Klivet 2015 yılına hızlı başladı 28 Veteriner Hekim
Transkript
Klivet 2015 yılına hızlı başladı 28 Veteriner Hekim
Klivet 2015 yılına hızlı başladı 28 Veteriner Hekim Tuğba & Erdal Çerkezoğlu ile klinik sohbeti 20 Protein kayıplı enteropatilere karşı güncel yaklaşımlar 70 lif S.44 Hayvanları liflerle tamamlanmış mamalarla besleyerek daha sağlıklı olmasını sağlayabilir ve birçok sağlık probleminin üstesinden gelebilirsiniz. İÇİNDEKİLER 6 > Dünya pet sektöründen son haberler Her ay olduğu gibi pet dünyasından ve veteriner sağlık sektöründen en yeni gelişmeleri sizlerle paylaştığımız notlar bölümümüzde, bu ay da şaşırtan haberleri Petinfo farkı ile takip edin! 18 > Toxocara cati mücadelesinde etkili çözüm ortağınız; Prefender Erişkin kedilerde gizli seyreden, yavru kedilerde orta şiddete semptomlara sebep olan Toxocara cati enfestasyonlarına karşı antiparaziter mücadele hem hayvan hem de halk sağlığı açısından ciddi önem taşımaktadır. Dr. Bayer, Toxocara cati eradikasyonunda veteriner hekimlere Prefender kullanımını öneriyor. sayfa 20 28 > Klivet 2015’e hızlı başladı Klivet yılın ilk organizasyonunu alt üriner sistem cerrahisine dahili yaklaşım ve yeni cerrahi teknikleri konulu semineriyle 25 Ocak’ta İzmir Mövenpick Otel’de gerçekleştirdi. 38 > Kuru göz hastalığı Prof. Dr. Murat Şaroğlu, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da sıklıkla karşılaşılan kuru göz hastalığının en yaygın sebeplerini ve olası komplikasyonlarda bu hastalıkla nasıl müdahale edilmesi gerektiğini Petinfo okurlarıyla paylaştı. sayfa 38 42 > Köpekler nasıl öğrenir? Şüphesiz her veteriner hekim meslek hayatı boyunca doğru eğitilmemiş köpeklerle karşılaşmıştır. Oysaki, insanlar gibi köpekler de eğitim alabilir ve becerilerini geliştirebilir. Unutmayın ki, köpeklere davranışlarını kontrol edebilmeleri için yardım ettiğiniz de sizin sadık dostunuz olmamaları için hiçbir neden kalmayacaktır. 44 > Göz ardı edilmemesi gereken besin maddesi; Lif Besinlerde bulunan liflerin önemini herkes bilir, peki ya kedi ve köpek beslenmesinde de esas besin olduğunu biliyor musunuz? 56 sayfa Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği İzmir Şubesi Yönetim Başkanı Serdar Aktop Klivet’in yeni yıldaki projelerini paylaştı. sayfa 64 Veteriner Hekim Pelin Çakar insanlara hayvan sevgisini ilkokuldan başlayarak aşılanması gerektiğini düşünüyor. 70 > Protein kayıplı enteropatilere karşı güncel yaklaşımlar Protein kayıplı enteropati (PKE) gastrointestinal kanaldan yoğun protein kaybı ile karakterize, sık karşılaşılan bir klinik problemdir. Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ‘dan protein kayıplı nefropatilerin güç olgularında uygulanabilecek güncel tedavi önerileri. sayfa sayfa 28 64 > Hayvan sevgisi küçük yaşlarda kazandırılmalı ‘İnsanın sevdiği işi yapması herkese nasip olmaz’ diyerek çalışan ve mutluluğunu bizimle paylaşan Petshine Veteriner Kliniği sahibi Veteriner Hekim Pelin Çakar’la tanışmaya ne dersiniz? 56 > Kanserle başa çıkabiliriz Son zamanlarda kedi ve köpeklerde gözlenen kanser vakalarında ciddi bir artışla karşı karşıyayız. Peki, bu büyüyen güncel problemle nasıl savaşabilileceğimizi biliyor muyuz? Sevimli dostlarımızı kanserden korumak mümkün mü? PETİNFO 2015/02 04-05 70 76 > klinisyen Veteriner hekimin güvenlik rehberi Veteriner hekimler “tam zamanlı” (full time) değil, “tüm zamanlı” (all time) çalışan bir meslek grubuna mensup olduklarından iş ve meslek güvenliği Veteriner hekimler için daha fazla önem taşımaktadır. EDİTÖR Kadına karşı şiddetin ve kadın cinayetlerinin son bulması dileğiyle… Veteriner Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU Yepyeni iki köşe yazarımızla karşınızdayız Hepimizinde bildiği gibi veteriner hekimlik durmadan kendini yenileyen meslekler grubunda yerini almaktadır. Teknolojinin ve tıbbın ilerlemesiyle hızlı bir ivmeyle gelişen bu meslegin mesuplarına da dolayısıyla çok iş düşmektedir. Kurulduğumuz günden bu yana yeniliklerin ve gelişmelerin takipçisi olmaya ve siz değerli veteriner hekimlerimize dünyadan ve ülkemizden veteriner tıpla ilgili en son gelişmeleri sunmaya misyon edinmiş bulunmaktayız. Bu doğrultuda klinisyen veteriner hekimlerimize destekte bulunmak amacıyla Veteriner Göz Merkezi kurucusu Prof. Dr. Murat Şaroğlu’nun ve Köpek eğitimi ve kedi/köpek davranışları uzmanı Dr. Gürbüz Ertürk’ün katkılarıyla hazırladığımız iki yeni köşemizi sizlere sunmaktan gurur ve mutluluk duyarız. Kedi ve köpek beslenmesi denildiğinde aklımıza ilk olarak her zaman kaliteli protein miktarı gelmektedir, peki ya lifler? Hep arka planda kalan lifler, insan beslenmesinde olduğu kadar hayvan beslenmesinde de oldukça önemli besin maddeleridir. Hayvanları lif bakımından yoğun mamalarla besleyerek onların daha sağlıklı bir hayat sürmelerine olanak sağayabiliriz. Beslenme uzmanlarının da yorumlarını alarak hazırladığımız bu özel konumuzun kedi ve köpek beslenmesiyle ilgili sizlere farklı bir perspektif kazandıracağını düşünüyoruz. Bilimin ışığında kalmanız dileğiyle Saygılarımla Veteriner Hekim Ayça Üvez Klivet 2015’e hızlı başladı Klivet yılın ilk organizasyonunu kedilerde alt üriner sistem problemleriyle ilgili gerçekleştirdi. > syf 28 Veteriner Hekim GİZEM KUTUN Kanserle başa çıkabiliriz Kanser vakalarıyla nasıl savaşabiliriz? Sevimli dostlarımızı kanserden korumak mümkün mü? > syf 56 petinfo Şubat / Sayı: 72 Pet Sağlığı Dergisi Ayda bir yayımlanır. YAYIN TÜRÜ SÜRELİ YEREL SAHİBİ Mat Medya Tanıtım Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. MEHMET AKTOP GENEL KOORDİNATÖR BARIŞ KOLGU [email protected] GENEL YAYIN YÖNETMENİ VE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Vet. Hekim YAĞMUR AĞCAOĞLU [email protected] YAZI İŞLERİ SORUMLUSU VET. HEKİM AYÇA ÜVEZ [email protected] VET. HEKİM GİZEM KUTUN [email protected] KATKIDA BULUNANLAR Prof. Dr. Murat şaroğlu Dr. Gürbüz Ertürk ART DİREKTÖR EBRU DERELİ [email protected] GRAFİK TASARIM EMEL VURAL [email protected] DANIŞMA KURULU PROF. DR. AHMET ERGÜN PROF. DR. NİLÜFER AYTUĞ PROF. DR. TAMER DODURKA Yrd. Doç. Dr. Özlem Şengöz Şirin Dr. Banu Dokuzeylül VET. HEKİM RAHŞAN EROL BASKI Gezegen Basım San. Ve Tic. Ltd. Şti. 100 YIL MAH. MASSİT MATBAACILAR SİTESİ 2. CADDE GEZEGEN BİNASI NO: 202/A BAĞCILAR/İST Sertifika No: 12002 ADRES YAYINCILAR SK. 10/4 34414 SEYRANTEPE - İSTANBUL TEL: 0212 324 50 56 - 324 50 59 www.matmedya.com ABONE BANU SAYINÇ [email protected] Dergimizde yayınlanan röportaj ve ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir. Fotoğraflar izinsiz kullanılamaz. Petinfo Dergisi veteriner hekimlere ve ecza depolarına yönelik bilimsel içerikli, mesleki, ücretsiz, sektörel bir yayındır. PETİNFO 2015/02 06-07 NOTLAR Kurtköy Patileri Grubu’na Bayer Sosyal Yardım Grubu ve Bayer Türk Pet Severler Kulübü’nden destek Onlarla yaşam kanser hastalarına iyi geliyor İsrailli araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmada, terapi köpeklerinin, boyun, kafa ve gastrointestinal sistem kanseri olan ve radyasyon ya da kemoterapi tedavisi gören hastalar üzerindeki etkileri araştırıldı. Araştırmanın sonunda, köpeklerin kanser hastası bireylerin duygusal refahını artırdığını tespit edildi. Hepimizin bildiği gibi kanser hastalarında ruhsal motivasyon çok önemlidir. Bugüne kadar yapılan araştırmaların hepsinde stresin, duygusal gelgitlerin kanserin en büyük çağırıcısı olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmayla beraber hayvan destekli terapilerin kanser hastalarında daha sık uygulanacağı düşünülüyor. Bayer Türk çalışanları Sosyal Yardım Grubu ve Bayer Pet Severler Kulübü minik dostlarımızla bir araya geldi Kurtköy’de zorlu kış şartlarında hayatta kalma mücadelesi veren 3000 kadar köpeğe her hafta düzenli yardım sağlayan Kurtköy Patileri Grubu’na, 8 Şubat’ta SYG ve Bayer Türk Pet Severler Kulübü ‘de destek olarak, minik dostlarımıza bol bol mama ve sevgi dağıttı. 18 kişilik bir ekiple bölgeye giden SYG gönüllüleri ve Pet Severler Kulübü, sadece köpeklere 3 gün yetecek kadar mama temin etmekle kalmadı, aynı zamanda köpeklerin bütün ihtiyaçlarıyla da yakından ilgilendi. Soğuk hava ve açlık yüzünden ölmek üzere bulunan 2 yavru köpek hemen veterinere yetiştirilerek acil tedavi almaları sağlandı. İki minik yavru, tedavi sonrasında sahiplendirilmek üzere barınağa emanet edildi. Hayvanlara yardım için bir araya gelen Bayer Türk Çalışanları Sosyal Yardım Grubu ve Pet Severler Kulübü önümüzdeki günlerde farklı projelerle yardımlarına devam ediyor olacaklar. PETİNFO 2015/02 08-09 Doç. Dr. Kerem Ural’ın kitabı yayımlandı AMÜ Vet. Fak. İç Hastalıkları AbD Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Ural’ın 15 yıllık yurtiçi ve yurtdışı çalışmaları sonunda hazırladığı “Köpeklerde Paraziter Dermatozlar; Veteriner İç Hastalıklarında Olgulardan Edindiğimiz Dersler” isimli kitabı yayımlandı. NOTLAR Büyük dostluklar iyi beslenmelidir Türkiye’nin ilk premium kedi – köpek maması Champion, aktif ve çalışan köpekler için ürettiği “Dana Etli Aktif ve Çalışan Köpek Maması” ile soğuk kış günlerinde sevimli dostlara ihtiyaç duydukları tüm besin maddelerini tek seferde sunuyor. “Büyük dostluklar iyi beslenmelidir” anlayışı ile sevimli dostlara en kaliteli ürünleri sunan premium Champion, yüksek kalitedeki hayvansal proteinleri zengin olan bu mama ile köpeklere tam ve dengeli beslenme sunarak onların genel sağlığını ve ideal vücut ağırlığını korumasına yardımcı oluyor. Evcil hayvanların yaş, ırk ve boyutuna özel beslenme seçenekleri sunan Champion, kaliteli ve yüksek oranda hayvansal protein zenginliği ve yüksek biyodeğerliliği nedeniyle maksimum değerde protein sindirilebilirliği sağlar. Özel tane yapılı, sağlıklı ve kaliteli hammaddeleri, doğal ve kolay sindirilen olan Champion, kendine özgü tat ve kokusu ile evcil hayvanların en sağlıklı ve mutlu şekilde beslenmesini mümkün kılıyor. A, D, E ve B7 (Biotin) vitaminleri, çoklu doymamış yağ asitleri, linoleik asit (LA), demir (Fe), maya kaynaklı beta-glukan ile evcil hayvanlarınızı potansiyel sağlık sorunlarından koruyor. Champion mamaları, bütün dünyada insan gıdalarında bile yenilikçi olan organik selenyum ve organik mineraller içeriyor. Balığa protez göz taktılar KAYA balığINa dış tehditlerden kendisini koruyabilmesi için protez göz ameliyatı yapıldı. Balığın tek gözü daha önce gelişen katarakt sonucunda alınmıştı, bu ameliyatın üzerine diğer balıklar korumasız gördükleri kayabalığını hırpalamaya başladılar. Seattle Aquarium’un baş veteriner hekimi ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonda protez göz, göz küresinin sabit kalmasını sağlayan kemiğe titanyum klipsler ve dikişlerle tutturuldu. Paralizli köpekler için çalışmalara başlandı North Carolina State Üniversitesi araştırmacıları medulla spinalisinde problem bulunan yarım felçli köpeklerin her birine ayrı sağaltım yöntemi uygulanması gerektiğini savunarak araştırmaya koyuldu. Çalışmalar 19 felçli köpek üzerinde 2 ayrı sinirlerdeki hasarları düzeltici ilaç uygulanarak yapılmıştır. İki ilaç da aynı şekilde çalışmasına rağmen etkilerinin köpekten köpeğe farklı olduğu gözlenmiştir. Buluş felç tedavilerinde kişisel uygulamaları arttıracağı ve medulla spinalis hasarları bulunan hastalara iyi getirileri olacağı umuluyor. PETİNFO 2015/02 10-11 NOTLAR 5 yaş altı çocuklarda gözlenen salmonella vakalarının %25’i sürüngen kaynaklı Sürüngenler %27 oranında salmonella saçıyor Yeni çalışmalarda sürüngenlerin birçok hastalığı saçtığı tespit edilmiştir. 127 vaka üzerinde yapılan araştırmalarda salmonella vakalarının %27’nin sürüngenlerle iç içe olduğu tespit edilmiştir. Sürüngen kaynaklı salmonellalar belirgin derecelerde invaziv hastalıklardır. Çalışma sırasında 48 vakadan 5’i bakteriyemi, 2 tanesi meningitis ve bir tanesi kolitis şeklinde meydana geldiği gözlenmiştir. Sürüngen kaynaklı olmayan salmonella vakalarında ise 3 adet bakteriyemi ve bir menenjit meydana geldiği gözlenmiştir. Sonuç olarak sürüngen kaynaklı salmonella vakaları genellikle daha ağır geçmektedir. Otizm hastalığıyla köpeklerle savaşın Hayvanlarla büyüyen çocuklar kendine daha çok güveniyor. Missouri Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara göre hayvanlarla büyüyen otistik çocukların sosyal etkileşimleri daha kuvvetli oluyor. Araştırmayı yürüten Gretchen Carlisle otistik çocuklar arasında yaptıkları çalışma sonunda, hayvanlarla beraber yaşayan ve beraber yaşamayan çocuklar arasında farkın oldukça belirgin olduğunun altını çizdi. Hayvanlarla büyüyen otistik çocukların kendilerini tanıtma, soru sorma ve sorulan sorulara cevap verme gibi davranışları daha rahat gerçekleştirdiği ve kendilerine daha çok güvendikleri ortaya çıkmıştır. Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar köpeklerin otistik çocuklar için çok iyi bir fikir olduğunu vurguladı ve otistik çocuk sahibi aileler için muhteşem bir çözüm olduğunu söyledi. Sorumsuz hayvan sahibine caydırıcı ceza Köpeğinin yürüyen insanları ısırmasına izin veren pet sahibi 10 yıl pet sahiplenemeyecek. İngiltere’de Derbyshire yolunda yürüyüş yaparken köpeğinin geçen sene Ocak ve Mayıs ayları arasında 4 insanı ısırması üzerine kadına 10 yıl hayvan sahiplenmeme cezası verildi. Pointer cinsi köpeğinin tasmasından kurtularak PETİNFO 2015/02 12-13 kaçmasına izin vermesi ve 4 insanı ısırmasına sebep olması sebebiyle kadın, 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Fakat hayvan sahibinin 63 yaşında olması nedeniyle bu ceza askıya alındı ve 10 yıl boyunca başka bir hayvan sahiplenememe cezasına çarptırıldı. Saldırgan köpek de sahibinden alınarak kulübeye kapatıldı. NOTLAR Enjeksiyonla kısırlaştırma mümkün Ohio State Üniversitesi Veteriner Fakültesi bilim adamları ameliyatsız, alternatif kısırlaştırma yöntemi üzerine uzun süren çalışmalarını başarıyla sonuçlandırdı. Söylenenlere göre; kalsiyum klorid enjeksiyonunun petlerde meydana gelen kontrolsüz çoğalmalara engel olduğu, ayrıca bir dozu sadece 1 dolara mal olduğu belirtildi. Enjeksiyon kimyasal olarak erkek hayvanların testis hücrelerini etkileyerek, sperm üretiminin ve depolanmasının önlenmesini sağlıyor. Enjeksiyon sonrası hücreler skar dokusuyla sarılıyor böylece kısırlık meydana geliyor. Araştırmacılar uygulamaların özellikle yeterli veteriner hekim olmayan ve çok sayıda sahipsiz köpek bulunan bölgelerde oldukça kullanışlı olacağını düşünüyor. Uygulamanın daha bakanlık tarafından onaylanmadığının altını çizen yetkililer, bu ucuz yöntemle hayvanlar arasında meydana gelen kontrolsüz çoğalmaların önüne geçilebileceği düşünmekte. Direnç oluşturmayan yeni bir etken madde: Teixobactin Boston, Massachusettes’deki Northeastern Üniversitesi araştırmacıları tarafından, herhangi saptanabilir bir dirençle karşılaşılmadan patojenleri yok eden bir antibiyotik keşfedildi. Bilim adamları bu antibiyotiğin, tedavi açısından büyük umutlar vaat ettiğini düşünmekte. Bu çalışmalarının amacının tüberküloz ve MRSA gibi kronik enfeksiyonların sağaltımını mümkün kılmak olduğu belirtildi Teixobactin araştırmacılar tarafından, antimikrobiyal materyallerin rutin taramaları sırasında tespit edilmiştir. Köpekler bilim adamlarından hislerini saklayamadı Purina araştırmacıları termal görüntülemeyle, köpeklerin insanlarla iletişimi sırasındaki heyecanlanma derecelerini ölçüyor. Daha önce köpeklerin negatif duyguları üzerine araştırmalar yapılmış ve hisleri derecelendirilmişti. Bu sefer Purina ekibi köpeklerin pozitif duygularını derecelendirerek bu konuda bilgi sahibi olmamızı sağlayacak. Araştırmacılar PETİNFO 2015/02 14-15 köpekleri termal veya infrared kameralarla dış uyaranlara karşı oluşan olumlu duyguları kayıt altına alıyor. Köpeklerin insanlarla ilişkileri sırasında gözlerinde, kulaklarında ve patilerinde meydana gelen kan dolaşımı tepkileri kameralarla incelenerek ısı dalgalanmaları derecelendirilerek kaydediliyor. Araştırmaların bir yıl içerisinde tam olarak sonuçlanacağı söyleniyor. NOTLAR Bavet’ten çalışanlarına satışta yenilikler eğitimi 22-26 Aralık tarihleri arasında, Ramada Plaza İstanbul Asia Airport’ta Bavet İlaç’in saha elemanlarına yönelik organize ettiği yılsonu eğitim ve değerlendirme toplantısı, tüm saha ekibinin eksiksiz katılımı ile başarılı bir şekilde gerçekleştirildi. sunumu ve bunların ışığında saha ekibi ile gerçekleştirilen beyin fırtınası ile yeni dönem stratejiler ve kampanya belirleme ile devam etti. Arion İşletme Müdürü Yiğit Altav’da belli süreçlerde toplantıya dahil olarak satış sorumlusu arkadaşlarımızla GMP üretim uygulamaları bilgilerini paylaştı. M isyonu ve vizyonu gereği her yıl bir önceki yıla oranla büyümeyi hedefleyen Bavet İlaç, hızla değişen pazar koşullarında rekabet üstünlüğünün devamını sağlamak için, inovasyon yapmanın yadsınamaz bir gerçek olduğunun bilincinde çalışmalarını hızla yürütmeye devam ediyor. Bavet İlaç’ın saha elemanları için düzenlemiş olduğu, 2014 yıl sonu toplantısının ilk iki günün de satış eğitimi verildi. Pazarlama Müdürü Cemal Kaya yönetimindeki toplantıda, tecrübeli saha ekibi geçmiş yıllarda edinmiş oldukları teknik eğitim bilgilerini, almış oldukları satış eğitimi ile tamamlama ve bunu daha etkin bir şekilde kullanabilme becerisine ulaşmış oldu. Toplantı, Cemal Kaya ve Özgür Özdemir’in, 2014 yılında gerçekleştirilmiş ve 2015 yılında gerçekleştirilmesi planlanan kampanyaların değerlendirilmesi, PETİNFO 2015/02 16-17 Bavet toplantıda ithal edilmiş yeni ürünlerini çalışanlarına tanıttı Toplantıda ayrıca Teknik Müdür Dr. Demir Özdemir, ithal edilmiş olan Vetinov pet beslenme ürünleri Diş Sağlığı, Bahçe Koruyucu, Üriner Sağlık, Easypill Kolay tablet yutturma, Smectite yeşil kil toksin bağlayıcı, Joint Support bitkisel Antinflamatuar, Eklem sağlığı Joint Flex, Karaciger fonksiyonlarını destekleyici Liver Support, Deri ve tüy sağlığı Skin, L-lysine ürünlerinin sunumlarını gerçekleştirdi. Toplantıda gerçekleştirilen grup aktiviteleri ekip ruhunun oluşmasında etkili oldu. Bavet İlaç’ın cirosal bazda büyümesini yıllar bazında değerlendiren ve sunumunu gerçekleştiren Cemal Kaya, 2015, 2016, 2017, 2018 yıllarına ait büyümeye dayalı ciro hedeflerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi. Bavet İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Nergiz’in kapanış konuşması ile toplantı sona erdi. Toplantı sonrası düzenlenen gala gecesinde Bavet İlaç çalışanları 2014 yılının yorgunluğunu, diledikleri gibi eğlenerek, stres atarak geride bıraktılar ve yeni yıla merhaba dedi. Profender’in içeriğindeki etkin maddeler kıl folikülleri tarafından emilerek kan dolaşımına geçer ve bağırsaklardaki parazitleri öldürür. Toxocara cati mücadelesinde etkili çözüm ortağınız; Profender Toxocara cati enfestasyonlarına karşı antiparaziter mücadele halk sağlığı açısından ciddi önem taşımaktadır. Dr. Bayer, Toxocara cati mücadelesinde Veteriner hekimlere Profender’i öneriyor. Yuvarlak solucanlar, yani askaritler hayvanlarda sıklıkla gözlenen bağırsak parazitleridir. Kedigillerde Toxocara cati ve Toxocara leona olmak üzere 2 tip askarit gözlenmektedir. Tüm dünyada yaşayan evcil kedilerde ise sıklıkla Toxocara cati enfestasyonlarıyla karşılaşılmaktadır. Toxocara cati 6-10 cm uzunluğunda spagettiye benzeyen bir soluncan tipidir. Askaritler kedilerin bağırsaklarının içeriklerinden beslenerek, konağın cılız ve sağlıksız kalmasına neden olmaktadır. Toxocara cati ilk olarak 1782 yılında Goeze tarafından geniş boyun kanatları olan bir parazit olarak görüntülemiştir. Schrank, 1788 yılında bu parazite Ascariscati ismi vermiştir. Toxocara cinsi ise PETİNFO 2015/02 18-19 Stiles ve Hassal tarafından 1905 yılında resmileştirilmiştir. 1922 yılında ise tüm bu buluşlardan yola çıkarak parazitin ismi Toxocara cati olarak kesinleşmiştir. Kedilere Toxocara catI nasıl bulaşmaktadır? Toxocara cati kedilere 3 şekilde bulaşmaktadır. Bütün bulaşma şekilleri kedilerin enfektif yumurtaları yutması sonucunda meydana gelmektedir. Erken enfestasyonlarda larvalar kese oluşturarak dokularda birikmektedir. 1. Sütle bulaşma: Toxocara cati ile enfekte olan bir kedide bulunan larvalardan bazıları vücudun diğer organlarına da göç edebilmektedir. Gebelik bu inaktif larvaları aktive ederek meme bezine geçmesini sağlar ve parazitler sütle anneden yavruya geçer. 2. Avlanırken: Kemirgenler yuvarlak soluncanların ara konakçısıdır, dolayısıyla kediler kemirgenleri öldürüp yediklerinde Toxocara cati ile enfekte olurlar. 3. Çevreden bulaşma: Kedilerin askarit yumurtalarıyla enfekte olan toprak ya da enfekte dışkıyla teması sonucunda meydana gelmektedir. Toxocara cati’nin yaşam çemberi Toxocara cati larvaları dışkıyla dışarı atıldığında inaktif formdadır, bu 1. evredir. Daha sonra çevrede gelişerek aktif hale geçer bu yaklaşık 3 hafta süren 2. evredir. Bu formda yumurta aylarca doğada yaşayabilmektedir. Kediler enfekte larva içeren yumurtayı yuttuktan sonra larvalar ilk olarak bağırsak mukozasına tutunmaktadır. Daha sonra parazit larvaları karaciğer ve diğer organlara yayılmaktadır. Karaciğerde larvalar 3. evresine geçmektedir. Buradan kan dolaşımına katılarak akciğerlere göç etmektedir. Larvalar akciğere geçtiklerinde 4. evreye geçmektedir. Kediler öksürük sırasında parazitleri boğazlarına çıkarırlar ve ardından tenya askarid Hayvan sahipleri Toxocara cati saçılımında dışkının rolüyle ilgili bilinçlendirilmeli. kancalı kurt Profender’in 4 üstün özeliği Kancalıkurtlara, şeritlere ve askaritlere karşı etkilidir. Hızlı etki eden güçlü bir topikal tedavidir. Tek dozda T. cati’nin tüm formlarına karşı etkilidir. Güvenlik indeksi yüksektir. yutarlar. Bu Toxocara cati parazitlerini ikinci kez tekrardan bağırsak yoluna girmesini sağlamaktadır. Parazitler bağırsaklarda olgunlaşırlar ve çiftleşmeye başlarlar. Dişiler yumurtalarını dışkı yoluna bırakarak çemberin tekrardan başlamasını sağlamaktadırlar. Bazıları dokularda keseli hale gelerek inaktif formda yaşamlarına devam eder. Antiparaziterlerle bağırsaklardaki Toxocara catiler ölse de dokulardaki larvalar etkilenmemektedir. Kedilerde toxocara cati varlığını nasıl anlayabiliriz? > Zayıf ve sağlıksız tüy yapısı > Diyare > Kusma, kusmukta spagetti tarzında parazitler > Sert ve dolu göbek, özelliklede yavru kedilerde > Şiddetli vakalar pnömoni ve bağırsak tıkanmalarına sebep olmaktadır. > Zayıf, çelimsiz vücut Toxocara cati zoonoz bir hastalıktır Toxocara cati insan sağlığını da tehdit eden bir parazittir. En sık bulaşma sebebi kedi dışkısıyla kontamine çevredir. Unutulmamalıdır ki, Toxocara cati yumurtaları uygun çevre şartlarında yıllarca enfektifliğini koruyabilmektedir. Bilinen dezenfektanlar çevrede yer alan Toxocara cati yumurtalarına etki etmemektedir. Bu sebeplerle, hem hayvan hem de halk sağlığı açısından bu parazitle mücadele ciddi önem taşımaktadır. Korunmada en etkin yol, kedilerin parazitleri saçmasını önlemektir. Bu doğrultuda yapılacak düzenli antiparaziter müdahale oldukça önemlidir. Ayrıca hayvan sahiplerini Toxocara cati saçılımında kedi ve köpek dışkılarının rolü hakkında bilinçlendirmek de parazitle mücadelede etkili bir yöntemdir. Kediler için, güvenilir etkin koruma Profender damlatma çözeltisi sadece kedilerde kullanılır.İçeriğinde; emodepsit ve praziquantel etkin maddeleri bulunmaktadır. Emodepsit; askarit ve kancalı kurtlara karşı etkilidir (Toxocara cati, Toxocara leonina, Ancylostoma tubaeforme) Praziquantel; cestodlara karşı etkilidir (Dipyldium caninum, Echinococcus multilocularis ve Tenia taeniaformis’in bağırsaklardaki tüm formlarına karşı etkilidir). Gebelik ve emzirme sırasında kullanılabilir (çiftleşmede, yavruların doğumundan önce ve takiben her 3 ayda bir). Güvenlidir, kazara yalanması durumunda bazen salya ve kusma gözlemektedir. Bunlar da tamamen reversibl belirtilerdir. Yetişkin kedilerde önerilen dozun 10 katına, yavrularda ise 5 katına kadar herhangi bir yan etki meydana gelmeden kediler tarafından tolere edilmektedir. 8 haftalık yaştan ve 500 gramdan büyük kedi yavrularında kullanılabilir. Profender nasıl etki eder? Profender’in içerisinde bulunan, yıllar içerisinde parazitlere karşı etkinliğini kanıtlamış olan praziquantel ve benzersiz bileşik olarak anılan emodepsit etken maddelerinin sinerjik etkileriyle bağırsaklardan parazitleri eradike etmektedir. Kedinin derisine uygulama yapıldıktan sonra kıl folikülleri tarafından emilen etken maddeler hızlıca kan dolaşımına geçerek bağırsaklardaki parazitleri kontrol altına alarak elimine etmektedir. KLİNİK Bizim için esas olan; hayvanların sağlık ve refahıdır Öncelikli hedefi, her zaman sevimli dostlarımızın sağlık ve refahını sağlamak olduğunu söyleyen Gaziantep’in en köklü veteriner kliniğinin kurucusu olan Veteriner Hekim Erdal Çerkezoğlu ve Veteriner Hekim Tuğba Çerkezoğlu’yla tanışmaya ne dersiniz? Veteriner Hekim Erdal Çerkezoğlu ve Veteriner Hekim Tuğba Çerkezoğlu ortopedi operasyonlarında iddialı olduklarını vurguladı. Dünya standartlarında bir klinik, 18 yıllık bir deneyim daha ne olsun diyorsunuz tabii, ama Vetpet’in özellikleri bunlarla bitmiyor. 600 metrekare bir alan üzerine inşa edilen, iki kattan oluşan Vetpet, işinin uzmanı Veteriner Hekim Erdal Çerkezoğlu ve Veteriner Hekim Tuğba Çerkezoğlu tarafından Gaziantepli hayvanseverlere ve sevimli dostlarımıza üst düzeyde sağlık hizmeti sunmaktadır. Ortopedi ve yumuşak doku operasyonlarında son derece başarılı olduklarını söyleyen Veteriner Hekim Erdal Çerkezoğlu ve Veteriner Hekim Tuğba Çerkezoğlu’la Vetpet’in yeni yüzüyle birlikte gerçekleştirmek istedikleri projeler ve hedefler hakkında keyifli bir klinik sohbeti gerçekleştirdik. PETİNFO 2015/02 20-21 Vetpet’in başarılarınızın altında yatan mesleki ilkeleriniz nelerdir? Bunları bizimle paylaşabilir misiniz? Öncelikle veteriner hekimlik bir okyanustur, biz veteriner hekimler ise bu okyanusta birer kum tanesiyiz. Sonuçta fakülteden mezun olduğumuzda her konuda uzman olamıyoruz, mutlaka bazı konularda yetersiz kalabiliyoruz. Örneğin bir kedi veya köpekte bir göz problemiyle karşılaştığımızda bu işin uzmanları kadar konuyu bilemeyebiliriz fakat hasta sahibi konuya böyle yaklaşmıyor, bizlerin her konuda işin uzmanı olmamızı bekliyor, doğru bilgilendirilmek istiyor ve en önemlisi de sonuç bekliyor. Açıkçası beşeri hekimlerin işi bizim işimize göre çok daha kolay. Bir tıp hekimi tek alanda uzmanlaşırken, biz hasta sahibinin gözünde bütün alanlarda uzman olmak zorundayız. Beşeride bir göz hekimi, ortopedik vaka gördüğünde hastayı ortopediste yönlendirebilirken, bizim öyle bir şansımız maalesef olmuyor. Biz hastamızın bütün problemlerini anlamak ve hasta sahibine aktarmak zorundayız. Bizim gözümüzde veteriner hekim bir masada oturup aşı yapan, tırnak kesen, parazit kontrolü yapan biri değildir. Biz bütün konularda uzmanlaşabilmek için, Vetpet’i açtığımızdan beri Erdal Bey’le beraber ciddi anlamda ders çalışıyoruz. Her seminere katılarak veteriner tıpdaki gelişmeleri yakından inceliyoruz. Klinisyenlikte vaka sirkülasyonu oldukça hızlıdır, bu sebeple kendimizi geliştirmemizin çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Vetpet’e oldukça yüksek bir yatırım yaptığınızı görüyoruz. Peki bu yatırımların karşılığını alabiliyor musunuz? Yoksa veteriner hekimlik mesleğine yaptığınız bir yatırım olarak mı değerlendiriyorsunuz? Bizim hiçbir zaman ticari bir kaygımız olmadı. Biz 97 yılından beri Vetpet üzerinden kazandığımız bütün geliri tekrar Vetpet’e yatırdık. Peki neden ticari kaygımız olmadı? Bizim bakış açımız her zaman “Daha iyi nasıl olabiliriz, kliniğimizde daha iyi hizmet verebilmek için kendimize ve kliniğimize neler katabiliriz” şeklindeydi. Bu sebeple devamlı veteriner hekimlik üzerine yatırım yaptık ve hala da böyle yapmaya devam ediyoruz. Mesleğimizi çok seviyoruz, hayvanlara yardım etmek bize keyif veriyor. Hasta sahipleriyle kurduğumuz diyaloglar bizi memnun ediyor. Gaziantep’te Avrupa standartlarında bir klinik açarak çok güzel yatırım yaptığımı düşünüyorum. Bu yatırımın fazlalığını kastederek bize; 10 yıl sonra bu Vetpet eskiyecek, yine bir inovasyona ihtiyacı olacak ve şu kadar para gerekecek, yine kliniğinize bu kadar büyük bir yatırım yapar mısınız, yoksa yatırımınızı başka türlü mü kullanırsınız, tarzında gelen sorulara ise tek cevabımız; yatırımımızı tekrar kliniğimize yapacağımızdır. İki kattan oluşan Vetpet’i kısaca tanıyalım Vetpet’de, mesleğe saygı, hayvan sahibine saygı gibi saygı unsurları göze çarpmakta. Sadece ticari değil, barınma şartları vs. burada bir refah var. Yeni oluşum planlanırken neler düşünüldü? Bizim hastalarımızla aramızda, ilk girdikleri andan itibaren duygusal bir bağ oluşmaktadır. Sonuçta konuşamayan canlılarla karşı karşıyayız ve onlar bizden yardım bekliyor. Bu koşullar, hastalarımızla aramızdaki bağın güçlenmesine neden oluyor. Bu bağ ile aklımızda devamlı “onları daha iyi şartlarda nasıl tedavi edebiliriz?” sorusu gelmeye başlıyor. Bu sebeple tedavi sürecinde hastamızın refahını her zaman ön planda tutuyoruz. Hasta hospitalize edilmesi gerekiyorsa, bu konuda da hastanın psikolojisini göz önünde bulundurarak hareket 600 m2 bir alan üzerine inşa edilen Vetpet iki kattan oluşmaktadır. Kliniğin üst katında iki veteriner hekim odası, 2 adet muayenehane (kedi ve köpek ayrı), acil müdahale odası, aşı odası, görüntüleme merkezi, laboratuvar ve 200 m2’lik bir petshop bulunmakta. Alt katta 15 yatılı köpek kapasiteli bir oda, 15 yatılı kedi kapasiteli bir oda, 3 infeksiyon odası, ameliyathane, yoğun bakım odası, ameliyat öncesi tıraş/ dezenfeksiyon odası, otoklav odası, hastayı operasyona hazırlama odası, çamaşırhane, 2 adet depo, muhasebe odası, kuaför odası, personel soyunma odası ve duş, personel yemekhanesi bulunmaktadır. Bunların yanı sıra 10 adet köpek pansiyonu, 6 adet kedi evi var. Köpek pansiyonlarımız ve kedi evlerimizin tamamında yerden ısıtma sistemi kurulu ve her biri merkezi havalandırma sistemine sahip. KLİNİK Hasta sahipleri Vetpet’e geldiğinde hastalığın kesin teşhisinin konulacağından her zaman emindir. oluyoruz. Kısacası bizim için esas olan hastanın refahıdır. Bu da hayvan sahiplerinin bizim hizmetimizden memnun kalmasını sağlamaktadır. Çevredeki illerden birçok hastanız olduğunu söylediniz. Hayvan sahipleri tarafından tercih edilmenizin sebepleri nelerdir? Hasta sahipleri Vetpet’e geldiğinde hastalığın kesin teşhisinin konulacağından emin. Biz, teşhiste işimizi şansa bırakmıyoruz. Bizde herşey nettir, “Acaba şu mudur, 18 YILLIK GÜVEN ediyoruz. Unutmamak gerekir ki, bazı hastalıkların tedavisinde stres çok etkili oluyor. Bizim için hastanın strese girmemesi önemli, hasta her zaman ev konforunu hissetmeli, bu konuyla başa çıkabilmek için hospitalizasyon sırasında hastalarımızı dikkatli bir şekilde gözlemliyoruz. Eğer hasta burada rahat değilse ona göre farklı bir prosedür belirliyoruz. Hastalarımız için o kadar ince düşünüyoruz ki; basit bir enjeksiyon yaparken dahi, hayvanın enjeksiyonu yapan kişiyi görmemesine dikkat ediyoruz. Bu uygulamamızla köpek ve kedilerdeki hekim korkusunu ortadan kaldırmış 18 senede kazandığımız güven neticesinde tüm hasta sahiplerimizde, eğer Vetpet’e gidersem, onlar bu işi kesin çözer düşüncesi var. İnsanlar yılladır nasıl çalıştığımızın farkında, her zaman doğru sonuçlar ve doğru yönlendirmeler yaptığımızı herkes biliyor. Sonuçta yapamayacağımız şeye de, “biz bunu yapamayız.” diyebilecek kadar açık veteriner hekimleriz. Hasta sahibini Vetpet’e bağlamak için özel bir çabamız yok. İşimizi yaparken, hasta sahipleri bize bağlanıyor. PETİNFO 2015/02 22-23 Tuğba Çerkezoğlu başarılarını Sürekli araştırma yaparak ve veteriner tıptaki gelişmeleri takip ederek Hasta sahiplerini bilgisel donanımlarıyla tatmin etmelerine Bağlıyor. bu olabilir mi?” gibi deneme yanılma yöntemiyle mesleğimizi icra etmiyoruz. Hasta geldiğinde şikayet neyse, onu sonuçlandırana kadar tedavimize devam ediyoruz. Ayrıca eksik kaldığımız noktalarda da konsültasyon için çok değerli hocalarımız da destek almaktayız. Bize sadece kesin tanı için gelen ve tedaviyi reddeden hasta sahiplerimiz de bulunmakta. Bölgenizde sıklıkla hangi vakalar karşınıza çıkıyor? Kısaca bahsedebilir misiniz? O kadar çeşitli şeylerle karşılaşıyoruz ki, kliniğimizde sadece KLİNİK Veteriner Hekim Tuğba Çerkezoğlu, hastalarıyla aralarında, kliniğe ilk girdikleri andan itibaren duygusal bir bağ oluştuğunu söylüyor. Geri dönüşler oldukça olumlu bir vakaya sık geliyor diyemeyeceğim. Köpeklerde pyometra problemleri sıklıkla karşımıza gelmekte. İnsanlar kısırlaştırma konusunda bilinçsiz, bu konuda elimizden geleni yapsak da, insanların tabularını yıkamıyoruz. Göz hastalıklarında da insanlar başarılarımızın farkında, çoğu hasta sahibi bu konuda bizi tek geçiyor. Ortopedik vakalarda ise, bölgedeki hastaların neredeyse tamamı bize geliyor çünkü bu alanda iyi bir ekip oluşturduk. Bunlar haricinde, aynı gün içerisinde aynı teşhis koyduğum iki hasta genellikle olmuyor. Yani hastalık yönünden Gaziantep bölgesinin çeşitliliği biraz fazla. Fakat Gaziantep’te bölgesel olarak bir hastalığın daha fazla görüldüğünü söyleyemem. Vetpet kurulduğu günden beri aynı titizlikle çalıştırmaya devam etmekteyiz. Hedefimiz, hayvanların sağlık ve refahını sağlamaktır, bu amaçla kendimizi her gün yenileyerek, büyüyoruz. Aldığımız geri dönüşler de bize doğru yolda olduğumuzu göstermekte. Şuanda lokal hasta portföyümüzün yanı sıra, çevre illerden de birçok hastamız bulunmaktadır. Ailemizin giderek büyümesi bizi çok sevindiriyor. Gaziantep bölgesinin beslenme alışkanlığı nasıl? Eski alışkanlıklar devam ediyor mu? Mutfak artıklarından, profesyonel bir beslemeye geçiş var mı? Bu konuda Vetpet’in rolü nedir? Maalesef Türkiye’de, özellikle de doğu ve güneydoğuda beyine kazınmış bazı kalıplaşmış düşünceler var, hiçbir şekilde onu değiştiremiyorsun. Mesela bölgemizde kullanılan yal diye bir besin var. Yal, insanların kendilerine dahi yemek bulamadığı dönemlerde PETİNFO 2015/02 24-25 köpeklerini besledikleri bir besin maddesidir. Köpekler ve kediler karnivor hayvanlar olduğu için bu tarz bir beslenme son derece yanlıştır. Yokluk zamanında köpeklere verilmiş olsa da, bu canlılar için zararlı bir beslenme şeklidir. Fakat çevremizdeki insanların kalıplaşmış düşüncelerini kırmak oldukça zor. Peki son dönemlerde mesleki etik açısından camiada çok tartışılan bir konu doğru hekim olmak, sizce doğru bir hekim nasıl olmalıdır? Hekim olabilmek için öncelikle hepimizin zayıf noktası olan ticari kaygıları bir kenara bırakmamız gerekmektedir. Bir hastayla karşılaştığınızda aklınıza gelen, tedaviyi yaparsam hasta sahibi öder mi, ödemez mi, düşüncesini kafamızdan atmamız gerekir. Söz konusu olan bir canlının hayatıysa eğer, biz veteriner hekimler için önemli olan tek şey; o hayvanı kurtarmak olmalıdır. Bunları başarabilmek için veteriner hekimin mali konularla ilgilenmemesi KLİNİK gerektiğini düşünüyorum. Bir veteriner hekimin tedaviye tam olarak konsantre olabilmesi için, kliniğin muhasebe kısmına karışmaması gereklidir, maddiyatla ilgili problemlerle kafasını meşgul etmemelidir. Vetpet ekibi olarak, maddi konulardan kendimizi soyutladık, biz hekimler olarak aklımızda hiçbir kaygı olmaksızın Erdal Bey’le tanı ve tedavimizi yapıyoruz. Giriş bölümümüzde yer alan Seda ve Şule Hanım da yapılan işlemlerin ödeme kısmını başarıyla idare etmekteler. Bir veteriner hekimin para konusunda hasta sahibiyle asla karşı karşıya gelmemesi gerektiğini düşünüyorum, geldiği taktirde hastayla arasındaki ilişki bozulacaktır, doğru teşhis ve tedaviden uzaklaşılacaktır. Kısa ve uzun vadedeki projelerinizden bahsedebilir misiniz? Ben yıllardır sadece Gaziantep’te kalmamak ve çevre illerde de klinikler açmak istesem de Erdal Bey beni bu konuda frenliyor. Erdal Bey işin başında durulmadığı taktirde, işlerin istenildiği gibi sürdürülemeyeceğini düşünüyor. Bu nedenle bu bizim için hayal olarak kalacaktır. Emre Er ve Buse Acıoğlu köpekleri Rafi’yi Vetpet hekimlerine emanet ediyor. BESLENMEDE KURU MAMAYA YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞIYORUZ Gaziantep’te yaşayan köpekler 3’e ayrılıyor; fabrikada beslenenler, bağda beslenenler ve evde beslenenler. Evde beslenen köpekler için hayvan sahiplerini mümkün olduğunca kuru mamaya yönlendirmeye çalışıyoruz. Özellikle kuru mamaların yararlarından ve içeriğinin zenginliğinden bahsederek, onların eski alışkanlıklarını kırmaya çalışıyoruz. Fakat diğer bağ ve fabrika köpekleri için sahiplerini böyle bir değişikliğe yönlendirmemiz oldukça zor. Bu konuda elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. PETİNFO 2015/02 26-27 Vetpet olarak Gaziantep halkının veteriner hekimlere bakış açısını 17 yıldır değiştirmeye çalışıyoruz. Bölgemizdeki hayvanseverler artık veteriner kliniğine geldiğinde, hekime geldiğinin, hekimi beklemeleri gerektiğinin ve ya randevusuz geldiklerinde hekimin onlarla ilgilenemeyeceğinin farkındalar. Biz kliniğimize gelen hasta portföyümüze bu düşünceyi kabul ettirerek, veteriner hekime karşı saygıyı oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Özellikle de muayene ücretlerinin çok önemli olduğunu ve tüm hasta sahiplerinden alınması gerektiğini düşünüyorum. Bugün bir insan hekime gittiğinde, nasıl muayene ücreti ödemeyi kabul ediyorsa, hayvan sahipleri de bir veteriner hekime geldiğinde bu ücreti ödeme mecburiyeti olduğunu kabul etmelidir. Proje sponsorumuz Benefit’e katkılarından dolayı teşekkür ederiz. SEMİNER Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Ulutaş Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Prof. Dr. S. Erdem Acar Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği İzmir Şubesi Başkanı Serdar Aktop Klivet 2015’e hızlı başladı Klivet yılın ilk organizasyonunu alt üriner sistem cerrahisine dahili yaklaşım ve yeni cerrahi teknikleri konulu semineriyle 25 Ocak’ta İzmir Mövenpick Otel’de gerçekleştirdi. PETİNFO 2015/02 28-29 K livet veteriner hekimlik mesleğinin çağın gereksinimlerine uygun olarak gelişmesini sağlamaya yönelik organizasyonlara 2015’de de devam ediyor. Kendi bünyelerinde yaptıkları genel kurul seçiminden sonra bu yılın ilk seminerini dernek üyeleri arasında yaptıkları anket sonucu doğrultusunda alt üriner sistem cerrahisine dahili yaklaşım ve yeni cerrahi teknikleri konulu semineri 25 Ocak’ta İzmir Mövenpick Otel’de gerçekleştirdi. İki oturumdan oluşan seminere katılım beklenilenin üzerindeydi. 110’ye yakın klinisyen veteriner hekimin katıldığı seminere İstanbul, Bursa, Bodrum, Marmaris, Muğla, Denizli gibi şehirlerden ilgi oldukça fazlaydı. Sabah oturumunda alt üriner sistem cerrahisine dahili yaklaşım konulu sunumu Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Bülent Ulutaş gerçekleştirdi. Öğleden sonraki oturumda ise değerli Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Prof. Dr. S. Erdem Acar, alt üriner sistem hastalıklarına ait yeni cerrahi teknikleri katılımcılarla paylaştı. 2015 yılı içinde 5 ayrı spesifik konuda eğitim Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Aktop yeni yılın ilk seminerini değerlendirdi ve Klivet’in yeni yıldaki projelerini Petinfo aracılığıyla sizlerle paylaştı. Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği İzmir Şubesi olarak, Ekim 2014’te genel kurulumuzu gerçekleştirdik. Seçilen yönetim kurulu, ilk yönetim kurulu toplantısında görev dağılımını yaptı. 2.dönem başkanlığına seçildiğim Klivet’te, yönetimde yer alan bütün veteriner arkadaşlarımız ile birlikte ülkemizde evcil hayvan sağlığı konusunda meslektaşlarımızı en yeni bilgilerle donatmayı, veteriner hekimlik mesleğinin çağın gereksinimlerine uygun olarak gelişmesini sağlamayı, mesleki dayanışmayı arttırmayı, sosyal, kültürel ve toplumsal alanda veteriner hekim meslektaşlarımızın varlığını en üst seviyeye çıkarmayı temel hedef edindik. Bu hedeflerimize ulaşmak içinde özellikle ulusal ve uluslararası meslek örgütleri ve mesleki bilimsel örgütlerimiz, fakültelerimiz ile birlikte çalışarak en iyi ve en doğru bilgiyi hekimlerimizle paylaşacağız. Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği İzmir Şubesi‘ne 130 veteriner hekim meslektaşımız üyedir. Bu üye sayısının arttırılması hususunda meslektaşlarımızla bire bir görüşmeler yapmaktayız. Üyelerimizin profilini, serbest klinisyen veteriner hekimler ile belediyeler gibi kamu kurumlarında klinisyen olarak çalışan veteriner hekim meslektaşlarımız oluşturmaktadır. Klivet-İzmir olarak meslek içi eğitimlerine önem vermekteyiz. Bu amaçla; yurtiçi ve yurtdışı kongreleri, konferansları, çalıştayları düzenleyerek, yurtiçi ve yurtdışından mesleki kariyer sahibi meslektaşları bu tür çalışmalara çağırarak, mesleki gelişimi hedefliyoruz. Bizler Klivet İzmir Şubesi olarak meslektaşlarımızın sosyo-kültürel, siyasal ve toplumsal SEMİNER alanda da söz sahibi olmasını temenni ediyoruz. Özellikle meslektaşlarımızın hangi siyasi görüşten olursa olsun ülkemizde siyaset yapmalarını istiyoruz. Çünkü bugün değişen bütün mesleki yasa ve yönetmelikler sürekli veteriner hekimlerin aleyhine olmaktadır. Fakülte sayıları arttırılmaya çalışılmış, veteriner hekim iş istihdam sahası yaratılmamıştır. Siyasette ne kadar çok milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi ve hatta siyasi örgüt başkanı meslektaşımız olursa, kapalı kapılar ardında hazırlanan ve çıkarılan, yasa ve yönetmeliklerde de o kadar çok söz sahibi oluruz. Seçimden sonra 2015 yılının ilk seminerini meslektaşlarımıza yaptığımız anket sonucunda belirlediğimiz alt üriner sistem cerrahisine dahili yaklaşım ve yeni cerrahi teknikleri konulu semineri 25 Ocak’ta Mövenpick Otel’de gerçekleştirdik. İki oturumdan oluşan seminere katılım beklediğimizin üzerindeydi. Klivet-İzmir olarak 2015 yılı içinde 5 ayrı konuda eğitim düzenlemeyi planlıyoruz. Bu doğrultuda hazırladığımız anket formları daha önce düzenlenen eğitimlerde ve internette çeşitli guruplarda meslektaşlarımıza ulaştırıldı. Sahada çalışan meslektaşlarımızın hangi konularda eğitime ihtiyaç duyduğu anketlerle belirlenerek, elde edilen veriler doğrultusunda düzenlenecek eğitim programları oluşturulacaktır. Klinisyen Veteriner Hekimler Derneğinin İstanbul da bulunan merkezi ile İzmir Şubesi‘nin ortaklığında 16-19 Nisan tarihlerinde Radyoloji Kongresi gerçekleştireceğiz. Şimdiden yurt içi ve yurt dışından meslektaşlarımızın beğeni ve ilgisini kazanan kongre; İzmir Sheraton Çeşme Otel’de gerçekleştirilecektir. Organizasyon çalışmaları tamamlanan kongrenin duyuruları yapılmış, katılımcıların başvuruları kabul edilmeye başlanmıştır. Bu organizasyonda İstanbul Merkez ve Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Prof. Dr. S. Erdem Acar PETİNFO 2015/02 30-31 İzmir Şube arasında ortaya konan işbirliği ve dayanışma ciddi bir sinerji oluşturmuştur. Bu işbirliği, derneğimizin diğer illerde açılan ya da açılacak olan şubeleri ve sahada çalışan meslektaşlarımız açısından derneğe yönelik olumlu ilginin artışına neden olacaktır. Bizler, klinik sahada çalışan meslektaşlarımızın kendi çalışma alanları nedeniyle sürekli ilişki halinde bulundukları kamu kurumları ile olumlu ilişkiler içinde olarak, hem bu kurumlarda çalışan meslektaşlarımızın hem de sahada çalışan meslektaşlarımızın ilişkilerine köprü olmayı amaçlamaktayız. Klinisyen veteriner hekimlerin, tüm sorunlarını belirleyip, bu sorunların çözümlenmesi yolunda çalışmaktayız. Klinisyenlikle ilgili her konuda ve her alanda çalışmakta olan tüm mesleki kurum ve kuruluşlarla ilişki halinde olarak sorunlarımızın çözümü ve koşulların iyileştirilmesi amacıyla görüşmekteyiz. ERKEK KEDİLERDE ALT ÜRİNER SİSTEM HASTALIĞI (FLUTD) VE CERRAHİ TEDAVİ TEKNİKLERİ Seminerin 2. bölümünde Prof. Dr. Suphi Erdem Acar erkek kedilerde alt üriner sistem hastalığı (FLUTD) hakkında katılımcıları kısaca bilgilendirdikten sonra inatçı ve zor vakalarda uygulanabilecek yeni cerrahi tedavi tekniklerden bahsetti. Erkek kedilerde Alt Üriner Sistem Hastalıklarından özellikle tıkanıklık, beslenmeyle yakından ilişkilidir. Kedi ve köpeklerin besin maddesi gereksinimleri; yaş, ırk, cinsiyet, mizaç, bedensel ağırlık, çevre ve stres faktörlerine göre değişim göstermektedir. Doğru besleme; kedinin ömrü boyunca sağlıklı olmasını sağlarken, bilinçsiz besleme; birçok sağlık problemlerine sebep olabilmektedir. Verilecek günlük yiyecek miktarı, verilen bu yiyeceklerin sağladığı enerji miktarına göre belirlenmelidir. Beslemede mide ve bağırsak bozukluğuna sebep olmayacak, böbreklere zarar vermeyecek besin maddelerini seçmeye özen gösterilmelidir. Düzensiz öğünler, ihtiyacından azını veya fazlasını vermek, tek yönlü besleme, içeriğinin nasıl olduğu bilinmeyen ucuz hazır mamaların verilmesi, özellikle erkek kedilerde alt üriner sistem hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Kediler uygun mamalarla beslendiğinde, ürolit oluşturabilecek maddelerin idrardaki konsantrasyonu azalmaktadır. Besin maddeleriyle alınan mineral maddelerin, idrar kristallerine dönüşen ürolitlerin, idrar kesesinden ve kanalından fizyolojik olarak uzaklaştırılması, idrarın asidik olmasıyla sağlanmaktadır. Bu ürolitlere dönüşmesini önlemek için mutlaka dengeli bir besleme gereklidir. Bunun için; kalori yoğunluğu yüksek, magnezyum ve fosfat miktarı az olan mamalar tercih edilmelidir. Bu durum ürolitlerin oluşmasını kontrol altına alacaktır. Eğer bu kontrol sağlanılamazsa; idrar alkali hale geçer, idrar kesesindeki hücre artıkları ve kristallerinin çökmesiyle ürolit oluşmaya başlar. Özellikle erkek kedilerdeki ürolitiazis ve alt üriner sistem hastalığı olarak adlandırılan FLUTD (Feline Lower Urologic TRACT Disease) hastalığı meydana gelir. Bu durumun oluşmasında; kedilerin düşük kaliteli, magnezyum ve fosfat miktarı fazla olan kalitesiz mamaların yedirilmesinin önemli rol oynadığı Kastre kedilerin; egzersiz yapmaması, aşırı ve dengesiz beslenmesi, tuvalet kabının kirli olmasının yarattığı stres, idrarını uzun süre tutması, FLUTD riskini artıran Önemli sebeplerdendir. FLUTD’un tanısı Abdominal ve Pelvis’in LL radiografisi değerlendirmeden konulmamalıdır. belirtilmektedir. Erkek kedilerde; kastrasyon sonrasında Üretra Atrofisi gelişebileceği ve bu durumun Penil Üretra Obstruksiyonu için bir risk oluşturabileceği de belirtilmiştir. Beslenme dışında FLUTD riski, stresli kedilerde immun sistemin zayıf olması nedeniyle daha yüksektir. Diyabetik kedilerde de idrardaki şeker durumu, bakterilerin üremesi için kültür görevi yapması, FLUTD riskini artırmaktadır. Kastrasyon yapılmış kedilerin; egzersiz yapmaması, aşırı ve dengesiz beslenmesi, tuvalet kabının kirli olmasının yarattığı stres, idrarını uzun süre tutarak yapamaması, FLUTD riskini artıran önemli sebeplerdendir. Erkek kedilerde Abdominal ve Pelvis bölgesinde Pelvik Üretra’nın çapı yaklaşık 3-5 mm iken, Penil Üretra’nın çapı 1-1,5 mm’dir. Bu anatomik yapı, Penil Üretra’nın tıkanmasına ve dolayısıyla idrar akışına engel olmaktadır. İdrarın kese içinde birikmesi idrar kesesinin iç duvarında irritasyona ve kesenin yangılaşmasına (sistitis) neden olur. Penil Üretra’nın tıkanıklığında kediler sürekli penisini yalar ve sık sık idrar yapma pozisyonu almaya çalışır. Bazen penisten damla damla SEMİNER idrar geldiği gibi, bazen de hiç gelmediği görülür. Normal erişkin kediler günde 2-3 kez açık renkli, su kıvamında, keskin kokulu ve akışkan idrar yaparlar. Sistitli olanlar ise, sık sık idrar yapma ihtiyacı duyarlar. İşeme pozisyonu alarak damla damla kanlı idrar yapmaya başlar. Kedinin genel durumu bozulur. İştah kaybolur. Üremide, K+ retensiyonu ile hiperkalemi de gelişir. Hiperkalemi, hücre membran potansiyelinin bozulmasına ve kalpte ventriküler fibrilasyona neden olarak ölümlere sebep olmaktadır. FLUTD’da tanı için; anamnez, Penil Üretra’nın katether kullanılarak tıkanıklık derecesi, Abdominal palpasyon ile idrar kesesinin gerginliği ve ayrıca Abdominal ve Pelvis’in LL Radiografisi değerlendirilir. FLUTD’da Tıkanıklık; komplike olmayan ve komplike olan tıkanıklıklar olarak iki ana grupta değerlendirilmelidir. Komplike olmayan tıkanıklıklar; 24-48 saatlik bir zaman dilimindeki tıkanıklıklardır. Bu zaman içerisinde kediler hasta değildir ve genel durumları da bozulmamıştır. PETİNFO 2015/02 32-33 Tıkanıklığın giderilmesi için anestezi rahatlıkla yapılabilir. Anestezide; 1-2mg/kg IV ketamin ya da Sodium Thiamylal (4-10mg/kg) kullanılabilir. Alternatif olarak 1=1 Ketamin ve Diazepam (hacimsel olarak) karıştırılarak 0,1ml/kg IV ve 0,25mg/kg Diazepam (Telazol, 1-3mg/kg) IV verilir. Diazepam’ın yerine Acepromazine (0,1mg/kg IV) de verilebilir. Üretral tıkanıklık ortadan kaldırılmaz ise, Ketamin ilave dozu verilmez. Derhal İnhalasyon anestezisi (İzofluran, Halothan) ile anestezi devam ettirilir. Tıkanıklık Penil Üretra’nın ucunda ise, vazelinli aseptik kateterle açılmaya çalışılır. Üretra’nın irrigasyonu yapılır. Ucu künt Canalis Lacrimalisi açmada kullanılan Gümüş kateterle, Penil Üretra’daki birikintinin açılmasında mekanik destek sağlanır. Bu adımların hepsinin de Üretral Travmaya neden olacağı unutulmamalıdır. Penis çekilmesinden dolayı Üretral Lümen daralır. Bu nedenle penis çekilmemelidir. Üretra, % 0,9’luk ılık serum fizyolojik ile retrograde yıkanmalıdır. Ayrıca irrigasyon için Buffer solusyonu (pH=4,5) kullanılır. Lidokain jelli krem ile kateter yağlanmalıdır. Aseptik tekniğe de dikkat edilmelidir. Daha sonra oluşabilecek komplikasyonları önlemek için kateterizasyon esnasında çok nazik davranılmalıdır. Kateter biraz tıkalı bölgeye doğru ilerletilir ve ardından hemen retrograde yıkamaya devam edilir. Daha sonraları kateter idrar kesesine doğru adım adım ilerletilerek yıkamaya devam edilir. Bunda başarılı olunmaz ise enjektörle vakumlama yapılır. Tekrar yıkanarak hidrostatik basınç uygulanır. Tıkanıklık materyali keseye doğru ilerletilir. Bu su basıncı uygulaması başarılı ise üretra açılır ve kese içine de ulaşılmış olunur. Üretra ve kese içi birkaç kere doldurulup boşaltılarak, tıkanıklık materyalleri dışarı çıkarılmaya çalışılır. Eğer bu mümkün olmuyorsa cerrahi müdahaleye başvurmak SEMİNER zorunlu hale gelebilir. Çünkü üretral kanaldaki total tıkanıklık; ya yaşam, ya da ölüm demektir. Bütün bu uygulamalara rağmen, üretradaki tıkanıklık giderilmez ise, Sistosentez tekniği ile kese boşaltılır ve keseye irrigasyon yapılır. Eğer irrigasyon yolu ile tıkanıklık giderilmiş ise Fleksible kateter yerleştirilir. Kateter, idrarın geldiği an görülünceye kadar üretra içinde ilerletilir. Ancak minimal düzeyde de olsa, travma yaratacağı düşünülerek, kateter en fazla 24 25 Ocak’ta İzmir Mövenpick Otel’de gerçekleştirilen ve 150’ye yakın klinisyen veteriner hekimin katıldığı seminere İstanbul, Bursa, Bodrum, Marmaris, Muğla, Denizli gibi şehirlerden Katılım oldukça fazlaydı. -48 saat, ya da daha az zaman vücutta kalmalıdır. Çünkü, dışarıdan içeriye doğru bakterial üriner sistem enfeksiyonun ilerlemesine neden olmaktadır. Sürekli kateterizasyon işlemi; üretrada travma ve yangılaşmaya, kateterin çıkarılmasından sonra da tıkanıklığın tekrar oluşmasına neden olur. Burada önemli olan sadece tıkanıklığın kateterizasyonla giderilmesidir. Kateter uzun süre bırakıldığı zaman, bakterilerin kese içinde artmasına neden olur. Bu işlemler devam ederken de elektrolit dengeyi sağlayan sıvılar İV yolla verilir. FLUTD’lu kedilerde bu solüsyonların deri altı verilmesi etkili değildir. Tıkanıklığın tekrar edip etmediği sıklıkla palpasyon muayenesiyle yapılmalıdır. Komplike olan tıkanıklıklar; 24-48 saatten fazla geçen zaman dilimindeki bir tıkanıklıktır. Böyle durumda derhal damar yolu açılır. Kan alınır ve Laboratuvar Kan değerlerine bakılır. Kan değerlerinde (+ K) Potasyum değerinin artmasıyla ortaya çıkan, hiperkalemi tablosu en önemli komplikasyonlardandır. Derhal tedavideki ilk amaç, hiperkalemiyi düzeltmek olmalıdır. Daha sonra tıkanıklığın kaldırılması, elektrolit dengeyi sağlayıcı solüsyonların IV yolla verilmesi gerekir. Bu işlemlerin yapılması ve kandaki asit- baz dengesinin kurulması için 24 PETİNFO 2015/02 34-35 saatlik zaman yeterlidir. Komplike tıkanıklarda anestezi çok ciddidir. Bütün kullanılacak anestezik maddelerin dozu ½ azaltılmalıdır. Vücud ısısının düşmesi (hypothermia) kontrol altına alınmalıdır. Nefrotoksik antibiyotiklerden kaçınılmalıdır. Tıkanıklık, rektal tuşe ile Pelvik Üretra’dan, Penil Üretra’ya doğru basınç uygulanarak, Penil Üretra’daki birikintilerin dışarıya çıkartılması ve idrar akışı sağlanmalıdır. Gerekirse SEMİNER sistosentez ile idrar kesesinin boşaltılması yolu seçilir. Açılma sağlandıktan bir süre sonra nüks oluşabilmekte ve bu girişimlerin sonuç vermediği durumlarda da derhal operasyon gerekmektedir. Bu amaçla pek çok operatif yöntem tanımlanmıştır; Perineal Üretrostomi, Antepubik Üretrostomi, Üretrokolostomi, Penil Üretrostomi, Mantolama tekniği kullanılarak Prepusium mukozasının Pelvik Üretra’ya anastomozu (Prepusyal Ürethrostomi), Transpelvik Üretrostomi Tekniği. Komplike tıkanıklarda derhal operasyon gerekmektedir Perineal Üretrostomi tekniğinde postoperatif olarak; bölgesel hemoraji, subkutan idrar birikmesi, irritasyon dermatitisi, striktür, nadiren üriner inkontinens ve üretrorektal fistül, üriner sistemin enfeksiyonu gibi komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu komplikasyonlardan kaçınmak için Prepusyal Üretrostomi tekniği kullanılmaktadır. Bu teknikte; Operasyon bölgesinde irritasyon dermatitis gelişmemesi, kısa sürede ürinasyona başlaması, sistitis tablosunun oluşmaması, ürinasyonda akış potansiyelinin normal kedilere göre daha iyi olması gibi çok önemli avantajları bulunmaktadır. Ancak, bu tekniklerin komplikasyonları sonucunda da tekrar üretral tıkanıklık ortaya çıkabilmektedir. İdrar akışını ciddi derecede engellemekte ve hayati risk (Üremi, Hiperkalemi) oluşturmaktadır. Böyle vakalarda da Transpelvik Üretrostomi Tekniği (TPU) uygulanmaktadır. Ayrıca TPU; Trafik kazası, köpekler tarafından ısırılmalar, yüksekten düşmeler, yavru iken kedilerin birbirlerinin prepusyumunun meme diye emmeleri sonucunda Penil ve Pelvik Üretra’nın zarar görmesine bağlı olarak normal idrar akışının engellendiği hallerde TPU ideal bir tekniktir. TPU’da Temel 5 1 2 4 3 Resim 1 Resim 2 Resim 3 Resim 4 Resim 5 Resim 6 Resim 7 Resim 8 Resim 9 prensip; Os İschium kemiğinin arka kemer hattının merkezinden Symphysis Pelvis boyunca, arkadan öne doğru 10 mm genişliğinde, 20 mm uzunluğunda “U” şeklinde Osteoektomi yapılır. (Resim 1, 2). Üretra, Os İschium da yapılan ostektomi bölgesinden önce ventrale doğru, sonra kraniale doğru çekilerek Pelvik Üretra’nın dorsal yüzeyi perineal bölgeye parelel hale getirilir. Pelvik Üretra’nın dorsal PETİNFO 2015/02 36-37 yüzeyinden ensizyon yapılarak üretra mukazası açığa çıkartılır. Pelvik Üretra mukozası perineal deriye monofilament emilemeyen, 4/0 dikiş materyali ile basit ayrı dikişlerle tutturulur. Böylece yeni bir idrar çıkış ağzı oluşturulur (Resim 3). Penil ve Pelvik Üretra’nın tahrip olduğu diğer vakalar (Resim 4, 5, 6, 7). Apse olgusu. Kastrasyon hatası sonucunda Penil Üretra’nın tahrip olduğu diğer bir vaka (Resim 8, 9). KEDİ&KÖPEK Kuru göz hastalığı ağrı ve konfor kaybının yanı sıra, görüş kaybı ve körlük meydana getirebilen bir hastalıktır. Kedi ve köpeklerde kuru göz hastalığı Prof. Dr. Murat Şaroğlu, hayvanlarda sıklıkla karşılaşılan kuru göz hastalığının en yaygın sebeplerini ve olası komplikasyonlarda bu hastalıkla nasıl müdahale edilmesi gerektiğini Petinfo okurlarıyla paylaştı. YAZI: Prof. Dr. Murat ŞAROĞLU VETERİNER GÖZ MERKEZİ PETİNFO 2015/02 38-39 Kuru göz hastalığı, insanlarda olduğu gibi evcil hayvanlarda da sıklıkla rastlanan göz hastalıklarındandır. Köpeklerde kedilere göre daha fazla gelişir. Hastalığın birçok sebebi vardır. Örneğin; bazı Yorkshire Terrierlerde, doğuştan lakrimal bezler iyi gelişmemiştir ve henüz hasta birkaç aylıkken hastalığın semptomları ortaya çıkar. Kuru göz hastalığı bazı ilaçların uzun süreli kullanımından, otoimmun hastalıkların seyri sırasında, köpeklerde distemper, kedilerde ise herpes virüs enfeksiyonları sırasında gelişebilir. Ancak özellikle, ufak ırk, yaşlı ve kısırlaştırılmış köpekler arasında oldukça yaygındır. Terrier, Poodle ve Cocker Spaniel ırkları ise hastalığa daha çok yatkındır. Malpraktis, yani mesleki hatalar sonucu şekillenen kuru göz vakaları oldukça üzücüdür Harder bezi hiperplazisinde hala bazı meslektaşlarımız bezi ekstirpe edip uzaklaştırmaktadır. Oysa Harder bezi gözyaşının yaklaşık yarısını üreten önemli bir yapıdır. Harder bezi ekstirpasyonu yapılan ve ergin ağırlığı 15 kg’ın altında olan köpek ırklarında kaçınılmaz bir şekilde kuru göz hastalığı gelişmektedir. Harder bezi hiperplazisi ile karşılaşıldığında bezin ekstirpasyonu yerine Morgen’ın cep yöntemi ya da modifiye yöntemlerle bez yapısı pozisyonuna yerleştirerek hastalarımızın kuru göz olmasının önüne geçilebilir. Bezin ekstirpasyonu veteriner oftalmoloji alanında büyük bir mesleki hata olarak değerlendirilir. Kuru göz hastalığının ilk dikkat çeken belirtileri, blefarospazm, fotofobi, korneada matlık, konjunktivalarda hiperemidir. Ardından göz kapakları kenarında mukoid yapışkan akıntı birikimi dikkat çeker. Korneada yangı, yani vaskülerizasyon ve ödem gelişir (resim 1). Bu klinik tablo bazı meslektaşlarımız tarafından basit bir keratokonjunktivitis olduğu düşüncesini doğurur. Bu dönemde kullanılan herhangi bir lokal göz damlası o dönemde hastanın gözünü nemlendirip rahatlatsa da tedavi kesildiğinde soruna yönelik ideal ilaçlar kullanılmadığından süratle tablo tekrar geriler. Oysaki belirtiler görüldüğünde hemen Schirmer gözyaşı testi uygulansa, tanı netleşir ve kötüleşmeden tedbir alınabilir. Schirmer gözyaşı test kağıtları kolay bulunan ucuz malzemelerdir. Aslında bunlar özel bir filtre kağıdıdır. Alt göz kapağının ucuna, konjunktivaya temas edecek şekilde yerleştirilen test kağıdı, 1 dakika bu şekilde tutulur (resim 2). Sonuçta eğer kağıt 10mm den daha az ıslandıysa hasta kuru göz olarak değerlendirilmelidir. Eğer 10-15mm çıktıysa normal gözyaşı miktarı olarak değerlendirilebilir. Kuru göz hastalığı ağrı ve konfor kaybının yanı sıra, görüş kaybı ve körlük de oluşturabilen bir hastalıktır. Çünkü korneadaki kronik yangı neticesinde kornea saydamlığını kaybeder. Hatta bazı olgularda korneanın bir kısmı ya da tamamı pigmentle örtülür ve göz içerisine ışık giremez (resim 3). Tedavide hasta sahibinin hastalık hakkındaki bilinçliliği önemlidir. Hastalığın tanısı konduğunda, hasta sahibine gerekli açıklamalar yapılırken, belki de ömür boyu ilaç kullanılması gerekeceğini anlatmak gerekir. Dönem dönem sekonder enfeksiyonlar için lokal antibiyotikli damla, kornea ve konjunktivadaki yangının kontrol altına alınması için lokal steroidli ya da nonsteroidli damlalar kullanılabilir. Hastalığın her aşamasında suni gözyaşı uygulamalarının sık kullanımı ile oküler yüzey nemli tutulmaya çalışılır. Ancak son 20 yılda kuru gözün tedavisi ve kontrol altına alınmasında en etkili ilaçlar, lakrimomimetik ve kısmen yangı giderici etkisi olan siklosporinli ilaçlardır. Siklosporinli lokal damla veya jel formundaki ilaçlar tedavinin başlangıcında günde 3 kez ilerleyen İlk dikkat çeken belirtiler, blefarospazm, fotofobi, korneada matlık, konjunktivalarda hiperemidir. Harder bezi gözyaşının yaklaşık yarısını üreten önemli bir yapıdır. Olası harder bezi hiperplazisine, ekstirpasyonu ile müdahale edildiğinde, ergin ağırlığı 15 kg’ın altında olan köpek ırklarında kuru göz hastalığı kaçınılmazdır. dönemlerde eğer lakrimasyon arttırılıp klinik tablo gerilediyse günde 2 ya da 1 kez kullanılabilir. Bütün bu tedavi girişimlerine rağmen hastalık atak yapabilir. Bu gibi durumlarda, tedavi seçenekleri kombine edilerek ve kullanım sıklığı arttırılarak hastalık kontrol altına alınmalıdır. Benim kanıma göre en önemlisi, Schirmer göz yaşı testinin kliniklerde bulundurulması ve en ufak bir şüphe bile varsa, testin yapılarak tanının erken konulmasıdır. Ayrıca Harder bezi hiperplazisi gelişen genç hastalar mutlaka bezi koruyacak bir teknikle iyileştirilmeli ve ekstirpasyondan muhakkak kaçınılmalıdır. EĞİTİM Köpekler nasıl öğrenir? Şüphesiz her veteriner hekim meslek hayatı boyunca doğru eğitilmemiş köpeklerle karşılaşmıştır. Oysaki, insanlar gibi köpekler de eğitim alabilir ve becerilerini geliştirebilir. KöpeklerDE öğrenme söz konusu olduğunda genellikle üç temel kavramdan söz edilir; gözlemleyerek öğrenme, klasik koşullanma, edimsel koşullanma. Gözlemleyerek öğrenme, herhangi bir neden için gönüllü bir harekettir. Klasik koşullanma, bir uyarıya yanıt olarak gelişen reflekssel tepkinin tekrarlanmasıdır. Bu tepki gayri iradidir. Edimsel koşullanma, tetiklenen reflekssel bir davranış varken, istemli olarak davranışı sergileme durumu vardır. 1. Gözlemleyerek Öğrenme Bu öğrenme şekline taklit ederek öğrenme veya sosyal öğrenme adı da verilir. Bu öğrenme; herhangi bir neden için gönüllü bir harekettir. Köpek bu davranışını iradesi ile sergiler, irade dışı gelişmez. Köpekler başka bir köpeği, insanı veya başka bir hayvanı izleyip taklit ederek öğrenebilir. Evde yaşayan köpeklerin birçoğu kapalı kapıları açabilmektedir. Bu durum tümüyle sahibini gözlemleyerek öğrenilmiş Köpeği çağırıp, bir ödül verirseniz daha sonraki çağırmalarınızda gelme ihtimali artar. PETİNFO 2015/02 42-43 bir davranıştır. Havlayarak isteklerine ulaşan bir köpeği izleyip taklit eden bir başka köpekte isteklerine ulaşmak için havlamaya başlar. Böylece gözlemleyerek bir şeyi öğrenmiş olur. 2. Klasik Koşullanma Bir uyarıya yanıt olarak gelişen reflekssel tepkinin, aynı uyarıcıya eş zamanlı ikinci, nötr bir uyarıcı ekleyerek yeniden oluşmasını sağlamak ve nihayetinde ilk uyarıcıya gerek kalmadan sadece ikinci nötr uyarıcıya maruz bırakılarak aynı tepkinin oluşturulması. Bu tepki gayri iradidir. Dört etken vardır. a. Koşulsuz uyarıcı. b. Koşulsuz tepki. c. Koşullu uyarıcı. d. Koşullu tepki. Rus Fizyolog ve araştırmacı Ivan Pavlov bunu, yemek-salya, zil sesi-salya olarak deneyimlemiştir. Klasik koşullanma ile oluşan salya gibi organsal yanıt irade dışıdır. Köpek bunu kontrol edemez. Klasik koşullanmada farklı iki uyaran ve bir yanıt vardır. Köpeklerin yaşamlarında her gün, her zaman klasik koşullanma meydana gelebilir. Örneğin; tuvalet eğitimi de bir klasik koşullanmadır. Sidik kesesi dolu bir köpek, dışarıda bu dürtü ile hareket eder. Sokakta yerleri koklamaya başlar. Koşulsuz uyaran; burada idrar kesesinin doluluğudur. İdrarın yapılması ise koşulsuz tepkidir. Çiş yapar yapmaz veya yapmadan hemen önce “çiş” denilerek koşullu uyarana maruz bırakılırsa bir süre sonra köpek idrar yapma ihtiyacında olmasa bile “çiş” komutuyla idrar yapar. 3. Edimsel Koşullanma Bu koşullanmanın bir diğer adı; operant öğrenmedir. İstenilen bir davranışın koşullandırılmasıdır. Klasik koşullanmada tetiklenen reflekssel bir davranış varken, edimsel koşullanmada istemli olarak davranışı sergileme durumu vardır. Uyarana karşı tepkileri seçmede ve davranışta bulunmada serbesttir. Köpek bir davranışın ne türden sonuçlara yol açacağını öğrenir. Davranışının sonuç ile bağlantısını kavrar. Davranışının sonucuna bakarak ödüle götüren yolu öğrenir. Bu yöntemde davranışın devamlı olması ve daha iyi sergilenmesi için pekiştireçler kullanılır. Pekiştirme ve cezalandırmalar 1-3 saniye içinde olmalıdır. Edimsel koşullanmada köpek; bunu yaparsam bu olur, şunu yaparsam şu oluru öğrenir. Edimsel koşullanmada dört farklı terim ön plana çıkar. Bunlar; pekiştireç, ceza, pozitif ve negatiftir. Pekiştireç; herhangi bir davranışın gönüllü olarak tekrarlanmasını sağlar. Örneğin; köpeği çağırıp, size geldiğinde ona lezzetli bir ödül verirseniz daha sonraki çağırmalarınızda gelme ihtimali artar. Geldiğinde ödül vererek, çağırdığımız zaman gelme davranışını pekiştirmiş oluruz. Ceza: Bir davranışın oluşma ihtimalini azaltır. Örneğin; çağırdığımızda yanımıza gelen köpeğe kızar, bağırırsak bir daha çağırdığımızda gelme ihtimali azalır. Operant öğrenme ile ilgili terimlerin ikinci seti; pozitif ve negatiftir. Bunlar iyi ve kötü anlamına gelmemelidir. Pozitif; herhangi bir şeyin eklenmesi, negatif ise çıkartılmasını ifade eder. Pozitif ve negatif kavramları, pekiştireç ve ceza ile birlikte kullanılır. Pekiştireçler, davranışın oluşma ihtimalini artırır Pozitif Pekiştireç: Köpeğin hoşuna giden şey ortama eklenerek istenen davranışın tekrarlanma ihtimali artırılır (Otur komutunu yerine getiren köpeği ödüllendirmek). Negatif Pekiştireç: Rahatsız edici uyaranın ortadan kaldırılması. (Tasmasını çekiştiren köpeğin dur komutuna uyunca tasmasının gevşetilmesi). toplamak için üzerimize atlayan köpeğe dokunmamak ve ilgiden yoksun bırakmak. Bir süre sonra köpek beklediği ilgiyi bulamayınca üzerimize atlamaktan vazgeçer). Köpek eğitiminde operant öğrenme yöntemi söz konusudur. Eğitmen; her zaman öğrenme sürecinde olan köpek için uyarı (komut) - yanıt (komutun yapılması) - ödül üçgenindeki kontrolördür. Uyaran, köpekte bir yanıta neden olur. Sonuç; ödül ya da cezaya götürür. Köpeğin davranışı pekiştirilir veya cezalandırılır. Köpek davranışının sonuç ile bağlantısını ödül ya da ceza ile kavrar. Köpeğin seçme hakkı vardır. Köpekleri doğru şekilde eğittiğinizde sizin sadık dostunuz olmamaları için hiçbir neden kalmayacaktır. Cezalar davranışın oluşma ihtimalini azaltır Pozitif Ceza: Rahatsız edici uyarana maruz bırakma. (Odaya çiş yapan köpeği gizlice korkutma.) Negatif Ceza: Köpeğin hoşlandığı şeyin kaldırılması. (İlgi Dr. Veteriner Hekim Gürbüz Ertürk 1988’den bu yana pet sağlığı, köpek eğitimi ve kedi/köpek davranışları ile ilgilenen Veteriner Hekim Dr. Gürbüz Ertürk sektörün ilklerindendir. Köpek eğitimi ve rehabilitasyonu konusunda Macaristan İş Köpeği Spor Kulübü, T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı gibi kurumlardan aldığı diplomaları ile profesyonel olarak köpek eğitmekte ve köpek eğiticisi olmak isteyenlere yönelik kurslar düzenlemektedir. Çeşitli meslek örgütlerinde Gürbüz Ertürk’ün yöneticilikler de yapan Dr. Gürbüz Ertürk, FCI üyesi Romanya “Köpek Sağlığı ve Eğitimi” üzerine bir Köpek Eğitim Kulübü’nün kurucu onursal üyesidir. Türk Köpek kitabı bulunmaktadır. Eğitim Derneği kurucu ve mevcut başkanıdır. KEDİ&KÖPEK rdı Göz amesi e edil men besin gerekaddesi m Besinlerde bulunan liflerin önemini herkes bilir, peki ya kedi ve köpek beslenmesinde de esas besin maddesi olduğunu? Kedi ve köpek mamalarının içeriklerini düşündüğümüzde aklımıza her zaman kaliteli proteinin varlığı ve esansiyel olan vitaminler, yem katkı maddelerine bakarız ve lif yoğunluğu hiçbir zaman dikkatimizi çekmez. Fakat lifler hayvan mamalarında bulunması gereken önemli besin maddeleridir. Hayvanları liflerle tamamlanmış mamalarla besleyerek daha sağlıklı olmasını sağlayabilirsiniz ve birçok medikal problemin sağaltımını kolaylaştırabilirsiniz. Lif nedir? Lif 3 tip karbonhidrat tipinden biridir. Bitkilerin sindirilmesi zor olan bölümüdür. Bitkilerin yapılarında bulunan lifler 2 tiptir; suda çözünebilenler ve suda çözünemeyenler. Bu iki tip de hayvan sağlığı için oldukça önemlidir. Dışkıda artan lif miktarı bağırsak peristaltiğinin normal miktarda olmasını sağlamaktadır. Ayrıca doymuşluk hissini arttırarak, fazla yemek yemeği önler ve hayvanları kilo artışından, obeziteden korumuş olur. Liflerin kanda bulunan şeker miktarını kontrol altında tutmayı sağladığı ve kolesterol düzeyi stabilasyonunu desteklediği unutulmamalıdır. Hayvanları lifli besinlerle besleyerek hastalıklara karşı gücünü arttırabilirsiniz. Kedi ve köpeklerin mamalarına lif ekleyerek bir çok hastalığa çözüm bulmuş olabilirsiniz. Diyabet hastalığı, obezite ve gastrointestinal problemler bunlardan sadece birkaçı. PETİNFO 2015/02 44-45 1 Konstipasyon Lifler çeşitli gastrointestinal bozukluklarda, özellikle de konstipasyonda, sıklıkla kullanılmaktadır. Konstipasyon, dışkının kuru ve sert kıvamda olması sebebiyle vücuttan atılamaması sonucunda meydana gelen bir sindirim problemidir. Sindirim sisteminde oluşan dışkı zamanında vücuttan uzaklaştırılmadığı takdirde, kolon dışkıda bulunan suyu absorbe ederek, dışkının daha sert ve kuru bir hal almasına neden olur ve anüsten atılması daha da zorlaşır. Ağır vakalarda kolon içinde bulunan sert dışkı, kolonda genişlemelere sebep olarak megakolon vakaları meydana getirmektedir. Konstipasyon problemi yaşayan hayvanlar sıklıkla dışkılama pozisyonuna girerler fakat sonuç başarısızdır. Genellikle Hayvanları lifli besinlerle besleyerek hastalıklardan koruyabilirsiniz. Diyabet hastalığı, obezite ve gastrointestinal problemler bunlardan sadece birkaçı. KEDİ&KÖPEK Lifli besinlerle hazırlanmış lezzetli diyetler, dışkılama sırasında kese içeriği katılaşmadan ve birikmeden tamamen boşalmasını desteklemektedir. az miktarda, sert kıvamda dışkı yaparlar ya da hiç dışkı yapamazlar. Ancak tanıyı koyarken prostat ve üriner problemlerinde de benzer semptomların gözlendiğini unutmamanız gerekmektedir. Sindirim sisteminde gözlenen konstipasyonların bazıları ise gastrointestinal kanaldaki tıkanıklıklar kaynaklı olabilmektedir. Yabancı cisim ihtimali ve bağırsaklarda daralmaya neden olan problemleri her zaman göz önünde bulundurmalısınız. Lifli besinler, daha fazla nemi içlerinde barındırarak, dışkı atılımını kolaylaştırdıkları için, konstipasyon problemi olan sevimli dostlarımızı oldukça rahatlatacaktır. 2 Diyare İlginç gelse de, diyare olgularında, lifli yiyecekler dışkının gastrointestinal geçit süresini arttırıp suyun tutulumunu sağlayarak sağlatıma yardımcı olmaktadır. Bazı lifler ise bağırsaklarda yıkımlanarak yağ asidi formuna girer, böylece diyareye sebep olan zararlı bakterilerin gelişmesini engeller.Unutulmamalıdır Suda çözünebilen lifler Suda çözünür lif adından da anlaşılacağı üzere bağırsaklarda çözülerek jel kıvamında bir maddeye dönüşür. Bu jel benzeri madde sindirim sisteminin çalışma hızını yavaşlatarak tokluk hissini uzatır. Sindirimi yavaşlatarak, özellikle de kandaki şeker düzeyini stabilize ederek ve insülin hassasiyetini artırarak diyabet hastalığının kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. ki; diyare sebebi aynı konstipasyon gibi kesinlikle araştırılmalıdır. Diyare nedeni tespit edildikten sonra sağaltım yöntemleri uygulanmaya başlanılmalı ve sağaltıma ek takviye olarak lifli yiyecekler kullanılabilinir. Lifli yiyecekler tek başına diyareye çözüm olmasa da tedaviyi olumlu yönde etkilemektedir. 3 Tüy yumakları Kedilerde tüy yumağı problemiyle sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu problem için üretilmiş tüy yumaklarını mide içerisinde yağlayan özel maltlar hayvan sahipleri tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Fakat bazı kediler bu tarz ürünleri reddederek sizi zor durumda bırakabilir. Bu durumda aklınıza mutlaka lifli yiyecekler gelmelidir. Liflerle kombine edilmiş özel probiyotik ve enzim karışımları içeren mamalarla bu problemin üstesinden gelebilirsiniz. 4 Diyabet Lifler, diyabet hastası kedi ve köpeklerin beslenmesinde olmazsa olmazlardandır. Gastrointestinal sistemde diyetlerde yer alan lifler şekerlere bağlanır ve bağırsaklarda yer alan insülin hassasiyetini arttıran ve bağırsaklarda şeker üretimini regüle eden hücrelerdeki genleri modifiye eder. 5 Obezite Yüksek lif içeren diyetler kilo alımına yatkın, obez köpek ve kedilerde sıklıkla kullanılmaktadır. Lifler tokmuş hissi vererek, açlık hissini azaltır ve yemek yeme isteğini ortadan kaldırır. Lifler besinlerdeki karbonhidratların ve yağların doldurduğu yerleri doldurarak diyetleri düşük kalorili hale getirmektedir. Böylece sevimli dostlarımızın kilo vermelerine yardım edebilir ya da kilolarını kontrol altında tutabilirsiniz. 6 Anal keselerin dolması Hayvanların lif oranı yüksek mamalarla beslenmesi, anal keselerin dolmasını engelleyerek kontrol altına almaktadır. Bu problem biliyorsunuz ki defakasyon sırasında keselerin yeterince boşalmaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Lifli besinlerle hazırlanmış lezzetli diyetler, dışkılama sırasında kese içeriği katılaşmadan ve birikmeden tamamen boşalmasına yardımcı olmaktadır. Yapılan araştırmalarda lifli besinlerle beslenmenin kolon kanseri gibi sindirim sistemi kanser türleri riskini düşürdüğü gözlenmiştir. Teorilere göre; suda çözünmeyen lifler dışkıyı şişirerek gastrointestinal sistemde hızlı hareket etmesini ve kısa sürede vücuttan uzaklaştırılmasını sağlamaktadır. Dışkı, içerisinde potansiyel kanser kaynaklarını bulundurması sebebiyle kolon tarafından daha uzun süre tutulması, kolonun daha fazla toksinle karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir. Ayrıca lifler kolonda patojenik bakterilerin gelişmesini azaltarak, kolon içerisinde sağlıklı bakteriyel ortamın gelişmesini desteklemektedir. 7 Kalp problemleri Lifli gıdalar kalp hastalıklarına karşı korunmada da yardımcı olur. Suda çözünmeyen lifler Gıdalar yoluyla alınan ve suda çözünmeyen lifler, laktasif etki göstererek bağırsak boyunca sindirilmeden hareket eder. Bu besin lifi türü bağırsak hareketine yardımcı olarak kabızlığı önler ve kabızlığa bağlı diğer sorunların tedavisine yardımcı olur. Suda çözünmeyen lifli yiyecekler bağırsaklarda bekleme yapmadan direk dışarı atılması sebebiyle gastrointestinal sistemde detoksifikasyon etkisi yaratır. Kan basıncını düşürüyor, kandaki kolesterol düzeyini iyileştiriyor. Özellikle de kandaki kolesterol düzeyinin kontrol altında tutulması amacıyla lifli besinlerle beslenme birçok çalışmada öne çıkmış bir yöntemdir. Lifler bağırsakta safra asitlerini bağlar ve bu karışım dışkıyla vücuttan atılır. Safra asitleri kolesterolden yapılır. Genellikle kaybedilmeyen safra asitleri atıldıkça yenisi kolesterolden sağlanır ve böylece kandaki kolesterol seviyesi düşer. Sonuç olarak lifler kedi ve köpeklerin diyetlerinde oldukça önemlidir. Lif oranı yüksek diyetlerle beslenme, bahsettiğimiz bu hastalıklardan korunmanın kolay, ucuz ve güvenli bir yoludur. Düzenli olarak çözünen ve çözünmeyen besin lifi tüketen hayvanların, tüketmeyenlere oranla kalp ve damar hastalıklarına yakalanma, şeker hastalığı geliştirme, sindirim sistemi hastalıklarına yakalanma riski oldukça azalmaktadır. Lifli gıdalarla beslenen sevimli dostlarımızın yaşam kalitesi ve yaşam süresinde belirgin miktarda artış gözlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, lifler sadece sindirime, kolesterol ve şeker düzeylerinin korunmasına değil, organlarda oluşan iltihapların azalmasına ve potansiyel olarak kanser yapabilecek maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Ayrıca lif bakımından zengin besinler, genellikle petimizin sağlığı için vitamin ve mineral bakımından da zengin olması sebebiyle petlerin genel sağlığına da katkıda bulunmaktadır. Liflerle kombine edilmiş özel probiyotik ve enzim karışımları içeren mamalarla Kedilerde Sıklıkla karşılaşılan tüy yumağı probleminin üstesinden gelebilirsiniz. KEDİ&KÖPEK Yüksek lif oranıyla çok yönlü FAYDA Hill’s Prescription Diet Mamaları Hill’s ürünleri lif oranı ile tokluk hissi sağlayan ve kilo kontrolüne yardımcı olan önemli bir ürün skalasına sahiptir. V ücut tarafından sindirilemeyen ve emilimi yapılamayan kompleks karbonhidratlara lif adı verilmektedir. Posa ya da besinsel lif, aslında tek bir besin öğesi değildir. Sebze, meyve, tahıl ve baklagillerde bol miktarda bulunan lifler, fizyolojik özelliklerine göre suda çözünebilen ve çözünemeyen olarak iki gruba ayrılırlar. Yulaf, arpa gibi tahıllar, bezelye, fasulye gibi baklagiller ve elma, portakal, havuç gibi meyve ve sebzeler çözünebilir liflerin önemli kaynağıdır. Liflerin ana kaynağı bitki hücre duvarı ve depo polisakkaritleri olup; en önemlileri selüloz, hemiselüloz, pektin, fruktan ve reçine sakızlarıdır. Jel benzeri bir yapıda olan çözünebilir lifler kandaki kolesterol ve glikoz seviyesinin ayarlanmasında vazife alır. Çözünemeyen lifler ise tam buğday unu, buğday kepeği, kabuklu yiyecekler ve çeşitli sebzelerdir. Sindirim sisteminde gıdaların hareketini hızlandırarak sindirimi düzenlemede vazife görür. Başta kolon kanseri olmak üzere birçok sindirim sistemi rahatsızlığının sebeplerinden biri, lifli besin yetersizliğidir. Bulgur, tam tahıl unundan elde edilen ekmek, kuru fasulye, bezelye, keten tohumu, badem ve havuç toplam lif miktarı bakımından en önemli gıda maddeleri arasında sayılabilir. Hill’s ürünleri lif oranı ile tokluk hissi sağlayan ve kilo kontrolüne yardımcı olan önemli bir ürün skalasına sahiptir. Bu ürünler reçete ürünleri olarak raflarda yerini alırken, veteriner hekim tavsiyesi ile satışa sunulmaktadır. Lif oranı yüksek ürünler, Hill’s Prescription Diet Metabolic, Prescription Diet r/d, Prescription Diet w/d, çözünebilir lif oranı ile kolondaki enterositlerin beslenmesi ve bağırsak florasının iyileşmesi için kısa zincirli yağ asitleri sağlayan Prescription Diet i/d ve yine çözünebilir lif oranı ile bağırsaktaki amonyağın geri emilimini azaltarak, kandaki üre seviyesinin düşürülmesine yardımcı olan Prescription Diet k/d ürünleridir. Ayrıca kabızlık gibi life duyarlı rahatsızlıklarda Prescription Diet w/d tavsiye edilmektedir. Kilo alımının önlenmesi için enerji ve yağ seviyeleri azaltılmıştır. İçeriğindeki yüksek lif sayesinde suyu emer, barsak motilitesini arttırarak kabızlığı önler ve hacimsel artış sağlayarak tokluk hissi verir. Ayrıca şeker hastalığı için kan glikozundaki dalgalanmaları en aza indirir, bu şekilde insülin dozunu azaltır. Etkisi kanıtlanmış Hill’s Science Plan ve Prescription Diet ürünleri tüm dünyada veteriner hekimlerin bir numaralı tavsiyedir. Liflerle sağlıklı sindirim Çözünemeyen lifler, bir süpürge görevi görerek atık maddelerin bağırsak içinde hareket etmesini sağlar, çözünebilen lifler ise dışkıya yumuşaklık, hacim kazandırarak, bağırsakların motilitesini arttırır ve konstipasyonu önler. Sağlıklı bir gastrointestinal sistem fonksiyonu için liflere ihtiyaç duymaktadır. PETİNFO 2015/02 48-49 KEDİ&KÖPEK T okluk hissini korurken kilo alımını azaltmaya yardımcı olur, özellikle kedilerde tüy yumağı oluşumunu engeller. Kedi ve köpek mamalarında lifler özellikle fazla kilolu evcil hayvanlar için oldukça önemli bir besin öğesidir. Mamalarda yer alan lif içeriği sayesinde; > Evcil hayvanlarda tokluk hissini desteklenmesi sağlanırken, alınan kalori miktarının azaltılmasına yardımcı olur; kediler ve köpekler aynı miktarda mama yerler fakat daha az kalori ile daha tok hissedeceklerdir. > Doygunluk hissinin arttırılmasına yardımcı olur. > Bağırsaklarda hücre yenilenmesini arttırır, böylece vücutta daha fazla enerjiye ihtiyaç duyulur. Mamalar içeriğinde yer alan lif oranı artışı sayesinde, sadece tokluk hissi artmaz aynı zamanda enerji tüketimi de arttırılmış olur Liflerin tüm bu sağlık üzerinde olumlu etkilerinin yanı sıra özellikle kedilerde tüy yumağı oluşumunun azaltılmasındaki rolünden bahsetmek de isterim. Kedi mamalarında özellikle arttırılmış lif içeriğine sahip mamalarda alınan gıdaların sindirim kanalından sağlıklı bir şekilde geçişine destek olması oldukça önemlidir. Böylece tüy yumağı oluşumunu kontrol eder ve güvenli bir şekilde sindirim kanalından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Bilimsel bir şekilde düzenlenen PRO PLAN formülasyonlarımız, içeriğindeki özel diyet lifi sayesinde tüyleri yakalar ve mideden bağırsaklara geçişine yardımcı olur. Böylece tüyler dışkı aracılığı ile vücuttan atılmış olur. Lifler yönünden zengin olması ile öne çıkan mamalarımız arasında PRO PLAN Derma Plus, PRO PLAN Housecat, PRO PLAN Light ve veteriner diyetleri serimizde yer alan PURINA VETERINARY DIETS OM tüm bu özetlediğimiz sağlık üzerindeki pozitif etkileri, özel olarak dengelenmiş lif içeriği sayesinde bilimsel olarak özel dengeye sahip lif oranıyla dOĞRU beslenme Nestle Purina Lifler özellikle fazla kilolu evcil hayvanlar için oldukça önemli bir besin öğesidir. Nestle Purina diyetlerinin içeriğindeki lifler tokluk hissini koruyarak kilo alımını azaltmaya yardımcı olur, özellikle kedilerde tüy yumağı oluşumunu engeller. sağlamaktadır. Bunların yanı sıra özellikle seçici olan kedilerin lezzet yönünden de memnun kalmasını sağlayacak yüksek kaliteli protein içeriği sayesinde hem besleyici hem de muhteşem bir ziyafete dönüşebilecek öğün sunulmasına olanak verecektir. Sağlıklı sindirim sistemi, gerektiğinde kilo kaybı veya kilo korunmasına destek, tüy yumağı problemlerinin azaltılmasında efektif çözüm arayışı içerisindeyseniz sizde uygun bir alternatifi bu skala içerisinden bulabilirsiniz. Bilimsel bir şekilde düzenlenen formülasyon Zengin içeriği ile öne çıkan Nestle Purina mamaları arasında Pro Plan Derma Plus, Pro Plan Housecat, Pro Plan Light ve veteriner diyetleri serisinde yer alan Purina Veterinary Diets OM dostlarımızın sağlıkları üzerindeki pozitif etkileri, bilimsel araştırmalar sonunda ayarlanmış lif içeriği sayesinde sağlanmaktadır. PETİNFO 2015/02 50-51 KEDİ&KÖPEK Liflerle yüksek oranda sindirilebilir diyet Farmina Farmina uzmanları diyetlerinde yer alan lif oranını yükselterek sadık dostlarımızı yaşam standartlarını azaltacak birçok hastalıktan korumaya yardımcı oluyor. L ifler hücre duvarlarında bulunur. Hayvanların hücre duvarları olmadığı için lifler genellikle sebze ve tahıl kaynaklı olarak mamalara ilave edilir. Lifler çözünür lifler ve çözünemeyen lifler olarak ikiye ayrılır. Çözünür lifler suda çözülürken, çözünemeyen lifler suyu sünger gibi emer. Kolon dışındaki ve dışkıdaki neme etki ederek düzenli bağırsak hareketlerini teşvik etmeyi sağlarlar. Bazı durumlarda ishali kontrol ederken bazı durumlarda kabızlığı da düzenlemeye yardımcı olur. Lifler kolon kanseri riskini düşürmeye yardımcı olur. Köpeklerin bağırsaklarında iyi bakteriler ile fermente lifler özel ‘’kısa yağ asitleri zinciri ‘’ oluşturarak köpeğin kolonunun tedavi olmasına yardımcı olurken, kanserden de korumaktadır. Farmina Vet Life Obesity Vücut ağırlığını düşürmek için tüketilen kalori miktarını azaltır. Yükseltilmiş orandaki lif tokluk hissi verir ve iştahı azaltır. Düşük seviyede, kaliteli nişasta ve şeker kaynağı bu ürünün diyabet hastaları için de uygun olmasını sağlar. Kaliteli karnitin ve protein ilavesi kilo kaybetme sürecinde kas kütlesinin azalmasını önler. Farmina Vet Life Gastro-Intestinal Diet Normal bağırsak microoranı ve mikro faunayı sulandırmaya yardımcı olur, ilave edilen çözünür lifler ile bağırsak mukozasının korunmasını sağlar. Bu yüksek oranda sindirilebilir diyet pankreas enzim aktivitesi düşen ve akut pankreatit rahatsızlığı çeken (hiper-lipidemik olmayan) ilk aşamasından sonra, mama ve suya tahammül eden köpeklere de tavsiye edilir. Ayrıca bu yüksek oranda sindirilebilir diyet, mide dilatasyonu ve burulma durumunda köpeğin ihtiyaç duyduğu besin miktarının düşürülmesi durumunda da Farmina uzmanları tarafından tavsiye edilmektedir. Bu durumlarda köpek minimum miktarlar ile gün içinde 6 kez beslenmelidir. Fermente lifler özel ‘kısa yağ asitleri zinciri’ oluşturarak kolonun tedavi olmasına yardımcı olurken, kanserden de korur. Farmina Vetlife Neutered Bitkisel lifler tokluk hissi yaratarak kısırlık sonrası kilo alımı sorununa yardımcı olur. Tipik kısırlaştırmaya bağlı kilo problemlerinde, düşük yağ ve yüksek protein ile kilo riskini azaltır; Düşük karbonhidrat alımı, diyabet geliştirme olasılığını azaltır. Kalsiyum sülfat böbrek taşlarının önlenmesine yardımcı olur. PETİNFO 2015/02 52-53 KEDİ&KÖPEK Bağırsaktaki iyi huylu bakteriler için daha yaşanabilir bir ortam; Advance Advance diyetleri içeriğindeki liflerle bağırsak sağlığını koruyarak obezite, kabızlık, ishal, dengesiz dışkı oluşumu, bağırsak yangıları, pankreas yetmezliği gibi sağlık sorunlarının çözülmesine yardımcı olur. L ifler, ince bağırsakta sindirilmeye ve emilime karşı dayanıklı, kalın bağırsakta ise kısmi ya da tam fermente olabilen, bitkilerin yenebilen kısımları ya da analojik karbonhidratlardır. Lifler, memelilerin sindirim salgılarının yaptığı hidrolizasyona karşı dirençlidir, fakat sindirim sistemine karşı tamamıyla inert durumda da değildir. Besinlerde lif oranının artışı; dışkı miktarının artışına, besinlerin bağırsaklardan geçişinin ideal sürede olmasına, kolonik mikroflora ve fermantasyon süreçlerinin değişmesine, glikoz emiliminin ve insülin kinetiklerinin değişmesini sağlayacaktır. Liflerin farklı türevleri sınıflandırmalarının da farklı olmasına yol açmıştır. Tek yönlü lifler çözünebilirliklerine göre sınıflandırılır. Çözünebilen liflerin su tutma kapasitesi, çözünemeyenlere kıyasla daha yüksektir. Pancar posası, selüloz ve pirinç kepeği gibi liflerin çözünebilirliği düşüktür; öte yandan gum arabic, metilselüloz ve inülinin çözünebilirlik oranı çok yüksektir. Pisilum hem çözünebilen hem de çözünemeyen lifler açısından zengindir. Liflerin sınıflandırılması halen çözünebilirliklerine göre belirlense de, bu sınıflandırılmanın fermente olabilme kapasitesine göre yapılması daha doğru olacaktır. Liflerin fermente olması kısa yağ zincirlerinin oluşmasını sağlar. Kısa yağ zincirlerinin, kalın bağırsaklarda bulunan epitelial hücrelere enerji sağlamak, bağırsaklardaki sodyum ve su emilimini artırmak, kalın bağırsaklarda pH oranını düşürmek gibi birçok faydası bulunmaktadır. Tüm bunlar da bağırsaklardaki iyi huylu bakteriler için daha yaşanabilir bir ortam sağlamaktadır. Advance diyetleri içeriğindeki liflerle bağırsak sağlığını koruyarak obezite, kabızlık, ishal, dengesiz dışkı oluşumu, bağırsak yangıları, pankreas yetmezliği gibi sağlık sorunlarının çözülmesine yardımcı olur. Advance ile dostlarınızın sindirim sistemi koruma altına alınırken aynı zamanda yüksek kaliteli ve lezzetli bir mama ile beslenirler. Diyetteki Fermente olabilen liflerin yararları Diyetlerdeki fermente olabilen lifler (FOS, MOS) kedi ve köpeklerde prebiyotik vazifesi görebilir. Patojenik bakterilerin çoğalmasını önler. Yararlı bakteriler kısa yağ zincirlerinin ve bazı besinlerin üretimine katkıda bulunur ve immünomodülatör görevi görerek karaciğer toksinlerinin azalmasını sağlar. PETİNFO 2015/02 54-55 KEDİ&KÖPEK Kanserle başa çıkabiliriz Son zamanlarda hayvanlarda gözlenen kanser vakalarında ciddi bir artış gözlenmektedir. Bu problemle nasıl savaşabiliriz? Sevimli dostlarımızı kanserden korumak mümkün mü? İnsanlarda kanser bu kadar yaygınken hayvanlarda durum nasıl? Oldukça içler acısı… Üstelik hayvanlar için insanlarda olduğu gibi uluslararası bir organizasyonda yok. Biliyoruz ki, hayvanlarda gözlenen kanser vakaları insanlardaki kadar yaygın değil. Fakat meme kanseri, lenfoma, mast hücrelerinden köken alan deri kanseri türleri ve kemik kanseri insanlarda olduğu gibi pet hayvanlarında da sık gözlenmektedir. Pet hayvanlarında en sık 4 tip kanser hastalığı gözlenmektedir Meme bezi kanseri Meme bezi ya da göğüs kanseri kedi ve köpeklerde oldukça sık rastlanmaktadır. Dişi köpeklerde 1. en sık, kedilerde ise 3. en sık gözlenen kanser türüdür. Dişi hayvanlarda erken dönemde kısırlaştırma en çok anlatılan yararı dişilerde meme kanseri riskini azaltmasıdır. Ancak 2012’de ‘Journal of Small Animal Practice’ dergisinde yayınlanan çalışmaya göre pet hayvanları hangi yaşta kısırlaştırılırsa kısırlaştırılsın, kastrasyonun meme kanseri riskini düşürdüğüne dair herhangi bir delil olmadığı iddia edilmiştir. Mast hücresi tümörleri En sık karşılaşılan cilt kanseri tipidir. Mast hücresi tümörleri köpeklerde kedilerden daha sık rastlanmaktadır. Kedilerde mast hücresi tümörleri genellikle baş ve boyun çevresindeki deride gözlenmektedir. Yaşlı ya da orta yaşlardaki kedilerde bu tip tümörlere daha yatkındır. Tipik olarak yavru kedilerin dalak ya da sindirim sistemlerinde oluşan mast hücresi tümörlerinin prognozu deride oluşanlara göre oldukça ümitsizdir. Köpeklerde gözlenen mast hücresi tümörleri, genellikle gövde, ayaklar ve ayak parmakları üzerinde karşımıza çıkmaktadır. Prognoz tümörlerin lokasyonuna, genişliğine, derecesine ve sağaltımın tipine göre değişiklik göstermektedir. Deride meydana gelen mast hücresi tümörleri kediler ve köpeklerde farklılık göstermektedir. Tümörler kedilerde daha az invazivdir ve cerrahi yöntemlerle alındıktan sonra toparlanma kedilerde köpeklere göre daha başarılıdır. Ağız ve iç organlardaki kaslarda, kan ve kemik iliğinde ve ülserleşmiş tümörlerde oluşan mast hücresi tümörlerinin prognozları genellikle kötüdür. Sindirim sisteminde meydana gelen büyük ülserli hızlı büyüyen mast hücresi tümörlerinin de genellikle prognozları kötüdür. Kemik kanserleri (Osteosarkoma) Osteosarkoma, genel olarak büyük ve dev ırkların uzun kemiklerine saldıran agresif bir kemik kanseridir. Tipik tedavide ampütasyon ve sonrasında kemotrapi uygulamaları yapılmaktadır. Fakat hayvanlar her türlü tedaviye rağmen yaşama oranı ortalama 1 yıldır. kanser hastalığının en sık gözlenen belirtileri Geçmeyen ve ya büyüyen şişkinlikler: Hayvan sahipleri şişlikleri genellikle hayvanlarını severken fark etmektedir. İyileşmeyen yaralar: Yaralar enfeksiyon ya da kanser belirtisidir. Hayvan sahipleri şişlikleri genellikle hayvanlarını severken fark etmektedir. Lenfoma KÖPEKLERDE SIKLIKLA GÖRÜLÜR Lenfoma lenf sisteminde meydana gelen tedavisi mümkün olmayan bir kanser türüdür. Kedilerde her 3 kanser vakasından biri lenfomadır, en sık olarak da sindirim sisteminde oluşmaktadır. Köpeklerde de lenfoma vakalarınla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Hayvan sahipleri lenfomanın en büyük sebepleri olan sigara dumanı ve çim pestisitlerinden köpekler ve kedilerini korumaları konusunda bilgilendirilmelidir. Kilo kaybı: Hasta köpekler genellikler diyet yapılmadan ani bir şekilde zayıflamaya başlar. İştah kaybı: Yemek yemede isteksizlik veya yemeyi reddetme sıklıkla karşılaşılmaktadır. Pis koku: Hoş olmayan kokular anüs, ağız ve burun tümörlerinde sıklıkla karşılaşılan bir semptomdur. Yemede veya yutmada zorlanma: Ağız ve boyun kanserlerinde sıklıkla karşılaşılan bir semptomdur. Egzersizlere karşı isteksizlik ve düşük enerji: Hastalık başlangıcında en sık rastlanan ilk semptomlardandır. İnatçı topallık: Sinir, kas ya da kemik kanserlerini de içeren birçok hastalık topallığa sebep olabilir. KEDİ&KÖPEK kanserin bir kronik yangı hastalığı olduğu ve Kanser hücresi olarak tanımlanan hücrelerin yangı çevresinde meydana gelen anormal hücreler olduğu düşünülmektedir. Omega-6 yangıyı arttırırken omega-3 yangıyı azaltmaktadır. Petler için sağlıklı bir diyet, yüksek miktarda kaliteli protein, makul miktarda hayvansal yağ ve yüksek düzeyde EPA ve DHA (omega-3), taze sebzeler ve bazen meyve içermelidir. Nefes almada, ürinasyonda ve defekasyonda zorlanma: Anamnez esnasında hayvan sahiplerinin sıklıkla anlattığı bir şikayettir. bulunan yağların zararsız olmadığını hatırlatmayı unutmayın. Yağlar yangıya meydana getirerek tümör gelişimine yatkın bir ortam gelişmesine sebep olmaktadır. Evcil hayvanlarda kanser riskini azaltacak bazı öneriler Yangı giderici bir diyetle beslenmelidir: Yangıya sebep olan Aşırı kilo kanser riskini artırır: Çalışmalarda az kalorili her yiyecek kanser oluşma riskini artırmaktadır. Son araştırmalar kanserin bir kronik yangı hastalığı olduğunu düşündürmektedir. Kanser hücresi olarak tanımlanan hücrelerin yangı sırasında çevrede meydana gelen anormal hücreler olduğu düşünülmektedir. Kanser hücreleri genellikle besin yağlarını enerji için kullanamaz, yani besinlerde bulunan uygun miktarda iyi kalitede yağlar beslenme açısından sağlıklıdır. Yangıyı diğer bir tetikleyici faktörse, diyetlerde oldukça yüksek omega-6 bulunurken, düşük miktarda omega-3 bulunmasıdır. diyetlerle beslenen hayvanlarda tümör gelişiminin yavaşlattığı ve engellendiği gözlenmiştir. Az kalori vücut hücrelerinde tümör gelişimini engellemektedir. Yani fazla kalori obeziteye neden olmaktadır ve obezite kanser riskini artırır. Hayvan sahiplerine sevimli dostlarının kilolu vücutlarında Hayvanların toksinlere maruz kalmalarını önleyin: Kimyasal pestisitler, sigara dumanı ve eve alınan temizlik malzemeleri hayvanlara zarar verebilecek önemli toksinlerdir. Bu malzemelerden pet hayvanlarını sakınmak her ne kadar zor olsa da, belirli dönemlerde uygulanacak detokslarla, hayvanlar bu gibi toksinleri vücutlarından atabilirler. İnterhas Hayvan Sağlığı’nın pazara sunduğu Theranekron D6’nın kanser hücrelerine karşı etkinliği herkes tarafından bilinmektedir. Yrd. Doç. Dr. Nilgün Gültiken, tarantula cubensis ekstraktından üretilmiş bu ilaç uygulamalarının başarılarını Petinfo aracılığıyla sizlerle paylaşıyor. Köpek Meme Tümörlerinde etkin çözüm Theranekron D6 Köpeklerde deri tümörlerinden sonra ikinci sırada yer alan meme Hayvanlar kısırlaştırılmalıdır Çalışmalar kısırlaştırılmamış hayvanların kanser olma olasılığının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. 2002’de Rottweilerlar arasında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre 1 yaşından önce kısırlaştırılan dişi ve erkek köpeklerde osteosarkoma riskinin arttığı gözlenmiştir. Bu doğrultuda araştırmaya göre 18 aylık yaştan sonra kısırlaştırılması hayvan sağlığı açısından daha uygundur. PETİNFO 2015/02 58-59 KEDİ&KÖPEK Orta yaşlı ve yaşlı kedilerde mast hücresi tümörlerine sıklıkla karşılaşılmaktadır. Theranekron D6, tarantula cubensis ekstraktından üretilmiş bir ilaçtır. Tarantula mucizesi Theranekron D6 tümörleri daha çok av köpekleri ve terrier ırkında görülmekte olup 2,5 yaşından önce yapılan ovaryohisterektomi insidansı oldukça düşürmektedir. Köpeklerde meme tümörleri multisentrik bir hastalık olup meme bezlerinde lenf akımının aksillar veya inguinal lenf bezlerine olması nedeniyle tümör hücreleri diğer meme bezlerine geçerek mikrometastazlar oluşturabilmektedir. Dolayısıyla uygulanacak tedavi protokolünün gelişmekte olan mikro tümörleri de hedef alması, hastanın yaşam kalitesini düşürmeksizin iyileştirmesi amaçlanmalıdır. Komple unilateral mastektomi tedavide en önemli yaklaşım olmakla beraber yeterli değildir ve mutlaka kombine tedavi uygulanmalıdır. Bu amaçla yapılan kemoterapi uygulamalarında çoğunlukla mitoksantron, doksorubisin ve siklofosfamid kullanılmıştır; ancak bu tip ilaçların myelosupresyon, bulantı, kusma, nötropeni, trombositopeni ve tüylerin geç çıkması gibi yan etkileri tespit edilmiştir. Ayrıca kemoterapötikler sadece bölünmekte olan hücrelere etkimekte, solid bir kitle klinik olarak tespit edilebilir hale geldiğinde ise sadece az bir oranda hücre bölünmektedir. Bu nedenle yoğun Yrd. Doç. Dr. Nilgün Gültiken, Theranekron’un kanser vakaları üzerinde oldukça başarılı olduğundan bahsetti. kemoterapiye rağmen hayatta kalan hücreler yeni tümör oluşumu için odak noktası oluştururlar. Bir diğer tedavi yöntemi olarak meme bezinde antiöstrojenik ve antiproliferatif etki gösteren tamoksifen düşünülebilir; ancak vulva ödemi, stump pyometra ve östrus indüksiyonu gibi yan etkilere yol açabileceği unutulmamalıdır. Theranekron, tümöral bölgede demarkasyon, absorbsiyon, rejenerasyon sağlayarak etkir. Homeopatinin temel kurallarından biri olan ana maddenin sulandırılması ve potentize edilmesi işlemlerinden geçen ve Tarantula cubensis PETİNFO 2015/02 60-61 Theranekron etkisini benign veya malign tümörleri bağ doku ile sınırlayarak gösterir. En önemli özelliği; sınırlandırdığı tümörün metastaz yapmasını ve sekonder tümör odaklarının primer odaklar haline gelmesini önlemektir. Ayrıca benign tümörlerin malign tümörlere dönüşmesine de engel olur. Theranekron uygulanmış hayvanlarda meme tümörü operasyonları komplikasyonsuz, çok az kanamalı hatta kanamasız şekilde gerçekleştirilir. Tümöral olgularda önerilen uygulama şekli; 5 gün arayla, 5 kez, 5’er cc deri altı (S.C.) tedavidir. (Uygulamalar arasındaki ritme uyulması, beklenen sonuç açısından çok önemlidir. 6 aylık periyotlarla yapılan tek dozluk uygulama ile nüksler engellenir. Ritmik tedavi: 3-5 gün aralıklarla 3-5 kez uygulama) KEDİ&KÖPEK köpek meme tümörlerinde Theranekron’UN yaşam kalitesini artırdığı demarkasyon alanı oluşturarak büyümesini durdurduğu GÖZLENmiştir. ekstraktı içeren Theranekron demarkasyon, abzorbsiyon ve rejenerasyon sağlayan bir ilaçtır. Üretim aşamasında 6 kez onluk (desimal) sulandırmadan geçmiş ve her sulandırma arasında potentize edilmiş olduğu için D6 potensindedir. Tarantula cubensis ısırığı nöroödem, şişkinlik, yangı, şiddetli nekroz ve sepsise yol açmakta olup “similia similibus” ya da bir başka deyişle “benzer benzeri iyileştirir” prensibine dayanarak Theranekron benzer olgularda başarıyla kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda ilacın köpek meme tümörlerinde yaşam kalitesini artırdığı, demarkasyon alanı oluşturarak büyümesini durdurduğu, hatta bazı olaylarda tümörlerin küçüldüğü ve yıllarca nüks etmediği tespit edilmiştir. Son yıllarda yapılan bir çalışmada ise meme adenokarsinomu bulunan köpeklere preoperatif dönemde bir hafta arayla üç kez 3 ml dozda Theranekron uygulanmış ve 3. enjeksiyondan bir hafta sonra komple unilateral mastektomi yapılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasında alınan tümör dokuları immunohistokimyasal değişiklikler bakımından incelenmiş ve tedavi sonrasında mitotik aktivitenin azaldığı ve programlı hücre ölümlerinin (apoptozis) arttığı belirlenmiştir. Ayrıca köpeklere postoperatif dönemde 3 ayda bir Theranekron uygulanmaya devam edilmiş ve 2 yıl süren gözlemlerde ensizyon hattında veya diğer zincirde yeni tümör oluşumu tespit edilmemiştir. Gerek beşeri gerekse veteriner onkolojide ana hedefin tümör dokusunda apoptozun indüklenmesi ve dolayısıyla bölünen hücre oranının azalması olduğu düşünülürse Theranekron bu etkileriyle umut vaad etmektedir. Köpeklerde gözlenen mast hücresi tümörleri, genellikle gövde, ayaklarda karşımıza çıkmaktadır. PETİNFO 2015/02 62-63 Theranekron D6’nın dört üstün özelliği; Demarkasyon Özelliği: Hasarlı bölgedeki canlı ve ölü dokuların, hücresel düzeyde birbirinden ayrılmasını; her türlü ölü, yabancı ve patolojik dokuların vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar. Rejenerasyon Özelliği: Atılan ölü dokuların yerinde veya iyileştirme gerektiren tüm dokularda hızlı düzelme ve epitelizasyon ile şaşırtıcı bir canlanma ve iyileşme sağlar. Rezorpsiyon Özelliği: Dokularda biriken her türlü ödem, eksudat, sıvı ve iltihap birikiminin eliminasyonunu sağlayarak iyileşmeyi hızlandırır. (İrinleşmiş olgularda Triprim desteği gerekir) Antifilojistik Özelliği: Şiddetli enflamasyonun oluşumunu engeller ve enflamasyonlu dokuların normale dönmesini sağlar. Homeopati, bir hastalığın, hastalık belirtilerini sağlam bir canlıda ortaya çıkarabilecek maddelerin çok düşük dozlarda hastaya verilmesiyle tedavi sağlayan bir alternatif tıp yöntemidir. Homeopatik ilaçların büyük bir çoğunluğu bitkisel, hayvansal ve mineral kaynakların arka arkaya defalarca seyreltilmesiyle elde edilirler. Etken maddenin homeopatik ilaç içindeki sulandırılma oranı ‘’potens’’ olarak tanımlanmaktadır. Homeopatik ilacın potens derecesi arttıkça etkinliği de aynı ölçüde artmaktadır. Sulandırma sistemi büyük bir harfle ve sulandırma derecesi sayısıyla belirtilmektedir. Desimal (onluk) potensler 1:9 oranında sulandırılırlar. Desimal sulandırmada 1 kısım ana maddeden alınıp 9 kısım sulandırma sıvısına eklenirse D1 kuvveti elde edilmiş olur. Theranekron D6’nın etken maddesi olan “Tarantula cubensis” D6 potensi ile elde edilmiş ve bu potens derecesinden maksimum etkinlik sağlanmıştır. KLİNİK Veteriner Hekim Pelin Çakar ile veteriner hekimlerinin sosyal sorumluluk projelerine önem vermeleri gerektiğini söyledi. Hayvan sevgisi küçük yaşlarda kazandırılmalı ‘İnsanın sevdiği işi yapması herkese nasip olmaz’ diyerek çalışırkenki mutluluğunu bizimle paylaşan Petshine Veteriner Kliniği sahibi Veteriner Hekim Pelin Çakar’la tanışmaya ne dersiniz? PETİNFO 2015/02 64-65 Şişli’in göbeğinde şirin, samimi, hayvanseverlerin aile sıcaklığını rahatlıkla hissedebileceği, 2012 yılından bu yana hasta hayvanlara hizmet veren Petshine Şişli Veteriner Kliniği’ni dergimizin bu sayısına konuk ettik. 2006 Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunu olan Petshine Veteriner Kliniği sahibi Veteriner Hekim Pelin Çakar’la, hayvanlarda karşılaşılan kanser sebeplerinden, mesleğinizin sosyal sorumluluk yönüne kadar a’dan z’ye bir klinik röportajı gerçekleştirdik. Mesleki geçmişinizi anlatır mısınız? Veteriner hekim olmaya nasıl karar verdiniz? Sizi bu mesleğe yönelten en büyük etken neydi? Veteriner Fakültesi’nde okurken hayalinizde klinisyen olmak var mıydı? Kırıkkale Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden 2006 yılında mezun oldum. Stajımı Animalia Hayvan Hastanesi’nde İlhan Bey’in yanında tamamladım. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi’nin düzenlediği uluslararası kongrede ”Kırıkkalede satışa sunulan çiğ sütlerin mikrobiyolojik ve kimyasal kalitesi” ile katıldığım çalışmayla birincilik ödülü aldım, bir sonraki yıl ”tavuk karkaslarından elde edilen salmonella serotiplerinin antibiyotik dirençliliği” çalışmam yurtdışında yayınlandı. Aynı çalışmayı, aynı kongrede sundum. Mezuniyet sonrası, Bursa ve İstanbul›da klinisyen hekim olarak çalıştım. 2012 yılının basında Petshine Şişli Veteriner Kliniği’ni açtım. 5 yaşımdan beri her türlü hayvanla; toprak kurdu, çekirge, karınca, kedi, köpek, kuş, kurbağa, kaplumbağa, tarla faresi, kirpi, kertenkele ile haşır neşir, onları besleme ve yaşamlarını izleme çabası içerisindeydim. İlkokul 2. sınıfta hasta bir kuşu yardımsever bir kadın sayesinde mahallemizdeki veterinere götürdük. İlk defa bir veteriner kliniğiyle tanıştım. Kuş yaşamadı, ancak klinisyen olmak o gün beynime kazındı, o günden sonra evdeki merhemleri, göz damlalarını, vitamin şuruplarını hasta gördüğüm hayvanlar üzerinde uygulamalara başladım, çok ısırıldım, tırmıklandım izleri hala durur ancak hiç pes etmedim, evdeki peynirleri kalıp kalıp, dipfrizdeki kıymaları dışarıdaki hayvanlara taşırdım. Kış aylarında hayvan sahiplerini mantar ve solunum yolu hastalıkları hakkında bilgilendirmeye önem verdiğini belirtiyor. Pet Shine Veteriner Kliniği’ni açmaya nasıl karar verdiniz, bu süreci bize kısaca anlatır mısınız? Varsa çalışma arkadaşlarınızdan bahseder misiniz? Klinisyenlik zaten aklımdakiydi. Uygun zaman, tecrübe, mekan da olunca hemen açtım. İnsanın sevdiği işi yapması herkese nasip olmaz, çalışırken çok mutluyum, mikroskopta gördüğüm bir ookist bile çok heyecan verici benim için. Çalışma arkadaşım; babam benim, en büyük destekçim, başarılarımın arkasındaki insan. O da hayvan hastası, iki kuş, bir kedi, iki de köpeğimiz var. Kış aylarında en sık karşılaştığınız hastalıklar nelerdir? Hayvan sahiplerine genellikle nasıl önerilerde bulunuyorsunuz? Kış aylarında en sık mantar (zoonoz m.canis türü) ve üst solunum yollarını etkileyen viral hastalıklarla mücadele etmekteyiz. Hasta sahiplerine bu aylardaki önerilerimiz; bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen stres, soğuk, mama değişikliği, ortam değişikliğinden kaçınmaları ve hastalıklara karşı yaptığımız aşıların tekrarlarını ihmal etmemeleridir. Bunun yanı sıra, dışarı çıkartırken mutlaka yağmurluk, galoş, box örtüleri kullanmaları gerekmektedir. Kullanılan ekipmanların önemi tanı ve teşhis hususunda klinikleri bir adım ön plana çıkıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hastalıkların teşhisinde kullandığımız, ultrasonografik görüntüler, radyografi, biyokimyasal testler ve de kan testleri gibi Kat edecek daha çok yolumuz var Günümüzde somut bir eşya alırcasına (bir biblo veya pilli bir oyuncak belki) hayvanları evlerine alıp, sonrada eve adapte olmuş, sokak mücadelesinden bir haber canları sokağa terk ediyorlar. Evcil hayvan sahiplenmeyi planlayan bir aile, öncesinde mutlaka uzun süredir evcil hayvan besleyen insanlarla iletişime geçmeli ve hayvan sahibi olmanın sorumluluklarını, zorluklarını öğrenmelidir. Herhangi bir kliniğe giderek hekim arkadaşlarımızdan yaşam alanınıza, karakterinize, yaşam rutinlerine uygun olan hayvanlar hakkında bakım ve beslenme için bilgiler almalılardır. Sokaktaki canları izleyerek, besleyerek, dokunarak tecrübe edinmelilerdir. Bu konuda kat edecek çok yolumuz var. teknolojik cihazlar hızlı ve doğru tanı açısından önem taşımaktadır ve işimizi oldukça kolaylaştırmaktadır. Küresel ısınmayla beraber hayvanlarda vektörel hastalıklar giderek artmakta. Kliniğinizde vektör kökenli hangi hastalıklara sıklıkla karşılaşmaktasınız, bu problemin önüne geçmek için uyguladığınız tedavi ve korunma yöntemleri nelerdir? Vektör, hastalıkların insan veya hayvanlara bulaşmasını sağlayan canlılardır. Kene, pire sinek, fare vektörel canlıdır, hayvanlarda vektörel kaynaklı Lyme, Şark Çıbanı, Leısmaniosis, KLİNİK Pelin Çakar, mikroskopta gördüğü bir ookistin bile onun için çok heyecan verici olduğunu söylüyor. Babesiosiz, Theileriosis, Clucoides gibi hastalıklar görülmektedir. Leismaniosis, Akdeniz Bölgesi’nde daha sık görülmektedir. Kliniğimizde, haemobartonellosis, theileriosis, babesioz, kenelerden geçen veya kan transfüzyonuyla bulaşan hastalıklarla karşılaşmaktayız. Kan parazitleri için kullanılan spesifik ilaç tetracyclindir, bunun yanı sıra enrofloksasin, imicarp da babesiosiste kullanılabilinir, destekleyici tedavide Fe ve B12’ den zengin kırmızı etle beslenme veya bunların ilaç şeklinde alınması gerekir. Korunmada; en önemlisi aşılama, vektör kontrolü için hayvan ve çevrenin ilaçlanmasıdır. Köpeklerde kanser vakalarının artması sizce neden? Kanser, vücudun belirli bir bölgesinde hücrelerin kontrolsüz olarak çoğalması ve diğer bölgelere de yayılmasıdır. Yaş, beslenme bozuklukları, kimyasal maddeler, radyasyon, onkojen virüslar, immün sistem bozuklukları, hormonal bozukluklar gibi birçok neden kansere sebep olur. Ancak kanserin artışındaki nedenin özellikle evde yasayan hayvanların havasız ortamda ve uzun süre sigara dumanına maruz kalmaları, çevre kirliliğinin yükselen ivmesi, G.D.O’lu ve katkı maddeleri içeren gıdaların mamalara katılması, radyasyonun metropol bölgelerdeki artışı, kısırlaşmamış, döneminde çiftleşemeyen hayvanlarda özellikle meme ve genital organ tümörlerinde artış meydana gelmiştir. Mesleğinizin sosyal sorumluluk yönüyle ilgili düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz? Hayvan sevgisi insanlara küçük yaşta kazandırılmalı, bunun için okullarda anasınıflarından başlayarak, yapılacak birer saatlik rutin bilgilendirmeler ile hayvanları koruma nedir, hayvanların PETİNFO 2015/02 66-67 Hayvan sevgisi insanlara küçük yaşta kazandırılması gerektiğini söyleyen Pelin Çakar, bu doğrultuda, okullarda anasınıflarından başlayarak, rutin bilgilendirmeler yapılması gerektiğini düşünüyor. beden dilleriyle neler anlatmaya çalıştıklarını çocuklara öğretebiliriz. Onların bir tavşan veya bir kediye dokunmalarını sağlayarak, hayvan sevgisi aşılayabilir ve hayvan seven bir geleceğe önayak olabiliriz. Meslektaşınız olmayı hedefleyen gençlere önerileriniz var mı? Mesleğine, meslektaşlarına saygılı, hayvan seven, vicdanlı, kendini yenileyen birer veteriner hekim olmalarını dileyebilirim. KEDİ&KÖPEK Protein kayıplı enteropatilere güncel yaklaşımlar Protein kayıplı enteropati (PKE) gastrointestinal kanaldan yoğun protein kaybı ile karakterize, sık karşılaşılan bir klinik problemdir. Peki protein kayıplı nefropatilerin güç olgularıyla karşılaştığımızda nasıl bir tanı ve tedavi yöntemi uyguluyorsunuz? YAZI: Prof. Dr. Nilüfer AYTUğ Near East University Veterinary Faculty Nicosia, North Cyprus S ık karşılaşılan bir klinik problem olan Proteinkayıplı enteropatiler (PKE) gastrointestinal kanaldan yoğun protein kaybı ile karakterizedir. Sindirim sisteminde şekillenen protein kaybı normal döngüde total albüminin %10’unu oluşturur oysa PKE’li hastalarda bu oran total albümin havuzunun %60’ına çıkmaktadır. PKE, intestinal lenfanjiektezi, lenfoma ve yangısal bağırsak hastalığı gibi çeşitli bağırsak problemleri ile birlikte görülür. Her ırk ve yaşta görülebilmesine rağmen bazı ırklarda diğerlerinden daha fazla karşılaşıldığı bilinmektedir; >> Yorkshire Terrier’lerde PKE diğer ırklara göre 10 katı daha fazla görülür. >> Yumuşak kıllı Wheaten Terrierlerde PKE ve protein kayıplı nefropatilere (PKN) ailesel bir yatkınlık olduğu belirlenmiştir. >> Shar Pei’ler PKE’in sık teşhis edildiği bir diğer ırktır. Basenji’ler de yangısal bağırsak hastalığı (IBD) gelişimine bir yatkınlık olduğu bilinmektedir. Normal olarak sindirim sisteminde şekillenen protein kaybı, albümin seviyesinde azalmaya neden olmaz. Plazma proteinleri sindirim sistemine geçtikten sonra süratle amino asitlere yıkımlanarak portal dolaşıma reabsorbe edilirler. Enterik kayıplar, normal döngüde total albümin havuzunun % 10’unu, PKE’li hastalarda ise %60’ını oluşturur. Plazma proteinlerinin bağırsaklara sızması şu mekanizmalardan birisi ile gerçekleşir; >> IBD’deki gibi mukozal hasara bağlı olarak mukozal permeabilitenin artması sonucunda (ki bu duruma erozyon/ülserler eşlik edebilir). PETİNFO 2015/02 70-71 >> Granülamatöz ya da neoplastik oluşumlar nedeniyle artan lenfatik basınçla ilişkili olarak ya da >> Lenf damarlarında şekillenen dilatasyon nedeniyle yüzey epiteli aracılığı ile sindirim kanalına protein sızması yoluyla şekillenir. PKE’nin nedenleri PKE’nin başlıca nedenleri erişkin köpeklerde intestinal lenfanjiektazi, yangısal bağırsak hastalığı (IBD) sindirim kanalı lenfomaları (LSA) ve histoplazmozis gibi fungal enfeksiyonlardır. Diğer nedenler, sindirim kanalı ülser ve erozyonları, intestinal kriptleri şiddetli etkileyen hastalıklar, antibiyotiğe yanıt veren enteropati ve parazitlerdir. Genç köpeklerde daha az görülen PKE’lere parazitler ve invajinasyon neden olur. Kedilerde ise PKE’nin en önemli nedenleri IBD ve sindirim kanalında karşımıza çıkan lenfomalardır. Klinik ve laboratuvar bulgular >> PKE’li hastalarda genellikle kilo kaybı vardır. Tipik kronik ince bağırsak ishali belirtileri gösterirler, ishal aralıklıdır, tabloya genellikle kusma eşlik eder. >> İshal atakları sırasında belirgin bir protein kaybı şekillenir. >> Hipoalbümineminin şiddetli olduğu bazı olgularda; >> Ödem ve asites genellikle serum albümin seviyesi < 1.0 g/ dl olduğunda ortaya çıkar. Ancak kapiller hipertansiyon ya da vaskülitis’in şekillendiği durumlarda albümin seviyesinin bu denli düşmüş olması beklenilmeyebilir. >> Ayrıca asıl hastalık ile ilgili klinik belirtiler de şekillenir. Yorkshire Terrier’lerde PKE diğer ırklara göre 10 katı daha fazla görülmektedir. Ödem, asites ya da PKE ile ilişkili olarak gelişen pleural efüzyonun neden olduğu solunum güçlüğü tek belirti olabilir. >> PKE’nin hafif formunda hemogram ve biyokimyasal parametrelerde hipoalbuminemi ve hipoproteinemi dışında önemli bir değişiklik olmaz, >> Şiddetli olgularda hipoproteinemiye ek olarak lenfopeni, hipokalsemi, hipomagnezemi, hipokolesterolemi, karaciğer enzimlerinde artış, proteinüri, antitrombin seviyesinde azalma ya da elektrolit anormallikleri görülür. Hastalarda ayrıntılı bir tanı çalışması yapmak önemlidir Muayene sırasında hidrasyon durumuna özellikle dikkat edilmeli, gastrointestinal kanal ve abdomen palpe edilmeli ve olabildiğince ayrıntılı PKE’li hastaların tedavisinde beslenme önemlidir irdelenmelidir. Tanı çalışmaları sırasında öncelikle, ayırıcı tanı listesinde yer alan hastalıklar, hastanın yaşı, ırkı, bulunduğu coğrafya temelinde irdelenir. PKE’li genç hayvanlarda enfeksiyöz ve paraziter nedenler, PKE’li orta yaşlı ve yaşlı hayvanlarda neoplazi ve metabolik nedenlerin daha yaygın olabilir, > 6-yaşlı kedilerde tiroid mutlaka palpe edilmelidir. > Düşük yağlı, sindirilebilirliği yüksek diyetlerle beslenmelidirler. Hidrolize protein diyetleri, şiddetli gastrointestinal problemlerin varlığında bile kolayca absorbe edildiği için PKE’li hastalarda tedaviye önemli destek sağlar. Uzun süren gıdai destekler için elemental diyetlere amino asit katkısı (örneğin, aminosyn %8.5) yapılarak diyete ilave protein katkısı sağlanmalıdır. > Lenfanjiektazili köpeklerde hidrolize, elemental ve polimerik diyetlerin kullanılması ile uzun süre gıdai bakım sağlanabilir. KEDİ&KÖPEK İshalin lokalizasyonu yapılırken ince bağırsak ishallerinde genellikle kilo kaybı olduğu ve dışkı hacminin fazla olduğu anımsanmalı, iştah değişimleri, flatus, abdominal huzursuzluk, asites ve ödem gibi belirtilerin ince bağırsak ishallerinde daha yaygın olduğu ve normalize edilmesinin daha güç olduğu dikkate her zaman alınmalıdır. Hipoalbuminemi durumunda; >> Öncelikli olarak hipoalbuminemiye neden olan karaciğer hastalıkları ve protein kayıplı nefropatilerin ( PKN) eliminasyonu gereklidir. >> Karaciğer hastalıklarının tanısı açısından; tam bir kan muayenesi yapılması, serum biyokimyasal profil ve serum açlık/tokluk safra asitleri seviyesinin belirlenmesi çok önemlidir. Ek olarak serum amonyak seviyesinin belirlenmesi de tanıya destek olur. >> Protein kayıplı nefropatilerin eliminasyonu için, tam bir kan muayenesi ve serum biyokimyasal profilin belirlenmesinin yanı sıra idrar protein/kreatinin oranının saptanması da önem taşır. Proteinüri rutin idrar muayenesi sırasında saptanabilir ise de protein kaybının önemi ve derecesinin belirlenmesinde idrar protein/kreatinin oranının belirlenmesi gereklidir. >> PKE’li köpeklerde hipokolesterolemi de yaygındır, hipokolesterolemi daha çok lenfanjiektezi’li hastalarda görülür ve olasılıkla şilomikron transportundaki hata ile ilişkili olarak şekillenen yağ malabsorbsiyonundan kaynaklanır. >> PKE’li hastalarda sık karşılaşılan diğer laboratuvar anormallikleri; lenfopeni, hipokolesterolemi, hipomagnezemi ve hipokalsemidir. Hipokalsemi daha çok azalan serum albümin seviyesinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. >> Tanı çalışmaları sırasında gastrointestinal kanala kan sızıp sızmadığının belirlenmesi için dışkıda gizli kan bakılması yararlı olur. Wheaten Terrierlerde PKE’lere ailesel bir yatkınlık belirlenmiştir. Shar Peiler de PKE’in sık karşılaşıldığı bir diğer ırktır. Protein kayıplı enteropatiler genellikle hipoalbüminemi ve hipoglobulinemi birlikte görülse de bazı durumlarda PKE’li hastalarda globülin seviyesi değişkenlik gösterebilmektedir. PETİNFO 2015/02 72-73 >> Serum kobalamin ve folat seviyelerinin belirlenmesi, problemin lokalizasyonunun belirlenmesi ve tedavinin yönlendirilmesi açısından oldukça yararlıdır. >> Dolaşımdaki folat ve kobalamin seviyelerinin belirlenmesinden önce hastada egzokrin pankreas yetersizliği olmadığı, gıda desteği almadığı ve parenteral uygulama yapılmadığı mutlaka kesinleştirilmelidir. PKE’nin tanısında klasik “altın anahtar” 51Cr-albumin klirensidir Tanı çalışmaları sırasında hastalığın klinik şiddetinin klinik hastalık aktivite indeksi belirlenerek olabildiğince somut hale getirilmesi prognostik yaklaşım ve tedavinin doğru yönlendirilmesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Hastalığın aktivite durumu ve aktif şiddetinin doğru değerlendirilebilmesi için, C-reaktif protein (CRP) seviyeleri de klinik hastalık aktivite indeksi ile birlikte değerlendirilmelidir. Yapılan çalışmalarda parametreler arasında bir korelasyon olduğu ortaya konulmuş ve klinik hastalık şiddetinin sistemik yangısal yanıt ile ilgili olduğu anlamını taşıdığı görüşüne varılmıştır. PKE’nin tanısında klasik “altın anahtar” 51Cr-albumin klirensidir. Normal olarak işaretli albümin GI kanala sızdıktan sonra sindirim enzimleri tarafından yıkımlanır ancak krom ile işaretlenmiş olan albümin reabsorbe edilemez ve dışkı ile atılır. Test PKE’in tanısında son derece güvenilir olmakla birlikte henüz rutin klinik kullanımı söz konusu değildir. İnsanlarda fekal a1-proteinaz inhibitör (a1-PI) klirensinin belirlenmesi de PKE’nin tanısında kullanılan güvenilir bir yöntemdir. Alfa1-proteinaz inhibitörü albümine benzer moleküler ağırlıkta olup, vasküler boşluk, intersellüler alan ve lenf sıvısında bulunur. Bu anlamda, a1-PI, GI kanala albümin ile birlikte sızar ancak sindirim proteazlarını inhibe eden geniş spektrumlu etkisi nedeniyle buradaki proteolitik enzimler tarafından yıkımlanmaz ve dışkı ile bozulmaksızın atılır. Köpeklerde dışkı a1-PI seviyesini ölçen bir test geliştirilmiştir. Yapılan bir çalışmada köpeklerde artan fekal 51 Cr ekskresyonunun artan fekal a1-PI konsantrasyonları ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Kronik ishalli hastalarda direkt radyografi çok belirleyici değildir. Kısmi tıkanıklık olup olmadığı, geçiş süresi gibi konuların belirlenmesi açısından kontrast radyografi ile değerlendirme yapılmalıdır. İnvajinasyon, kitleler ve yabancı cisimlerin varlığı, bağırsak duvarının kalınlaşması gibi sorunların belirlenmesinde de ultrasonografik değerlendirme yararlı olabilir. Radyografi ve ultrasonografi sonuçları endoskopik biyopsi uygulaması ya da laparatomi için ön fikir verir. Diffüz lezyonlar için endoskopik muayene yeterli olurken, fokal lezyonlarda biyopsi hatta laparaskopi uygulanması gerekir.En kesin tanı aracı histopatolojidir. PKE tedavisini etkileyen unsurlar Sıvı dengesizlikleri ve hipoalbümineminin tedavisinde kolloidler her zaman esastır Kolloidler >> Kolloidler damar boşluğunda kalan büyük moleküllerdir ve plazma sıvısını tutarlar. Uygulanan kolloid sıvıların hemen tümü damar boşluğunda kaldığı için damar içi hacmi arttırmak amacı ile az miktarda uygulama yeterli olur. Bu nedenle kolloidler hemodilusyon, hipoproteinemi, ödem ve sıvı birikimine pek yol açmazlar. Tedaviyi hastalığın klinik şiddeti, yapısı ve histopatolojik lezyonların şiddeti ile hipoalbümineminin varlığı yönlendirir. PKE’li hastaların tedavisinde bizi zorlayan en önemli sorunlar; > Hipoproteineminin şiddeti ve ilişkili morbidite olasılığı > Özellikle hem ödemli hem de dehidre olan hastalarda sıvı birikimleri (ödem ve efüzyonlar gibi) ve dehidrasyonun tedavisi > Önemli elektrolit dengesizlikleri > Yetersiz beslenme ve gastrointestinal disfonksiyon ile ilişkili olarak ortaya çıkan diğer problemler, komplikasyonlar ve hiperkoagülasyon’dur. KEDİ&KÖPEK Kolloid içeren sıvılar aynı zamanda intrasellüler ve interstisyel boşluklardan sıvı çekerek de plazma hacmini arttırırlar. >> Bilinen en fizyolojik kolloid plazmadır. Albümin içerir ve onkotik basıncı arttırır. Süregiden protein kayıplarında plazma uygulaması ile istenilen albümin seviyesine ulaşılması sağlanılamayabilir. Taze ya da taze iken dondurulmuş plazma aynı zamanda bir antitrombin kaynağıdır. Antitrombin (AT III) genellikle karaciğer problemleri, damar içi dissemine koagülasyon (DIC) ya da PKE ve PKN’lerin seyri sırasında azalır. Bu durum trombozlara ya da pıhtılaşma faktörlerinin sürekli olarak tüketilmesine yol açar. Bu anlamda plazma uygulanması etkili olabilir. >> Hetastarch (hydroxyethylstarch) pıhtılaşma faktörlerine gereksinim duyulmayan hastalar için plazmaya ucuz ve etkin bir alternatiftir. Hipovolemi durumunda 5-10 dakikada, 5–10 ml/ kg dozda bolus uygulama yapılır ya da 10–20 ml/kg/gün dozunda sürekli infüzyon tarzında uygulanır. Kalp yetmezliklerinde kullanımı kontrendike olduğu unutulmamalıdır. >> Protein kaynağı olması anlamında alternatif olarak total parenteral besleme (TPB) uygulanabilir. Bazı olgularda kısmi periferal besleme ile gerekli olan kalorinin %50 si intravenöz yolla sağlanırken, kalan kısmın enteral besleme yoluyla karşılanması ile kombine tedavi uygulanır. >> İnsan albümini operasyon öncesi gibi kısa süren gereksinimler için kullanılabilmekle birlikte yabancı bir protein olması nedeni ile şiddetli reaksiyonlar şekillenebilir, bu anlamda tekrarlanması uygun değildir. PKE hastalarına anestezi öncesi hetastarch ya da plazma uygulanarak anestezik problemlerin ortaya çıkması ya da hipotansiyon oluşması riski minimuma indirgenmelidir. PETİNFO 2015/02 74-75 Sıvı birikiminin tedavisinde diüretik kullanımı tek başına iyi çalışmayabilir >> Asites ya da pleural sıvı birikiminin solunumu güçleştirdiği durumlarda sıvının elle direkt olarak drene edilmesi gerekir. Ancak drenajdan çok kısa bir süre sonra sıvı tekrar toplanacaktır. Drenajın sık tekrarlanması da aşırı sıvı kaybı nedeni ile dehidrasyon ve hipovolemiye yol açar aynı zamanda sekonder bakteriyel peritonitis ve pleuritis oluşturma riski de söz konusudur. >> Diüretikler (spironolactone / furosemide) PKE’li köpeklerde iyi çalışmaz. Herşeye rağmen şiddetli sıvı birikimi durumunda, spironolactone tek başına ya da furosemid ile birlikte denenebilir. Potansiyel dehidrasyona dikkat edilmelidir. Spironolactone: 2 mg/ kg dozda, 8-12 saatte bir, oral yolla uygulanabilir, tedaviye 2 mg/kg dozda 8-12 saatte bir kez furosemid eklenir. Anti-inflamatuvar ve immunosupresif tedavi >> Oral prednizolon (1-2mg/ kg PO, günde iki kez) başlangıç uygulaması için uygun bir seçimdir. Genellikle immunosupresif dozda 2-3 hafta kullanılır ve doz %50 azaltılır. 2-3 hafta sonra günaşırı uygulamaya geçilir. >> Klinik yanıt zayıf ise ya da yan etkiler rahatsız edici boyutta ise azathioprine (2 mg/kg PO, 24-48 saatte bir) ya da siklosporin (5 mg/kg PO, 12-24 saatte bir tedaviye eklenir). >> Kediler azathioprine hassas oldukları için kullanmamaya özen gösterilmelidir. (dozu 0.3mg/ kg günde bir kez PO uygulanır). Klorambusil (2mg/kg haftada 2-3 kez) uygulamasının başarılı olduğu konusunda bildirimler mevcuttur. >> Hastadaki klinik belirtiler 2-3 ayda gerilemeye başladıktan sonra immunosupresif tedavi derece derece geri çekilmelidir. Belirtilerin tekrarlaması durumunda belirtiler gerileyinceye kadar ilaç tekrar günlük olarak uygulanılabilir. >> Tedaviye yanıt alınamayan hastalarda lenfoma (lenfoma) olasılığı dikkate alınmalıdır. >> Budesonide insanlarda IBD’nin tedavisinde kullanılır ancak yan etkileri çok fazladır. >> Octreotide insanlarda intestinal lenfanjiektazinin tedavisinde etkilidir. Ancak veteriner hekimliğindeki kullanımı henüz literatürel olarak desteklenmemiştir. PKE’li köpeklerde etkili olduğuna dair bildirimler mevcut olmakla birlikte rutin olarak kullanılması için daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. İntestinal kan akımını yavaşlatıp trigliserit absorbsiyonunu inhibe ederek ve lenf akımını azaltarak etkili olur. LKE’li köpek ve kedilerde uygulanan standart tedaviye olumlu yanıt alınamamasının en önemli nedenlerinden birisi lenfomadır. Köpeklerde lenfomanın prognozu oldukça kötüdür ve tedaviye yanıt almak çok güçtür. Kedilerde ise prognoz daha iyidir ve kombine kemoterapiye ( klorambusil ve prednizolon ) daha fazla yanıt alınır. Antibiyotik tedavisinin başarılı olmadığı hastalarda diyet ve antibiyotik tedavisiyle immunosupresif tedavi uygulanmalıdır. Olası komplikasyonların tedavisi >> PKE’li hastalar antitrombin III kaybedebilecekleri için hiperkoagülasyon riski mevcuttur. Bazı olgularda bir tombosit agregasyon inhibitörü gerekebilir. >> Şiddetle etkilenen hastalarda ya da trombozun varlığı belirlendiğinde antikoagülan enoxaparin (1 mg/kg SC, 8–12 saatte bir ) ve/ ya da antitrombotik tedavi (düşük doz) asprin (0.5–1.0 mg/kg PO, 24 saatte bir) ya da clopidogrel (1–3 mg/kg PO, 24 saatte bir) uygulanır. >> Genellikle kalsiyum, magnezyum ve yağda eriyen vitaminlerin takviyesi yapılması gereklidir. Kobalamin seviyesinin düşük olması durumunda siyanokobalamin köpeklerde, haftada bir kez, 4-6 hafta uygulanması gerekir. (250 ug). Vakalarda kullanılabilecek antimikrobiyeller > Tylosin ile 21 gün boyunca 10mg/kg, dozda günde 3 kez, ağız yolu ile tedavi, metronidazol (15mg/kg, PO, günde iki kez) ya da oksitetrasiklin (10-20mg/kg, PO, günde 3 kez) uygulamaları aşırı bakteriyel üremeyi önler. > Metronidazol (15mg/kg PO, günde iki kez 10-14 gün) uygulanır, sonra günde 1 kez 10-14 gün devam edilir, kortikosteroidlerle birlikte kullanılabilir, hem antibakteriyel hem de immunomodulatör etkiye sahiptir. > Spiramycine+metronidazol kombinasyonunun kullanımı da tedavide etkili olmaktadır. KEDİ&KÖPEK Veteriner hekimin güvenlik rehberi Her mesleğin iş güvenliği hususunda alması gereken önlemler vardır. Fakat bazı meslekler için bu konular hayati öneme sahiptir. Bu mesleklerden biri de veteriner hekimliktir. YAZI: PROF. DR. YAVUZ ÖZTÜRKLER Kafkas Üni. Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama AbD Başkanı V eteriner hekimler “tam zamanlı” değil, “tüm zamanlı” çalışan bir meslek grubuna mensup olduklarından iş güvenliği veteriner hekimler için daha fazla önem taşımaktadır. Veteriner hekimler geceleri, uzakta çalışırlar. Genellikle işlerini yalnız icra ederler. Saha şartları altında çoğu zaman veteriner hekimler kendilerini güvensiz hissedebilirler. Güvenliklerinin risk altında olduğu zamanlar birçok meslekle karşılaştırıldığında daha fazla olabilmektedir. Ülkemiz koşullarında muhatap oldukları kitle genelde stres altında çalışan veya kırsal alanda yaşayan insanlardan oluşmaktadır. Aşağıda belirtilen ön tedbirleri ve güvenlik önlemlerini sıralayarak amacımız; veteriner hekimleri paranoya yapmak değil, sadece testi kırılmadan önce bazı tavsiyelerde bulunmak ve daha tedbirli olmalarına katkıda bulunmaktır. Anadolu’da bir söz vardır: “Biz önümüzü kış tutalım da; güz gelirse bahtımıza...” Ancak bu tedbirlerden önce söylenmesi gereken ilk söz şudur: “Her şeyden önce veteriner hekimler önce mesleki sorumluluklarının bilincinde olmalı ve gerekli yükümlülükleri yerine getirmelidir. Olası bir tatsız olayda veteriner hekim vicdani ve yasal yönden haklı durumda olmalıdır.” Genel giriş İş güvenliği ve iş yasası kapsamında veteriner hekimlerin iş güvenliğini sağlamak için tüm uygulanabilir adımların atılması gerekmektedir. Veteriner hekimleri çalışma hayatında bekleyen tehlikeler saptanarak, tehlikenin çeşidine göre elimine, izole veya minimize edecek bir takım tedbirler alınmalıdır. Mevzuatta sadece veteriner hekimin güvenliğini değil sağlığını da göz önünde bulunduracak şekilde adımlar atılmalıdır. Çıkarılacak yasalar sadece veteriner hekimi Bakanlık tarafından hekimler için, güvenlik rehberi niteliğinde, başuçlarında bulundurabilecekleri kitapçıklar hazırlanmalıdır. HASTA SAHİBİNİ TANIMAK ÖNEMLİDİR değil, veteriner hekimlerle birlikte çalışan yardımcı personeli de kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. İlk iş olarak tüm veteriner hekimler iş sağlığı ve güvenliklerini kapsayacak mevzuatların çıkması için çalışmalıdırlar. Bunun için veteriner hekimler mesleki aidiyet duygusunu geliştirmeli, mesleki sorunlarda bilinçlenmeli, meslek örgütlerini harekete geçirmek için baskı kurmalı, yani birçok sorunda olduğu gibi bu hususta da kamuoyu oluşturarak hareket etmelidir. Küçük hayvanlar için evden yapılan geç vakit aramalarında, eğer çağıran kişiler tanınmıyorsa hemen harekete geçilmemelidir. Veteriner hekimler, çağıran kişi güvenilir ve tanınan biri değilse hayvanın kliniğe getirilmesi yönünde ısrar etmelidir. Geç saatlerde yapılan çağrılarda çağıran kişiye güvenilse bile çağrının yapıldığı yerin önceden aile fertlerine ve klinik personeline bildirilmesi önerilir. KEDİ&KÖPEK Veteriner hekimlerin çalıştığı kurum ve kuruluşlardaki sorumlu müdürler veya yöneticiler fiziksel saldırı ya da silahlı soygun gibi acil durumlarda veteriner hekimlerin nasıl davranacakları konusunda eğitimli ve hazırlıklı olup olmadıklarından emin olmalıdırlar. Yeni atanmış veya yeni görevlendirilmiş bir veteriner hekim hemen sahaya gönderilmemelidir. Meslek içi veya hizmet içi eğitimlerden geçirildikten sonra veteriner hekimler göreve çıkarılmalıdır. Özellikle et kombinaları, belediyeler, kırsal alan vb. gibi yerlerde çalışan veteriner hekimler kendilerini beklemekte olan risklere karşı hazırlıklı olmalıdırlar. Veteriner hekimlerin ve yardımcı personelinin risklerini en aza indirecek ve güvensiz ortamlarda veteriner hekimlerin kendilerini sağlama alacaklarını ve sağduyulu davranmalarını sağlayacak bir dizi önlemler mutlaka alınmalıdır. Klinikte, sahada, çiftlikte ve tanımadıkları hasta sahiplerinin çağrılarına gidildiğinde ortaya çıkabilecek durumlarla başa çıkmak için bazı öneriler ve personele verilebilecek bazı tavsiyeler vardır. Veteriner hekimin güvenliğini sağlamak için de risk yönetimi uygulanmalıdır. Oluşabilecek risklere karşı uygun bir risk yönetimi yaklaşımı belirlemek risk düzeyine uygun önlemlerin alınması için birtakım prosedürlerin uygulanması gerekmektedir. Bu prosedürler ve kurallar manzumesine her veteriner hekim uymalıdır. Veteriner hekimlere gerekirse iş güvenliği ve sağlığı konusunda fakültelerde veya mezuniyet sonrası eğitim verilmelidir. Yeterli güvenli ve sağlıklı ortam oluşmamışsa veteriner hekim müdahaleyi ya olumlu koşullar gerçekleşinceye kadar geciktirmeli ya da müdahaleden vazgeçmelidir. Veteriner hekimler için profesyonel davranış kuralları Veteriner hekimlerin güvenliklerini garantiye almak için gelişmiş ülkelerde, “Profesyonel Davranış Kuralları” çıkarılmıştır. Veteriner hekimlerin can ve mal PETİNFO 2015/02 78-79 güvenliğini sağlayacak yönde benimsenen “Profesyonel Davranış Kuralları” şunlardır: Genel çalışma güvenliği 4 Veteriner hekimler, yanlarında daima hızlı ve acil temas kurabilecek operasyonel cep telefonları taşımalıdırlar. 4 Özel itina veya ilgi isteyen çok titiz veya huysuz hasta sahipleri olabilir. Hastaya çağrılan veteriner hekim, çağıran kişiden veya içinde bulunduğu koşullardan hoşnut değilse yanında başka bir personelle birlikte çağrılan yere gitmelidir. Eğer gittiği yerden çok emin değilse gideceği yeri yakınlarına ve klinik personeline mutlaka bildirmelidir. 4 Özellikle acil vakalara giden veya müdahale eden veteriner hekimler kendi sağlığı ve güvenliğini korumak zorundadırlar. Veteriner hekimlikler mesleklerini icra ederken birtakım riskleri göz önünde bulundurmalı ve bu riskleri yönetmelidir. Genelde veteriner hekimlerin kendi sağlığı ve güvenliğini korumanın dışında bir şey düşünmediği algısı vardır. Oysa veteriner hekimler kendi güvenliği ve sağlığını korumakla mükellef oldukları kadar yardımcı personelin de güvenliğini ve sağlığını korumak zorundadırlar. Bu aynı zamanda vicdani ve etik bir sorumluluk olarak veteriner hekimlerin içselleştirdiği bir durumdur. Özellikle nöbetçi iken acil vakalara katılmak zorunda olan veteriner hekimler müdahale etmeden evvel güvenlik ve sağlık açısından tüm tedbirlerin alındığına emin olmalı ve ondan sonra harekete geçmelidir. İş güvenliğini ve sağlıklı çalışma ortamını oluşturmak Saha şartları altında çoğu zaman veteriner hekimler kendilerini güvensiz hissedebilir. için gerekirse hayvan sahibinden destek alınmalıdır. Eğer hayvan gelebilecek veya getirilebilecek durumda ise hasta hayvana başka bir yerde müdahale edilmesi olanağı oluşturulmalıdır. Ancak tüm bunları yapmak için hayvan sahibi ile doğru iletişim kurmak önemlidir. 4 Kliniğe araçtan geçiş mesafesi personelin güvenliğini sağlayacak şekilde aydınlatılmış ve ışıklar duyarlı sensörlerle donatılmış olmalıdır. 4 Eğer mümkünse kliniğin olduğu yerin park alanı içine giriş ve çıkışların karta bağlı olduğu alanlar olması tercih edilmelidir. Kliniğin ve aracın bulunduğu alanlar özel güvenlik görevlilerinin bulunduğu yerlere yakın olursa çok daha güvenli olacaktır. Veteriner hekimler kendilerini güvende hissetmedikleri durum ve zamanlarda geceleri yalnız hasta ziyaretine çıkmamalı, gerekirse özel güvenlik şirketlerinden yardımcı KEDİ&KÖPEK SÜRÜCÜ ÖNLEMLERİ Bir arıza durumunda, arabanın kaputu açık şekilde yükseltildikten sonra, sürücü arabanın içine girmeli, kapılar ve pencereler kilitlenmeli yanıp sönen tehlike ışıkları ile (mümkün ve uygunsa) araba içinde beklenmelidir. Dışarıdan yaklaşan yabancılara pencereler kesinlikle açılmamalıdır. personel desteği sağlamalıdır. 4 Hekim ziyaretleri genellikle telefonla düzenlenmeli, sürpriz ziyaretlerin önüne geçilmelidir. Şüpheli ve güvensiz olma ihtimali olan ziyaretlerde veteriner hekimler yalnız olmamalıdır. 4 Geceleri bahçe ve dış giriş kapıları sadece personelin giriş yaptığı sürece açık olmalıdır. Hasta sahipleri içeri alınmadan önce mutlaka nezaket kuralları çerçevesinde ön kontrolden geçirilmeli, bunun için önceden tedbir alınmalıdır. Kliniğe giriş yapan kişiler danışma elemanı, şef, başka bir veteriner hekim veya acil çağrı sistemiyle operasyonel olarak donatılmış başka bir personel tarafından önceden karşılanmalıdır. Eğer hasta hayvana kalabalık bir grup eşlik ediyorsa yalnızca bir kişi muayene odasına alınmalı ve kapı kilitlenerek başka birinin içeriye girmesine izin verilmemelidir. 4 Ortamın durumuna göre, izlenebilen, personele takılarak uyarılmasını sağlayan “panik butonları” ve uzaktan kumanda aygıtları kullanılmalı ve bunlar güvenlik personelini uyaracak şekilde devreye sokulmalıdır. 4 Geceleri sorunlu bir kişinin hekimden para, ilaç vb. şeyler istemesi durumunda, istenen şey verilmelidir, fakat hekim vakit kaybetmeden polise haber verilmelidir. Ayrıca fail hakkında tüm detayların kaydedilmesi güvenlik açısından oldukça önemlidir. PETİNFO 2015/02 80 Araba Güvenliği 4 Arabadaki değerli eşyalarınız ve ilaçlarınız göz önünde değil, gizli bir yerde tutulmalıdır. Tüm anahtarlarınız valiz veya çantalarınızda bulundurulmamalı, çalınma riskine karşı ayrı bir yerde muhafaza edilmelidir. 4 Arabalar her zaman kilitli durumda tutulmalıdır. 4 Araba anahtarı arabaya yaklaştığınızda elinizde olmalı arabanın yanına gelir gelmez beklenmeden arabanın içine çabucak bir defada girilebilmelidir. Anahtarların üzerinde kesinlikle etiket olmamalıdır. 4 Başka bir sürücü başı dertte görünüyorsa, bu tür durumlarda durdurarak doğrudan destek vermek yerine, yardım için telefon etmek veya sorunu en yakın işlek istasyona bildirmek tercih edilmelidir. 4 Yakıt deposu en az yarıya kadar dolu tutulmalıdır. 4 Yolda otostop yapan kişiler arabaya alınmamalıdır. 4 Mola vermek veya park etmek için güvenli, işlek ve aydınlık istasyonlar tercih edilmelidir. Güvenlik alarmları Hareketli nesnelere duyarlı, hareket halinde olan veya yaklaşmakta olan nesneler karşısında devreye giren sensörler veya cam kırılmasına karşı hassas dedektörler çeşitli güvenlik düzeylerinde kullanılabilir. Bankalar, döviz büroları veya kuyumcu gibi yerlerde kullanılan operasyonel alarm sistemleri kliniklerde de kullanılabilir. Gelişmiş kameralı ve alarmlı güvenlik sistemlerini kurdurmak mümkündür. Profesyonel güvenlik şirketlerinden yardım ve destek talep edilerek kliniğin veya çalışma yerinin güvenlik raporu istenmelidir. Güvenlik şirketlerinin vereceği rapora göre zayıf güvenlik noktaları güçlendirilmelidir. Kliniğin bulunduğu yere göre gerekirse devriye veya güvenlik görevlisi istihdam edilmelidir.
Benzer belgeler
Ekim-2014 - Petinfo Dergi
[email protected]
GRAFİK TASARIM
EMEL VURAL
[email protected]
DANIŞMA KURULU
PROF. DR. AHMET ERGÜN
PROF. DR. NİLÜFER AYTUĞ
PROF. DR. TAMER DODURKA
Yrd. Doç. Dr. Özlem Şengöz Şirin
Dr. Ba...
Haziran-2014 - Petinfo Dergi
[email protected]
GRAFİK TASARIM
EMEL VURAL
[email protected]
DANIŞMA KURULU
PROF. DR. AHMET ERGÜN
PROF. DR. NİLÜFER AYTUĞ
PROF. DR. TAMER DODURKA
Yrd. Doç. Dr. Özlem Şengöz Şirin
Dr. Ba...