teklifi kabul eden Adria, El Bulli’nin kapalı olduğu kış mevsiminde Barcelona’ya yerleşti. El Taller böylelikle doğdu. Burası nitelikli aşçıları bir araya toplayan ama ilk defa onlara yemek yaptırmayan bir yerdi. Onun yerine yiyecekle neler yapmanın mümkün olduğunu teorik olarak ortaya koymaları bekleniyordu. Aşçılar burada yeni fikirler üretiyor ve bu icadın her safhasını detaylı olarak belgeliyorlardı. Moleküler mutfağın ana karargâhı Adria ve ekibi burada yemek yetiştirme kaygısı olmadan gelecek sezon için ne gibi yenilikler icat edebilecekleri üzerine çalışmalarda bulundu. İşte burada kendi misyonunu “daha önce yapılmış olanı yıkmak” olarak belirledi. El Taller’de ekibiyle beraber önce bilinen birkaç yemeği değişik usul ve dokularda denedi. Deniz yosunlarında bulunan alginik asit gibi sıvılar kullanarak farklı doku ve kıvamlarda örneğin “kavun havyarı” türünden hem yapısı, hem görünümü, hem de tadı çok farklı top şeklinde yeni lezzetler üretti. Bu şekilde yeni lezzetleri elde etmek için mutfak araç gereçlerinde de yeniliklere gitti. Pamuk şekeri makineleri, soda sifonları, sıvı nitrojen, püre makineleri, kurutucular, laboratuvarlarda kullanılan türden ayrıştırıcı, dondurucu-kurutucu aletler ve şırıngaları kullanmaya başladı. Böylelikle El Taller, bir gastronomi atölyesinden çok yemeğin bir fikir olarak üretildiği bir araştırma projesi oldu. Şimdi gastronomide yepyeni ufuklar açacak ve dijital teknolojiyi de işin içine katacak olan yeni kurumu ya da başka bir ifadeyle akademisinin temellerini de buradan hareketle atacak Adria. Bu yeni projesinde benzersiz tekniklerle benzersiz lezzetler üretmenin peşinde koşan İspanyol aşçı interneti de kullanarak farklı disiplinlerden insanlarla temasa geçerek gastronomiye bambaşka disiplinlerden esintiler taşımayı planlıyor. Klasik aşçıların sırlarını kimseyle paylaşmama geleneğine itibar etmeyerek, laboratuvarının kapılarını meraklılara açmayı tercih edecek. “Baskı yoksa yaratıcılık da yok” prensibini benimseyen Adria’nın bu yönelimi geliştirdikleri yeni gastronomiye ilgiyi artırdığı gibi, üzerlerindeki sürekli yeni şeyler üretme baskısını da artırmış olacak. Bu da yaratıcılıklarını tetikleyecek. dria’nın geleceğin mutfağını üretecek akademisi sadece mutfak sanatının geleneksel araçlarıyla yetinmeyecek; disiplinlerarası bir gastronomi oluşturacak. Artık müşteriye yemek yetiştirme baskısından kurtulan Ferran Adria bu projesinde değişik bilim dallarını mutfak sanatının hizmetine sokacak ve içinde sanatların, felsefenin, teknolojinin, sürekli yenilikçilik ve yeteneğin olduğu daha ileri bir gastronomi arayışında olacak. Daha önce olduğu gibi yemeklerinde kullandığı hammaddeleri yine temel kimyasal düzeylerine indirecek. Yemeklerinin tarifleri kimya formülleri şeklinde olacak. Yeni akademisinin temellerini atarken Adria’nın beraber çalıştıklarından sadece birisinin Oxford Üniversitesi’nden deneysel psikoloji profesörü Charles Spencer olduğunu hatırlatmakta fayda var. Lezzetlerin sunuluş şekillerinin lezzet algısını nasıl etkilediğine kadar pek çok şey devrede olacak Adria’nın yeni projesinde. Dünya mutfağını baştan aşağı değiştirme iddiasındaki büyük projeye şimdiden geleceği moleküler mutfağının ana karargâhı gözüyle bakılıyor. A Ferran AdrIa’nın icadı birkaç lezzet Kavun Havyarı Küresİ: Yosunlardan elde edilen alginik asit ve kalsiyum karbonat içine daldırılan besin özütünden elde edilen bu küre şeklindeki havyar görünümlü sıvı lezzet 2003 yılından sonra adeta Ferran Adria ve restoranının imzası haline geldi. Duman Köpüğü: Su, is, zeytinyağı, tuz ve ekmek kırıntılarının çırpılmasından elde edilen bu köpüklü içecek Adria’nın altıncı hissini kullanarak gerçekleştirdiği oldukça sıradışı bir lezzet. Zeytİn Küresİ: Adria’nın felsefesinin bir ögesi de; “Doğayı doğadan daha iyi yapmak”. İşte bu da doğal zeytinden “daha zeytin” gibi tat veren ve kimyasal bir işlemin sonunda hazırlanan zeytin küresi. Pamuk Perİkızı: Pamuk şekerine sarılı Tayland sebze ve otları, baharat, filiz ve yemişlerden elde edilen bu lezzet de Adria’nın pamuklu tariflerinden sadece biri. Buluşma 2014 - 35 YAŞAM Yüzen şehİr devletlerİ gelİyor Özgürlük arayışı sınır tanımıyor. Yeni hedef okyanusta kurulması planlanan kendi kendini yöneten yüzen devlet… Y Yıl 1967. İngiltere açıklarındaki uluslararası sularda terk edilmiş halde bulunan bir petrol platformu eski bir asker olan Roy Bates tarafından Sealand adıyla devlet ilan edilmiş ancak İngiltere’nin askeri müdahalesine sahne olmuştu. Ardından Michael Oliver adında bir adam 1972’de Tonga Adaları yakınlarında okyanusun ortasında kumu Avustralya’dan taşınarak getirilmiş yapay bir adada kendi bağımsız devletini kurmak istemiş ancak kimse tarafından ciddiye alınmamış, macerası adasının Tonga tarafından ilhakıyla sonuçlanmıştı. Sonraki yıllarda bu türden ülke ya da devlet ütopyalarına uygulamada pek rastlanmadı. Ancak böyle alternatif ülke ve devlet kurma çabaları bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Alışıldık idari ve hukuki sistemden, vergi rejiminden kaçmak ve herkesin istediği gibi yaşayabileceği bağımsız devletler kurmak isteyenler şimdi de çıkıyor. Ancak şimdi böyle devletler hippilerin ya da asker eskilerinin değil, milyarder yatırımcıların hayallerini süslüyor. Bunların en başında da PayPal ve Facebook’un ortak kurucusu, Silikon Vadisi’nin serveti 1,5 milyar dolara ulaşan parlak girişimcisi Peter Thiel geliyor. Okyanusta yüzen bir devlet Peter Thiel son dönemin sınır tanımayan ve hayal gücünü zorlayan yatırımcılarından. Thiel, PayPal ile büyük bir ticari başarıya ulaştığı gibi, Facebook’un Harvard Üniversitesi kampusunun dı36 - Buluşma 2014 Yüzen devletin ilk örneği 12 bin tonluk bir dizel motorla hareket edecek. şarı çıkarak gezegen çapında bir milyar insana ulaşmasında kilit bir rol üstlendi. Çok büyük fonları yöneten Clarum Capital’i bir dönem yönetti. Bununla da kalmadı en sıra dışı projelere yatırım yapmak ve gerçekleştirme şansı tanımak için kendisi gibi milyarderleri toplayarak Founders Fund’ı da kurdu. Kısacası teknoloji, yatırım ve sınırları aşmak denilince dünyada ismi ilk akla gelenler arasında yer alıyor, 45 yaşındaki girişimci. Ancak Thiel’in şu sıralar aklında çok daha şaşırtıcı ve gerçekleşmesi bir o kadar so- Yüzen eko-şehir ya da Lilypad runlu bir projesi daha var: Okyanusta yüzen bağımsız bir devlet kurmak. Aslında bu daha işin sadece başlangıç halkası… Çünkü asıl amaç bu gibi yüzen bağımsız devletleri ileride çoğaltmak ve bir zincir halinde birbirlerine bağlamak. B undan beş yıl önce Thiel’in yönettiği Clarum Capital’in bir çalışanı, Patri Friedman’ın okyanustaki uluslararası serbest sularda kurulmasını tasarladığı yüzen bağımsız bir şehir devleti ile ilgili projesini okur. Bu yüzen devlet projesi aynı zamanda devletlerin müdahaleci uygulamalarından uzak, herkesin istediği gibi yaşayacağı son derece özgürlükçü bir hayat öngörmektedir. Kendisi de özgürlükçülükte sınır tanımayan ve fikri çok ilginç bulan Thiel, bir zamanlar Mark Zuckerberg’e sağladığı parasal fonla Facebook’un dünyaya yayılmasının yolunu açtığı gibi bu defa da Patri Friedman’ın yolunu açmaya karar verir. Hatta projenin bir numaralı hissedarı olarak adeta sahibi haline gelir. Friedman’ın projesi kısaca şöyle: Uluslararası sularda öncelikle varlıklı insanlara yönelik, tüm imkanların seferber olduğu yüzen şehirler kurmak ve bunları alışıldık devletlerin hukuki, idari ve ahlaki kayıtlamalarının dışında bir anlayışın hakim olduğu bağımsız devletçikler haline getirmek. Yani bir tür mikro devlet. Projenin adı ise “Seasteads”… Bu projeye dahil olan Peter Thiel, bunu gerçekleştirme yani “seastead” adı verilen yüzen yerleşimleri kurma yollarını araştırmak işini de Seasteading Institute’e verir. Yüzen şehir devletleri tamamen özgürlükçü bir toplum kurmayı öngörüyor. Belçikalı mimar Vincent Callebaut’nun geleceğin eko sistem mağdurlarının sığınağı olarak tasarladığı Lilypad adı verilen yüzer şehirler de aslında tam bir ekosistem öngörüyor. Callebaut, bu yüzen dev ekosistemlerle küresel ısınma sonucu buzulların erimesiyle oluşacak felaket ortamına karşı insanlığın devamı için çözüm öneriyor. Callebaut’nun tasarladığı her bir yüzen şehir 50 bin kişiyi barındırmayı öngörüyor. Buluşma 2014 - 37 2050 yılına kadar 10 milyonlarca insanı barındıran bir yüzen şehirler zinciri kurulması planlanıyor. nülen bu yapı özgürlükçülerin içinde bulundukları toplumların yapısı yüzünden gerçekleştiremedikleri fikirlerini uygulamaya geçirme imkanı verecek. Örneğin, herkesin başkasına müdahale etmeden kendi istediği gibi yaşayacağı tam bir demokratik yapı öngörülüyor. Bunun yanı sıra sosyal güvenlik, asgari ücret gibi şeyler olmayacak. Bu mikro devletler birbirlerine özel bir iletişim şebekesiyle bağlanacaklar. Thiel ayrıca San Francisco açıklarında bir de yüzen bürolardan oluşan bir park kurmayı düşünüyor. Ütopya değil Appletopia PayPal ve Facebook’un ortak kurucusu Peter Thiel devlet kavramını değiştirmek istiyor. Seasteadin Institute, 2008 yılında yüzen devlet projesinin fikir babası Patri Friedman ve Wayne Gramlich tarafından kurulur. Enstitü 2009 yılında bu yüzer devletçiklerin tasarımı için bir yarışma da açar. 2050’de nüfusu milyonları aşacak Yüzen ve gerektiğinde herhangi bir yere yanaşabilen devlet projesi başlangıçta birkaç küçük yapıyı öngörüyor. Ancak asıl amaç 2050 yılına kadar bunları on milyonlarca insanı barındıracak birbirlerine bağlı bir zincir haline getirmek. Projenin ilk prototipinin planları şimdiden hazır. Yüzen devletin ilk örneği 12 bin tonluk bir dizel motoru ve ilk planda yerleşecek 270 kişilik bir “vatandaş” kitlesini öngörüyor. Bu projenin gerçekleşeceği yer ise San Francisco şehrinin 300 mil kadar açıkları olacak. Burada asıl amaçsa projenin düşünürü Patri Friedman’a göre yeni devlet fikirlerini deneyimlemek. Çünkü bağımsız bir devlet haline getirilmesi düşü38 - Buluşma 2014 Ancak işin bir de uluslararası hukuki boyutu var. Bu yeni devlet yapısının Birleşmiş Milletler tarafından tanınması. İşin bu yönü şimdilik oldukça meçhul... Bu durum, Seastead’i geçmişte düşünürlerin hayali olarak tasarladıkları ütopyalar konumuna getiriyor görünse de, Peter Thiel ve Patri Friedman’a göre bu projenin bugüne kadar gerçekleştirilemeyen özgürlükçü ütopik devletlerden ciddi bir farkı ve şansı var. Çünkü bu defa yüzen devlet, bir devlet mantığı değil ticari bir işletme mantığı üzerine temellendirilecek. Seastead’ın fikir babası Friedman tamamen ticari bir faaliyet olarak öngörülen ve talep arttıkça yer almanın pahalılaşacağı yüzen devleti yönetmeyi planladıkları modeli “Appletopia” olarak adlandırıyor. Ancak bu iş, fiziki yapısının yanında gerçek bir devlete dönüşme imkanının olup olmadığı, hukuk sisteminin nasıl kurulacağı gibi pek çok sorunu da içinde barındırıyor. Ancak Peter Thiel yüzen devletin hukuk sisteminin 2019 yılına kadar tamamlanacağından emin görünüyor. Bu işe daha en baştan 1,25 milyon dolar yatıran Peter Thiel, ütopik yüzen devletinin gerçekleşeceğine inansa da projeyi çok aptalca bulanlar da yok değil. Kimileri Thiel’in milyonlarca dolar aktardığı projeyi “aptalca bir düşünce” olarak nitelendirirken, bazıları da “Kimse sizi bombalamadığı sürece fena bir fikir değil” sözleriyle alaya alıyor. Oysa Peter Thiel, yüzen şehir devletlerine inanıyor. Yüzen şehir devleti, bir devlet mantığı değil ticari bir işletme mantığı üzerine kurulacak. Yüzen şehir devletinin projesi hazır, hukuk sistemi ise 2019’a yetiştirilecek. DİĞER Yüzen Şehir ProjeSi Venüs Projesi Fütürist mimar Jacques Fresco’nun başlattığı şimdilik tasarım ve araştırma safhasında olan Venüs Projesi, geleceğe yönelik olarak yenilenebilir enerjiden yararlanan, doğal kaynakların verimli kullanımına odaklanan, açlık ve suç gibi insani felaketleri engellemeye yönelik bir proje. Bu proje bir devlet öngörmese de içerisinde denizde yüzen yapay şehirleri öngörüyor. EVİNİZİ RİSKLERE KARŞI GÜVENCE ALTINA ALMANIZ MÜMKÜN Tüm Ev Sigortası Allianz Tüm Ev Sigortası ile konutunuzu ve isteğe bağlı olarak içinde yer alan eşyalarınızı yangından hırsızlığa ve su baskınına kadar birçok riske karşı güvence altına alabilirsiniz. Hangi riskler güvence altında? • Yangın, yıldırım, infilak • Hırsızlık • Sel / su baskını • Deprem • Dahili su hasarları • Dolu • Fırtına • Kar ağırlığı • Hava taşıtları çarpması • Kara taşıtları çarpması • Yer kayması • Duman • Grev, lokavt, kargaşalık, halk hareketleri, kötü niyetli hareketler, terörizm riskleri ve poliçe kitapçığında belirtilen daha birçok riskleri Tüm Ev Sigortası ile güvence altına alabilirsiniz. Allianz Acenteleri / 444 45 46 Buluşma 2014 - 39 LEZZET Peynir Hakkında bilmeniz gereken 15 ŞEY Her öğünün yanında size eşlik edebilecek masa arkadaşınız olan peynirin tadını daha iyi çıkartmak için… 1 Peynir protein, mineraller ve vitaminler bakımından zengin bir kaynak. A, B ve E vitaminleri, kalsiyum ve fosfor içeriyor. Özellikle beyaz peynir ve lor protein açısından çok zengin. Kolesterol oranı düşük olan peynir kolay hazmediliyor. Hatta bazı ülkelerde peynir yemekten sonra tüketiliyor, çünkü peynir diğer yiyeceklerin hazmedilmesini de kolaylaştırıyor. 2 Peynir içinde canlı organizmalar bulunduran bir yapı ve olgunlaşma süresi boyunca bu organizmalar sürekli çalışarak yapılarını, duyusal özelliklerini -tat, aroma- geliştiriyorlar. Ne kadar olgunlaşırsa peynirin karakteri de, tıpkı insan gibi, o denli güçleniyor ve sağlamlaşıyor. Ancak bu değişiklikler zaman içinde peynirin bozulmasına da neden oluyor. Ambalajı açıldıktan sonra buzdolabına konulan peynirleri hava ve nem ile temas etmeyecek şekilde saklamak 40 - Buluşma 2014 gerekiyor. Yine yemeden hemen önce peynirin, aroması ve tadının en belirgin şekilde ortaya çıktığı oda sıcaklığına getirilmesi öneriliyor. 3 Türkiye’de yaklaşık 200 çeşit peynir var. Bunların sadece beş tanesi ülke adına tescillendi: Erzincan tulum peyniri, Ezine peyniri, Edirne beyaz peyniri, Erzurum civil peyniri ve hellim peyniri. 4 İsmini Britanya Krallığı’nın aynı isimli küçük bir bölgesinden alan cheddar, dünyada bilinen en popüler peynir. Lor peynirini evde yapabilirsiniz. Isıttığınız bir litre pastorize sütün içine bir kaşık sirke, kefir ya da 1-2 damla limon katarak sütün kesilmesini sağlayıp katılaşan kısmı süzerek lor peyniri elde edebilirsiniz. 11 Peyniri kesmeden önce bıçağı soğuk suya tutarsanız hem peynir kolay kesilir hem de bıçak daha kolay temizlenir. Umami, damaktaki bir sürü tadı bir araya odaklayan bir lezzet biçimi. Yeni bir akım yani. Bunu en iyi karşılayan ürünlerden biri ise parmesan peyniri. 12 5 14 13 İdeal bir peynir tabağı hazırlanırken dikkat edilmesi gereken önemli detaylar var. Peynirler üçgen kesilmeli ve sivri uçları tabağın dışına bakacak şekilde yerleştirilmeli. Hafif lezzetli olanlardan daha keskin tatlı olanlara doğru bir dizilim olmalı. Layığına uygun bir peynir tabağının olmazsa olmaz peynirleri: Taze peynir, koyun ve/veya keçi peyniri, brie, camembert gibi beyaz küflü yumuşak peynirler, gouda, emmental gibi kırmızı küflü yumuşak peynirler, parmesan, rokfor ve gorgonzola. 6 Hemen her tür şarabın yanında servis edilmesine rağmen, peynir tabağı beyaz şarapla tüketilmek için daha uygun. Beyaz şarap her türlü peynire yakışırken, kırmızı şarabın içinde bulunan tanen, tuzlu peynirle tüketildiğinde ağızda acımsı bir tat bırakır. Bunun yanında peynir, rakı ve hemen her tür biranın vazgeçilmezidir. Peynirin yanında taze, esmer, gevrek kabuklu ekmekler tercih edilmeli. İtinayla seçilmiş bir şarabın yanı sıra peynir tabağına eşlik edebilecek diğer sofra ürünleri ise; kraker, peksimet, ceviz, badem gibi çeşitli kuruyemişler, maydanoz, rezene, dereotu gibi yeşillikler. Tabağı servisten en az yarım saat önce buzdolabından çıkartınız. 15 7 Kimyasal olarak her tür sütten peynir üretmek mümkün. Hatta Fransa’da bulunan Le Petit Singly çiftliği bağışlanan insan sütlerinden peynir yapıyor. İçerdiği vitaminler açısından çok zengin olan bu peynirde hafif fındık tadı var. Peynirle yapılan en bilindik tatlılarımız künefe, Kemalpaşa, Hayrabolu peynir tatlısı, hoşmerim. Batı Karadeniz ve Balıkesir’e has tatlardan biri olan hoşmerimin hikayesi şöyle; askerden dönen kocasına peynirden doğaçlama bir tatlı yapan kadın “Hoş mu Erim?” diye sormuş. Beğenilerek yaygınlaşan tatlının adı da zaman içinde Hoşmerim olarak dilden dile aktarılmış. 9 8 Bilim adamları peynirin içinde bulunan “phenylethylamine” adlı bir kimyasalın kan dolaşımını hızlandırdığı ve kandaki glikoz seviyesini yükselterek beyne aşk sinyalleri gönderdiğini söylüyor. Eldeki bu bilimsel veri İtalyan ve Fransızların dünyanın en güzel peynirlerini üretmenin yanı sıra sahip oldukları ateşli aşık namını da bir nebze açıklıyor. 10 100 gram tam yağlı beyaz peynirde 260 kalori bulunurken, light beyaz peynirde 179 kalori bulunuyor. 100 gram tam yağlı taze kaşar peynirde 353 kalori, light taze kaşar peynirde ise 259 kalori var. Buluşma 2014 - 41 YAŞAM 42 - Buluşma 2014 İstanbul’un “en İyİ”lerİ ünlü İsİmler seçtİ Herbiri İstanbul aşığı ünlü isimler yaşadığı şehirle nasıl bir aşk yaşadıklarını anlattı. Kimi sevdiği bir kafeyi, kimi restoranı, kimi vazgeçemediği semti, rotayı… Merve Boluğur (Oyuncu) “Sushico’nun her şubesinde karşınıza çıkabilirim. Çin ve Japon mutfağı vazgeçilmezim. Ardından gece bir yerlere gidip dans edip eğlenmek istiyorsam tek tercihim Anjelique. Mekan ambiyansı, sevdiğim müzikleri ve manzarası ile benim için biçilmiş kaftan.” Ahmet Ümit (Yazar) “Kız Kulesi Asya ve Avrupa’nın tam ortasındadır. Hem Avrupalı hem Asyalıdır. İnsanoğlu’nu bütün tahribatına rağmen hâlâ dimdik duran İstanbul’un güzelliğinin aynısını Kız Kulesi’nde de görüyoruz.” Buluşma 2014 - 43 Cemal Hünal (Oyuncu) “Karaköy Lokantası şahane. Hayatımda yediğim en iyi midye dolma oradaydı. Mezeler olağanüstü. Fiyatlar da makul. Kapıdan çıkarken adam bir de ‘yine buyrun’ diyor. Nasıl gitmem?” Mario Levi (Yazar) “Kadıköy Çarşısı olmadan olmaz İstanbul. Kokusu, rengiyle yakaladığınız yer. Bu duyguyu hissetmek müthiş. Hissetmek isteyene tabii. Bir de deniz tabii. Yolculuk, tarih duygusu ve balık kokusu için deniz olmadan olmaz.” Canan Ergüder (Oyuncu) “Ben Galata olmak isterdim, ruhuma hitap eden yer orası olduğu için. Eski yapılar, oradaki bohem atmosfer çok anlamlı geliyor bana.” Didem Soydan (Model) “Yazın İstanbul’un en ferah mekanı bana göre Sedef Adası. Ben İstanbul’u yazın sevenlerdenim ve bu sebepten Sedef Adası’na gidiyorum, oranın sahili ekstra korunaklı ve tercih etmemim nedenlerinden biri de o.” 44 - Buluşma 2014 Engin Altan Düzyatan (Oyuncu) “Kız Kulesi’nde aşkınızı ilan edebilirsiniz… Hikayesi de çok etkileyicidir. Bir de Rumelihisarı’nda Aşıklar Mezarlığı vardır, yanında da bir park bulunur. İstanbullular bilirler, aşıkların mezarlarının olduğuna inanılan yerden geçerken korna çalarlar.” Reha Arar (Gurme) “Reina; İstanbul aşığı bir insan olarak, İstanbul’u en güzel en yakından gördüğüm noktadır. Ayrıca şu andaki mutfak şefinin dünya ve Türk yemek kültürüne bakış açısını doğru buluyorum.” Sezgi Mengi (Oyuncu) “Benim için İstanbul çok kültürlülük demek. Bu anlamda bana İstanbul’u yaşatan yegane yer ‘Mekan’, ya da bilinen adıyla Mari’nin Yeri... Mekan’a gittiğinizde Mekan’ın bir parçası oluyorsunuz. Bir anda masalar birleşiyor ve Mekan’ın sahipleri Mari ve Moşe’nin sohbetine kapılıyorsunuz...” Göksel (Müzisyen) “Boğaz’ın karşı tarafını özellikle Anadolu yakasını daha fazla seviyorum. Kuzguncuk, Beylerbeyi’ne bayılıyorum. El değmemiş ve bozulmamış olduğu için…” Ayşe Kulin (Yazar) “Sultanahmet İstanbul’u tarif eden yerdir benim için. Orası mistik havasından etkilendiğim doğu ve batının buluştuğu yerdir. Ayrıca babannemin konağı oradaydı ve sık sık ziyarete giderdik. Benim için ayrı bir yeri de vardır.” Buluşma 2014 - 45 YAŞAM Kariyerleri öldükten sonra parladı Ölüm karİyerİ Ölüm her zaman kaybettirmiyor. Sanat, edebiyat, eğlence gibi alanlarda ölüm kimini parlatıyor, kimine daha çok kazandırıyor, kimini ise ölümsüzleştiriyor. Hatta yıldızlar için ölüm en iyi kariyer planlaması, en iyi pazarlamacı. B Bundan tam 51 yıl önce; bir 5 Ağustos sabahı, Marilyn Monroe başucunda boşalmış bir uyku ilacı kavanozu ve sehpasında etrafa dağılmış ilaç şişeleriyle yatağında ölü olarak bulunduğunda henüz 36 yaşında ve şöhretinin zirvesindeydi ama henüz kariyerinin zirvesine ulaşmamıştı. Marilyn bundan sonra kariyerine ölü olarak devam edecek ve daha büyük bir yükselişe geçecekti. Nitekim yaşasaydı sürdüğü darmadağınık hayat yüzünden belki bir psikiyatri kliniği belki de evinde yavaş yavaş unutulmaya mahkum olacakken ölümüyle beraber şöhretine şöhret kattı, kısa sürede ise bir pop kültür ikonu haline dönüştü. İlk bakışta, sanat ve eğlence alanına ölümün, hele hele erken ölümün ne sanatçıya, ne eserine, ne de kariyerine katkı yapmayacağını düz bir mantıkla öngörebiliriz. Üstelik tam tersine eksik bırakacağı için zarar vermesi gerektiği düşünülür. Ama pek çokları için bu böyle işlemez ve ölse bile sanatını, şöhretini, imajını diriltir hatta ölümsüz kılar. Ölüm pek çokları için iyi bir kariyer planı olabilir. Bazıları ölümle parlar, ölümle tanınır, ölümle kazanır ve ölümle ölümsüzleşir. Amy Winehouse 2011’de kullandığı ilaçlar ve uyuşturucunun etkisiyle kalbi durduğunda henüz zirveye çıkmış sayılabilirdi. Ama ölümünün zamanlaması onu ileride unutulanlar arasına girmekten çıkardı. Albümleri patlama yaptı. Lady Diana Spencer Diana Spencer’ın Prens Charles’tan ayrıldıktan sonra, paparazzilerden kaçarken kazada trajik ölümü onun İngilizlerin gönlündeki halkın prensesi imajını ölümsüz kıldı. Yaşasaydı büyük ihtimalle zamanla gözden düşecekti. 36 - Buluşma 2013 Bruce Lee: Kungfu ve aksiyon sinemasına yeni bir boyut getiren Bruce Lee 1973’te 33 yaşında öldü. Ölümüyle dövüş sanatları meraklıları arasında bugüne kadar süren tam bir efsaneye dönüştü. Ölüm sebebi ise bugün hâlâ gizemini koruyan bir muamma… Kurt Cobain: 1994’te 27 yaşında, pompalı tüfekle intihar etti. Bu ölüm şekli onu müziğin en unutulmazları arasında özel bir yere yerleştirdi. Şöhrete en katkılı ölüm yolları Kaza: Grace Kelly, Lady Diana, Albert Camus, James Dean, Steve McQuinn kazalarla hayata veda ettiler. Ölümlerinin böyle trajik olması ölüm sonrası şöhretlerini de etkiledi. Özellikle Steve McQuinn ve James Dean’in sürat yaparken ölmeleri “hızlı yaşa genç öl” deyişine uygun oldu. İntİhar: Şöhret sağlayan, kariyer parlatan ölüm şekilleri arasında ilk sırada geliyor. Marilyn Monroe, Kurt Cobain, Jean Seberg bu “fiyakalı” yolu seçerek hem ölümlerine hem ölüm sonrası şöhretlerine romantik ve felsefi bir anlam yüklemiş oldular. Aşırı Doz: Jim Morrison, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Amy Winehouse… Bu da özellikle rock’çıları ölümsüzleştiren ölüm yolu. Mesajı ise şöyle: “Sanatçı sıkıntıdan değil, bu hayatın anlamsızlığına karşı kendini feda etti ve son eserini verdi.” Hastalık: Sıradan bir ölüm yolu olsa da, ne kadar dramatik olursa o kadar şöhrete şöhret katan bir yol. Üstelik yıldız kişi ne kadar gençse hastalıktan ölümün de etkisi bir o kadar fazla oluyor. Herkes aşırı dozdan ölmesini beklerken 34 yaşında kansere bağlı rahatsızlıklardan ölen Bob Marley’in de ölümü hayranları üzerinde o kadar iz bıraktı ki komplo teorilerinin doğmasına bile yol açtı. Cİnayet: Yıldız kişiler zümresinde en az rastlanan ölüm şekli olsa da kahramanlar yaratan bir ölüm yolu. Örneğin saplantılı bir hayranının kurbanı olan John Lennon’ın son dönemlerinde vasata düşen imajı ve albüm satışları, cinayetten sonra tavan yaparken, onu bir tür politik kahramana da dönüştürdü. Keza, Ernesto Che Guevara’nın askeri bir operasyonla öldürülmesi onu bir tür devrim kahramanına dönüştürürken, uzun yaşamak onun daima üzerinde yer alan Fidel Castro’yu giderek sıradanlaştırdı. Marilyn Monroe 1961’de 36 yaşında cinayet ihtimali de bulunan bir intiharla ölüme yürüdü. Tükenmeye başlamışken gelen bu ölüm onu tarihte hiçbir oyuncunun görmediği bir pop ikon haline getirdi. James Dean 1955 yılında arabasıyla kaza yaparak öldüğünde henüz 24 yaşındaydı ve yalnızca birkaç filmde oynamıştı. Ölümünün zamanlaması onu hâlâ unutulmayan asi gençlik sembolü haline getirdi. Buluşma 2014 - 47 EN ÇOK KAZANAN ÖLÜLER • Michael Jackson: 2009 yılında artık sanat olarak da imaj olarak da hayli yıprandığı bir dönemde 50 yaşında aşırı dozda ilaçtan hayatını kaybeden Jackson’ın ölümü finansal dirilişini getirdi. Jackson bu haliyle yılda 170 milyon dolar kazanıyor daha doğrusu kazandırıyor. • Elvis Presley: Rock’n roll’un kralı Elvis ölümüyle hem ikona dönüştü hem de aradan geçen 36 yıldan sonra hâlâ yılda 55 milyon dolar getirisi var. • Marilyn Monroe: Ölümüyle daha da seks sembolüne dönüşen, tablolara, filmlere ve daha bir sürü şeye konu olan Monroe’nun ölümünün 50’inci yılında kazancı yılda 27 milyon dolar. • Charles Schulz: 2000 yılında kanserden ölen çizer Charles Schulz’un en büyük yapım şirketleriyle olan anlaşmaları bugün yılda 25 milyon dolar getiriyor. • John Lennon: 1980’de 40 yaşındayken bir cinayete kurban giden John Lennon da hem ikonik bir figüre dönüştü hem de bugün bile yılda 12 milyon kazandıran bir ölü oldu. Barış Manço Türkiye’de öldükten sonra parlayan ve kazanan azdır. Ancak sağlığında 7’den 77’ye kendini sevdiren bir sanatçı olan Barış Manço, ölümünün 12’nci yılında da unutulmayan nadir değerlerden biri. Bugün hâlâ adına sevenleri tarafından Barış ve Sevgi Haftası düzenlenebiliyor, halk kültürü ve sağduyusuna çok yakın durması ve eserlerinde bunu aksettirmesi sebebiyle alışılmadık görünümüne rağmen insanların teveccühünü kazanan merhum sanatçı hâlâ ilgi görüyor. 48 - Buluşma 2014 Stieg Larsson “Ejderha Dövmeli Kız”ın yazarı Larsson’un yazdığı üç roman ailesi tarafından ölümünden sonra yayımlandı. Yazarın ölmüş olmasının da rüzgarıyla kitapları bestseller olurken, ailesine de bir servet kazandırdı. Kerim Tekin Henüz 23 yaşında bir kazada hayatını kaybedince bir süre adeta efsaneleştirildi. Erken yaşta ani ölümü ve “Kar Beyazdır Ölüm” parçası ile popçuların en çabuk silindiği bir alanda unutulmazlar arasına girdi. Grace Kelly 50 yaşlarında Hollywood’un en güzel kadınları arasındayken Monaco Prenesesi olarak trafik kazasında ölümü onu ve güzelliğini unutulmazlar arasına soktu. Kelly’nin şöhreti ve güzelliği ölümünden yıllar sonra bile Monaco Prensliği’nin imajına katkıda bulunuyor. Cem Karaca Gençliğinde devrimci söylemi ve protest parçalarıyla pek çok kişi tarafından büyük ilgi görse de yine de politik tavrına karşı olanların hoşlanmadığı bir isimdi. Ancak gurbette geçirdiği yıllar sonrasında döndüğünde sergilediği yaklaşımla ölümünden sonra da daha önce onu sevmeyenlerin bile beğenisini kazanmaya başladı. Cem Karaca bu dünyaya veda ettikten sonra hayattayken itiraf edilmeyen değeri daha bir itiraf edilir, daha bir takdir edilir oldu. Ahmet Kaya Politik duruşu ve aykırı çıkışları nedeniyle sevenleri kadar nefret edeni de çoktu, hatta daha çoktu denilebilir. Ama önceleri solun itibar ettiği parçaları sonraları ve öldükten sonra sağın da diline pelesenk oldu. Kaya, ölümünden sonra kendisini cadı avına tabi tutanlar tarafından bile saygıyla anılır oldu. Jimi Hendrix Büyük gitar virtüözü Hendrix, aşırı içki ve uyku hapı yüzünden kendi kusmuğuyla ölmüş olarak bulundu. 1970 yılında henüz 28 yaşındaydı ama büyük virtüözün bu erken ölümü, zamanlaması sayesinde onu müzik tarihinin en etkili isimlerinden biri yaptı. Michael Jackson: Kompleksleri, beyazlamak için başvurduğu tedaviler ve ilaçlar, tuhaf yaşam biçimi, hakkındaki pedofili suçlamaları ve borçları yüzünden o denli yıprandı ki sönüp gitmesi işten bile değildi. Ama tüm bunlara rağmen, ölümü imajını, şöhretini ve finansal durumunu tekrar zirveye çıkardı. Oğuz Atay 1977’de 43 yaşında vefat eden yazar Oğuz Atay’ın hiçbir kitabı sağlığında ikinci baskı yapamadı. Hatta geride bıraktığı dört romanından en ünlüsü olan “Tutunamayanlar”ı 1971’de lanse ederken hiç de hoş karşılanmadı. Romanıyla getirdiği yeni edebi yaklaşım sağlığında hiç itibar görmedi. Oğuz Atay ancak öldükten sonra doğru dürüst gündeme gelmeye başladı, hatta ölümünden hayli sonra entelektüellerin gözdesi oldu. Kazım Koyuncu Karadeniz müziğini özgün bir tarzda sunuşuyla bilinen Karadenizli bir müzisyendi Kazım Koyuncu. Ancak onu şöhret yapan ve daha sonra yaptığı çalışmaların yaygın bir kitle tarafından dinlenmesini sağlayan asıl etken Karadeniz’de en büyük ölüm sebebi olan kansere yenik düşmesi oldu. O dönem müziğinden çok kansere karşı verdiği mücadeleyle gündeme gelen sanatçı, ölümünden sonra büyük bir şöhrete kavuştu. Elvis Presley Öldüğünde obez, yorgun ve bıkkın bir adamdı ama hâlâ büyük şöhretti, hala “kral”dı. Ölümüyle o kadar büyük şok yaratı ki, kısa sürede hakkında çıkan pek çok biyografinin de etkisiyle “Elvis kültü”ne dönüştü. Yılmaz Güney Çektiği aksiyon filmleriyle “Çirkin Kral” lakabı verilen Yılmaz Güney, daha sonra devrimci filmleri, siyasi faaliyetleri ve kendini hapse gönderen hakimi öldürdüğü için Fransa’ya kaçarak orada yaşamaya başladı. Bu dönemde toplumun büyük kesimi tarafından vatan haini olarak görülen Yılmaz Güney, 1984’te öldükten sonra Türkiye’de değişmeye başlayan siyasi atmosferle beraber pek çoklarının itibar gösterdiği bir sinemacı oldu. Uzay Heparı 1995 yılındaki motosiklet kazasına kadar Uzay Heparı pek bilinen bir müzisyen değildi. Sezen Aksu’nun pek çok şarkısında imzası olan Uzay Heparı’nın adı ancak ölümünden sonra şöhrete kavuştu. Buluşma 2014 - 49 TARİH OSMANLI’DAN TARİHE NOT DÜŞEN KARELER EN 36 - Buluşma 2013 50 2014 MANLAR “BİZ” ARLA BİR ZA FL A R Ğ TO FO İŞ M İL EK Ç E C AZ YÜZYIL ÖN “Lahana kadar baş, on para tıraş!” (1895-1905) Sultan İkinci Mahmut devrinde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılıp kahvehanelerin kapatılmasıyla berberler mekansız kaldılar. Kalabalık yerde “Lahana kadar baş, on para tıraş” diye bağırarak müşteri toplamaya çalıştılar. Bundan 100 sene öncesini Osmanlı’dan kalan bu fotoğraflardan okumak mümkün. Seyyar berberlerden ameliyat yapan baytar mektebi öğrencilerine kadar birçok ilginç kare Osmanlı’nın hayatını da gözler önüne seriyor. Buluşma Buluşma 2013 2014 -- 37 51 Tell El Sheria’da seyyar ekmek fırını (1917) S Siyasi etkinliğinin yanı sıra pek çok değişik yönü de bulunan Sultan II. Abdülhamid’in az bilinen bir özelliği de fotoğraf sanatına meraklı olması. Döneminin yaşayan dünyasını yurt dışından getirttiği sayısız fotoğraf albümleriyle de takip eden Sultan, bir yandan da kendi ülkesinden fotoğraf koleksiyonları oluşturdu. Oluşturduğu fotoğraf albümleri on binlerce kareye ulaşan Sultan’ın tarihi belge niteliğindeki bu muazzam arşivinin büyük bölümü maalesef tahttan indirilmesinden ve Yıldız Sarayı’nın harap edilmesinden sonra kayboldu. Elde kalan fotoğraflar ise bugün büyük bir titizlikle saklanmakta. Çamlıca Basım “Osmanlı’dan Tarihe Not Düşen Kareler” albümüyle gün yüzüne çıkmamış fotoğrafları okuyucusuyla buluşturuyor. En az yüz yıl önce çekilmiş ve büyük bir kısmı Sultan Abdülhamid’in Yıldız Sarayı fotoğraf arşivinden sağlanan bu fotoğraflar, bir dönemin hayatını birinci elden gösterirken, günümüze kadar yaşanan çarpıcı değişimi de ortaya koyuyor. Osmanlı’da günlük yaşamdan, eğitime, siyasete kadar birçok kareyi kapsayan fotoğraflardan en ilginçlerini sizler için seçtik. 52 - Buluşma 2014 Fotoğraf Osmanlı’nın son devrine ait ve cephede ekmek fırınlarını gösteriyor. At ve benzeri hayvanlarla çekilen 11 tane seyyar ekmek fırını gayet nizami bir şekilde sıralanmış. Osmanlı askeri savaşa hazır. Deniz Mektebi’nde kılıç talimi (1880-93) Fotoğrafta talebeler resmi kıyafetleriyle kılıç talimi yapıyor. Heybeliada’daki mektebin hocası ise kendilerini büyük bir dikkatle izliyor. Sağır-Dilsiz Mektebi (1893) Sağır ve dilsizler için ilk mektep II. Abdülhamid döneminde açıldı. İlk iki yıl altı ile 20 yaş aralığındaki çocuklara eğitim veren kurum sonra körleri de kabul etti. Baytar Mektebi talebeleri (1894) Osmanlı’da 1839’da Harbiye Mektebi’nde ilk baytar sınıfı açıldı. Fotoğrafta baytar mektebi öğrencileri uygulamalı ders yapıyor. Bebek’te vardacılar balık sürgünü gözlerken (1890-91) Balıkların göç mevsiminde pek çok yere dalyan kurulurdu. Adalar, Marmara Denizi ve Boğaz’da 50’yi aşkın dalyan bulunurdu. Topçu Kışlası önünde itfaiye alayı (1890) Tulumbacılar reisi yangını haber veren kişiye “Oğlan mı? Kız mı?” diye sorardı. İstanbul yakası için “oğlan” Beyoğlu yakası için “kız” denirdi. Öğretmen Okulu Mücellithanesi-ŞAM Fotoğrafta iki talebe giyotin makasıyla dikişi yapılan kitapların kenarlarını düzeltiyor. Arkadaki pencerenin üstüne Türk Bayrağı asılmış, sağdaki kapının üstüne ise “Darü’l-muallimin Mücellithanesi” yazılmış. Konya’da yol yapım çalışması (1895-1900) Konya dahilinde Karapınar-Ereğli yolu yapım çalışmaları görülüyor. Yol, sel suları gibi doğal afetlere karşı bir tedbir olarak zeminden yüksek inşa edilmiş… Silindirin arkasındaki mühendis yolun sıkıştırılma derecesini kontrol ediyor. Buluşma 2014 - 53 KÜLTÜR SANAT KİTAP Kurt Seyt & Shura NERMİN BEZMEN Son dönemin en çok konuşulan TV dizilerinden olan Kurt Seyt ve Shura’yı orijinal halinden okumak size ayrı bir keyif verecek. Edebiyat dünyasına “Uyandıran Aşk” isimli şiir kitabı ile adım atmış olan Nermin Bezmen, bu kez Çarlık Rusya’sının debdebeli yaşantısından Bolşevik ihtilali ile İstanbul’a sürüklenen hayatları anlatıyor. St. Petersburg’un saltanat günlerinden ihtilalin cehennemine ve nihayet işgal altındaki İstanbul’a, 1920’lerin Pera’sına, macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Onlarla beraber politikaların, troykaların sihirli alemini, ihtilalin acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerini yaşayacaksınız. Kurt Seyt, Mirza Eminof’un oğlu olarak servet ve unvanla doğmuştu. Yakışıklıydı, hırslıydı, cesurdu. Çar Nikola’nın muhafız alayında genç bir üsteğmen oluşu onu bolşeviklerin ölüm listesine dahil etmişti. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal’in Kuvay-i Milliye’sine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Shura ise Tchaikovsky nağmelerinin romantizmi ile sarılmış karlı bir Moskova gecesinde, henüz 16’sındayken saf güzelliği, beklentisiz aşkı ile Seyt’in dünyasına girdi. Ailesinin unvanı, serveti onun da ülkesinde kalmasına yardımcı olamadı. Sevdiği erkekle atıldığı bu macerada bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretlerini birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıştılar. (PMR Yayınları) Ustam ve Ben ELİF ŞAFAK Tarihimizin en önemli ve çalkantılı dönemlerinden biri olan 16’ncı yüzyılda İstanbul… Hindistan’dan gelen beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı: Çota ile Cihan... Filbaz aynı zamanda bir üstadın çırağı. Ustası ise Sinan. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük mimar… Bu romanda Elif Şafak’ın muazzam hayal gücü ve zengin diliyle Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkacaksınız. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet romanın sayfalarında sizi bekliyor… Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar... Ustam ve Ben, tarihi kişiliklerin, camilerin, kütüphanelerin, türbelerin, köprülerin resmigeçit yaptığı, rengârenk, canlı, sürprizlerle dolu bir dönem hikâyesi… Öyle bir hayal dünyası ki içindeki konular ve tartışmalar günümüze dair de çok şey söylüyor. Uzun süre hafızalardan silinmeyecek, çok konuşulacak bir roman. (Doğan Kitap) 54 - Buluşma 2014 Hayal AYŞE KULİN Ayşe Kulin, Dönüş’ün ardından yeni kitabı Hayal’de 1983’ten bu yana yaşamında yer alan renkli olaylara ve ilginç anekdotlara yer veriyor. Bu kitapta yazarlık hayaliyle başlayan bir yaşamın günümüze uzanan renkli görüntüleri yer alıyor. Özgün çizimlerle desteklenmiş olan Hayal aynı zamanda Kulin’in günümüze uzanan yazarlık serüveninin de bir öyküsü… Ünlü iş adamı Asil Nadir’den reklamcı Tunca Yönder’e, halkla ilişkiler duayeni Betûl Mardin’den Rahmi Koç’a kadar iş, yayın, siyaset dünyasından pek çok tanınmış ismin yer aldığı kitap Yahya Kemal Beyatlı’nın “İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar” sözleriyle başlıyor. Hayal, Kulin’in bir umuduyla son buluyor: “Bu dünyada var olduğum sürece hayal kurmaktan vazgeçmeyeceğim. Okurlarımla daha nice hayalde buluşmak üzere!” (Remzi Kitabevi) Devlet-i Aliyye HALİL İNALCIK Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Devlet-i ‘Aliyye / Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar serisinin ikinci cildi, Osmanlı Klasik Dönemi’nin ardından padişah otoritesinin zayıfladığı ve giderek yok olduğu 17. yüzyılda iktidar mücadelelerini mercek altına alıyor. İnalcık, dönemin tarihçilerinin bozuluş ve kargaşa olarak adlandırdıkları durumu, o döneme ait kaynaklar ve belgeler ışığında yorumluyor. (İş Bankası Kültür Yayınları) İstanbul Kırmızısı FERZAN ÖZPETEK Filmleriyle tüm dünyada adından söz ettiren Ferzan Özpetek, romancılıkta da bir o kadar iddialı. İstanbul Kırmızısı adlı bu romanında Özpetek, doğup büyüdüğü şehir olan İstanbul’u yıllardır uzaktan gözlemliyor. Bu sevginin ve hüznün romanı olan İstanbul Kırmızısı, sanatçının sinema eğitimi için İtalya’ya gidişine kadarki İstanbul yaşantısından izler taşıyor. Mesafelerle ölçülebilen uzaklığın kişiyi bir şehre ait olmaktan alıkoyamayacağını, önemli olanın şehirde yaşamak değil, şehri yaşatmak olduğunu gösteriyor. (Can Yayınları) Aşk Terapi NEVZAT TARHAN Hz. Mevlana diyor ya: “Aşksız olma ki ölü olmayasın, Aşkla öl ki diri olasın…” Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu kez bizleri aşk üzerine düşünmeye, aşkın gerçekte ne olduğunu anlamaya, zorluklarıyla birlikte oldurucu, olgunlaştırıcı yönlerini keşfetmeye davet ediyor. Başta Hz. Mevlana’nın Mesnevi’si olmak üzere Doğu’nun bilgeliğini taşıyan eserlerden, isimlerden aktardığı hikâyelerle, hikmetlerle başa geldiyse büyük bir lütuf olan aşkı sağlam bir ilişkiye dönüştürmeye yönelik tavsiyelerde bulunuyor. (Timaş) MÜZİK KUTUSU Yeni Ay Sıla DVD İncir Reçeli Aşk filmi sevenlere… Aytaç Ağırlar‘ın hem yazıp hem yönettiği İncir Reçeli günümüz kent yaşamında kadın-erkek ilişkisinin çetrefilliğini masaya yatırıyor. Metin (Sezai Paracıkoğlu) yalnız yaşayan, televizyon programlarına skeç yazarak geçimini sağlayan, geceleri genelde hep aynı mekana takılan otuzlarında bir gençtir. Her zaman gittiği barda, bir gece yolu bir kızla kesişir. Duygu esrarengiz bir kızdır. Bir ortaya çıkıp bir kaybolmakta, ara sıra Metin’de kalıp sonra birden görünmez olmaktadır. Metin telefon numarasını bile bilmediği bu güzelin sırrını öğrenmeye çalışır. Onun hakkında bildiği tek şey incir reçelini çok sevdiğidir. BLU Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları RAY Hobbit Bilbo Baggins, Büyücü Gandalf ve Thorin Meşekalkanı’nın başını çektiği 13 cüceyle birlikte, Yalnız Dağ’ı ve kayıp Erebor Cüce Krallığı’nı bulmak için koyulduğu maceralı serüvene kaldığı yerden devam ediyor. Apar topar çıktıkları yolculuğun başlangıcını atlatmış olan grup, doğuya doğru ilerlemeye devam ederken, yoldaki Kuyutorman’da deri değiştiren Beorn ile ve bir dev örümcek sürüsüyle karşılaşırlar. Tehlikeli Orman-elflerinin elinden kaçan cüceler önce Göl kasabasına, oradan da nihayet Yalnız Dağ’a giderler. Burası en büyük tehlikeyle yüzleşecekleri yerdir: Ejderha Smaug’la. Blu-ray paketinde bonus olarak film esnasında yaşanan çekim zorlukları ve çözüm yollarını, Kuyutorman’dan Göl Kasabası’na giden uzun yolculuğu ve Dale Krallığı’nın etkileyici ve önemli sahnelerinin yaratılışını izleyebilirsiniz. Düğün Dernek Acele düğüne şeytan karışır DVD Sivas’ın Esenyurt köyünde yaşayan İsmail’in oğlu Tarık bir gün yurt dışından çıkagelir. Önce her zamanki gibi bir memleket hasreti gibi görünse de bu ziyaretin altındaki esas neden çabuk ortaya çıkar: Tarık görevli olarak çalıştığı Letonya’da Monica adlı bir kızla beraberdir ve aynı ülkede çalışmak için tek yol evlenmeleridir! Kendisinin olurunu almaya gelen oğlunu düğünsüz evlendirmemeye kararlı olan İsmail, alelacele bir düğün telaşına girer. Fikret Sivas’taki ‘bağlantılarını’ kullanarak önce bir otel düğünü için söz verse de, işler sarpa sarar ve köy meydanında mütevazı bir düğün hazırlığı başlar. Tam her şey çözüldü derken, esas curcuna düğün gecesi kopacaktır! Filmin başrollerindeki Murat Cemcir ve Ahmet Kural son yıllarda ülkemizin en çok güldüren ikilisi. Yılın en çok ses getiren Türk filmlerinden biri olan Düğün Dernek’i seyretmeyen azınlıktansanız bu filmde kahkaha garantisi var. Bu yazın en çok dinlenen albümlerinden biri... Produktörlüğünü Sıla ve Efe Bahadır’ın birlikte üstlendiği “Yeni Ay” albümünde birbirinden güzel 10 şarkı ve bir versiyon yer alıyor. Sıla, müzikal kariyerinde kendisini yalnız bırakmayan ve hep yanında olan dinleyicilerine bir de sürpriz yapmış. “Yeni Ay” albümünde yer alan şarkıların demolarını da ikinci bir CD’de bir araya getiren Sıla, bu albümde dinleyicileri şarkıların tüm hazırlık sürecine dahil ediyor. Özellikle sanatçının gedikli takipçileri bu ikinci CD’ye bayılacak. İyi Niyetli Bir Gün Gece Vokalde Can Baydar, gitarda Erdem Başer, davulda Eren Çilalioğlu ve basgitarda Gökçe Balaban’dan oluşan Gece, yaklaşık iki yıl aranın ardından “İyi Niyetli Bir Gün” albümüyle sevenleriyle hasret gideriyor. Albümün prodüktörlüğünü ve düzenlemelerini Efe Bahadır ile birlikte üstlenen Gece, Babajım ve İstanbul Marşandiz stüdyolarında Volkan Gürkan ve Arzu Alsan ile birlikte kaydettikleri “İyi Niyetli Bir Gün”ün miks aşamasında Jon Gray, Murat Bulut ve Efe Bahadır’la; mastering aşamasında ise Jay Franco, Tom Coyne ve Pieter Snapper ile birlikte çalıştı. Buluşma 2014 - 55 TREND Han Sarang Cafe Bunka Oldukça uygun fiyata, gurmeleri bile yoldan çıkaracak dünya mutfağından lezzet adresleri... Asuman Taj Mahal Dünya mutfağı T Türkiye’de “dünya mutfağı” sunan restoranların sayısı hiç de az değil. Ama bir de yabancı aileler tarafından işletilen farklı ülke mutfaklarına ait restoranlar var. Bugün falafel, suşi gibi lezzetler birçok kafenin menüsünde karşımıza çıkıyor. Tabii bu yemeklerin hakkını veren var, veremeyen var. Ama bunları yerinde ve usulüne uygun yemenin keyfi bir başka. Farklı ülke mutfağına girince genelde ithal yiyecekler ülkemizde fiyatların zıplamasına yol açıyor. Ama size desek ki, Hint’i, Japon’u, Kore’si… Oldukça uygun fiyata, orijinal yemekleri tadabileceğiniz salaş ama gurmeleri bile yoldan çıkaracak mekanlar var… İstanbul sokaklarında biraz kaybolmanız tüm bu dünya yemeklerini yemeniz için yeterli. Ufacık bir falafel evinde üç dakikada yediğiniz falafeli ve humusun tadını unutamayabilirsiniz. Ya da Güney Kore usulü hazırlanmış kalamar ızgarayı… İşte İstanbul sokaklarındaki dünya yemekleri… 56 - Buluşma 2014 yanıbaşımızda Falafel House Falafel köftesi hemen hemen her kafede “başlangıçlar” arasında yer alıyor. Ama gerçeğini yemek için istikamet Taksim. Şehit Muhtar Caddesi üzerinde enfes bir falafel lokantası var. Adı da Falafel House. İçeride iki, dışarıda iki masası var. Burada yemek en fazla beş dakika sürüyor. Sahibi Filistinli bir amca. Falafel köftenin tadı müthiş. Yanında da humus ve iki çeşit sos. Tel: (0212) 253 77 30 Cafe Bunka Ülkemizde maalesef “Geleneksel Japon mutfağı” denilince fiyatlar el yakar. Ama uygun fiyata suşi ve geleneksel Japon yemekleri yiyebileceğiniz yerler de yok değil. İşte size bir örnek: Taksim’deki Cafe Bunka. Ne mi yemeli? İster suşiye dalın, isterseniz zencefilli ton balığı, karidesli pilav, miso çorbası ısmarlayın. Yanında da Japon birasını yudumlayın. Gelen hesap sizi şaşırtacak. Mekanın müdavimleri çoğunlukla öğrenciler. Tel: (0212) 251 15 80 Han Sarang Güney Kore mutfağını hiç denemiş miydiniz? Cevabınız “Hayır” ise işte size denemeniz için en doğru adres: Han Sarang… Sultanahmet’te, Güney Koreli bir aile tarafından işletiliyor. Pazar hariç her gün açık. Şefi Koreli Young Jin Han. Saat 10:00’da kapılarını açıyor 22:00’ye kadar servis sürüyor. Müşterileri ağırlıklı olarak Türkiye’de yaşayan Uzakdoğulular. Spesiyali vatos ve ton balığından oluşan çiğ balık tabağı. Peynirli brokoli kızartması da oldukça başarılı. Kızarmış kalamar, buharda çipura ve deniz mahsullü krep de menüden başka alternatifler. Güney Kore mutfağı demek masada barbekü demektir. Masanızda pişireceğiniz soya soslu antrikot da denemeye değer. Tel: (0212) 516 11 28 Asuman Aksaray’daki Asuman, işi hakkıyla yapan mütevazı bir İran lokantası. Oruç Reis Ortaokulu’nun tam karşısına düşüyor. 70 kişiyi aynı anda ağırlayabilen bir mekan. İran mutfağına yabancı olanlar için fotoğraflı ve açıklamalı bir menü hazırlanmış. İçinde ceviz ve kuru üzüm olan İran cacığı tadılması gereken bir lezzet. Çeşit çeşit pilavları var. Pilavın yanında tereyağı servis ediliyor ve siz bunu masada karıştırıyorsunuz. Safranlı pilavı pek lezzetli. İçki olmayan restoranda çayla incir tatlısı yiyerek yemeyi sonlandırabilirsiniz. Tel: (0212) 511 27 37 Taj Mahal Mihman Beyoğlu Kaymakamlığı’nın hemen yanındaki merdivenlerden aşağı inerken sağ tarafta hizmet veren Hint restoranı Taj Mahal’i keşfetmiş miydiniz? Burası Güney Hindistan yemekleri sunan bir mekan. Yemekler “tali” adı verilen gümüş tepsilerde servis ediliyor. Tepsinin ortasına “nan” adı verilen pide konuyor ve tepsi masaya geliyor. Menü zengin… Közlenmiş sebze yatağında gelen karides müthiş. Bademli safranlı tavuk, kuzu eti, tavuk çeşitleri… Hint mutfağına genelde bira yakışır. Ama lassi ayranını da deneyin. Tel: (0212) 293 66 00 Özbek mutfağı denilince insanın aklına hemen pilav gelir. Ama mutfağın geri kalanı hakkında pek de fikrimiz yoktur. İşte size Özbek mutfağını a’dan z’ye tadabileceğiniz bir lezzet diyarı: Laleli’deki Mihman. Lokantada oldukça kalın, kitabı andıran bir menü var. Çünkü tüm yemekler fotoğraflı ve açıklamalı olarak menüye konmuş. Pilav elbette menünün vazgeçilmezi. Kuşüzümlü, kızarmış etli, havuçlu ya da nohutlu… Çeşit çeşit pilav var. Üstelik kavrulmuş ya da haşlama olarak da pilavınızı seçebiliyorsunuz. Pilav dışında sebzeli makarna, şişe dizilmiş kebaplar, farklı soslarla hazırlanmış balıklar da tercih edilebilir. Uygur mantısı ise restoranın favorileri arasında. Tel: (0212) 526 08 03 Tel: (0212) 293 66 00 Buluşma 2014 - 57 LEZZET DERGAHTAN SARAY MUTFAĞINA ORADAN DA AŞKA SÜRÜKLENEN BİR AŞÇININ MACERASI EŞLİĞİNDE… Selçuklu Mutfağından yemek tarİflerİ 58 - Buluşma 2014 I S A B R O Ç ER CİĞ B Ömür Akkor’un “yemek kitapları Nobel’i”ni kazanan kitabı Selçuklu Mutfağı, sadece unutulmuş Selçuklu yemeklerini değil, o dönemin mutfağını, yaşamını, kültürünü ve anlayışını da yansıtıyor. Bu coğrafyaya ait mutfak kültürünün zenginliği dillere destan... Türk mutfağının bu zenginlik ve çeşitliliği çok geniş bir zaman diliminden, pek çok imparatorluk ve devletten, çok geniş bir etnik ve kültürel yelpazeden ve geniş bir coğrafyadan beslenmiş olmasından ileri geliyor. Bu muhteşem mozaiğe katılan mutfak kültürlerinden biri de Selçuklu mutfağı. Ancak ne yazık ki çoğu zaman yemeklerini bilmeden yediğimiz Selçuklu mutfağı konusunda genelimizin bilgisi ve haberi yok gibi. Bir araştırmacı olduğu kadar 20 yıldır yemek de yapan Ömür Akkor’un Alfa Yayınları’ndan çıkan “Selçuklu Mutfağı” böyle bir boşluğu doldurma yolunda atılmış önemli bir adım. Kitabın “yemek kitapları Nobel’i” olarak anılan Gourmand Cookbook Awards’ın “2012 En İyi Mutfak Tarihi Kitabı” ödülünü almış olması da bunun tescilli belgesi. Tüm dünyadan 12 bin yemek kitabının katıldığı bu yarışmada birinciliğin Ömür Akkor’un Selçuklu Mutfağı’na verilmiş olması aynı zamanda bu mutfak kültürüyle ilgili bilgilerin ne kadar nadir olduğunun da bir göstergesi. Malzemeler: 250 gr kuzu ciğeri, 1 adet kuru soğan, 1 yemek kaşığı un, 2 yemek kaşığı sade yağ, yarım fincan sirke, 5 su bardağı su, bir tutam maydanoz, kaya tuzu Hazırlanışı: • Kuzu ciğerini bütün olarak haşlayın • Daha sonra haşlanan kuzu ciğerini süzerek kesme tahtasında ufak parçalar halinde doğrayın • Kuru soğanı yemeklik olarak doğrayın • Kuzu ciğeri ve soğanı tencerede sade yağda ağır ağır kavurmaya başlayın • Karışımın üzerine un ilave ederek kavurmaya devam edin • Sirke, kaya tuzu ve 5 bardak suyu tencereye ilave ederek 20 dakika daha pişirin • Altını kapatarak maydanozu üzerine ilave edin • Tencerenin kapağını kapatarak 5 dakika dinlendirdikten sonra servis yapabilirsiniz Buluşma 2014 - 59 Malzemeler: 3 su bardağı badem içi, 4 su bardağı parça şeker, tahta havan Hazırlanışı: • Badem içlerini sıcak suda 10 dakika ısladıktan sonra soyun • Soyulmuş bademleri yağını bırakıp pelte haline gelene kadar havanda dövün • Dövülmüş badem içini bir tepsiye dökün • Parça şekeri de iyice un haline gelinceye kadar havanda dövün • Dövülmüş badem içi ve şekeri beraber hamur haline gelene kadar yoğurun • Hamur haline gelince kaşık yardımıyla servis edin ASI BADEM HELV 13 yy.’a ait bir Selçuklu kasesi (solda) ve tabağı (sağda) gibi unsurlar kitabın tamamlayıcı ögeleri. ETLİ ŞALGAM Malzemeler: 1 kilo kuzu kuşbaşı 1 kilo şalgam, 2 adet kuru soğan, 1 su bardağı pirinç, 4 bardak su, 2 kaşık sade yağ, karabiber, tarçın, kaya tuzu Hazırlanışı: • Kuzu etini sade yağda kısık ateşte kavurmaya başlayın • Kuzu etine iri kıydığınız soğanları ilave edin • Bu arada şalgamları soyup iyice yıkayın ve kuşbaşı büyüklüğünde doğrayıp kavrulan ete ilave edin • Hepsini 5 dakika kavurun • Üzerine su ilave edip kaynamaya bırakın • Kaynamaya başlayınca altını kısın ve yarım saat pişirin • Pirinci ilave edip pirinç pişene kadar pişirmeye devam edin • Pirinçler piştiğinde altını kapatın ve servis edin 60 - Buluşma 2014 Türkiye’nin yerel mutfakları ve unutulan yemekleri üzerine araştırmalar yapan Ömür Akkor, Selçukluları kendisine hep yakın hissetmiş, onların sanat ve yaşamlarına daima ilgi duymuş. Ama onu Selçuklu mutfağına yaklaştıran asıl etken birkaç sene önce Konya civarında Beyşehir’e yaptığı bir yolculuk sırasındaki gözlemleri ve içinde uyanan hisler olmuş. Her şeyi başlatan süreç orada yediği bir balık tandır yemeğinden ve Beyşehir Gölü’nün sularına bakarken kendi aksinde kendini Selçuklu döneminde 1200’lü yıllarda yaşamış, dergah mutfağında yetiştikten sonra Kubad Abad Sarayı’nda Sultan Alaaddin Keykubat’ın hizmetinde bulunmuş bir derviş-aşçı olarak gördüğü bir rüyetle (vizyon) olmuş. Buradan kurguladığı, o dönemde yaşayan ve kendisiyle özdeşleştirdiği bu aşçının hikayesinde Selçuklu mutfağı ve yemeklerinin yanı sıra kültürü ve yaşamından da kesitler sunuyor. Üstelik dergahtan sultanın saray mutfağına uzanan bu hikayeye platonik bir aşkı da eşlik ettiriyor. Bu hikayenin çağımızdaki izdüşümü niteliğinde ikinci bir hikayeyle konuyu daha da açıklıyor. Ve nihayetinde kitabının üçüncü bölümünde işin içine bilgi ve bulgularının yanında kendi gözlem ve sezgilerini de katarak oluşturduğu Selçuklu çorba, yemek, tatlı ve helvalarının tariflerini veriyor. SİRKENCUBİN Malzemeler: 5 yemek kaşığı bal, 5 yemek kaşığı sirke, 5 bardak su Hazırlanışı: • Su, sirke ve balı bir kapta karıştırın • Sürahide soğutup servis edin (Şerbet) ÇOK UYGUN FİYATLA Allianz dinamik sağlık sigortası >> Allianz Dinamik Sağlık Sigortası, sizin ve sevdiklerinizin beklenmedik sağlık giderlerini bütçenize uygun ve ekonomik fiyatlar ile güvence altına alıyor. Poliçeye giriş yaşı 6 ile 44 arasında olan ve geniş sigortalılık süresine sahip bu ürüne 45 yaşından önce sahip olarak, siz de sağlığınızı ömür boyu teminat altına alabilirsiniz. >> Dinamik Sağlık Sigortası, anlaşmalı kurumlarında, hastanede yatarak tedavi gerektiren sağlık giderlerini, limitsiz ve %100 ödemeli olarak karşılar. Üstelik Kemoterapi - Radyoterapi Dializ ve Küçük Cerrahi giderleriniz de dahil... Başvurduktan 18 ay sonra başlayan hamileliklerde, doğum giderlerinizi limitsiz ve %100 ödemeli olarak karşılar. >> Üstelik aile poliçesi yaptırmak isteyen sigortalılarımız % 10’a varan indirimlerden yararlanabilir. Buluşma 2014 - 61 DİJİTAL 2014’te Allianz’la daha da iyiye! 2014 yılının ilk 6 ayında yapılan projeler ile Allianz Türkiye, dijital platformlarda yine enerjik ve etkili bir dönem geçirdi. 2014 yılının ilk yarısında, 515.118 takipçisiyle sigorta sektörünün en çok takip edilen Facebook sayfası “Allianz Türkiye” oldu. Allianz Türkiye, dijital ortamda ses getirecek projelerle 2014 yılının geri kalanında da bu platformdaki liderliğini korumayı hedefliyor. Gençler, 2014 yılında da Allianz Münih Futbol Kampı’na katılmak için yeteneklerini konuşturdular! F Futbol aşkı bambaşkadır! Hele işin ucunda Münih’te futbol kampına katılmak varsa... Bu yıl 3.sü düzenlenen Allianz Gençler Münih Futbol Kampı Facebook uygulamasında katılımcılardan “futbol yeteneklerini gösterecekleri” bir video hazırlamaları istendi. Hazırlanan mikro site ile hem cep telefonlarından, hem de bilgisayarlarından yarışmaya katılabilen 14-16 yaşları arasındaki gençler, önce site üzerinden özgeçmişlerinin yer aldığı formları doldurdular. Sonrasında da Münih seyahatini kazanmak için tüm yeteneklerini ve becerilerini kaydettikleri videolarını Allianz Türkiye ile paylaştılar. Kimi freestyle hareketlerle kendine hayran bıraktı; kimi volesiyle, kimi muhteşem kurtarışlarıyla, kimi de özenerek hazırladığı videolarıyla... 1 Nisan’da başlayan ve 9 Mayıs’ta sona eren bu uzun maratonun galiplerini seçmek biraz zorlu 62 - Buluşma 2014 olsa da, içerisinde spor yazarı Okay Karacan ve eski milli futbolcu Metin Tekin’in de yer aldığı jürinin belirlediği asil ve yedek talihliler Facebook sayfasında açıklandı. Ancak Allianz Türkiye, bu sene de tek bir ödülle yetinmedi. Uygulamayı paylaşarak en yüksek puanı toplayan 15 kişi de spor çanta kazandı. Allianz Türkiye’de neler oluyor? B Bazen hayatınıza dokunacak #1Tavsiye, bazen aklınıza gelmemiş küçük bir hatırlatma, Sevgililer Günü’nde aşkın en güzel yanı ya da annelerinizin ne kadar özel olduğunu bir kez daha anladığınız o güzel an... Allianz Türkiye sayfasına 2014 yılında yansıyan küçük anekdotlarla, hayatın renklerini Allianz ile birlikte fark etmeye devam edeceksiniz. Karanlıkta bir yaşam deneyimlemek... Allianz Türkiye’ye göre #aşkınengüzelyanı! A Allianz Türkiye, takipçileriyle birlikte hayata geçirdiği projelere, sevgi dolu bir tanesini daha ekledi: Allianz Türkiye Sevgililer Günü Twitter Yarışması. Sevgililer Günü’nden tam bir hafta önce, hazırladığı görsellerle “aşkın en güzel yanlarını” anlatan ve takipçilerinden de aşkı anlatmalarını isteyen Allianz Türkiye, hafta sonunda ise kullanıcılarından #aşkınengüzelyanı hashtag’iyle yazdığı “#aşkınengüzelyanı yaşamının her anında yanında olmaktır.” paylaşımını retweet etmelerini istedi. Yüzlerce RT arasından seçilen 5 takipçi, La Mancha Restaurant’ta çift kişilik romantik bir akşam yemeği kazandı. Kendilerine özel olarak hazırlanan menünün yanında takdim edilen sürpriz hediye ve özel karşılama notu, kazananların gecelerine ayrı bir renk kattı. B Bugüne kadar dünya üzerindeki 130 şehirde 7 milyon kişi tarafından ziyaret edilen ve yaşattığı sıra dışı deneyimle ön plana çıkan Dialogue in Dark (Karanlıkta Diyalog) sergisi İstanbul’da devam ediyor. Gayrettepe Metro istasyonundaki 1500 metrekarelik alanda yer alan Karanlıkta Diyalog Sergisi’nin eğitim merkezi sponsorluğunu ve isim hakkını, engelli hayata gösterdiği duyarlılığıyla tanınan Allianz Türkiye üstlendi. Tamamen karanlıkta hayatın farklı kesitlerinin yaşatıldığı bir ortamda görme engelli rehberler; ziyaretçileri dokunarak, koklayarak ve duyarak dünyayı ‘yeni ve farklı’ bir biçimde görmelerini sağlayacak bir yolculuğa çıkarıyor. Sergi alanında bulunan ve Allianz’ın desteği ile hazırlanan ‘Allianz Training Center’da İstanbul Business School işbirliği ile iş dünyasına yönelik karanlıkta atölye çalışmaları düzenleniyor. Karanlıkta Diyalog sergisinin biletleri Biletix üzerinden ve Biletix Satış Ofisleri’nden temin edilebiliyor. Buluşma 2014 - 63 HABERLER Allianz Gönüllüleri Çocuklara Mutluluk Dağıtıyor D Allianz Viyana’da “Maça devam” diyor Dünyanın en büyük sigorta şirketlerinden Allianz, spora verdiği destekle de adından söz ettiriyor. Dünyanın birçok farklı bölgesinde ünlü stadyumlara ismini vererek futbolseverleri sevindiren Allianz son olarak, Avusturyalı SK Rapid futbol kulübü ile 10 yıllık bir anlaşma imzaladı ve “Allianz Stadyumu”nu da zincirine eklemeyi başardı. İnşaatı 2016 yılında tamamlanacak olan stadyum, Allianz’ın bu alanda altıncı yatırımı olmaya hazırlanıyor. Bayern Münih’in sahası “Allianz Arena”, Sidney’deki “Allianz Stadyumu”, Nice’teki “Allianz Riviera”, Sao Paouo’daki “Allianz Parque” ve Londra’daki “Allianz Park” stadyumlarının ardından Avusturyalı SK Rapid futbol kulübü ile imzaladığı bu anlaşmayla “Allianz Stadyumu”na da ismini veren Allianz, spora olan bağlılığını da böylece bir kez daha ortaya koyuyor. ¬ Çocuklarla gidilen Allianz Türkiye CEO’su Solmaz Altın G Allianz Türkiye dijital dünyanın kapılarını aralıyor Gelecek stratejisini ‘dijitalleşme’ üzerine kuran Allianz Türkiye dijital dönüşüm projesine start verdi. Böylece Allianz, müşterilerin talep ve ihtiyaçlarına daha hızlı ve kişiye özel hizmetlerle daha etkin çözümler sunacak. Sektörün en beğenilen şirketi Allianz Türkiye’nin 2013 performansı ve gelecek vizyonu Allianz Türkiye CEO’su Solmaz Altın, Allianz Türkiye Finans Genel Müdür Yardımcısı Aylin Somersan-Coqui ve Allianz Türkiye Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Bülent Eriş’in katılımıyla düzenlenen bir basın toplantısı ile duyuruldu. 2013 yılının Allianz Türkiye ve Türk Sigorta Sektörü için bir kilometre taşı olduğunu anlatan Altın “Geçtiğimiz yıl Allianz Grubu’nun Yapı Kredi Sigorta Grubu’nu 1.6 milyar TL’ye satın alması sigorta sektörünün dinamiklerini değiştirdi. Bu büyüklükte bir yatırım, Allianz Grubu’nun, Türkiye ekonomisine, Türkiye’deki yönetim ekibine ve Türk toplumuna olan güveninin kuvvetli bir göstergesidir” diye konuştu. Allianz Türkiye Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Bülent Eriş ise şirket olarak teknoloji ve dijitalleşmeye büyük önem verdiklerini belirterek “Dünyadaki dijitalleşmeye paralel olarak Allianz Türkiye de dijitalleşiyor. Bu kapsamda Dijital Dönüşüm Projemizi başlattık. Dijital Organizasyon olma yolunda ilerlerken gerek satış, gerekse satış sonrası temaslarımızı iş ortaklarımızla beraber teknolojiden de faydalanarak artırmayı amaçlıyoruz. Teknolojiyi kitlelere hızlı, etkin ve kişiye özel yaklaşımla ulaşmak için kullanıyoruz” dedi. 64 - Buluşma 2014 Gönüllü grubu, bundan beş yıl önce temelleri Yapı Kredi Bankası tarafından atılmış ve o dönem Yapı Kredi Sigorta çalışanları tarafından kurulmuş bir ekip. 2013 yılının sonunda ise Allianz Sigorta, Allianz Hayat ve Emeklilik ile Allianz Yaşam ve Emeklilik şirketlerini de içine katarak ilerledi. Aktif olarak etkinliklerde görev yapan 20-25 civarı gönüllü bulunmakta. Gönüllü Grubu, Darüşşafaka’da okuyan ve hafta sonu evci çıkamayan çocukların sosyal hayata katılımlarını sağlamak amacıyla hafta sonları sosyal ve kültürel etkinlikler düzenliyor. etkinlikler Human Body: Gönüllülerimiz, 23 Şubat 2014 Pazar günü Darüşşafaka’da eğitim gören 36 çocukla birlikte Florya İstanbul Akvaryum’unda keyifli bir gün geçirdi. İlk durakları olan Human Body sergisini gezen ekip, insan vücudunun mucizesini ve işlevlerini yerine getirişini, derinin altında olup bitenleri hayranlıkla izlediler. Çocuk Yogası: Gönüllü grubunun altıncı etkinliği “çocuk yogası” 23 Mart Pazar günü, 30 Darüşşafakalı öğrenciyle gerçekleştirildi. Minik Gurmeler: “Minik gurmeler” etkinliği 9 Mart Pazar günü 35 öğrenci ve 10 gönüllünün katılımıyla gerçekleştirildi. Çocuklar İtalyan pizzası yapmayı öğrenmelerinin ardından yaptıkları pizzaların hep birlikte tadına baktılar. Allianz Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Cansen Başaran-Symes getirildi T Türkiye’nin lider sigorta ve emeklilik şirketlerinden Allianz Sigorta ve Allianz Hayat ve Emeklilik şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes oldu. 1998-2012 tarihleri arasında PricewaterhouseCoopers (PwC) Türkiye Başkanlığı’nı yürüten ve şirketin ülke faaliyetlerinden sorumlu olan Başaran-Symes, 1990-2013 yılları arasında PwC firmasının ortağı olarak görev aldı. PwC Türkiye haricinde Kopenhag ve Londra ofislerinde de görev alan Başaran-Symes, 1998-2005 yılları arasında PwC Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi’nin ve 20052008 yılları arasında da PwC Eurofirm şirketinin Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. 2000 yılında Dünya Ekonomi Forumu tarafından “Geleceğin Global Lideri” unvanını alan BaşaranSymes, 2004 yılında 100 aktif liderden oluşan “Geleceğin Global Liderleri” topluluğuna seçildi. Türkiye finans sektörünün önde gelen isimlerinden Rüşdü Saraçoğlu’nun emekli olmasının ardından boşalan Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine getirilen Başaran-Symes, Allianz’ı geleceğe taşırken, kurumu bu günlere ulaştıran liderlerin tecrübelerinin önemli olduğunu, bu güne kadar yaratılan değerlerin Allianz’ın bundan sonraki başarılarında da önemli bir yer alacağını ifade etti. M Allianz SE CEO’su Michael Diekmann Allianz’dan 10.1 milyar euro faaliyet karı Allianz Grubu gelirlerini %4,1 artırarak 110,8 milyar Euro’ya, faaliyet karını ise %7,8 artırarak 10,1 milyar Euro’ya yükseltti. Allianz’ın faaliyet gösterdiği ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 5 ülkedeki Allianz şirketlerinin mal ve kaza sigortaları segmentinde gösterdiği prim üretimi performansının karlılığa büyük etkisi olduğu belirtildi. “Allianz, siyasi ve ekonomik anlamda çalkantılı bir ortamın hakim olduğu 2013 yılında çok başarılı sonuçlar elde etti ve biz bu başarılı performansı bu yıl da sürdürmek istiyoruz. Dolayısıyla, 2014 için faaliyet kârı tahminimizi 10 milyar Euro (artı/eksi 500 milyon Euro) olarak açıklıyoruz,” şeklinde konuşan Allianz SE CEO’su Michael Diekmann sözlerine şöyle devam etti, “Bu zorlu ortamın etkileri 2014’te de devam edecek.” Önceliğimiz müşteri memnuniyeti Müşteriyi tanımlamak ve tanımak kolay değil, özellikle sigorta şirketleri gibi yüksek hacimli müşteri adetlerinden bahsediliyorsa. Allianz Türkiye olarak müşterilerimizi daha yakından tanımak ve ihtiyacına göre uygun çözümler sunmak için Microsoft Dynamics CRM ile can bulan Müşteri İletişim Yönetimi Projesi kapsamında , Potansiyel Müşteri Yönetimi fazının tamamlanmasından sonra Çağrı Merkezi iç ve dış arama fazlarını çalışmaya başladık. Çağrı Merkezi ilk bakıldığında yüzyüze olmayan basit bir telefon görüşmesi olarak görülse de strateji ve yaklaşımlar açısından Allianz’ın neredeyse tüm departmanlarına dokunan bir proje oldu. Projenin fayda ve etkileri; • Çağrı Merkezimizin sesli yanıtlama servisindeki kurgumuzu müşterilerimizin TC kimlik numaralarını tuşlayabilmelerini sağlayacak şekilde değiştirdik. • Bu yapı ile Çağrı Merkezinde hizmet veren yetkili artık telefonu çaldığı anda arayan kişiyi tanıyor ve karşılama anında müşteriye ismi ile hitap edilebiliyor. • Ayrıca sesli yanıt sisteminde yapılan tuşlamalar ile acente, anlaşmalı servis, anlaşmalı sağlık kurumu ayrımlarını yapabildik ve yine müşteri temsilcisinin arayanı tanımasını sağlandık. • Çağrı Merkezi’mizden yapılan hoşgeldin aramaları, kredi kartından ödeme alınamayan müşterilerin bilgilendirilmesi... gibi bir çok dış arama bu sisteme taşınarak görüşme öncesinde, sırasında ve sonrasında kullanılan sürelerden tasarruf ederek zamanı daha verimli kullanmaya başladık Şiketimizin çatısında konumlanan müşteri odaklı hizmet anlayışını destekleyecek bir projeyi tamamlamış olmaktan dolayı yaşadığımız gururu sizlerle paylaşmak istedik. Müşterilerimizi dinlediğimiz yeni projelerimizi sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Buluşma 2014 - 65 son nokta Mobil hastalıklar A Apple’ın yeni yazılımı iOS 7 çıktığından bu yana birçok kullanıcı, yeni yazılımlı telefonları kullanırken, başlarının döndüğünden, hatta deniz tutması gibi, “iOS 7 Tutması”na yakalandığından dert yandı. Mobil teknolojilerin, bu tür rahatsızlıklara neden olduğu, klinik olarak da kanıtlanmış bir durum. İşte mobil cihazların neden olduğu gizli rahatsızlıklar. Nomofobiya-Cep telefonsuz kalma korkusu Birçok insanda, cep telefonunun kısa bir süre de olsa, yanlarında olmaması, aşırı heyecana, tedirginliğe hatta terlemeye ve anksiyeteye neden olabiliyor. SMS parmağı (tendinitis) İngiliz ortopedistlere göre çok sık e-mail ve SMS gönderen kişiler, özellikle başparmaklarında kireçlenme, zedelenme gibi fiziksel rahatsızlık yaşayabiliyor. Erkeklerde sperm bozukluğu Bilgisayarlarını Laptop kucaklarında kullanan veya cep telefonlarını yanması pantolon ceplerinde Kullanım sürecinde taşıyan erkeklerde 43 derece sıcaklığa görülen bu rahatsızlık, kadar ısınabilen dizüstü erkeklerin genital bilgisayarlar, özellikle bölgelerinin mobil cildi hassas insanlarda cihazlar nedeniyle aşırı cilt yanıklarına neden ısınmasıyla meydana olabiliyor. geliyor. 66 - Buluşma 2014 Uykusuzluk Dünyanın en ünlü tıp araştırma merkezlerinden Amerika’daki Mayo Clinic uzmanları, akıllı telefonların ve tablet cihazların kullanıcılarda uykusuzluk ve uyku bozukluklarına yol açtığını açıkladı. Uyumadan önce veya yatakta kullanılan mobil cihazların parlak ekran aydınlatmalarının özellikle yüze yansıması, beyinde melatonin hormonunun salgılanmasını engelliyor. Bu hormonun azalması da vücudun uyku moduna geçmesini engelliyor. Sırt ve boyun ağrıları İngiltere’de yapılan bir araştırmada, akıllı telefonlarını ve tablet bilgisayarlarını ortalamanın çok üzerinde kullanan 18-24 yaş arası gençlerin yüzde 84’ü sıklıkla sırt ve boyun ağrılarından şikayet ediyor. Uzmanlara göre bunun nedeni mobil ve akıllı cihazları kullanırken, gençlerin vücut anatomisine aykırı bir duruşta olmaları. Siber hastalık (Kinetosis) iPhone ve iPad’lerde ekrandaki görüntüye üç boyut efekti vermek için kullanılan optik yanılsamalar, birçok insanda baş dönmesi, mide bulantısı veya migren ağrılarına neden olabiliyor. Hayali titreme sendromu Araştırmalara göre her 10 cep telefonu kullanıcısından yedisini etkileyen bu sendrom, telefonunuz çalmasa da çaldığını duymanız veya titrediğini hissetmeniz şeklinde ortaya çıkıyor. Yaptığınız ilk şey ise defalarca telefonunuza bakmak oluyor. Bu da anksiyete veya strese neden olabiliyor. =Zg^ē^c WVēç hVčaç` 6aa^VcoÉèc\Zc^ēiZb^cViaè! ]Zg^]i^nVXVjn\jcVkVciV_aVg hjcVchVčaè`h^\dgiVhègcaZg^^aZ hVčaèčècèo]ZgoVbVc\kZcXZ VaiècYV### 6aa^Vco6XZciZaZg^kZnV))))*)+
Benzer belgeler
Buluşma Dergisi, 2013 Sayı 2 / 5,90 Mb
ustası Ferran Adria şimdi
dünya mutfağında köklü bir
değişimin peşinde…
Buluşma Dergisi, Sayı 33, 1,86 Mb
>> Seyahatte bir sağlık
problemiyle karşılaşırsak
bunun önlemini şimdiden
alabilir miyiz? Allianz
Seyahat Sağlık Sigortası
işte bunun için var.
Seyahatte olduğunuz
dönemlerde sizi risklere
karşı ko...