17 Subat 2004 - KAHVE MOLASI
Transkript
17 Subat 2004 - KAHVE MOLASI
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 442 17 Þubat 2004 - Fincanýn Ýçindekiler ■ ■ ISSN: 1303-8923 Arkadaþlarýnýza önermek ister misiniz? ■ ■ ■ ■ KISAYOLLAR ■ SON BASKI kahvemolasi.com Arþivimiz Yazarlarýmýz Manilerimiz Forum Alaný Ýletiþim Platformu Sohbet Odasý E-Kart Servisi Sizden Yorumlar Kütüphane Kahverengi Sayfalar FÝNCAN/SÝPARÝÞ Medya Ýletiþim Reklam Gizlilik Ýlkeleri Kim Bu Editor? KAPI KOMÞULARIMIZ ■ Gibi yapmak ... Þeref Oðuz ÝSTANBUL-MOSKOVA -2- ... Rana Aslanbay Aydýn Sevgiliye Mektuplar II ... Deniz Umut Dereli BÜYÜK SIR-2 ... Erkan Ergen KIÞ MANZARASI ... Zeki Yýldýrým BÝR KAN DAMLASI BOZAR KORKUSUZLUÐUMU! ... KIRKYAMA HÝKAYE TOPLULUÐU Milenyumun Mandalý...Sait Haþmetoðlu Dost Meclisi, Tadýmlýk Þiirler, Biraz Gülümseyin, Ýþe Yarar Kýsayollar, Damak Tadýnýza Uygun Kahveler Editör'den : Kimin umurundaysa!.. Merhabalar, Aklým baþýma geldi artýk. Hiç zorlamayýn aðzýmdan laf alamazsýnýz. Dün birkaç siyasi anlama gelebilecek cümle kurdum diye Kahve Molasý tarihinin en düþük notunu aldým. Oysa kýrçýllý vicdanýmý dile getirmek istemiþtim. Gün içinde geliþmeleri izledim. Ohooo.... Herkes bir memnun bir memnun. Aðlarsa ananýz aðlar diye boþuna dememiþ en büyüklerim. Aðlarsa Uzan'an eliniz aðlar gerisi yalan aðlar. Baksanýza Cumhuriyet için 27 gün muhalefete söven atak canlý adamý bile hemen saf deðiþtirip yeni yönetimin peþine takýlmadý mý? Yahu bir Allahýn kulu da çýkýp istifa etsin, nerdee. Oysa etik patron dayanýþmasý bunu gerektirmez mi? Zaten oldunuz birer bordro mahkumu, açýktan alýnan paralar bitti gitti. Biriniz de çýkýp istifa edin yahu. Hay Allah... Ne oldum dememeli ne olacaðým demeli dostlar. Kaderde varsa konaktan çýkýp yalýda oturmak, neye yarar üzülmek... Þimdi þöyle bir düþünelim. KM Holding tek yetkili baþý olan editör, yasaklanmýþ olmasýna raðmen yazý toplamaya devam etsin. Vadettiði fincanlar için topladýðý paralarý yesin, yolladýðý fincanlar kýrýk çýksýn. Düzenlediði hediye kampanyasýnda ketempereye gelip güvenilmeyecek adamlarý kampanyaya dahil etsin. Akabinde Türk Edebi Hayatýný Koruma ve Geliþtirme Fonu (TEHKGF) çýkardýðý özel yasayla KM'ye el koysun, editörü karga tulumba atsýn amma velakin tüm yazarlar eskiden olduðu gibi yazýlarý yollamaya devam etsin. Bir tanesi çýkýp 'Ben protesto ediyorum arkadaþ!' demesin. Eniþte çýkýp baþyazýyý yazsýn. Rüyamda görsem hayra yormam. Siz yapmazsýnýz böyle þeyler, yapar mýsýnýz? Yapmazsýnýz deðil mi? Hoþ yapsanýz da yapmasanýz da farketmez. Ben bu holdingin temellerini atarken minarenin kýlýfýný da hazýrlayýp bir kenara koymuþtum. Ben yoksam KM noksan. Beni esir alabilirsiniz ama ruhumu asla. Hele beynimi, þifrelerimi kodunuzsa bulunuz. Sunucu kiralarýný kime verdiðimi de bilemeyeceðiniz için kýsa sürede hepten kesilirler kalýrsýnýz ayazda. Ha bunlarý neden söylüyorum, bilmem belki kýzým sana söylüyorum gelinim sen anla durumlarý. Laftýr bu gideceði yeri bilir... Söylemezsem çatlarým. Dün Ýstanbul'umuzun 2 güzide alýþveriþ merkezini ardarda ziyaret etmek zorunda kaldým. Tabir doðru sakýn ola kýs kýs gülmeyin. Aynen zorunda kaldým. Alýþveriþ merkezine giderken amacýnýz alýþveriþ etmek, sinemaya gitmek ya da aylak aylak dolaþmak deðil de iþ icabý birine ceee demek sonra alelacele kaçmaksa buna zorunda kalmak denmez de ne denir? Herneyse, ilk durak PAM'di. Otopark'a rahatça girdim, iþimi gördüm ve elimi kolumu sallaya sallaya çýktým. Hemen ardýndan Akmerkez'e yöneldim. Gene otopark'a rahatça girdim. Giriþle çýkýþ arasýnda geçen 8 dakika için tam beþ milyon lira ödedim. Son býraktýðýmda üç milyondu. Bu arada enflasyon düþmüþ, Kýbrýs'ta ananýn pilavý yenmiþ, faiz düþmüþ, borsa tavan yapmýþ ama gelin görün ki Akmerkez'in otoparký %67 zam yapmýþ. Allah gözünüzü doyursun ne diyeyim. Ýnanýn kendimi eþek yerine konmuþ gibi hissettim. Yedi mahalle öteye parketmek zorunda kalsam da bir daha o otoparka girmeyeceðim. Kimin umurundaysa!... Bir sonraki sayýda buluþuncaya kadar bulunduðunuz yerden bir adým öne çýkýn. Sevgiyle... Cem Özbatur Yukarý DuyuYorum : Þeref Oðuz Gibi yapmak... Önce ateþ etti, sonra niþan aldý. Turnayý gözünden biran önce vurmalýydý. Bir bakýma vurdu da... Turnanýn vücudundan bin mermi çýkardýlar, biri de gözüne isabet etmiþti. Tarih, bu turna katliamýný asla yazmadý. Hayatta kalsaydý, kurbaný yazacaktý kuþkusuz. Sadakatýn lügatýndaki tanýmý farklýydý; Kadýn ve sadakat... Bugün birine sadýk olan, yarýn bir baþkasýna sadýk olabilirdi... Nefret, pusulasýydý. Yaþayan, baþaran, deðiþen, geliþen, dönüþen her þeydan nefret etti. Zira bunlar onda yoktu. Hayret, insan arzu duyduklarýndan niçin bu denli nefret etmek zorundaydý ki? Akýllý biri olduðu, kendinden menkuldü ama zekasý muhteþemdi. Kraliçe Mary'nin boynunu koparan giyotinin çok keskin olduðu bilinir. Ama bunu bileyen ustalar dahi, bu keskin zekayý görse þaþardý... Zekasýný iyi yönde kullanmayý 'aklý kesmedi' ve bu zekayý kurnazlýða yöneltti. Akýl, pekala vestiyerde sýrasýný bekleyebilirdi. Erdem? Hatýrlýyordu... Galiba ünlü bir zenginin adý olmalýydý. Bu kavrama baþka anlam yükleyemedi. Vefa? Gerçekten bozayý iyi yapýyorlardý. Vicdan? 14 numaradaki bahtsýzýn adý mýydý acaba? Bilgi? Yitik malýydý, nerede bulsa eðilip alýyordu bedel ödemeden... Ýliþki? Yazar çok soru soruyordu, asýl konuya geçse iyi olurdu. Korkuyla beslenen her beyin, terör üretir. Bu sözün sahibi tarafýndan tecrübe edilmiþtir. Korku, onun beynindeki tümördü artýk. Ýliþkisinde yöntem, terör oldu. Ýþini, eþini, aþýný terörize etti. Hayat denen bu vahþi ormanda canlý kalmak için müttefik bulmak gerekiyordu. Dostlarýný hep müttefik gördü. Savaþý bitince onlarý bir kenara atabilirdi. Öyle de yaptý. Yeni 'postlar' için yeni 'dostlar' bulmasý zor olmadý. Þanslýydý da... O, pek farkýna varmadý ama... Neyi 'murat' etmiþse, onunla 'þeref'lendirildi. Hayat okulunda öðrendiklerinden çýkardýðý, yalnýzca çýkarlarý oldu... Erkek egemen toplumun feodal kültürü ona bir þeyi çok iyi öðretmiþti; Ya kaç ya savaþ!.. Bu, en eski dürtüydü. Dinazorlar dahil tüm atalarý da öyle yapmýþtý. Kaçtý, kendinden... Savaþtý, dostlarýna karþý... Yükselmek istiyordu. Yükselmek ve bir zamanlar ona tepeden bakan herkesi aþmak. Ast olarak doðmamýþtý ve bu onun kusuru deðildi. Üst olmak istiyordu. Güç, oyunu bozardý ama bu güç oyununda o da vardý artýk... Üst kata çýkmak için merdiven kullanmalýydý. Ama onun, basamaklarda harcayacak zamaný yoktu. Erkeklerin zaafý onun asansörü oldu. Kullanýlýnca atýlan kaðýt mendil, son 30 yýldýr biliniyordu ama.. Bir kez çýkýldýktan sonra atýlan asansörün tescilli patenti ona aitti. Zaaflardan beslendi, zayýflardan beslendi. Yutabileceði lokmalarý seçti, bu yüzden hazým sorunu çekmedi. Tehlikedeki bir kadýn, tehlikeli bir kadýndý. Üstelik bu tehlike kendinden kaynaklanýyorsa yapacak tek þey vardý; Þeytaný oynamak... Oynadý da.. Þeytan, ataerkil kültürde kadýnla eþlenmiþti. Bu çaðda bunun, en azýndan etrafýndakilerden bir kaçý için bir anlamý yoktu ama o bunu asla bilemedi. Ýyiliksever Ýskenderiyeli Clement, "her kadýn, kadýn olmanýn utancýný hissetmeli" diyordu. Bin yýl sonra bu coðrafyada ona söylenen farklý deðildi. Bu kültür, belki de onun güvensizlik yolunda ayakta kalmak için yaptýklarýný baðýþlatacak tek mazereti olacaktý. Þeytaný öylesine güzel oynadý ki, Mefisto'ya dahi parmak ýsýrttý. Peki neydi onu böylesine vazgeçilmez kýlan? O muhteþem küstah þey... Erkeðini böylesine köle yapan!.. Yine de duygusu olan herkes reddetmeli O kötü adamý, Kadýný fahiþe yapan ilk kez!.. Bir gün aniden yorulduðunu hissetti. Þeytan rolü onu zengin etmiþ, güç sahibi yapmýþ ama mutlu etmemiþti. Meleði denemeliydi belki de... Binlerce yýldýr hemcinsleri böyle yapmamýþ mýydý zaten... Meleðe sýra gelince etrafýnda, zulmetmeye ahalisi kalmamýþtý. Ama öylesine zekiydi ki, onu kutsayacak bir cemaat yaratabilirdi. Ýyilik, doðruluk, güzellik, erdem... Melek olmaktan vazgeçmeli miydi acaba? Hatýrlýyordu. Belki de bir takvim arkasýnda okumuþtu; Melek olmak için bu meziyetler gerekiyordu. Ne kadar saçma diye düþündü. Keþke bu oyunun kuralýný o koysaydý... Dante, Ýlahi Komedya'da "benim içimden sonsuz acýlar cehennemine geçilir" demiþti. Büyük usta haklýydý; Ýçindeki cehennem, melek istihdam etmiyordu. Böyle bir kadro açýlmamýþ, açýlsa bile þimdiye kadar kimseyi bu kadroya atamamýþtý. Ama artýk yükseklerdeydi. Para, güç ve becerinin, ayný anda, üstelik þeytani bir zekada biraraya gelmesi, nadir doða olaylarýndan biriydi. Fakat bu mucize, onun bedenindeydi. Beden dilini iyi kullandý. Cemaati melek istiyorsa, melek olabilirdi. Adanmýþ her hayat gibi, ömrünü, o baþucunda duran sevgiyi baþka yerlerde aramakla geçirdi. Bu haliyle, darý ambarý üzerinde açlýktan ölen tavuktan farksýzdý. Asclepiediades, 2 bin yýl önce tanýmlamýþtý; Melani, o tatlý büyücü, Bir kez oynadým senle, ey Paphian tanrýçasý! Soytarý ayak izlerinde yazýyordu Felsefesini altýn harflerle; 'Sev beni ama kýzma! Ben diðer erkeklerle de bu kadar yakýnken...' Böylesine yakýnken... Hatta; Taa yanýndayken dahi... Erkeðine çektirdiði hasret, dillere destandý. Ona, sevgi sunulmuþtu. Ama o, kendi malýný çalmayý daha zevkli buldu. Sunulan sevgiyi dýþladý, vurup almanýn zevkini vermiyordu zira. Aþk, sevgi, merhamet, tutku, güvence, güç... Bu kadar çok kelimeye ne gerek vardý ki. Hepsi ayný þey deðil miydi nasýlsa... Güvensizliðin faturasý öylesine büyüktü ki, o bu bedeli ödeyemezdi. Bu yüzden dostlarýna ödetti. Biri yenilen yemeðin faturasýný ödemeliydi. Ruhlarý malül býraktýrýlmýþ, eski dostlarýný, arada bir; 'Mutsuzlar Kahvesinde' aðýrlamayý , asla ihmal etmedi. Vicdaný rahatlamalýydý zira, kuþtüyü yastýk kalýn geliyordu. Mahrumiyet ve tecrit... Ana rahminden itibaren onu izleyen iki temel korkuydu bunlar. Nimetlerden mahrum kalmamalýydý hayatýn, ama külfeti tecrit etti. Aksi halde onu, çevresi tecrit edebilirdi. Bu yüzden dostlarýný sevgiden mahrum býraktý. Electrus Complexus, onun cinsine özgüydü. Bilinen eski bir öyküydü bu ama bu defa onun baþýna gelmiþti. Babaya aþýk, anaya düþman bir kadýn yaratan bu kompleksi nasýl yenecekti? Bunu baþarmalýydý. Talih ona bu baþarýyý çok görmüþ ve rakibinden koparacaðý erkek, o zaferine ulaþmadan, onu terketmiþti. Zaman denen þu insafsýz deðirmen, niçin söz dinlemiyordu ki? Aile kavramý onda daima, yazlýk sinama ve gazinolarýn 'aile salonu'nu hatýrlattý. Onun bir ailesi yoktu. Varsa bile önemsemedi. Ve bu ailesizlik kaderini tüm dostlarý paylaþmalýydý. Bu mutsuzluktan onlarý mahrum býrakamazdý. Öncelikle kadýnlar.. Zira onu doðuran rakibiyle iþi yarým kalmýþtý. Sonra çocuklar... Onun yoktu, bu yüzden mutsuzdu. Çocuðu olanlara mutsuzluk yolunda fýrsat eþitliði tanýmalýydý. Tarih þahittir ki bunu çok da iyi baþardý. Dostlarýný sevgi adýna çocuklarýndan uzak tuttu. Dostlarýný sevgi adýna çevrelerinden kopardý. Dostlarýný sevgi adýna köklerinden söktü. Ama bir sorun vardý? Böylesine zekiydi fakat... Niçin ona güven duyulmuyordu? Niçin kutsal bir eþ deðil de yosma, bir metresti? Ayaklarý kendi evinde durmayan, pervasýz, inatçý, sýnýr tanýmayan ve sýrt yaslanamayacak 4. türden... Niçin? Son tahlilde; Kaybetmesini bir türlü kavrayamadý. Halbuki dostlarýnýn nasýl düþüneceðini kurgulayacak kadar zekiydi. Çevresi bu kadar geniþken bu dehþet yalnýzlýk niye? Nedir; Tüm duygularý kýskaç altýnda tutulurken, Erkeklerindeki bu baþkaldýrý?.. Adildi aslýnda... Kendi çapýnda... Adaletsizliðe isyaný bu yüzdendi. Ama baþkalarý için adalet, biraz lüks gibi geliyordu ona... Zaten adaleti en fazla haksýzlýða uðrayan telep etmiyor muydu? Denklem biraz karýþýktý. Ýþin doðrusu bunun fazlaca önemi de yoktu. Güvenmedi, güvenirmiþ gibi yaptý. Kimse de ona güvenemedi. Sevmedi, severmiþ gibi yaptý. Kimse de onu sevemedi. Ýþin doðrusu, kimseye onu sevme þansý tanýmadý. Dost olmadý, dostmuþ gibi yaptý. Kimse de onun dostu kalamadý. Eski dostlarýný gönderdiði mutsuzlar kahvesinde baþköþeye, niçin onun en sevdiði koltuðu koydular ki... Kendi küllerinden varolacaktý, kendi kanýnda boðulmak deðil... Ýçindeki çocuk kompliman yapýyordu ona; Ýlahi teyze, sen çok yaþa e mi? Ýlahi adalet, sen de öyle... Yazar bu noktada haddini bilmeli ve 20 yýl sonrasýna dair o ukala görüþlerini kendine saklamalý. Bu azar, yazara iyi geldi ve konusuna geri döndü.. Kullanýlýp atýlmýþ eski bir dostunun deyimiyle, asla yapmadý, yaparmýþ 'gibi yaptý.' Yaþamadý, yaþarmýþ gibi yaptý. Adanmadý, adanýrmýþ gibi yaptý. Adamadý, adarmýþ gibi yaptý. Bu masal, bu tempo üzre sürüp gitti. Devamý merak edilmiyordu ama.. Ýleride biri çýkýp öykünün devamýný yazdýðýnda, fazlaca sürpriz bir son beklenmeyecekti. Sonuçta.. Asla yapmadý, YAPARMIÞ GÝBÝ yaptý. Týpký, lider gibi yapanlar, yaþar gibi yapanlar, yönetir gibi yapanlar, inanýr gibi yapanlar gibi.. Bu yazýya bir son gerekiyordu. O da þuydu; Gibi yapmak boþunaydý. Yap! Ya da yapma.. Ama asla ''GÝBÝ'' yapma.. Hayatýn ve dostluklarýn müsvettesi yok zira... Þeref Oðuz Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Mektebiþahane : Rana Aslanbay Aydýn ÝSTANBUL-MOSKOVA -2Seyahatimin sabahýnda otelde uyandýðýmda, içimdeki duygular allak bullakdý. Bir ODTÜ'lü olarak yýllar boyu inandýðým, kafamda büyüttüðüm, sempati duyduðum ama diðer unsurlarýn etkisiyle de ürkmekten geri kalmadýðým bu ülkede, ilk yaþadýklarýmýn þaþkýnlýðý içerisindeydim. Bir an içimden aðlamak geldi. Þehrin en iyi otelinde durum buysa kimbilir evler nasýldý? Aslýna bakarsanýz, otel odamda, alýþýk olduðumuz otellerde bulunan ne varsa herþey vardý, tek fark görünümlerinin kabalýðý ve eski olmalarýydý. Odaysa oda, banyoysa banyo, perdeyse perde, yataksa yatak, buzdolabý, televizyon kýsacasý ihtiyacý giderecek her þey. Vakko'dan giyinmekle Salý pazarýndan giyinmek arasýndaki gibi bir fark yani. Çýplak deðilsiniz ama þýk deðilsiniz. Aç deðilsiniz ama mantar flaminyon yerine salçalý patates yemeði yemiþsiniz. Kýsacasý 10 yýlýmý geçirdiðim bu ülkenin deðiþik þehirlerinde ilk günden son güne kadar tanýk olduðum farklýlaþma, çocuðumun büyümesini izlemekten daha ilginçti. Bu arada þunu da ekleyeyim; bir hafta diye çýktýðým seyahatten yeni yýlý þantiyede geçirip 22 gün sonra geri döndüðümde, oðlum anne ve babasýnýn boþandýðýný ama ondan sakladýklarýný sanýyordu. Gerçeði üçbuçuk yaþýndaki bir çocuða anlatabilmek bir hayli zor oldu ama sonraki yýllarda gidiþlerimi daha rahat kabullendi. Sonralarý sýradan konutlarý, sosyal binalarý, resmi binalarý ve eðlence mekanlarýný da görme þansým oldu. Ama genel durum hepsinde aynýydý. Ýnsanlar çevrelerine lüks fýþkýran bir çevre yaratmak yerine, insanca unsurlara aðýrlýk verip onlarla mutlu olabiliyorlardý. Tabii bunlarýn içinde kesinlikle bana ters düþen çok unsur vardý, orada sürekli yaþamam mümkün deðildi, bu nedenlerle de oraya yerleþmeyi hiç düþünmedim ama Rus halkýnýn yaþam tarzýna çok uygundu herþey. Orada bulunmayý hiç bir zaman sevmemekle birlikte, bu ülkedeki kurulmuþ düzen, altyapý imkanlarý, zaman zaman uzmaný tarafýndan deðilde KGB tarafýndan halledilmiþ izlenimi verse de, bu muhteþem altyapýnýn kiþiliklere yansýyan yönünü üzerlerinde çok þýk taþýdýklarý insanlýk ve meslek etiði, hayranlýðýmý kazandý. Birlikte çalýþma þansý bulduðum meslektaþlarýmý hayranlýkla izledim hep. Orada da bizde olduðu gibi bu mesleðin parasal karþýlýðý pek yok ancak kendilerine ve mesleklerine olan saygýlarý çok özendirici. Yaþadýklarý zorluklar sonucunda mesleklerine olan saygýlarý azalmýyor, mesleði dejenere etmek yerine, geçinecek baþka bir yol daha bulmaya çalýþýyorlar ve bunda da kimse utanmýyor. Doktor olan bir bayaný akþamlarý ikinci iþ olarak temizlikçilik yaparken görebiliyorsunuz ama doktorluk yaparken de mesleði adýna utanacak bir þey yapmýyor. Bir mimar ofisini tatil ettikten sonra arabasýyla taksicilik yapabiliyor ama müþterisini memnun edip daha fazla bir fatura çýkartmak için bir takým dalavereler çevirip, imar durumunu deþecek bir proje ile uðraþmýyor. Bunlarýn yanýsýra en çok hoþladýðým yaný ise Rusya'nýn, insanlarýn mesleklerine göre sýnýflandýrýlmamasý idi. Günlük mesaisini bitiren doktor da, mimar da, garson da ve hatta striptizci de, kendine ayýrdýðý zamaný ayný masada içki içerek, sohbet ederek geçirebiliyor ve bundan da hiç biri gocunmuyor. Çünkü meslekleri dýþýnda hepsi insan olarak varlar. Çok çok üst düzey yönetim kadrosu hakkýnda net bir açýklama yapamayacaðým çünkü o ortamlarda bulunmadým. Ýþim hep teknik insanlar düzeyinde olduðundan, onlarý ve yaþamlarýný izleme þansým oldu. Elle tutulur somut konulara gelindiðinde ise, daðýn baþýndaki minicik bir kulübede bile minimum standartlarý (sýcak su, doðal gaz, vs) bulabilmek, bana Türkiye'deki pek çok þehirde bile sahip olunamayan koþullarý anýmsattý. Yeni düzenin getirmekte olduðu negatif unsurlarýn bu standartlarý yerle bir etmesi için çok uzun bir zaman gerekli sanýrým, herþey öylesine kökleþmiþ ve kemikleþmiþ ki... Yaþama bakýþýmýz, yaþantý biçimimiz, insan iliþkilerimiz ve daha pek çok konuda benzer bir yanýmýz yok ama yine de insanca deðerler açýsýndan sanýrým bizden binlerce kez olgun, ve binlerce kez mutlular. Bizim sahip olabilmek için aylarca taksitler ödeyip, bir yýðýn paralar döktüðümüz, sahip olamazsak uykularýmýzý kaçýracak olan ne varsa nesnel olarak, onlar için deðersiz ve önemsiz. Bir dostla geçirilecek 3-4 saat içinde içkiye, eðlenceye harcanan parayý, götürüp de bir kanepe almak için vermeyi bir Rus'dan beklememek gerekir, çünkü bu onun için son derece anlamsýzdýr, amaç oturmaksa sedire de oturulur, bir ahþap tabureye de... Ýþlev ön plandaydý, þýklýk ve gösteriþ ise bilinen bir unsur deðildi o tarihlerde Rusya'da. Bize benzeyen hatta bizi aþan tek yanlarý, ki bu da zaten kapitalist düzenle girdi hayatlarýna, gençlerin giyim düþkünlükleri. Rusya'da iþim gereði çok gezdiðimden görmediðim bir kaç þehir kaldý. En büyüðünden en küçüðüne, en zengininden en fakirine kadar bütün bu þehirlerin kemikleþmiþ düzenlerinde, ilk bakýþta insana çok ama çok dejenere olmuþ gibi görünen ama yaþadýkça insanlarýn içine iþlemiþ aslýnda gerçek anlamda ahlaki olan kurallarýný görmemek mümkün deðil. Her þehrin bir "þehir mimarý" olmasý ve bu þahsýn þehrin geliþimi ile ilgili olarak tam ve tek yetkili olmasý, kolayca suistimal edilebilir gibi görünüyordu önceleri gözüme ama zaman geçtikçe anladým ki; bu þahýs rüþvete açýk da olsa, suistimale yatkýn da olsa eninde sonunda iþ imza atmaya geldiðinde toplumun ahlaki düzenine aykýrý hiç bir þeye imza atmýyor. Sefaleti yaþadýklarý kapitalizmin ilk yýllarýnda bile þehir mimarýný bir takým olmazlara ikna edebilen bir müteahhit firma olduðunu sanmýyorum. Bir keresinde Moskova'ya yakýn bir þehirde yapmakta olduðumuz bir bankanýn bölge müdürlüðü binasýnýn dýþ cephe renklerini seçerken yaþadýklarýmý anlatayým önce; Bankanýn bölge müdürü, þehir mimarý ile oldukça yakýn bir iliþki içinde olduðundan bana tasarýmda özgür olma garantisi verdi. Siz ne renk seçerseniz seçin ben baþ mimara bunu onaylatýrým dedi. Ben de bu söz ile yola çýkýp, banka yetkilisinin beðeneceði þekilde, ama kendi mimari kriterlerime de saygý göstererek bir seçim yaptým. Bu seçimler renk örnek kartelalarý eklenerek projelere iþlendi. Ancak Rusça'ya çevrilmesi sýrasýnda oluþan bir yanlýþlýk sonucu, birlikte kullanýlmak üzere seçtiðim iki ayrý rengin yerleri ters dönmüþ. Bina aslýnda bej aðýrlýklý iken, kirli sarý aðýrlýklý hale gelmiþ. Ýyi Rusça bilmediðimden de bunu farketmem mümkün olmadý. Dýþ cephe malzemesinin uygulama baþlangýcýndan bir süre önce þantiyeye gittiðimde, bizim binanýn çevresindeki bütün binalarýn, benim seçtiðim renklerden kirli sarýya benzeyenin tonlarýnda boyanmakta olduðunu hayretle farkettim. Ve dahasý bu boyamanýn masraflarýnýn da bizim firma tarafýndan ödenmekte olduðuydu. Þehir mimarý hatalý yapýlan çeviriyi kabul ederek, banka yetkilisinin hatýrý ile bizim renkleri onaylamýþ ancak bu renklerle þehrin görüntüsünü bozma sorumluluðunu almayarak, çevre binalarýn da bizimkiyle uyumlu olarak boyanmasý koþuluyla imzalamýþ. Tabii gerçek anlaþýldýðýnda bu boyama iþlemi yinelendi ve gereken uyum yine saðlandý. Rusya'da bundan 50 sene sonra yapýlmasý muhtemel bir binanýn, yerleþimine göre, sahip olmasý gereken genel konsept, dýþ görünümüyle ilgili tip çizimi ve muhtelif perspektifler þehir mimarý arþivinde mevcut. Aðzýnýzla kuþ tutsanýz bunu deðiþtirmeniz mümkün deðil. Böylesi bir olayý Türkiye'de, hele hele Ýstanbul'da düþünmek mümkün mü? Býrakýn inþa etmeye kalktýðýnýz binanýn rengini, formunu fonksiyonunu bile onaylayacak bir kuruluþ var mý bizde? Tek koþul çekme mesafelerinde ve saçak yüksekliðindedir. Bu binanýn yanýna bu uyar mý kardeþim diye soran biri ya da bir kurum yok, olsa da iþletebilir miyiz bilemiyorum. Çünkü önce deðerlerimizi bulup (zira kaybettik bir yerlerde) onlara sahip çýkýp benimsememiz gerekiyor. Bir takým kararlarý alýrken, yazýlý çizili bir yasa, kural olmaksýzýn, "pes artýk bu kadarý da olmaz caným" diyebilmemiz için deðerlerimizi içimizde hissetmemiz gerek. Rusya deprem bölgesinde deðil ancak binalarýn çoðunu kazýklar üzerine oturtma zorunluluðunuz var, niye diye sorma hakkýnýz yok. Bu bir kural, uymak zorundasýnýz, bunun için rüþvet olarak bir servet de dökseniz bunu deðiþtirme þansýnýz yok. Oysaki biz elma bahçelerini islah eder gibi yapýp üzerine de canýmýzýn istediði gibi 20-30 katlý bina bile yaparýz. Fay hattýnýn tam üzerine inþaat yapýp, "fay hattýnýn yerinin deðiþtirilmesine karar verilmiþtir" þeklinde encümen kararlarý bile alýrýz.* Bunlarýn hepsi bir yana, eski eserler konusundaki yaklaþým farklarýmýz ise inanýlýr gibi deðil. Tarihi binalarýmýzý artýk baþka ülkelerdekilerle kýyaslama þansýmýz pek kalmadý, çünkü pek de tarihi binamýz kalmadý. Tataristan þu anda baðýmsýz gibi görünse de maddi açýdan Rusya'ya baðýmlý. Baþ þehir Kazan bir üniversite þehri ve nüfus okul dönemlerinde oldukça kalabalýk. Yeni yerleþimlerin ihtiyaç haline gelmesiyle birlikte þehir büyümekte. Nehrin bir yakasýndaki yapýlarýn tamamý eski, bunlarýn içinde tarihi deðeri olan da var, olmayan da var. Þehrin içinden geçen nehir sýnýr kabul edilmiþ ve eski binalara kesinlikle dokunmadan nehrin diðer tarafýna yeni bir þehir inþa edilmeye baþlanmýþ. Tarihi binalarýn restore edilmeleri konusunda mal sahiplerinin fikirleri, niyetleri var ancak henüz paralarý yok. Nadiren paraya ulaþmýþ olanlarýn restorasyon yaklaþýmlarýnda ise, tabii ki ticari bir zihniyet var ancak ticari niyetler ahlaki deðerleri aþamýyor. (her yerde olduðu gibi tam aksi olanlarý da mutlaka var ancak ben genel üzerinde konuþmayý tercih ediyorum) Daha fazla satýþý olsun diye, tarihi binalarýn orasýna burasýna delik açýp, binaya ilaveler yapmak ya da kat çýkmak gibi bir fikir, ön planda deðil. Buna niyetlenenler olduðunda ise görünmez bir oto-kontrol sistemi hemen hissediliyor ve daha önce söz ettiðim kurallar, kanunlar ve bunlarýn aþýlmak istenmemesi devreye giriyor. Ýsteseler tabii ki aþmak için bir yol bulabilirler ama istemiyorlar. Yazýma baþlarken kafamdaki de bu "isteme-istememe" durumunu anlatabilmekti. Ýsterken ya da istemezken, arkasýnda gizli olan neden ahlaki bir deðerdir her zaman, bu ahlaki deðer elle tutulamaz ama ya vardýr, ya da yoktur. Ýþte Rusya'da gördüklerimde bu deðer vardý, burada kendi ülkemde ise bunu hissedemiyorum, en azýndan kuþku duyuyorum. Ben fanatik deðilim, milliyetçi hiç deðilim, olamam da, ama bu gözle görünür eksiklikten hem insan olarak, hem mimar olarak çok utanýyorum doðrusu. "Biz adam olmayýz" ile baþlayan uzun konuþmalarýmýzý, "biz hatalarýmýz farkettiðimizden beri" ile baþlayanlara çevirmeyi baþarmak çok mu zor, yoksa zaten bu uyanýþ baþladý mý? * 1999 Gölcük depreminden sonra, bir gazete haberinde okuduðum bu durumu belgelemek istedim ancak orijinaline ulaþamadým. Bitti... Rana Aslanbay Aydýn [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Kahvecigillerden : Deniz Umut Dereli Sevgiliye Mektuplar II Deli dolu bir yaz akþamýydý seni sevmek. Acýlarýna sarýlmaktý seni öksüz beklemek. Islanmaktý çaresiz bir baþýna seni düþünmek. Ama nedemekti sevmek seni gerçekten? Bunu düþündüm günlerce.Þiir dedim, yazdým dize dize.Sesleniþti bir kelimeyle sevgiye.Hep özlem , hep neþe.Umut dolu bir gemi yolculuðu gibiydik biz.Sen tayfa , ben tayfa nereye gittiðimizi bilmeden. Bizide sürdüler sürgüne. Doyamadým el eline, süngüsünde yaprak yaprak acým hep gölge benimle. Al desem al yanaðýný , bana uzatmýþtýn hatýrla o yýllarý. Ne düþtü o gece, bir ömür uyanamam sanmýþtým.Ve bugünse o yýllar çok geride. Sen ki bir bahar akþamýnýn yýlgýn direkleriydin geceyi aydýnlatan ve sahoþtum ben yýldýz gibiydim gökyüzünde , sana mýrýldandým; Kimdin sen? On yýl kayýp ömrümden sanki , dönüp baktýðýmda geçmiþe. Ýþte sen o yýllara bir tutunacak daldýn, sana o yüzden ýsrarla tutunmaya çalýþmýþtým. Sevgi deðil bu çaresizlik, o yüzdendir ki ben seni aldattým bilmeden. Özür dilerim. Þiirle veda etmeliydim. Dizeden sýr oldu gözler, Oyunsa bu oyun, Düþler, þiirler , Ýstanbul Ve sen. Hatýrla o günleri Bahar geçmiþi bitmeden. Yol uzun, Elveda son kez , Mavi gözlerimle hüzünle,Elveda. Deniz Umut Dereli [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Kahvecigillerden : Erkan Ergen BÜYÜK SIR-2 Spiker soruyor; O'Brien da cevaplýyordu o sýrada: "Eðer yanýlmýyorsam 'Herhangi bir þeyin bozuluþuna karþýn mutlak bir oluþ ve herhangi bir þeyin oluþuna karþýn mutlak bir bozuluþ vardýr ve bu ayrýmýn nedeni de maddedir' dediniz. (O esnada sahtekar hýrsýz diye içinden geçiriyordu, Gabor) Bunu biraz açar mýsýnýz" "Hayýr, Bay Winslow. Ben bunu tekrarladým. Zira bu paragraf Aristoteles'e aittir. Ancak modem bilimin öngörüleri ve çýkarýmlarýný göz önüne getirdiðimizde, eski filozoflarýn pek çok düþüncesinin ne denli haklý olduðunu da görüyoruz. (Gabor, biraz utanmýþtý). Bunu bugün Einstein ile açýklýyoruz. Yani enerji-madde dönüþümünün tersinirliði ile. Tabi bozuluþ kelimesini çok iyi deðerlendirmek gerekir. Kasýt, bir maddenin çeþitli nedenlerle çözünmesi ve yapýtaþlarýnýn doðal bir oluþ için çalýþmasýdýr. Hatta bazý araþtýrmacýlar, zekanýn ürüne dönüþmesini ve ürün çeþitliliðinin de zekaya neden olmasýný bu mekanizma içine dahil ediyorlar. Ben þahsen buna katýlmýyorum" "Dr.O'Brien, sanýrým siz 'zekacýlar' gurubundansýnýz. Konuyla ilgili olanlar eminim ki ne demek istediðimizi anladýlar. Ýzin verirseniz öðrenmek isteyenleri aydýnlatalým" dedi spiker. (Dr.Gabor, Zekacýlar grubunu Richy'den duymuþtu. Ama pek fazla bilgisi yoktu. O sýrada Dr.O'Brien sakince anlatýyordu) "Zeka, birim zamandaki akýl miktarýdýr, bay Winslow. Bu nedenle biz, mikrokozmik boyutlarda zamaný en iyi nasýl kullanabileceðimizi araþtýrýyoruz. Ýnsanoðlunun bugüne yalnýzca zekasý sayesinde geldiðini kabul ederseniz koca bir gezegene hükmettikten sonra sýranýn koca bir evrene de geleceðini çýkartabilirsiniz. Ancak bu çok kýsa zamanda olmalýdýr. Yakýn gelecekte bizleri ne gibi doðal ya de yapay felaketlerin beklediðini kestiremeyiz. Detaylara girmenin yararý olacaðýný zannetmiyorum" dedi Dr.O'Brien ukalaca. "Televizyonu kapat, dostum. Sana anlatacaklarým çok daha önemli" dedi Foster. Anlaþýlan iþini, söylediðinden daha çabuk bitirmiþti. Elinde bir tomar kaðýt ve birkaç dergi vardý. Görünüþü ise Dr.Gabor'u bile tedirgin edecek ölçüde donuktu. Evvela Gabor'un karþýsýndaki koltuða yerleþip elindekileri kucaðýna koydu. Ayný odada bulunan ve ideolojik olarak birbirine düþman iki parti liderinin aðýr ve soðuk havasýný soludular bir süre. Ve ardýndan da konuþmaya baþladý Foster.: "Sana anlatacaklarým, kafaný allak-bullak edecektir, dostum. Ýnan bana yaþama hevesini ve azmini kaybedebilirsin. Ve yine inan bana, söylediklerimin zerresinde bile abartý yok. Þimdi lütfen tekrar düþün ve eðer bedelini ödeyebileceðinden eminsen anlatayým. Foster'ýn ne kadar ciddi olduðunu bir çocuk bile kolayca farkedebilirdi. Ancak bu uyarý Gabor'u daha da meraklandýrmýþtý. "Anlatmaný istiyorum." "Sen bilirsin" Foster, kucaðýndaki yýðýn arasýndan bir dergi çýkardý. Aradýðý sayfayý bulduktan sonra da dýþa doðru katlayýp uzattý: "Þu sayfayý sesli olarak okumaný istiyorum" "Hepsini mi?" "Tabi ki hayýr. Dr.Gregory Martin ile ilgili olan bölümü oku sadece" deyip beklemeye baþladý. Dr.Gabor, çabuk hareketlerle gözlüðünü takýp okumaya koyuldu: "Dr.Gregory Martin, öldü. (LA - California) Trafik kazalarý, sadece dikkatsizlerin, içkili sürücülerin veya hýz hastalarýnýn deðil, dünyaca ünlü usta bilimcilerin de hayatýna mal oluyor. Dr.Martin, hurdaya dönen arabasýndan çýkartýldýðýnda tanýnmayacak haldeydi. Dr.Martin, henüz 51 yaþýndaydý ve California Üniversitesi'nin önde gelen fizik profesörlerindendi. Daha iki hafta önceki Wyoming konferansýnda, fizikçilerin 'Büyük Sýr' da dedikleri Yapay Madde Projesi'ni tamamlamak üzere olduðunu söylemiþti. Yazýk ki 'Büyük Sýr', Dr. Martin ile beraber gömüldü. 1939'da Kuzey Carolina'da........... "Tamam, bu kadar yeter" dedi, Foster. "Richy bana Dr. Martin'in de yapay madde projesinde çalýþmýþ olduðunu söylemiþti... Nereye varmak istediðini bilmiyorum, ama bunda bir gariplik sezemedim" dedi Gabor ve ardýndan derginin ilk sayfasýný çevirip tarihini mýrýldandý: "2 Mart 1986. Yaklaþýk dört yýl önce." "Bir haber daha var dostum. 18 Temmuz 1983 tarihli bir gazetede. Ýlk sayfa ikinci sütun en altta. Altý çizili olan yerleri okur musun lütfen" diyerek uzattý gazeteyi. Haberi bir çýrpýda okuyan Gabor, bir süre düþünüp "Dr.Petersdorf ha!" diye sessizce söylendi. Sonra da: "Uçak kazasýnda öldüðünü, duymuþtum... Ama Dr. Martinden bahsettiðimiz gün, bu Yapay madde projesini ilk kez Berlin Üniversitesi'nin baþlattýðýný da söylemiþti bana. Ancak Dr.Petersdorf'un proje ile ilgisi olduðundan hiç bahsetmemiþti. Yoksa hatýrlardým" dedi ve biraz bekledikten sonra "Uçak kazasý ha!" diye yineledi birkaç defa. Petersdorf ile ilgili olanlar bu kadar deðil, devamýný dinle. Bir sigara yakýp devam etti: "Pek ünlü olmayan bir bilim dergisi, 9 Temmuz'da yani kazadan dokuz gün önce detaylý bir röportaj yapmýþ. 'Problem, Büyük Sýr'ý çözebilmek deðil, çözümü' demiþ Petersdorf." Dr.Gabor bu sözler üzerine heyecanla atýldý: "Dur biraz! Çok bariz bir baðlantý var bu olaylar arasýnda. Richy de telefonda Büyük Sýr'ý çözmek üzereyim; bu korkunç bir þey demiþti" O sýrada Foster, Gabor'u sakince dinliyordu. Ne söylemek istediðini anlamýþtý ancak bu, yeni bir þey deðildi onun için. Üstelik daha da fazlasýný biliyordu. Yine de arkadaþýnýn aðzýndan duymak istedi: "Varsayýmýn ne, dostum?" Ama Gabor, Foster kadar serinkanlý görünmüyordu: "Bak þimdi! Yapay madde projesini yürüten, ayrý dönemlerde üç kiþi vardý: Petersdorf, Martin ve Richardson. Üçü de baþarýlý oldu; üçü de Büyük Sýr'a çok yaklaþtýðýný söyledi ve gariptir ki; bunu söyledikten kýsa süre sonra ölüverdiler. Bir trafik kazasý, bir uçak kazasý ve bir de yýldýrým!.. Buradan çýkan bir sonuç daha var üçünün de cesetleri dolaylý yöntemlerle belirlendi. Yani tanýnacak halde deðillerdi. Bütün bunlarýn rastlantý olabileceðini sanmýyorum. "Bunlarý ben de biliyorum, dostum" dedi Foster. "Ama daha sý var" diye ekleyip devam etti: "Dr.O'Brien ile ilgili. 1980-1983 döneminde Berlin'de bulunmuþ ve Dr. Petersdorf'un en yakýn arkadaþlarýndan biriymiþ. Üniversitenin araþtýrma kurulu baþkanlýðýný yapmýþ... 1983'de Amerika'ya dönüp California Üniversitesi'nde fizik laboratuarlarý direktörü olmuþ. Dr.Martin'le arasý iyiymiþ. Ve..1986da Cornell'a gelmiþ; ayný görevle. Richy ile de iyi bir iliþkileri vardý." "O lanet herifte bir tuhaflýk olduðunu anlamýþtým zaten!" diye seslice söylendi Dr.Gabor. Ardýndan da sordu: "O'Brien hakkýnda sen ne düþünüyorsun?" Foster, nükteli bir biçimde "Onun hikayesini kýsaca anlatmamý ister misin, dostum?" diye sordu. Nasýlsa Gabor'un düþünceleri akýntýya kapýlmýþtý bir kere ve kozlar da Foster'ýn elindeydi. "Anlat!" dedi sertçe, Gabor. "Dinle öyleyse... Kayýtlara göre Robert O'Brien, 1942 Decatur'da, Ýllinois'de doðmuþ ve ailesinin tek çocuðu imiþ. Ýþin ilginç yaný, anne ve babasý da kendi ailelerinin tek çocuklarýymýþ. Üniversiteden önce hep Ýllinois'de yaþamýþ. 17 yaþýndayken ailesi ile birlikte bir trafik kazasý geçirmiþ Annesi de, babasý da ölmüþ... O'Brien'ýn yüzü de tanýnmayacak derecede parçalanmýþ. Ama plastik cerrahi, mucizevi bir þekilde kusursuz ve yepyeni bir yüz yaratmýþ. Ailesinden kalan para ile de Cornell'a gelmiþ. Ötesini zaten biliyorsun." Dr.Gabor, tam yorum yapmaya hazýrlanýyordu ki Foster, "Bekle biraz" anlamýnda bir iþaret yaptý ve yeni bir sigara yakýp tekrar konuya döndü: "Dr.O'Brien'ýn yakýn arkadaþlarýný araþtýrdým. Birinin hikayesi, O'Brien'ýnki ile örtüþüyor. Dr.Carl Braunwald'ýn öyküsü." Gabor, atýlýverdi söze: "Dr.Carl Braunwald? Bilimsel Araþtýrmalar Komisyonu Baþkaný deðil mi o?" "Evet" diye yanýtlayýp kaldýðý yerden devam etti: "Otuzdört yaþýndayken birkaç serserinin saldýrýsýna uðramýþ. Suratýný epey çizmiþler, fakat vücudunun diðer kýsýmlarýnda tek bir kesik bile olmamýþ. O da O'Brien gibi býçak altýna yatmýþ tabi, ama tuhaf olan bir þey var: Hastaneden çýktýktan iki ay kadar sonra karýsý ondan boþanmak istemiþ ve evi terketmiþ. Terkettikten bir ay kadar sonra da mantardan zehirlenip ölmüþ.... Üstelik her ikisini de ayný doktor ameliyat etmiþ. Cliff Pernoll diye biri... Muayenehanesine gidip konuþtum onunla. Hatýrladýðý tek þey, ikisinin de yakýþýldý bir yüz yerine kendi hazýrladýklarý bir modelde ýsrar etmiþ olmalarý. Yazýk ki ondört sene önce çýkan bir yangýnda tüm kayýtlarý yanmýþ." "Yine yüzler ha" diye birkaç kez tekrarladý. Ardýndan da kaþlarýný çatýp Foster'ýn suratýna baktý dik dik: "Bütün bunlarý nasýl öðrendin sen?" Foster, gülümsedi. "Kapalý bilgisayar aðýný kullandým. Bilirsin, oradan herþeyi öðrenmek mümkündür." "Yani usulsüz kullandýn. Kariyerini ne kadar büyük bir riske attýðýnýn farkýnda mýsýn sen?" "Her þeyin farkýndayým ama buna deðerdi, dostum." Dr. Gabor, ayaða kalkýp aðýr adýmlarla dolanmaya baþladý odada. Belki de bütün bu bilgileri harmanlayýp bir sonuca gitmeyi umuyordu. Foster ise sakindi ve gözleriyle Dr.Gabor'u takip ediyordu. Sessiz geçen bir-iki dakikadan sonra tekrar koltuðuna dönüp "Peki, neden bütün bu olaylarý araþtýrmak gereði duydun?" diye sordu Foster'a. "Disket, dostum Disket" "Ne disketi?" "Senin Dr.O'Brien'a götürdüðün disket." Gabor, O'Brien'ýn odasýndaki tuhaf atmosferi hatýrlayývermiþti bir anda. O sýrada Foster, devam ediyordu: "Onu masanýn üzerinde görmüþtüm. O gün kopya etmem gereken disketler vardý ve onlardan biri sandým. Epey sonra benimkilerden olmadýðýný farkettim. Öyle olunca da tekrar masaya býraktým. Kopyasýna da dokunmadým. Nasýlsa üzerine baþka kayýt geçebilirim diye. Üç hafta önce, içinde ne olduðunu merak ettim ve baktým. Ýþte hepsi bu." "Ne vardý içinde" diye sordu, Gabor. Fakat sert bir fýrtýnanýn kopmak üzere olduðunu da hissetmiþ olmalýydý. Çünkü, sesi titriyordu sorarken. "Karmaþýk denklemlerin türetildiði bir programdý. Sonunda da þifrelenmiþ bir mesaj vardý. Ben, bu düzeydeki fizikten anlamadýðým için denklemlerle uðraþmadým. Mesajý deþifre etmek daha cazip geldi ve bir hafta kadar sonra da baþardým. Yani, iki hafta önce. Aslýnda bunu sýrf merak ettiðim için yaptým baþka bir nedenle deðil. Tabi esrarengiz cümlelerle karþýlaþýnca da gerisini getirdim." Dr.Gabor, kalbinin kulaðýnýn dibinde vurduðunu hissediyor heyecandan bayýlmamak için kendini zorluyordu. Yine de tüm cesaretini toplayýp sordu: "Ne yazýyordu?" Arkasý Yarýn... Erkan Ergen Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý PASTORAL EFEMER : Zeki Yýldýrým KIÞ MANZARASI Kýþýn kýþlýðýný yaptýðý, kasvetli bir ocak günü penceremden, dýþarýda savrulan karlara bakýyorum. Sýcacýk odamda, Joy FM' i dinlerken, bir yanda da az sütlü neskafemi içiyorum. Neskafenin dumaný ve kendi soluðum bir birine karýþarak, eþimin bir önceki gün sildiði tertemiz camda hafif buðular oluþturuyordu. Kar tanelerinin deðiþik büyüklük ve þekillerini görmek, sessiz düþüþlerini izlemek inanýlmaz bir rahatlýk ve keyif veriyordu. Az ileride cývýl cývýl renkli elbiseleri ile kar topu oynayan, kardan adam yapan çocuklarý izlemekte ise apayrý bir güzellikti. Adeta bir kýþ gününden öte, özenli yapýlmýþ bir kartpostala bakmak gibiydi yaþadýklarýmýz. Bizim gibi evlerinde oturup karlarý seyredebilenler için ne mutlu anlar… Sýcak içeceðim bitmek üzereyken, camdan görülen büyülü kýþ manzarasýnýn içerisinde, hýzla yere düþen siyahýmsý bir karaltý dikkatimi çekti. Önce kartopu zannettim. Ama kartopu siyah olmazdý ki. Hemen camý açýp, karaltýnýn düþtüðü tarafa baktým. Evet bir þey düþmüþtü, gri zemin üzerine, açýk kahve renkli desenleriyle bir serçeydi aþaðý düþen. Hemen üzerime bir þeyler alýp aþaðýya koþtum. Üzerini karlarýn örtmeye baþladýðý minik serçeyi aldým, vücudu henüz sýcaktý ama canlý olduðuna dair hiçbir gösterge yoktu. Hani iri vücutlu yaþlý bir bireyde de deðildi elimde cansýz yatan, aksine genç bir serçeydi ve ölmek için daha çok küçüktü. Gerçi hangi ölüm biraz erken deðildi. Cansýz bedenini bahçe duvarýnýn kenarýnda, karlarý temizleyerek açtýðým çukura koyarken yüreðimde bir sýzý hissettim. Muhtemelen uzun süren karlý günlerde, yeterince yiyecek bulamamýþ ve sert soðuklara küçücük vücudu dayanamamýþtý. Oysa her dönem öðrencilerime "þöyle doðal seçilim, böyle doðal seçilim" demek ve adapte olamayan canlýlarýn ortadan kalktýklarýný bilgiç bilgiç anlatmak ne kolaydý. Kaybolan, yok olan, dünyamýzdan eksilen bir canlýydý o. Ýnanýyorum ki yaþama bir çok insandan daha az zarar vermiþti ve üstelik bir çok katký yapmýþtý. Ýnsanoðlunun kurduðu medeniyetle yaþam yerleri kýsýtlanmýþ, olasý besinleri azalmýþ ve hatta uzun süreli karlar nedeniyle o yiyecekleri de kaybolmuþtu. Tam bir sað duyulu Anadolu kadýný olan annemin zaman zaman "Allahým bizi açlýkla terbiye etme, açlýkla bizi sýnama" sözleri çýnladý kulaklarýmda. Hýzla yukarý çýktým birkaç avuç bulgur alýp, camlarýn önüne ve balkonlara serpiþtirdim. Ýstiyordum ki kar hafifçe azaldýðý anlarda bu yiyecekleri görüp alsýnlar. Ama o da ne, daha pencereyi örtüp perdeyi kapatmaya çalýþýrken, üç-beþ tane karaltýnýn karlar arasýndan hýzla yaklaþtýklarýný gördüm. Kuþlardý bunlar, zavallý kýþ kuþlarý; serçeler, kumrular, karatavuklar. Perdeyi sýkýca örttüm beni görüp kaçmasýnlar, rahatsýz olmasýnlar istedim. Kuþlar, iki ayaklý kanatlý omurgalýlar. Uçma yetenekleri nedeniyle, karasal yaþamda mücadele edebilecek organlarýnýn sadece gagalarý ve zayýf pençeleri kalan kuþlar. Medeniyetimizle birlikte geliþen çeþitli sanat kollarýnda en çok kullanýlan materyaldir kuþlar. Bir mutluluk tanýmlanmasýnda hep kuþlar vardýr. Barýþta kuþlar, aþkta kuþlar, yaþamda kuþlar. Sabit vücut sýcaklýklarý ve sürekli uçmalarý nedeniyle, hep enerji verici besin almak zorunda olan kanatlý canlýlar. Oysa kuþlar hep baharda yaþamazlar ki. Bir kýsým kuþ, soðuk aylar yaklaþýnca sýcak memleketlere göç ederek, bu sorunu belli bir oranda çözmüþtür. Ya küçük vücutlu, küçücük kanatlarý olan, fazlaca yað depolayamayan kuþlar ne yapsýn ? Þimdi yaðan karýn sessizliðini, sadece kartopu oynayan çocuklarýn çýðlýklarý bozmuyordu. Camýn önünde ve balkonda telaþlý çýrpýlan kanat, küçük gaga ve ayak sesleri de eklenmiþti. Az sonra sesler azaldý ve bitti. Anladým ki yem olarak attýðým bulgur bitmiþti, hemen mutfaða gidip bulgur kavanozunu açtým ve kocaman bir avuç alarak balkona serpiþtirdim. Eþim anlamýþtý, sesiz adýmlarla yanýma geldi, hafifçe kalýn perdeyi aralayýp tülün arkasýnda olanlarý izlemeye koyulduk. Çoðu kere elimizle beslediðimiz çocuðumuz gibiydiler. Týpký mamasýný yiyen, mutlu birer bebek gibi, telaþlý ve sevinç çýðlýklarý atýyorlardý. Þimdi kendi tembel rutinlerime dönebilirdim artýk. Kendime bir kahve hazýrladým, pipomu yaktým ve gazete sayfalarýnýn arasýna daldým. Dýþarýda hala kar yaðýyordu ve Joy FM'de eski bir Demis Rousous þarkýsý çalýyordu "Good bye my love good bye"… Zeki Yýldýrým [email protected] Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý KIRKYAMA HÝKAYELERÝ : KMKYHT BÝR KAN DAMLASI BOZAR KORKUSUZLUÐUMU..! : Akýn Ceylan Müþerref'in geliþiyle hareketlenen ev, Suna'nýn yaptýðý garip kaprislerden sonra iyice çekilmez oldu. Ve Suna akþamüzeri yapacaðýný yaptý. Sudan bir sebeple,anlamsýz bir kavga çýkarýp, "ben artýk bir dakika bile seninle ayný çatý altýnda kalamam", diyerek küçük bavulunu hýzla toparladý. Aklým hala Aysel'de olmasýna ve bir an önce yalnýz kalmak istememe raðmen, yarým aðýzla bile olsa, "Lütfen Suna, gereksiz yere tatsýzlýk çýkarmayalým. Sen gidersen bu evde yalnýz baþýma ne yaparým. Sen benim tek ve biricik karýmsýn, lütfen gitme", diyerek gönlünü almaya çalýþtým. Nafile çabam sonuç vermedi. Düþüncelerim ve ben baþbaþa, sakin bir gece geçirmekten baþka bir þey düþünemez durumdaydým. Bu gece diðer bütün gecelerden daha uzun gibi sanki. Suna anlamsýz tartýþmadan sonra annesine gidince evde yalnýz kaldým. Bir þiþe þarap açýp, cam kenarýndaki ve sokaðý en temiz görebildiðim koltuða kuruldum. Gece sabaha kadar içip iyice sarhoþ olmak niyetindeydim. Genellikle böyle zamanlarda hatýrlarým geçmiþin detaylarýný. Bu mahallenin kaldýrým taþlarýndan herhangi bir tanesi gibi veya sokak lambalarýndan en çok arýza yapaný gibiyim. Ergenlik dönemindeki genç delikanlýlarýn gece yarýsý muhabbetleri sonrasý, evlerine gitmeden önce ellerine geçirdikleri taþlarý rastgele fýrlatýp, lambasýný patlatmaya çalýþtýklarý bir sokak lambasý gibi. Bu bölgede tanýmadýðým yok diyebilirim. Yakýn tarihlerde mahalleye taþýnanlar hariç, herkes tanýdýk ve neredeyse akraba gibi. Ama bu genç yaþýmda bu kadar yorgun olmak, pek anlayacaðým cinsten bir þey deðil. En çok koyan ise, bunca kalabalýk içerisinde tek baþýna yaþarmýþ gibi çýrpýnýp durmak oluyor benim için. Bedava yaþýyoruz, bedava; Hava bedava, bulut bedava; Babam ilk takým elbisemi kendi elleriyle dikip bana hediye ettiðinde, henüz oniki yaþýndaydým. Neden bilmiyorum; ama hediyesini verirken bu þiiri okumayý da ihmal etmemiþti. Ne zaman tek baþýma içsem hep bu þiir gelir aklýma. Nasýldý devamý? Dere tepe bedava; Yaðmur çamur bedava; Otomobillerin dýþý; Sinemalarýn kapýsý. Yalnýzlýklar sonuna kadar bedava. Aþýk olup kavuþamamak bedava. Ne çok severdi Zafer. Aslýnda bu kadar içmesem Zafer'in de adýný aðzýna almazdým ama neyse. Ne derdi hep, "Eski dost düþman olmaz, sen benim hep dostum olarak kalacaksýn unutma". Topraðý bol olsun. Camekanlar bedava; Peynir ekmek deðil ama Acý su bedava; Kelle fiyatýna hürriyet, Esirlik bedava; Bedava yaþýyoruz, bedava. Öffff sýkýldým artýk. Aysel'in günlüðü, Aysel'in günlüðü... Sakýz gibi herkesin aðzýnda. Kimdeyse çýkarsýn artýk ortaya. Dedikodular almýþ baþýný gidiyor; ama günlükte neler yazdýðýný bilen biri hala yok. Nerde benim öteki þiþem, hah buradaymýþ. Allah kahretsin pakette sadece iki tek sigara kalmýþ. Bu saatte sadece alt sokaðýn baþýndaki bakkal Süleyman abi açýktýr herhalde. Çocukluðumuzda ne dalga geçerdik Süleyman abiyle. En sinir olduðu þey üst katýnda oturanlarýn, sepetlerini sallandýrdýklarýnda yaptýklarý þey olurdu. Sepeti tam tepesinden aþaðý sallandýran kiþi, "Süleyman efendiii" diye baðýrmak yerine, sepetin ipini hýzla boþaltýp, dükkanýn önündeki tenekeden yapýlma tenteye hýzla çarptýrýrdý. Süleyman abi sinirli bir þekilde dýþarý çýkýp baðýrmaya yeltenir; ama daha ilk kelimeler aðzýndan çýkmadan, sepeti sallandýran kiþi sipariþini umursamaz bir tavýrla söylemiþ olurdu. Ne yapsýn ekmek parasý deyip sineye çekerdi Süleyman abi. Þimdilerde pek kimseye kýzamaz olmuþtu. Ýlk önce oðlu baba mesleðini iþ olarak görmeyip, para kazanmak amacýyla Almanya yollarýnda izini kaybettirmiþti bile. Beþ sene önce de eþini kaybedince bu hayatta pek amacý kalmamýþtý. Neredeyse 24 saat açýk duran bakkalýnda gündüz mahalleliyle, geceleri ise sarhoþlarla sohbet ederek yalnýzlýðýný unutmaya çalýþýrdý. Hadi bakalým iyice sarhoþ olmadan iki paket daha sigara alayým da, sabaha kadar yalnýz kalmanýn tadýný(!) çýkarayým diyerek sokaða attým kendimi. Sokak kapýsýný açtýðýmda yüzüme çarpan soðuk havanýn etkisiyle biraz olsun kendime gelmiþtim. Ýlk gözüme çarpan evin karþýsýndaki karaltý oldu. Önce tedirgin olmama raðmen, soðukkanlýlýðýmý korumaya çalýþýp karaltýya yaklaþtým. Bu, çuval gibi yere yýðýlmýþ karaltý Lastik Osman'dan baþkasý deðildi. Sarhoþ olduðunu düþünüp yerinden kaldýrmaya çalýþýrken, yüzünün kan içerisinde olduðunu farkettim. "Osman sana ne oldu oðlum", dediðimi duymamýþ gibi, "valla billa ben hiç bir þey bilmiyorum" diye sayýklýyordu. Osman, lan Osman, Nooldu oðlum sana..? Akýn Ceylan Devamý varrr... KIRKYAMA Hikayelerinin tamamýný aþaðýdaki adreste bulabilirsiniz: http://www.kahvemolasi.com/xfiles/ozel/kirkyama.asp Arkadaþýna Öner Yorum Oku / Yaz Yukarý Dost Meclisi Fotoðraf: Hülya Galitekin <#><#><#><#><#><#><#> Kahve Molasý, siz sevgili kahvecilerden gelen yazýlarla hayat bulmaktadýr. Her kahveci ayný zamanda bir yazar adayýdýr. Yolladýðýnýz her özgün yazý deðerlendirilecektir. Kahve Molasý bugün 4.157 kahveciye doðru yola çýkmýþtýr. Yukarý Tadýmlýk Þiirler ENE’L HAK “Mansur Ene’l Hak söyledi Haktýr sözü Hak söyledi” Seyyid Nesimi Sonbahar konardý camlara Sokakta adýmlar sýklaþýrdý Kýþlýk yiyecekler taþýnýrdý kilere Hüznün rengi sarýydý Düþen her yaprak yüzümüze vururdu Zamana yeniliþimizi Ve esen her rüzgar Baþka iklimlere taþýrdý düþlerimizi Biz baþka bir dünyanýn insanlarýydýk Talan mevsimlerinde üryan Adem’le Havva’dan ayrý Hüzün ömrün en kötü mevsimiydi Nerde bir çiçek açsa Çýkar gelirdi bir Herodes Bir duvar yapardý gönlümüzün Kudüs’üne Ve hýçkýra hýçkýra aðlardýk çok zaman Ýnsanlýðýn öyküsüne... Biz baþka bir tanrýnýn çocuklarýydýk Bir kâbe ki mânâ Bir yürek ki Hak Her geliþimizde bir ceset býrakýp yeryüzüne Hep ayný ýþýktan doðar Hep ayný nura yürürdük Ve girdiðimiz her gönülde Ayný cananý görürdük... Ali Haydar Timisi Yukarý Biraz Gülümseyin Ne diyelim? Allah analý babalý büyütsün!... Yukarý Ýþe Yarar Kýsayollar - Þef garson: Akýn Ceylan http://www.oursworld.net/ingilizce-ders/eglence-okuma/funny-names.htm ...Havaalaný Anons Memuru Verdiðim Kaðýttan Mikrofona Okudu: Encin Siizar... Yani, O Anda Sanki Havaalanýnda Hayat Durdu. Herkes Dönmüþ, Adý "Lokomotif", Soyadý "Sezar" Olan Kiþiyi Kimin Aradýðýna, Yani Bana Bakýyordu... Tahmin Edeceðiniz Üzere, Arkadaþýn Adý "Engin Sezer" di. Kulaklarý Çýnlasýn... Eðlencelik ingilizce isimler için ekteki kýsayolu týklayýn. http://cornerofalicia.330.ca/jennifer/in.htm Jennifer Lopez severmisiniz? ...Jennifer Lopez 24 Temmuz 1969da New York'un bir mahallesi olan Bronx'ta doðdu. Puerto Rico soyundan olmasý onun show dünyasýna girmesini kolaylaþtýrmýþtý çünkü; Ricky Martin ve Enrique Iglesias'ýn öncülük ettiði ve 90larýn sonlarýna doðru baþlayan Latin Pop yýldýzý dalgasý tüm dünyayý etkisi altýna almýþtý... http://www.papatya.com/komigazin/cgi-bin/text/cizgifilmyasalari.html Çizgi filmlerin de bazý yasalarý olduðunu biliyormuydunuz? Ýþte size bir kaç örnek: ...Havada askýda kalan bir kimse bu durumun farkýna varýncaya kadar asýlý kalmaya devam eder. Daffy Duck ilerdeki çayýra koþarken uçurumun kenarýndan geçerek boþluða gelir. Bir süre havada kalýr, bu arada kendi kendine de konuþmaktadýr. Derken ansýzýn aþaðýya bakýverir. Ýþte o an olanlar olur ve bildiðimiz ½ gt2 prensibi iþe karýþýr... http://www.meteor.gov.tr/ Havalarýn son durumu hakkýnda her kafadan farklý bir ses çýkýyor. Herkes baþýmýza meteorolog kesildi bu günlerde. Bilgiyi en doðru kanaldan; yani kaynaðýndan almak isteyenlerin baþvurabileceði en güvenilir kaynak. [email protected] Yukarý http://kahvemolasi.com/sayilar/20040217.asp ISSN: 1303-8923 17 Þubat 2004 - ©2002/04-kahvemolasi.com istanbullife.com Kahve Molasý MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiþtir. Uygulama : Cem Özbatur - Her hakký saklýdýr. Yayýn Ýlkeleri
Benzer belgeler
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 442
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 442
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 442
PDF Versiyonu - Kahve Molası
Yazýlan, Okunan, Kopyalanan, Ýletilen, Saklanýlan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yýl: 2 Sayý: 442