Rus basınında çıkan habere göre, sirkte
Transkript
Rus basınında çıkan habere göre, sirkte
Söyleþi 4’DE Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan dün partisinin “Geniþletilmiþ Ýl Baþkanlarý Toplantýsý”nda yaptýðý konuþmada, gazete patronlarýna muhalif köþe yazarlarýný susturma emri verdi. Baþbakan Erdoðan, “Buradan o gazetelerin patronlarýna sesleniyorum. Napayým köþe yazarýna hakim olamýyorum diyemezsin. Diyeceksin arkadaþ. Bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi alt üst etmesine müsaade edemeyiz. O zaman köþende yazý yazanýn maaþýný sen veriyorsun, yarýn feryat etmeye geldiðin zaman feryat etmeye hakkýn yok” dedi. ‘Kafana Göre Atamazsýn’ Söz konusu konuþmayý gazetemize yorumlayan Çaðdaþ Gazeteciler Derneði (ÇGD) Baþkaný Ahmet Abakay, “Baþbakan çok açýk þekilde, çað dýþý bir anlayýþla, gazete patronlarýnýn yazarlarýný iþten atmasý için teþvik etti” dedi. 2’DE 7’DE 2’DE Ýlçemiz Kaymakamlýðý 21. Vergi Haftasý etkinlikleri kapsamýnda 26.02.2010 Cuma günü düzenlediði törenle, Gelir Vergisi kapsamýnda Eczacý Kaplan GÖNENÇEN ve Kurumlar Vergisi kapsamýnda Aslanlar Limited Þirketi’ne Nevþehir Defterdarlýðýnca düzenlenen Teþekkür Belgeleri, ilçemiz Kaymakamý Mustafa ELDÝVAN tarafýndan verildi. Ýlçemiz Kaymakamý Mustafa ELDÝVAN konuþmasýnda; “ Vergi Devlet ekonomisinin en temel gelir kaynaðýdýr. Devlet hizmetlerinin saðlýklý biçimde gerçekleþtirilmesinde, ülke kalkýnmasý ve geliþmesine katký saðlanmasýnda en büyük pay alýnan vergilerdir. Bu nedenle toplumun bütün kesimleri vergi ödevini eksiksiz yerine getirmelidir. Küçük yaþlardan itibaren vergi bilincinin oluþturulmasýna baþlanmasý gerekmektedir.” Dedi. Mükelleflere iþlerindeki baþarýlarýnýn devamýný temenni ederek, “Sizler gibi vatandaþlarýmýza devletin ihtiyacý büyüktür... 3’DE Rus basýnýnda çýkan habere göre, sirkte saldýrganlaþan Zora isimli þempanze, Rusya’nýn güneyindeki Rostov kenti hayvanat bahçesine getirildikten sonra, baba olmasý ve markerlarla çizmeyi öðrenmesinin yaný sýra sigara ve alkol alýþkanlýðý da edindi. Bira ve sigaranýn hayvaný mahvettiðini yazan Komsomolskaya Pravda gazetesi, Zora’nýn gelen geçenden bira dilendiðini belirtti. 8’DE Düzyazýnýn doðasý gereði yararcý olduðunu söyler Sartre. Ýçinden çýkýlmasý zor bir açýklýk içinde karþýmýza çýkan düzyazý, bazen þiirle iç içe geçmiþ görünür ve þiirin iç biçim özelliklerini kullandýðý söylenirken, þiirsel de olmaya baþladýðý yerde yazýnsal olmaktan çýkmaya baþlar. Nesirin er geç baþkalaþýp þiir biçimini alacaðýný savunurdu Memet Fuat sanýrým olmayacak bu. 5’DE 3’DE 7’DE Kalp hastalýklarýnýn ölümcül olduðunu bildiren uzmanlar, boðaz, çene ve mide aðrýlarýnýn hafife alýnmamasý gerektiðini bildirdi. Konu ile ilgili bir açýklamalarda bulunan Tekden Hastanesi anjiyo ünite sorumlusu Prof. Dr. Ali Ergin, "Kalp krizi toplumda en sýk görülen ölüm nedenleri arasýnda gelir, erkek ve kadýn nüfusunun yüze 45-50'si kalp krizi sebebiyle hayatýný kaybetmektedir" dedi. Prof. Dr. Ergin, "Ülkemizde senede 170 -180 bin kiþi kalp krizinden hayatýný kaybettiði bilinmektedir. 6’DA 2 Onlar, 1938 yýlýnda Dersim’de öldürülen ya da þans eseri kurtulup sürgüne gönderilen ailelerin çocuklarý. Doðduklarý yeri ve oynadýklarý oyunlarý deðil ama, dilini, dinini unutmuþ; aileleriyle birlikte kültürlerinden de kopartýlarak subay ailelerine evlatlýk verilmiþ minik kýzlar... Þimdi seksenli yaþlarýný sürüyorlar. Onlar, dünyanýn pek çok ülkesinden tartýþmaya açýlan, ancak ülkemizde sorgulanmasý tabu olmayý sürdüren resmi tarihin, süsünden püsünden, yalanýndan dolanýndan sýyrýlmasýný saðlayacak olan tanýklar... Dersim’in kayýp kýzlarý... Nezahat ve Kazým Gündoðan çifti, üç yýl boyunca izini sürdükleri ve sonunda sayýlarýnýn yüzlerce olduðunu tespit ettikleri Dersimli kayýp kýzlarý, hazýrladýklarý belgeselle seyirciyle buluþturmaya hazýrlanýyor. “Ýki tutam saç, Dersim’in Kayýp Kýzlarý” adýný taþýyan belgeselde, bugün adý Tunceli olarak bilinen Dersim’de 1938 yýlýnda yaþanan kanlý olaylar sonucu ailesiz kalan ya da ailelerinden zorla alýnarak subay ailelerine evlatlýk verilen kýzlarýn tanýklýklarý aktarýlýyor. Bu açýdan Türkiye’nin karanlýk dönemlerinden birini ele alan belgesel büyük bir yanký uyandýracaða benziyor. Belgeselciler kýz çocuklarýnýn neden subay ailelerine evlatlýk verildiði sorusunun cevaplanabilmesi için dönemin politik yaklaþýmlarýnýn tümüyle anlaþýlmasý gerektiðinin altýný çiziyor. Çalýþmalarýnda da bu konuda yazýlmýþ devlet raporlarýndan yararlanarak bir senteze ulaþmýþlar. Nezahat Gündoðan, Dersim’in kültürü ve diline dair çözümlemelerin yer aldýðý bu raporlarda, Dersimlilerin Kürtlerden etkilenerek Kürtçe konuþmaya baþlayan öz be öz Türk olduklarýnýn söylendiðini belirtiyor. Dersim olaylarýnýn inanç, dil ve kültür birliði yaratma çabasýndan doðan bir politika içinde deðerlendirilmesi gerektiðini de sözlerine ekleyen Gündoðan, aksi halde olayý deðerlendirme konusunda yanýlgýya düþeceðimizi düþünüyor. Belgeselciler devlet raporlarýnda, evlatlýk verilen Dersimli Kürt kýzlarýn Türkleþtirilmesine dair açýk bir karara rastlamamýþ. Ancak, dönemin Ýçiþleri Bakaný Þükrü Kaya’nýn Türk birliðini yaratmada ailenin, aile içinde de kadýnýn önemli olduðunu ve çocuklarýn þimdiden yetiþtirilmesinin, gelecek nesillerin Türk olarak yetiþmesinde çok önemli bir rol alacaðýna vurgu yaptýðý raporlarýn dikkat çekici olduðu notunu düþüyorlar. Dersim’in bulunabilen kayýp kýzlarýnýn hepsi katliamý hatýrlýyor. Ancak çoðu hâlâ korkuyor. Dersimli olmanýn, baþlarýna dert açacak bir þey olduðunu düþünüyorlar. Hikâyesini en yakýnlarýna bile anlatmamýþ çoðu. Bu belgesel Alevi doðup uyum saðlamak için Sünni olan, ana dili Kürtçeyi tamamen unutan, ailesini de ancak 65 yýl sonra bulan Fatma Nine ve diðerleriyle tanýþtýracak bizi. 2 Mart’ta Cemal Reþit Rey Konser Salonu’nda seyircisiyle buluþacak olan “Ýki tutam saç, Dersim’in Kayýp Kýzlarý” son tanýklarýyla bize farklý bir tarih okumasý yaptýracak. BirGün köþe yazarlarýnla elinden geleni yapacaksýn. Þurada yüzde 6,5 puan piyasalar düþüyorsa, bunun sebebi bunlardýr. Lütfen herkes çizgisini iyi bilmeli.” Eleþtirenleri ‘Gazeteden kov’ dedi Baþbakan Erdoðan sözlerini þöyle sürdürdü: “Köþe yazarlarýný bana eleþtiri yapabilir haklýdýr, ama bende uyarýmý yapmalýyým. Cumhurbaþkaný’yla görüþmeyi nasýl üçlü yaparlarmýþ. Buna nasýl Cumhurbaþkanlýðý zirvesi denirmiþ. Bunlar edebe adaba hiçbir þeye sýðmaz. Böyle yapýyorsa, burada sana yer yok diyeceksin. Herkes vitrinine layýk olaný koyar.” Görüþler Patronlara Ultimatom Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan dün partisinin “Geniþletilmiþ Ýl Baþkanlarý Toplantýsý”nda yaptýðý konuþmada, gazete patronlarýna muhalif köþe yazarlarýný susturma emri verdi. Baþbakan Erdoðan, “Buradan o gazetelerin patronlarýna sesleniyorum. Napayým köþe yazarýna hakim olamýyorum diyemezsin. Diyeceksin arkadaþ. Bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi alt üst etmesine müsaade edemeyiz. O zaman köþende yazý yazanýn maaþýný sen veriyorsun, yarýn feryat etmeye geldiðin zaman feryat etmeye hakkýn yok” dedi. ‘Kafana Göre Atamazsýn’ Söz konusu konuþmayý gazetemize yorumlayan Çaðdaþ Gazeteciler Derneði (ÇGD) Baþkaný Ahmet Abakay, “Baþbakan çok açýk þekilde, çað dýþý bir anlayýþla, gazete patronlarýnýn yazarlarýný iþten atmasý için teþvik etti” dedi. Türkiye Gazeteciler Sendikasý (TGS) Genel Baþkaný Ercan Ýpekçi ise “Çalýþanlarý iþveren karþýsýnda koruyan iþ yasalarý ve bunlarýn meslek örgütleri ve sendikalarý var. Baþbakan Recep Tayyip Erdoðan’ýn keyfine ya da medya patronlarýnýn keyfine göre yazarlar ve gazeteciler iþten çýkarýlamaz” diye belirtti. AKP Genel Baþkaný ve Baþbakan Tayyip Erdoðan, kendisine karþý olan medyaya yönelik sert eleþtirilerde bulunurken, “Bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi alt üst etmesine müsaade edemeyiz. O zaman köþende yazý yazanýn maaþýný sen veriyorsun, yarýn feryat etmeye geldiðin zaman feryat etmeye hakkýn yok. Köþe yazarlarýný bana eleþtiri yapabilir haklýdýr, ama ben de uyarýmý yapmalýyým” dedi. Ankara’da partisinin ‘Geniþletilmiþ Ýl Baþkanlarý Toplantýsý’nda konuþan Erdoðan, gündeme iliþkin deðerlendirmelerde bulundu. Erdoðan, son günlerde yaþanan geliþmelerle birlikte muhalefetin erken seçimi gündeme getirdiðini belirterek “Bu çabalarý faydasýz bulduðunu” söyledi. Erdoðan, muhalefetin bu tür tartýþmalar aracýlýðýyla hükümetin “yürüyüþünü yavaþlatma çabasý” içerisinde olduðunu söyledi. “Sürekli erken seçimlerin yaþandýðý o günler artýk geriden kalmýþtýr” diyen Erdoðan, “AK Parti iktidarýyla Türkiye’de siyaset geriye dönülemez þekilde kaliteye kavuþmuþtur” dedi. Ýsimleri Aðzýna Almadý Geçtiðimiz haftalarda Meclis Genel Kurulu’nda yaþanan kavganýn ardýndan Baþbakan Erdoðan MHP Genel Baþkaný Devlet Bahçeli ve CHP Genel Baþkaný Deniz Baykal’ýn “isimlerini aðzýna almayacaðýný” söylemiþti. Erdoðan muhalefeti þu sözlerle eleþtirdi: “Býrakýn onlar ne söylerse söylesin, bütün kirli dosyalar meydana çýkýyor. Dün parlamentoda olaný da izlediniz. Geçmiþte kim kime neyi nasýl konuþmuþ. Bizzat yaþayanlar konuþuyor. Ben isimlerini artýk aðzýma almayacaðým için konuþmuyorum.” Medyaya Kýzdý Baþbakan Erdoðan, üçlü zirveyle ilgili yayýmlanan haberleri ve yazýlarý deðerlendirirken þunlarý söyledi: “Öyle garip ve çirkin yorumlar getiriyor ki akla hayale gelmez þeyler. Siz bu ülkeye yardýmcý mý olacaksýnýz, yoksa ortamý kýzýþtýrmanýn gayreti içinde mi olacaksýnýz? Bir Cumhurbaþkaný’nýn deðerlendirme yapmasý yanlýþ bir þey mi? Bunlar Anayasa’yla Cumhurbaþkaný’na verilmiþ haklar.” ‘Feryat Etme Hakkýn yok’ “Gazete patronlarýna sesleniyorum” diyen Erdoðan, þu uyarýda bulunurken þunlarý kaydetti: “Napayým köþe yazarý hakim olamýyorum diyemezsin. Diyeceksin arkadaþ. Bu ülkeyi germeye, bu ülkede ekonomiyi alt üst etmesine müsaade edemeyiz. O zaman köþende yazý yazanýn maaþýný sen veriyorsun, yarýn feryat etmeye geldiðin zaman feryat etmeye hakkýn yok. Bir taraftan gelip hükümete vuracaksýn, öbür tarafta da ‘Padiþahým çok yaþa!’ diyen gazeteci istiyor Çaðdaþ Gazeteciler Derneði (ÇGD) Baþkaný Ahmet Abakay: Baþbakan çok açýk þekilde, çað dýþý bir anlayýþla, gazete patronlarýnýn yazarlarýný iþten atmasý için teþvik etti. Baþbakan, ‘’Padiþahým çok yaþa!’’ diyen gazeteci ve yazarlar istiyor. Bu demokrasi dýþý bir taleptir. Gazeteleri hükümete baðlý kurum haline getirmek, gazeteci ve yazarlarý da kendisine baðlý memur ya da basýn müþavirleri olarak görmek istiyor. Bu kabul edilebilir bir durum deðil. Gazeteciler ne yapacak, görmesin mi olup biteni? Yazmasýn mý? Baþbakan her zaman ‘ilklerin adamý’ oldu. Seçim sürecinde ‘’gazete okumayýn’’ kampanyasý baþlatmýþtý. Son açýklamasý ile de, demokratik ülkelerde olmayacak bir rekora imza attý yine. Baþbakan alenen hukuksuzluða çaðýrdý Türkiye Gazeteciler Sendikasý Genel Baþkaný Ercan Ýpekçi: Çalýþanlarý iþveren karþýsýnda koruyan iþ yasalarý ve bunlarýn meslek örgütleri ve sendikalarý var. Baþbakanýn keyfine ya da medya patronlarýnýn keyfine göre yazarlar, gazeteciler iþten çýkarýlamaz. Baþbakanýn yaptýðý, medya patronlarýna yaptýðý çaðrý, hukuksuzluða çaðrýdýr. Ben de Sayýn Baþbakaný hukuka uygun davranmaya çaðýrýyorum. Baþbakan, askeri vesayete karþý ama... Bilgi Üniversitesi Ýletiþim Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Esra Arsan: Bu, Baþbakanýn demokrasi ve basýn özgürlüðü anlayýþýnýn ne kadar kýt olduðunun bir göstergesi. Baþbakan gazeteciyi patrondan maaþ alan, patronun kontrolünde haberler yapan ve patronun bünyesinde askeri hiyerarþi içinde deðerlendiriyor. Bu ülkede askeri vesayete karþý çýkan bir baþbakan, bir yandan da gazeteciliði askeri hiyerarþi içinde, komutanýnýn yani ‘’patorununun’’ her istediðini yazan bir emireri gibi gösteriyor. Baþbakan, özgürlükler ve demokrasiler açýsýndan sýnýfta kaldý. BirGün (...) Özellikle Arif Sað’ýn Alevi açýlýmýyla ilgili yapýlan çalýþtayýn bir aktörü haline gelmesi ve giderek hükümetin yanlý, yanlýþ politikalarýnýn danýþmanlýðýna soyunmasýnýn düþündürücü olduðunu söylemekte bir sakýnca görmüyorum... 3 Mart, “Müzik Özgürlüðü Günü” olarak dünyanýn birçok ülkesinde çeþitli konser ve etkinliklerle kutlanýyor. Bu etkinliklerde dünyanýn dikta rejimlerinde yaþayan ve muhalif kimliklerinden ötürü baský ve sansüre uðrayan sanatçýlar konuk edilerek, yaþadýklarý baskýlarýn dünya medyasýnda gündeme gelmesi ve bunun küresel bir sorun olarak algýlanmasý saðlanýyor. Bu yýl için de benzer çalýþmalara devam ediliyor. 3 Mart 2010 tarihinde Mombai, Kahire, Kabil, Amman, Lahey, Paris ve New York’ta Müzik Özgürlüðü Günü etkinlikleri gerçekleþtirilecek. Bu yýl ayrýca “Dünyanýn Yasaklý Þarkýlarý” isimli yeni bir albüm çýkýyor. Ýran’dan Mahza Verdat, Batý Sahra’dan Aziza Brahim,Marcel Khalife, Amal Murkus, Jah Fakoly ve Türkiye’den benim bulunduðum albüm, 3 Mart günü itibariyle dünya müzik marketlerinde yerini alacak. Sanatçýlarýn, kendi ana dillerinde söyledikleri þarkýlarla oluþturduklarý albümün bu alanda bir ilk olmasý ise son derece önemli. Freemuse, (Dünya özgür Müzik Forumu) “Müzik Özgürlüðü Günü” kapsamýnda her yýl sansür ve baskýlara karþý verdikleri mücadeleden dolayý bir veya iki sanatçýya ödül vermektedir. Geçen günlerde Freemuse baþkaný Sayýn Ole Raitov’dan gelen bir telefonla 2010 yýlýnýn ödülüne, benimle birlikte Arap halkýnýn direniþini ve özgürlük talebini müziðiyle dünyaya taþýyan ve tanýtan sevgili Marcel Khalif’in layýk görüldüðünü öðrendim. 25 Mart perþembe günü Londra’da dünya basýnýnýn da takip edeceði törende sevgili Marcel Khalif’le birlikte bu tarihi ödülü, etnik, kültürel ve siyasi nedenlerden ötürü takip edilen, baský ve sansüre uðrayan, hakkýnda davalar açýlan ve tutuklanan sanatçý ve müzisyenler adýna almýþ olacaðýz. Dünyanýn bu yönüyle bildiði ve tanýmaya çalýþtýðý bir sanatçý olarak kendi ülkemde nasýl bir dýþlanmýþlýk, bir faþizanlýkla karþý karþýya bulunduðumu ifade etmek durumundayým. 30 yýla varacak olan sanat hayatýmýn neredeyse bütünü, bu ülkede baský ve yasaklarla mücadele içinde geçti. Bu yasaklarýn özellikle son 7 yýllýk AKP Hükümeti döneminde katlanarak devam ettiðini söylemem gerekiyor. Son bir yýldýr “demokratik açýlým” sözcükleriyle yatýp kalkýyoruz. Demokrasi, özgürlük ve barýþ mücadelesinde yer alan bir sanatçý olarak, bu ülkede herkesten çok gerçek anlamda bir demokratik açýlýmýn savunucusu oldum ve olmaya devam edeceðim; fakat bizim beklediðimiz ve özlediðimiz anlamda bir açýlýmýn aksine bu hükümetin ortaya koyduðu yaklaþýmý ise son derece dýþlayýcý ve bir o kadar da tehlikeli buluyorum. Kürt coðrafyasýnda görülmedik bir baský ve terör rejimi yeniden canlandýrýlmaya çalýþýlýyor. Kürt halkýnýn seçilmiþ belediye baþkanlarý ve siyasi temsilcileri ardý ardýna kelepçelenerek tutuklanýyor ve Kürt çocuklarý panzerlere taþ attýklarý iddiasýyla onlarca yýl hapisle yargýlanmak üzere tutuklanýp cezaevlerine týkýlýyorlar. Öte yandan Kürtçe þarký söyleyen sanatçýlara yönelikte yeni bir saldýrý furyasýyla karþý karþýya bulunuyoruz. KCK operasyonu kapsamýnda sýrf þarký söylediði için tutuklanan Diyarbakýrlý Þeyda Perinçek hala cezaevinde bulunuyor. Yine son bir ay içinde önce Kürt sanatçý Ýbrahim Rojhýlat ve ardýndan Rojda, söyledikleri Kürtçe þarkýlar yüzünden gözaltýna alýndýlar. Benim hakkýmda devam eden davalara bir yenisi daha ekleniyor. 2009 Munzur Kültür ve Doða Festivali kapsamýnda verdiðim konserde yaptýðým konuþmada: “Rütbeli katillerin cehenneme dönüþtürdüðü bir coðrafyada yaþamak istemiyoruz” dediðim için yargýlanacaðým. Bütün bu gerçeklerin vücut bulduðu toplumsal, siyasal arenada samimi, onurlu bir barýþýn hayat bulmasý adýna çabalarýmýzýn yoðunlaþtýðý bir süreçten geçiyoruz. Öte yandan hükümetin “yandaþçý zihniyet” yaklaþýmýnýn sanat camiasýný da etkilediðine tanýk oluyoruz. 20 Þubat günü Sayýn Baþbakan, sözde açýlým görüþmelerine yeni bir halka daha ekledi ve Dolmabahçe'de çok sevdiði, kendi partisine yakýn bulduðu veya yakýn olmaya müsait gördüðü þarkýcý, türkücü ve bazý sanatçýlarla kahvaltýda bir araya geldi. Öncelikle bu kahvaltýya davet edilmediðimi, edilseydim bile katýlmayarak, Alevi Çalýþtayý sürecinde doðru olduðuna inandýðým benzer bir duruþun tarafý olacaktým, bunu belirtmeliyim. Kahvaltýya teþrif edenlerin birçoðunu uzun yýllardýr tanýyorum. Bu arkadaþlarýmdan birkaçýnýn, bu hükümetin “Demokratik açýlým” veya “Kürt açýlýmý” adý altýnda baþlattýðý sürecin giderek inandýrýcýlýðýný yitirdiðini bildiklerinden kuþkum yok. Ancak bu çaðrýya uyarak ve katýlarak inandýrýcýlýðý olmayan bir sürecin birer unsuru haline geldiklerini de vurgulamakta yarar görüyorum. Türkiye’de “Kürt açýlýmý” adý altýnda nasýl bir kýyým ve faþizanlýkla karþý karþýya bulunduðumuzu görmemek veya görmezden gelmek mümkün deðildir. Bu kýyýmýn, kahvaltýya katýlanlardan biri olan þarkýcý Hakan Peker tarafýndan dile getirilmesini son derece ilginç buldum ve kendisini kutlamak lazým. Ancak Hakan Peker’in bu tavrý kahvaltýda bulunan Kürt ve Alevi kökenli sanatçýlar açýsýndan bir utanç vesilesi olarak görülebilir. Bu çok duyarlý! sanatçý arkadaþlarýmýn bu gerçekleri herkesten çok daha iyi bildikleri ve yaþananlarý gördükleri halde sessiz ve tepkisiz kalmalarýna þaþýrmýyorum doðrusu. Özellikle Arif Sað’ýn Alevi açýlýmýyla ilgili yapýlan çalýþtayýn bir aktörü haline gelmesi ve giderek hükümetin yanlý, yanlýþ politikalarýnýn danýþmanlýðýna soyunmasýnýn düþündürücü olduðunu söylemekte bir sakýnca görmüyorum. Baskýcý rejimlerde halkýn sanatçýsý olmak, her þeyden önce ödünsüz olmayý gerektirir. Kendi çýkarsal iliþkilerini korumaya dönük bir yaklaþýmýn tarafý olanlarýn, rejime göbekten baðlý hale gelenlerin ve bundan medet umanlarýn halkýn sanatçýsý olamayacaklarýný tarih göstermiþtir. Ülkemiz tarihi bu anlamda ortaya çýkmýþ deðerlerin de tarihidir. Pir Sultanlarýn, Nazým Hikmetlerin, Yýlmaz Güneylerin ve son olarak sevgili Ahmet Kaya’nýn ödünsüz, devrimci tavrý buna örnektir. Hayatlarýnda en küçük bedelleri dahi göze almaktan kaçýnan ve sanatlarýný sistemin baskýcý ve yozlaþtýrýcý etkilerinden kurtaramayanlarýn bu deðerlerin farkýnda olmasýný bekleyemeyiz. Ayný þekilde bu ülkede kimliklerinden ve siyasal duruþlarýndan ötürü taviz vermeyen sanatçýlarýn hayatýnda ise deðiþen bir þeyin olmadýðý da ortadadýr. Onlar bu kahvaltý sofralarýna davet edilmedikleri gibi! teslim alýnmak adýna haklarýnda açýlan davalar ve yasaklarla mücadele etmeyi de sürdüreceklerdir. Tarihin ve halkýmýzýn gerçek bir sanatçýdan beklediði de budur. Alevihaberajansi.com Sulucakarahöyük/ HACIBEKTAÞ Haber:Foto/ Hüseyin KAÝM Ýlçemiz Kaymakamlýðý 21. Vergi Haftasý etkinlikleri kapsamýnda 26.02.2010 Cuma günü düzenlediði törenle, Gelir Vergisi kapsamýnda Eczacý Kaplan GÖNENÇEN ve Kurumlar Vergisi kapsamýnda Aslanlar Limited Þirketi’ne Nevþehir Defterdarlýðýnca düzenlenen Teþekkür Belgeleri, ilçemiz Kaymakamý Mustafa ELDÝVAN tarafýndan verildi. Ýlçemiz Kaymakamý Mustafa ELDÝVAN konuþmasýnda; “ Vergi Devlet ekonomisinin en temel gelir kaynaðýdýr. Devlet hizmetlerinin saðlýklý biçimde gerçekleþtirilmesinde, ülke kalkýnmasý ve geliþmesine katký saðlanmasýnda en büyük pay alýnan vergilerdir. Bu nedenle toplumun bütün kesimleri vergi ödevini eksiksiz yerine getirmelidir. Küçük yaþlardan itibaren vergi bilincinin oluþturulmasýna baþlanmasý gerekmektedir.” Dedi. Mükelleflere iþlerindeki baþarýlarýnýn devamýný temenni ederek, “Sizler gibi vatandaþlarýmýza devletin ihtiyacý büyüktür bu baðlamda katkýlarýnýzdan dolayý teþekkür eder, bol kazançlar dilerim” diyerek sözlerine son verdi. Ýlçemiz Malmüdürü Vekili Göksel TAÞDEMÝR, Vergi Rekortmenleri ödül töreni nedeniyle yaptýðý konuþmasýnda; “Bu yýl, 22-28 Þubat 2010 tarihleri arasýnda 21. si düzenlenen Vergi Haftasý kutlamalarýyla, vatandaþýmýzýn fiþ alma ve vergisini gönüllü ödeme alýþkanlýklarýnýn arttýrýlmasý, vergi dairesi mükellef iliþkilerinin daha da uyumlu olmasýyla birlikte vergi bilincinin oluþturulmasý hedeflenmektedir. Çaðdaþ ve refah seviyesi yüksek bir devlet için ülke ekonomisinin güçlü olmasý gerekmektedir. Güçlü bir ekonomi oluþturulmasýnda ise vergi gelirleri en önemli unsurdur. Bu nedenle vergi kayýp ve kaçaklarýnýn önüne geçilmesine azami gayret göstermek bir vatandaþlýk görevidir. 21. Vergi Haftasý kutlamalarý kapsamýnda bazý okullarýmýz ziyaret edilerek vergi bilincinin oluþturulmasýna katký saðlamak üzere özellikle okul çaðýndaki çocuklarýmýzýn bilinçlendirilmesine çalýþýlmýþtýr” dedi. Vergi Haftasý etkinlikleri kapsamýnda Malmüdürü Vekili Göksel TAÞDEMÝR, Gelir Uzmaný Mehmet Ali SAÐMAL ve Milli Emlak Memuru Murat ACAR’DAN oluþan heyet 25.02.2010 tarihinde Ýlçemiz Kaymakamý Mustafa ELDÝVAN’I makamýnda ziyaret etti. Kaymakam Mustafa ELDÝVAN ziyaretten dolayý duyduðu memnuniyeti de belirterek, tüm mükelleflerin ve daire çalýþanlarýnýn vergi haftasýný kutladýðýný dile getirdi. Atatürk ve Hacý Bektaþ Veli Ýlköðretim okullarý 24.02.2010 tarihinde Vergi Haftasý etkinlikleri kapsamýnda ziyaret edilerek, öðrencileri bilgilendirme amaçlý konuþmalar yapýldý ve çeþitli hediyeler daðýtýldý. GÖRÜÞLER TEKEL iþçileri eylemlerinin 73’üncü gününü de geride býraktý. Tüm gerilimlere ve zorluklara raðmen direniþleri kýrýlamayan, eylemlerine ýsrarla devam eden TEKEL iþçilerinin durumunu Ankara Üniversite Öðretim Üyelerinden Yrd. Doç. Mustafa Kemal Coþkun ile konuþtuk. Coþkun’a göre eylemin 70’li günlere ulaþabilmesinin tek nedeni iþçilerin geri adým atmayý kabul etmemesi. Konfederasyonlarý pasif kalmakla suçlayan Coþkun, sadece tek baþýna Mustafa Kumlu’nun baþkaný olduðu Tes-Ýþ’in birkaç saat þalter indirmesi halinde bile etkili bir eylemin ortaya çýkacaðýna dikkat çekiyor. Coþkun, “Tes-Ýþ neden önemli? Çünkü elektrik, enerji, su ve gazý elinde tutuyor. Sadece Tes-Ýþ þalteri 1-2 saat indirse belki bu iþ çözülür” diyor. Konfederasyonlar Pasif Kaldý »20 Þubat Cumartesi günü Ankara’da gerçekleþtirilen eylemi nasýl deðerlendiriyorsunuz? Benim eylem kararýný eleþtiren bir duruþum var. Ýlk önce bunu söylemek isterim. Konfederasyonlar toplanýp böyle bir eylem kararý aldý. Karar da þuydu, baþkalarý da gelmiþ olmakla birlikte, konfederasyonlara baðlý sendikalarýn yöneticilerinin Ankara’ya çaðýrýlmasý. Fakat bu sorunu çözmek istiyorsak daha doðrusu TEKEL iþçilerinin meselesi çözülmek isteniyorsa böyle bir eylem kararý pasif bir karar. Buraya gelip bir gece yatmakla bir þey çözemezsin. »Peki, Türk-Ýþ ve Tekgýda-Ýþ baþta olmak üzere diðer sendikalarýn ve konfederasyonlarýn bu direniþ boyunca olan tutumlarýný nasýl deðerlendiriyorsunuz? Hak-Ýþ ve Kamu-Sen destekliyoruz dediler. Fakat destekliyoruz demekle destek vermiþ olmuyorsun. Kamu-Sen 4 Þubat’taki iþ býrakmaya da katýlmadý. ‘Destekliyoruz’ diye bir açýklama yaptý ama nasýl destekliyorlar? Bu nedenle onlarý saymýyorum. KESK ve Türk-Ýþ de bu eylem boyunca Konfederasyon olarak fazlasýyla pasif kaldýlar. Zaten Türk-Ýþ’in ‘þu eylem bitse de kurtulsak’ gibi bir tavrý var. Meseleyi çözmek yönünde somut bir þekilde ortaya koyduðu bir tavrý yok aslýnda. KESK bu eylemin lokomotifi olabilirdi o da bunu beceremedi. Eylem aslýnda TEKEL iþçilerinin ýsrarý ile yürüdü. Eðer TEKEL iþçileri bu denli ýsrarcý olmasaydý bu eylem çoktan bitmiþti. 4/C’ye geçmiþ olurlardý. Bu nedenle TEKEL iþçilerinin bu mücadelesi önemli. Tekgýda-Ýþ de geç kaldý belki biraz. Çok daha önce yapýlmasý gereken bir eylemdi belki de ama en azýnda iþçilerin arkasýnda duran bir pozisyonu var. Fakat onun da tek baþýna Türk-Ýþ’e gücü yetmiyor. Ýþin bir de bu yönü var. »Tekrar 20 Þubat’a dönersek… Ýþçilere 4/C’ye geçmeleri için tanýnan süreden birkaç gün kaldý. Gerçi Danýþtay’a bir baþvuru yapýldý. Danýþtay bozmazsa iþçilerin önünde 1 haftalýk bir süre var. Dolayýsýyla bu eylem bu meseleyi çözecek bir eylem biçimi deðil. Bir sonuç alýnacak, bir kazanç elde edilecek bir eylem biçimi deðil. Belki 28 Þubat günü böyle bir eylem yapmak anlamlý olabilirdi çünkü o gün polis müdahalesi söz konusu. O gün herkesin o alanda olmasý daha anlamlý olurdu. ‘Grev Yapalým’ Diyemiyorlar 2o Þubat tarih olarak da böyle bir eylem için uygun deðil. Niye bunu yapýyorlar, çünkü grev yapalým diyemiyorlar. Genel grev kararý alamýyorlar çünkü genel grev kararý alýnsa da baþta kendileri uymuyorlar. Mesela pazar günü dýþardan gelenler döneceði zaman tam saat 12’de Türk-Ýþ Genel Baþkaný’nýn bir konuþmasý vardý. Ýþçiler ‘genel grev’ sloganlarý atarken TürkÝþ Genel Baþkaný genel grev kararýný TesÝþ’e sormam lazým, dedi. Tes-Ýþ Baþkaný kendisi. Tes-Ýþ neden önemli? Çünkü elektrik, enerji, su ve gazý elinde tutuyor. Sadece Tes-Ýþ þalteri 1-2 saat indirse belki bu iþ çözülür ama bunu yapacak irade yok. Bu bir. Ýkincisi sendikalarda bunu yapacak örgütlenme yok. Zaten iþçilerin birçoðu sendikasýz olmuþ; bu da üç. Türk-Ýþ’in 400 bin üyesi var. Çok az. Çünkü bu zamana kadar iþçiler, özelleþtirmelerle vb þeyler ile sendikasýzlaþtýrýldýlar. »Bir günlük iþ býrakma eylemi de beklenileni tam anlamýyla karþýlamadý. Ona da çalýþmadýlar ki… Böyle bir eylem memleketi sallayabilirdi. Eðer sendikalar kararlý davranýrsa sahiden üyelerini ikna eder de greve götürürlerse çok etkili bir eylem gerçekleþmiþ olurdu. Ama öyle olmadý maalesef. Ben bu konfederasyonlarla bu iþin çözülebileceðini zannetmiyorum. »Peki bu iþ çözülebilir mi? Umutsuz konuþmak istemem. Ýþçiler buradan bir þey öðrendi diyerek kazancýmýz olduðunu düþünebiliriz. Fakat eðer iþçiler açýsýndan somut bir kazaným olmazsa bir daha böyle bir eylem göremeyebiliriz. En azýndan ben yaþým icabý göremem, belki siz görürsünüz. Bundan sonra iþçileri özelleþtirmeye karþý harekete geçirmek zor olabilir. Ýkincisi sendikalar böyle yerlerde iþe yarar. Böyle þeylerde bir araya gelebilirler. Çok basit bir örneðini söyleyeyim. Þeker-Ýþ Sendikasý tek bir kez olsun TEKEL iþçilerinin yanýna gelmiþ deðildir. Halbuki TEKEL bittikten sonra þeker fabrikalarý özelleþtirilecek. Ayný þey onlarýn baþýna gelecek. Þeker-Ýþ üye kaybedecek, iþçileri 4/C’ye geçmek zorunda kalacak. Fakat hiçbir þey yaptýklarý yok. Ýþte sendikalarýn bürokratikleþmesi böyle bir þey. Ýþçiler ýsrar etmediði sürece kolay kolay eyleme geçmiyorlar. Bugüne kadar TEKEL iþçilerinin ýsrarý ile oldu bu iþ. Artýk Sona Gelindi »Peki iþçinin inadýný neye baðlýyorsunuz? Raký fabrikalarý özelleþtirildiðinde iþçileri TEKEL fabrikalarýna gönderdiler. O zaman ne sendikadan ne de iþçilerden özelleþtirmeye karþý bir þeyler yapýlmasý gerektiðine dair talep geldi. Ama artýk son noktaya gelindi. Rakýdan TEKEL’e geçerken iþçilerin haklarý da korunmuþtu. Þu an durum böyle deðil. Ýþ bütünüyle deðiþti. Ýþ güvenceleri ortadan kalkýyor, maaþlarý düþüyor. Bir nevi yumurta kapýya dayandý durumu. Fakat bu tür þeyler de böyle baþlar. Ýnsanlarýn gündelik hayatý etkilenmeye baþladý. Bu da onlarý harekete geçirdi. »Eylemin 3. gününde Abdi Ýpekçi Parkýnda yaþananlarýn eylemi daha görünür kýldýðýný söylersek yanýlmýþ olmayýz. Ay sonunda yeni bir polis müdahalesinin olabileceði gündemde. Sizce bunun sonuçlarý ne olur? Ben bunu polis müdahalesi ile çözeceklerini zannetmiyorum. Eðer Danýþtay ek süre verirse eylem uzayabilir. Eðer herhangi bir uzatma kararý da olmazsa iþçiler zorunluluktan dolayý gidebilirler. 70 gün hiç de az deðil. Bu insanlar 70 gün boyunca buradaydý ve ortada bir þey yok. Yani kýsacasý iþçilerin önünde þöyle bir seçenek olacak ya 4/C’ye baþvuracaklar ya da iþsiz kalacaklar. Umarým þöyle olur: TEKEL iþçileri direnmeye devam eder. Ama bu sefer daha zor bir sürece girilmiþ olur. »Ýþçilerde de bu 70 günlük sürede bir deðiþim yaþandý. Buraya aslýnda örgütlenmenin ve direnmenin bilinciyle gelmediler. Bunu kendileri de söylüyor. Siz nasýl deðerlendiriyorsunuz? Ýnsan pratikte öðrenir. Buradaki TEKEL iþçileri de yaþayarak öðreniyor. Ýçlerinden bazýsý eylem için yürüyen insanlarý gördüðüm zaman küfrederdim diyor. Þimdi kendisi yürüyor. Hayatýnda ilk defa slogan atýyor. Bu insanlar neyin ne olduðunu bizzat yaþayarak öðreniyor. Zaten sýnýf bilinci dediðimiz þey de böyle pratikle kazanýlan bir þey. Önceleri sol örgütler bu iþçilerin eline bir bildiri verdiðinde çoðu ya okumazdý okusa da ilgilenmezdi. Hatta kimisi bildiri daðýtanlarý kovalar, onlara kýzardý. Fakat þimdi ellerine verilen her þeyi okuyorlar. Birkaç gün önce bir panel vardý orada da söyledim. Bu iþçiler ‘kazandý’ sayýlýr. Bununla þunu kast ediyorum. Bu iþçiler bir yandan deðiþiyor. Direniþi ve dayanýþmayý yaþayarak öðreniyor. Bu güne kadar eylemlerini sürdürebilmeleri ve bunu birlikte yapabilmeleri giderek daha fazla sýnýf bilincine ulaþmýþ olmalarý kazanç sayýlmalýdýr. Genel Tanýmlarla Solcu Olunmaz »Bir yazýnýzda iki tür sol tarif ediyorsunuz ve bu ikisinin direniþi anlamayacaðýný söylüyorsunuz. Peki direniþi hangi sol doðru anlar? Türkiye’de þöyle bir eðilim baþladý: ‘Vatan elden gidiyor, vataný sattýrmayýz’ diyen bir grup kendine ‘sol’ diyor. Türk Solu ya da Ýþçi Partisi’ni bunlara örnek verebiliriz. TKP de mesela bu tarafa doðru giden partilerden birisi. Bunlarýn savunduðu þey sýnýf politikasý deðil. Nedir vurgu yaptýklarý? ‘Vatan elden gidiyor’. Vatan dediðin nedir? Arsadan ibaret bir þey deðildir ama böyle algýlýyorlar. ‘Vay þu topraðý yabancýlara sattýlar; vay bu topraðý yabancýlara sattýlar’. Bir tarafta böyle bir sol var. Diðer tarafta aslýnda AKP’nin politikalarýný savunan ama genel anlamda özgürlük ve demokrasi söylemini savunan daha liberal diyebileceðim bir sol. Ufuk Uras, Ahmet Ýnsel, Baskýn Oran son dönemlerde bu söylemi savunan isimler arasýnda sayýlabilir. Bunlarýn her ikisi de aslýnda sol deðil. »Neden? Solun bir tanýmý var. Eþitliði, özgürlüðü savunan insan solcudur dersen olmaz. Bunlar çok genel tanýmlar. AKP’ye sorsan özgürleþmeyi savunmam demez ki… Söylemle olacak bir þey deðil bu. Sol dediðin zaman üretim iliþkilerini bir problem haline getirip ona göre politika uygulayan partiye, söyleme sol denir. Üretim iliþkileri diyorsak iþin içine sýnýf mücadelesi girer, sýnýf sorunlarý girer, sýnýf çatýþmalarý girer. Sol dediðin þey bu politikayý yapmýyorsa ‘vatan elden gidiyor’ veya ‘demokratik haklar, özgürlük’ söylemi ile yola çýkýyorsa bu sol olmaz. Sosyal demokrat olabilir, sol liberal olabilir. Fakat solcu, üretim iliþkileriyle derdi olan adam demektir. Bir ulusalcý için önemli olan TEKEL’in özelleþtiriliyor olmasý deðil, yabancýlara satýlýyor olmasý. Yerli bir þirkete satýlsa onlar için bu durum kabul edilebilir olacak. Öbür tarafýn da özelleþtirme ile ilgili bir derdi yok zaten. Mesela Baskýn Oran üniversitelerin paralý olmasýný savunabiliyor. Solcu isen özelleþtirmeyi sorun yapacaksýn, iþ güvencesinin ortadan kalkmasýný sorun yapacaksýn. Sol politika böyle olur. »Böyle bir sol var mý? Var. Ýrili ufaklý. TEKEL iþçilerinin de yanýndalar. Bazý þeyleri yanlýþ yapsalar da oradalar. Yanlýþlýklarý nerede? Genelde bayrak yarýþýndalar. Bir de akýl verme yarýþýnda olanlar var. Üstten bakýp iþçilere ‘siz þöyle yapýn, böyle yapýn’ diyenler. Böyle bir politika olmaz. Yýllarca iþçilerin arasýnda olmadýlar, olamadýlar þimdi burada 4 tane TEKEL iþçisi gördüler. Hayýtýnda iþçi görmemiþ solcular var orada. Dolayýsýyla da ne yapacaklarýný bilemiyorlar aslýnda. Politika Ýþçinin Talepleri ile Þekillenir Politika masada oturup yazýp üreteceðin bir þey deðil. Gündelik hayatýn içinden çýkmalý bizzat iþçinin talepleri ile þekillenmeli. Ýþçinin gündelik hayattaki sorunlarýndan yola çýkýlarak yapýlacak bir þey bu. Ýþçiye sosyalist propaganda yapmanýn hiçbir anlamý yok. Yapanlar var ama. Kimileri buna reformist diyebilir ama reformist bir þey söylemiyorum aslýnda. Reformist olanlar belli, kendisine sol liberal diyenler vb. Oturup iþçiye Stalin ve Troçki anlatanlar bile var. Bilinç ise yukardan aþaðýya öðretilecek bir þey deðil. Pratikle kazanýlabilir. Ýþçiler de bunu yaþayarak öðreniyor. »Ýþçiler bunu ayýrt ediyor mu sizce? Bana sorarsan ediyorlar. Hatta bazen dinlemiyorlar bile. Birkaç tanesinin öylelerini yanlarýndan kovaladýklarýný duydum. Kovalamak derken ‘bize böyle þeyler anlatma’ demiþler. Geçmiþ iþçinin karþýna sosyalizm anlatýyor. Bu çok acemice bir þey. Böyle yaparak iþçiyi sosyalizme kazandýrabileceðini düþünüyor. Halbuki insanýn bilinç edinmesi bir süreç meselesidir. Bu eylemi de bir süreç olarak düþünürsen bilinci þu ya da bu þekilde geliþtiren bir þey. Sosyalizm iþçinin birinin ona kitaptan anlatarak öðreneceði bir þey deðil. Ama birilerini öyle görüyor. »Burada sola düþen görev nedir? Burada hep söyleniyor ya ‘biz TEKEL iþçilerinden öðrendik’. Fakat TEKEL iþçilerinden ne öðrendiði süreç içerisinde ortaya çýkacak. Eðer hâlâ masa baþýnda oturup sosyalizm propagandasý yapmaya devam edeceklerse birincisi bu artýk anlamsýzdýr. Ýkincisi sol örgütler bugüne kadar sendikalarla ya da konfederasyonlarla bir organik iliþkide bulunmadýlar. Bulunsalardý, Mustafa Kumlu diye birisi baþkan seçilir miydi? Artýk bunu yapmalarý gerekiyor. Aksi halde solun esamesi okunmaz. Mücadele ve Dayanýþma Þart »Ýþçilerden biri bana önyargýlarýn burada kýrýldýðýný ve bu durumun ilerde de böyle devam etmesini dilediðini söylemiþti. Sizce bu mümkün mü? Mesela bu iþçilerin yüzde 80’i AKP’ye oy verdi. Daha fazlasý sað eðilimlidir, saðcýdýr. Bu eylem bittikten sonra bu iþçiler buradaki gibi kalmayabilir. Yine gidip sað partilere oy verebilirler ama en azýndan þunu gördüler: Bir mücadele içinde olmadan, bir dayanýþmada bulunmadan hiçbir þey elde etmek mümkün olmuyor. Örneðin iþçilerden birisinin söylediði bir þey önemliydi: “Ben televizyonda yürüyen öðrencileri ya da baþkalarýný gördüðüm zaman küfür ederdim. Þimdi artýk mutlaka haklý bir talepleri vardýr diye düþünüyorum.” Bu kadarý bile herhalde hepimiz için yeterli. Ýlla ki bir sosyalist partide çalýþmasý gerekmiyor. ‘Haklý bir talepleri vardýr’ diyebilmesinin kalýcý olacaðýný düþünüyorum. Baþak Turan BirGün Düzyazýnýn doðasý gereði yararcý olduðunu söyler Sartre. Ýçinden çýkýlmasý zor bir açýklýk içinde karþýmýza çýkan düzyazý, bazen þiirle iç içe geçmiþ görünür ve þiirin iç biçim özelliklerini kullandýðý söylenirken, þiirsel de olmaya baþladýðý yerde yazýnsal olmaktan çýkmaya baþlar. Nesirin er geç baþkalaþýp þiir biçimini alacaðýný savunurdu Memet Fuat sanýrým olmayacak bu. Ses ve ritim, sözgelimi Sait Faik’in birçok öyküsünde olduðu gibi, þiirin varlýðýný mý gösterir? Bunu dersek öykü ya da romanýn yazýnsal doðasýný açýklamakta güçlük çektiðimizi söylemiþ oluruz ki, onlarýn açýk biçimde öne çýkarmadýðý yerde de ses ve ritim yazýnsal öðeler olarak gizlenmiþtir. Sait Faik’in Alemdaðda Var Bir Yýlan ve öncesindeki öykülerini ‘Hiþt, Hiþt!..’i açalým, ne okuduðunuzu düþünmeden sesli okumaya baþlayýn ve sözcüklerin oluþturduðu bu düzyazý dilinin sesini ve ritmini dinleyin. Sözcüklerin, bazen de harflerin benzeþiminden yararlanarak iþlediði bu ses ve ritim, þiirin iç biçim özelliklerine de sahiptir, ama sanýrým Sait Faik’in bilinçli yapmadýðý bu þiir iþçiliði, onu kendi yapan yaratýcýlýk gizilgücünden gelmiþtir belki bizim bugün onun dilinde bulduklarýmýzýn üstünde düþünmeye gerek bile görmemiþti o. Dil ve hakikat Giorgio Agamben, Nesir Fikri’nde Celan’ýn, “Sadece anadilinde hakikati söyleyebilir. Yabancý bir dilde þair yalan söyler,” sözünü aktarýyor. Romancýnýn hakikati yabancý dilerde arayýþýný ya da Türkçenin hakikati yansýtmakta yetersiz görülmesini nasýl deðerlendirmeli? Öte yandan, kitle kütürünü yazdýklarýnýn gerçeklik alaný olarak görmek romancýya özgüdür de, þair ya da öykücü bu gerçekliði paylaþmaya gönül indirmez. Yaratým sürecinin zihinsel bir süreç olarak yaþanmasý, yazýnsal metnin ilkin zihin içinde ortaya çýktýðýný gösterirse, þiir ya da öykünün yaratýcýlýk düzeyinin romanýn hep önünde olduðu öne sürülebilir mi? Bu gerçeðin kaynaðýnda sözcükler var; daha bütüncül bir dil yokken var olan sözcükler þiiri yaratmýþtý. Sözcükler þairin dili olarak çýkmýþsa ortaya, neden sonra oluþan bütüncül dil toplumsallaþmanýn ahlakýný da verir. Öte yandan, edebiyatýn dýþýndaki gerçek hayatta söylenmeyen sözü yazýnsal dil sanki ilk kez söyleniyormuþ gibi ortaya koyabilir. Sözcüklerin yaratma becerisinde bir baþlarýna kalma çaresizliðine uzanan el, dilin niteliksel bir sýçramayla ulaþtýðý anlamlandýrma ve yaratma becerisidir; üstelik bu dil neden sonra bir söylem yaratma düzeyine de çýkar ki, asýl nedeni edebiyatýn zorunlu gereksinimlerine karþýlýk verme fýrsatýný bulmasýdýr. Zihinsel süreçler Yaratýcý yazý bitimsiz bir uðraþ, insanýn yüksek nitelikli edimlerinin zihin içindeki en zengin gerçekleþme alaný. Yazarýn kendi sözcüklerinin içinden çýkardýðý dünya tümceden tümceye metni oluþtururken, yalnýzca yazarýn zihinsel yetileri içinde oluþmaz. Ayný yaratým sürecinde baþka kitaplar arasýnda geçen zamanlara da gerek duyulur. Sonra merak girer devreye, itici güç olarak; edebiyatýn aldýðý yeni biçimlere uygun biçimler nasýl bulunabilir, yakýn gelecekte gene þimdiki gibi mi yazacaðýz ve bunlar gibi sorular, yazarýn kendisiyle yüzleþtiði basamaklarý oluþturur. Aslýnda edebiyatýmýz, dilin bu doðurganlýðý içinde düþünüldüðünde, ilk bakýþta görünenden daha büyük bir gizilgüce sahip, ama bu gizilgücün bütününün harekete geçirilemediði de kuþkusuz. Nesir Fikri’nde, “Potansiyel, bir yandan, potentia passivita, yani pasifliktir, saf ve neredeyse sonsuz bir sabretme halidir; diðer yandan, potentia activa, yani aktif potansiyel, önü kesilemeyen harekete geçme dürtüsü, eylem itkisidir,” diyor Agamben. Ýçe dönük olan yeniliklerin izini sürerken, her zaman sabrýný da sýnýyor. Kendini kabul ettirecek gücü toparlamak ve olasý tepkileri karþýlayabilmek için, uyuyan gizlgücünü olur olmaz hareket geçirmekten kaçýnýyor. Agamben, “Potansiyel durumunda uzun süre kalmaktan daha acý bir þey yoktur,” derken, doðanýn sýrlarýyla deðil de, insan ve bireylik savaþýmý veren bütün tekil varlýklar adýna konuþuyor. Oysa edebiyatýmýzýn dýþa dönük yüzünün hem etkin olduðu, hem de sýk sýk yaptýðý ataklarla bütünü temsil etmeye çalýþtýðý söylenebilir. Gizilücünü saklamadýðý için de, kendini bütün gövdesi ve kollarýyla ortaya koyabiliyor. Birinin kullandýðý sözcükleri öbürünün kullanmadýðý edebiyat, yalnýzca bize özgü deðildir, dolayýsýyla bir garabet gibi alýnmamalýdýr. Sonunda kendisinin kitle kültürünün de bir parçasý gibi alýnmasýný olaðan gören edebiyatýn farklý bir dil de yaratmasý gerekir. Tatlý suya daldýrýlmýþ sözcükler belki suya yazdýrmaz yazýyý, ama býraktýðý etki dirsek acýsý gibidir, düþük voltajlý bir çarpýlma, þaþkýnlýk, belki kýsa süreli hayranlýk ve üstüne basýlýp sonrakine atlanan. Yenilikçiliðin sýnýrlarýnda dolaþanlarsa, “yaþamý sözcüklerin ejderha kanýna daldýrýr, bu þekilde onu hafýza karþýsýnda korunaklý kýlarlar.” Ýzi çýkmaz, anlamý unutulmaz, verilen emek oranýnda içselleþtirilir, bellek yitimine verilmiþ doðal ilaç gibidir, yan etkisiz. Zamane gönüllüsü romancý, eski zaman hikâyeleri yazdýðýnda bile güne uygunluðun sarhoþluðunu yaþar; oysa birçok dili bir arada yaþayan Bilge Karasu, okurun yazdýklarýyla iliþki kurmasýnýn güç olabileceðini düþünmek yerine, Türkçenin olanaklarýnýn yüksek düzeyli edebiyat için de yeterli olduðunu göstermiþ oldu. Türkçe, yüz bin sözcüðü bir arada kullanýlabildiðinde de yetersiz bir dil sayýlýr mi? Fazýl Hüsnü Daðlarca sanýrým bunu hiç düþünmedi, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday ya da Türk þiirinin öteki uç beyleri de, Türkçenin üstelik þiirin doðasý içinde sürekli soyutlanabilen zenginliðinden kuþku duymadýklarý gibi, yeni olaný da sýnýrlý görmediler. Yaratýcý yazarýn sözcük daðarýnýn ulaþabildiði sýnýrlardýr asýl olan; sonunda, sýnýrlarý çizilmiþ bir dil içinde yaþadýðýný düþünmüyorsa yaratýcý yazar, o dil içinde verilmiþ anlamlarýn, verilebilecek anlamlarýn hâlâ küçük bir bölümünü oluþturduðunu da düþünür. “Her yaþamda yaþanmamýþ bir þeyler vardýr, her sözcükte söylenmemiþ bir þeyler oluðu gibi,” diyor Agamben. Yazýnýn ahlakýndan söz ettiðimizde de Hermann Broch’un, “Yaþamýn o zamana kadar bilinmeyen bir yanýný keþfetmeyen roman ahlaka aykýrýdýr,” sözünü amentülerimiz arasýna alabiliriz, bu arada sözcüklerin o güne dek bilinmeyen anlamlarýný keþfetme ödevini de onun altýna yazarak. Yazarýn yarattýðý metin, hayatýn kefedilmemiþ gizlerine bir bir sokulurken, Oscar Wilde’ýn, edebiyatýn gerçekten daha gerçek olduðu biçimindeki, bir baþýna alýnýrsa yalnýzca güzel bir söz olarak kalacak sözünün anlamý yalýn biçimde ortaya çýkmaya baþlar. Edebiyatýmýzýn dili kendi yurdu olarak yeterince yaþamadýðý ya da o yurdun belli bölgelerini tanýmakla yetindiði söylenebilir; ama bu arada hayatýn yalnýzca yaþayarak keþfedilmeyeceðini, dilin de hayattan öðrendiklerimizden daha çoðunu anlatabileceðini unutmadan. http://notoskitap.blogspot.com Sulucakarahöyük/ KAYSERÝ Kalp hastalýklarýnýn ölümcül olduðunu bildiren uzmanlar, boðaz, çene ve mide aðrýlarýnýn hafife alýnmamasý gerektiðini bildirdi. Konu ile ilgili bir açýklamalarda bulunan Tekden Hastanesi anjiyo ünite sorumlusu Prof. Dr. Ali Ergin, "Kalp krizi toplumda en sýk görülen ölüm nedenleri arasýnda gelir, erkek ve kadýn nüfusunun yüze 45-50'si kalp krizi sebebiyle hayatýný kaybetmektedir" dedi. Prof. Dr. Ergin, "Ülkemizde senede 170 -180 bin kiþi kalp krizinden hayatýný kaybettiði bilinmektedir. Kalp krizi belirtisi göðüste baský, aðýrlýk, yanma, ezilme, sýkýþma hissi ile baþlar. Bunun dýþýnda boðazda, çenede, omuzda, kollarda veya mide bölgesinde aniden baþlayan ve 15-20 dakikayý geçen aðrýlar kalp krizi baþlangýcýnýn habercisi olabilir" diyerek þu bilgileri verdi: "Bazý insanlarda bu aðrýlar þiddetli bazýlarýnda ise belli belirsiz olarak hissedilmektedir. Ölüm oranlarýnýn yüksekliði kimi hastalarda hastaneye geç gitme, kimi zaman hastalýðý önemsememe, kimi zaman ise nasýl olsa geçer ümidi taþýmasýndan kaynaklanmaktadýr. Kalp krizi þüphesi olan hastalarda gecikme durumunda kalp ritmi bozukluklarý meydana gelir ve kalp durmasý meydana gelebilir. Bu nedenle, bu hastalarýn bekletilmeden tam teþekküllü bir hastanede tedavi edilmesi gerekmektedir. Bunun dýþýndaki yöntemler maalesef geriye dönüþü mümkün olmayan boyutlara ulaþmaktadýr." Tekden Hastanesi anjiyo ünite sorumlusu Prof. Dr. Ali Ergin, "Dünya'da kalp krizi tedavisinde Altýn Standart olarak kabul edilen primer ptca iþlemi Kayseri'de sadece 2 merkezde 24 saat süre ile gecegündüz yapýlmaktadýr. Bu yöntemde, kalp krizi esnasýnda kol veya kasýk damarýndan, ilaç vermeden direk olarak, týkalý damar balon ve stent (çelik kafes) ile açýlmaktadýr. Tekden Hastanesi'nde de baþarý ile yapýlmaktadýr" diyerek, "Bu sayede yüzlerce hasta ölüm riskinden kurtulmuþtur. 7 gün 24 saat bu iþlemin yapýlabilmesi, Kayseri ve bölge Halký için büyük bir hizmet olarak gözükmektedir. Göðsünüzde, boðazýnýzda, çenenizde, omzunuzda, kolunuzda, mide bölgenizde ani baþlayan ve 15, 20 dakikayý geçen bir aðrýnýz varsa hiç oyalanmadan tam teþekkülü bir hastaneye baþvurulmasý gerekir. Modern týbbýn saðladýðý imkânlar Tekden Hastanesinde mevcuttur" ifadelerinde bulundu. Kent Haber Sulucakarahöyük/ NEVÞEHÝR Nevþehir Belediyesi Hizmet binasýnýn zemin katýnda hizmete geçirdiði Kentli Servisi ile modern bilgisayar sistemini ,halka verilecek hizmetlerin hem daha kýsa süreli ve hem de verimli bir þekilde sunulmasýna imkan saðlayan Nevþehir Belediyesi,bilimsel geliþmeyi halkýn yararlanacaðý hizmetler konusunda kullanmaya özel bir önem veriyor. Universal Bilgi Teknolojileri firmasý iþbirliði ile, Kentli Servisini hizmet aðýna katan Nevþehir Belediyesi, bu çerçevede hizmeti tek noktada toplayan, vatandaþý karþýlayan, belediyedeki iþlemleri için hazýrlayan, gerçekleþtiren ve yönlendiren servis ile etkin bir hizmet sunuyor.Konum itibarýyla vatandaþ ile belediye arasýna yerleþen, teknolojiyi çok iyi kullanan Kentli Servisi personeli ,ayný zamanda belediyenin vatandaþa bakan yüzünü de deðiþtirerek,yeni bir vizyona kapý aralýyor. 'Kentli Sistemi ile Zaman Kaybý Önleniyor' Beyzade & Erdal YILMAZ MUSTAFA SÜMEN Dünyada birçok geliþmiþ ülkede sýklýkla görülen bu uygulamalarý Nevþehir'de de baþlatan Nevþehir Belediyesi söz konusu Kentli Servisi ile, tüm bu iþlemleri yaparken, daha önce birimler arasýndaki kopukluk veya bilgi tutarsýzlýðý nedeniyle oluþan sýkýntýlarý önlediði gibi hiç bir saha çalýþmasý yapmadan ciddi bir bilgi akýþýnýn saðlanmasýna da önemli katkýlar saðlanabiliyor. Bu sisteme geçiþ yapmadan önce hizmet birimlerinin tüm çalýþanlarý ile birlikte bilgilendirme toplantýsý düzenleyen Universal Bilgi Teknolojileri firma yetkilileri,belediye çalýþanlarý da bilgilendirdiler. Bu bilgilendirmeler ýþýðýnda Nevþehir Belediyesi Bilgi-Ýþlem Servisi'nin saðladýðý bilgisayar alt yapýsý ile oluþturulan otomasyon aðý sayesinde Nevþehir Belediyesi'nde Sicil Güncelleme,Emlak,Çevre Temizlik ve Ýlan -Reklam Vergisi beyannamesi ile vatandaþlarýn belediyeye aktardýklarý þikayet ve dileklere iliþkin dilekçeler de ,bilgisayar sistemli mekanizma içerisinde deðerlendirilebiliyor. Türkiye'de çaðdaþ belediyeciliðinde öncülüðünü ortaya koyan bu sistemle ,ekibin yaptýðý her türlü çalýþma,vatandaþlara yönlendirilen bir ekrana yansýtýlmak suretiyle yapýlan tüm iþlemler anýnda vatandaþlar tarafýndan da görülebiliyor. Kentli Bilgi Sisteminin en temel özellikleri arasýnda yer alan 'Bilginin bir yerden girilip yetki dahilinde her yerden kullanýlmasý' özelliði nedeniyle de , Kentli Servisi tarafýndan güncellenen Kentli ve Taþýnmaz kayýtlarý, diðer tüm birimler tarafýndan kullanýlarak vatandaþýn iþlemi doðru ve hýzlý bir þekilde sonuçlandýrýlmasýný da saðlýyor. 1 þef ve 2 personelin görev yaptýðý Kentli sistemi vatandaþlar arasýnda da büyük bir ilgi uyandýrmaya baþladý. 7 ‘Yeni kriz önlemleri’ geliyor! Kapitalist firmalar, yedikçe iþtahý açýlan bir yaratýk gibi davranýyor. Yüz milyarlarca avroyu, dolarý yutan dev kapitalist firmalar, aradan bir yýl geçmeden yeniden “daha çok dolar ve avro” diye baðýrýyorlar. Hazineler, merkez bankalarý, emekçilerin sosyal fonlarý yaný sýra ülkelerin yeraltý ve yerüstü servetlerini de yaðmalayan bankalar, sigorta firmalarý, en büyük sanayi kuruluþlarý, daha çok, daha çok istiyor. Aldýklarý karþýlýðýnda, yeni bir üretim ve istihdam yaratmadýklarý gibi var olan iþçileri bile sokaða atmaya devam ediyorlar; iþçilerin ücret ve sosyal hak taleplerini reddediyorlar. Dahasý; bu doymak bilmez firmalarýn, Yunanistan, Portekiz ve Ýspanya gibi önemli ekonomileri þimdiden iflasýn eþiðine getirmiþken, Ýtalya ve Ýngiltere gibi en geliþmiþ ülkeleri de iflasýn kýyasýna getirdiði haberleri eksik olmuyor. En yoksul ülkelerde açlýk çatýþmalarýna, iç karýþýklýklara, Nijer’de olduðu gibi askeri darbeler de eklinmiþ bulunuyor. Çin ve Japonya gibi, krizin önceki dalgalarýnýn büyük tahribat yapmadýðý ülkelerde yeni týkanýklýklar ortay çýkarken, ciddi ekonomistler, ABD, Almanya, Fransa ve öteki en geliþmiþ ülkelerde geleceðe dair “kabus senaryolarý”nýn gerçekleþme ihtimalinin yüksek olduðunu belirtiyorlar. Bu geliþmeler, Almanya, Ýngiltere ve Yunanistan gibi ülkelerde grevlere kadar dayanmýþ bulunuyor. Bütün olanlar, birkaç ay öncesinde kapitalist iktisatçýlarýn ve siyasetçilerin “Artýk en kötüsü geride kaldý” yorumlarýnýn ham hayal olduðunu, yeni bir kiriz dalgasýnýn her an beklenebileceðini gösteriyor. Türkiye’de de “teðet geçen krizin” hasarýnýn büyüklüðü giderek daha çok görülür hale gelirken, elde avuçta ne varsa geçtiðimiz bir yýlda en büyük kapitalistlere aktaran hükümet, þimdi bütçe açýðýný azaltmak ve sermayeye yeni fonlar yaratmak üzere yeni zamlara, vergilere baþvurmaya hazýrlanýrken, yaðmalanacak yeni kaynaklar (özelleþtirme, ticarileþtirme) aramaya baþlamýþ bulunuyor. Nitekim; Ekonomiden Sorumlu Baþbakan Yardýmcýsý Ali Babacan, dünyada gidiþatýn yeni ve acýtýcý ekonomik tedbirleri zorunlu kýldýðýný söyleyerek, aslýnda yeni zam ve vergilerin, emekçi haklarýnda ve gelirlerinde yeni kýsýtlamalarýn iþaretini vermiþtir. Ekonomideki bu geliþmeler ve beklentiler, emek cephesinin; hýzla derlenip toparlanmasý ve krizin baþýndan beri “savunulmasý gerekir” denilip de savunulmayan talepler doðrultusunda mücadele için mümkün olan tüm güçleri birleþtirip harekete geçireceði bir mevziye girmeyi dayatmýþ bulunmaktadýr. TEKEL iþçilerinin baþýný çektiði son aylardaki mücadelelerde de açýkça görülmüþtür ki; sendikalar, alýnan kararlarý gereken ciddiyetle uygulamaya yönelmedikleri her durumda kararlar havada kalmýþtýr. Ama bu kararlarý emek örgütleri yeteri bir ciddiyetle uygulamaya yöneldiklerinde, hiçbir yerde Türkiye’nin emekçilerinin bu çaðrýlara kayýtsýz kalmadýðý görülmüþtür. Yaþananlar açýkça göstermiþtir ki; emekçiler, krizin yükünü reddedecek bir mücadele hattýna girmezlerse, “krizin derinleþiyor olmasý”ndan sadece emekçilerin yükünün artacaðý sonucu çýkar. Nitekim, hükümetler ve sermaye de bunu kullanýyor. Hükümetler, “Kriz derinleþirse iþsizlik artar, iþçiler ve emekçiler daha çok zorda kalýrlar” diye emekçileri krizin yükü altýna girmeye çaðýrýyorlar. Oysa bunun sonu yoktur ve son bir buçuk yýl içinde açýkça görüldüðü gibi, emekçilerin, krizin yükünü kabul etmesinden büyük firmalar kazanmakta, krizi bir fýrsata çevirmektedirler. Oysa emekçiler krizin yükünü reddederlerse, buradan emekçiler için bir fýrsat çýkar ve sermayenin iktidarýnýn bile “sallanacaðý” bir mücadele hattýna girilebilir. Ve ancak emekçilerin yaratacaðý baskýlar, kriz önlemlerini de emekçilerin sýrtýna yýkma yöntemleri dýþýnda seçeneklerin gündeme gelmesini saðlayabilir. Hükümet ve patronlarýn yeni kiriz önlemlerinin hýzla gündem getireceði anlaþýlýyor; emek örgütleri ve tüm emek cephesi, mücadele hattýný bu açýdan yenilemek durumundadýr. Evrensel SÝVAS/ANKARA - Alevi çalýþtaylarýna Kahramanmaraþ katliamý sanýðý Ökkeþ Þendiller’i davet eden Devlet Bakaný Faruk Çelik, Madýmak Oteli’yle ilgili karar vermek için gittiði Sivas’taki toplantýya da Madýmak katliamý öncesindeki “Bir defa þöyle bir fatiha okuyalým. Sonra þunlarýn ruhuna el fatiha diyelim” sözleriyle otelin yakýlmasýnda büyük rol oynayan dönemin Sivas Belediye Baþkaný Temel Karamollaoðlu’nu davet etti. Karamollaoðlu’nun, daveti geri çevirdiði öðrenildi. Toplantýdan ise Madýmak’ýn kamulaþtýrýlmasý kararý çýktý. Çelik, 35 aydýnýn yakýldýðý katliama Umay Aktaþ Salman baþlýklý çalýþmada sonuçlar çarpýcý: * Hikâyelerde aþýrýya kaçan her þey; fazla terlemek, fazla yemek, oynamak, fazla dinlenmek bir þekilde cezalandýrýlýp önemli bir ders ile sonuçlandýrýlýyor. * Çocuklara temiz olmalarý aþýlanýrken, bir yandan da temizlikte de aþýrý olmamalarý ve haftada iki kez duþ almanýn yeterli olacaðý vurgulanýyor. * Kültürel açýdan duyarlý, çok kültürlü, farklý etnik gruplardan çocuklarýn yer aldýðý kitaplara rastlanmýyor. * Kitaplardaki çocuklarýn hiçbiri engelli deðil. Hepsi çekirdek tipi ailelerde yaþýyor; yalnýzca bir kitapta annesi ve babasý boþanmýþ bir çocuk var. Eþcinsel ya da yalnýz ebeveynler ise yer almýyor. * ‘Meraklý’ , ‘ yaratýcý’ erkek çocuklarý dýþarýda oynayýp, babalarýyla bir þeyler inþa ederlerken ‘sevgi dolu’ kýz çocuklarýnýn evde anneleri ile kek yapýyor. * Erkek çocuklara ‘cesur’, ‘kahraman’, ‘aslan’, ‘usta’ sýfatlarý yakýþtýrýlýrken kýz çocuklarý ‘canikom’ , ‘ mercan balýðým’, ‘kýnalý kuzum’, ‘ ÝSTANBUL - Bilgi ve Bahçeþehir Üniversitesi’nden iki akademisyen okulöncesi çocuk kitaplarýný masaya yatýrdý. Sonuçlar çarpýcý; kitaplarda engelli, farklý etnik gruplardan çocuklara yer yok, çocuklarýn hepsi çekirdek ailelerde yaþýyor. Sünnet erkekliðe geçiþ töreni, sünettsiz olan pis. ‘Meraklý’, ‘yaratýcý’ erkek çocuklar dýþarýda oynayýp, babalarýyla bir þeyler inþa ediyor, ‘sevgi dolu’ kýzlar evde kek yapýyor! Çocuklarýna okuduklarý kitaplarda tek tip çocuk profili yaratýldýðýný fark eden Bahçeþehir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Öðretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hande Eslen Ziya ve Ýstanbul Bilgi Üniversitesi Ýletiþim Fakültesi Öðretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Itýr Erhat, kollarý sývadý. Çeþitli yayýnevlerinden son beþ yýlda yayýmlanmýþ 56 okulöncesi kitabýný hijyen, sevgi, çevre, sosyal roller, karakter ve tutum baþlýklarý altýnda taradýlar. ‘Dengeli, Ölçülü, Yetinen ve Tek Tip Türk Çocuðu: Okul Öncesi Çocuk Kitaplarýnda Kimlik Oluþumu’ sahne olan Madýmak Oteli’nin akýbetini belirlemek amacýyla, sivil toplum örgütleriyle toplantý yapmak üzere dün Sivas’taydý. Müze yapýlmasý istenen otelin geleceðini Sivas’ta yaþayanlarla görüþeceklerini belirten Çelik, Alevi vatandaþlarýn talepleri doðrultusunda ilk çalýþmayý Madýmak’ýn ne olacaðý konusunda yaptýklarýný söyledi. Çelik’in, sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin katýlýmýyla yaptýðý toplantýya Sivas katliamýnýn yaþandýðý yýl belediye baþkaný olan Temel Karamollaoðlu da, eski belediye baþkaný sýfatýyla çaðýrýldý. Karamollaoðlu’nun, partideki iþlerini gerekçe göstererek toplantýya katýlmazken, yakýn çevresine “Gitmem tepkilere neden olur” dediði öðrenildi. Karamollaoðlu, 2 Temmuz 1993’te Madýmak Oteli yakýldýðý sýrada olaylara müdahale etmemekle suçlanmýþtý. Katliamý yaþayanlar, kapanan Refah Partili Belediye Baþkaný Karamollaoðlu’ndan kitleyi yatýþtýracak bir konuþma yapmasý için çaðrýldýðýný, ancak Karamollaoðlu’nun konuþmasýna, “Bir defa þöyle bir fatiha okuyalým. Sonra þunlarýn ruhuna el fatiha diyelim” diye baþladýðýný, bunun üzerine ‘Mücahit Temel’ sloganlarý atýldýðýný tanýklýklarýnda anlatmýþlardý. Kamulaþtýrýlacak Çelik, Sivas’ta sivil toplum örgütleri, Sivas Valisi ve Sivas Belediye Baþkaný’nýn katýldýðý toplantýdan sonra yaptýðý açýklamada, Madýmak Oteli’nin kamulaþtýrýlmasýnýn ardýndan çok amaçlý kullanýlabileceðini, bunun kararýnýn da Sivaslýlara býrakýlmasýnýn doðru olacaðýný ifade etti. Çelik, unutulmamasý açýsýndan, 2 Temmuz’la ilgili bir aný bölümünün yer almasýyla ilgili ittifaka varýldýðýný kaydetti. Alevi örgütleri otelin utanç müzesi yapýlmasýný istiyordu. Radikal prensesim’ diye seviliyor. * Kitaplarda annelerin büyük çoðunluðu ev kadýný; eve ekmek getiren baba. * Sünnet bir erkekliðe geçiþ töreni olarak sunulurken, sünnetsiz erkeklerin pis ve saðlýksýz olduðu, hatta ‘ gerçek erkek’ olmadýklarý ima ediliyor. Kýz çocuklarý için ise böyle bir ‘geçiþ töreni’ne rastlanmýyor. * Çevre koruma kavramý aðaç dikmekten, çöpleri toplamaktan, çiçekleri sulamaktan öteye gitmiyor. Yrd. Doç. Dr. Ziya’ya göre kitaplarda farklýlýklara yer yok: “Gözlüklü çocuk bile yok. Farklý isimlere, etnik gruplara rastlamýyorsunuz. Boþanan aile ilgili bir kitap var. Orada da ana karaterin deðil onun arkadaþýnýn ailesi boþanýyor. Genelde kitaplarýn sonunda ders veriliyor. Çocuk utanýyor, hatasýný anlýyor.” Yrd. Doç. Dr. Erhat ise “Hoþgörünün ve farklýlýklara saygýnýn küçük yaþlarda öðretilmesinin önemi düþünüldüðünde kitaplarda yaygýn olan tek tip çocuk yetiþtirme politikasý endiþe verici” diyor. Radikal Caner Canerik tarafýndan çekilen ve yaylacý çocuklarýnýn yaþamlarýný anlatan 1 Saat 46 dakikalýk belgesel film Bertij, Türkçe ve Kürtçe çekildi. Adlarý Kürtçe olan çocuklarýn, Kürtçe bilmediði, adlarý Türkçe olan çocuklarýn ise Kürtçe konuþmasý gibi film sonrasý fark edilen ilginç gerçekliði barýndýran belgesel ayný zamanda Ýngilizce altyazýlý olarak gösterilecek. Geleneksel Kürt müziklerinin kullanýldýðý belgeselde en küçükleri 6 aylýk olan Dilan ile 12 Yaþýndaki Özgür gibi 7 çocuðun yaþamlarý, en renkli kiþilikleri oluþturan 2 Yaþýndaki Rozerin ile 2 buçuk yaþýndaki Rojbin'in hayatlarý merkez alýnarak anlatýlýyor... Küçük Maceracýlarýn Gözünden Adeta hiç bir þeyin olmadýðý mekânda, plastik poþetlerden bidon yapan, yaralý kuzuyu saðan yada ata binmek için dere tepe yuvarlanarak koþan, kendilerinden on kat büyük köpeðe tekme atmaktan çekinmeyen, kahvaltýda doymadýðý çayý, çadýr içerisinde kimse yokken yeni baþtan demlemeleri gibi onlarca küçük maceraya, çocuklarýn yaratýcýlýklarýna Rozerin ile Rojbin merkezli olarak aktarýlýyor... Büyüklerin yaþadýklarý; polisin rüþvet istemesi, hayvan satýþýndaki tüccarlarýn yaptýðý yolsuzluk, yayla sahiplerinin baskýlarý gibi sýkýntýlara da çocuk oyunlarýyla tanýklýk ediliyor. Çoðu zaman izleyiciyi güldürecek iþler peþinde koþsalar da, üstündeki elbiseleri bile parçalanmýþ oyuncak bebeðini 'tamir ettirme mücadelesi' gibi anlar da seyirciyi hüzünlendirecek. Filmin en büyük baþarýlarýndan birisi de tüm duygularýn çocuklarýn 'kamera algýsý'nýn henüz oluþmamýþ olmasý ve çekim ekibinin sýnýrlý diyalogla yakaladýðý baþarýlý çizgi tamamen doðal hallerinin gösterimini saðlýyor. Yaþça daha büyük olan Sebahat ve Özgür'ü izlerken de altýn arama macerasýndan koyunlarýn peþinde verdikleri koþuþturmalara ve küçük yaþlarýna raðmen kendilerine yüklenen görevleriyle hayatlarýndaki zorluklara tanýklýk ediliyor... Büyüklerin, genellikle detay ve müzik icra eden kiþiler olarak kendilerine yer bulabildikleri filmde, her adýmlarý ve söylemleri dramatik hikâyelerin bestelenip aktarýldýðý klamlarla eðlenceli, komik bir yaþamýn içerisinde var olan 'büyük' gerçekliðinin hüznüyle izleyiciyi etkisi altýna alýyor. Çocuklarýn Sýcak Dünyasýndan Bu filmde büyükler ve yaþantýlarý ikinci planda kalýrken, çocuk bakýþ açýsýný yansýtmak için kamera da genellikle onlarýn dünyalarýný iyi yansýtabilecek açýlarda kullanýldý ve çocuklar yürekleri kadar kocaman görüntülendi. Dersim coðrafyasýnda hep var olan sýkýntý ve hüzün sadece büyüklerin türkülerinde kendine yer bulurken, küçüklerin sýmsýcak dünyasýnda çok farklý bir Dersim'i izleyiciye sunmasý planlanýyor. Canerik, Dersim’in çocuklarýný anlatýyor Yönetmen Caner Canerik'in belgesel film Bertij'in yapýlýþ nedenine iliþkin açýklamalarý ise þöyle: Dersim 1938 yýlýnda büyük bir katliama maruz kaldý. On binlerce kiþi öldürüldü, onbinlercesi sürgüne yollandý. Sürgünden dönüþ sürecinde bir parça toparlanýr gibi olsalar da 1970’li yýllardan itibaren baþlayan süreç 1980 darbesiyle katmerleþti. 90’lý yýllarda Dersim yeniden ayný acýlarý yaþadý. Faili meçhuller, köy yakmalar ve yine sürgün insanlarý yaþamaktan bezdirdi. Bütün bu süreçte bir çok dram ve acý yaþanýlan bu coðrafyada, þarkýlardan, filmlere, fýkralara, belgesellere kadar çok sayýda eserde hep bu acý iþlendi. Bir anlamda içimiz kararmýþ tüm umudumuz kýrýlmýþtý. Var olan gerçeklikler öyle bir noktaya bizi götürüyordu ki, önümüzü göremez oluyorduk. Adým atacak mecalimiz kalmýyordu. Bizim ihtiyacýmýz olan pozitif, sýcak görüntülerdi. Bu sýcaklýðý en net olarak da çocuklarda görebilirdik. Bu nedenle de, Dersim’i doðasýyla, gerçek þartlarýyla aktarabileceðime inandýðým Bertij’lerin çocuklarýný çektik. Bu Dersim geleceðine yönelik umudun, Dersim insanýnýn sýcaklýðýna dair sevginin ve çocuk dünyasýna dair herkesin bir aný bulabileceði belgesel filmdir. BirGün Rus basýnýnda çýkan habere göre, sirkte saldýrganlaþan Zora isimli þempanze, Rusya’nýn güneyindeki Rostov kenti hayvanat bahçesine getirildikten sonra, baba olmasý ve markerlarla çizmeyi öðrenmesinin yaný sýra sigara ve alkol alýþkanlýðý da edindi. Bira ve sigaranýn hayvaný mahvettiðini yazan Komsomolskaya Pravda gazetesi, Zora’nýn gelen geçenden bira dilendiðini belirtti. Zora’nýn, bu zararlý alýþkanlýklarýndan kurtulmasý için, Moskova’nýn 800 km doðusundaki Kazan kentinde bir rehabilitasyon merkezine tedaviye gönderildiði kaydedildi. (aa) Radikal Mikro-kulak projesinin baþ araþtýrmacýlarýndan Glasgow Üniversitesinden Jon Cooper, cihazýn örneðin bir ilacýn kolibasili bakterisini nasýl parçaladýðýný keþfetmekte kullanýlabileceðini belirterek, mikrokulaðýn bilim adamlarýna mikroskoplarla görülebilen çok küçük olaylarý dinleyebilme olanaðý saðlayacaðýný kaydetti. Oxford Üniversitesi ve Ulusal Týbbi Araþtýrma Enstitüsü’nün iþbirliðiyle geliþtirilen mikro-kulak cihazýnda, minik cam veya plastik boncuklar bir lazer ýþýnýyla asýlý tutulurken, hücrelerle sürtünen mini boncuklarýn hareketleri ölçüldüðünde, moleküler ölçekteki güçlerden çýkan sesler elde ediliyor. Böylece bir hoparlörle dýþarý verildiðinde, titreþim duyuluyor. Cihazýn yakýn bir gelecekte laboratuvarlarda kullanýlmaya baþlanmasý bekleniyor. (aa) Radikal
Benzer belgeler
Zaman başka nasıl olabilirdi?
etmeye geldiðin zaman feryat etmeye
hakkýn yok” dedi.
‘Kafana Göre Atamazsýn’
Söz konusu konuþmayý gazetemize
yorumlayan Çaðdaþ Gazeteciler Derneði
(ÇGD) Baþkaný Ahmet Abakay,
“Baþbakan çok açýk þe...
Din Eğitimi Pedagojinin Sorunudur
edemeyiz. O zaman köþende yazý yazanýn
maaþýný sen veriyorsun, yarýn feryat
etmeye geldiðin zaman feryat etmeye
hakkýn yok” dedi.
‘Kafana Göre Atamazsýn’
Söz konusu konuþmayý gazetemize
yorumlayan ...